Page 1

Ş E H İ R V E İ N S A N N İ S A N MA Y I S H A Z İ R A N2 0 1 4|Y ı l 1 0|S a y ı : 5 7

SUL T ANBEYL İBEL EDİ YESİ ’ Nİ N3AYL I KY AYI NI DI R

Ra ma z a nv e Ba y r a m T E K N O L O J İ D E N C A MAY A N S I Y A N L A R

B E Ş D U Y U Y AH İ T A P E D E NŞ E H İ R İ L A H İ A Ş K I NY O L U N D AB İ RN E F E R


ŞEHİR VE İNSAN BAŞLARKEN

Şehir ve İnsan Nisan-Mayıs-Haziran 2014 Yıl: 10 | Sayı: 57

ZULMÜN GÖLGESİNDE BİR RAMAZAN HÜSEYİN KESKİN

Sultanbeyli Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi Hüseyin Keskin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Ayhan Koç Danışma Kurulu Av. Görgün Özcan Reşat Atalar Sorumlu Yazı işleri Müdürü Birol Alpat Editör Hamdi Çakır Tasarım Giray Arslan Ömer Aydın Fotoğraf Editörleri Gökmen Kanberoğlu Türkay Polat Katkıda Bulunanlar Reşat Atalar Melih Uslu Hande Yüksel İsra Nalbant Kenan Aydın Hüseyin Okur

İletişim Abdurrahmangazi Mah. Belediye Cad. No:4 Sultanbeyli/İstanbul www.sultanbeyli.bel.tr belediye@sultanbeyli.bel.tr Baskı Pelikan Basım Maltepe Mah. Gümüşsuyu Cad. Odin İş Merkezi No: 28 Topkapı/İstanbul Tel: 212 613 79 55 Sultanbeyli Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır.

ŞEHİR VE İNSAN 57. sayı kapak konusu RAMAZAN VE BAYRAM

SULTANBEYLİ BELEDİYE BAŞKANI

Kıymetli Sultanbeylililer, Sizlere yine dop dolu bir dergi hazırladık. İlçemizden, dünyamızdan, ülkemizden haberlerin bulunduğu, farklı içeriklerle zenginleşen dergimizi umarım yine beğenirsiniz. Bu sayımızda ayın konusunu geride bıraktığımız Onbir Ayın Sultanı Ramazan’a ve Ramazan Bayramı’na ayırdık. Kıymetli hocamız Hüseyin Okur sizler için derinlemesine bir yazı kaleme aldı. Ramazan’da dikkat edilmesi gerekenler, oruç, Kadir Gecesi, ahlak eksenin de dönen yazı, sunduğu bilgilerle gönül dünyamıza seslenecek. Yine ilçemizde gerçekleşen Ramazan programlarının yer aldığı dergimiz Sultanbeyli’de Ramazan coşkusunu sizlerle paylaşacak. İstanbul’da gezilecek yerlerde ise bu sayıda tarihi yarımadanın kalbi Sultanahmet’i kaleme aldık. Geçmişin derin izlerini taşıyan Sultanahmet’e hiç bu açıdan bakmadınız. Gezi yazımızda da Güneydoğu

Anadolu’nun en güzel şehirlerinden, baklavası, kebabıyla ünlü Gaziantep’i bu sayımıza misafir ettik. Ve İnsan bölümümüzde ise ilahi aşkın yolunda bir nefer olan Hz. Mevlana’yı işledik. Değerli Okuyucular, Bu sayımızı hazırlarken, tüm Türkiye’de olduğu gibi bizde bu Ramazan’ı ve Bayramı buruk yaşadık. İsrail’in Gazze’ye yaptığı zulmün gölgesinde bir Ramazan geçirdik. Kurum olarak, ilçe olarak bu zulme, insanlık ayıbına sessiz kalmadık. STK’larımız önderliğinde birçok kez düzenlenen protestolara katıldık. Kurum olarak İsrail mallarını boykot etme kararı aldık ve bunu uyguluyoruz. Dünya İsrail’in katliamına her zamanki gibi sessiz ve seyirci kaldı. Biz güçlü Türkiye olarak kardeşlerimizin dün de yanlarında olduk, bugün de yanlarında olmaya devam edeceğiz. Hepinize saygılarımı sunuyorum.

»

ŞEHİR VE İNSAN • 1


BU SAYIDA NELER VAR?

DÜNYA TURU

6

SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

10

SULTANAHMET ROTASI

24

RAMAZAN VE BAYRAM

30

Ramazan; teravih namazlarıyla, sahurdaki güzellikleriyle, mukabelelerde okunan Kur’ân-ı Kerîm tilâvetleriyle, hatimleriyle, sahurdan evvel kalkıp kılınan teheccüd namazlarıyla, iftar anının heyecanıyla, Kadir gecesindeki mânevî coşkusuyla, hayır ve hasenatıyla, fitre ve zekâtıyla, bayram sabahı neşesiyle yaşadığımız bir ömrün hasat vaktidir.

4 • ŞEHİR VE İNSAN


BEŞ DUYUYA HİTAP EDEN ŞEHİR: GAZİANTEP

40

OSMANLI’DA ŞEHİR VE RAMAZAN 48 SULTANBEYLİ PROJELERLE BÜYÜYOR

52

İLKLERİN KÖPRÜSÜ

60

MAHVETTİN GÜNÜMÜ

64

»44

HZ. MEVLÂNA AYDOS KİTAP

68

RÖPORTAJ: UĞUR IŞILAK

70

SICAK HAVALARDA AMAN DİKKAT

74

TEKNOLOJİDEN CAMA YANSIYANLAR: GOOGLE GLASS

76

ŞEHİR VE İNSAN • 5


DÜNYA TURU

RUSYA’DAKI GIZEMLI ÇUKUR

R

usya’nın Sibirya bölgesinde aniden ortaya çıkan gizemli çukur herkesi şaşırtıyor. Bilim insanları, Sibirya’nın “Dünyanın Ucu” olarak adlandırılan bölgesindeki “devasa çukur”un, küresel ısınma sonucu oluştuğunu düşünüyor. İngiliz Daily Mail Gazetesi’nin, Rus Siberian Times Gazetesi’ne dayanark verdiği haberinde, bilim insanlarından oluşturulan ekip bu alışılmadık ve nadir görülen coğrafi şekli incelemek için bölgeye hareket ettikleri belirtildi. Habere göre, bilimsel araştırma ekibi gaz açısından zengin olan Sibirya’nın kuzeyindeki bölgeye devasa yarığı incelemek için hareket eden uzmanlar, bu gizemli çukur’ın genişliğinin yaklaşık 80 metre olduğu söylüyor.

RUS UZMANLAR: KÜRESEL ISINMANIN ETKİSİ Çeşitli teoriler olsa da “dünyanın ucu” olarak adlandırılan Yamal Yarımadası’nda ortaya çıkan bu yarığın birdenbire ortaya çıkmasına neyin sebep olduğu henüz bilinmiyor. Rus uzmanlara göre, küresel ısınma sonucu yer altındaki gazlar ısınarak, patlama yapmış olabilir.

6 • ŞEHİR VE İNSAN

Kuzey Rusya’da Yamal Yarımadası’ndaki kraterin çevresindeki koyu renkli dairenin yanma sonucu oluşmuş olabileceğini belirten uzmanlar, bölgeden toprak, su ve hava örnekleri alıp kesin sebebi belirlemeye çalışacak. Uzmanlara Rusya Afet Bakanlığı’ndan ekipler de eşlik ediyor.

BAKANLIK: KESİNLİKLE METEOR ÇARPMASI DEĞİL Afet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre bu oluşuma kesinlikle meteor çarpması sebep olmadı. Kuzey kutbu bilimsel araştırma merkezinden uzman Anna Kurchatova’ya göre ise devasa çukur küresel ısınmanın etkisiyle tuz ve gazların karışımı sonucu oluşan suyun patlaması ile meydana gelmiş olabilir. Bu bölgenin 10 bin yıl önce deniz olduğunu anımsatan bilim insanlarına göre, buzun içinde birikmiş olan gaz yerin altında kumla ve tuzla karışmış olabilir. Giderek etkisini hissetiren küresel ısınma buzu eritmiş olabilir ve açığa çıkan gaz, patlamaya neden olmuş olabilir.


TÜBİTAK’A 17 ‘AKILLI’ BAŞVURU

A

kıllı telefonların milli olarak geliştirmesi için TÜBİTAK’a 17 firma başvuruda bulundu. TÜBİTAK’tan yapılan açıklamaya göre, ithalatta önemli yer tutan akıllı telefonların, milli olarak geliştirmesi için TÜBİTAK 1511 Öncelikli Alanlar Araştırma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik Projeleri Destekleme Programı kapsamında şubat ayında “Akıllı Mobil Cihaz ve Bileşenlerinin Geliştirilmesi” başlıklı çağrı açıldı. Proje süresi üst sınırı 36 ay ve proje başına 5 milyon liraya kadar destek verilecek çağrı kapsamında 4 alanda başvuru alındı. “Engelliler için insan-makine etkileşimine dayalı çözümlerin geliştirilmesi”, “Mobil cihazlara yönelik donanım ve yazılım için güvenlik çözümleri geliştirilmesi”, “Özelleştirilmiş akıllı mobil cihaz geliştirilmesi” ve “Akıllı mobil cihaz kullanımını destekleyen bileşenlerin geliştirilmesi” konularında 17 firma, 15 proje ile başvuruda bulundu. Firmaların projelerinin toplam bütçesi ise 32 milyon 623 bin lira olarak gerçekleşti. Yapılacak değerlendirmenin ardından destek alacak projeler belirlenecek. TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) tarafından başlatılan çağrı ile uluslararası boyutta yenilikçi özellikler barındıran akıllı mobil cihazlar yerli olarak geliştirilecek. Böylece akıllı telefon alanında ulusal bilgi birikimine katkı sağlanacak ve yerli teknolojilerin oluşmasına imkan hazırlanacak. Akıllı telefonun yanı sıra katma değeri yüksek olan kamera, algılayıcı, dokunmatik ekran ve 3G/4G modem gibi akıllı mobil cihaz bileşenleri de geliştirilecek. Cihaz ve bileşenler, ulusal ve uluslararası standartlara uyumlu olacak.

