Issuu on Google+

İÇİNDEKİLER

İMTİYAZ SAHİBİ ve

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Tokat Dernekler Federasyonu Adına Kamil DÜNDAROĞLU

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Adem KARACA

GSM: 0 532 384 1692 YAYIN KURULU

Kamil DÜNDAROĞLU Cemal YAVUZ Birol GÜRSES

Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN Doç. Dr. Celil GÖÇER Salih MELEK

Sami KÜLEKÇİ

Vasıf Mehmet YAĞCIOĞLU Mehmet DEMİR

Merdin Yılmaz MELİKOĞLU HUKUK DANIŞMANI Av. Mehmet SEVİM

SPOR SORUMLUSU Adem KARACA

Adem DAĞDEVİREN GSM: 0533 277 74 70 GRAFİK TASARIM Hasan YILDIRIM

GSM: 0 554 627 28 75 Şevki KESKİN

GSM: 0 532 546 61 60 Ali İPEK

GSM: 0 532 331 83 60 FOTO MUHABİRİ Süleyman GÜNEŞ Faik KAFALI

GSM: 0542 821 57 62

Mustafa Kemal Bulvarı

No: 105/15 Maltepe – ANKARA Tel: 0 312 230 09 60

Belgegeçer: 0 312 230 09 60

Geciken Dördüncü Sayımızla Merhaba................3 Kamil Dündaroğlu Tokat Sosyal Yaşamında Derneklerin Önemi......4 Mehmet Akyol Kültürlü Ortaklık...................................................5 Vasıf Mehmet Yağcıoğlu Halil İbrahim Sofrası..............................................8 90. Yılında Başkent Ankara ve Cumhuriyet........10 Doç. Dr. Mehmet Ali Çakmak Türk Var mıdır? Türk Irk mıdır? Türk Kime Denir?...................................................12 Doç. Dr. Osman Çataloluk Hamamönü Kabakçı Konağı.................................16 Yerel Medya’nın Tokatın Tanıtımına Katkıları..20 Salih Melek Memleketim (Şiir).....................................................22 Osman Nalbant Tokat’ı Tanıyalım: Reşadiye..................................23 Tokat İl ve İlçelerinin Gerçeği ..............................34 Kamil Dündaroğlu Lokman Hekim Hastaneleri: Doç. Dr. Celil Göçer İle Röportaj..........................35 Türkiye’de Kadın Haklarının Gelişime ............... Genel Bakış..............................................................40 Sebahattin Ali Erden Sigorta Uzmanları...................................................43 Şenol Arslan Şeyhülislâm Sabri Efendi.......................................45 Mehmet Emin Ulu Türkiye’de Kent Planlamacılığı.............................47 Ziyaret ve Kabuller.................................................48 Cahit Kulebi’nin Şiirlerinde Memleket Algısı.....50 Doç. Dr. İbrahim Tüzer Başkent Platformu Ödül Töreni............................53 Başkent Meclisi Sempozyumu...............................54 Değişim Şart............................................................55 Oğuzhan Bayrak Sağlık: Çocuklarda Şeker Hastalığı......................59 Dr. Melek Efnan (Okuyan) Derneklerimizin Faaliyetleri..................................60 Bir Vardır Bir Yoktur............................................62 Av. Mehmet Demir Köprübaşı Köprüsü................................................64 Gül Özaydın Derneklerimizin Faaliyetleri..................................66


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

2


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

GECİKEN DÖRDÜNCÜ SAYIMIZLA MERHABA! KAMİL DÜNDAROĞLU TOKFED GENEL BAŞK ANI

S

evgili okurlar, son derece sınırlı imkanlarla TOKFED/PLEVNE Dergisi’ni sizlere zamanında ulaştırmak için gayret gösteriyoruz. Bir dergiyi çıkarabilmeniz için, elinizde gerekli materyallerin olması gerekir. Bazen materyallerin hazır olması yetmez. TOKFED/ PLEVNE Dergisi’nin geciken 4. Sayısının, 2013 Aralık ayı itibariyle tüm materyalleri elimizde mevcut olmasına rağmen, her sayımızda çektiğimiz bazı sıkıntılardan dolayı, dergiyi sizlere gecikmeli olarak ulaştırmanın ezikliğini yaşıyoruz. Tüm zorluklara rağmen 4. Sayıyı sizlere ulaştırmanın mutluluğu, bu üzüntümüzü hafifletiyor. Ama, dergimizin daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasında da sıkıntılarımızın olduğunu ifade etmeliyim. Derneklerimizin ve arkadaşlarımızın fedakarlıkları ile dağıtımını gerçekleştirmeye çalıştığımız dergimizin dağıtımında, tüm hemşerilerimizin ilgisini ve desteğini bekliyoruz. Hemşerilerimizin çalışmakta oldukları kurum ve kuruluşlarda bulunan diğer hemşerilerimizin de bu yayın organından haberdar edilmeleri ve dergimizi temin etmeleri birlikteliğimize güç katacaktır. Dergimizin 3. Sayısını arkadaşlarımız ile yoğun bir çalışma temposu içinde bitirdikten sonra, yaşadığım sağlık problemleri; maalesef 4. Sayının hazırlık aşamasında da beni rahat bırakmadı. Zaman zaman hastane odasında, zaman zaman da istirahatteyken arkadaşlarımız ile çalışarak dergimizi yetiştirdik.

Rahatsızlığım sebebiyle; bir an olsun beni yalnız bırakmayan, dualarını, desteklerini esirgemeyen gerek hastaneye gerekse evimize gelerek ziyaret eden, telefonla geçmiş olsun dileklerini ileten tüm dost ve hemşerilerime şükranlarımı arz ediyorum. Sevgili okurlar, bu sayımızda; Reşadiye İlçemizin tanıtımını, Federasyonumuzun aktivitelerini, derneklerimizin faaliyetlerini bulacaksınız. Ankara’da tüm Tokatlılara kapısını açık tutan, hemşerilerimize yardımlarını esirgemeyen; Lokman Hekim Sincan Hastanesi Başhekimi, dergimizin yayın kurulu üyesi ve Federasyonumuzun İstişare Konseyi Üyesi Doç. Dr. Sayın Celil GÖÇER ile yapılan röportajı okuyacaksınız. Sizleri bu sayımızda da, edebi kişilikleri, kariyerleri ve sosyal yapıları ile her biri bulundukları konumları itibariyle duayen statüsünde olan; edebiyattan sanata, tarihten genel kültüre, sağlıktan spora, medyadan araştırmaya varıncaya kadar, dallarında söz sahibi hemşerilerimizin kalemleriyle buluşturuyoruz. Bu kalemlerin arasında; federasyonumuz ile yakın ilişkide bulunan misafir kalemlerimiz de mevcuttur. TOKFED/PLEVNE Dergisi’nin 4. Sayısını bir hayli gecikmeli de olsa siz sevgili okurlarımıza ulaştırmanın mutluluğunu yaşamaktayım. Sevgi ve saygılarımla...

3


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

MEHMET AKYOL BAŞKENT ANK AR A MECLİSİ GEN. KOORDİNATÖRÜ GAZETECİ-YAZAR

TOKAT SOSYAL YAŞAMINDA DERNEKLERİN ÖNEMİ

Tokat Dernekler Federasyonu… Büyük bir özveri ve büyük bir heyecanla Ankara’da faaliyete geçirilen federasyon her alanda Tokatlıları temsil edebilme mücadelesi veriyor.

T

okat’ın benim hayatımda önemli bir yeri vardır. Yenişafak Gezetesi’nde günler “Anadolu İzlenimleri” başlığı ile yazdığım günlerde Tokat’a gittim ve ilin merkezi ve bazı ilçeleri ile gezip yazdım. Ayrıca Anadolu Basın Birliği Genel Sekreteri olduğum günlerde ise yönetim kurulu üyemiz muhterem ağabeyim Mehmet Camgözoğlu vasıtası ile davet edilmiş ve birlikte araştırmalar yapmıştık. O günler daha güzeldi bu günlere oranla. Hayat da başka, doğa da başkaydı. Hatta Anadolu insanının özelliği ve güzelliği başkaydı. Şimdilerde Anadolu’nun özellikleri ve güzellikleri zayolmuş durumda. Bilmem bana mı öyle geliyor ama, inandığım bir şey var ki tatlar bozuldu. Mevsimler karıştı. Özellikler kayboldu. İktidarların yanlış politikaları yüzünden köyden şehre göç her gün biraz daha ivme kazandı. İnanılmaz bir şekilde üretim ve verimlilikte azalma var. Ne ekmeğin tadı kaldı ne de meyve ve sebzenin. Her şey basite indirgendi. Hatta saygı ve sevgide bile zayiat olmaya başladı. Ancak bir gerçek var ki, bu olumsuzlukların üzerine bazı zamanlarda perde çekildiğine şahit oluyorum. İşte bunun bariz örneği Tokat Dernekler Federasyonu… Büyük bir özveri ve büyük bir heyecanla Ankara’da faaliyete geçirilen federasyon her alanda Tokatlıları temsil edebilme mücadelesi veriyor. Hasletin ve hasretin öne çıktığı bu makbul ve muteber kuruluşun bazı toplantılarına katıldım. İlim ve irfan yolunda,

4

hak ve hakikat yolunda verdikleri mücadelelerine şahit oldum. Kültür, edebiyat, tarih, gelenek ve göreneklerini yaşama ve yaşatma mücadelelerini nasıl değerlendirmeye aldıklarını, bu yolda önemli gayret gösterdiklerine şahit oldum. Her şey bir tarafa ayda bir yapılan toplantılarla birbirleri ile hasret gidermiş olmaları bile bana çok anlamlı geldi. Bu organizasyonlar Tokat Dernekler Federasyonu’nun öncülüğünde yapıldı. Bunun içindir ki bu kuruluşun mümtaz yöneticilerine, özellikle de federasyonun başkanlığını yapan sayın Kamil Dündaroğlu’nun fedakarâne çalışmalarına, inanılmaz gayreti ve sarf ettiği emeğe saygı duydum. Başkan Kamil Dündaroğlu ile kurduğum iletişim sonucunda Başkent Ankara Meclisi gibi, Ankara’da değil yalnız, Türkiye genelinde, hatta dünya çapında istisnaî özellikleri bulunan 84 zirve ismin kurucusu olduğu bu kuruluşun kurucular kurulunda yer alması fevkalade bir gelişme idi. Sayın Kamil Dündaroğlu Başkent Ankara Meclisi’nde kendini göstermesi, haklı çıkışları, vatanperverliği ve milli duygu ve düşünceleri ile daha iyi tanıma imkânını buldum. Ve tabii şahsına duyduğum saygı ve sevgi sonucu Tokatlılara karşı sempatim kat kat arttı.Bu vesile ile, gerek değerli genel başkan Kamil Dündaroğlu ve gerekse şahsında tüm Tokatlılara saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

vasıf mehmet yağcıoğlu

KÜLTÜRLÜ ORTAKLIK

Ortaklık kültürünün en temel direğini ahlaki değerler oluşturur. Ortaklıkta, ortaklar birbirinin hukukunu korumuyorsa; şeffaflık, iyi niyet, dürüstlük ve fazilet yoksa orada sıhhatli bir ortaklıktan bahsedilmesi mümkün değildir.

O

rtaklık, geniş anlamda, kişiler arasında herhangi bir hususta işbirliği yapılması halidir. İnsanlar kendi kişisel ve mali imkânlarını, amaçlarına erişebilmek için yeterli bulmadıkları zaman ortaklık şeklinde birleşme lüzumunu hissetmişlerdir. Güçlü ortaklıklar, ortaklık kültüründen geçmektedir. Ortaklıklar kurulurken ortakların kültür yapıları da büyük önem arz eder. Türk insanına baktığımızda girişimcilik ruhu çok kuvvetli olmasına rağmen, üzülerek ifade edeyim ki ortaklık kültürü yeterli düzeyde gelişmemiştir. Ortaklık kültürü aslında Türk milletinin geleneğinde vardır. Ancak çağımızdaki bireysel rekabet, zaman zaman ortaklık kültürünü de erime noktasına getirmektedir. Ortaklık kültürünün en temel direğini ahlaki değerler oluşturur. Ortaklıkta, ortaklar birbirinin hukukunu korumuyorsa; şeffaflık, iyi niyet, dürüstlük ve fazilet yoksa orada sıhhatli bir ortaklıktan bahsedilmesi mümkün değildir. Ortaklık kültürü gelişmemiş toplumlar, ellerindeki imkânları değerlendirmede güçlükler çeker, fakir bir toplum olmaktan kurtulamazlar. Türkiye’de ortaklık şeklinde kurulmuş birçok firmalara baktığımızda, genel olarak, yeni bir işe büyük bir aşk, büyük bir heyecan, büyük bir zevkle başladıklarını; ancak zaman ilerledikçe dostlukların bozulduğunu, ortaklık içerisinde

gruplaşmaların yaşandığını, iyi niyet ve temiz duygularla başlanan işlerin sonunun hüsrana doğru gittiğini görürüz. Neticede, ortaklıkta mutsuzluk, huzursuzluk baş gösterir. Belli bir süre sonra bu durum, ortaklık dışı müşteriler başta olmak üzere üçüncü şahıslara da yansır. Dolayısıyla, ortaklığın, ortakların para kazanma umutları giderek yok olur. Yıllarca verilmiş olan emek ve birikimler heba olup boşa gider. Ortaklar arasında kin, nefret gibi kırgınlıklar, kızgınlıklar, düşmanlıklar baş gösterir. Şimdi bu olumsuzlukların başlıca nedenlerine gelecek olursak; bunların başında, ortaklığın ilk kuruluşunda ortakların küçük olsun benim olsun mantığından hareketle vermiş oldukları sözlerin, aldıkları kararların, düşüncelerin yalnızca sözde kalması, yazılı bir metne, protokole bağlanmamış olması gelir. Sistemini iyi kurmuş, takım olma ruhunu benimsemiş kurumsallaşmış kültürlü ortaklıklar, daha kurulmadan aylar öncesinden işin detayını, fizibilitesini, ekonomik boyutunu, iş bölümünü tartışıp, konuşup yazılı şekle bağlarlar. Ortaklık kurulduktan sonra sadece o yazılı sistem ve kurallar işlemeye başlar. Kimsenin de o yazılı kurallara itiraz etme hakkı yoktur. Zaman zaman ortaklıklarda ortaklığın işiyle canla başla ilgilenen ortağın, işlere ve ortaklığa hâkimiyeti diğer ortaklara nazaran, doğal olarak daha fazla olduğu görülür. Bu tip kişiler çalış-

5


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 kanlıkları, girişkenlikleri, iş bitirme becerileri, sosyal çevrelerle olan sosyal ilişkileri sayesinde geniş bir kitleye ve çevreye sahip olurlar. Hammadde sağlayan firmalardan tutun da, bürokrasi içerisinde yer alan önemli bürokratlara, siyaset içerisinde yer alan önemli siyasetçilere ve sivil toplum kuruluşlarına kadar sosyal bir ilişki içerisine girerler. İşleri ilerlettikçe ortaklık ile ilgili tek başlarına kararlar almaya başlamasıyla birlikte diğer ortakların fikirlerine, görüşlerine başvurmayıp, zaten onların fikir ve görüşlerinin de kendileri için bir anlam ifade etmediğini düşünmeye başlarlar. İş hayatında daima kendileri vitrinde olurlar. Ortaklıkla iş ilişkisinde olan herkes ve her kesim o kişiyi tanır ve onu muhatap alır.

nın yazılı şekilde yapılması, ortaklık içerisinde kimin hangi işi yapacağı, hangi konular ile ilgileneceği, temsil ve ilzama yetkili imzalar ile yetki düzeylerinin ne olacağının imza sirküleri ile tek tek belirlenmesi, aile ortaklıklarında da bunun bir aile anayasası şeklinde düzenlenmesi bu olumsuzlukları giderebilmenin tek ve en etkili yolu olacaktır. Yazımı geçmiş yıllarda Ankara’da güçlü bir inşaat şirketinin ortaklarının başından geçen bir olaya yer vererek bitirmek istiyorum.

