Page 1

MARKSİST İŞÇİ Ya Emperyalist Yok Oluş, Ya Enternasyonalist Kurtuluş!

www.geocities.com/marksistisci

Sayı 08 - Ocak 2008

DÜŞMAN BİR, CEPHE ORTAK! BURJUVAZİNİN SALDIRI DALGASINI PÜSKÜRTELİM!

02 • Gündem / Analiz 2007 de Burjuvazinin Yılı Oldu ............................................................................................. 03 • Gündem / Analiz AB; Dünü, Bugünü, Yarını .................................................................................................. 05 • Sınıf Bilinci Devrimci Marksizmin Amansız Savunucuları: Karl Liebnecht ve Rosa Luxemburg ......................... 08 • Sınıf Bilinci Zonguldak Madenci Grevi ve Ankara Yürüyüşü ............................................................................ 10 • Gündem / Analiz (Çeviri) James Petras’a Açık Mektup ........................................................................................................ 11 • Sınıf Haberleri Novamed Grevi Zaferle Sonuçlandı ............................................................................................ 15 • Okur Mektupları Fabrika Deneyimi ....................................................................................................................... 15 • Gündem / Analiz

Saldırı Dalgası ....................................................................................................................

Eze n Ul u s Öz g ü r Ol a m a z


Marksist İşçi

SALDIRI DALGASI

Giriş Türk burjuva devletinin, 84 yıllık tarihinde, kelimenin tam anlamıyla, uzmanlaştığı bir alan varsa, o da özel harp teknikleri ile daimi olarak sürdürdüğü psikolojik savaştır. Öyle ki, artık günümüzde reel bir sorun, bir diğer reel sorunu örtmek için, bir araç olarak tanımlanabilmektedir. Yürüttüğü psikolojik savaşla Kürt sorununu “terör sorunu” olarak tanımlamayan burjuvazi, planlı bir biçimde yükselttiği militarizm ve milliyetçilik sayesinde, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri, Kürt halkına yönelmiş bu inkâr ve imha politikasının bir parçası olarak seferber etmektedir. Deyim yerindeyse bir taşla, iki kuş vuran egemen sınıf, diğer taraftan yine bu kesimlere yönelttiği sosyal ve ekonomik saldırıların üstünü, ortalığı saran toz duman fırtınası ile örtmektedir. Gerçekten de, şu günlerde, enformasyon ve dezenformasyon yoğun biçimde iç içe geçmiş durumda... Neyin gerçek, neyin değil; neyin planlı, neyin münferit olduğunu anlamak mümkün gözükmüyor. Yine de bu fırtına içerisinde temel bir noktayı saptamak için allame-i cihan olmaya gerek yok: Süreç, gerek sınıflar mücadelesi, gerekse ulusal sorun açısından iyiden iyiye keskinleşecek. Zira Kürt sorununun devletin geleneksel resmi politikasıyla çözülemeyeceği ayyuka çıkmış durumda. Yıllardır egemen sınıf saflarında hâkim olan inkâr ve imha politikasının iflasını doğuran Kürt halkının sebatlı direnişi ve artık Irak Kürdistanı’nda iyiden iyiye vücut bulmaya başlayan yeni bir devlet oluşumu, süreci yepyeni bir boyuta taşıyor. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelere yönelik saldırılarsa daha yeni yılın ilk gününden elektriğe ve doğalgaza gelen zam ile kendini belli ederek; içine girdiğimiz senenin, sınıf mücadelesi açısından da zorlu geçeceğini göstermiş oldu. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı ise saldırının gündemdeki diğer bir önemli boyutu. Sürece, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin bağımsız sınıf çıkarları açısından müdahale edebilmek için, bu iki konuya daha yakından bakmakta yarar var.

göre isim bulan, egemen sınıfın ve yardakçılarının “milli-uzlaşma” zemini olarak vardır. Milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm, yurtseverlik, vb. kavramlarla kitleler, özellikle kriz dönemlerinde “bir arada” tutularak, burjuvazinin “ortaklaştığı” çıkarlar doğrultusunda seferber edilirler. Bugün, “statükocu” güçler, milliyetçilik ile kitle tabanı muhafazakâr olan partilere ve bu partilerin temsil ettiği burjuva kesimlere, süregelen bu çelişkinin; “statükocu” burjuva kesimin çıkarları gözetilerek çözümlenmesini, “uzlaşı” sağlanmasını, siyasal güçte ve ekonomik çıkarlarda “ortaklaşılmasını” dayatıyorlar.”[1] Bu dayatmanın kendini bugün için kabul ettirdiğini söylemek gerekiyor. Türkiye’deki büyük sermayenin siyasal korkaklığı ve ikiyüzlülüğü onları bu şoven dalganın bir parçası ve hatta örgütleyicisi haline getirmiş durumda. Özellikle, 6 Ekim’de Şırnak’ta, Gabar dağlarında 13 askerin ölümüyle sonuçlanan çatışmanın ardından, bu kesimin kısmi direnci de tamamen kırılmış oldu. Ve tüm bu sürecin ardından 20 milyon dolara mal olduğu söylenen sınır ötesi operasyonlar başladı. Bu süreçte, operasyonlara karşı Kürt illerinde gerçekleştirilen mitinglere polis, uyguladığı baskı ve şiddetle engel olmak istemişti; metropol merkezlerinde ise mitinglere izin dâhi verilmedi. DTP üzerindeki baskı her geçen gün ağırlaşırken, Kürt halkının siyasal iradesi üzerindeki siyasal linç kampanyası da yaygınlaşarak sürdürülüyor. Bir önceki sayımızda da ifade ettiğimiz gibi, bu güne kadar 24’ten fazla sınır ötesi operasyon yapıldı. Nasıl bunlar bir çözüm getirmemişse, bundan sonrakiler de bir çözüm olmayacak. HEP, DEP, HADEP gibi partilerin daha önce kapatılmasının bir çözüm getirmemiş olması gibi DTP’yi kapatmak da; DTP’li vekilleri meclisten kovmak da bir çözüm olmayacak. Zira Türk devletinin gerçek bir çözümden ziyade, Güney Kürdistan’daki Kürt ulusal kimliğine dayanan oluşumdan duyduğu rahatsızlıkla hareket ettiğini ifade etmek gerekiyor. Irak Kürdistanı’ndaki ekonomik ayrıcalığının ortadan kalkıyor oluşu, nüfuz alanlarının daralmaya başlaması, TC’yi bu saldırgan politikaya itmiş durumda. Kürt halkı üzerindeki baskıların giderek ağırlaşması, bu insanları artık çileden çıkarmış; onlar, hep bir ağızdan, “Êdi bes e! Artık Yeter!” diye haykırıyorlar. Belli ki, 2008, Kürtler için direniş yılı olacak. Tam da bu süreçte, Kürt halkının siyasal, sosyal ve sınıfsal arayışlarına gerçekçi bir yanıt getirebilmek ayrı bir önem kazanıyor. Çünkü Kürt halkının güven duyduğu mevcut önderlikler, artan basıncın etkisi ile işbirlikçi yüzlerini göstermek durumunda kalacaklar hatta kalmaktalar. “Tezkerenin ardından, TC’nin artan baskısıyla ABD ile Barzani ve Talabani’nin geri adım atması, Kürt halkına gerçek dost-

Êdi Bes E! Artık Yeter! Daha ilk sayımızda, burjuva kesimler arasındaki kamplaşmanın doğurduğu rejim krizinin, Kürt düşmanlığı üzerinden çözüme kavuşturulacağını ifade etmiştik. Hatırlanacağı üzere, o dönem çokça gündemde olan laiklik tartışmaları -öngördüğümüz üzere- yerini hızla milliyetçi histeri dalgasına bırakmıştı: “Burjuva ikiyüzlülüğün resmi olan ve bugünkü süreçte yalnızca bir “uğrak” olarak kullanılan laiklik, yerini şiddetle milliyetçiliğe ve bunun temel dayanağı olan Kürt düşmanlığına bırakacaktır. Milliyetçilik ise, Türk devletinin geleneksel söylemi olarak, burjuvazi tarafından, dayandırıldığı kesime [1] Rejim Krizi Üzerine Tezler – Marksist İşçi, Sayı 1 ___ 


Marksist İşçi larının kimler olabileceği konusunda öğretici olmuştur. remez ödeneği %16 oranında azalacak. Bağ-Kur emekÖzgürlük mücadelesinde emperyalizmden medet um- lilerinin maaşından 10 yıl süreyle %10 oranında Genel mak intihar etmek anlamına gelir ve Kürt burjuvazisiyle Sağlık Sigortası primi kesilecek. Primini ödeyemeyen feodal güçler mevcut durumdan çıkarlı kesimlerdir, do- vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak. Primi ödeyemelayısıyla Ulusal Kurtuluş Mücadelesi (UKM)’nin müt- yen çiftçilerin pamuğuna, üzümüne, buğdayına, tütütefiki değil, onun düşmanıdırlar. UKM’yi sonuna kadar nüne el konulacak. Daha önce doğum yapan sigortalıya götürebilecek kesimler Kürdistan yoksul köylüsü ve işçi altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir sınıfı ile bölge ülkelerinin işçi sınıfının desteğidir. Bu da aya düşürülecek. Diş protez giderlerinin karşılanmasına bölgede, enternasyonalist temelde mücadele eden dev- kısıtlama getirilecek. 18–45 yaş arası diş protezi yaptırrimci işçi partilerinin kurulmasını zorunlu kılar.”[2] ma hakkı kaldırılacak. 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişiler içinse belirlenecek tutarın saSınıf Cephesi dece %50’si devlet tarafından karşılanacak. Sağlık hizİşçi sınıfına ve emekçi kitlelere yönelik yeni saldırılar ise, metlerinin tür, miktar ve kullanım sürelerine kısıtlama dile getirdiğimiz üzere, yaratılan şoven histeri dalgası- getirilecek... nın tozu dumanı içerisine gizlenmiş durumda. Egemen sınıf bu sayede, çıkarmayı planladığı yeni yasaların top- Böylesine ağır bir saldırı karşısında, sınıf bilincinden lumsal bir muhalefetle karşılaşmadan rahatlıkla uygula- yoksun, örgütsüz ve önderliksiz bir işçi sınıfının, burnabileceğini umuyor. İstihdam Paketi, Sosyal Güvenlik juva düzen partilerinin peşinden sürüklenmesi, sürece Reformu, Sendikalar Yasası, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği genel olarak sessiz kalması ise normal. Şu dönemde, işçi Üzerine Düzenleme gibi isimlerle sınıfın üzerindeki yük sınıfının öncü devrimci partisinin eksikliği kendini en daha da arttırılmaya çalışılmakta. Bu saldırı dalgasının ağır şekilde hissettiriyor. Yine de burjuvazinin bu saldıilk ayağını, İstihdam Paketi ve Sosyal Sigortalar ve Ge- rısı karşısında işçi sınıfının bir savunma mevzisi oluşturnel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı oluşturuyor. ması şart! Burjuvazinin ekonomik yapısal dönüşümünSSK primlerinde yüzde 5’lik bir indirimi ve kıdem taz- de halihazırda süren ve daha da ağırlaşarak sürecek olan minatlarının kaldırılması hedefleyen İstihdam Paketi tüm ekonomik ve sosyal saldırılarına karşı; artan işsizbile çok ciddi bir saldırıyı ifade etmekte kendi başına liğe, yoksulluğa ve yoksunluğa karşı mücadele etmek yeterli. SSGSS tasarısı ise eğer yasalaşırsa, emeklilik yaşı gerekiyor. Bugün için görev, sendikalarda taban faaliyeti 65’e çıkarılacak. Emekliliğe hak kazanabilmek için prim ile önderlikler üzerinde bir basınç oluşturmaktır. Bunu ödeme zorunluluğu 9.000 güne yükselecek. Bütün sağ- yaparken bir taraftan da asker-polis devletinin tüm antilık hizmetleri paralı olacak. Aylık geliri 139,6YTL’den demokratik baskıcı uygulamalarına karşı durmak ve ezifazla olan bütün vatandaşlar aylık 73 ila 475 YTL tuta- len Kürt halkının yanında yer almak gerekiyor. Saldırı rında Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda ka- dalgasının püskürtülmesi bu ikili mücadeleyi zorunlu lacak. Sadece ayakta tedavi olunca değil; hastalık, kaza, kılıyor. ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de “katkı payı” adı altında para ödenecek. “Katılım Payı” Düşman Bir, Cephe Ortak! gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. Sağlık hizmeBurjuvazinin Saldırı Dalgasını Püskürtelim! ti alabilmek için ayrıca “ilave ücret” adı altında haraç ödemek gerekecek. Hastalanan sigortalıya verilen iş gö[2] Ortadoğu Üzerine Perspektifler – Marksist İşçi, Sayı 7

