Page 1


Politik toplumsallaştırma süreci içerisinde “GENÇLİK” (Yaşı genç olanlar)

İçinde bulunduğumuz toplum, yapısı itibariyle bazı sorunlarımızı algılamakta ve çözüm üretmekte zorlanmamıza neden olabilmekte, toplumsal algının ve alışkanlıkların baskısı ve yönlendiriciliğinde yaşamımız ve bağlı olarak düşünce biçimimiz çözüme yönelik yanlış adımlar atmamızı beraberinde getirebilmektedir. Örgütlenme meselesinden ilişki geliştirmeye kadar gençliğe yönelik her türlü meselemizde bu yaklaşımın etkileri vardır. Gençlik farkına vararak ya da varmayarak sistemle “uyumlu” hale gelecek bir şekillenme süreci yaşar/yaşatılır. Gençlik bunun bilincine vardığı oranda özgürleşme adımlarını atmaya başlar. Yaşamın seyri içerisinde kaçınılmaz gibi görülen bu “uyumlaştırma süreci” gençliğin dinamik mücadelesi ile kırılarak, gençler bu sürecin “güdüleni” değil sistem dışı belirleyeni olmaya aday olur. Dönem dönem farklılaşan bir takım faktörlerden dolayı kategorik ve klişeleşmiş gençlik tanımlamaları olmuş ve bu tanımlamalar öylesine topluma dayatılmıştır ki, yaşı genç olanların kendisi de buna inanır hale gelmiştir. Yaşı genç olanları “gençlik” şeklinde kategorize eden tarifler sistemin toplumu biçimlendirme yaklaşımının sonuçları itibariyle oluşan algının ürünüdür. Gençlik bir “yaş sorunu” değildir, 16/21 yaş arası kazasız belasız atlatılması gereken bir dönem de değildir. Gençlik bir düşünce biçimidir, duygu farklılığı ve zenginliğidir, aktif dinamik algılama biçimidir yani aslında gençlik bir yaşam biçimidir. Niçin bu yaş dönemi kategorize edilir ve bu döneme ilişkin “düzenlemeler” yapılır? Çünkü bu yaş dönemi insanın en kolay işlenebileceği, etkilenmeye açık, tek tip “uyumlu” insan olarak yetiştirilmeye uygun “ham” bir dönemidir. Kimlik edinme süreci “sosyalleşme” adı verilen bir süreçtir ve bu süreç, toplumda ve saflarımızda da yerleşen olumlu algının tersine; öyle basitçe bilgi, beceri, tecrübe aktarımı ve öğrenme süreci değil, bireyin üst yapının belirleyiciliğinde kendini yeniden ürettiği bir “şekillendirme, uyumlaştırma, eğitilme” sürecidir. Genel ifade ile “Ergenlik dönemi” olarak adlandırılan bu dönem, çocukluk dönemi ile “yetişkinlik” dönemi arasındaki, 12-21 hatta 25’e kadar sürebilen belirli ve bilinçli bir dönemi ifade eder. Bir yanı ile aslında bu dönem bireyin “bilinçli yaşama” hazırlanma dönemidir, genç bireyin “bilinçli yaşama” hazır olduğu oranda “kimlik duygusu” yerleşmeye başlar, tersinden kimlik duygusu yerleşmeye başladığı oranda “bilinçli yaşama” hazır hale gelmeye başlar ve “kişilik şekillenmesi” sürecine girer “İlkokul yıllarının sonlarında ergenler, cinsel olgunlaşma ilgili fizyolojik değişimler ve önündeki yetişkin rollerindeki belirsizlik ile uğraşmak durumunda kalırlar. Ergenler, günlük hayattaki ideal örneklerle, daha önceki dönemlerde sahip olduğu beceriler ve roller arasında nasıl bir bağlantı kuracağı sorusunu sıklıkla düşünür.” Erikson,1968


