Page 1

TKP’nin Sesi

4 Kasım 2011

Türkiye toplumunu gerici rejime boyun eğdirten en başta umutsuzluktur. Sosyalist alternatif bu noktadan başlayarak örülmelidir.

BİR TEK SOSYALİZMİ YENEMEZLER BU KEPAZELİĞİN ALTERNATİFİNE GÜÇ VER TKP 12 Haziran seçimlerinden sonra yaptığı değerlendirmelerde bu seçim sonuçlarının 1923’te kurulan Birinci Cumhuriyet’in yıkılması anlamına geldiğini saptadı. Temmuz ayında toplanan 10. Kongre’de detaylandırılan bu saptamaya göre islamcı, emperyalizmle uyumlu, bölgesinde yayılmacı, vahşi kapitalizme dayanan bir İkinci Cumhuriyet yola çıkmıştı. Artık eski yapıların, kurumların ve ideolojilerin kayda değer bir direnme gücü söz konusu değildi. Kaldı ki, ordudan yargıya, medyadan üniversiteye, geleneksel büyük sermayeye kadar eski rejim yapılarının pazarlıkçı çizgileri, zaafları, gericilik ve emperyalizm karşısındaki teslimiyetçilikleri, halk kitleleriyle aralarındaki aşılmaz kopukluk gibi nedenlerle AKP yükselişine direnmekten ziyade yıkımın yolunu mu açtıkları tartışmalıdır. Bu koşullardan umutsuzluk mu çıkaracağız? Türkiye bitti mi diyeceğiz? Umutsuzluk İkinci Cumhuriyet’e eklenmeye, boyun eğmeye varan en geniş kanalı oluşturuyor. İşçi sınıfımız, kent ve kır yoksulları, aydınlar, yıkıma uğrayan, proleterleşen küçük toprak ve mülk sahipleri, öğrenci gençlik, şiddete itilen kadınlar, cemaatleştirilmek istenen Aleviler, özgürlük taleplerinin yerine dinsel itaat konulmak istenen Kürtler... Yani Türkiye’nin “büyük insanlığı”nın boyun eğmekten bir çıkarı yoktur. Umutsuzluk en büyük düşmanımızdır. Diğer yandan yenilen Birinci Cumhuriyet ve onun tarihsel zaaf ve açmazlarıdır. Yenilen sosyalizm değildir. Rejim değişikliği sırasında sosyalist hareketimizin de zayıf düştüğü doğrudur. Ancak bir kepazeliğe dönüşen bu düzenin biricik alternatifinini sosyalizm olduğu da bir o kadar doğrudur. TKP, insanlığı tek çıkış yoluna çağırıyor. Sosyalizme!

BDP’ye saldırı

Sosyalistlerin Meclisi’nden açıklama

AKP’nin Kürt hareketine karşı açtığı savaş aydınlara yönelik saldırılarla sürüyor. BDP’nin Anayasa Komisyonu üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı, yazar Ragıp Zarakolu ve BDP yöneticisi eski KESK Genel Sekreteri Mustafa Avcı tutuklananlar arasında. Üniversite Konseyleri Derneği de Ersanlı’nın serbest bırakılmasını talep eden bir açıklama yayınladı. (http://haber.sol.org.tr/soldakiler/ukd-busra-ersanlinin-serbestbirakilmasini-talep-etti-haberi-47889)

23 Ekim’de toplanan Sosyalistlerin Meclisi çeşitli konuları değerlendirdiği basın açıklamasında kendi kuruluşunu şöyle yorumladı: “Sosyalistlerin Meclisi kendi kuruluşunun Türkiye’de akla ve vicdana yönelik büyük saldırı karşısında önemli bir çıkış kanalı olabileceği inancında ve iddiasındadır.” (http://haber.sol. org.tr/soldakiler/sosyalistlerin-meclisi-akla-ve-vicdana-yoneliksaldirinin-cikisi-olabiliriz-haberi-47763)


TKP’nin Sesi

TKP Genel Merkezi Karanfil Sk. No: 58 Kat: 3 Kızılay ANKARA Tel: 0312 417 29 68 www.tkp.org.tr Baskı: Kayhan Matbaacılık Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 244 Zeytinburnu İst.

