Issuu on Google+

seçİm bİldİrgesİ Avrupa’da sosyal hizmetlerin tasfiyesine ve işsizliğe karşı sosyalist bir program F

ederal parlamento seçimleri, dünya kapitalizminin 1930’lardan bu yana yaşadığı en derin krizinin ortasında gerçekleşiyor. Avrupa, şiddetli sınıf mücadelelerinin öngünündedir. O, Berlin Duvarı ve “Demir Perde” döneminden daha derin bir şekilde bölünmüştür. Kıtanın bir ucundan diğerine, zenginler ile yoksullar arasında sürekli derinleşen bir uçurum uzanmaktadır. Bir azınlık pervasız bir zenginlik içinde yaşar ve kendi dayatmalarını topluma zorla kabul ettirirken, geçimlerini sağlayamayan, kiralarını ya da eğitim masraflarını karşılayamayan insanların sayısı hergün artıyor. Mali aristokrasi, beş yıl önce, dünya ekonomisini canice spekülatif işlemlerle çöküşün eşiğine getirmişti. Avrupalı hükümetler, bunun üzerine, vergi mükelleflerinden toplanmış 1,6 milyar avro tutarında parayı çöken bankaları kurtarmaya yatırdılar. Şimdi bu paralar, sosyal hizmetlerde, eğitimde, emeklilikte ve sağlıkta yapılan kesintiler yoluyla yeniden halktan çıkartılıyor. Angela Merkel hükümeti, bu süreçte öncü rolü oynamaktadır. O, sanki 1933’teki felaket hiç yaşanmamış gibi, tüm Avrupa’da, milyonları işsizliğe ve yoksulluğa sürükleyen pervasız bir kemer sıkma politikası sürdürmektedir. Merkel hükümeti, sermaye akışını Almanya’ya yönlendirmek, Avrupa’nın güçsüz ülkelerini yağmalamak ve onlara egemen olmak için Avrupa Birliği’nden ve avrodan yararlanmaktadır. O, kendini beğenmiş bir tavırla, ulusal rekabetleri ve çatışmaları alevlendiriyor. Avrupa’daki hükümetler yalnızca bir konuda; krizin faturasını çalışanlara çıkartmak gerektiği konusunda hemfikirler. Avrupa Birliği, şimdi gerçek yüzünü gösteriyor. O, “Avrupa’nın birliği”ni değil; mali sermayenin Avrupa üzerindeki diktatörlüğünü cisimleştirmektedir. Brüksel’den ve Berlin’den gelen talimatlar sosyal güvenlik sisteminlerini tahrip ediyor, hak ettikleri emeklilik maaşı ile yaşayan milyonlarca emekliyi ve çok sayıda aileyi sefalete sürüklüyor. Avrupalı seçkinlerin ilan ettikleri hedef, rekabet edebilirlik uğ-

