Page 1

«Ekonomizm» Nedir, YIL: 2 SAYI: 14

A¤ustos 1997

100.000 TL. (KDV Dahil)

Ne De¤ildir?

Darbe Rejiminin Sald›r›lar› Ve

Solun Açmazlar›

D

arbe hükümeti iflbafl›na gelir gelmez, misyonuna uygun icraatlara bafllamakta gecikmedi. Geçen say›m›zda da iflaret etti¤imiz gibi, bu hükümet, düzeni düzlü¤e ç›karma misyonuyla, burjuvazinin büyük kesiminin, en baflta da düzenin en diri kurumu olan ordunun deste¤i ile iflbafl›na gelmifltir ve do¤al olarak da önüne konulan program› uygulamakla yükümlüdür. Tekelci medya, Refahyol hükümetinin gitmesini ve ordu destekli Mesut Y›lmaz Hüküme ti’nin iflbafl›na gelmesini demokrasinin zaferi olarak sunsa da, bu hükümetin içinden geçti¤imiz dönemde burjuvazinin son flans› ve kozu oldu¤unu gizleyememektedir. Mesut Y›lmaz, güvenoyu görüflmesinde yapt›¤› konuflmada, ola¤an koflullarda hükümete gelmediklerini, devlette oluflmufl çarp›kl›klar›, devlet organlar› aras›ndaki uyumusuzluklar› gidermek üzere hükümete geldiklerini ifade ederken, hükümetin en etkili bakanlar›ndan Günefl Taner, yabanc› bas›na verdi¤i demeçte, bu hükümetin “hafif darbe” hükümeti oldu¤unu aç›klad›. Düzeni düzlü¤e ç›karma misyonuyla iflbafl›na gelen hükümet, ilk icraat olarak yüksek zamlarla ifle bafllad› ve Özal’›n yar›m b›rakt›¤› program› tamamlayarak, ekonominin istikrara kavufl-

Darbe rejimininin ekonomik ve politik sald›r› program›n› yaflama geçirirken bu derece rahat ve genifl bir toplumsal deste¤e sahip olmas›nda, liberali ve devrimci demokrat› ile tüm sol hareketin büyük sorumlulu¤u vard›r. turulaca¤›n› aç›klad›. Bunun iflçi s›n›f›na dönük topyekün sald›r› anlam›na geldi¤i, sendika bürokratlar›n›n ise bu sald›r›lar›n yap›lmas›nda, hükümetin en yak›n destekçileri konumunda bulunaca¤›, daha hükümet kurulmadan yap›lan kampanyalarla ortaya ç›km›flt›. Burjuvazi, fleriat-laiklik ekseninde sürdürdü¤ü kampanya ile, son y›llar›n en büyük toplumsal deste¤ine kavuflmufltu ve bu f›rsat›, bir türlü yürürlü¤e koyamad›¤› gerici reformlar› yaflama geçirmek, en az›ndan zemini düzlemek için kullanaca¤› belliydi. Bu hükümetin, iflçi s›n›f›na karfl› yo¤un bir ekonomik sald›r› program›n› yaflama geçirece¤i a盤a ç›km›flt›r; ancak onun misyonu bundan ötedir ve as›l ifllevini politik alanda oynayacakt›r. Bu politik ifllevin esas› ise, Türkiye’yi emperyalist hiyararflide bir bölgesel güç düzeyine ulaflt›racak politik reformlar›n yaflama geçirilmesidir. Politik reformlar, en baflta tüm düzen d›fl› dinamikleri, fliddetle veya gerici reformlar-

Devrimciler Ayd›nlar›n Vicdan›na Seslenmekten Vazgeçmelidir

B

u ülkede, devrimcili¤in, inan›lan dava u¤runa ölümü göze almak oldu¤u yeterince kan›tlanm›flt›r. Bunun en son örne¤i, ise, geçen ölüm orucu ve süresiz açl›k grevlerinde 12 devrimcinin ölümüdür. Ancak, ölüm ve bunlar›n sonuçlar› konusunda tam bir dengesizli¤in oldu¤u da yaflad›¤›m›z topraklarda çok görülen olaylardan biridir. ‹nsanlar›n yaflamlar›n› planlayarak sonlamas›n›n, ahlaki olarak soylulu¤u tart›fl›lmasa da, devrimci amaçlarla do¤rudan bir iliflkisi yoktur. Devrimciler, öznel olarak ölümü planlayamayacaklar› gibi, ölmemeyi de planlayamazlar. ‹flçi s›n›f›n›n toplumsal kurutuluflunu sa¤lamak için, burjuvaziyle zorlu kavgaya girerler ve bu kavgay› ölme riskini en aza indirgeyerek yapsalar da, diflinden t›rna¤›na kadar silahl› bir kurumlaflma olan burjuva

devletin y›k›lmas› savafl›m›n›n da, ölümüne bir mücadele olmadan baflar›ya ulaflamayac›¤›n› bilirler. Ancak, devrimciler, bu kavgaya ölmek amac›yla girmifl de¤illerdir; iflçi s›n›f›n›n, sonuçta tüm insanl›¤›n kurtuluflunu gerçeklefltirerek, yaflam› özgürlük ve eflitlik temelinde üretme, insanl›¤›n tarih öncesine son vererek insanl›¤›n bilinçli tarihini bafllatma savafl›m›d›r, devrimci savafl›m. Geçti¤imiz bir aydan fazla sürede, 1996 ölüm oruçlar› ve açl›k grevleri, devrimci yay›nlar›n iflledi¤i en önemli tema durumundayd›. Bu eylemin, kavga yoldafll›¤›n›n, inançlar› u¤runa yaflamlar›n› feda etme ruhunun anlam› üzerinde duruldu, tek tek devrimcilerin yaflam öyküleri anlat›ld›. Kuflkusuz, bunlar devrimciÁ

Devam› 4. Sayfada

la tasfiye etmek ve düzene ba¤lamak, bu zeminde devlet yönetimini yeniden yap›land›rmakt›r. Gerici reformlardan as›l nasibini alacak olan ise, Kürt devrimci dinami¤i ve Türkiye devrimci hareketidir. Burjuvazinin devrimci dinamikleri tasfiye etme plan›nda, hiçbir zaman kaba fliddet ögesi eksik olmam›flt›r, bunun önümüzdeki dönemde de fliddetlenerek devam edece¤i kesindir. Ancak san›lan›n aksine, burjuvazi, fliddeti as›l olarak, politik alanda younlaflt›racakt›r. ‹deolojik olarak zaten düzeniçi bir platforma teslim olan sol hareket, düzenin yönelifllerini kavrayamad›¤› ve ideolojik olarak kendini köklü bir yenilenmeye tabi tutmad›¤› ölçüde gerici reformlar›n daha fazla etkisine girecek, varolan bunal›m daha fazla derinleflerek, politik olarak etkisizleflecektir. Laiklik, demokrasi, hukuk, insan haklar›, bar›fl temalar› daha flimdiden, yeni hükümetin en önemli argümanlar› olurken, sol ise, bu geliflme karfl›s›nda nas›l bir politika gelifltirece¤i konuÁ

Devam› 2. Sayfada

l

Portre: Leon Troçki

l

fiiarlar›n Dili: “Yaflas›n Halklar›n Kardeflli¤i”

l

s. 8

s. 10

K›br›s K›br›s Halklar›n›n m›? s. 21

Bar›fl Slogan› “Sürekli Devrim” Olmal› s.16 l

l

‹RA ve ETA Dönemeç Noktas›nda s. 14


2

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

Solun Açmazlar› Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

sunda tam bir flaflk›nl›k içindedir. Kendi varl›¤›n› ve hedeflerini, “bar›flç›l siyasal çözüm”e endeksleyen bir Kürt hareketinin, “demokrasiyi kazanmay›” bir strateji düzeyine yükselten bir sol ve devrimci hareketin burjuvazinin gerici reformlar› karfl›s›nda, b›rakal›m bir iktidar gücü olarak varolmay›, ciddi bir muhalefet hareketi olarak bile ayakta kalmas› son derece zordur. Darbe Rejimi ve Sol Israrla vurguluyoruz: Türkiye solunun en önemli zaaf› iktidar perspektifinden yoksun olmas›d›r. ‹ktidar perspektifinden yoksunluk, burjuva düzenin temellerine yönelik bir savafl›m strajesine sahip olunmamas›nda, onun sonuçlar›na karfl› savafl›m›n strateji düzeyine yükseltilmesinde kendini en aç›k flekilde ortaya koymaktad›r. “Demokrasi mücadelesi”ni bir stratejiye dönüfltürmek bunun en önemli göstergelerinden biridir. Ancak, düzenin temellerine de¤il de, sonuçlar›na karfl› savafl›m sürdürenlerin sadece, “demokrasiyi kazanmay›” bir strateji sorunu olarak alanlardan ibaret oldu¤u san›lmamal›. Görünüflte sosyalist devrim stratejisini benimseyenler de, günlük politik tutumlarda, devrimci-demokrat ak›mlarla s›n›r çizgisi çekmek bir yana, onlarla ayn› konumlan›fl› benimsemekten kurtulamamaktad›r. Proleter devrimcilik, sadece proleter devrim stratejisini benimsemekle s›n›rlanamaz. Strateji, kendini tüm programatik yaklafl›mlarda, bu programatik yaklafl›mlar›n yol gösterdi¤i taktik tutumlarda, savafl›m biçim ve araçlar›nda da ortaya koymak durumundad›r. 28 fiubat’la bafllayan süreci, Refahyol’un düflürülmesi ve Mesut Y›lmaz hükümetinin kurulmas›n›, hiçbir tereddüte meydan vermeyecek flekilde darbe rejiminin yürürlü¤e konulmas› olarak tan›mlad›k. Genelde sol hareket ise, her zamanki hükümet de¤ifliklerinin arkas›ndan söylediklerinden farkl› bir tutum tak›nmad›. Liberal sol, darbe rejiminin fleriat tehlikesine karfl› gündeme geldi¤ini, meydan›n kendileri için daha elveriflli hale geldi¤ini hesap ederek, rahatlama içine girerken, devrimci-demokrat ve merkezci sol, içine girilen dönemin özgünlüklerini ve burjuvazinin program›n› anlamaktan uzak bir tutum sergileyerek, “bu bir sald›r› hükümetidir, mücadeleye devam” fleklinde özetlenecek bir politik tutum tak›nd›. Bir kez daha devrimci hareket, ba¤›ms›z bir gündeme sahip olmad›¤›n›, ba¤›ms›z gündeme sahip olmad›¤› ölçüde de, ya burjuvazinin gündeminin etki alan›na girerek(kemalist laiklikte ilericilik görerek veya sivil toplumculuk yaparak darbe rejimine karfl› fleriatç› tepkileri destekleyerek), ya da her iki tarafa da destek vermeden genel bir muhalefet çizgisi gelifltirerek devrimci bir politik tutum gelifltirmekte yaya kalm›flt›r. ‹flbafl›na gelen hükümetin, insan haklar›ndan, düflünce özgürlü¤ünden, özel tim ve koruculu¤un gözden geçirilece¤inden, yolsuzluklar›n üzerine gidilece¤inden çetelerin devletten temizlenmesinden bahsetmesi, demokratizmin etkisinden kurtulmayan devrimci harekette kafalar›n kar›flmas›na neden oldu.

Liberali de, devrimci-demokrat› da dahil, tüm sol hareket asl›nda ciddi bir açmazla yüzyüze kalm›fl, istemeyerek de olsa, demokratizm hastal›¤›ndan, kitle kuyrukçulu¤undan kurtulamad›¤› için, burjuvazinin kendi iç kavgas›nda taraf olmufltur veya apolitik bir “tarafs›zl›k”a mahkum olmufltur. Politikalar›yla, burjuvazinin ideolojik hegemonyas›n›n restorasyonuna katk›da bulunmufl, darbe rejiminin toplumsal deste¤ini oluflturan kitle içinde farkl› bir politik seçenek olmaktan ç›km›flt›r. Örne¤in, laiklik veya çetelerden devletin temizlenmesi zemininde ortaya ç›kan, direkt veya dolayl› yeni hükümeti destekleyen eylemleri, y›¤›nlar›n, ilericilerin tepkisi olarak de¤erlendirirken, Refahyol hükümetini destekleyen, onun düflürülmesini protesto eden, kesintili 8 y›ll›k e¤itimi savunan kitle eylemlerini “gericili¤in, yobazl›¤›n sokaklara ç›kmas›” olarak de¤erlendirerek, 8 y›ll›k kesintisiz e¤itimi destekleyerek adeta gericili¤in kendi iç çat›flmas›nda taraf olmufltur. Böylece de, bilinçleri çarp›t›larak gericili¤in toplumsal zemini haline getirilen “sol” kitleden kopmamak, hatta fleriata karfl› sürdürülen kavgadan parsa kapmak hesap ediliyor. Bugüne kadar muhalefet etmek üzerine kurulu bir politik çizgiye mahkum olan sol hareket, kendisinden daha “etkili” muhalefetler ortaya ç›kt›¤›nda, dolays›z olarak burjuva devletin izledi¤i politikaya yedeklenmekte; kendi d›fl›ndaki etkili burjuva muhalefetin tasfiye edilmesini, sanki bu tasfiyeyi kendi güçlerine ve gündemine dayanarak yapmakla ayn› sonucu verecekmifl gibi pasif bir flekilde seyretmektedir. Sanki iki seçenek var: Ya sivil toplumcular gibi, fleriatç› gericili¤in sivil toplum ve demokrasi içinde altedilmesini istemek, ya da devrimci-demokrat ve melez ak›mlar›n vaaz etti¤i gibi, sahipleri taraf›ndan fleriatç›lar›n ezilmesini solun hanesine yaz›lm›fl bir puan olarak de¤erlendirip, ellerini o¤uflturarak meydan›n kendine kalmas›n› pasif bir flekilde beklemek. Vurgulanarak ortaya konmal›d›r; darbe rejimininin ekonomik ve politik sald›r› program›n› yaflama geçirirken bu derece rahat ve genifl bir toplumsal deste¤e sahip olmas›nda, liberali ve devrimci demokrat› ile tüm sol hareketin büyük sorumlulu¤u vard›r. Bu durumun zemini, laik e¤itim, çetelere karfl› adalet ve hukuk, Kürt sorununa bar›flç›l, politik çözüm, kirli savafla hay›r, temiz toplum ve ayd›nl›k Türkiye kampanyalar›nda, ›fl›k söndürme apolitik “eylem”inde döflenmifltir. Burjuvazi ise, dün oldu¤u gibi bugün de, bu temalar› kullanarak, y›¤›nlar›n bilincini çarp›tarak teslim alm›fl, solu yede¤ine alm›flt›r. Burjuvazi bir taflla birkaç kufl vurmufltur ve bunda solun önemli sorumlulu¤u vard›r. Burjuvazi, kendi program›n› yaflama geçirmek için, hem gereksinim duydu¤u toplumsal meflruiyeti yaratm›fl; bu meflruiyet zemininde de, hem kendi iç hesaplaflmas›n› yapmakta, hem de iflçi s›n›f› ve devrimci harekete karfl›, ekonomik ve politik alanda topyekün sald›r›y› yaflama geçirmektedir. fieriata karfl› laiklik, yolsuzluklara ve çetelere karfl› savafl söylemi ile iflbafl›na gelen hükümet, 8 y›ll›k e¤itimde oldu¤u gibi, kendi program›n›n faturas›n› e¤itim vergileri ve zamlarla iflçi s›n›f›n›n s›rt›na y›kmakta ve ciddi bir muhalefetle de karfl›laflmamaktad›r. Biz, bu geliflmenin fark›nda olarak, daha Re-

fahyol’un hükümete geldi¤i ilk günlerde, Maya’n›n birinci say›s›nda, “Ne fieriat, Ne Kemalizm, Yolumuz Sosyalizm!” fliar›n› gündemlefltirerek flunlar› söylemifltik: “Emperyalizmin egemenli¤i koflullar›nda en büyük gericilik ve barbarl›k kapitalist üretim iliflkilerinin en yüksek aflamas› olan bu çürümüfl sistemin kendisi ve bu sistemin bekçili¤ini yürüten burjuva diktatörlükleridir. Emperyalizm ça¤›nda burjuva diktatörlü¤ünden öte bir gericilik yoktur.... Ça¤›m›zda laik burjuva ‘demokratik’ rejimle, ‘fleriat devleti’ birbirlerinin alternatifi de¤il, yedekleridir. Pehlevi diktatörlü¤ü ile Humeyni’ninki birbirlerine göre daha ilerici veya daha gerici de¤il, ayn› burjuva gericili¤inin rejimleridir; kemalist-laik rejimle fleriatç› rejim de öyle. Her ikisinin ve tüm burjuva diktatörlüklerinin biricik alternatifi sovyet demokrasisidir.”(Maya, say›:1) Kuflkusuz sorun, sadece laiklik ve fleriat ikilemi içinde birinin yandafl› olmak veya kendini “tarafs›zl›k” ad›na apolitik bir zemine mahkum etmek, genel geçer bir devrimci söylem tutturmak de¤ildir. Devrimci hareket, sadece düzenin gündemine hapsolmamakla yetinmemeli, devrimci komünizm program›n›n ayd›nlatt›¤› bir politik gündemi de güncellefltirmelidir. 8 y›ll›k e¤itim tart›flmalar›na karfl› birilerinin yapt›¤› gibi laik e¤itim saf›nda yeralmak; sivil toplumcu bir bak›flla fleriatç›lar›n öncülük etti¤i muhalefete prim vermek; genel geçer söylemle “çözüm devrim”de deyip, her durumda düzeniçili¤e mahkum “eflit, bilimsel, paras›z, özerk e¤itim”i temel taleplerden biri haline getirmek; devrimci bir çözüm ve politika olamaz. E¤itim sorunu sözkonusu oldu¤unda, komünistlerin programatik ve politik çözümleri, paral›-paras›z, kemalist laikçi-fleriatç› gibi burjuva e¤itim seçeneklerinden birisi olamaz. Bu ikilemlere düflmeden, sonuçta toplumun çal›flanlar ve bunlar›n s›rt›ndan yaflayanlar fleklindeki bölünmesini ortadan kald›racak siyasal ve toplumsal koflullar›n sa¤lanmas› yönündeki ufku kaybetmeden, çal›flanlar›n e¤itim, ö¤rencilerin ifl olanaklar›ndan yararlanmas› hedefiyle hareket etmelidir. Ancak böylelikle, düzenin sonuçlar›na de¤il temellerine yönelen devrimci bir savafl›m gelifltirilebilir, s›n›fsal farkl›l›klar üzerine yükselen politik tutumlar netlefltirilebilir. Türkiye devrimci hareketi, tarihinin çok yönlü ve yo¤un sald›r›lar›ndan biriyle yüzyüzedir. Türkiye devrimci hareketi, burjuvazinin kaba fliddet yöntemlerine “flerbetli” olmas›na ra¤men, ayn› fleyin burjuvazinin politik-sinsi yöntemlerine karfl› oldu¤unu söylemek olanakl› de¤ildir. Bunun temelinde ise, burjuva düzenin temellerine yönelik bir politik perspektiften yoksunluk yatmaktad›r. Devrimci hareketin karfl› karfl›ya oldu¤u açmazlardan kurtulmas›n›n koflulu, programatik ve örgütsel-politik düzeyde kendi kendisiyle hesaplaflmakve bu temelde ileriye ç›kmakt›r. ‹çinden geçti¤imiz dönem, kendi zaaflar›n› görmek ve ileriye ç›kmak bak›m›ndan, devrimci harekete tarihsel bir f›rsat sunmaktad›r. Unutmamak gerekiyor: Bu f›rsat›n gereklerini yerine getirmeyenler gereksizleflmekten kurtulamayacakt›r.J


3

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

‹flçi Semtlerinde 24 Saat Operasyon Darbe hükümeti, ilk uygulamalar›yla, tespitlerimizin do¤rulu¤unu ortaya koyuyor. Türkiye çap›nda sürekli operasyonlar gündemde. ‹stanbul’un çeflitli semtlerinde her akflam sürüler halinde gezen polisler, kimlik kontrolü ve üst aramas› yap›yorlar. ‹flçilerin ve devrimcilerin yo¤unlukta bulundu¤u semtlerde akflamlar› girifl ç›k›fllar tutuluyor, sürekli bir bask› ve gerginli¤i hakim k›l›nmaya ve toplum sindirilmeye çal›fl›l›yor. Bunlara al›flmayaca¤›z. ***

‘Sivil Kuvvetler Silahl› Kuvvetlere ‹htiyaç B›rakmad›’ Afla¤›da, Susurluk kazas›ndan bu yana geliflen süreci son derece net ve tam bir s›n›f bilinciyle sunan bir gazete yaz›s›n› yorumsuz olarak yay›nl›yoruz. “Deniz Kuvvetleri Komutan› Oramiral Erkaya, bildi¤imiz gerçe¤i Yavuz Donat’a anlatarak demokrasiye ve halka inananlar›n güvenini artt›rd›. - Ordu ihtilal yapacak m›yd›? - Yüz defa, bin defa hay›r. Asker ihtilal yapmak istemedi. Sivil kuvvetler, silahl› kuvvetlere ihtiyaç b›rakmad›. Refahyol iktidar› Türkiye’nin rotas›n› de¤ifltirirken darbe flüpheleri iyice artm›flt›. 28 fiubat tarihli Milli Güvenlik Kurulu bizce ordunun darbe yapma niyetinde olmad›¤›n›n göstergesi olmufltur. Susurluk’a gösterilen toplumsal tepki, rejimin güçlü bir sivil güvenceye art›k sahip bulundu¤u konusunda orduyu ikna etmifltir. Yan›lt›c› görüntüyü, irticaya karfl› tehlike alarm›n› askerlerin vermesi yaratt›. Bu da son y›llarda sivil kurumlar›n u¤rad›klar› itibar afl›nmas›n›n do¤al sonucuydu. Partiler halk›n gözünden düfltü¤ü, kurumlar da politize edildi¤i için bu görev ordu d›fl›nda bir kurum taraf›ndan yap›lm›fl olsayd›, halk tehdide karfl› bütünleflmek gerekti¤ini kavrayamayacakt›. (...)”

(Sabah, 12 A¤ustos, Güngör Mengi)

AZRA‹L‹N EFEND‹S‹: KAP‹TAL‹ZM‹N TA KEND‹S‹! Kapitalizm, yaln›zca profesyonel katilleriyle, bombalar› ve Y tüfekleriyle de¤il trafi¤iyle ve ifl cinayetleriyle de emekçilerin

ine ayn› güzergahta, yine mevsimlik ifllerinden memleketlerine dönmekte olan Kürt iflçiler... Tam iki y›l önce Çukurova’dan fi›rnak’a dönüyorlard›, geçti¤imiz günlerde ise fiereflikoçhisar’dan Urfa’ya. Yine bir kamyonun kasas›na doluflmufllard› kad›n-erkek, genç-yafll›; umutlar›, k›rg›nl›klar›, k›zg›nl›klar› ve bütün yorgunluklar›yla. Yine bütün televizyon kanallar› ve boyal› gazeteleriyle “ac›d›” onlara burjuvazi; “vahflet” dedi, “kim bunun sorumlusu” diye sordu hiddetle: “kasas›nda insan tafl›yan kamyonun otoyolda ne ifli var”d›, “bu yollarda hiç mi denetim yok”tu? “Bu devirde kamyon kasas›nda insan m› nakledilirdi?” Birkaç gün boyunca sordular bu sorular›. Peflis›ra baflka k›l›klara girmifl azrail, baflka yörelerden kapitalizmin barbarl›¤› ve yaratt›¤› sefaletinin çana¤›ndan kan içmelerini sundu gündeme de unutuldu kamyondakiler.

kan›n› içiyor; do¤al gaz çukurlar›nda, otoyollarda kamyon kasalar›nda... A¤r›’da bir baflka trafik cinayeti, Erzincan’da sel sular›n›n al›p götürdü¤ü köylüler... ‹stanbul’da art›k kronikleflmifl sel bask›nlar›. Fabrikalar›nda mahsur kalan iflçiler itfaiyenin botlar›yla, ya da yüzerek; müdürlerle patronlarsa helikopterlerle “kurtar›ld›lar”. 3 yafl›nda bir çocuk ise düfltü¤ü çukurdan kurtar›lamad›. Kamyondan önce de iflçi s›n›f›n›n evlatlar›n›n iflkence tezgahlar›ndan geçti¤i “Vatan”dan ç›k›p hemen karfl›s›nda bir “Do¤algaz çukurunun” bafl›na tünememifl miydi azrail? Bu kez de Adil Düzen’in belediyedeki amirleri k›l›¤›nda salmam›fl m›yd› iflçileri ölüm çukuruna?.. Kamyoncular da onlar› silmiflti gündemden. ‹ki y›l önceki “kamyon kasas› ci-

HAVUÇLU SOPALAR GEL‹YOR

A

nasol-D hükümeti, darbe rejiminde üstüne düflenleri, belirlenmifl program ve takvimi aksatmadan yerine getiriyor. E¤itim yasalar›n›n önce “gergin” sonra “sulu” görüntüler eflli¤inde ve gündeme abanarak geçip gitmesinin yan›s›ra zamlarla birlikte emek güçlerine sald›r› bafllat›ld›. fiimdi de devrimci ve komünist harekete dönük siyasal sald›r›lar s›radaki yerlerini almaya bafllad›lar. ‹lk ad›mlar da “Düflünceye Özgürlük” ve “Bas›n Özgürlü¤ü” kampanyalar› ile at›ld›. Bu kez havuç, sopay› gizleme için ayr›ca sunulmad›. Sopa, basbaya¤› yontularak havuca benzetilmiflti; “Bas›n aff›” için “teflmil yoluyla cezalar›n affedilmesi” uygun görülmüfltü. 3 y›l içinde ayn› “suçlar” tekrarland›¤›nda, “affedilenle” birlikte infaz gerçeklefltirilecekti. Göktepe Davas›, Ifl›k Yurtçu’ya Özgürlük, Bas›n Aff› gibi konular›n bir anda Demirel’in, Y›lmaz’›n, ANAP’›n, DSP’nin, CHP’nin, irili ufakl› bütün burjuva medyas›n›n ilgisine mazhar olmas›, darbe rejiminin gerici reformlar için kitle taban›n› geniflletme çabalar›ndan baflka bir fley de¤ildi asl›nda ve bunda da baflar›l› oldu¤u söylenebilir. Benzer bir duruma kendisi için karfl› ç›kan Yaflar Kemal de, özellikle Mesut Y›lmaz’›n “demokratik kiflili¤ine” iltifatlar ya¤d›rarak tasar›ya destek verdi. Liberal sol, “Özgür ve demokratik bir ülke için” burjuvazinin bu sald›r›s›na destek sunmakta gecikmedi. Ifl›k Yurtçu gibi ayd›nlar›n yüzüsuyu hürmetine bu kampanyaya utangaçca destek sunanlara ise komünistlerin diyece¤i var; Düflünceye gerçek özgürlük, ancak burjuvazinin egemenli¤inin sona erdirilmesiyle mümkündür. Hele bugünkü gibi u¤ursuz bir yasal düzenlemeyi desteklemek, burjuva egemenli¤inin toplumsal zemininde saf tutmak anlam›na gelecektir. Komünistlerin fliar› gene ayn›: “Özgürlük Savaflan ‹flçilerle Gelecek!”

nayeti”nden sonra, “freni patlayan kapitalizm, yaln›zca helikopterleri, F-16’lar›, roketleri, misket bombalar›yla de¤il, trafi¤i ve yaratt›¤› sefaletiyle de emekçilerin kan›n› içiyor” diye yazm›flt› komünistler. Bugün iki y›lda sefalet ve zulüm, azalmas› flöyle dursun misliyle artmas›na ra¤men iflçi s›n›f›, burjuvazinin egemenli¤ini tehdit edebilecek kadar dahi örgütlülük ve kararl›l›k gösteren pozisyonlar› alam›yorsa, bu onun siyasetinin zaaflar›ndand›r ve merkezinde de devrimci önderlik sorunu yatmaktad›r. Devrimci parti güçleri bu sorunun üstesinden geldi¤i gün, burjuvazinin ve kapitalizmin azraili de otoyollardan, sokaklardan, varofllardan, fabrikalardan yola koyulacak.

ÇALALIM B‹R BÜYÜK SINAV ÖNCES‹NDE DAHA... Zam kas›rgas›, ekmekten suya herfleyi önüne katt›, kas›p kavuruyor. Otobüste, dolmuflta, kahvede insanlar zamm› konufluyor, öfkesini dillendiriyor. “Demokratikleflme” diye aç›lan a¤›zlardan, at›lan ad›mlardan iflçi s›n›f›na, devrimcilere düflmanl›k yöneliyor. Darbe m›zra¤› çuvala s›¤m›yor. Kukla hükümetin bafl› ve bütün medyatik üyeleri, darbeyi ve zamlar› savunurken padiflah›n kakas›na övgü düzen hokkabazlara tafl ç›kart›yorlar. Farkettiniz mi, Karadeniz illerinde bile Mesut Y›lmaz, kendisinin ve kabinesinin bütün hünerine ra¤men pek keyifsiz. Sanki o savunmak için taklalar att›¤› darbe rejimin sahiplerinin gönlünün hofl olmad›¤›n› anlar gibi... Oysa, “ya¤d›r zamlar›, sald›r sald›rabildi¤in kadar Kürt hareketine ve emekçi s›n›flara, devrimcilere” diyen onlar de¤il miydi? Elbette onlar, ama bu sald›r›lar›n o kadar kolayca yap›lamayaca¤›n›, iflçi s›n›f›n›n o “ne yapaca¤› bilinmez” kesimlerinin öfkesinin “an gelip” patlamak üzere birikebilece¤ini hesaplayanlar da onlar. Çünkü onlar, iflçi s›n›f›n›n yenilir yutulur olmayan dinamikler bar›nd›rd›¤›n› 15-16 Haziran’dan, Tarifl’den, Gazi’den biliyorlar. fiimdi bir yandan o an›n s›k›nt›s› vuruyor yüzlerine, bir yandan da “evdeki hesab› çarfl›ya uydurmak” üzere yeni sald›r› planlar›n› haz›rl›yorlar. Bu topraklar›n devrimci ve komünist hareketleri bir önemli s›nava haz›rlanmal›d›r. Bu s›nav, düflman s›n›f›n haz›rlad›¤› sald›r›y› gö¤üslemek, emekçilerin iniltisini güçlü, kararl› ve kafa tutan hayk›r›fllara dönüfltürmek ve öfkesini iktidara yöneltmek için devrimci önderli¤in gereklerini yerine getirmekle bafll›yor.


4

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

De vr imciler Ayd ›nlar›n Vicdan›na Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

lerin politik e¤itimi ve moral motivasyonu bak›m›ndan anlaml›yd›. Ancak, tüm bu de¤erlendirmeler yap›l›rken, kimse ciddi bir flekilde bu politik eylemin anlam›, sonuçlar› üzerinde ders ç›karmaya yanaflmad›, gelece¤i ayd›nlatacak politik dersler, deyim uygunsa kuru ajitasyonlara feda edildi. 12 devrimcinin, düzenin cezavlerine yönelik bask›lar›n› protesto ederek ölmesinin, onlarcas›n›n sakat kalmas›n›n üzerinden bir y›l geçti. Bir y›l sonra, cezaevlerine yönelik sald›r›lar yine gündemde, devrimci gruplar bas›n aç›klamalar› ve gazete ilanlar› ile yeni sald›r›lara haz›rl›kl› olma ça¤r›lar› yapmakta. Oysa geçen y›l ayd›nlar›n arac›l›¤›yla yap›lan anlaflma, devrimciler taraf›ndan bir “zafer” olarak sunulmufltu ve bu “zafer”e de ayd›nlar tan›k gösterilmiflti. E¤er söylendi¤i gibi, ortada bir “zafer” olsayd›, bir y›l sonra yine ayn› taleplerle bir sa-

vafl›ma yeniden haz›rlanma ça¤r›s› yap›lmayacakt›. O koflullarda bir zafer kazanman›n olanakl› olup olmamas› bir yana, devrimci bir perspektiften bak›ld›¤›nda, iflçi s›n›f›n›n burju vazi karfl›s›nda bir politik at›l›m›yla birleflmeden, bunun süreklili¤ini sa¤layacak örgütsel mevziler yarat›lmadan, bir politik zaferden bahsetmek olanakl› de¤ildir. Devrimci hareket, burjuvaziye karfl› kavgada, zaferler kadar yenilgilerin de kaç›n›lmazl›¤›n› kavramak, yaflananlardan ders ç›kartmak zorunda. Kendi varl›klar›n› sürekli “zaferler”e endeksleyenler, uzun soluklu bir kavgaya haz›rlanamaz, gerçek zafere ulaflamazlar. 96 ölüm orucu ve süresiz açl›k grevleri de dahil, tüm zindan direniflleri sözkonusu oldu¤unda, as›l sorgulanmas› gereken, devrimcilerin gündeme getirdi¤i eylemlere yön veren perspektiftir. Düzenin sald›r›s›, aç›ktan devrimci tutsaklar›n devrimci kimli¤ini hedef alm›flt›, oysa devrimciler buna karfl›l›k olarak

devrimci kimli¤in savunulmas› temelinde bir eylemi gündeme getirmekten ziyade, bunu “insan haklar›” k›l›f› alt›nda gündeme getirmifller ve bu temelde “tüm insanl›¤›n” deste¤ini talep etmifllerdi. Anlaflma yap›l›rken bile, “vazgeçilmez talep” olarak, iki sorunu gündeme getirmifllerdi: “Tüm cezaevlerinde insani yaflam koflullar›na uygun olarak ve tek statünün oluflturulmas›”, “kazan›lm›fl demokratik haklar›n uygulanmas›na devam edilmesi”. Anlaflma bu temelde ve sözlü mutabakatla ve ayd›nlar›n tan›kl›¤› ile yap›lm›fl ve eyleme son verilmiflti. Geçen bir y›lda, soyut ve soyut oldu¤u ölç üde de burjuvazi ve devrimciler bak›m›ndan farkl› anlamlara sahip olan bu taleplerin mu¤lakl›¤› bir yana, bu taleplerin devrimcilerin istedi¤i ve bekledi¤i anlamda uygulanmad›¤›n› biliyoruz. Ayd›nlar, ise tarihsel misyonlar›na uygun olarak, insan haklar› flampiyonlar› olarak anlaflmay› kotard›ktan sonra, bir daha da ortal›kta görülmediler, sürekli bir heyet oluflturarak bu

ÖLÜM ORUCU VE AYDINLAR

Üstlenilmeyen Misyon Ayd›nlatmayan “Ayd›n”l›k Ölüm orucu tam 69 gün sürdü. Ayd›nlar ço¤unlu¤u itibar›yla bu sürecin ancak son bir haftas›nda ortada göründüler. Ancak son bir haftadaki s›n›rl› etkinlikleriyle kamuoyu “haa, bu ülkede ayd›nlar da varm›fl” dedi. Oysa onlar geliflmeleri, herkesten önce kavrayabilecek durumda olduklar› için teorik olarak öyle oldu¤u için ayd›nd›lar. Ama ölüm orucunda onlar›n gözünü kör, kula¤›n› sa¤›r eden bir yan vard›; ölüm orucuna yatanlar devrimcilerdi. Onlar y›llard›r devrimcilerin ölmesini seyrediyordu zaten. ‹nfazlar onlar›n d›fl›ndayd›. Ne zaman ki kay›plar mücadelesinde analar›n direnifliyle bir mevzi tutulmufl, bu mevzi art›k oligarflinin yok edemeyece¤i noktaya getirilmifl, ve ne zaman ki bundan dolay›, burjvazinin baz› kesimleri bile bunun meflrulu¤unu kabul etmifl, orada da ancak o zaman görünmeye bafllam›fllard›. Ölüm orucunda ölüme yatanlar DHKP-C’liydi, TKP(ML)’liydi, MLKP’liydi... yani bu “rumuz”lar onlar için “riskli”, tehlikeliydi. Ülkemiz ayd›n› devrimcilerden, devrimi hareketlerden, halk hareketlerinden uzak durmay› tercih etmifltir hep. Cunta ya da benzer koflullarda bile birfley yapaca¤›ndna bunun devrimciler d›fl›nda olmas›na özel bir itina göstermifltir. Bir Latin Amerika’da ya da örne¤in ikinci dünya savafl›ndaki Avrupa ülkelerinde silahl› mücadeleyi savnanlarla birlikte olan, ittifaklar yapan hatta silah elde savaflan ayd›n tarz› ve gelene¤i ülkemiz ayd›n›ndan oldukça uzakt›r. Elbette bu uzakl›¤›n kökeninde ayd›n olma misyonunun tam kavranamamas› ya da daha do¤ru bir deyiflle bu misyonun üstlenilmemesi vard›r. Sürecin ayd›nlar aç›s›ndan bir di¤er boytu kavray›fls›zl›k ve inançs›zl›kt›r. Çok çeflitli çevreler taraf›ndan bilgilendirilmelerine, hemen her fley burjuva ve devrimci bas›nda yaz›l›p çizilmesine ra¤men, ölüm orucuna giden süreci, ne amac› ne de yürütülüflü itibariyla kavrayamam›fllard›r. Daha tam ve aç›k bir deyiflle iflin ciddiyetine inanmam›fl, ne oligarflinin sald›r›s›n›n, ne de direniflin ciddiyetini görememifllerdir. Peki neden böyle olmufltur? Okuduklar›n›, duyduklar›n› neden tahlil edememifllerdir? Cevab› biraz yukar›da söylenenlerde vard›r: devrimcilerden uzakl›k ve düzen içili¤i adeta kutsama derecesinde mutlaklaflt›rma, ayd›nlar›n halk hareketlerini ve devrimci geliflmeleri bir ayd›n olarak bilimsel teorik düzeyde bile kavramalar›n›n önünde engel olmaktad›r. Hemen hiçbir fleyi yafland›¤› süreçte do¤r dürüst tahlil edemeyip net tav›rlar tak›namamalar› bu yüzden dir. Ve bu yüzden tüm bilimsel, sanatsal düzeylerine, teorik formasyonlar›na ra¤men oleigarflinin demagojilerinden en kolay ve en çabuk etkilenebilen kesimlerden biridirler. Elbette oldukça çeliflik bir durumdur bu. Hem ülkenin en okumufl, bilgili ayd›n insanlar›d›r, hem de bu kadar kolay kanabil-

mektedirler. Oligarflinin, halk›m›z›n bile kaale almad›¤› manevralar›, demagojileri bazen ayd›nlar aras›nda büyük yank› yaratabilmektedir. Ölüm orucu süreci ayd›nlar aç›s›ndan bu anlat›lan durumun da çok somt bir ifadesi ve kan›t› olmufltur. Oligarfli sürekli “yiyorlar, ölmezler” demagojisini ifllemifl ve ayd›nlar da çok büyük ço¤unlu¤u itibariyla gizli ya da aç›k buna inanm›fllard›r. Ayd›nlar e¤er o sürece, o süreçteki taa›rlar›na iliflkin bir “sorgulama” yapacaklarsa ki yapmal›lar, sorglamaya bu noktadan bafllamal›d›rlar: Devrimcilerin ölebilece¤ine, böyle bir cesaretin ve fedakarl›¤›n mümkün olabilece¤ine niye inanmam›fllard›r? Devrimcilerin “ölece¤iz” aç›klamalar›na niye itibar etmemifllerdir? Oysa ülkemiz ayd›n›n›n baflka fleyler bir yana ama bu noktada devrimcilere inanmas› için yeterince kan›t, yeterince yaflanm›fll›k vard›r.... “Ayd›n” deyince hemen herkesin akl›na gelen, bilimsel dünya görüflüne sahip bu dünya görüflünün gereklerine göre yaflayan, yönü ileriye dönük, bilgisi ve görgüsüyle karanl›¤a ›fl›k tutan, halka gidece¤i yönü gösteren kimse ya da kimselerdir. Ya da böyle olmas› gerekir. Gerekir diyoruz çünkü ülkemiz ayd›n›n gerçe¤i bu nitelikleri ya tam ifade etmekte ya da epey uzak durmaktad›r. En son örne¤i ölüm orucunda görüldü¤ü gibi, flu birkaç y›l içindeki son derece çarp›c› süreçlere, önemli olaylara ra¤men bu durum de¤iflmemifltir... Ayd›nlar›m›z kontrgerilla düzenini, faflizmin kendilerine dayatt›¤› onursuzlu¤a boyun e¤emez. Kendini buna lay›k göremez. Yap›lmas› gereken ortadad›r. Burjuva ideolojisinin güdümünde küçük burjuva ayd›n› olmay› reddedip halk›n ayd›n› olmak, ilericilik, ayd›nl›k misyonuna sahip ç›kmakt›r... Hemen herfley, oligarflinin demokrasicilik manivralar›, Susurluk’ta a盤a ç›kan iktidara karfl› halk›n mücadelesi, halk›n adalet iste¤i ve halk›n fliddetinin ygulanmas›, halk güçlerinin de¤iflik düzeylerde birli¤inin sa¤lanmas›, halka somut bir iktidar hedefinin kazand›r›lmas›, evet, gündemde olan hemen herfley, ayd›nlar›n üstlenilmeyen misyonlar›n› üstlenmelerini dayatmaktad›r. Ayd›nlar›m›z, tüm bu görevlerden, flu ya da bu gerekçelerle kaçacaklar m›, yoksa bu görevleri üstlenecekler mi? Tarihin ayd›nlar›m›z hakk›ndaki yarg›s›, iflte bu görevler karfl›s›ndaki tutumlar›yla verilecektir.

