Issuu on Google+

2013 Eylül-Ekim Yıl-1 Sayı - 2 www. sultanmagazine.com

$4.99

Yılın Gelin Saçları

!! ! n

İ Ede

leadec e c S

9 9 .

A elİ n İ Bed

İç lİk

9 1 $

ak one

bo

ne

A

m b Ol ik A

. 5 2

l

1

l Yi

$

x

RE

A IS

R

İN

İÇ

K

***Peygamberler Şehri Urfa ***Enerji İçecekleine Dikkat! ***Taksim Gezi Parkı Olayları Nasıl Gelişti? ***Göçmenlik Yasasındaki Son Gelişmeler ©Sultan- Eylül - Ekim 1


©2 Sultan- Eylül - Ekim


©Sultan- Eylül - Ekim 3


İçindekiler Eylül-Ekim- 2013 09

Kore Gazileri

11

Güneş Enerjisi

13

Taksim Gezi Parkı

17

Peygamberler Şehri Urfa

21

Enerji İçeçekleri

23

Çat Kapı

25

Yılın Gelin Saçları

27

Sizden Gelenler

31

Amerika’da Çocuk Yetiştirmek

©4 Sultan- Eylül - Ekim


sultanmagazine.com Publisher Nevin Bakır

Genel Koordinator: Şenol Bakır Içerik Danışmanı Sıtkı Kazancı Editörler Fatma Marmara Nevin Bakır Röportajlar Demet Demirkaya Nevin Bakır Merve Özkan Yazarlar Av. Ayhan Öğmen Dr. Burçin Öğrenir Dr. Tolga Kapusuz Fatma Marmara Lütfiye Şendağ Savaş Şahin Fotoğraflar Fatma Marmara Tasarım Begonia Marketing & Advertising Inc. İletişim Advertıse@sultanmagazine.com Editor@sultanmagazine.com Abone@sultanmagazine.com 631-9428-853 Begonia Marketing & Advertising Inc. 1717 North Ocean Ave. Suite C Medford, NY 11763 631 942 8853

Sultan Magazine

E

ylül ayında sizlerle buluşmanın farklı gururunu yaşıyorum. İlk sayımızda yaşadığım aynı heyecanı bir kere daha yaşıyorum. Amerika’daki Türk Toplumunda sesiniz olabilmek için ekibimizle birlikte gece gündüz çalıştık. Umarım sizlerin beklentilerine cevap verebiliriz. İlk sayımızda gelişmeler beklentilerimizin üstünde oldu. Abonelikte 1000 e doğru yol almaktayız. Amacımız daha büyük bir kitleye ulaşabilmek. Sizlere bu hizmeti layığı ile verebildiğimizde biz bütün yorgunluğumuzu unutmuş olacağız. Sizlerle büyük işler başarabileceğimize inanıyorum. Önerilerinizi, beklentilerinizi ve şikâyetlerinizi bizlerle paylaşmanızdan mutluluk duyarız. Sizlerin görüş ve önerileri bizler için önemlidir. Umarım desteğinizi esirgemezsiniz. Bizler’de gelecek sayılarımızı sizlere ulaştırmayı heyecanla bekliyoruz. Sizlerin sesi olmaya devam edeceğiz. NEVİN BAKIR/PUBLISHER

Gelecek Sayı

Prof.Dr.Bülent Enis Şekerel Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Allerji ve Astım Ünitesi – Ankara Astım Hakkında Bilmeniz Gerekenler Nedenleri? Nasıl Önlem Alınır?

Dr. Tolga Kapusuz Beth Israel Medical Group, New York Alternatif Tıp Yöntemleri Bitkiler ve Yararları Av. Ayhan Öğmen Göcmenlik Yasalarındaki Son Gelişmeler

Av. Gökhan Yazıcı Kanunlar ©Sultan- Eylül - Ekim 5


©6 Sultan- Eylül - Ekim


30 Ağustos Zafer Bayramı New York’ta coşkuyla kutlandı. T

ürk Amerikan Dernekleri Federasyonu nun organize ettiği 30 Ağustos Zafer Bayramı Kirim Türk Amerikan Birliği merkezinde büyük bir coşkuyla kutlandı. Vatandaşlarımızında katıldığı bu geceye Amerika Türk Kadınlar Birliği’ne bağlı Atatürk Okulu öğrencilerinin Türk askerlerinin Kahramanlıklarını anlatan şiirleri damgasını vurdu. Öğrencilerimiz muhteşem performans sergilediler. BM Daimi Temsilcisi Büyük Elçi Halit Çevik, New York Başkonsolosu Levent Bilgen, Tadf Başkanı Ali Çınar, Kurmay Albay Askeri Ataşe Namık Kemal Çil, Kırım Türkleri Amerikan Birliği Başkanı Naci Tozar günün anlam ve önemini belirten konuşmalarını yaptılar. Bunların Yani sıra BM Daimi temsilciliğinde çalışan birçok diplomatımız ve dernek temsilcileride bu programda bulundular.

+

SONBAHARA GİRERKEN

A

merika’nın en eski ve en büyük çatı kuruluşu olan Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu geçmiş yıllara nazaran yaz döneminde de aralıksız çalışarak hizmet vermeye devam etti. Ramazan döneminde iftar programlarında vatandaşlar ile olan Federasyon yetkilileri ayrıca Amerikan Kongresi ve Senatörleri ile görüşmeler yaparak, Türk toplumunun sorunlarının iyileştirilmesi ve Türk-Amerikan ilişkilerinin daha iyi gitmesi için çeşitli çalışmalar yaptılar. Amerika’da ülkemizin tanıtımının önemini bilen Türk Amerikan Dernekleri Fede-

rasyonu, on binlerce turist ve Amerikalının ziyaret ettiği Manhattan Sokak Fuarlarında yaz döneminde stant açtı. Yaz döneminde Works & Travel sorununa el atan TADF, aşağıdaki çalışmaları yaptığını dile getirdi. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından aşağıdaki çalışmaları yapıldı 1)Work&Travel Kitapçığı çıkarılmıştır. 2) Öğrencilerin bilgilendirilmesi ve TADF’den yardım isteklerini iletmeleri için aşağıdaki özel web sitesi kurulmuştur. http://www.watdestek.com/ 3- TADF Temsilcileri belli üniversitelerde workshoplar düzenleyip, öğrencileri bilgilendirmiştir. 4- Programda yaşanabilecek sorunların daha Türkiye’deyken önlenebilmesi için Türkiye’de yapılabilecek önleyici ve destekleyici çalışmalar ile resmi makamlar tarafından düzenlemeler yapılması hakkında öneriler sunulmuştur. 5- TADF Work &Travel Acil Yardım hattı 24 saat hizmete tekrar açılmıştır: 1-888352-9886 TADF Work &Travel Masası aşağıda belirtilen temsilcilerden oluşmak-

tadır. TADF Dış ilişkiler Başkan Yardımcısı ve W&T Masası Başkanı Engin İkiz, TADF Hukuk işlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ayhan Öğmen, TADF Türkiye Temsilcisi Uğur Kılıç, UED – Uluslararası Eğitim Danışmanları Derneği Temsilcileri Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Halkımızın Sesi ve Yüreği olarakta 2014 Ocak dönemine kadar hem milli davalar hem de toplumsal sorunları çözücü çalışmalara devam edeceğini açıkladı. Kasım ayında NBA’de Türk şovuna imza atmak için hazırlıklarını sürdüren TADF olarak, vatandaş ziyaretlerininde devam edeceği dile getirildi. TADF’nin Benimde Bir Önerim Var Kampanyasına katılmayı unutmayın. Önerilerinizi : info@tadf.org adresine atabilirsiniz. TADF’ye 24 Saat Ulaşabilirsiniz: 24 Saat Acil Vatandaş Hattı: 1-888-352-9886 Web: www.tadf.org

©Sultan- Eylül - Ekim 7


L

ong Island’da yapılan Kore Gaz�ler�n� Anma Tören�nde Türk Bayraklarımız göndere çek�lerek, Kore Savaşında mücadele eden şeh�tler�m�z anıldı. Konsolos Erhan Kolbaşı,TADF Denetleme Kurulu Başkanı İbrah�m Kurtuluş, TADF Başkan Yardımcılarından Kenan Çınar , B�rleşm�ş M�lletler’de görev yapan Asker� Ateşe Kurmay Albay Namık Kemal Ç�l, Savaş Şah�n ve Nev�n Bakır’ında katıldığı programda Kore ve Amer�kan Gaz�ler�n�n Türk Tems�lc�ler�ne �lg�s� ve m�nnettarlığı görülmeye değerd�.

KORE SAVAŞ’I TARİHÇESİ VE TÜRK ORDUSUNUN KORE SAVAŞINDAKİ ÖNEMİ

S

anayi devrimiyle birlikte Batılı ülkeler Asya’da pazarlar elde etmek için Doğu Asya’nın bir iskelesi olan ve o günkü nüfusu 30 milyonu bulan Kore’yi ticari pazar olarak görmeye başlamışlardı. Bunun sonucunda büyük mücadeleler yaşanmış, sonrasında da Kore birçok ülkeyle anlaşmalar imzalamak zorunda kalmıştır. Japonlar ve Ruslar 38. paraleli daha 1896’da kullanmak ve bu hat boyunca tarafsız bir bölge kurmak istemişlerdi.İşte bu suretle Kore, birdenbire iki Kore olmuştu. 1945’de Kore’nin, Japonlar’dan kurtarılırken ikiye bölünmesi bu ülkeyi komünist ve anti komünist dünya arasında en çetin bir çatışma alanı haline sokmuştu. Güneyde bir Demokratik Kore ( 15 Ağustos 1948 ) , kuzeyde de Komünist Kore Halk Cumhuriyeti ( 12 Eylül 1948 )’in kurulmasından sonra, 25 Haziran 1950’de kuzeyin taarruzu ile iç harp başlamış oldu. Bu hâl, bir taraftan B.M.’in diğer taraftan Çin ordularının savaş alanına girmesine yol açmıştı. Güney ve Kuzey Kore’yi birleştirmeye çalışan B.M komisyonu bunu başaramamıştır. Kore anlaşmazlığının sürüp gitmesinde Batılı devletlerle ve özellikle Amerika ile Sovyetler Birliği arasında, dünya sorunları hakkında bir anlaşmaya varılamamasının büyük payı vardır. B.M Genel Sekreteri 28 Haziran 1950’de bütün üye devletlere Konseyin 27 Haziran 1950 tarihli kararını bildirdi ve üye devletleri Kore’ye yardıma çağırdı. Bu çağrıya 22 ülke olumlu cevap vermiştir. Bu ülkelerden bazıları askeri yardımda bulunurken bazıla©8daSultan- Ekim rı askeri Eylül teçhizat yardımında bulunmuş-

Burak KARAKURT tur. Askeri yardımda bulunan ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Türk Tugayı 25 Eylül 1950’de ilk kafilesini İskenderun’dan yola çıkarmış ve 16 Ekim’de Kore topraklarına ayak basmıştır. Tugay Teagu şehrine yerleşmiş 20 Kasım’dan itibaren de ilk muharebelerinin olacağı Kunuri bölgesine geçmiştir. Kunuri’de o kadar çok şiddetli bir soğuk vardır ki donmamak için askerler bulundukları yerlerde tepinmekte ileri geri koşmaktadırlar.28 Kasım sabaha karşı başlayan Kunuri muharebesi üç gün üç gece aralıksız sürecekti. Türk Tugayı Kunuri’de altı Çin tümeni tarafından çevrilmiştir.Dört tarafı çevrilen bir birliğin kurtulduğunu tarih yazmıyor. Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı’nın: “Çemberi yardık, cepheye ekmek gönderin, görev verin.” Telsiz bildirisi, dünya basınında ve radyolarında büyük yankı yapmıştı. Ayrıca Türk ordusu Sunchon Boğazı’nı koruyarak B.M Ordusu’nu imha olmaktan kurtarmıştır. Her tarafı sarılmış olan bir birlik düşmanın içinden büyük bir soğukkanlılık ve sükunetle hareket etmiş, ses çıkarmamak için erler ayakkabılarını çıkarıp ellerine almış ve süngülerinin parlamaması için de eldivenlerini süngülerine geçirmişlerdir. Çetin muharebeler esnasında General Yazıcı “SON ER, SON KURŞUN” emrini verir ve Türk askeri bütün varlığını ortaya koyar. B.M ve Türk ordusu derin bir boğaza girdiğinde, düşmanın havan ve bazuka ateşleriyle durmak mecburiyetinde kalır. Askerler vasıtalardan atlayarak sarp yamaçlara doğru saldırır. Daracık boğaz , top tüfek sesleri, birbirine karışan türlü lisan gürül-

tüleriyle inlemektedir. Bir kamyon üstüne oturan bir havan mermisinin infilâkıyla vasıtanın havaya fırlayan parçaları arasına insan uzuvları da karışmaktadır. Çok çetin geçen mücadelenin ardından zaferi Moskova radyosu veriyor ve Amerikalılara “bu defa sizi Türkler kurtardı” diyordu. Sosori şehrinde madalya töreni için Tugayımıza gelen 8.Ordu Komutanı General WALKER uzun konuşmasına şöyle başlar: “Kahraman Türk evlatları: Size şahsım, ordum ve Amerikan milleti adına teşekkür etmek için gelmiş bulunuyorum.Görevinizi fedakârane bir şekilde yaptınız. Eğer sizin düşmanı durdurmak için kahramanca çarpışmanız ve mukavemetiniz olmasaydı, ordum kuşatılarak çok zor durumlara düşecek, belki de imha edilecekti…” Türk askeri bu defa Kumyangjang-ni’de kahramanlık yazacaktı. Türk askerinin ALLAH ALLAH nidaları bu defa burada duyulacaktı. 26 Ocak’ta karşıdaki ordunun Kunuri’deki düşman olduğu anlaşıldığında, Türk askerini arkadaşlarının intikamını alma hırsı saracak ve bu hırsla düşmanın üzerine atılacaktı. Mermisi bittiğinde süngüsüyle Kore’de Türk tarihine bir kahramanlık destanını daha hediye edecekti. Zafer yine Türk askerinindi. Türk ordusunu bütün B.M ordusu komutanları kutluyor ve madalyalarla göğüslerini kabartıyorlardı. General Mac Arthur “Sizleri görmekten memnunum. Japonya’da siz Türklere herkes kahraman diyor. Kunuri’de 8.Orduyu kurtaran, KUMYANGJ-Nİ de düşmanı mağlup ve perişan eden Türkler, kahramanlar kahramanıdır;