4 Kasım 2011

BİR TEK SOSYALİZMİ YENEMEZLER BU KEPAZELİĞİN ALTERNATİFİNE GÜÇ VER Umutsuzluk İkinci Cumhuriyet’e eklenmeye, boyun eğmeye varan en geniş kanalı oluşturuyor. İşçi sınıfımız, kent ve kır yoksulları, aydınlar, yıkıma uğrayan, proleterleşen küçük toprak ve mülk sahipleri, öğrenci gençlik, şiddete itilen kadınlar, cemaatleştirilmek istenen Aleviler, özgürlük taleplerinin yerine dinsel itaat konulmak istenen Kürtler... Yani Türkiye’nin “büyük insanlığı”nın boyun eğmekten bir çıkarı yoktur. Umutsuzluk en büyük düşmanımızdır.

12 Haziran seçimlerinden zaferle çıkan AKP, aradan geçen 4-5 ay içinde izlediği politikalarla bu zaferini pekiştirmiş, siyasette mutlak hegemonya alanını daha da genişletmiştir. AKP’nin asker-sivil bürokrasi ve medya üzerindeki denetimi yoğunlaşırken muhalefetin de burnu sürtülmüş, siyaset alanında AKP’nin kendi inisiyatifi dışında başka herhangi bir dinamiğe boşluk tanınmamıştır. Bugün AKP dış politikadaki çıkışlarıyla olsun, “yeni anayasa” süreci üzerindeki kontrolüyle olsun ipleri tamamen elinde tutmaktadır. Daha önemlisi, AKP, tek baş ağrısı durumunda olan Kürt siyasetinde de yakın geçmişe göre daha avantajlı konum-

dadır ve kozlar giderek AKP’nin elinde birikmektedir. Göründüğü kadarıyla askeri, bürokrasiyi, medyayı ve muhalefeti etkisizleştiren AKP şimdi Kürt hareketi karşısında ipleri tamamen eline almaya hazırlanmaktadır. Son tutuklamalar, bu girişimin anlamlı halkalarından biri sayılmalıdır. Yukarıda kısaca özetlenen durum, bir başka açıdan bakıldığında şu anlama gelmektedir: AKP, Birinci Cumhuriyet’in temeli ve taşıyıcısı olan ittifakları birer birer çözmüş, dağıtmış ve etkisizleştirmiştir. Sıra, bu geleneksel ittifakların dışında kalan Kürt hareketini “halletmeye” gelmiştir. Bütün bunlar, bugün Türkiye’de aydınlanmacı, ilerici, yurtsever ve sosyalist unsurların karşısında yeni bir bütünselliğin oluştuğuna işaret etmektedir. Bugün gelinen uğrakta emperyalizm ve sermaye yanlılığı, emek düşmanlığı, gericilik, şovenizm ve milliyetçilik, AKP’nin ideolojiksiyasal kimliğinde diğer tüm temsilcilerini marjinal konumlara iten bir buluşma ve bütünleşme içindedir. Karşı taraftaki bu konsolidasyon, Türkiye sosyalist hareketi açısından bir zorunlulu-

