Page 1

Tutsak Grup Yorum Üyelerinden Mektup

8.Bağımsız Türkiye İnternet Konseri Sizden Gelenler

Gündem

Kültür-Sanat Köşesi

Haftalık Gazete/2018/5 ... Yollar kesilmiş alanlar sarıl mış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol

RIFAT Haber-aYorum

ILGAZ


GRUP YORUM TERÖR LISTELERINDEN KALDIRILSIN!


Merhaba, 21.04.2018 Hasretle, sevgiyle sımsıkı kucaklıyorum. Sağlığın nasıl, iyi misin? Aslında sana hızlıca cevap yazdım fakat mektubuma ve içine yaptığımız çizime güvenlik gerekçesiyle el koydular, yani hiç vermemek, göndermemek üzere. Acizlikte sınır tanımayanlar bir çizimi de güvenlik gerekçesiyle yasakladılar. Sanata olan tahammül burada da bu kadar anlayacağınız. Bizler sizi merak ediyoruz hem de çok, yeni şarkılar yayınlamışsınız hiç haberimiz olmadı. Mahsuni albümünü özellikle merak ediyordum, demek yayınlamaya başladınız, ne güzel sevindik. 15 Nisan’da Bağımsız Türkiye konseri yaptık, çok güzel oldu. Sizinle de paylaşmak istedik o günü ve güzel bir afiş hazırlamıştık, konser afişimizi yasakladılar. Yorum tarihinde bir ilk, hapishanede de Grup Yorum konseri yasaklandı. Tabi biz yine de her şeye rağmen konserimizi gerçekleştirdik. Küçük davetiyeler de yapmıştık, hapisahnelerdeki ve siz arkadaşlarımızla paylaşmak için fakat davetiyelerimize de el konuldu ve gönderilmedi. O gün sesimiz yettiğince, mektuplarımızla size ulaşamasak da yüreklerinize dokunabilmişizidr umarım. Boncuk ve soda şişelerinden küçük şakırlar, ritim aletleri yaptık. Leğenden de davul... Eksik olan enstrumalarımızı böyle tamamladık. Yorumcuları hapishaneye koymuşlar her yerde “üretim” demiş... Kolektivizm gücüyle üretimde sınır yok, hepimiz bir şeyler ürettik..Konser ekibinde Sevda Abla ve ben bağlamadaydık aynı zamanda söylüyorduk. Seher’imiz solistimiz. Özlem ablamız da koro vokalde ve ritimcimizdi. Ekip sağlam.Tabi izleyicilerimiz de vardı. Karşı koğuştaki arkadaşlar mm’lik tellerden camlarda bizi izlediler. Binlerce insanın karşısındaymış gibi heyecanlıydık biz de. Önemli olan da bu değil mi?. Biz “Haklıyız Kazanacağız” diyerek bitirdik konserimizi coşku ve umut dolu. Nerde olursak olalım konserlerimizi yapmaya devam edeceğiz... Yolladığınız kitapları alamadık, daha önce söylemiştim, yalnızca hapishanelerde gelen kitapları alabiliyoruz, böyle keyfi uygulamalarla kitap-yayın hakkımız gasp ediliyor, ama biz de boş durmuyoruz, hakkımızı alana kadar peşini bırakmayacağız. Benim yazdığım şiire Helin’in yazdığı yorumları, sözleri üstünü çizerek göndermişler, bundan önce de Veysel abinin yazdığı sözlere de çizme kararı getirildi. Veysel abi demiş şiir yazdım, aklıma hiç gelmedi çizileceği dedim herhalde koymayı unuttu. Bir yandan da mektubun neresine çizme kararı getirilmiş onu düşünüyorum. Sonradan anladım ki şiirlere çizme kararı verilmiş. Benim mantık sınırlarımı zorlayan bir şey gördüğün gibi, bu kararı veren hangi akla mantık yaptı bilmiyorum? Amma ve lakin üretimlerimizden ne kadar korktukları aşikar değil mi? Onlar yasakladıkça biz daha çok üreteceğiz, daha çok üreteceğiz. Sizleri çok özledik. Hepinizi çok seviyor sıkıca kucaklıyorum. En kısa zamanda hasretlerin bitmesi dileğiyle. Kendine iyi bak. Umutla ve bağlılıkla…Sevgiyle.. Sultan Gökçek