2 0 0 7 DE BURJUVAZİNİN YILI OLD U

Burjuvazi ve egemenlerin ekonomik, sosyal ve politik ları kesilerek öldürülmelerine tanık olduk. Öte yandan alanda artan saldırılarına sahne olan bir yılı geride bı- cumhurbaşkanlığı seçimleriyle genel seçimlerin damgaraktık. Ekonomik alanda, neo-liberal saldırılarla işçi- sını vurduğu, rejim krizinin patlak verdiği bir seneydi, emekçi kesimlerin elindeki son mevziler de kazanılmaya 2007. çalışılırken, toplumsal alanda, körüklenen şovenist histeriyle Kürt halkının üzerindeki baskılar sıkılaştırıldı. Burjuvazi Taarruzda Ancak, asker-polis rejiminin inkâr ve imha politikasın- Burjuvazinin saldırıları toplu sözleşme süreçlerinde de dan nasibini alanlar yalnız Kürtler değildi. Geçtiğimiz yansımasını buldu. Sınıfın en temel kazanımlarının yıl, kontra-gerilla ve faşistlerin el ele Hrant Dink’i kat- dahi gaspının hedeflenmesi, grev silahının güncellik ledişlerine, Malatya’da üç Hıristiyan misyonerin boğaz- kazanmasına neden oldu. Hava-İş’in grev sürecini göre___ 


Marksist İşçi ce iyi örgütlemesi, 26 bin Telekom işçisinin 44 günlük Şanlı AB Demokrasisi direnişi sayesinde kısmi kazanımlar sağlanabildi. Ancak AB’yle gelen, o kutsal, “sınıflar üstü” demokrasi açısınıfın örgütsüz çoğunluğu bu kadar şanslı değildi. Geç- sından da 2007’nin pek olumlu geçtiği söylenemez. 1 tiğimiz yıl, işçi sınıfının göreli ve mutlak yoksulluğunun Mayıs Mitingi’nin, emekçiler dışında herkese açık Takarttığı bir yıldı. Ekonomik büyümeden işçilerin payı- sim Meydanı’nda yapılmak istenmesi, valilikçe hoş karna düşeni alamadıkları yetmezmiş gibi, reel ücretlerde şılanmadı. Ortalık savaş alanına döndü, vali sayesinde de düşüş söz konusuydu. 2007 yılında asgari ücrette İstanbul’da fiili genel lokavt ilan edilmiş oldu, emekçi%10’luk bir artış olurken, gıda fiyatlarındaki artış %14 lerin Taksim Meydanı’na ulaşamaması için yollar kapadüzeyindeydi. Bu da ekmeğimizin küçülmeye devam et- tıldı, İstanbul halkı biber gazına doydu. Öte yandan, tiğini gösteriyor. Polis ve Salahiyet Kanunu’nun çıkarılmasıyla, meydan polise kaldı. Gözaltında, parkta, sokakta işlenen polis Öte yandan ekonomide %5’lik bir büyüme yaşanırken, cinayetlerinin ardı arkası kesilmedi. Yine, devrimci-debüyüme işsizliğin azalmasını sağlayamadı. TÜİK’in veri- mokrat basına yapılan saldırılar, göz kamaştırdı. Org. lerinden yola çıkarak gerçek işsizlik oranını hesaplarsak, Büyükanıt’ın Gündem gazetesini hedef göstermesiyle işsizlik oranının %18 olduğunu görüyoruz. Bu duru- Kürt basınına yönelik baskı hız kazandı. 2007 bitmeden mun vahameti de, işçi-emekçi kesimlere düşük ücretler, Kürtlerin gazetelerinin tümü kapatılmıştı. Ancak, heyoğun çalışma saatleri ve sefalet olarak geri dönmekte. defte olan yalnız Kürt basını değildi, devrimci yayınlar da payına düşeni aldı. Kızılbayrak ve Yürüyüş dergileriİnkâr ve İmha Kaldığı Yerden ne kapatma cezaları verildi. Devrimci-demokrat basında 2007 yılında, PKK’nin ilan ettiği “tek taraflı ateşkes” çalışan pek çok gazeteci gözaltına alındı, tutuklandı. Bu ve sorunun siyasi arenada çözümlenme çabalarına rağ- çerçevede, emekçiler açısından, şu “sınıflar üstü”, “evmen, TC’nin inkâr ve imha politikalarına kaldığı yer- rensel” demokrasinin, burjuva diktatörlüğünün öbür den devam ettiğini gördük. 2005 Newrozu’ndan beri adı olduğu, 2007’de zengin deneyimlerle ortaya kondu. yükseltilen şovenist dalga hız kesmedi ve Dağlıca’daki asker ölümleri 30 yıldır ilk kez oluyormuşçasına lanse 2008’de Direniş Hattını Örelim edilerek, Güney Kürdistan’a operasyonu mümkün kılan Yeni yıl için, burjuvazi ve hükümetinin eylem planı, biz tezkere, büyük bir ferahlıkla meclisten geçirildi. Çok işçi ve emekçiler için hazırlanmış acı reçetelerle dolu. geçmeden de operasyonlara girişildi. Ancak, operasyon- 2008’de hükümetin gerçekleştirdiği ilk icraatın doğallardan elde edilecek “başarı” ne olursa olsun, temel me- gaz ve elektrik zammı olması, pek manidar. Öte yandan, sele, iç politika malzemesi olarak sürecin, Türk ve Kürt sosyal güvenlik “reformu”, kıdem tazminatının kaldırılemekçilere şovenist zehiri içirerek sınıfın birliğini bölme ması ve neo-liberal saldırıların resmi belgesi niteliğinde ve Kürt halkının ulusal talepleri üzerindeki baskı ve yıl- olacak “sivil” anayasa, 2008’de bizler için hazırlanan acı dırma politikasının “başarı”yla uygulanmasıydı. Bu yö- reçetelerin yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Tüm bu salnüyle de, 2007’nin pek “hayırlı” geçtiği söylenemez. dırılara, “sınıfa karşı sınıf ” perspektifiyle, birleşik emek cephesini örerek cevap verdiğimizde; ancak o zaman, Seçimler ve Rejim Krizi gülme sırası bizde, ağlama sırası patronlarda olacak. Geçtiğimiz yıl, ayrıca, burjuvazi içindeki çeşitli çıkar Bunu gerçekleştirebilirsek, 2008’e sınıf mücadelesinin kampları arasındaki çatışmanın seçimler vesilesiyle zirve damga vurması önünde hiçbir engel yok! yaptığı dönemlerden biriydi. Statükocu kesimlerin geleneksel mevkii cumhurbaşkanlığının seçimler aracılığıyla “liberal” burjuvaziyle statükocu güçler arasında bir mücadele alanı haline gelmesi, 27 Nisan Muhtırası ile ordu tarafından bonapartist müdahalenin gerçekleştirilmesine ve rejim krizinin patlak vermesine neden olmuştu. Muhtıranın ardından hükümetin erken seçim kararı alması ve seçimlerden AKP’nin ezici bir zaferle çıkması, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını mümkün kıldı. Öte yandan, işçi-emekçi düşmanı AKP hükümetinin seçim zaferi, yeni saldırıların kapıda olduğuna işaret ediyordu. ___ 


Marksist İşçi

A B ; DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI

Bu yazı; AB’yi, kendi sınıfsal karakterini ortaya koyarak tarihsel süreci içerisinde kısaca ele almak, emperyalist bir birliktelik olan AB’ye karşı mücadelenin geçiş talepleri etrafında örülmesinin yollarını kısaca incelemek ve bölgedeki Bolşevik-Leninistlerin mücadelelerini dünya çağında bir Enternasyonal’in mücadelesi haline getirmenin yollarını irdelemek amacı ile hazırlanmıştır. Konunun Türkiye’deki mücadeleyi doğrudan ilgilendiren kısmı da, ilkesel bir düzlemde, yazının sonundaki ayrı bir başlık altında, kısaca ele alınmıştır.

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın Ardından Avrupa İkinci Dünya Savaşı’nın ardından “muzaffer” Avrupa burjuvazisi yıkımdan payını almıştı. Avrupa burjuvazisinin korkulu rüyası olan devrimci bir seferberliğin el freninin Stalinizm tarafından çekilmesinin ardından, Avrupa burjuvazisinin yüreğine su serpildi. Artık burjuvazinin önündeki temel uğraşı yerle bir olmuş şehirlerini toparlayarak, kendi kapitalizmlerini yeniden örgütlemek olmuştu. Bu savaşın esas galibi yine ABD idi. Bu kez İngiltere de dahil olmak üzere, Avrupa kapitalizmi savaştan öylesine büyük yaralar almıştı ki, savaşın ardından ABD galip devletler ile beraber(!) dünya düzenini yeniden sağlama görevini üstlendiğinde (yani Afrika’dan Ortadoğu’ya, Uzakdoğu’dan Orta ve Güney Amerika’ya ve hatta Avrupa’nın kendisine dahi müdahalelerde bulunup emperyalist-kapitalizmini işler kıldığında) Avrupa burjuvazisi onun hızına eşlik edememişti.