Halk ‹çin Kurtulufl Dergisi 26 Temmuz, 1997, Say›: 40


5

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

S e s l e n m e k t e n Va z g e ç m e l i d i r haklar›n izleyicisi olacaklar›na söz vermelerine ra¤men. Geçen bir y›lda yaflananlar›n ard›ndan, yeni bir sald›r›n›n gündeme geldi¤i koflullarda, bu anlaflman›n uygulanmamas›n›n hesab› kimden sorulacak? Burjuvazi dün oldu¤u gibi, bugün de, s›n›f tavr›na uygun davranm›fl, devrimci tutsaklara dönük sald›r›lar›n› devam ettirmifl, kendisi aç›s›ndan yapmas› gerekeni yapm›flt›r. Ayn› flekilde, ayd›nlar da, eylemin devleti dünya ve Türkiye kamuoyunda s›k›nt›ya soktu¤u bir aflamada devreye girerek, anlaflman›n yap›lmas›na arac›l›k etmifller; böylece insan haklar› savunucusu olarak hem kendilerini bir kez daha medyan›n gündemine sokmufllar,hem de asl›nda devletin de insan haklar›na uygun davranma konusunda bir sorunu olmad›¤›n›, adeta sorunun bir yanl›fl anlama ve diyalog eksikli¤inden geldi¤i izlenimini vererek düzeni bir kez daha aklam›fllard›r. Ayd›nlar, misyonlar›na uygun bir rolü daha yerine getir-

mifllerdir: Devrimcilerin, gerçekte fliddet yanl›s› olmad›¤›n›, “masum” insanlar olduklar›n›, tek isteklerinin Avrupa standartlar›nda bir insan haklar›n›n yaflama geçirilmesi oldu¤unu aç›klayarak, onlar› devrimci kimli¤inden ar›nd›rarak, birer demokrat olarak sunulmas›. K›sacas›, ayd›nlar da s›n›f tav›rlar›na uygun bir tutum tak›nm›fllar, devrimcileri devrimci kimli¤in savunusu nedeniyle de¤il, demokratik talepleri gündeme getirmesi nedeniyle desteklemifllerdir. Burada, gerçek kimliklerine, savunduklar› davan›n gereklerine uygun bir politik tutum tak›nmamakla, devrimciler aç›kça sorumluluk sahibidirler ve geçen bir y›ll›k sürede bunu aç›kça ortaya koyacaklar›na, ayd›nlar›n tutars›zl›klar›ndan yak›narak, onlar›n vicdan›na seslenerek durumu kurtarmaya çal›flmaktad›rlar. Oysa ayd›nlar›n tutars›zl›klar›n› görmek için bir y›l beklemek, bir y›l önce, onlara yapt›klar› hizmetler nedeniyle, gazetelerde teflek-

Ayd›nlar›m›z Neyi ‹zliyor? Bir kaç söz de ayd›n ve sanatçlar ile demokratik kitle örgütlerinin kimi temsilcilerine söylemeliyiz. Özellikle ölümlerin artmasy›la birlikte gösterdikleri duyarl›l›k, ne yaz›k ki, saman alevini and›rd›. bir y›l sonra sanki böyle bir eylem yaflanmam›fl ve sanki kendileri tutsaklara sahip ç›kma konusunda hiç onur ve namus sözü vermemifller gibi davran›yorlar. “Heyet”ler oluflturan, “izleme komiteleri” kuran ayd›nlar›m›z; flimdi heyhat dedirtecek durumda: Adeta tutsaklar onlar› izliyor. Ne bir ses, ne bir selam... “Ölüm orucu direniflçileri uyuyan vicdan›m›z› dürttüler, bize etik dersi verdiler, her koflulda direnmenin alt›n› çizdiler” diyorlard›r. O zaman ö¤rendiklerini flimdi unutmufla benziyorlar. Demeçler verirken, onlar› anan toplant›larda konuflurken, tutsaklara sahip ç›kman›n gereklili¤inden söz ediyorlar. Çok do¤ru söylüyorlar. Ölüm orucu ve süresiz açl›k grevinden bedensel rahats›zl›klarla ç›kan devrimcilerin sa¤l›k sorunlar› oldu¤u gibi sürüyor. Üstelik zindanlara dönük yeni ve daha kapsaml› sald›r› haz›rl›klar› yap›l›yor. Devlet, birinci y›ldönümünde, yenilgisinin intikam›n› almaya yönelik planlar yap›yor. Ayd›nlar›m›z ise, hala “izliyorlar”; yani seyrediyorlar. Oysa “insan›n iktidara karfl› savafl›m›, belle¤in untufla ve susufla karfl› savafl›m›d›r”. Tarihi nutmamak gerekiyor.; belle¤i ve vicdan› susufla ve unutufla karfl› savaflt›rmak gerekiyor. tutsaklar, onikilerden ibaret de¤il, sahilrenmek de Onikiler’i anmakla s›nr›l› de¤il. Fakat bizim ayd›nlar›m›zda, ço¤unlkla, pasif kavray›fl ve alg›lay›fl egemendir. Deniz an›l›r, fakat O’nun illegal bir örgütün önderi oldu¤u ve dara¤ac›nda sosyalizm fliar›yla kürsüyü tekmeledi¤i hat›rlanmak istenmez. Che, “çok sevilir”; ama yine O’nun da illegal bir örgütün önderi olarak Bolivya da¤lar›nda ölümü devrimci hayk›r›fllar›yla kucaklad›¤› gözard› edilmeye çal›fl›l›r. Olgunun aktif ve canl› taraf› talilefltirilir, “dramatik” yan› öne ç›kart›l›r. Ölüm orucu direniflçileri bak›m›ndan da ayn› durum sözkonus. Nedenleri, niçinleri, ayrc› ele al›nmal›; ama s›r olmad›¤› da biliniyor. Ayd›nlar›m›z, bunlar› savnman›n, genel olarak devrimi ve tüm devrimcileri savunmak/desteklemek anlam›na geldi¤ini kabul eden bir cesaret ve aç›kl›¤› art›k benimsemelidirler. Che’de, Deniz’de gördükleri güzellik, as›lnda bütün devrimcilerdeki kollektif zenginliktir. Ölüm orucu direniflçilerinden ö¤rendikleri, asl›nda tüm ttsaklar›n ortak de¤eridir. B gerçe¤e göre hareket etmeliler. B gerçe¤in projektörüyle “ayd›n”lanmal›lar. Ölüm orucundan bir y›l sonra at›lacak ad›mlar, yürütülecek çal›flmalar, bu gerçe¤i yok saymadan flekillenmeli. Hücre tipi dayat›l›yor, sessiz mi kalacaklar? Harekete geçip durduklar› yeri belirlemek için yeni ölümleri mi bekleyecekler? Devletin güncel sald›r› haz›rl›¤›n› görmezlikten gelip yine son anda m› kuracaklar “komite”lerini? Hep gençler copland›ktan, analar yerlerde sürüklendikten, devrimciler kitlesel ölümlerin s›n›r›na geldikten sonra m› hat›rlayacaklar ayd›n olduklar›n›? “Hay›r” diyebilmemiz için, yukar›daki vurgular ›fl›¤›nda, hiç de¤ilse bir y›ll›k tutumlar›na nesnel bir sorgulaman›n merce¤inden bakmalar› gerekiyor.

Özgür At›l›m Gazetesi 2 A¤ustos, 1997, Say›: 70

kür ilanlar› yay›nlay›p, sonra da “tutars›zl›ktan vazgeçin” gibi ça¤r›lar yapmak gerekmiyordu. Ayd›nlar dün neyse bugün de odur, devrimci bir önderli¤in yarataca¤› bir politik kas›rgan›n etkisiyle ileri ç›kana kadar da öyle kalacaklard›r. Kendi tutars›zl›klar›n› aç›klamay›p, kafa kar›flt›rmaya devam ederek, ayd›nlar›n tutars›zl›¤›ndan yak›narak çareyi onlar›n vicdan›na seslenmekte bulan iki tipik örne¤i, yan sütunlarda yay›nl›yoruz. Oysa, yap›lmas› gereken, ayd›nlara olmad›k misyonlar yükleyerek, onlar›n vicdan›na ça¤r› yapmak de¤il, devrimcilerin, demokratizm hastal›¤›ndan kurtularak, devrimci kimlikleri temelinde kendi vicdanlar›n› harekete geçirmeleri, kendi göbek ba¤lar›n› kendileri kesecek, böylece de ayd›n ilericili¤inin devrimci kimli¤in yan›nda saf tutmak anlam›na geldi¤ini görmeye zorlayacak bir politik önderli¤in yarat›lmas› kavgas›na kat›lmalar›d›r.

Elefltirel Uyan›kl›¤› Koruyal›m

G

eçmiflte de pekçok örne¤ine raslanan ve bolflevikleri her f›rsatta ayr›mlar›n› çizerek hesaplaflmak durumunda b›rakan e¤ilimler; bugün de¤iflikliklere u¤rayarak da olsa karfl›m›za ç›k›yor. Devrimci enternasyonalist bir önderli¤in ve komünist bir siyasetin yoklu¤u, pekçok devrimci örgütün, düflünce ve olaylar› fiilen kontrol eden bir yap› olmaktan öte, bu olaylar›n bask›s› alt›nda debelenerek kaybolmas›na ya da ayn› anlama gelmek üzere kendinden baflka bir «fley»e dönüflmesine neden oldu. At›lan her ad›m, söylenip yaz›lan her fikir «varolana göre sol» olmaktan, burjuvazinin de¤irmenine su tafl›maktan öteye gidemedi. Yenilik ve devrimcilik ad›na ses getiren düflünce ve eylemler, bir umudun, iddian›n de¤il, karamsarl›¤›n, y›lg›nl›¤›n, kendine ve dayanmay› hesap ettikleri y›¤›nlara güvensizli¤in bir ifadesi olarak belirirken, verili kanallardan «yeni» yollar aç›lmaya çal›fl›ld›. Ancak geçmifl devrim deneyimi ve teorik birikimi kendinde cisimlefltirmifl komünist partinin yoklu¤u, yeni ve/veya eski türden siyasi ak›mlar›n içine düfltükleri bu bofllu¤un nedeni oldu¤u kadar sonucunu da oluflturuyor. Bugün çok daha a¤›r bedellere malolarak varl›klar›n› sürdüren bu ak›m ve örgütler bugünkü durufllar›n› de¤erlendirebilecek bir karineden, kendilerini gösteren bir aynadan mahrumdurlar. ‹flte devrimci parti gelene¤ini oluflturmak iddiam›z› yerine getirmek için yap›lmas› gerekenlerden biri, t›pk› geçmiflte bolfleviklerin yapt›¤› gibi bu ak›mlar› de¤erlendirerek onlarla ayr›mlar›m›z› ortaya koymak, tüm siyasi güçlerin birbirleriyle ve s›n›fla iliflkilerini de¤erlendirmektir. Tüm dönem tan›mlamalar›n›n, varolan ak›mlar›n geçmiflle ba¤lar›n› kurarak s›n›fland›r›lmas›n›n, bunlar›n günlük faaliyetlerinin her f›rsatta de¤erlendirilmesinin önemi de burada yat›yor. E¤er devrimci parti gelene¤i yaratacaksak, bunu gerçeklerden kaç›narak de¤il, elefltirel uyan›kl›¤› hem kendimize hem de muhataplar›m›za yönelterek yaratabiliriz diyorsak varolan› ve olabilcekleri ne büyüterek ne de küçümseyerek, yerli yerine oturtarak gerçeklefltirece¤iz. Elbette bunda amaç, bu siyasetlerin hedef al›nmas› de¤il, onlar›n amatörlüklerinin ve siyasi durufllar›n›n farkl›l›klar›na varmak, vard›rmak, «ayna» olmak ve onlar›n durufllar›n› etkilemek, hem de önümüzdeki tuzaklar›n fark›na vararak, onlarla ayn› olamazsa da benzer hatalar yapmamak riskini gözönünde bulundurarak ibret almakt›r. Tüm bunlar, haz›rl›k dönemi çal›flmas›n›n partiye, parti organlar›n›n da ayaklanma ve önderli¤i ele alma an›n› belirleme yetenek ve kapasitesinin gelifltirilmesine hizmet edecektir.

Bir Maya Okuru


6

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

1 Eylül Dünya Bar›fl Günü'nde

Bar›fl Slogan› "Sürekli Devrim" Olmal›! Savafl›n bafll›bafl›na bir siyaset oldu¤unu, savafls›z bir saniyenin geçmedi¤ini biliyoruz. Emperyalizm ça¤›nda ve sermayenin egemenli¤inin sürdü¤ü koflullarda bar›fl; savafl›n farkl› araçlarla sürdürülmesidir. MAYA, "bar›fl kimin için, nas›l ve niçin" özel say›s›ndan ald›¤›m›z bu sat›rlar hoflluk olsun diye söylenmedi. 19. yüzy›l›n Prusya'l› paflas› Karl Clautsewitz'in, "savafl, politikan›n baflka araçlarla sürdürülmesidir" sözünden baflka tan›m bilmeyenlerin, savafl ve bar›fl aras›nda kurduklar› birebir iliflki ve karfl›tl›k durumu, hem savafla karfl› duruflu hemde bar›fl savunuculu¤unun politik çeperini belirlemede tayin edici olmaktad›r. Daha do¤rusu kulland›¤›m›z kavramlar›n s›fat›n› belirterek konuflmal›y›z. Yani "savafl"›n ve "bar›fl"›n burjuva s›n›f› yap›s›n›n ad›yla zikredilmesi gerekiyor. Herkes için ayn› anlama gelen savafl ve bar›fl olamayaca¤›na göre, genel emek-sermaye çat›flmas›ndan ba¤›ms›z bir savafl ve bar›fltan sözedilemez. Her savafl (devletten-devlete, iç savafl, bölgesel savafl, topyekün savafl), s›n›f çat›flmas›n›n (buna burjuvazinin rekabetine dayanan savafllar da dahil) s›cak çat›flmalar halinde sürdürülmesi demektir. Pazarlar›n yeniden paylafl›m› olsun, yeni iflgal alanlar› olsun, bu konuda yürütülen savafllar, yeni karlar için, yo¤un emek sömürüsü ve do¤an›n ya¤malanmas› anlam›na gelmektedir. Savafllar, hangi milliyetin daha kahraman oldu¤unu göstermek için de¤il, geliflkin silahlar›n da deneysel reklam›n›n yap›ld›¤› hüviyetle yap›lmaktad›r art›k. Körfez savafl› buna tan›kl›k etti. Burjuvaziye hem petro-dolar› denetleme hem de ak›ll› füzelerin al›c›lar›na gösterme f›rsat› yaratt›. Bir kere savafl›n, bafll›bafl›na siyaset oldu¤una itibar etmeyenler, savafl›n nedenlerini de resmi rivayetlere havale ettiler. Bugün I. Paylafl›m savafl›na, "bir S›rp manya¤›n›n Avusturya veliaht›n› öldürmesiyle" sebebiyet verdi¤ine inananlar›n say›s› geçmiflten daha fazlad›r. Keza II. Paylafl›m Savafl›'n›n müsebbibinin "Hitler delisi" oldu¤u gibi(!), Körfez Savafl›’n› da "Saddam manya¤›n›n kafa tutmas›"na ba¤layanlar oldu. Besbelli, av hikayelerini avc›lar yazmaya devam ediyor. Sorgulayanlar› olmad›¤› sürece bu öyüklür, hükmünü sürdürece¤e benzer. Bu hikayeleri "yutmad›¤›na" inananlar ise, savafl›n yaratt›¤› tahribat karfl›s›nda dehflete düflerek, savafl› maddi ve politik s›n›fsal zemininden kopartarak, yine burjuvazinin icad› olan, insan haklar›, demokrasi pasifizm, anti-militarizm gibi argümanlarla, yeni hikayeler için yeni sayfalar açmaktalar. Savafl›n dehfleti ve sonuçlar› kapitalizmle birlikte, bütün aksesuarlar› ve aktörleriyle bir sanat eseri(!) anlay›fl›yla sunuluyor. Clausewitz'in baflka teorik ve pratik katk›lar› da var; "Canl›/cans›z sivil hedefleri savafl alan›nda” say›p, 'topyekün savafl' anlay›fl› yan›nda, "düflman›n savaflma iste¤inin yok edilmesi”ni savafl›n stratejik hedefleri aras›na alarak "psikolojik savafl" anlay›fl›n›n temellerini (sivilleri de içine alan ideolojik-psikolojik silahlar› da önemseyen ça¤dafl savafllar) artt›. fiimdilerde "kirli savafl" diye nitelendirilen "özel savafl" (!) icatlar›, asl›n› revize etse de yeni de¤il ve bu topraklar üzerinde oldu-

¤u gibi, dünyan›n öteki bölgeleri için de yüzy›l› aflk›n bir aflinal›k vard›r. Buna karfl› devrimcilerin tutumu da teorik ve pratik olarak belirlenmifltir. Yüzy›l önce, "bütün ülkelerin iflçileri birleflin" ve "savafl naralar› sürekli devrim olmal›d›r" fliarlar›n›n organik iliflkisinin, s›cak savafl çat›flmalar›n›n olmad›¤› bir düzlemden azade olarak kurulmad›¤›n›, tam aksine her halükarda burjuva siyaset konjonktürünün ve s›n›f çat›flmas›n›n mihengine vurularak, savafla karfl› sahici bar›fl›n (demokratik ve ilhaks›z), devrimle-dünya devrimine büyümeyle olabilece¤ini ortaya koydular. Ekim devrimi, bir emperyalist savafltan ç›kmas› (iç savafla dönüfltürerek) ve sahici bar›fl›n yolunu aç›c› kilometre tafllar› koymas› bak›m›ndan ö¤reticidir. "Eski savafllar›n tad› kalmad›" der gibi, kapitalizm ça¤›n›n savafllar›ndan dert yanma (bunu sonuçtlar› itibariyle tablolardan görmek mümkün), bar›fl›n da sosyal bir dert olarak ele al›nmas›na neden oldu. Oysa bar›fl siyasal bir sorundur. Savafl günlerinin içinden bir günün (1 Eylül) bar›fl günü ilan edilmesi ve hamasi nutuklara palavralara, "sol"dan politik destek sunulmas›, gelece¤in bar›fl günlerini (devrimci manada) zora sokmakta, ertelemektedir. Bu bak›mdan komünistlerin ve devrimci iflçi hareketinin görevleri a¤›rlaflmaktad›r. Savafla karfl› mücadelenin, f›ç›n›n içinde kalarak, feylezofca laflarla ve sivil inisiyatiflerle geçifltirilemeyece¤i deneylerle sabit. Kapitalizm bize savafl ve bar›fl gibi iki ayr› kategori sunmuyor asl›nda. T›pk› savafl isteyen ve istemeyenler gibi. Bu da bir burjuva ideolojik safsatad›r. Oysa kapitalizm tek bir süreci dayatmaktad›r. Proleter devrimleri ça¤›nda, devrimler (proleter devrim, devrimci ulusal hareketler, hakl› savafllar) ve karfl› devrimler (nesnel olarak emperyalist savafl, haks›z savafllar gibi) çat›flmas›n›. Sonuçlar› itibariyla insanl›¤› ilgilendiren y›k›m ve yeniden kurullufllar, çözümünü "insanl›k sorunu" soyutlamas›yla de¤il, politik bir görev olarak dayatmaktad›r. Muhataplar› ilkelde, komünistler, devrimciler, iflçi hareketidir. Bunlar›n komünist bir önderlik alt›nda birleflmifl, enternasyonal-devrimci parti ihtiyac›yla somutlanmas› kofluluyla. Sürekli bar›fl giriflimcilerinin (pasifizm) ve "halk savafl istemiyor" diye, onu devrimci savafla yönlendirmek yerine, halk dalkavuklu¤u yaparak, burjuva bar›fla (kirli bar›fl) ikrar verenlerin, yeni savafllara alan açan, savafl, kimin içinnas›l bir savafl? sorular›n› da tereddütsüz cevaplama kayg›s› tafl›mayacaklard›r. Bu bak›mdan onlar›n gelece¤i de, burjuvazinintoplumun bafl›na bela karartmalar›ndan farkl› olmayacakt›r. "Kirli savafl" kadar "kirli bar›fl" ça¤r›lar›n›n burjuva içeri¤ini kavrayamayanlar, Savafl-Bar›fl (!) kavgas›nda General Motke'den veya Freud'dan daha radikal söylem ve tutum belirleyemeyeceklerdir. Demek ki komünistlerin karfl›s›nda burjuva cenah›n sadece savafl-bar›fl! cephesinin asli unsurlar› de¤il, tali unsurlar› da yeralmaktad ›r. Burada savafla dair, kimi simalar›n teorik olarak neler yaz›p çizdiklerini anmaya gerek yok. Malthus'tan, Von Motke'ye, Eflatun'dan Nietzc-

he'ye, Freud'dan Einstein'e kadar birçok zat kelam etmifllerdir. Tümünün ortak özelli¤i savafl›n, tanr›sal bir vergi, kiflinin tutku ve güdülerinin konusu old¤u veya bir nevi "toplumun kan almas›" gibi savafl› do¤al ve kiflisel saiklere indirgeyen teorik mülahazalara rastlamak mümkün. Hal böyle olunca, "hal" yolu da baflka bir faciaya neden olmaktad›r. Bütün bunlar›n üzerinde yeralan ve savafla hukuki bir tan›m ve hukuksal kurallar getiren emperyalist haydutlar›n örgütü BM'lerin çizdi¤i çerçeve, bugün sözümona devrimci hareketlerin (atalar›n›n inayetiyle) de itibar etti¤i, "sözleflmeler", "dünya hukuku" kurallar› ba¤lay›c› nitelik haline gelmifltir. "Topyekün savafl" teori ve prati¤inin koruyuculu¤unu yapan BM'den, demokratik bar›fl çözümü bekleyenler eskisinden daha fazlad›r. Uluslararas› devrimci cephenin yenildi¤i ve örgütlenemedi¤i flartlarda, emperyalist "çözümler"(!) çözüm haline gelmifltir. Burjuva enternasyonalizmine karfl›, proletarya enternasyonalizmini da¤›t›p, "hür dünya" ad›na "bar›fl içinde birarada yaflanabilece¤inin" ham hayallerini yayanlar, en az burjuvazi kadar zarar verdiler devrimci cenaha. Bugün, bu geçmiflle hesaplaflamayanlar "yaflas›n halklar›n kardeflli¤i", "bütün halklar kardefltir" gibi, sadece haks›z savafla karfl› bir düflünceyi ifade eden sloganc›l›¤›n gölgesinde yatanlar› da kapsayan, genel "de mokratl›k" söylemi de savafl ve bar›fl ikileminin s›n›fsal sonuçlar›n› görmekten mahrumdur. Hakl› savafllar›n, hak-s›z önderlikler taraf›ndan u¤rat›ld›¤› amaçtan yoksunluk kavgas› da ! dahil, savafla karfl› ana do¤rultu, s›n›f mücadelesinin ekseni etraf›nda savafl kavram›ndan ürkmeksizin, "savafla karfl› s›n›f savafl›" fliar›n› somutlamak görevi komünistlerin boynunun borucudur. Zafere kadar savafl naralar›m›z sürekli devrim olmal›! S›n›fa karfl› s›n›f, savafla karfl› s›n›f savafl›!J


7

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

S‹P Bildirisi Ve E¤itim Üzerine... S‹P’li arkadafllar bildik ve tan›d›k üsluplar›yla ve flaflmaz mekanlar›ndan ‹stiklal Caddesi’nde yeni bir bildiri da¤›tt›lar. Bu caddeden gelip geçenlere darbe hükümetinin kötü niyetli oldu¤unu deflifre (!) ettiler. Bildiri, “Bunlar›n niyeti yok” bafll›¤›n› tafl›yor! Sanki darbe hükümetinden de¤il de, bizim mahalle bakkal›ndan söz ediyor. Sermaye uflaklar›n›n niyetlerinden kime ne? ‹flçileri, gençleri ve devrimcileri bu uflaklar›n niyetleri de¤il, siyasetleri ilgilendiriyor. S‹P’li arkadafllar bunu bilmiyorlar m›? Bildiri devam ediyor: “Türkiye sekiz y›l› tart›fl›yor, bir taraf yasa tasar›s›n› büyük e¤itim reformu olarak ilan ediyor. fieriatç› faflistler ise sokaklara dökülüyor.” Sekiz y›l› Türkiye tart›flm›yor. Ordu, darbe hükümeti, burjuva partiler ve bunlar›n siyasal gündemine mahkum “solcular” tart›fl›yor, tart›flt›r›l›yor: Burjuva siyasetten ba¤›ms›z bir durufl sergilemeyi becerebilen devrimci ve komünistler ise, darbe hükümetini, onun politik-pratik sald›r› taktiklerini ve kendi görevlerini, sorumluluklar›n› tart›fl›yor. As›l yap›lmas› gereken de budur. Burjuvazinin kendi iç dalafl› ve yaratt›¤› ikilemler aras›nda taraf olmak, devrimcilik ad›na bugün yap›labilecek en büyük flaflk›nl›kt›r. Bu darbe hükümetinin demagoji yaparak, kendine kitle deste¤i bulma, var olan› geniflletme manevras›ndan baflka bir fley olmayan “e¤itim reformu” flarlatanl›¤›yla, “fleriatç› faflistlerin soka¤a dökülmesi”nde flafl›lacak ne var? Do¤rusu anlamak mümkün de¤il. Baflka türlü bir davran›fl m› bekleniyor? fieriatç›lar bu darbeyi sessiz sedas›z m› kabullenmeli? Yoksa hükümet mi farkl› davranmal›? Cevap bildiride veriliyor. “Emekçilere, ilericilere kapat›lmak istenen alanlar çember sakall› yobazlara aç›l›yor... Önlerine bir hal› sermedikleri kald›.” “Emekçilere, ilericilere kapat›lmak istenen alanlar” (buraya dikkat edilsin, kapat›lan de¤il) kapat›lmak istenen(!) alanlar gerici faflistlere aç›l›yor. S‹P’li arkadafllar›n bunda ne tuhafl›k gördü¤ünü anlamak için düflünmek gerekir. Olmas› gereken de bu de¤il mi? Belli ki S‹P”li arkadafllar bu hükümetin s›n›fsal özünü unutuvererek, beklentilere girmifller. Beklentileri gerçekleflmeyince de bas›yorlar yaygaray›. “Bu hükümetin gericilikle mücadeleye falan niyeti yok...” Ha bunu bileydiniz! Arkadafllar, barbe hükümetinin burjuvazinin gerici reformlar›n› sopa ve havuç eflli¤inde yaflama geçirmek için ifl bafl›nda oldu¤unu görmeyince, görmek istemeyince böyle traji-komik beklentilere girebiliyorlar. Gericili¤in hamilerinden “gericilikle mücadele” bekleniyor. Körün bile görece¤i maddi gerçekler, kamuoyunun gündemine geldikten sonra, bu arkadafllar beklentilerinden vazgeçip, ac› gerçe¤i kabulleniyorlar. Darbe hükümetini bir kenara b›rak›n. Sizin “gericilikle mücadeleye” takat›n›z, politikan›z, takti¤iniz, buna uygun araçlar›n›z var m›? ‹flçilere ve devrimcilere bunu söyleyin. Olup bitenleri tekrarlamay› elbette yasaklayacak de¤iliz. Ama bu arkadafllar kendi savafl›m hedeflerini ve biçimlerini, alternatiflerini ortaya koyarlarsa daha iyi bir ifl yapacaklar› düflüncesindeyiz. Sosyalist oldu¤unu söyleyen siyasi bir partiye s›zlanma, muhalefet etme de¤il, somut eylem planlar›yla s›n›f› ve müttefiklerini mücadeleye çekmek, burjuva sald›r›lara bir karfl› sald›r›yla geri püskürtmek yarafl›r. Veya bunun araçlar›n› yaratmak, yolunu göstermek görevi düfler. Ama bunlar›n hiç biri yap›lm›yor. S›zlanma sürüyor: “Tarikatlar, vak›flar, fleriatç› sermaye... Bütün bun-

lar düzen partileriyle, devletçi kadrolaflmalar›yla birlikte ülkemizi (Bu memleket bizim! ) bir batakl›¤a çevirdiler.” Do¤rusu bu kadar›na pes!. “fieriatç› sermaye...” den önce ülkemiz(!) güllük gülistanl›kt› da flimdi mi “batakl›¤a” çevrildi? Arkadafllar, sermayenin dini, milliyeti ve vatan› yoktur. Sizin batakl›k dedi¤iniz “ülkemiz”(!) sermayenin cennetidir. Ucuz iflgücü cennetidir. Bunu size hiç söyleyen olmad› m›? “Ülkemiz” dedi¤iniz bu co¤rafyada yüzy›ld›r mülk sahiplerinin hükümranl›¤› sürer. Bu ülke burjuvazinin çiftli¤idir. Uluslararas› sermayenin arka bahçesidir. Proleterya bu toprak parças›nda ortaya ç›kmas›ndan bu yana esirdir. Esaret ve sefalet alt›ndad›r. “Ülkemiz” dedi¤iniz bu cehennemde azap çekmektedir. Devrimci komünistlerin as›l görevi bu gerçe¤in üzerini örtmek de¤il, açmakt›r. Her kad›n ve erkek iflçinin görebilece¤i ve bu duruma isyan edebilece¤i tarzda gün ›fl›¤›na ç›karmakt›r. ‹nsanl›¤›n baht› bugün burjuvazinin elindedir. Bu duruma isyan ederek, iktidara yürüyecek proleterya, insanl›¤›n baht›n› de¤ifltirecek öncü toplumsal güçtür. Parti, ise bu öncü toplumsal gücün öncüsüdür. Öncülük; devrimci politika, devrimci örgüt, devrimci pratik demektir. S‹P”li arkadafllara önerimiz, burjuvazinin it dalafl›na kilitlenmek yerine, kendi konumlar›n› gözden geçirmeleridir. Kendi durufllar›n› sa¤lamlaflt›r›p devrimci-komünist görevlerine yo¤unlaflt›klar› taktirde s›n›fa da, devrimci kadrolara da daha büyük katk›lar sunacaklard›r. Burjuva sald›r›lar karfl›s›nda o zaman emek ve devrim cephesi daha güçlü olacakt›r. Bildiride, burjuva kamplar, ç›kar çevreleri aras›ndaki tutars›zl›klar, ikiyüzlülükler, demagojiler

anlat›ld›ktan, hayal k›r›kl›klar›na ve flikayetlere (darbe hükümetini emekçilere, ilericilere ) bolca de¤inildikten sonra öneriler yap›l›yor: “ Tüm e¤itim araç gereçleri bedelsiz olmal›d›r! Özel okullar kapat›lmal›d›r! E¤itim eflit ve paras›z olmal›d›r!” Bu önermeler de aç›kça göstermektedir ki, S‹P’li arkadafllar da e¤itim sorununa reformcu tarzda yaklaflmaktad›r. Devrimci, köktenci, düzene meydan okuyan, onun bütün kurumlar›n› reddeden bir tarz› benimsemiyorlar. Burjuva ideolojisini para karfl›l›¤› m›, bedava m› ö¤renece¤imiz üzerine siyaset yap›l›yor. Devrimci-komünistler, kapitalizmin eflitsizlik ve sömürü üzerinde yükseldi¤ini bu düzeni yerle bir etmeksizin “eflitli¤in” koca bir yalan, kof ajitas yon oldu¤unu bilir ve propaganda eder. Burjuva e¤itim sistemini reforme etmek burjuvazinin iflidir. Toplumsal mücadele s›k›flt›r›rsa bunu yapar, devrimci mücadeleyi ilerletti¤i ölçüde komünistler de buna karfl› ç›kmaz. Oysa bugün durum çok farkl›d›r. Burjuvazi kendi evinin içini kendi ihtiyaçlar› için düzeltmeye çal›flmaktad›r. Bu gerici reformlar› gündeme getirmekten baflka birfley de¤ildir. Burjuvazinin bu politik sald›r› karfl›s›nda gerilemek, savunma pozisyonuna geçmek devrimcikomünistlerden uzak olsun. Burjuvazi dünya çap›nda gericileflmifltir. Burjuva e¤itimin, laik olan› da- fleriatç› olan› da, 1 y›ll›k olan› da- 8 y›ll›k olan› da, paral›s› da-paras›z› da gericidir. Burjuva ideolojisinin genç beyinlere fl›r›nga edilmesinden ibarettir. Bundan dolay› “kötünün iyisi” bir politika izlenemez. Devrimci politika pörsütülemez. Bugün yükseltilmesi gereken politik fliar: “Ne fleriat ne kemalizm!yolumuz sosyalizm!” “Paral›-paras›z burjuva e¤itime hay›r!” olmal›d›r. J

Burjuvazisinin 2010 y›l› düflleri, bugünkü korkusunu gizleyemiyor! Milliyet gazetesinde "Türkiye 2010" isimli bir yaz› yay›nland›. Burjuvaziye uflakl›kta kusur etmeyen gazete yazarlar›, ürettikleri projelerle sahiplerine yol gösteriyor, ufuk aç›yorlar. Bu uflaklar›n çizdi¤i tabloya bak›p iki fleyi görmek mümkün: Birincisi, burjuvazinin orta vadeli hedeflerine, ikincisi ise, bugünkü hassasiyet noktalar› ve önündeki engelleri ortadan kald›rma yönteminin ne oldu¤una dair ipuçlar›. Projeye göre, ikibinli y›llar›n Türkiye'sinde burjuva demokrasisi son derece geliflmifl, sivil toplum kurulufllar›, siyasi oluflumlar tam da bu demokrasinin mükemmelleflmesi yönündeki vazgeçilmez araçlar haline gelmifl. Devlet yap›s› bir reformdan geçirilmifl ve bunda sivil toplum kurulufllar›n›n önemli bir rolü olmufl. "Büyük devlet"in yerini "etkili devlet" alm›fl. Türkiye'de uzlaflma kültürü yayg›nlaflm›fl ve oturmufl. Bu projede, gelece¤in Türkiye’si hala bir ‹slam ülkesi olarak tasvir ediliyor. Bu tabloya ulaflabilmek için, Türkiye'nin yapmas› gerekenlerin s›raland›¤› bölüm ise, ayn› zamanda, burjuvazinin bugün önünde duran ve korkulu rüyas›n› oluflturan sorunlar› ortaya koyuyor. Bir kez, dünyada baz› f›rsatlar› yakalayabilenler, "kural koyucu", bu f›rsatlar› yakalayamayanlar da "kurala uyucu" olarak tasnif ediliyor. Burada Türkiye'ye düflen, do¤al olarak emperyalist hiyerarflide basamak atlayabilmek. Bunu yapmak için bilgi teknolojilerini kullanabilmesi gerekiyor. Bu amaçla, üretimde yeni yöntemler kullanmak gerekiyor. Örne¤in esnek üretim ve kalite çemberleri neden bu yöntemlerden biri olmas›n ki!