TUTSAK GRUP YORUM ÜYESİ HELİN BÖLEK HAPİSHANEDE YAPTIĞI TELEFON GÖRÜŞMESİNDE 8.BAĞIMSIZ TÜRKİYE KONSERİ İÇİN MESAJ VERDİ ‘‘Birazdan telefon kapanacak ve ben hücreme döneceğim. Ama kesinlikle yalnız dönmeyeceğim. Bizi güçlü kılan şeylerden biri de bu zaten. Hiçbir zaman burada fiziken yalnız olsak da kalben ve ruhen yalnız olmayışımız, yani ideolojik olarak hiçbir zaman yalnız olmayışımız... Gönül isterdi ki dışarıda hep beraber olalım özgürce tabi burada değil dışarıda. Yalnız özgürlük demek de sadece buradan çıkabilmek, hapishaneden tahliye olabilmek demek değil, özgürlük gerçekten inandığın şeyler uğruna mücadele etmek demektir. Bu nedenle burada, bedenen tutsağız bedenen özgür değiliz ama fikirlerimiz ve düşüncelerimiz açısından özgürüz. Onun için bizim buradaki adımız da özgür tutsaktır. Er ya da geç, tarihten de gördüğümüz gibi direnenler ve haklı olanlar kazanacaktır. Biz de buna olan inancımızla, öyle ya da böyle bu süreç içerisinden alnımızın akıyla çıkacağımıza inanıyoruz. ‘‘


İ:

TÜM BASKI VE YASAKLAMALARA KARŞI 8. BAĞIMSIZ TÜRKİYE KONSERİNDE AYNI COŞKU VE HEYECANLA HALKIMIZLA BİR ARADA OMUZ OMUZAYDIK! BU YÜREK HİÇ SUSMAYACAK! Her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz Bağımsız Türkiye Konserimizin bu yıl 8.’sinde aynı coşku ve heyecanla türkülerimizi söyledik. . Faşizm arttıkça yaşadığımız süreçler konserlerimize de yansıyor tabi. Geçen yıl konsermizi damlarda yaptık bu yıl ise internet üzerinden bir araya geldik halkımızla. 1985’ten 2018’e... her baskı ve yasağı delerek bir kar makinası olarak yolumuzu aça aça devam ettik. Üzerimizdeki saldırılar daha da boyutlanmış ve bildiğimiz kadarıyla dünyada başına ödül konan ilk müzik grubuyuz. 10 arkadaşımız tutuklu, 6 arkadaşımızın ise başına ödüller konarak aranır duruma düşürülüdüğü bu süreçte biz dövüşe dövüşe umudun türkülerini haykırmaya devam ediyoruz. 29 Nisan’da tarih Anadolu’nu dört bir yanında ekranlardan gökyüzüne yükselen, AKP faşizmine meydan okuyan türküler ve marşlarla yazıldı. 29 Nisan günü o sahnede cüret vardı, o sahnede ısrar ve emek vardı, o sahnede kavga vardı. Ama teslimiyet, uzlaşma, umutsuzluk, karamsarlık bunların hiçbiri bir milim bile yanımıza yaklaşamadı. Grup Yorum dünün mirasçısı geleceğin kurucusudur. Bu adımlarımız ise gelecek güzel günler mücadelsinin bir parçası... Milyonlarla birlikte faşizme karşı omuz omuza verip halaylarımızı çektiğimiz türkülerimizi hep birlikte söylediğimiz meydan, stadyum konserlerinde görüşeceğimiz günlerin inancıyla… Sevgiyle... GRUP YORUM


SİZDEN GELENLER

GRUP YORUM BİZİM EVDE! GRUP YORUM HER YERDE!


