Page 1


İÇİNDEKİLER Genel Yayın Yönetmeni Cem Dişbudak İmge Balık Editörler Hazal Turhan Merve Kara Moda Editörü Buğra Levent Duygu Köseoğlu It Koordinatörü Yasin Güven Grafik Tasarım Can Dişbudak Katkıda Bulunanlar Ayşegül Küçük, Köksal İçöz, Buğu Begüm Orhan, Emre Tanrıkulu, Gözde Kesen

Kadınlar günü özel:..03-09 Birsen Birdir:............10-11 Game of Thrones:......12-13 Ayşe Saran:................14-16 Trend Sinema:...........18-20 Ceren Aksan :............21-23 Trend Film:................24-25 Uğur Çavuşoğlu:.......26-27 Trend Moda:.............28-29


Sinema, televizyon ve müzik dünyasının başarılı isimlerinin kalemlerinden KADINA ŞİDDETE SON!


8 Mart Dünya Kadınlar Günü”. İlk kez 1910 yılında Clara Zetkin önderliğinde kabul edilen bu anlamlı gün, Türkiye’de ilk kez 1921 yılında kutlanmış olup, 1984 yılından itibaren kesintisiz her yıl gündeme getirilmekte. 1800’lerin ortalarında bir tekstil fabrikasında can veren kadın işçilerin anısına “Emekçi Kadınlar Günü” adı altında ortaya çıkan bugün, şimdilerde ruhen ve fiziksel adeta işkence gören kadınlarımızın bir kez daha hatırlandığı bir güne dönüştü. Doğar doğmaz öldürülen kız çocukları, cinsel köleliğe mecbur bırakılan milyonlarca kadın, “töre” adı altında çok küçük yaşlarda kendisinden çok çok büyük adamlarla yaşatılmaya zorlanan kız çocukları, “kocası” tarafından tecavüze uğrayan ve öldüresiye dövülen kadınlar… Sokaklarda bir şapka altında kendi utançlarıymış gibi saklanan yara bere izleri… Senelerdir “Kadın-Erkek Eşitliği” diye haykırılan bu ülkede, son yıllarda kadına yönelik şiddet neredeyse legal hale geldi. Bu denli yaygın ve bu denli cani duyguların bastırılamadığı bu büyük suç, maalesef ki en az cezaya maruz kalan suç olarak ve günden güne artarak devam etmekte. “Kadına Yönelik Şiddet” i bu kez ünlü isimlerin kalemlerinden Mart sayımıza taşıdık...


B

Ne yazık ki ne kadar modernleşme yolunda ilerliyor gibi görünsek de ülkemizdeki bazı sorunlar ters orantıda ilerliyor. Kadına şiddet konusu da henüz önüne geçilememiş pek çok problemden biri. Belki de en büyüğü. Geçtiğimiz günlerde yapılan araştırmalar sonucu elde edilen veriler ise ciddi anlamda şok edici. İşin en büyük sıkıntısı da eğitimli insanların dahi şiddet yanlısı olabiliyor olması. Yalnızca kadına değil üstelik, çocuklara, hayvanlara da uygulanan şiddet ciddi boyutlarda. Başlı başına şiddet kavramı ortadan kalkamadığı sürece utanç içinde yaşamaktan kurtulamayacağız. Bu nedenle söyleyebileceğim belki de en anlamlı şey, bilinçlenin ve lütfen etrafınızı bilinçlendirin. Sessiz ve tepkisiz kalmayın. Lütfen.

irsen irdir

Hiçbir pozitif ayrımcılık yapmadan ( ki kadınların böyle bir ayrımcılığa ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum) bu yazımı kaleme alıyorum.Beni hayatta kadınlar adam etti. Annem adam etti,halam adam etti,eşim adam etti Şu anda sahip olduğum ne varsa hayatımdaki kadınların sağduyusuna,öngörüsüne ve sezgilerine borçluyum.. Ben onlar için bir erkek olarak ne yapabilirim : Ormanda bir yürüyüş yaparken önümüze bir ayı çıkarsa onunla boğuşabilirim. Sözü uzatmadan şuna getirmek istiyorum,kadınların haklarını erkekler korumaya kalkmasınlar. Onlar kendilerini koruyabilecekleri gibi yukarıda saydığım kadınsı sezgilerle erkekleri de korurlar. Erkeklerin yapabileceği tek şey kadınları kendilerinden korumak olabilir. Erkeklerin kadın haklarını korumaya kalkışmaları ayrı bir baskı unusuru..”Sen çekil kenara ben seni korurum” Tanrıdan sonra yaratma gücüne sahip tek varlık kadın. Biz erkekler mi ?Eşyaya karşı direnç gösterebiliriz.

B u k e t

D o r a n

Tuncer Tunceli

Her gün haberlerde sadece bir kaç mağdurun adını duyarken neredeyse normalleştirilen erkeğin kadına uyguladığı şiddet ve şiddet kurbanları için üzülmek ve utanç ne yeterli bir duygu ne de tepki. Farklı anlamlarda güç dengesizliğine dayanan, korkunç bir anlayışın ürünü sosyal ve fiziksel şiddeti önlemeye çalışmak, geçerli ve yeterli önlemlerin alınmasını sağlamak kadar, kurbanların ihtiyaçlarına doğru zamanda doğru çözümlerle yaklaşmak çok önemli. Yardıma ihtiyacı olanlara, korkmadan güvenebilecekleri, anlık değil yarınlarını da kapsayacak kalıcı çözümler sunamazsak seslerini duyabilmemiz çok zor. İnsanın insana ve etrafındaki her şeye karşı öfkesi, siniri, ayrımcılığı, gücü yettiğine diş geçirmesi, aç olmasa da avlanması sürecektir. Bu eğitimsiz ve yanlış kodlanmış, yetiştirilmiş insanlarla uğraşmak ve daha da çok, onların çocuklarının kendilerine benzememelerini sağlamak zorundayız. En başta düzen koyucu ve uygulayıcıların bu anlayışa karşı olmaları, gündem arası değil öncelikli olarak caydırıcı ve onarıcı düzenlemeleri hayata geçirmeleri gerekmekte. Kimsenin bu kadar cahil, değer bilmez,umursamaz olma, kontrolünü kaybedebilme lüksü ve hakkı olmaması için bir arada hareket etmemiz gerekli.”


Aslı ŞAHİN (Oyuncu)

Kadının insan olduğunu, insanın can olduğunu, bu canın hepimizde olduğunu, birinin canı yanarsa aslında hepimizinkinin yanacağını bilmek gerek. Şiddet şiddettir; kadını, yaşlısı, çocuğu olmaz. Sadece şiddeti gösteren değil buna göz yuman da bu kötülüğün bir parçasıdır. Şiddet gösterenler dışarıdan gelen insanlar değiller. Bu kişiler yalnızca kadına şiddet göstermekle de kalmıyorlar. O nedenle ailede, kültürde ve eğitimde şiddete dair ne varsa hayattan çıkarmak gerek. Çocuğunu döven anne başta olmak üzere doğru bilgilendirme yapılması gerek. Kadına şiddet yalnızca kadınlarla çözülemez. Bu,kadını zaten hor gören adamların nezdinde havanda su dövmektir. Doğru örnekleri, şiddete karşı olan erkekleri önlerine koymak gerek. Dışlayarak değil içeri alarak, öğreterek olur. Elimizi vurmaya değil sevmeye alıştırdığımız günleri görmek dileğiyle....

“Maalesef, kadına yönelik şiddet, bir toplumdaki kültür erozyonunun en son ve acı halkalarından biridir bence. Güçlünün güçsüz olana (fiziksel olarak tabii ki) en ilkel şekilde üstün çıkma çabasıdır. Fikrini sözle anlatamamak, ifade edememek bu acı tabloyu ortaya çıkarıyor. Eğitim seviyesi yükselen bir toplumda bu tip olayların minimize olması gerekirken, bizim ülkemizde şiddetin artması, eğitim ve kültür seviyemizin ne hale geldiğinin en somut göstergesi. Bunu idari yaptırımlarla çözmek bence sadece geçici ve anlık çözümler. Sorunun temelini halledemezsek bu bir yara olarak sürekli bizimle olacak düşüncesindeyim ve korkusundayım.”