Türk Tugayı için yok yoktur.” diyordu. Türk askeri Kore’de sadece savaşmıyordu Koreli muhtaç ve yetimlere de elinden gelen yardımı yapıyordu. İşte o günleri Yüzbaşı Nazım Özoğul şöyle anlatıyor; “Takriben 20 yaşında bir Koreli kadının üstü başı parça parça olmuş. Edep yeri kan içinde. Yırtılan elbisesinden memeleri dışarıya sarkmış. Yüzü gözü çizikler içinde bu çiziklerden akan kan boynundan göğsüne sızmış. Sol kolu ve bacağı kan içinde. Saçları darmadağınık. Gözleri yuvalarından fırlamış. Odanın içindeki eşyalar darmadağınık. Hemen kapının yanında soluna yıkılmış, yanında takriben iki yaşında bir çocuk ölü annesinin üzerine kapanmış, memelerini emiyor” diyor. Türk askeri işte bu şekilde bulduğu yetimleri Seul’de kurduğu Ankara okulu ve yetimhanesinde muhafaza ediyor ve onlarla ilgileniyordu. Düşman yenilgiye doymuyor bu defada Wegas’ta Türk askerinin karşısına çıkıyordu. Artık düşman son kozunu oynamaya başlamıştır ama karşısında yenilmez bir ordu vardır. O muharebede bulunan Astsubay Osman Eken şöyle anlatıyor; “Mayıs ayında gece zifiri karanlık, yağmur çiseliyor, zaman zaman atılan aydınlatma mermileriyle ortalık gündüz gibi oluyor; düşen mermilerin meydana getirdiği toz ve duman bulutu içinde içi yaralı, inleyen insanlarla şehit ve ölülerle dolan irtibat hendeklerinde meydan savaşının izlenimini veren mahşeri bir tablo, bir karış boş yer bulunmayan bir tepede düşmanın görebildiğimiz yerde, yine cesetlerin üzerlerine mevziler yaparak cesetlere basa basa yürüyorduk.Makinalı tüfeklerimizin önü cesetlerle dolu önümüzü göremiyoruz, tepeyi yine de savunmaya çalışıyoruz…” 28 Mayıs 1953’de başlayan muharebe tam 26 saat göğüs göğüse aralıksız sürer ve Wegas 16 defa el değiştir. 26 saatte Türk askeri 147 şehit verirken , düşman 4000 zayiat vermiştir. Bu muharebenin sonunda başaramayacağını anlayan düşman ordusu 27 Temmuz 1953’de Panmunjon’da ateşkes anlaşmasını imzalar. Kore Savaşı’nda Türk Ordusu’nun kaybı 724 şehit olarak açıklanmıştır. Bugün Kore Dünya ekonomisinin devleri arasındadır. Savaştan sonra her alanda başlattığı kalkınma programı sayesinde bugünkü halini almıştır. Cumhurbaşkanı Park Jeong Hee Kore’nin kalkınmasında çok önemli bir yere sahiptir. Kore Savaşı’ndan sonra Türk insanı ile Koreliler arasında sıkı bir muhabbet oluşmuştur. 1999’da Türkiye’yi sarsan depremde Koreliler canlarıyla ve mallarıyla Türk insanının yanında oldular. 2002 Dünya kupasında Türkiye ile karşılaşan Kore futbol takımı yenilmesine rağmen Türk futbolcularla kol kola girerek seyircilerin karşısına çıkıyordu. Seyirciler bütün stadı “Türkiye Türkiye!” sesleriyle inletiyordu. Savaşla başlayan dostluk bugün halen devam etmektedir. Ümidimiz gelecekte de iki ülke arsındaki dostluğun devam etmesi yönündedir.

©Sultan- Eylül - Ekim 9


YAŞLI DÜNYAMIZIN VEFAKÂR VE SADIK BEKLEYİCİSİ GÜNEŞ

D

ünyadaki en acı savaşlar ne yazık ki enerji kontrolünü sağlamak isteyen insanın açgözlülüğü sebebiyle yapılmış, bitti bitecek denen petrol ve fosil kökenli yakıtlar için nice insanın kanı değersiz sayılmıştır. Ne talihsizliktir ki, bizde millet olarak hep bu kaosun içerisinde yer aldık ve almaya devam ediyoruz. Oysa bizi yaklaşık 4,6 milyar senedir üzerimizden izleyen Güneş bütün bu kargaşayı tek başına dindirebilecek güce sahip aslında. Nasıl mı? Hadi bilimsel verilere bir göz atalım o zaman… Çapı dünyanın çapının yaklaşık 109 katı, kütlesi de dünya kütlesinin yaklaşık 330.000 katı olan bu devasa yakıt tankının merkezi yaklaşık 15 milyon derece ve yüzey sıcaklığı da 5500 derecedir. Akkor yani beyaz renge sahip olan güneşin ısınları atmosferimizde kırıldığından dolayı rengini sarı olarak görmekteyiz. Kütlesinin yaklaşık %90 ı yanıcı özellikte olan hidrojenden oluşan bu alev topunda bir saniyede yaklaşık 600 milyon ton proton, yani hidrojen tüketilip, Helyum oluşmaktadır. Bu işlem Füzyon olarak adlandırılır ve saniyede 3,8×1026 Joule enerji üretilir. Güneşin kütlesinin % 90 ı hidrojenden oluştuğunu düşünürsek yaklaşık 5 milyar yıllık bir yakıt stoku vardır diyebiliriz. Güneşten çıkan enerjinin sadece 2 milyonda 1ki yeryüzüne ulaştığı halde, bu cömert Yıldız’ın üç günde yaymış olduğu enerji, dünyadaki tüm fosil kökenli petrol, doğalgaz, kömür yada ağaç gibi yakıtların toplamına eşdeğerdir. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı direktörü Fizikçi Steven Chu’ya göre Dünyada ki bütün insanların 1 yıl boyunca ihtiyaç duyduğu enerji miktarı

©10 Sultan- Eylül - Ekim

GÜNEŞ Tekin Onilci toplamda 4,1 x 1020 joules iken, Güneşin dünyaya sadece 1 saatte gönderdiği enerji miktarı 4,3 x 1020 joules’dur. Yani her bir saatte aslında bir yıllık enerjimizi alıyoruz ama yeterli teknolojiye henüz ulaşamadığımız için istenilen verimi henüz alamıyoruz. Ama insanlık boş durmuyor. Güneşin bu muazzam verimini keşfeden bilim insanları son senelerde araştırmalarını bu yöne kaydırmış durumdalar. Bunun için yeni yeni güneş panelleri sistemleri üzerinde çalışan araştırmacılar son olarak %15 verime ulaşabilmiş durumdalar. Yani güneş enerjisinden %12 ila %15 arasında faydalanabilmekteyiz. Bu bile şimdiden bir kısım problemlerimizi çözmüş durumda. Bunun en belirgin örnekleri Uydu sistemleri, su ısıtma sistemleri ve güneş pilleri. Dünyanın etrafında sürekli dolanan haberleşme, hava durumu yada askeri bilgiler için kullanılan uydular, üzerlerinde yer alan güneş panelleri sayesinde enerjilerini kesintisiz sağlayabilmektedirler ve böylece uzun yıllar görevlerini sürdürebilmektedirler. Bunun yanında NASA’nın heyecan verici yeni bir proje üzerinde çalıştığı da gelen duyumlar arasında. Amerikan Ulusal havacılık ve Uzay Kurumu (NASA) nın bünyesinde Dr. Stephan Blank ve ekibinin üzerinde çalıştığı ‘’ Space Based Solar Power System’’(Uzay Tabanlı Güneş Enerjisi Sistemi) projesi; havada asılı kalan büyük bir enerji istasyonunun kullandığı devasa panellerle topladığı güneş enerjisini yeryüzüne iletmesi mantığıyla

çalışıyor ve şimdiden yapılan hesaplarla bir şehrin enerjisini tek başına üstlenebileceği düşünülüyor. Şu an hala proje aşamasında olan bu sistem, topladığı güneş enerjisini optik aynalarla yeryüzünde kurulu bulunan ikinci bir istasyona iletiyor ve bu istasyonda da güneş enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülüyor. Burada aklımıza şu soru gelebilir. Zaten güneş ışınları yeryüzüne ulaşıyor, niye bir cihaz kullanarak bunu masraflı hale getiriyoruz? Bu soruya Dr. Blank şu şekilde cevap veriyor, ‘’Çünkü güneş ışınları atmosfere geldiğinde, özellikle ozon tabakasında büyük bir kesintiye uğruyor. Söz konusu sistem ise Güneş ışınlarını atmosferin dışında toplayıp, özel optik mercekler sayesinde yeryüzüne gönderiyor ve kaybı en aza indirmiş oluyor’’ Henüz Prototip aşamasında olan bu sistemin yaşlı dünyamıza neler katacağını bekleyip göreceğiz ama bir gerçek var ki tepemizde her gün seyr-ü sefer yapan, hele ki Ramazan ayında bol bol yad edeceğimiz, fedakâr ve cefakâr güneşi sadece günbatımında oluşturduğu o güzelim kızıllıkla seyretmekle kalmayıp biraz neler üretebileceğimizi düşünürsek, kim bilir daha nerelere kadar ulaşabileceğiz… Ve birde unutmadan, Dünyaya ulaşan güneş enerjisinin % 2 sinin rüzgâr enerjisine dönüştüğünüzde düşünürsek, güneşin dolaylı yoldan da olsa yine enerjiye katkı sağladığını görürüz. Hepinize Bol Güneşli Günler


Welcome Home

Huge Selection, 35.000 Square feet showroom

©Sultan- Eylül - Ekim 11


TAKSIM GEZI Herkes�n uğrak yer� olan Taks�m Gez� Park�nda B�r gün patlak veren d�ren�ş aslında önceler� çok masum b�r engelleme �d�. Daha sonra bunu fırsat b�len provokatörler burayı savaş alanına çev�r�p masum halkı ve Pol�s�m�z� b�rb�r�ne düşürmey� başardılar. Nasıl olmalı? Nasıl davranılmalıydı? Bu olayların başlangıcında Çok canların yandığı, masum �nsanların zarar gördüğü ve savaş alanına dönen Taks�m Gez� Parkında yaşananların değelend�rmes�n� İstanbul Ün�vers�tes� Mezunları Başkanı CAHİT OKTAY Bey yaptı” “Umarız bu tür olaylar b�r daha yaşanmaz.”

Gezi Parkı olaylarının başlangıç sebebi neydi? Olaylar başlangıçta, Taksim Gezi Parkı’ndaki toplam, yanılmıyorsam 12 ağacın, bir kısmının kesilmesine bir kısmının ise yerinin değiştirilmesine karşı çıkmak gibi gayet samimi ve kabul edilebilir bir gerekçe ile başladı. Ben de şahsen, Genel anlamda, Türkiye’de yeşil alanların arttırılması gerektiğini düşünen biri olarak, ağaçların Gezi Parkı’nda kalmasını doğru bulanlardanım. Olaylar nasıl gelişti, halk nasıl bu kadar galeyana geldi? Olayların gelişmesinin ardında birçok psiko – sosyal sebeplerin iç ve dış etkenlerle birleşmesi var. Halk her zaman galeyana gelebilir. Türkiye’nin bazı illerine de sıçrayan bu olayın, İstanbul’da ve Taksim gibi kozmopolit bir bölgede çıkması önemsenecek bir durumdur. Osmanlı döneminde de Yeniçeri zaman zaman ayaklanmalara öncülük ederdi. Bazen halk desteğini de arkasına alırdı. Örneğin Yeniçeri Ocağı’nın lağvedilmesi öncesinde, Osmanlı Akçe’sinin değerinin düşmesi sebebiyle çıkan ayaklanmaların arkasındaki sosyal ilişkiler arasında, Ticaret yapması yasak olan Yeniçeriler ile onların paralarını işleten ekalliyet tebaası (azınlıklar)arasındaki alışverişin de etkisi olduğu bilinir. Ancak görünürde başka sebepler öne sürülmüştür. Velhasıl, halk çeşitli sebeplerle galeyana getirilebilir. İşin aslı, gerçekten ülkem insanının yeşil hassasiyetinden dolayı galeyana gelmesini canı gönülden isterdim. Ancak, ne bir seçim öncesi halkımın siyasetçisinden yeşili korumaya yönelik bir talebini duydum. Ne de kurak, çorak ve bozkır diye anılan Anadolu topraklarının susuz ve çatlamış coğrafyası bu gerçeği yansıtı©12 Sultan- Eylül - Ekim

yor. Türkiye’de halkımın zamanında işgal edip, tarıma ya da iskâna açtığı 2B orman arazileri ve meralar konusu hala çözüme kavuşmamıştır. Uygulanan tutum yerinde ve doğru muydu? Şimdi burada farklı tutumlar var. Hükümetin, Polisin ve üniversite öğrencilerinden, öğretim görevlilerinden tutun da, futbol fanatiklerine kadar işin içine karıştığı toplumun tutumu… Tarafların belki de hiç birisi ilk günlerde olayların buraya geleceğini tahmin etmiyordu. Ancak bir kaç gün sonra devletin istihbaratı gerekli bilgilere ulaştı ve bu işin uluslararası bağlantılarını tespit etti. Dolayısı ile tutumları da başta ve sonrasında diye ikiye ayırabiliriz. Mesela, muhalefet partilerinin tutumu nasıldı? Örneğin ilk günlerde protestolara MHP’li gençlik te katılırken, oyunu gören Devlet Bahçeli, gençlerini geri çekti. Hatta vatansever milliyetçi kesim, yine Bahçeli’ye rağmen, hükümeti destekleyen mitinglere de geniş katılım gerçekleştirdi. Ana muhalefet maalesef, protestoların boyut değiştirip provokasyona açık hale gelmesini ve olayların Türkiye’ye zarar veren boyutlara ulaştığını gördüğü halde bile aynı tavrını korudu. İlk günlerde samimi hislerle destek veren halkımızın da sağduyu ile hareket edip meydanlardan çekildiğini basından takip ettik. Hatta ilk günlerde büyük takımların hepsi Gezi Parkı’nda iken, provokatörlerin araçları yakıp işyerlerine zarar vermesinin ardına, Galatasaray taraftar grubu, ‘’biz bu oyunda artık yokuz’’ anlamında bir açıklama yapma gereği duydu.

Halk ilk ayaklanmaya başladığında bu kadar uzamaması için bir şeyler yapılabilir miydi? Yapılabilecekler elbette vardı. Ancak, bu hareketin bir halk hareketi olmadığını netice itibariyle, aklı-selim olan herkes gördü. Bir tarafta ağaca sarılıp uyuyacak kadar çevre dostu pozlar diğer taraftan Molotof-kokteyl atıp araç yakan, esnafın camını çerçevesini indiren bir mantık. Dolayısı ile tarafların birbirini anlaması zaman aldı. Hem polis hem halk provoke edildi. Bu durum, daha sağlıklı önlemler alınmasını ilk etapta engelledi. Planlanan da bu idi. Genelde eleştiriler hükümetin ve polisin sert tutumu üzerineydi, sizin düşünceniz? Evet, tam da bu noktada Hükümet ve Polis ’in tutumundan bahsedebiliriz. Polisimizin yeterince eğitimli olmadığını söyleyebiliriz. Polisin ilk günlerdeki tutumu daha dikkatli olabilirdi. Mesela, Gezi Parkı’ndaki çadırların yakılması görsel olarak çok despotane idi. Polis böyle durumlarda, galeyana getirici manzaralardan kaçınmalı. Çadırlar toplanıp götürülebilirdi, yakılması bir takım çevrelere, eylemleri amacından saptırmak için bahane oldu. Bazı polislerin gaz fişeklerini göstericilerin başına gelebilecek şekilde atması çok yanlış. Tespit edilip ceza almaları gerekir. Hükümet te bu süreçte kullandığı dilden dolayı eleştirildi. Özür dilemeye davet edildi. Evet, başbakanımızın dili sert olabilir. Ama bu alışılmadık bir şey değildi. Daha önce de bu tarz üsluplar kullandı Başbakanımız. Hatta uluslararası arenadaki sert ve dik üslubu ile puan toplayan da aynı Başbakandı.


