Issuu on Google+

İşçi Bülteni Özel Sayı: 814

Köle değil işçiyiz!..

Tekstil İşçileri Bülteni

www.tekstiliscileri.blogspot.com tekstiliscileribulteni1@gmail.com Facebook: Tekstil İşçileri Bülteni / İzmir

Fiyatı 25 Kr. Şubat 2012

, eşitsizlik, ü r ü m sö ; m z li a it p a K ektir, m e d t e d d şi e v ik il ic ger zgürleşir! ö le y le e d a c ü m r la Emekçi kadın

e l e d a c ü m a ’t t r 8 Ma alanlarına!


ülteni B i r e l i ç til İş 2 Teks

8 Mart’ta mücadele alanlarına! Bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü 102. kez kutlayacağız. Dünyanın dört bir yanında kadınlar alanlara çıkacak ve hakları için haykıracaklar. Sermale devleti ise kadınların gözünü boyamak ve mücadele etmelerine engel olmak için türlü yöntemleri devreye sokacak. Ancak tüm bunlara karşı bu yıl alanlara çıkmak için pek çok sebebimiz var. Bir yanda fabrikalarımızda çalışma koşulları hiç olmadığı kadar ağırlaşmış, ücretlerimiz de sefaletin altına düşmüş durumda, öte yanda ise her gün yeni bir kadın cinayeti haberi ile karşı karşıyayız. Fabrikalarda sömürülen emekçi kadınlar! Emekçi kadınlar yüzyıllardır fabrikalarda erkek sınıf kardeşleriyle birlikte çalışıyorlar. Ancak erkek sınıf kardeşlerinden farklı olarak, daha katmerli bir sömürüye ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Ağır çalışma koşullarında, daha düşük ücretlerle ve uzun saatler boyunca çalıştırılıyorlar. İş güvenceleri olmadığı için, öncelikle kadın emekçiler kapının önüne konuluyor. Bugün BEGOS’ta, Gıda Çarşısı’nda, Karabağlar’da, Sarnıç’ta yüzlerce küçük tekstil atölyesinde ağırlıklı olarak kadın işçiler çalışıyor. Ancak emekçi kadınların kağıt üzerindeki sınırlı hakları bile bugün patronlar tarafından gasp ediliyor. Pek çok yerde emekçi kadınlar çocuk yapmadan önce patronlarına danışmak zorunda kalıyor. Emekçi kadınlar fabrikalarda üç kuruşa köle gibi çalıştırılıyor. Ama bırakalım sendikayı sigortalar dahi düzenli yatırılmıyor. Bugün BEGOS’ta fabrikalar artık tabela bile yaptırmıyorlar çünkü bir kaç ayda bir yeni bir şirket kurup işçileri oraya aktarıyorlar. Meslek hastalıklarına yakalanlar ise hızla kapının önüne konuyor. Burjuvazi ve uşakları yeni kölelik yasalarıyla bu durumu daha da ağırlaştırmanın hazırlıklarını yapıyorlar. Fabrikada, evde, sokakta şiddete uğrayan kadınlar! Kadınların yaşadığı sorunlar yalnızca fabrikalarda yaşadıkları ile sınırlı değil. Fabrikada kölece çalışan kadınlardan aynı zamanda evde de kocalarına

kölelik etmeleri isteniyor. Ev işleri, çocuk bakımı gibi pek çok “görev” ile karşı karşıya kalan kadınlar, türlü sebeplerle şiddete uğruyor ve hatta katlediliyor. AKP hükümeti göreve geldiğinden bu yana kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı söyleniyor. Kadına şiddet uygulayanlar, kız çocuklarına tecavüz edenler bırakın ceza almayı neredeyse ödüllendiriliyor. Yine kadın cinayetleri hemen hergün gündeme geliyor. Failler ise, sadece tetiği çeken erkekler değil, meclisi, hükümeti, medyası, mahkemeleri, eğitim sistemi ile tüm düzen güçleri ve kurumlarıdır. Sermayenin ve düzeninin çıkarları adına, tüm düzen güçlerinin elbirliğiyle yarattığı, elbirliği ile akladığı, sistematik olarak sürdürdüğü bir şiddettir sözkonusu olan. Kadın erkek elele örgütlü mücadeleye! Bu sömürü düzeni erkeği de kadını da köle kılıyor, tüketinceye kadar sömürüyor. Güzel olan, insani olan ne varsa çürütmeye çalıyor. İnsanın insana kulluğunu, erkeğin kadına üstünlüğünü, çoğunluğun azınlığa tahakkümünü dayatıyor. Bugün bu sömürü düzenine başkaldırmak, kadınıyla, erkeğiyle bu çürümüş sistemi alaşağı etmek elimizde. Fabrikalarda, havzalarda, evde, sokakta, direniş alanlarında, grev çadırlarında elele verip örgütlenmeye, mücadeleye! Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!