APPLE PATENT DAVASINI KAYBETTI

A

pple, Çin’de bir hükümet kuruluşu ve teknoloji şirketine karşı açtığı patent ihlali davasını kaybetti. Apple, devlete bağlı Patent İzleme Komitesi ve Şanghay Cıcın Ağ Teknolojileri şirketini, ses tanıma yazılımı “Siri”yle ilgili telif haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle dava etmişti. Pekin Orta Halk Mahkemesi’nde görülen davada iddiası reddedilen Apple, temyize başvuracağını açıkladı. Şanghay Cıcın şirketi “Siri”nin kendi yazılımı olan anlık mesajlaşma robot sistemleri “Şiao i Robot” yazılımının bir türü olduğunu iddia etmişti. Şirket, 2004’te patent için başvurduğunu ve 2006’da patent aldığını açıklamıştı. Apple da “Siri” yazılımının 2011’de iPhone’un 4S modeliyle tanıtıldığını, Siri Inc. tarafından 2007’de geliştirildiğini ifade etmişti. İki şirketin kronikleşen davasının ardından Apple, Çin’deki Patent İzleme Komitesine başvurmuş

ancak komite “Şiao i Robot”u destekler yönde karar verince, komite ve Şanghay Cıcın şirketine karşı dava açmıştı. Cıcın şirketi, kendi geliştirdiği ürünün, yapay zeka ve sunuculara dayalı sistemiyle akıllı bir şekilde kullanıcının isteğine yanıt verebildiğini belirtiyor. Apple ise “akıllı kişisel asistanı” Siri’nin kullanıcının komutlarına yanıt veren ses tanıma yazılımı olduğunu ifade ediyor. Apple, Çin’de ilk kez fikri mülkiyet hakkı davası kaybetmiyor. Apple iki yıl önce Şıncın kentindeki “Proview Teknoloji” şirketiyle “iPad” markası nedeniyle süren uyuşmazlığı çözmek için Çinli şirkete 60 milyon ABD doları ödemişti. Çin’de geçen hafta da “Yishijia” adlı internet teknolojileri firması, Apple’a fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiği ve haksız rekabete yol açtığı gerekçesiyle 100 milyon yüen (yaklaşık 33 bin TL) tutarında tazminat davası açmıştı.

ŞEHİR VE İNSAN • 7


DÜNYA TURU

“KUŞ CENNETI” KURUYOR

T

ürkiye’nin önemli sulak alanlarından Kızılırmak Deltası’ndaki göllerde yağışların mevsim normallerinin altında kalması doğal yaşamı tehdit ediyor.

Bafra ile 19 Mayıs ilçeleri arasında kalan ve “kuş cenneti” olarak bilinen Kızılırmak Deltası’nda kuraklık nedeniyle sulak alanlarda önemli değişim gözlendiği belirtildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Ornitolog (Kuşbilimci) Dr. Arzu Gürsoy, yaptığı açıklamada, deltada bulunan irili ufaklı 30 göldeki su seviyesinde son dönemlerde önemli düşüşler yaşandığını söyledi. Kızılırmak Deltası’nın nadir kuş türlerini bünyesinde barındırdığını ve en önemli özelliğinin sulak alan yapısı olduğunu belirten Gürsoy, ‘’56 bin hektar genişliğindeki Kızılırmak Deltası’ndaki göllerde kuraklıktan dolayı su çekilmesi var. Büyük bir kuraklık yaşanıyor. Söz konusu su çekilmesi mevcut durum için çok önemli tehlike oluşturmuyor ancak yeterli yağış düşmemesi halinde doğal yaşam bundan büyük ölçüde etkilenecek” dedi. Deltanın sulak alan özelliğini koruyabilmesi için yeraltı sularıyla beslenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Gürsoy, şunları söyledi: “Avrupa kuş alanları envanterindeki en önemli 4 kriterden 3’üne sahip Kızılırmak Deltası, gölleri, sazlık alanları, ender subasar ormanları, mera alanları, 12 bin hektarı bulan sulak alanı ve barındırdığı canlı türleri ile Türkiye’nin önemli doğal sistemlerinden birini oluşturuyor. Bugüne kadar yaklaşık 140 kuş türünün ürediği, kış döneminde ise 100 binin üzerinde su kuşunun kışladığı delta, bu yönüyle de uluslararası ornitolojik öneme sahip bulunuyor ancak ülkemizde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Kuraklık, deltanın yeraltı sularının çekilmesine neden oluyor. Eğer kuraklık böyle devam ederse sulak alanda üreyen canlıların geleceği açısından da risk taşıyabilir. Bu da gelecekte doğal yaşam açısından ciddi problemler ortaya çıkarabilir.”

8 • ŞEHİR VE İNSAN


DÜNYA KUPASI ALMANYA’NIN

D 2

014 Dünya Kupası finalinde Arjantin’i uzatmada 1-0 mağlup eden Almanya, Güney Amerika’da kupayı kaldıran ilk Avrupa ülkesi olarak tarihe geçti.

Brezilya’nın ev sahipliğinde düzenlenen 2014 FIFA Dünya Kupası finali adeta nefesleri kesti. Lionel Messi’li Arjantin ile Güney Amerika’da düzenlenen bir Dünya Kupası’nı kazanan ilk Avrupa takımı olmak isteyen Almanya’nın mücadelesinde gülen taraf uzatmalarda Götze’nin gölüyle 1-0 kazanan Panzerler oldu. Bu galibiyetin ardından Almanya 1990 Dünya Kupası’nın tam 24 yıl sonrasında en büyük kupayı kazanmayı başardı. Bu sevinci 4. kez yaşayan Panzerler, İtalya’da düzenlenen 1990 Dünya Kupası’nda finalde yine Arjantin ile karşılaşmış ve maçı Brehme’nin penaltı golüyle kazanmıştı. Almanlar böylece 24 yıl sonra yine bir finalde karşı karşıya geldiği Arjantin’e rövanşı vermemiş oldu.

EN IYI DIYET ‘SU’DUR

ünyaca ünlü üniversiteden anne-babalara çağrı var. Beslenme uzmanları, ebeveynlere öğünlerde masaya şekerli ve gazlı içecek yerine su konulmasını önerdi. İngiltere’deki Oxford Üniversitesi beslenme uzmanları, ebeveynlere öğünlerde çocuklarına şekerli ve gazlı içecekler yerine su içirmelerini tavsiye etti. Beslenme uzmanlarına göre, çocukların şeker alım miktarını azaltmak, obezite, yüksek tansiyon, diyabet gibi hastalıkların oluşma riskini önlemek adına su en önemli içecek. Uzmanlar, şekerli içeceklerin her yaştan insan için şeker alımının en büyük kaynağı olduğunu belirtiyor. Bu kaynak özellikle çocuklar ve gençler için büyük problem oluşturmakta. Oxford Üniversitesi beslenme ve halk sağlığı profesörü Susan Jebb, ebeveynlere çocuklarının hayatlarında büyük rol oynamaları için ‘küçük’ bir öneride bulundu. Jebb ‘’Çocuğunuzu su içmesi konusunda bilinçlendirin.

Onlar sütten kesildikten itibaren su içmeye başlamalı. Dışarda tonlarca içecek mevcut fakat sıvı ihtiyaçlarını kesinlikle suyla sağlamalılar’’ diyerek su içmenin önemini vurguladı. Profesör Jebb, özellikle her 5 çocuktan birinde obezite hastalığının olduğu İngiltere’de, bu problemle savaşmak adına önlemler alınması gerektiğini savunuyor. Şekerli içecek, enerji içeceği gibi sağlıksız sıvıların tüketimini engellemek için vergilendirmenin uygulanabilir olduğunu fakat insanların yeme içme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerektiğini de ekliyor. Kings College London’da diyabet ve beslenme bilimleri başkanı olan Profesör Tom Sandler da, şekerli içecek pazarlamasının insanları yanlış yönlendirdiğini savunuyor. Brezilya Dünya Kupası sponsoru Coca Cola gibi spor aktivitelerine sponsor olan markalar, tüketiciler üzerinde bu içeceklerin sağlıklı ve sportif bir hayat sağladığı konusunda yanlış izlenimler yaratıyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 9


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Hoşgeldin Onbir Ayın Sultanı 10 • ŞEHİR VE İNSAN


Sultanbeyli Belediyesi Onbir Ayın Sultanı Ramazan’ın ilk etkinliğini binlerce kişinin katılımıyla Gölet Parkı’nda gerçekleştirdi. Ramazan Ayı’nın ilk konukları Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu ve Sedat Uçan oldu.

ŞEHİR VE İNSAN • 11


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

O

nbir Ayın Sultanı Ramazan tüm güzellikleriyle geldi. Sultanbeyli Belediyesi de ilk Ramazan etkinliğini Gölet Parkı’nda yaklaşık 10 bin kişinin katılımıyla Gölet Parkı’nda yaptı. Etkinliğin ilk konukları ise Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu ve Sedat Uçan oldu.

“HEPINIZIN MÜBAREK RAMAZAN’INI TEBRIK EDIYORUM” Ramazan Ayı’nın ilk etkinliğinde konuşan Belediye Başkanı Hüseyin

12 • ŞEHİR VE İNSAN

Keskin, “Mübarek Ramazan Ayı’nın ilk etkinliğine hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Rabbime şükürler olsun ki bir Ramazan Ayı’nı, bir huzur iklimini daha sizlerle birlikte yaşamayı bizlere nasip etti. Bu vesileyle ben hepinizin mübarek ramazanını tebrik ediyorum” dedi. Bu sene de diğer Ramazan aylarında olduğu gibi yine ruhuna uygun etkinlikler gerçekleştireceklerini kaydeden Başkan Keskin, “Kültürümüzü, özümüzü yansıtan etkinlikler düzenleyeceğiz. Bu senede bu gelene-

ğimizi bozmadık. Kısmet olursa sizlerle farklı içerikli programlarla, bu güzel ortamda, Gölet Parkımızda biraraya geleceğiz. Bu akşam ramazan etkinliklerimizin ilk programı olması ve Gölet Parkımızda ilk Ramazan etkinliğimiz olması dolayısıyla bizler için ayrı bir önem taşıyor” şeklinde konuştu.

“GÖLET PARKI’NIN ESKI HALINDEN ESER KALMADI” Gölet Parkı’nın geçtiğimiz Mart ayında açıldı-

ğını hatırlatan Başkan Keskin, “Bu devasa sosyal tesisi geçtiğimiz mart ayında hizmete soktuk. O tarihin ardından hemen hemen her gün çoğu ilçe sakini buraya geliyor, bu güzel tesiste günün yorgunluğunu atıyor. Sizlerin de şahit olduğu gibi Gölet Parkı’nın eski halinden eser kalmadı. Rabbime, bu güzel nimetlerden bizleri faydalandırdığı için binlerce kez şükürler olsun. Bu akşam Gölet Parkımızda hocamız Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu sohbetiyle gönül dünyamıza


seslenecek. Daha öncede birçok kez ilçemizde programlara konuk oldu ve gönül dünyamızda yeni ufukların açılmasına vesile oldu. Eminim ki bu akşamda hocamız bu kutlu ayın ilk gecesinde çok değerli bilgiler verecek ve gönül dünyamızı aydınlatacak. Hocamıza Sedat Uçan kardeşimiz ilahileriyle eşlik edecek ve oda güzel yorumuyla ruhumuzu dinlendirecek” ifadelerini kullandı. Bu yılda diğer Ramazan aylarında olduğu gibi 15 mahallede iftar programının düzenleneceğini ifade eden Başkan Keskin, “Bu sene yine sizlerle hem ramazan etkinlerimizde hem de iftar sofralarımızda buluşacağız. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine 15 mahallemizde binlerce kardeşimizin katılımıyla iftarlar yapacağız, birlikte akşam ezanını bekleyip, birlikte ellerimizi semaya açacağız. Yine geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu senede çocuklarımızı unutmadık. İftar öncesinde çocuk şenliklerimizle sokakla-

rımız şenlenecek ve iftar sofralarımız neşelenecek” dedi. Ramazan etkinliklerinin ruhuna uygun olarak yapılmasının kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Başkan Keskin, “Biz Sultanbeyli Belediyesi olarak Ramazan etkinliklerini ruhuna uygun, eski Ramazanlardaki gibi yaşamayı kendimize ilke edindik” dedi. Başkan Keskin’in konuşmasının ardından Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun sohbeti başladı. Eşsiz sohbetiyle binlerce kişinin gönlüne dokunan Hatipoğlu, “İlk geceyi sizlere ayırdık. Ramazan ayının ilk gecesi bu gece, bu gece yüce Allah’a yalvaracağız. Oruç sadece yemek yememekle, su içmemekle olmaz. Kalbimizde hiç bir mümine kötülük beslememeliyiz” dedi. Hatipoğlu’nun sohbeti esnasında amfi tiyatroda bulunanlar duygu dolu anlar yaşadı. Sedat Uçan da Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’na gönüllere dokunan ezgileriyle eşlik etti.