PARK’I “Daha önce de bu tarz olaylar olmuş ama bu kadar uzun sürmem�şt�. Sebeb� ned�r? Pol�s�n gazla müdahale etmes� öne sürülüyor. S�z�n görüşünüz?” Röportaj; Nevin Bakir

Daha önce de bu tarz olaylar olmuş ama bu kadar uzun sürmemişti. Sebebi nedir? Polisin gazla müdahale etmesi öne sürülüyor. Sizin görüşünüz? Burada farklı olan, Türkiye için uluslararası bir lobinin düğmeye basmış olması ve artık uygun bir bahanenin aranmasıydı. Hazırlanan bir plan sahneye konuldu. Daha önce Reyhanlı’da bu yapılmak istendi. Başarılı olunamadı. Reyhanlı hadisesi Başbakanın Amerika’ya gidişinin öncesine denk gelir. Gezi Parkı olayları ise Afrika ziyareti öncesine denk geldi! Dolayısı ile burada polisin gaz kullanıp kullanmaması veya çevre duyarlılığı gerçek etken değil. Şunu belirtelim. Polis, eylemcilere akşam 7’ye kadar müdahale etmiyor. Ancak 7’den sonra izinsiz protesto ve taşkınlıklarını sürdüren eylemcileri dağıtmakla görevli polisin müdahalesi söz konusu. Araya karışan provokatörler, gün boyunca polisi doldurmakla görevli. Bazıları polisin kulağına kadar gelip yedi sülalesine saydırıyor… Polis buna karşılık akşam 7 olmasını bekliyor. Sonra haberlerde, ‘’Polis yine akşam saldırdı’’ diye başlıklar görüyoruz. Bu kurgulanmış bir tuzaktır. Yan bakmaktan cinayetlerin işlendiği bir ülkede yaşıyoruz. Polisin tahriklere kapılıp gazı orantısız kullanması kabul edilemez yine de. Ancak, dünyanın neresinde protestocular yüzlerce devlet aracına ateşe vermiş de müdahale edilmemiştir. Bunun cezası bellidir. Ülkeye kargaşa görüntüsü verecek şekilde taşkınlık yapan, ambulansları, polis araçlarını, otobüsleri yakıp, işyerlerine zarar veren eylemcilere polisin nasıl davrandığını en son İngiltere’de G8 protestolarında gördük. Daha önce, Şikago’da, Kanada’da gördük. Amerikan polisinin üniversite öğrencilerinin protestolarına nasıl müdahale ettiğine dair görüntüler, hatta bazı trafik polislerinin yine ABD’de, üstelik çocuğunun yanındaki bir anneyi şok

silahıyla bayıltması ve benzeri görüntüleri merak edenler sosyal medyadan bulabilir. Beyaz Saray’ın önünde protesto yaparken, polisin nasıl bir güç kullanacağını merak ediyorsanız, bırakın polise saldırmayı, size ayırdığı şeritli bölgenin dışına çıkmanız yeterlidir. Eylemler de bazı ülkelerin provokatörleri yakalandı. Halkı karıştırıp olayların büyümesine sebep oldular. Bu ülkelerin menfaatleri neydi? Öncelikle şunu bilelim. Etrafımızda Türkiye’den menfaati olmayan ülke yok. Ülke ilişkileri dostluğa değil, menfaate dayalıdır. Dolayısı ile böyle durumlarda düşenin dostu olmaz. Tabiri uygunsa, ekonomik zıplama yakalamış bir Türkiye, Avrupa Birliği’ne ihtiyacı kalmamış bir Türkiye, sınır komşuları ekonomik ve siyasi buhranlar içinde kıvranırken, istikrar abidesi durumuna gelmiş bir Türkiye o coğrafyada son iki asırdır emelleri olan uluslararası çevrelerin düşmanlığını kazanmıştır. Köprü yapımına karşı çıkılıyor, AVM yapılması istenmiyor, 3. Havaalanına karşı çıkılıyor. Bunlar neden istenmiyor, hangi ülkeler bu durumdan kazançlı çıkar?

AVM bence de yapılmasın. Türkiye’de her yer AVM olmuş. Ancak daha faydalı şeyler yapılabilir. Buna da belediye ve hükümet karar verebilir. Evet, referandum daha demokratik olabilir. Ancak bu sefer karşıdakinin de, zamanında yine bir devlet lideri, aynı parkta bulunan kışlayı yıktırırken halka sormuşmuydu diye de sorabilir. Türkiye’de maalesef Demokrasi hiç bir zaman yeterince olmadı bu anlamda. Ancak ben her zamankinden daha fazla demokratik hakların olduğu, sosyal hakların en yüksek seviyede olduğu bir dönemde, aynı söylemler adına bir başkaldırıyı onaylamıyorum. Yeni bir hava alanından tabi ki THY’nin bu alandaki rakibi rahatsız olur. Kanal İstanbul projesi ile Gezi Parkı olaylarının nasıl bir bağlantısı olabilir. İstekler arasında parktaki ağaçların yerinde kalmasının dışında halkın yararına dokunacak hiç bir ekonomi ile ilgili madde yokken 3. köprü yapılmasın isteği sizce de garip kaçmıyor mu?

©Sultan- Eylül - Ekim 13


“ABD’de 18 tane bankanın yönet�c�ler�n� arayıp, ‘Türk�ye kötüye g�decek, paralarınızı çek�n’ çağrısında bulunanlar, Türk�ye’y� dünyaca tak�p ed�len b�r gazeteye reklam vererek ş�kayet edenler, yakıp yıkamayınca, duran adama çevr�lenler, arabanıza b�nmey�n, para harcamayın, �şe g�tmey�n, ekonom�y� yavaşlatın tavs�yeler�ne uyanlar, b�lerek ya da b�lmeyerek bu amaca h�zmet etmekted�rler.” Türkiye’de bazı kesimin, demokrasi eksik demesinin, bu şekilde hissetmesinin sebepleri nedir? Türkiye henüz demokrasi yolculuğunu tamamlamış bir ülke değil. Birçok ülke de aynı konumda. Ancak, Türkiye’de demokratik anlamda en büyük adımların son dönemde atıldığı gerçeğini kimse yadsıyamaz. Ülkemizdeki gayri Müslim azınlıkların haklarından tutun, Alevi ve Kürt vatandaşlarımız ile duygudaşlık kurma ve demokratik isteklerin yerine getirilmesi anlamında en cesur adımlar yine son dönemde atılmış, her 10 yılda bir Türkiye’ye demokrasi ayarı yapan vesayet yönetimine yine bu dönemde dur denmiştir. Böyle bir dönemde özellikle referandumda ‘’hayır’’ diyen kesimlerle Gezi Parkı olaylarına destek veren ve demokrasi istiyoruz diyerek hükümet yıkmaya yeltenen kesimin aynı oluşu bir ironidir. Şu aşamadan sonra, hükumetin tutumu ne olacaktır, ya da olmalıdır? Hükümetin plan ve programını ben bilemem tabi. Söylem olarak daha kuşatıcı olan, ama bildiği doğru yolda devam eden bir hükümet görebiliriz. Gezi Parkı eylemcilerinin istekleri maalesef halk adına olmaktan ziyade bazı uluslararası iş çevrelerinin ve onların Türkiye’deki uzantılarının isteklerini seslendirir nitelikle olmuştur. Başlangıçta bir halk ayaklanması gibi gösterilse de ileriki günlerde Gezi hareketi maalesef marjinalleşmiş ve gayri millileşmiştir. Türkiye bu olaylardan maddi zarar görmüş olsa da hükümet durumu toparlamış görünüyor. Şu an Türkiye’de bulunuyorsunuz. Buradan bakış ile Türkiye’deki bakış açısının farkı nedir? Dijital ağlarla sarılı bir dünyada yaşıyoruz. Her iki ülkede de ortak ve zıt görüşlere sahip insanlar var. Kısaca nereden bakıldığının pek bir önemi kalmadı artık.

©14 Sultan- Eylül - Ekim

Herkes görmek istediğini görüyor. Herkesin seçilmiş haber kaynakları var ve herkes duymak istediğini kim söylüyorsa ona yöneliyor. Sanırım, aynı düşünceye sahip çoğunluğun bakışı belirleyici olacak bu durumda. Bu olayların ülkemize maddi ya da manevi etkisi nasıl olacaktır? Olayların ülkeye olan maddi külfeti yüz milyar doların üstünde. Turizm sezonunun ivmesi bu rakamı daha yukarı da çıkarabilir. Zaten amaç ta bu idi. ABD’de 18 tane bankanın yöneticilerini arayıp, ‘Türkiye kötüye gidecek, paralarınızı çekin’ çağrısında bulunanlar, Türkiye’yi dünyaca takip edilen bir gazeteye reklam vererek şikayet edenler, yakıp yıkamayınca, duran adama everilenler, arabanıza binmeyin, para harcamayın, işe gitmeyin, ekonomiyi yavaşlatın tavsiyelerine uyanlar, bilerek ya da bilmeyerek bu amaca hizmet etmektedirler. Ne var ki, Türkiye’nin güçlü ekonomisi her şeye rağmen, bunların hepsi ile başa çıkacak güçtedir. Genel bir değerlendirme yapar mısınız? Benim sivil toplumcu tarafımla önemsediğim ve üzüldüğüm nokta, bu olaylar hem Türkiye’de hem de yurt dışında yaşayan toplumumuz arasındaki farklılıkların çizgilerini kalınlaştırmış olmasıdır. ABD’deki çatı kuruluşlar içinde hala en sıcak konu budur ve fikir ayrılığı yaşanmaktadır. Gezi Parkı olayları, Türk – Amerikan toplumu arasında da görüşler ve duruşlar anlamında bir turnusol kâğıdı görevi görmüştür. Maalesef bu ülkedeki birlik ve beraberliğimiz adına durum pek iç açıcı değildir. Bu hadiseler, Amerika’daki Türk toplumunun yapısındaki aksaklıklarını gün yüzüne çıkarmış, rol model konusunda yaşanan problemin detaylarını netleştirmiştir.

Hiç mi pozitif yanları olmamıştır bu hadiselerin? Gezi Parkı olaylarının yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları üzerine olumlu etkileri de netice itibariyle olacaktır. Resmi rakamlara göre Türkiye dışında 6 milyon Türk yaşamaktadır. Bana sorarsanız bu rakam 10 milyona yakındır. Artık çok net söyleyebiliriz ki, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın anavatandaki yöneticiler tarafından önemi kavranmıştır. Bu bağlamda, yurtdışı Türkleri bundan böyle daha fazla önemsenecek ve benimsenecektir. Örneğin, Türk – Amerikan toplumunu ele alalım. Dünya konjonktüründe iki ülkenin ilişkileri de göz önüne alındığında, sivil toplumculuk adına ABD Türkeri’nin önemi Türkiye’nin gözünde artmıştır. Her şeyden önce, Türk – Amerikan toplumu içindeki fraksiyonlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulmuştur. Bu olaylar neticesinde renkler netleştiği için, daha şeffaf ve dürüst bir sivil toplumculuk olacaktır bundan sonrasında. Amerika her ne kadar büyük bir coğrafya olsa da, Türk – Amerikan toplumu küçük olduğu için, herkes birbirini tanımaktadır. Aynı görüşe sahip insanların kurumsallaşma, dernekleşme sürecini görebiliriz. Mevcut çatı organizasyonlar bünyesinde ilişkilerin gözden geçirildiği ve yeni çatı organizasyonların gereğinin sorgulandığı bir döneme girebiliriz. Bundan sonraki seçimlerde artık ABD Türkeri’de oy kullanacağı için, gruplaşmaların artacağı, sivil ve siyasi kuruluşların sayısında artış yaşanacağı kanaatindeyim. Ve bu çoğulcu ortam aynı zamanda Türk – Amerikan sivil toplumu üzerinde rekabete dayalı zorunlu bir kalitelime etkisi yapacak, STÖ’lerimiz, görüntünün ötesine geçen, herkesin elini taşın altına koyduğu bir hizmet anlayışına çevrilecektir.


©Sultan- Eylül - Ekim 15


“MEDENİYETLERİN GELİP GEÇTİGİ TARİHİ HER DEFASINDA YENİDEN YAZAN ŞEHİR URFA” Fatma Marmara

İ

lk kez gidiyoruz Urfa’ya hem buraları görmek, hem de buralarda yaşayanları, Urfalıları yakından tanımak ve Anne kız resim sergimizi açmak yaptığımız bu güzellikleri, emeklerimizi onlarla görsel açıdan paylaşmak adına. Peygamberler diyarı, eski yaşanmışlıkları üzerinde barındıran tarihi dokusunu anlatan sokak ve kalıntıları görmek için. Hep merak ettiğim bu şehri, şimdi televizyondan, internetten, dergilerden, haberlerden tanımanın dışında, kendi bakış açımla görmek. İnsanlık tarihinin başlangıcı, insanlığın anayurdu, yani dünyanın en eski kenti Urfa’nın ana caddesinde ilerliyoruz. Tarih, sanat, bilim, edebiyat, hukuk, inanç, medeniyet kültürü ile geçmişten günümüze köprü bu şehir. Her yeni kazı ile tarihe kaynak niteliği taşıyan, tarihin yeniden yazılmasını sağlayan Urfa. 11500 yıllık tarihiyle dünyanın en eski heykellerinin, tapınağının bulunduğu, Adem a.s. ile Havva anamızın ilk buğday ve mercimeği yetiştiği yer. Sanatın (resim, heykel, mimarlık gibi) başlangıç noktası, hayvanların ilk evcilleştirildiği, Nuh tufanından sonra yeniden ilk kurulan, üzerinde sayısız medeniyetleri barındırmış olan şehir. İlkel dinlerin dünyada ki en eski merkezi, çok tanrılı dinlerinde yaşandığı yer. Tek tanrılı dinlerin atası Hz. İbrahim a.s. doğduğu yaşadığı ve 129 peygamberin gelip geçtiği, Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra ki dördüncü inanç şehri. Suları bol anlamına gelen Edessa, Er-Ruha, Orhe, Orhai sonunda da Urfa