Sosyalist Eşitlik Partisi, 22 Eylül 2013’te yapılacak federal parlamento seçimlerine kendi adaylarıyla katılıyor. Amacımız, Almanya’daki ve tüm Avrupa’daki işçileri ve gençliği, sosyal hizmetlerin tasfiyesine, işsizliğe ve militarizme karşı; demokratik hakların savunusu için birleştirmektir. Seçim kampanyamız, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin devrimci sosyalist işçi partilerini inşa etme yönünde dünya çapında sürdürdüğü kampanyanın bir parçasıdır. runa tüm Avrupa’da “Çin’deki koşulları” yaratmaktır. Yunanistan, Avrupa Birliği’nin geleceğini göstermektedir. Üç yıl içinde uygulanan beş kemer sıkma paketi, bu ülkedeki işsizlikte patlama yarattı. Ücretler ve emekli maaşları ortalama yüzde 40 azaltıldı; sağlık ve eğitim sistemleri çöktü; yoksulluk, açlık ve evsizlik yaygınlaştı. Bu arada, Avrupa Birliği’nde, 26 milyon insan işsiz durumda. İspanya’da ve Yunanistan’da, yaklaşık her üç yetişkinden biri ve gençlerin üçte ikisi bir işten yoksun. Almanya’da, resmi işsizlik oranı yalnızca yüzde 7 ama 42 milyon çalışandan yalnızca 29 milyonu sosyal sigorta yükümlülüğüne sahip işyerlerinde istihdam ediliyor. Geri kalanlar, son derece ağır çalışma koşullarında çalıştırılıyor; 4 milyon insan saatte 7 avrodan az kazanıyor. Toplumun diğer ucunda, mali aristokrasi, krizden zenginleşiyor. Hisse senedi fiyatları rekor düzeylere ulaşıyor. Bu arada, Almanya’da yaşayanların en zengin yüzde 10’u, toplam net parasal gelirlerin üçte birinden fazlasına; yani yüzde 90’lık kesimin toplam gelirinden fazlasına sahip. Bir Alman anonim şirketinin yönetim kurulu üyesi, bir işçiden 200 kat fazla para kazanıyor ki bu, 25 yıl öncesine göre on kat artış demektir. Borçlu ülkelere ayrılmış olan kurtarma paraları da mali aristokrasinin kasasına gitmektedir. Bu yolla, Yunanistan’a akıtılan 188 milyar avroluk yardım kredisinin yalnızca 5 milyarı Yunan bütçesine gitmiş; geri kalan para bankalara, serbest yatırım fonlarına ve diğer özel alacaklılara akıtılmıştır. Avrupa’nın her yerinde toplumsal gerilimler artıyor. Hoşnutsuzluk, öfke ve kızgınlık büyüyor. Sonu gelmeyen toplumsal saldı-

rılar karşısında, toplumun geniş kesimleri, kapitalizmin ekonomik işlevselliğine ve ahlaki haklılığına olan güvenlerini yitiriyor. Burjuva medyası, sık sık, Avrupa’nın “alevler içinde” kalmasına daha ne kadar kaldığı üzerine tartışıyor. İşçilerin, gençliğin, işsizlerin ve emeklilerin çıkarları, Avrupa’nın resmi siyaset yaşamı içinde karşılık bulmuyor. Ama bu siyasi görünümün altında güçlü bir toplumsal fırtına mayalanıyor. Partiler, buna tepki olarak birbirlerine daha fazla yakınlaşıyor. Kendilerini ister tutucu, ister liberal, sosyal demokrat, yeşil ya da sol olarak adlandırsınlar, bütün düzen partileri, AB’nin tasarruf talimatlarını desteklemekte ya da ona yönelik muhalefeti sağcı, şovenist kanallara akıtmaya çalışmaktadırlar.

Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri PSG’nin seçim kampanyası, Berlin’den ve Brüksel’den gelen kemer sıkma talimatlarına karşı yayılan muhalefete bir ses ve siyasi yönelim sunmaktadır. Parlamento seçimlerine katılan partiler içinde, yalnızca biz, hem Avrupa Birliği’ni hem de her türden ulusalcılığı uzlaşmaz şekilde reddediyoruz. Bizim hedefimiz, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’dir. İşçi sınıfı, kendi çıkarlarını yalnızca Avrupa’nın sosyalist temelde birliği yoluyla gerçekleştirebilir; Avrupa’nın yeniden ulusalcılığa ve savaşa sürüklenmesini önleyebilir; kıtanın zenginliğini ve üretici güçlerini bütün toplumun yararına kullanıp geliştirebilir. Ekonomik ve toplumsal krizin nedeni, kapitalist sistemin küresel başarısızlığıdır. Kapitalizm reformdan geçirilemez. Krizi aşma ve acil toplumsal sorunları çözme yönündeki bütün çabalar, üretim araçlarının özel mülkiyeti, ulus devlet sisteminin krizi, kapitalist piyasanın anarşisi, kar sis-


adaylarımız ulrİcH rİPPErT (62) PSG’nin başkanı ve başbakan adayıdır. rippert, PSG’nin önceli Sosyalist İşçiler Birliği’nin (BSA) kurucu üyesi ve 40 yıldan uzun süredir Troçkist hareket içinde aktif faaliyet sürdürmektedir. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin uluslararası yayın kurulunun üyesidir; daha önce, çok sayıda seçimde Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aday olmuştur. rippert iki çocuk babası olan rippert, Berlin’de yaşıyor ve Federal Parlamento seçimlerine Berlin’den den katılıyor.