Bu arada, söz konusu olan gelecek olur da, bu gelecek tasavvurunun içinde gençli¤e yer verilmeden olur mu? Burjuvazinin ufla¤› yazarlar bunu da ihmal etmemifller. Gelecek ça¤›n, genç ve aktif nüfusa sahip ülkeler için elveriflli bir ça¤ olaca¤›na ve Türkiye'nin bu alanda önemli bir potansiyeli oldu¤una dikkat çekiyorlar. Dikkat çektikleri baflka bir yön de, bu genç nüfusun e¤er e¤itilebilirse Türkiye'nin flans›n› döndürecek, e¤itilemezse, bomba gibi patlayacak bir potansiyel olmas›. Ak›l hocalar›, ayr›ca "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne" hedefini de unutmam›fllar, bu hedefe ancak, bilgi ça¤›n›n gereklerine uyularak var›labilece¤ini belirtiyorlar. Burjuvazinin hedeflerinin süzülmüfl bir ifadesi olan bu "dönüflüm manifestosu", bu kendi deyimleriyle "ütopya gündemi", ayn› zamanda, onun korkulu rüyas›n› bertaraf etmek için varmak zorunda oldu¤u bir mücadele hedefidir. Bu "dönüflüm manifestosu"nda say›lan hedeflere bak›ld›¤› zaman hepsi de, burjuvazinin alt emperyalistleflme hedefinin belirledi¤i gündemlerdir. Bunlara ulaflma yolundaki engeller de, devletin çabalar›, Allah'›n yard›m›, kapitalist e¤itimin hizmetleriyle temizlenecektir! Elbette, bu ak›l hocalar›n›n önüne de, hizmetleri karfl›l›¤›nda yüklü bahflifller at›lacakt›r. Ancak, ihmal etmeseler iyi olur. Onlar›n bugünkü korkulu rüyas›n› gerçe¤e çevirecek; "e¤itilmezse toplumsal bomba gibi patlayacak" olan potansiyel bu arada, potansiyel olarak kalmayacak, gerçe¤e dönüflerek ütopyalar›n› bafllar›na y›kacakt›r! J


8

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

Sürekli Devrimcili¤i Devrimci Örgütün D›fl›nda Arayan Bir Devrimci:

LEON TROÇK‹ T

roçki ad›yla bilinen Leon Davidoviç Bornfltayn, belki sonlar›na yaklaflt›¤›m›z yüzy›lda hakk›nda en çok yaz› yaz›lm›fl insanlardan biridir. Onun hakk›nda olumlayan veya elefltiren, ancak mutlaka ad›n›n etraf›nda bir efsane yaratmay› da ihmal etmeyen binlerce sayfal›k yaz›yla karfl›laflmak mümkündür. Bu bak›mdan bir “politik portre” olarak Troçki’yi bir iki gazete sayfas›na s›¤d›rmaya kalk›flmak, pek ak›l kar› de¤ildir. Bununla birlikte, Troçki’nin Rusya’dan sürgün edilmesine kadarki yaflam›n›n k›sa bir dökümü ve hayat›n›n bu dönemecin ard›ndan gelen k›sm› ayr› bir politik de¤erlendirme konusu olarak ele al›nabilir. Leon Troçki, Meksika’daki, sözde çok s›k› korunan evinde, Jacques Mornard-Frank Jacson takma adlar›yla bu eve s›zan Ramon Mercader’in 20 A¤ustos 1940 günü kafas›na indirdi¤i bir buz baltas› darbesiyle yaralan›p, 26 saat süren bir direnmenin ard›ndan 60 y›ll›k yaflam›n›n sonuna geldi. Bu, neredeyse yar›m yüzy›l› bulan devrimcilik hayat›nda ilk kez ölümle yüzyüze gelifli de¤ildi; sonuncusu oldu. ‹spanyol olan Mercader, o zaman NKVD’nin en önemli elemanlar›ndan olan Neaum Eitington’un emrinde çal›flan bir NKVD ajan›d›r. Sorgusu ve 20 y›l› bulan mahkumiyet y›llar› boyunca da, sorumlulu¤u hep kendi üzerine alm›fl ve ba¤l› oldu¤u örgüt, birlikte çal›flt›¤› kimseler hakk›nda herhangi bir bilgi vermeye hiçbir zaman yönelmemiflti. Mercader serbest kald›ktan sonra, SSCB’ye geçip bir süre orada yaflad›ktan sonra 1979 y›l›nda Prag’da eceliyle ölmüfltür. Volkogonov’un ve baflkalar›n›n aktard›klar› Mercader’in bir NKVD ajan› oldu¤u konusunda tereddüte yer b›rakm›yor. Üstelik ‘de-stalinizasyon’ kampanyalar›n›n oldu¤u dönemde, SSCB’de bir resmi görevli gibi karfl›lan›p orada a¤›rlanmas› ve sonra Brejnev döneminde Prag’da ölümü de bu olguyu aç›kça pekifltiriyor. Troçki’nin bir NKVD ajan› taraf›ndan öldürülmesi pek çok kitaba, Türkiye’de de s›k s›k gösterilen bir filme ve polemiklere konu olmufltur. Bu de¤erlendirmelerin büyük bir k›sm› siyasal olmayan, Troçki’nin öldürülmesini ve buna varan siyasal yöntemi ele alan de¤erlendirmelerdir. Troçki’nin öldürülmesini hümanist ve liberal bir bak›fl aç›s›yla de¤erlendirmek isteyenler hiç eksik olmam›flt›r. Do¤rusu Moskova’da yaflad›¤› s›rada Kolombiya’daki geliflmeleri de¤erlendirdi¤i bir röportajda, ‘terörizm komünizm için mücadelede gereklidir’ (Aktaran Volkogonov age., s.467) deyifline bak›l›rsa, Mercader hiç bir zaman piflmanl›k duymad›¤› gibi, hayat›n›n son döneminde de yapt›¤› iflin ve yönteminin do¤rulu¤undan kuflku duymam›flt›r. ‹lginçtir Mercader’in terör yöntemi ile ilgili sözlerinin benzerlerini, Troçki’nin ‘Terörizm ve Komünizm’ bafll›kl› kitab›nda bulmak mümkündür: “Terör tarih sahnesini terketmemekte ›srar eden gerici bir s›n›fa karfl› çok etkili olabilir.” Söz konusu kitap, Troçki’nin iç savafl y›llar›nda Kautsky ile polemik yapmak üzere yazd›¤› ve Kautsky’yi muhatap alarak ‹kinci Enternasyonal’in liberal-demokrat gelene¤iyle hesaplaflmay› hedefleyen bir polemi¤i içerir. Bu polemi¤e bakan pek çok ‹kinci Enternasyonal art›¤› ve liberal, Troçki’nin görüfllerinin bir bumerang gibi gelip kendini vurdu¤u sonucuna varabilir; varanlar çoktur. Sorun bu çerçevede ele al›nd›¤›nda iflin içinden ç›kmak mümkün de¤ildir; yahut bu yoldan var›lacak yer burjuva liberalizminin bulundu¤u yerden baflka bir yer olmayacakt›r. Ama soruna bir proleter devrimi hedefiyle ve bu devrime önderlik edecek devrimci partiyi yarat›p yaflatmak amac›yla yaklaflanlar›n ölçü ve de¤erlendirmeleri elbette farkl› olmal›d›r. Troçki’nin hayat› ve ölümü ne kadar dramatik ve trajik yönler tafl›rsa tafl›s›n (7 kiflilik ailesinden yaln›zca küçük k›-

z› Nina ve ikinci efli Natalya Sedova ecelleriyle ölmüfllerdir) bu tür de¤erlendirmeleri edebiyatç›lara b›rakmakta yarar var. Troçki’nin yaflam›ndan da, ölümünden de ç›kart›labilecek daha önemli ve de¤erli dersler var. Mercader’in Troçki’yi öldürmesi ne kiflisel bir sorunun sonucudur, ne de kelimenin gerçek anlam›yla bir cinayettir. Bu siyasal bir tutumun sonucudur. Moskova duruflmalar›n›n savc›s› Viflinski iddianamesinde, Troçki hakk›nda pek çok komplo, suikast haz›rl›¤› vb. suçlamalar›n yan›s›ra, “Troçki ve troçkistlerin... her zaman iflçilerin, köylülerin ve sosyalizmin düflman›, kapitalizmin sad›k ufla¤›” oldu¤unu; “Troçkizm”in “varl›¤›n›n 30 y›l›n› faflizmin sald›r› birli¤i haline gelmek için harcam›fl oldu¤unu” iddia ediyordu. Besbelli ki, bu iddian›n onda birine inanan ve “terörizm komünizm için mücadelede gereklidir” diye düflünen birinin Troçki’yi öldürmek için hakl› sebebleri var demektir. Do¤rusu, sonradan Troçki hakk›nda öne sürülen iddialar yan›nda, bunlar masum sataflmalar gibi kal›rd›. Bunlar›n ayr›nt›lar›na girmek ise, akla ziyan olur. Troçki öldürülmesinden bir kaç ay önce yazd›¤› ve vasiyetnamesi olarak bilinen notlar›nda flunlar› söyledi: “Bilinçli hayat›m›n k›rk üç y›l›n› bir devrimci olarak geçirdim; k›rk iki y›l Marksizm bayra¤› alt›nda dövüfltüm. E¤er yeniden yaflasayd›m flu ya da bu hatay› yapmaktan kaç›n›rd›m, ama hayat›m›n ana ak›fl› de¤iflmezdi. Bir proleter devrimci, bir marksist, bir diyalektik materyalist ve iflah olmaz bir ateist olarak ölece¤im. ‹nsanl›¤›n komünist gelece¤ine olan inanc›m bugün gençlik günlerimdekinden daha az de¤il, daha da sa¤lam.... Tansiyonum yüksek oldu¤u için çevremdekiler benim gerçek durumumu anlam›yorlar. Aktifim ve hala çal›flabiliyorum. Ama sonum elbette yak›n ...Ölüm zaman›n› kendi kendime tayin etme hakk›n› muhafaza ediyorum. Ama durum ne olursa olsun... komünist gelece¤e sars›lmaz inanc›mla ölece¤im. ‹nsanl›¤a ve insanl›¤›n gelece¤ine olan bu inanc›m bana bugün bile hiç bir dinin veremeyece¤i bir direnmeyi sa¤l›yor.” Hakk›nda yarat›lan olumlu ve olumsuz kurgular ve yapt›klar› ne olursa olsun, bu sözler, kiflisel yaflam› ve idealleri bak›m›ndan tart›flmas›z bir olguyu yans›t›yor. Bu nedenle ölüsü yak›l›p külleri savrulduktan sonra, mezar tafl› niyetine dikilen sade tafl›n üzerinde Troçki’nin ad›yla orak-çekiç’in bulunmas›, yaflam›n›n büyük bölümünü devrimci bir politik ve örgütsel duruflla bütünlefltirmemifl, bu anlamda örgütsel-politik bir miras b›rakmam›fl da olsa, anlaml›d›r.

Troçki’nin Rusya d›fl›na sürgün edildi¤i döneme kadar aktaraca¤›m›z uzun ve zengin yaflam öyküsünün k›sa bir dökümü bunu göstermektedir. Troçki, Petersburg Sovyeti’ne ba¤l› Askeri Devrimci Komite’nin baflkan› olarak, Geçici Hükümet’in art›k mevcut olmad›¤›n›, tüm siyasal iktidar›n sovyetlerin eline geçti¤ini aç›klad›¤› 25 Ekim/7 Kas›m 1917 gününden tam› tam›na 38 y›l önce, 7 Kas›m 1879’da orta halli ve dört çocuklu bir Yahudi köylü ailesinin üçüncü çocu¤u olarak Ukrayna’n›n Yanovka yöresinde do¤du. Çocuklu¤unda toplumsal ve s›n›fsal eflitsizlikleri, bu eflitsizli¤in avantajl› olan kesitinden bakarak ö¤rendi. 1890’l› y›llar›n ikinci yar›s›nda, ilk gençli¤inde, Rusya’da yayg›n e¤ilim olan popülistlerin aras›nda okuyup tart›flarak devrimcili¤e ilk ad›mlar›n› att›¤›nda, Lenin ve Martov’un Petersburg’da kurmufl olduklar› “‹flçi S›n›f›n›n Kurtuluflu ‹çin Mücadele Birli¤i” yeni yeni flekilleniyordu. 1897’de genç Bornstein bir gizli iflçi örgütünün kurucular› aras›ndayd›. Sonradan ilk efli olacak Aleksandra Sokolovskaya ile ve onun vas›tas›yla Marksizm’le tan›flt›. Ertesi y›l, devrimci faaliyetleri nedeniyle tutuklan›p hapse düfltü. 1899 y›l›nda Odessa hapishanesinde marksist oldu¤unu aç›klad›. 1900 y›l›ndan itibaren de Sibirya’daki sürgünle tan›flt›. Lenin’in parti inflas› stratejisiyle tan›flmas› da orada oldu. Iskra’c›larla orada iliflki kurdu; yerel devrimci bas›nda (panzehir sözcü¤ünün ‹talyancas›ndan bozma) Antide Oto takma ad›yla yazarl›k yapmaya orada bafllad›. 1902 y›l›nda yerel faaliyetin dar s›n›rlar›n› aflma zorunlulu¤unu farkedip firar etmeye karar verdi¤ini, sonradan otobiyografisinde yazd›. Çocuklar›n varl›¤› ve eflinin omuzlar›ndaki yük onu düflündürüyordu; yine kendi yazd›klar›na göre; Sibirya’da tek bafl›na kalmay› tercih eden Sokolovskaya’n›n ›srarlar›yla firar etti. Üzerindeki sahte pasaport Lev Troçki ad›na düzenlen miflti. Önce Iskra’n›n Rusya’daki önde gelenleriyle iliflki kurdu, “Pero”(kalem) takma ad›n› o s›rada ald›. Lenin kendisinden bu s›ra haberdar oldu ve görüflmek istedi. Sonra Avrupa’ya geçti. Viyana’da Victor Adler ve çevresindekilerle tan›flt›. Bu günleri “Marksizm hakk›nda çok keyifli ve derin fleylerin konufluldu(¤unu), ama oralarda hiç devrimciye rastlayamad›(¤›n›)” yazarak anlatt›. Ayn› y›l Zürih’te Iskra yaz› kurulundaki Aksel rod’la tan›flt›. Ayn› y›l Londra’ya geçerek Lenin’le iliflki kurdu. O andan itibaren ad› kesin olarak Troçki olmufltu. Lenin Troçki’nin Iskra yaz› kuruluna girmesini önerdi. Buna karfl› ç›kan Plehanov’la Iskra bünyesinde sert tart›flmalar do¤du. ‹kinci efli Natalya Sedova ile bu dönemde Paris’te tan›flt›. Lenin’le yak›nl›¤› ve ortak davran›fl içinde oluflu RSD‹P ikinci kongresinin ilk oturumlar›nda da sürdü. Bu s›radaki tart›flmalarda “Lenin’in sopas›” diye an›ld›. Iskra yaz› kurulu ve tüzük hakk›ndaki tart›flmalarda ise, art›k bir daha tam anlam›yla hiçbir zaman birleflmemek üzere bolflevikler ve menflevikler olarak ikiye bölünen RSD‹Piçinde menfleviklerin saf›nda ve bolfleviklere en keskin elefltirileri getirenler aras›nda yer ald›. Delege olarak temsil etti¤i Sibiryal› sosyal demokratlara sundu¤u raporda ve 1904’te kaleme ald›¤› “Siyasal Görevlerimiz” bafll›kl› polemik broflüründe bu elefltirilerini somutlay›p sivriltti. Sonradan kimi yazarlarca kehanet diye adland›r›lan, “bu modelle Merkez Komitesi, Partinin yerine sekreteri de Merkez Komitesi’nin yerine” de¤erlendirmesi bu broflürde yer ald›. Ayn› dönemde Troçki, menfleviklerle birlikte olmayaca¤›n› aç›klam›fl oldu¤u halde menfleviklerin kontrolündeki Iskra’da çal›fl›yordu; ama Plehanov’un zorlamas›yla 1904 y›l› bit-


9

Say›: 14 P A¤ustos ‘97 meden buradan ayr›ld›. 1905 devrimi patlak verdi¤inde, çeflitli yay›n organlar› ve sosyal demokrat çevrelerle iliflkileri olmakla birlikte herhangi bir örgüte ba¤l› olmayan ve bir örgüt giriflimine de yönelmeyen Troçki, biraz da bu serbestli¤inin yard›m›yla Avrupa’daki pek çok mülteciden önce, daha Sovyet kurulmadan Petrograd’a geldi. 1 May›s’ta Sedova tutuklan›ncaya kadar gizli kald›. Sovyet kurulur kurulmaz yönetimine girdi, sonra da baflkan› oldu. 1905 y›l›n›n sonunda sovyetin ezilmesi ile tutukland›. PeterPol ve Kresty hapishanelerine gitti. Onun ad›yla an›lan ve sözde Lenin’in 1917 fiubat Devrimi’nden sonra kabul etti¤i söylenen sürekli devrim teorisinin ilk kez ortaya kondu¤u “Sonuçlar ve Olas›l›klar” broflürü de bu s›rada do¤du. 1906 y›l› sonunda ömür boyu sürgüne mahkum oldu. Sibirya’ya var›r varmaz tekrar firar etti ve bir daha ancak, Ekim devrimi arefesinde dönmek üzere Rusya’y› terk etti. Finlandiya’da Lenin ve Martov’la görüfltükten sonra, 1907’deki RSD‹P5. Kongresi’nde, hararetli bir birlik taraftar› olarak yer ald›; ama önceki bölünmenin sorumlusu olarak gördü¤ü bolfleviklere a¤›r elefltiriler getirmekten geri durmad›. 1912’de Prag Konferans›’nda, Troçki Lenin’e sert bir biçimde çatmaya devam etti. Bolflevikler bir yandan parti içindeki tasfiyecili¤e karfl› mücadeleyi öne ç›kart›p, kendi yay›n organlar› olarak Pravda’y› yay›nlamaya bafllay›nca, bu çat›flmalar alevlenerek sürdü. Ayn› y›l, Troçki tasfiyecilik bloku olarak bilinen “A¤ustos Bloku”nun baflkan› oldu. Bolfleviklerin devrimci partinin süreklili¤ini sa¤lama gayretleri karfl›s›nda, tasfiyecili¤e çanak tutan ve bolflevik saflarda da hat›r› say›l›r bir kafa kar›fl›kl›¤› yaratan “kitle partisi” perspektifini öne sürdü. Lenin’in Troçki’ye karfl› en a¤›r elefltirileri bu dönemde yaz›ld›. Sonradan Troçki de bunu hak etti¤ini söyledi. Bu elefltirilerden hak etti¤i dersleri ç›karamad›¤› ise, özellikle ‹kinci Enternasyonal’in çöküflü karfl›s›nda ve hayat›n›n son yirmi y›l›nda kendini gösterecekti. Birinci emperyalist savafla öngelen yaklafl›k iki y›l boyunca, Troçki menfleviklerle bolflevikleri tasfiyeci bir zeminde birlefltirme çabalar›n› sürdürdü. Savafl patlak verdikten sonra, onun giriflimleri ve öncülü¤ü ile toplanan Zimmerwald Konferans› Troçki’nin yazd›¤› bildiriyi benimsedi. Bu bildiri hem enternasyonalist bir tutumu yans›t›yordu, hem de savafla karfl› pasifist bir çizgiyle birlikte merkezcilere karfl› uzlaflmac› bir tutumu içeriyordu. Lüksemburg gibi Avrupal› devrimcilerin yan›s›ra, Zinovyev gibi kimi bolfleviklerin de zaman zaman yak›n durdu¤u bu çizgi, savafl boyunca yeni bir Enternasyonal’in kurulamay›fl›nda bafll› bafl›na bir etken oldu. Bu çizginin etkisi, sonradan Üçüncü Enternasyonal’in leninist rotas›ndan ç›k›fl› karfl›s›nda, Troçki’nin benimsedi¤i tutumda da uzun süre kendini gösterdi. Troçkist kimli¤ini benimseyen ak›mlar›n hemen hemen hepsi hala ayn› çizgide durmaktad›rlar.(Daha genifl bilgi için bkz. Ekim Devrimi Bolflevizme Sad›k Kal›nmadan Ö¤renilemez, Maya Broflürleri-2) 1916 y›l›nda, art›k Fransa’da bar›nd›r›lmayan Troçki ABD’ye geçti. Burada sonradan Komünist Enternasyonal’in kuruluflunda rol alacak pek çok komünistle iliflki kurdu. fiubat Devrimi’ni New York’da haber alan Troçki, Rusya’ya geçmek üzere yola ç›kt›ktan sonra, Kanada’da bir toplama kamp›na al›nd›; burada da sonradan komünist harekete geçecek devrimcilerle tan›flt›. Lenin Petrograd’a gelip ‘Nisan Tezleri’ni ortaya koydu¤unda Troçki Kanada’da gözlem alt›ndayd›. Petrograd’a, bu kez neredeyse herkesten sonra, May›s ay›n›n ortas›nda ulaflt›; devrimin baflkentine ayak bas›fl›n›n ertesi gününde Sovyet’te “dünya devriminin bafllang›c›n›” selamlayan bir konuflma yapt›. Bundan bir hafta sonra, Lenin’le görüfltükten sonra, bolfleviklere kat›lma karar›n› verdi; bu karar› kendisiyle birlikte bolflevik saflara kat›lmalar›n› sa¤layaca¤› küçük Mejrayonka örgütünü ikna etmek üzere bir süre geri tuttu. Bu örgüt, yay›nlad›¤› Vperyod gazetesiyle birlikte Bolflevik saflara kat›ld›. Temmuz günlerinin ard›ndan, Lenin tekrar yer alt›na geçti, Lenin’le dayan›flma içinde oldu¤unu aç›klayan

Troçki tutukland›. Tekrar Kresty hapisanesine t›k›ld›¤› s›rada toplanan bolflevik partisinin 6. Kongresi Troçki’yi g›yab›nda Merkez Komitesi’ne seçti. Kornilov ayaklanmas›n›n ard›ndan serbest kalan Troçki, ilk kez 17 Eylül’de Bolflevik Merkez Komitesi’nde fiilen yer ald›. Bir kaç hafta sonra, 12 y›l önceki gibi Petersburg Sovyeti’ne baflkan seçildi; ilk aç›klamas›nda, bolfleviklerin politikas› gere¤i Geçici Hükümeti istifaya ça¤›r›yordu. Troçki’nin sovyet baflkan› oluflundan iki hafta sonra, kendisine ba¤l› olan ve aralar›nda Stalin’in de yer ald›¤› pek çok bolflevi¤in görevlendirildi¤i Askeri Devrimci Komite kuruldu. Sovyeti savunmak üzere kurulan bu komite, 7 Kas›m günü iktidara el konmas›nda ve sonra devrimin savunusunu üstleniflinde tayin edici bir rol ald›. ‹lk sovyet hükümetinde, ‹çiflleri Halk Komiserli¤ini üstlenmesi önerilen Troçki, bu görevi reddip D›fliflleri Halk Komiserli¤i’ni üstlendi ve bu s›fat›yla Sovyet hükümetini Brest-Litovsk bar›fl görüflmelerinde temsil etti. Buharin’in ateflkesi reddeden tutumuna karfl› ç›karken, derhal ateflkes imzalanmas›ndan yana tutum alan Lenin’le ters düfltü; sonra onun tutumunu destekledi; ama anlaflman›n imzalanmas›n› kendisi üstlenmedi. Ayn› y›l, D›fliflleri Halk Komiserli¤i’nden istifa etmifl olan Troçki, Savafl Halk Komiserli¤i’ni üstlendi. K›z›l Ordu’nun kurulmas›n› sa¤lay›p, tüm iç savafl boyunca bu orduya komutanl›k etti. Troçki karfl›tlar›n›n üstünü örtmekte en çok zorland›klar› dönem de bu dönem oldu. Anti-komünistler ve beyazlar bu dönem boyunca Troçki’yi bir kan içici canavar olarak tasvir ettiler; liberaller de onun bu dönemini elefltirmekte onlardan geri kalmad›. Baz› sol romantikler ve troçkistler ise zaman zaman bu dönemi efsanelefltirerek öne ç›kard›lar. Troçki bu tip yorumlardan birine, Komünist Enternasyonal’in üçüncü kongresinde, K›z›l ordu muharabelerinde, “k›l›ç sallamak”tan ziyade, ordunun gereksinimleri olan eflyalar›n istatistikleriyle u¤raflt›¤›n› söyleyerek yan›t vermiflti. Do¤rusu, Troçki’nin ‹ç Savafl boyunca sadece istatistiklerle u¤raflt›¤› da do¤ru de¤ildir. Bu dönem boyunca, Troçki, K›z›l Ordu’nun kurmay merkezi olan, ama ayn› zamanda muazzam bir gezgin propaganda-ajitasyon merkezini oluflturan ünlü z›rhl› trenle, bütün cepheleri kar›fl kar›fl dolaflt›. Troçki ile birlikte bu trene de “k›z›l bayrak” niflan› verildi; ayn› dönemde bu niflan Stalin’e de verilmiflti. Savafl›n politikan›n baflka araçlarla sürdürülmesi oldu¤u hakk›ndaki önermenin, devrimci politika özelinde somutlanmas›n› sa¤layan büyük bir deneyimin ortaya ç›kmas›n› sa¤lad›. Ama bu dönem, ayn› zamanda, baflka önemli geliflmelerin oldu¤u bir dönemdi. 1919’da Üçüncü Enternasyonal kuruldu; Troçki delegeydi ve kongre manifestosunun raportörlü¤ünü üstlendi; Lenin’in sa¤l›¤›ndaki bütün kongrelerde K›z›l Ordu komutanl›¤› görevine ra¤men, aktif olarak yer ald›. 1920: bu dönemde Troçki, ulaflt›rma Halk Komiserli¤i görevini de üstlendi. K›z›l Ordu’nun Polonya üzerinden Alman Devrimi’ne destek sunmas› fikrine karfl› ç›kt›; Lenin K›z›l Ordu’nun Varflova önünde bozguna u¤ramas›ndan sonra onun hakl› ç›kt›¤›n› söyledi. Ayn› y›l Troçki, “eme¤in askerilefltirilmesi” ve “emek ordular›”n›n kurulmas›na öncülük etti ve bu kavramlar›n isim babas› oldu; 9. Kongrede “demokratik merkeziyetçi” muhalefete karfl›, “sendikalar›n askerilefltirilmesi” fikrini savundu; bu kongrede ona destek veren Lenin, daha sonra bu fikrin karfl›s›na ç›kt› ve Merkez Komitesi’nde bu anlay›fl›n terkedilmesini sa¤lad›. 1921’de, Bolflevik partisi içinde sendikalar sorunu bafll›ca tart›flma konusu oldu. Bu tart›flmada, Zinovyev ve Stalin’in de destekledi¤i Lenin, Troçki’nin “sendikalar›n askerilefltirilmesi” fikrinin karfl›s›nda, iflçilerin kendilerini iflçi devletine ve onun “bürokratik deformasyonlar›na” (terim Lenin’indi) karfl› korumaya haklar› oldu¤unu ve sendikalar›n da bu ifllevi üstlenmesi gerekti¤ini savunup, partiye benimsetti. Ayn› y›l Kronfltad ayaklanmas› oldu ve bast›r›ld›. Troçki bizzat bu ayaklanman›n bast›r›lmas›nda yer almad›ysa da, hayat›n›n sonuna kadar Kronfltad ayaklanmas›n›n bast›r›lmas›n›n politik sorumlulu¤unu üstlenmeye devam etti;

hakl›yd›. Stalin’in genel sekreter oldu¤u 11. Kongrede, Troçki Lenin ile birlikte Kollontay’›n “‹flçi Muhalefeti”ne karfl› tutum ald›. Ayn› y›l Lenin, Troçki’ye “genel olarak bürokrasiye ve özel olarak da örgütlenme bürosunun bürokratizmine karfl› ortak bir blok kurmay› önerdi”; Troçki bu öneriyi yan›ts›z b›rakt›. Ayn› y›l Lenin ile birlikte d›fl ticaret tekelinin korunmas›n› savundu. Lenin sekreterlerine yazd›rd›¤› “vasiyetname”sinde Troçki’yi sorunlar›n idari yönüne tak›lmakla elefltirdi; ve Troçki ile Stalin aras›ndaki çat›flmalar›n partinin bölünmesine yol açabilece¤ine dikkat çekti. 1923; Gürcistan sorununda Stalin’in tutumunu sert bir biçimde elefltirip onu “Rus milliyetçili¤i” ile elefltiren Lenin, Troçki’ye kongrede bu konuda kendi görüfllerinin savunusunu üstlenmesini önerdi (kendisi hastal›¤› nedeniyle kat›lamayacakt›). Kamenev ile uzlaflan Troçki bu önerinin gere¤ini yerine getirmedi. Bu y›l Troçki, politbüro’da “parti rejimini” ve “parti ayg›t›n›n bürokratlaflmas›n›” elefltiren bir konuflma yapt›. Parti’nin tan›nm›fl isimlerinden 46’s›, Troçki’nin tutumunu destekleyen bir bildirge yay›nlad›lar. Troçki’nin bolflevik partisinden ihrac›na varacak olan “bürokratlaflma” tart›flmas› bafllad›. 1924 y›l› bafl›nda Troçki sa¤l›k nedenleriyle Kafkasya’ya geçti¤inde, 13. parti konferans› 46’lar muhalefetinin, dolay›s›yla Troçki’nin görüfllerini, “küçük burjuva” olarak niteleyen bir karar› benimsedi. Bu konferanstan üç gün sonra, Lenin gözlerini yumdu. Lenin’in cenazesinde bulunamayan Troçki, 1924 bahar›ndaki parti konresinde suskun kald› ve kongre s›ras›ndaki bir dar toplant›da, Lenin’in “vasiyeti”nin delegelere okunmamas› hakk›ndaki görüflü destekledi. Troçki’nin yine suskun kald›¤› Komünist Enternasyonal 5. Kongresi, “Troçkizm”e karfl› dünya çap›nda bir sald›r› bafllatma karar› ald›. Bunun ard›ndan, Troçki’nin, özellikle Zinovyev ve Kamenev’in, Ekim öncesindeki ikircikli tutumlar›n› elefltiren (ama Stalin’i de ilgilendiren) ve Ko münist Enternasyonal’in Alman ve Bulgar devrimleri’nin yenilgisindeki sorumlulu¤unu sorgulayan “Ekim Dersleri”ni yay›nlad›. Zinovyev-Stalin -Kamanev ittifak›, hem “eski” hem de “yeni” “Troçkizm”i “Leninizm’in düflman›” olarak ilan etti. Troçki’nin partiden at›l›p sürgüne gönderilmesine varacak olan süreç bafllad›. 1925’te Troçki, Savafl Halk Komiserli¤i’nden istifa etti. Max Eastman’›n Lenin’in “vasiyeti”ni yay›nlamas›na karfl› ç›kt›. “Tek ülkede sosyalizm” ve “köylülü¤e iliflkin tutum” konusunda Stalin-Buharin ile ZinovyevKamenev aras›nda ayr›l›k ç›kt›. 1926 y›l›nda, Zinovyev-Kamenev’in “Leningrad Muhalefeti”, Buharin’in önlemek için Troçki ile yapt›¤› görüflmelerin sonuç vermemesi üzerine, “Sol muhalefet” ile birleflti. Ayn› y›l, önce Zinovyev, sonra Troçki ve Kamenev Politbüro’dan ihraç edildi. Bir y›l sonra, Zinovyev ve Troçki önce Merkez Komite’den, sonra partiden ihraç edildiler. ‹ntihar eden Joffe’nin cenazesinde, Troçki Rusya’da kitleler önündeki son konuflmas›n› yapt›. 15. Parti kongresi, muhalifleri “piflmanl›¤a davet etti”. Zinovyev, Kamenev ve arkadafllar›, bu daveti kabul ettiler. Troçki reddetti; partiden binlerce üyenin ihraç edildi¤i bir süreç bafllad›. 1928 y›l›nda, Troçki önce Alma-Ata’ya sürgün edildi. Zinovyev ve arkadafllar› tekrar parti üyeli¤ine al›nd›. 1929 y›l›nda, Troçki “sovyet iktidar›na karfl› silahl› mücadele haz›rlama” suçu ile Rusya d›fl›na ç›kar›lma cezas›yla cezaland›r›ld›. Ne Moskova duruflmalar›, Troçki’nin bundan sonra sovyet rejimine karfl› bir silahl› komplo yürüttü¤ünü kan›tlayabildi; ne de bunu kan›tlayan baflka herhangi bir kan›t o günden sonra bulunabildi. Aksine arflivler aç›ld›kça, bu tür iddialar›n aksini do¤rulayan belge ve kan›tlar ço¤ald›. Troçki’nin as›l politik iddias›n›n ne oldu¤u ve gerek onun gerekse de onu izleyen troçkistlerin, bu iddian›n arkas›nda ne kadar durdu¤u bir baflka yaz›n›n konusu olacak. Troçki ve ailesinin yar›s›, 10 flubat 1929 günü ‘‹liç’ adl› bir geminin bordas›nda bir daha geri dönmemek üzere Rusya’y› terkettiler. J


A¤ustos ‘97 “Legal elefltiricilikle, illegal ekonomizm aras›ndaki iliflki ve ba¤›ml›l›¤›n ortaya ç›k›fl ve geliflme biçimi ilginç bir konudur; ... Biz burada bu ba¤›n tart›flma götürmez varl›¤›n› belirtmekle yetinece¤iz.”