ŞEHİR VE İNSAN • 13


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Gençler Karne Şenliğinde Buluştu Sultanbeyli Belediyesinin geleneksel hale getirdiği karne şenliği yine renkli görüntülere sahne oldu. Yıl boyunca yorulan gençler karne şenliğinde doyasıya eğlendi. Şenliğin sürpriz sanatçısı bu sene Uğur Işılak oldu.

14 • ŞEHİR VE İNSAN


Y

aptığı yatırımlarla ilçenin eğitim çıtasını yükselten Sultanbeyli Belediyesi, başarılı öğrencileri unutmadı. 2010 yılından bu yana her yıl başarılı öğrencileri ödüllendiren belediye, düzenlediği karne şenliğiyle de öğrencilerin sınav öncesi stres atmalarına katkı sundu. Karne şenliklerinde keyifli vakit geçiren gençler, bir yılın yorgunluğunu bu etkinlikle attı. Karne şenliğinin sürpriz ismi sanatçı Uğur Işılak oldu.

KESKIN: İYI YETIŞMIŞ BIREYLERE İHTIYACIMIZ VAR Karne şenliğinde gençlere seslenen Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, “20132014 eğitim ve öğretim yılını geride bırakıyoruz. Bazı arkadaşlarınız önümüzdeki günlerde lisans yerleştirme sınavına (LYS) girecekler. Tüm öğrencilerimizin sınavlardan hayırlı sonuçlarla çıkmasını diliyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum” dedi. Konuşmasında bir ilçenin, bir ülkenin gelişebilmesi için iyi yetişmiş bireylere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Başkan Keskin, “Hem ilçemizin hem de ülkemizin gelişiminin siz gençlere bağlı olduğunu biliyoruz. Sultanbeyli Belediyesi olarak, genç dinamik bir kadroyla, tüm çalışmalarımızın odağına gençlerimizi oturttuk. Yaptığımız okullarla, gençlik merkezlerimizle, spor alanlarımızla gençlere daha kaliteli bir eğitim ve yaşam sunmayı hedefle-

dik. Biz geleceğe umutla bakan bir Sultanbeyli’nin hayalini kuruyoruz” şeklinde konuştu.

“ELINIZDE KITAP, YÜREĞINIZDE MEMLEKET SEVDASI” Sultanbeyli Belediyesinin gençlere ve ilçe halkına hizmet etmek için var olduğunu kaydeden Başkan Keskin, “Her biriniz birer potansiyelsiniz. Buradan size doğru bakarken aranızda mühendisleri, öğretmenleri, ekonomistleri, doktorları, hukukçuları görüyorum. Elbette siz gençlere hizmet için biz varız. Üstümüze düşenin en iyisini yapmaya devam edeceğiz. Bizler bunları yaparken hiç kuşkusuz sizlerde üstünüze düşenin en iyisini yapmaya gayret edeceksiniz. Sizlere oturun derslerinize çok çalışın demeyeceğim, zaten sizin asıl işiniz

bu. Ben sizlerin temel değerlere sahip, ülkesini seven, iyi insan olmayı hedefleyen, bir hedefi, bir gayesi olan genç olmanızı isterim. Elinde kitap, yüreğinde beyninde memleket sevdası olan gençleri görmek isterim” ifadelerini kullandı.

“SULTANBEYLI ARTIK ESKI SULTANBEYLI DEĞIL” Sultanbeyli’nin ihtiyaçlarını geride bıraktığını kaydeden Başkan Keskin, ilçenin eğitimde, kültürde, sporda çok iyi nok-

talara geldiğini kaydetti. Sultanbeyli’nin gelişmesinde herkesin payının olduğunun altını çizen Keskin, “Okullarımız, kurumlarımız artık proje üretiyor. Sporcularımız dünya çapında düzenlenen turnuvalarda ülkemizi temsil ediyor. Kültürel anlamda dünya çapında programlar düzenliyoruz. Tüm bunlara baktığımızda Sultanbeyli için artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığını söyleyebiliyoruz. Artık İstanbul’un bir parçası olmuş ve Türkiye’ye, İstanbul’a her

Başkan Keskin: “Elinde kitap, yüreğinde, beyninde memleket sevdası olan gençleri görmek isterim.” ŞEHİR VE İNSAN • 15


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

alanda katkı sunan bir Sultanbeyli var” dedi. Karne şenliğinde konuşan İlçe Milli Eğitim Müdürü Yaşar Çağlar, “Bu akşam burada olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bir yıl boyunca yapılan çalışmaların ardından emeğin ödüllendirildiği gündeyiz. Bizlere destek veren kaymakamımıza, bu organizasyonu düzenleyen belediye başkanımıza ve öğrencilerimi-

16 • ŞEHİR VE İNSAN

zin ailelerine teşekkür ediyorum. Sultanbeyli’yi eğitim de güzel noktalara getireceğiz” ifadelerini kullandı. İlçe Kaymakamı İbrahim Özefe’de Sultanbeyli’nin günden güne geliştiğini kaydettiği konuşmasında “Eğitim alanında ilçemizde çok güzel şeyler oluyor. Başkanımız birçok çalışmadan bahsetti. Belediye Başkanımız bugüne kadar eğitim

alanında hem milli eğitim müdürlüğümüze hem de velilerimize büyük destekler verdi” dedi. Konuşmaların ardından okul birincilerine ödülleri verildi.

KARNE ŞENLIĞI’NDE MUHTEŞEM KONSER Karne Şenliği’nde önce sahneye Türk Halk Müziği sanatçısı Şentürk Dündar çıktı. Dinleyenle-

re eğlenceli anlar yaşatan Dündar, en sevilen eserlerini Sultanbeylili gençler için seslendirdi. Dündar’ın ardından Rock Müzik grubu Kolpa sahneye çıktı ve gençler Kolpa grubunun eserleriyle coştu. 2014 Karne Şenliği’nin sürpriz sanatçısı ise Uğur Işılak oldu. Işılak, sevenlerine söylediği parçalarla eşsiz dakikalar yaşattı.


Minikler Uçurtma Şenliği İle Eğlenceli Zaman Geçirdi Sultanbeyli Belediyesi bünyesinde bulunan gençlik merkezi yaz okulu öğrencileri uçurtma şenliğinde buluştu.

G

ençlik merkezlerinde yaz okuluna giden öğrencilere yönelik olarak uçurtma şenliği düzenlendi. Öğrencilerin şenlik anındaki mutlulukları görmeye değerdi. Şenlikte konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, gençlik merkezlerinin hem eğitim öğretim döneminde hem de yaz tatilinde hizmet verdiğini ve gençlerin buralardan yararlandığın ifade etti. Gençlik merkezlerinde yeni nesillerin en iyi şekilde yetişmesini arzu ettiklerini kaydeden Başkan Keskin, “Gençlik merkezlerimizde sizlerin gelişimine yönelik faaliyetler yürütüyoruz. İstiyoruz ki siz her alanda donanımlı bireyler olun. Sizlerin eğitiminde emeği geçen öğretmenlerimize teşekkür ediyorum” dedi. Başkan Keskin daha sonra şenliğe katılan miniklere tek tek uçurtmalarını verdi ve şenlik başladı.

ŞEHİR VE İNSAN • 17


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Çanakkale’nin Ruhunu Yaşıyoruz Sultanbeyli Belediyesi tarafından kültür gezileri kapsamında Çanakkale Şehitliği’ne gezi düzenlendi. Geziye katılan vatandaşları Belediye Başkanı Hüseyin Keskin yolcu etti.

S

ultanbeyli Belediyesi, kültür gezileri kapsamında vatandaşları Çanakkale Şehitliği’ne götürdü. Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, Çanakkale’ye giden ilçe sakinlerini belediye önünden uğurladı. Geziye katılanlar Mecidiye Tabyalarını, Şehitler Abidesi’ni, Conk Bayırı’nı ve daha birçok yeri gezme imkanı buldu. Gezi boyunca tur rehberleri katılımcılara eşlik etti

ve Çanakkale’nin tarihi kimliğini misafirlere aktardı. Çanakkale gezisine çocukları ve akrabalarıyla katılan Rahime Coşkun, “Çanakkale’yi gezme imkanını bize verdiği için Sayın Belediye Başkanımız Hüseyin Keskin’e çok teşekkür ederim. Her şey mükemmel olarak düzenlenmişti. Oranın hem tarihi hem de manevi iklimini yaşadık. Ecdadımıza dua etme imkanı bulduk” şeklinde konuştu.

Minderde Yüzümüz Güldü Sultanbeyli Belediyespor güreş takımı, 28-31 Mayıs tarihleri arasında Yozgat’ta düzenlenen Minikler Türkiye Güreş Şampiyonası’nda 38 kiloda birincilik, 66 kiloda üçüncülük elde etti.

S

ultanbeyli Belediyespor her alanda yetiştirdiği başarılı sporcularla adından sıkça söz ettiriyor. 28-31 Mayıs tarihleri arasında Yozgat’ta düzenlenen Minikler Türkiye Şampiyonası’ndan belediyesporun güreş takımı madalyayla döndü. 33 ilden sporcuların katıldığı şampiyonada 38 kiloda Ensar Çelik rakiplerine puan vermeden birincilik ipini göğüslerken, 66 kiloda da başarılı sporcu Yusuf Doğanay, üçüncü oldu.

18 • ŞEHİR VE İNSAN

BAŞKAN KESKIN: SPORCULARIMIZI KUTLUYORUM Belediye Başkanı Hüseyin Keskin sporcuları başarılarından dolayı tebrik ederek, “İlçemizde her alanda büyük gelişmeler yaşanıyor. Eğitimden kültüre, spordan sağlığa varana kadar Sultanbeyli her alanda kalkınıyor. Ben sporcularımızı kutluyor, daha büyük başarılara imza atmalarını temenni ediyorum” dedi.


Başkan Keskin Çözüm Masası’nda Çağrıları Cevapladı Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, kent meydanında bulunan Çözüm Masası’nda vatandaşları dinledi ve gelen çağrıları kabul etti.

B

elediye Başkanı Hüseyin Keskin Kent Meydanı’nda ve çevre sokaklarda geçtiğimiz günlerde esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Esnaf ziyaretinin ardından meydanda bulunan Çözüm Masası’nda vatandaşları dinleyen Başkan Keskin, çağrı merkezine düşen çağrılara cevap verdi. Çağrı merkezinde ilçe sakinlerinden gelen talepleri ilgili birimlere yönlendiren Başkan Keskin’in bu davranışı vatandaşların ilgisini çekti.