3

New York’lu tekstil işçilerinin yolunda mücadeleye!

Her yıl 8 Mart geldiğinde gazeteler-TV kanalları birbiri ardına kof programlar yaparak “kadınlar günü”nü kutlamaktan bahsediyorlar. Seda Sayanlar, Hülya Avşarlar kadınlar günü mesajları veriyor, erkeklere kadınların hangi hediyelerden hoşlanacağının tiyoları veriliyor. Kapitalist sistem 8 Mart’ı sevgililer günü gibi hediye almaya endkesli, tüketime dayalı bir gün haline getirmek, içini boşaltmak istiyor. Oysa 8 Mart onların dediği gibi kof bir “kadınlar günü” değil işçi ve emekçi kadınların kanlarıyla ortaya çıkardıkları bir mücadele günüdür. 8 Mart, içi burjuvazi tarafından boşaltılmaya çalışılsa da Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak mücadele tarihimize geçmiştir. Ve tarihe geçmesinde tekstil işçisi kadınların mücadelelerinin ve canlarıyla ödedikleri bedellerin çok özel bir yeri vardır. Sanayinin gelişmesiyle birlikte kadınlar kitlesel olarak üretim alanlarına çekilmiş ve kadının toplumdaki ikinci sınıf rolü fabrikalarda da kendini göstermiştir. Uzun mesai saatleri, sadece yaşayabilecekleri kadar ücret, insanlık dışı çalışma koşulları… 1800’lü yılların başından bu yana sektördeki yoğun sömürü ve insanlık dışı koşullar tekstil işçileri açısından büyük eylemlerle grevlerle karşılanmıştır. 1831’de tekstil patronlarına karşı ücret bareminin sabitlenmesini isteyen Lyon’lu dokuma işçileri “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” diye haykırıyorlardı. 8 Mart 1857 yılında New York’lu tekstil işçisi kadınlar çalışma koşullarının iyileştirilmesi, “Eşit işe eşit ücret!”, “8 saatlik iş günü”

talepleriyle greve çıktılar. 40 bin dokuma işçisinin katıldığı grevi sonlandırmak isteyen patronlar, işçileri fabrikaya kilitledi. Fabrika ateşe verildi ve çoğunun kadın olduğu 129 işçi yanarak can verdi. 1908 yılının 8 Martı’nda dokuma işçisi kadınlar “8 saatlik işgünü”, “çocuk emeğinin sömürülmesine son verilmesi” ve “kadınlara oy hakkı tanınması” talepleriyle greve çıktılar ve farikalarını işgal ettiler. 1909’ da Manhattan’da 20 bin gömlek işçisi kadının grevi, diğer fabrikalara da yayıldı. Polis saldırısında yüzlerce kadın yaralandı ve tutuklandı. Grev talepleri kabul edilinceye kadar, yaklaşık iki ay sürdü. 8 Mart tarihi ise 1910 yılında 2. Enternasyonal tarafından Clara Zetkin’in önerisi sonucu Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi. 1911 yılında, 8 Mart ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de yüz binlerce kadın ve erkeğin katılımıyla kutlandı. Bu kutlamalardan 1 hafta sonra 25 Mart’ta New York kentinde çıkan Triangel yangınında 140 kadın işçi yanarak öldü. 1912 yılında Amerika’da, Massahucettes Eyaleti’ndeki büyük yün merkezi Lawrence’de, 20.000 işçi, ücretlerinin azalmasını protesto ettiler. Bunun üzerine büyük New England Tekstil Sanayi’ni sarsan işi bırakma olayı gerçekleştirildi. Bu James Oppenheim’in ünlü “Ekmek ve Gül” şiirine ilham oldu ve “ekmek ve güller grevi” olarak tarihe geçti. 8 Mart 1917’de ise Rusya’da binlerce kadın işçi “ekmek istiyoruz” diyerek yürüyüşe başladılar. Tarihte ilk işçi devletinin kurulduğu Büyük Ekim Devrimi’nin başlamasına katkı sundular.