Ülkemizin en eski ortaklıklarından olup yurt içi ve yurt dışı inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın hem ortağı hem de genel müdürü olan kişi günlük iş kıyafetiyle bir yakınını uğurlamak üzere tren garına gider. Belli bir süre sonra ise işin Yakınını uğurladıktan sonra ehemmiyet ve önemini tam gardan ayrılmak üzeanlayan diğer ilgisiz reyken orada bulunan ortaklar, hele hele yaşlı bir teyze “hamal, büyüyen çocukların, hamal” diye bağırarak dışarıdan aileye gebu kişiden bavullarını len gelin, elti veya taksi durağına kadar damatların da etki taşımasını ister. Orve tetiklemeleriyle taklığın genel müdürü birlikte, ortaklıkta olan bu kişi hiç terediçten içe huzursuzlukdüt etmeden bavulları lar, kıskançlıklar, ihtiras kaptığı gibi taksi durağına ve kavgalar baş göstermeye kadar götürüp taksinin bagabaşlar. Fakat onca uzun zamanjına yerleştirir. Yaşlı kadın da çandan sonra, bu tür olumsuzluklara çözüm tasından çıkardığı 5 TL’yi kendisine verir. bulmak da artık imkânsız hale gelmektedir. Adam 5 TL’yi alıp cebine koyarak oradan ayrıSonuçta, bu tür sorunları yaşayan ortaklıklar lır. Firmaya geldiğinde diğer ortağına olayı ankapanarak ticari hayattan çekilmek zorunda latır. Teyzenin kendisini hamal zannettiğini, kalmaktadırlar. bavullarını taşıttığını ve bunun karşılığınBu nedenle; ortaklığın ilk kuruluşunda kendisine 5 TL verdiğini, kendisinin da kurumsal yönetim anlayışı çerçede bu parayı alıp cebine koyduğunu Orvesinde ortaklar arasında sadakat anlatır. Olayı dinleyen diğer ortak gösterme yapısının benimsenmeoturduğu koltuktan fırlayıp ayağa taklık külsi, birbirlerine sonsuz güven kalkarak hemen 2.5 Liramı rica türü aslında Türk duygusunun olması, sevgi ediyorum der ve 5 TL’nin yave saygının sürekli olmarısını diğer ortaktan talep milletinin geleneğinde sı, sorumluluk bilinederek alır. vardır. Ancak çağımızdaki cinin ve anlayışının İşte size gelişmiş bireysel rekabet, zaman zaman sağlanması başta bir kültürlü ortakolmak üzere orlık örneği… ortaklık kültürünü de erime noktasıtaklar arasınna getirmektedir. da görev dağılımı-

6


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

KAYBETTİKLERİMİZ vasıf mehmet yağcıoğlu

BİR ÖMER İLHAN BEY VARDI Tarih 26 Kasım 2013… Ilık bir sonbahar günü… Yer Ankara Hacıbayram Camii Avlusu… İnsanlar sessiz, insanlar suskun. Kasvet yüklü. Kapkara bir günde hüznün ayak sesleri… Avluda insanlar dizi dizi, saf saf. Boyunlar bükük, başlar eğik, dudaklar dualarla kıpır kıpır… Her insanın yüzünde çaresizlik, umutsuzluk, üzüntü beter ediyor insanı. İyiliksever, yardımsever, hayırsever bir Tokat aşığı ve Tokatlı sevdalısı bir özel insan Ömer İlhan Bey uğurlanıyordu ebedi yolculuğuna. Tüm sevenlerinin acılarını, duygularını burada anlatmada kelimeler yetersiz, aklıma gelen her cümle onu ifadeden uzak kalmaktadır.

O her şeyden önce bir sevgi simgesiydi. O herkese, her kesime yardım etmeyi seven, bulunduğu her ortamı aydınlatan, kendisine bakan gözlerde ışıltı olan, şen şakrak, beyefendi ve kibar tavrı ile bir gönül dostu, bir gönül adamı idi. Tutkunu olduğu Türk müziğinde de her bir makam onunla çok güzeldi. O güzel ve özel insan artık yok. Bir veda bile etmeden kendisini seven dostlarının arasından sessizce süzülerek çekip gitti. Geride hıçkırıklar, acılı kalpler ve de hoş bir sada bırakarak… İnsanın inanası gelmiyor. Onu çok arayıp çok özleyeceğiz. Nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun.

ŞÜKRÜ KARACA’YI ÖZLEYECEĞİZ

Ömrünü Türk Milletinin birliğine, Türk Devletinin bölünmez bütünlüğüne adamış, şair, yazar, siyasetçi ve avukat Şükrü KARACA’yı kaybettik. Belki, bir çoğumuz Şükrü KARACA’yı tanımıyor olabiliriz. Şurası bir gerçek ki, merhum Karaca; her yönü ile tipik bir Tokat’lı olup, hemşericilik duyguları ile birleştirici, bütünleştirici bir kişiliğe sahipti. Onu özleyeceğiz. Ruhu şad olsun.

7


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

HALİL İBRAHİM SOFRASINDA

Tokatlılar ilk defa Ankara’da üç bin kişilik bir katılımla iftar sofrasında buluştu. Tokat dernekler Federasyonu (TOKFED)’in kurucuları arasında bulunduğu Tokat Platformu tarafından Ankara’da tüm Tokatlılara matuf toplu iftar yemeği; Keçiören Halil İbrahim Sofrasında 3 bine yakın hemşerimizin katılımı ile gerçekleştirildi. Tokatlıların birlikteliği açısından son derece önemli olan toplu iftar yemeği; Ankara’da Tokat ve Tokatlılar hakkındaki genel kamuoyu oluşturulmasında önemli katkılar sağlamış bulunmaktadır.

8


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

TOKATLILAR İFTARDA

Geçen Ramazan ayında Tokatlılar Halil İbrahim Sofrasında iftarda birlikte olmanın mutluluğunu yaşadı.

Toplu iftar yemeğinin gerçekleşmesinde bizlere yardım ve desteklerini esirgemeyen Keçiören Kaymakamı hemşerimiz Sayın Nusret DİRİM ve Keçiören Belediye Başkanı Sayın Mustafa AK’a tüm Tokatlılar adına teşekkür ediyoruz.

9


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

DOç. DR. MEHMET ALİ ÇAKMAK

90. YILINDA BAŞKENT ANKARA VE CUMHURİYET Atatürk’ün:

“… bir geminin top namlusundan telaşa düşecek yerde hükümet merkezi olmamalıdır” sözü başkent konusunda aslında zihni olarak işin tamam olduğunu gösterir. Türklerin, Anadolu coğrafyasında bin yıla varan tarihinin önemli dönemeçlerden geçtiğini biliyoruz. Selçuklu hakimiyetinin sarsılmasından sonra Anadolu Beylikleri adlı geçiş döneminin yaşanması ve XIV. Asrın başında da Osmanlı Devleti’nin kurulması bu coğrafyada kısa bir süre sonra dünya siyasetini derinden etkileyecek bir dönemin başlangıcı oldu. Kuruluşundan bir buçuk asır sonra İstanbul’u fetheden Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet bu emsalsiz şehri devletin başkenti yaptı. İstanbul, Osmanlı Devleti siyasi ömrünü tamamlayana kadar başkent olarak kaldı. I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi Osmanlı Devletini siyaseten sona erdirdi. Mütarekenin ardından kısa bir süre sonra işgal edilen başkent İstanbul büyük ölçüde işgalcilerin kontrolü altına girdi. Galip devletler diğer Anadolu topraklarını da işgal etmeye başladılar. Bu durum karşısında memleketin kurtuluşu için İstanbul’da çaba sarf etmek imkansız hale geldi. Kurtuluş mücadelesi verilmesi gerektiğine inananlar Anadolu’ya geçmekten başka çare bulamadılar. İzmir’in işgalinin ertesi günü Ordu Müfettişliği göreviyle ve geniş yetkilerle Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya hareket etmesi, başlatılacak bir kurtuluş savaşının hazırlık evresi açısından da, başarılı olunursa yeni bir Türk devletinin temellerinin atılması bakımından da son derece önemliydi. Hakikaten Samsun’a ayak bastığı andan itibaren Mustafa Kemal Paşa çok önemli çalışmalar başlattı. Kendisinden önce kolordu komutanlığı görevi ile Anadolu’ya gelen Ali Fuat Paşa ve Kazım Paşa ile beraberinde gelenler çok uyumlu bir çalışma ekibi oluşturdular. 1919

10

yılında gerçekleştirilen Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongrelerinde önemli kararlar alınmış ve bu kararlar millete mal edilmek istenmişti. Bu toplantılarda ısrarla millet iradesinden bahsedilmiş, böylece kısa vadede Aralık 1918’de İngilizlerin baskısıyla kapatılan Osmanlı Mebusan Meclisi’nin bir an önce açılması ve baskı altındaki İstanbul hükümetinin kararlarının meclis denetiminden geçmesi sağlanmaya çalışılırken, uzun vadede millet iradesine dayalı yeni bir devlet düzeninin kurulması amaçlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın, Sivas Kongresi’nin ardından Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla Anadolu’da gücün elinde olduğunu göstermesi üzerine İstanbul hükümeti Salih Paşa’yı ona gönderdi. İkili arasında Amasya’da 20-22 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen görüşmede bazı kararlar alındı. Bu kararların en önemlisi kapalı tutulan Mebusan Meclisi’nin yeniden açılmasını sağlama üzerine yoğunlaşmıştı. Hakikaten Salih Paşa İstanbul’a döndükten hemen sonra meclisin yeniden açılması ile ilgili çalışmalar başlatıldı. Bu amaçla Aralık 1919’da yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Paşa Erzurum Mebusu olarak seçildi, fakat İstanbul’da toplanacak meclisin çalışmalarını yürütmesi bakımından taşıdığı tehlikeleri ön gördüğü için oraya gitmeyi uygun görmedi. Mustafa Kemal Paşa Sivas şehrindeki Temsil Heyeti karargahını Ankara’ya taşımayı uygun gördü. Şimdilik kısa vadeli gibi görülen bu karar aslında oldukça uzun vadeli ve bir o kadar da önemliydi. Bu kara doğrultusunda o, Temsil Heyeti üyeleri ile birlikte 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Ankaralılar onları en samimi


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 duygularla karşılayarak sahip oldukları sınırlı imkanlarının neredeyse tamamını seferber ettiler. Ankara; Anadolu’dan İstanbul’a gidecek mebuslarla görüşme imkanına sahip bulunması, coğrafi konumu ile memleketin ortasında bir yerde olması, kurtuluş savaşının kaderinin tayin edileceği “Batı Cephesi”ne makul bir mesafede bulunması, İstanbul’da olanları takip bakımından uygun imkanlara sahip olması gibi sebeplerin yanında halkının samimi yaklaşımları ile de öne çıkmış ve bu mülahazalarla tercih edilmişti. Gördüğü samimiyet ve ihtimam üzerine Atatürk şehre gelince bu tercihin ne kadar isabetli olduğunu anlamış ve bir daha buradan ayrılmayı hiç düşünmemiştir. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra İstanbul’da toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de çalışmalara başladı. Gizli oturumlar şeklinde yürütülen çalışmalarla memleketin durumu ele alındı. Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın riyasetinde gerçekleştirilen kongrelerde alınan kararlar doğrultusunda kararlar alarak yeni Türk vatanının asgari sınırlarını belirlediği gibi bu sınırlar içinde bağımsız bir devlet modelini ön gören kararlar üzerine and içerek kabul etti (28 Ocak 1920). Bu kararlar Misak-ı Milli kararları olarak 17 Şubat 1920’de Türk ve dünya kamuoyuna ilan edildi. Oysa İngilizler bu meclisten hazırlayacakları barış planının onaylanmasını bekliyorlardı. Misak-ı Milli kararlarını duyunca çok öfkelendiler; hükümete olmadık baskılar uyguladılar, şehri ağır baskı altına aldılar, denetimlerini tahammül edilmez derecede arttırdılar yine de öfkelerini dindiremeyince fiilen işgal altında tuttukları İstanbul’u 16 Mart 1920’de resmen işgal ettiler. Toplantı halindeki meclisi basarak özellikle kararların alınmasında öncülük eden vekilleri tutuklayarak Malta’ya sürdüler. Mustafa Kemal Paşa’nın ön görüsü aynıyla tahakkuk etmişti. Şimdi iş yeni bir safhaya gelmişti. Baskından kurtulan vekiller 18 Martta bir araya geldiler ve “zaruri siyasi sebeplerden dolayı” çalışmalarına süresiz ara verdiklerini duyurdular. Ertesi gün Mustafa Kemal Paşa bir beyanname yayımlayarak Ankara’da yeni bir meclisin toplanacağını ilan etti. Derhal bu iş için çalışmalara koyuldu. O bu istikametteki faaliyetlerini sürdürürken 11 Nisan 1920’de padişah, fiilen çalışamaz halde olan Son Osmanlı Mebusan Meclisi’ni hukuken kapattığını duyurdu. Bu sıradan bir iş gibi gözükse de Ankara’da toplanacak meclisin önünden hukuki bir engelin kaldırılması bakımından oldukça önemliydi. Hazırlıkları tamamlanan meclisin açılışı 23 Nisan 1920’de gerçekleşti. Bu uygulama

yeni Türk devletinin en temel kurumunun hayata geçirilmesi olarak tarihteki yerini aldı. Daha açıldığı günden itibaren her türlü maddi ve manevi zorluklara rağmen bu meclis üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmeyi başardı. Öncelikle galip devletlerin Sevr planına kararlı bir şekilde direndi, bunun gereği olan Kurtuluş Savaşı’nı sevk ve idare ederek başarıya ulaşmasını sağladı. Ayrıca varlığını ilan ederek, hükümetini oluşturarak, anayasasını tanzim ederek devlete doğru giden yolu açtı. Top sesleri Ankara’dan duyulurken cephedeki askerin hemen arkasında her türlü tehlikeyi göze alarak durdu. Millete moral ve güven kaynağı oldu. Sekiz ay hiç maaş almadan çalışan bu fedakar insanlar sonraki aylarda da fedakarlıklarını sürdürdüler. Bu şartlar altında Sakarya Meydan Muharebesi ve ardından Baş Kumandan Meydan Muharebesi kazanılarak Yunan kuvvetleri Anadolu topraklarından atıldı. Mudanya Mütarekesi (3-11 Ekim 1922) ile Kurtuluş Savaşı’nın silahlı mücadele kısmı zaferle tamamlandı. Lozan Barış Görüşmeleri öncesinde Saltanat kaldırılınca, Mondros mütarekesi ile siyasi ömrünü yitiren Osmanlı Devleti’nin kağıt üzerindeki varlığı da sona ermiş oldu. Lozan görüşmeleri elbette zorlu bir süreçti ama sıkıntılarına rağmen başarılı bir şekilde yürütüldü. Bu sürece paralel olarak yeni devletin geri kalan ritüellerinin nasıl şekilleneceği 1923 yılının başından itibaren yurt içinde ve yurt dışında daha çok konuşulmaya ve merak edilmeye başlanmıştı. Mesela İstanbul muhitinin eski bürokratlarına ve entelektüel camianın büyük bir kısmına göre yeni devletin başkenti İstanbul olmalıydı. Faka Mustafa Kemal Paşa yılın ilk ayında İzmit’te gazetecilere verdiği mülakatta sorulan bir soru üzerine net bir şekilde başkentin Ankara olacağını beyan etmişti. Mustafa Kemal ve ekibine göre İstanbul’un üzerinde Osmanlı ruhunun henüz çok taze olması yanında şehir için boğazların Lozan’da belirlenen statüsünün oluşturacağı güvenlik zaafı en büyük handikaplardı. Her şeyden önce bu sebeplerden dolayı İstanbul yeni Türk devletinin başkenti olamazdı. Atatürk’ün “… bir geminin top namlusundan telaşa düşecek yerde hükümet merkezi olmamalıdır” sözü başkent konusunda aslında zihni olarak işin tamam olduğunu gösterir. Karar Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonraya bırakılmıştır. Antlaşmanın ardından 13 Ekim 1923’te Ankara’nın yeni Türk Devlerinin başkenti olduğu resmen ilan edilmiştir. Bu kararın üzerinden 16 gün geçtikten sonra da Cumhuriyet ilan edilerek devletin adı konmuştur.

11


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

makale doç. dr. osman çataloluk GENETİK UZMANI

TÜRK VAR MIDIR? TÜRK IRK ADI MIDIR?

TÜRK KİME DENİR? Milletleri meydana getiren ırklardan hangisi ilk kurucu ise o gurup taşıyıcı, yönetici ve yönlendirici olduğu sayısal olarak az ya da çok olmasının önemli olmadığı görülür.