TALEPLER ANINDA İLGILI BIRIMDE Çağrı merkezini arayanlar telefonun ucunda Başkan Keskin’i sesini duyunca şaşırdı. İlçe sakinlerinden gelen istekleri içtenlikle dinleyen Başkan Keskin, kaldırım düzeniyle ilgili bir talebini aktaran vatandaşa, “Ben Belediye

Başkanı Hüseyin Keskin. İsteğinizi ilgili mühendis arkadaşıma aktarıyorum. Bölge mühendisi arkadaşım gerekeni yapacaktır” dedi ve bölge sorumlusu mühendise şikayeti aktardı. Ardından gelen talepleri sisteme de giren Başkan Keskin, daha sonra çalışanlara kolaylıklar dileyerek Çözüm Masası’ndan ayrıldı.

ÇÖZÜM MASASI ÇÖZÜM ORTAĞINIZ Sultanbeyli Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Çözüm Masası Belediye Hizmet Binası ve Kent Meydanı’nda bulunan noktalarıyla vatandaşlardan gelen istek, talep ve şikayetleri ilgili birimlere aktarıyor. Vatandaşlardan gelen taleplerin takibini de yapan Çözüm Masası haftanın her günü hizmet veriyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 19


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Özgürlük Parkı Hizmete Açıldı Mimar Sinan Mahallesi Özgürlük Parkı yapılan törenle vatandaşların hizmetine sunuldu. Yeni parklarına kavuşan minikler açılışta doyasıya eğlendi.

20 • ŞEHİR VE İNSAN


S

ultanbeyli’nin çehresi yapılan yatırımlarla güzelleşiyor. Geçtiğimiz günlerde Orhangazi Parkı’nı mahalle sakinlerinin hizmetine sunan Sultanbeyli Belediyesi aradan çok geçmeden Mimar Sinan Mahallesi Özgürlük Parkı’nı da vatandaşların kullanımına açtı. Açılış programında konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, “Bugün mahallemize yaptığımız yatırımlara bir yenisini daha ekliyoruz. Mahalle sakinlerimize yeni bir yaşam alanı, çocuklarımıza yeni bir oyun alanı kazandırıyoruz. İlçemize yaptığımız yatırımlarla Sultanbeylimizin nefes alacağı alanları arttırıyoruz.” dedi. Açılış törenin de parkla ilgili bilgilerde veren Başkan Keskin, “Bugün

açılışını yaptığımız parkımızın toplam alanı 1520 metrekare. Bunun 110 metrekaresi çocuk oyun alanlarından oluşuyor. Gördüğünüz gibi gençlerimiz içinde mini futbol sahası ve basketbol sahası yaptık. Burada da yine mahallemizin gençleri spor yapma imkanı bulacak. Parkımızın toplam yeşil alanı 650 metrekare. Bunların yanı sıra fitness aletlerimizde de mahallemizin sakinleri spor yapma imkanı bulacak.” şeklinde konuştu. Sultanbeyli Belediyesi olarak ilçenin güzelleşmesi için çaba harcadıklarını sözlerine ekleyen Başkan Keskin, “Sultanbeyli Belediyesi olarak ilçemizi güzelleştirmek, çehresini yenilemek ve vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları sunmak için yaptığımız çevre

düzenlemeleri her gün artıyor. Bu dönem üzerimizdeki yük bir kat daha arttı. Bu dönem daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor, ilçemizin diğer eksiklerini de çözüme kavuşturmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

SULTANBEYLI’NIN %100’Ü PLANLI Sultanbeyli’nin yüzde 70’inin imara açık olduğunu, yüzde 30’luk kısmında bulunan sorunu da çözmek üzere olduklarını ifade eden Başkan Keskin, “İlçemizin artık yüzde yüzü planlı duruma geldi. Bu Sultanbeyli için artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının en büyük göstergesi. İlçemizin planlı olması istihdama, gelişime, yatırıma açık olduğunun ispatıdır. Sultanbeyli’nin planlı hale

gelmesi demek sosyal donatı alanlarının artması anlamına geliyor. Değerli Sultanbeylililerin daha yaşanabilir bir ilçede hayatlarını devam ettirmeleri anlamına geliyor. İnşallah hep birlikte daha yaşanabilir bir Sultanbeyli inşa edeceğiz.” dedi. Açılış programına katılan AK Parti Sultanbeyli İlçe Başkanı Ali Sevinç’te, “Belediye Başkanımız geçtiğimiz dönem olduğu gibi bu dönemde ilçemize birçok yatırım yapacak. Bizde ona gerekli tüm desteği vereceğiz. İnşallah ilçemizi her alandan el birliğiyle daha da kalkındıracağız.”dedi. Konuşmaların ardından Başkan Keskin Özgürlük Parkı’nın açılışını alanda bulunan miniklerle yaptı. Daha sonra Başkan Keskin çocuklara parkta eşlik etti.

ŞEHİR VE İNSAN • 21


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

SAKUT (Sultanbeyli Arama Kurtarma Timi) Geliyor Sultanbeyli Belediyesi’nin İstanbul Kalkınma Ajansı’na (İSTKA) sunduğu Sultanbeyli’de “Afetlere Hazırlık ve Farkındalık” projesi ile “Hayatı Seviyorum” projesi hibe almaya hak kazandı. Afetlere hazırlık projesi kapsamında ilçede arama kurtarma timi (SAKUT) kurulacak.

S

ultanbeyli Belediyesi gerçekleştirdiği projelerle adından söz ettirmeye devam ediyor. Her alanda vatandaşın huzur ve mutluluk içerisinde yaşayabileceği bir ilçe oluşturmak için çalışmalarını sürdüren Sultanbeyli Belediyesi, titizlikle yürüttüğü başarılı projelerle de her kesimin takdirini kazanıyor. Belediyenin hazırladığı Sultanbeyli’de Afetlere Hazırlık ve Farkındalık

22 • ŞEHİR VE İNSAN

projesi İstanbul Kalkınma Ajansı’ndan (İSTKA) 1 milyon değerinde hibe almaya hak kazandı.

SULTANBEYLI’DE AFETLERE HAZIRLIK VE FARKINDALIK PROJESI Proje kapsamında Sultanbeyli Belediyesi’nin afetlere yönelik kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi ve toplumun afetlere hazır hale gelmesi için çalışmalar yapılacak.

Bunun yanı sıra proje ile vatandaşlar afetlere karşı bilinçlendirilecek. Afetlere hazırlık projesi, 591 proje arasından 1 milyon TL hibe almaya hak kazandı.

PROJE NELER GETIRECEK? Proje Sultanbeyli Belediyesi’nin afetlere yönelik kurumsal kapasitesinin gelişmesine, ilçe halkının afetlere yönelik bilinçlenmesine katkı sunacak.

Bunun yanında belediye arama kurtarma konusunda faaliyet gösterecek, 20 kişilik Sultanbeyli Arama Kurtarma Timi’ni (SAKUT) kuracak. Proje ile vatandaşlara yönelik olarak bilgilendirme seminerleri düzenlenecek ve afet yönetimi ve kentsel risk yönetimleri gibi konularda belediyenin teknik personeline eğitimler verilecek. İlçe genelinde tatbikatlar düzenlenecek.


ŞEHİR VE İNSAN • 23


GEZİ İSTANBUL

MELİH USLU

usmelih@gmail.com

Sultanahmet sahilleri hareketleniyor. Atayadigârı birçok eser yenilendi. Kültür merkezine dönüştürülen eski yapılardan ney sesleri yükseliyor. Restoranlarda Osmanlı lezzetleri sunuluyor. Sultanahmet’e gitmenin şimdi tam zamanı.

24 • ŞEHİR VE İNSAN


ADIM ADIM İSTANBUL

SULTANAHMET ROTASI

ŞEHİR VE İNSAN • 25


GEZİ İSTANBUL

İslam Eserleri Müzesi

1

İslam Eserleri Müzesi

Bizans döneminde gladyatör gösterileri ve at arabası yarışlarının düzenlendiği bir Hipodrom olarak kullanılan Sultanahmet Meydanı ya da eski adıyla Atmeydanı’nı süsleyen üç dikilitaşın önüne geldiğinizde, bir yanınızda altı minareli Sultanahmet Camii’ni, diğer yanınızda İbrahim Paşa Sarayı’nı göreceksiniz. 16. yüzyıl sivil Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birini temsil eden sarayın iç avlusunu çevreleyen taş salonlarda, İslam sanatının dünyadaki en zengin koleksiyonlarından biri sizi bekliyor. 1914 yılında Evkaf-ı İslamiye adıyla açılan müzede, Hz. Ömer Devri’nden başlayarak Memlük, Timur, İran, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait 40 binden fazla eser sergileniyor. Görebilecekleriniz arasında el yazmaları, minyatürler, halılar, ahşap, seramik, cam, maden ve taş eserler var. 1155 tarihli Cizre Ulu Camii’nin ahşap oymalı kapısı, 13. yüzyıl Selçuklu çinileri, 15. yüzyıldan kalma Kur’an örnekleri ve merasim salonunu boydan boya kaplayan 16. yüzyıl ipek İran halıları görülmeye değer.

Arasta Çarşısı

2

Sultanahmet Camii’nin sağ cephesine bakan Arasta Çarşısı, semtin en önemli turistik mekanlarından biri. Bir zamanlar Atmeydanı’nda talim yapan Osmanlı süvarilerinin ahırı olarak kullanılan çarşı, alışveriş ve eğlence olanağını birleştiriyor. Karşılıklı dükkânların sıralandığı uzun bir koridoru andıran otantik çarşıda, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirilen el halıları, kilimler, rengârenk dokumalar, geleneksel giyim eşyaları, Osmanlı motifleri taşıyan çini ve seramikler, antikalar, bakır işleri, sedef kakmalı ahşap eşyalar, Beykoz camları, gümüş takılar, tablo ve minyatürler ile çeşitli hediyelikler bulabilirsiniz. Çarşı girişindeki çay bahçelerinde hafta sonu akşamları yapılan canlı Türk Sanat Müziği dinletileri size keyifli saatler yaşatmaya aday.

26 • ŞEHİR VE İNSAN

Arasta Çarşısı


Küçük Ayasofya

3

Arasta Çarşısı’nın içinden geçerek çıkacağınız caddeyi takip ettiğinizde, kentin en eski Bizans kiliselerinden birine ulaşacaksınız. I. İustinianos’un tahta çıkışının anısına İS 527 yılında yaptırılan Aziz Sergius - Baküs Kilisesi, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülerek, Küçük Ayasofya adını almış. Bir zamanlar dervişlerin çile çektiği avlu içindeki 24 hücreli zaviye; günümüzde hat, ebru, gravür ve minyatür gibi el sanatlarının icra edildiği; neyzen ve edebiyatçıların buluştuğu bir kültür merkezi görünümüne sahip. Yüksek duvarlar ve servi ağaçlarının gizlediği cami avlusunun havuzlu bahçesi, akşamları tasavvuf müziği ve ney tınılarıyla mistik bir atmosfere bürünüyor. Rahatsız edilmeden kitabınızın satırlarına dalabileceğiniz, kuş sesleri eşliğinde Türk kahvesi içebileceğiniz; en önemlisi de uzun soluklu bir molanın tadını çıkarabileceğiniz gözlerden uzak keyif yüklü bir mekân arayanlar için ideal adres.