Cem KÖKSAL (Müzisyen)


Kadına yönelik siddetin söz konusu olduğu bir bilinç organizasyonuna bugün karşı konulmaz şekilde tacizde bulunan bir gerçeğe sahibiz. Yarattığımız toplum bilincinin tamamiyle “ahlak” ve “ahlak değerleri” algısına yönelik bir üretimle çoğalabildiği bilgisi,bugün insanoğlunun sahip olduğu tüm iç güdüsel - vahşiliği doğallaştırıp legalleştirebilmesi altında körelmektedir .Ulusal kaygılarla içinde var olunmuş ve bugün yalnızca ‘Başkanlarının’ adlarıyla anımsadığımız büyük savaşlarda mücadele eden insanoğlunda “kaygı bozukluğu”üzerine yapılan psikolojik incelemelerden biliyoruz ki , 1980 gibi yakın bir tarihte ilk kez karakteristik psikolojik travma sendromu “gerçek” bir tanı haline geldi. ! Yetiştirdiğimiz toplumlar-erkekler, erkek bilinçleri “ataerkil toplum” başlığı altında çoğaltıldıkça : üretmek ve yaratıcı bilinci harekete geçiren tüm günlük işlevler ;Şiddeti (-yıkmayı,parçalamayı, derisini yüzmeyi,etini pişirmeyi,sadece çiftleşmek arzusuyla karşı cinsle iletişmeden cinsel beraberliğe zorlamayı,kabile savaşlarını-) normalleştirerek ,siyasi bir hareket bağlamında bile bu gerçeğin psikolojik travmasının gelişmesini “mümkün “ hale getirecektir.Bu çekirdek bir atom çekirdeğidir.Ve bir kadının anlatacaklarıyla kendi kendini yok edebilir güçtedir.Toplumlar gelişmek ve bilinçlenmek zorunda .! Erkeğin fiziksel gücü eğitimsizliği tüm ekolojik dengesizliğin sebeplerinden biri olarak da kabul edilmelidir. “

Gonca Vuslateri (Oyuncu)

Dünya’nın çoğu ülkesinde asla var olmayan pek çok geleneksel, ve büyüklerimizden duyduğumuz, gördüğümüz değerli meziyetlerin var olduğu toprakların evlatlarıyız. Bizde; Ana, Bacı, Abla ve hatta hatta Hanım ağa gibi aslında saygı kaynaklı terimler mevcuttur. Sözsel veya fiziksel şiddet uygulanan kadın ,illa ki birinin kızıdır, yarınların Anne adayıdır. Saygı, cinsiyete bağlı belirlenemez. İnsanların bir uyum içinde hayatlarını sürdürebilmelerine hizmet etmelidir.”

Can Şengün (Müzisyen)


Gürcan Ersoy (Müzisyen)

Asıl sorun bir insanın, diğerine hem fiziki hem de psikolojik şiddet uygulayabileceğini düşünmesidir. Şiddet’i kadın ve erkekten ayırıp değerlendirdiğimizde, karşımıza apaçık cehalet çıkıyor. Eğitim, Kadına yönelik şiddet’in asıl çözüm yoludur. Suçluyu bulduğumuzda değil, insanlığımızı bulduğumuzda kadına ve çocuğa ve insana yönelik şiddet sona erecektir. Umarım önümüzdeki yıl dünya kadınlar gününü kutlarken, kadına yönelik şiddet konusunda biraz yol aldığımızdan bahsedebiliyor oluruz.

Birçok toplum kadını el üstünde tutsa da (ya da tutuyor gibi gösterse de) aslında içten içe hep bir ikinci sırada tutma durumu söz konusu. Ve maalesef ki bu ülkemizde çok daha fazla... Bir kadın olarak bunu sokakta ve hayatın genelinde her zaman yaşıyoruz. Yine kadına şiddet de ülkemizde çok fazla. Ve medyada da gördüğümüz üzere sürekli olarak bir örtbas etme, bir yok sayma durumu söz konusu. Karamsar olmamak elde değil ama karamsar olmak çözüm de değil. Ve ben inanıyorum ki bir gün bu günler, bu olaylar acı dolu bir tebessümle hatırlanacak. En azından buna inanmak istiyorum.

İpek Atcan Sunucu (Dream Tv)

Görkem Karabudak Müzisyen (Çilekeş)

Kadınları en çok mutlu edecek şeyin anlaşılmak olduğunu, bu yüzden de bu özel günü kutlarken pozitif ayrımcılığa da prim verilmesini istemeyeceklerini düşünüyorum. Uygulanan şiddet de dahil olmak üzere başta sosyal alanda maruz kalınan tüm ayrımcılıkları yok etmenin tek yolu, cinsiyetlerimizden önce insan olduğumuzu etrafımıza kabul ettirmektir. Bu yolda da kendilerine sabır ve güç diliyorum. Kadın oldukları için değil, onları “başkaları” gibi gören canlıların kendilerini daha güçlü sandıkları için. Güzel gününüz kutlu olsun, sevgiler.


İnsan soyunun maymundan gelmediğinin tek kanıtı; erkek maymunların dahi dişilerine el kaldırmadığı gerçeğidir.

İskender Paydaş (Müzisyen )

Evren sınırlarında kadın olmazsa erkek ; erkek olmazsa kadının var olamayacağı bilinciyle uyandığımız nice sabahlar olsun hepimize.

Dilan BOZYEL (Fotoğraf sanatçısı)

Kadının toplum içerisindeki yüksek statüsü ve değer katan varlığı nasıl bir medeniyet göstergesi ise, gördüğü şiddet ve değersizleştirilen varlığı bir o kadar gelişmemişlik ölçütü benim gözümde. Maalesef gün geçtikçe kültürel anlamda daha zayıf, daha erkek (aslen maganda) odaklı, daha eğitimsiz bir toplum haline geliyoruz ve kadının ezilmesi ya da sindirilmesi amacıyla sürekli bir şiddete maruz kalması bunun tabii bir sonucu oluyor.”

Mehmet Kaya (Müzisyen)

Kadına şiddet uygulayanın, mutlak bir eksikliği vardır... Zavallıyı, lanetlemeden az evvel acıyınız lütfen...

Somer Karvan (Oyuncu)


TRENDröportaj

BiRSEN

Çok uzun zamandır “Dream Tv”nin vazgeçilmez yüzüsün, “Dream Tv” bünyesine dahil olduğun ilk yıllara dönersek, nasıl kesişti yollarınız? Üniversitede okuduğum son yıl ara ara Yüxexes ve dream dergi’ye yazıyordum. Mezun olduktan kısa bir süre sonra Yüxexes dergisi’nin yayın koordinatörü oldum, bu sırada dream dergi’ye de yazmaya devam ediyordum. Dream TV ekibini hem dergi dolayısıyla hem de Yüxexes programı nedeniyle tanıyordum zaten, onlar da aynı şekilde hem yazılarımı hem de simamı biliyorlardı. Pek çok basın toplantısında zaten ekiple bir araya geliyorduk. İnanılmaz sıcak ve samimi görünüyorlardı, ekibe dahil olduğum günden beri, ben de o kocaman bir ailenin bir parçası oldum. Yeni bir program yapmak istiyorlardı, bana teklif ettiler. Deneme çekimi yaptık ve başladık. Neredeyse dördüncü yılımızı geride bırakıyoruz artık. İşin güzel yanı ise hem hala ilk günkü heyecanla yayın yapıyor olmam hem de gerçekten sevdiğim, güvendiğim insanlarla çalışıyor olmam.