“Genç bireyin bir erişkin olarak yaşama hazır olduğunu duyumsayabilmesi için kimlik duygusunun yeterince oturmuş olması gerekir. Bu yüzden özellikle gençliklerinin sonuna yaklaşmış bireylerde kimlik duygusunu yeterince oturtamamış olma bir sorun oluşturur ve kimi zaman uyumlarını belirgin biçimde bozar.” Dereboy,1997 İşte bu durumda, sisteme alternatif mücadele yürütenlerin karşısına “neye uyum” sorusu dikilmek durumundadır. “Bireyi ‘olgunlaştırmanın’ amacı diz çökmesini, onurunu pazara çıkarmasını, kişiliğini, yüz ifadesini, mimiklerini yeniden düzenlemesini, dilini tutmasını, yürüyüşünü ayarlaması, gülmesini ve sırıtmasını dizginlemesini, sıklıkla avucunu yalamayı bilmesini öğretmektir.” Peter Bürückner: Zerstörung des Gehorsams 1983 s.21 St. Bernardo 15. Yüzyılda bireyin sistemle uyumlu hale getirilmesini politik toplumsallaştırma süreçleri bağlamında böyle tarifler. Daha 15. yüzyılda yapılmış bu tarif kapitalist sistemin topluluk ve birey ilişkisini gençlik bağlamında başka söze gerek bırakmayacak açıklıkta ortaya koyuyor. “Burada, eğitim ve “olgunlaştırma” disiplin, itaat-boyun eğme, sadakat vb. ile aynı anlamlara gelmekte ve temel sorun, “küçük vahşinin” (çocuğun) aile içinde, okulda, çalışma alanlarında, din ve diğer tüm devlet kurumlarında eğitilmesini (koşullandırılmasını), kişiliğinin denetim altına alınmasını içermektedir.” Serol Teber Politik - Psikoloji Notları s.76 “4+4+4” gibi, eğitim öğretim sisteminde sık sık yapılan oynamaların temelinde bu yaklaşımlar yatmaktadır. “Kimlik” dışa karşı yansıtılan topluma dönük sosyal bir kavramdır. Her birey sabit olmayan, devamlı etkilerle duruma göre değişen ve gelişen, izâfî olarak farklı kimlikler sergilemektedir. Sahip olunan kimlik bütünlüğü pek çok alt kimliklerden müteşekkildir. Öğrenci, arkadaş, evlat, sporcu gibi türlü kimlikler bir bireyin kimlik bütünlüğünü meydana getirmektedirler (Goldenberg, 1987; Akt: Birkök). Erikson ise; kimlik kavramını ele alırken 'ego identity' terimini de kullanarak kimliği, 'birbiri ardına yapılaşmış ve eskiyerek terk edilmiş özdeşleşmelerin ürünü olarak, kişinin kendi içindeki devamlı aynılık hali' olarak kavramlaştırır (Hökelekli, 2002). “Kişilik” ise politik toplumsallaştırma sürecinde şekillenen bireyin içsel yapısıdır, toplumdan edinilen toplumsal ilişkilerin ortaya çıkarttığı bir niteliktir. Marx’a göre kişiliğin özü bu ilişkilerin “eter”inin içindedir. Bireyin bu içsel yapısı aslında paradoks gibi görünse de maddi varlığının dışında, diğer birey ya da bireylerle kurduğu ilişkiler toplamı içindedir. Bireyin kişiliğini açığa çıkaran önemli özellikleri toplumsal ilişkileri içerisinde diğer birey ve bireylerde de görebilirsiniz, yani kişilik aynı zamanda “öteki” bireylerin içinde canlı etkin bir süreçtir, diğer birey ya da bireylere yaptığı katkılarla onları değiştirerek kendini de değiştirir. Tabi bu değişim “etkinlik” içerisinde aldıklarına göre olumlu ya da olumsuz bir şekilleniştir. Yukarıda, dönem dönem farklılaşan bir takım faktörlerden dolayı kategorik ve klişeleşmiş gençlik tanımlamaları olmuş ve bu tanımlamalar öylesine topluma empoze edilmiştir ki, gençliğin kendisi de buna inanır olmuştur diyerek, yaşı genç olanları kategorize eden bu tarifin, sistemin toplumu biçimlendirme, yönlendirme, paralize etme, kontrol altında tutma yaklaşımının sonuçları itibariyle oluşan toplumsal algının bir ürünü olduğunu anlatmaya çalışmıştım.