Küçük Ayasofya

Sokullu Mehmed Paşa Camii

4

Sokullu Mehmed Paşa Camii

Kadırga’da Şehit Çeşmesi Yokuşu üzerinde bulunan 1571 tarihli cami, Mimar Sinan’ın eğimli zemine getirdiği dahice çözüm ile nam salmış. Altı farklı zemin üzerinde, özel taşıyıcı unsurlar ile inşa edilen caminin avlusuna, derin bir merdivenden tırmanılarak ulaşılıyor. Girişteki sütunların üzerinde bulunan ay motifli çini panolar, görkemli bir süsleme sanatıyla karşılaşacağınızın ilk ipuçlarını taşıyor. Altıgen kubbeli ve orta büyüklükteki caminin iç yüzeyi, boydan boya mavi - yeşil İznik çinileriyle döşenmiş. İç dekorasyonda kullanılan yeşil taşların Kabe’den getirildiği rivayetler arasında. Camideki yüksek aydınlık, 90’dan fazla pencere ile sağlanmış. 16. yüzyıl Osmanlı camilerinin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen cami, yazın en sıcak günlerinde bile serin ve huzurlu.

ŞEHİR VE İNSAN • 27


GEZİ İSTANBUL

Kadırga Hamamı

5

Kadırga Hamamı

Kadırga Parkı’nın karşısında bulunan tarihi hamam, 1734 yılında İkinci Bayezid’in vezirlerinden Yahya Paşa tarafından yaptırılmış. Binaların arasına sıkışmış gibi görünen hamamın dar kapıları, şaşırtıcı biçimde geniş birer salona açılıyor. Kadınlar ve erkeklere ait iki ayrı bölümü bulunan hamamın taştan inşa edilmiş dış cephesi, iç kısımda ahşaba dönüşüyor. Kare planlı tek kubbeli erkekler bölümü girişinin bitişiğinde, üç kubbeli ılıklık ve sıcaklık kısımları yer alıyor. Kadınlar bölümü ise, tek kubbeli ve üç kabinli. Son derece temiz ve özenli olduğu bilinen mekân, Sultanahmet çevresine dağılmış pek çok turistik alternatife rağmen, hamam kültürüne meraklı gezginlerin dikkatinden kaçmıyor. Adres: Liman Cad, No: 69, Kadırga. Bilgi için: www.kadirgahamami.com

Bukoleon Sarayı

6

Sahile inip Marmara Denizi kıyısına paralel uzanan Kennedy Caddesi’nden Cankurtaran yönüne doğru 500 metre kadar yürüdüğünüzde, Tarihi Bizans Sarayı’nın deniz köşkü çıkacak karşınıza. M.S. 5. yüzyıl tarihinde inşa edilen Bizans Sarayı’ndan bugüne kalan tek parça, mermer çerçeveli üç büyük penceresi olan kemerli taş bir duvardan ibaret. Bizans tarihçilerinin büyük bir hayranlıkla anlattığı Bukoleon (İmparatorluk) Sarayı’nın deniz kıyısındaki en görkemli cephesini oluşturan köşkte, bir zamanlar Bizans imparatorları gemilerini izler ve özel merdiveninden inerek buradan kayığına binermiş. Sarayın süslü pencerelerine bakarak, o günleri gözünüzde canlandırmak ise size kalmış.

28 • ŞEHİR VE İNSAN

Bukoleon Sarayı


Ahırkapı Deniz Feneri

7

Ağaçların arasında ara ara yüzünü gösteren İstanbul Surları, denizin üzerinde tüm güzelliği ile uyuyan Prens Adaları ve karşıda Kadıköy kıyıları içine alan geniş panoramayı izleyerek sahil yürüyüşümüze devam ediyoruz. Az ilerde, küçük bir parkında ortasında beyaz gövdesiyle yükselen Ahırkapı Deniz Feneri gözümüze çarpıyor. İstanbul’un en eski fenerlerinden biri olan Ahırkapı Deniz Feneri, ilk kez 1755 tarihinde Sultan Üçüncü Osman tarafından ahşap bir kule olarak yaptırılmış. Boğaz’a giriş çıkış yapan gemiler için önemli bir konuma sahip olan bugünkü fener ise 1857 yılında Sultan Abdülmecit tarafından inşa ettirilmiş.

Ahırkapı Deniz Feneri

Erol Taş Kahvesi

8

Erol Taş Kahvesi

Türk sinemasında “kötü adam” tiplemesinin unutulmaz aktörü Erol Taş’ın uzun yıllar işlettiği kahvehane gezimizin son durağı. Cankurtaran Meydanı’nın ortasına konumlanan mekâna adım atar atmaz, dev bir Erol Taş posteri göreceksiniz. 400’den fazla filmde rol alan ünlü oyuncu, 1998’deki ölümüne kadar bu kahvehaneyi işletmiş. Bir süre önce, Türk sinemasının önemli oyuncularının da katılımıyla bir kültür merkezine dönüştürülen kahvehanede, çay ve kahve içip günün tadını çıkarabilirsiniz. Üstelik, Erol Taş ile ilgili poster ve gazete kupürlerine göz atıp nostaljik dakikalar yaşamak da cabası. Adres: Cankurtaran Meydanı No: 18, Ahırkapı.

ŞEHİR VE İNSAN • 29


AYIN KONUSU

Ramazan ve Bayram HÜSEYİN OKUR

mirhuseyinokur@gmail.com

30 • ŞEHİR VE İNSAN


Ramazan; teravih namazlarıyla, sahurdaki güzellikleriyle, mukabelelerde okunan Kur’ân-ı Kerîm tilâvetleriyle, hatimleriyle, sahurdan evvel kalkıp kılınan teheccüd namazlarıyla, iftar anının heyecanıyla, Kadir gecesindeki mânevî coşkusuyla, hayır ve hasenatıyla, fitre ve zekâtıyla, bayram sabahı neşesiyle yaşadığımız bir ömrün hasat vaktidir.

ŞEHİR VE İNSAN • 31


AYIN KONUSU

R

amazan kelimesi Arapça’da “kızgın taş” anlamına gelir, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutanlar, açlık ve susuzluktan yandıkları, oruçların da günahları yakıp yok ettiği için bu aya “ramazan” adı verilmiştir. Sözlük anlamı olarak oruç (savm), kendini nefsin arzu ettiği şeylerden korumak demektir.1

Buna göre oruç; önünde el uzatıp alma imkânı varken, âcizlik hissi taşıyarak, arzu ettiği şeylerden kendini geri çekebilmek, berî

Ramazan ayı bütünüyle hayır olan bir aydır. Bu ayın her ânı bereket ve rahmettir. Bu da sabahleyin tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. 32 • ŞEHİR VE İNSAN

durmak demek olur. Bir din deyimi (terim) olarak ise oruç; niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından (yani imsak vaktinden) itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve cinsî ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir. Oruç ibadeti dinimizin beş temel şartından biridir.

rının kabul edilmesi için Cenâb-ı Hakk’a yalvarırlardı. Müminlere farz olduğunu bildirilen âyette de, “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” (Bakara 2/183) zikredildiği gibi oruç ibadeti, insanı birtakım günahlardan korur ve takvaya ulaştırır.

Bu mübarek ay; teravih namazlarıyla, sahurdaki güzellikleriyle, mukabelelerde okunan Kur’ân-ı Kerîm tilâvetleriyle, hatimleriyle, sahurdan evvel kalkıp kılınan teheccüd namazlarıyla, iftar anının heyecanıyla, Kadir gecesindeki mânevî coşkusuyla, hayır ve hasenatıyla, fitre ve zekâtıyla, bayram sabahı neşesiyle yaşadığımız bir ömrün hasat vaktidir.

Demek ki lâyıkıyla tutulan oruç, insanı kötülüklerden alıkoyar, kendi helâl malını yemediği gibi bir başkasının da malını yemez. İnsan kendisine helâl olduğu halde hanımına el sürmediği, sınırlarına dikkat ederek kendini şehevî duygulardan muhafaza ettiği gibi, harama bakmaz. Gözünü korur. Yalan söylemez. Zina etmez. Bu sayede oruç, kişiyi dünyada günahlardan, ahirette ise cehennem azabından korumuş olur.2 Kendimizi günahlardan korumaya “takva” denir.

Âlimlerimizin anlattığına göre sahâbe-i kirâm, altı ay boyunca Allah Teâlâ’ya, kendilerini ramazan ayına ulaştırması için dua ederler, yılın diğer altı ayında ise oruçla-

Şu halde bize düşen görev, günaha girmekten kendimizi korumaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), “Ümmetime ramazan ayında daha önceki ümmetlere verilmeyen beş özel

RAMAZAN AYININ ÖNEMI


şey verilmiştir” ifadeleriyle başlayan uzunca bir hadisinde şöyle buyurur: “…Diğer aylarda yapabildiklerini bu ayda yapamasınlar, diye azgın şeytanlar bağlanır ve hapsedilir. Zira bu ayın son gecesinde oruçlu olanlar bağışlanır.”3

RAMAZAN AYINDAKI ORUCUN SEVABI ÇOK BÜYÜKTÜR Oruç ibadeti, insanın başkalarına gösteriş yapma (riyâ) hastalığının en az olduğu bir ibadettir. Çünkü orucun dışarıdan görülebileceği apaçık bir belirtisi yoktur. İnsan, sadece Allah rızası için yemeyi, içmeyi, cinsî münasebeti terketmiştir. Bu yüzden sevabı çoktur. Nitekim sevgili Peygamberimiz’den (s.a.v) nakledildiğine göre Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Oruç benim içindir. Onun karşılığını ben vereceğim.”4

RAMAZAN AYINDA BIN GECEDEN HAYIRLI BIR GECE VARDIR Ramazan ayı bütünüyle hayır olan bir aydır. Bu ayın her ânı bereket ve rahmettir. Bu da sabahleyin tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Melekler yeryüzüne iner ve rahmet kanatları ile müminleri kuşatırlar. Kur’ân-ı Kerîm bize o geceyi şöyle haber verir: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh (Cebrâil ve ruh adındaki melek) o gece Rab’lerinin izniyle her iş için inerler. Gece tan yeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.” (Kadr 1–5) Selman Fârisî hazretlerinin anlattığına göre, bir defasında sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ramazanın başlamasına bir gün varken, şabanın son günü bu mübarek ayın

Oruç, bir anlamda kalbimizin derinliklerinde mevcut bulunan fedakârlık ve merhamet hislerimizi geliştirir. Aç olan insanların halini en iyi aç olanlar anlar. Varlıklı olanımız, muhtaç olanımıza kol kanat gerer. ŞEHİR VE İNSAN • 33


AYIN KONUSU

içindeki Kadir gecesine özellikle dikkat çekmiş ve ashabına şöyle hitap etmiştir:

“Kim Allah’ın huzuruna bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır.” (Enam, 6/160) buyrulur.