Christoph Vandreier (32) psG’nin başkan yardımcısı. dünya sosyalist Web sitesi’nin (WsWs) yayın kurulunda çalışıyor. ağırlıklı çalışma alanı doğu ve Güneydoğu avrupa’dır. Vandreier genç yaşta troçkist harekete katıldı ve uzun süre almanya’daki toplumsal eşitlik için Uluslararası Gençlik Öğrenciler’e (IYsse) önderlik etti. Vandreier Berlin’de yaşıyor ve yıllardır, Berliner droganhilfe’de psikolog olarak çalışıyor. Federal parlamento seçimlerine Berlin eyalet listesinden aday oldu.

sUsanne salamah (55) psG’nin yönetim kurulu üyesi ve memur olarak çalışıyor. troçkist harekete 2000 yılında katılmış olan salamah, psG’nin Berlin eyalet örgütünde önder bir rol oynuyor. Berlin eyalet politikası konusunda WsWs’ye düzenli olarak yazılar yazan salamah iki çocuk annesi ve Berlin’de yaşıyor. salamah, Federal parlamento seçimlerine Berlin eyalet listesinden adayımız.

2

teminin ekonomik gerekleri ve egemen sınıfların dizginsiz hırsı karşısında başarısızlığa uğramaktadır. Mali oligarşinin egemenliği ortadan kaldırılmadan, tek bir toplumsal sorun bile çözülemez. Bu yüzden, büyük şirketler ve bankalar toplumsallaştırılmalıdır. Onlar, özel mülkiyet altında, kendi hissedarlarının ve sahiplerinin kar taleplerine hizmet ederler. Büyük şirketler ve bankalar, toplumsal mülkiyet ve demokratik denetim altında, güvenceli işyerleri, eğitim, kültür, sağlık ve yaşlılık bakımı ile sosyal güvenlik gibi gereksinimlerin karşılanmasında kullanılabileceklerdir. Biz, bu sosyalist programı gerçekleştirmek için, Avrupa işçi sınıfının bütün ulusal, etnik ve başka sınırların ve ayrımların ötesinde birliği için mücadele ediyoruz. Biz, aynı zamanda, Doğu Avrupa’dan, Türkiye’den, Kuzey Afrika’dan ve çok sayıda başka ülkeden gelip Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmenle özel olarak ilgileniyoruz. İşçi sınıfı, toplumsal karşı-devrime karşı mücadele etmek için, birleşmek zorundadır. O, bölünmemesi durumunda, altedilemez bir güçtür. Seçim kampanyamızda, Dördüncü Enternasyonal’in uluslararası Komitesi’nin diğer şubeleriyle sıkı sıkıya birlikte çalışıyoruz. Biz, programımızı diğer Avrupa ülkelerinde de tanıtacağız. Sosyalist bir program, mevcut kurumların, hükümetlerin ve partilerin katkısıyla gerçekleştirilemez. O, işçi sınıfının siyasi gelişmelere aktif müdahalesini ve işçi sınıfına -yani nüfusun büyük kesimine- yaslanan işçi iktidarlarının kurulmasını gerektirir. PSG’nin programı, işçilerin ve gençliğin gereksinimlerine büyük önem verir ve onları sosyalist devrim programıyla bağlantılandırır. İş, eğitim, sağlık hizmetleri, ucuz yaşam alanları ve insana yaraşır bir yaşlılık, kar sunağına kurban edilmesine izin verilemeyecek temel haklardır. Biz, işçilerin güvenini ve bağımsızlığını arttırmaya hizmet eden bütün protestoları ve mücadeleleri destekliyoruz. Ama bunların, kapitalizmi savunan ve gerçek mücadeleyi sabote eden sendikalardan ve diğer örgütlerden bağımsız olmaları gerekir. Sendikalar, uzunca süredir, işçilerin çıkarlarını temsil etmeyen; onlara karşı olan bürokratik aygıtlar haline gelmiştir. Onların görevlileri, işçileri yıldırmaları ve bastırmaları karşılığında, eş-yöneticiler olarak yüklü maaşlar alıyorlar. uzun süredir, sendikaların ve onların işyeri görevlilerinin imzasını taşımayan tek bir işten çıkartma, ücret kesintisi ve işyeri kapatma yaşanmamıştır. Bochum’daki Opel Fabrikası’nın kapatılması, IG-Metal’in ve onun işyeri konseyinin tam