©16 Sultan- Eylül - Ekim

adını almış, Ulusal Kurtuluş Savaşın da Fransız işgalinden topraklarını savunarak kurtarmış, gösterdiği kahramanlıkla 1984 yılında da haklı olarak şanlı unvanını almış şehir. Sokaklar cıvıl cıvıl, etraftan sıra gecelerinde çalınan, söylenen müzik sesleri yükselerek, kebap kokularına karışıyor. Önümüze bir anda sapsız fincan tutan bir el uzandı, mırra içer misiniz? Diye. O da nedir? Tatmadık, hiç bilmiyoruz ama deniyoruz birkaç damla, büyük gümgüm de kaynatılıp sonra küçük gümgüme ak-

tarılan yoğunlaştırılmış kahveyi. Balıklı Göl’ün (Halil-ür Rahman) olduğu yere geldiğimde heyecan içindeydim. Edessa Kralı IX. Manu tarafından M.S. 240-242 yıllarında birer anıt sütun olarak yaptırılmış 17.25m. Yüksekliğinde ki mancınığın direkleri göze çarpıyordu. Yine M.Ö. 9500 yıllarına ait neolitik bir alan üzerine kurulduğu tahmin edilen kalenin bulunduğu tepeden. Bu efsane, semavi dinler ve nesilden nesile aktarılan bilgilerle günümüze kadar ulaşmıştı. İşte burası da olayların yaşandığı mucize-i İbrahim mekânıydı. M.Ö. 2000 yıllarında, tek tanrılı dinlerin atası olan Hz. İbrahim a.s. Nemrut ve halkının taptığı putları kırdığı için buradan ateşe atılmıştı. Birden o zamana gidiyor;

Hz. İbrahim a.s. atıldığı ateşin suya ve odunlarında balıklara dönüşmüş halini görüyor, o anı ve yaşananları hissediyorsunuz orada. Hatta diyorlar ki çiğ köftenin doğuşu bile o günlerde olmuş. Anlatılan bu hikâyede kadının biri aç kalan çocuklarını doyurmak için ne yapacağını şaşırmış. Evinde et varmış ama onu pişirecek ateşi yakmak için odun yokmuş. Nemrut çevrede ne kadar yanabilecek odun, ağaç varsa hepsini toplatmış, o devasa ateşi oluşturmak için. Kadında çaresizlikten eti taşla dövmüş dövmüş, acı biberle ve içine kattığı bulgurla ovalayarak, pişmiş gibi yenecek kıvama getirmiş. 150m2 lik alanı kaplayan Halil-ür Rahman Gölü’nün hemen güneyinde, Zeliha’nın gözyaşı anlamına gelen Aynzeliha Göl’ü ayrı bir görsellik sergilemekte, üzerindeki gezi amaçlı kullanılan sandalları ile. Nemrut’un kızı Zeliha da Hz. İbrahim a.s. inandığından ve çok sevdiğinden dayanamayıp, kendini onun peşinden ateşe atmış, düştüğü yerde de bu göl oluşmuş. Her iki göldeki balıklar kutsal sayıldığından kimse dokunmuyor ve resmen balık kaynıyor. Sivil mimari ve anıtsal mimari dokusunu koruyarak günümüze ulaşmış, UNESCO’nun Dünya Kültür Mimari Listesi’ne aday bir il Şanlıurfa. Arabi Camii, At pazarı, Güllüoğlu, Karanlık Kapı, Madenli, Yorgancı, Zincirli gibi bazalt parke taşı döşenmiş birçok tarihi sokakları ve bu sokaklarda kabaltı denilen beşik tonoz örtülü kemerli geçitleri ile mutlaka görülmesi gereken bir il. Müze şehrin birçok yerinde sarı, pembe ve haki rengin tonlarında, Urfa Taşı’ndan yapılmış saray niteliği taşıyan köşk ve konaklar mevcut. Mezopotamya mimarisi ve bezemesiyle süslü bu evler, Tetirbe denilen çıkmalarla da dışarıya taşırılmış.


“S�v�l m�mar� ve anıtsal m�mar� dokusunu koruyarak günümüze ulaşmış, UNESCO’nun Dünya Kültür M�mar� L�stes�’ne aday b�r �l Şanlıurfa. Arab� Cam��, At Pazarı, Güllüoğlu, Karanlık Kapı, Madenl�, Yorgancı, Z�nc�rl� g�b� bazalt parke taşı döşenm�ş b�rçok tar�h� sokakları ve bu sokaklarda kabaltı den�len beş�k tonoz örtülü kemerl� geç�tler� �le mutlaka görülmes� gereken b�r �l.”

Fotoğraflar; Fatma Marmara

Osmanlı mimarisinin etkisiyle de sofa ve havuz bulunan geniş avlular nahir denilen kalker taşı ile kaplanmış. Bu avluya bir tarafı haremlik bir tarafta selamlık olmak üzere ayrı ayrı yapılar açılmakta. Tam karşımda Urfa Ulu cami değişik mi mari yapısı, çan kuleli minaresiyle dikkat çekiyordu. Şanlıurfa’nın en eski dini yapısı olma özelliğine sahip bu cami, M.S. 457 yıllarında inşa edilen eski bir sinagogmuş. Kırmızı mermer sütunların ağırlıkta olması nedeni ile Kızıl Kilise diye adlandırılmış ve 12. Yüzyılda camiye dönüştürülmüş. Yıldız Meydanı’ndan itibaren kare kare fotoğraflar çekerek belediye binası sergi salonuna doğru yürüdük. Bidik, Karpuz, Hokka, Bıçakçı, Ellisekiz, Türk gibi isimler alan meydanları, Hanönü, Hüsniye, Boyahane, Kavafhane gibi adlarıyla çarşıları ve Koltukçu, Pamukçu, Oturakçı, Bıçakçı, Kazancı, Kınacı, Kürkçü, Keçeci gibi daha başka benzer isimler taşıyan pazarları mevcut bu kentin. Sekiz adedi kapalı biride yer altı çarşısı durumunda olan bu yerlerin çoğu da günümüzde tarihi dokusunu koruyan Gümrük hanı civarında. Önümüzde uzun bir gün vardı ve görmeyi çok istediğim yerlerden birine Harran’ a gitmeye karar verdik, sevgili dostumuz Mehmet Akif Bey’in eşliğinde. Ha-ra-na şimdiki adıyla Harran, döneminin önemli ticaret merkezi ve ay tanrısı Nanna(Sin) ya ait tapınağı ile birçok kavmin de gelip geçtiği, M.Ö 5.ooo yıllık olduğu tahmin edilen tarihi ile zamanın görkemli kenti. O bölgede farklı kültürler yaşanmış ve yaşanıyordu, bende bunu orada yaşarcasına hissetmek istiyordum.

Kümbet evleri gördüğümde heyecanım daha da arttı. Önce 1185 yılında vefat etmiş Şeyh Yahya Hayat el-Harrani türbesini ve hemen bitişiğindeki tarihi camii ziyaret ettik. Yeşillikler içinde huzur veren bir atmosferi olan bu yerde Harran’ın tarihi mezarlığı mevcut ama süslemeli ve kitabeli şahideler toprak altında kalmış. Önceleri 960 iken şimdi 580 adet olan Harran evlerinden Suruç ve Birecik ilçelerinde de olduğunu öğrendim. Buradakilerin farkı ise ağaç kullanmadan tuğla ile yapılmış olmaları. Konik kubbeli ve çamur sıva ile sıvanmış bu kümbet evler tepede bir baca deliği ile sonlanmakta. Her bir kümbet bir odaya ait olup, odalar içeriden birbiri ile bağlantılı. Kışın sıcak, yazın serin olan bu evlerde tavukların daha çok yumurta verdiği, diğer hayvanların daha uysal olduğu söyleniyor. Tohumları nazarlık olarak kullanılan üzerlik bitkilerinin arasından ilerleyerek, dünyanın ilk üniversitesinin olduğu yere geldik. İlk çağlardan beri ünlü bilim adamlarının, düşünürlerin, filozofların, matematikçilerin, felsefecilerin, kimyacıların, gökbilimcilerin gelip geçtiği üniversite ve gezegenlerin, yıldızların hareketlerinin izlendiği rasat kule kalıntılarının arasındaydık. Yine Anadolu’nun ilk anıtsal, ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı en zengin taş

süslemesine sahip Harran Ulu Camii kalıntıları arasından devam ettik. 50 koridor ve 150 odadan mevcut olduğu tahmin edilen Harran Kalesi ve şehir surları ile muazzam bir canlı tarih sayfasındaydık adeta. Günler uzundu, sergi kapanış saatinden sonra bile, bize bir yığın zaman kalıyordu ve bu süre içinde de Urfa’nın görebildiğim kadar çok yerini görmeyi istiyordum. Üzerimizde günün tatlı ve mutlu yorgunluğu olmasına rağmen, Eyüp Nebi Beldesi’ne gitmek istedim. Yeşillikler içinde muazzam bir yere ve büyülü bir atmosfere giriverdik adeta. Şifalı suyu içtikten sonra, basamaklardan aşağıya inip çile mağarasına girdik.

©Sultan- Eylül - Ekim 17


Sabrın büyüklüğüydü onda var olan, kolay kolayda pek bir kimsenin başaramayacağı diye düşündüğüm. Oğulları, kızları, hizmetinde çalışan insanları, malları mülkleri, hayvanları, bağları, bahçeleri olan Eyüp a.s. kazandıklarını hep Allah yolunda harcar, aç, fakir, fukarayı gözetir doyururmuş. Allah onu sınava tabi tutmuş, hayvanlarını sel, ekinlerini yel almış. Evlatları göçük altında kalmış. Her şeyini kaybeden Eyüp peygamberi bu defada hastalık yakalamış. Vücudunu kurtlar ve akıntılı iltihaplı, kokulu yaralar sarmış. Halk bundan rahatsız olduğundan onu ve eşi Rahime’yi şehrin dışına çıkarmış. Burada yedi yıl çile çeken sabrın peygamberi bir kere olsun Allah’a olan kulluğundan, inancından duasından vaz geçmemiş. Sonunda Allah ondan topuğunu yere vurmasını, orada çıkan su ile yıkanmasını ve içmesini istemiş. Sabrın mükâfatını bulan Eyüp peygamber tekrar sağlığına kavuştuğu gibi yeniden malları ve evlatları olmuş. Serginin öğleden sonra kapanış saati gelir gelmez beni yalnız bırakmayan dostlarımla beraber göbekli tepeye gittik. Heyecanım doruktaydı ilk yaşanmışlığın başladığı bu noktada. Asırlar öncesine ziyarete gitmiştim, sessizce selam verdim, sanki oralarda koşuşturuyor, konuşuyorlardı ben anlamasam da kullandıkları dilleri. Bir an ben geldim bilmem kaç kuşak sonraki torununuz diyesim geldi. Tarihe yolculuk yapmak böyle bir şeydi işte. M.Ö. 11 bin yılları, cilalı taş devrinden kalan dünyanın en büyük ve en eski tapınma merkezi, boyları 3 ile 6 m. arasında değişen, 40 ile 60 ton ağıtlığında T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş geniş bir alan. Dikili taşların üzerindeki, akrep, aslan, tavşan, ördek yılan gibi resim ve kabartmalar o dönemde yaşamış bu insanların sanattaki ustalığını gösteriyordu. Nasılda yapmışlardı o kabartmalı figürleri? Nasılda kesip yontmuşlardı

©18 Sultan- Eylül - Ekim

o kayaları? Avcı- toplayıcı ve henüz hay- ları, muzdan hurmaya, fıstıktan portakala vanları bile evcilleştirmemiş bir toplumun her çeşit meyvelerin yetiştiği bahçelerini ve yaşadığı görüşündeydi uzmanlar. Yüksek umutlarını bırakmışlar sular altına. bir tepede kurulu bu yerden ayrılmak is- Tekne turumuzda Halfeti (XalFeti) adının, temedim ama Haleplibahçe’yi de görmek birbirine kavuşamayıp birlikte ölüme giden istiyordum. Halil’ür Rahman Gölü’nün Halil (Xal) ile Fatma (Fat) nın birleşiminyakınında ki gördüğüm manzara, beni bu den geldiğini öğreniyorsunuz. Bir rivayete defa tarihin bir başka sayfasına götürü- göre bu iki âşık kavuşamayacağını anlayınverdi. Muazzam bir sanat eseri duruyordu ca, elele tutuşarak kendilerini Fırat’ın azgın karşımda. 4m2 ebadında Fırat nehrinin sularına bırakmış. Bir diğer rivayete göre de orijinal taşlarından yapılmış M.Ö 132- M.S. kral kızı mağarasına kaçıp saklananmışlar. 244 yılları arasında olduğu düşünülen dün- Kral da mağaranın girişinde ateş yaktırıyor, yanın en kıymetli mozaiği. Dört Amazon etkilenip çıksınlar diye ama onlar o du(kadın savaşçı) kraliçesinin (Hippolyte, mandan boğularak ölüyorlar. Beklide bunAntiope, Melanipe ve Penthesileia) isimleri dandır siyah gülün dünyada bir tek burada Grekçe yazılmış ve av sahnelerinden görün- açması. tüler resmedilmişti. Ayrıca aslan, panter, at, Hz. İsa ve havarilerinin de yaşadığı düşüsincap, keklik, ceylan, bitki ve ağaçlarında nülen Rumkale ve suların arasında sadece yapıldığı bu mozaik resimlerde doğadaki minaresi görünen Savaşanlar (Berasül) kötüm renkler kullanılmış ve yine renklerin yünü de geride bırakarak kayadan oyma tonları ile gölgelendirmeleri bile verilmişti. çardak şeklindeki kafe restorana çıkıyoruz Minicik taşların birleştirilmesiyle yapılmış dik merdivenlerden. Çayımızı yudumlarve yaşanmışlıkları anlatan dev tablolar tüm ken hüzünlü gözler dolaşıyor sularda, batan ihtişamı ile duruyordu karşımda. Amazon güneşin ve yitirilenlerin ardında villası, alttan ısıtmalı hamam ve geometrik villa ortaya çıkmıştı, asırlar öncesin- “Burada yed� yıl ç�le çeken den kalarak günümüze gelen bu kazıda. sabrın peygamber� b�r kere Akşam alaca karanlığı ile birlikte bizimde bu eşsiz yerden ayrılma vaktimiz gel- olsun Allah’a olan kullumişti. İstemeyerek vedalaştım bu muaz- ğundan, �nancından duasınzam sanat eseri ile. dan vazgeçmem�ş. Sonunda Fıstık ağaçlarının arasından uzun bir yol gittikten sonra görmeyi çok istediğim Allah ondan topuğunu yere yere, Halfeti’ye geldik. 3000 yıllık tarihi vurmasını, orada çıkan su geçmişe sahip Halfeti’nin cumbalı taş evleri ile güneşin son saatlerdeki rengârenk �le yıkanmasını ve �çmes�n� ışıklarının yansıması karışıyordu birbiri- �stem�ş. Sabrın mükâfatını ne, devasa gölün sularında. Manzaranın bulan Eyüp peygamber tekharikalığından ziyade geçmişten 2000 yılına gelip de daha ileriye gidemeyecek rar sağlığına kavuştuğu g�b� olan tarihin, Birecik Barajı suları altında yen�den malları ve evlatları gömülü olmasının burukluğunu hissediyorsunuz. Köylerini, ulu camisi, hamam- olmuş.” lı konağı, Latifzade Hamamı, mezarlık-