“Ey insanlar! Büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüş bulunuyor. Bu ay içinde bulunan Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.”5

Nitekim sevgili Peygamberimiz de bu mübarek ay dışında bile, “Kur’ân-ı Kerîm’den bir tek harf okuyana bile sevap verilir. Her iyilik on misliyle kayıtlara geçirilir. Elif lâm mîm bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mîm de bir harftir,”7 buyurarak Kur’an okuyan müminin ne kadar kazançlı olacağını bizlere müjdelemiştir. Oysa ramazan ayında sevaplar onlarca, yüzlerce, binlerce katıyla verilmektedir. Nitekim İmam Zührî ve İbrahim en-Nehâî hazretlerinden nakledilen bir haberde şöyle zikredilmiştir:

RAMAZAN AYI SABIR VE YARDIMLAŞMA AYIDIR Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı cennettir. Bu ay, yardımlaşma ayıdır. Bu ayda müminin rızkı artar. Kim bu ayda bir oruçluya iftar ettirirse, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır ve günahları affedilir.”6

RAMAZAN KUR’AN AYIDIR Ramazan, aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm ayıdır. Rabbimiz, “Ramazan Kur’an’ın indirildiği aydır” (Bakara 2/185) buyurur. Tilâvet edilen Kur’anın sevabı âyet âyet veya kelime kelime hesaplanmıyor. Her bir harfine sevap veriliyor. Kur’ân-ı Kerîm’de,

34 • ŞEHİR VE İNSAN

“Ramazan ayındaki bir tesbih, diğer aylardaki bin tesbihten, bir oruç da diğer aylardaki bin oruçtan daha üstündür.”8 İslâm büyükleri, âlimler, velîler, mürşid-i kâmillerden kimileri, ramazan ayında üç gecede hatim yaparlar, kimileri de yedi günde, on günde Kur’ân-ı Kerîm’i baştan

sonra okuyup bitirirlerdi. Örneğin (İmam-ı Âzam hazretlerinin hocasının hocası) İbrahim enNehâi hazretleri ramazanın son on günü her gün; ramazanın diğer günlerinde ise üç günde bir hatim yapardı. Katâde hazretleri de (r.a) yıl boyunca her hafta Kur’ân-ı Kerîm’i hatmederdi. ramazan ayının ilk yirmi gününde ise üç günde bir, son on gününde ise her gün hatim yapardı.

ORUÇ AHLÂKIMIZI GÜZELLEŞTIRIR Elimizde her türlü kötülüğü işleme imkânı varken Allah’ın rızasını gözeterek orucun faziletini yok etmemeye çalışır, çevremizdeki insanlara güzel davranırız. Böylelikle kötü duygulardan arınır, iyi ve güzel huylar kazanır, ahlâkımızı güzelleştirmiş oluruz. Zaten oruçtan maksat sadece aç kalmak değil, bütün organlarımıza oruç tutturmaktır. Organlarımızın oruç tutması, öncelikle kendi ahlâkımızın güzelleşmesine katkı sağlaması demektir. Nitekim Peygamber


Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi terketmezse, Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.”9

ORUÇ SAĞLIĞIMIZI KORUR Bir yıl boyunca çalışmakta olan vücudun organları âdeta ramazan ayında bakıma alınır. Vücudumuzda depolanan besin maddeleri, bu ayda ziyadesiyle harcanmış olur. Vücudun hücreleri yenilenir. Dokular temizlenir, birikmiş toksinler vücuttan atılır. Böylelikle beden fiziksel anlamda da yenilenir, dinçleşir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) orucun bu özelliğine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.”10

ORUÇ MERHAMET VE FEDAKÂRLIĞI GELIŞTIRIR Oruç, bir anlamda kalbimizin derinliklerinde mevcut bulunan fedakârlık ve merhamet hislerimizi geliştirir. Aç olan insanların halini

en iyi aç olanlar anlar. Varlıklı olanımız, muhtaç olanımıza kol kanat gerer. Oruç sayesinde düşmanlıkların azaldığını ve nice yeni dostlukların kurulduğunu görürüz. Açların durumunu daha iyi anlayabilir, onlar için yapacağımız fedakârlıkları düşünmeye başlarız. İşte sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bize bu hususu şu sözleriyle hatırlatıyor: “Yanı başında komşusu aç iken kendisi tok yaşayan mümin, olgun bir mümin değildir.”11

RAMAZAN AYININ ÖZELLİĞİ CÖMERTLİK Cömertlik bir kulun, hayır yolunda bolca mal harcamanın kendisine zor gelmemesidir. Harcamak, insana zor gelmediği zaman her yapılan iş sevap olur; gönülden geçirmek bile… Bu, para yardımı olabileceği gibi mümin kardeşinin yardımına koşmak, hatta ona tebessüm etmek de olabilir. Hanım evliyanın büyüklerinden Esmâ bint Harice hazretleri şöyle der: “Benden bir ihtiyacını isteyen

hiç kimseyi boş göndermek istemem. Eğer o, şerefli biri ise onun şerefini korumuş olurum. Yok, eğer adi bir kimse ise onun ihtiyacını görerek kendi şerefimi korumuş olurum.” Allah’ın velî kulları cömertliği, “Allah tarafından kalbe şunu vermelisin diye bir düşünce gelirse, onu hiç beklemeden vermektir”12 diye tarif etmişlerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), ramazan ayında esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârlardan daha cömert davranırdı.13 Peygamberimiz’in ashabı da cömertlik hususunda en üst düzeyde idi. Onlar kendilerinin ihtiyacı olan şeyleri mümin kardeşlerine verirlerdi. Ashabın bu özelliği, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr 59/9) şeklinde ifade edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) ramazan ayında yapılan hayırlı amellerin diğer aylara göre çok daha sevap olduğunu anlatarak ashabını teşvik

ŞEHİR VE İNSAN • 35


AYIN KONUSU

ederdi. Bir defasında, “Bu ayda bir farzı yerine getiren kimse, diğer aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi sevap kazanır.” buyurdu. Ashab-ı kirâm ise çok daha fazla hayır işlemek istediklerini ancak imkânlarının yeterli olmadığını söyleyince Resûlullah (s.a.v) sözlerine şöyle devam etti: “Oruçluya bir içim süt, bir içim su ve birkaç hurma vererek iftar ettirene de Allah Teâlâ bu sevabı verir. Kim bir oruçlunun karnını doyursa, Allah da onun günahlarını affeder. Yine onu benim kevser havuzumdan içirir. Ve ondan sonra o kişi, hiç susuzluk çekmez. Oruç tutan kişinin sevabından bir şey eksilmeden, kazandığı sevap kadar da iftar ettiren kişiye verilir.”14

TERAVIH NAMAZI NE ZAMAN KILINMAYA BAŞLANDI? Teravih kelimesi, “rahat etmek ve ettirmek” anlamına gelir. Ramazan ayında kılınan özel bir namaza ad olmuştur. Yirmi rek‘attır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ, ramazan ayında oruç tutmayı size farz kıldı. Ben de size teravih namazını kılmayı sünnet kıldım. Kim bu ayda inanarak ve sevabını Allah’tan umarak oruç tutar ve namazını kılarsa anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur.”15 Bir ramazan gecesi Peygamberimiz (s.a.v), Mescid-i Nebî’ye geldi. Namaz kılmaya başladı. Onu gören sahâbe-i kirâm da arkasında namaz kılmaya başladılar. Ertesi gün sahabiler, Peygamberimiz’in (s.a.v) mescide geldiğini ve namaz kıldırdığını aralarında konuşunca, ilk günkünden daha çok kişi mescidde toplandı. Üçüncü gün ise sayı daha da arttı. Dördüncü gün artık mescid gelenleri alamayacak kadar doldu. Hal böyle olunca, Peygamber Efendimiz (s.a.v) teravih namazını kılmak için mescide gitmedi. Sadece sabah namazı vak-

36 • ŞEHİR VE İNSAN

ti hane-i saadetten çıktı. Mescide geldi. Sabah namazını bitirince de insanlara şöyle hitap etti: “(Benimle birlikte) Teravih namazı kılmak için gösterdiğiniz gayretin farkındayım. Ancak bu namaz, benimle birlikte bu şekilde kılınmaya devam ederse, ümmetime farz kılınabilir diye düşündüm. Çünkü bunu yapmak size zor gelirdi.”16 Peygamberimiz’in (s.a.v) vefatından sonra Hz. Ömer’in (r.a) halifeliği sırasında artık kimi insanlar, teravih namazlarını mescidde tek başlarına, kimileri de beş, on kişilik gruplar halinde kılmaya devam ediyorlardı. Hz. Ömer (r.a) işte böylesi bir ramazan gecesi mescidde “Cemaati tek bir imamın arkasında toplasam hayırlı bir iş yapmış olacağım” dedi. Düşüncesini insanlarla paylaştı, sahâbenin ileri gelenleriyle de istişare etti. O zaman hicretin 14. yılı idi. Hz. Ömer, Kur’ân-ı Kerîm’i çok güzel okuyan ve zaman zaman Peygamberimiz’in de (s.a.v) Kur’an okumasını istediği Übey b. Ka‘b hazretlerini erkeklere, Temim ed-Dârî hazretlerini de kadınlara imamlık yapması için görevlendirdi. Böylece her iki cemaatin ayrı ayrı imamlar arkasında ve yatsı namazının hemen ardından teravih namazını kılmalarını sağladı. Bu uygulama başlayınca Hz. Ömer (r.a) şöyle buyurdu: “Bu çok güzel oldu. Ancak biraz daha ilerleyen saatlerde kılmak daha güzel olacaktır.”17 Teravih namazlarının hatim ile kılınması da Hz. Ömer zamanına dayanır.

KADİR GECESİ İşlerin veya hükümlerin kadr-i kıymeti takdir edilmesi, diğer aylara nisbetle çok daha fazla olması nedeniyle bu geceye “Kadir gecesi” denilmiştir. Kadir gecesinde melekler ve ruh, Rab’lerinin emriyle, o seneden gelecek yıla kadar Allah’ın takdir buyurduğu

“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh (Cebrâil ve ruh adındaki melek) o gece Rab’lerinin izniyle her iş için inerler. Gece tan yeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.” her iş için göklerden yeryüzüne, semaya inerler. Bu nedenle Kadir gecesinde her insan için, hayırlar takdir edilir; diğer gecelerde ise hayır da şer de takdir edilebilir. O gece melekler, tan yeri ağarıncaya kadar her mü’mine mutlaka selâm verirler. Onların selâmını alanın günahları da bağışlanır.18 Allah Teâlâ ramazan ayı gibi Kadir gecesini de Kur’ân-ı Kerîm’de zikretmiştir. Kur’an’da adı geçen tek mübarek gecedir. Bu gecede yapılan ibadetler, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetlerden daha hayırlıdır. Ramazan ayı içinde, son on gününde Kadir gecesi saklı tutulmuştur. Böylelikle Allah Teâlâ, kullarını affetmek ve onlara bağışta bulunmak için sadece bir gün değil, daha çok fırsatlar vermiştir. Bu ise kulun Rabb’ini daha iyi tanıyabilmesi, kulu sebeplere değil de asıl müsebbibe (sebepleri yaratana) yönelmesi içindir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ramazan ayı gelince son günlerini


daha çok ibadete verir ve bu günlerde Kadir gecesini araştırmalarını ashabına tavsiye ederdi. Ashab-ı kirâm bu geceye çok önem verirdi. Hatta Peygamberimiz’in (s.a.v) vefatından sonra da bu gecenin fazileti devam eder mi acaba diye düşünenler olmuş ve Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) sormuşlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) onlara, “Kıyamete kadar bu gecenin fazileti devam edecek. Onu ramazanın daima son on günü içinde araştırın.”19 buyurdu. Kadir gecesinin Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair rivayetler de vardır. Muhakkak o gecedir, denilmemiştir. Ancak halkımız arasında yaygın olarak yıllardır Ramazanın 27. gecesi olarak kabul görmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Kadir gecesini ashabına şöyle tarif etmiştir: “O gün sakin ve aydınlık bir gecedir. Kavurucu sıcak değildir. Üşüten soğuk bir gece de değildir. Gecenin sabahında güneş etrafa ışık huzmesi yaymadan doğar.”20 Sahâbe-i kirâmdan Ebû Hüreyre (r.a) şöyle diyor:

“Kadir gecesinde çakıl taşlarından daha fazla sayıda melek yeryüzüne iner. Meleklerin inmesiyle bütün gök kapıları açılmış olur. Ortalığı nur kaplar. Ve muazzam tecelliler meydana gelir. Fakat insanların çoğu bunu anlayamaz. Kimine göklerin ve yerin melekût âlemi beyan olur, kimine de göklerin perdeleri açılır. Orada melekler kıyamda, rükû halinde, secde esnasında görülür. Meleklerin bir kısmı da Allah’a şükretmekte, tesbih etmektedir. Bazı insanlara cennet açıkça görünür. Orada cennetin köşklerini, hûrilerini, nehirlerini, ağaçlarını, meyvelerini görür. Cennette peygamberlerin, velîlerin, şehidlerin, sıddîkların, makamlarını seyrederler. Bütün bunları görüp dururlarken bu kullar, o âleme sevdalanırlar. Rahmet deryaları içinde gezerler. Yine cehennemi, cehennemlik kâfirlerin derekelerini görürler. Kimi aradaki mânevî perdelerden kurtulur ve Allah’ın cemâline nazar kılar, Allah’tan başkasına yönelmez.”21

BAYRAMDA NELER YAPALIM? Ramazan bayramında namazdan önce hurma gibi tatlı bir şey yenilmesi, namaza yürüyerek gidilmesi ve dönüşte başka bir yolun kullanılması, çokça sadaka dağıtılması, henüz verilmemişse fıtır sadakasının namazdan önce verilmesi sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) sünnetine uygun davranışlardır. Bu günlerde temiz ve güzel elbiseler giyilmesi, dişlerin misvak veya fırçayla temizlenmesi, boy abdesti alınması, güzel kokular sürülmesi, güler yüzlü olunması, bolca sadaka dağıtılması, camiye giderken az bir sesle içinden tekbirler getirilmesi kaynağını sünnetten alan davranışlardır. Anne babalar, sâlih zatlar ve âlimleri ziyaret edip ellerini öperek hayır dualarını almak, aile fertlerini, din kardeşlerini, akraba ve dostları, komşuları ziyaret etmek, uzakta olan akrabaların telefonla hatırlarını almak önemle üzerinde durmamız gereken davranışlardandır. Akraba ile bağların koparılması dinimizde yasaklan-

ŞEHİR VE İNSAN • 37


AYIN KONUSU

mıştır. Bayramlar, bu emrin yerine getirilip yaygınlaştırılması için iyi bir fırsattır. Mümkün olduğunca aile üyelerine, eş ve çocuklara hediyeler alarak onları sevindirmek de hadislerde belirtildiği gibi sadaka yerine geçer. Ölmüşlerimizin kabirlerini ziyaret edip, Fâtihalar ve dualar ikram ederek geçmişlere vefa borcumuzu ödemeye çalışmak da dinimizce teşvik edilen davranışlardır.

BAYRAM VE SONRASINDA İBADET HAYATIMIZ Bayramdan bir gün öncesine “arefe” denir. Arefe günü, dualarımızın kabul edileceği en önemli günlerden biridir. Arefe günü, sema ehli tarafından ödül, mükâfat, kurtuluş günü olarak adlandırılmıştır.22 Bayram, müminin günlerce aç kalıp da, Rabb’inin verdiği nimetlere eriştiği bir gündür. Bir başka ifadeyle bayram, Allah Teâlâ’nın, oruçlulara verdiği değerin ifadesidir. Ramazan-ı şerif ve Kadir gecesinin bereketiyle mânevî dereceler elde eden Allah dostlarının Hakk’a kavuşma günüdür. Günahların affedildiği ümidiyle davulların dövdürülüp bayram edileceği zamandır. Bu yüzden, etrafa muştular dağıtılır. Sevinçler paylaşılır. Ramazan bayramı üç gündür. Ramazan ayını oruçla geçiren müminler, şevval ayının ilk üç gününü bayram olarak kutlarlar. Bu bayrama bayramdan önce fitre (fıtır sadakası) verildiği için, fıtır bayramı da denir. Türkiye’de ramazan bayramında şeker, lokum ve tatlı ikramı öteden beri bir gelenek olmuştur. Bu bayrama bazı çevrelerde şeker bayramı da denilmiştir. Ancak bazı dinî kavramlarımızı asıl şekliyle muhafaza etmek için ramazan bayramı denilmesi şüphesiz en uygun olanıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

38 • ŞEHİR VE İNSAN

“Ramazan bayramı sabahı, Cenâb-ı Hak bütün meleklerini gönderir. Melekler yeryüzüne iner. Sokakların başını tutarlar ve, —Ey Muhammed ümmeti! Bol hediyeler ihsan eden ve büyük günahları bağışlayan Rabb’inizin huzuruna koşun, diye nida ederler. Onların bu nidalarını insanlar ve cinlerden başka, bütün mahlûkat işitir.

Cenâb-ı Hak meleklerine şöyle seslenir: —Görevini yapan kişinin mükâfatı nedir? Melekler şöyle nida ederler: —Ey Rabbimiz! Ona verilecek karşılık, ücretini eksiksiz olarak almak olmalıdır. Cenâb-ı Hak meleklerine şöyle buyurur:

İnsanlar camilerde toplanınca da

—Ey meleklerim! Sizleri şahit tutuyorum; ben onlardan razı oldum ve onları bağışladım.”23

1 İmam-ı Gazâlî, Mükâşefetül Kulûb, s. 685 (Terc. D. Selvi, Kalplerin Keşfi, Semerkand Yay.)

13 Bkz: Buhari, Savm, 7; Müslim, Fedail, 48, 50; Nesai, Sıyâm, 2

2 Aliyyül Kârî, Mirkâtül mefâtih, 4/447

14 Beyhakî, Şuabül İman, (nr: 3608); el-Münzirî, etTerğîb ve’terhîb, (nr:1462)

3 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/168; Heysemî, Mecmeuz Zevâid, (nr: 4778) 4 Buhari, Savm, 2, 9; Müslim, Sıyâm, 30 5 Beyhakî, Şuabül İman, (nr:3608); el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, (nr:1462)

15 Buhari, İman, 28; Müslim, Sıyâm, 203; Ebu Davud, Ramazan, 1 16 Miras, Kamil, Tecrid-i Sarih Tercümesi, 4/72 17 Miras, Kamil, Tecrid-i Sarih Tercümesi, 4/75

6 Beyhakî, Şuabül İman, (nr:3608); el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, (nr:1462)

18 er-Râzî, Tefsirul kebir, 11/233; el-Âlûsî, Ruhul meânî, 15/421

7 Tirmizi, Sevâbul Kur’an, 16

19 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/171; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1/437

8 Suyûtî, ed-Dürrül mensûr, 2/228 9 Buhari, Savm, 2 10 Aclûnî, Keşful hâfâ, 2/33

20 Beyhakî, Şuabül İman, (nr:3693–3694) 21 İmam-ı Gazali, Mukâşefetül Kulûb, 691

11 el-Münzirî, et-terğîb ve’t-terhîb, III, 358

22 Bkz: Heysemî, Mecmeu’z Zevâid, II, 201; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-terhîb, (nr: 1618)

12 Kuşeyrî, Risale, s. 478, Semerkand Yayınları, 2007, İst. (Terc: D. Selvi)

23 Beyhakî, Şuabül iman, (nr: 3695)


ŞEHİR VE İNSAN • 39


GEZİ

Gaziantep BEŞ DUYUYA HİTAP EDEN ŞEHİR

MELİH USLU

usmelih@gmail.com

40 • ŞEHİR VE İNSAN


Sekiz bin yıllık tarihini modern bir kentle harmanlayan; baklavası, kebapları, hanları ve çarşılarıyla ünlü Gaziantep, Anadolu’nun güneydoğusuna kurulmuş renkli bir sofra gibi...

ŞEHİR VE İNSAN • 41


GEZİ

A

ntep denince akla önce baklava ve kebaplar gelse de, şaşırtıcı ölçüde zengin tarihi ve kültürel birikimiyle, Türkiye’nin güneydoğusunu tanımak için mutlaka görülmesi gereken bir yer durur karşımızda. Kebapçılar, katmerciler, ciğerciler ve tabi ki baklavacılar, kente adım atanların iştahını kabartmak için yarışırlar Antep’te. Eskimiş halini yeni bir yüzle sarıp sarmalayan kentin, dar ve kıvrımlı sokaklarında yürümek, adım adım bulmaca çözmek gibi bir duygu uyandırır insanda. Kurtuluş Savaşı yıllarında, dar sokak aralarında yapılan kent savunması getirmiş zaferi. Sağlı sollu yüksek duvarlardaki kemerli kapılar kapandı mı, “hayat” içeride kalıveriyor Antep’te. Hayat, kapalı avlulara verilen ad burada. Genellikle taş döşemeli

42 • ŞEHİR VE İNSAN

olan avluların bazıları motiflerle süslü, ya da çeşmeleri bezeyen gül kabartmaları... Güneydoğu usulü taş işçiliğinin eşsiz örneklerini sergileyen geleneksel Antep evleri, eski ustaların eseri. Anteplilerin gözü gibi baktığı güzelim taş evler, yüzyılların alıp götürdüklerine karşın hâlâ kentin gözbebeği olan kale, ticaretin asırlardır oluk oluk yaşandığı Kalealtı, baharat kokulu Bakırcılar Çarşısı, sokak aralarına dağılmış kâgir hanlar, minareleri Fransız kurşunlarına göğüs germiş tarihi camiler; renkler ve sesler panayırı olan bu kentin karmaşık ruh halinin izdüşümleri gibi adeta... Kenti ikiye bölen Alleben Deresi’ni kucaklayan ve her akşam suların dansettiği Yüzüncü Yıl Parkı’nda yansıyan modern kent ise, Gaziantep’in yeni yüzü. Kültürler kavşağı olan yörenin zenginliklerinden biri olan Yahudiler, Eyüboğlu’nda ve şimdilerde bir havra kalıntısının

bulunduğu Düğmeci Mahallesi’nde yaşamış. Tepebaşı’nda 1892’de inşa edilen Ermeni Kilisesi, kentin çok kültürlü geçmişinin sembollerinden biri. Zarafetini günümüze taşıyan kilise yapılarından biri de, Atatürk Bulvarı üzerindeki Kendirli Katolik Kilisesi...

