Page 1

DEVLET ADAMI OLMANIN ÖLÇÜSÜ       

Hüsnü MERDANOĞLU Başbakanlık Uzmanı ATA VAKFI Yön.Kur.Üyesi

  Başta Cumhurbaşkanı  olmak   üzere  (Anayasa  103. Madde), milletvekilleri  (Anayasa 81. Madde), devlet memurları (657 sayılı yasa 6. Madde) göreve başlarken  yemin etmektedirler. Söz konusu yemin metinlerinin ortak özelliği; Atatürk ilke ve  devrimlerine bağlı kalınacağına “namus ve şeref” sözü verilmesidir. Atatürk   ilke   ve   devrimlerine   bağlı   kalmak;   kurucusu   yüce   Atatürk   olan  Türkiye   Cumhuriyetinin   laik,   demokratik   ve   tam   bağımsız   niteliklerini   koruyarak  yaşatmayı,   devlet   olanakları   ile   devletin   yaptırım   gücünü   ülkeyi,   Atatürk’ün  hedeflediği, çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmak için kullanmayı gerektirir. Devlet,   tüzel   kişilik   olması   nedeniyle,     karar   verme   konumunda   bulunan  yetkililer,   devlet   adına   kararları   alır   ve   devlet   olanaklarını   kullanırlar.   Devlet  kademelerinde   görev   alan   yetkililerin   ne   denli   “devlet   adamı”   oldukları,   devlet  olanaklarını devlet için (dolayısıyla yurttaş için) kullanarak, devlete kazandırdıkları iç  ve dış saygınlıktan belli olur.   Atatürkçülüğü,   salt   yemin   etmek   sanan   yetkililere,   Atatürkçülüğün   ne  anlama geldiğini anlatmak ve  devlet adamlığı niteliklerini ölçmeleri  için aşağıdaki  satırları aktarmak istiyorum. “Ah ey Mısır, Aferin ey Türkiye! Türk   toprağına   ayak   basarken   durumunun   değişmediğini,   onuru   çiğnenmiş,   yabancı   bağlarla   bağlanmış,   boğulmuş   ve   idam   edilmiş   Doğu   ülkelerinden birinde bulunacağımı sanıyordum.  Ama Türkiye’de ne gördüm? Düşündüğümün tersini, ulusal azametini her   şeyi sürüp mahvettiğini, Türk burnunun yüksele yüksele göğe çarpacak dereceye   vardığını, İngiliz olsun, Fransız ya da İtalyan olsun bütün yabancıların başlarının   eğile eğile yerlere sürtünecek dereceye ulaştığını gördüm.  Arkadaşlarımın   birine   bir   viski   ısmarladım.   Garson,   yüzüme   kızıl   bir   bakışla dik dik bakarak, emredici bir dille ‘Türk rakısı iç’dedi. Ey   millet,   ey   yurtseverlik,   sana   saygı   duyuyorum.   Bana   rakından,   birandan ve şarabından ver. Yabancı zehirlerini, imanı zayıf olan miskin ülkelere   bırak, dedim. Odamda,   ‘Çanaklis’   sıgarasından   bir   paket   bırakıp   çıkmıştım.   Öğleden   sonra döndüğümde paketi bulamadım. Öfkelendim. Hademeyi çağırdım: - Sıgara paketine ne oldu? - Yok ettim. - Niçin?


Habis bir mal olduğu için. Habis mal ne demektir? Yabancı malıdır. Şimdi ben ne yapayım? İşte nefis  Türk tütünü. İşte güzel Türk kibriti.  Bunlar benden sana   hediye olsun. Yabancı mağazaları kapıları üstüne kendi dilleriyle  yazılmış  tabela asamazlar.   İngiliz,   Fransız,   İtalyan,   Amerikan   ve   Yunanlıların,   Türkiye’de   dilleri,   yeni   harflerle yazılı Türkçe’dir. Türkçe, istinaf veya temyiz edilemez. Emir ile bütün   dillere egemendir. Yabancı   mallara   karşı   çekilen   gümrük   duvarı,   Çanakkale   istihkamlarından daha çetindir. Gümrük memurları naz ve cilve bilmez; fakir ve   fukarayı   muayene   ettikleri   gibi   prens   ve   nazırları   da   aynı   biçimde   muayene   ederler. Türk milli azameti karşısında ayrıcalık yoktur. Herkes eşittir. Burada (Türkiye’de) yabancı çevre hissetmiyorum. Çünkü Türkiye yalnız   kapitülasyonları   değil,   kapitülasyonlardan   yararlanan   ulusları   da   ezmiştir.   Yabancılar öldü, Türkler yaşadı. Ey   Büyük   Gazi,   göz   yaşlarımla   karışık   gönülden   kopan   saygılarımı   Yüksek Katınıza sunuyorum...” Bu satırlar ne bir düş ne de bir varsayım. 1933 yılında, ülkemize tatil için  gelen, Mısır’ın Hızbelvatani partisi üyelerinden Avukat Fikri Abaza’ya aittir. Bu  yazı 31.7.1933 tarihli El Ahram Gazetesinde yayımlanmıştır. (x) Yukarıdaki satırlar; Atatürk’ün önderliğinde devletimizi yönetenlerin, devlet  adamlığı   sorumluluğu   anlayışı   içinde,   yanmış,   yıkılmış,   yok   olmak   üzere   olan  ülkeyi   yabancıların   imrendiği   saygın   bur   konuma   getirmiş   olduklarını  yansıtmaktadır.   Ayrıca   bu   yazı,   yöneticilerin   devlet   adamlığına   yakışır   içten   ve  özverili çalışmaları, doğal olarak her kesimdeki yurttaşın bilinçli davranmalarına da  yansıdığını göstermektedir. Günümüzde, özellikle büyük kentlerde yabancı sözcüklerle dolu tabeladan  geçilmiyor,   Türk   ekonomisi   darboğazdan   geçemiyor,   yabancı   markalı   mallara  ulaşamayanlar   üzülüyor,   “naz   ve   cilve   bilmeyen”   memur   sayısı   azalıyor,  kapitülasyonları çağrıştıran     tahkim yasa tasarıları hazırlanıyor ... ise birilerinin,  “namus   ve   şeref”   üzerine   verdikleri   sözleri   Türkiye   yönetimine   yansımamış   ve  yansımıyor demektir.  Türkiye’nin, Atatürk’ün özlediği ve yaşamı süresince başardığı, içte ve dışta  saygın konumuna yükselmesi; özünde dürüst çalışmayı, ülke değerlerine, ülke adına  sahip çıkmayı, çağdaş devletlerin seviyesine yükselip onları geçmeyi, Atatürk’ün  yapmak   isteyip   de   yaşamı   yetmediği   için   yapamadıklarını   yapmayı   içeren,  Atatürkçü düşünceyi yeniden ülke yaşamına yansıtmaya bağlıdır.  Boş söylemlere,  yerine getirilmeyen yeminlere, şeyhlere,  dervişlere ve tarikatlara değil.  -


(x) Bilal N. Şimşir, Doğunun Kahramanı Atatürk, Bilgi Yayınevi, Ankara 1999,  s.234.

10 numara  

10 numaralı döküman

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you