niş pazarlara sahip olarak, iyiye giden ekonomilerini bir müddet daha canlı tutabilecekti. AET 1963’te Avrupa Topluluğu (AT) adını aldı ve bu süreç içerisinde yaşanan kısmi refah döneminden ötürü diğer Avrupa devletleri için de çekici bir hale gelmeyi başardı. Bununla beraber, bu dönem içerisinde üye ülkelerin temel amacı (dış politikada) müdahaleci olmak değil, içlerine girdikleri ya da girebilecekleri krizlerden “el birliği ile” uzak durmak, SSCB’ye karşı (ve kesinlikle ABD ekseninde) askeri olarak korunmak ve gümrük birliği ile bir ortak pazar oluşturmaktı. Berlin Duvarı’nın Yıkılışının Ardından Avrupa ve AB AT’nin temel işlevi kapitalist Keynesgil politikaları hayatta tutmaktı. Ancak, 70’li yılların sonlarına doğru Avrupa üzerinde bir krizin baş göstermeye başlaması ile birlikte, bu politikaların uzun vadede burjuvazinin işine yaramadığı anlaşıldı. Bu andan sonra burjuvazi, 80’li yıllara kadar işçi sınıfının elde ettiği temel hak ve kazanımlara (sabit bir iş, 8 saatlik işgünü, kamusal sağlık, eğitim, ulaşım hizmetleri, sendikal ve politik haklar, vb) göz dikti. İşte bu sırada, SSCB eksenindeki bürokratik işçi devletlerinin kitle seferberlikleri ile yıkılmasının ardından, tam da bu seferberliklerin sosyalizme ilerleyecek bir politik devrime ulaşamaması sonucunda, dünya emperyalizmi kendi büyük krizini öteleyebilecek başka bir alan daha buldu. Alman emperyalizminin Doğu Almanya ile birleşmesi Avrupa burjuvazisi için ilk umut ışığı idi. Bu tarihte AT’nin birliğinin niceliği gelişirken (pek çok eski Doğu Bloğu ülkesi 10 yıl içerisinde “kriterleri tamamlayarak” ve kapitalizme entegrasyon için “birlikten” ciddi ekonomik destekler alarak, tam üyeliğe katıldı) niteliği de dış politikada ve iç politikada pek çok yeniliğe gebe idi. 1992’de AT, adını Avrupa Birliği (AB) olarak değiştirdi. Bu süreç içerisinde de hem eski bürokratik diktatörlükleri kendilerine üye yaparak onların kapitalizme tam entegrasyonu sürecini başlatıp pazarlarını genişletti, hem de kapitalizme tam entegrasyon planı çerçevesinde -yine ABD ile beraber- Yugoslavya’yı kan gölüne boğarak daha müdahaleci bir çizgiye geçti. Tüm bunlar olup biterken pazarlarını genişleten üye ülkelerin burjuvazisi, birliğin iç politikadaki kendi niteliğini, yani AB’nin temel niteliğini, emeğin temel hak ve kazanımlarının gaspı üzerine kurdu. Birlik daha başından itibaren, girilen yahut girilmesi muhtemel olan ekonomik krizlerden uzak durma amacını taşıyordu. 90’lı yıllardan bu yana bu amaç, işçi sınıfını kazandığı mevzilerden etmekten geçiyordu.

AB’ye Yönelik İlk Adımlar Geçmişin tüm hain, burjuva usulü, kanlı paylaşım hesaplaşmalarının merkezinde bulunan Avrupa burjuvazisi, tarihin bu kârlı sahnesinden çekilmeyi kolay kolay kabul edecek değildi. Bu yüzden, Fransa, Batı Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg, Avrupa’nın yerle bir olmuş kapitalizmini yeniden örgütleyebilmek adına 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdu. Bu atılımdaki temel amaçları, yeniden yapılanıp toparlanabilmek için ihtiyaç duyulan temel ham maddeleri daha kolay elde edebilmekti. Bu anlaşma ile kömür ve çelik sektörü güçlendirildi ve bunlar üzerindeki gümrük duvarları kaldırıldı. Ardından aynı kaygılarla ve aynı ülkeler tarafından bir de Avrupa Atom Enerjisi Birliği kuruldu. Ancak bunlar Avrupa’nın ihtiyacına cevap vermekte yetersizdi, bu yüzden topluluk 1957’de kendini Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) haline getirerek üye ülkeler arasında tüm gümrük duvarlarını kaldırdı ve üye olmayan ülkelere karşı ortak bir gümrük duvarı uygulamasına geçti. Böylece Avrupa burjuvazisi daha ge___ 


Marksist İşçi AB’nin Gelişimi ve İç Çelişkileri bu anayasanın teklif edilebilmesini sağlayan şey, bazı AB Bu gelişmelerin ardından 2002’de AB, Avrupa burju- ülkelerinin devletleşmeden yana olmaları değildir. Avruvazisinin (başta Almanya ve Fransa olmak üzere) kendi pa “Anayasası” denilen metin, geçekte bir anayasa değil, ortak pazarlarında güçlenmesi, dış pazara bir hegemon- devletlerarası bir antlaşmadır. İşçi ve emekçi yığınlaya kurarak emperyalist pazara daha hâkim olabilmesi rın özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında elde ettikleve sanal sermayedeki ağırlığını hissettirmesi için ortak ri kazanımları geri dönüşsüz bir biçimde yok etmeye; para birimi uygulamasına geçti. İlk etapta bu Avrupa’da özelleştirmelere, işyeri kapatmalarına ve “serbest emek dahi, devletleşmenin ilk somut adımı olarak değerlen- piyasası” yaratmaya yönelik liberal politikaları “anayadirildiyse de (tabii ki burada kapitalizmin doğru bir salaştırmaya”; sosyal devlet uygulamalarını yasaklamaçözümlemesini yapmış olan, biz Devrimci Marksistleri ya yönelik bir kapitalist pakttır. Ancak anayasanın bu tenzih ederiz) bunun böyle olamayacağı derhal ortaya cezbedici hali dahi, ayrı ulusal çıkarların kısıtlanacağı çıktı. Tüm bu tarihi sürecin bize gösterdiği en temel şey, düşüncesi ile reddedilmiştir. Bundan birkaç yıl öncesine belirttiğimiz gibi, AB’nin, burjuvalarının ifadesi ile, II. kadar içlerindeki “Truva atı” İngiltere ile hesaplaşmaDünya Savaşı’ndan dersler çıkartıp hataları tekrarlama- ları dahilinde, Fransa ve Almanya eksenli, emperyalist ma ve kıta devleti kurma çabası ile değil, tarihsel süreçte kamplaşma içerisinde daha belirleyen bir AB’den bahdiyalektik olarak değişen krizlerini, değişen yollarla at- sedilebilirken, bugün Sarkozy’nin ve Merkel’in seçim latma çabası ile kurulduğu ve yaşatıldığıdır. Bu amacını zaferlerinin ardından Fransa ve Almanya da ABD’ci bir daha da sağlamlaştırabilmek adına da AB, kendi mis- çizgiye kayarak bu olasılığı gerçeklikten uzak bir hale yonunu, Avrupa emperyalizminin dünyadaki güçlü bir getirmiştir (burada derhal belirtilmelidir ki, Sarkozy ve sermaye bloğu oluşturmasını sağlamak üzerinden ifade Merkel’in “ABD ile uyum” söylemi dahil tüm söylemleri eder ve bu yüzden de politik, mali ve askeri birliktelikler kendi ulusal burjuvazilerinin benimsediği söylemlerdir. yaratma çabası içerisindedir. Bu noktada AB’nin içeri- Yani ulus-devletin burjuvazisinin resmi çıkış yoludur.). sindeki temel çelişki de yine kapitalizmin doğasının ona Yani söylemek istediğimiz şey şudur; bugüne kadar, her armağan ettiği ulus-devlet yapısıdır. Öncelikle, daha ku- ne kadar çeşitli evrelerden geçmiş olsa da, AB güçlü üyerulduğu anda (başta Fransa olmak üzere) pek çok ülke lerine daha çok sömürü vaat eden ekonomik bir birlikdevletleşmeye karşıydı. AB’nin kuruluş ve gelişim süreç- teliktir ve bırakın bu birlikteliğin tam politik bir birlik leri, uluslararası emperyalist-kapitalist kamplaşmanın ile sonuçlanmasını, mevcut ekonomik birlikteliğin dahi keskinleştiği bir döneme denk gelmemişti. Bu yüzden, geleceği, ayrı ulusal çıkarlara sahip olunduğundan, tehnicel olarak en büyük atılımları yaşamasına olanak ve- like altındadır. Şu an için AB, üye ülkelerine daha çok ren dönemler aynı zamanda kendi heterojen yapısının sömürü vaat ediyor olsa da, gelecekte pek çok ülke için en çok palazlandığı dönemler oldu. AB’nin heterojen eldeki sömürünün korunup başka araçlarla (örneğin yapısının en iyi ispatlandığı dönem ise, AB anayasasının ABD) güçlendirilmesi, bu yolda devam etmekten daha Fransa ve Hollanda tarafından reddedildiği dönemdir. kârlı olabilir. Ancak şu anda bunu da belirtmek gerekir Ayrıca zaten İngiltere, AB’nin ortak para birimi uygu- ki, şu an için ayrı bir hegemonik güç oluşturamayan lamasına dahi geçmemiştir. Çünkü bunu kabul etmesi AB’nin varlığı, üye ülkelerinde sermayesi ve müttefikleri dahilinde, ilk olarak İngiliz sermayesinin dünyadaki ya- bulunan ABD için zararlı değil, hatta yararlıdır. tırımlarının gelişimi diğer Avrupa ülkelerinin gelişimine bağımlı hale gelirdi (görece istikrarlı ve değerli bir para Avrupa Burjuvazisinin İşçi Sınıfına Saldırıları biriminden (Sterlin) geleceği muğlak bir para birimine Kendi ortak politik kurumları ve yaptırım güçleri ile (Avro) geçmenin İngiliz burjuvazisine çekici gelir yanı işçi sınıfının daha çok sömürülebilmesinin birliği olan yoktu.). İkincil olarak da AB ile olan ilişkisinin mali bir AB’nin Avrupa burjuvazisine bu denli çekici görünmebirliktelik adımı ile ileri taşınması, emperyalist müdaha- sinin bir sebebi de içerisindeki düşmana (Avrupa işçi sılelerin her türlüsünde ABD ile yaptığı ortaklıkların önü- nıfına) karşı kendisinden daha etkin bir silah olmasıdır. ne geçebilirdi. Üstüne üstlük, bu keskinleşen ittifaktan Tam da bu temel karakteri ile AB, Avrupa burjuvazisiABD ile yaptığı ittifaka nazaran daha az kazanç sağlardı. ne yeni Sosyal Güvenlik Yasaları ile, eğitim, sağlık ve Kapitalizmdeki birliktelikler, anlık çıkar uyumları da- hukuktaki reform uygulamaları ile (bu alanları tek tek hilinde, devletlerin attıkları geçici adımlardır. Aslolan, kapitalizme açmış olması ile) yeni cephelerden saldırulusal sermayenin selametidir, ki kapitalizm var oldukça makta ve kazanılmış haklarını dahi ellerinden almakulusal sermaye, kendini asla başka sermayelere topyekûn tadır. Ayrıca “bütünleştirici, uluslar üstü, demokratik” bağlayamaz. Sonuç olarak, oylanan AB anayasası burju- Avrupa burjuvazisi bunları yaparken; üye adayı ülkelere vaların ‘özgürlüklerini’ kısıtladığı için bazı ülkelerden ret demokrasi hocalığı yapadurup -ki, bunun esas amacı da aldı. Ancak şunu da derhal belirtmek gerekmektedir ki, kendi birliğine belirli bir refah seviyesinin altındaki ül___ 