ğu da beraberinde getirmektedir. Zorunlu olan, tarif edilen bütünselliğin karşısına mutlaka ve mutlaka bir başka bütünsellikle çıkılmasıdır. AKP’ye karşı mücadelede, “içerden çözücü”, “kenardan yıpratıcı”, “alttan oyucu”, “dışarıdan destekli”, “nokta vuruşlu”, “şok açıklamalı” ve “demokratikleşme akortlu”, ama her durumda parçalı seslerin, çıkışların ve politikaların herhangi bir anlamı kalmamıştır. Türkiye Komünist Partisi, bu ülkenin dürüst ve namuslu, AKP’ye karşı mücadele gerekliliğine inanan insanlarına sormaktadır: • Başında her kim olursa olsun, CHP’nin AKP’ye karşı etkili bir muhalefet yürüttüğünü ve yürütebileceğini düşünüyor musunuz? • Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ilerlemesiyle bir gün gelip AB’nin bu iktidara rest çekebileceğine inanıyor musunuz? • Bir zamanların “zinde güçler”inin yeni bir gençlik ve kuvvet aşısıyla AKP’ye karşı dikileceği günleri mi bekliyorsunuz? • AKP dış politikasının bir yerde sınırları aşması ve ekseninden kayması sonucunda AKP’nin defterinin dışarıdan dürülebileceği, size yakın ve içe sindirilir bir olasılık gibi görünüyor mu? • AKP’nin ülkenin başına belalar açabilecek dış politika maceralarına, sınır ötesi operasyonlarına dur diyebilecek düzen içi bir güç odağı tanıyor musunuz? • Bu ülkede 30-40 yıldır Özal’ından Ecevit’ine, Demirel’inden Erdoğan’ına kadar herkes “demokrasi” ve “demokratikleşme” dediği halde bunlar bir türlü gerçekleşmiyorsa, “demek ki gerçek demokrat olanı henüz gelmemiş” diye daha bekleyecek misiniz yoksa demokrasiyi başka bir düzende mi arayacaksınız? • AKP’nin, “demokratik güçlerin” bastırmasıyla çok demokratik bir anayasaya razı olacağına ve ülkenin birçok sorununun böyle çözüleceğine inanıyor musunuz? • Bir yanda iktidardaki konsolide cepheye, diğer yanda ise Kürt hareketinin bugün geldiği noktaya baktığınızda, Kürt sorununun görünür gelecekte çözüme bağlanabileceğine ihtimal veriyor musunuz? TKP’nin soruları bunlardır. Bu sorulara “bunları zaten biliyoruz” tepkisi verecek olanlara da sözümüz olacak: “Bunları bilen” çok insan olduğunu TKP de bilmekte, ancak bilinenin gereğini yapacak olanları aramaktadır. Demektedir ki, en devletlû ve kudretli sayılanların bile yenildiği bir dönemde, yenilmemiş ve yenilmeyecek olana güç verilsin, destek

olunsun. Gücü ve desteği hak eden, yalnızca sosyalizm kalmıştır. AKP’nin temsil ettiği bütünselliğin karşısına dikilebilecek tek bütünsellik sosyalizmdir. • Türkiye’nin bugün geldiği noktada mevcut iktidara düzen içinden etkili bir muhalefet olamayacağını, bunun liderlerin feraseti ve basiretinden çok ülke siyasetinin yeni yapılanmasıyla ilgili olduğunu yalnızca sosyalizm, TKP söylemektedir. • Avrupa Birliği üyeliğine bağlanan “demokrasi” ve “demokratikleşme” umutlarının kofluğunu yıllardır bir tek sosyalistler, TKP söylemektedir. • Henüz ölmediğine ve bitmediğine ilişkin niyetler tutulan “zinde güçlerin” davayı çoktan kaybettiğini yalnızca sosyalistler, TKP söylemektedir. • AKP’nin çizmeyi aştığı, ekseni kaydırdığı türü tespit ve teşhisler oralıkta uçuşurken ABD’nin bölge planları ile AKP’nin oynadığı alan arasında örtüşme olduğunu söyleyenler sosyalistlerdir, TKP’dir. • Bugün tüm dünyada ve Türkiye’de “demokrasinin” parlamenter-temsili demokrasinin kendi dar sınırları içinde bile geriletildiğini, çoğunluk fetişizminin damgasını vurduğu otoriter-totaliter yönlere kaydığını, bundan böyle demokrasinin ancak sosyalizmle birlikte anlamlandırılabileceğini söyleyenler yalnızca sosyalistlerdir, TKP’dir. • Bu ülkede Kürt sorununun bugün geldiği noktada klasik burjuva demokrasisi sınırları içinde ve geleneksel “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” çerçevesinde çözülemeyeceğini, gerçek çözümün Kürt ve diğer tüm emekçilerin ortak sosyalist iradesiyle gelebileceğini yalnızca sosyalistler, TKP söylemiştir. Özetle TKP, AKP tarafından tıkanan siyasetin düzen içi bir açılma kanalının olmadığını, olamayacağını söylemektedir. Bu tıkanma, dış politikadan Kürt sorununa, giderek ivme kazanan emek düşmanı politikalardan var olan demokrasinin bile kuşa çevrildiği uygulamalara kadar her yere uzanmaktadır. Havanda dövülen sular, bile bile ladesler, olmayacak dualara çekilen âminler ise bu tabloya bir de kepazelik boyutu katmaktadır. Böyle bir kepazeliğin içinde kalmak istemeyenler için alternatif, sosyalizmdir. Sosyalizmin kendisinden önce, onun için verilen mücadele bile insanlığı kepazeliğin dışına taşıyacaktır.