GÖÇMENLİK YASASINDAKİ SON GELİŞMELER

Y

eşil Kart Sahipleri’nin Eşleri ve Çocukları için Büyük Fırsat, Eylül Ayı Sürecince de devam Edecek: Eğer Yeşil Kartınız var ise ve eşiniz ve/veya 21 yaşının altındaki çocuklarınız A.B.D de yasal olarak bulunuyorlarsa, şimdi onların Yeşil Kart alabilmeleri için beklemeden başvuru yapabilirsiniz. Visa Bülten normalde en az 2 yıl bekleme süresi olan visa numarası kategorisi, bu ay ve Eylül süresince açık kalacak. En az Eylül ayının sonuna kadar açık kalacağından, başvuruların bu ay ve Eylül süresince yapılması gerekiyor. Başvuruları bu ay ve Eylül süresince yaptıktan sonra visa numaraları dolsa bile, eşiniz ve/veya çocuklarınız sizin ile beraber yasal olarak kalabilecekler. Yaklaşık 90 gün içinde çalışma ve seyahat izinleri

Av. Ayhan Öğmen ellerinde olacak. Sosyal güvenlik numarası ve ehliyet alabilecekler. Eğer I-130 sponsorluk başvuruları yapıldıysa ve şuan beklemede iseler, Yeşil Kart başvurularını yapabilecekler. Eğer herhangi bir sponsorluk başvurusu yapılmadı ise, bu ay ve Eylül süresince gerekli başvuruları yapabilirsiniz. Eğer eşiniz ve çocuklarınızın yeşil kartına başvurmak için ABD Vatandaşlı olmayı bekliyorsanız, şuan beklemenize gerek kalmadan onlar için başvuru yapabilirsiniz. Bu ay ve Eylül süresince onlara sponsor olabilirsiniz. Erkek arkadaşınız veya kız arkadaşınız ile evlenip, bu ay ve Eylül süresince sponsor olabilirsiniz. Bu haber aşağıdaki durumda olanları ilgilendiriyor: - Sizin Yeşil Kartınız var, - A.B.D de eşiniz ve/veya 21 yaşı-

nın altındaki çocuklarınız, yasal bir statü de bulunuyorlar, yada - A.B.D de yasal statüde olan erkek arkadaşınız yada kız arkadaşınız ile evlenmeye karar vermişseniz, onlar için yeşil kart surecini bu ay ve Eylül süresince başlatabilirsiniz. Bu işlemler için detaylı bilgi almak ve işlemlerinizin yapılması için Avukat Ayhan Öymen’e aşağıdaki telefon yada email adresinden ulaşabilirsiniz. Ayhan Öğmen, Esq. Ogmen & Associates 61 Broadway, Suite 3000 New York, NY 10006 Phone: 1-212-245-7070 aogmen@ogmenlaw.com www.OgmenLaw.com

©Sultan- Eylül - Ekim 19


SAĞLIK

ENERJİ İÇECEKLERİ

Sultan Magazine

“B�rden hayatımıza g�rd�ler, daha sonra çıkan ölüm haberler�yle popülerl�kler�n� kaybetmekteler. Şu sıralar en popüler �çecekler sıralamasında nerdeyse üst sıradalar. Üret�c�ler �ş� okadar büyüttüler k� alkollüler�n� b�le yaptılar. Bugün 12 yaşında enerj� dolu olması gereken b�rçok çocuk kend�m� yorgun h�ssed�yorum d�ye bu tür �çeceklere başvuruyorsa bu konu uzmanlar tarafından araştırılması gerek b�r konudur ve bağımlılık yaptığı kes�nleşm�şt�r.. İç�ndek� yüksek kafe�n yoğunluğundan dolayı kanı sıvılaştırması ve buna bağlı �nsan vücudundak� reaks�yonlar”

B

irden hayatımıza girdiler, daha sonra çıkan ölüm haberleriyle popülerliklerini kaybetmekteler. Şu sıralar en popüler içecekler sıralamasında nerdeyse üst sıradalar. Üreticiler işi okadar büyüttüler ki alkollülerini bile yaptılar. Bugün 12 yaşında enerji dolu olması gereken birçok çocuk kendimi yorgun hissediyorum diye bu tür içeceklere başvuruyorsa bu konu uzmanlar tarafından araştırılması gerek bir konudur ve bağımlılık yaptığı kesinleşmiştir.. İçindeki yüksek kafein yoğunluğundan dolayı kanı sıvılaştırması ve buna bağlı insan vücudundaki reaksiyonlar Peki, enerji içecekleri sağlığa ne kadar zararlı? Enerji içeceği nedir? Enerji içecekleri, dayanıklılığı ve fiziksel performansı arttırmak fikrinden yola çıkılarak üretilmiş içeceklerdir. Temel içerik maddeleri nelerdir? Enerji içeceklerinin temel maddeleri kafein, taurin ve glukuronolaktondur. Piyasaya çıkan bazı yeni ürünler, haşhaş tohumu özü veya efedrin de içermektedir. Kafein, insan vücudunun önemli noktalarından biri olan merkezi sinir sistemine etki etmektedir. Kafeinin zararları, tıbbında günümüzde belirttiği gibi insan vücudunu olumsuz etkileyip kalıcı tahribata sebebiyet verecek derecededir. *Beyne giden kan damarlarını daraltır. *Uykusuzluk ve uyuyamama hastalıklarına neden olur. *Alerjisi olanlarda yan etkilere neden olabilir. *Hamileler de günde 3 bardak kafein tüketimi düşük oluşmasına neden olabilir. *Bazı ilaçlarla kullanımı risklidir. *Pektik ülser *Düzensiz kalp atışı veya çarpıntı *Kalp rahatsızlıkları veya kalp krizi *Yüksek tansiyon

©20 Sultan- Eylül - Ekim

*Karaciğer rahatsızlıkları *Panik atak, endişe ve psikolojik bozukluklar *Kemik yoğunluğunda azalma gibi kafeinin birçok zararı bulunmaktadır. Taurin vücutta doğal olarak bulunan bir amino grup asittir. Amino grup asitler, Protein üretimine katkıda bulunur. Ayrıca, vücudu zararlı maddelerden, toksinlerden arındırdıkları da elde edilen bulgular arasındadır. Stresli zamanlarda ve yoğun fiziksel aktivitelerde, vücut az miktarda taurin kaybedebilir. Bazı kimseler, enerji içeceklerini vücutlarındaki taurin seviyesini eski seviyesine döndürmek ya da artırmak için içerler. Günde 3000 mg-a Kadar taurin kullanımı güvenli kabul edilmektedir fakat hala üzerinde araştırmalar devam eden bu maddenin uzun vadede ne gibi zararları olabileceği hala bilinmiyor. Vücuda alınan taurine fazlası sadece böbrekler tarafından vücuttan atılır. Enerji içecekleri sadece taurinden oluşmaz, içindeki guarana, kafein, şeker gibi maddeler kan basıncını yükseltebilir, kalp atım hızını artırabilir ve devamlı kullanılması halinde sağlıksız kilo artışına sebep olabilir. Kafeinin uykusuzluk, sinirlilik ve huzursuzluk hali olan anksiyeteye sebep olabileceği biliniyor. Enerji içeceklerinin özellikle alkolle birlikte kullanımı ve ağır sporlar sırasında tüketilmesi tavsiye edilmez. . Amino asitler, Protein üretimine katkıda bulunur. Ayrıca, vücudu zararlı maddelerden, toksinlerden arındırdıkları da elde edilen bulgular arasındadır. Stresli zamanlarda ve yoğun fiziksel aktivitelerde, vücut az miktarda

taurin kaybedebilir. Glukuronolakton da vücutta doğal olarak bulunur. Doğal bir metabolit ve glikoz parçalandığında oluşan karbonhidrattır. Vücuttan zararlı maddeleri atmaya yardım eder, anında enerji verir. Kafein, merkezi sinir sistemine etki ederek, beyne giden ve beyinden gelen mesajları hızlandıran; böylece kişinin daha uyanık ve aktif olmasını sağlayan bir uyarıcıdır. Enerji içecekleri sağlığınızı nasıl etkilerler? Enerji içecekleri hakkında yapılmış yeterli araştırma bulunmadığından, sağlık üzerine etkileri kesin olarak bilinmiyor. Bu ürünlerin üreticileri, ürünlerinin, fiziksel dayanıklılığı, zihni anlamda uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırdığını, kişinin tepkilerini hızlandırdıklarını, metabolizmayı canlandırdıklarını ve toksinlerin vücuttan atılımını kolaylaştırdıklarını iddia ediyorlar. Bu içecekler sağlıklı, eğlenceli, gençleştirici bir imajla pazarlandıklarından, özellikle çocuklar ve gençlerden büyük ilgi görüyorlar. Oysa bazı bulgular, bu içeceklerin tüketiminde dikkatli olmak gerektiğini gösteriyor.


Kimler enerji içeceklerinden kaçınmalı? Çocuklar Enerji içeceklerinin sağlığa zararlı olduğuna dair yeterli kanıt bulunmasa da, çocuk ve gençlerin bu içeceklere dikkat etmesinde fayda var. Araştırmalara göre, enerji içeceği tüketen çocuk ve gençler uykusuzluk, yatağını ıslatma ve anksiyete gibi problemlerle karşı karşıya kalabiliyor. Günde iki ya da daha fazla enerji içeceği içen çocuklar sinirli, endişeli ve gergin olabiliyorlar. Çocuğunuzun enerji içeceği içip içmemesine karar verirken, şu faktörleri göz önünde bulundurun: Çocuğunuz bir fincan koyu kahve içse içiniz rahat olur mu? Çoğu enerji içeceği, koyu bir fincan kahveye eş değer veya kolalı bir içecektekinin iki katı kadar kafein içeriyor. Çocuğunuzun ne kadar şeker tükettiği sizin için önemli mi? Bazı enerji içecekleri bol miktarda şeker içeriyor (her 250 ml için 5 çay kaşığı kadar) İçecek çocuğunuzun sağlığı için yararlı mı, yoksa tehlike taşıyor mu? Enerji içeceklerinin besleyiciliği neredeyse sıfıra denk. Bazı enerji içeceklerinde doğal vitamin ve

Mineraller bulunduğu iddia ediliyor ama bunlar taze meyve ve sebze yiyerek zaten alınabilir. Çocuğunuz kaç yaşında? Kafeinin sağlığa olan etkileri hakkında pek az şey biliniyor. Bu nedenle 10 yaş altı çocuklara kafein içeren içecekler, özellikle de enerji içecekleri vermek sakıncalı olabilir. Daha büyük çocuklar ve gençler de dikkatli davranmalı. İnsan beyni 16 yaşına kadar (bazıları bunun 21 de olduğunu iddia ediyor) gelişmeye devam ediyor. Kafeinin gelişme halindeki beyni etkilediği biliniyor ama bu etkinin olumlu ya da olumsuz olduğuna dair bir bilgi yok. *Hamile kadınlar Hamile kadınlara enerji içeceklerinden uzak durmaları öneriliyor; özellikle de gebeliğin ilk üç ayında. Bunun nedeni fazla dozda kafeinin düşük, zor doğum ve kilosu normalden az bebek doğurma risklerini arttırması. *Aktif sporcular Gatorade gibi egzersiz sırasında kaybedilen Su ve mineralleri takviye sporcu içeceklerinin aksine, kafein içeren enerji içecekleri susuzluğa sebep olabilir. Susuzluk ve egzersiz kombinasyonu ise tehlikeli bir kombinasyondur. Ayrıca pek çok ülke-

de insanlar, ağır bir idmandan sonra enerji içeceği içmemeleri konusunda uyarılıyorlar, bazı ülkelerde ise satışları bile yasak. *Diyet yapanlar Enerji içecekleri içerdikleri yüksek miktardaki şekerle de dikkat çekiyor. Eğer kilo vermeye çalışıyorsanız, şekerden uzak durmanız gerekir. Bu durumda enerji içeceklerinden de uzak durmalısınız. *Kalp hastalığı olanlar *Kafeine duyarlı olanlar *Alkol tüketenler Enerji içecekleri ile Alkol karışımının sonuçları henüz tam olarak bilinmiyor. Geçmişte enerji içeceği ve alkol karışımı içerek ölenler olsa da, enerji içeceklerinin alkolle kullanıldığından ölüme sebebiyet verdiği kanıtlanamadı. Öte yandan böyle bir riskin varlığı da bu karışımdan uzak durmak için yeterli olsa gerek.

©Sultan- Eylül - Ekim 21


Çat Kapı

ENFESS

1066 Main Street, Holbrook, NY 11741

B

u sayımızda çat kapı ziyaret ettiğimiz yeni açılan Türk mekânımızı değerlendirdik ve gördüklerimizi sizlere aktarmaya çalışacağız. Benimle birlikte 3 arkadaş daha gelmişti. İçeriye girdiğimizde diğer Türk restoranlarından değişik bir atmosfer vardı. Bir an Türk restoranınınamı yoksa Amerikan Fast Food restoranınamı geldik diye sağa sola bakındık. Burayı ziyaret etmek istedik çünkü camında diğer Türk restoranların aksine gyro yerine DÖNER yazıyordu. İlk etapta bu dikkatimizi çekmişti. Ama içerisi tıpkı Mc Donalds ve Burger King misali gibiydi. Sistemde o tarzda kurulmuştu. Kasanın hemen üzerindeki elektronik menü TV’den istediklerinizi seçiyorsunuz ve yine diğer Türk restoranlarının aksine ödemeyi sipariş anında yapıyorsunuz. Diğer arkadaşlarla birlikte farklı ürünlerin tadına bakabilmek için değişik siparişler verdik. Siparişlerimiz Adana Kebap, Döner, Hamburger ve Patates Kızartmasıydı. Siparişimizin yanında bize salad bardan karışık meze tabağı ikram edildi. Biz siparişlerimizi beklerken yanımıza gelen bir

©22 Sultan- Eylül - Ekim

bayan içerisini ve servisi nasıl bulduğumuzu sordu. Biz çok beğenmiştik. Her yer temiz ve düzenli idi. Çalışanlar ise cana yakındı. Sonradan sahibi olduğunu öğrendiğimiz bu bayanla biraz sohbet ettik saat 2 civarıydı. İçeride daha çok Amerikalı müşteriler vardı ve bu müşterilerinde görüşleri tek tek soruldu. Benim içerisi kadar bahçedeki masalar dikkatimi çekmişti. Açık havada yemek bana göre daha keyifliydi. Bir müddet sonra yemeklerimiz geldi.Görüntüsü tam puan almıştı. Hamburgeri deneyen arkadaş biraz farklı olduğunu söyledi. Bizim alıştığımızın aksine etler Amerikan usulü pişmişti eğer siz Türk usulü ve kendi damak tadınıza göre yemek istiyorsanız ödemeyi yaparken iyi pismiş olmasını belirtmelisiniz. Adana Kebap, Döner ve İskender’in tadı harikaydı. Karışık mezelerimiz ise tam bizim damak tadımıza uygundu. Bizi yalnızca hayal kırıklığına uğratan patates kızartmaları oldu. Kızartmalar biraz yumuşamıştı sanırım önceden kızartılmıştı. Bunu kendilerine ilettiğimizde hemen yenisini getirdiler ve

631-588-2500

üzgün olduklarını söylediler. Mc Donalds’da uygulanan ışıklı ısıtma sistemini denediklerini ama bundan sonra patates kızartmalarınında sipariş anında kızartılıp servis yapılacağırını belirttiler ve bir sonraki ziyaretimizde’de bunu uygulamaya geçirdiklerini gördük. İkinci bir farklılık ise müşterilerinin görüş ve önerilerinin kâğıt üzerinde müşterilerinden yazılı olarak almalarıydı. Bu ziyaretimizden bir kaç gün sonra Enfess Food Scape’in sahibi Gamze hanıma ziyaretimizin sebebini bildirdik ve kendilerinden röportaj talebinde bulunduk.