ülteni B i r e l i ç til İş 4 Teks

Hukuk köşesi:

Kadın işçilerin çalışma yaşamındaki hakları nelerdir? 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşıyor. Çok önceleri, dokuma işçisi kadınların, “eşit işe eşit ücret” ve çalışma saatlerinin düşürülmesi talebiyle başlattıkları mücadelenin ürünü olan 8 Mart’a bu kadar kısa bir süre kalmışken, kadın işçilerin çalışma yaşamındaki hakları ve sorunlarına kısaca değinmek istedik. Bugün hala birçok işyerinde, kadın işçiler, erkek işçilerle aynı işi yapmalarına rağmen daha az ücret alıyorlar. Kadınlar hamile kalınca işten çıkartılıyorlar. Ancak bütün bu uygulamalar, yasa dışıdır. Çünkü İş Kanunu madde 5; işverene, “eşit davranma” zorunluluğu getirmiştir. İşveren, aynı işi yapan işçilere, ister kadın ister erkek olsun aynı ücreti vermek zorundadır. Ayrıca hamile kalan işçiyi, hamile kaldı diyerek işten çıkartamaz. Kadın işçiler, bazı ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamazlar. Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği kadın işçilerin çalıştırılamayacağı işleri tek tek saymıştır. Ayrıca kadınların çalıştırılması yasaklanmamış ağır işlerde çalışan kadın işçiler ise her ay 5 gün ay başı geçirdiği tarihleri bildirerek bu tür tehlikeli ve ağır işlerde çalışmama hakkına sahiptir. Kadın işçiler, elbette gece çalışmasına da kalabilirler. Ama İş Kanunu bu konuda da patronlara uymaları zorunlu olan kurallar getirmiştir. Öncelikle kadın işçilerin gece çalışması 7,5 saati geçemez. Yine, gece çalıştırılan kadın işçinin sağlığı, her 6 ayda 1 masrafı işverence karşılanılarak kontrol edilir. Sağlığı bozulan kadın işçi, işten çıkartılamaz. Sağlığı gece çalışmasından bozulmuşsa, gündüz mesaisinde görevlendirilmesi zorunludur. Ayrıca işveren kadın işçileri gece çalışmasına kaldıkları süre boyunda evlerine servisle getirip götürmeye mecburdur. Kadın işçinin, eşi de aynı fabrikada çalışıyorsa ve ikisinin çalışması da gece vardiyasına denk geliyorsa, kadın işçi isterse kendi çalışmasını eşininkinden farklılaştırabilir. Yine hamile olan kadın işçiler, hamilelikleri doktor raporu ile belirlendiği andan itibaren doğuma kadar, doğumdan sonra ise 6 ay süre ile gece vardiyasında

çalıştırılamazlar. Bebeğini emziren kadın işçiler, bu 6 aylık süreyi doktor raporu ile 1 yıla kadar uzatabilir. Kadın işçiler, hamile kaldılar diye işten çıkarılamazlar. Hamile oldukları dönemde işe gelmeyip izne ayrıldıkları dönemde, ücretlerinin 2/3’ü kendilerine ödenmek zorundadır. Doğumdan önce sekiz (ikiz vb. bekleniyorsa 10) hafta ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta (çoğul hamilelik halinde 18 hafta) çalıştırılmazlar. Ancak, kadın işçi isterse doktorun onayı ile doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir. Bir başka ifadeyle kadın işçi doğuma üç hafta kalana kadar çalışabilecek durumdaysa kendi isteğiyle işe devam edebilir. Bu çalıştığı süreler doğum yaptıktan sonraki iznine eklenir. Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir. Doktor raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz. Kadın işçi ağır ve tehlikeli işte çalışıyorsa, hamileliğini etkileyecek ya da ayakta ve yorucu bir iş yapıyorsa sağlığına uygun hafif işlere geçirilir ve 4857 Sayılı Yasanın 5. Maddesinde yer alan eşit davranma ilkesi gereğince ücretinden kesinlikle kesinti, indirim yapılamaz. Onaltı haftalık doğum izni sonunda, kadın işçinin isteği halinde, altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz. Kadın işçi ücretsiz izin almak isterse işveren bu talebi yerine getirmek yani izni vermek zorundadır. Kadın işçinin hamileliği ile ilgili kullandığı bütün izinler çalışma günü sayılır, yıllık iznine sayılamaz. Diğer bir ifadeyle yıllık izin hakkı ortadan kaldırılamaz. Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. 4857 sayılı yasanın 66. Maddesi uyarınca bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. Son olarak 1475 Sayılı Yasanın 14.