‘‘BU YOL ASFALTA ÇIKMAZ’’

N DE

24 Haziran’da yeni bir seçim yapılacak ülkemizde. Aslında 2019 yılında yapılacağı söylenen seçim bir anda öne çekilerek 24 hazirana alındı ve ülkenin gündemini seçimler kapladı bir anda. Pek çok sebep sayılabilir seçimlerin yeniden yapılmasına, ama en önemli sebep AKP ve temsil ettiği oligarşinin yani bilcümle tekel,tefeci, tüccar vs. yönetememe krizinin büyümesidir. Düzen iktidarına bir çözüm arıyor, bir yol arıyor çünkü artık yönetmiyorlar. Adam kayırmaca, işsizlik, zenginlik büyürken halkın her geçen gün yoksullaşması, uyuşturucunun tavan yapması, çeteleşmenin artması, halkın demokratik taleplerini baskınlarla, gözaltılar, tutuklamalrla engellenmesi, kitlesel katliamlar, gazeteci, sanatçı, aydın, öğrencilerin “terörist” vs. yaftalarla tutuklanması, yoksul mahallelerin polis terörü ile işgal edilmesi baskı altına alınması düzenin her geçen gün teşhir olmasını beraberinde getirdi. AKP ve temsil ettiği düzen halk nezdinde yıprandı, teşhir oldu. Ülke tarihinde hiç olmadığı kadar düzen ve halk arasında uçurum büyüdü. İki sınıf arasındaki yani zengin ve yoksul arasındaki çelişki hiç bu kadar büyümemişti. Düzen sahipleri bunun farkında. Baskı ile, şiddet ile, yasaklar ile, ohalller, khk’lar ile sorunlarını çözemiyorlar, artık halkı kandıramıyorlar. Ya da AKP ile bu politikalarını sürdüremiyorlar. İşte bu noktada, AKP ve düzene karşı her geçen gün artan öfkenin dindirilmesi, yönetim sorunlarının çözümü için geçmiş yıllarda olduğu gibi seçim sandığını yine piyasa çıkarıyorlar. Zenginler gemilerini AKP ile yürütemiyorlar artık, bırakın geminin yürümesini geminin yoksullar tarafından batırabileceğini görülüyorlar. BU yüzden kaptan değişikliği yapmak istiyorlar. Seçimlerde bunun kılıfı oluyor. Öyle bir analtılıyor ki sanki Tayyip Erdoğan gidince, AKP gidince sömürü bitecek, topraklarımızın yağmalanmasına son verilecek, haksızlıklar son bulacak. Geçmişten günümüze düzen sahipleri hep aynı numarayı yapmışlardır, göstermelik iktidar değişiklikleri, “kısmi demokratik” haklar ve sonra süren “aynı tas aynı hamam” olmuştur. 24 haziran 2018’de de aynı numarayı yapmak istiyorlar. AKP’yi zulmünden, baskısından, talanından dolayı öfke içinde olan milyonların umutlarını seçim sandıklarında söndürmek, bir süre daha iktidarlarını devam ettirmek istiyor bu faşist düzen. Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu vs... düzen partisi temsilcilerini halkımızın kurtarıcısı olarak ortaya çıkartıyorlar. Tamam Tayyip Erdoğan olmasın ama bunlardan biri olsun, ama düzen aynı düzen olsun, aynı sömürü devam etsin istiyorlar. Kötünün iyisi derler, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek derler bunun adına. Diyelim çok iyi bir aday var, haktan yana konuşuyor, çok güzel işler vaat ediyor, çok iyi niyetli… Ama belirleyici olmuyor bunlar ülkemizde, çünkü ülkemiz bağımsız değil, ülkemiz emperyalizme bağımlı. Bakın hangi aday, hangi partiler, emperyalizmin bağımlılığına son vereceğiz, zenginlerin halktan çaldığını alıp yoksula dağıtacağız diyor, hiçbiri.