(V. ‹. Lenin)

Ekonomizm Nedir, Ne De¤ildir? “1894-1902 y›llar›ndaki eski «ekonomizm»in düflünme tarz› flöyleydi. Olgular popülist teorilerin yanl›fll›¤›n› ortaya ç›karm›flt›r. Kapitalizm Rusya’da zafer kazanm›flt›r. O halde siyasal devrimler tasavvur etmeye gerek yoktur. Bundan ya «iflçiler ekonomik mücadele yaps›n, liberaller de siyasal mücadele» pratik sonucu ç›kart›lmaktad›r; ki bu sa ¤a do¤ru bir s›çray›flt›r. Yahut sosyalizmi kurmak için siyasal devrimin yerine genel grevin geçirilmesi sonucuna var›l›r; ki bu da sola do¤ru bir s›çray›flt›r...” (Lenin, Yeni Do¤an Emperyalist Ekonomizm Ak›m› Hakk›nda, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, Koral yay. s.9) “Ekonomizm diye adland›r›lmas› uy gun görülen bir e¤ilim oluflmufltur....Bu e¤ilimin özellikleri flöyle belirlenir: ‹lkeler bak›m›ndan Marksizmi de¤erden düflürmek ve oportünizmin modern türü olan ça¤dafl «elefltiri» karfl›s›ndaki çaresizlik; siyasal bak›mdan... siyasal ajitasyonu ve siyasal mücadeleyi k›s›tlay›p k›smak; taktik bak›mdan tam bir istikrars›zl›k; örgütsel bak›mdan da, hareketin kitlesel karakterinin bizi bir ödevden kurtarmad›¤›n›, aksine, mücadeleye ve her türden beklenmedik patlamalara ve nihayet son sald›r›ya haz›rlanma sürecini yönetebilecek güçlü ve merkezileflmifl bir devrimci örgüt yaratma ödevini kesin bir ödev olarak önümüze koydu¤unu anlamay› reddetmek.” (Lenin, Ekonomizm Taraftarlar›yla bir Sohbet, TE. c.5, s.322-323) Uluslararas› tarihsel deneyim öyle çarp›c› örnekler sunmakta ki, bu tan›ma bak›ld›¤›nda her ülkenin iflçi hareketinin bir «ekonomist» evreden geçti¤ini, her ülkede devrimcilerin önce «ekonomizm»le hesaplaflmak zorunda oldu¤unu düflünmemek elde de¤il. Böyle mi düflünmek gerekir? ‹flte bu da bir tür «ekonomizm» olur. Zira, bir çok ülkede sürecin aynen, ya da benzer biçimlerde tekrarlanm›fl olmas›, bunlar›n tekrarlanmas› gerekti¤i için ve tekrar› kaç›n›lmaz oldu¤undan de¤ildir. Bunlar›n tekrarlanmas›, aksi yöndeki bir iradenin eksikli¤inden, aksi yönde bir müdahalenin yap›lamam›fl olmas›ndand›r. Burjuva düflünürleri benzer tarihsel ve toplumsal koflullar›n benzer sonuçlara yol açt›¤›n› ve açmak zorunda olduk-

lar›n› düflünüp, savunurlar; sonra da «tarih tekerrürden ibarettir» incisini yumurtlarlar. Oysa bu ancak geçmifl deneyimlerden ders ç›kartan bir bilinçli iradi müdahale olmad›¤› takdirde böyledir; sorunun bam teli de buradad›r. Uzun zamand›r böyle bir müdahalede bulunacak bir devrimci önderlik yoktur. Böyle oldu¤u için de tarih ayn› biçimde olmasa bile, tekerrür edebilmektedir. «Ekonomizm» E¤ilimi Marksizm’in Çarp›t›lmas› Çabalar›yla Koflut Geliflir Felsefi bak›mdan «ekonomizm», tarihsel-toplumsal olaylar›n, ço¤u kez iktisadi geliflmelere indirgenen nesnel dinamiklerin otomatik bir sonucu oldu¤u inanc›n› yans›tan, dolay›s›yla öznel etkenlere, bilince ve bilinçli devrimci müdahaleye tali bir yer b›rakan bir tür determinizm olarak aç›klanabilir. Somutlamak gerekirse, bilinçli devrimci müdahaleden anlafl›lmas› gereken, komünist bir devrimci örgütün marksist teorinin ›fl›¤›nda müdahalesi olmal›d›r. Ekonomist diye adland›r›lan ak›mlar›n as›l kusuru, bu müdahalenin tarihsel anlam ve önemini göz ard› etmelerinde, k›s›tlamalar›nda yatmaktad›r. Ekonomist s›fat›n› hakeden ak›mlar, iddialar› ne olursa olsun, devrimci bir partinin inflas› görevinden yan çizen; bu görevi flu ya da bu geliflmenin sürprizli sonuçlar›na havale eden; siyasal iktidar›n ele geçirilmesi göreviyle mümkün oldu¤unca yüzyüze gelmemek için türlü cambazl›klar yapan; veya siyasal iktidar sorunuyla yüzlefltiklerinde, bir punduna getirip iktidar sorununun çözümünü baflka güçlere havale edenlerdir. Ne yaz›k ki, ekonomizm, Rusya’da Bolflevizm taraf›ndan altedildikten sonra ekonomistlerin kökü kurumufl de¤ildir. T›pk› narodniklerin, legal marksistlerin de katk›s›yla yenik düfltükten sonra, ancak sosyalist devrimciler olarak zuhur etmeleri gibi. Ayn› flekilde, Paris Komünü’nden itibaren blankistlerin marksist k›l›¤›na bürünmeleri; Gotha Program›’n›n elefltirilmesinden sonra, Lasalc›lar›n Marksizm maskesi tafl›mak zorunda kal›fllar›; Ekim Devrimi’nden sonra, birçok menflevi¤in de, bütün sosyalistler gibi bolflevik edas› tak›nmalar› gibi. Bu suretle as›l yap›lan ise, devrimci

marksist teorinin baya¤›laflt›r›lmas› ve çarp›t›lmas›d›r. Lenin’in ekonomistlere sert bir sald›r› yöneltmesi, sadece siyasal mücadeleyi “ekonomik mücadeleye bir siyasal nitelik kazand›rma” noktas›nda s›n›rlamalar› ve iflçileri fabrika içi iliflkiler alan›na hapsedip, siyasal iktidar için mücadeleyi bazan liberal ayd›nlar›n, bazan «terörist» ayd›nlar›n mücadelesine havale etmelerinden de¤ildi. As›l önemli olan sorun, bütün bunlar›n bir yandan Avrupa’da geliflen Bernstein’c›l›kla, bir yandan da, Rusya’da devletin de özellikle yol verdi¤i, legal marksistlerin faaliyetleriyle ba¤lant›l› olarak Marksizm’in çarp›t›l›fl›na yönelmesiyle iliflkili oluflun dand›. Bernstein’›n ünlü «as›l amaç hiçbir fleydir; hareket herfleydir» deyifli, iflçi hareketinin varolan ve kapitalist üretim iliflkileri çerçevesinde mümkün olan›n peflinde sürüklenen bir çizgiye çekilmesini en ç›plak biçimde ifade ediyordu. Bu ifade, amaçlarla birlikte, bu amaçlar› ve oraya giden yolu tarif eden devrimci teorinin de önemsiz oldu¤unu öne ç› karmaktad›r. Sadece geçmiflte elde edilmifl teorik kazan›mlar› küçümsemek anlam›nda de¤il; ayn› zamanda teorinin güncel sorunlar›n› da küçümsemek anlam›nda bir yan›lg›n›n zeminini döflemektedir. Bernfltaync›l›k, Rusya’ya, bir zaman Rusya’da marksist fikirlerin yay›lmas›nda önemli bir rol oynayan «Legal Marksistler» eliyle girdi. Ama ne etkisi bunlarla s›n›rl› kald›; ne de bu e¤ilimi Rusya’da yayanlar bunlardan ibaret ti. “Legal elefltiricilikle, illegal ekonomizm aras›ndaki iliflki ve ba¤›ml›l›¤›n ortaya ç›k›fl ve geliflme biçimi ilginç bir konudur; ... Biz burada bu ba¤›n tart›flma götürmez varl›¤›n› belirtmekle yetinece¤iz.” (Lenin, Ne Yapmal›?, Sol yay. s. 28) Lenin bu sözleri yazd›ktan sonra, ekonomistlerin teorik sorunlar› küçümseyip, önemsememek suretiyle, meydan› burjuvazinin de destekleyerek öne sürdü¤ü legal marksistlere b›rakt›klar›n›; Marksizm’in çarp›t›lmas›na böylece katk›da bulunduklar›n› izah etti. Örnek olsun diye de, teorik sorunlar›n çözümünü baflkalar›na havale etmeyi savunan bir ekonomistle ilgili bir an›s›n› ak-

Ekonomist s›fat›n› hakeden

ak›mlar,

iddialar›

ne

olursa olsun, devrimci

bir

partinin inflas› görevinden yan çizen; bu görevi flu ya da bu geliflmenin

sürprizli

sonuçlar›na havale eden; siyasal iktidar›n ele geçirilmesi göreviyle mümkün oldu¤unca yüzyüze

gelme-

mek için türlü cambazl›klar yapanlard›r.


2

A¤ustos ‘97 tard›: “Oldukça tutarl› bir ekonomist bir gün bana, «bütün bunlar› yurtd›fl›ndakilere b›raksak iyi olur» dedi; böylelikle bizim iflimizin iflçi hareketi, ülkemizdeki iflçi örgütleri ile ilgilenmek oldu¤unu; bunun ötesinin doktrinerlerin icatlar› ve «ideolojinin abart›lmas›» olaca¤›n›... söyleyerek son derece yayg›n olan ve tabii ki bir kez daha tümüyle trade-unioncu (sendikalist) bir görüfl olan görüflü ifade etmifl oldu.” (Lenin, Ne yapmal›?, Sol yay., s. 29)

Bugün, «öncü bir teorinin k›lavuzluk

etti¤i»,

«öncü savaflç›l›k

rolünü

üstlenebilecek bir parti»yi yaratmak

için,

geçmiflte ihtiyaç duyulandan çok daha «büyük bir teorik güç birikimi»ne ihtiyaç vard›r; y›llar›n tortusu alt›nda kalm›fl devrimci teorinin cevherini ç›kar›p yeniden ›fl›ldar hale getirmek için yap›lmas› gerekenler de cabas›.

«Devrimci Teori Olmadan Devrimci Pratik Olmaz»; Ama Devrimci Teori Teorisyenlerin ‹fli De¤ildir Pratik mücadelenin önemini vurgulay›p, teorik sorunlar›n çözümünün de bu sayede sa¤lanaca¤›n› öne sürerek, teori alan›n› kendi haline, yani liberal ideologlara terkeden ekonomistler, kaç›n›lmaz olarak Marksizm’in kabalaflt›r›lm›fl biçimde yay›lmas›na ve hareketin genel teorik düzeyinin düflüflüne katk›da bulunmaktad›r. Kuflkusuz, birçoklar› bunun devrimci görevlerin yerine getirilmesini ne ölçüde etkileyebilece¤inin fark›nda de¤ildir. Zaten esasl› sorunlar›n dar pratik içinde kofluflturarak çözülebilece¤ini hayal eden ve bu hayali yayan bu e¤ilimin yaratt›¤› bafll›ca tahribat, kadrolar›n bilincinin böylesine köreltilmesinden ibarettir. Lenin bunu flu ünlü pasajla elefltirdi: “Hareketimizin gerçek durumunu az çok bilenler Marksizm’in genifl ölçekte yayg›nlaflmas›na teorik düzeyde bir düflüflün efllik etti¤ini görmezden gelemez. Hiç bir teorik haz›rl›ktan geçmemifl yahut pek az e¤itilmifl bir çok insan harekete s›rf pratik baflar›lar› ve etkili kapsam› nedeniyle gelmifltir. .... «‹leri do¤ru her ad›m, her gerçek ilerleme bir düzine programdan daha önemlidir». Marx’›n bu sözlerini içinde bulundu¤umuz teorik kargafla döneminde tekrarlamak, bir cenaze alay›ndakilere «inflallah daha tafl›yacak çok cenazeniz olur» demeye benzer. ... Devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz.” (Lenin, Ne yapmal›? Sol yay., s. 34) Lenin «devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz» sözünü soyut bir ifade olarak b›rakmad›. Bu önerme somut durumun devrimcilere dayatt›¤› bir göreve iflaret etmekteydi. Marksizm’in temel tezlerinin gözden geçirilmesi gerekti¤i, Marksizm’in krize girdi¤i yolundaki fikirlerin yeri gö¤ü sard›¤›, bir yandan da bu alan›n sorunlar›yla yüzleflmekten kaç›p, küçük burjuva devrimcilerinin veya iflçi hareketinin sendikal eylemlerinin kuyru¤unda avunman›n revaçta oldu¤u günümüzde bu ihtiyaç çok daha yak›c›. Bir yandan, Marksizm’in irdelenmesine yönelenler, burjuva ideologlar›n›n peflin hükümlerini ve en eski revizyonistlerin köhne icatlar›n› yeniden bulup büyük bir icatm›fl gi-

bi böbürlenerek öne sürmekteler. Bir yandan da, bir zamanlar iflçi s›n›f›n›n yeteri kadar olgunlaflmam›fl ve geliflmemifl oldu¤unu düflünerek ona bir öncü rolü biçmeyi do¤ru bulmayanlar, bu kez de art›k iflçi s›n›f›n›n nitelik de¤ifltirdi¤ine, yeni teknolojik geliflmelerin iflçi s›n›f›na bir öncü rolü biçilmesini imkans›z k›ld›¤›na kanaat getiriyorlar. Geçmiflte küçük burjuva devrimcili¤inin, en onurlu ve biricik çözüm yolu oldu¤unu düflünenler bu fikirlerinden vaz geçmeksizin, güncel dünya koflullar›n›n bugün için böyle bir ç›k›fl yoluna izin vermedi¤ini düflünerek, azametlerinden hiçbir taviz vermeksizin süngülerini indiriyorlar. Kendilerini bafltan nesnel bir sürecin aktif veya pasif muhalifleri olarak görenlerin, nesnel gidiflat›n hiç de tahmin ettikleri yönde olmad›¤› kan›s›na varmalar›na flaflmal› m›? Bu kan›ya bir kez vard›ktan sonra, gelece¤in komünizm olmad›¤›n› ilan etmelerine, «globalleflen dünyan›n» «yeni» global sorunlar›n› keflfetmelerine, burjuva ideologlar›n›n çizdi¤i gündemde bu sorunlar›n «global» çözümlerine yönelirken, proletaryaya veya silahlar›na veda etmelerine flaflmal› m›? fiaflmak yerine vurguyla yinelemekte yarar var: Bugün, «öncü bir teorinin k›lavuzluk etti¤i», «öncü savaflç›l›k rolünü üstlenebilecek bir parti»yi yaratmak için, geçmiflte ihtiyaç duyulandan çok daha «büyük bir teorik güç birikimi»ne ihtiyaç vard›r; y›llar›n tortusu alt›nda kalm›fl devrimci teorinin cevherini ç›kar›p yeniden ›fl›ldar hale getirmek için yap›lmas› gerekenler de cabas›. Ekonomizm Siyasal Görevlerden Kaçma E¤iliminin Ad›d›r Ekonomizmin felsefi kökleri olmas› ve teoriyle iliflkisi, onu sadece «bir ak›l yürütme hatas›»ndan ibaret k›lmaz. Ak sine ekonomizm, özgün bir siyasal tutuma iflaret eder; hem de oldukça yayg›n ve bugünlerde daha çok revaçta olan bir tutuma! Ekonomizm üzerinde ciddiyetle durulmas› gere¤i de bundand›r; onun teorik bir çabayla ve tart›flmalar yoluyla alt edilememesi de. Çünkü küçümsenen ve hafife al›nan yaln›z devrimci teori de¤ildir. “Bu, bahar eylemlerinin aç›kça tan›kl›k etti¤i y›¤›nlar›n devrimci eylemlili¤inin hem teröristlerce hem de ekonomistlerce küçümsendi¤ini de göstermektedir; bunlar›n bir k›sm› yapay «k›flk›rt›c›»lar aramaya koyulmaktad›r, di¤erleri de «somut talepler»den söz etmektedirler. Ama her iki kesim de siyasal ajitasyon ve siyasal teflhirlerin örgütlendirilmesi için kendi faaliyetlerini gelifltirmeye yeterli dikkati göstermemektedirler. Halbuki ne bugün, ne de baflka zaman bunun yerini tutabilecek birfley yoktur.” (Lenin, Ne Yapmal›?, Sol yay›nlar› 99) Kuflkusuz sözü edilen bahar eylemleri, ‹stanbul’da 1995 bahar›nda görülen eylemler (Gazi Ayaklanmas› ve sonraki

geliflmeler) de¤il, 1901 bahar›nda, Rusya’da patlak veren çat›flmal› sokak gösterileridir; ama bu sat›rlarda sözü edilen e¤ilimlerle, yaflad›¤›m›z topraklardaki hakim e¤ilimler aras›nda hiçbir benzerlik olmad›¤›n› sananlar bir tür körlükle maluldür. K›smi talepler için mücadelenin, komünizm için mücadeleye dönüflmesi ihtimali devrimcilerin ç›k›fl noktas›d›r. Ama bu olas›l›k, nesnel ve otomatik bir iliflkiyi ifade etmemektedir. Bu sadece bir olas›l›kt›r; üstelik bir k›sm› öznel olan belirli koflullar yerine geldi¤i takdirde, gerçeklik haline gelebilecek bir olas›l›k. Nas›lsa nesnel koflullar ve kitle hareketinin evrimi, en basit sorunlar için mücadeleyi bile komünizm için mücadeleye yöneltir ferahl›¤›yla hareket edildi¤inde, düpedüz reformizme ve kitle kuyrukçulu¤una düflmek iflten bile de¤ildir. Aksine verili olan nesnel koflullara müdahale etmek, geliflmelerin olaca¤›na varmas›na izin vermemek, durumu de¤ifltirmek, bir olas›l›¤› gerçeklik haline getirmek devrimcilerin görevidir. Burada t›pk› teorinin liberal ayd›nlara terkedilmesine benzer bir tutum vard›r. Kitle hareketinin kendili¤indenli¤ine teslim olmak, onlar›n siyasal önderli¤ini haz›r bulunan siyasal ak›mlara, kurumlara havale etmek demektir. Üstelik bu f›rsat› de¤erlendirmek için, sotada bekleyen pek çok kurum vard›r; sendika bürokrasileri, reformist-legalist partiler vb. bunun için vard›r. Kitlelerin kendili¤inden hareketinin düzen s›n›rlar›na hapsoldu¤unu veya düzene kan tafl›yan ak›mlar›n yörüngesine girdi¤ini görünce, bunda kendi kusurlar›n›n oldu¤unu kavramayan veya zaten kitle hareketi içinde, bir devrimci politik çal›flman›n zahmetinden kaçmak için f›rsat kollayan baz›lar› da, kitle çal›flmas›n›, k›smi mücadeleleri tümden reddeden, k›smi ya da asgari kimi taleplerin yerine, sürekli azami hedefleri ç›karan bir tutuma savrulmaktad›r. Bu anlay›flla yola ç›k›ld›¤›nda, propagandada soyut ilkelerin ve uzak amaçlar›n tekrarland›¤› bir vaaz söylemine, pratikte de her türden makyavelist manevraya aç›k bir maceraya düflmek iflten bile de¤ildir. Bunun örneklerini aramak için fazla gayrete gerek yoktur. Kitleleri kaba bir teorik vaaz eflli¤inde ateflli bir ajitasyonla harekete geçirme hayali veya kadrolar› k›l›çtan keskin ilkelerle bileyerek, ajite edip, kitlelerin yerine eyleme sürmek; iflte bu da sol macerac›l›¤›n tipik özelli¤idir. Kendili¤inden hareketin burjuva ideolojisinin s›n›rlar›na hapsolmas› gerçe¤i, bir baflka gerçe¤i de¤ifltirmez: kitleler ancak kendi pratikleri içinde ö¤renir ler; tarihten ya da kimi ö¤retmenlerden de¤il, kendi yaflad›klar›ndan ders ç›kar›rlar; eylem içinde örgütlendirilmeleri gerekir. Kuflkusuz, topyekun bir ayaklanman›n gündeme geldi¤i devrim durumlar› d›fl›ndaki eylemlerden, genellik-


3

A¤ustos ‘97 le s›n›rl› ve k›smi bir bilinç do¤ar, bu eylemlerin içinde kendili¤inden oluflan örgütler de esnek ve geçicidirler. Zaten tam da bunun için komünistler, kitlelerin gündelik hayat› ve mücadelesi içinde yer almal›, onlara düflüncelerinden çok, siyasi önerilerini ve tecrübelerini somut olarak ve ad›m ad›m bu mücadeleler içinde sunmal›d›rlar. Yani devrimci teori sorununda oldu¤u gibi, kitle hareketinin gündelik prati¤inde de, öncü bir misyon üstlenmeden devrimci bir önderli¤in niteliklerini kazanmak mümkün de¤ildir. Bugün insanl›¤›n en çok ihtiyaç duydu¤u da böyle bir önderliktir. Devrimci altüst olufllar›n zigzagl› ve beklenmedik bir biçimde patlak verdi¤i emperyalizm ça¤›nda, proletaryan›n iktidar› ele geçirmeye haz›rlan›fl›n›n ve bu mücadele içinde, komünistlerin bir s›n›f önderli¤i konumuna yükselmesinin somut ve pratik yolunu Ekim Devrimi’yle taçlanan bolflevik deneyimi gösterdi; Komünist Enternasyonal de bu deneyimin derslerini özetlemiflti. Ekonomizm Siyasal Görevlerden Kaçma E¤iliminin Ad›d›r Ekonomistlere ekonomist denmesinin bir nedeni de, kendilerini “iktisadi mücadeleye siyasal bir nitelik kazand›r mak”la s›n›rlamalar›ndan ileri geliyor. Ama, «ekonomizm» salt ekonomik mücadele verilmesini savunan ve kendini sendikal mücadeleyle s›n›rlayan bir ak›m san›ld›¤›nda veya «ekonomizm» herfleyi ekonomiye indirgeyerek aç›klayan bir yaklafl›m diye tan›mland›¤› takdirde, ne etrafta, ne de kendi saflar›nda «ekonomist» bulunamaz. En genifl kapsam›yla ele al›nd›¤›nda «ekonomizm», kendini nesnel geliflmelerin ak›nt›s›na (kendili¤indenli¤e) b›rakmakt›r; nesnel süreçlerin gözlemcili¤idir; varolan, kendili¤inden veya baflka güçler taraf›ndan dürtülerek geliflen hareketlerin kuyrukçulu¤udur. Ekonomist diye adland›r›lmay› hakedenler, nesnel yasalarca belirlenmifl bir geliflimin olsa olsa h›zland›r›c›lar› olma misyonunu üstlenirler. Ama tarihsel geliflim nesnel-tarafs›z bir süreç de¤ildir. Zira tarihsel geliflmenin tek belirleyeni yoktur; tarihsel geliflimi belirleyen s›n›f mücadeleleridir. Bu taraflardan biri pasif kald› diye, di¤erinin de ayn› konumu benimseyece¤i san›lmamal›d›r. Aksine kendili¤inden geliflmenin nesnel yasalar›na güvenip bir taraf pasif kald›¤›nda, di¤er taraf belirleyici olur. Lenin kendi haline b›rak›lan hareketin burjuva ideolojisine hapsolaca¤›n›, bu yüzden ve tam da ekonomistlerle polemik içinde söylemifltir. Ama «ekonomizm» denince, sadece bir tip yan›lg›yla yüzyüze olunmad›¤›n› ay›rdetmekte yarar var. Bambaflka gibi görünen tutum ve yaklafl›mlar›n da, ayn› kap›ya ç›kabilece¤ini göz önünde bulundurmal›. Üstelik, «ekonomizm»in kendili¤indenli¤e teslim olmak anlam›na geldi¤i do¤ru olsa da, kendili¤indenli¤e

tap›nman›n tek türü «ekonomizm» de¤ildir. Bunun için, sa¤l› sollu ekonomizmin ard›ndaki ortak yan›lg›y› ay›klamak kadar, kendili¤indenli¤e teslim olman›n baflka türlerini de dikkate almak önemli. ‹ster sa¤, ister sol bir yorumu temsil etsin, iradeci olmayan, kitle kuyrukçusu yüzüyle tan›t›ld›¤›nda «ekonomizm»in asl›nda, nesnel koflullardan, iflçi hareketinden ba¤›ms›z, salt siyasal ve salt iradeci, ikameci, darbeci-devrimci ak›mlar›n tam karfl›t› bir çizgiyi temsil etti¤i görülebilir; öyledir de. Marx zaman›nda blankistler, Lenin zaman›nda narodnikler, «ekonomizm» denilebilecek e¤ilimlerin tam z›dd› olan bu türün en tipik örnekleriydi. Tümüyle siyasal iktidara kilitlenmifl dikkatleriyle; do¤rudan do¤ruya «siyasal» eylemlere dönük faaliyetleriy le; kendi örgütlerine, kendi güçlerine ve kendi eylemlerine k›skançca ba¤l›, bunun d›fl›nda bir siyasal faaliyeti tan›mayan, kendi siyasal eylemlerinden baflka ç›k›fl yolu kabul etmeyen bir e¤ilimi temsil ediyordu bu ak›mlar. Ama bu ak›mlar›n, t›kand›kça karfl›tlar›n› üretmeleri de flafl›rt›c› say›lmamal›. Nitekim Rusya’da «ekonomizm» ak›m›, k›s›r bir döngü içinde kalan «narodnizm»e bir tepki olarak ve birçok eski narodnik militan›n eliyle yarat›lm›flt›. Bir çok baflka ülkede de, bu arada bizim yaflad›¤›m›z topraklarda da, benzer ge liflmeler görülmüfltür; görülmektedir. Bir bak›ma de¤iflik renkleriyle «ekonomizm» denilen ak›m, genel olarak bu türden iradeci e¤ilimlerin tam tersidir. Ama tersi, do¤rusu demek de¤il. Gerçekte, «ekonomizm» de, «blankizm» de, nesnel geliflmelerin rüzgar›na göre, bir bir yüzü, bir di¤er yüzü öne ç›kan ayn› madalyonun iki yüzü gibidirler. Nitekim zaman içinde bu ak›mlar›n birbirlerini izledikleri, bir ak›m›n bir dönem bir e¤ilime, bir sonraki dönem ötekine kap›ld›¤› s›k görülmüfltür. Çünkü bunlar›n kökleri, ç›k›fl noktalar› birdir. Bu konuda Lenin aç›k seçik konufltu: “Ekonomistler ile bugünün teröristleri aras›nda ortak bir kök bulunmaktad›r ve bu....kendili¤indenli¤e tap›nmad›r. «Günlük tekdüze mücadeleyi» vurgulayanlar ile bireylerden en özverili mücadeleyi bekleyenler aras›ndaki fark o kadar büyüktür ki, ilk bak›flta, bu söylediklerimiz bir ayk›r›l›k gibi gözükebilir. Ama bu bir ayk›r›l›k de¤ildir. Ekonomistlerle teröristler yaln›zca kendili¤indenli¤in farkl› uçlar›na boyun e¤mekle ayr›lmaktad›rlar; ekonomistler «salt iflçi hareketi önünde boyun e¤mektedirler», teröristler ise, devrimci mücadele ile iflçi s›n›f› hareketini birbirini tamamlayan bir bütün içinde birlefltirmeyi bilmeyen, ya da beceremeyen ayd›nlar›n tutkulu öfkesinin kendili¤indenli¤i önünde boyun e¤mektedirler. ....Terör ça¤r›lar› ve iktisa di mücadeleye bir siyasal nitelik kazand›rma ça¤r›lar›n›n her ikisi de rus devrimcilerine dayat›lm›fl olan temel görev den, yani bütün biçimleriyle siyasal aji-

tasyonu örgütlendirme ödevinden kaçman›n türlü bahaneleridir. ...” (Lenin, Ne Yapmal›?, Sol yay›nlar› 96, 97, 98) Asl›nda, yaflad›¤›m›z topraklarda saf bir «ekonomist» ak›m gerçekten yoktur; saf bir «terörist» örgüt de bulunamaz. Ama bir bütün olarak ele al›nd›¤›nda, tek tek örgüt ve ak›mlar›n birer tafl›n› oluflturdu¤u bir mozayikten söz edilebilir. Bu mozayi¤e bak›ld›¤›nda geçmiflte ve baflka yerlerde en keskin çizgileriyle varolmufl «kendili¤indenci» e¤ilimlerin suretleri görülecektir. Ekonomizmin de, onunla örtüflen veya çat›flan, baflka «kendili¤indenci» ak›mlar›n da, as›l varl›k, geliflme ve güçlenme sebebleri, iflçi s›n›f›n› tüm ezilen kesimlerin önderi olarak, siyasal iktidar›n fethine yönlendirebilecek bir devrimci komünist önderli¤in eksikli¤inden türemektedir. Bu unsur eksik oldu¤u müddetçe, hareketin parçal›, hatta hem birbirini törpüleyen, hem de birbirine ayr› yaflam alanlar› b›rakan parçalardan oluflan bir mozayik niteli¤i tafl›mas› kaç›n›lmaz olacakt›r. Burjuvazinin ard› arkas› kesilmeyen derin bunal›mlara ra¤men, sonuçta ayakta kalmay› baflarmas›n›n bir s›rr› da burada yatmaktad›r. Ekonomizm, K›smi Mücadelelerin Kendili¤indenli¤ine Hapsolmak Demektir Burjuvazi hakimiyetini korumak üzere, iflçi hareketini ve burjuva devletine karfl› siyasal mücadeleyi parçalay›p, bu parçalar› birbirinden tecrit etmek için, bazan bask› ve teröre, bazan ideolojik bombard›mana, bazan iktisadi, sosyal, ya da hukuki tavizleri de içeren reformlara baflvurmaktad›r. Ne ilginçtir ki, burjuva hakimiyetinin kimi yönlerine ve sonuçlar›na karfl› yürütülen k›smi mücadelelerin birbirlerinden ve iflçi hareketinden yal›t›k kalmas›, burjuva hakimiyetinin sürmesine, burjuvazinin bu tedbirleri kadar etkili olabilmektedir. Burjuvazinin kendi iç çeliflkilerine ve bunal›mlar›na ra¤men, kendi bafl›na y›k›lmay›fl›n›n as›l s›rr› burada yatmaktad›r. «Ekonomizm», sadece flu ya da bu fabrikadaki veya sektördeki iflçilerin sendikal mücadelelerle s›n›rl› bir eylemlili¤e hapsolmas›nda görülmemelidir. Ö¤rencilerin, ayd›nlar›n, köylülerin veya ulusal az›nl›klar›n, kad›nlar›n vb. sadece kendi sorunlar› için ve bu sorunlarla s›n›rl› mücadeleleri de sendikal mücadeleler gibi kabul edilmelidir. Bu mücadeleleri esas alan, bunlar üzerinde yo¤unlaflan, bu hareketleri siyasallaflt›rmay› siyasi mücadele olarak gören «siyasi» ak›mlar da, esas olarak «ekonomizm» veya «sendikalizm» bafll›¤› alt›nda toplanabilecek muhalefet hareketleri olarak görülmelidir. Bu mücadeleler kimi zaman iyice ehlileflmifl reform hareketleri biçiminde gerçekleflseler de, zaman zaman do¤rudan do¤ruya devlet ve onun kurumlar›yla karfl› karfl›ya gelip çat›flsalar da, bu nitelikleri

Devrimci altüst olufllar›n zigzagl›

ve

beklenmedik bir

biçimde

patlak verdi¤i emperyalizm ça¤›nda, proletaryan›n iktidar› ele geçirmeye haz›rlan›fl›n›n ve bu mücadele içinde, komünistlerin bir s›n›f önderli¤i konumuna yükselmesinin somut ve pratik yolunu Ekim Devrimi’yle nan

taçlabolflevik

deneyimi gösterdi.