desteğiyle, bu şekilde gerçekleşti. Biz, işyerlerinde ve mahallelerde, işyeri kapatmalarına, işten çıkarmalara ve sosyal hizmetlerin tasfiyesine karşı direnişi örgütleyecek; diğer kentlerden, eyaletlerden ve ülkelerden işçilerle sıkı ilişki kuracak eylem komitelerinin kurulmasını savunuyoruz.

Diktatörlüğe ve savaşa karşı Savaşa karşı mücadele ve demokratik hakların savunusu, PSG’nin programında merkezi bir yer tutmaktadır. Egemen sınıf, 80 yıl önce olduğu gibi, toplumsal krizin ciddileşmesine, devlet aygıtını silahlandırmayla ve artan militarizmle yanıt veriyor. Demokratik seçimler, içi boş bir ambalaj haline getirilmiş durumda. İktidarların politikaları, seçmenlerin kararından bağımsız bir şekilde, mali piyasalar eliyle belirlenmektedir. Bütün Avrupa’da, devlet aygıtı, toplumsal direnişi bastırmak için yeniden silahlandırılıyor. Almanya’da, Anayasa Mahkemesi, polis ile istihbarat örgütleri arasındaki ayrılığı kaldırmış ve ordunun içeride savaş konumu almasını meşrulaştırmış durumda. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından İç Güvenlik Bakanlığı ile birlikte devasa bir gözleme ve polis aygıtı inşa etmiş olan ABD, model işlevi görmektedir. Avrupalı büyük devletler, ekonomik krize, etki alanları, pazarlar ve hammadde kaynakları üzerine saldırgan bir mücadeleye girişerek tepki gösteriyorlar. Fransa, asıl olarak Çin’in artan etkisine karşı yeni bir “Afrika seferi”nde başı çekiyor. O, libya savaşında başı çekmişti ve şimdi Mali’de kendi birlikleriyle egemen oldu. Almanya, giderek artan bir saldırganlıkla, bu emperyalist savaşlara dahil olmuş durumda. Alman ordusu, Alman emperyalizminin hedeflerine askeri yollarla ulaşması için,10’dan fazla uluslararası savaş alanında aktif durumda. Onun öncelikli güvenlik çıkarları, “serbest ticaret yolları” ve “hammaddelere güvenli ulaşım”dır. Bu, resmi savunma politikası yönergesinde “yeraltı zenginliklerine ve piyasalara ulaşım ile bu zenginliklerin işletilmesinin ve piyasaya sürümünün güvenliği” olarak adlandırılıyor. Almanya, ABD ile rusya’nın ardından, dünyanın en büyük üçüncü silah ihracatçısıdır. Avrupalı büyük devletler, kendilerini, ekonomik güçsüzlüğünü devasa askeri aygıtını devreye sokarak dengeleyen ve içerideki patlayıcı toplumsal gerilimleri dış düşmanlara yönlendiren Amerikan emperyalizmine göre yönlendiriyorlar. ABD ile onun müttefikleri, yalnızca yüzyılın başlangıcından bu yana, Afganistan’da, Irak’ta ve libya’da, insanlar ve toplum üzerinde yıkıcı sonuçları olan üç büyük savaş gerçekleştirdi. Onlar,