TKP’nin Sesi

4 Kasım 2011

TKP Merkez Komitesi Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 29 Ekim günü bir basın açıklaması yaptı

Siyasi iktidar ‘Cumhuriyet’i bitirdik’ kutlaması yapmaya utanmıştır Bugün 29 Ekim. Siyasi iktidar “Cumhuriyet Bayramı” törenlerini iptal etti. İptalin gerekçesi Van’da meydana gelen deprem. Oysa, ortada kutlanabilecek bir şey bırakılmış olsa, “cumhuriyet kutlaması”nın acıların sarılması, insanların ülkelerine inançlarının tazelenmesi, kardeşlik duygularının güçlenmesi için değerlendirilebileceği düşünülürdü. Ama ne yazık ki, Cumhuriyet, kurucu kadrolarının sınıfsal tercihlerinin bedelini ödedi. Bu tercihlerle yolunu çizdi ve yıkıma direnemedi. Cumhuriyet, halkın büyük bölümünün sömürülmesiyle zenginleşen azınlığın açgözlülüğüyle baş edemedi. Cumhuriyet, emperyalizme hizmet yarışına giren siyasi iktidarların işbirlikçilikte sınır tanımamasına boyun eğdi. Cumhuriyet, gericiliği halk uyanışına karşı bir güvence olarak gören zihniyetin açtığı kapılardan giren yobazlığa teslim oldu. Cumhuriyet, sosyalizm düşmanlığının çürütücü etkisinden kurtulamadı. Cumhuriyet’i bitirdiler.

HAFTANIN SORUSU Van depreminin ardından hükümetin zeytinyağı gibi üste çıkmasını izliyoruz. “Hata” ilk günlerdeki koordinasyon eksikliğine indirgendi. Ardından hükümet dışında herkes suçlandı. İddiaya göre Kürtler yağma yapıyor, yalan söylüyor, yardımı engelliyorlardı. Sonra Tayyip şovu geldi: Artık acımayacaklardı, kimse onlara engel olmamalıydı, binaları yıkacak, kimseye sormayacaklardı. Yardım kampanyaları bir insanlık dayanışması olarak yükseldi. Ancak bu madalyonun da arka yüzü vardı. Devlet sorumluluklarının çoğunu topluma devretmiş oluyordu aslında. Deprem vergisinin başka amaçlarla harcanması normal bir şey olarak sunulurken, devlet, dayanışmasını zaten vergi ödeyerek yapmış olan kitleleri bir kez daha “göreve çağırmış” oluyordu! Bu tablonun adı şudur: Düzen, depremi bile istismar etmekte, tabir caizse depremin yağını çıkartmaktadır! Bir felaket karşısında sadece vatandaşların değil bütün insanlığın kenetlenmesi, bir diğerinin yardımına koşması kuşkusuz gereklidir, bir görevdir. Ancak bunun devletin görevinin üstünü örtmek için