4

A¤ustos ‘97 K e n d i l i ¤ i n-

denli¤e tap›nma hastal›¤›, en çok partinin inflas›na iliflkin olarak kendini g ö s t e r m e k t edir. Elbette kitlelerin kendili¤inden hareketi, devrimci partinin faaliyetinin temel zemini ve kalk›fl noktas›d›r. Ama devrimci parti, bu hareketin içinden, süreç

içinde

ç›kmayacakt›r.

de¤iflmez. Öte yandan k›smilik, sadece bir s›n›f›n veya s›n›f kesiminin, bir toplumsal tabakan›n vb. alan›yla ve sorunlar›yla s›n›rl›l›k anlam›nda ele al›nmamal›d›r. Bu s›n›rl›l›k bütün toplumu ilgilendiren, çok daha genifl kapsaml› hareketler için de söz konusu olabilir. Örne¤in, bir insan haklar› mücadelesi, çevre sorunu, kad›n sorunu, anti-faflist mücadele gibi çok daha genifl kapsaml› ve bir bak›ma kapitalist üretim iliflkilerinin ve burjuvazinin hakimiyetinin kimi sonuçlar›n› hedef alan mücadelelerin de, kendi alanlar›yla s›n›rl› kald›klar›nda ayn› kap›ya ç›kmas› mümkündür ve s›k s›k görülmektedir. As›l yan›lg›, flu ya da bu aflamada öne ç›kan, ra¤bet gören, kitleselleflen veya kendi eylemiyle kendini kabul ettiren, herhangi bir anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faflist, anti-floven vb. hareketin pefline tak›larak bu hareketin burjuva devletine karfl› bir kald›raç olarak kullanabilece¤i yan›lg›s›d›r. Bu tür hareketlerin, bazan siyasal mücadelede bafll› bafl›na önem tafl›yan birer kald›raç rolü görebildi¤i bir bak›ma do¤rudur. Pek çok siyasal ak›m, bu türden hareketlere yaslanarak geliflip büyüyebilmektedir. Ama as›l önemli olan, bu türden kitlesel hareketlerin, iflçi s›n›f›n›n belirleyici kesimlerinin fiili önderli¤ini kazanm›fl bir komünist devrimci hareketin etraf›na kenetlenmesini, siyasi iktidar›n iflçi s›n›f› taraf›ndan ele geçirilmesi yönünde tek bir siyasal hareket halinde temerküz etmesini sa¤lamakt›r. Gündelik faaliyetin dargörüfllülü¤ü içinde, kendini, kendili¤inden faaliyetin ak›nt›s›na koyvermifl olanlar için, bunun ilk ad›m› bu hedefe ulaflmaktan daha zordur. Bu ilk ad›m, böyle bir partinin süreç içinde kurulup biçimlenece¤i hayalinden kurtulup, bütün bu kendili¤inden hareketlerin «d›flar›s›»na çekmeyi, onlar›n üzerine ç›kmay› baflarabilmektir. Kendili¤indenli¤e tap›nma hastal›¤›, en çok partinin inflas›na iliflkin olarak kendini göstermektedir. Elbette kitlelerin kendili¤inden hareketi, devrimci partinin faaliyetinin temel zemini ve kalk›fl noktas›d›r. Ama devrimci parti, bu hareketin içinden, süreç içinde ç›kmayacakt›r. Aksine, devrimci partiye, bu eylemi dönüfltürmek, örgütlendirmek, birlefltirmek ve siyasal iktidar›n fethine yönlendirmek için ihtiyaç vard›r. Bu yüzden de, bu göreve uygun bir teorik haz›rl›¤a, biriktirilmifl bir deneyimi temsil eden bir önderli¤e, iflinin ehli ve iyi mevzilenmifl kadrolara ve devrimci bir faaliyeti yürütebilmek için gerekli donan›ma sahip olan bir partinin kendili¤inden hareketin gelifliminden ba¤›ms›z olarak yarat›lm›fl olmas› ve gelgitlere kap›lmadan yaflat›lmas› elzemdir. Kendili¤inden hareketin yükseldi¤i dönemlerde, hele siyasal iktidar›n fethi daha yak›n bir olas›l›k haline geldikçe, bu tür bir partiye olan ihtiyaç azalmaya-

cak misillemesine artacakt›r; bunu görmek ve s›namak için yeni deneyimlere hiç mi hiç ihtiyaç yoktur. Hareketin geriledi¤i koflullarda ise, bu kez geçmifl deneyimlerin süreklili¤inin sa¤lanmas› ve kazan›lm›fl mevzilerin korunmas› için, hareketin geri çekilmesine direnmek gerekir; bu flartlarda da partinin düzenli bir geri çekilmeyi örgütlemek ve tasfiyecili¤i önlemek gibi hayati bir ifllevi olacakt›r. Hiç de¤ilse devrimci görevlerden kaçmak için bahane arayanlar d›fl›nda, soruna önyarg›s›z bir bak›fl aç›s›yla yaklaflanlar taraf›ndan, bu iki yönüyle devrimci bir partinin rolü ve önemi pek yads›nmamaktad›r. Ne var ki, as›l sorun, bu iki uç noktan›n s›k s›k karfl› karfl›ya bulunulan durumlar olmamas›ndan kaynaklanmaktad›r. Gerçekte as›l yüzyüze gelinen durum, zay›f ve haz›rl›ks›z örgütlerle de yürütülebilen k›smi veya yerel düzeylerle s›n›rl› çal›flmalar›n olanakl› oldu¤u, esnafça ve amatör bir çal›flmaya hayat hakk› tan›yan rutin faaliyetlerin öne ç›kt›¤› koflullard›r. ‹flte bu gündelik mücadelenin ihtiyaçlar›na göre flekillenmifl, buna yetecek kadar örgütlenmifl ve k›smi mücadelelerin rutin çal›flmas›ndan do¤an statükolara ba¤lanm›fl örgütlerin üretti¤i bilinç ve al›flkanl›klar as›l tehlikeyi oluflturmaktad›r. Kendili¤indenli¤e tap›nman›n türleri ve «ekonomizm»in tüm çeflitleri bu iklimde boy vermektedir. As›l tehlike bu noktadad›r, çünkü devrimci parti ihtiyac›n›n herkesin görebilece¤i kadar yak›c› hale geldi¤i devrim/karfl› devrim olas›l›klar›n›n belirdi¤i dönemeçlerde, görevler büyür ve aciliyet kazan›r; ama zaman rutin faaliyet dönemindekinden daha h›zl› akar. Devrimci parti ihtiyac›n›n fark›na, bu ihtiyac›n aflikar hale geldi¤i noktada varanlar, devrimci partiyi yaratma görevinin öncüleri de¤il, artç›lar› olmaya mahkumdurlar. Bu görevi yerine getirmek için, gündelik mücadelenin revaçta oldu¤u dönemde, bu ak›nt›ya kap›lmadan öncü bir faaliyeti sürdürmüfl olmak flartt›r. Devrimci görevler, kitlenin peflinden sürüklenmemeyi sa¤layacak politik cesareti ve bu nedenle kendini hareketin d›fl›nda hissetmeye yol açmayacak bir bilinci gerektirmektedir. Devrimci partinin kendili¤inden iflçi hareketinin d›fl›nda, ondan ayr› yarat›lmas›n›, iflçi s›n›f›na devrimci siyasal bilincin d›flar›dan verilebilece¤ini savundu¤u için Lenin, s›k s›k elefltirildi. Bu tür önyarg›l› ve yüzeysel elefltiriler, ço¤unlukla iflçi hareketinin yerine partinin eylemini geçirme, iflçi hareketinin kendili¤inden geliflimini yok sayma veya küçümseme ile suçlamas›yla somutland›. Oysa Lenin’in tutumunda, bu önyarg›l› elefltirileri hakl› ç›karacak bir yaklafl›m yoktur; flu sözler buna tan›k: “... Rus sosyal demokrasisinin, Rusya’n›n eski devrimci partilerinden temel-

den ay›rdedilmesi gerekir; her ne kadar eski Rus önderlerinden yeralt›nda gizli devrimci çal›flma konusunda ö¤renmemiz gereken çok fley olsa da ( bu zorunlulu¤u hiç tereddütsüz kabul ediyoruz); bu bizi onlar› elefltirel bir zihniyetle ele alma ve kendi örgütümüzü kendi bafl›m›za kurma mecburiyetinden kurtarmaz. Bu konuda iki esasl› soru kendini fliddetle dayatmaktad›r: 1. Hem yerel sosyal demokrat faaliyetinin tam bir serbestlik içinde yürümesi gere¤i, hem de birleflik ve dolay›s›yla merkezileflmifl bir parti ihtiyac› nas›l ba¤daflacak? Sosyal demokrasi tüm gücünü kendili¤inden iflçi hareketinden al›r; bu hareket de¤iflik sanayi merkezlerinde ne efl zamanl›, ne de ayn› biçimde ortaya ç›kmaktad›r; yerel sosyal demokrat örgütlerin faaliyeti, bütün parti faaliyetinin temelidir. Ama e¤er söz konusu olan birbirlerinden kopuk partizanlar›n faaliyetiyse, bu faaliyeti sosyal demokrat diye adland›rmak bile kesin konuflmak gerekirse mümkün de¤ildir; zira bu hareket proletaryan›n s›n›f mücadelesini ne örgütleyebilir ne de yönetebilir. 2. Hem sosyal demokrasinin, siyasal özgürlük için mücadeleyi kendine bafl hedef olarak seçen bir devrimci parti haline gelmesini arzulay›p, hem de siyasal komplolar örgütlemeyi, «iflçileri barikatlara ça¤›rmay›» veya daha genel olarak söylemek gerekirse, herhangi bir devrimci grup taraf›ndan tasavvur edilmifl, hükümete karfl› flu ya da bu sald›r› «plan›»n› iflçilere dayatmay› kesinlikle reddetmemiz nas›l ba¤daflt›r›lacak?” (Lenin, Acil Görevimiz, TE., c.4, s. 224) Ne var ki, bu sorular ve sorular›n içerdi¤i emredici yönelifller, Lenin elefltirmenlerine kan›t olarak sunulsun diye ortaya konmam›flt›r. Aksine her somut durumda yeniden somutlan›p çözülsün diye devrimcilerin önüne konmufl kalk›fl noktalar›d›r. Bu sorular›n yan›tlar›n› bulmak, bu yan›tlar›n gere¤ini yapmak yerine, «kitle çal›flmas›», «politik faaliyet» ya da «devrimci eylem» ad›na dönemin hakim ak›nt›s›na kap›l›p sürüklenenlerin niyetleri ve aray›fllar› ne olursa olsun varacaklar› yer tekrar bafla dönüp bu sorularla yüzleflmek olacakt›r. J


Say›: 14 P A¤ustos ‘97

10

"Yaflas›n Halklar›n Kardeflli¤i" K

omünist Manifesto, "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar›yla biter. O gün bugündür komünistler için bu fliar, basit bir ça¤r› veya ultimatom de¤il, dolays›z bir flekilde iflçi s›n›f›n›n politik do¤rultusuna ve komünistlerin örgütsel politik görevlerine yap›lan kesin göndermedir. Kapitalizme karfl› mücadelenin baflar›s›n›n, evrensel ölçekte, iflçi s›n›f›n›n uluslararas› birlik, dayan›flma, mücadelesine ba¤l› oldu¤unu vurgulayan bu fliar› somutlaman›n olmazsa olmaz koflulu, enter nasyonalist devrimci partiyi yaratmakt›r. Bugün, komünistlerin görevi, Marks’tan bu yana bu yoldaki mücadelelerin ortaya koydu¤u tarihsel deneyden örgütsel politik dersler ç›kararak, onlar› aflan devrimci bir uluslararas› partiyi yaratmakt›r. Bu irade ve tercihi gösteremeyenler için, "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar› sadece bir temenni ve avuntudan ibaret kal›r. Marksizm'in tarihiyle birlikte, kah onun içinden diyalektik olarak ç›kan oportünizm ve reformizm gibi siyasi ak›mlar ve ona hayat verenlerle, kah ona karfl› rakip olarak ç›kan anarflizm gibi ak›mlar, iflçi s›n›f›n›n uluslararas› örgütsel ve siyasal birli¤inin ilk bozucu ve da¤›t›c› unsurlar› olarak boy verdiler. Bilinçli olarak, iflçi s›n›f›n›n uluslararas› örgütsel birli¤ine karfl› durduklar› gibi (anarflizm), oportünistler ve reformistlerin yapt›¤› gibi burjuva cenahta yer tutarak, uluslararas› devrimci çizginin süreklili¤ini sekteye u¤ratt›lar. "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar›ndan, "Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i" slogan›na evrilme, uluslararas› sosyalist hareketin örgütsel gerilemesinin politik ve teorik bir k›l›f› olarak, yukar›daki tespitlerimize tan›kl›k etmektedir. Bu bozulma, san›ld›¤›n›n aksine ve iddia edildi¤i gibi, s›n›f mücadelesinin ve nesnel flartlar›n mant›ki sonuçlar›yla de¤il, bizatihi öznel faktörlerin belirleyicili¤i ve tercihleri do¤rultusunda olufltu. "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar›na itiraz, sömürge uluslar›n ba¤›ms›zl›k talebiyle dünya siyasetine girmeleriyle geliflti. Birinci itiraz noktas›, "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar›n›n "geliflmifl kapitalist ülkelerin somut tahliline dayanmas› ve oralar›n iflçi s›n›f›n›n taleplerini karfl›l›yor olmas›d›r. Marks ve Engels bunu yapm›fllard›r.". ‹kinci itiraz noktas›, birinciyle ba¤lant›l› olarak, dünyan›n geri kalan uluslar›n› (halklar›n›) içermedi¤inden, eksiktir ve dünya ölçe¤inde olabilmesi ancak ezilen halklar vurgusu eklenmesiyle telafi edilece¤i" yönündeydi. Böylece slogan "Bütün ülkelerin iflçileri ve ezilen halklar› birleflin" flekline büründü. Bu haliyle fliar savafl›m ruhunu tafl›makla ve içerik olarak yanl›fl olmamakla birlikte, bu slogan›n bütünlü¤ünden kopar›larak, sadece “halklar›n kardeflli¤i”ne indirgenmesi dünya ölçe¤inde s›n›f mücadelesini bulan›klaflt›rmaktan baflka bir ifle yaramad›. Ezilen halklar›n devrimci kurtulufl mücadelesinin, devrimci s›n›f mücadelesine ve komünizm hedefine yapaca¤› katk›lardan ba¤›ms›z olarak, slogan›n ezilen uluslar›n da s›n›fsal bölünmesi gerçe¤inin üzerinden atlayarak, bütün uluslar›n ancak bir bölü¤ünün s›n›f mücadelesine elveriflli, di¤erlerinin halk mücadelesine uygun oldu¤unun “saptanmas›”na dayan›r. Bu saptamad›r ki, program ve devrim anlay›fllar›n›, örgütlenme biçimle-

"Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i" slogan›, nihayetinde di¤er fliarlara ikame edilen bir icat olsun veya konjonktüre (Kürt meselesine) cevap teflkil etme amac›yla kullan›ls›n, uluslar›n özgürleflmesinin, s›n›f›n devrimci enternasyonalist birli¤inin sa¤lanmas›n›n üstüne set çeken tam bir "devrimci" tükeniflin iflareti, "demokratl›¤›n" da parolas›d›r. rini belirler. Marksizm'e katk› bab›nda taltif edilen bu yönelifller ve sonuçlar›, pratik deneylerin de ispatlad›¤› gibi, Marksizm’e bir katk› de¤il, aksine onu tahrif eden geri küçük burjuva siyasetlerdir. Öte yandan, Marks ve yoldafllar› "Bütün ülkelerin iflçileri birleflin" fliar›n› Manifesto'nun sonuna koyduklar›nda, bunu sadece bat›da geliflkin kapitalizmi gözeterek, ya da iflçi s›n›f›n›n s›rf buralarda oldu¤undan hareketle yapmad›lar. Kapitalizmi ulusal veya bat›ya özgü bir olgu olarak de¤il, e¤ilimleri ve geliflmesi bak›m›ndan uluslararas› bir sistem oldu¤unu, giderek de bütün süreçlerini dünya iliflkisi haline getirdi¤ini ortaya koydular. “Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i” slogan›n›n, tarihsel ve nesnel olarak, kapitalizmin evrensel planda yaratt›¤› s›n›fsal netleflmeye de ayk›r›l›¤› su götürmez. Kapitalist üretim iliflkilerinin ortaya ç›kmas› ve dünya çap›na yay›lmas›, en baflta s›n›fsal temelde karfl›t›n› yani uluslararas› iflçi s›n›f›n› da evrensel alanda yaratarak "ilerledi". Bu nesnelli¤in "devrimci" niteli¤ini kavrayamayanlar›n, subjektif yasalar›n› tarihe dayatmalar› siyasi gericili¤in ifadesidir. Tipik örne¤i Menflevizm'dir. Menflevizm, sadece Rusya topraklar›na özgü bir siyasi gericilik olarak kalmad›; oradan III. Enternasyonal'in Lenin sonras› hakim anlay›fl› haline geldi; o günden, günümüze kadar süreklili¤ini koruyan politik bir çizgi olarak yaflamaya devam etti. Burjuva karfl› devrimcili¤iyle buluflan Menflevizm’in, bolfleviklerin yaratt›¤› gedikten hayat bulan bugünkü etkisi devrimci Bolflevizm’den daha yayg›n ve sürekli konumdad›r. Marksist teorinin, kavramlar›n ve dolay›s›yla fliarlar›n›n bozuma u¤rat›lmas› bu gelene¤e, sonra bununla buluflan "ulusalc› sosyalizm" taraftarlar›na ve takipçilerine nasip oldu! Devrimci demokratlardan melez ak›mlara, sol liberallerden reformistlere kadar tüm ak›mlar da, II. Enternasyonal gelene¤ine bulaflm›flt›r. Do¤rusu "Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i" slogan›, nihayetinde di¤er fliarlara ikame edilen bir icat olsun veya konjonktüre (Kürt meselesine) cevap teflkil etme amac›yla kullan›ls›n, uluslar›n özgürleflmesinin, s›n›f›n devrimci enternasyonalist birli¤inin sa¤lanmas›n›n üstüne set çeken tam bir "devrimci" tükeniflin iflareti, "demokratl›¤›n" da parolas›d›r. Ama politik olarak bir iflas ve söyleyecek sözü olmayanlar›n edebilecekleri son kelamd›r. Bundan ötesi deniz bitmifltir. Bugün bu topraklar üzerinde, "Kürt meselesinin" hat›r›na sol siyasi çevrelerin, Kürtlerle veya baflka halklarla iliflkilenmeleri, ya "Yaflas›n halk-

lar›n kardeflli¤i"ya da benzeri olan "Bütün halklar kardefltir" sloganlar›yla bafllay›p bitmektedir. Bununla, hem enternasyonalizm murad edilmektedir hem de haks›z bir savafla karfl› (kapitalist devletler aras›ndaki savafla karfl› da) politik bir mesaj verilmek istenmektedir. Slogan› kullananlar›n iyi niyetinden flüphe edilemez, ne var ki "kardefllik" vurgusu, politik de¤il sosyolojik bir tan›mlamad›r. Do¤rusu, bizim iste¤imizden ba¤›ms›z olarak vard›r ve tercih meselesi de¤ildir. ‹ki kardefl aras›ndaki ba¤, onlar›n iradelerine ra¤men kurulmufltur. Aralar›ndaki iliflki politik de¤ildir. Kald› ki, kardefllik san›ld›¤›n›n aksine, karfl›l›kl› güven iliflkisine ve eflitlik temeline oturmayan bir ahlaki boyuta da sahiptir. Büyük kardefl, küçük kardefli döver, küçük kardeflin mukadderat› büyü¤ün inayetine ba¤l›d›r. Buradan "kastedilen iki kardeflin kardeflli¤i de¤il, baflkalar›n›n kardeflli¤idir" iddias›ysa o zaman durum daha kötüleflmektedir. Öyleyse baflkalar›n›n "arkadafll›¤›ndan" bahsetmek daha uygundur ve sorunu politik olarak gerçek (devrimci) anlam›yla koymufl oluruz. Zira arkadafll›k tercih edilebilir ve iradidir. Karfl›l›kl› güven ve eflitlik kural› üzerine infla edilir. E¤er "kardefllik" vurgusunun öne ç›kar›ld›¤› (apolitik) temennilerle halklar›n birli¤i sa¤lansayd›, marksistler bayra¤›na "Bütün ülkelerin iflçiler birleflin" savafl›m fliar›n› yazmazd›. Öyle ki, bütün bir geçmifl tarihsel dönem, "kardefllik" ve "akrabal›k" duygular›n›n öne ç›kar›ld›¤› (mitolojiler de dahil) deneylerle doludur. S›n›fsal farkl›l›¤›na ra¤men, padiflah›n hiddetlenmesine karfl›l›k, "Adem ile Havva'dan akraba olduklar›n›" söyleyerek al›r ve durumunu kurtarmaya çal›fl›r. Zerdüflt, "dünya nimetlerinin tanr›n›n insanlara arma¤an› oldu¤unu” söylerken, “paylaflmak için kavgan›n, savafl›n gereksizli¤ini, kardeflçe yaflamay›" önerdi. ‹slamiyet bir bak›ma Arap birli¤ine ça¤r› olarak ç›km›flt›r. Aleviler 72 milleti kardefl bilirler. Masonluk idealist temelde kardeflli¤i benimser. ‹yi geçinmek için, ittifak politikas›n›, güçbirli¤ini yaratmak ad›na monarflik devletlerin resmi evlilikler gerçeklefltirmesi vd. gerekçe ve argümanlar› ne olursa olsun, iddialar, "kardeflli¤in" o gevflek iliflkisine dairdir. "Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i" slogan› bugün farkl› s›n›fsal ayr›flmalarda ve dünya flartlar›nda kullan›l›yor olsa da, içeri¤i ve hükmü geçmifl savlar›n bir ad›m önünde de¤ildir. Geleneksel bir serüvenin son sözüdür. "Bütün üllkelerin iflçileri birleflin" fliar› ise, bugün unutulsa, unutturulsa da komünistlerin k›z›l ipidir. Kendisinin öncesi yoktur. Komünistlerin ba¤land›¤› gelene¤in ç›k›fl noktas›d›r. Arkadafll›¤›n, yoldafll›¤›n organik harc›d›r. "Halklar›" sahici özgürlü¤e götürecek yegane savafl›m fliar›d›r. Devrimi, dayan›flmay›, örgütlenmeyi ve birli¤i, devrimci s›n›f savafl›n› perdeleyen "Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i" gibi pasifist (bar›flç›) ölü topra¤› de¤ildir. “Bütün ülkelerin iflçileri birleflin” slogan›, dünya devrimi hedefinin ve komünist devrimcili¤in bir simgesi olarak, zafere kadar yol göstericimiz olmaya devam edecektir. J


11

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

SES 1.Kurulufl Y›l›n› “Minik Bir Kokteyl” ‹le Kutlam›fl ‹flçi s›n›f›n›n sendikal› kesimi “89 bahar eylemleri’ile sesini yükselterek, de¤iflik mücadele yöntemleriyle (toplu vizite, sakal b›rakma, yal›nayak yürüme, ifl yavafllatma vb.) “80 darbesinin gaspetti¤i sosyal ve iktisadi haklar›n› geri almak, yenilerini kazanmak için kendili¤inden bir mücadele yükseltti. Kitlesel kat›l›mla ve de¤iflik biçimler alan mücadelesi sayesinde, burjuvaziden ciddi ekonomik (geçici de olsa) tavizler kopard›. Kendisinden art› de¤er olarak çal›nan eme¤inin bir k›sm›n› geri ald›. 12 Eylül 1980 Darbesinden sonraki en yayg›n, en kitlesel ve uzun süreli eylemlilik dönemi yafland›. Bu eylemlilikler s›n›f mücadelesi tarihine “Bahar Eylemleri” olarak geçti. ‹flçi s›n›f›n›n de¤iflik kesimlerini ve solu derinden etkilediler. Sol bir kez daha iflçi s›n›f›n› farketti. Onun gücü, kitleselli¤i baz› sol çevreleri kendine yöneltti. “Fabrikalar kalelerimiz olacak!” fliarlar› eflli¤inde fabrika çal›flmas›n› öne ç›karmalar›na vesile oldu. Fabrika ve iflyeri komiteleri kurmak, yetene¤in ve “devrimci’ çal›flmada baflar›n›n göstergesi kabul edilmeye baflland›. ‹flçi s›n›f›n›n bu eylemlerinden ve elde etti¤i ekonomik kazan›mlardan en çok etkilenense ; yine iflçi s›n›f›n›n bir bilefleni olan, ama ad›na “devlet memuru”denen kamu iflçileri oldu. Çünkü “bahar eylemleri”yle birlikte, ilk kez sendikal› iflçiler bu kesimden daha ayr›cal›kl› bir ücrete kavuflmufllard›. Ayr›ca, toplumun tüm ezilen kesimleri gibi, 80 darbesinin iktisadi ve siyasi bask›s› alt›nda iyice bunalm›fl, içten içe homurdanmaya bafllam›fl olan bu kesim böylesi etkilenmelere aç›kt›. Gerek bu etki ve nedenlerle, gerekse de 80 öncesindeki örgütlenme ve mücadele deneyimleri sayesinde, bu kesim de h›zla mücadele bayra¤›n› yükseltmeye bafllad›. Grev ve toplusözleflme masas›na oturarak durumunu düzetme ve 80 darbesiyle birlikte da¤›t›lan örgütlü yap›s›na yeniden kavuflma hedefiyle alanlara ç›kmaya bafllad›. Devrimci hareketin bu alanlardaki kadro ve militanlar›n›n katk›s› ve çabas›yla, iflçi s›n›f›n›n sendikas›z ve örgütsüz olan bu bilefleni de canlanmaya bafllad›. Militan, yasad›fl› ve kitlesel eylemliliklerle soka¤a taflmalar, izinsiz, meflru gösteri ve yürüyüfller Türkiye ve Kürdistan’a yay›lmaya bafllad›. Kamu iflçilerinin sendikalaflma ve bu temelde örgütlenme çabalar› h›z ve güç kazand›. Devlet “memurlar›’n›n bu “isyan hareketi” yasal (657 say›l› kanun, anayasa vb.) mevzuat ve yollardan engellenmeye çal›fl›ld›. Tahkikatlar aç›ld›. Mevzuat devreye sokuldu. Sürgünler ve soruflturmalar bafllat›ld›. Bunlarla gidiflata engel olunamay›nca polis zoruyla hareketlilik bast›r›lmaya çal›fl›ld›. Ama ne sürgünler, ne iflten el çektirmeler, ne yasal kovuflturmalar, ne tutuklamalar, ne de faili meçhul(!) cinayetler kar etmemiflti. Eylemlilik sürecini, yasalardaki yasaklara ra¤men peflpefle kurulan “memur sendikalar›” izlemiflti. Polis,

aç›lan sendika merkez ve flubelerini basmaya, tehdit etmeye, buralara gelenleri ve buralar› açanlar› gözalt›na almaya, sendika mekanlar›n›n da kap›lar›n› mühürlemeye bafllam›flt›. Kamu iflçileri, mühürlenen sendika kap›lar›n› mühürüyle birlikte yerinden sökerek, s›rtlay›p eylem yap›yorlard›. Fiili bir tutumla ve kitlesel eylemlerle mühürlenen sendikalar aç›l›yor, faaliyetler inatla sürdürülüyordu. Bu mücadele döneminde sa¤l›k, e¤itim ve enerji iflkollar›nda çal›flan ücretliler h›zla öne at›ld›lar. Kitlesel eylemlerin yan›s›ra, k›smi, fiili grevler örgütlediler. Örgüt ve önderlikten yoksunluk, devletin politik ve fiili sald›r›lar›, hofl siyasal vaadleri ve diplomatik giriflimleri sayesinde, bu hareketin de giderek ehlileflmesinin yolu aç›ld›. Fiili ve meflru militan kitle eylemlerinin yerini, çiçe¤i burnunda reformist sendika bürokratlar›n›n siyasi iktidarla pazarl›kç›, uzlaflmac›, tavizkar, beklemeci tutumlar› almaya bafllad› De¤iflik örgütlere da¤›lm›fl veya örgütsüz durumda olan devrimci kadro ve militanlar kendi emek ve çabalar›yla, bedeller ödeyerek örgütleyip, yönlendirdikleri bu hareketin teslimiyetçi bir çizgiye çekilmesi ve bürokrat önderliklerin eline geçmesini, denetimine girmesini içi yanarak izlediler veya bu duruma teslim olarak sendikalizmi benimsediler. Sendikac› oldular. Türk-‹fl ve D‹SK’i devrimcilefltirmeyi, bu sendikalarda “s›n›f ve kitle sendikac›l›¤›n›” egemen k›lmay› düflünen ve mücadele eden örgüt ve kadrolar; bafllang›çta kendi denetiminde geliflen kamu iflçilerinin sendikal hareketinin onlar›n konumuna düflmesi karfl›s›nda ya sustular, ya da yönetimden bir-iki sandalye kaparak bu duruma al›flmaya bafllad›lar. Bu noktadan sonra koro halinde, “oyunu kurallar›na göre oynamak” gerekti¤inden söz edilmeye baflland›. “Yasal çerçevenin d›fl›na ç›k›lmamal›yd›, kitleselleflmek gerekiyordu.” Hükümetlerle diplomatik görüflmelere h›z verilerek yasal sorunlar; ta bafl›ndan beri eylemli yürüyüflün ve sendikalaflman›n karfl›s›nda yer alm›fl icazetli sendikalarla ilkesiz birlikler yap›larak da kitleselleflme sorunu “çözülmüfl’(!) oldu. Bu evrimi yaflayan kamu iflçileri sendikalar›ndan biri de, Tüm Sa¤l›k Çal›flanlar› Sendikas›d›r. Bu ifl kolundaki di¤er sendikalarla birleflerek Sa¤l›k ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikas› (SES) ismini ald›. 4 A¤ustos tarihli Radikal gazetesinde, bu sendikan›n 70 bin üyesi oldu¤u yaz›yor. Epeyce kitleselleflmifl... Yine ayn› haberde, bu ifl kolundaki sedikalaflma hareketi s›ras›nda 20 sendika üyesinin faili meçhul cinayetlerde yitirildi¤ini, 14 üyesinin ise, tutuklu bulundu¤unu ö¤reniyoruz. ‹flte böyle bir sendikal hareketin tepesine çöreklenenlerin, SES’in “1.kurulufl y›ldönümünü, Mithatpafla Caddesi 56/13 K›z›lay’daki yeni yerinde minik (!) bir kokteyl ile” kutlad›¤›n› okuyoruz. fiu sendika bürokrat taslaklar›n›n pervas›zl›-

¤›na bir bak›n! Ölümler, gözalt›lar, tutuklamalar, sürgünler, yaralanmalar, sakat kalmalar ve iflten at›lmalar sonucu kurulmufl bir sendikan›n kurulufl y›ldönümünü “minik kokteyl” ile kutluyorlar. Devrimci militanlar›n ve mücadeleci öncü iflçilerin kanlar› üzerinde kadeh tokuflturuyorlar. Buralarda sendikalizmin bata¤›na batan ve devrimcilik yapt›¤›n› sanan örgüt ve kadrolar›n kulaklar› ç›nlas›n. Bu ibret verici örnek de gösteriyor ki, hiç bir kendili¤indenci hareket ve kitlesellik iflçi s›n›f›n› hedefe tafl›yamad›¤› gibi devrimcilefltiremez de. Devrimci kadrolar elbetteki güncel siyasal geliflmelere ve kendili¤inden olsa bile iflçi s›n›f›n›n kitlesel eylemlerine ilgisiz olmamal›d›r.Ama bu ilgi ve yo¤unlaflma asla devrimci bir öncü partinin inflas› görevinin ve onun öncellerinin yerini almamal›d›r. Onun ertelenmesine ve savsaklanmas›na vesile olmamal›d›r. Onun yerine ikame edilmemelidir. Aksi takdirde, niyetten ba¤›ms›z, istenmeyen sonuçlarla karfl›laflman›n kaç›n›lmaz olaca¤› aç›kt›r. ‹flçi s›n›f›n›n genel ç›karlar›n› sürekli ve kararl› bir biçimde; ancak komünist, devrimci, öncü bir parti savunabilir. Parti s›n›f›n kendisi de¤il, öncüsüdür. Ama ç›karlar› ve amaçlar› iflçi s›n›f›nkinden farkl› de¤ildir. Böyle bir öncü örgütlenmenin ve politik otoritenin olmad›¤› koflullarda, iflçi sendikalar›, sendika bürokratlar›n›n, kiflisel kariyer ve ç›kar peflinde koflanlar›n; “at koflturduklar› , kadeh tokuflturduklar› çiftlikler” olmaya devam edecektir. Kamu iflçilerinin sendikalaflma süreci bunu bir kez daha kan›tlam›flt›r. Devrimci kadrolar ve militanlar bu süreçten gereken dersi ç›kararak, öncelikli görevlerine yo¤unlaflarak bu gidifle son verme sorumlulu¤uyla yüzyüzedirler. “Sendika bürokratlar›n›n” rahat›n› bozmak, yapt›klar›n›n hesab›n› sormak, eme¤imize ve kavgada düflen yoldafllar›m›za sahip ç›kmak boynumuzun borcudur. And olsun ki tüm s›n›f düflmanlar›ndan ve hainlerinden hesap sormak için ne gerekiyorsa yapaca¤›z. Devrimci Parti Güçleri’nden Sa¤l›k ‹flçileri

Devrimci Parti Güçleri Nedir, Ne De¤ildir?

MAYA Broflürleri-4


12

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

‹flçi S›n›f› ve Devrimci Hareket Düzenin De¤il, Kendisinin GündemineYo¤unlaflmal›d›r

Çocuk ‹flçiler ve 8 Y›ll›k E¤itim Demagojisi Burjuva demokrasisinin/diktatörlü¤ünün, y›k›lmas›n› güçlefltiren en önemli marifetlerinden biri, iflçi s›n›f›n› burjuva gündeminin peflinden sürükleyerek, s›n›f›n kendi gündemini oluflturmas› ve eylemli biçimde takip etmesini engellemektir. Sol hareket de, proleter devrimci siyasetin araç ve yöntemlerinin üzerinin bulan›klaflt›¤› gerici bir siyasal iklimde, bu gündemlerin karfl›s›na, s›n›f›n gündemini dikecek flekilde önderlik etmek, bunun için kendi gündemine yo¤unlaflmak yerine, burjuvazinin verili gündeminin peflinde sürüklenebiliyor. Bu sürüklenmeden kurtulmak için, önce iflçi s›n›f›n› sendika bürokratlar›n›n gözlerinden görmeyi b›rakmak gerekiyor. Çal›flarak yaflamaya mahkum olan ve sermayesi iflgücü olan ücretlilerin hepsinin iflçi oldu¤u, sadece mal üretenin de¤il, (hizmet vb. gibi) her tür meta üretenin iflçi oldu¤u, devrimciler nezdinde bilince ç›kar›ld›kça sorunlar›n çözümü için kap›lar aralanacakt›r. Bu perspektife sahip olanlar›n da gündemi kendi muhataplar› ve hedefleri aç›s›ndan derinlefltirmeleri gerekiyor. Lüks Beverly Hills semtinde oturan, dolar zengini film y›ld›zlar›, de¤ifliklik olsun diye siyasetle u¤raflmak istediklerinde kendilerine hayvanlar ya da çocuklar gibi masum konular seçer ve masum talepler öne sürerler: “Hayvanlar öldürülmesin” ya da “çocuklar çal›flmas›n” gibi. Onlarla, “militan” sendikac›l›k için ortaya ç›kanlar›n flu nakaratta a¤›z birli¤i etti¤i gözleniyor: “Çocuk iflçili¤ine son”, “18 yafl alt›nda iflçilik yasaklans›n!”. Bir burjuva kurumu olan Uluslararas› Çal›flma Örgütü (ILO)nun da konuyla ilgili demagojisi budur. Sendikalar da, bu demagojiyi üretmekten geri durmuyor. Örnek olsun, Petrol-‹fl taraf›ndan haz›rlanan 95-96 Y›ll›¤›’nda, konuya Türkiye aç›s›ndan genifl olarak yer veriliyor. “Zorunlu e¤itim yafl› 13 olmakla birlikte, milyonlarca çocu¤un 8 y›ll›k e¤itim alamadan okul d›fl› kalmas› ve ifl kanununda 15 olarak düzenlenen çal›flma yafl›n›n, çeflitli istisnalarla düflürülmesinin, çocuk eme¤inin sömürülmesine yol açt›¤›” ifade ediliyor. Kapitalist sömürüye karfl› m›zm›zlanma görüntüsündeki bu ifadeler, asl›nda gerçekleri kamufle eden bir yan›ltma selini içeriyor. Bir kere, çocuk iflçili¤ini “istisnalar” la aç›klamak, barbar düzenin olmazsa olmaz uygulamas› iflkenceyi “polisin içindeki çürük elmalar”la aç›klamaktan farks›zd›r. Hem bu kesimlerin, ifl yasasas›yla hiçbir ilgisi yoktur. Yasalar onlar› iflçiden saymaz. Onlara “ç›rak” denir. En fazla “ç›rak sözleflmesi” ile çal›flabilirler. Bu, asgari ücretin % 30’u demektir. Ç›rakl›k, yasaya göre, “bir meslek alan›nda, mesle¤in gerektirdi¤i bilgi, beceri ve ifl al›flkanl›klar›n› ifl içerisinde gelifltiren kifli” olarak tan›mlanm›flt›r. Bu yasa, 3308 say›l› “Ç›rakl›k ve Mesleki E¤itim Yasas›”d›r. Sendikalar, bu yasadan hiç bahsetmezler, bu

kesimlerin çal›flmas›n› düzenleyen barbar yasalar oldu¤u halde, çocuk iflçili¤ini “istisna” olarak gösterirler. Hizaya getirdikleri kendi üye kitlelerinin, kendi ekonomik ufuklar›yla s›n›rl› bilincini buland›r›p, böylece de koltuklar›n› tehlikeye atmam›fl olurlar. Çal›flma yafl›, ILO sözleflmelerine göre en düflük 18, 3308 say›l› Ç›rakl› ve Mesleki E¤itim Kanunu’na göre 13 iken, bunlar›n kimsenin takip etmedi¤i göstermelik yaz›lar oldu¤unu, fiili çal›flma yafl›n› belirleyenin barbar sömürünün dinamikleri oldu¤unu kamufle etmeye çal›fl›yorlar. Çal›flma yafl›n› yükseltmeyi talep edenlerin ufkunun almad›¤› nokta ise fludur: Çocuk ve genç iflçilerin sorunu kendi konumlar› uygun üretken bir iflte çal›flmak de¤ildir, aksine bu, yaflama kat›lmada zenginlefltirici bir unsur, bir ihtiyaçt›r. Onlar›n sorunu, kapitalist iliflkilerin belirledi¤i bir çal›flma yaflam›d›r. Bunun de¤iflmesi ve çal›flman›n bir eziyet ve zorunluluk olmaktan ç›karak, insan›n kendini üretebildi¤i bir yaflam alan› halinde örgütlenmesi ise, kapitalizmin y›k›lmas› ile mümkün olacakt›r. Ç›rak çocuklar keyfinden çal›flmamaktad›r. Çal›flma yafl› 18’e ç›kar›lsa, tam ve süresiz iflsizlik sigortas› olmadan, zaten açl›k s›n›r›nda yaflayan bu kesimlerin bafl›na neyin gelece¤i aç›kt›r. Zaten bu talepler, gerçekleflmesi için de¤il, yasak savmak için dillendirilmektedir. Ancak sapla saman›n bu kadar aç›ktan a盤a birbirine kar›flt›r›labilmesi de, bu alanla ilgili netlikleri üretmede ve siyasal bir güce kavuflturmada nas›l bir boflluk yafland›¤›n› ortaya koymaktad›r. Halbu ki, fuhufl ve uyuflturucu bata¤›nda yaflam mücadelesi veren “köle ile eflde¤er” durumdaki milyonlarca çocuk, nas›l seçim ve tercih lüksüne sahip de¤ilse, çeflitli kimyasal etkilerle (baflta radyasyon, sentetik materyaller) karfl› karfl›ya çal›flanlar›n, cam, tu¤la fabrikalar›, hal› dokuma, konfeksiyon gibi iflleri içeren imalat sektöründe çal›flanlar›n, uzun çal›flma süreleri içinde ücretsiz hizmetçi olarak çal›flan k›z çocuklar›n, vurgun tehlikesiyle içiçe dalg›çl›k yapan, demir/çelik sanayinin so¤utma sistemindeki art›klar vb. için dalanlar›n da tercih lüksü yoktur. ILO taraf›ndan, geçti¤imiz aylarda Amsterdam’da düzenlenen çocuk iflgücünü konu alan konferansa sunulan raporda, dünyada çocuk iflgücüyle ilgili verilere ve geliflme yönelimlerine yer verildi. (Milliyet 4 A¤ustos Pazartesi) Rapora göre, dünyada yafllar› 5-14 aras›nda de¤iflen yaklafl›k 250 milyon çocuk iflçi çal›fl›yor. Bunun % 20’sini ise, 10 yafl›n alt›ndaki çocuk iflçiler oluflturuyor. Ço¤unlu¤u tar›m iflçisi olarak çal›fl›yor. Dünyan›n küçük bir kesimini olufltursa da, emperyalist tarihlerinin getirdi¤i sermaye birikimiyle fliflmifl, kendi ulusal s›n›rlar›nda çeliflkileri yumflatm›fl ülkeler/bölgeler, daha çok

konuflulup anlat›l›yor. Dünya medyas› buralardan besleniyor. Dünyan›n geri kalan›n›n, kendi ideolojisinin-modas›n›n-yaflam kültürününtüketim histerisinin pefline takan bu kesimlerin çekti¤i kendinden menkul ilgi, iflçi s›n›f› ve devrimcilerin zihnini de tahrip etmektedir. Bu tahribat da öncelikli kesimlerinin varl›¤›n› ve önemini keflfetmede ve yo¤unlaflmadaki kötürümlükte kendini ortaya koymaktad›r. Dünya haritas›nda Avrupa ve ABD haritas›n› keserek geride kalan Asya, Afrika, Güney Amerika, Ortado¤u gibi en genifl bölgelere bak›ld›¤›nda, iflçi hareketi ve s›n›f mücadelesi aç›s›ndan çok farkl› tablolarla karfl›lafl›lm›yor. Emperyalist süper karlar buralardan sa¤land›¤› gibi, geliflmifl kapitalist ülkelerdeki iflçi hareketinin, ifl saatleri vb. gibi kazan›mlar›n›n ac›s› da buralardan ç›kar›l›yor. Patlama dinamikleri de o ölçüde birikiyor. ‹fl yasas›n›n d›fl›nda çal›flt›r›ld›¤› ve en ayr›cal›ks›z kesimleri oluflturudu¤u için, çocuk ve genç iflçili¤i oran› bu sömürünün fliddetiyle ilgili ölçeklerden birini oluflturuyor. Bahsetti¤imiz Amsterdam Konferans› raporuna göre, 5-14 yafl aras› çocuk iflçili¤inin dünyaya da¤›l›m›nda Afrika % 40 oran›yla baflta gelirken, bunu Asya ve Latin Amerika toplam % 20 ile izliyor. Ancak belli dönemlerde, Asya’da çal›flan çocuk iflçilerin dünya çocuk iflçileri toplam›na oran›n›n % 61’leri buldu¤u da oluyor. 10-14 yafl aras› çocuk iflçili¤inde ise, Asya bölgesi ön plana ç›k›yor. Türkiye’de ise, tahminlere göre 10-14 yafl aras›ndaki çocuklar›n %24’ü, çeflitli alanlarda iflçi olarak çal›fl›yor. Türkiye çocuklar aras›ndaki iflçilik oran› aç›s›ndan, Nikaragua, Hindistan, Endonezya, Guatemala, Bolivya, Pakistan, Filipinler gibi ülkelerden çok önde gidiyor; Kamerun, Nijerya, Kenya, Uganda, Zambiya, Zimbabwe, Haiti gibi ülkelerle boy ölçüflüyor. Çeliflkilerin bu kadar derin oldu¤u bu topraklarda, kimsenin fark›nda olmad›¤› çocuk iflçiler, s›n›f mücadelesine kat›lmamalar›ndan güç alan yapay bir gündemin seyircisi durumundad›r. 8 y›ll›k e¤itim, muhataplar›n›n önemli bir k›sm› (en az dörtte biri) e¤itim kurumlar› d›fl›nda iflçi olarak çal›fl›yorken, gündemi meflgul edebiliyor. Emperyalist hiyerarflide yükselme ve pay alma dalafl›n›n e¤ilimleri aras›ndaki kutuplaflman›n yans›mas› olan ve “temel e¤itim sorunu” ile ilgisi olmayan bu tart›flman›n gündemi sapt›rmasz›na izin vermemek gerekiyor. Parlamento Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Refah Partisi’nin engellemeleriyle devam eden görüflmelerde kararlaflt›r›ld›¤› biçimiyle, birinci maddede, ilkö¤retim kurumlar›n›n sekiz y›ll›k okullardan olufltu¤u söylenirken, hemen ard›ndan ç›rakl›k e¤itim merkezlerindeki ö¤rencilerden bahseden ikinci madde flu anda kay›tl› “ö¤rencileri”ni e¤itimlerini tamamlad›ktan sonra bu kurumlara bir daha ö¤renci al›nmayaca¤›n› anlat›yor. Böylece devlet, bir yükü daha s›rt›ndan at›yor. Bu okullar›n gideri, ortadan kalkarken, bu geliflmenin çocuk iflçilere biçilen rol aç›s›ndan hiçbir sorun yaratmayaca¤›n› biliyorlar. Çünkü ç›rakl›k e¤itim merkezlerinde de, ifl yerlerinde de düzenli bir mesleki e¤itim verilmez, çocuk iflçilerden ucuz emek kayna¤› olarak yararlan›l›r. Patronlar›n ç›rak e¤itim merkezlerine olumlu yaklaflmalar›n›n sebebi, ç›raklar›n›n mesleki e¤itimini dert etmelerinden de¤il, sigortadan kurtulmak içindir. Ç›rak e¤itim merkezine kay›tl›