İran’ın müttefiki devlet başkanı Hafız Esad yönetimini devirmek için, Suriye’de mezhepsel bir iç savaşı alevlendirdiler. Onlar, Suriye’de, daha önce “terörle mücadele”de bahane olarak kullanmış oldukları İslamcı güçleri destekliyor ve silahlandırıyorlar. ABD, Ortadoğu’da yeni bir kan banyosunu hazırlarken, Çin’in yükselişini sınırlamak için, askeri gücünün ağırlık noktasını AsyaPasifik bölgesine kaydırıyor. ABD, Başkan Obama tarafından ilan edilmiş olan “Asya’ya dönüş” çerçevesinde, ekonomi alanındaki en önemli rakibini sistematik olarak kuşatıyor, bölgesel müttefiklerini silahlandırıyor ve Güney Çin Denizi’nde bölgesel çatışmaları alevlendiriyor. Bu gelişmelerin mantıksal sonucu, tüm insan uygarlığının geleceğini tehdit eden nükleer bir savaştır. Avustralya Stratejik Politikalar Enstitüsü’nün (ASPI) bir araştırması, bunu, “Pentagon, ‘akla hayale gelmeyen’, Çin’e karşı zafer kazanacağı bir savaş için bir askeri strateji üzerinde düşünmeye başladı” diyerek ifade ediyor. Bir üçüncü dünya savaşı tehlikesi, emperyalist hükümetlere yapılan pasifist çağrılar yoluyla engellenemez. Emperyalist savaşa karşı mücadele, kopmaz biçimde, onun kaynağı olan kapitalizme karşı mücadeledeye bağlıdır. PSG ve Dördüncü Enternasyonal’in uluslararası Komitesi, uluslararası işçi sınıfını artan savaş tehlikesine karşı birleştirme mücadelesi vermektedir. Biz, artan savaş tehlikesine; Ortadoğu’daki, Afrika’daki ve Asya-Pasifik bölgesindeki emperyalist savaşlara sistematik olarak karşı çıkan tek siyasi gücüz. Bizim Avustralya şubemiz Sosyalist Eşitlik Partisi, bu konuyu seçim kampanyasının merkezine yerleştirmiş durumda. Militarizm ve silahlanma, işçi sınıfı ve halkın geniş kesimleri tarafından reddedilmektedir. Ama bu reddediş, aynı sosyal hizmetlerin tasfiyesine karşı muhalefet konusunda olduğu gibi, resmi siyaset içinde ifadesini bulmamaktadır. 2003’teki Irak savaşına karşı gösterileri henüz desteklemekte olan Sol Parti ve sahte-sol gruplar, bugün, Suriye’ye karşı bir savaşın en saldırgan yandaşları arasında yer alıyorlar. Pasifistler, sendikalar ve SPD’nin büyük kesimi, Birinci Dünya Savaşı’nın öngününde Alman emperyalizminin kampına geçmişti; bugün, Sol Parti ve onun sahte-solcu uyduları aynı yolda yürüyorlar.

Yeni bir işçi partisinin inşası Sosyalist Eşitlik Partisi’nin seçim kampanyasının merkezinde, yeni bir işçi partisinin inşası yer almaktadır. Bir zamanlar işçilerin çıkarlarını temsil ettiklerini ileri süren bütün partiler, bir bütün olarak egemen sınıfın kampına geçmiş durumda. SPD, bu yıl 150. kuruluş yıldönümün�� kut-