B

ugün ilim dünyasında, umumiyetle, “Türk” adının ilk defa M.S. VI. yüzyıl ortasında Göktürkler tarafından kurulmuş olan devlet (552-744) ile ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Buna göre, “Türk” adı ilk defa Çin yıllığı Çou-şu’da, Göktürk birliğini göstermek üzere 542 yılında kullanılmış ardından Batı Wei İmparatoru T’ai-tsu tarafından Göktürk Kağanı Bumın’a elçi gönderilmesi münasebetiyle 545 yılında kullanılmıştır. Çin yıllıklarında Türk soyundan gelen ve Türkçe konuşan ilk topluluğun Hsiyung-nu olarak zikredilen Asya Hunlarının olduğu kabul edilmekle birlikte Türklerin tarihte büyük yer tutan çok eski bir millet olduğu düşüncesi birçok tarihçi ve dilciyi “Türk” adını en eski tarih kaynaklarında aramaya itmiştir (1, 2, 3, 4). JV Hammer, Herodot’un doğu kavimleri arasında zikrettiği Targıtayların (İskitlerin) Türk olduğunu ileri sürmüştür (5). Ona göre, “Türk” ismi ilk olarak bu kavmin adında geçmektedir. Hammer Tevrat’taki Togharma adının da “Türk”ü anlattığını söyler. Avusturyalı müverrih Tomaschek Herodot’un “İskit” arazisinde gösterdiği kavimlerden Tyrkae’ileri (Jyrkae) Türk kabul eder (6, 7). Dil esasına dayanmadan basit benzetme yolu ile “Türk” adının çok eski devirlerde izlerini bulmaya çalışanlar çoktur. Plinius ve P. Mela adının Turcae şeklinde geçen kavmi Türk saymıştır. FV. Edmann, Thrak adının “Türk” olduğunu göstermiştir. St. Martin ve J. Marquart eski Hint kaynaklarındaki Turuskha/Turuşka adının “Türk” olduğunu ortaya

12

koymuştur (7). Sümer metinlerinde ülke adı olarak verilen Turuki/Turucci/Turski ve Asur çivi yazılarında Turukku/Turkhu şeklinde okunan kavim adının “Türk” kavmi olan Subarlar olduğu ortadadır (8, 9). Yukarıda da gösterildiği gibi Türk adının eskiliği hakkında ileri sürülen oldukça fazla bilgi olmasına rağmen tarihi devirler kopuk kopuk ve kesit kesit incelendiğinden, araştırmaların çoğunlukla Türk adı üzerinde yoğunlaşmasından ve Orta Asya coğrafyasından öteye bakılmadığından bunların hiç birinin bir diğeri ile bağlantısı kurulamamıştır. Bunun ilk sebebi kökenimizi Orta Asya’da aramamıza rağmen coğrafi olarak “Türkün Ana Yurdu”nun tespit edilememiş olmasıdır. Zira Türk Tarihi ile uğraşanlar arasında bu konuda bir uyum yoktur. Türklerin ilk Anayurdunun Mançurya’dan Ural dağlarına kadar muhtelif bölgelerde olduğu iddia edilse de bu ne arkeolojik kayıt ve belgelerle ne de dil gelişimi yönünden ispatlanabilmiştir. Örnek verecek olursak, Menges Türklerin ana yurdunun Doğu Asya’da (10); Ramstedt Uzak Doğu’da, Mançurya, Khingan dağları’nda; Parker ise Mançurya ile Moğolistan’ın güneyi arasında olduğunu iddia etmektedir. Buna karşılık Yavuz Amur çayı dolayları olduğunu söylerken Tomaschek Baykal gölünün doğusu’nda olduğunu savunur. Koppers ise tam tersine Baykal’ın Güneybatısı ya da Baykal’dan Gobi Çölü’ne kadar olan kısmına (Gahnz) yerleştirir. Klaprothe (11), Hammer, Schott, Castren ve Vamberi Türklerin ana yurdunun Altay dağları olduğunu iddia ederken (12) Radlov ve Ligeti Altay’ın doğusuna (13);


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Menghin Altay-Kırgız bozkırları çevresine, Eickstedt Kazakistan’a; Stızygowsky Tanrı dağları’na (Tyan-Şan) yerleştirir. Almasy Asya’nın Kuzeybatısında, Tanrı dağları bölgesine; De Guignes (14) ve Togan (15) Tanrı dağının Kuzeybatı yakaları ile Aral gölü arasına; Nemeth Altay ve Ural dağları arasında Aral gölü çevresine (16, 17, 18); Rasonyi (19) Ural-Altay arasına; Zichy İrtiş-Ural arasına; Poppe ve Günaltay ise Orta Asya’ya yerleştirmiştir. MÖ II. binin ortalarından itibaren Çin yıllıklarında geçen Tik kavminin adının söyleniş bakımından yakınlığı sebebiyle “Türk” kelimesinin Çincedeki ilk şekli olduğu düşünülmüştür. Bazı tarihçilerimiz de bunu desteklemişse de W Koppers (20) ve P Pelliot (21) buna şüphe ile bakmış, AV Gabain bunu kabul etmemiş (22, 23) W Eberhard ise Tik’in Türk ile alakasızlığını ortaya koymuştur (24, 25). Sonuç olarak Orta Asya’da Türk adına da ırkına da MÖ 1200’lerin ötesinde rastlayamıyoruz. Bu şekilde ne ana yurt, ne de ırk ne de onun çıkardığı medeniyetin izinin sürülmesi mümkündür. Hâlbuki bu problemin çözülmesi arkeogenetik veriler ve tarihi göçlerin çağının ve yönünün belirlenmesiyle çözülebilir. Türk kelimesinin bulunmadığı zaman bu kelimede de ısrarcı olmamak gerekir. Bu durumda “Türk” kelimesine bakmadan boy/soy isimlerine de bakmakta yarar vardır. Resim 1. Asur Metinlerinde Turuk/Turuskha isminin geçişleri (F. Ağasıoğlu) Türk Irkı vardır diyebilmen için önce bir kök (etnisite) bulmak gerekir. Ardından kronolojik bir süreçte (sıralı zaman-mekân ilişkisini) bu ırkın bu gün ile bağlantısını kurmak gerekir. Yoksa “Türk ırkı diye bir şey yoktur. Türk farklı ırkların bir karışımıdır kendine ait hiçbir şeyi yoktur,” denilmesine saygı göstermekten gayrı çare yoktur. Burada esas sıkıntı konu ile ilgili doğru dürüst araştırmanın yapılmamasıdır! Bu bakımdan adam akıllı bir tarih sentezi ve felsefesine ihtiyaç vardır. Türk Irkı vardır, hem de müthiş bir ırktır! Bunu söylemek şeref ve şanın en yücesidir ve bu asla da ırkçılık yapmak değildir! Nasıl olsun ki? Allah öyle

yaratmış! Hem ırkçılık/kavmiyetçilik yasaklanmış da değildir! Konuyla ilgili doğru hadis şudur: Sahabeden Vâsile bin el-Eska, Hz. Muhammed’e; “Ya Resülullah, Siz kavmiyetçiliği (ırkçılığı) yeriyor ve bu cahiliye davasını güdenler bizden değildir” buyuruyorsunuz. Acaba kişinin kavmini (ırkını) sevmesi, kavmiyetçilik (ırkçılık) midir?” diye sorduğunda Hz. Peygamber şöyle buyurdular; “Hayır! Bu ırkçılık değildir. Kişinin zulüm yaptığını bile bile kavmine yardımcı olması, işte asıl ırkçılık odur (Z. Kitapçı; Hadisler). Bu durumda kavmini sevmek ırkçılık yapmak demek değildir. Aksi takdirde her gün Cuma Hutbesinde akrabaya bakıp gözetmeyi, sevmeyi ve korumayı emreden Allah bizi ırklardan niye yaratsın ki? Irk araştırmak için ırk verilerine bakmak lazımdır. Yani, mezardan çıkan kemikler ne anlatıyor onu dinlemek lazımdır. O verileri takip ederek binlerce sene evvel nerede doğduk, nasıl geliştik ve bu medeniyeti nasıl meydana getirdik sorusunu da kolaylıkla öğrenebiliriz. Bunu öğrenmenin yolu da arkeogenetik ilmidir.

A

Genetik Veriler rkeogenetik arkeoloji ve genetik kelimelerinin birleşimi ile oluşur. Arkeolojik kazılarda ele geçirilen biyolojik kalıntılar (kemikler) üzerinde yapılan tahlillerle mezarda yatanın genetik yapısı (ırkı) hakkında bilgi sahibi olma yöntemidir (Çataloluk, 2012). Arkeolojide en temel problem kazı buluntularının hangi kültüre; daha doğrusu hangi ırka ait olduğunun belirlenmesidir. Y-Kromozomunun genetik özellikleri yoluyla soy takibi yapılabilmektedir (Çataloluk, 2003). 1985 yılından itibaren genetik mühendisliği yöntemleri kullanılarak arkeolojik kalıntılardan (kemiklerden) DNA tespiti yapılmaya başlanmasıyla mezar sakininin ırkı tespit edilmiştir. Bu müthiş bir gerçeği de yanında getirmiştir. Şöyle ki; ırk kalıtımı (Haplogurup) baba yoluyla (Y-Kromozomu) devam etmektedir. Her ırkın kendi DNA yapısı korunur ve bir ırkın diğerine karışması söz konusu değildir (Çataloluk, 2012).

13


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Her ırk insanlık ağacında bir haplogurubu tem- 30’u, Türkiye Türklerinin % 25’i, Gagauzların % sil etmektedir. Kan gurubu adlandırmasına benzer 25’i, Taciklerin % 20’si, Macarların % 20’si, Özşekilde her ırk bir harfle adlandırılır. Burada bizi beklerin % 20’si, Sırpların % 20’si, Arnavutların % ilgilendiren Türk ırk gurubunun R gurubu olma- 15’i, Mordvinlerin % 18’i, Tatarların % 15’i, Yusıdır (29). nanlıların % 15’i, Boşnakların % 15’i, Çuvaşların % Avrupalılar başlangıçta R gurubuna Hint- 10’u, Belarusluların % 10’u, ve İsraillilerin % 10’u. Avrupa gurubu diyor Slavlar kendilerini R1a (30) Bu günkü Avrupa’nın tamı tamına % 51’i R1b2 Avrupalılar ise R1b (31, 32) olarak adlandırıyordu. alt gurubundandır. Türkler hem Avrupalılar hem İşin en garip, en akıl almaz ve en öldürücü tarafı de Slavlarla aynı guruba sahip iseler bu durumda Türklerin DNA sonuçlarıyla ortaya çıktı: Türk gu- R’li ata Türk olmalı sonucu çıkmaktadır. Zira saderubu yoğunluklu olarak hem R1a hem de R1b’liydi. ce Türkler her iki gurubu birden taşıyor. Böylece, Bu sonuç o kadar çarpıcı bir tesir yarattı ki Avrupalı “biz mi Avrupalının atasıyız yoksa onlar mı bizim ve Rus akademisyenler arasında kavgaatamız,” şeklindeki can yakıcı soruya ce“Her ırk ya sebep oldu. Ruslar R1a gurubunun vap vermiş oluruz. isanlık ağacında Slav Gurubu olduğunu Türklerin yoA Klysov 2009 yılındaki yayınında bir haplogurubu ğunluklu olarak R1b’li olduğunu savuR1a ve R1b’nin farklı iki haplogurup nurken Avrupalı araştırmacılar Avru- temsil etmektedir. olarak geliştiğini ve yer ve zaman olapalıların, R1b’li, Türklerin ise R1a’nın Kan gurubu adlan- rak bir arada hiç bulunmadıklarını buna bir alt gurubu olduğunu savundular. dırmasına benzer bağlı olarak da R1a gurubunun SlavlaşEn büyük uyanıklığı ise Fransızlar şekilde her ırk bir tığını ve Hint-Avrupa gurubunun atayaptılar; Türkleri Moğol-Tunguz gu- harfle adlandırılır. sı olduğunu iddia ediyordu. Bir Kazak rubundan (C Haplogurubu) saydılar Burada bizi ilgiTürkünde bu gurubun ilk ortaya çıkış (33, 34). lendiren Türk ırk mutasyonunun bulunmasından ötürü Bunun ne demek olduğunu sayılarla ve- gurubunun R guru- bu gurubu Orta Asyalı olarak düşünülbu olmasıdır.” müştür. Ama Çatalhöyük’ten kaçırılan rirsek daha çarpıcı olarak anlaşılacaktır. kemikler üzerinde yapılan araştırmalar R1a Gurubunun dünya dağılımı şöy(35) yayınlanınca bu fikri çürütmüştür. ledir: Kemik DNA sonuçlarına göre Çatalhöyük R1a Altaylıların % 100’ü, Szekelilerin % 100’ü, Mordvinlerin ve Udmurtların % 80’i, Taciklerin % 64’ü, ve R1b’nin aynı zamanda ve aynı yerde yaşadığıPolonyalıların % 63’ü, Türkmenistan Türkmenleri- nı gösteren ilk, tek ve en eski yerleşim yeridir. Bu nin % 60’ı, Ukraynalıların % 53’ü, Rusların % 51’i, iki guruba buradan başka Ukrayna’da (MÖ 5000 Belarus’un % 51’i, Afganlıların % 51’i, Özbeklerin R1b), Avrupa’da (MÖ 3000’den önce R1a sonra % 50’si, Pakistanlıların % 48’i, Litvanya’nın % 41’i, R1b) Hazar ile Urmiye gölü arasında (MÖ 3000 Kırgızların % 41’i, Latvialıların % 40’ı, Macarların R1a ve R1b), Orta Asya’da (MÖ 2600’den itibaren % 39’u, Slovenlerin % 38’i, Estonyalıların % 37’si, R1a ve 1200’den itibaren R1b), rastlanır. Bu duAzerilerin % 35’i, Hintlilerin % 35’i, Çuvaşların % rumda Anadolu iki gurubun da ilk yerleşim yeri, yani 32.5’u, Bangladeşlilerin % 31’i, Hırvatların % 30’u, ilk anayurdudur. Türkün kökenini Orta Asya’ya bağÇeklerin % 30’u, Moldovalıların % 30’u, Kazakların lamak bu durumda doğru değildir. Zira Orta Asya’da % 25’i, Bosna-Herseklilerin (Boşnakların) % 25’i, Türk Tarihini MÖ 1200’den öteye götürebilecek bir Sırpların % 25’i, Romanyalıların % 20’si, Türkiye veri şimdiye kadar bulunamamıştır. Yukarıda gösterilen genetik, tarih ve göç verileri Türklerinin % 20’si, Doğu Türkistan Türklerinin bunun sebebini net olarak vermektedir. Avrupa nü% 20’si, Gagauzların % 20’si, Kürtlerin % 15’i (Zazaların % 60’ı), Yunanlıların % 12’si, Lübnanlıların fusunun % 50’sinin Türk gurubundan olması sadece göçlerle açıklanır ve bu göçler öyle sanıldığı gibi % 10’u, Suudilerin % 10’u. MS 2-9. yy arasındaki göçler değildir. Bu göçler R1b gurubunun dünya dağılımı ise şöyledir; MÖ 15.000’lerde başlayan ve MS 1400’lerde biBaskların % 99.7’si, Gallilerin % 83.5’u, İrlan- ten göçlerdir. Yapılan genetik araştırmalar Avrupa dalıların % 81’i, İskoçların % 72’si, İspanyolların % nüfusunun bu göçlerle şekillendiğini ispatlamasına 70’i, İngilizlerin % 67’si, Kırgızların % 63’ü, Fran- rağmen Avrupalıların göçleri bu şekilde kabul etsızların % 61’i, Portekizlilerin % 56’sı, Hollandalı- medikleri aksine Avrupa’dan Orta Asya’ya göç olların % 52’si, İsviçrelilerin % 50’si, Başkurtların % duğunu ispatlamaya çalıştıkları görülmektedir. Bir 45’i, Almanların % 45’i, İtalyanların % 40’ı, Aze- diğer iddia ise ırkların karışmış olması meselesidir. rilerin % 35’i, Norveçlilerin % 32’si, Kazakların %