Zaman zaman bizim metinlerimizde de “gençliğin kimlik edinme süreci” olarak adlandırılıp kategorize edilen ve “şekillenmeye açık” olan belli bir yaş dönemi, politik toplumsallaştırmada önemli bir aşamadır. Öncelikle “gençliğin kimlik edinme süreci” adlandırmasının yanlış olduğunu belirterek açıklamamızı sürdürelim. Kimlik edinme sürecinde “gençlik kategorisi” oluşturamazsınız. Bu kategorizasyon kapitalizmin çıkarları doğrultusunda toplumu biçimlendirmek isteyenlerin toplum mühendisliğinin ince hesapları ile yaptığı bir aldatmacadır. Kimlik edinme süreci denilen “sosyalleşme süreci” aslında “politik toplumsallaştırma” adı verilen “uyumlaştırma” yani sisteme yararlı hale getirme, toplumsal biçimlenişin ve sistemin birer tabu haline getirilmiş kurumlarının birey tarafından sorunsuzca kabullenilmesi ve bütün bu toplamın rasyonalize edilmesi sürecidir ve bu süreç yaşı genç olanlarla sınırlı değildir. Bireyin, düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla uyumlaşmasını-özdeşleşmesini savunan “sistem savunucuları” politik toplumsallaştırma sürecini bireyin kimlik arayışı olarak tariflerler. Metinlerimize baktığımızda bizler de bu yanılgıya düşeriz. Politik toplumsallaştırma süreci aile ile başlar, okulda, askerlikte (kadın ise askerden gelmiş kocasının yanında bu sürece devam eder) ve bütün devlet kurumlarında devam eder. Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’da dediği gibi; insanın yabancılaşma sürecini başlatan “ilk günahın işlendiği”, yani meta’nın değişim değerinin ortaya çıktığı andan bu yana, kültürü şekillendiren endüstriler tarafından “kitle kültürü” oluşturulmak üzere sinema, tiyatro, resim, heykel gibi güzel sanatlar ve mimari, edebiyat benzeri araçlar da politik toplumsallaştırma sürecinde kullanılmış, “uyumlaştırma”, toplumsal yaşamın yeniden biçimlendirilmesi bu araçlarla da desteklenmiştir. Bu süreç aynı zamanda yetişmekte olan çocuğun, ya da yaşça genç olanın otoriter ya da antidemokratik bir kişilik doğrultusunda rekabet üreten bir eğitimle uyumlaştırmayı içermekte ve bu yanı ile “akıllı insan” sürekli rasyonalizasyonlarla kendisi başta olmak üzere çevresindeki herkesi ve her şeyi tahrip eder duruma gelmektedir. Doğa ve toplum karşısında tahribata bu denli sessiz kalmayı, yanı başında insanlara işkence yapılıp binlercesi gözaltına alındığında kılını bile kıpırdatmamayı başka türlü açıklamak mümkün değildir. Ya da sosyalist çevrelerde bile birçok insanın en ufak bir anlaşmazlıkta yanı başındaki yoldaşına “çelme takması”, şiddet uygulaması, ya da itibarsızlaştırmak için her türlü enstrümanı kullanması, yeri geldiğinde “çek git” demesi başka türlü açıklanabilir mi? Özetle söylemek gerekirse içinde yaşadığımız formasyonun zaaflarını, yaklaşımlarını politik toplumsallaştırma süreci içerisinde yaptıklarını ve yapmak istediklerini bilerek; yaşı genç olanlara yönelik düşünüş biçimlerini sistemin yönlendirici etkisinden kurtarmak, Sosyalizmin temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek ve reformizm’in ince taktikleri içerisinde yaşı genç olanları hırpalamamak gerekir. Partimizin; yaşı genç olanların çalışma ve yaşam alanlarına ve bu alanların sorunlarına ilişkin bir sözü ve çalışması yok. Bu çalışmayı gençlik yapar! Bu doğal bir şey midir? Sadece bu soruyu bile kendimize sormamız bizleri çözüme bir adım daha yaklaştırır. Ezberlerimizin ve alışkanlıklarımızın etkisi/yönlendiriciliğinde ideolojik politik olarak bize bağlı olan ama bağımsız gençlik örgütümüz bu alana ilişkin söylenmesi gerekenleri söylüyor denilebilir. "Teorik olarak" partinin hiç bir müdahalesinin olamayacağı, aldığı kararları ve yaptığı işleri kendi bildiği gibi