Marksist İşçi keleri dahil ederek, kendi refahından olma korkusudur- geçen her saniye, burjuvazinin hanesine kazanç olarak kendi ülkelerindeki (ulusal sorun gibi) pek çok burjuva yazılacaktır. Bugün için Avrupa’daki mevcut ekonomik demokratik sorunu çözememiş, pek çok sağcı partiye temelli direnişlerin içerisine sızmak ve sınıf içerisinde hükümet kurdurmuş, devlet aygıtını daha belirleyen bir mevziler edinerek ani bilinç sıçrama dönemlerine hayapı haline getirmiş, parlamento dışı karar alma meka- zırlıklı olmak büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultunizmalarını güçlendirmiş, sınıf üzerindeki baskı araç- da, bugün Avrupa’daki temel mücadele, bu ekonomik larını güçlendirip onları kullanmaktan çekinmemiştir mücadelenin içerisindeki mevcut politik taleplerin ik(İşte fazlasıyla sıralayabileceğimiz bu örneklerle açıkla- tidarın zaptına kadar ilerlemesini sağlayacak önderliğin nabilecek olan sorunlar AB’nin gerçek yüzüdür! Ancak başta kıta çapındaki her ülkede olmak üzere, tüm dünbu cüzamlı yüzün ayrıntılarından bahsetmek yazımızın yada inşasını gerçekleştirmektir. İşte bu yol Avrupa işçi konusu değildir. Buradan çıkarılacak en önemli sonuç, sınıfını, onun tek kurtuluş yolu olan, Avrupa Birleşik AB devletlerinin karakterlerinin bonapartizme doğ- Sosyalist Devletleri’ne çıkaracaktır. Tüm bunların baru evrilme eğiliminde olmasıdır.). Bu baskıcı yönle- şarılabilmesi için de bugün tüm Avrupa’da: Sosyal hizrini artırmasıyla beraber, milliyetçiliği körüklemenin metlere ulaşım hakkının (sağlık ve ulaşım hizmetlerinin yollarını da bulmuştur. Bunun en kullanışlı ve kapitale yanı sıra su, elektrik ve diğer enerji kaynaklarına ulaşım en çok hizmet eden yolu da göçmen işçileri kullanmak- hakkının) geçmişte olduğu gibi yeniden kamu hizmeti tan geçmiştir. Avrupa burjuvazisi şu anda göçmen işçiler haline getirilmesi; eğitim ve sağlık hizmetlerinin kesinsayesinde hem ucuz işgücü elde ediyor, hem kendi ulu- likle ücretsiz olması; AB içerisinde yaşayan tüm halklara sunun işçi sınıfına bu ‘çapulcu’ göçmenler tarafından iş kendi kaderini tayin hakkı dahil olmak üzere tüm temel olanaklarından men edildikleri propagandasını yaparak haklarının teslim edilmesi; dini vergilerin ilga edilmesi gerici milliyetçi ideolojiyi körüklüyor, hem de bu yolla ve devletin dini kurumları finanse etmemesi; kadın soişsiz kalan Avrupalı işçileri gelecekte eski haklarına sahip rununa yönelik olarak, en azından, gebe kalma ve kürtaj olmaksızın çalıştırabilmeyi hedefliyor! hakkının tartışmasızca tüm kadınlara verilmesi ve bu haklara ilişkin hizmetlere ulaşımın bedava olması (Evet, Avrupa’da Mücadele İçin Perspektifler hâlâ Avrupa’dan bahsediyoruz. Bu talepler Avrupa’nın Avrupa burjuvazisi ciddi bir krizin içerisine sürüklen- güncel ihtiyaçlarıdır. Kapitalist Avrupa’nın gerçek komektedir. Konjonktür tek tek güçlü üye ülkelerin mak- numu budur!); tüm emekçilere serbest dolaşım hakkı ro ekonomik gelişimleri ile birlikte incelendiğinde as- verilmesi (AB üye devletleri bu yolda “iyi göçmen” kotalında Avrupa burjuvazisinin bu saldırılarda bulunmak ları koyarak ırkçı faaliyetler göstermektedir, bunlara son dışında başka hiçbir çaresinin olmadığı görülmektedir. verilmesi ve bu tür göçmen kotalarını barındıran tüm Avrupa burjuvazisinin saldırganlığının artması, Avrupa anlaşmaların reddedilmesi); tüm dünyadaki Eurocorp işçi sınıfının da eylemlilik sürecine girmesi sonucunu türü AB askeri güçlerinin geri çekilmesi; İsrail ile aradoğurmuştur. Bu saldırıların süreceği göz önüne alına- larında imzalanan anlaşmanın yürürlüğünün durdurulcak olursa Avrupa’da sınıf mücadelesinin daha da kes- ması; işçilerin politik bir bilinç ile donanıp bu doğrultukinleşmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bununla birlikte da seferber olmasına karşı olarak örgütlenmiş ve dünya Avrupa’nın yeniden dünya devrimi için umut vaat eden barışını en çok tehdit eden güç olan NATO ile yapılan bir coğrafya haline gelmesi de çok uzak değildir. An- tüm anlaşmaların, diğer tüm emperyalist anlaşmalar ile cak bugünkü eylemlilikler (Avrupa’da 2004’ten itibaren birlikte iptal edilmesi ve bu birlikten çıkılması; işçiler burjuvazinin zikrettiğimiz saldırılarına karşılık olarak, arası rekabetin son bulması için ücretlerin geçmişteki eğitim, sağlık, hizmet vb gibi sektörlerde, başta Alman- seviyelerine çıkması ve ‘eşdeğer işe eşit ücret’ vb. temel ya, Yunanistan ve Fransa’da olmak üzere pek çok umut geçiş taleplerinin kitle tarafından benimsenmesinin yolverici direnişler yaşanmıştır ve bu örnekler yaşadığımız ları aranmalıdır. Bunun yanında da kitlelerin demokrasi günlerde de sayılarını artırmaktadır) incelendiği vakit, yanılsaması ile yüzleşmesini sağlayacak talepler geliştiAvrupa işçi sınıfının hak elde etmek adına değil, mevcut rilmeli ve desteklenmelidir. Ayrıca sınıfın eylem halinhaklarını korumak adına sahnede olduğunu görebiliriz. deki gençliğini de Bolşevik Leninist saflarda örgütlü Ayrıca, Avrupa işçi sınıfının geçmişten kalma aristokrat mücadeleye katabilmenin yollarının bulunması olmazsa ‘huyu’ Avrupa’daki göçmen işçilerin mücadelesinde yal- olmaz bir gerekliliktir. Avrupa’daki sınıf mücadelesinin nız kalmalarına (tam tersi de doğrudur) sebep olmakta- önündeki en büyük engel de, bir AB ülkesindeki mücadır. Oysa ki, göçmen işçilik bölge burjuvazinin sömü- delenin diğerine sıçramasını engelleyen sendikal bürokrüsünün en yoğun olduğu alandır ve Avrupa’daki işçi rasidir. Bu durumda yine, anlattığımız tüm bu sıkıntılamücadelelerinin kaderi belirli bir anlamda bu göçmen rın Avrupa’da üstesinden gelinmesini sağlayacak ve tüm işçi sınıfı ile kurabildiği bağlara bağlıdır. Aksi takdirde Avrupa’da ortak bir mücadelenin gelişmesini sağlayacak ___ 


Marksist İşçi tek yol, yeni bir enternasyonal örgütlenmesinden geç- kendi pazarını arttırmak ve Türkiye işçi sınıfını ekonomektedir. Son olarak: Avrupa’daki artan eylemlilikleri mik, sosyal ve siyasal anlamda daha fazla baskı altına ve deneyimli örgütlülüğü göz önüne alacak olursak, alarak, örgütlülüğünü daha da azaltma umutlarından biz Türkiyeli devrimcilere düşen görev buralardaki di- kaynaklanmaktadır. Türkiye liberal solunun, AB’nin renişleri takip etmek, bölgedeki Bolşevik-Leninistlerin daha fazla demokrasi getirerek sosyalist mücadeleye çabalarını gücümüze göre destekleyip, kendimize olum- fayda sağlayacağı söylemine gelince: Bu bayların samilu-olumsuz dersler çıkarmak (bildiğimiz olumsuz ör- miyetsizliği, Avrupa’daki işçi sınıfının, AB’nin oluşum neklerin yanında kıtada -başta İspanya ve Fransa olmak sürecinden itibaren hızla artan örgütsüzlüğü ve hoşnutüzere- oldukça olumlu deneyimler, burjuva devletin suzluğu ile tescillenmiştir. AB’nin Türkiye işçi sınıfına tüm baskılarına rağmen yaşanmaktadır) ve kendi mü- katacağı hiçbir şey yoktur! Türkiye işçi sınıfına düşen cadelemiz ile bölgenin mücadelesini bir enternasyonalin öncelikli görev emperyalist-kapitalist hesaplaşmalar ayrı seksiyonlarının ortak mücadelesi haline getirmenin içerisinde kendisinin daha da heba edilmesine taraftar yollarını aramaktır. olmak değil, bu türden bir oluşumda yer alınmasına şiddetle karşı çıkmaktır ve kendi mücadelesi ile AvruAB ve Türkiye palı sınıf kardeşlerinin mücadelelerini ortaklaştırmanın AB üye ülkelerinin Türkiye’nin AB’ye girişini kabul et- yollarını aramaktır. memesinin en temel sebebi, hassas Türk ekonomisinin yükünü, darboğazdaki Avrupa ekonomisine çektirme- Tüm bunlardan ötürü biz Leninist-Troçkistler olarak me isteğidir. Ayrıca AB ülkeleri tam üyelik olmaksızın “AB’ye Hayır”; “Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ne da, halihazırda Türkiye pazarından yeterince faydalana- Evet” diyoruz! bilmektedirler. Türk burjuvazisinin, AB’ye girme konusundaki isteği ise, hazır ABD’nin de icazetini almışken,

DEV R İ M C İ M A R K S İ Z M İ N A M A N S I Z S AV U N U C U L A R I :

K A R L LIEBNECHT VE ROSA LUXEMBURG

1919’da Alman burjuvazisi ve onun Truva atı sosyal demokratlar, Rosa Luxemburg’un kafasını dipçik darbeleriyle ezerken, Karl Liebnecht’e tekrar tekrar kurşun sıkarken, şüphesiz, kafalardaki devrim düşüncesini silebileceğini düşünmüştür. Cesetleri de bulunamazsa kimse varlıklarını hatırlamaz, diyerek cansız bedenleri nehre fırlattığında devrimden intikamını aldığını da zannetmiştir.

Oysa ne devrim düşüncesini unutturabildiler ne de yüreklerimizdeki umudu silebildiler: Katledilişlerinin 89. yıldönümünde dahi Karl ve Rosa’nın Marksizmi burjuva bilimleriyle; devrimi sosyal reformlarla; enternasyonalizmi nasyonalizmle (milliyetçilik) karıştıranlarla yaptıkları tartışmalar bugüne ışık tutuyor ve onlar, örnek devrimci militanlar olarak önümüzde duruyorlar. Ve ne yazık ki, 89 yıl önceki bu tartışmalar, günümüzde de güncelliğini koruyor, bu sebepten 1919 Alman Devrimi’nin öğrettikleri çok büyük önem kazanıyor.

