Issuu on Google+

işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

Türkiye, dünya kapitalist-emperyalist sistemi içerisinde yer alan kapitalist bir ülkedir. Üretim, kapitalist yeniden üretim yasaları uyarınca, kapitalist pazara yönelik olarak yapılmakta, ülke dünyadaki kapitalist işbölümünde bu iç özelliklere uygun bir yer işgal etmektedir. Toplumsal, siyasal, ideolojik ve kültürel yapıların belirlenimi bu kapitalist ilişkilerin yeniden üretimi doğrultusunda gerçekleşmektedir. Kısacası, ücretli emek sömürüsü, Türkiye’deki sömürünün egemen ve belirleyici biçimdir. Bu anlamda, ülkeyi bugünden yarına taşıyacak olan çelişki, işçi sınıfı ile kapitalistler arasındadır, emek ile sermaye arasındadır. Türkiye’deki kapitalist gelişim, başlangıç aşamalarından itibaren emperyalist-kapitalist sistemle iç içe, o sistemin yapısına uygun bir niteliktedir. Ancak, ideolojik, siyasal ve iktisadi alanlardaki eşitsiz gelişim, Türkiye ile dünya sistemi arasındaki ilişkilerde zaman zaman strateji değişikliklerine neden olan sorunlar ortaya çıkarmıştır ve çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra, dünya emperyalist-kapitalist sisteminin

yaşadığı dinamikler de Türkiye’nin izlediği stratejilerin yeniden belirlenmesinde etkili olmuştur. Türkiye kapitalistleşme sürecini geç ve işçi sınıfının tarih sahnesine giderek daha güçlü şekilde çıktığı bir dönemde yaşamıştır. Bu durum burjuva devriminin gelişimini de belirlemiştir. Burjuvazi ve siyasal temsilcileri, kitlelerin burjuva demokratik idealler doğrultusunda bile olsa harekete geçmesini tehlikeli bulmuştur. Bu da burjuva devriminin görece uzun bir zaman dilimine yayılmasına, kapitalizm öncesi ilişki ve yapıların tek bir hamleyle yıkılmak yerine süreç içinde dönüştürülmesine yol açmıştır. Kapitalistleşmenin gecikmesi, devletin sermaye birikim süreçlerinde bazı özel görevler üstlenmesine yol açmıştır. Bu görevlere bağlı olarak Birinci Cumhuriyet döneminde kalkınmacı programlar uygulanabilmiş ve belirli dönemlerde kalkınmacı ideoloji öne çıkarılmıştır. Ancak bu tercihlerin temelinde, Türkiye için özgün ve bağımsız bir kapitalistleşme modeli arayışı yoktur. Böylesi bağımsız ve özgün bir modele ulaşılamamasını, burjuvazi açısından hedeften sapma ya da başarısızlık olarak değerlendirmek yanlıştır.

1


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

ler, küçük burjuva ideolojisine açık olmalarına karşın, üretim araçlarına sahip olmamaları ve artı-değer sömürüsüne tabi olmaları nedeniyle, işçi sınıfı kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Ara sınıf ve katmanlar arasında yer alan en yaygın kesim kırlardaki küçük üreticilerdir. Türkiye’de kapitalizmin kırlara girişi küçük üreticiliğin son bulmasına yol açmamış, ancak tarımsal üretim pazar ilişkileri aracılığıyla kapitalist yeniden üretim süreçlerine dahil edilmiştir. Bu durum, gerici ideolojilerin kırlarda kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açmıştır. Küçük üreticiliğin yaygınlığını korumasına karşın, topraksızlaşma sürecinde köylülüğün bir bölümü sanayi işçisi, bir bölümü tarım proleteri, bir bölümü hizmet sektöründe eğitimsiz işgücü, bir bölümü kent ve kasabalarda marjinal sektörlerin bir parçası ve bir bölümü de işsizler ordusunun parçası olarak yeni bir sınıfsal kimlik kazanmaktadır. Birinci Cumhuriyet’ten İkinci Cumhuriyet’e Türkiye’nin düzeninin karakteri Türkiye kapitalist bir ülkedir ve iktidarda burjuva sınıfı vardır. Burjuva sınıfı sermaye sahibidir ve üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurur. Kapitalist düzende sermaye egemenliği hüküm sürer. Kapitalist devlet, bütün kurumlarıyla sermaye egemenliğinin pekiştirilmesi, korunması amacıyla örgütlenmiştir. Bunun için emekçi sınıflara karşı bir baskı aracı olmak zorundadır ve örgütlenmesi ayrıca buna göre şekillenir.