yapan bağımsız bir gençlik örgütünün yaptığı ve söyledikleri sosyalist bir parti için yeterli ve doğrudur diyebilir miyiz? Diyemeyiz; ama bu güne kadar diyorduk neden; çünkü partide etkili olan ekibin bir eli kendini bağımsız zanneden gençlik örgütünün daima üzerindeydi. Evet, sadece yukarıdaki soru bile çözümü görmemizi sağlayabilir ama biz şunu yapıyoruz; mesela Tayyip çıkıyor 4+4+4 diyor biz eğitim öğretimin ne olduğunu ve olması gerekenin ne olduğunu değil yöntemin yanlışlığını tartışıyoruz ya da bir “ekip” ortaya bir gerontokrasi kavramı atıyor biz demokrasi yerine gerontokrasiyi tartışıyoruz. Tartıştığımız meseleye ilişkin ise; sistemin toplumu kategorize ederek politik toplumsallaştırma sürecinde bireyleri sistemle, devletle uyumlu birer yurttaş olarak şekillendirmesine ve rasyonalizasyona kendimizi kaptırarak, oluşturduğu gençlik kategorisini kabullenme yanlışına düşüyoruz. Bunu reddetmek ve bunun yanlışlığını anlatmak yerine, bu kategori bağımsız mı örgütlensin, yarı bağımlı mı olsun, komsomol mu olsun gibi üzerine çeşitli teoriler geliştiriyoruz. Buradan çıkmalıyız... Bu tartışma "gençliğin meselesi" şeklinde bir algılanma eğilimindedir, bu güne kadarki alışkanlıklarımız üzerinden bu algı doğal ama doğru değildir, bu tartışma partimizin temel ve güncel ve de acil sorunlarından birisidir. Herkesin gerekli duyarlılığı göstererek bu tartışmaya katkı sunması gerekir.

“Yaşı genç olanlara yönelik düşünüş biçimlerini sistemin yönlendirici etkisinden kurtarmak, Sosyalizmin temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek ve Reformizm’in ince taktikleri içerisinde yaşı genç olanları hırpalamamak gerekiyor.” Yukarıda böyle söylemiştim, çünkü yaşı genç olanlar, “iktidar” amaçlı her türlü yönlendirmede “eğitim kurumlarında” ve yaşam alanlarında toplu halde bulunabilmelerinin etkisi ile kolay ulaşılabilen, feodal arkadaşlık bağlarının verdiği güven ve yakınlık ilişkisi ile de çabuk yayılan bir örgütlenmeye açık olan yaş kuşağıdır. Bu yaş kuşağı ile kurulan ilişkiler çoğu zaman “kastlar” tarafından “iktidar” amaçlı geliştirildiği için de dünya ölçeğinde hiç bir zaman “nesne” karakterinden kurtarılamamıştır. Şu unutulmamalıdır ki, bireylerin “tüm yanlı” gelişmesinin temel koşulu insanlar arasındaki ilişkilerin nesne karakterinin ortadan kaldırılmasıdır. Nesne karakteri ortadan kalkmamış bir ilişki biçiminde onların temsilcilerinin ilişkisi bu kişilerin bireysel ilişkilerinin yerine geçer ve insanın bütün “kişilik yapısını” bozan, onu sınırlayan ve engelleyen ilişkinin bu nesne karakteridir. Marx Alman ideolojisinde “bireylerin orijinal ve özgür gelişiminin laftan ibaret olmadığı yegâne toplum olan Komünist toplum içerisinde söz konusu gelişmeyi belirleyen bireylerin bağlamıdır” der. Ancak nesne karakteri ortadan kalkmış bir ilişki biçimi bireyleri gelişmeye açar. İlişki biçiminin nesne karakterinin ortadan kalkmadığını neye göre söylüyoruz? Yaşı genç olanlar; tarihsel ilişkilerin ve örgütlenme biçimlerinin yanlış kavranması ve sürecinden kopuk değerlendirilmesi neticesinde, şabloncu yaklaşımların ezber taktikleri ile Komsomol benzeri “gençlik” örgütlenmeleri oluşturmaya çalıştılar, bu örgütlenmeler ne Komsomol’a benziyordu ne de süreçle ve ideolojik-politik hatla örtüşen ve de ihtiyaca cevap verebilen bir örgütlenme olabildiler. “İdeolojik, politik olarak ‘ana örgüte’ bağımlı, örgütsel olarak bağımsız” rasyonalizasyonu çerçevesinde yaşı genç olanlar yıllarca ideolojik-politik olarak bağımlı olurken, bağımsız olduklarını sandıkları örgütlenmenin nesne karakterini göremeden gençlik örgütlenmeleri bağımsız mı, değil mi?