Enfess Restoran Gamze Hanımla yaptığımız röportajımız

Türk Restoranlarından farklı bir tarzda restoran açtınız, böyle bir fikir nasıl gelişti? Daha önce burada hamburger salonu vardı. Onlar kapattıktan sonra biz frozen yoğurt salonu açmaya karar verdik. Hazırlıklara başladık ve hatta tabelamızı bile takmıştık ama biz daha burayı açmadan karşımızdaki alışveriş merkezine frozen yoğurt salonu açıldı. Karşılıklı iki firma olacağımız için biz bu fikirden vazgeçtik. Eşim üniversite dönemlerinde zaman zaman Türk restoranlarında çalışmıştı. Bizde onun deneyimlerine dayanarak restoran açmaya karar verdik. Çevremizdeki diğer Türk restoranlarından farklı bir mekân olsun istedik ve şimdiki konsepti oluşturduk. Bize enfesin yemekleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Enfess hem Türk’lere hem de Amerika’lılara hitap eden bir mekân. Gerek işletim sistemi gerekse yemekleri açısından bazı farklılıklar oluşturmak istedik ve sistemi daha çok fast food sistemine göre oluşturduk. Ağırlıklı hamburger satışı yapıyoruz çünkü gelen talepler genelde hamburger

yönünde. Bir diğer tercih sebebi ise hamburgerleri ve diğer yemeklerimizi helal etle yapmamızdı. Gerek çocuklar ve gerekse büyükler helal olmadığı için diğer ayaküstü restoranlarından yiyemiyorlardı. Yemeklerimizi günlük ve sipariş üzerine hazırlıyoruz. Amerikalı’ların en çok tercih ettiği yemekler nelerdir? Amerika’lılar genelde hamburger tercih ediyorlar ama Chicken Nugget, Döner, Şiş Kebap, Tavuk Kebap ve Soteler diğer tercihleri. Soteler genelde combo geldiği için daha doyurucu oluyor. Müşterilerimizde bu sebepten dolayı onu daha çok tercih ediyorlar. Restoranınızın dizaynını ve konseptini kim hazırladı? Restoranın tüm tasarımı kendimize aittir. Fast food tarzında herkesin rahatlıkla gelebileceği bir mekân haline getirdik. İşyerinizin kısa bir sürede başarılı olmasında en önemli faktörler nelerdir? İşyerinde temizliğe ve yemeklerin taze olmasına önem veriyoruz. Yemekler sipariş alındığı anda hazırlanıyor, buda yiyeceklerin hem taze hem de lezzetli olmasını sağlıyor. Etlerimizi Şefimiz kendi istedi-

ği gibi işliyor. Kullandığımız malzemeler hep taze ürünler oluyor, dondurulmuş ürünleri tercih etmiyoruz. Buda kaliteyi ve lezzeti farklı kılıyor. Müşterilerimiz sıcak bir atmosferde yemek yiyorlar. Kendileri ile bire bir ilgileniyoruz, istek ve şikâyetlerini bizlere iletebilmelerini sağlıyoruz ve bu şekilde müşterilerimizin istekleri ve şikâyetleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Buda bizim müşterilerimizin artışında önemli rol oynuyor. Güler yüzlü kaliteli ve titiz hizmet basarinin anahtarlarındandır. Türk müşteri oranınız nedir? Ağırlıklı olarak Amerika’lı müşterilerimiz bulunmaktadır. Türk müşterimizde her geçen gün artış sağlamaktayız. Daha fazla promosyonlarla tanıtımına daha fazla ağırlık vererek Türk müşterilerimize de burayı duyurmaya çalışıyoruz. Emeğinizin karşılığını aldığınız zaman zevkle çalışıyorsunuz. Müşterilerinize Mutlaka tatmalısınız dediğiniz özel bir lezzetiniz varmıdır? İskender’imizi mutlaka denemelerini tavsiye ederiz.

©Sultan- Eylül - Ekim 23


Moda

Röportaj: Nevin Bakır

“Her genç kızımızın hayalidir peri masallarındaki gibi bir gelin olabilmek. Hayalindeki gelinlik ve tabiki bunun tamamlayıcısı saçlardır peri masallarının başlangıcı. Peki, bu hayallerimiz için bize uygun gelinliği ve saç modelini nasıl seçmeliyiz? Sizler için bu işin uzmanı Selver Sarıkaya ile bir söyleşi gerçekleştirdik.”

H

Selver Selva Sarıkaya

er genç kızımızın hayalidir peri masallarındaki gibi bir gelin olabilmek. Hayalindeki gelinlik ve tabiki bunun tamamlayıcısı saçlardır peri masallarının başlangıcı. Peki, bu hayallerimiz için bize uygun gelinliği ve saç modelini nasıl seçmeliyiz? Sizler için bu işin uzmanı Selver Sarıkaya ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Geleneksel gelin saçları “OUT” modern modeller “İN” Saçlarda tanrıça ve romantizm esintisi… Saç, Makyaj ve Cilt Uzmanı Selver Sarıkaya, günümüzde artık geleneksel saç ve makyajların yerini tanrıçaları andıran yarı dağınık topuzların ve romantik modellerin aldığını söyledi. Eskiden gelin saçı ve makyajı denildiğinde akla ilk gelen, parlak simler, iri topuzlar, ağır ve koyu bir makyaj olurdu. Saçı ve makyajı ile geline, düğün gecesinde her şeyin önüne geçmesi için adeta abartılı modeller uygulanırdı. Günümüz gelin saç ve modellerinde ise tamamen sadelik hâkim. Tasarımları ile dikkat çeken Saç, Makyaj ve Cilt Uzmanı Selver Sarıkaya, bu yılın modellerinde doğallığın ön plana çıktığını söyledi. Sarıkaya, “En çok tercih edilen modeller arasında dalgalı serbest bırakılmış saçlardır. Yunan tanrıçasını andıran yarı toplu dalgalı saçlar, örgü çeşitleriyle süslenmiş trendy topuzlar, tek omuzda toplanmış dağınık topuzlar, asimetrik modeller yeralıyor” diye konuştu. Türk ve yabancı gelinlerin tercih ettiği Sarıkaya, yıllardır hayali kurulan özel gecede gelin ve nedimelerin saç ve makyajlarında yarattığı farklılık ile dikkat çekerken, “O özel gecenin bir parçası olmak büyük keyif veriyor” dedi. Sarıkaya ile bu yılın trendlerini ve adeta sanata dönüşen tasarımlarını konuştuk: Neden güzellik alanını seçtiniz? Güzellik ve saçlar özellikle kadınlar için oldukça yorucu ama bir o kadarda vazgeçilmez ve zevkli bir iştir. Uzunca yıllar yaptığım bu işten her geçen gün daha bir keyif aldığımı fark ediyorum. Çünkü hobi haline dönüşen sanatımı birçok kişinin saçlarında ve yüzünde canlandırabiliyorum. En çok haz aldığım noktalardan biri de, insanların tasarladığım modeller ile bütünleştiklerini ve iyi hissettiklerini görmek. Bu, inanılmaz mutlu ediyor beni. “ O özel günün parçası olmak keyif verici”. Özellikle tercihiniz gelin saç ve makyajı mı? Güzelliğin her alanını seviyorum fakat gelin ve nedimelerini düğünlerine hazırlamak benim için ayrı bir zevk. Çünkü yıllarca hayali kurulan o özel günün bir parçası oluyorum ve bu bana inanılmaz keyif veriyor! Eski ve yeni tasarımları karşılaştırır mısınız? Hızla değişen çağımızda geleneksel düğünlerimiz artık yerini modern düğünlere bırakmaya başladı. Dolayısıyla gelinlerimizde saç tercihlerini yaparken şatafatlı, kaba ve keskin çizgileri olan modeller yerine daha doğal, daha romantik ve sade saç modellerini tercih etmeye başladı. Peki, bu yılın modelleri nedir? En çok tercih edilen modeller arasında dalgalı serbest bırakılmış saçlardır, Yunan tanrıçasını andıran yarı toplu dalgalı saçlar, örgü çeşitleriyle süslenmiş trend topuzlar, tek omuzda toplanmış dağınık topuzlar, asimetrik modeller. Bunların yanı sıra sade ve zarif topuzlarda tercih edilmekte. Özellikle örgülü modeller açık renk saçlarda modeli daha iyi gösterecektir. Koyu renkli saçlarda ise detaylı, tekrarlanmış figürler hoş duracaktır. Gelinlere önerilerimiz bu şekildedir. ©24 Sultan- Eylül - Ekim


Her gelin düğün gecesi özel olmak ister. Dolayısıyla sizin bu gece için gelinlere önerileriniz var mı? Gelinlerin saç model seçimini, gelinliğin yaka ve üst durusuna göre seçmelerini tavsiye ediyorum. Örneğin ağır yaka detay olan gelinliklerle yukarıda toplanmış saç modelleri tercih edilmelidir. Askısız gelinliklerle her türlü model kullanılabilir. Tek omuz modellerde ise asimetrik ve sade modeller tercih edilebilir. Peki şuanda ilgilendiğiniz bizimle paylaşmak istediğiniz bir proje var mı? Tabiki, NJ Bride Magazine de saç tasarımlarını yapıyorum ve modellerin gelin saçlarını, derginin fashion Şovu için hazırlıyorum. Ayni zamanda “ Jersey Shore” TV programının yapımcısının gelin saç tasarımını hazırlıyorum ve sezon itibariyle tabikî birçok Türk ve Yabancı gelinlerimizin saç tasarımlarını zevkle yapıyorum. Ayrıca Türk ve yabancı ünlü sanatçılarımızında saç, peruk ve postiş tasarımlarını yapıyorum! “Selver Hanım’a bu hoş sohbeti icin teşekkür ediyor tasarımlarını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz” Son olarak tasarımlarınızı tercih etmek isteyenler size nasıl ulaşabilecekler? 1973-518-3004 Telefon Numaramdan selversarikaya@hotmail.com e-mail adresimden ve Facebook “ Selva Selva” sayfamdan ulaşabilirler. Web sayfamda şuanda hazırlanma aşamasında.

“Eskiden gelin saç ve makyajı dendiğinde akla ilk gelen, parlak simler, iri topuzlar, ağır ve koyu bir makyaj olurdu. Saçı ve makyajı ile geline, düğün gecesinde her şeyin önüne geçmesi için adeta abartılı modeller uygulanırdı”.

©Sultan- Eylül - Ekim 25


SİZDEN GELENLER C iğerlerimiz, oksijen kaynağımız, aralarında yürüdüğümüzde, diktiğimizde, ilgilendiğimizde bize tarifi imkânsız bir mutluluk ve huzur veren ağaçlarımız. Ab-i hayatin en önemli unsurlarından biri. Size CODEK’ den ÇORUM DOĞA EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ’ nden bahsedeceğim. Bir kaç yıl önce köyün birinde Habip isminde bir delikanlı vardı. Habip bir orman köylüsüydü. Köyünde doğmuş doğayla iç içe büyümüştü. Zaman geldi İstanbul’a göç etti. Fakat köyünden kopamamış ve her fırsatta köyüne gidiyordu. Köyde onu üzen bir durum vardı. İnsanlar yaşlı ağaçları, tarihi niteliği olan bu değerli canlıları kesiyor, öldürüyordu. Habip bu duruma çok üzülüyordu. Bir gün köy meydanında “Gelin bu ağaçlarımıza sahip çıkalım. Ağaçlarımızı koruyalım, onları anıt haline getirelim ve gelecek nesillere armağan edelim” demişti. Fakat belki çok genç olması belki de bir kısım insanların menfaatine aykırı olması nedeniyle Habib’i kimse dinlememişti. Dinlememeyi bırakın ona tepki bile gösterenler olmuştu. Başka bir köyde de Isa öğretmen vardı. İsa öğretmende bunu köyünde, çevresinde dile getirdi fakat Isa öğretmende hayal kırıklığına uğradı. Ama Habip’ler, İsa’lar, Ahmet’ler Hasan’lar yılmadı. İsa öğretmen bundan bir kaç yıl önce “YAŞAM ALANI OLAN YAŞLI AĞAÇLARI YAŞATALIM” sloganıyla ÇORUM DOĞA EGİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİNİ kurdu. Cenk’in amacı öncelikle Çorum’un en yoğun ağaç yoğunluğuna sahip ilçesi olan Kargı ilçesi ve çevresindeki yaşlı ağaçların etiketlenerek doğaya bırakılması ve bu ağaçların korunmasını sağlamaktır. Ayrıca insanları bu konuda bilinçlendirerek doğaya karsı daha duyarlı hale getirmektir. CODEK bu amaçla ekolojik dengeye katkı sunmaktadır. Öyle ki yaşlı ağaçların olmadığı yerde bazı canlılar yaşayamamakta, kendine barınak bulamamakta ve yok olup gitmektedir. CODEK bu amaçla, bu işi kademe kademe Çorum geneline ve ülkemizden Codek’e kulak veren her yere ulaştırma vizyonunu da katıp hedeflerine doğru ilerlemektedir. Habib’in hayal ettiği, İsa öğretmeninde dernekleştirdiği CODEK kısa sürede kendine gönül veren insanları bir çatı altında topladı. Codek’e Hitit ve Kastamonu Üniversitesinden öğretim görevlileri de katkı sunar hale geldi. Codek ağaç etiketleme işini Kargı Orman İşletme Müdürlüğüyle koordineli yapar hale geldi. Co-

“Codek örneğinde görüldüğü gibi bizde Amerika’daki Türkler olarak birlik ve beraberlik içinde olmalı, STK haline gelmeli ve buralarda aktif olarak bulunmalıyız. Unutmayalım bir elin nesi var, iki elin sesi var”.

dek CORDEF(CORUM DERNEKLER FEDERASYONUNDA) bu projeyi anlatma imkânı buldu ve Cordefin desteğinide aldı. Codek Kargı Çetmi köyünde ağaç etiketleme çalışması yaparken bu ulusal basında yer aldı. Yerel yönetimlerle yerel ve ulusal medyanın gücü de kullanılarak Codek daha da güç kazandı. İnsanlar karınca kararınca CODEK’i destekler hale geldi. Her şeyden önemlisi bunların hepsi Codek henüz başlamışken oldu. Bugün Codek hedeflerine doğru hızla ilerlemektedir. Bu kadar hızlı ilerlemesinin sebebi bir STK haline gelip birlik ve beraberliğin verdiği güçten kaynaklanmaktadır. “Codek örneğinde görüldüğü gibi bizde Amerika’daki Türkler olarak birlik ve beraberlik içinde olmalı, STK haline gelmeli ve buralarda aktif olarak bulunmalıyız. Unutmayalım bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

Yüksel Aydın ©26 Sultan- Eylül - Ekim

Sizde Hikayenizi Gönderin Yayınlayalım Editor@sultanmagazine.com


Kişisel Bakım

Cildinize Uygun Maskeler

Kılların Büyüme Evreleri. Kılların oluşumu ve dökülmesi arasındaki süreçtir. 4 farklı evre bulunur: Erken Büyüme Evresi (early anagen) Büyüme Evresi (anagen) Geçiş Evresi (kategen) geçiş evresi (kategen ) ve Dinlenme Evresi (telogen) kıllar in alınımında geçiş evresi (kategen ) en uygun zamandır cünkü bu evrede kıl kökleri zayıflamaktadır.