1923’te kurulduktan sonra patron sınıfının günbegün zayıflattığı Cumhuriyet’e öldürücü darbeleri önce 12 Eylül faşist darbesi sonra AKP iktidarı vurdu. Birinci Cumhuriyet bitti, Osmanlı özentisi, güven vermeyen, halkıyla kavgalı, gerici bir İkinci Cumhuriyet kuruldu. AKP’nin kutlamaya şimdilik cesaret edemediği işte bu ikincisidir. Bir başka deyişle, siyasi iktidar, “Cumhuriyet’i bitirdik” kutlaması düzenlemekten çekinmiştir. Bizim yapmamız gerekense, bu koşullarda Cumhuriyet fikrini yaşatmak, onu bu ülkenin biricik kurtuluşu olan sosyalist bir cumhuriyet projesinde var etmek, önemli bir tarihsel ilerleme olan 29 Ekim 1923’ü, onu bitiren burjuva sınıfının, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin, gerici yobazların, NATO’cu generallerin dünyasına terk etmemektir. Türkiye Komünist Partisi, bu yaklaşımla, halkımızın Cumhuriyet Bayramı’nı, ülkemizde cumhuriyetin kuruluş yıldönümünü kutlamaktadır.

Depremin yağını çıkartmak ne demektir? kullanılması alçaklıktır! Türkiye’de olan bu. Bu ölçekte bir dayanışma organizasyonunu devletten başka kimse sırtlanamaz. Yapı güvenliği ve denetimi devletin işidir. Yapı envanteri çıkartmak da öyle. En büyük şehrimizin yapı stokunun yüzde 70’nin kaçak olması, cahillerin, ehliyetsiz inşaatçıların değil devletin suçudur! 1999 depreminden sonra “Depremle yaşamaya alışmalıyız.” lafı dilimize yerleştirildi. Bunun arkasına saklanan yetkililer deprem sigortası diye bir şey icat ettiler, sonra deprem vergisi geldi, insanlara evlerinizi kontrol edin, depreme karşı önlem alın diyebildiler... Demek ki sigorta yaptırmayan başına geleni hak etmiş olacaktı! İnsanlar oturdukları evi kontrol ettirmezlerse yapı denetimi yapmamaktan öte bunu engelleyen, sağlıksız kentleşmeyi teşvik eden, inşaatçılara astronomik kârlar ikram eden yetkililer sorumluluktan kurtulacak mı? Deprem kuşağında nükleer santral yaptırmakta ısrar eden devlet, İstanbul’da çadır alanı olarak öngörülen yerlere gökdelen diken sermaye...

Halkın onların işine karışması durumunda yanıtın gaz bombası olacağını biliyoruz. O halde “depreme hazırlanmak” geceleri nöbet tutmak anlamına mı gelecek! Bir de dua etmek kalıyor tabii. Afet halkı dinselliğe iter. Yobazlarsa hemen çıkıp halkı tutup karanlıklarına çekerler! Erciş’te gençlerin fuhuş yaptığını, gazetelerinde depremin Kürtlere ceza olduğunu anlatmadılar mı! 1994’ten beri belediyenin, 2002’den beri merkezi iktidarı elinde tutanların, ölüm karşısında önceliği kâra verdikleri açık bir gerçektir. Yağmacı düzen felaketlerimizi, yağmayı kolaylaştıracak mekanizma sayıyor. Bu pakete en son İstanbul’un gözde kentsel dönüşüm alanı Fikirtepe sokuldu. İddiaya göre Fikirtepe en fazla deprem tehdidi altındaki yermiş. Maksat mülkiyet el değiştirsin, büyük şirketler mahalleyi daha ucuza kapatsın, kasalar dolsun! TKP bütün halkımızı dayanışmaya çağırırken depremin kamusal hizmetlerin tasfiyesi ve piyasanın, özel sermayenin kayırılması için kullanılmasındaki tehlikelere de işaret etmekten geri durmuyor.

tkpninsesi_09  

BDP’ye saldırı Sosyalistlerin Meclisi’nden açıklama Türkiye toplumunu gerici rejime boyun eğdirten en başta umutsuzluktur. Sosyalist alterna...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you