“tuzak” tartışmasına çekildiler. Bağımsız bir örgütün ideolojik-politik olarak başka bir örgüte bağımlı olması demek, ideolojik-politik “üretim” ve karar alma süreçlerinde bulunmadan ona “uyma”, “biat etme”, “boyun eğme” demektir, bu durum da ilişkinin nesne karakterini belirler ve özgür birey olamama halidir. Örgütsel olarak bağımsız olduğunu zanneden birey aslında temelden “kişilik bozunmasına” uğrayarak bir bağımlılık yaşar, çoğunlukla örtük biçimlerde ama her zaman açığa çıkmak zorunluluğunda olan bir bağımlılıktır bu. Meseleleri biraz kavrayıp eleştirel düşünme becerisini gösterebilen genç beyinler ilişkinin bu nesne karakterini gördüğü oranda ya bu sürecin bir parçası olarak “iradesini örgütüne teslim etmiş” (Marx’ın tabiri ile kişilik bireyi olamamış) olarak bu ilişkiyi sürdürürler, ya da süreçten kopup giderler. “Arka kapıyı tutamıyoruz” esprisinin en önemli nedenlerinden birisi budur. Kalanlar açısından ise “abilerinden, ablalarından” aldıkları kültür, birbirlerine devrederek devam eder. İşte burada tartışılması gereken “gençlik örgütünün” bağımsızlığı değil, gençlik kategorizasyonunun yanlışlığı ve bu ilişkinin nesne karakteri, yani tersinden ideolojik-politik “üretim” ve karar alma süreçlerinin öznesi olmak meselesidir. İşte bu durum günümüz “bağımsız gençlik” örgütlenmeleri anlayışlarını temelden dışlar. Yaşı genç olanların toplumsal bir kategori olarak sınıflandırılması ve “İdeolojik, politik olarak ‘ana örgüte’ bağımlı, örgütsel olarak bağımsız” rasyonalizasyonu birçok belgede olduğu gibi GKB’nin 1. konferans metnindeki şu açıklama üzerine şekillendirilmektedir. “Biyolojik olarak belli bir yaş kategorisini kapsayan gençlik, kapitalizmin gelişip egemen bir sistem halini almasına paralel olarak toplumsal ilişkilerde karşılığı olan bir toplumsal kategori oluşturmuştur.” (…) “KGÖ'nün işçi gençlik temelinde örgütlenmesi ve sahip olduğu komünist perspektif O'nu partiye bir toplumsal kategori örgütlenmesi olması dolayımı ile parti örgütlenmesinden ayrılır, farklılaşır.” İşte böyle rasyonalize ettiğinizde yapılan yanlış görünmez olur ve yanlış örgütlenmelere temel teşkil eder. Sistemin, politik toplumsallaştırma sürecine uygun olarak yaşı genç olanları neden toplumsal bir kategori olarak lanse ettiğini, bu kategorizasyonla bireyi aileden başlayarak “eğitim kurumlarında”, askerde ve devlet kurumlarında nasıl “uyumlaştırıldığını” anlatmıştık; sistem bunu devletin bekası için yapar. Reformistler-revizyonistler bu rasyonalizasyona sımsıkı sarılıp sahiplenebilirler, peki biz neden bu “tezgâha” düşeriz? Sistem bunu cinsiyetler meselesinde de yapar, kadın sorununda da yapar. Toplumu oluşturan bireylerin önemli özelliklerini biyolojik açıdan açıklama ve buna göre kategorize etme çabasının iki hedefi vardır "birincisi, toplumsal düzenin değişmez insan biyolojisinin bir sonucu olduğuna bizi ikna etmeye çalışır ki eşitsizlik ve adaletsizlik ortadan kalkmasın, ikincisi göz ardı etmenin imkansız olduğu problemler söz konusu olduğunda, bize çözüme toplumsal kurumlar seviyesinde değil bireysel seviyede çözüm aramamız gerektiğini söyler. Problemler toplum yapısında değil toplumu oluşturan bireylerin bazılarındadır. Yani çözüm mevcut toplumsal yapılara meydan okumakta değil, bireyleri değiştirmekte hatta ortadan kaldırmaktadır." (Timothy Stewart-Winter Los Angeles Times 14.08.2008) Toplumun her kesiminin ekonomik-demokratik-akademik her türlü taleplerine sahip çıkan devrimcilerin, bu taleplere ilişkin mücadelelerinde reformizmle aralarındaki ince çizgide belirleyici olan, taleplerin sosyalizm hedefi ile ilişkilendirilmesi ve sınıfsal bakış açısı ile değerlendirilmesi meselesidir. Sınıfsal perspektiften baktığımızda sistemin yaptığı gibi “biyolojik olarak” insanları yaşa göre


