Issuu on Google+

Aslında karavanlarımızın bir "kültür aracı" olması gerektiğini,karavancıyı yaşadığı dünyanın her türlü değer yargılarının dışına taşıdığı oranda karavancıya yararlı olduğunu savundum yıllardır. Yani, bir başka deyişle karavancılığın amacı ruhun Rönesansı' olmalıdır demeye çalıştım...Ruhumuzun, duygularımızın incelerek daha çok insanlaşmamız... Sonra da bu basamaktan daha ileriye, cesaret edebildiğiniz, çıkabildiğiniz kadar yükseğe... Ruhunuzun Reform'u nu yakalayıncaya dek yükseğe... Karavancılığın basamaklarına tırmanmaya başladığım yıllar ile basamakların ortalarında bir yerdeki farkı en azından yazılarımın yer yer pırıltılı yer yer solgun aynasında görebiliyordum.Basamaklar bitmeyecek gibi...Ama ömrümün yettiğince tırmanmaya niyetliyim. Karavancılığın Rönesans ve Reform gibi iki iddialı hedefinin aslında erişilmesi gereken bir hedef olması gerektiğini ilk basamağa çıkıp etrafıma bir baktığımda anlamıştım yıllar önce.


Ne yazıkki fazla yandaş bulamamıştım o yıllarada.Karavancıların çoğunlukla konuları teknik ve ekonomik yönlerden algılamak istemelerindeki ısrarları ,çok karışık yapıda insanların kampçılık adına bir araya getirilmek ve bir arada tutulmak istenmesindeki anlamsız ısrar ,uzun yıllar "ne yapıyorum ben" gibilerinden ümitsizliklere itmişti beni, hatırlıyorum. Şimdi (artık ) farklı seslerin, cessur duygu ve düşüncede olabilen karavancıların yazabilecekleri, görüntülerini aktarabilecekleri farklı platformların varlığı cesaretlendiriyor beni ve de hepimizi. Fotoğraf sanatçılarımızın dünyamızın görselliklerini yakalamaları, yazarlarımızın düşünce ve duygu derinlikleri ile birlikte edinimlerini, kazanımlarını bir bilgi ve görgü havuzunda biriktirmeleri ve bütün bunların Reformist yaklaşımlar olarak karavancılığın hizmetine sunulmasını sevinçle izliyoruz. Kendimizi yanlız hissetmeyelim artık...Yazalım,çekelim,paylaşalım ,ilerleyelim...Muassır medeniyetler seviyesine ulaşalım ve hatta geçelim... Bu dünya, paylaşmakla,ileri gitmekle "yaşanılası bir dünya" olsun ...


Bir Dilek