Sınıfsal yapı, çelişkiler ve mücadeleler Türkiye’deki egemen sınıf, ekonomik, siyasal ve ideolojik iktidarı elinde tutan burjuvazidir. Bu sınıfın bileşenleri arasında sanayi, ticaret, finans ve tarım kapitalistleri yer alır. Burjuvazinin farklı bileşen ve kesimleri arasındaki eşitsizlikler, Türkiye’de tek bir egemen sınıfın var olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Egemen sınıfın iç çelişkileri, bu sınıfın işçi sınıfının karşısına bütünlük halinde çıkmasını engellememektedir. Burjuvazinin herhangi bir kesiminin, işçi sınıfının karşısında “tarafsızlaşması” olanaksızdır. İşçi sınıfının çıkarları ile bir bütün olarak burjuvazinin çıkarları uzlaşmazdır. Nüfusun oldukça önemli bir bölümünü oluşturan ara sınıf ve katmanlar, farklı sınıfsal dinamiklerin belirlenimi altındadır. Üretim araçlarına sahip olan, ancak ücretli emek sömürüsü gerçekleştirmeyen küçük burjuvazinin mülkiyet ideolojisi güçlüdür. Dahası, küçük burjuvazi, siyasal temsilcileri aracılığıyla olmasa bile ideolojisiyle iktidarı paylaşmaktadır. Burjuvazi, özellikle sınıfı mücadelelerinin yükseldiği dönemlerde, küçük burjuvazinin proleterleşme korkusunu ve gerici ideolojilere açık olma halini kullanmaya özel bir önem vermektedir. Büyük kentlerin varoşlarında işçiler, işçi sınıfının bir parçası olan işsizler, küçük burjuvalar ve lümpen proleter unsurlar iç içe geçmiştir. Varoşlardaki farklı kesimler arasındaki ilişkiler, emek gücünün yeniden üretim süreçleri tarafından belirlenmektedir. Ücretli çalışan mühendisler, teknik elemanlar ve hekimler gibi eğitimli ve ağırlıklı olarak kentlerde yaşayan kesim-

2


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

Cumhuriyetin hemen başından itibaren sistem, halkın siyasetten uzak tutulması üzerine kurulmuştur. Kuruluştan bu yana, “kitle desteği”, en gerekli anlarda bile, son derece kontrollü ve halkın “bağımsız” davranma eğilimi içine girmesinin bütün yolları kapatılarak sağlanmak istenmiştir. Son yıllarda Türkiye’deki burjuva düzeninde AKP öncülüğünde bir dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Bu dönüşüm burjuvazinin kendi içinde yeniden yapılanmasını beraberinde getirirken burjuva devlet de bazı açılardan yeniden yapılandırılmaktadır. Ancak gerek burjuva sınıfının gerekse devletin yeniden yapılandırılmaları, Türkiye’nin düzeninin temel özelliklerini değiştirmemektedir.

doğrultusunda şekillendirmesi sonucunda Türkiye’nin düzenine ait bir olgu olmaktan çıkmıştır. Toplumdaki dinci eğilimler hep var olmuştur ve cumhuriyetin başından beri siyasal sistemin dışında tutulan dini ideolojiye zemin oluşturmuştur. Dinci hareket, 12 Eylül’ün ardından tedrici olarak süren ve AKP iktidarıyla zirveye ulaşan süreçte, emperyalizmin ve sermayenin çeşitli gereksinimlerine denk düşecek şekilde daha etkin konumlara taşınmış ve sonunda iktidara gelmiştir. Devletçilik, kamunun sahip olduğu iktisadi varlıkların birer birer Türkiye’nin sermaye sınıfına ve uluslararası büyük sermayeye peşkeş çekilmesi ve kamunun elinden alınması ile birlikte yerini piyasacılığa bırakmıştır. Önceleri sermaye sınıfının fiziki zayıflığını gidermek için devletin bütün olanaklarını kullanıldı. Zaman içinde yabancı sermaye bağlantılarını geliştirildi. Montaj sanayisinin motor güç olduğu bir evre kapandı, ithal ikameci dönemin ardından kesintisiz bir neo-liberal sürecin önü açılarak ülkenin bütün ipleri uluslararası ve yerli tekellere bırakıldı. Devletin piyasa güçleri karşısındaki göreli özerkliği neredeyse tamamen silindi. Bunun yerine, emekçi sınıflara hiçbir hareket olanağı bırakmayan ve yaşamın tüm alanlarını metalaştıran bir sermaye diktatörlüğü tesis edildi. Türkiye Cumhuriyeti 12 Eylül 1980’den sonra kamusal alanın sistematik bir biçimde daraltıldığı, kamu hizmetlerinin tasfiye edildiği, kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirmeler yoluyla talan edildiği bir ülke haline gelmiştir. Sosyal güvenlik sistemi çökertilmiştir. İnsanların barınma, ulaşım,