5 Maddesi gereğince, kadın işçi evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde ister kendi arzusuyla işten ayrılsın, ister işveren çıkarsın, isterse kadın işçi yeni bir iş bulup işten ayrılsın (evliliği için yeni bulduğu işin daha uygun olduğunu ispat etmek şartıyla) “kıdem tazminatı” almaya her koşulda hak kazanır. Kadın işçiler ilgili yasalardaki düzenlemeler hepi topu bunlardır. Bu hakları bilmek ve uygulanmalarını sağlamak önemlidir. Ancak daha da önemlisi bu hakların yetersizliğini görerek, daha fazlası için mücadele gerekmektedir. Doğum yapan kadınlara verilen izinler yetersizdir. Eşit işe eşit ücret kuralı uygulanmamaktadır. Kadınlara adeta yedek iş gücü muamelesi yapılmaktadır. Dahası işyerlerinde cinsel taciz saldırılarına maruz kalanlar da hep kadınlardır. Yeni yasal düzenlemelerle esnek çalışma biçimleri ile evden çalışmaları öngörülen, bu anlamda başta ciddi ücret düşüşleri olmak üzere, yol-yemek vb. işverenin işçiyi kendi mekanında çalıştırdığında yaptığı zorunlu harcamalar da ortadan kalkacaktır. Kısacası kadın emeği hiçleştirilirken, işveren karı arttırılmaktadır. Kadın işçiler için tek çıkar yol, mücadeledir. Yasal hakların uygulanması da, geliştirilmesi de mücadeleden geçmektedir.

Direnişlerden ... Hugo Boss direnişi sürüyor... Dünyanın ünlü tekstil tekellerinden olan Hugo Boss fabrikasının işçi düşmanı yüzü geçtiğimiz aylarda yaşanan sendikalaşma çalışmasının ardından gün yüzüne çıkmıştı. Ege Serbest Bölge’de (ESBAŞ) kurulu bulunan ve 3600 kişinin çalıştığı fabrikada işçiler, TEKSİF sendikasında örgütlenme çalışmaları başlatmışlardı. Bu sendikal faaliyetin açığa çıkması üzerine ise Hugo Boss tam bir işçi avı başlatarak kademeli olarak yüzlerce işçiyi işten çıkardı. Bu pervasız saldırılara karşı işten atılan sendikalı işçilerin bir kısmı ise TEKSİF sendikası ile birlikte direnişe geçme kararı alarak patrona boyun eğmeyeceklerini dile getirdiler ve direnişe geçtiler. İşçiler eylemi ESBAŞ önünde sürdürüyor.

Billur Tuz direnişi 2. ayını dolduruyor... İzmir’de Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu bulunan Billur Tuz fabrikasında 2 Ocak 2012 Pazartesi direniş başladı. Tek Gıda-İş Sendikası İzmir 3 No’lu Şube üyesi Billur Tuz işçileri patronun sendikayı tasfiyeye dönük ayak

oyunlarına karşı mücadele ediyordu. İşçilerin birliğini bozamayan patronun son saldırısı tüm işçilerin çıkışını vermek oldu. Çıkışın ardından işçiler direnişe geçti. Fabrika önünde direnişlerini sürdüren işçiler direnişin 22. gününde sabah saat 06.00’da, Billur Tuz adının ve ambleminin yazılı olduğu fabrikanın ortasındaki en yüksek bölgeye “Atılan işçiler geri alınsın / Billur Tuz İşçileri” imzalı pankart astı.