M


Bahsettiğimiz talepleri dile getiremezler çünkü bunların gereklerini yerine getirecek bir ideolojiye, bir anlayışa, halk ve vatan sevgisine sahip değillerdir. Halkla- emperyalizm-faşizm arasında görev yaparlar, faşizmin düzeninin kabul görmesi için, faşizmin gönüllü-gönülsüz ajanlarıdır bunlar. Bağımsızlığı savunmak bedel ister, hangisi bu bedeli ödeyebilir? Hepsi bu düzende köşe tutmuştur ve asıl olarak da savundukları kendi statükolarıdır. Halkın yaşadığı derin yoksulluk ve yozlaşma, kendi aralarındaki, iktidar kavgasında birbirlerini alaşağı etmek için kullandıkları argümanlardır sadece. Bu yoksullukların son bulmasını sağlayacak köklü çözümleri yoktur, olamaz. Çünkü çözüm devrimdir, bataklığı kurutmaktır. Devrim ise önce statüleri parçalar bu yüzden bir kısmı köklü çözümler istemez, devrimi sözde savunanlar ise bedel ödeyemeyecekleri için köklü çözümleri yoktur. Ne kadar yoksulluğa, yozlaşmaya dair nutuklar atsalar da özde karşı değillerdir. Yozlaşma, yoksulluk emperyalizmin bir politikasıdır, bu politikayı karşılarına alabilecek bir anlayışa, ideolojiye de sahip olmadıkları için sadece sözde karşı çıkabilirler. Bakın mesela Grup Yorum’a devrimci bir müzik grubu olduğu için Schengen (Avrupa seyahat vizesi) yasağı getiren Alman emperyalizmi 6 milyar euro silah satışından kazanırken, fuhuştan 15 milyar euro kazanıyor.Devrimci düşüncelere sahip olmak suç, ama fuhuş-uyuşturucu ticareti yapmak normaldir. Hollanda emperyalizminin de en büyük gelir kaynağı yine uyuşturucu ve fuhuştur. Uyuşturucu yasaldır, hatta esrar kafeleri vardır Hollanda’nın. Emperyalizm dünyayı böyle yönetiyor. Hangi aday, hangi parti emperyalizmin bu politikalarına cepheden tavır alabilir, hiçbiri. Üstelik Avrupa’dan, Amerika’dan yayılan bu pisliğin ülkemizde girmediği yer kalmadığı bir zamanda. İşte bu yüzden seçimler bir aldatmacadır diyoruz. Sol açısından durum daha da vahimdir. Sol bir kuşatma altındadır ülkemizde. OHAL adı altında yüzbinlerce insan işinden atılmış, bunalıma giren onlarca emekçi intihar etmiş, hapishanelerde tek tip elbise yönetmeliği çıkarılmış, yüzlerce demokratik kurum kapatılmış-mühürlenmiş, üyeleri hapishaneye atılmıştır. Ama sol, demokrat, devrimci olduğunu iddia eden sendika, örgüt, partilerin çoğu üç maymunu oynamıştır, oynamaya devam etmektedir. Direnenleri yok saymış, görmezden gelmiştir. Direnenlerin sayesinde nefes almışlardır. En karanlık zamanlarda susanlar şimdi bütün enerjileri ile seçim diye tutturmuşlar.Tam bir riyakarlık, aldatma durumu var. Bedel ödemeden, bütün iradelerini düzen temsilcilerine emanet etmiş bir vaziyettedirler. Sol tasfiye edilmiştir, düzen bataklığına çekilmiştir. Dillerindeki, isimlerindeki devrimci, sol, demokrasi ibareleri sadece birer makyajdır artık. Makyaj akınca ortada sinmiş, düzene boyun eğmiş bir anlayış çıkacaktır.İşin bir başka yönü daha var ki, bu da iyice ortaya konmalıdır. Çok açık söylüyoruz faşizm mecbur kalmıştır seçim sandığını ortaya çıkarmaya.