Say›: 14 P A¤ustos ‘97 bir çocuk iflçi, ö¤renci statüsündedir, bir naylon sigortaya kavuflur ve böylece çal›flt›¤› iflyerinde sigo›rtalanmaz. Ç›rak okulunun sigortas›, sa¤l›k sigortas› içermeyen, gerçek sigortaya geçince de s››f›rlanan tam bir balondur. Ç›rak e¤itim merkezi yöneticileri, ç›raklar› sanayi sitelerine, “eti senin kemi¤i benim” usulü pazarlayarak, çok iyi gelir elde ederler. Üstelik ç›raklar, kendilerine bulunan o iflten at›lmamak için dayak dahil herfleye boyun e¤mek gibi ikili bir cendereyle lyüzyüze kal›rlar. Çünkü iflten at›lmalar›, patronu kendilerini okuldan da at›tt›rmas› anlam›na gelir. Bu durum ç›rak okulu yönetimiyle iflverenler aras› organik iliflkinin do¤as›yla belirlendi¤i gibi, Milli E¤itim Bakanl›¤›’n›n ç›rakl›k ve mesleki e¤itim okullar›yla ilgili yönetmeli¤inde de kanuni düzenlemesi vard›r : Her ö¤retim y›l› bafl›nda, sokuldu¤u iflyerinde çal›flt¤›n› ispatlayan bir belge getirmeyen ç›ra¤›n kayd› yap›lmaz. Aç›k olan fludur ki, ç›rak okullar›n›n kapanmas›ndan ç›raklar›n kaybedece¤i çok fazla bir fleyleri yoktur. Olsa olsa bu okullar›n yönetimine çöreklenmifl yiyiciler bu de¤iflimden etkilenebilirler, onlar da zaten ifllerini bilirler. Ç›raklar›n okulda okuyan k›sm›, naylon sigortayla çal›flmak yerine, di¤er birçoklar› gibi kaçak/sigortas›z çal›flt›r›lacaklard›r. Taflradan gelip kendisine bir metropol ç›rak okuluna atan, yurdunda kalanlar›n da durumu pek farkl› de¤ildir. Yemekhane de yetersiz beslenmeden ve yurtlardaki kötü koflullardan bozulmufl sa¤l›klar›, ço¤unlu¤unun hastal›kl› ci¤erleri, ç›rak e¤itim okulundan kazand›klar› en önemli fleylerdendir. Görüntüleri, sa¤l›k, çal›flma ve yaflama koflullar› evsizlerinkinden pek de farkl› de¤ildilr. Ç›rak statüsü onlara hiçbir fley kazand›rmazken, ç›rakl›k sözleflmesi gere¤i iflverenler yasal asgari ücretin % 30’u gibi sembolik bir ücretle ucuz iflçi istihdam etme flans›na kavuflmaktad›r. Çocuk ve genç iflçilerin durumun de¤ifltirecek olan sadece kendi kollar› ve bilinçleridir. Kendi güçlerinin fark›na var›p harekete geçtiklerinde neler oldu¤unu biliyoruz. Ancak “büyüklerin” ekonomist-sendikalist gözlükleri onlara da takmas›na engel olmak gerekiyor. Ünald›’y› Ünald› yapan çocuk iflçiler olmas›na ra¤men, onlar› pazarl›klarla Teksif’in kuyru¤una takanlar da Emek Parti’li “büyükleri” olmufltur. Alternatif sendikal mevzilerin, art›k de¤er sömürüsünün k›ran k›rana gerçekleflti¤i bu devasa alanda da flekillendirmek gerekiyor. sendikalar›n zaten gitmedi¤i, üye olmalar›na karfl› da yafl baraj›n› iflletti¤i bu kesimlerin s›n›f mücadelesine kat›lmalar› ciddi bir devrimci emek ve çaba gerektiriyor. Düzen kendi gündemini dayatarak yaratt›¤› tempodan ve karfl›tn›n bilincindeki erozyondan yararlanarak siyasal kimlikleri sola da da¤›t›yor. Herkes için uygun bir çerçeve var, yeter ki herkes onun içinde debelensin; flöyle deniyor: “devrimci gençler, sizin harç sorununuz var, paral› e¤itimin d›fl›na ç›kmay›n. ‹flçiler, ekonomiyle s›n›rl› ufkunuzun bekçisi sendika bürokratlar›n›n kuyru¤undan ayr›lmay›n. Solcu sendikac›lar, görümeyen kesimleri görmeyin, 3308 say›l› yasay› a¤z›n›za almay›n. Siz, üyelerinizle ilgili olan 1475, 657, ifl yasas› vb. ile u¤rafl›n. Çocuk istihdam›na karfl› bunun zaten ne kadar kötü ve yasak bir fley oldu¤unu anlatan öneriler gelifltirin.” Halbu ki farkl› kesimlerin birbiri için eyleme geçebilmesi gerekli oldu¤u kadar, ayn›

13

KAVRAMLARIN D‹L‹ ‹flçi S›n›f›n›n Kurtuluflu Nas›l Kendi Eseri Olacak? «‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflu kendi eseri olacakt›r» saptamas› Birinci Enternasyonal’in tüzü¤ünün bafl›nda yer ald›. Asl›nda, insanl›¤›n kurtuluflu da iflçi s›n›f›n›n eseri olacakt›r, düflüncesini içeriyor bu sözler. Ne var ki, devrimcili¤in «ezilenleri kurtarmak» olarak kavrand›¤› bir ça¤da 盤›r açan bu yaklafl›m, uzun zaman kül alt›nda kald›. Son zamanlarda yine revaçta; ama özünün yerinde durup durmad›¤› oldukça kuflkulu. Y›llar boyu «iflçi s›n›f›n› kurtarmak için», samimiyetle ve fedakarca devrimcilik yapanlar aras›ndan s›yr›lan birçoklar›, bugün Marx’›n bu sözlerini yeniden keflfediyorlar; daha do¤rusu yeniden yorumlama gayreti içindeler. Ama ne hikmetse, bafllang›çta komünistlerin ba¤›ms›z siyasal örgütlenmesinin alameti farikas› olan bu sözler, flimdilerde kendili¤indenli¤e teslim olman›n, nesnel süreçlerin pasif ya da aktif izleyicisi olman›n bahanesi haline getiriliyor. ‹kameci ve hotzotçu bir geçmiflin tüm günahlar›, sanki bu kavramla paklan›yor. Kendi popülist geçmifllerinden tepkiyle kopup, kendili¤indencili¤e savrulanlar›n bir ço¤u, bu sözleri ikamecilik elefltirisinin amentüsü olarak benimseyip, iflçiler ad›na, onlar›n yerine hiçbir fley yapmamak gerekti¤i sonucuna var›yorlar. Acaba iflçi s›n›f› için, onun mücadelesini gelifltirmek için, teori ile de mi u¤raflmamak gerekiyor? Devrimci bir örgütün de iflçi s›n›f› hareketinin içinden do¤mas›n› m› beklemeli? Devrimci teori, devrimci parti, hatta proleter devrimi sahiden iflçi s›n›f›n›n kendi eseri olabilir mi? Do¤rusu, as›l sorun «iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu» kavram›n›n içinin nas›l dolduruldu¤u ile ilgili. Bu kavramdan yayg›n bir biçimde anlafl›lan «devrim»dir; daha dar bir çerçevede ise, bu devrim iktidar›n ele geçirilmesi eylemi olarak alg›lanmaktad›r. E¤er kurtulufl buysa ve bunun iflçi s›n›f›n›n bizzat kendi eseri olmas› bekleniyorsa, bofluna beklenmektedir; zira bu hiç bir zaman olmayacakt›r. ‹flçi s›n›f› burjuva toplumu içindeki haliyle kendi kendini kurtarma eylemini kotarabilseydi, ne Marksizm’e, ne komünistlere, ne de bu kadar zaman beklemeye gerek vard›. ‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflunu burjuva diktatörlü¤ünün y›k›lmas›na indirgeyip, kendi kendini kurtarma eylemini de burada aramak, anarflistlerle marksistler aras›ndaki derin ayr›l›klar›n üzerinden atlamaktan baflka birfley de¤ildir. Bir kez bu ayr›l›klar›n üzerinden atland› m›, bir bofllu¤a düflmekten kurtulunamaz. Bu sefer de gerisin geri bir s›çray›flla iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu bir proletarya diktatörlü¤ünün kurulmas›na indirgenir. Bu kez de marksistlerle blankistler aras›ndaki derin ayr›l›klar›n üzerinden atlanm›fl olur. Kendi popülist geçmifllerinin inan›fllar›ndan kurtulmadan Birinci Enternasyonal’in bu belgisine sar›lanlar›n bu k›s›r döngüden kurtulmalar› pek güçtür. Bir bak›ma burjuva liberalizminin sol ucunda duran anarflistler, devleti ortadan kald›rmakla insanl›¤›n kurtulaca¤›n› san›rlar. Jakobenlerin akrabas› olan kimi komplocu devrimciler ise, devleti kendilerinin ele geçirip idare etmeleriyle kurtulufla var›laca¤›na inan›rlar. Bu ikisinin aras›nda da, yaklafl›k iki as›rd›r, türlü bileflik ak›m geliflip, sönmüfltür. Hepsinden ayr› olarak marksist komünistler, kurtuluflun komünizmde oldu¤unu ve komünist bir toplumun iflçi s›n›f›n›n, bir s›n›f olarak son eseri olmas› gerekti¤ini savunmufllard›r. ‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflu da, kendi kendini kurtarma eylemi de böyle kavranmal›d›r. Proleter devrimin temel gücü, «egemen s›n›f olarak örgütlenmifl proletarya» olacakt›r; ilk ürünü de bu örgütlenmede ifade bulan yeni tipte bir devlet olacakt›r. Ama bu sadece kurtulufl eyleminin bafllang›c›d›r, sonu de¤il. As›l kendi kendini kurtarma eylemi bundan sonras›n›n ifli olacakt›r. Demek ki, iflçi s›n›f›n›n öz-örgütlenmesinin artmas› ve inisiyatifinin en çok desteklenmesi gereken zaman bu noktadan sonra bafllamal›d›r. Oysa burjuva diktatörlü¤ü egemenli¤inin ve burjuva ideolojisinin nüfuzu alt›ndaki iflçilerin kendili¤inden eylemine tap›n›p, her f›rsatta onun kuyru¤una tak›lmakta mahzur görmeyenlerin ço¤u, tam da bu noktada iflçileri daha fazla zapturapt alt›na almaya bugünden haz›rd›rlar. Bereket bunlara inat, komünizme giden yolu Marx’›n, Lenin’in izinden giderek arayanlar da hiç eksik olmad›lar; olmayacaklar da!..J

zamanda mümkündür de. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Düzenin icazet verdi¤i siyasal durufllara karfl› devrimci parti güçleri, s›n›fl› toplumun dinamosu olan toplumsal iflbölümünü reddediyor, “ö¤renciye ifl, çal›flana ö¤renim hakk›” istiyor, e¤itimin fiyat›yla de¤il, kimin yarar›na oldu¤uyla ilgilenerek, “paral› paras›z burjuva e¤itime hay›r” diyor, dünya proletaryas›n›n enternasyonal mücadele günü 1 May›s’›n çimentosu olan ifl saatlerinin k›salt›lmas› mücadelesini gündeme sokarak, “6

saatlik iflgünü 4 vardiya, tam ücret” fliar›na omuz veriyor. Bu bilinçle yaklafl›ld›¤›nda görülüyor ki, imam hatip okullar›, ‹slamc› mezun etse de etmese de ç›rak e¤itim okullar› ç›raklar›n s›rt›na binmese de kapitalist sömürü düzeni bolca çocuk ve genç iflçinin kan›n› emmeye devam edecektir. Bunlar›n ise düzene ibadet etmekle mi, yoksa yükünü omuzlad›klar› dünyan›n zincirlerini k›rmakla m› u¤raflacaklar›n› önümüzdeki dönemin s›n›f mücadelesi belirleyecektir. Etimiz de bizim, kemi¤imiz de!J


14

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

ETA ve ‹RA Dönemeç Noktas›nda 25 Ekim 1979’da, seçimle iflbafl›na gelen parlamento ile ‹spanya’dan ayr›l›p, “özerk” bir yap›ya kavuflan Bask bölgesi, son zamanlarda yeniden hareketlendi. ‹ngiltere’nin sömürgesi ve Birleflik Krall›k’›n bir parças› olan Kuzey ‹rlanda da, ayn› zamanlarda yeni bir yönelime girdi. Ezilen uluslar›n kendilerine dayat›lan eflitsizlik sömürü ve ayr›mc›l›k karfl›s›ndaki mücadelesinin farkl› yönlerini yans›tan bu iki olay›n, tarihsel geliflimi içerisinde çözümlemek gereklidir. Bask Ülkesi ve Özgürlük 1936-39 y›llar›nda, iflçi s›n›f›n›n devrimci bir baflkald›r›ya giriflti¤i ve toplumun di¤er kesimlerini de peflinden sürükledi¤i ‹spanya’da, proleter devrimci bir partinin önderli¤inden yoksunluk ve Lenin sonras› Komünist Enternasyonal’in Fransa, ‹spanya, Yunanistan gibi ülkelerde, yükselen devrimci hareketliliklere önderlik etmek yerine, SSCB’yi korumak ad›na enternasyonalizmi, uluslararas› diplomatik iliflkiler dengesini korumaya indirgeyen politikas› sayesinde, faflist Franco ve ard›ndaki emperyalist devletlere yenik düfltü. ‹spanya’n›n tarihi, milyonlarca kent ve k›r proleterinin yoksul köylünün, kolektivize etti¤i topraklardaki özyönetim deneyiminin, ulusal ayr›mc›l›¤a ve sömürüye karfl› ortak ve eflit olarak devrim için mücadelesinin, farkl› dillerden, uluslardan gelen gönüllü enternasyonal tugaylar›n, iflçi milislerinin fedakar mücadelesinin tarihidir. Bu tarihin dersleri, uluslararas› iflçi hareketinin ve komünist hareketin tarihinin çözümlenmesiyle ç›kar›lmal›, sonuçlar›yla bugün bile mücadele etti¤imiz bu yenilgiyle proleter devrimci bir temelde hesaplafl›lmal›d›r. 1936-39 ‹spanya devriminin yenilgisinin faturas›: ‹flkence, adam kaç›rma, sömürünün katmerlenmesi ve ulusal ayr›mc›l›k, s›n›f hareketi üzerine tüm a¤›rl›¤›yla çöktü. Devrimci yükselifl döneminde, kendi ulusal taleplerini de katarak s›n›f mücadelesi ve sömürüye, ayr›mc›l›¤a karfl› ortak zeminde mücadele eden Baskl›lar da, Franco iktidar›n›n aç›ktan sald›r›lar›na u¤rad›lar. 1975’te burjuva diktatörlü¤ünün görünüflü de¤iflti. “Faflist diktatörlü¤ün” sona ermesi olarak aç›klanan bu tarihle, burjuva tarihçileri sadece burjuva diktatörlü¤ünün kendisinin de¤il, görünüflünün de¤iflti¤inin üzerini örtmekle kalmad›lar, ayn› zamanda 1982’de hükümet olan “sosyalist” Gonzales gibi burjuva iktidar temsilcilerinin ileride aktaraca¤›m›z politikalar›n› da aklamaya, allay›p pullamaya çal›flt›lar. Yenilgi sonras›nda, ezilen iflçi hareketiyle, yine sömürünün etkisi alt›ndaki ulusal Bask hareketi aras›ndaki ba¤lar da, hem bunlar›n önderlikleri hem de bizzat kendileri nezdinde zay›flad›. 1960’ta, Bask Milliyetçi Partisi’nden kopan ETA’n›n bu tarih içindeki yeri de burada önem kazand›. ETA, “Bask Ülkesi ve Özgürlük” ad›n› tafl›yan, bireysel fliddet ile ulusal hareketlili¤in önünü açmay› hedefleyen bir örgüt olarak ç›kt›.

Bask’a özerklik statüsü verilene kadar, Franco’nun faflist kolluk kuvvetlerine karfl› yapt›¤› fliddet eylemi ve cezaland›rmalar ile destek toplad›. ‹ç savafl yenilgisinin ard›ndan, Franco’nun bask›s›na, sömürü ve ulusal ayr›mc›l›¤a karfl› tekrar aya¤a kalkmaya çal›flan muhalefet içinde, Bask hareketinin ç›k›fl› destek buldu; onun etkisini geniflletip bir umut olarak ortaya ç›kmas›na vesile oldu. Burjuva diktatörlü¤ünün, Franco döneminde aç›ktan ve toplumsal bas›nc› hesaba katmaks›z›n uygulad›¤› bask›lar, 1975’ten sonra “illegal” silahl› devlet örgütleriyle, burjuva demokrasisinin gere¤i olarak gizli, sistemli ve hedefli bir flekilde devam etti. Düzen, sopayla dize getirmeye çal›flt›¤› düzen d›fl› silahl› güçlerin etkisini, havuç vererek de k›rmay› denedi: 1979’da Bask’a parlamento kurma hakk› ve biçimsel özerklik verildi. Oysa ‹spanya’ya, hem merkezi yönetim, hem de kapitalist iliflkiler aç›s›ndan ba¤›ml› olan Bask bölgesi için, burjuva iktidar› parçalanmad›¤› takdirde sömürünün gerçek kayna¤›n›n yokedilemeyece¤i ortadad›r. Ufku ulusal devrimcilikten, hem ideolojik hem de politik olarak s›yr›lamayan ETA ise, Bask ulusuna verilenin sahte bir özerklik oldu¤unu belirtirken, sahte özerkli¤i kimin nas›l k›raca¤› üzerine politik tutum gelifltirmek, örgütlenmesini buna dayand›rmak yerine, eski bireysel fliddetle cezaland›rma eylemleriyle etki toplamaya çal›flt›. Öte yandan, 1982’deki “sosyalist “ Gonzales’in ve 1997’de hükümet olan “halkç›” parti baflkan› Aznar’›n, ETA militanlar›na ve di¤er devrimcilere karfl› yürüttü¤ü kaç›rma, öldürme, iflkence gibi bask›lar azalmak bir yana, zaman zaman a盤a ç›kar›lmas›na ra¤men, gizli olarak sürdürülmektedir. “Sosyalist “ Gonzales’in ‹spanya’s›nda uzun zaman gündemden düflmeyen gizli silahl› devlet örgütü GAL’›n (Anti Terörist Özgürlükçü Grup) devrimcilere karfl› kanl› eylemleri, ad›n› ve fleklini de¤ifltirerek devam ediyor. Burjuva düzenin, düzeni tehdit edenlere karfl› sürdürdü¤ü bu sald›r›lar, sald›r›lar› teflhir edip bofla ç›kartan, ona karfl› mücadeleyi s›n›f ekseninde yürüten ve örgütleyebilen bir mücadele olmad›¤› sürece, “kirli” olarak nitelenecektir. Kirlili¤in bir ölçütü, bir de taraf› vard›r. Buna karfl› aç›ktan taraf olanlar için, burjuva düzenin kendini korumak, karfl›tlar›n› ezmek için gelifltirdi¤i bu sald›r›lar›n “kirlili¤i” de¤il, bu sald›r›lar›n kayna¤›n›n proleter devrimle parçalanmas› esast›r. Bask bölgesinde geçen haftalarda, Halkç› Parti’nin yerel meclis üyesi, Miguel Angel’in ETA taraf›ndan öldürülmesi, devletin ETA ve Bask karfl›t› bir hareketlenmeyi körükleyebilmesi, iflkence ve cinayetlerin, sömürü ve ulusal ayr›mc›l›¤›n üstünü örtüp, “hümanist” gözba¤lar›yla körlenmifl bir kitlenin deste¤ini ard›na almas›na da f›rsat verdi. ETA’n›n yasal-siyasal kand› Herri Batasuna (Halk›n Birli¤i) Partisi’nin, milletvekilinin ölümünün onlar› mutlu etmedi¤i, ama ETA militan› ve yandafllar›na karfl›

körüklenen linç, öldürme sald›r›lar›n›n sona erdirilmesi gerekti¤i üzerine aç›klamas› ve ard›ndan düzenledi¤i gösteriyle tepkisini dile getirdi. ‹spanya’n›n çeflitli yerlerine da¤›t›lm›fl ve geçen hafta bir militan›n “flüpheli bir biçimde ölümü” gibi sald›r›lara hedef olan tutsaklar, Bask bölgesindeki cezaevlerine aktar›lma taleplerini de dile getirdiler. ETA’n›n yandafllar›n›n gösterilerine, karfl›t gruptan, faflist güçlerin sald›r›lar› da gündeme geldi. Bask bölgesinde devlet eliyle yarat›lan kar›fl›kl›k ortam›na müdahalenin koflullar› iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politik duruflunu sa¤layabilecek bir devrimci önderli¤in de¤ifltirebilece¤i ortadad›r. ETA’n›n bireysel fliddet eylemlerinde, fliddetin kendi bafl›na y›¤›nlar›n bilincinde yaratabilece¤i bir de¤iflikli¤i varsaymas›, çözümü de¤il sorunu oluflturmaktad›r. ‹spanya devleti, Bask ulusuna sa¤lad›¤› sözde özerklik ile ETA’n›n “iflgalci ‹spanya’ya karfl› Bask ülkesinin özgürlü¤ü” istemini somut temeller üzerine oturtabilmesi için bir f›rsat sunarak, ETA’n›n bundan sonraki mücadele çizgisini belirleyece¤i tarihsel bir dönemecin efli¤ine getirdi. Bu dönemeç, ancak iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politikas›n› devrimci önderli¤in devrimci siyasetiyle birlefltirilerek, savrulmadan dönülebilir. ETA’n›n elinden Bask’›n ba¤›ms›zl›¤›, parlamento hülyalar›yla körüklenen istemler al›nm›flt›r. Art›k belirlenmesi gereken, bu sözde “özerklik”e verilene ra¤men devam eden, sömürü ve ayr›mc›l›¤›n, bask›n›n neden devam etti¤i ve buna nas›l, kimin eliyle son verilece¤idir. ‹spanya’da halklar, iflçi s›n›f›n›n önderli¤i alt›nda, devrimci önderli¤inden yoksun da olsa, bu sorular›n cevaplar›n› ‹ç Savafl döneminde vermifltir. Ancak, bu sorulara somut yan›t oluflturan, bir devrimci önderlik etraf›nda birleflen iflçi kitleleri, bireysel fliddete karfl› devletin yaratt›¤ ideolojik gözba¤lar›n›, sözde ulusal özerklik kisvesini, mücadelenin bölünmüfllü¤ünü k›rabilir. Ancak böyle bir devrimci odak, emperyalist hiyerarflide, hem Bask, hem de ‹spanya iflçi s›n›f›n›n üzerine basarak yükselmek isteyen ‹spanya devleti nin, sözde özerklik gibi havuç vererek, yöneltti¤i sald›r›lar›n›, manevralar›n›, iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politik duruflu çerçevesinde bofla ç›kart›p ‹spanya iflçilerinin ve ezilenlerinin birlikte karfl› sald›r›s›n› örgütleyebilir. ‹rlanda ve Özgürlük ‹ngiltere’nin, “Büyük Britanya” ya da “Birleflik Krall›k” ad›yla, ‹skoç, ‹rlanda uluslar›n› sömürmesi, kapitalizmin anavatan› olmas›ndan öncesine dayan›r. ‹rlanda üzerindeki sömürüsü, kapitalist geliflmeyle artm›flt›r. ‹rlanda’y› tar›m ve hayvanc›l›k üzerinde yo¤unlaflt›rd›¤› ekonomisinden ucuza ald›¤› mallar, ve iflgücü göçü ile ucuz iflgücünü, yeni geliflen endüstriyel üretim de zorbaca kulland›¤›, bir çok tarih kitab›nda yer almaktad›r. Engels’in, çal›flt›¤› Manchester’den gözlemleyerek yazd›¤›, “‹ngiltere’de Emekçi S›n›flar›n Durumu”, ‹ngiltere uluslar›n›n iflçileri


15

Say›: 14 P A¤ustos‘97 için sömürünün yo¤un ve a¤›r koflullar›n›

“Bu Memleket” K›br›s Halklar›n›n m›?

anlatmaktad›r. Kapitalizmin befli¤i olan Britanya’da, geliflmifl olan iflçi hareketi(Çartist Hareket), ilk iflçi sendikalar›n› kurmufltur. ‹flçilerin örgütlü mücadelesinin sendikal mücadeleye evrildi¤i ve tarihin ilerleyen evrelerinde, sömürgelerden elde edilen karlarla genç ‹ngiliz burjuvazisinin iflçilerin bir k›sm›n›n yaflam koflullar›n› iyilefltirerek, ayr›cal›klar vermesi ile varetti¤i ve muhalefetini sindirdi¤i iflçi aristokrasisini yaratt›¤› yer de Britanya topraklar›d›r. Sendikalar›n iflçilerin mücadele araçlar›ndan, iflçilerin üzerine çöken patronlarla uzlaflma araçlar›, sar› sendikalar haline geldi¤i yer de Britanya’d›r. Britanya’n›n iflçilerinin krall›k savafllar›n›n döneminden kalan bir sorunu da ‹rlanda’n›n ulusal ba¤›ms›zl›k sorunudur. Bu sorun, kendini köylü ayaklanmalar›, 1916’da birçok insan›n öldü¤ü, Paskalya Ayaklanmas›’yla, Birinci paylafl›m savafl› s›ras›nda, dok iflçilerinin ve ‹rlandal› iflçi sendikalar›n›n James Connoly yönetiminde, savafl›n emperyalist bo¤azlaflma oldu¤unu ve desteklenmemesi, iflçilerin iç savafl›n›n k›flk›rt›lmas› gerekti¤ini savundu¤u karar› gibi tarihsel olaylar fleklinde de¤iflik biçimlerde ortaya koydu. Bugün de ‹rlanda, ‹ngiltere ve Britanya için bir sorundur. ‹ngiltere, içine girilen yeniden ve dünya çap›nda paylafl›m sürecinde, emperyalist basama¤›n s›ralar›ndaki konumunu yükseltmek, Avrupa Birli¤i’nde ABD ve Japonya’ya karfl› gücünü koruyabilmek, gelifltirebilmek için ‹rlanda’n›n güneyinde izin verdi¤i Cumhuriyet kurma hakk›na karfl›l›k, endüstrilefltirdi¤i madenlerinden, limanlar›ndan ve ucuz iflgücünden yararland›¤› Kuzey ‹rlanda’n›n, bu cumhuriyete kat›lmas›na izin vermemifltir. Kökenleri, uzun y›llara dayanan ‹rlanda sorunu, ‹RA (‹rlanda Cumhuriyet Ordusu) ile ‹ngiltere burjuvazisi aç›s›ndan daha da derinleflmifltir. Güney’in cumhuriyet olmas›n›n ard›ndan, sömürgeci ‹ngiltere’nin manevralar›yla, gücünü ve etkisini yitirtmeye çal›flt›¤› ‹RA, o günden bu güne mücadelesini bireysel terör ve yasal siyasal kanad› Sinn Fein partisiyle siyasal etki yaratma politikas›n› de¤ifltirmemifltir. ETA’n›n örgütlenme tarz›na benzeyen mücadele anlay›fl›, ‹rlanda’da iflçi kesiminin daha fazla deste¤ini almas›yla farkl›laflmaktad›r. J

1974

y›l›ndaki iflgalden bu yana her TemmuzA¤ustos ay›nda K›br›s, kamuoyunun gündemine (san›r›z Yunanistan’da da) giderek azalan bir ilgi ve yo¤unlukla girmekte... Ancak 1996 sonlar›ndan bafllayarak durum biraz daha farkl› geliflti. Önce Kapitalist dünya düzenince meflru kabul edilen K›br›s yönetiminin s›n›rlar› içindeki K›br›s’l› Rum “bar›flsever” ve milliyetçi gruplar, “s›n›r delme” eylemlerine girifltiler. Bu giriflimleri s›ras›nda ilk olarak bir Rum genci, Türkiye’den gitme sivil faflist çeteler taraf›ndan demir çubuklarla vahflice dövülerek, daha sonra da bir di¤eri yine Türkiye’den gitme bir asker taraf›ndan Türk taraf›ndaki bir bayrak dire¤ine t›rmanmaya çal›fl›rken boynundan tek kurflunla vurularak öldürüldüler. ‹kinci olarak “K›br›s’›n U¤ur Mumcu’su” olarak tan›nan bir gazeteci “faili meçhul cinayete” kurban giderek K›br›s’tan söz ettirdi. Hemen peflinden de Susurluk kazas›yla birlikte “Türk Gladiosu” dedektiflerinin araflt›rmalar› Girne, Lefkofla ve Magosa’daki otellerle, K›br›s’›n ilginç bankalar›na kadar uzand›. Bu arada sos niyetine, K›br›s Türk Hava Yollar› ve onun sicilli faflist Genel Müdürü Ümit Utku ile Asil Nadir gibilerinin de yer ald›klar› haberler, gündemde flöyle bir göründüler. K›br›s’›n gündemde as›l parlamas›, TC’nin AB’yle Gümrük Birli¤i anlaflmas›n› imzalad›¤› günden bu yana beklenilen, “K›br›s sat›ld› m›, sat›lmad› m›” tart›flmalar›n›n a盤a ç›kaca¤›(!) geliflmelerin 1997 yaz›yla birlikte patlak vermesiyle oldu. Medyan›n parlatt›¤› ABD ve BM’in “süper arabulucusu” Richard Holbrook, ‹zmir marfl›yla gelip, mehter marfl›yla köflesine çekildi ve bir dahaki s›ras›n› beklemeye koyuldu. Kimse “fiah” Diyemiyor K›br›s, 1997 yaz aylar›nda çok tarafl› bir satranç oyununa dönüfltü. ABD-AB, ABD-‹ngiltere, ‹ngiltereAB, AB-Türkiye, Türkiye-Yunanistan ve daha birkaç farkl› kombinasyon bu turnuvada yerlerini ald›lar. K›br›s’›n AB’ye tam üyeli¤i, Türkiye’nin buna karfl› sürdü¤ü yeni piyonlar, ‹ngiltere’nin AB’yle ve AB’siz gelifltirdi¤i varyasyonlarla Türkiye’nin son anda yeni “Fil”i Ecevit’le giriflti¤i atak; bunlar›n hepsini haftalard›r televizyonlarda, gazetelerde izliyoruz, okuyor ve sayfalarca yazmay› gereksiz buluyoruz. Ancak Maya okurunun sabr›na s›¤›narak bir parantez daha açmak istiyoruz: K›br›s Olay›’n›n perde arkas›na dönük olarak da müthifl tezler, anti-tezler yaz›l›p çiziliyor. Bunlar›n ciddiye al›nmas› gerekeni oldu¤u kadar, gülünüp geçilecek olanlar da var. Özellikle ABD ve ‹ngiltere’nin Ortado¤u’nun burnu dibinde, Do¤u Akdeniz’de do¤al bir uçak gemisi durumundaki bu ada ile ilgili planlar› ne kadar tarihsel ve önemli ise, yine ABD, AB ve ‹ngiltere ile birlikte Türkiye ve Yunanistan’›n “kara para” ve “mafya” organizasyonlar› konusunda K›br›s için planlar› da o kadar güncel ve önemli. Özellikle kukla devlet KKTC’nin son 10 y›l içinde geldi¤i TC-KKTC statükosu, bu aç›dan ilgilenmeye bir hayli de¤er. ‹hracat olana¤› bulamad›¤›ndan oldu¤u kadar felç edilen ekonomisi nedeniyle de narenciye üretimi hemen hemen sona ermek üzere olan; Güney K›br›s’›n “insaf›ndaki” kaynaklar d›fl›nda enerjisi Lefkofla’da gece uyunamayacak denli gürültü ç›karan jeneratörlere kalan KKTC’de, birkaç sektör güçlü bir flekilde varl›¤›n› sürdürüyor: kay›t d›fl› ekonominin dallar› (kumar, kara para aklayan bankalar, fuhufl, silah ve alt›n kaçakç›l›¤›) ile Türk ve Kürt iflçilerin büyük bir sefalet için-

de çal›flt›r›ld›klar› mevsimlik tekstil iflleri. Birincisinde, TC’den özel k›talar halinde Ada’ya gönderilmifl binlerce Ülkü Ocakl› ve MHP’li faflistin istihdam› yap›l›rken, ikincisinde ise Hatay, Marafl, Antep, Adana, Diyarbak›r ve Ad›yaman’dan onbinlerce iflsiz gencin sirkülasyon içinde istihdam edildi¤i söyleniyor. KKTC’nin demografik yap›s›ndaki bu de¤iflikli¤i, Ada için “Ba¤›ms›z K›br›s” perspektifleri çizip, “Türk ve Rum K›br›s Halklar›” söylemiyle anti-emperyalist bir “ba¤›ms›zl›k ve demokrasi” mücadelesi öngörenlerin incelemesini öneririz. Belki de gözlerini KKTC’nin semirmifl sendikal bürokrasisinden ay›r›p, Ada’n›n Gazi Mahalleleri’ni görmelerini sa¤lar, diyerek bu uzunca parantezi burada kapat›yoruz. TC’nin ve Yunanistan’›n floven burjuvazilerinin biraz emperyalist hiyerarflideki yerlerine iliflkin hesaplara, biraz da “iç sorunlara” niyetle çeflitli manipülasyonlara giriflti¤i do¤ru da, “Komünistler’in Yunan ve K›br›s Rum halk›n› tahrik niteli¤i tafl›yan ve K›br›s’›n ba¤›ms›zl›k ve hükümranl›k haklar›na tecavüzü anlatan gayri meflru anlaflmalar›n tan›nmamas›” talebi ne kadar isabetli, su götürür. Ada’n›n Türkiye, Yunanistan (ve ‹ngiltere ve uluslararas›) bütün emperyalist silahl› güçlerden ar›nd›r›lmas› talebi (ve kazan›m›) proleter devrimi ne kadar zafere yaklaflt›r›rsa, Türk, Kürt ve Rum proleterlerine K›br›s’›n kapitalist egemenlik alt›nda bir burjuva devleti olarak “ba¤›ms›zl›k ve hükümranl›k” hakk› için mücadeleye ça¤›rmak da o kadar yenilgiye götürür. K›br›s’›n art›k kangrenleflmifl sorunu, bulan›k “K›br›s Halklar›” kavram›yla bafllayan tahliller sonucunda var›lacak düflman s›n›flar›n mümkün olmayan “kardefllikleri” naifli¤iyle çözülmeyecektir. Do¤up büyüdü¤ü ya da 5-10 y›l önce Pazarc›k’tan geldi¤i Ada’da halen daha sömürünün en vahfli yüzüyle mücadele ederek yaflayan konfeksiyon iflçisi Hasan’la Yeflil Hat’t›n güneyinde Rusya’ya satt›¤› kazaklar› ayn› sömürü tezgahlar›nda Hasan’›n s›n›f kardefllerine dokutan Grivas’›n, ya da bal›k çiftli¤inde günde 14 saat çal›flan Koço’yla, Marafl - Lefkofla - New-York üçgeninde “iflini gören”, K›br›s’›n “bankac›s›”, ‹stanbul’un “kuyumcusu” ailenin K›br›s Devrimi’nde girecekleri siperler hiçbir zaman ayn› olmayacak. Proleter devrimi, s›n›rlar› aflmas›n› bilecek ve K›br›s’ta da leninist tipte, birleflik ya da ayr› ayr› ama enternasyonal düzeyde merkezileflmifl bir devrimci örgüt çekirde¤i yaratma görevini komünistlerin gündemine dayatacakt›r. TC, kukla KKTC’yi ilhak etse bile tarihsel ba¤lar› ve co¤rafi özellikleriyle de bu mümkün olacakt›r. K›br›s’ta sorunun çözümü, savafl›n gerçek taraflar›n›n savafl alan›na ç›kmas›n› bekliyor. Sermaye bütün uluslararas› a¤›yla K›br›s’ta, bütün Ortado¤u ve Do¤u Akdeniz’i kapsayan barbarl›klar› için mevzilenmifl; proletarya da K›br›s iflçi s›n›f›n›n birleflik, enternasyonalist, devrimci öncüsüyle s›n›f savafl›ndaki yerini alacakt›r. ‹flte o zaman dünya komünist hareketinin fliar› Beflparmaklar’dan Larnaka’ya yank›lanacak; Kulübelere Bar›fl, Saraylara Savafl!