Savranoğlu Deri’de direniş sürüyor... İzmir Menemen’de bulunan Savranoğlu Deri’de 2 işçi Deri-İş’e üye oldukları için işten çıkarıldı. İşçiler, işlerine dönmek için 3 Ağustos 2011’den itibaren fabrika önünde direnişe geçti. Ardından ise patron önce işçileri İstanbul’a sürdü, ardından ise toplu işten çıkarmaya başvurdu. Fabrikayı da kağıt üzerinde kapatan patron, farklı bir isim ile üretimi sürdürüyor. İşçiler ise fabrikanın kapısının önünde derinişlerini sürdürmekteler. İşçilere karşı her tür oyunu oynayan Savranoğlu patronu son olarak Ocak ayında direniş kırıcı işçileri direnişçilere saldırttı. Ayrıcı fabrikanın çevreye zararlı atıkları doğaya bıraktığı da bilinmekte.


ülteni B i r e l i ç til İş 6 Teks

Sınıf hareketinden... Hey Tekstil’de direniş Mahmutbey’de kurulu olan Hey Tekstil, 2008’den beri işçilerin hiçbir hakkını vermeyerek, kölece sömürü koşullarında çalıştırıyordu. Son olarak 400’den fazla işçi 9 Şubat’ta işten atıldı ve kapı önünde direnişe geçti. 10 Şubat günü malların kaçırılmasından şüphelenen işçiler engel olmaya çalışırlarken güvenliklerin saldırısına uğradılar . Direnişinin 8. gününde fabrika önünden Star TV binasına yürüyüş gerçekleştirdiler.

Roteks’te yetki alındı İzmir Çiğli Organize’de kurulu Roteks’te sendikal örgütlülük çalışması kazanımlarla sürüyor. Fabrika bünyesindeki Rok Tex’te çalışan işçiler sendikal örgütlük sürecinde çoğunluğu sağlayarak TEKSİF sendikasında örgütlendiler. Sendikanın Çalışma Bakanlığı’na yaptığı yetki başvurusu kabul edildi.

Batman Hey Tekstil işçilerinden eylem Batman’da Hey Tekstilde işlerine son verilen işçiler basın açıklaması yaptılar. 24 Aralık 2011’de Gülistan Caddesi’nde yapılan ve yaklaşık 50 işçinin katıldığı basın açıklamasında işçiler ücretleri alamadıkları ve işten çıkarıldıklarını dile getirdiler.

Afyon Hera’da Öz İplik-İş oyunu Afyonkarahisar organize sanayisinde kurulu bulunan Hera Tekstil fabrikasında yaklaşık 6 aydır

devam eden sendikalaşma çalışmaları sona doğru gelmekteyken patron Öz İplik İşi davet etti ve TEKSİF üyesi işçileri işten çıkardı. 22 Aralık’ta TEKSİF fabrika önünde eylem yaparak baskıları kınadı.

Armine-Moda Stil’de direniş kazandı Hazır giyim markası Armine’ye üretim yapan Moda Stil’de işten atılan Yavuz Güneş, 5 Aralık günü Topkapı İşçi Derneği öncülüğünde Sultançiftliği’ndeki firma önünde basın açıklaması yaparak verilmeyen hakları için direnişe başladığını duyurdu. Fabrika önüne çadır kurularak başlatılan direniş süresince direniş çadırına pek çok kez patronların saldırısı gerçekleştirildi. Yine direnişin 5. gününde Gaziosmanpaşa’daki Armina mağazası önünde bir eylem yapıldı. Yavuz Güneş’in talepleri direnişin 9. gününde Moda Stil patronu tarafından kabul edildi ve direniş çadırı kaldırıldı.

Maçın galibi sınıf dayanışması! Direnişteki Hugo Boss işçileri ile Tekstil İşçileri Bülteni çalışanları, yaptıkları dostluk maçı ile dayanışmayı yükselttiler. 21 Ocak Cumartesi akşamı saat 19.00’da Buca’da bir halı saha maçı organize edildi. Futbol maçına direnişçi Hugo Boss işçileri ve bülten çalışanlarının yanı sıra TEKSİF sendikası İzmir İl Temsilcisi Faruk Aksoy da katıldı. Yaklaşık 1 saat kadar süren maç, başından sonuna dostça bir havada gerçekleşti. Başlarda üstünlüğü ele geçiren Hugo Boss işçileri birbiri ardına attıkları gollerle ilk yarıyı galip tamamladılar. İkinci yarıda ise farkı kapatan Tekstil İşçileri Bülteni beraberliği yakaladı. Müsabakaya damgasını vuran ise Hugo Boss direnişçisi Murat’ın usta oyunculuğu ve Faruk Aksoy’un kalede yaptığı başarılı kurtarışlar oldu. Bir saat kadar süren “bol gollü” maç takımların birbirine yakın skoru ile son buldu.