luyor. O, bu kutlamayı bir yıl ertelemeli ve Birinci Dünya Savaşı’na verdiği onayın 100. yıldönümünü kutlamalı. Bu, onun günümüzdeki politikasına daha uygundur. İşçi sınıfı içinde Marksist bir kitle partisini inşa etmiş olan August Bebel’in ve Wilhelm liebknecht’in geleneği ile Sigmar Gabriel ve Peer Steinbrück arasında ortak hiçbir şey yoktur. Bebel, işçi sınıfının eğitilip toplumun egemeni konumuna gelebileceğinden emin iken, Gabriel, onun sonsuza kadar aptal yerine konulup satılabileceğine inanmaktadır. SPD, Hartz IV ve Gündem 2010 ile, bütünüyle mali sermayenin kampında yer aldığını kanıtlamıştır. Ekonominin küreselleşmesi, SPD’nin savaş sonrası dönemdeki ekonomik büyüme sürecinde geçici olarak yeniden etkili olmasına yardımcı olan sosyal reform programının altını oymuştur. Onun diğer burjuva partilerinden hiçbir farkı kalmamıştır. Yeşiller, 1968’in protesto kuşağının aynadaki görüntüsüdür. Onlar gençler olarak babalarına isyan etmiş ve bireyin -işçi sınıfını da dahil ettikleri- burjuva toplumunun zorlamalarından özgürleşmesi peşinde koşmuşlardı. Bunu kariyer, toplumsal konumun yükselmesi ve sürekli bir sağa kayış izledi. Yeşiller, 1998’de federal hükümete katılmalarıyla birlikte, pasifizme ve toplumsal dogmalarına veda ettiler. Bugün onlar, FDP’den (Hür Demokrat Parti), yalnızca yaşam tarzı konusunda ayrışmaktadır. Onların üyelerinin ortalama gelirleri, parlamentoda temsil edilen bütün partilerinkinden yüksektir. Onlar, kemer sıkma önlemlerini ve militarizmi destekliyor; Merkel hükümetini, libya savaşına katılmadığı için, sağdan eleştiriyorlar. Bütün burjuva partilerin en sefili Sol Parti’dir. Onun adından başka hiçbir şeyi sol değildir. Sol Parti, bütün diğer partiler gibi, sosyal hizmetlerin tasfiyesini, silahlanmayı ve militarizmi destekliyor. O, tüm Avrupa’daki toplumsal karşı-devrimin en önemli aracı olan Avrupa Birliği’ni savunuyor. Sol Parti, hükümette yeraldığı her eyalette, sosyal harcamaları kısıtlamakta ve devlet aygıtını güçlendirmektedir. Sol Parti, dış politikada, Dışişleri Bakanlığı’nın eklentisi gibi davranmaktadır. O, Suriye’de, emperyalizm yanlısı muhalifler ile yakın ilişki içinde çalışıyor. Partinin başkanı Katja Kipping, SPD’nin, Yeşiller’in ve iktidardaki cDu’nun önde gelen politikacılarıyla birlikte, Suriye’ye emper- yalist müdahale talebinde bulunan bir çağrıya imza attı. Sol Parti’nin toplumsal alana ilişkin sözlemi, sonuçta, işçi sınıfının kafasını karıştırmaya ve bağımsız bir sosyalist hareketi önlemeye

adaylarımız endrik Bastian (49) hastabakıcı olarak çalışıyor ve psG’nin yönetim kurulu üyesi. alman demokratik Cumhuriyeti’nde (ddr) doğup büyüyen Bastian, stalinist diktatörlüğün çökmesinden kısa süre sonra troçkist harekete katıldı. Bastian, psG’nin Berlin eyaletindeki faaliyetlerini yönetiyor. partinin Federal parlamento seçimlerine birçok kez katılmış olan Bastian, üç çocuk babası ve Berlin’de yaşıyor. Bastian, Federal parlamento seçimlerine Berlin eyalet listesinden katılıyor.

dietmar GaisenkerstinG (46) psG’nin yönetim kurulu üyesi ve partinin kuzey ren-Vestfalya’daki faaliyetine başkanlık ediyor. 1989’da, Berlin duvarı’nın yıkılmasının ardından troçkist harekete katılan Gaisenkersting daha önce, çok sayıda Federal parlamento ve avrupa parlamentosu seçiminde psG’yi temsil etti. ruhr bölgesinde yaşayan Gaisenkersting iki çocuk babası ve pedagog olarak duisburg’da çalışıyor. seçimlere, kuzey ren Vestfalya eyalet listesinden katılıyor.

elisaBeth Zimmermannmodler (56) psG’nin yönetim kurulu üyesi. 1975’ten bu yana troçkist harekette. Çalışma yaşamı ve sendika- lardaki gelişmelerin yanı sıra ordu ve göçmen politikası üzerine WsWs’ye düzenli yazılar yazıyor. Zimmermann-modler, daha önce çok sayıda seçimde psG’yi temsil etti. Bir şirketin satış bölümü sorumlusu olarak çalışan ve duisburg’da yaşayan Zimmermann-modler, Federal parlamento seçimlerine kuzey ren Vestfalya eyalet listesinden katılıyor.