Say›: 14 P A¤ustos ‘97

16

Deneyimlerimiz Yolumuza Ifl›k Tutsun Diyedir 20 Temmuz günü, OST‹M’de Antepli yemek fabrikas›ndaki bir tüp patlamas› sonucu bir kifli öldü, befl kifli yaraland›. A¤›r yaralanan befl kifli de olay sonras›nda hayat›n› kaybetti. Olaydan iki gün sonra, Ostim Orta Ölçekli Sanayi ‹flçileri Yad›mlaflma Derne¤i (OS‹-DER) bas›n aç›klamas› yapt›. EMEP’in etkili oldu¤u OS‹DER iki bin kadar bildiri da¤›tarak olay› duyurdu. 60-70 kadar insan›n kat›ld›¤› bas›n aç›klamas›nda, önlenemeyecek ifl kazas›n›n olamayaca¤›, iflverenlerin ek maliyet yaratt›¤› için gerekli güvenlik tedbirlerini almad›¤› ve asl›nda olay›n kaza de¤il, cinayet oldu¤u vurguland›. Sloganlarla soka¤›n sonuna kadar yürünerek bas›n aç›klamas› bitirildi. Bir taraftan “Yaflas›n iflçilerin birli¤i”, “Sendika sigorta, sekiz saatlik iflgünü hakk›m›z söke söke al›r›z” derken, bir taraftan da bunlar›n iflçilerin yasal hakk› oldu¤u ve “demokrasi gere¤i” bu haklar›n iflçilere verilmesi gerekti¤i vurguland›. ‹flçilerin birli¤i laflar›n›n arkas›nda, meflrulu¤unu yasall›k zemininde gören ve iflçiler aras›nda yasall›k bilincini yayan bu anlay›fl, iflçilere “demokratik Türkiye” için düzen içi bir birlik öneriyordu. Oysa iflçi s›n›f›n›n meflrulu¤u, burjuvazinin yasalar›ndan de¤il, tarihsel hakl›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r ve tan›d›¤›m›z tek yasa da iflçi s›n›f›n›n örgütlü gücüdür. Bu ifl cinayeti, elbette ki hedef kitlesi OST‹M gibi küçük ve orta ölçekli sanayi bölgelerinde çal›flan iflçileri de kapsayan DAB-SEN’in de gündemine girdi. Olay›n tart›fl›ld›¤› toplant›dan birkaç gün sonra bu konuyla ilgili ÖDP’nin bir bas›n aç›klamas› olaca¤›ndan, ilk önce bu bas›n aç›klamas› tart›fl›ld›. Bas›n aç›klamalar›n›n, ço¤unlukla insanlar› oyalaman›n ve tepkilerin düzen içerisinde eritilmesinin bir arac› oldu¤u noktas›nda hemen herkes ortaklaflt›. Öte yandan, DAB-SEN’in birlik yanl›s› oldu¤u düflünüldü¤ü için bas›n aç›klamas›na destek verilebilece¤i noktas›nda karar k›l›nd›. Ayr›ca olay› duyuran ve bas›n aç›klamas›na ça¤›ran bir metin da¤›t›lacakt›. Ama DAB-SEN için ifl burada bitmeyecekti. Ölenlerin aileleri ziyaret edilecek, bir yard›mlaflmay› sa¤lamak aç›s›ndan, onlar için bir ba¤›fl kampanyas› düzenlenecek, olayla ilgili olarak, ifl güvenli¤inden bahseden ve DAB-SEN’i tan›tan bir bildiri da¤›t›lacakt›. Bunlar DAB-SEN’in OST‹M’deki çal›flmas›n›n bafllang›c› da olacakt›. OST‹M’i tan›mak istedi¤imizden ve gücümüz oran›nda DAB-SEN’i s›rtlamak gibi bir niyetimiz de oldu¤undan, ça¤r› metinlerini da¤›tabilece¤imizi ve hatta ço¤altmak için kendi imkanlar›m›z› kullanabilece¤imizi söyledik. Ama DAB-SEN içerisindeki bizden öte güçleri katmak için gerekli çaba ve inisiyatifi ortaya koyamad›k. OST‹M, iflçi s›n›f›n›n en çok ezilen ve sömürülüren kesimlerini bar›nd›r›yor. Bu kesimler s›n›f›n en dinamik ve düzene en öfkeli unsurlar›n› oluflturuyor. Dolay›s›yla hedeflenmesi gereken eylemler, bu öfkeyi d›fla vuracak ve bu öfkenin örgütlenmesine hizmet edecek tarzda olmal›. Bas›n aç›klamas› ise tam tersi bir niteli¤e sahip. Biz tart›flmalarda DAB-SEN’in daha kapsaml› (ev ziyaretleri, bildiriler ...) bir çal›flma yürütmesi gerekti¤ini vurgularken, bas›n aç›klamas›na kat›lma karar›na müdahale etmekte zay›f kald›k. Oysa iflçileri düzen içine çekecek olan bu tarz›n karfl›s›nda sa¤l›kl› bir durufl sergilemeliydik. Burjuva demokrasisini iflletmenin mekanizmalar›ndan biri olan “kamuoyu oluflturmak” mant›¤›n›n bir sonucu olarak ortaya ç›kan bas›n aç›klamas› eylemi, bazen mitinglere dönüflse de,

kitlelere burjuva demokrasisi bilincini vermenin bir arac› oluyor. Bu bas›n aç›klamas›n›n kendi bafl›na elbette çok fazla bir önemi yok. Ama DAB-SEN’in gelece¤i ve iflçi s›n›f›n›n bilinci aç›s›ndan önemli bir yan› var. ‹flçi s›n›f›n›n mücadele yöntemlerine uymayan tarzlar›n DAB-SEN’in çizgisini belirlemesi, DAB-SEN’in yozlaflmas›n›n yolunu açacakt›r. Bu noktada bizim, çal›flma tarz› ve eylem hedefleri aç›s›ndan önce kendi duruflumuzu sa¤lamlaflt›rmam›z ve DAB-SEN’in çizgisinin netleflmesinde belirleyici olabilmemiz gerekiyor. Devrimci Parti Güçleri, iflçi s›n›f›n› siyasallaflt›racak, onun bilinç ve örgütlülük düzeyini yükseltecek eylem tarzlar›n› üretmek, bunlar› hayata geçirmenin araç ve yöntemlerini ortaya koymak zorundad›r. Organizasyondaki çeflitli aksakl›klar ve gecikmeler yüzünden, ancak befl yüz kadar ça¤r› metnini da¤›tabildik. Küçük çapl› da olsa alan› tan›mak ve ayn› zamanda DABSEN’i tan›tmak bu çal›flman›n olumlu yönlerinden biriydi. Baz› devrimci yay›nlarda oldu¤u gibi, “iyi karfl›land›k, çok olumlu tepkiler ald›k” demeyece¤iz. Atölyeler, iflçileri d›flar›dan yal›tan, patronlar›n ve küçük çapl› da olsa ifl hiyerarflisinin iflçiler üzerinde bask› ve denetim kurdu¤u yerler. Örne¤in çocuk iflçilerin de yo¤un olarak çal›flt›¤› OST‹M’de, özellikle de “büyükleri” varken ça¤r› metinlerini ellerine zorla tutuflturarak vermek zorunda kald›k. ‹flçiler ço¤unlukla olaydan haberdar olmalar›na ra¤men, s›radan bir ölüm haberine gösterdiklerinden farkl› bir tepki göstermediler. Bas›n aç›klamas›ysa onlar için zaten hiç bir fley ifade etmiyordu. Ça¤r› metinlerini, atölye atölye dolaflarak da¤›tmaya çal›flt›k, fakat iki binden fazla atölyesi olan ve genifl bir alana yay›lan OST‹M’de bu oldukça zor bir ifl. Kimi patronlar›n engellemeleri ve zaten genel olarak 5-10 kiflinin çal›flt›¤› yerlerde iflçilerin tümüne bildiri da¤›tamamak pek çok iflçiye ulaflmay› engelliyor. Hem bildiri da¤›tmak, hem de daha genel anlamda iflçilere ulaflmak için, onlar› o küçük atölyelerden ç›karmak,

atölyelerin içinde mümkün olmayan politik etkileflimin ortamlar›n› d›flar›da yaratmak gerekiyor. Burada iflçilerin oturduklar› mahallelerin çok önemli bir rolü var. ÖDP’nin bas›n aç›klamas›, patlaman›n oldu¤u site civar›ndaki baz› iflçilerin gelmesine ra¤men, onlardan çok yal›t›k bir biçimde gerçekleflti. Bas›n aç›klamas›nda yüz kadar kifli vard›. Bas›n aç›klamas›n›n sonlar›na do¤ru G‹NTEM iflçileri de geldi ve bir konuflma yapt›lar. K›sa bir tiyatro oyunundan sonra eylem sona erdi. Kat›lma karar› alan DABSEN’den yaln›zca biz vard›k. Bas›n aç›klamas›na bir konuflmayla ve sloganlarla DAB-SEN’in rengini katamad›k. Kat›laca¤›m›z eylemleri do¤ru tespit edebilmeli ve kat›ld›¤›m›z her eyleme de dönüfltürmek ve dönüfltürmenin koflullar›n› yaratmak hedefiyle gitmeliyiz. Son bir söz. OST‹M’den ilk kez bir deneyim aktar›m›nda bulunuyoruz. Bu bir yandan esef verici, bir yandan da umut verici. Çünkü Ortado¤u’nun en büyük organize sanayi bölgesi olan OST‹M, iki binden fazla atölyeyi ve 25-30 bin kadar iflçiyi bar›nd›r›yor. Çok kötü koflullarda çal›flan iflçiler, s›n›f›n en dinamik unsurlar›n› oluflturuyor. Komünistler, ortaya ç›kt›klar› andan itibaren, iflçi s›n›f›n›n örgütlenme ihtiyaçlar›na yan›t vermek zorundad›rlar. Bu, ayn› zamanda onlar›n ortaya koyduklar› görevlerin hayata geçmesinin de olmazsa olmaz kofluludur. OST‹M’den bu deneyim aktar›m›, komünistlerin öncelikli görevlerini hayata geçirme do¤rultusundaki ba¤›ms›z politik faaliyetlerin bafllatma çal›flmalar›n› anlat›yor. ‹htiyaçlar›m›za yan›t verecek, önümüzü açacak noktalar› seçerek yazmaya çal›flt›k. Deneyimlerimizi bilince ç›kartmak ve kollektiflefltirmek, sorunlar›m›z› ve zaaflar›m›z› giderme iradesiyle birleflince, sadece kat›ld›¤›m›z eylemlere müdahale etmenin de¤il, ayn› zamanda ba¤›ms›z eylem kapasitesini gelifltirmenin ve politik faaliyetimizi canl› bir fleklide örmenin olanaklar›n› yaratacak, bizi ileri s›çratacakt›r. Partiye yürüyüflümüzün olmazsa olmaz bir koflulu olan ba¤›ms›z bir politik faaliyeti, kollektif bir biçimde örmek için çabalar›m›z› yo¤unlaflt›ral›m. Ankara’dan Devrimci Parti Güçleri

LEN‹N DÖNEM‹NDE

KOMÜN‹ST ENTERNASYONAL BELGELER C‹LT 1

EK‹M DERSLER‹ BOLfiEV‹ZME SADIK KALINMADAN Ö⁄REN‹LEMEZ

MAYA Broflürleri-2

MAYA

Kitaplar›


Say›: 14 P A¤ustos ‘97

17

«Ölüm Orucu Süresiz Açl›k Grevi fiehitlerini Anma» Paneli 96 Zindan direniflleri süresiz açl›k greviyle bafllay›p ölüm orucuna dönüflmesiyle, 12 devrimcinin kavgada düflmesi ve ayd›nlar›n da araya girmesiyle bitirilmiflti. Zindan direnifllerinin üzerinden bir y›l geçti; gerek zindan direniflçisi devrimcilerin, gerekse zindanda olmayan devrimcilerin u¤runda mücadele ettikleri kavga, s›n›f savafl›n›n devam etti¤i kapitalist sistemin son bulmas›na kadar sürecek. Bu mücadelede, yeni zindan direnifllerinin olaca¤›n› da kabul edersek bu ne ilkti, ne de son olacak; ancak her yeni bir mücadele türü eskisini de afl›p, eskinin deneyleri, dersleri ›fl›¤›nda ileriye s›çramaya olanak tan›yorsa bir kazan›m olacakt›r. 96 zindan direnifllerinin y›ldönümünde, bu mücadeleyi de¤erlendirmek, ölen devrimcileri anmak amac›yla Ümraniye S.‹.P.’te “1 May›s Emekçi Halk Platformu”nun düzenledi¤i, bir panele kat›ld›k. Bu söylefliyi daha önceden haber al›p, bizlerin de kat›labilece¤ini bildirmemize ra¤men (panelist olarak) paneli düzenleyen dostlar›m›z taraf›ndan geçifltirildi. Yine de s›n›rl› da olsa panele kat›ld›k. Panelde; At›l›m, Al›nteri, Özgür Gelecek, Odak ve bir direniflçi anas› ve ölüm oruçlar› sürecinde Ankara Ulucanlar cezaevinde tutsak olan bir kifli yer ald›. Panelin aç›l›fl konuflmas› ve sayg› duruflundan sonra ilk sözü Odak gazetesinden gelen arkadafl ald›. Direniflçilerin taleplerini ve Mehmet A¤ar’›n kiflili¤ini ortaya koydu, “Bu direniflin tüm emekçilere, halka ve tüm dünyaya maledildi¤i”ni söyledi. ‹kinci olarak ölüm oruçlar› s›ras›nda Ankara’da tutsak olan arkadafla söz verildi. ‹lk söylenenlere kat›ld›¤›n› ve cezaevinde siper yoldafll›¤›n›n yakaland›¤›n›, baz› dostlar›n istenildi¤i gibi davranamad›klar›n› ve onlar›n da yürek ac›s› çektiklerini söyledi. Direnifl boyunca gözlerinin d›flar›da oldu¤unu ve doyumsuz olduklar›n›, ancak Gazi Mahallesi’ne barikatlar kurulunca “gerçek eylemin oldu¤unu” söyledi ve içerideki an›lar›n› aktard›. Direniflçi ana konuflmas›nda, kendisinin de içinde oldu¤u ailelerin yapt›¤› giriflimleri, polisle yap›lan karfl›l›kl› kavgalar› anlatt› ve oldukça coflku yaratt›. Ana sözlerini flöyle ba¤lad›; “Buraya devrimcileri anmaya geldik, ha bu kadar m›y›z. Daha dün yine cezaevinin önünde bas›n aç›klamas› yapt›k polis bizden kalabal›kt›. Devrimci olun, birlik olun, ço¤al›n” dedi ve bir de direniflçiler için kendi yakt›¤› (besteledi¤i) a¤›t›n› söyledi. Anadan sonra Al›nteri’nden kat›lan arkadafl düflüncelerini söyledi. Devletin devrimcilere sald›r›yla “öncüyü kurmays›z b›rakmak” niyetinde oldu¤unu, zindan direnifllerinde devletin dize getirildi¤ini, “bir zafer kazan›ld›¤›n›” söyledi. Direniflçilerin “biz kazanaca¤›z” dediklerini ve “kazan›ld›¤›n›” belirtti. Özgür Gelecek’ten kat›lan arkadafl, giriflinde zindan direniflinin ve içeride olmas›na ra¤men d›flar›daki mücadelenin bir devam› oldu¤unu söyleyerek önceki konuflmac›lar›n benzeri bir konuflma yapt›. At›l›m’dan kat›lan arkadafl, 12 devrimciyi anma n›n sonuç olamayaca¤›n› ve önemli olan›n bundan ders ç›kar›lmas› oldu¤unu, zindan direnifllerinde “bir zafer kazan›ld›¤›n›” örnekleyerek konuflmas›na devam etti. “Analar›n, ailelerin, ayd›nlar›n, s›n›f›n” harekete geçti¤ini söyledi, “esas kazan›m budur” dedi. Son geliflmeleri de de¤erlendirerek, güçbirli¤ine gerek oldu¤unu, 97 1 May›s’›nda ve sonras›nda toplu-

mun üzerinde “bir ölü topra¤›” oldu¤unu söyledi. Ara verilece¤i s›rada, Devrimci Parti Güçleri’nden bir arkadafl›n panelist olarak kat›lmas› gerekti¤ini söyledik ve kabul edilmedi. Aradan sonra soru-cevap bölümüne geçildi. Paneli yöneten arkadafl orada bulunanlar›n soru sorabilece¤ini, görüfllerini aç›klayabilece¤ini söyledi. Bunun üzerine bizler de söz istedik. Devrimci Parti Güçleri’nden söz alan bir arkadafl, zindan di reniflinin s›n›f mücadelesinin içerideki yans›mas› oldu¤unu ve bunun köklerinin ta eskilere dayand›¤›n›, 96 zindan direniflleri s›ras›nda d›flar›da içeriye oranla ciddi birfleylerin yap›lmad›¤›n›, lokal eylemlilikler, sendika, dernek, parti binalar›nda açl›k grevlerine yatman›n ciddi anlamda sonuç getirmedi¤i gibi, do¤ru eylem tarzlar› olmad›¤›n› vurgulad›. Bunun yan›nda, 63. günden sonra arabuluculuk pozisyonuna soyunan ayd›nlar›n insiyatifine s›¤›n›ld›¤›n› ve o zamana kadar sürdürülen hakl› direniflin burjuva ayd›nlar›n sözcülü¤üne b›rak›ld›¤›n›, Zülfü Livaneli, Yaflar Kemal’in, zindan direnifllerinde ölenlerin ve direniflçilerin al›nlar›na takt›klar› orak çekiçli, k›z›l y›ld›zl› bantlar›n içeri¤ine uygun olmayan “insan haklar›, etik de¤erler” çerçevesinde bir arabuluculu¤a soyundu¤unu ve bu geliflmelerin, eylemin bafllar›nda bedenlerini ölüme yat›ranlar›n varettikleri siyasal/örgütsel varolufl zemini ile uygun düflmedi¤ini belirtti. Ayr›ca, cezaevleri konusunda gerçek zaferin, ka pitalizmin alafla¤› edilmesi ve cezaevi duvarlar›n›n iflçi s›n›f›n›n siyasal eylemi ile y›k›lmas›yla gelece¤ini, cezaevleri sürecinde ise, Mehmet A¤ar yahut fievket Kazan’›n tek suçlu gibi gösterilmesinin, olaylar›n kayna¤› gibi ortaya sürülmesinin bir yan›lsama olaca¤›n› ifade ederken, Gazi’de cezaevleri sürecinde kurulan barikat›n, ayaklanma döneminde kurulan barikattan farkl› oldu¤unu ve kitle savafl›n›n/sokak çat›flmalar›n›n bir arac› olan “barikat” olgusunun suland›r›lmas› anlam›na geldi¤ini vurgulayarak sözlerini sürdürdü. Söz alan baflka bir arkadafl›m›z ise, mücadelenin boyutunu, ayd›nlara bak›fl›n› ortaya koydu ve olanlar ondan sonra oldu. Cevaplar bölümünde tüm panelistler a¤›z birli¤i etmifllercesine, dayatmac› ve sald›rgan bir edayla: “buna nas›l zafer denmez, insanlar ölürlerken siz nerelerdeydiniz, bu liberallerin tavr›d›r” biçiminde devam ederlerken, Devrimci Parti Güçleri’nden bir arkadafl, bu kavramlar›n uluorta kullan›lmas›na ve aç›k çarp›tmalara karfl› cevap vermek istedi¤ini belirtti; ancak, panel yöneticisi ve panelistler taraf›ndan bu talep reddedildi¤i gibi, bu görüfllerin buralarda savu nulmas›n›n devrimci demokratl›kla ba¤daflmad›¤›n› ve provakatif bir tutum oldu¤unu belirtti. Karfl›l›kl› konuflmalar devam ederken, Devrimci Parti Güçleri’nden bir arkadafl›n “evet biz devrimci demokrat de¤iliz, komünistiz” dedi¤ini duyduk. O s›rada dinleyicilerden iki kifli kalkarak, Devrimci Parti Güçleri’nden kat›lan arkadafllar›n üzerine yürüdüler. Ancak tüm bu kargafla, kavgaya dönüflmeden yat›flt›r›ld›. Bu olanlar üzerine Devrimci Parti Güçleri’nin yanl›fl anlafl›lmalar›n ve çarp›tmalar›n önüne geçmek ve olaya bir aç›kl›k kazand›rmak için söz alma talebi reddedildi ve anlafl›lmas› imkans›z bir elçabuklu¤u ile olas› tart›flmalar›n ve savunulabilecek farkl› görüfllerin önüne geçme çabas›n› ça¤r›flt›rabilecek bir

biçimde konuflmalara son verilerek dia gösterisine geçildi. Devrimci Parti Güçleri, ortaya ç›kan bu yasakç›, dayatmac› ve bürokratik tablo karfl›s›nda dia gösterisi bafllarken salonu terketti. *** Panelde en ilgi çekici noktalar›n bafl›nda; kat›lan panelistlerin, hemen her noktada a¤›z birli¤i etmelerine, yaflananlarda ve “baflar›larda” devrimcilerin ortak tutumunun ne kadar etkili oldu¤unu hep bir a¤›zdan vurgulamalar›na ra¤men, günümüzün en büyük eksikli¤inin de “devrimcilerin ortak davranamamalar› oldu¤u” saptamas›nda da ortaklaflmalar› oldu. Bu de¤erlendirmeler ve saptama da göstermifltir ki, as›l problem, bir araya gelinen zeminin neresi oldu¤u pek hesaba kat›lmamaktad›r. Bu de¤erlendirmeler, “1 May›s sonras› serpilen ölü topra¤›”, “yeterince kitle/s›n›f deste¤i alam›yoruz” vb. saptamalar›, devrimci demokrasinin; meflrulu¤unu ve birlikteli¤ini kendi meflru zemininden alan bir tutumdan uzaklaflarak, Yaflar Kemal’lerin, Livaneli’lerin zemininde sapla saman›n birbirine kar›flt›¤› bir ortamda, kendine güvensizlik ve yaln›z kalm›fll›k içerisinde bir araya gelmeyi becerdi¤i ve liberal demokrasinin zeminine devrimci söylemleri de b›rakmadan kayd›¤›n› anlamaya yard›mc› olacakt›r. Bir kez daha gördük ki; kendine sevdalanma, konuflurken etiketlere s›¤›nma, kahramanl›k destanlar›yla bir t›ls›m yaratma, kalabal›kl›¤›na dayal› sald›rganlaflma, farkl› düflüncelerin ve kendini ifade etme çabalar›n›n bürokratik/dayatmac› yöntemlerle engellenmesi ve elefltiriye karfl› tahammülsüzlük, hala devrimci hareketin önemli bir zaaf› ve komünistlerin asla teslim olmayacaklar› ve kaymayacaklar› bir zemin olmaya devam ediyor. fiu aç›kt›r ki; Komünistler, devrimci demokrasiye karfl› ideolojik/politik mücadeleyi hayat›n her alan›nda dünden daha yo¤un, ›srarc› ve ilkeli bir çizgide sürdürmelidirler. Ancak burada bizim de kendi eksikli¤imize iflaret etmemiz ve bundan ders ç›karmam›z gerekiyor. Panele yeterince haz›rl›kl› ve örgütlü kat›lmammam›z, düflüncelerimizin sistematik anlat›lmas›n› olumsuz etkilemifl, en az›ndan muhataplar›m›z nezdinde yanl›fl anlamalar›n ç›kmas›na vesile olmufltur. *** 1996 zindan direnifllerinde düflen devrimciler, al›nlar›nda do¤al olarak kendi örgütlerini ifade eden bantlarla ölümü yenmifllerdi. Bizler zindan direnifllerinde düflen devrimcilerin, dünyan›n bu co¤rafyas›ndaki s›n›flar mücadelesinin üyeleri olarak orada bulunduklar›n›, düflman›n da onlara tam da bu nedenden dolay› sald›rd›¤›n›, dolay›s›yla düflman›n, bizlerin siyasal/örgütsel kimliklerimize yönelik sald›r›s›n›n da, ancak bu zeminde gö¤üslenmesi gerekti¤ini/gö¤üslenebilece¤ini asla unutmayaca¤›z. Ölenlerin an›s› önünde sayg›yla e¤iliyoruz; ancak yas tutmayaca¤›z! Duvarlar›n d›fl›na da içine de özgürlük savaflan iflçilerle gelecek! Ümraniye’den Devrimci Parti Güçleri

Adres: TOHUM YAYINCILIK Üsküdar Cad. Akçay ‹fl Merkezi Kat: 2 No: 12 Kartal - ‹STANBUL TEL.: (0216) 387 83 09

Sahibi ve Yaz›iflleri Müd. : Müslüm Özbey Hesap Numaras› : Türkiye ‹fl Bankas› Kartal fib. 1001006 Dizgi-Tasar›m : Tohum Yay›nc›l›k Bask› : Eren Ofset


18

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

Hedefine Varmayan Mermi... Che, Yeniden Küba'n›n Hizmetinde Küba devriminden sonra, Castro'ya yazd›¤› mektupla hükümetteki görevlerinden istifa etti¤ini ve sevgili Küba halk›ndan ayr›lman›n zorlu¤unu, Latin k›tas›n›n di¤er sevgili halk›na devrim hizmetiyle telafi edilece¤ini belirten devrimcienternasyonalist vedas›yla ayr›ld›. Somut bir devrimci-enternasyonalist partinin olmad›¤› flartlarda ve bunun yerine ikame edilen ulusalc›-bürokratik (dost ülkeler-ulusal ç›karlar›n önde tutuldu¤u) sosyalizm denemelerinin (ki bunlardan biri Küba idi) hakim oldu¤u bir " uluslararas› sosyalizm"! flartlar›nda, kendi kendinin teti¤ine basan ve tek bafl›na uzaklara f›rlayan bir mermi gibi hedefine yöneldi. CHE hedefine varamad›, bu onun kiflisel yetenek ve iradesinin eksikli¤inden veya gerilla savafl›n›n taktik hatalar›n›n kurban› olmas›ndan de¤il, o öldükten sonra bile, k›ta devrimini zafere götürecek uluslararas› bir devrimci partinin yarat›lamay›fl›ndand›r. Che'nin, eksikli¤i ve kusuru da, devrimci enternasyonalist bir tercih ve irade yoksunlu¤u de¤il, bunun somut bir örgütün yarat›lmas› ve süreklili¤inin korunmas›yla ilgili bir bilinç yoksunlu¤udur. Kendi iste¤iyle Küba'dan ayr›lan Che, bugün tarihin bir cilvesi olarak Bolivya'daki sevgili arkadafllar›ndan ay›rt›larak, "Küba'daki sevgili arkadafllar›n›n aras›na getirilmifltir.". Bir flekilde akim bir enternasyonalist bilincin, filmin geri sar›lmas› gibi geriye çekilmesidir. Ama bu ifllem, kelimenin devrimci anlam›nda, uluslararas› devrime yeniden haz›rlanmak, örgütlenmek ve ileri at›lmak üzere yap›lm›yor, politik olarak "ulusalc› sosyalizm" görüfllerinin vard›¤› geri noktay› iflaret ediyor. Lenin'i mumyalayarak onu ölümsüzlefltirdiklerini sananlar gibi, Che'nin arkadafllar›n›n aras›na al›narak daha anlaml› olaca¤›n› düflünenlerin ayn› hat üzerinde buluflmalar› gibi. Che'yi ulusallaflt›rmak, onu gerçekten fikriyat›yla birlikte yeniden öldürmektir. Che, Küba'dan ayr›lmakla, muhtemelen nerede ölece¤inin ve kemiklerinin orada kalmas›n›n karar›n› vermifltir. Bu devrimci vasiyetine bile sayg› duyulmam›flt›r. Tersine onu Küba'ya getirmeyi marifet sayan ve bunu alk›fllayanlar›n devrimci mücadelenin uluslararas› karakterine dair laf etmelerine haklar› yoktur. Dünya devrimi neferini, ulusal kahraman haline getirmenin devrimci bir tutum olmad›¤› gibi. Do¤rusu, buna karfl› hiç olmazsa Latin k›tas›n›n devrimcilerinden bile tepki gelmemesi ilginçtir. Latin devriminin evlad› Che, Castro bürokrasisinin evlad› ve siyasetinin manipülasyonu haline getirildi. Che'nin mezar›n›n turizm gelirinin kayna¤› olup olmayaca¤›, Küba ekonomisinin darbo¤azdan kurtuldu¤unda anlam›fl olaca¤›z. Bu topraklar üzerinde de, Che'nin tercihine ra¤men, kemiklerinin Küba'ya nakledilmesini, politik bir manipülasyon oldu¤unu bilmeden devrimciler bildik Che methiyeleriyle geçifltirdiler. Bedri Baykam ve Gülay Göktürk gibi karfl› devrimcilerin bile bulaflmaya ve söz söylemeye yeltendi¤i ahval bir yana, devrimcilerin tutumu daha ilginçtir. Burada bütün sosyalist yay›nlar› zikret-

meye gerek yok. Sadece At›l›m'›n belirtti¤i görüfl ortak bir bileflkeye yeterli. At›l›m, Che'yi "y›ld›zl› beresi alt›nda da¤›n›k k›z›l saçlar› ve az trafll› haliyle efsanevi kahraman öldürüldükten sonra, elleri kesilmifl ...." yönündeki ifadelerle tasfir çal›flmas› yap›yor. Che'yi "kartpostal çocu¤u" yapanlar›n, kapitalist toplumun tüketim kal›plar›na s›¤d›ranlar›n yaln›z olmad›¤›n› görüyoruz. Hele, "ölüm nereden ve nas›l gelirse gelsin, hofl gelsin, sefa geldi" diyen bir devrimcinin öldürülüflünün

ve ellerinin kesilmesini dramatize edilmesine, komünistlerin yan›t› aç›kt›r: birfley söylemesinler, gölge etmesinler baflka bir fley istemez. Che'nin tekbafl›na yapt›¤›, eksik b›rakt›¤› devrimci hedefine, elleri yerinde olan diri devrimcilerin, Che'nin kusur ve eksiklerini aflarak, devrimci enternasyonal bir partinin yarat›lmas› ve dünya devrimi hedefine kitlenmesi görevi, Che'yi anlamam›z› ve onu aflmam›z› sa¤layacakt›r. O zaman yarat›lan efsanelerin içi boflalacakt›r. Asl›nda efsane denilen fleyin elle tutulur, pratik devrimcilik oldu¤u anlafl›lacakt›r. Che'nin mezar› hala Bolivya'dad›r. Mermi hedefine var›ncaya kadar baflka ülkelerin topraklar›nda baflka devrimcilerin mezar›n›n olaca¤› gibi. "Daha fazla Vietnam" esprisinin anlam› budur. Tek flartla; Che gibi Donkiflotça de¤il, uluslararas› devrimci bir partinin bayra¤› alt›nda. J