14


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Bu da tamamıyla yanlıştır. Zira ırklar karışıksa ba- inancına sahiptir. 225 milyon kadarı Türklüğünü balık testi nasıl yapılır? Soy/sop analizi nasıl yapı- hiç unutmamıştır. Bu kadar müslümanı ve Türyoruz o zaman? Eğer ırklar karışmışsa bu soruların kü görmemezlikten gelen A. Klysov Delhi Sultanlığından başlayarak Babürilere kadar 1100-1700 cevaplanmaması gerekmektedir (36)! Avrupalılar ve Ruslar, Avrupa’ya olan proto- yılları arası Türk hükümranlığını ve varlığını inkâr Türk göçlerini yorumlarken etnisite değil haplogu- ederek Brahman Sınıfını Ekber Şah’ın oluşturdurup (R1b) göçleri şeklinde yorumlamaktadır. Orta ğunu da saklamaktadırlar. Zira bu gurubu SlavlaşAsya’daki Türkler (R1a’lılar) ise M.Ö. 3000’lerde tırma çabası yararsız kalmıştır. Rusların iddiasına Avrupa’dan buralara göç etmiş Aryanların ço- göre Türk gurubu R1b gurubudur. Bu guruba Türk cuklarıdır. Bunlar zamanla hem din değiştirmiş- gurubu denmesinin sebebi Macar bilim adamı M. ler hem de Türkleşmişlerdir. Yani protoTürkler Allinei’nin Çuvaşların atası olduğunu ispatladıAnadolu’dan Kafkaslara, Urmiye’ye, Avrupa’ya, ğı Sredny Stog Kültüründen dolayıdır (38). Yani Çuvaşlar Altay-Tanrı Dağları Kökenli Karadeniz’in kuzeyine, Orta Asya’ya ve (Ergenekon) değildir. “Milletler oluşurKuzey Afrika yoluyla Avrupa’ya; velDünyadaki milletlerin demografik hasıl bütün dünyaya yayılırken hiçbir ken önce belirli bir ırkın üyeleyapısı incelendiğinde milletler oluşurgenetik iz bırakmamış aksine Avrupalırinin bir birlik ken önce belirli bir ırkın (haplogurular Asya’ya bilinmeyen bir tarihte gelip oluşturduğu dibun) üyelerinin bir birlik oluşturduğu iz bırakmışlar ve geride kalan Türkler ğer haplogurupdiğer haplogurupların ana guruba sonde bunların devamı imiş (Archeology 2008,10). Bu kesinlikle doğru değildir. ların ana guruba radan katılarak ana kitle içinde eridiği sonradan katı- (kültürel asimilasyon) anlaşılmaktadır. Hem jeolojik, arkeolojik, genetik ve talarak ana kitle Milletleri meydana getiren ırklardan rihi kayıtlar bunu reddetmektedir hem içinde eridiği de Avrupa’dan Asya’ya göçerken etni- (kültürel asimi- hangisi ilk kurucu ise o gurup taşıyıcı, site olarak kabul edilen göçler tersi du- lasyon) anlaşıl- yönetici ve yönlendirici olduğu sayısal olarak az ya da çok olmasının önemli rumda neden haplogurup olarak kabul maktadır.” olmadığı görülür. edilmektedir bunun açıklanması gerekmektedir. Avrupalı bilim adamları da tahrifte Ruslardan aşağı değildir. Avrupalı genetikçilere göre R1a gurubunun bir özelliği daha vardır. Bu gurubun ağırlıklı kısmı % 43’ü Müslüman, % 37’si Avrupa’nın bu günkü nüfusu ile MÖ 2500 yılındaki Hindu ve % 20’si ise Ortodoks’tur. Ortodoks kısım nüfusu aynıdır (Eupedia.org). Yani bu günkü etnisite en küçük kısım olmasına rağmen Ruslar el çabuk- ne ise 4000 yıl önceki etnisite de aynıdır. Diğer tarafluğu ile bu gurubu hem Slavlaştırmış hem de Or- tan Çatalhöyük’ün nüfus orantısı alınıp tahrif edilerek todoks yapmıştır. Slavlaştırmayı bozan en önemli Türkiye’nin (Anadolu’nun) bu günkü nüfus yoğunludelil Kozaklar (Cossacs) adı verilen Ukraynalı ar- ğu ve orantısının MÖ 7000 yılındaki orantı ile aynıdır kaik topluluktur. Bu topluluk R1a’nın genetik ve denmektedir. Hiç de ilmi olmayan bu görüşün savudil özelliklerine göre en kadim guruplarından bi- nulacak tarafı olmadığı gibi taraflı olduğu da açıktır. ridir. İşin enteresanı bu gurup içinde halen dilini Cavalli-Sforza bunu % 10 olarak verirken A Cinniunutmamış en eski dört köy mevcuttur ve dilleri oğlu (39) bu sonucu eğip büker ve % 7 olarak verir. Türkçedir. Bu Ukrayna’yı oluşturan ana etnik gu- Hâlbuki kendisi % 24 olarak bulmuştur. P Underhill rup olan Kozakların Türk asıllı olduğunu göster- (40) bu rakamı % 5’e indirir, nihayet Ebu Amero (41) mesi bakımından çok önemlidir. Kozaklarla aynı bunu % 3’e indirir. İşte Türkiye’de TV’lerde gözüdönemden kalan ve Macaristan’da yerleşen Szekeli müze bakarak verilen Anadolu Türk nüfus orantısı Türkmen gurubu Hun kökenli olduğunu savunur- bu tahrif edilen rakamdır! İşin garibi Türkiye Türkken Kozakların Slav olmasının imkânı yoktur. Bu lerindeki Orta Asya gen yüzdeleri hesap edilirken ne kadar az ise Orta Asya bağlantısının o kadar azaldığı durumda R1a’nın Slav olması imkânsızdır. Rus ve Polonyalı akademisyenler 1974’lere kadar ve Türkiye Türklerin o kadar çok karıştığı büyük bir İrani olarak niteledikleri İskit ve Sarmatların ge- zevkle söylenirken iş “Anadolu Türkündür” demeye netik yapısının R1a’lı olduğu ortaya çıkınca önceki gelince Türk ırkı yoktur ırklar karışmıştır Türkiye bir savundukları fikri terk ederek Hint-Avrupalının sentezdir denmesi de ayrı bir garabettir. Madem ırkatasının İskit ve Sarmatlar olduğunu savunmaya lar karıştı yüzdeler nasıl hesap edilir o zaman? Diğer başladılar. R1a gurubunun dünyadaki nüfusu 800 taraftan bu verilenler Y-Kromozomu sonuçları da demilyonu aşkındır. Bu miktarın 470 milyondan faz- ğildir! Gen mutasyon farklılıkları (ALU mutasyonları) lası Müslümandır. 300 milyonu Hindu Brahman Y-Kromozom sonuçları gibi yutturulmaktadır. Devamı bir sonraki sayıda...

15


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

kabakçı konağı Her ay değişik bir konunun ele alındığı TOKFED davetlileri ile Hamamönü Kabakçı Konağında Tokat kültürünü canlı tutmak amacı ile etkinlikler yapılmaktadır.

Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Mehmet Ali Çakmak’ın Cumhuriyetin Kuruluşunun 90. Yılı ile Ankara’nın Başkent Oluşunun 90. Yılı üzerine sunum görüntüleri.

16


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

kabakçı konağı

Yıldırım Beyazıd Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. İbrahim Tüzer’in “Modern Dünyada Edebiyat” konulu sunum görüntüleri.

17


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

kabakçı konağı etkinlikleri...

Kabakçı Konağında Şiir Dinletisi görüntüleri.

18


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

kabakçı konağı etkinlikleri...

Kabakçı Konağında Kent Planlamacısı Hakan Altınörs’ün “Kent Planlaması” konulu sunumundan görüntüler.

19


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

SALİH MELEK BAŞBAK ANLIK MÜŞAVİRİ AA YÖNETİM KURULU BŞK. V.

YEREL MEDYANIN TOKAT’IN

TANITImına KATKILARI Tirajı yüksek gazetelerin ve televizyonların muhabirlerinin olması, ilimiz hakkında haber ve gelişmelerin Türkiye ve dünya gündemine ulaşması açısından yararlıdır.

Medya, bir toplumun gören gözü, işiten kulağı

ve kendisini ifade eden, tanıtan lisanıdır. Medya ayrıca toplumların ve ülkelerin tanıtım ve gelişmişlik göstergesidir. Şayet bir ilde beş yıldızlı oteller yapılıyor, havaalanı aktif olarak işliyor, Organize Sanayi Bölgelerinin sayısı artıyor ve güçlü bir medyası bulunuyorsa o il, kalkınmaya başlamış demektir. Kalkınmanın göstergesi olan bu dört şart birbirine bağlıdır. Beş yıldızlı oteller, kalkınmada gelecek görülen illere gelir. Çünkü kaliteli otelleri, lokantaları bulunmayan illere yatırımcı ve turist gelmez. Medyanın da gelişmesi, güçlenmesi, bulunduğu ildeki ekonomik hareketliliğe bağlıdır. Yani nerede hareket, orada bereket. Nerede güçlü ekonomi var ise orada çok sesli güçlü medya bulunur. Peki tarihi, doğal kaynakları, kültürel zenginlikleri, çalışkan ve munis insanlarıyla dikkati çeken güzel Tokat’ımızda durum nedir? Medyası güçlü müdür? diğer illere göre durumu nedir? yazımızda bu noktaları irdeleyeceğiz. Şurası bir gerçek ki, asrımızda en hızlı gelişen medya ve iletişim sektörü, çok masraflı olması, teknolojisinin sürekli yeniliğe açık olması ve büyük yatırımlar istemesi yönleri ile diğer sektörlerden ayrılır. Gazete, radyo, televizyon ve internet sitelerini faaliyete geçirmek ve sürekliliğini sağlamak çok zahmetli olup büyük emek ve yatırım ister. Çok değişkendir ve hızlıdır. Uzun çalışmalar sonucu elde edilen bir haberin ömrü saniyelerle, birkaç dakika ile sınırlıdır. Yaşaması büyük fedakarlıklara, emeğe, reklamlara ve ilanlara bağlıdır. Ekonomisi güçlü olan illerde gazete, radyo, televizyonlar ve internet siteleri yaşamını ilan ve reklamlardan sağladığı gelirlerle sürdürür. Gelirleri ölçüsünde yenilikleri yakından takip eder, kalifiye elemanları istihdam eder. Güçlü medya da halkın bilgilendirilmesi, gelişmelerden haberdar edilmesi,

20

eğitilmesi, bölgenin ve ülkenin yurtiçi ve yurtdışında tanıtımına geniş çapta katkıda bulunur. Bu açıdan bakıldığında ilimizdeki medyamızın sayı ve nitelik olarak Türkiye ortalamasının üstünde olduğu, basın mensuplarımızın gayretle çalıştıkları, özellikle ilimizin ve ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelik yayın yaptıkları gözlenmektedir. Basının öneminin farkında olan Mustafa Kemal Atatürk, “basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.” demiştir. Hovel de “Dünyayı yönetenler; kalem, mürekkep ve kağıttır.” vurgusunu yapmıştır. Artık Dünyamız bir köy haline dönüşmüştür. Yayın organları, internet siteleri marifetiyle Tokat’ta yaşanan bir olay, haber hem Türkiye’nin gündemine hem de dünyanın gündemine oturmaktadır. Yeter ki ilginç haberleri, tanıtım malzemelerini bulalım ve etkin bir şekilde yansıtalım. Tokat’ımızın her yönü ile tanıtımı için güçlü medyaya ihtiyaç bulunmaktadır. Medya denilinceTokat’ta faaliyet gösteren yerel medya, Türkiye genelinde yayın yapan ve yabancı ülkelerde de dağıtımı yapılabilen, izlenebilen, takip edilen yaygın medya ve yabancı yayın organları ve temsilcileri akla gelmektedir. İlimizdeki yerel medyaya genel olarak bakacak olursak, Tokat merkezde ve ilçelerde büyük fedakarlıklarla aldıkları maddi ve manevi risklerle yayın hayatına devam eden 29 yerel gazete bulunmaktadır. Tokat merkezde 17 tane gazete varken, ilçelerdeki yerel gazete sayısı 12 tanedir. Almus ve Artova’da gazete yayınlanmaması üzücüdür. Tokat ve merkezdeki yerel gazetelerin yarısından fazlası yani 16 tanesinin resmi ilan alması, gazetele-


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 rin kaliteli gazetecilik yapmalarının ve prosedürlere Özellikle basın meslek kuruluşlarının güçlü olmauymalarının göstergesi olması açısından önemlidir. sı, ilimizde toplantı ve seminer düzenlemesine, foTokat merkez ve ilçelerinde 7 tane televizyonu- toğraf safarilerinin organize edilmesine katkıda bumuz ve 5 tane radyomuz bulunmaktadır. Son zaman- lunur, özellikle siyasetçi, ilim adamları vb. ilgililerin larda Tokattaki televizyonların uydu yayın hakları al- kendilerini ifade etme, görüşlerini açıklama açısından ilimizi tercih etmelerine yardımcı olur. maları çok sevindiricidir. Ayrıca basın meslek örgütlerinin güçlü olmaİlimizde ayrıca, Anadolu Ajansı, İHA, Cihan, sı devlete bağlı basın meslek kuruluşları olan TRT, Doğan Haber Ajansı gibi büyük ajansların temsilcilerinin bulunması, tirajı yüksek gazetelerin ve te- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, levizyonların muhabirlerinin olması, ilimiz hakkında RTÜK ve Basın İlan Kurumu’nun bölge müdürlükhaber ve gelişmelerin Türkiye ve dünya gündemine lerinin ilimizi tercih etmelerine zemin hazırlar. Bunlara ilaveten anılan kurumlarının ulaşması açısından yararlıdır. bölge müdürlüklerinin ilimize gelmesi Ayrıca ilimizdeki gazetecilerin oriçin etkili lobi oluşturmamız gerekir. ganize olmaları ve Türkiye genelindeki “İlimizdeki Bu arada ilimizdeki işadamları rekbasın meslek örgütleri nezdinde temsil edilmeleri dikkat çekmektedir. Tokatlı gazetecilerin lam ve ilan vererek yerel medyamıza gazetecilerimiz Anadolu Basın Birliği, organize olma- sağlayacağı katkı, medyanın güçlenmesi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türki- ları ve Türkiye ve etkisinin artması açısından çok önemye Gazeteciler Federasyonu ve İnternet lidir. Çünkü bir gazetenin, radyo ve tegenelindeki Derneklerinde üye olmakta, ilimizi en yayın faaliyetine başlaması basın meslek ör- levizyonun iyi şekilde temsil etmekte ve platformlave işlerliğini devam ettirmesi için güçlü gütleri nezdin- bir sermayeye ihtiyaç vardır. Bu nedenle, rına aktif olarak katılmaktadır. de temsil edil- resmi ilanlar, reklamlar, ilanlar ve sponDeğişik toplantılarda dile getirdiğim meleri dikkat sorluklar yayın kuruluşlarının olmazsa gibi, il merkez ve ilçelerimizde bir tarihi evin restore edilerek, basın meslek çekmektedir.” olmazıdır. Neticede yerel medyanın ve basın mensuplarının korunması, gözekuruluşlarına verilmesi, ayrıca basın tilmesi ve desteklenmesi gereklidir. merkezi ve kültürel etkinlikler için salon olarak kullanılması, yerli ve yabancı, Basın mensuplarının yetiştirilmesinyerel ve yaygın medyanın çalışmalarına de iletişim fakülteleri çok önemlidir. Tosunulması, basın mensuplarının çalışmalarına çok kat Gazi Osman Paşa Üniversitesinde İletişim Fakülyardımcı olur, ayrıca isteyenlerin orada kendilerini tesi kurulması yararlı olacaktır. Ancak ülkemizde çok ifade etmelerine fırsat verir. Gazeteciler burayı lokal sayıda iletişim fakültesi bulunması ve her yıl mezun olarak da kullanabilirler. Lokalde bir araya gelerek olan binlerce iletişimcinin ancak yüzde 15-20’sinin Tokat medyasının ve genelde medyanın sorunları medya alanında iş bulması böyle bir çalışmanın yakonusunda görüş alış verişinde bulunabilirler. Tabii pılmasını zorlaştırmaktadır. Mevcut şartlarda basın güzel ilimiz Tokat’ın daha geliştirilmesi, yaşanan mensuplarının yetiştirilmesi konusu basın kuruluşları gelişmeleri ve haberleri genel olarak ilin ve ülkenin ve meslek örgütlerinin vereceği katkılarla aşılabilir. gündemine en iyi şekilde nasıl taşıyacakları konuZira basın mensuplarının bilgili, kültürlü, kessunda istişare edebilirler. Ayrıca basın meslek örgüt- kin görüşlü, anlaşılır üsluplu, basın meslek ilkelerine leri bu desteklerle daha fazla varlık gösterme imkanı bağlı olması ancak mesleki eğitimle sağlanabilir. yakalamış olur. Tokatlılar, yerel medyamızın yerelden kurtulup, Lökal ayrıca basın mensupları arasındaki dostluk bölgesel, yaygın ve uluslar arası bir düzeye ve kaliteye ilişkilerini ve dayanışmayı artırmaya da katkıda bu- ulaşmasını, tirajını ve etkisini artırmasını, toplumulunabilir. muzun sesi ve aynası olmasını beklemektedir. Yalnız ilimizdeki basın meslek kuruluşları, yerel Tokatlı olarak doğru, objektif ve tarafsız olarak medya mensuplarını daha kaliteli ve etik kurallarına yayın yapan ileri düzeyde bir medya bekliyoruz. daha fazla bağlı kalması için meslek içi eğitime ile Sabah gazete bayisinden ulusal gazete yerine yemesleki faaliyetlere ağırlık vermelidir. rel gazetenin tercih edileceği, yaygın radyo ve teleBasın mensuplarının birlik ve beraberlik içinde vizyonlarından önce Tokat’ımızın televizyon ve radolması ve resmi kurumlarla işbirliği yapması resmi yoların izleneceği, basın mensuplarının gördükleri ilanların daha fazla alınmasına katkı sağlayabilir. düşündükleri ve bildiklerini samimi, objektif olarak Malî yönden güçlü olan basın kuruluşları etkili yayın yazabileceği günlerin çok yakın olması Tokatlıların yapabilir, tirajını artırabilir, okuyucuların aradığı, iz- en büyük dileğidir. lediği yayın haline gelebilir. Bu günlerin çok yakın olacağını düşünüyorum..