üzere tüm kollarda ataklar yaptı. 1900’lere gelindiğinde Alman proletaryası sayı olarak hiç de az değildi, politik olarak da gelişebilecek görece özgürlük ortamındaydı. 1890–1912 sürecinde gerçekleşen seçimlerde, Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) oylarını gittikçe artırmaktaydı. Aynı zamanda SPD İkinci Enternasyonal’de de belirleyici bir konumdaydı. Diğer ülkelerde, başta Rusya’da, otokrasi koşullarındaki partiler gözlerini Almanya’daki harekete çevirmişlerdi. Olası bir Alman Devrimi, geri ülkelerdeki devrimci ayaklanmalara yön verebilir, göndereceği maddi (yiyecek, silah, para...) ve manevi (partilere aktaracağı deneyimler, siyasi taktikler...) yardımlarla dünya devrimine giden yolu açabilirdi. Ancak, Alman önderliğinin durumu pek de göründüğü gibi değildi. Bismarck’ın baskı koşullarından ağzı yanmıştı ve şimdi binlerce oyla geldiği mecliste oturmak, yasal ve kitlesel bir parti olmak arzusu, SPD’lilerin ‘sosyalizmi de yasa çıkararak inşa etmek’ gibi fikirlere kapılmasına sebep olmuştu. Ayrıca bu ehvenişer koşullarda ‘devrimin yaratacağı karışıklıktansa, bu sistemde iyileştirmeler yapabiliriz’ diye düşünmeye başlamışlardı.

1900’lere Gelirken Almanya Siyasi birliğini tamamladıktan hemen sonra sömürge Sosyal Reform mu? Devrim mi? yarışında rakiplerini yakalamak isteyen Alman burjuva- 1899 yılında sosyal demokratlardan Bernstein, partizisi, paylaşılmış pazarlarda yer bulabilmek, hatta pazar- deki bu düşünceleri Marksizmin “eksiklerini” kapatları yeniden paylaştırmak için başta silah sanayisi olmak mak adına “teorileştirdi”: Marks’ın öngördüğü sermaye ___ 


Marksist İşçi birikiminin gerçekleşmediğini, krizlerin artık daha az Ancak bu tutuklamaların hemen ardından 55 bin kişi görüldüğünü ve kartellerin, tröstlerin kapitalizmin ken- greve çıktı. 1918’in ocak ayında ise Büyük Berlin İşçi disini düzenleyebilmek için araç olduğunu söyleyerek, Konseyi kurularak 1 milyon işçiyi bulan grevler örgütpartiyi ‘demokratik sosyal reform partisi’ne dönüştür- lendi. Kiel’e devrimi bastırmak üzere yollanmış ordulameyi teklif etti. Bu fikirleriyle Bernstein, Almanya işçi rın erleri isyan etti. İşçiler askerlerle dayanışma eylemleri sınıfının aristokrat katmanlarının sözcülüğünü yapı- düzenlediler. Ertesinde işçi ve asker konseyleri kurarak yordu. Alman kapitalizmi, emperyalist sömürüyle aşı- yönetimi ele geçirdiler. Devrimci İşyeri Temsilcileri’nin rı kârlar elde etmekteydi. Alman burjuvazisi bu kârın devrim başlatma günü olarak kabul ettikleri 11 Kasım kırıntılarını -proletaryanın birliğini bölmek ve yükselen tarihini beklemeden işçiler, 8 Kasım akşamı bir araya sınıf mücadelesini sekteye uğratmak için- sınıfın bir kıs- gelerek, hapishanelerde tutulan siyasi tutukluları serbest mıyla paylaşarak bir işçi aristokrasisi yarattı. Bu kesim, bıraktılar. 8 Kasım günü Münih İşçi ve Çiftçi Konseyi, çıkarları itibarıyla düzenin radikal dönüşümünden de- Bavyera Cumhuriyeti’ni ilan etti. ğil, mevcut düzenin “iyileştirilmesinden” yanaydı. İşçi aristokrasinin, SPD içerisinde giderek güç kazanması Tahrifçi Yorumun, Revizyonizmin, Genel Karakteri da, “reform mu, devrim mi?” tartışmalarında yansıma- ve Pratikteki Görüntüsü sını buluyordu. SPD ise birçok bölgede hareketin önderliğini ele geçirerek kitleleri frenlemeye çalışıyordu. Tüm bu çabalara Bu tartışmalarla palazlanan Bernstein revizyonizmi, rağmen gösterilerin diğer şehirlere yayılmasını engelleSPD’nin merkez kanadının eleştirilerine, sol kanadının yemediler. Devrimci hareketin yükselmesiyle hükümetşiddetli protestolarına maruz kaldı. Partinin geleneksel ten çekildilerse de imparatoru tahttan inmeye razı edip önderi Bebel, Bernsteincılığı mahkûm etti, ancak Rosa cumhuriyet ilan ettiler. Amaçları, seçim yoluna giderek ve Karl önderliğindeki sol kanadın, revizyonizmi kına- hareketin önünü kesmek ve oluşan iktidarları ortadan ma ve ihraç önerilerini de reddetti. O dönem “başı ezil- kaldırmaktı. Buna karşın işçiler, Rusya’dan mücadele hameyen” reformizm, giderek güçlenecek ve partinin işçi berlerini alıyor ve savaşmaya devam ediyorlardı. SPD’nin sınıfına ihanet politikalarını gerçekleştirmesine sebep seçim tekliflerine ise doğru cevabı veren yalnızca Sparolacaktı. takistler oldu. Onlar kitleleri iktidara yönlendiriyor ve yine, koalisyonlarda yasa çıkararak sosyalizmin inşa ediNasyonalizm mi? Enternasyonalizm mi? lemeyeceğini söylüyorlardı. Ancak hareketi yönlendirePartideki reformizmle birlikte güçlenen diğer unsur da cek kadar güçlü olmayan Spartakistlerin deneyimsizliği, şovenizmdi. Sömürge halkların aşırı sömürüsünden ne- etkili müdahalelerde bulunmalarını engelliyordu. Dimalanan işçi aristokrasisinden de başka türlüsü bekle- ğer sol örgütlerle kurdukları Alman Komünist Partisi nemezdi. Başta SPD olmak üzere İkinci Enternasyonal (KPD)’nde sabırsız tutumlar hâkimdi: Kendi gördükpartilerindeki şovenizm, 1914’ten çok daha erken dö- lerini kitlelerin de gördüğünü varsayıyor ve kitlelerin nemlerde yeterince filizlenip, dal budak vermişti. İkinci SPD’nin ihanetini gördüğünü söyleyip iktidarı hemen Enternasyonal’de alınan kararlarda, Avrupa ülkelerinin alabileceklerini söylüyorlardı. Rosa Luxemburg’sa kitleemperyalist politikalarına karşı çıkılmıyor, hatta kimi lerin henüz iktidarı almaya hazır olmadığını bilincinde “sosyalistler”, sömürgeciliğin “ilericiliğinden” dem vu- olmasına karşın kongrede yoldaşlarını ikna edememişti ruyordu. Bu partilerde yükselen şovenizm, 1914’te em- ve somut durumun somut analizini doğru yapamayan peryalist savaşın onaylanmasıyla eşik atlayacak ve İkinci KPD, giriştiği ani hamlelerde karşısında karşı-devrimi Enternasyonal’in çöküşüne sebep olacaktı. Bu partilerin buldu. Hazırlıksızlığın bedeli ağırdı: 15 Ocak 1919’da bürokratları için enternasyonalizm, bayram günlerinde hükümetin örgütlediği birlikler tarafından yakalanan hatırlanan bir ilkeden öte bir anlam ifade etmiyordu. Rosa ve Karl vahşice katledildi. Rosa ölmeden önce devrime olan inancını şöyle haykırıyordu: “Bir gün geleSPD’nin şovenizme teslim oluşuyla birlikte, Rosa ve cek, başka bir volkanın gümbürdeyen sesi yükselecek, Karl, ‘barışta dünyanın tüm işçileri birleşin; savaşta bir- fokurdayan bir volkan siz isteseniz de istemeseniz de birinizin boğazını kesin’ diyenlerin partisinden ayrılıp; yeryüzünden tüm sahte sofulukları ve kan lekeli kültürü Spartaküs Birliği’ni kurdular. Savaşın daha ilk yılında, söküp atacak ve ancak onun kalıntıları üzerinde uluslar 1915’te, Almanya’da kendiliğinden iş bırakmalar, gös- gerçek insanlık halinde bir araya gelecekler ve onun da teriler başlamıştı. İşçiler ‘ekmek ve barış’ istiyor, Rosa kör, ölü doğadan başka ölümcül bir düşmanı olmayave Karl’la birlikte ‘Kahrolsun Hükümet’ sloganını yük- cak.” seltiyorlardı. Bu ayaklanmaları bastırmak için SPD ve burjuvazi ortak çalıştılar. Bu iki militanı tutukladılar. ___ 


Marksist İşçi Sonuç yozlaşmasındaki temel etkenlerden biri olacaktı. Ekim Devrimi, devrimci örgütün ve silahlı ayaklanmanın öneminin bir göstergesiyse, 1918 Alman Devrimi de Almanya’daki kanlı yenilgi ve Rusya’daki şanlı zafer; bu gerçekliği tersten olumlayan bir örnekti. Ekim zaferi- bizlere partinin ve programının rolünü, teoriyi doğru nin ardından, Almanya’daki olası devrime bel bağlayan yorumlama, zamanlamanın ve enternasyonalizmin öneBolşevikler için, Alman trajedisi büyük bir hayal kırıklığı mini açıkça öğretiyor. Bu tarihsel deneyimlerle yolumuve zorlu bir dönemin başlangıcıydı. Uzun vadede, dev- zu çizebilmek için güçlü bir sınıf belleği oluşturmamız rimin tek ülkeyle sınırlı kalması, Stalinist bürokrasinin gerekiyor. Ekim kazanımlarının üzerine çöreklenmesi ve devrimin

ZO N G U L D A K MADENCİ GREVİ VE A N K A RA YÜRÜYÜŞÜ

Burjuvazinin saldırılarının keskinleştiği ve işçi sınıfının haklarını korumak ve geliştirmek için mücadele dışında hiçbir şansının kalmadığı bir dönemden geçmekteyiz. Burjuvazinin saldırılarını bu denli rahatlık içerisinde yapabilmesinin bir sebebi de sınıfın geçmişte yaşadığı mücadele deneyimlerini hafızamızdan silmiş olmasıdır. İş cinayetlerinin sayısının arttığı, işçi sınıfının örgütlülüğünün hızla azaldığı, var olan örgütlülüğün ise bürokrasi tarafından mücadelenin gerisinde tutulduğu, SSGSS yasa tasarısı ile mevcut yaşamsal hakların gaspının söz konusu olduğu, yeni YÖK başkanının rahatça eğitimi paralı hale getirmek istediğini söyleyebildiği günümüz gericilik koşullarında Zonguldak maden işçilerinin direnişini ve büyük yürüyüşünü hatırlamak büyük önem taşıyor. Delikli ayakkabılar içinde üşüyen ayakların, isten ve kömürden kararmış izbelerin, aç midelerin cesareti üzerinedir “Büyük Yürüyüş”. Aynı zamanda uzlaşmacı politikaların, işçi sınıfına yaşattığı acı bir deneyimdir de.