Kocaeli Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü okuduğunu biliyoruz. Peki şuan daki mesleğin ile bitirdiğin bölümü birleştirdiğin ortak bir payda var mı? Elbetteki var. Felsefe okumak pratiğe dökebildiğiniz derece anlamlı bir eylemdir benim gözümde. Konvansiyonel hayatımın içinde bulunduğum noktayı doğrudan etkilemiştir okuduğum bölüm. Ben senelerdir her gün olduğum insan olarak ekrana çıkı-

yorum dolayısıyla izleyicilerin arasında bağ kurduğu insan olmamı, konuşmamı, duruşumu, bakış açımı, seçtiğim kelimeleri etkilemiş bir durum, -dolaylı olsa da- elbette mesleğimi, bugünümü, yarınımı, herşeyimi etkileyecektir felsefe okumuş olmam. Elle tutulur bir örnek istiyorsanız, Moby rö-


BiRDiR

Yayın sırasında başına gelen ve unutamadığın enteresan bir olay var mı? Canlı yayın sırasında muhakkak ki ilginç olaylar oluyor. Bir festivalde rüzgardan dolayı önünde röportaj yaptığımız pano devrilmişti, bir başkasında neredeyse 3,5 dakikalık bir gülme krizi yaşadım. Bir yayınımızda stüdyoya kedi girmişti. Sanırım dört senede anlatmakla bitmeyecek kadar enteresan şey yaşadım. Müzik sektörü Türkiye’deki en parlak dönemini ne zaman yaşadı sence? En parlak dönemini henüz yaşamadı gibi geliyor bana. Elbetteki öznel sebeplerden ötürü 90’lar sonu benim için oldukça özel. Teoman, Aylin Aslım, Kargo, mor ve ötesi’nin ilk zamanları, Şebnem Ferah’ın Kadın albümü... Bana kalırsa herşeyin daha farklı olduğu bir dönemdi. Sold Out, Spica konserleri, cevabını vermiştim o günden özlenen günler. Ama elbette ki şimberi 4 röportaj yaptım kendisiyle. diki kadar imkan ve olanak yoktu. Sonrasında dredg dedim, onu da Bu nedenle ben ülkedeki müzik geçtiğimiz ekim ayında gerçekleşpiyasasının gittikçe profesyoneltirdim. Şimdi belki daha da büyük leşeceğini düşünüyorum, bu bağdüşünüp Eddie Vedder diyebilirim. lamda, bence henüz daha en parlak Belki o da gerçek olur. :) dönemimizi yaşamadık. portajında kendisiyle müzikten çok Wittgenstein ve Tractatus konuşmutuk. Dünyaca ünlü bir çok şarkıcı/grup ile röportajlarını izledik. Peki hala “Keşke O’nunla da bir araya gelebilseydik.” Dediğin bir şarkıcı/grup var mıdır? Bu konuda kendimi şanslı görüyorum, bir kaç sene önce bu soruya Anneke van Giersbergen


TRENDdizi

Sıkı dizi takipçileri bilir, son zamanlarda her ay yeni bir dizi tanıtılıyor televizyon kanallarında. Lakin seçenekler arttıkça, haliyle beklentilerimiz de oldukça arttı dizi severler olarak. Bu beklentileri karşılayabilecek nadir yapımlardan biri Game of Thrones.

George R. Martin’in “Buz ve Ateş’in Şarkısı” adlı roman serisinden uyarlanan dizi, 2011’de başladı TV’deki macerasına. Güçlü oyuncu kadrosuyla ilk günlerden büyük yankı uyandıran Game of Thrones, IMDB’nin ‘En İyi Diziler’ listesinde 4 numaraya yerleşmiş durumda! Klasik 45 dakikalık Amerikan dizilerinin aksine, 60 dakika sürüyor Game of Thrones. Ayrıca dizinin jenerik müziği de muazzam güzellikte. Ramin Djawadi tarafından hazırlanan jenerik ‘En İyi Jenerik Müziği’ dalında Emmy ödülünü de kaptı! Game of Thrones ekibinde ödül alan yalnızca Djawadi değil bu arada; Tyrion Lannister rolündeki Peter Dinklage da, olağanüstü performansıyla ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında Altın Küre ödülünün sahibi oldu. Dizide, Westeros Hükümdarlığı altındaki 7 ayrı lordluğun tahtı ele geçirmek için verdiği mücadele konu alınıyor. Tahtı elinde bulunduran Baretheon’lar; onur ve cesareti ilke edinmiş Stark’lar; 7 lordluk arasında en zengini olan, entrikacı Lannister’lar; ejder soyundan gelen, tahtın önceki sahibi Targaryen’lar; ve barbarca bir hayat süren, Targaryen’larla ittifak halindeki Dothraki’ler bu lordlukların en önemlileri olarak karşımıza çıkıyor. Gelelim dizinin özetine: Yüzüklerin Efendisi’nin Boromir’i olarak akıllarda yer eden Sean Bean’in oynadığı, Stark hanesinin babası Eddard Stark, ailesiyle birlikte Westeros’un kuzey toprağı olan Winterfell’i korumaktadır. Ta ki bir gün Kral Robert Baretheon kapısını çalana kadar! Kralın sağ kolu Jon Arryn gizemli bir biçimde (!) hayatını kaybetmiştir. Kral Robert, kadim dostu Eddard Stark’ın yeni sağ kolu

Wa is Com

“Korku hakkın Kıştan Yüzlerce ayak d yağdığ Uzun gece Ak yürüyenler attığı Yıllarca güneşin çocukların karan yaşa ve karanlıkta ö Korkunun zam lordu

Yazı : Ayşe


ar s ming

nda ne bilirsin? n kork. derinliğinde kar ğında eden kork. r ormanda cirit ında n saklandığı ve nlıkta doğduğu, adığı öldüğü vakit… manı gelmiştir, um.”

egül Küçük

olmasını istemektedir. Uzun uzun düşündükten sonra bu teklifi kabul eden Eddard, kuzey topraklarının yönetimini en büyük oğlu Robb Stark’a bırakarak, iki kızıyla birlikte kralın yaşadığı topraklara yerleşir. Eddard hükümdarlığın merkezinde kendine yer bulunca, taht uğruna düzenlenen oyunları keşfetmeye başlar. Bu oyunların başrolündekiler ise Kral Robert’la evli olan, 300 Spartalı’dan tanıdığımız Lena Headey’in canlandırdığı Cercei Lannister ve kardeşi Jamie Lannister’dan başkası değildir! Bu arada hükümdarlığın merkezinden uzakta, tahtın önceki sahibi Targaryen’lar da tahtı tekrar ele geçirme planları yapmaktadır. Targaryen’ların prensesi Daenerys, Dothraki’lerin lideri Khal Drogo ile evlendirilir ve Targaryen’lar tahtı ele geçirme yolunda önemli bir müttefik kazanır. Fakat Westeros Hükümdarlığı’nı bekleyen tek tehlike, taht oyunları değildir. Kuzey duvarının ötesindeki Ak Yürüyenler’in uyandıklarına dair fısıltılar kol gezmektedir. Kimisi Ak Yürüyenler’in yalnızca birer efsaneden ibaret olduğunu düşünse de, duvarın ötesinde yaşanılanlar aksine işaret etmektedir. Eddard Stark’ın diğer oğlu Jon Snow, kuzey duvarını korumakla yükümlü Gece Bekçileri’ne katılarak, bu yaşanılanlara bizzat şahitlik etmeye başlamıştır. 1. Sezon itibariyle Ak Yürüyenler hakkında pek bilgi edinemiyoruz, ancak sezon finaline bakılırsa 2. Sezonda Ak Yürüyenler’e daha çok rastlayacağız. Geçtiğimiz Haziran ayında 1. Sezon finalini yapan Game of Thrones’un 2. Sezon yayın tarihi 1 Nisan 2012 olarak belirlendi. Bu demektir ki güçlü oyuncu kadrosu ve senaryosu, 60 dakikalık süresi, ve etkileyici jenerik müziğiyle film tadında bir dizinin ilk sezonunu bitirip ikincisine yetişmek için 1 aydan az zamanınız var. Aslında bu güzel bir haber, çünkü merak uyandıran 1. Sezon finalinin ardından, 2. Sezon için çok beklemek zorunda kalmayacaksınız. :) Keyifli Seyirler…