21


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

MEMLEKETİM Reşadiye’m Elim ayağım Gözüm kulağım Kanadım kolum Kemiğim etim Sunası öksüz Turnası yetim Kadını Leyla Erkeği Mecnun olan yer Memleketim. Suyu sıcak Havası serin Gülü kırmızı Gölü derin Çamuru katı Taşı sert İnsanı Mert olan yer Memleketim. Ağustosta Dağında kar olan Zemheride

22

Bağında nar olan Bülbüle geniş Hoyrata dar olan yer Elim ayağım Gözüm kulağım Sağım solum Kemiğim etim Ayrılığın Ölümden zor olduğu yer Memleketim. Dağı taşı kekik kokar Irmağı bulanık akar Ağıtları yürek yakar Sözün ferman olduğu Suyun derman olduğu Yiğidin harman olduğu yer Memleketim. Bu şiir sana hediyem Al! Koynunda sakla REŞADİYE’M Osman NALBANT


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

TOKAT’I TANIYALIM TOKFED PLEVNE

TABİAT, SAĞLIK VE HOŞGÖRÜ KENTİ

reşadİye “Bağına yaz gelince yolu gözler Şadiye Gülü de bülbülü de şad eder Reşadiye”

23


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

R

Reşadiye Belediye Başkanı Rafet Erdem’in kaleminden Reşadiye sevdasına dair satırlar:

eşadiye; Türkiye’nin ekolojik olarak bozulmamış birkaç vadisinden birisi olan Kelkit Vadisi üzerinde Doğu Karadenizi Orta Anadolu’ya bağlayan staretejik öneme sahip olan E-80 Karayolu üzerinde kurulu bir ilçemizdir.

sisteminin uygulanmasından dolayı 13 olan belde sayımız maalesef 5’e düşmüş ve 40 yıllık beldelerimiz köy statüsüne dönüşmüş bulunmaktadır ki, bu da önümüzdeki süreç te Reşadiye’nin sosyo ekonomik yapısını derinden etkileyecektir.

Nüfusunun büyük bir bölümü, Ankara ve İstanbul gibi büyük merapollerde ikamet etmektedir. Bölge insanımızın yaylalara ve tabi güzelliklere olan sevdası; dini bayramlar dahil olmak üzere yıllık izinlerini illa ki sılalarında geçirmelerini terçih etmektedirler.

İstihdam alanlarının ilçe merkezinde yoğunlaşmasına ve göçün önlenmesine dair çabalarımız olmasına rağmen bunu beldelerimize taşıyamadığımızdan dolayı da yukarıda belirttiğimiz hususlar gerçekleşmiş bulunmaktadır.

İlimizin ve ilçemizin tanıtımında ve hemşerilerimizin bizlerden haberdar olmaları İlçemiz; yaylaları, gölleri, termal kaplıcaları ve doğal güzellikleri ile ön plana noktasında, hemşericilik ruhu ile hareket çıkarken, son yıllardaki HES projeleri se- eden ve bizlerin metropollerdeki gözü kulabebiyle de Kellkit Vadisindeki ekolojik ğı olan, derneklerimizin bir araya gelerek dengenin bozulması gibi bir risk ile karşı oluşturdukları çatı olan federasyonlarımıza ve bize bu imkanı veren TOKFED/PLEVkarşıya bulunmakatadır. NE Dergisinin yönetimine teşekkür ediyor, Reşadiye nüfusunun büyük bir bölümünün başarılarının devamını diliyorum. kentlerde yaşaması ve adrase dayalı nüfus

24


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Belediye Başkanı Rafet ERDEM’in Doğalgaz Açıklaması: İlçe Merkezinde yaşayan vatandaşlarımızın daha sıcak ve daha rahat bir ortamda yaşaya bilmeleri için, şehrimize Doğalgazın getirilmesi yönünde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve AKSA Tokat Amasya Doğal Dağıtım A.Ş. İle Belediyemizle çeşitli yazışmalar yapılmıştır.Yapılan yazışmalar ve araştırmanın neticesinde; “merkez nüfusu 10.000’in üzerinde olan ilçelere Doğalgaz’ın bağlanacağına dair Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 12.06.2013 tarih ve 3306 sayılı yazısı Belediyemize gönderilmiştir”. Bu nedenle; doğalgazın ilçemize gelmesi için nüfusumuzun 10.000 in üzerinde olması zorunlu hale gelmiştir. 31 Aralık 2014 tarihinde adrese dayalı ilçemizin nufusu 9260 kişidir. Bunun için de önümüzdeki 31 Aralık 2014 nufus sayımında, tüm Reşadiyeli hemşerilerimizin destek ve katkılar ile nüfsumuz 10.000’nin üzerine geçerse; ilgili birimlerle resmi yazışmalarımız yapılarak, Reşadiye merkezimizin doğalgaza kavuşturma çalışmalarımız hızlandırılacaktır. Bunun olabilmesi için de hemşerilerimizin önümüzdek sayımda nüfus kayıtlarını Reşadiyeye almaları hususunda gerekli gayreti göstmelerini arzulamaktayız.

fusun düşmemesi konusunda Belediye olarak her yıl çok büyük çaba göstermemize rağmen bir türlü bu düşüşü önleyemedik ve bu da bir çok hizmetlerin yapılmasına engel olduk. İşte onlardan bir tanesi de doğalgaz meselesidir. Günümüzde değişen hayat ve hava şartları ile yaşadığımız evlerin büyüklüğünün değişmesi, ısınma ihtiyacının en iyi şekilde karşılanması zorunluluğunu getirmiştir. Yaz aylarında ilçemize gelen emekli, gurbetçi vatandaşlarımız kış ayı yaklaşınca tekrar büyük şehirlere geri dönmektedir. Çünkü soğuk kış aylarında odun sobası ve kömürle ısınmanın hem zahmetli hem de maliyetli olduğunu düşünerek buradan gitmektedirler. Sadece ısınma probleminden dolayı burayı terk eden vatandaşlarımızın sayısı bir hayli fazladır. Bu da Reşadiye’miz için bir kayıptır. Bu nedenle; “Nüfusumuzun 10.000 in üstüne çıkması için bütün esnaf, memur, öğretmen ve hemşerilerimizden bu projeye katkıda bulunmalarını özellikle Belediye Başkanı olarak rica ediyorum…” Şirin ilçemizin böyle bir hizmete layık olduğunu düşünüyor, 2015’de doğalgaza kavuşmamız için önümüzdeki nüfus çalışmasında katkısı olacak bütün hemşerilerime saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

İlçemiz merkezinde yaşayan bütün vatandaşlarımıza özellikle seslenmek istiyorum. Reşadiye’mizi, yaşanabilir, huzurlu, güzel bir şehir haline getirmek amacı ile Belediye olarak canla başla çalışmaktayız. Reşadiye’mizin gerçek nüfusunun 9260 olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ne yazık ki nü-

25


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

BELEDİYENİN FAALİYETLERİ İlçenin Çermik Mahallesinde Kaplıca Tesislerininin içersinde bulunan kayalıklara Reşadiye Kalesi Yapıldı. Reşadiye Kalesi içerisinde, masrafları işadamı Muammer DEMİRCİ tarafından karşılanan ve Reşadiye Belediyesinin katkılarıyla şehitler anıtı açıldı. Stabilize yollar başta olmak üzere cade ve sokaklarda ömrünü tamamlayan bordür ve parkelerden; 2.504 m2 bordür, 55.365m2 beton parke döşemesi yapılmıştır. Öğretmenevi yanından yeni yol açılarak Sultan Reşad Caddesi İle Sağlık Caddesi birbirine bağlanmış, üç sokağa istinat duvarı yapılmıştır. Oto terminalinde ek inşaat tamamlanarak hizmete açılmış, oto terminali ihate duvarı yapılmıştır. Mezarlık girişine yapılan İdare binası bitirilerek hizmete sunulmuş, mezarlık iç düzenlemesi yapılarak adalar oluşturulmuş, bu kısımlara bordür döşenmiş, stabilize malzeme serilmiştir. Kelkit Çayı kenarına dolgu yapılarak bu alan genişletilmiş, yürüyüş yolu olarak kullanması için stabilize malzeme serilmiştir. İlçemize Kolcağız Parkı, Terminal Parkı, ırmak kenarı yürüyüş yolu parkı, mesire yeri mescit yanı parkı, Akçakolay Mahalle parkı, Emirşeyhyakup Mahallesi parkı halkın hizmetine sunulmuştur. Her yıl rutin olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 11 Mayıs Anneler Günü kutlama programları ve ve 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları geniş kapsamlı olarak yapılmıştır. 29 Ağustos 2008 tarihinde Belediyenin kuruluşunun 101. yılı kutlamaları halkımız ile birlikte en geniş anlamda kutlanmıştır. Türkiye Okuyor Projesine Meclisimizce karar verilmiş, bu amaçla ilçemizdeki tüm okullara kitap dağıtılmıştır. İlçemizin 100 hektarlık alanında günümüz şartlarına, kanun ve yönetmeliklere uygun revizyon imar planı yapılmıştır. Kaplıca tesislerinin genişletilmesi için 15 adet motel tipi binalar bitirilerek hizmete sunulmuştur.

26

Çarşı içi, anayollar, mezarlık, ve tüm parklara, refüjlere 3500 adet çeşitli ağaç, gül ve mazı dikilmiştir. Reşadiye Belediyesi olarak, Merkezi Finans ve İhale Birimine sunmuş olduğumuz, Üreten Genç Eller Projemizde hibe almaya hak kazandığımız 153.791.1 euro ile İlçemiz gençlerinin eğitimine başlanmıştır. İlçemizde toplanan evsel, tehlikeli atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmeleri amacı ile Aşağı Kelkit Havzası Çevre Hizmetleri Birliğine üye olunmuştur. Belediyemizin Ortağı olduğu Reşadiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Özellikle Kız Çocuklarının Okullaşmasının Artırılması Hibe Proğramı” kapsamında “Benimde Adım Var, Okumak Benimde Hakkım” isimli proje ile ilçemizdeki mali durumları kötü 50 kişiden oluşan kız öğrenciye okuma hakkı verilmesi sağlanmıştır. Pazar yeri Gültekin Topçam Caddesi ile Kemal Tüfekçi Caddesine kaydırıldı. İlçenin Emirşeyh Yakup Mahallesi Tekke Sokak kenarına yağmur sularının çevreye zarar verdiğinden bu kısma kanal yapılarak bitirilmiştir. Belediyemize ait 3 yıldızlı 124 yataklı 44 standart, 8 suit olmak üzere toplam 52 oda, Fizik Tedavi-Rehabilitasyon Merkezi, Açık ve kapalı yüzme havuzu, VIP toplantı salonu, toplantı salonu, restorant, teras restorantı bulunan termal otelimiz; oturma odası, televizyon, yatak odası, mutfak, buzdolabı ve termal banyolu 14 adet villa tipi konutlar 15.11.2011 tarihinde yapılan kapalı teklif usulü ihale ile kiraya verilmiştir. Hazırlanan


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

şartname doğrultusunda; otelde bulunan 227 ve 228 nolu odalar ile 1 ve 2 nolu apartevler Belediyemizin kullanımında kalmıştır.

lek Yüksekokulu yapılması amacı ile Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğüne ücretsiz olarak tahsis edilmiştir.

Nisan Eloktromekanik Enerji San Tic.A.Ş. tarafından ilçemize yapılan Tuna regülatörü ve HES Projesi yapımı sırasında İlçemiz su irsaliye hattının bir bölümünün Tuna Barajı göl sahasında kalması nedeni ile ilgili şirketin Belediyemiz vermiş olduğu taahhüname doğrultusunda; Reşadiye İçme Suyu kaptajının korunması ve geliştirilmesi için çalışmalar yapılmış bu çalışmalar halen devam etmektedir.

Belediye hizmetlerinin yürütülmesinde iş makinesi ve araçlarımızın yeterli olmaması nedeni ile yeni yatırımlarımızın gerçekleşmesi amacıyla, 1 adet hidromek kepçe alınmıştır.

Belediyemize ait Atatürk Parkı’ndan 1.500 m2 yer, ilçemize 50 Yataklı Devlet Hastanesi yapılması amacı ile Sağlık Bakanlığına ücretsiz olarak tahsis edilmiştir. Belediyemize ait İlçenin Çamlıca Mahallesinde bulunan 3.257.85 m2 yer Reşadiye Mes-

2012 yılında 1 adet binek aracı alınmıştır. Belediyemize kapalı tip soğutuculu cenaze taşıma aracı alınması için İller Bankasından kredi alınarak Devlet Malzeme Ofisine başvuru yapılmıştır. 2012 yılı içerisinde İşkur ile Belediyemiz arasında yapılan protokol gereğince; 8 ay süre ile 30 işçi, Toplum Yararına Çalışma Planı kapsamında çalıştırılmıştır.

27


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

REŞADİYE’NİN TARİHÇESİ

R

eşadiye adını taşıyan İskefsir’in eski bir tarihi vardır. Eski tarihlerde Şark-i Karahisar’ın Erzurum vilayetine bağlı olduğu görülür. İskefsir hakkındaki araştırmalarda “Erzurum Mihimme Defterleri” ile Şebinkarahisar hakkında yazılmış olan eski eserlere bakıldığında Şark-i Karahisar’ın daha sonra Erzurum’dan ayrılarak Sivas’a bağlandığı görülmektedir. Reşadiye, Anadolunun orta kesiminde Kızılırmak yayı içinde kalan Kapadokya arazisi içerisinde yer alan Tokat ilimizin bir ilçesidir. Kelkit Irmağının kenarında, E 80 karayolu üzerinde şirin bir ilçedir REŞADİYE. Eski Kapadokya arazisi elden ele geçmiş, değişik milletler bu arazide medeniyetler kurmuşlardır. Sırasıyla İraniler, Büyük İsakender, Pontuslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Danişmendliler, Kadı Burhanettin, Akkoyunlular bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Sonraları da bu arazi Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetine geçmiştir. Reşadiye’nin coğrafi özellikler bakımından çam ormanlarıyla kaplı olması, güzel ve şirin bir yer olması, kışın sert geçen iklim koşullarından fazla etkilenmemesi, köylerin konumuna göre merkezi bir yerde olması, sağlığa yararlı kaplıcalarının bulunması, Kelkit vadisi üzerindeki Şark Yolunun buradan geçmesi ilçe merkezi olarak seçilmesini etkileyen nedenlerdir. 1939 yılında 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece sabaha karşı tarihte “Erzincan Depremi” olarak da bilinen deprem Reşadiye ve köylerinde etkili olmuş ve bu depremde Reşadiye’de ayakta tek bir bina kalmamıştır. Bu haliyle ilçe merkezi ve köyleri uzun bir süre kendi kaderine terk edilmiştir. Köylerle birlikte toplam 2100 kişinin öldüğü resmi kayıtlarda mevcuttur. Zamanın Tokat valisi İzzeddin Çağpar, İlçe Kaymakamı Necati Gökmoğol ve oluşturulan kurulun uzun tartışmaları sonucu yeni Reşadiye’nin yerleşim yeri eski yerleşim yerinin kuzeyine dağ eteğine kaydırılmıştır. Uzun yıllar deprem yarasını sarmaya çalışan Reşadiye’de 1966 yılından sonra zamanın idarecilerinin yoğun çalışmaları ve Reşadiye halkının da katkılarıyla yeni bir atılım ve yapılanma ortaya çıkmış, önce maddi sorunlar aşılıp, günün şartları içinde son derece önemli yatırımlar gerçekleşmiştir. İlçemiz sanayi bakımından da hızla gelişme göstermektedir. Şu anda işletmeye açık bir BAMBU atölyesi, RESÜT (Entegre süt tesisleri ve mezbahanesi 30 dönüm arazi üzerinde) fabrikası ve Ata Sanayi Sitesi ile sanayi alanında ve ırmak kenarında arsasını belediyenin tahsis ettiği Kaner Tekstil fabrikası ile de tekstil alanında hızla gelişme göstermektedir

28

TOPRAĞI SABUN, SUYU HAMAM, ODUNU MUM REŞADİYE... Şehirler; zaman içerisinde hakimiyetleri altında kaldıkları medeniyetlerin kültür varlıklarını, yaşayış biçimlerini, sanat eserlerini, gelenek ve göreneklerini kendilerinden sonraki nesillere aklaşan birer vesika niteliğindedir. Perslerden, Bizanslara sonrasında Selçuklu ve Osmanlılara kadar birçok medeniyetin hakimiyeti altında kalmış, Evliya Çelebinin “İskefsir Mahiyesi” adıyla, Seyehatnamesine girmiş Sultan Selimhan’ın İran seferine çıkan Otağını kurduğu bir çoğrafyadan bahsederken heyecanlanmadan edemiyor insan… Kelkit vadisine hayat veren Kelkit nehrinin kenarında kurulmuş, vadinin incisi Reşidaye; Akdeniz iklimini gösteren 1900’lu yıllara kadar, atalarımızın “İskefsir Mahiyesi” olarak isimlendirdiği ve 1907 yılında ilçe hüviyetine kavuşamuştur. Bu eşsiz yöre taşıdığı tabiat değerleri ile ayrıca yüzyıllardır şifa dağıtan, romatizmalı hastalıklardan, eklem rahatsızlıklarına kadar, birçok hastalığa çare olan kaplıca suyu ile şifa kapısıdr. Gözlerim yeşile, ciğerlerim oksijene doysun diyen herkesin muhakkak görmesi gereken; Cinban, Selemen, Güvendik,Gedik, Batmış ve daha sayamadığımız 40 tan fazla yaylası bir doğa cennetidir. Yine doğanın bir armağanı olan essiz güzellikteki, Zinav gölü, Çitlice mesire alanları ile bölgenin en yüksek yeri olan Erdem Baba Türbesinin bulunduğu Erdem tepesi ile ziyaret mekanıdır. Hepsinden daha önemlisi misafirperver, hoşgörülü insanı ile toprağı sabun, suyu hamam odunu mum olan şirin Reşadiyemiz tüm Türkiye’nin ziyaretini bekliyor...