Kim mecbur bırakmıştır, devrimci politikalar, her şeye rağmen direnişi seçenlerin varlığı…Devrimci politikaların halkın içine yayılıyor olması, tek tek başlayan Khk, Ohal’e karşı direnişlerin tüm ülkeye yayılıyor olması düzen sahiplerini ve bu düzen içinde politika yapanları seçimleri devreye sokmaya zorlamıştır. Yoksa AKP politikalarından memnundur zenginler. Neden memnundur çünkü olağanüstü halde çok büyük karlar elde etmişlerdir, çok büyük yağmalar yaşanmıştır. Ama böylesine yağma ve talanın sonunda oluşacak halk ayaklanmasından korkuyorlar, bu yüzden de geminin kaptanı değişmeli diyorlar. Kaptan değişince bir nebze de olsa korkularının dineceğini düşünüyorlar. Ve bu krizlerine halkı da kandırarak ortak etmeyi ve kendi lehlerine çözmeyi düşünüyorlar. Bunca yağma yaşanırken, “burjuva demokratik” haklar bile rafa kaldırılmışken sesi çıkmayan tekeller Ohal kalkmalı, demokratik düzenlemeler yapılmalı demeye başladılar. Halk korkuları büyüdükçe bu tarz çıkışlar yapıyorlar. Hepsi sahte bunların özünde. Eğer halkın öfkesi büyümemiş olsa sesleri çıkmayacak, her türlü zulme onay vermeye devam edecekler. 2 yıldır süren bir Ohal terörü var, Khk zulmü var. Ama ne hikmetse hepsi seçimler ortaya çıkınca demokrat kesiliverdiler, Ohal kalkmalı, insanları böldünüz vs. demeye başladılar. Bunların çoğu milletvekili ve kendilerine en fazla 200 metre ötede Yüksel caddesinde yaşanan işkenceleri görmezden geldiler. Dünyada ilk kez bir müzik grubunun 11 üyesi tutuklandı, tutuklanmayanlar hakkında listeler çıkarıldı, gündemlerine bile girmedi. Meclise çocuklarının durumlarını konuşmak ve bu konuda bir şeyler yapılmasını istemek için giden Grup Yorum’un ailelerine “demokrat” vekiller anlatılan zulmün belgesini sordular, “genel başkanımız böyle şeylere onay vermiyor, bize Pkk’lı diyorlar sonra” diye abuk sabuk cevaplar verdiler. Soma’yı, Berkin’i, Karaman’ı, Ensar tecavüzlerini vs… hepsini unuttular. Ama emin olun şimdi hepsini teker teker hatırlayacaklar, tabi ki OY İÇİN. AKP’ye işçi hakları ile ilgili bir sürü söz söyleyenler, kendi belediyelerinde çalışan işçileri AKP zulmünden korunmak için attılar. Berkin’in annesi, Mehmet Ayvalıtaş’ın babası işinden atıldı, direnişle geri döndüler. Ve daha nicesi… Ortada büyük bir kandırmaca var, değer yitimi var. Umutlarımızı, özlemlerimizi düzen sandıklarına gömmek istiyorlar. Buna izin vermeyelim. Çaresiz değiliz, tek tek direnişlerimizle, halk örgütlülüklerimizle bağımsız bir Türkiye için mücadele etmeliyiz. AKP gitsin de ne olursa olsun demek, yeni AKP’lerin gelmesine sebep olur. Yarını bugünden görelim, halkın iktidarını isteyelim. Nuriye-Semih, Yüksel Direnişçileri, İzmir’de Mahir Kılıç, hapishanede özgür tutsaklar... Boyun eğmeden nasıl mücadele edileceğinin yolunu gösteriyor hepimize. Bu yolun dışındaki hiçbir yol asfalta çıkmaz, bunu da böyle bilelim.