TRENDröportaj

AYSE SARAN Ayşe Saran’ın uzun süredir beklenen yepyeni albümü ‘Rüyadan Kaçış’ın dumanı üzerinde tüterken, bizler de ilk göz ağrısınn detaylarını konuştuk. Röportaj: İmge Balık - Merve Kara Albüm oldukça uzun bir sürede şekillenip, zikal, hem de manevi hazır hale gelmiş. Bu kadar uzun sürmesi- anlamda kalbi Okay nin sebebi nedir? Aynur, aynı zamanda davulları Ülkemiz sınırları içerisinde, farklı sanat çaldı, bir dallarına ilgi nasıl acınılacak haldeyse, müzikte de bu böyle! Eğer yaptığın müzikte sene boyunca bizi belli bir pop veya arabesk unsurunu benimsemiyorsan, işin zor! Rock müzik diye stüdyosunda ağırlayan ve desduydugumuz pek çok şarkı içine arabesk işlenmiş ya da arabeskle harmanlanmış. Be- teğini esirgemeyen nim albümümde ise arabesk hiç bir şey yok Cem Özkan, bas gitarları öte yandan nağmeli, ağdalı şarkı söylemedi- çaldı. Hasan Umut Önder , albüm ğim için, şirketler ve menajerler, bu müziği süresince baştan sona kadar her an beraberdik, albümü mixlerini üstyalnızca uzaktan sevmekle yetindiler. Bir kısmı gerçekten çok sevdi albümü ama so- lendi, genç ve başarılı bir ses münunda ‘bu yol zor bir yol, sana kolay gelsin’ hendisi. Alp Yenier, Özgür Özkan, deyip gittiler. Altı sene boyunca bu müziğin Onur Akça, Ulaş Kurugüllü, Howie arkasında benimle beraber duracak insan- Weinberg hepsinin sihirli dokunuşları Rüyadan Kaçış’ı getirdi.. ları aramakla geçti. Şimdi ise başta Sony müzik olmak üzere menajerim, sahne ekibi Albümün adı nereden geliyor? Bir hikave görünmeyen güçler bir araya geldik, aile yesi var mı? kıvamındayız ve işin güzel tarafı artık aynı Rüyadan Kaçış, sözlerini yazarken (o döduyguları paylaştığımız bambaşka kişiler de nem ilk defa söz yazmaya basbizimle beraber olmak istiyorlar, bir adım ladığım dönemdir) ortaya çıkanları okuduktan attık ve cesareti olan herkesi bekleriz. “Rüyadan Kaçış” albümünün hazırlık eki- sonra, bugüne kadar, içimde bir yerlerde binde kimlerin sihirli dokunuşları var? hiç farkında olmadıElinden çıkan her tınıya bayıldığım ve ğım bazı mevzuların ‘beste yapsam, aranje yapsam bu adam olurdum’ diye içimden geçirdiğim, Össan ortaya çıktığını farkettiğim bir şarkıdır. Deneç albümün aranjörü ve 8 şarkının bestecisi aynı zamanda bir çok sarkının söz- Yazdıktan sonra kenlerini beraber yazdık. Albümün hem mü- dimle konuştuğum ve bilinçaltımda neler


olup bittiğini farkettiğim, bir bakıma kendi yanım var ve bu da zaman zaman, pesimist adıma bir ‘farkındalık şarkısıdır’! düşünceler yaratabiliyor. Bazen de kimsenin inanamayacagı kadar optimist olabiliyor ve yanımdakileri de buna inanmaları “Rüyadan Kaçış” Ayşe Saran’ın gözünde için adeta benimle beraberr çekiştiriyorum. nasıl bir albüm? Neleri anlatıyor? Etrafımdakileri yoruyorum sanırım bazen Altı sene önce ‘fena iş çıkarmamışız’ dedi- … ğim bir albüm. Şimdi tabi değişen, gelişen çok şey var. İçerik bakımından ise genel Geçtiğimiz yıllardan bir de sunuculuk tecolarak hayata karşı direnen, vazrüben var. Yine Teleskop gibi bir programgeçmeyen, inatçı ve her da görebilecek miyiz seni ? şeyin sonunda ‘benim İzzet Öz ile kısacık bir dönem Teleskop’u umudum var’ diyen söz- yeniden sunduk. Açıkçası program sunmak ler mevcut. Öte yandan apayrı bir mevzu, sunucu olarak değil ama ilk göz ağrısı olduğu için, gerçekten bana ait bir proje olur ise içine hayatımda yeri hep bir tamamen kendimden bir şeyler katabilecebaşka olacak. ğim, neden olmasın. Albüm, klip, konserler… Senin için müzikal Albüm sound olarak anlamda her şey yolunda gözüküyor. Peki oldukça sert , sözler tep- bundan sonraki hayallerin neler? kili ve sitemkar. Seninle İkinci albümde hem sound, hem de müzikıyasladığımız zaman, kal anlamda mevzuyu çok daha uç noktalaAyşe’nin ruh hali böy- ra taşımayı hayal ediyorum şu anda. Uçtan le sert ve sitemkar mı ? kastim çok daha yeni soundlar, yine kimseYazdığım sözlerde sitemkarlık nin yapmaya cesaret edemediği bir çok tını yok ama ‘hayat ve insanlar sandı- bizden çıkacaktır eminim. Önce hayal ederğın gibi değil, dışarıdan baktığın sem sonra gerçekleşmesi daha kolay oluyor, hiçbir şey, insanın içinde olan hayalini kurdugum her şeyi öyle ya da böyle biteni tam anlamıyla yansıtmıyor, gerçekleştiriyorum, bunun için çok çabalıyanılıyorsunuz’ alt metni hakim tüm yorum. Avrupa şehirlerini gezeceğimiz bir şarkılarda! Ruh halim çok değişkendir, konser turnesi de şahane olur. bir anda her şey muhteşem, bir anda Yeni albüm, yeni konserler getirir. Var mı yaşamanın anlamını hali hazırda seni canlı canlı izleyebileceğisorgular hale miz performanslar? gelebiliyorum Türkiye’nin neredeyse her şehrinden konser ve bunlar çok teklifleri geliyor, bu şu an benim için inasık gel-git yara- nılmaz bir mutluluk kaynağı :) Demek ki tabiliyor.. Şim- albüm, insanların içinde bir his bırakmış ve di şimdi daha artık şarkıları söylemeye hazırlar! Şu anda stabil tutmaya kış uykusundayım desem tam yeridir, bahar çalışıyorum enerjisi için , ben de enerji biriktiriyorum. dengeleri, otu- Sahneyle ilgili çok fazla çalışıyoruz, gelenrup kendime laf ler sadece bir konser izlemeyecekler, görsel anlatıyorum. ve teatral anlamda bir takım konseptler Çok realist olacak. Baharın gelişiyle beraber, konserler takılan bir başlayacak, uykularımızda uyanacağız.