Lütfüye Taşdemir; Güzellik Uzmanı

E

lbette her Kadın güzel görünmek ister. Pürüzsüz ve bakımlı cilt bayanlarımızın vazgeçilmezlerindendir. Bazen doğru bildiğimiz yanlışlar bizi hayal kırıklıklarına uğratabilir. Çoğu insan genellikle cildini ihmal ediyor. Cilt bakımının kremle yeterli olacağını sanıyor ki cilt bakimi bunun çok daha üzerinde. Yapmamız gereken cilt yapısına göre ürünler KURU CİLTLER İÇİN temizleyici olarak temizleme sütü veya alkol içermeyen jeller tercih edilmeli. Tonikler de alkolsüz olmalı.

YAĞLI VE KARMA CİLTLER İÇİN alkollü veya su bazlı jeller ve to-

nikler kullanılmalıdır. Nemlendiriciler de cildin yapısına göre olmalıdır. Ayrıca bu tip ciltler problemli ise 2 ayda bir cilt bakimi yaptırılmalı, Haftada 1 veya 2 kez pelin ve maske uygulanmalıdır. Bunlara dikkat edilmesi ciltte parlaklık sağlaması ve derin temizlik için gereklidir.

KURU CİLTLER İÇİN DOĞAL MASKE: Bir yumurta sârisi ve bir kaşık

sütü karıştırın. Bu karışımı yüzünüze yayın ve bir bezle kapatın. Bu şekilde on beş dakika bekledikten sonra önce ilik suyla sonar da soğuk suyla yıkayın.

KIRIŞKLIKLARA KARŞI DOĞAL MASKE: Kaymak yada çığ

süt ile soyulmuş 2 ila 3 dilim elmayı püre haline gelecek şekilde hazırlayın. Bunu cilde uygulayın ve bir bezle kapatın. On dakika bekleyin ve önce ılık sonra soğuk suyla durulayın.

SİYAH NOKTALAR İÇİN DOĞAL MASKE: 2 yemek kasığı yo-

ğurt ile 1 tatlı kasığı limonu karıştırın. Ka-

rışımı yüzünüze sürün en az on beş dakika bekletip durulayın. Cilt sağlığımız için dengeli beslenmeyi, su içmeyi ve güneşten korunmayı unutmayın. Peki, vücudumuzdaki kıllardan nasıl kurtulabiliriz?

kişinin hormon yapısına ve kıl yapısına göre değişir.

KILLARIN BÜYÜME EVRELERİ:

Kılların oluşumu ve dökülmesi arasındaki süreçtir. 4 farklı evre bulunur. 1-Erken Büyüme Evresi (Early Anagen) 2-Büyüme Evresi (Anagen) 3-Geçiş Evresi (Kategen) 4-Dinlenme Evresi (Telogen) Kılların alınımında geçiş evresi (kategen ) en uygun zamandır. Çünkü bu evrede kıl kökleri zayıflamaktadır.

EPİLASYON YÖNTEMLERİ:

İstenmeyen tüylerden kurtulmak için birçok seçeneğimiz mevcuttur. Sir Ağda Yöntemi: Tamamen bitkisel ve şeker yerine çam reçinesi içeren bir ürün olduğundan tüylerin zayıflamasını ve azalmasını sağlamaktadır. Özellikle yüz bölgesinde ince ayva tüylerinde sir ağdayı tercih etmenizi öneririm. İğneli Epilasyon (Elektroliz) :Bu yöntemde çok eski ve doğru yapılırsa kalıcı sonuçlar elde edilir. Ağrılı bir yöntemdir ve dar alanlara yapılabilir. Lazer Epilasyon: Lazer ışığıyla kıl kökünü tahrip etme yöntemidir. Doğru yapılmazsa özellikle ince tüyleri sertleştirip çoğaltabilir. Eğer ten renginiz açık ama tüyleriniz koyuysa çok iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Açık renkli tüyleri ve beyazları yok etmez. Toplam 6 ila 8 seans sonrası kıllarda azalma olabilir ama bu süreç

©Sultan- Eylül - Ekim 27


©28 Sultan- Eylül - Ekim


“600 yıl önce akıl hastalarını su ve müz�k sesler� �le tedav� eden âl�mler�m�z varmış ve b�z bu ecdadın torunlarıyız d�ye gurur duyuyoruz. Fakat Türkler�n genet�k har�tasını çıkartacaklar d�ye bu yüzyılda paranoyak b�r şek�lde �l�k donörlüğüne müsaade etm�yoruz. Bugün Amer�ka’ya gel�rken adam sen�n kapıda parmak �z�n� de alıyor, gözünün resm�n� de çek�yor. Em�n�m yarın “aç ağzını ver tükürük örneğ�n�” dese onu da yapacağız. Sen zanned�yor musun adamların sen�n müsaadene �ht�yacı var? Genet�k har�tamızı çıkartacaklar korkusuna �nanmıyorum ve neden d�ye soruyorum. Neden 70 m�lyonluk ülkem�zde hala b�r �l�k bankamız yok?”

Gözyaşım B

ir arkadaşımın sayesinde 6 ay önce Lara’nın rahatsızlığını öğrendim. Benden Amerika’da yaşayan Türk toplumuna ulaşmamı ve mümkün olduğu kadar fazla Türk’ün ilik donörü olmasını için Lara’nın durumunu paylaşmamı rica etti. Genetik olarak bir Türk’ün başka bir Türk’le ilik gurubunun uyuşması ihtimali daha fazla olduğundan mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşılması gerekiyordu. Birkaç gün içinde bir araya gelen Amerika’da yaşayan Türk toplumu gerek test olma konusunda gerekse Lara’nın ailesi tarafında açılan Facebook sayfasında manevi destek açısında inanılmaz bir birlik beraberlik gösterdi. İşini gücünü bırakan insanımız test olmak için kurulan istasyonlara koştu, arkadaşlarını komşularını getirdi. Gelemeyenler test kitini evlerine ısmarladılar ve testi yapıp hemen gönderdiler. İşte ben 14 yasındaki Lara ve lösemi ile böyle tanıştım. Herkes gibi sabahları ilk işim Facebook sayfasından Lara’nın annesi Nevin’in yazdığı günlük gelişmeleri takip etmeye başladım. Çok zor bir dönem geçiriyorlardı fakat Sloan Kettering’e geldikten sonra yeni tedavi uygulamaları sonucu ümitler artmıştı. Bu arada bir donör bulundu ve Lara’yı ilik nakli için hazırlamaya başladılar. Lara’nın bünyesinin ilik naklini kabul edebilmesi için kanserli hücrelerden arınmış olması gerekiyordu ve bunun tedavisi yapılıyordu. Bu zaman sürecinde tamamen şans eseri LÖSEV Lösemili Çocuklar Vakfı Başkanı Üstün Ezer Bey ile tanıştım ve kendisinden yardım istedim. Bu arada Lara için Türkiye’den donör olarak için test olmak isteyen

Ekmel Anda yüzlerce insandan email geldi. Nereye gidip test olabileceklerini soruyorlardı. İşte o zaman Türkiye’de bir ılık bankasının olmadığını, var diye lanse edilenlerin de içlerinin boş olduğunu gördüm. 70 milyonluk ülkemde lösemili hastalar için hayat kurtarıcı olan ve çok basit bir test ile ilik grubunun belirlenebildiği ve daha sonrada bu bilginini bir sisteme yazıldığı bir bankamız yoktu. Yeni doğan çocuğun nasıl hemen kan grubu belirleniyorsa, çok daha basit, ağızdan iki saniyede alınan tükürük örneği ile ilik grubu belirlenebiliyor ve biz bunu bugüne kadar yapmamışız. LÖSEV Başkanı Üstün Bey’i Ankara’da LÖSEV’in merkezinde ziyaret ettim ve karşımda gözü yaşlı, sitem dolu, lösemili çocuklar için sonsuz imkana sahip, fakat ilik bankası kurmaya Sağlık Bakanlığı’ndan müsaade alamadığından dolayı çaresiz bir adamla karşılaştım. Lösemili çocuklar için kurulan muhteşem köyler, hastaneler, son teknoloji, bünyesinde tedavi sürecinde olan ve üstlerine titrenen küçük çocuklar fakat ilik nakline hazır oldukları anda bulunamayan donörler. Küçük bir çocuğun bünyesi kanserli hücreleri temizlemek için yapılan ve çok acılı eziyetli geçen kemoterapi sürecine belli bir süre dayanabiliyor. Hücrelerin temiz olduğuna emin oldukları an ile ilik nakline başlanan aralık çok dar ve bu çok kritik bir süreç. İşte biz burada çocuklarımızı ölüme terk ediyoruz. 600 yıl önce akıl hastalarını su ve müzik sesleri ile tedavi eden âlimlerimiz varmış ve biz bu ecdadın torunlarıyız diye gurur duyuyoruz. Fakat Türklerin genetik haritasını çıkartacaklar diye bu yüzyılda paranoyak bir şekilde ilik donörlüğüne müsaade etmiyoruz. Bugün Amerika’ya gelirken adam senin kapıda parmak izini de alıyor,

gözünün resmini de çekiyor. Eminim yarın “aç ağzını ver tükürük örneğini” dese onu da yapacağız. Sen zannediyor musun adamların senin müsaadene ihtiyacı var? Genetik haritamızı çıkartacaklar korkusuna inanmıyorum ve neden diye soruyorum. Neden 70 milyonluk ülkemizde hala bir ilik bankamız yok? Bundan bir ay önce Türkiye’de 9 yasında Emir adında bir çocuğu kaybettik. Babası ile konuşmuştum ve Amerika’daki ilik bankasına Emir’in kan değerlerini vermiştik. Sadece telefon ile konuştuğum Aydın Bey fazla vakitlerinin kalmadığını söylemişti bana. Uğraştık. Lara’nın babası Oğuzhan kendi çocuğu ile uğraşırken Emir’in durumundan bahsettiğim zaman hemen bana neler yapılması nasıl bir tedavi uygulanması ile ilgili uzun bir mail atmıştı ve ben de bunu Emir’in babasına ulaştırmıştım. Amerika’daki ilik bankasının “United for Emir” kampanyasının başladığı gün, Emir’in ölüm haberini aldık. Emir’i kaybettikten iki hafta sonra babası Aydın Bey’e Lara’nın ölüm haberini, sorduğu için, verdim. “Bütün ümitlerimizi Lara’ya bağlamıştık” dedi bana. Çok üzüldü. Bir babanın çektiği acıyı çok iyi anlıyordum. İki ölümü de çok yoğun yaşadım. Birisi benim oğlumun adaşı Emir, diğeri benim oğlumun yaşında dünya güzeli bir kız çocuğu. İki küçüğün de arkasında akan gözyaşları. Bu akan gözyaşlarının başkalarından ne farkı var? İnşallah bu akan gözyaşlarının arkasından da binlerce tweetler atılr, videolar yapılır, kamuoyunun gündemine oturur ve Türkiye’miz bu konuya el atar. İşte o zaman biz de GÖZYAŞIM helal olsun deriz.

©Sultan- Eylül - Ekim 29


Amerika’da Çocuk Yetiştirmek Burçin Öğrenir, PhD Assistant Professor City University of New York

Geçen sayıdan devam.... niz

A

merika’da yaşamaya başladığımız günden itibaren birçok zorlukla yüzyüze geldik. Finansal sıkıntılar, İngilizce problemi, iş ortamlarının farklılığı ve belki de Türkiye’ye göre daha yalnız kalma, bahsetmeye çalıştığımız problemlerden sadece bir kaçı. Bununla birlikte bu ülkede bir de çocuk yetiştirmeye çalışıyorsak, tamamen farklı bir yaşam ve kararlar bizi bekliyor. Çünkü çocuk yetiştirmek hâlihazırda bir sanat ve bir o kadar da bilinçli yapılması gereken bir iş. Amerika’da çocuk yetiştirmenin kendine özgü hassasiyetleri var. Amerika’da bir Türk çocuğu yetiştirmenin ise bunun da ötesinde özenilmesi, dikkatle ele alınmasi gereken birçok yönü var. Fakat doğru seçimler yapıp, sağlıklı adımlar attığımızda, belki de tüm bu çekilen sıkıntıların birer birer yok olup, geleceğe çok avantajlı bireyler hazırlayabileceğimiz bir ülke Amerika. Şunu kabul etmeliyiz ki çocuk yetiştirirken herkesin geleceğe yönelik farklı amaçları ve bunlara bağlı olarak farklı yaklaşımları var. Özellikle kültürel olarak belirgin bir şekilde Türkiye’den farklı bir ülkede çocuk yetiştirirken, her geçen gün birçok soru ve sorunla karşılaşıyoruz. Mesela çocuğumuz Türkçe öğrenmeli mi? Hangi dile öncelik verilmeli? Eğitimde okula nasıl yaklaşılmalı? Gibi birçok konu her gelen yaşlarıyla beraber gündemimize giriyor. Bunlara cevap olarak kendi dünya görüşümüz ve deneyimlerimize göre iyi olduğuna inandığımız seçimleri yapıyoruz. Burada sunacaklarım herhangi bir zihniyet farkı -milliyetçilik ya da liberallik gibi- gözetmeden, çocuğun ruhen sağlıklı ve güçlü yetişmesine yönelik öneriler olacaktır. Bir anne, araştırmacı-eğitimci ve bir psikoloji uzmanı olarak hepimizin ortak dileğinin ve amacının gelecek için mutlu, başarılı, güzel amaçları olan ve doğru kararlar alabilen bireyler yetiştirmek olduğunu varsayıyorum.

©30 Sultan- Eylül - Ekim

Okul ve Eğitim

Amerika’da eğitim birçok yönüyle Türkiye’de alıştığımızdan çok farklı. Bununla birlikte belki de çoğumuz için Amerika’da kalma sebebimiz çocuklarımızın burada eğitim alması. Çocuklarımızın eğitimlerinde başarılı olmalarını istiyorsak, Amerikan eğitiminin özelliklerinin farkında olmamız gerekiyor. Mesela, burada birçok okul ailelerin okula katılımını bekler. Bu, çeşitli aktivitelerde gönüllü olarak faaliyet göstermek ya da zaman zaman gidip sınıfta kitap okumak bile olabilir. Başka bir konu ise, ailelerin ve öğrencilerin eğitimle ilgili hususi hakları vardır. Örneğin çocuğun notları ve olası diğer özel bilgilerini içeren dokümanlar, ailenin izni olmadan kimseyle paylaşılmaz. Yine bununla ilgili olarak, eğer çocuk okulun özel eğitim ve psikoloji departmanına yönlendirildiyse, ailenin izni alınmadan çocuğa herhangi bir test uygulanamaz. Bunları ebeveyn olarak bilmek, çocuğumuzun eğitim yaşamı için çok önemlidir. Bu noktada eğer İngilizce ile ilgili problemler varsa, bunlar daha belirgin olarak etkisini gösterebiliyor. Eğer anne-baba İngilizce bilmiyorsa, okulla iletişimlerinde problemler büyüyebiliyor. Ya da çocuğun haklarını korumaları gerektiğinde, zor durumda kalabiliyor ve ne yazık ki çocuk için olumsuz bir eğitim deneyimi yaşanabiliyor. Bu yüzden aslında ailelerin İngilizce öğrenmemek gibi bir lüksleri yok. Türklerin yoğun olduğu bölgelerde yaşayıp, günlük yaşamlarını sürdürecek kadar İngilizceleri yetiyor gibi görünse de, çocukları için İngilizceyi iyi bir şekilde konuşmayı öğrenmeleri onlar için kısmen bir anne baba görevidir.