Türkiye’deki burjuva düzeni halk düşmanıdır, işçi sınıfının, emekçilerin ve onların dostu olan solun düşmanıdır. AKP’nin iktidarda olduğu Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunda ortaya koyduğu değerleri laf cambazlığı yaparak dahi taşıyamaz hale gelmiştir. AKP eliyle değerleri tasfiye edilen Birinci Cumhuriyet sona erdirilmiş, yerine İkinci Cumhuriyet oluşturulmuştur. Ulusal egemenlik, bağımsızlık, laiklik, devletçilik ve cumhuriyetçilik bugünkü Türkiye kapitalist düzeninin temel değerleri olmaktan çıkmıştır. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık, zaten yıllardır tabi olunan emperyalizmin ve bunun Türkiye’deki işbirlikçilerinin çıkarları doğrultusunda tarihe gömülmüşlerdir. Yerlerini bağımlı ilişkiler ve uluslararası büyük sermayenin çıkarları almıştır. Laiklik, dinci gerici siyasi çizginin iktidara gelmesi, devleti yeniden yapılandırması ve kültürel alanı kendi ideolojisi

3


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

ısınma, aydınlatma, temizlik, eğitim, sağlık gibi en temel gereksinimleri piyasa mekanizmalarına terk edilmiştir. Bir tarihsel ilerleme olan cumhuriyetçilik ise Birinci Cumhuriyet’in sona erip İkinci Cumhuriyet’in şekillendirilmesi ile birlikte tarihe karışmıştır. İkinci Cumhuriyet’in adı “cumhuriyet” olmakla birlikte özü yeni Osmanlıcılıktır. Osmanlı’nın sahip olduğu geri değerler yeniden el üstünde tutulmaya, uluslararası düzlemde “yayılmacı” bir siyaset izlenmeye başlamıştır. Bunun cumhuriyetçilikle uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır.

kuruluş yıllarında Ermeni ya da Rum malına çökmüş, kimisi istifçilik ve karaborsacılıkla ya da tefecilikle zengin olmuştur. Bu kesimin başlıca örgütü 1971’de kurulan TÜSİAD’dır. Bu kesim, Türkiye burjuvazisinin en rafine, aynı zamanda en riyakâr kesimidir. Bunların fabrikalarında insanlar sömürülür, ama her gün iş kazası geçirip ölmez, çünkü bunlar kirli işlerini başkalarına yaptırabilirler. Kot taşlama işçileri birer birer ölür ama o kotları Boyner üretmez, yalnızca mağazalarında satar. • Bu memleket bizim, bu düzen AKP’li yeni patronların Türkiye’de devletin sermaye birikimindeki önemi, her iktidar döneminin kendi zenginini yaratması sonucunu doğurmuştur. Menderes ve Bayar’ın da zenginleri vardır, Demirel’in de, Özal’ın da ve tabii ki AKP’nin de. AKP’nin zenginleri, devlet ihalelerinden beslenen, bilhassa inşaat sektöründe faaliyet gösteren tiplerdir. Gerek büyükşehir belediyelerinin ihaleleri, gerekse TOKİ projeleri bu adamları zengin etmiş ve büyük burjuvazinin saflarına katmıştır. Bir başka önemli nokta ise, AKP zenginlerinin çoğunun ilk birikimlerini Özal döneminde sağlamış olmalarıdır. Zorlu Holding, Kiler Holding, Ağaoğlu İnşaat, Çalık Holding gibi, AKP döneminin “gözde”lerinin hemen hepsi, 1980’lerde kurulmuş, Özal dönemi fırsatlarından beslenmişlerdir. Diğer yandan, daha küçük ölçekli Anadolu sermayesi açısın-

Düzenin sahipleri: Haramileri tanıyalım Türkiye’nin düzeninin bugün kendi karakterine çok daha uygun bir Yeni Osmanlıcı ideolojik kimlik kazandığından bahsedildi. Bu önemli soyutlama, bu düzenin kimin düzeni olduğunun somutlanmasıyla tamamlanmalı. Türkiye’nin düzeninin sahipleri, bu ülkenin sömürücüleri kimler? • Bu memleket bizim; bu düzen zenginlerin Türkiye’nin geleneksel burjuvazisini oluşturan Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Boyner, Yaşar, Karamehmet gibi ailelerin temel özelliği, farklı iktidar dönemlerinde şahsi burjuva çıkarları ile burjuvazinin devlet tarafından savunulan tarihsel çıkarları arasında bağ kurabilmiş olmalarıdır. Bu ailelerin kimi