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

reşadİye BELDELERİ BAYDARLI

B

aydarlı Kasabası Orta Karadeniz’de Tokat ili sınırları içerisinde Reşadiye’ye bağlı Ordu ili sınırı ile bağlantılı bir yerleşim alanıdır. İlçeye olan uzaklığı 29 Km olup, 1350 rakımındadır. Bölgemiz tarih çağları Hititlerin, Perslerin, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde kalmış. 1015’ten itibaren Anadolu’ya başlayan Türk akınlarından sonra, 1071 Malazgirt Zaferi ile Türk toprağı olmuştur. Baydarlı’nın da içinde bulunduğu bölge, fetihten sonra Anadolu Selçuklu Devletine bağlı Danişmentoğlu beyliği sınırları içine alınmıştır. Deniz seviyesinden 1350 metre yükseklikte bulunan Baydarlı, hem kuruluş yeri itibariyle, hem doğasıyla, hem de suyu ve havasıyla Reşadiye’nin en güzel köşelerinden birisidir. Baydarlı’ya ilk olarak ve kimlerin geldiği, buraya o zamanlarda ne isim verildiği belli değildir. Baydarlı’nın şu andaki halkını oluşturan kabilelerin, yaklaşık 1750-1780 yılları civarında buraya yerleştiği anlaşılmaktadır. Ancak köyde bulunan Medrese Camii’nin kitabesinden de anlaşıldığı üzere, burada daha

önce de bir yerleşim yeri vardır. Çünkü, buradan yetişip, İstanbul’a götürülen bir Kızlarağası tarafından yaptırılan camideki kitabede, caminin yapılış tarihi olarak Rumi 1110 (Miladi 1694) yazılmaktadır. O tarihlerde burada yaşayanların soyundan Baydarlı’da şu anda yaşayan olup olmadığı bilinmemektedir. Baydarlı ismi nereden gelmektedir? Baydarlı’da vaktiyle bir baytar varmış. Civar köylerden oraya gidenler, “Nereye gidiyorsun” diye sorulduğunda, “Baytarlı Köye” derlermiş. Sonunda köy “Baytarlı Köy” diye anılagelmiş ve bu ad daha sonra “Baydarlı” halini almıştır. Köyün güneyinde Deve Çadırları adıyla bilinen bir çayırlık vardı. Vaktiyle ordular yaz mevsiminde, şark sevkiyatı zamanında buradan geçerken konaklamışlar, uzun müddet kalıp istirahat etmişler. İstirahat halindeki bazı develer serbest bırakılmışlar ve hangi deve hangi köye giderse o köye o devenin ismi verilmesi kararlaştırılmış, Baydarlı’nın bulunduğu yere gelen devenin ismi “Bay Deve” olduğundan buranın adı Bay Deve olmuş ve zamanla bu ad Baydarlı şeklini almış. 2013 nüfus sayımına göre Baydarlı’nın nüfusu 2433’tür.

29


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

reşadİye BELDELERİ

B

BEREKETLİ

ereketli’nin tarihini kesin bir zamana oturtmak şu an mümkün değildir. 1907 yılında nahiye 1969 da belediye olan Bereketli hakkında kabul gören son güncel bilgiler Prof. Dr. A.Rıza Atasoy’un Reşadiye’nin tarihine ilişkin yazmış olduğu kitaptır, fakat buda yetersizdir. Bilindiği üzere 1071 Malazgirt şavaşından sonra Anadolu’da hızlı bir Türkleşme süreci başlamıştır. Genel olarak dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Canik dağlarının Kelkit oluğuna doğru alçaldığı 1450 rakımlı sırtlara kurulmuştur. Kuzeyinde yer alan yaylası ortalama 2000 m. yükseltide yer alır. Be-

30

reketli Kasabası tektonik açıdan son derece rahatsız bir bölgededir. Dünyanın en önemli fay kuşaklarından biri olan Kuzey Anadolu Fay hattının etki sahası içerisindedir. Bu fayla bağlatılı tali kırıklar tam olarak Bereketli Kasabası’nda yazı olarak tabir edilen sahadan geçer. Kasabayı etkileyen en önemli kırık hattı Niksar civarından İskesur’a yönelip Dombalak vadisini takip ederek Ortadere’yle Bereketli’ye bağlanır. Zaten asıl kırık olan KAF’a uzaklığı kuş uçuşu olarak 10 km.den daha azdır. Buradan rahatlıkla şu sonucu çıkartabiliriz. Bereketli Kasabası 1. dereceden deprem kuşağı içinde yer alır. 2013 nüfus sayımına göre Bereketli’nin nüfusu 2812’dir.


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

reşadİye BELDELERİ

İ

BOZÇALI

lçenin kuzey-batısında, ilçe merkezine 26 km. mesafede oldukça büyük bir kasabadır.Tokat-Ordu sınırının en son yerleşim birimidir.Rakımı 1350 Bozçalı’da 1012 hanede 3112 nüfus yaşamaktadır. Bu da gösteriyor ki, Bozçalı, Reşadiye’nin en büyük kasabalarındandır. Belediye örgütünün 1972 yılında kurulduğu Bozçalı Kasabasında göç olgusu, diğer yerlere göre son derece azdır. Yurt dışında da fazla bir nüfusu olmayan Bozçalılar’ın toplu olarak yaşadığı yerlerden birisi Tokat’tır. Okumaya büyük önem veren Bozçalı’da okuma-yazma oranı %90’dır. Bozçalı’nın ne zaman kurulduğuna dair elimizde kesin veriler yoktur. Bir söylentiye göre, köy halkı 1699 yıllarında Ankara’nın Haymana ilçesinden gelerek bu köyü kurmuşlardır. İlk gelenler, köyün Babuç, Alanbaşı (Evcikici), Geyik Yatağı, Taşlıseki mevkiine yerleşmişlerdir. Burada küçük mezralar oluşturan köylü, daha sonra çete korkusu yüzünden 1750 yıllarında köyün bugünkü yerine taşınmıştır. Kasabanın adı ile ilgili söylentiler de çeşitlidir. Halkın daha çok “Bohçalı” şeklinde telaffuz ettiği Bozçalı adı ile ilgili iki söylenti mevcuttur. Bunlardan birincisi şöyledir: Bozçalı halkı Niksar’da kurulan pazara bohça ile gidip geldiğinden, buraya da “bohçası olan” anlamına gelen Bohçalı denmiş, bu söz zamanla Bozçalı biçimine dönüşmüştür. İkinci söylenti de şöyledir. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’dan

İstanbul’a dönerken burada konakladığı, kendisine sorulduğunda,”Şu boz çalılıkta çadır kurun” dediği söylentisi yaygındır. Bu söylentiye göre de Bozçalı adı buradan gelmektedir. Evliya Çelebi de Erzurum’a giderken buradan geçmiş, köyün mamur (düzenli) bir yer olduğunu söylemiştir. Bozçalı ekonomisi halıcılık, tarım ve hayvancılığa dayanır. Bozçalı’nın ekonomik hayatının önemli kollarından birisi de hayvancılıktır. Ancak, son yıllarda yetiştirilen hayvan sayısında önemli bir azalma olmuştur. İklimi, toprak yapısı, doğası, topraklarının genişliği gibi hayvan yetiştirmeye son derece elverişli Bozçalı’da hayvan sayısının giderek azalması gerçekten üzülecek bir durumdur. Küçükbaş hayvan sayısı 4500, büyükbaş hayvan sayısı da 1500 civarındadır. Tarım, Bozçalı ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Daha çok buğday, arpa, fiğ ve patates ekimi yapılan Bozçalı’da tarımda da istenilen verim elde edilememektedir. 100’e yakın traktörün olduğu kasabada hala önemli ölçüde bir verim alınamamasının bir nedeni de sulu tarıma geçilememiş olmasıdır. Kasabada 7 cami, 2 ilköğretim okulu, çok programlı bir lise, 500 abonelik otomatik telefon, şebekeli içme suyu, kanalizasyon bulunmaktadır. Her salı günü kurulan Bozçalı pazarında istenilen her şeyi bulabilirsiniz. 2013 nüfus sayımına göre Bozçalı’nın nüfusu 3112’dir.

31


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

reşadİye BELDELERİ

C

CİMİTEKKE

imitekke Beldesi, Reşadiye’nin kuzeyinde, merkezine 26 km. uzaklıktadır. Cimitekke’nin denizden yüksekliği 1500 ile 1800 m. arasında değişmektedir. Belde genel olarak engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Yerleşim çevresi kuru tarım arazisi ile kaplı olup yayla yolu üzerindeki Şivillik korusu ve yayla sınırlarındaki geniş gürgen ve meşe ormanları Cimitekke’nin yeşil görünümünü sağlar. Belde ve çevresinde rakıma bağlı olarak kışları soğuk ve kar yağışlı, yaz aylarında ise fazla sıcak olmayan yayla iklimi görülür. Cimitekke doğal güzellikleri yönünden oldukça şirin bir beldedir. Özellikle Cimban yaylası harika bir güzelliğe sahiptir. Yeşilin her tonunu bulabileceğiniz geniş ormanları, kırları gürül, gürül akan dereleri, her birisi insana can katan su kaynakları ile bir doğa harikasıdır. Cimitekke Kasabası; Alpler, Erenler, Cimişadi, Kavaklıdere, Çamlık, Halaçlı ve Keteniği mahalleleri ile 7 mahalleden oluşmaktadır.

32

Cimitekke Kasabası 1999 yılında Belediye olmuştur. İlk Belediye Başkanı Adem GÜL olurken 2004 yerel seçimlerinde Belediye Başkanı Cavit GÜR olmuş, 2009 yerel seçimlerinde Belediye Başkanlığına Hüseyin GÜL seçilmiş olup halen bu görevde bulunmaktadır. Cimitekke halkı özellikle 1980’li yıllardan sonra büyük şehirlere özellikle İstanbul’a yoğun bir şekilde göç etmişlerdir. Nüfusun 1/3 ü İstanbul’da yaşamaktadır. Kasabamızın nüfusu kışın oldukça azalırken ilkbaharla beraber gurbetçilerin gelmesiyle kasabamız şenlenmektedir. Cimitekke’de yaşayanlar genellikle hayvancılıkla uğraşmaktadır. Daha çok büyükbaş hayvancılık yapılırken koyunculuk gerilemiş 6-7 bölük koyun sürüsü kalmıştır. Refah seviyesi artan halkımız artık hayvancılığı terk etmektedir. 2013 nüfus sayımına göre Cimitekke’nin nüfusu 3061’dir.


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

reşadİye BELDELERİ

O

HASANŞEYH

n birinci yüzyıldan itibaren Anadolu`nun Türkleşmesi ile Orta Asya’dan (1075-1085) tarihleri arasında gelen Karaöylü veya Karlı Oymağı: Karaevli veya Karaçadırlı anlamına gelen bu oymaklardan, küçük bir topluluğun, kasabanın bulunduğu yere yerleşmesi ve daha sonraları kasaba bölgesinde bulunan Kızılpınar ve Mohus mezralarından gelenlerin de yerleşmeleri sonucunda buraya “Tekke Köyü” adını vermişlerdir. Tekke Köyü, eski tarihlerde Şebinkarahisar`a bağlı İskefsir kazası içinde görülmektedir. XII. yüz yılda Horasan`dan gelen Melik Gazi`nin Uç Beylerinden olan Hasan Gazi`nin Rumlar üzerine seferleri sırasında o gün itibariyle stratejik öneme haiz olan ve Niksar, Başçiftlik, Hasanşeyh, Mesudiye ve Şebinkarahisar güzergahını takip eden ipek yolu güzergahında bulunan Tekke Köyüne yerleşmesi üzerine köyün adı “Şeyh Hasan Tekkesi” olarak değişmiştir. Şeyh Hasan (Hasan Gazi) Türbesi; Hasanşeyh Kasabası Hasangazi Mahallesi Mezarlığında bulunmaktadır. Hasanşeyh Köyünün ismi, “… Arşiv Tımar Defteri No. 1019 tarihi 1143 Tımar Sahibi Ömer … Ali Emiri tasnifi 1 nolu Ahkam Defteri 39. sahifesinde numara 783, tarih 1158 sayılı yazıda Kariyei Tekke Büzrük (Büyük Tekke) Cevdet tasnifi evkaf numarası 1581, tarih 1221 İskefsir Kazasına tabi Şeyh Hasan Tekkesi…” olarak geçmektedir. Evliya ÇELEBİ`de ünlü eseri Seyahatnamesinde “Buradan sonra dört saat mamur köyler içinde yol

aldık. Tekke Köyü Eskefsir Kasabası toprağında, yüz evli, bir camili zeamet köydür” demektedir. Ayrıca kasaba arazileri içerisinde bulunan Salavat Tepesi Tümülüsü, Lığla Höyüğü ve Kilise Tepesi ile Hasan Gazi ve Genç Abdal Türbeleri, Hasanşeyh arazilerinin, değişik zaman dilimlerinde farklı kültürlere ev sahipliği yaptığını ortaya koyan kanıtlar olarak tanımlanmaktadır. Hasanşeyh`te İlkokul 1927 yılında açılmış, 1970 yılında Ortaokul açılmıştır. İlkokul ve Ortaokul 1997–1998 Eğitim Öğretim Yılında sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilince İlköğretim Okulu olmuştur. Tam kadro eğitim öğretime devam etmektedir. Hasanşeyh`te Sağlık Ocağı 1972 yılında hizmete açılmıştır. Şu anda Aile Hekimliği olarak faaliyettedir. 1 doktor ve 1 ebe görev yapmaktadır. Hasanşeyh`te din hizmetleri ise, birer imamın görev yaptığı merkezde 2 olmak üzere 6 camide yürütülmektedir. Hasanşeyh`te online hizmeti veren bir PTT Şubesi ve Telekom’a bağlı bir telefon santrali bulunmaktadır. Hasanşeyh`te içerisinde 7000 kitabın bulunduğu Halk Kütüphanesi mevcuttur. Hasanşeyh’te 31 Aralık 2013 tarihi itibariyle Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre 3430 kişi yaşamaktadır.

33


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

TOKAT İL VE İLÇELERİNİN GERÇEĞİ

G

öç veren illerin başında gelen ve her geçen yıl nüfusu gitgide azalan Tokat’ın en fazla göç veren ilçelerinin başında da Reşadiye gelmektedir.