3


adaylarımız marianne arens (61) Frankfurt am main’daki bir fuar hizmetleri firmasında teknik ressam olarak çalışıyor. troçkist harekete 1973 yılında katılmış olan arens, WsWs’ye italya üzerine düzenli yazılar yazıyor. isviçre’nin Bern kentinde doğmuş olan arens, 35 yıldır hessen’de yaşıyor. evli ve bir çocuk annesi. Federal parlamento seçimlerine hessen eyalet listesinden katılan arens, aynı zamanda offenbach kenti seçim bölgesinden (43. seçim Bölgesi) hessen eyalet meclisi adayı.

aChim heppdinG (59) bir sigorta şirketinde memur olarak çalışıyor ve 30 yıldan bu yana troçkist hareketin içinde. heppding, WsWs’nin yayın kurulunda ve ağırlıklı olarak otomobil sanayindeki gelişmelerle ilgileniyor. psG adına çok sayıda seçime katılmış olan heppding, offenbach’ta yaşıyor. Federal parlamento seçimlerine hessen’den katılan heppding, aynı zamanda hessen eyalet parlamentosu seçimlerinde offenbach kenti seçim bölgesinden (43. seçim Bölgesi) yedek aday.

helmUt arens (64) 35 yıldan uzun süredir hoechst aG’de kimyager olarak çalıştıktan sonra emekli oldu. iki çocuk babası olan arens 40 yıldan bu yana troçkist hareketin üyesi. arens, hem psG’nin yönetiminde hem de onun önceli sosyalist işçiler Birliği’nin yönetiminde görev aldı. partiyi çok sayıda Federal parlamento ve avrupa parlamentosu seçimlerinde temsil etti. 2003 ve 2008 hessen eyalet seçimlerine de katılmış olan arens, hessen eyalet parlamentosu seçimleri adayı.

hizmet etmektedir. Sol Parti, bu açıdan uzun bir geçmişe sahiptir. Onun kökü Alman Demokratik cumhuriyeti’nin (DDr), toplumsal mülkiyetinin sırtından geçinmiş ve işçi sınıfını siyasi baskı altında tutmuş olan Stalinist devlet partisindedir. O, kapitalizmin yeniden inşasını, kendisini işçi sınıfı zararına zenginleştirmenin fırsatı olarak görmüştü. Ona göre, Almanya’nın birleşmesine giden yol, son DDr Başbakanı Hans Modrow’un anılarında yazmış olduğu gibi, “kesinlikle gerekliydi ve bu adım kararlılıkla atılmalıydı.” Sol Parti, batıda, deneyimli sendika bürokrasisine ve eski SPD görevlilerine yaslandı. Onlar, Hartz yasalarına karşı direnişin devrimci bir yönelim kazanmasını önlemek için SPD’den ayrıldılar ve Doğu Alman Stalinistleriyle birleştiler. Onun açıkça ilan edilmiş amacı, bir SPD – Yeşiller hükümetinin kurulmasına yardımcı olmaktır. Sosyalist Alternatif (SAV) ve Marx21 gibi sahte-sol gruplar, katıldıkları Sol Parti’nin işçi düşmanı politikalarını son derece çekici buluyorlar. Onlar, orta sınıfların, işçi sınıfının bastırılmasından yarar sağlayan hali vakti yerinde kesimlerinin çıkarlarını temsil etmektedirler. Sol Parti’ye katılmak, onların milletvekili adaylıklarına ve Sol Parti ile rosa luxemburg Vakfı’nın büyük mali kaynaklarına ulaşmalarını sağladı. Onlar, krizi, burjuva devletin içine daha derinden yerleşmenin fırsatı olarak değerlendirdiler. Sol Parti’nin içinde, sağcı sendika bürokrasisinin ve Suriye’ye emper- yalist müdahalenin en saldırgan destekle- yicileri bulunuyor. Bu gruplar, bilinen atasözünü yinelersek, sınıf mücadelesinde barikatın diğer yanında yer almaktadırlar. İşçiler ve gençlik, bu grupların “sol” söylemlerine aldanmamalı ve onları siyasi düşmanlar olarak görmelidirler. Kapitalizmin derin krizi ve geleneksel “sol” partiler ile onların sahte-solcu yandaşlarının tam siyasi iflası, sağcı demagogların toplumsal ve siyasal krizden kaynaklanan hoşnutsuzluktan yararlanmasına ve onu gerici, ulusalcı kanallara akıtmalarına yol açmıştır. İtalya’daki Beppe Grillo’nun Beş Yıldız Hareketi, mevcut siyasi koşullara yönelik güçlü bir eleştirinin ardında, bütünüyle sağcı bir programı hayata geçirmektedir. Almanya’da, medya tarafından “canlı bozulmamışlık” olarak göklere çıkartılan saflık ve olup bitenlerden habersizlik rolüyle Piratenpartei (Korsanlar Partisi), gerçekte, sağ bir politikaya örtü oluşturmaktadır. Sosyalist Eşitlik Partisi, kendisini, iflas etmiş burjuva partilerden ve onların sahte-solcu eklentilerinden her yönden ayırt etmektedir. Bizim gücümüz, programımız, ilkelerimiz