GRUP YORUM


KÜLTÜR-SANAT KÖŞESİ ‘‘FİLİSTİN’E VEDA’’ (1995) İran Suriye Ortak yapımı film Yahudilerin 1948’den bugüne Filistinlilere kendi topraklarında gerçekleştirdikleri zulmün başlangıc hikayesi...Yıl 1948. Yer, Filistin’in önemli sahil kenti Hayfa. Kendini halka adamış bir doktor, eşi,küçük çocukları Ferhan ve anne-babası . Said’in çocukluk arkadaşı ve İsrail devletinin kuruluşunda etkin rol oynayan Şimon’un komutanlığın daki ordunun saldırıları ve işgali karşısında Filistinlilerin, öz vatanlarını savunmak için direniş oluşturma çabası ve sonrasından gelişen olaylar...Vatan sevgisini ve vatan için fedakarlığın anlatıldığı filmi tüm halkı mıza öneriyoruz.

‘‘ORKESTRA ŞEFİ’’ Şostakoviç’in hangi koşullarda Yedinci Senfoni’yi yazdığının hikayesini anlatıyor kitabımız. Bir buçuk milyon insan hayatını kaybediyor Leningrad’ta. Tamamen kuşatılmış şehri terketmiyorlar ve 900 gün boyunca direniyorlar. 1941 yılında alman faşizmini orduları Naziler bütün güçleriyle SSCB’ye saldırmıştı. Sovyetler dört yıl boyunca büyük kahramanlıklar yaratarak savaştılar ve faşizmi yendiler. Sovyetler’de edebiyatçılar sanatçılar da bu savaşın bir parçası haline geldiler, en önde savaştılar. Direnerek üretmenin en güzel örneklerinden biri olan ‘Orkestra Şefi’ kitabını tüm okurlarımızın, takipçilerimizin okumasını öneriyoruz.


Nehirdeki can pazarında bazı tarım işçileri kamyonun üzerine çıkmayı başardı. Bazıları devrilen kamyonun altında kaldı. Bazıları da akıntıda kayboldu. İşçilerin feryatlarını duyan çevredekiler yardıma koştu, ancak gerekli malzeme ve bot olmaması nedeniyle kurtarma çabaları sonuç vermedi. Vatandaşlar, şişirilmiş araç iç lastiğine ip bağlayarak kamyon üstünde mahsur kalan işçilere ulaştırdı. İşçilerin bir kısmı bu lastiklerle karaya çekilerek kurtarıldı.

Türkü Hikayesi: İki Can Fidan 7 Şubat 2007 günü, sabah 05.30 civarında, çoğunluğu 12-15 yaşındaki kız çocuklarından oluşan 43 tarım işçisi, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) çiftliğine kamyon inek ve koyun sağmaya gitmek üzere yola çıktılar. Bir kamyonla çıktılar yola; çünkü kamyonun günlüğü 36 lira, minibüsün ise 45 lira idi. Hava yağmurlu olduğu için kamyonda az işçi vardı. Normalde 70-80 kişi oluyorlardı. Günde 1 ton süt sağabilirlerse 140 lira kazanacaklardı, yani kişi başına 3.5 lira. Ama gün hiç süt sağamadılar. Çünkü kamyon; sabah güneşin ilk ışıklarıyla Çırpı Deresi’nin derme çatma köprüsünden geçmeye çalışırken azgın sulara kapıldı. Kamyondakiler, bir anda kendilerini buz gibi sularda buldu...

Kazada 33 işçi kurtarılırken; 2’si çocuk, 7’si kadın toplam 10 kişi hayatını kaybetti. Ölenlerin üçü hamileydi. Çırpı Deresi’nden cesedi çıkarılan 23 yaşındaki “Fidan kadın” (Fidan Elma) da onlardan biriydi. Fidan Elma, 1 yıl önce 25 yaşındaki Halil Elma ile evlenmişti. 6 aylık hamileydi. Fidan Elma, eşinin kendisini iki defa dereden çıkarmasına rağmen hayatını kaybetti. Fidan Elma’nın cesedi, ilk anda sudan çıkartılarak kamyonun üzerine kondu. Kamyon üzerinde diğer işçilerle kurtarılmayı bekleyen Halil Elma, karnındaki bebeğiyle birlikte ölen eşinin cesedinin başında uzun süre gözyaşı döktü. Fidan Elma, Hacer Kaya, Halil Ete, Emine Ete, Naide Çorak, Zehra Kaya, Hatun Kaya, Fatma Merk, Halse Ayberk ve Anut Ete; yakınlarının deyimiyle, “1 somun parasına ölüme gittiler...” “Bir somun parası için” kamyon kasalarına doldurulan 12-15 yaşındaki çocukların ölüm yolculuğu halen devam ediyor...