‹flçi Hareketinin Sadece Sendika Bürokratlar›ndan De¤il, Liberal Demokratlardan da Korunmas› Gerekir Burjuvazi s›n›fsal hakimiyetini tehdit eden derin s›n›f çat›flmas›nda, durumunu kurtarmak için, kendi s›n›f düflmanlar›yla uzlaflmay› pekala kaç›n›lmaz görebilir. Ekonomik, demokratik, kültürel ve siyasal tavizler vererek toplumsal uzlaflmay› ve bu manaya gelmek üzere uyumu hayati mesele olarak benimser. Bu durumda, iflçi s›n›f› ve devrimciler önemli mevziler kazansa da, zafer, iktidar›n› sürdürmekte olan burjuvazinin olacakt›r. Öte yandan devrimci güçlerin örgütsel ve programatik bir varl›k gösteremedi¤i, iflçi s›n›f›n›n da¤›n›k ve siyasal güç olmad›¤›, hele burjuvazinin siyaset gündemi üzerinden prim yapmaya çal›flt›¤› flartlarda, burjuvazi için bir uzlaflmadan söz edilemez. Bugün bu topraklar üzerinde, burjuvazi son derece haz›rl›kl› ve planl› bir flekilde, bask› ve sindirme politikas›n› her alanda uygulamaktad›r. Kendi egemenli¤ini tehdit eden ciddi bir devrimci olanak somut olarak yoktur. Potansiyel bir devrimci varl›ktan , ancak büyük bir bölü¤ünü tasfiyecili¤e zorlanan, dolay›s›yla legalist tasfiyecilikle uzlaflmay› de¤il, bu kesim "sol"un burjuvaziye biat›ndan, uyumundan sözedilebilece¤idir. Devrimci-demokrat kesimlerinde demokratl›¤›n› vurguyla öne ç›karmalar›, bu uyumun çeperini geniflletti¤ini gösteriyor. Bugün burjuvazi, yede¤ine ald›¤› D‹SK, Türk‹fl, Hak-‹fl, ÖDP, HADEP, EMEP ve benzeri örgütleri, k›yas›ya bir çat›flmayla de¤il, demokrasi, insan haklar›, hukuk devleti, temiz toplum gibi sloganlar›n bas›nc›yla, yan›na çekerek kendine uyumlam›fl, örne¤in "laik Türkiye" veya "fleriat tehlikesine" karfl› toplumsal dayanak haline getirmifltir. Tek farkla, bu örgütler, bu taleplerin takipçisi olacaklar›n› beyan ederek burjuvaziden ve onun hükümetinden durufl "farkl›l›klar›n›" belirtmifllerdir. Do¤rusu ÖDP'nin (mesela) ANASOL-D hükümetinden ve burjuvaziden daha samimi oldu¤unu biliyoruz. Zira onun politik varl›¤›n›n bafllay›p bitece ¤i politik düzlem bundan daha ileri olmayacakt›r. Hal böyleyken, kimi çatlak seslerin ç›kmas› bizi flafl›rt›yor. Sungur Savran bir flenlikte (Alia¤a) yapt›¤› konuflmada; "toplumun, burjuvaziyle uyumlu çal›flan, D‹SK, Türk-‹fl, Hak-‹fl gibi örgüt-

lerden korunmas› gerekti¤ini" söylüyor. Bunun bir mücadele sorunu oldu¤u anlam›n› ifade eden Savran’›n, bu örgütlerin TESK ve T‹SK'le ortaklafla tutum belirlemelerine karfl› ç›kmas› teorik olarak, hatta pratik olarak do¤rudur. Savran devrimci bir duruflla bunlar› söylemifl olsayd› hemen yan›nda olurduk. Ne var ki, Savran siyaseti amaçl› insan faaliyeti olarak de¤il, flartlara ba¤l› ve sonuçlar› üzerinden hareketle kavrad›¤› için, muhtemelen R›dvan Budak'› güldürmüfltür. "Sanki ÖDP bizden farkl› tutum belirliyormufl" der gibi. "Kendi içinde uyumlu" bir ÖDP'nin, burjuva siyasetine uyumluluk halinde Savran'›n ne kadar farkl› bir çizgi belirledi¤ini bilmiyoruz! Ama bildi¤imiz, "farkl›" bir siyasi hareketin içinde yer alanlar›n söylediklerinin, örgütlerini mi, kendilerini mi ba¤lad›¤›n›n mu¤lak oldu¤u. Bildi¤imiz, ÖDP'nin, ayr› geleneklerden de gelmifl olsalar, genel bir e¤ilim olarak, "genel demokrasi" ad›na konufluyor olmalar›. "Sosyalist demokrasi için" olsun, "generalsiz, bürokrats›z, patronsuz" sosyalizm ad›na olsun. Ortak bir hat oluflmufltur; daha fazla demokrasi! TUS‹AD'›n "demokrasi program›na", Türkefl'e ra¤men prim veren ÖDP, burjuva liberal Besmi Tibuk'la uyum gösteren ÖDP, en son MGK kararlar› karfl›s›nda haz›rola geçen (sekiz y›ll›k kesintisiz e¤itim dahil) ÖDP, acaba D‹SK ve di¤er örgütlerden daha m› az uyumludur ki, toplum onlardan korunsun da ÖDP'den korunmas›n? Savran, toplumun burjuvaziden korunmas›n›, D‹SK vb.lerinden korunmas›ndan neden önceliksiz bir görev say›yor? Anti-kapitalist mücadeleyi nas›l anti-bürokratik mücadeleden ay›rarak, önceli¤i sendika bürokrasisine veriyor? Toplumun kimden korunmas› gerekti¤ine gelince; baflta kapitalistlerin egemenli¤i olmak üzere ve bunlara hayat veren sendika bürokrasisinin sultas›na karfl›, liberal tasfiyeci oportünist politikalar›n sökülüp at›lmas›yla mümkündür. Yani bu görev, birbirlerini besleyen ve zaman zaman rakip durumuna düflen bürokratik sendikalistlerin ve oportünistlerin de¤il, komünistlerindir. Bu iddiay› tafl›yan, amaç disiplinini oluflturmufl komünistlerin boynunun borcudur. J


19

Say›: 14 P A¤ustos ‘97

DAB-SEN Ümraniye fiubesi Aç›ld›

DAB-SEN

(Dayan›flma Birli¤i Sendikas›) 10 A¤ustos Pazar günü, burjuvazinin kolluk güçlerin engelleme giriflimlerine karfl›n, ‹stanbul 1. nolu flubesinin aç›l›fl›n› Ümraniye 1 May›s Mahallesi’nde gerçeklefltirdi. DAB-SEN’in örgütlemeyi hedefledi¤i kesimlerin yo¤un olarak bulundu¤u-bar›nd›¤› 1 May›s Mahallesi’nde, örgütlenme çal›flmalar› yaklafl›k iki ay önce bafllad›. Bu zaman zarf›nda, DAB-SEN’in muhataplar›na tan›t›m›n› amaçlayan faaliyetler planlan›p hayata geçirilmeye çal›fl›ld›. ‹lk elden ev ziyaretleri ve kahvehanelerde ajitasyon çal›flmas› gerçeklefltirildi. Bu çal›flmalarla DAB-SEN, muhataplar›na tan›t›lmaya ve sahiplendirilmeye çal›fl›ld›. Aç›l›fla yak›n günlerde daha önce ziyaret edilen yerlere tekrar gidilerek aç›l›fl duyurusu gerçeklefltirildi. Bu süreçte bizleri en çok etkileyen fley, aç›lan hiç bir kap›n›n yüzümüze kapanmamas› ve DAB-SEN muhataplar›n›n bize ve böylesi bir örgütlülü¤e gösterdikleri ilgidir. Bu ilgi, aç›l›fl gününde ziyaretine giderek görüfltü¤ümüz insanlar›n ço¤unun aç›l›fla gelmesiyle kendisini göstermifltir. Pazar günü aç›l›fl öncesinde, Dernekler Masas›’ndan polisler gelerek mevcut Sendika Yasalar›na göre böylesi bir sendikan›n aç›lamayaca¤›n› söylediler. Yönetimden bir arkadafl da kendilerine ILO sözleflmesi gere¤ince böylesi bir sendikan›n kurulabilece¤ini ve TC devletinin bu sözleflmeye imza att›¤›n› söyledi. Buna ra¤men sendika baflkan› ile görüflmeden gitmeyeceklerini söyleyerek aç›l›fl›n sonuna kadar sendikadan ayr›lmad›lar. Polislerin bu giriflimine ra¤men, biraz gecikmeli olarak sendikan›n aç›l›fl› gerçekleflti. ‹lk konuflmac› DAB-SENgenel Baflkan› Atalay Girgin, k›saca DAB-SEN’i tan›tan bir girifl yapt›ktan sonra, burjuvazinin mevcut yasalar›na dayanarak DAB-SEN’i yok saymaya, tan›mamaya çal›flt›¤›n› aktard›. Bunlar›n önüne geçilmesinin koflulunun, b,izlerin bira-

raya gelip dayan›flarak, militan bir flekilde örgütlülü¤ümüzü korumam›zdan geçti¤ini vurgulad›. DAB-SEN’in önümüzdeki süreçte örgütlenme çal›flmalar›na h›z vererek daha da kitleselleflmesi gerekti¤inin alt›n› çizdi. Bir di¤er arkadafl ta flu anda Türkiye çap›nda DAB-SEN çal›flmalar›n›n yürütüldü¤ü yerlerin bilgisini sunduktan sonra, yine DAB-SEN’in hangi amaçla kuruldu¤una iliflkin düflüncelerini anlatarak, sözü gelen insanlardan sorusu olanlara b›rakt›. ‹lk sözü evlere temizli¤e giden bir kad›n arkadafl alarak, kendilerinin örgütlenmesine iliflkin DAB-SEN’in ne düflündü¤ünü sordu. Konuflmac› arkadafl ilk elden biraraya gelmeleri gerekti¤ini söyleyerek, ne yapacaklar›na, birlikte ne yapabilece¤imize, ondan sonra oturup çözümler gelifltirebilece¤imizi söyledi. Yine benzeri sorular bir inflaat iflçisi ve gelen di¤er insanlardan geldi. Konuflmalar, pratikte karfl›lafl›laca¤› düflünülen sorunlar›n ifade edilmesiye ve tart›fl›lmas›yla sürdü. Çözümün ilk ad›m›n›n ise, ortak sorunlar› olan insanlar›n öncelikle, biraraya gelip sorunlar› ortaya koymalar› oldu¤u vurguland›. Daha sonra müzik dinletisi yap›ld›. Dinleti sonras›nda ilk defa gelen insanlar›n üye kaydedilmesi gerçeklefltirildi. Ve aç›l›fl toplant›s›na son verildi. Bizler biliyoruz ki burjuvazinin böylesi bir örgütlülü¤e yönelik tahammülü olmayacakt›r. Çünkü kapitalist sömürü düzeni, as›l olarak DAB-SEN’in örgütlemeyi hedefledi¤i-örgütledi¤i kesimlerin sömürüsü üzerinden gücüne güç kat›yor. Biliyoruz ki, yasalar›na uysa da, uymasa da burjuvazi bu tür mevzilere sald›racakt›r. Bu nedenle bizler, gücümüzü onlar›n yasalar›na güvenip, bu s›n›rlara s›¤›nmaktan de¤il, bu tür mevzileri hedef kitlesiyle buluflturmaktan alaca¤›z. Bu buluflmayla oluflan gücü y›kabilecek hiçbir yasa tan›m›yoruz. Ümraniye’den Devrimci Parti Güçleri

Düzenin Ekme¤ine Ya¤ Sürmek Bizim ‹flimiz Olmamal›

Y

aklafl›k olarak belli aral›klarla befl y›ldan bu yana ekmek f›r›nlar›nda çal›fl›yorum. Kimi zaman bir hafta, kimi zaman da aylar sürer çal›flmam. Asl›nda tercihim, ifl oldu¤u süre boyunca çal›flmakt›r. Ama gel ki, ya iflçi fazlal›¤› diye iflten at›l›r›z, ya da daha ucuza baflkas› çal›fl›r diye biz de kap› d›flar› ediliriz. fiu anda çal›flt›¤›m f›r›n çift vardiya olmas›na ra¤men, gece vardiyas› 7000 ekmek ç›kar›rken, gündüz vardiyas› 3500 ekmek piflirmesine ra¤men ayn› ücreti al›yoruz. (vardiyalar de¤iflmiyor) Nedeni ise, gündüz çal›flanlar iflverenin kardeflleri ve gece çal›flmad›klar› için böylesi düzenleme olmufl. Bizden önce olan bu düzenlemeye itiraz etti¤imizde, çal›flmak istemiyorsan›z çal›flmay›n diyorlar. fiu anda 7 bin ekmek piflirmemize ra¤men, ayl›k 27 milyon al›yoruz. Bunun yan›nda sigortam›z yok, yol ücretimizi ve yememiz bize ait. Sadece ekmek al›yoruz. ‹zmir'deki tüm f›r›n sahipleri, iflçilerden daha atik ve daha örgütlü. Kendileri f›r›nc›lar odas›n› kurup flirketlefltiler. ‹stedikleri zaman ekme¤in fiyat›n›, rekabete girmeden ortak bir dayan›flmayla birbirlerini kollayarak (ekme¤ini satamayan bir f›r›nc›n›n ekme¤ini kendi aralar›nda alarak zarar›n› önlüyorlar) flekilde belirleyebiliyorlar. Buna kimse de itiraz edemiyor. Ama dönüp s›n›f›m›za, proletarya kesimine bakt›¤›m›zda alabildi¤ine da¤›n›kl›k ve örgütsüzlük hakim. Bunun nedenlerine bakt›¤›m›zda, pek de iç aç›c› olmayan geçmiflin hatalar› ve ç›karc› sendika çal›flmas›n›n büyük bir belirleyici rolü var. G›da-‹fl'in belli geçmifl dönemlerde, 78-79 ve 80 sonras› çal›flmas› ile belli bir kitlenin elde edilmesi ve bu kitlenin ters yüz edilmesi, aidat diye toplanan paralarla buna öncülük edenlerin ortadan kaybolmas›, kitleyi hem güvensizli¤e, hem de umutsuzlu¤a sürüklemifltir. F›r›n iflçisi, bugün iflten artan zaman›n› ya kahve köflelerinde oyun oynayarak, futbol maç› izleyerek, ya da birahanelerde bira içerek zaman›n› tüketiyor. Her 6 ayda bir yap›lan zamlarda bile iflçiler biraraya gelmekten çekiniyor. Gerçekten de ciddi boyutta bir güvensizlik, ayak kayd›rma korkusu, (bu da iflsizli¤e yol açacak flekilde) var. Bu ortamda iflverenin belirdi¤i fiyata itirazs›z bir flekilde raz› oluyor. Asl›nda arkadafllar›na olan güvensizli¤inden dolay› itiraz hakk›n› sakl› tutmay› tercih ediyor.

F›r›n iflçisi gibi di¤er küçük iflyerlerinde sendikas›z, sigortas›z çal›flan iflçiler de ayn› flekilde örgütsüz ve amaçs›z bir yaflam içindeler. Bugün dünya ve Türkiye'de siyasal bir perspektiften yoksunluk, program eksikli¤i ve devrimci süreklili¤i koruyacak bir öznenin olmay›fl›, b›rakal›m iflçi s›n›f›n›n en geri, bilinçsiz kitlesini, bugün devrimci öznenin muhataplar› ayr› ayr› duruyorsa, örgütsüz ise, buna bakarak iflçilerin örgütsüz olmas› do¤al karfl›lanmal›. Ki bu da düzenin istedi¤i, onun ekme¤ine ya¤ sürmek olacak; bu da bizim iflimiz olmamal›. Bugün devrimci öznenin yarat›lmas› çabas› ile yaflayan devrimci komünistler, iflçi s›n›f›n›n en geri, bilinçsiz ama müthifl bir devrimci potansiyeli bulunduran bu kesimlere ulaflman›n yollar›n›, dün oldu¤u gibi (Paris Komünü-Ekim Devrimi) bugün de bunu baflarmal›d›r. Bunun bilinçli, planl› bir flekilde hedefine uygun bir tarzla uygularsa yaflamda karfl›l›¤›n› bulacakt›r. Küçük organize sanayi sitelerinde, fason atelyelerinde çal›flan sigortas›z, sendikas›z ve sosyal yaflamdan yoksun iflçiler sizleri bekliyor. Bunlar› harekete geçirecek olan devrimcilerdir, bu düzeni de¤ifltirecek olan ise kendileridir. Bizler f›r›n iflçileri olarak, Dab-Sen çal›flmas›n› duyduk, gerekli yerlerden daha ayr›nt›l› bilgileri de alarak bizim için (s›n›f›n tüm kesimi) gereklili¤i noktas›nda, devrimci bir çal›flma içinde yerimizi proletaryaya uygun bir flekilde flekillenmeye çal›flaca¤›z. Biliyoruz, zincirlerimizden baflka kaybedecek birfleyimiz olmad›¤›n›. Bugün kazanaca¤›m›z ise devrimci parti ve devrimci iflçi hareketidir. Bundan sonras› bir dünyad›r. ‹flçi s›n›f›n›n kurtuluflu kendi eseri olmal›d›r. Bu eseri kendi ellerimizle yaratma u¤rafl› ve inanc› sevinci içindeyiz. Özgürlük savaflan iflçilerle gelecek! Tam ücretli 6 saatlik iflgünü, 4 vardiya! Ö¤renciye ifl, iflçiye ö¤renim hakk›! ‹zmir'den Bir F›r›n ‹flçisi

Söke Söke Kazand›klar›m›z Á

Bafltaraf› Arka. Sayfada

Ölüm oruçlar› sürecinde, meselenin insan haklar› düzeyine indirgenmesi karfl›s›ndaki elefltirilerimiz, basit bir kavram tart›flmas› de¤ildir. Devrimci mücadelenin bu biçimde suland›r›lmas›n›n kavram tart›flmas› ve literatürle ilgili olmaktan çok daha pratik bir önemi ve devrimci hareket yönelen zararl› sonuçlar› vard›. Bugün bu, kendi pratikleri taraf›ndan kendi kollar›n›n ba¤lanmas› biçiminde ortaya ç›k›yor. Demokrasi program›n› rehber edinenlerin ya da, buna düflmedi¤ini söylemekle birlikte pratikte bundan baflka birfley yapamayanlar›n programlar›n› bir ç›rp›da ellerinden al›yor. Geçen y›l, yapt›klar›n› "insan haklar›" mücadelesi, istemlerini "insani koflullar›n düzeltilmesi" olarak sunanlar›n, bu y›l "hay›r biz devrimciyiz, bu kimli¤imize yönelen sald›r›lar› her koflulda geri püskürtürüz, cezaevinde örgütlenme ve siyaset hakk›m›z› kimseden dilenmez, söke söke al›r›z" diyebilmeleri için, geçen y›l sergiledikleri zaafl› tutumdan ar›narak, tok bir biçimde, amaçlar›n›, kimliklerini ve kararl›l›klar›n› ortaya koymal›d›rlar. Sald›r›lar karfl›s›nda veya sald›r›lar› beklemeden, devrimci yaflam› sürdürmek ve gelifltirmek yolunda al›nacak aktif tutumlar, belki k›sa vadede bir yank› bulmasa da, uzun vadede devrimciler aç›s›ndan önemli bir kazan›m olacakt›r. Bunun yolu, geliflen sald›r›lar karfl›s›nda, an›nda ve güçlü bir tepkiyi örgütlemekten, haklar›n fiili kullan›m›ndan geçiyor. Cezaevleri, birtak›m bireylerin gelip, kaderine katlan›p sonra çekip gitti¤i yerler olmad›¤›na göre, haklar›n fiili kullan›m›na dayan›larak elde edilen her kazan›m›n, s›n›f mücadelesinde bir mevzi oldu¤u bilinciyle hareket etmek gerekiyor. Adana’da, adli tutuklular›n, sald›r›lar karfl›s›ndaki aktif tutumlar› da bu konuda olumlu bir örnektir. Onlar böyle yaparken, devrimcilerin meflruluklar›n› korumak ad›na kendilerini pasif ve yard›ma muhtaç durumda gösteren eylemlere baflvurmalar› son derece yanl›fl bir tutum olacakt›r. Yaflam›n devrimci tarzda örgütlenmesi, sadece d›flar›daki günlük faaliyetin planlanmas› de¤il, cezaevlerinde de bu bilincin sürdürülmesidir. Dört duvar aras›ndakilerin yapabilecekleri, her fleye ra¤men s›n›rl›d›r. Ancak d›flar›da olanlar aç›s›ndan sözkonusu olan tek s›n›r, kendi dar görüfllülükleri ve izlenecek eylem çizgisini do¤ru saptayamamalar› olabilir. Bu aç›dan cezaevleri sorununu, parçalanm›fl dünyan›n cezaevleri parças›ndakilerin sorunu olarak de¤il, birebir devrimcilerin ve s›n›f mücadelesinin bir sorunu olarak ele almak, sald›r›lar› beklemeden bu konudaki duyarl›l›¤› her zaman canl› tutmak gerekiyor. Ayr›ca, hem sald›r›lar›n püskürtülmesi aç›s›ndan, hem de ulafl›lmak istenen kitle iliflkilerinin siyasallaflt›r›lmas› aç›s›ndan bu tür sorunlar›n gündemde tutulmas› gerekir. Bunun yap›ld›¤› durumda, hem ani geliflen sald›r›lar karfl›s›nda haz›rl›ks›z yakalan›p, destek sa¤lamak ad›na mücadele hedeflerinin bulan›klaflt›r›lmas› tehlikesine meydan verilmemifl, hem de ulafl›lmak istenen kitlenin güveni kazan›lm›fl olacakt›r. Devrimciler aç›s›ndan insan olmak, örgütlü devrimci bir kimli¤e sahip olmakt›r. Bundan ba¤›ms›z bir "insan haklar›" mücadelesi olamaz. Bu haklar›na yönelen her türlü sald›r›y› püskürtmenin, daha ileri kazan›mlara ulaflman›n yolu, bu kavray›fltan geri düflmemektir. Bugün sadece gündeme gelen sald›r›lar› püskürtmek için de¤il, devrim ve sosyalizm hedefine ulaflmak için de, varolan prati¤in devrimci elefltirisinin yap›lmas› ve devrimci bir parti ve program›n oluflturulmas› hedefine yo¤unlafl›lmas› gerekiyor. Bunun yap›lmad›¤› koflullarda, devrimci hareketin kendine, kendi elleriyle verdi¤i zararlar› bertaraf etmek mümkün olmayacakt›r. J


Say›: 14 P A¤ustos ‘97

Zindanlarda Düflman›n Sald›r›s› ‹le

Devrimci Tutsaklar›n Mücadelesi Yine Gündemde...

Söke Söke Kazand›klar›m›z Kal›c›d›r !

Y

eni hükümetin iflbafl›na gelmesinden sonra, çeflitli toplumsal kesimlerin sözcüleri veya kendilerini böyle sananlar, hükümetten beklentilerini ifade ettiler. Burjuva bas›nda, bu hükümetten ekonomik anlamda iyilefltirmeler beklemenin yanl›fl olaca¤›n›, bu hükümetin "farkl› bir misyonu" oldu¤unu öne ç›karan yorumlar yer ald›. Devrimci bas›nda da her zamanki gibi, bu hükümetin de di¤erlerinden fark›n›n olmad›¤›n› , hükümeti oluflturan partilerin, muhalefetteyken söylediklerini, flimdi iktidardayken yapamayacaklar›n› ortaya koyan yaklafl›mlar vard›. Bir yandan da bu yürütülen teflhir faaliyetiyle, e¤er bundan etkilenen, daha do¤rusu harekete geçen bir kitle olursa, bu kitlenin oluflturaca¤› bas›nç sonucunda, belki de bu hükümetin, verdi¤i sözleri yerine getirebilece¤i, hiç olmazsa “çete”leri yarg›layabilece¤i yönünde bir beklentinin oldu¤u söylenebilir. Ancak, kapitalist sistemin bekçileri, sahibinin sesi medya yorumcular›, böyle bir beklentiye sahip de¤illerdi, belki de y›llard›r kulluk ettikleri sahiplerini daha iyi tan›d›klar›ndan olacak, bu hükümete "baflka misyon" biçiyorlard›. Bu misyonun ne oldu¤u yolunda en çok öne ç›kar›lan, bu hükümetin bir "toplumsal uzlaflma" hükümeti olaca¤› idi. "Toplumsal uzlaflma" hükümeti, bu "uzlaflma"y› nas›l yarataca¤›n›n ilk iflaretlerini ifl bafl›na gelir gelmez ortaya koydu. Bu, ayn› zamanda Türkiye burjuvazisinin önümüzdeki dönemde, hedeflerine ulaflma yolunda izleyece¤i yöntemle ilgili ipuçlar›n› da sergileyen bir pratiktir. Bu yöntemle, bir yandan toplumun genifl kesimlerine, "daha ne istiyorsunuz" dedirtecek türden bir "demokratikleflme" söyleminin kullan›lmas›, öte yandan da, ancak muhataplar› taraf›ndan ve süreç içinde gerçek içeri¤i anlafl›labilecek olan bir seçmeli terör politikas›n›n birarada uygulanmas›d›r. Burada dikkat edilmesi gereken temel mesele, sald›r› zemininin döflenmesindeki temel malzemenin, y›llard›r devrimcilerin gündeme getirdi¤i sorunlar olmas›d›r. Böylece, "uzlaflma"n›n iki taraf aras›nda ve karfl›l›kl› bir gönüllülük içerisinde gerçekleflece¤i yönünde bir görüntü oluflturulmaya çal›fl›lmaktad›r. “Toplumsal uzlaflma” fikri sürekli iflleniyor. Oysa, devrimci ve iflçi hareketinde, gözle görülür bir yükseliflin olmad›¤›, devrimci hareketin büyük bir kesiminin, içinde bulundu¤umuz durumu ve görevleri anlamak ve bunlar› yerine getirmekten uzak oldu¤u günümüzde, sözkonusu olacak olan bir "uzlaflma", olsa olsa, devrimcilerin düzene do¤ru bir ad›m atmas› olacakt›r. Kimileri, bunun, kendi öncülüklerinde geliflen bir tak›m muhalif eylemler sonucunda oluflan bas›nç yoluyla hükümete geri ad›m att›rmak oldu¤unu düflünebilirler. Böyle düflünenler az de¤ildir. ‹çinde bulundu¤umuz durumdan devrimci bir ç›k›fl› zorlaflt›ran as›l önemli unsurlardan biri de iflte bu körleflmedir. “Toplumsal uzlaflma” niyetinin ifade edilmesinin nedeni, devrimci hareketin bugün çok güçlü durumda olmas›ndan dolay›, düzenin “uzlaflma”y› seçerek geri ad›m atmas› de¤ildir. Devrimci hareketin zaaflar›n› görüp, bunlar› gidermek üzere ileri ç›kmas› durumunda, düzen bir solukta y›k›lacak durumdad›r. Devrimci hareket, bugün düzen aç›s›ndan potansiyel bir tehlikedir. Bu nedenle söz konusu olan fley, düzenin geri ad›m atmas› de¤il, zaaflar› içinde bir türlü ileri ç›kmay› baflaramayan ve burjuva siyaset gündemine hapsolmufl olan devrimci hareketin daha da etkisizlefltirilip, düzen aç›s›ndan potansiyel de olsa bir tehdit unsuru olmaktan ç›kar›lmas›d›r. Dünya çap›ndaki yeniden paylafl›mdan pay almak için burjuvazinin mahkum ol-

Devrimciler aç›s›ndan insan olmak, örgütlü devrimci bir kimli¤e sahip olmakt›r. Bundan ba¤›ms›z bir "insan haklar›" mücadelesi olamaz. Bu haklar›na yönelen her türlü sald›r›y› püskürtmenin, daha ileri kazan›mlara ulaflman›n yolu, bu kavray›fltan geri düflmemektir. du¤u yol budur. Yeni hükümetin, sald›r› için ilk seçti¤i alanlardan birisi cezaevleridir. Her hükümette oldu¤u gibi, bu hükümet de rüfltünü ispatlamak ve bir güç denemesi yapmak amac›yla ilk olarak cezaevlerine yöneldi. Hükümetin iflbafl›na gelmesiyle birlikte, ilk olarak gündeme ald›¤› konu, cezaevlerinde "hücre tipi" uygulamas›na geçifl plan› oldu. Bu konu asl›nda, 28 fiubat MGK toplant›s›nda gündeme getirilmifl, o dönemdeki hükümetin önüne bir görev olarak konulmufltu. Geçmifli ise, 1988 y›l›nda ç›kart›lan "1 A¤ustos Genelgesi" idi. O dönemde Eskiflehir Cezaevi'nde uygulanmaya çal›fl›lan "hücre tipi", devrimcilerin gösterdi¤i direnç nedeniyle hayata geçirilememiflti. Asl›nda burjuvazi bu niyetini, her dönemde ve her f›rsatta ifade etmifltir. Bu niyet, çok bilinen bir söylemle, “cezaevlerini örgütlerin e¤itim yuvas› olmaktan ç›karmak” fleklinde özetlenmifltir. 1996 y›l›nda da, önce Anayol, daha sonra da Refahyol hükümetlerinin planlar›nda, ç›kard›klar› genelgelerde, "hücre tipi" uygulamas› temel bir yer tutuyordu. Devrimciler, bu sistemin hayata geçirilmesine karfl› gerekirse ölümü de göze alarak mücadele etme kararl›l›klar›n› vurgulam›fllar, bu yolda toplumun ve devrimcilerin haf›zas›na kaz›nan "süresiz açl›k grevi ve ölüm orucu direnifli"ni gerçeklefltirmifllerdi. "Hücre tipi" uygulamas›, böylece geçen y›l da rafa kald›r›lmak durumunda kalm›flt›. Ancak bunun için gereken zemin de ayn› süreçte döflenmiflti. Ölüm oruçlar›n›n anlaflmayla sonuçlanmas› s›ras›nda, devlet, Bayrampafla ve Buca cezaevlerine yeni tutuklu ve hükümlü almayarak, ayr›ca buradaki yatak say›s›n› da azaltarak, "hücre tipi" uygulamas› karfl›s›nda ilk ve aktif tutum alacak olan bu cezaevlerindeki karfl› ç›k›fl olanaklar›n› azaltmaya çal›flm›flt›. Yeni hükümetin, "hücre tipi"ne geçifl yolunda haz›rl›klar› sürüyor. Öncelikle "pilot bölge" olarak seçilen baz› cezaevlerinde, yeni hücrelerin yap›lmas› için inflaat çal›flmalar› tamamland›, buna uygun olarak çeflitli cezaevlerinde nakil ifllemleri yap›ld›. ‹lk olarak seçilen cezaevleri Ni¤de, Afyon, Nevflehir, Burdur, Amasya oldu. Buralarda hücrelerin inflaat› için gerekli düzenlemeler yap›ld›. Ard›ndan da Diyarbak›r, Ceyhan, Elbistan cezaevlerinde haz›rl›klara giriflildi. Bu uygulamalar›n cezaevlerindeki devrimcilerin koflullar›n› nas›l etkileyece¤i bilindi¤inden, tüm devrimci ak›mlar taraf›ndan bu sisteme geçilmesine engel olunmas› yönünde uyar›lar ve ça¤r›lar yap›l›yor. Tutsak ailelerinden oluflturulan kurumlar bas›n aç›klamalar› yoluyla ilk tepkilerini dile getirdiler. Bunun ard›ndan Ceyhan cezaevindeki devrimci tutsaklar, DGM'lere ç›kmama tutumuyla ilk tepkilerini gösterdiler. Ard›ndan tüm cezaevlerinde, "hücre tipi"ne geçilmesine engel olma yolundaki kararl›l›klar›n› göstermek için devrimci tutsaklar, üç günlük "uyar› açl›k grevi" yapt›lar. Ancak uygulaman›n geri al›naca¤› yönünde bir geliflme yok. Zaten henüz eylemlerin bafllang›ç aflamas›nda ve c›l›z oldu¤u, ezilen kesimlerin, sald›r›n›n boyutundan habersiz olduklar› bu aflamada, hükümetin birkaç "uyar› açl›k grevi" yap›ld› diye geri ad›m atmas› beklenemez. Üstelik bu hükümet için,

bu tür uygulamalar› ve sald›r›lar› hayata geçirmek ölüm kal›m sorununa eflde¤erdir. Çünkü, 28 fiubat tarihli MGK toplant›s›ndaki kararlar›n hayata geçirilmesi karfl›s›ndaki en basit bir direnç, Refahyol'un sonu olmufltu. Bu, sadece yeni hükümet için de¤il, ayn› zamanda sistemin süreklili¤i için de ölüm kal›m denilebilecek bir meseledir. Bu nedenle hükümetin kolayca geri ad›m atmas›n› beklememek gerekir. "Hücre tipi" uygulamas›, devrimcilerin cezaevlerinde yaln›zlaflt›r›lmas› ve tecrit edilmesine, onlar›n devrimci kimliklerinden yal›t›lmas›na ve ehlilefltirilmesine hizmet eden bir uygulamad›r. Elbette, buna direnenlerin fizik olarak yokedilmesini de bar›nd›rmaktad›r. 97 y›l›n›n bafllar›nda, Diyarbak›r cezaevinde on bir tutsa¤›n öldürülmesi, tek örnek olarak kalmam›flt›r. Son dönemde, Metris cezaevinde adli tutsaklar›n isyan› sonucunda, alt› kiflinin dövülerek öldürülmesi, yaklaflan sald›r›n›n boyutlar› hakk›nda fikir vermektedir. Son olarak, hücre tipinin ilk elde uygulanmas›n›n hedeflendi¤i Adana cezaevinde, adli tutsaklara yönelik sald›r›lar da, gelen sald›r› dalgas›n›n boyutlar›na iflaret ediyor. Devrimciler, her dönem, bu tür uygulamalar karfl›s›nda kararl›l›klar›n› ölüme varan karfl› ç›k›fllarla ortaya koymufllard›r. Ancak mesele sadece bu kararl›¤›n ortaya konulmas› de¤il, sald›r›lar› da püskürtebilmektir. Çünkü bu düzen y›k›lmad›¤› sürece cezaevleri devrimciler için mücadelenin alanlar›ndan biridir ve bu alanda da kal›c› kazan›mlar›n elde edilmesi önemlidir. Sald›r›lar›n püskürtülmesi mücadelenin süreklili¤i aç›s›ndan da önemlidir. Tüm bu sald›r›lar, sadece cezaevlerine yönelik de¤ildir. D›flar›da hedeflenenlerin ve bu yolda yap›lacak uygulamalar›n cezaevlerine yans›mas›d›r. Bundan kopart›larak, sald›r›lar›n, "burjuvazinin, ölüm orucu zaferini sindirememesi" sonucu yap›ld›¤›n› düflünenlerin, yeni sald›r›lar karfl›s›nda, sadece muhalif bir söylem tutturup, sonunda da düzenin manipülasyonu karfl›s›nda geri ad›m atmayacaklar›n›n bir garantisi olmad›¤› gibi, bu duruma düflülmesi tehlikesinin en önemli iflareti 96 ölüm oruçlar›ndaki yaklafl›mlard›r. Geçen y›lki, ölüm orucu ve süresiz açl›k grevi eyleminde, devrimciler bir yandan sald›r›lar karfl›s›nda geri ad›m atmayacaklar›n›, pratik olarak kan›tlam›fllard›. Ancak öte yandan, gerek kitlesel bir destek sa¤layabilme kayg›s›yla, gerekse de kendi programatik hedeflerinin s›n›rl›l›¤› yüzünden, mücadelelerini "insan haklar›" düzeyine indirmekle; ayd›nlar›n da onlara bu temelde sahip ç›kmalar›na, devrimciler ad›na konuflmalar›na göz yummakla; üstelik devletin söz vermesinden baflka hiçbir güvencesi olmayan, bu durumda da sadece devlete güvenmeyi dayatan bir anlaflmay› zafer olarak sunmakla; bugünkü karfl› ç›k›fllar›n›n temelini de zedelemifl oldular. Çünkü, devlet bugünkü sald›r›lar›n› gündeme getirirken, yasalarda Avrupa'dan esinlendi¤ini öne ç›kartt›¤› düzenlemelere gitmekte, "düflünce özgürlü¤ü", "insan haklar›na uygunluk" söylemi eflli¤inde bu sald›r›lar› gündeme getirmektedir. Burjuvazi, devrimcilere sald›r›lar›n› "hücre tipi"nin, insani koflullara son derece uygun oldu¤u safsatas› eflli¤inde gündeme getiriyor. Avrupa'da da bu tür uygulamalar›n oldu¤unu, her durumda, Avrupa kamuoyunu harekete geçirmekten medet uman devrimcilere, itiraz edemeyecekleri bir söylemle sunuyor. Bu durumda, "hay›r biz insan haklar›n› de¤il devrimci kimli¤imizi, örgütlenmemizi korumak istiyor, bunun için mücadele ediyoruz" demelerinin koflullar›n› kendi elleriyle geçen dönemde zay›flatm›fllard›. Á

Devam› 19. Sayfada

14  

YIL: 2 SAYI: 14 A¤ustos 1997 100.000 TL. (KDVDahil) Darbe rejimininin ekonomik ve politik sald›r› program›n› yaflama geçirirken bu derece rah...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you