Bir Tokat’lı ve aynı zamanda Reşadiye’li olarak içim sızlıyor. Çünkü; Tokat genelinde elliye yakın beldenin nüfusunun 2000’in altına düşmesi sebebiyle köy statüsüne dönüşmüş olması gerçekten içimi acıtıyor. Bir STK başkanı olarak, yıllardır kendi beldemin dışında yaşayan hemşerilerimi Tokat’a yönlendirmeye çaba gösterirken, köye dönüşen beldelerimiz halkının duyarsızlıklarını anlamakta büyük güçlük çekiyorum. Sebebine gelince; insanımızın küçük hesaplar peşinde. siyasi polemiklere girerek sandıktan çıkan rakibini zora sokmak amacı ile nüfusa bigane kalmış olmaları, aslında rakibi değil beldenin bitirilme gerçeğinin farkında olmamaları daha da üzüntü vericidir. Tokat genelinde yaşadığımız bu vurdum duymazlık Reşadiye’de de doruğa çıkmış bulunmaktadır. Mevcut 13 beldenin 8’i maalesef köy statüsüne dönüşmüş olup, bu beldelerimizden bazıları 30-50-100 veya 150 nüfusla beldelikten düşmüş bulunmaktadır. Düşen beldelerimizin her biri; kültürel, sosyal ve ekonomik alanda bölge insanı adına güzellikler yapmışlardır. Düşünebiliyor musunuz; bu beldelerde çalışan personelin maaşları başta olmak üzere

34

Reşadiye ekonomisine A’dan Z’ye kadar ekonomik katkıda bulunuluyorlardı. Aynı zamanda; yerel yönetimlerin nüfus başına devletten aldığı maddi imkanlar ve geliştirdikleri projeler karşılığında aldıkları yardımları da imar, altyapı, sosyal tesislerin yapımı ile kent yaşamına alışkın olan ve tatillerini bu beldelerinde geçiren hemşerilerimizin tatil yaşamlarına da büyük kolaylıklar getirmekteydi. Bundan böyle; yerel yönetimlerin hizmetinden mahrum olan bu beldelerimiz merkezi idarenin, insafına kalmış bulunmaktadır. Temennimiz o ki, önümüzdeki süreçte Türkiye genelinde köye dönüşen tüm beldelerimizin tekrar belde statülerine kavuşmalarıdır. Son söz olarak, bütün ümidim ve dileğim; Reşadiye merkezde yaşayan, evi-barkı bulunan hemşerilerimize seslenmek istiyorum. Önümüzdeki 31 Aralık 2014 nüfus sayımında güç birliği yapılarak mevcut nüfusun 10 bini geçmesi için büyük çaba ve özveri göstererek, 2015 yılında Reşadiye’nin doğalgaz başta olmak üzere diğer kamu hizmetlerine kavuşmasının sağlanmasıdır. Saygılarımla... Kamil Dündaroğlu

HAKSODER Başkanı


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

rÖpOrtaj DOÇ. DR CELİL GÖÇER

RÖPORTAJ

LOKMAN HEKİM SİNCAN HASTANESİ BAŞHEKİMİ

LOKMAN HEKİM HASTANELERİ

Sağlık alanında başarılı hizmetlere imza atan Lokman Hekim Hastaneleri Başhekimi Tokatlı hemşerimiz, Doç. Dr. Celil Göçer ile Lokman Hekim Hastaneleri ve sağlık üzerine bir röportaj... bir kavramdır. Günümüzde hastane mimancelikle, teşekkürler. Hastanemiz, risi bir mimari gururla ifade ediyorum ki Ankara’mızın ve branş oldu ve koTürkiye’mizin en güzel hastanelerinden biri- doktora dir. Bunu fiziksel imkanlar ve verilen tıbbi hiz- nuları arasına Hatta metin niteliğini kastederek ifade ediyorum. girdi. İnsan sağlığını tanımlarken “fiziksel, ruhsal ve genel hastane sosyal olarak tam bir iyilik hali içinde olmak” k o n s e p t i n i n ifadesini kullanırız. Bu tanımdan yola çıkarak yanında tibbi sağlığın ve hastalığın çok boyutlu bir durum olduğu tesbitini yapmış olalım. Öyleyse biz Bizim mihenk taşı yaptığımız huhastalarımızın hem bedenine, hem ruhuna, sus Kur’an’da geçen: “Andolsun ki biz estetik anlayışına, kültürüne hitap etmeliyiz. lokmana hikmet verdik” ifadesidir. Biz Daha ilk baştan hastanemizin proje çalışması aşamasında iken bu noktadan hareket ettik kurumumuzda Lokman Hekim ruhunu Malum mimari canlı bir kavramdır. Şehir mi- kalite prensibi yaptık.’ marisi derken dinamik bir durumu kastederiz. Yani mimari sadece barınak, yol inşa etmek bölümlere göre ayrı doktora tezleri yapılmakdeğil, insanların mutlu barınacağı, yollarında tadır. gururla ifade edeyim ki, Hastanemiz dolaşırken rahatlayacağı tarzda bir inşa an- Ankara’da ve Türkiye’de bu mimari anlayışa layışıdır. Şehir mimarisinden sonra hastane göre bina edilmiş ilk hastanelerdendir. Daha mimarisine sözü getirelim. Hastane mimarisi proje aşamasında hastalarımıza vermeyi düde hastaların tanı ve tedavi süreçleri yürütü- şündüğümüz hizmetin kalitesini çok üst stanlürken ergonomik projenin uygulandığı, ken- dartlarda tasarladık. Hastanemize gelen indilerini rahat hissedeceği, huzurla bekleye- sanlarımız girişte bu rahatlığı hisseder. Sizin ceği, sıkılmayacağı ferah bir tarzı ifade eden ifade ettiğiniz gibi takdir edilme ilk adımda - Lokman Hekim Sincan Hastanesi, bölgede tercih edilip takdir gören bir hastane. Halkın teveccühünü kazanmasındaki etkenler nelerdir?

Ö

35


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 fiziki olarak başlar. Hastanemiz birçok değişik hasta spektrumuna hizmet vermektedir. Her hasta grubunun ihtiyacı farlılık arzeder. Örnek verin derseniz, mesela acil hizmet alması gereken hastalarımızı verelim. Birçok durumda hastanın sağlığı açısından acil mudahalede saniyeler önem arzeder. Sizin de gördüğünüz gibi binamızda yükseltilmiş helikopter pistimiz mevcuttur. Ben şahsen daha çocukken yurtdışında helikopter ambulans hizmetini görmüş ve bunlar bizim ülkemizde niye yok diye hayıflanmıştım. O zamanlar Türkiye’ de sadece otomobilden bozma, içine sadece bir sedye sığabilen ambulanslar vardı. Şimdi çok şükür ülkemizde sağlıkta büyük devrimler yapıldı, bunlardan biri de hava ambulans hizmetleridir. Hastanemiz Ankara’da yükseltilmiş heliportu olan tek hastanedir. Sağlık Bakanlığımızın muhteşem hizmeti olan helikopter ambulansla hastanemize nakledilen hastalarımıza, piste indikten sonra dakikalar içinde mudahale edebilmekte, gerekirse ameliyata alınabilmektedir. Acil servise gelen hastanın durumu kritikse acil alarmı verildikten 1-2 dakika sonra hastamıza mudahale edebiliyoruz. Bu hayatla ölüm arasında geçen ince zaman diliminde yapılan bir mudahaledir ve hayat kurtarmaktadır. Bu kapasitemiz sayesinde Sincan hastanemiz acil hizmetlier Ankara Sağlık Müdürlüğümüz tarafında son üç yıldır üst üste ödüllendirilmektedir ki bu halkımız tarafından da takdir edilmektedir. Sincan hastanemiz içinde bulunduğu bölgeyi aşan bir alana hizmet vermektedir. Bugün pek çok yurtdışı hastaya, Ankara ili dışından referanslı gelen hastaya şifa dağıtmaktayız. Bunlar bizim için güzel şeylerdir. Bakın size sorayım, tüm Ankara’da 24 saat süresince kesintisiz olarak; Çocuk hastalıkları, dahiliye, genel cerrahi, anestezi, kalp hastalıkları, kalp damar cerrahisi, kadın hastalıkları uzmanı hizmeti veren bir hastane var mı? Tüm hastaneler içinde bu uzmanlık dallarının tamamında uzman hekim hizmeti veren tek hastane Lokman Hekim’dir. bu yüzden mesai saatleri dışında Ankara’nın merkez ve ilçelerinin tamamından hastanemize hasta sevk edilmektedir, çünkü bizim dışımızda gecenin bir yarısında kalp anjiosu, acil kalp ameliyatı yapabilen bir hastane yoktur. bu da hastanemizin takdir edilme sebeplerinden biridir.

36

-Bahsettiğiniz bun konularda Hastanemizin başarısı takdir ve teveccühe değer gerçekten. Peki hastaya yaklaşımınızda Lokman Hekim hastaneler grubu olarak bir farlılık var mı?

Bence çok hassas bir noktamızı yakalıdınız. Bizim Grubumuzun isminin neden geldiğini burdan hareketle anlatayım. Siz Lokman Hekimi bilir misiniz? Yani Lokman Hekim şahsiyetini? Lokman Hekim hakkında biliyorsunuz Kur’an-ı Kerimde bir sure bulunmaktadır. Pekçok da rivayet vardır. Lokman Hekim çok uzun yıllar yaşamıştır Söylentilere göre yedi kartal ömrü kadar (500-600 yıl) yaşamış, yedi kartal beslemiş, bunlardan yedincisi ölünce kendisi de ölmüştür Hayatının sonuna doğru öleceğini anlayınca bütün bildiklerini öğrencilerine anlatmıştır. Lokman Hekim o kadar ünlü bir kişidir ki, kendisinden Kuran-ı Kerimde ve hadislerde de bahsedilmektedir Kur an-ı Kerim de 34 ayetlik Lokman Suresi vardır Sureye bu ismin verilmesinin sebebi, Lokman’dan bahsedilmesindendir. Bu surenin 12. ayetinde Lokman a Allah’a şükretmesi için ilim (hikmet) verdik denmektedir. Lokman Hekim’in oğluna nasihatleri adı altında toplanan bilgece sözleri günümüze kadar gelmiştir. Bu sözler Kur an-ı Kerim’de, hadislerde ve eski kitaplarda da bulunmaktadır. L o k m a n Hekim’in ölümsüzlük iksirini bulduğu, ancak formülü kaybettiğine dair efsaneler mevcuttur. Formülü nasıl kaybettiği ise değişik kaynaklarda degişik sekillerde anlatılır. Bir efsaneye göre içinde ölümsüzlük iksiri bulunan şişeyi köprüden ge-


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 çerken düşürüp kaybetmiş, bir başka efsaneye göre ise eline yazdığı ölümsüzlük formülü yağmurda silinmiştir. Bir rivayete göre de iksir, Allah’ın emriyle Cebrail tarafından yok edilmiştir. Bizim mihenk taşı yaptığımız husus Kur’an’da geçen: “Andolsun ki biz Lokman’a hikmet verdik” ifadesidir. Biz kurumumuzda Lokman Hekim ruhunu kalite prensibi yaptık. Yani bilgi ve hikmetle hizmet verme, davranma, tedavi etme prensibini. Hikmet, kelime anlamı olarak “sözde ve davranışta tam ve doğru isabet, derin anlayış kabiliyeti” gibi çok çeşitli anlamlarda kullanılabilen geniş kapsamlı bir kavramdır. Burdan hareket ederek Lokman Hekim Hastanesi olarak Misyonumuz; Toplum ve tıp ahlakına sadık kalarak, insan odaklı bir sağlık hizmeti anlayışında; mükemmeli yakalamak ve sürekliliğini sağlamaktır. Vizyonumuz; Bilimsel gelişmelerin ödünsüz takipçisi, çağdaş teknoloji kullanımında öncü bir kuruluş olarak; modern, temiz ve ferah mekânlarda, kaliteli, hızlı, güvenli, şefkatli ve ekonomik sağlık hizmetimizle “hastane denince akla ilk gelen marka bir kuruluş” olmaktır. - Lokman Hekim Sincan Hastanesi’nin hasta portföyü hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?

Hastanemiz yukarda da ifade ettiğimiz gibi Ankara ve Ankara ili dışından, ülke dışından pekçok hastaya hizmet veren bir referans hastanesidir. Ayaktan ve yatarak ve yoğun bakım hizmeti gibi çok farklı hizmet kategorilerinde başarı ile tedavi imkanı sunmaktayız. Her kategorideki hizmeti sunmanın zorlukları ve zorlukları aşmanın sevincini yaşamakta ve yaşatmaktayız. Ayaktan her branştaki poliklinklerimize başvuran hastalarımızı tedavi ettiğimiz gibi medikal ve cerrahi yatış gerektiren hastalıklara da son derece hızlı bir şekilde müdahale edebiliyoruz. Şöyle söyleyeyim, ileri tetkik ve tedavi gerektiren hastalıklar için başvurduğu gün MR, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi vb. yapılabilmekte, hastalar aynı gün ameliyata alınabilmektedir. Daha ileri tetkik ve tedavi gerektiren durumlarda bir kısmı 3. basamak olmak üzere yoğun bakım hizmeti vermekteyiz. Bir hastane için en zor olan 3. basamak dediğimiz ağır hasta grubuna hizmet verebilmektir ki hastanemizde bu grup hastalarımızı dünya standartlarında tedavi edebilmekteyiz - Hastanede yapılan tetkik ve tedavide esas alınan kriterler nelerdir?

Hastanemiz çözüm odaklı çalışır. Bir referans hastanesi mantığıyla çalışır. Şunu söyleyeyim, hastanemizde modern tıbbın gerektirdiği pek çok ileri teknolojik donanım mevcut. Dolayısıyla teşhis ve tedavi imkanları çok zengin. Amacımız en kısa sürede teşhis koymak ve tedaviye geçmektir. Hastanemizde tetkik ve tedavide güncel bilimsel kriterler esas alınır. Bir hekim için en büyük mutluluk kaynağı hastasının şifa bulmasıdır. Bizler hastalarımız iyi olduğunda iyi oluruz. Bunun için bütün konsantrasyonumuz hasta tedavisine yoğunlaşır, bunun gecesi gündüzü olmaz. Tersinden baktığımızda tedavinin başarılı olamaması da bizi o kadar üzer, ama maalesef bilgilerimizi , sınırlarımızı aşan durumlar var, fıtratın gereği. Bize düşen imkanları zorlamak, tıbbın gereğini yapmaktır. Oranlar için şunu söyleyim, tüm hastalarımızın istatistiklerini muntazam olarak takip etmekteyiz. Ayaktan tedavi edilen hasta sayısı, yatan hasta sayısı, ameliyat olan hasta sayısı, yoğun bakım hastası sayısı, kaybettiğimiz hasta sayısı vs. Mesela bir örnek

37


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

“Lokman

Hekim sağlık grubumuzun bildiğiniz gibi Ankara’da iki hastanesi vardır. Ankara dışında Van’da iki hastanemiz var. Son olarak Kuzey Irak’ta Erbil’ de Tanı Merkezimiz faaliyete girdi. Lokman Hekim-Erbil şubemizle inşallah, Türkiye’mizde yakaladığımız hizmet kalitesini sınırlarımız dışına taşıyoruz..”

vereyim, hastanemizde ameliyat edilen hasta sayısı, ayaktan hasta sayısının %7’sidir. Bir referans hastanesi olduğumuzu hatırlarsanız bu oranın ortalamanın altında olduğunu görürsünüz. Ameliyat önerilen hastalarımız medikal, yani ilaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarımızdır. Yani son çare olarak cerrahi tedavi gündeme gelir. Benzer şekilde ölüm oranlarımızda standartların altındadır. şunu hatırlatayım, hastanemizde ilerlemiş, ağır hastaların tedavileri de yapılmaktadır. Hastanemize hergün intihar teşebbüsü, düşme, trafik kazası, kalp krizi, kanser hastası pek çok hasta başvurmaktadır. Yoğun bakımlarımızda üçüncü basamak yani en ağır dönemde hastalarımız tedavi görmektedir. Dolayısıyla tabiatın gereği olarak vefatlar olmaktadır. Ancak bu oranlar ifade ettiğim gibi Dünya standartlarının, ortalamalarının altındadır. - Lokman Hekim Sincan Hastanesi’nin yurt dışında yaşayan hastalara sunduğu hizmetler nelerdir?

Benim babamda yurtdışında işci olarak çalışmıştır. Yutdışında yaşayan vatandaşlarımızın sıkıntılarını ben bizatihi yaşadım. Benim babam da yeterli dil bilmediği için zaman zaman güçlükler yaşadı. Yurtdışındaki vatandaşlarımız hastanemizde çok daha insancıl şartlarda ve fiyatlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Bu nedenle tedavilerini Lokman Hekim’de yaptırmak için her yıl gurbetçilerimiz bize başvurmaktadır. Biz onlara en kısa zamanda en doğru teşhis ve tedavi im-

38

kanlarını mutlulukla sunmaktayız. Türkiye’de hekimlerin bilgi ve tecrübe birikiminin Dünya standartlarında olduğu uzun zamandır herkes tarafından kabul görmektedir. Son yıllardaki atılımlarla sağlık kurumlarının fiziki şartları da dünya standartlarına erişmiştir. Bu nedenle yurtdışından gelen hastalarımız oldukça üst kalitede sağlık hizmeti alabilmektedir. hastanenizin yatak kapasitesi nedir? Lokman Hekim Etlik Hastanemiz 50 yatak kapasitesine sahiptir. Sincan Hastanemiz ise 200 yatak kapasitesi ile Ankara’nın en büyük özel hastanesidir. Toplam 7 ameliyathanenimiz vardır. - İhtiyaçlar doğrultusunda sürekli yeni klinikler açılıyor. Lokman Hekim Sincan Hastanesi’nde son dönemde açılan yeni klinikler hakkında kısa bilgi verebilir misiniz?

Biliyorsunuz Tıp bilgisi her on yılda yaklaşık ikiye katlanmaktadır. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde son bilgileri edinmek, tedavi uygulamalarını gerçekleştirmek zorundayız. Yeni bilgiler ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeni klinikler açmak, daha tecrübeli hekimler isdihdam etmek, kendimizi yenilemek için büyük heyecan hissediyoruz. Şu an itibari ile ana branşların tamamında kliniğimiz mevcuttur. En son uygulamalarınız derseniz, mesela beyin ve sinir cerrahisi klniğinde beyin tümörleri, bel fıtığı tedavisinde önemli atılım yaptık. Plastik cerrahi branşında çok güzel uygulamalar yapıyoruz, saç ekimine başladık.


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Aynı şekilde dermatoloji branşımızda laser uygulamaları ve estetik girişimlerde son model cihazlar aldık. Kulak burun boğaz branşımızda ileri tedaviler, uyku laboratuarı, işitme kayıpları tedavisi dünya standartlarındadır. Fizik tedavi branşımızda yeni uygulamalar başlattık. Bu liste çok uzar, ama biz mükemmele talip olduğumuzdan dolayı yeniliklermiz hep devam edecektir. -Ankara dışında da sağlık hizmeti veren kurumlarınız var, biraz bahseder misiniz?