TRENDröportaj Ayşe Saran’ın 24 saati nasıl geçer, bu aralar nasıl geçiyor? Bu aralar röportajlar ve televizyon programları günlük hayatın bir parçası haline geldi. Genelde ev kedisi oldugum için, evde vakit geçiriyorum daha ziyade. Album dışında aynı zamanda seslendirme yapıyorum ve jingle söylüyorum, evde minik bir home studio var burada kayıtlarımı yapıyorum, provalar devam ediyor, sıkça müzik dinliyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum, kitap okuyorum ve sürekli yazıyorum… Peki müzik arşivinin vazgeçilmez isimleri kimlerden oluşuyor? Çok geniş, öncelikle bunu söylemeliyim. İlk fırsatta aklıma gelenler; Pink Floyd, Dream Theater, Animals As Leaders, Slayer, Rammtein, Peter Gabriel, Katatonia, Madonna, Massive Attack, Prodigy, Yavuz Çetin, MFÖ, Disturbed, The Gathering, sadece ufak bir kısmı. Son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken bu güne özel bir kaç düşünceni, notunu alabilir miyiz? Kadın=Savaşçı, her anlamda! Bu denli inandığını yapmaya kendini adayan, her nereye giderse gitsin düzenini en güzel şekilde kuran bir ırk daha olamaz. Kadınların baş tacı edileceği yerde, her gün bir tecavüz, cinayet vb haber okuyoruz, bir kadına zarar verme düşüncesini dahi aklına getiren adamın insanlığına, zerrece inanmıyorum ben! Kadınlar için ‘bir’ adet güne de ihtiyacımız oldugunu düşünmüyorum ama ne yazık ki bazı incelikler için spesifik günlere ihtiyaç duyuyor insanoğlu, başka türlü anlayamıyor, bilemiyor kıymetini… Benim çok az kadın arkadaşım oldu hep ama çok öz oldular, kendimi bu ırkın içinde genelde yalnız hissettim ama gördüğüm kadarıyla, biz zaten genelde ‘yalnız’ kalan bir ırkız, her ne kadar beraber olsak da, her birimizin farklı gezegenlerde, farklı kafalarla buraya

düştüğüne inanıyorum. Öncelikle benim kadınlarımın günü kutlu olsun, sonra bütün dünya kadınlarının günü kutlu olsun, kimse onları üzemesin şu hayatta!


AYŞE SARAN / TREND 5 En son aldığın albüm? Özge Fışkın - Bir Avuç Fotoğraf En son gittiğin konser? Orphaned Land konser öncesi Özge Özkan En sık gittiğin mekan? Müdavimi olduğum bir yer yok Son zamanlarda en çok dinlediğin şarkı? Cavalera Conspiracy Lynch Mob Sahnede başına gelmesinden en çok korktuğun şey? Birimizden birine elektrik çarpması


TRENDsinema

GRİ KURT Alaska’da petrol sondajında çalışmak için görevlendirilen bir ekip, uçaklarının düşmesi sonucu bölgenin vahşi ve ıssız bir alanında mahsur kalırlar. Grubun başı olan Ottway (Liam Neeson), ekibin vahşi doğada aç kurtlara karşı hayatta kalabilmesi için elinden geleni yapmak zorundadır. Hem kaza sonrası aldıkları ölümcül yaralar, hem de insanı donduran hava koşulları karşısında kurtlara yem olmadan buradan kurtulabilecekler midir?

SEN KİMSİN Tekin (Tolga Çevik) ve emekli trafik polisi yardımcısı İsmail abi (Köksal Engür), kaybolan bir kızı bulmak için, hayatları pahasına her türlü tehlikeyi göze alır. Sıradan bir kayıp kız vakasının peşinde başlayan hikâye, hesaplaşmaların, oyun içinde oyunların geliştiği bir maceraya dönüşür. Kim masum kim suçlu birbirine karışır. Hafiyelerimizin tek bir hatası vardır, o da kendi yöntemlerini kullanmak.


TİTANLARIN ÖFKESİ Tanrılar ve Titanlar arasındaki güç yarışı gittikçe kızışmaktadır. Tanrılar Zeus, Hades ve Poseidon, vahşi ve zalim Titan babaları Kronos’u yıllar önce Tartarus’un bekçiliğini yaptığı yer altına göndermişlerdi. Fakat şimdi Tanrılar Zeus’a karşı Kronos ile birleşerek onun yenilmez ve sonsuz güçlerine meydan okumaya hazırlanıyorlar... Perseus şimdi kendi oğlu Ares ve kardeşi yeraltı Tanrısı Hades’in kurduğu oyunla tuzağa düşen Zeus’u kurtarmak için yeniden sahnede...

BİR SES BÖLER GECEYİ Süha’nın arabasıyla bir köy mezarlığının duvarına çarpmasıyla başlar. Gök yarılmışçasına yağmur yağmaktadır, Süha gecenin içinden geçen bir tabut görür, frene basar… Gözlerini açtığında bir köy mezarlığındadır… Kendini mezar taşlarının arasında bulan Süha, boş bir mezardan geçmiş yaşamına doğru ilginç bir yolculuğa çıkacaktır.


Ceren Aksan’ı bu ay fotoğr afbölümümüzde konuk etsek de kendisi aynı zamanda hem oyuncu hem de bir müzisyen. Bizlerde bu keyifli röportajı sadece fotoğrafla sınırlamayalım, Ceren Aksan’ın başarıyla sürdürdüğü diğer projelerini de konuşalım istedik… Keyifli okumalar!

Röportaj: Merve Kara

CEREN AKSAN


TRENDröportaj

Fotoğrafçılık, oyunculuk, müzisyenlik hepsi bir arada çok keyifli ama yorucu olmalı... Hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz? Aslında ben de herkes gibiyim; diğer insanlar nasıl boş vakitlerinde sevdikleri şey olan playstation veya telefonlarında oyun oynuyorlarsa, ben de kendi keyif aldığım şeyler olan işlerimle oynuyorum. Benim tek farkım şu ki; ortada bir üretim olmadığı zaman geçirilen vakit, boşa geçiyormuş gibi geliyor bana ve bu yüzden oyun oynamak, dışarı çıkıp gezmek vs beni pek cezbetmiyor, onun yerine müzikal veya görsel bir şeyler üretiyor oluyorum. Dolu dolu bir kariyer var ortada ama bir de Ceren Aksan’ın ağzından dinlesek. Nasıl başladı hikaye? Kariyerimin asıl kaynağı yine az önce bahsettiğim çalışmaya olan düşkünlüğüm. Boş oturmayı ve boşa vakit geçirmeyi hayatımın hiç bir döneminde sevmedim. Bu sayede her boş anımı üreterek, bir şeyler yaparak değerlendirdim ve bugünlere de bu sayede geldim sanırım. Sanatla iç içe bir ailede büyümenin elbette büyük bir getirisi olmalı ancak sizin için artıları neler oldu? Ailem konusunda çok şanslıyım çünkü dünya görüşü çok zengin, sevgi dolu bir ailenin ve renkli bir çevrenin içinde büyüdüm. Bunun artıları saymakla bitmez. Anne ve babam, ikisi de içi zenginliklerle dolu ayrı birer dünyaydı benim için. Ailem ve çevremizden gördüğüm sevgi, saygı ve anne - babamın çevreleriyle olan arkadaşlık ve iş ilişkilerinden görerek edindiğim deneyimler beni hep bir adım önde başlattı hayata. Ailemin aşırı derece çalışkan olması; babamın işiyle 24 saat iç içe oluşu, işiyle tüm ilgili dallara ve teknolojiye olan merakı, insanlarla yürüttüğü güzel dostluklar, sıcak kanlı yapısı, yabancı dillere olan yeteneği, realist karakteri, annemin ise idealist olması, lider duruşu, hem ciddi hem çocuksu olabilen yapısı, bürokratik iş konuşmaları ve işlerine olan saygılarıyla bana çok iyi örnekler oldular. Anneannemin ise büyüleciyi dünya görüşünden; manevi zenginliğinden çok feyz aldım. Fotoğraf mı , oyunculuk mu, yoksa müzisyenlik mi desek hangisi daha ön planda ? Şöyle özetleyebilirim; fotoğraf ve müzik tam gaz devam ediyor, oyunculuk ise henüz ikinci viteste diyebilirim :) Üç alanda da çok başarılısınız. Bunun sırrı nedir? Dağılmıyor musunuz proje hazırlarken? Dağılmamak elde değil; zaman zaman, özellikle projelerin yaratım aşamasında tabii zorlanıyorum. Çünkü bir yandan fotoğraf çekimi hakkında bir proje için insanlarla ne yaparız - nasıl yaparız planları yaparken diğer yandan bir konser veya gösteri için tasarım ve araştırma aşamasında oluyoruz. Böyle zamanlarda haddinden fazla zorlandığımı hissediyorum ama bir işi hayata geçirirken (sahnede konser verirken veya bir fotoğraf çekimi yaparken) o an yaptığım işten başka hiçbir şey olmuyor aklımda ve ruhumda, hatta öyle ki; susadığımı, üşüdüğümü, acıktığımı, hatta varsa ağrılarımı bile hissetmiyorum. Konsantrasyonum olağanüstü bir boyuta çıkıyor ve bu çok zevkli bir durum :)) Önümüzdeki günlerde sizi hangi alanda göreceğiniz peki ? Var mı yeni proje?