Önce Anne Baba

Çocuklarımız için çok şeyin en iyisini isterken, tüm zaman ve enerjimizi onlara ayırırız zaman zaman. Oysaki aynen Amerika’ya gelirken uçakta seyrettiği-

kısa acil durum filmi gibi, oksijen maskesini önce kendimize, sonra çocuğumuza takmalıyız. Yani önce kendimize hem fiziksel olarak hem de ruhen iyi bakmalıyız. Yazının başında bahsettiğim gibi burada birçok problemle başa çıkmaya çalışıyoruz. Öncelikle, bu problemler ve amaçlarımız arasında önceliklerimizi belirlemeliyiz. Yani hem tüm dersleri 100 olan bir çocuk yetiştirip, hem de kariyer basamaklarını hızla tırmanan bir anne olamayabiliriz. Bunun üzerine Türkiye’deki durumla karşılaştırıldığında tüm bu koşuşturmanın arasında oldukça da yalnız olabiliyoruz. Amerika’da sosyalleşmek adına, sohbet edip vakit geçirebileceğiniz bir kaç arkadaş için gerekirse özel bir çaba sarf etmemiz gerekebilir. Bu size sıcak görünen komşunuzu bir çaya davet etmekle başlayabilir ya da yaşadığınız yerdeki “Community Center” denilen toplum merkezlerine katılım göstermekle olabilir. Fakat her hâlükârda sosyal yaşamımızı ihmal etmemeliyiz. Rüyalar ülkesi Amerika’ya hepimiz birçok farklı hayalle ve amaçla geldik. Bunları asla unutmayalım; vazgeçsek de yeni amaçlar ekleyelim yaşamımıza. Eğitimizi ilerletme, yeni bir iş açma, farklı insanlar tanıma gibi yaşamsal adımların çok da yaşı olmadığı bir fırsatlar ülkesindeyiz. Çocuklarımızı ruhen ve bedenen sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek istiyorsak, bu ülkede önce kendimizin belirli bir memnuniyet seviyesinde olduğumuza emin olmalıyız. Bu şekilde sağlıklı ve güçlü anne babalar olarak, çocuklarımıza Türk ve Amerikan yaşam tarzlarının avantajlarını bilinçli bir şekilde sunabiliriz. Böylece belki de onlar büyüdüklerinde biz de en büyük Amerikan rüyamızı gerçekleştirmiş olacağız.


bugün çocuğunuza faydalı bir sürpriziniz olsun... onu bonbon’a abone yapın!

abone olan herkese

bir yıl boyunca

2 CD bedava

dergi evinize posta ile gelsin ( 6 sayı )

sevilen okul şarkıları masallar SADECE

BONBON; Çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırır Kültürümüzü eğlendirerek öğretir Türkçemizi sevdirir, Türk dilini daha iyi öğrenmelerini sağlar Bulmaca sayfalarıyla beyin jimnastiği yapma fırsatını sunar

$25

hemen abone olun

MAILING INFO Your Name _____________________________________________________________ Child’s Name (please print) ________________________________________________________________________________ Address ________________________________________________________________ City ___________________________ State __________________ Zip _______________

İleride güçlü ve birbirine bağlı bir Türk-Amerikan toplumu oluşturmak için sadece küçük bir başlangıçtır. Bu küçük adıma sizin de katkınız olsun istiyorsanız çocuklarınızı Bonbon’la tanıştırın...

Child’s Birth Date (mo/yr)___________________________________

male

female

Your email address ________________________________________________________ Phone ________________________________________________________________

Check Please make all checks payable to: Creative Edge - Bonbon Magazine

Bonbon Kids Magazine 2123 Preston Square Court Suite 300 Falls Church, VA 22043 info@bonbonkids.com

www.bonbonkids.com ©Sultan- Eylül - Ekim 31


Hazırlayan: İclal Bakır halde neredeyse denizin yüzeyine inmişlermiş. Bizim yaramazlar bu manzarayı şaşkın şaşkın izlerlerken, tam o sırada tüm şiddetiyle esen rüzgar bunları bir anda sudan çıkarıp havalara kaldırmış ve koyu bulutların çok üzerine çıkarmış. Koyu bulutlar kendilerine konuk gelen minik balıklara öfkeyle bakmışlar ve kızgınlıkla gürlemişler. Yavrucuklar gök gürültüsünü ilk defa orada duyduklarından korkularından neredeyse yürecikleri duracak gibi olmuş. Öfkeli bulutlar silkinerek balıkları fırlatmışlar. Bu kez rüzgar kucaklamış onları ve savurup götürmüş. Şiddetli rüzgar tarlalardan kopardığı çiçekleri, saman parçacıklarını, dalları yapraklar ve elbette bizim balıkları havada savurup durmuş. Yavrular buradan kurtulamayacaklarını anlayıp hep bir ağızdan ağlamaya başlamışlar. İşte o anda bir mucize olmuş. Yavruların gözyaşlarına üzülen rüzgar birden hızını kesmiş ve yavruları denizden savurduğu noktaya geri indirivermiş. Yavrular kendileri için en uygun yer olan suya kavuşunca derin bir oh çekmişler ve çarçabuk annelerinin yanına koşmuşlar. O günden sonra da bir daha asla annelerinin sözünü dinlemezlik etmemişler. Bizim yaramaz mavi balıkçık ise daha önemli bir ders daha almış. Neymiş o ders haydi onu da siz bulun. Yazan Çiğdem Altınöz

©32 Sultan- Eylül - Ekim

kids cooking

Simit

Simit is a fast food bread sold in the streets of Turkey by vendors. It is often eaten as a breakfast food with jam or yogurt. Simit is also great by itself! golden brown color, and topped with sesame seeds. It is sometimes formed into rings, and are often braided.

INGREDIENTS 1/2 teaspoon salt 1 teaspoon olive oil 2 tablespoons butter 2 tablespoon water 1 tablespoons milk plus 1 teaspoon 1 egg, beaten sesame seeds milk for brushing

PREPARATION Preheat oven to 375 degrees. In a medium mixing bowl, sift together

Make a depression in the dry “hole” in the middle. Add olive oil, melted butter, water, milk, and egg. Fold dry ingredients into liquids to form a dough. This may take 10 minutes by hand. of dough, make long, cigar shapes. Bring ends of “cigars” together to make a circle. Place circle on greased cookie sheet. Brush with milk. Sprinkle sesame seeds on top. Repeat with remaining dough. Bake for 30 minutes, or until simit become a golden brown color and crispy on top.


ik n i m

masal .. UÇMAYI ISTEYEN BALIK

B

alıklar denizde yaşarlar. Onları denizde yüzerken pek göremeyiz, çünkü denizin derin yerlerine saklanırlar. Balıkçılar kocaman ağlarla onları avladıklarında balık tezgahlarında satılır, sofralarımıza yemek olurlar. Kimi zaman balıklardan korkarız, çünkü izlediğimiz filmlerde (Jaws gibi) onların insanları parçalamalarına şahit oluruz. Balinaları televizyon ekranlarında gördüğümüzde ne kadar kocaman olduklarını düşünürüz. Bazı süs balıkları da akvaryum denen cam kapların içinde yaşarlar.. Onların sessizce süzülüşlerini akvaryumda seyretmekten keyif alırız. Suyun içinde zarif kıvrılışları, ağızlarını açıp kapamaları, attığımız yemleri yaramazca kapmaları, muhteşem renkleri ile sundukları görsel şölen bizi mutlu eder. Çoğumuz balıkların dünyasını tam olarak bilemeyiz. İşte bu bilinmezlikler dolu balık dünyasında güzel mi güzel, sevimli mi sevimli bir mavi balık varmış. Annesinin izin verdiği emniyetli yerlerde kardeşleri ile birlikte yüzer, oyun oynarlarmış. Gelin görün ki bizim mavi balığın aklı denizin dışındaymış. Annesine, kendisine suyun dışını göstermesi için yalvarır, yaşadıkları derinlikten yukarılara doğru çıkmayı istermiş. Bıkmadan, usanmadan annesine yalvarırmış.

Annesi bu yalvarmalarından iyice bunalınca bir gün onu ve kardeşlerini yaşadıkları deniz dibinden alıp metrelerce yukarılara yani denizin bizim gördüğümüz yüzeyine çıkarmış. Yavrular kafalarını denizden dışarı çıkarınca ilk gördükleri masmavi gökyüzü olmuş. Bu kocaman maviliğin içine serpilmiş beyaz bulut parçacıklar ise bu maviliğe ayrı bir güzellik katıyormuş. Tabi bizim yaramazlar onların bulut olduğunu bile bilmiyorlarmış. Denizin içine girip girip çıkıyor suyun üzerinde neşeyle dans ediyor, annelerine teşekkür ediyorlarmış. Sonunda anne balık başlarına bir tehlike gelmesin diye yavrularını alıp yaşadıkları

derinliklere geri dönmüş ama yavruların aklı denizin üzerinde kalmış. Annelerinin anlattığı tehlikelerin neler olacağını anlamaları çok zormuş. Günler günleri kovalamış ama bizim mavi balığın aklı hep denizin dışındaymış. Gördüğü maviliklerde gezinmenin ve beyaz bulutların üzerinde olabilmenin ne kadar güzel olacağını hayal edip duruyormuş. Sonunda bir gün kardeşlerini de kandırıp oralara gitmeye karar vermişler. Annelerinin öğle uykusuna yattığı bir sırada hep beraber denizin üzerine doğru yüzmüşler. Kafalarını sudan çıkarıp etrafı seyretmişler. O gün gökyüzü mavi değilmiş. Bulutlar ise kopkoyu gri renkte, yağmur yüklenmiş bir

©Sultan- Eylül - Ekim 33


ÇİÇEKLERİNİZ BOZULUYORSA Evinizdeki çiçekleriniz bazen böcekler yüzünden kurur. Onların çiçek köklerini yemelerini önlemek için sigara külünden yararlanın. Çiçek köküne dökeceğiniz küller, böceklerden kurtulmanızı sağlar. İçinde yağ beklemiş şişeleri temizlemek o kadarda zor değil. Temizlemek için şişenin içerisine bir miktar sirke ile parça halinde kaya tuzu atmalı ve iyice sallamalı. Bol su ile çalkalayın. Sebze pişirirken yemeğinize ekleyeceğiniz sıcak su yemeğinizin daha lezzetli olmasını sağlayacaktır. PATATES KIZARTMASI Patatesleri kızarttığınızda çıtır çıtır olmasını istiyorsanız dilimlediğiniz patatesleri 1 saat süreyle soğuk su içerisinde ve buzdolabında bekletin. Daha sonra kurulayarak pişirin. YUMURTANIN SARISINI AKINDAN AYIRMAK İÇİN Yumurtanın sarısını beyazından ayırmak o kadar zor değildir. Yumurtayı orta boy bir huninin içine kırdığınızda yumurtanın beyazı huninin içinden akıp gidecektir. Sarısı ise, huninin geniş kısmında kalır. Yalnız yumurtanın bayat olmamasına dikkat edin. Eğer yumurtanız bayatsa bayat yumurtanın sarısı patlayabilir. KIZARTMA YAPARKEN Öncelikle kızartacağınız sebzeleri buzdolabından bir saat önceden çıkarıp oda sıcaklığında bekletin. Yağı iyice kızdırın. Kızartma yağına ilk seferde fazla malzeme atmayın. Fazla malzeme yağın ısısının düşmesine neden olur bu durumda istenilen sonuç alınamaz. ZEYTİNYAĞLI YEMEK YAPARKEN Zeytinyağlı yemeklerinizi biraz daha lezzetlendirmek için biraz şeker atabiliriz. Ayrıca piştikten sonra, soğuyuncaya kadar tencerenin kapağını açmamak gerekir. Unutulmaması gereken bir nokta da, zeytinyağlı yemeklerin yeneceği günden bir gün önce pişirilip, ertesi güne kadar dinlendirilmesidir. Karnıbaharın haşlama suyuna bir miktar süt katarsanız hem kötü kokuyu engellersiniz hemde beyaz kalmasını sağlamış olursunuz.

P R A T İ K

B İ L G İ L E R

Bayatlamayan Kurabiye M

utfak biz bayanlar için evin en önemli bölümüdür. Ev hanımları günün büyük bir çoğunluğunu değişik lezzetler çıkarabilmek için mutfakta geçirmektedirler. Bizde sizlere evde kolayca yapabileceğiniz pratik bir tarif paylaşmak istedik. Yemeklerinin lezzetiyle tanınan Nuran ablamızın bayatlamayan kurabiyesini beğeneceğinizden eminiz. Üstelik kavanozda bayatlamadan uzun bir süre saklayabilirsiniz. MALZEMELER: 3 yumurta, 1,5 su bardağı seker, 1 su bardağı sıvı yağ 2 tatlı kaşığı kabartma tozu, 1 su bardağı kuru üzüm, 1 su bardağı iri kıyılmış ceviz, 2 su bardağı un

©34 Sultan- Eylül - Ekim

YAPILIŞI: Oda sıcaklığındaki tereyağı ve şekeri çatalla iyice ezdikten sonra içine 3 yumurta kırın ve tekrar çatalla ezerek karıştırın. Daha sonra 1 su bardağı sıvıyağı ilave edip tekrar karıştırın. 2 su bardağı un ilave edin ve unun içine 1 su bardağı üzüm ve 1 su bardağı iri kıyılmış cevizide ekleyin. Bu arada kabartma tozunuda ilave edin ve unun içindeki bütün malzemeleri birlikte kurabiye hamuru haline getirin. Daha sonra rulo haline getirdiğiniz hamuru bıçakla kesin ve üzerine çatalla sekil verin. 350 derece fırında pişirin. Afiyet olsun.

Nuran Kuzu


Neighbor's Gyro Mediterranean Kitchen 631 772 631-772-5504 2 5504

336 Neighborhood Rd. Mastic Beach, NY 11951

1 Kuzu şiş alana 2. Kuzu şiş

%50 İndirim

1 Döner Alana 2. Döner%50

İndirim

Hamburgerle Beraber Soğuk Mezelerimizi $25.00 ve Tatmadan Geçmeyin Üzeri Alışverişe Bedava Baklava

1. Lahmacun Alana Bedava Soda 2. Lahmacun Bedava

©Sultan- Eylül - Ekim 35


©36 Sultan- Eylül - Ekim


Sultan Eylül Ekim Yıl 1 Sayı 2