Büyük Madenci Grevi 1990 yılı ortalarında kamu kesiminde yılın ilk bölümünde imzalanan toplu iş sözleşmelerinden istediği sonucu alamayan Türk-İş, Türkiye Taşkömür Kurumunun (TTK) ve maden tetkik arama işlerinde örgütlü olan 48 bin işçi ile sürdürülen toplu sözleşme görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine toplanan Genel Maden-İş kurultayında hükümete eylemli bir tepki vermenin gerektiği sonucuna vararak, maden işçilerinin 30 Kasım’da greve çıkmaları kararını almıştır. Yalnızca toplu sözleşmedeki sorun değil, aynı zamanda 1980 sonrası devletin maden ocaklarını bilinçli olarak ekonomik değerler olmaktan çıkarmak istemesi, kurumun küçültülerek kapatılmaya yönelik politikalar uygulanması da Zonguldak işçilerini bu eyleme sürükleyen önemli nedenlerdendir. Ocakların kapatılmak istenmesi damarların tükenmiş olmasından kaynaklanmamıştır, asıl neden, o dönem özelleştirmelere hız veren burjuva

devletin, Kamu İktisadi Teşekküllerinin (KİT) en kısa sürede özelleştirilmesinden yana olmasıdır. Bu arada hükümet, kömür ocaklarının yeterince kâr etmediğini, kamu açıklarını kapatmak için bu tür işletmelerin tasfiyesinin gerektiğinden dem vurur ve grevi ertelemek için gündemdeki Körfez Savaşı’nı bahane eder. Genel Maden-İş Sendikası (GMİS) Başkanı Şemsi Denizer, grev günü yaptığı konuşmanın ardından işçilere evlere gitmelerini ve kendisinden haber beklemelerini söylemiştir. Ne var ki, sendika binasının önü beklenmedik bir kalabalığın sloganlarıyla inlemeye başlar. Madenlerinden yeryüzüne çıkan işçiler bürokratları zorlamaya başlıyordur. Ayrıca, greve, uluslararası işçi sınıfından da destek gelmiştir. Avrupalı kömür işçilerinden, Güney Afrika kömür ve liman işçilerine çeşitli ülkelerin liman işçileri, TTK grevinde “grev kırıcı” durumuna düşmemek için Türkiye’ye yönelik ithal kömür yüklemelerini durduklarını bildirmişlerdir. Zonguldak işçilerinin sendikaya baskı kurması, Türkİş’in bir günlük “genel grev” kararı almasını sağlamıştır. Genel grev kararına karşı hükümet de yıldırma politikaları uygulamaya, tehdit genelgeleri çıkarıp, polisi ve askeri Zonguldak’a yığmaya başlar, o gün işe gelmeyenler hakkında soruşturma başlatılacağı ve işten atılacakları duyurusu yapılır. Hükümet her türlü yolu deneyerek Denizer’i ve sendika bürokratlarını ikna edebilmeyi başarır; fakat işçileri durduramıyordur. Sendika yöneticileri işçilerin bu baskısından dolayı geri adım da atamazlar ve Ankara’ya yürüyüş kararı alınır. Ankara Yürüyüşü Sendikayı zorlayarak Ankara’ya yürüyen işçiler grev komiteleri oluşturur ve bu komitelerin disiplini altında kortejler oluşturarak, yürüyüşe başlarlar. Yürüyüşleri boyunca güçlerini birliğinden alan işçiler, burjuvazi-

___ 10


Marksist İşçi nin kolluk kuvvetleri asker ve polislerden oluşan gaz, Direnişin bir sabahında belediye başkanlığının önünde sis bombalı ve silahlı barikatları disiplinli kitlesel hare- toplanan işçilere evlerine geri dönmesi çağrısında buluketleriyle aşıp Ankara’ya giden yollarda sel olup akmaya nur. Geri dönmek istemeyen işçileri “kışkırtıcı” ve “isbaşlarlar. yancı” ilan etmiştir. Böyle bir suçlamanın ardından ne yapacaklarını şaşıran işçilerden bazıları ağlayarak birbirDenizer ise, bir yandan işçinin dönmeyeceğini tekrar- lerine “nasıl olur” diye sorarlar. Maalesef sonuç olarak larken çıkmaza girildiğini bildiğinden, geri dönmenin işçiler Denizer’e güvenip, sendikanın onlara eylem süreyollarını aramaya başlamıştır. Önce, yürüyüşe barınma cinde vermediği otobüsler ile evlerine dönerler. ve gıda hazırlıklarının tamamlanması amacıyla bir iki gün ara verilmesini düşünür, sonra kadınların geri dön- Sonuç mesi fikrini ortaya atar; ancak yürüyüş kolunun en ön 44 gün süren Zonguldak grevi, sendikanın plansız ve saflarında yer alan ve madencilere moral desteklerini hiç hazırlıksız mücadele hattı oluşturması, somut taleplerle eksik etmemiş olan kadınlar bu fikri reddederek sonuna eyleme çıkmaması ve en önemlisi sendika bürokratlarıkadar yürüyüş içinde yer alacaklarını belirtirler. nın burjuvazi ile işbirlikçi tutumuyla hüsranla nihayetlenmiş bir deneyim olarak işçi sınıfının hafızasında yer bulmuştur. Zonguldak deneyimi, 12 Eylül sonrası, işçi sınıfının görkemli gücünü yansıtan önemli zirvelerden biridir. Bu deneyim, tüm Türkiye işçi-emekçi kitlelerince ANAP hükümetinin ikiyüzlülüğünün ve burjuva karakterinin kavranılmasında büyük rol oynamış ve ANAP’ın iktidarı yitirmesindeki en büyük etkenlerden biri olmuştur. Öte yandan Zonguldak direnişi, sınıfın kendiliğinden hareketinin sınırlarını ortaya koymuş, reformist ve bürokratik önderliklerin karşı-devrimci doğasını gözler Ordu ve polis, işçileri durduramayınca geri dönüşü en- önüne sermiştir. Sınıfın devrimci önderliğinin yakıcı gelleyen kitleyi diri tutan öncü işçileri gözaltına almak gerekliliği ve kazanımların ancak bir işçi-emekçi iktidaiçin “barikatları zorladıkları” bahanesiyle 201 işçiyi sa- rıyla güvenceye alınabileceği bu deneyimden çıkarılması bah uykudayken gözaltına almıştır. Bu arada başta Şev- gereken en önemli derslerdir. ket Yılmaz olmak üzere Türk-İş yönetimi yürüyüşe hiç sıcak bakmadığını, hükümetle aranın bu kadar gerilme- Kaynakça: Eylem Günlüğü - Zonguldak Maden Grevi mesi gerektiğini Denizer’e sürekli iletir. Şemsi Denizer ve Yürüyüşü, Metis Yay. de burjuvazinin ona biçtiği adi rolü içtenlikle üstlenir.

J A M E S PE T R AS’A AÇIK MEKTUP

Venezüella’daki Anayasal Referandumun Ardından Yaptığı Açıklamalar Üzerine Venezüella’da 2 Aralık’ta gerçekleşen Anayasa Referandumunun sonucunu değerlendiren James Petras, Chavez’i desteklemeyen, Chavez Hükümetini sosyalist ya da sosyalizme doğru ilerleyen bir yapı olarak görmeyen Troçkistleri, referandumda Hayır oyu kullandıkları için üstü kapalı olarak emperyalistler ve sağ ile işbirliği yapmış olmakla suçluyor. Biz de bu sayımızda, Uluslararası İşçi Birliği – 4. Enternasyonal (LIT-CI)’in Brezilya seksiyonu Birleşik Sosyalist İşçi Partisi (PSTU)’nin James Petras’a yazdığı açık mektubun bir özetini yayınlıyoruz. Bu yazı, bu referandumun ve dolayısı ile Chavez hükümetinin Devrimci Marksistler tarafından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ile ilgili temel politik argümanları sunuyor.

Profesör Petras, Biz bu suçlamaları şok edici buluyoruz. Troçkistler olaMilitan ve liderleri olduğumuz Brezilya PSTU (Birle- rak Stalinistler veya onların işbirlikçileri tarafından onşik Sosyalist İşçi Partisi)’nun Venezüella’da “emperya- ların ilerici dediği bir burjuva hükümete saldırdığımız lizm tarafından finanse” edilen öğrencilerle birlikte iş her zaman “CIA ajanı” olmakla suçlanıyoruz. Yine de yaptığına dair Uruguay Centenario CX36 Radyosu’na biz, sizin, cümlenizi tam olarak ne için söylediğinizden yaptığınız açıklamadan haberdar olduk. (...) başka bir emin olmamız gerektiğini düşündük... Bu sebeple, bu ifadeyle, siz partimiz PSTU’yu Amerikan emperyalizmi mektubu yazmadan önce haberi doğrulatmak için tetarafından finanse edilmek ve karşı-devrimci olmakla masa geçtik ve siz doğruladınız. suçluyorsunuz. ___ 11