Yeni projeler bizde bitmiyor. Benim için yenilikçi olmak ve güncel kalmak çok önemli bu yüzden her hafta yeni bir projemiz oluyor, önümüzde bir iş programı yoksa bile ‘daha ne yapabiliriz?’i sorguluyor ve bir şeyleri geliştiriyor oluyoruz. Ekibimle birlikte hep yenilikler ile ilgili plan, program ve üretim yapıyoruz. Bunların bazıları hayata geçiyor, bazıları geçemiyor. O yüzden dile getirmeyi pek sevmiyorum, en iyisi bunlar gerçekleştikçe görmeniz. Keman dersleri var bir de. Devam ediyor mu, özel olarak ders verdiğiniz bir yer var mı? Keman dersi veremiyorum maalesef. Çocuklarla vakit geçirmeyi, iletişimi ve onlarla bilgi alışverişi yapmayı çok sevsem de bu koşturmaca içerisinde vaktim kalmıyor. Ceren Aksan’ın fotoğraf, müzik ve oyunculuk alanında trend isimleri kimlerdir? Trend isim diye bir kavramım hiç olmadı, olamaz da. Ben insanları veya insanların kim olduklarını değil, yaptıkları işleri takip ederim. ‘Lafa bakılmaz, aynası iştir kişinin’ sözünü çok severim. Araştırmayı seviyorum; yeni fotoğraflar izlemeyi, müzikler dinlemeyi, bunları keşfetmeyi çok severim. Bu yüzden de hafızama kazınmış (hayranlıkla baktığım - dinlediğim) tonla müzikler, fotoğraflar, oyunculuklar, stiller vardır ama sahiplerinin isimlerini pek bilmem. Sorunuzu trend isimler değil de beğendiğiniz yapıtlar olarak sorsaydınız daha net cevaplar verebilirdim sanırım. :) Sizin gibi adeta on parmağına on marifet doldurmak isteyenlere önerileriniz, tavsiyeleriniz neler? Hayat, biz yakın birilerini kaybedene kadar farkına varamasak da; boşa harcanamayacak kadar değerli ve kısa. O yüzden üreterek, bu dünyaya bir faydanız olduğunu hissederek, bunun huzuruyla dolu dolu yaşayın, çünkü hepimiz bir gün öleceğiz. Son olarak biliyorsunuz kadınlar günü yaklaşıyor. Bir kadın olarak, kadınlar gününe ve kadına uygulanan şiddete yönelik iletmek istediğiniz mesajınızı alabilir miyiz? Kadınlara, erkeklere, çocuklara, hayvanlara, bitkilere, yaşlılara, engellilere... Aciz olan - olmayan her şeye yapılan şiddet; bilinçsizlik yani cahillik, ruhsal ve fizyolojik bir takım rahatsızlıklar ama en çok da SEVGİSİZLİKTEN kaynaklanıyor bence. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz :) Ben de size ilginiz için, okuyanlara da ayırdıkları zaman için çok teşekkür ederim.


TRENDfilm

Extremely Loud & Merhabalar. Öncelikle bunun ilk yazım olduğunu belirterek ve her ay rastgele film seçimi olacağına ve bu şekilde daha da ciddiyetsiz bir şekilde film eleştirisi yapacağıma, tam şu anda klavyeden çıkardığım seslerle başlamaktayım. Böylesi daha iyi değil mi? Korkmayın, gerçekten fena filmler değil.

Geçen gün izlediğim bir film olan Extremely Loud & Incredibly Close filmi bu ay tanıtacağım film olacak. İlk ay popüler “TREND” başlayayım dedim, dergi formatına uygun olarak. Fakat gitgide yeraltı sinemasının en derinliklerine doğru yol alırız, efenim nasıl söyleyeyim daha da keyif alırız. Öncelikle ilk aşamada klasikleşmiş merakı oluşturan şey hangi oyuncuların bu filmde oynadığıdır. Cevap hemen gelsin birbirinde ünlü aktörler olan 2 akademi ödüllü Tom Hanks (kendisi benim en sevdiğim aktörlerden biridir) ve Sandra

Bullock bu filmin tanınmış yüzleri ve başrol oyuncuları diyebiliriz. Thomas Horn ise bu filmle birlikte oyunculuk kariyerine başlamış “AMATÖR” aktörümüz J Film başladıktan sonra “AMATÖR” kısmında ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız. Duyguyu yansıtmayı başarmış bana sorarsanız bu filmde Thomas Horn isimli minik mucit,dedektif arkadaşımız. Filmin konusuna geçelim fakat SPOILER yapmamaya dikkat ederek tüm film zevkinizi kaçırmaktan ziyade filmdeki ufak ayrıntılar olsun, mesajı aktarış şekli olsun, onlara yoğunlaşacağım.


& Incredibly Close Öncelikle film Amerika halkının asla unutmayacağı bir olay olan 11 Eylül’den etkilenmiş bir çekirdek ailenin o kadar ölüm arasında, herkesin durumunu onların gözünden gördüğümüzde aslında çok fazla insanın ne kadar da etkilendiğini anlatmakta. Anlatması zor bir durum oldu, ama izleyince ne demek istediğimi anlayacağınıza eminim. Babasıyla neredeyse arkadaş gibi tüm zamanını eğlenerek, maceralar yaşayarak (New York’un 6. Şehrini bularak diyelim) geçiren bir çocuğun, babasının o gün sadece yanlış yerde ve yanlış zamanda bulunmasından dolayı ölümünden ne kadar etkilenip bunun onu nerelere götüreceği üzerine oldukça acıklı bir film denebilir. 1 yıl boyunca babasının odasına bile giremeyen Oskar Schell’in bir gün babasının gardrobuna girmesiyle belki de “son oyun” başlar. Bu onu olgunlaştıracak ve babasıyla son macerasını yaşayacağı olaylar bütünüdür. Film de tam olarak bize bunu anlatmaktadır. Filmde özellikle birçok güzel ayrıntı bulacaksınız. Güzel düşünülmüş, özellikle duygusal yönden yaralayıcı şeyler var olmakla birlikte her ne kadar tarzım olmasa da filmin başından sonuna oturduğum yerde üzgün üzgün surat ifadesiyle 2 saat geçirmek en azından bu filmi bu ay burada paylaşma ihtiyacı doğurttu. Filmin ismini

Oskar Schell’in yaşadığı kesinlikle define avı olmaktan biraz daha orjinalleştirilebilmiş “anahtar” ve “black” macerası sırasında psikolojik yapısından çıkarmamız mümkün. Dediğim gibi hayatınızın filmi olmasını beklediğim bir film ya da çığlık atarak “İZLEYİN!!” diyeceğim bir film değil ama artık American Dreaming’in cılkının çıktığı Hollywood sinemasından son yıllarda çıkmış en azından değişik bir konu ve tarza sahip bir film olduğunu söyleyebilirim. Biraz Hugo’ya benzettim bile denebilir. Küçük Çocuk-Macera eşleşmesi beni bu duruma bu kadar basit bakmaya itmemiştir umarım :) Kendimle çelişmeyi pek sevmem. Durun 2 tane de film ismi satırı ekleyeyim. Bittikten sonra bu film belki buradan tavsiyeme uyarak, güzel bir zaman değerlendirme şekli olan film izleme eylemini yapabilirsiniz. 1-City of God (Bir tane klasiklerden) 2-Biutiful (“Değerini bilmek” adı altında) Ben artık hafiften kaçayım. Hasta luego!