HABER YORUM Grup Yorum Antalya Korosu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Programına Katıldı

Antalya Kızılarık Cemevi’nde 20 Nisan’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antaya Şubesi tarafından Grup Yorum’a destek amaçlı “Türküler Susmaz” programı yapıldı. Programa Seyfettin Yıldırım Cemevi Müzik Atölyesi, Hasan Kal, Aşık Sarıca Kız, Naciye Çokbilir, Hayri Aslanboğa ve Grup Yorum Antalya Halk Korosu katıldı. Türkülerle ve halaylarla geçen programa yaklaşık 80 kişi katıldı.

İsviçre’nin Basel şehrinde Grup Yorum Konseri Yapıldı

İsviçre Basel-Listal’da 22 Nisan 2018’de yapılacak konsere Grup Yorum Gönüllüleri, günler öncesinden ev ve işyerlerinde konsere çağrılar yaptı. Grup Yorum Bizim Evde Grup Yorum Her Yerde sloganıyla vurgulanan konser büyük beğeniyle izlendi. Çok coşkulu geçen konserde türküler hep bir ağızdan söylendi. 22 Nisan Pazar günü gerçekleşen konsere 400 kişi katıldı.

Grup Yorum 8.Bağımsız Türkiye İnternet Konseri 29 Nisan saat 16.00’da Grup Yorum 8.Bağımsız Türkiye Konserini internetten canlı yayın ile gerçekleştirdi. 2 saati aşan kon seri güncel haliyle 250.000 bin kişi internet ten izledi.


‘Grup Yorum Halktır Susturulamaz’ Sloganı 1 Mayıs’ta Taksim’de Yankılandı 1 Mayıs günü ‘Grup Yorum Halktır Susturulamaz’ sloganıyla tek başına Taksim’e yürürken gözaltına alınan Grup Yorum gönüllüsü, dinleyicimiz Beyhan Gün, 1 haftalık gözaltının ardından serbest bırakıldı.

İdil Kültür Merkezi 13 Mayıs Pazar Günü Piknik Düzenlendi

13 Mayıs Pazar günü İdil çalışanları ve dostları Belgrad Orman’ında piknik yaptı. Türkü söylenip halayların çekildiği, oyun ların oynandığı pikniğe 25 kişi katıldı. Aynı bölgede piknik yapan halk da Grup Yorum dostlarına destek mesajları verdi.

Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer! “İşimi geri istiyorum” talebiyle Konak meydanında direnen ve 183 gündür açlık grevinde olan Mahir Kılıç’ın ve 5 arkadaşının direnişi, Karşıyaka Belediyesi’nde işe başlamalarına yönelik protokolü imzamalarıyla zaferle sonuçlandı. Konak’ta işi, ekmeği, onuru için direnenlere selam olsun. Yaşasın Direniş, Yaşasın Zafer!

Kızıl Maskeliler Grubu Grup Yorum için ‘Grup Yorum Nerede’ Şarkısını Yaptı Kızıl Maskeliler grubu, Grup Yorum üyelerinin terör listelerine koyulmasına karşı dayanışma için ‘‘Grup Yorum Nerede’’ isimli bir şarkı besteleyip 26 Nisan’da internetten yayınladı.

Gazete Yorum 2018 5  

Haftalık Gazete Yorum

Gazete Yorum 2018 5  

Haftalık Gazete Yorum

Advertisement