7

Hugo Boss direnişinden kadın işçilerle direniş sürecine dair konuştuk...

“Hugo Boss’a sendika girene dek buradayız!” -Kadın işçi olarak direniş sürecinizdeki talepleriniz nelerdi? Eylem Çelik: Hugo Boss’ta kadın işçilerin yaşadığı pek çok sorun var. Bizim kreş hakkımız yok. Çocuğunu bir yakınına bırakamayan arkadaşlarımız var. Vardiyalı çalıştığımız ve vardiya saatleri normal iş saatleriyle örtüşmediği için çok zorlanıyoruz. Düşünün, gece çıkıyoruz işten ya da sabaha karşı iş başı yapıyoruz... Hangi kreşe bırakabiliriz çocuğumuzu? Ya da iş dönüşü nasıl alabiliriz ki?bunun dışında kreş olmadığından süt veren anneler büyük zorluklar çekiyorlar. Sütlerini süt sağma odasında sağıp dolaba koyuyorlar. Hacer Karsak: Öğlen sağıyorlar mesela. Gece dolaptan alıp eve götürüyorlar. Gece 1.00’de 2.00’de çocuğa o sütü veriyorlar. Kadınların özel günlerinde ise her hangi bir gözetme söz konusu değil. Aynı performansını senden istiyorlar. Bunu bir kenara bırakın, hamile kadınlardan yine % 100 performans istiyorlar. 7-8 aylık olunca artık biraz insaf ediyorlar. Doktorlar da göstermelik, işlevlerini yeterince göstermiyorlar. Son olarak çalışan işçilere özelde ise kadın işçilere neler söylemek istersiniz? Eylem Çelik: Çalışan da, üreten de kadınlar. Mücadele etmek, sendikalaşmak, daha iyi koşullarda çalışmak onların da hakkı. Kadınlar tek başına karar

veremiyorlar. Kocasına ailesine karşı hesap vermek zorundalar. Doğru bildiğini yapamıyorlar. Kadınlardan kendi iradeleriyle karar vermesini istiyorum. Kadın yumruğunu vurmalı. Onlardan beklediğimiz bu! Hacer Karsak: Direnişimiz devam ediyor. Eylemlerle, daha hareketli olarak da devam edecek. Bundan sonraki adımlarımız daha da güçlü olacak. Hugo Boss’a sendika girene kadar buardayız!

Billur Tuz direnişçisi Mehtap Tekin’den 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mesajı... Hayatın yükü her zaman kadınlardaydı, hala da aynı. Biz burada yani bu fabrikada da bunu gördük. Her yere koştuk, çalıştık çabaladık. Ama yani sonucu böyle oldu. Burada olmaktan pişman mıyız? Değiliz! Sonuçta biz hakkımızı arıyoruz. Bu şekilde kazanacaksak, bu şekilde devam edeceğiz. Sonuçta sömürülen her zaman biziz. İşçi kadınlar da gözlerini açsınlar. Biz uyandık, onlar da uyansınlar. Mücadele etsinler haklarını arasınlar. Herkes mücadeleye katılsın ki bundan sonraki kadınlarımız da bedel ödemesinler. Bu mücadelenin başlangıcını biz de yapmadık, bizden önce de vardı tabi ki. Biz de tarihteki yerimizi alıcağız. Burada altı kadınız, kış günü mücadele ediyoruz... Emekçi kadınlar gününü kutluyorum. Billur Tuz direnişçisi Mehtap Tekin


İşçi İşçi Bülteni Özel Sayı No: 814 * Fiyatı: 25 YKr * Şubat 2012 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md. : Ayten ÖZDOĞAN * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Simsar Sok. 5/3 Fatih/İSTANBUL* Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 *Baskı: Özdemir Mat. * Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sit. C Blok No: 242 Topkapı/İstanbul * 0 (212) 577 54 92


TİB - Şubat 2012