Hazırlayan: Köksal İçöz


TRENDröportaj

UĞUR ÇAVUŞOĞLU Röportaj: Hazal

Turhan

Sinema, televizyon ve tiyatro. Adeta oyunculuğa adanmış bir hayat. Peki sizin için neden oyunculuk? 1. Teşekkür ederim. Sanırım bunu her göz göremez, her akıl algılayamaz. Oyunculuk sanatını o kadar çok önemsiyorum ki, bir nevi bilim dalı gibi yaklaşıyorum. Nasıl bir bilimsel araştırma uzun yıllar sürerse, acımasız eleştirilerin, yoğun deneylerin süzgecinden geçip kabul görürse, benim içinde oyunculuk sanatı öyledir. Yeteneği toprağa benzetirim. Herkeste doğuştan bir avuç toprak vardır, ama ona iyi bakmaz, gerektiği gibi çalışmazsanız verim alamazsınız. Sanatın birçok dalında olduğu gibi oyunculuk da kişinin iç yolculuğunu derinleştirir. Bu yolculuk size bütün bilimlerin, dünya edebiyatının, bütün sanatların, yeryüzünde ki tüm kültürlerin, yani evrenin kapısını aralar. Kendinizle ve çevrenizle gerçekten tanışma olanağı sağlar. Dolayısıyla insanoğlunun en büyük buluşlarından biridir. İlk “oyuncu”nun adını biliyor muydunuz?. Hemşerimizdir kendisi, Anadolu’da yaşamıştır. Antik Yunanlı Tespis. 2.Bir çok oyun sergilenmekte. Fakat “Gizler Çarşısı”gibi ve özellikle “Fosforlu Cevriye”nin seyircilerdeki yeri ayrı. Dile kolay 4. Sezonunu oynuyor. Bu gibi projeleri farklılaştıran sizce nedir? Fosforlu Cevriye, tiyatromuzun duayenleri Gülriz Sururi ve Engin Cezar tarafından yaratıldığı için zaten başarılı olmak durumundaydı, aksi olması mümkün değildi. Genç ama yetenekli bir kadroyla oynuyoruz. Ayrıca öykü son derece hassas ve gerçekçi. Önemli bir noktaya işaret ediyor. Seyircimiz sahip çıktı. Gizler Çarşısı ise, arzularımız ve hırslarımız karşısında gönlümüze dar gelen bu dünyayı anlatıyor. Farklı bir kurgusu var. Birtakım semboller üstünden yürüyen hikaye hep gerçeği açığa çıkartıyor. Açıkçası çok zorlandığım bir oyun. Ama bayılıyorum “Beşikçi” karakterinin yolculuğuna. Oynarken müthiş dersler alıp, müthiş dersler veriyorum. Turgay Nar yazdı, Laçin Ceylan sahneye koydu. Nezih Işıtan, Ali Hakan Beşen ve tüm diğer arkadaşlar hikayeyi sürüklüyoruz. Kendimize ait bir seyirci kitlesi oluşturduk. 3.Şu sıra sizi “Umutsuz Ev Kadınları” kadrosunda görüyoruz. Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Henüz proje aşamasındayken ana kastta ki bir rol için yapımcı şirketle görüşmeler yaptık. Benim oyunlarım olduğundan ve daha başka sebeplerden uzlaşmaya varamadık. Fakat daha sonra şirket bana “ Kadir “ karakteri için geri döndü. Senaryoyu çok beğenmiştim ve MED yapım çalışmak istediğim bir şirketti. Oyunlarımı aksatmayacağını düşünerek misafir oyuncu olarak bu rolü kabul ettim. Başlangıcım apar topar ve hazırlıksız oldu. İzlerken kendimi çok beğenmedim. Ama ilerleyen bölümlerde karakter ana hatlarıyla çıkmaya başladı. 4.Ve “Eşruhumun Eşzamanı”. Film sonrası tepkiler nasıl? Siz filmi nasıl buldunuz? Çok daha iyi gişe yapmasını beklediğimiz bir filmdi. Aynı anda vizyona giren birçok filmi de geride bıraktı. Süreç içerisinde gerektiği yeri bulacaktır. Ben çok iyi eleştiriler aldım. İçinde olmaktan her zaman mutluluk duyacağım bir yapım oldu.


5.Son zamanlarda, dizilerin de popülerliğinin artmasıyla, tiyatroya ve tiyatrocuya gerekli özenin gösterilipgösterilmediği tartışılmakta. Hem bir dizi oyuncusu hem de bir tiyatrocu olarak sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Oyunculuk kültürünü ancak tiyatroda edinmek mümkün. Bu kültürü edinmiş oyuncuların farklılığı ve onlarla çalışmanın kolaylığı gün geçtikçe daha da belirginleşiyor. Fakat tiyatro okullarında da kamera karşısında oyunculuk eğitimi verilmeli, tiyatro okulları eski konservatif yapılarından artık kurtulmalı. 6.Dönüp baktığımızda, oyunculuk hayatınız boyunca birbirinden uç noktalardaki bir çok karaktere hayat verdiğinizi görüyoruz. Bir de gerçek hayattaki Uğur Çavuşoğlu, zaman zaman oyunculuğun şizofrenik yanını hissettiğiniz oluyor mu?:) Bu nedenle bu yolculuğa çıkan insanların mutlaka oyunculuk eğitimi almaları ve her anlamda kendilerini çok iyi eğitmeleri gerekiyor. Bana ait parçacıkları, karakterleri yaratırken kullanıyorum tabi ki . Ya da bazı karakterlerden birçok şey öğreniyorum. İç içe geçiyoruz. Ama profesyonelce. Algılarımız ve aklımız her zaman açık olmalıdır. Bizler oynarken gerçek değiliz. Gerçeğin gölgesiyiz. 7.Sahnede “ Asla unutamam” dediğiniz bir anınız var mı? :) Ağrı’da turnedeydik. Salon tamamen dolu. Bilgesu Erenus’un “Misafir” oyununu oynuyoruz. “Çaat!” diye bir ses geldi. Seyirciler benim kafamın üstüne doğru bakıyorlar ve “Ay, aman allahım!” filan gibi sesler. Ben o an oynadığım için kafamı kaldırıp yukarı bakamadım, ama gayri ihtiyari geriye doğru bir yarım adım attım, perdeyi tutan kalın demir konstrüksiyon yüzümü sıyırıp önüme düştü… Seyircilerim beni uyarmasaydı, belki de şimdi bu satırları yazamıyor olacaktımJ 8.Yolda bizi bekleyen yeni projeleriniz var mı? Birkaç saat önce harika bir film senaryosu okudum, çok heyecanlandım…Mart on beş gibi başlamayı düşünüyor yapım şirketi. Umarım ben de bu güzel hikayedeki karakterlerden birini yaratma şansı yakalarım. 9.Oyunculuğa yeni adım atan genç arkadaşlarımıza önereceğiniz olmazsa olmaz kural nedir? Mutlaka tiyatronun mutfağından geçmelerini öneririm. Oyunculuk tüm sanat disiplinlerini kapsadığı için, herkesten ve her şeyden öğrenecek şeylerimiz vardır. On parmakta on marifet geliştirmelerini beklerim. 10.Ve son olarak, “Kadına Yönelik Şiddet”. Uzun zamandır göz önünde olan ve neredeyse legal hale gelmiş büyük ayıplardan biri. Peki sizce bu büyük sorunun kaynağı nedir? Eğitim…Siyah, beyaz, Avrupalı, Asyalı, Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Türk, Kürt, Yunanlı, Bulgar ve daha birçok ayrımı yapan, bunu savaş sebebi olarak öne süren dünya düzeni ve zihniyeti var oldukça, erkeği, varlık sebebinin kadın olduğunu anlayacağı bir bilinç düzeyinde göremeyeceğiz. Çünkü hepimiz ayrımcılığı öngören bir eğitimin ürünüyüz.