Marksist İşçi Şimdi size önümüzdeki birkaç gün içinde, PSTU’nun ile koordine edildi” diyorsunuz. Bu durum, hükümet“Amerikan emperyalizmi tarafından finanse edilen Ve- ten uzak duran kanatları da içeren reform karşıtı sol nezüellalı öğrenciler” ile ilişkisinin kanıtlarını sunmak kesimlerin faaliyeti ile birlikte, “Chavez’e olan desteği düşüyor. Bir sosyalist profesörden beklenen en azından etkisizleştirmek için halk kitleleri arasında karışıklık ve budur; böyle bir kanıt sunamazsanız, birçok kişi, haklı hoşnutsuzluk tohumları ekmeye” hizmet etti. olarak, sizi bayağı bir şarlatan ve iftiracı olarak nitelendirecektir. Ama böyle bir kanıt sunamayacaksınız, sizin Bu analizin başarısızlığı, bu unsurların büyük bölümüde çok iyi bildiğiniz gibi böyle bir belge mevcut değil. nün zaten bir süreden beri orada olmalarında yatmakta. Politik argümanlarla yenemediğiniz rakibi bu yollarla Örnek olarak, 2002 darbesindeki emperyalist teşebbüs yok etmek için yalan ve iftira gibi Stalinist metodun si- süresince, 2004 referandumunda ve 2006 başkanlık selahlarına başvuruyorsunuz. çimleri sırasında... Ancak Chavez bunların hepsini kazandı çünkü kitlelerin büyük çoğunluğu onu destekledi. Bu durum, bu mektuba ve bununla birlikte sizle olan Bu referandumda ise bu destek oldukça azaldı. Neden ilişkimize son vermek için yeterli bir sebep olabilirdi; yenildiğine dair açıklamaların başlangıcı bu kadar basit. ancak bunu yapmayacağız: Chavez’in seçim yenilgisini Eğer ne olduğunu anlamak istiyorsak derinleştirilmesi açıklamak için kullandığınız her bir argüman karşısında gereken analiz budur. kendi politik görüşümüzü açıklayacağız. Sizin ciddi bir entelektüel olduğunuza inanan dürüst aktivistlere olan Şimdi “medya kampanyaları”na daha dikkatli bakalım. saygımızdan her politik argümanınıza cevap vereceğiz. Bugün, Chavez yönetiminin finansal, politik ve medya gücü 2002 ve 2004’te sahip olduğundan çok daha fazla, Anayasal Referandumun Sonucu RCTV’nin kapatılıp devletle birleştirilmesinden sonra 2 İlk olarak, tutumunuzun diğer birçok Chavist gibi refe- özel ulusal kanala karşı 6 devlet kanalları oldu. Peki nerandumdaki yenilginin -ki 9 yılda ilk kez- karşısındaki den bu kanalları kullanıyor olan emperyalizmin medya çaresizliğinizin sonucu olduğuna inanıyoruz. Bu güne kampanyasını karşılamak mümkün olmadı? kadar tereddütsüz Chavez’i destekleyen bir çok bölgede HAYIR yendi. Bu, böyle bir değişimi doğuran gerçek Öte yandan, finansal durumları da 2002’den çok daha sebepleri anlamaya çalışmak yerine; bu yenilginin so- iyi: Petrol fiyatları, o zaman 22 doların altındayken burumluluğunu üstüne atacak kimseler arayan bir tutum. gün bir varil için 100 dolara ulaşıyor. Bu, kontrolleri altında, yıllık gelirin birkaç kat üzerine çıkarıldığı anİnkâr edilemez bir gerçek var: 2006 seçimlerinde Chavez lamına gelir. Aynı zamanda kurumsal anlamda, Ulusal için oy kullanmış 3 milyon Venezüellalı bu seçimlerde Meclis’i ve valilikler ile belediye dairelerinin ezici çoğunaynısını yapmadı. Şimdi baştan başlayalım ve referan- luğunu tamamen kontrol ediyorlar. Peki neden seçim dumda ne olduğunu analiz edelim. HAYIR niye kazan- yenilgisini önleyemediler? dı ve bu seçim sonucu ne anlama geliyor? Ana tartışma budur... Kafa karışıklığı, Chavez yönetiminin ve dünya Tüm bu mazeretler, gerçekte, Chavez yönetimi ve onu solunun çoğunun, EVET oylarını sosyalizm için “ile- koşulsuz destekleyenler tarafından, onun, kitleler ararici oy”, HAYIR oylarını ise kapitalizm için “gerici oy” sındaki destek kaybını gizlemek için oluşturulan bir “sis olarak göstermelerinden kaynaklanmakta... Bize göre ise perdesi”nden fazlası değil. gerçekleşen şeyin anlamı tam tersi. EVET gerici oyları temsil ediyordu; çünkü sosyalizme referans verip kırmı- Halkın Hoşnutsuzluğu zı bayraklarla kamufle edilmiş olsa bile totaliter burjuva Sis perdesi bir kez temizlendiğinde, referandum sonucuprojesini destekliyordu. HAYIR ise, içeriğinde, ilerici nun halkın yönetime karşı duyduğu hoşnutsuzlukta bir bir oydu; çünkü Chavez yönetiminin sosyo-ekonomik sıçramayı yansıttığı anlaşılacaktır. Bu hoşnutsuzluğun politikalarından hoşnut olmayanlar ve kitle hareketinin nedenleri nelerdir? Siz, kendiniz, temel ihtiyaçlardaki önemli kesimleri tarafından bu projenin reddedildiğini kıtlık, yüksek enflasyon gibi, nedenlerden bazılarının gösterdi. sosyo-ekonomik karakterden olduğunu kabul etmek zorunda kaldınız. Biz, düşük ücretleri, devlet memurlaHayır Neden Yendi rının toplu sözleşme müzakerelerinin olmayışını, devlet Bahsettiğiniz kadarı ile HAYIR’ın zaferinin, emperya- ve özel şirketlerdeki işçilerin sözleşmelerde kendi adlalizm yanlısı sağ tarafından ezilen “sosyalist projenin” ye- rına kimin müzakere edeceğini seçmek için verdikleri nilgisi anlamına geldiği aşikâr. Bu yenilgiyi açıklamak mücadeleyi vs. de ekleyebilirdik için “sağ, finansal güç, medya gücü ve ekonomik güç (...) ___ 12


Marksist İşçi İşçilerin büyüyen ama azınlık kesimleri, hükümetin bu Anti-emperyalist yönde bir ilerleme doğurmuyor. (...) rotasına mücadele araçları grev ve seferberliklerle direnmeye başladı ve birçoğu şiddetle bastırıldı. Seçim sonuç- Gerçek Amaç larının arka planı işte bu unsurlar. Ve bunlar, Chavez ta- Tam da bu burjuva karakterinden dolayı, reformların rafından sürdürülen sürecin sözde sosyalist karakterine gerçek amacı hükümetteki bonapartizmi güçlendirmekçok somut bir biçimde ters düşüyorlar. ti. Bu, Chavez’in merkezileşmiş gücü anlamına geliyor; sadece sağ muhalefeti bastırmak için değil, aynı zamanHükümetin Otoriter Yönü da kitlelerin hoşnutsuzluğuna karşı koymak için de. Öte yandan, idarenin siyasal eylemlerine, özellikle kitle hareketine karşı artan otoriter ve baskıcı yönüne kar- Örnek olarak, [bu reformlar, -ç.] Chavez için sınırsız şı artan bir memnuniyetsizlik var. Örnek olarak, bu yıl yeniden seçilebilme olasılığını tanıyor; ama aynı hak mayıs ayında, sahipleri terk ettikten sonra şirketin kon- valiler ve belediye başkanları için reddediliyor. Ayrıca, trolünü ellerine geçiren ve şirketin işçi denetimi altında başkanın ülkenin siyasal-idari bölünmesini kendi krikamusallaştırılması talebi ile Caracas’a yürüyen Sanita- terlerine göre belirleme hakkı var; yeni devletler yaratarios Maracy işçileri şiddet yoluyla bastırıldılar… rak ya da diğerlerini birleştirerek ki bu can sıkıcı valileri bertaraf etmek için oldukça kullanışlı bir araç. Bütün Hükümetin bu otoriter yönü sadece işçilerin mücadele olarak [bakıldığında, -ç.] Fransa’nın mutlak monarkı ve taleplerini bastırma yolu ile tasavvur etmedi. Ülkenin Luis XVI tarafından ifade edildiği gibi “Devlet benim”e süre giden politik yaşamının tüm yönlerinde kendini benzeyen bir kriter var. gösterdi. Son derece olumsuz diğer bir yön ise, bu [anlayışın, -ç.], Reformun Karakteri: Sosyalist mi Bonapartist Bur- bağımsız sendikalara açık bir saldırıyı temsil eden İşçi juva mı? Meclisleri’nin oluşturulması yolu ile işçilerin hareketiBu soru bizi tartışmanın kilit noktasına getiriyor: hü- ne tecavüz ediyor oluşu. Tıpkı sendika lideri Orlando kümet tarafından önerilen anayasa reformunun politik Chirino’nun söylediği gibi “işçiler tarafından yaratılmakarakteri. Siz, evet diyen diğerleri gibi, reformları sos- mış ya da günlük mücadelenin sonucunda oluşmamış yalizme doğru ilerici bir adım olarak açıklıyorsunuz. olması dışında, bu organizasyonlar yasamanın vesayeti Eğer bu doğruysa, hayırın zaferi Venezüella halkının bu ve mutlak kontrolü altında işçilere ve işçi örgütlerinin ilerlemeyi reddettiği anlamına geliyor. Yukarıda da be- özerkliğine zarar vererek doğdu. (...)” lirttiğimiz gibi bu emperyalizmin ve sağın yaptığı tarzda bir analiz. Aynı zamanda, [hükümet, -ç.] silahlı kuvvetlerin, başkanın emri altında olacak yeni bir kanadını tanıyor, Yeni anayasanın bu nitelendirilmesi kesinlikle yanlış. böylece hükümet tarafından empoze edilen sınırları Önerilen reformlar sosyalizm için hiçbir şey yapmadı- aşan hareketleri kontrol edip, bastırabiliyor. (...) ğı gibi bu yönde herhangi bir gelişme de yaratmıyordu. Metnin, avukat gibi uzunca bir değerlendirmesine gir- Şunu da eklemeliyiz, anayasa reformu için gerçekleşen mek istemiyoruz ancak yeni metnin, üretim araçların- referandumun mekanizması bile tamamen anti-demokdaki özel mülkiyeti garanti altına alan madde 225, bu ratikti. (...) mülkiyetin oluşumuna yardımcı olacak devlet desteğinin sürdürülmesini içeren madde 112, fikri mülkiyete Kitlelerin sezgisi ve uluslar arası patentlere (en başında,- ABD tarafından Reformlar hem içerik olarak hem de geçirilme yolu oladesteklenen AAFTA ve FRA’nın teliflerine) saygıyı içe- rak hükümetin totaliter yönünde niteliksel bir sıçrama ren madde 98, yabancı yatırıma teminat veren madde girişimiydi. Kitlelerin önemli bir kesimi bunu anladı ya 301; emperyalizm yanlısı Rafeal Caldera yönetimi ta- da en azından sezdi. Bir sağ darbe tehlikesinin olmadırafından ve ülkedeki petrol üretiminin %40’ını kontrol ğını, hatta tersine, demokratik ve işçi hakları için gerçek eden yabancı şirketlerin yardımı ile başlatılmış olan tehlikenin doğrudan Chavez yönetiminden geleceğini “ortak girişim”in sürdürülmesi ve etkilerinin güçlendi- anladılar. rilmesini içeren madde 113’ü devam ettirdiğinden bahsetmezlik edemeyiz. İşte bu, 2002-2003’te Chavez’i savunmak için hayatlarını vermeye hazır oldukları ya da önceki seçimlerde Başka bir deyişle bu reform 1999 anayasasının sahip ol- büyük çoğunluk olarak onu destekledikleri zamanın akduğu kapitalist karakteri sürdürüyor ve derinleştiriyor. sine, çünkü bu şekilde kendi hak ve özgürlüklerini sağa ___ 13