kategorize edemeyiz. Bilindiği gibi, Sosyalizmi ütopik olmaktan çıkaran, işçi sınıfının devrimi yapacak güç olarak Marx tarafından keşfedilmesiydi ve devrimcilerin temel yönelimi de, işçi sınıfı içerisinde temel örgütlerin oluşturulması ve sınıfın siyaset sahnesine çekilerek egemen bir güç olarak örgütlenmesiydi, hakim egemen kültür içerisinden sıyrılmaya çalışan devrimcilerde sistemin bu güçlü etkisi ile temel yönelimimizi unutma, erteleme, savsaklama durumuna zaman zaman düşebilmekte, farkında olmadan tabir yerindeyse “sistemin ekmeğine yağ sürebilmektedirler” Evet; bu güne kadar “Komsomol” türü gençlik örgütlenmeleri “sürecimize” uymayan yanlış örgütlenmelerdi. Buradan bir an önce çıkmalı, yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, sistemin rasyonalize ederek politik toplumsallaştırma süreçlerinde gençlik kategorisi oluşturup toplumu “biçimlendirme” “tezgâhına gelmeden” yaşı genç olanları “kategorize etmek” işinden bir an önce uzaklaşmalıyız. İzlenmesi gereken yol aslında çok basit ve açıktır. Komünist bir parti toplumun tüm kesimlerinin ekonomik, akademik, demokratik tüm taleplerine sahip çıkar ve buna uygun politikalar oluşturur, bu talepler doğrultusundaki mücadeleyi Sosyalizm hedefine kilitler. Bu politikaları oluştururken alanların bilgisine üyeleri vasıtası ile ulaşır. Yani, çevreden-merkeze, merkezden-çevreye bilgi akışıyla üyelerini “üretim”, karar alma ve denetim süreçlerine “katarak” kolektif bilinçle politikalarını oluşturur, kolektif oluşan politikalar doğrultusunda alınan kararların uygulanması, alanlarda faaliyet yürüten üyeler tarafından hayata geçirilir. Yani konumuza ilişkin yaşı genç olanlarla ilgili olarak örneklersek; üniversitede akademik-demokratik mücadele yürüten bir “öğrenci” alanına ilişkin bilgileri ilgili parti örgütü kanalı ile partisine taşıyarak oluşacak politikaları alanında uygulamaya sokar ve alanına ilişkin alacağı kararlarda “bağımsızdır”. Bu “bağımsızlık” “örgütlü özgür bireye” bakışımızdaki farklılık bağlamında bir bağımsızlıktır ve bu bağımsızlık kolektif bilinç oluşumunda ideolojik-politik “üretim”, karar alma ve denetim süreçlerinde ilişkinin özne karakterinden ortaya çıkar ve kolektif bilinçle bağıntılı bir bağımsızlıktır. Bu üyeler, alanlarına ilişkin aynı bağımsızlık ilişkisiyle farklı siyasal yapılanmalar ve bireylerle de bağımsız örgütlenmeler oluştururlar. Bu örgütlenmeler; sistemin toplum mühendisliğinin ince hesaplarıyla “uyumlaştırma” sürecine ilişkin oluşturduğu kitle kültürü içerisindeki “gençlik kategorizasyonu” ile bağlantısız, alana ilişkin bütünlüğü sağlayan, “yaşla” ilişkisi olmayan ve içerisindeki parti üyeleri bağlamında son tahlilde sınıf mücadelesine hizmet eden örgütlenmelerdir.

Mustafa Yeşim

Politik Toplumsallaşma Süraci İçerisinde Yaşı Genç Olanlar  

Politik Toplumsallaşma Süraci İçerisinde Yaşı Genç Olanlar

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you