TREND 5 En son aldığınız albüm: Cake(Showroom-Commpassion) En son gittiğiniz konser: Cigan Orchestra (Budapest-Hungary) En sevdiğiniz mekan: Olympos En büyük korkunuz: Sevdiklerimi kaybetmek Son zamanlarda en çok dinlediğiniz şarkı: ZaZ tüm albüm


TRENDmoda

başları-mecburen-incelediğimde bu tasarımların ustalarının ruh hallerini yansıttığını ve pek çok Bu ay yaptıkları işlerle, dahil oldukları başarılı olgudan ilham aldıklarını düşünürüm ya da projelerle gündem yaratan ve adından sıkça olamadıkları kadınları yaratmaya çalıştıklarını. bahsettiren isimlere kulak vererek başarılarının “The September Issue” belgeselinde Anna’nın sırlarını keşfediyoruz. Keyifli okumalar! YSL ofisine gittiği sahneyi aklınıza getirmeye *ASLIHAN GÜNDÜZ çalışın hemen. Stefano Pilati’nin kışları renkli Aslıhan; 2008 yılında anneyiz.biz dergisinde bir şeyler yapmak istemediğini hatırlayabildiniz başladığı kariyerini, 2009’dan beri editör olarak mi? Ruh halinin tasarımla flört etmesi sanırım çalıştığı Anne Bebek dergisinde başarıyla beni gerçekten mutlu edebiliyor ve özellikle bazı sürdürüyor ve bunun dışında bazı dergi ve tasarımcılarda buna rastlayabildiğimde o kolekgazeteler için de yazıyor. siyonlarda “umduğumu bulabiliyorum.” Marc Onu ilk kez blogundan keşfettim ve sanırım da sanırım bu huyumu biliyor olacak ki(?!), keşfettiğim an blogunun sıkı takipçisi olmaya tasarımlarını hazırlarken ruh haliyle flört edebilibaşladım. Yazılarını bu kadar çok sevmemin yor ve pek çok olgudan ilham alabiliyor! sebebi bilgisini yazıya aktarmadaki başarısı ve Şimdi podyum görsellerine dikkat kesilelim! tıpkı benim gibi samimi bir dil kullanmasıydı. Farklı formlardaki paltoları oldukça şık, hatta DiAyrıca şunu da söylemeden edemeyeceğim: dem Antebi’nin blogunda yazdığı gibi şapkalarda Pek çok konu hakkında yazabilmesi(moda, John Galliono esintileri apaçık görünüyor. sağlık, dekorasyon vs.) ve alanında yıldız isimKullanılan desenlere, deri detayına ve tasarımların lerle yaptığı röportajlarla çok daha iyi yerlere formlarına bayılsam da Marc’a Anna Wintour’un geleceğine o kadar eminim ki! Stefano’ya sorduğu gibi “İçinden renkli bir şey Şimdi gelin, blogundan bahsedelim. Aslıhan yapmak gelmedi mi?” diye de sormak istiyorum. blogunda sadece yazdığı dergilerdeki işlerini ( FOTOĞRAFLAR: DİDEM ANTEBİ’NİN BLOpaylaşmıyor; oldukça başarılı denemelerine ve GUNDAN ) kendisiyle yapılan röportajlara da yer veriyor. *ALEXA CHUNG Aslıhan’ın çok hayali var ve umarım bu hayalAlexa! Bu kadar başarılı, güzel ve çok yönlü lerini gerçekleştirebilir. Umarım onu ileride olmanın sırlarını Trend Türkiye okurlarıyla yapacağı çocuk programından severek takip eder paylaşsa neler derdi, hiç tahmin edemiyorum; ve yazacağı kitabı da keyifle okurum! Yolu açık ancak umarım yakın bir gelecekte onla röportaj ve mutluluk dolu olsun! yapma olanağı bulabilirim! Blog’ununadresi: www.aslihangunduz.blogspot. Her neyse, amacım tabii ki bir “wish list” com. Ziyaret edin! hazırlamak değil. Sadece Alexa’nın çok *MARC JACOBS yönlülüğünden konuşmak istiyorum sizle. En son Marc Jacobs hakkında yazılacak ve söylenecek Vero Moda için gayet giyilebilir ve kendi stilinpek çok şey var. Nereden başlayacağınızı bir den ilham alan bir koleksiyon hazırlamış. Bütün türlü kestiremiyorsunuz. Ben de onu yazmaya görselleri inceledim, dikiş konusunda tabii ki bilir karar verdikten sonra yapacağım ilk adımın kişi olduğumu düşünmüyorum; ancak kıyafetler onu araştırmak olduğunu düşünerek, kendisini gerçekten hatasız görünüyor ve yapılan kombinGoogle’ladım. Sonuçlar mı? Style.com’un onun leri de çok beğendim. koleksiyonu hakkında yazdığı şahane bir güAlexa’nın tasarım konusundaki başarısı zelleme, kendi parfümü Bang için soyunduğu tartışılmaz; ancak sanırım yazı konusunda daha fotoğraf karesi, makyajlı hali, sevgilisiyle olan yetenekli. Vogue British için yazdığı yazılarda göözel fotoğrafları ve unutmadan etek giydiği zlem gücünü ve kelimelerle oyun oynayabilmesini zaman çekilen bir fotoğraf! Uzun lafın kısası, çok sevdim, zira Vogue British’in “moda okulu” MJ her haliyle yakışıklı, her haliyle cüretkar ve kimliğine çok da yakışıyor. tasarımları her zaman arzu nesnesi! Yeni projelerini merakla bekliyorum sevgili AlSöz konusu tasarım olunca, akla ilk geexa. Doğru markalarla doğru iş birlikleri yaptığın len “ilham”oluyor. Catwalk görsellerini sezon sürece istesen de başarısız olma gibi bir şansın da

TREND RAPORU


yok zaten! (FOTOĞRAFLAR: www.rebeltakipte.blogspot.com ) *NARAMAXX Şehirli kadının en büyük dertlerinden biri de “stil sahibi olmak”. Bundan olacak ki, pek çok kadının gardırobunun demirbaşlarını oluşturan parçaların ortak bir özelliği var: Hem rahat, hem de “her zaman mükemmel” kıyafetler. Hazırlayan: Buğra Levent NaraMaxx da her daim kendini yenileyebilen kadınlar yaratan ve en önemlisi alışveriş yaparken bilinçli bir tüketici olmayı bizlere öğreten bir marka ve bundan dolayı bu ay radarıma takıldı. İlkbaharyaz koleksiyonunda parlak renkler, hafif kumaşlar, sade kesimli kapri ve şortlar, doğanın renkleriyle bütünleşen desenli elbise ve tunikler dikkati çekiyor. Koleksiyonun görsellerine göz atmadan, alışverişe çıkmayın derim. İndirim ve yeni sezon haberlerini takip etmek isterseniz: www.facebook.com/pages/NaraMaxx http://www.facebook.com/pages/NaraMaxx www.naramaxx.com twitter@naramaxx

*MORTAKI www.mortaki.com, modern çizgisiyle, sadeliğin görkemini ve ihtişamın zarafetiyle gerçekten ayrıcalıklı bir konuma gelebilmeyi başardı ve Kadınlar Günü sebebiyle hediye alacaklar için müthiş bir alternatif. Tasarıma bakış açısıyla ve kadınların bilge yanını anlatan ilginç takılarıyla her kuşaktan kadına hitap edebilmesi de en önemli özelliği diyebilirim. Takip edin!


TrendTurkiyeMart  

www.trendturkiye.net