4


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

gelmemiş, 12 Eylül darbesinin ardından ülkede ciddi bir sosyalizm tehlikesi kalmamış, ancak bu organizasyon varlığını sürdürmüş, kirli ilişkiler, uyuşturucu ve mafya işleriyle kendini var etmiştir. Bu yapılanma, 1990’larda artık düzenin kaldıramayacağı kadar kriminal bir hale gelmiş, nihayetinde Susurluk kazası ile başlayan süreçte düzen kendine çeki düzen vermişti. İkinci Cumhuriyet kendi derin devletini oluşturmaktadır. Hrant Dink cinayeti başta olmak üzere Türkiye’de hukuksuz bir dizi dinleme, takip ve gözaltılar nasıl bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu yeterince göstermektedir.

dan gericileşmenin önemi daha büyüktür. Bunlar genelde tekstilde tesettür giyim, gıdada helal gıda, turizmde haremlik-selamlık oteller olarak boy göstermektedir. Tüm bu şürekânın örgütü ise MÜSİAD’dır. •

Bu memleket bizim; Bu düzen tarikatların ve şeyhlerinin İkinci Cumhuriyet’in en önemli cemaati, Gülen cemaatidir. Sayıca en kalabalık olmasa da Gülen cemaati, gerek emperyalizmle olan ilişkileri, gerek kontrol edebildiği sermaye miktarı, gerekse yürüttüğü ideolojik mücadelenin derinliği açısından Türkiye dinci gericiliğinin amiral gemisi durumundadır. Günlük Zaman Gazetesi, haftalık Aksiyon dergisi, Samanyolu televizyonu gibi medya aygıtlarının yanı sıra, Türkiye gericiliğinin en önemli ideologlarını bünyesinde bulunduran Gülen Cemaati, üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında ve polis teşkilatında önemli bir güç sahibidir. Bugün Türkiye gericiliğinin provokatif sözcüsü konumuna gelen en önemli toplumsal figürlerden biri de Cübbeli Ahmet Hoca’dır. Yeni düzenin yeni aktörleri artık bunlardır.

Bu memleket bizim, bu düzen büyük medyanın ve onların sahiplerinin Sermaye birikimi ile siyasi faaliyet başka pek az alanda medyada olduğu kadar iç içedir. Bu yüzden günümüz medyası, alabildiğine siyasidir ve AKP tarafından en fazla müdahale edilen sermaye alanıdır. Öyle ki, Türkiye’nin en büyük medya patronlarından olan Ciner’in elinde bulunan Sabah-Atv grubuna TMSF tarafından el konulmuş, sonra bu grup AKP yandaşı Çalık’a satılmıştır. Bunun ardından • Bu memleket bizim, bu düzen tetik çeken katillerin, Ciner grubunun bir başka medya organı olan Habertürk faşist çetelerin adeta AKP borazanı haline gelmiştir. Bir başka örnek, Aydın Türkiye’de kontrgerilla, öteden beri Sovyetler Birliği’nin göl- Doğan’a yönelik AKP operasyonudur. Bu operasyon, Doğan gesinde, ona karşı inşa edilmiştir. Bu yapılanma, Abdullah Holding’in medya ayağının ciddi biçimde dönüşmesiyle Çatlı, Haluk Kırcı vs. gibi uzman profesyonel kadrolardan sonuçlanmış, Doğan grubuna ait yayınlarda AKP düzeninin oluşmaktaydı. Ne var ki beklenen Sovyet “işgali” bir türlü borazanlığında geride kalmamışlardır.

5


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

TARTIŞMA SORULARI • • • • • • • •

Türkiye’deki sömürünün egemen ve belirleyici biçimi nedir? Temel çelişki nasıl tanımlanabilir? Türkiye kapitalizmi ile emperyalizm arasında nasıl bir ilişki vardır? Türkiye’nin kapitalistleşme süreci nasıl gerçekleşmiştir? Türkiye’nin kapitalistleşme sürecinde devlet nasıl bir rol üstlenmiştir? Türkiye toplumunu hangi sınıflar oluşturmaktadır? Türkiye’deki egemen sınıf hangisidir? Bu sınıfın bileşenleri nasıldır? Ara sınıf ve katmanlar nasıl tanımlanabilir? İdeolojik belirlenimleri nasıldır? Türkiye’deki kapitalist devletin örgütlenme amacı ve biçimi nasıldır? İşçi sınıfı ile arasında nasıl bir ilişki vardır? • Türkiye toplumu ile siyaset arasında nasıl bir ilişki oluşmuştur? • AKP öncülüğünde Türkiye’nin düzeninde nasıl bir dönüş��m yaşanmaktadır? • Cumhuriyetin kuruluşunda oluşan değerler nasıl dönüşmektedir? Kaynaklar Türkiye Komünist Partisi, Felaketin Eşiğinde Türkiye Komünist Partisi, 90. Yıl Tezleri

6


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

7


işçiokulu

FASİKÜL 16:

Türkiye’nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir?

8


fasikul16