ve kesintisiz geleneğimizdir. Biz, büyük Marksist devrimcilerin -Marx ve Engels’ten, lenin’den, Troçki’den ve rosa luxemburg’tan gelen- sürekliliğini temsil ediyoruz. Bizim uluslararası hareketimiz, Sol Muhalefet ve Dördüncü Enternasyonal, Troçki’nin, Sovyetler Birliği’nde işçi demokrasisini ezmiş, Ekim Devrimi’nin önderlerini öldürmüş; uluslararası işçi sınıfının -1933 Alman yenilgisi dahil- en büyük yenilgilerinin sorumlusu olan ve nihayet Sovyetler Birliği’ni yıkan Stalinizme karşı mücadelesinde doğmuştur. Dördüncü Enternasyonal’in uluslararası Komitesi, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin Mao Zedung’dan cemal Abdül Nasır’a, Fidel Kastro’ya ve Hugo chavez’e kadarbütün Stalinist ve ulusalcı önderlerine uyarlanmış olan herkese karşı proletarya enternasyonalizmi perspektifini savundu. O, sosyalizmin, “solcu” burjuva politikacıların siyasi manevra- larının değil; yalnızca işçi sınıfının bağımsız uluslararası hareketinin ürünü olabileceğinde ısrar etti. Bu perspektif, günümüzde doğrulanmaktadır. Sovyetler Birliği’nin ve DDr’nin yirmi yıl kadar önce çökmesi, sosyalizmin başarısızlığını değil; Stalinist ihanetlerin doruk noktasını ifade ediyordu. O çöküş, yeni bir sert toplumsal sarsıntılar dönemini hazırladı. Avrupa’yı yüz yıl önce 30 yıllık savaşlar ve devrimler dönemine sürükleyen çelişkilerin hiçbiri çözülmüş değil. Onların hepsi yeniden ortaya çıkıyor. Yeniden barbarlığa ve savaşa dönüş, yalnızca, Dördüncü Enternasyonal’in uluslararası Komitesi’nin ve PSG’nin işçi sınıfı içindeki yeni devrimci önderlik olarak inşası yoluyla önlenebilir. Bizim seçim kampanyamızın asıl hedefi budur. Bunun için, 20. yüzyıldan, Dördüncü Enternasyonal’in uluslararası Komitesi’nde cisimleşmiş olan dersleri çıkartmak gerekiyor. Dünya Sosyalist Web Sitesi’yle uluslararası Komite, işçi sınıfına, her gün bu derslerden çıkan siyasi bir yönelim sunan ve tüm dünyada on binlerce işçi tarafından izlenen bir yayın organına sahiptir. Bütün işçileri, öğrencileri, gençleri, sosyalist düşünceye sahip aydınları ve serbest çalışanları, PSG’nin seçim kampanyasını desteklemeye çağırıyoruz. Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni okuyun; seçim kampanyamıza eylemli ve maddi destek verin; PSG’ye üye olun!

HHHH


PSG'nin seçim bildirgesi