Marksist İşçi ve emperyalizme karşı koruduklarını hissediyorlardı, bu sızlığının ve demokratik özgürlüklere karşı saldırılarının sefer reformları reddetmelerinin sebebini açıklıyor; çün- [kendi adına, ç.] avantajlarından yararlanarak seçim kü sezgisel olarak biliyorlardı ki, sosyalist kılıf altında yolu ile gücünü geri almak için Chavez’in eskime ve [da olsalar] onlar gericiler ve durdurulmalılar. Puerto La aşınmaya bağlı olarak kaybettiği gücüne bel bağlıyordu. Cruz’daki petrol rafinerisindeki işçilerin söylediği gibi Aynı zamanda Cisneras’ın yaptığı gibi, emperyalizm, bu “Onları durdurmalıyız.”. Venezüellalı kitlelerin bu sez- hükümet ile iyi işler yapmaya devam ediyordu. gisi kesinlikle doğruydu. Referandumdan sonra, bu, darbe argümanı gizemli bir Bu, HAYIRIN zaferini ve emperyalizmin ve “onun ma- biçimde sizi de kapsayan Chavist’lerin bilançolarından aşlı sol-kanat ajanlarının” uzlaşmacı-finansal komplo te- yok oldu. Bunun nedeni, bu argümanın, referandumorilerini açıklıyor. Bu, mesela, Caracas’ın en fakirlerin- dan sonra “ulusal birliğe ulaşmak için hükümet ile yapıden biri olan ve 2002 darbesine karşı mücadelenin öncü cı diyalog” çağrısı yapan veya Chavez’in ... 5 yılına daha kolu olan Petar bölgesinde Hayırın %61’e karşı %38 saygı göstermek gerektiğini iddia eden sağ muhalefet olarak nasıl yendiğini açıklıyor. Caracas’ın bu mücade- liderlerinin tutumları ile çatışıyor olmasıydı. leci bölgesi karşı devrimciler tarafından bu kadar çabuk ele geçirilmiş olabilir mi? Bugün bu argümana gösterilen ilgi gizemli bir biçimde yok olmuş olsa da, ‘varolmayan darbenin’ ‘kalıcı endişeBu nedenlerle, biz, referandumun sonucunun gerici sinin’ Stalinizm tarafından burjuva hükümetlere destek projeye karşı kitlelerin zaferi olduğuna inanıyoruz; “sos- cephesi oluşumunu meşrulaştırmak için kullanılan, yiyalist projenin” yenilgisi olduğuna değil. Kitlelerin zafe- nelenen bir taktik olduğunu hatırlamak iyi olur. ri, bugün, gerici burjuva projesinin seçim arenasında ye- (…) nilgisi ile, özerk örgütlenmelere ve gerçek sosyalizm için seferberliklere doğru gelişecek daha iyi koşullar içinde Belki bize, altını çizdiğimiz tüm diğer nedenlere rağmen, olunmasıdır. Venezüella sağı ve emperyalizm de Hayır oyu kullandı diyebilirsiniz… Evet için oy kullananlar tarafından durmadan işlenen argüman, muhalefetin zaferinin emperyalist darbe ih- İlk olarak, referandumun, alternatifleri anti-demokratik timalini arttıracağı idi. Başka bir şekilde ifade edersek, bir biçimde sınırlandırmasından dolayı, oy kullananlaEvet için oy kullanmayanların nesnel olarak darbeyi rı ... tamamen karşı olduğumuz kesimlerle rastlantısal desteklediği söylendi. Şunu açıklığa kavuşturmak iste- olarak birlikte bir pozisyon oluşturmaya zorlayan mekariz, eğer darbe tehlikesi gerçek olsaydı, darbe yapıcılara nizmasını vurgulamak gerekir. (…) karşılık vermek için hükümetle bile birleşik eylem çağrısında bulunmadan önce bir dakika tereddüt etmezdik, Bahsettiğimiz gibi, bir demokratik tartışmada, UST tıpkı PSTU ve LIT-CI’ın 2002’de yapmış olduğu gibi. (Sosyalist İşçi Birliği)’den Venezüellalı yoldaşlarımızın deklarasyonlarında yaptıkları gibi reforma, burjuva ve Ancak bugün koşullar tamamen farklı. 2002’de kitleler gerici karakterinden dolayı karşı çıktığımızı; bizlerin darbeyi ve darbe-yapıcıları yendiler ve lokavtı bozdular. gerçek sosyalizm yolunda yürümek için bağımsız sefer[Ve ardından, -ç.] o günün darbe-yapıcıları ayrıldılar. berlikler ve bağımsız işçi örgütlenmeleri sürecini destekAşırı kanat gittikçe izole olup ayrışırken, Cisneras ve lediğimizi, bunun sağa ve emperyalizme karşı mücadePolar-Mendoza grubundan oluşan daha güçlü kesim leyi yürütecek en iyi yol olduğunu ifade edebilirdik. [Ki] hükümet ile uzlaşma sağladı. bu sebepten dolayı, … işçilerin ve kitlelerin “3.cephesini” inşa etmek gerekir. Ancak, bu oylamanın yapılma Hatta Amerikan emperyalizminin bile politikaları değiş- tarzından dolayı sadece HAYIR diyebildik; bu, empoze ti. ABD’de önemli bir Arjantin muhabirinin bildirdiği edilen referandumun kuralıdır. gibi “Hayırın zaferi ABD için büyük bir ferahlığı temsil (…) ediyor, sadece Chavez’in gücünü kırdığı için değil, aynı zamanda Devlet Departmanının ... karşı karşıya gelme- PSTU liderliği adına me (non-confrantation) stratejisini doğruladığı için de.” Eduardo Almeida Neto (Clarin 04.12.07) Ze Maria de Almeida Başka bir deyiş ile Chavez’i yenmek için darbeye değil, onun, kitlelerin sosyal ve ekonomik taleplerine cevap___ 14


Marksist İşçi

SINIF HABERLERİ

Novamed Grevi Zaferle Sonuçlandı 26 Eylül 2006’da Antalya Serbest Bölgesi’ndeki Novamed fabrikasında başlayan direniş, 448. gününde zafer ile sona erdi. Novamed işçilerinin direnişi, saldırıların katmerlendiği günümüz gericilik koşullarında, umudun simgesi haline geldi. Bu grev işçiler açısından iyi bir okul oldu. Direniş süresince ve ertesinde, işçiler dostunu da düşmanını da çok iyi gördüler! Ve serbest bölgede gerçekleşen ilk grevde, Novamed işçileri grevi “azınlıkla” yürütmelerine rağmen (316 işçiden 85’i greve dâhildi) önemli bir kazanım elde ettiler.

ve 2010 yılında %4, 300 Avro da yıllık sosyal paket ödemesi yapılacak. • Petrol-İş sendikası üyesi işçiler, 2 Ocak 2008’de işbaşı yapacaklar.

Ancak belirtilmelidir ki, bu kazanımların tüm sınıfın kazanımları haline dönüşebilmeleri için mücadelenin yaygınlaşması ve şiddetlenmesi gerekmektedir. Genel olarak sınıf mücadelesi adına bugün, sendikaların, başlarındaki bürokrasiye rağmen ısrarla güçlendirilmesi ve bu yol ile bürokrasiye karşı mücadele edilmesi, mücadelelerin güçlü taban örgütlenmeleri oluşturularak sürdüGrevin ardından yapılan anlaşma sonucu 3 yıllık toplu rülmesi acil bir ihtiyaçtır. Novamed işçileri direnişlerini sözleşme imzalandı. Sözleşmedeki temel maddeler şun- başarıya ulaştırmış ve sendika haklarını kazanmış olsalar lardır: da, mücadele onlar için bitmiş değildir, henüz yeni baş• Toplu sözleşmeyle grevden önce aylık, ortalama 350 lamıştır. Avro olan ücretler, %9.2 oranında artırılarak ortalama 383 Avro’ya çıkarıldı. Kararlı ve sabırlı davranan Novamed işçilerine selam ol• 1 Ocak 2008 tarihinden, ücretler yıllık olarak Avro sun! üzerinden %5 oranında artırılacak. Artış oranları 2009 Yaşasın Sınıf Dayanışması!

OKUR MEKTUPL ARI

Fabrika Deneyimi Merhaba, Sizlerle bir işçi sömürüsü deneyimi paylaşmak istiyorum. Ben eğitimimi devam ettirmek için hem okuyup, hem de çalışan yani sömürü sisteminin getirmiş olduğu akbil zammı, yemekhane zammı, gittikçe daha da fahiş hale gelen harçlar ve enflasyon artışının altında yapılan yetersiz burs zamları gibi daha sayamadığım birçok kara delik yüzünden sayıları her geçen gün artan işçi-öğrencilerden sadece biriyim. 50 işçi çalıştıran elektrik ve elektronik üzerine üretim yapan bir fabrikada çalışıyorum. İşçiler arasında onların sınıfsal bilinçlerinin gelişimine yönelik katkıda bulunabilecek hiçbir sendikal veya farklı bir oluşum yok. Buna bağlı olarak işçi sömürüsü çok kolay ve çok belirgin bir şekilde gerçekleşmekte. Yani bizi şaşırtmayan, öfke ve tebessüm uyandıran sıradan bir yurdum fabrikası ve onun dini eğilimlerine yenik düşmüş Marks’ın tabiri ile afyon bağımlısı işçileri. Evet tıpkı bir afyon bağımlısı gibi onsuz yaşayamayacağını düşünen ve afyonun getirdiği kafa bulanıklığıyla gerçek dışı idealar aleminde yaşayan mazlum mesai arkadaşlarım var. Her işçinin içerisinde patrona karşı bir güvensizlik vardır; fakat bu güvensizliği patron kendi çıkarlarına ters olduğu için onu bir şekilde işçilerden ayıklamaya çalışır; ama çoğu bunu işçinin doğası gereği başaramaz. Maalesef bizim fabrikada bunu fabrika sahibi ve fabrika yönetimi başarılı bir şekilde aşmış. Bunu da yukarıda

bahsetmiş olduğum afyon sayesinde gerçekleştirmişler. Benim çalışmış olduğum bölümdeki teknisyenler, projelerini yetiştirmek için bazı günler birkaç saat ek mesai yapıyorlar. Bunda bir problem yok ama sorun olan bu mesailerin ücretsiz ve gönüllü yapılması. Aynı şekilde diğer bölümlerde çalışan arkadaşlarım piyasanın altında maaş alıyorlar. İnsanlar patronları için fedakârlık yapmaktan hiç çekinmiyorlar. Patron ve fabrika yönetimi ile işçiler arasındaki ilişki dini eğilimler üzerinden temellendiğinden ve işçilerin bu konudaki hassasiyetinden dolayı kuvvetli bir bağ var. Bu da işçilere yapılan haksızlığı onlar için fark edilmez kılıyor. Tarihsel olarak sömürünün en etkili ve en eski yöntemlerinden olan din, hâlâ işçilerimizin at gözlüklerini çıkarmasına engel olmakta. Biz komünistler, insanların inançlarını kestirip atamayız. Tam tersine, bu durumu anlayışla karşılayıp, sorunun süreç içinde çözümü için onlara yardımcı olmalıyız. Vicdani hissiyatlar ve dini eğilimler sömürüye çok açıktır. Bunun örneğini benim fabrikadaki deneyimimde görebiliyorsunuz. Benim bu mektubumdan yılgınlığı veya öfkeyi yansıtmak istediğimi düşünenler olabilir. Tam tersine bu, mücadelenin başlangıcının belirtisidir. Marksist İşçi okuru - işçi, öğrenci

___ 15


GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ Dalgaları karşılayan gemiler gibi, gövdelerimizle karanlıkları yara yara çıktık, rüzgarları en serin uçurumları en derin havaları en ışıklı sıra dağlara. Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu. Önümüzde bakır taslar güneş dolu. Dostların arasındayız! Güneşin sofrasındayız! Dağlarda gölgeniz göklere vursun, göz göze yan yana durun çocuklar. Tasları birbirine vurun çocuklar. Doldurun çocuklar, Doldurun doldurun doldur içelim. Başları göklere atalım serden geçelim... Heeey, nerden geçelim? Yalnayak koşarak devlerin geçtiği yerden geçelim. Heeey hop Heeeey hep birden geçelim Doldurun çocuklar, Doldurun doldurun doldur içelim. Dostların arasındayız! Güneşin sofrasındayız! Nazım Hikmet

08 ocak2008  
Advertisement