Lokman Hekim sağlık grubumuzun bildiğiniz gibi Ankara’da iki hastanesi vardır. Ankara dışında Van’da iki hastanemiz var. Son olarak Kuzey Irak’ta Erbil’ de Tanı Merkezimiz faaliyete girdi. Lokman Hekim-Erbil şubemizle inşallah, Türkiye’mizde yakaladığımız hizmet kalitesini sınırlarımız dışına taşıyoruz. Lokman Hekim bir Türkiye markası olarak ülkemiz dışında bizleri en iyi şekilde temsil edecektir.

rimiz olan sayın Dr. Necmettin Din Ankara’daki iki hastanenizin başhekiminin Tokatlı olması hemşehrilerimiz için avantaj ve gurur kaynağı. Bu durum sizin için ne anlam ifade ediyor?

Evet Değerli Dr. Necmettin Din Hocamız çok iyi bir çocuk hekimi ve iyi bir idareci. Sağlık dışındaki çalışmalarımızdan da kısa- Hergün Tokat’tan çok sayıda hemşehrimiz ca bahsedecek olursak, Ankara’da “Haysüt” hastanelerimize başvurmaktadır. Hemşehriadıyla entegre bir süt ve et üretim çiftliğimiz lerimizin çok hızlı ve kaliteli sağlık hizmeti var. Burada da 600 civarındaki iyi cins büyükalmaları bizim için övünme sebebidir. Tabi, baş hayvanla sağlıklı et ve süt üretimi gerçekleştiriyoruz. Bunun dışında Ankara Bağlıca’da öncelikle hemşehrilerimizin sürekli sağlıklı olmasını arzu ederim. Bu vesile ile Tokat Derkonut inşası alanında çalışmalarımız vardır. Sayın Göçer, sizinle birlikte Etlik Lokman He- nekler Federasyonu yöneticilerine ve değerli kim Hastanesi Başhekimi de değerli bir hemşehhemşehrilerimize sağlık ve afiyet dilerim.

39


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

KADIN HAKLARI ARAŞTIRMALARI -II SEBAHATTİN ALİ ERDEN AİLE MAHKEMESİ HAKİMİ

TÜRKİYE’DE KADIN HAKLARININ GELİŞİMİNE GENEL BAKIŞ

C

umhuriyet Dönemi, 1950’den sonra:

1952: Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı. 1965: Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı. 22 Aralık 1966: Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı. 27 Mayıs 1983: 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi. 1985: Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı ve sözleşme ertesi yıl yürürlüğe girdi. 1985: 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kadınlar konusu ilk kez ayrı bir başlık olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi. 1987: Kadınlar konusuna odaklanmış ilk resmi kurum olan Devlet Planlama Teşkilatı Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu.

40

1989: İstanbul Üniversitesi’nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13’e ulaştı. 24 Ocak 1989: İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı. 29 Kasım 1990: Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. 1990: Mağdurun hayat kadını olması halinde tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı. 14 Nisan 1990: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı. 1990: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk Kadın Konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibariyle bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170’e ulaştı. 1990: 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25 Ekim 1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal çapta bir mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 Bakanlığına bağlı olarak kuruldu ve 24 Haziran 1991 tarihinde de Başbakanlığa bağlandı. Eylül 1990: Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye’deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı. 20 Şubat 1992: Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye’de kadın konusunda irtibat noktası olarak kabul edildi ve BM ile işbirliği içinde program ve projeler uygulanmaya başlandı. 1992: Cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü’nde Toplumsal Yapı ve Kadın İstatistikleri Şubesi kuruldu.

1998 yılında kamuoyuna sunulan Eylem Planı 6 ana çalışma grubu tarafından oluşturuldu. Kadının Statüsü grubunun koordinasyonunu Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü üstlendi. 1995: Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı. Kasım 1995: Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından bölgedeki kadınların durumunun iyileştirilmesi ve kalkınma sürecine entegre edilmesi amacıyla planlanan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin (ÇATOM) ilki Urfa’da açıldı. 2000 yılı itibariyle bölgedeki sayısı 21’e ulaştı.

29 Haziran 1996: Anayasa Mahkemesi Türk Ceza Kanunu’nun erkeğin zinasını suç olarak dü1993:İstanbul Üniversitesi’nde ilk Kadın Araşzenleyen 441. maddesini anayasanın eşitlik ilkesitırmaları Ana Bilim Dalı açıldı ve yüksek lisans ne aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. 27 Aralık 1996 programı vermeye başladı. Bugün Kadın Çalışmatarih ve 228600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ları Ana Bilim Dalı açarak Yüksek Lisans Programı kararda verilen bir yıllık süre içinde yasal veren üniversite sayısı dörde ulaştı. düzenleme yapılmaması nedeniyle er1993: Kadın Dayanışma Vakfı, keğin zinası 27.12.1997 tarihinden 22 Aralık 1966: Altındağ Belediyesinin desteğiyle itibaren suç olmaktan çıktı. Eşit değerde iş kadın danışma merkezi ve kadın 1996: Tarım ve Köyişleri Baiçin kadın ve ersığınma evini açtı. kanlığı bünyesinde “Kırsal Kalkek işçiler arasın1993: Halk Bankası’nca kakınmada Kadın Daire Başkanlıda ücret eşitliğini dınları girişimciliğe özendirğı” kuruldu. sağlayan 1951 mek amacıyla kadınlara özel, 1997: Kadının Statüsü ve Sotarihli 100 sayıdüşük faizli kredi uygulaması runları Genel Müdürlüğü koordibaşlatıldı. lı ILO Sözleşmesi nasyonunda 13 il valiliği bünyeonaylandı. 1994: Kadının Statüsü ve Sorunsinde “Kadının Statüsü Birimleri” ları Genel Müdürlüğü bünyesinde, kuruldu. şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psi22 Mayıs 1997: Kadının evlendikten sonkolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğira kocasının soyadını almakla birlikte, kendi sonin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek yadını da kullanabilmesi Medeni Kanun’un 153. amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı. 5 Nisan 1994: Dünya Bankası ile kadın konulu 19 Kasım 1997: Kadının Statüsü ve Sorunlaprojeler yürütülmeye başlandı. Kadının Statüsü rı Genel Müdürlüğü’nün önerisi üzerine İçişleri ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nde bir DokümanBakanlığı’nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kıstasyon Merkezi kuruldu. mında “evli/ bekar/ dul/ boşanmış” gibi ifadele1994: Türkiye Kahire’de yapılan Birleşmiş Mil- rin yerine sadece “evli” veya “bekar” ifadelerinin letler Nüfus ve Kalkınma Konferansına katıldı. kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı. Konferans’da kadının statüsü ve sağlık ilişkisi13 Kasım 1997: Türkiye Cumhuriyeti, amacı uzni vurgulayan “üreme sağlığı” kavramı üzerinde man bakanların çalışma alanları ile ilgili konularözellikle duruldu ve kadın sağlığında “bütüncül” da Avrupa Konseyi faaliyetlerine etkin bir şekilde bir yaklaşım benimsendi. Bu yaklaşım doğrultukatılmalarını teşvik etmek olan Kadın-Erkek Eşitsunda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde ilgili liğinden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı’nın kesimlerden sağlanan katılımla “Kadın Sağlığı ve dördüncüsüne ev sahipliği yaptı. Aile Planlaması Ulusal Eylem Planı” hazırlandı.

41


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 23 Haziran 1998: Anayasa Mahkemesi kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 440. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. Gerekçeli karar 13 Mart 1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı. 17 Şubat 1998: Yeni Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu. 21 Ekim 1998: Adalet Bakanlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ve kadın kuruluşlarının oluşturduğu gündem sonucunda bekaret kontrolünün, ancak takibi şikayete bağlı suçlarda, mağdurun rızası alınarak, ırza geçme gibi re’sen takip edilen suçlarda ancak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı izni ile yapılabileceğini düzenleyen bir genelge yayınladı.

8 Eylül 2000: Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından imzalandı. Onay aşaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alındı. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Ek İhtiyari Protokol ile Sözleşmenin taraf devletler tarafından ihlali durumunda kişilere ve kişilerden oluşan gruplara başvuru hakkı tanınmakta ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır. 24 Kasım 2000: Ülkemizde giderek artmakta olan töre cinayetlerine karşı kamuoyu oluşturmak üzere “25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Günü” nedeniyle Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Şanlıurfa Valiliği işbirliği ile “Kadına Yönelik Şiddet” konulu bir panel düzenlendi. Panel resmi düzeyde töre cinayetlerine karşı duruşun zeminini oluşturdu.

1998: İçişleri Bakanlığı’nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak 17 Şubat 2001: Türk Medeni Kanunu’nun Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nce veyıldönümü nedeniyle TBMM Adalet Korilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki 1999: Kadın misyonunda görüşülmekte olan Mede“Emekliye Yakınlığı” bölümünde yer erkek eşitliği açıni Kanun Tasarısının eşitlikçi özünün alan “dul kadın vb.” ifadelerin yesından önemli dekorunarak yasalaşması için Kadının ğişiklikler içeren rine sadece “eşi, kızı, oğlu, annesi, Statüsü ve Sorunları Genel MüdürMedeni Kanun Tababası” gibi ifadelerin kullanılmas�� lüğü ve kadın kuruluşları tarafından sarısı hazırlanasağlandı. kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde rak Türkiye Büyük 17 Ocak 1998: Aile içi şiddete uğbulunuldu. Kadın dernekleri ve diğer Millet Meclisi’ne rayan kişilerin korunması için gerekli sunuldu. sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla tedbirlerin alınmasını düzenleyen 4320 “Medeni Yasa Tasarısı İçin Hep Birlikte” Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürüryürüyüşü gerçekleştirildi. lüğe girdi. 21 Haziran 2001: TBMM Adalet Komisyonunca 1998: Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan bir de- kabul edilen Türk Medeni Kanunu Tasarısı Genel ğişiklikle aile reisinin beyanname vermesi esası Kurula sevk edildi. kaldırılarak kadınların kocalarından ayrı olarak 22 Kasım 2001: Yeni Türk Medeni Kanununun beyanname vermesi sağlandı. TBMM tarafından kabul edildi. 1998: Kadınlara yönelik danışma merkezleri 1 Ocak 2002: Yeni Türk Medeni Kanununun yüçalışmaları başta Ankara ve İstanbul olmak üzere rürlüğe girdi. Barolar tarafından da başlatıldı. Barolar bünye30 Temmuz 2002: CEDAW Ek İhtiyari Protokosindeki Kadın Hakları/Hukuku Komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla “Türkiye lünün onaylanması Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonları Ağı (TÜ7 Ocak 2008: Avrupa Konseyi bünyesinde oluşBAKKOM)” kuruldu. Giderek artan komisyonların turulan Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Gücü sayısı 2001 yılı itibariyle kırk civarına vardı. tarafından yürütülecek “Aile İçi Şiddet Dahil, KaEylül 1999: Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü dınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kampanyası” Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi’ni onaylarken koy- çerçevesinde Avrupa Konseyi’nce nakdi hibe veduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. madde- rilmesine ilişkin anlaşmanın yürürlüğe girmesine dair karar 26749 sayılı Resmi Gazete’de yayınlalerine ilişkin çekinceleri kaldırdı. narak yürürlüğe girdi. Tokat’lı kadınlarımızı sevgi 1999: Kadın erkek eşitliği açısından önemli deve saygı ile selamlıyorum. ğişiklikler içeren Medeni Kanun Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

42


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014

SİGORTA UZMANLARI ŞENOL ARSLAN

“Günümüzde sigorta müessesi vazgeçilmez bir sorumluluk kazanmıştır.”

S

igorta Uzmanları olarak, 2013 Haziran ayında girilen sigortacılık sektöründe, 15 yıl gibi bir zaman diliminde sigortacılık bilgileri ve edinilen dostlar ile günden güne güçlendirerek inşa edilen başarılı ve yükselen bir grafikle gidilen yol... Dürüst ve yenilikçi yapısıyla kısa zamanda yüksek üretimlere ulaşan SİGORTA UZMANLARI çok iyi bildiği tüm branşlarda hazırlayabileceği sigorta poliçelerini müşterilerine en uygun şekilde sunmaktadır. Profesyonel ve kurumsal çalışma prensibi ile şirket hak ettiği hızda büyüyerek hedefine ilk altı ayda ulaşmıştır. Sigortalı portföyü ilk altı ayda çok hızlı büyümüş, bu büyüme sektörde takdirle karşılanmış, bir çok firmanın dikkatini çekmiştir. İlk etapta 5 teknik personel ile başlanılan işyeri kısa zamanda 2 teknik personel takviyesi ile 7 çalışana ulaşmıştır. Sürekli kendilerini yenileyerek müşterilere en iyi hizmeti vermek, sigortalı yaşamı kolaylaştıracak şekilde onlarla irtibatı kesmemek prensipleri olmuştur.

Amaçları * Dürüst olmak. * Her an ulaşılabilir olmak. * Her bireyin, her firmanın mutlaka bir zaman ihtiyacı olacak olan sigortayı en doğru zamanda tespit edip, en uygun poliçeyi tanzim etmek,

* Poliçe tanziminden sonra oluşabilecek hasar veya sıkıntıları hızlı çözümler üreterek bir an önce maduriyetini gidermek, * Sigortacılık sektöründe lider acente olmak. * Sigortalıların emanet ettiği değerlerini her gün yenileyip güncel bilgilerle koruyarak SİGORTA UZMANLARI ismine layık olmak.

Misyonu * Olmazsa olmaz müşteri memnuniyeti. * Kaliteli hizmet sunarak ünvanlarını değerli acenteler arasında anılmasını sağlamak. * İlk tercih edilen acente olmak.

Branşları

Araç

Kasko Si-

gortası:

Sigortalılar araçlarının KASKO sigortaları için şirkete başvurdukları anda piyasaya yön veren büyük firmalardan araçlar için en uygun fiyatları araştırılıp, sigortalıya fiyat ve firma hakkında bilgi verilip, sigortalının isteğine göre poliçe tanzim edilir.

Araç Trafik Sigortası: Araçlarda yapılması zorunlu olan sigortalardır. Tüm araçlar zorunlu olduğu için firmalar arasında da çok zorlu bir rekabet oluşmaktadır. Bu yüzden iyi bir fiyat araştırması gereklidir. Acentelikçe 12 firmadan fiyat araştırması yapılıp, fiyatları sigortalılara iletip en uygun hangi şirket ise poliçe oradan tanzim edilir. İşyeri Paket Sigortası: Yangın, infilak, deprem, sel ve su baskını, hırsızlık, terör, cam

43


TOKFED PLEVNE 4. SAYI / ŞUBAT- 2014 kırılması ana teminatlar olmak üzere maddi olarak uğranması halinde hemen hemen her türlü hasarı karşılayabilecek teminatlar mevcuttur. Fabrika, imalathane, işyeri, ofis, için ön ekspertiz yapılarak hangi teminatlara ihtiyaç olduğu çıkarılır, işyeri profiline göre poliçe hazırlanır. Sanıldığının aksine çok çok ucuz olan bu tür işyeri paket sigortası poliçeleri az bilindiğinden pahalı– lüks zannedilmektedir. Örneğin 100 bin liralık demirbaşı-emtiası olan bir işyerinin yıllık sigortası 300-500 TL arası üstelik bol taksit seçeneği de mevcut. En azından fiyat almakta fayda var.

Konut Paket Sigortası:

Yangın, infilak, deprem, sel ve su baskını, hırsızlık, terör, cam kırılması ana teminatlar olmak üzere, elektrikli aletlerin bozulması, her türlü tesisat arızaları, ferdi kazalar, kişisel sorumluluklar, komşulara verilebilecek maddi zararlardan tutun 3. şahıs sorumluluk, gıda bozulmaları, çilingir hizmetlerine kadar daha bir çok çeşit teminatlarla desteklenen konut sigortaları konusunda sigorta firmaları çok yol aldı. Rekabetin getirdiği hırs ile poliçe içine biraz önce sayılan teminatlara ek olarak inanmakta zorlanılacak hizmet paketleri ekleyerek bir poliçeden çok ev destek hizmetine dönmüştür. Bu poliçe de sanıldığı aksine çok ucuz fiyatlar çıkmaktadır. Örneğin Ankara da 150 bin liralık konut ve 40 bin liralık eşya sigortası yıllık 200-300 TL arası bir rakama yaptırılabilir.

Bunların haricinde;

DASK (ZORUNLU DEPREM SİGORTASI) SAĞLIK SİGORTALARI HAYAT – EMEKLİLİK SİGORTALARI HER TÜRLÜ SORUMLULUK SİGORTALARI İNŞAAT SİGORTALARI NAKLİYAT SİGORTALARI TARIM SİGORTALARI Acenteliğin çalıştığı ve uzman olduğu branşlardır.

44


TOKFED PLEVNE EĞİTİM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT VE TARİH DERGİSİ 4.SAYI REŞADİYE İLÇESİ