MİSTİK, ZARİF VE İŞTAHLI Antikçağda Dolike adıyla anılan Gaziantep, pek çok kaynağa göre dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri. Kommagene’den Bizans’a sayısız uygarlığa ev sahipliği yapan kent, 11. yüzyıldan itibaren Türklerin hâkimiyetine girmiş. Kurtuluş Savaşı yıllarında Fransız işgaline karşı verdiği mücadele ile “Gazi” unvanına layık görülmüş. Kentin en yüksek tepesi olan Kudret Kayası’nın üzerinde yükselen Antep Kalesi, Hititlerden bu yana görkemli. Kalenin, Roma tiyatrola-


rının girişine benzeyen tüneli, 360 derecelik kent panoraması sunan mazgal ve seyir terasları, Osmanlı döneminden kalma cami ve hamam kalıntıları görülmeye değer. Yöre evlerinin en güzel örneklerini görmek için Şahinbey Mahallesi’ne uğramak gerekli. Daracık sokak aralarında sıralanan evlerin yüksek taş duvarları, mahalle sakinlerini yazın kavurucu sıcaklarından korumak amacıyla inşa edilmiş. Antep evlerinin çoğu, alt katlarında “mağara” denilen bodrum katlarına sahip. Genellikle yiyeceklerin saklandığı bu bölümlere en güzel örnek, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi olarak düzenlenen evde görülebiliyor. Adım başı kebapçı, baklavacı ile yerel motiflerle süslenmiş dokuma ve kumaş satan dükkânların arasında uzanan sokaklar, bakırcı ve baharatçılarıyla ünlü tarihi Uzun Çarşı’ya açılıyor. Tam 130 yıldır çarşıdaki mütevazı mekânda Antep kebabının en güzel çeşitlerini sunan İmam Çağdaş, patlıcan püresi üzerine servis edilen Ali Nazik kebabı ve şöbiyetiyle ünlü. Uzun Çarşı’dan sonra sırada, sedef atölyeleri var. Birecik ve çevresindeki ören yerlerinden çıkarılan mozaik ve arkeolojik eserlerin sergilendiği Zeugma Müzesi, kentin en heyecan verici köşelerinden. Üç çeyrek bakışıyla Anadolu’nun Mona Lisa’sı olarak nitelendirilen dünyaca ünlü Çingene Kızı Mozaiği de burada sergileniyor. Gaziantep, eski ve zarif camiler kenti aynı zamanda... En eskileri Ömeriye; ahşap çatılı minaresi ve gül ağacından oymalı minberiyle Boyacı; hamamı ve türbeleriyle Şeyh Fetullah; bir zamanlar Mevlevi dervişlerinin feyiz makamı olan Tekke; görkemli taş işçiliği ve çan kulesi üstüne eklenen minareleriyle Kurtuluş, bunlardan bazıları... Tarihi boyunca bir ticaret merkezi olan Gaziantep, şanına yakışır bir çarşılar ve hanlar kenti görünümünde. Kent sokaklarında dolaşırken mutlaka varlıklarını hissettirecek olan Kürkçü Han, Tuz Hanı, Mecidiye Hanı, Şıra Han bunlardan sadece birkaçı. Gazian-

Kerem’in Aslı’ya yaktığı türküde bulunmaz Hint kumaşı olarak anılan ve Antep evlerinde el emeği göz nuru ile yaşatılmaya çalışılan Kutnu kumaşının, pırıl pırıl renklerle tel tel dokunmasına başka nerede tanık olunabilir? tep gezisini çevre turlarıyla zenginleştirmek isteyenler için Dülük Harabeleri ve Yeraltı Mezarları, Belkıs-Zeugma ile Rumkale ideal adresler arasında yer alıyor.

BAHARAT KOKULU METROPOL Antep’te akşam üstü saatlerinde, sokaklardan evlere çekilen hayatları renkli bir telaş sarmalar. Kadınlar, evlerin gündelik koşuşturmasının dışına çıkarak, akıl almaz bir üretim sürecine katılır. Günün erken saatlerinde, İnönü Mahallesi’ndeki evlerden yükselen fıstık çıtlatma sesleri, Demirligane ve Perilikaya Mahalleleri’nden sokağa yayılan keskin acı biber kokusu ve “yazlık” denilen teraslarda kurutulan dolmalık biber ve patlıcanlar, Savcı Mahallesi’ndeki dev kazanlara daldırıp çıkarılan cevizli sucuklar, hep onların ellerinden geçiyor. Yemek yemenin bir yaşam biçimi olarak görüldüğü bir coğrafyadır burası. Sabah kahvaltılarında katmer yeme alışkanlığı çok yaygındır örneğin. İnce açılmış yufka içine kaymak, fıstık, tereyağı ve şeker konularak yapılan katmere, bazen bal ve muz da ekleniyor. Kebap yemenin saati ise yoktur. Kahvaltıların en sevilen spesiyali, ciğer kebabı mesela. Yüzyıllık Tahmis Kahvesi’ne uğrayıp bol köpüklü bir kahve içmek ise, artık bir Antep klasiği. Tahmis Kahvesi, kentin en eski yerleşim yerlerinden Kozluca ile çarşı bölgesi Karatarla arasındaki yol üzerinde. Ordu Caddesi, Sarıgüllük, İncilipınar ve Gazi Mahallesi gibi çağdaş yerleşim alanlarının sakinleri; tenis oynamak, fast food yemek ve sabah sporu gibi kentli alışkanlıklara

sahip. Yüzüncü Yıl Parkı’ndaki kaykay pisti, akşam saatlerinde bisikletli gençlerin akrobasi gösterilerine sahne oluyor. Sokak aralarına dağılmış yemeniciler, iplikçiler, kavaflar, bakırcılar, aktarlar, salça, kuruluk (biber, patlıcan ve benzeri) fıstık, cevizli sucuk, üzüm tarhanası satan dükkânlar arasında kendini bulunca insan; gökten zembille getirilip, buraya indirilse bile, bir doğu kentinde olduğunu o dakika anlayabilir. Belki de adları ilk kez duyulan baharatlar ve onların harmanladığı kebap kokularının yükseldiği kalabalık sokakların keskin egzotizmi başka nerede yaşanabilir? Kerem’in Aslı’ya yaktığı türküde bulunmaz Hint kumaşı olarak anılan ve Antep evlerinde el emeği göz nuru ile yaşatılmaya çalışılan Kutnu kumaşının, pırıl pırıl renklerle tel tel dokunmasına başka nerede tanık olunabilir? Başka nerede, Bakırcılar Çarşısı’ndan yükselen ritmik çekiç sesleri, insana eskilerde kalmış tatlı bir melodi gibi gelebilir? Özetle, nicedir özldiğiniz bütün bu sesleri, renkleri ve kokuları duyumsamak için haydi Gaziantep’e gidiyoruz. Hemen şimdi...

NASIL GİDİLİR? Gaziantep’e gitmenin en pratik yolu havayolu uçuşlarını kullanmak. Şehre İstanbul ve Ankara’dan birçok havayolu firması sefer düzenliyor. Türk Hava Yolları, İstanbul’dan Gaziantep’e haftanın her günü karşılıklı seferler düzenliyor. Hareket saatleri, İstanbul’dan 01:20, 05:00, 08:30, 11:30, 17:10 ve 21:15’te; Gaziantep’ten 03:35, 07:20, 10:50, 13:50, 19:30 ve 23:45’te. Bilgi için: www.turkishairlines.com

ŞEHİR VE İNSAN • 43


VE İNSAN

HANDE YÜKSEL

handeyuksel22@gmail.com

Asırlar öncesinden gelip kalbimize dokunan hikayesiyle bizlere hala yol gösteren, gönüllerimize ilahi aşkın tohumlarını serpen, ruhumuza nar-ı aşkı üfleyen, insanlığa dosdoğru olmayı, tüm kainatı sevgiyle kucaklamayı nasihat eden bir gönül dostu: Mevlana Celalediin-i Rumi Hazretleri...

44 • ŞEHİR VE İNSAN


Mevlana İlahİ Aşkın Yolunda Bİr Nefer

Celaleddin-i Rumi

ŞEHİR VE İNSAN • 45


VE İNSAN

1

207 yılında Horasan yöresinin, Belh şehrinde dünyaya gelen Muhammed Celaleddin’in Allah aşkıyla sema eden yüreği, bir ömür yaradana kavuşma arzusuyla yanıp tutuştu. Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup “Sultan-ül Ulema” lakabıyla tanınan babası Bahaeddin Veled’in yolundan giderek kendini ilime adadı ve dönemin ünlü mutasavvıflarından feyz aldı. Okuduğu kitaplarla ilmini günden güne arttırarak, manevi dünyasını geliştirdi. Hocalarının da takdirini kazanarak büyük bir alim olacağını kanıtladı.

BELH’TEN KONYA’YA UZANAN BIR YOL... Muhammed Celaleddin’i “Mevlana” yapacak ve yüzyıllar boyu insanlığa miras kalacak bu yol ilmek ilmek dokunurken, uğradığı her duraktan besleniyordu. Moğol istilası nedeniyle Bahaeddin Veled’in Belh’ten ayrılmasıyla başlayan yolculuk; Nişabur’dan Bağdat’a ve oradan da Şam’a uzandı. Şam’dan

46 • ŞEHİR VE İNSAN

sonra Anadolu topraklarına adım atarak Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Karaman’a ulaştı. Karaman yıllarının ardından Konya’ya; Şehr-i Aşk’a kavuşma zamanı gelmişti. Konya, Mevlana için bir dönüm noktasıydı. Hayatı bu şehirde devam edecek ve burada sonlanacaktı. Konya, o dönemde Selçuklu Devleti’nin başşehriydi ve sanat eserleri ile donatılmış bu şehir, ilim adamları ve sanatkara ev sahipliği yapıyordu. Devletin Hükümdarı Alâeddin Keykubad, Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve buraya yerleşmesini istedi. Daveti geri çevirmeyen Sultan-ül Ulema, Konya’ya doğru yola çıktı... Medresede eğitim veren babası vefat edince, babasının müridleri

de Mevlana’nın etrafında toplandı. Mevlâna büyük bir ilim ve din bilginiydi ve verdiği vaazlarla halkın sevgisini kazanmayı başarmıştı. Medrese onu sevenlerde dolup taşıyor, sözleri dilden dile dolaşıyordu. O ise kendini hala tamamlanmamış hissediyor; okuyor, yazıyor, öğreniyordu. Hayatında bir eksiklik, doldurulması gereken bir boşluk vardı. Ancak bu boşluğun adını koyamıyor, ne olduğuna anlam veremiyordu. Yıllar boyu, eksik yanını tamamlayacak, onu hakikate ulaştıracak bir yol, bir ayna, bir dost aradı. Ona kitaplarda yazmayanları söyleyecek, bilmediklerini öğretecek ve hayatını aydınlatacak bir yol arkadaşı bekledi.Ancak biri vardı

Derinden bir nefes ses verir ney’e, o sufi ses ile sema eder aşık yürekler. Fanilikten sıyrılıp hakikate erer, dünya alemini terk eder ve huşu içinde yaradana ulaşırlar.


ki, o da Mevlana’sını arıyordu. O kişi, Şems-i Tebrizi’ydi...

VE AŞIK MAŞUĞUNA KAVUŞTU... Yıllardır beklediği gönül dostu sonunda gelmişti. Artık yalnız değildi. Mevlana, Şems’e kavuşunca hayatının eksik kalan yanı tamamlanmış oldu. Mevlana’nın fikren ve ruhen kemale ermesinde ona bir ayna olan Şems, Mevlana’da var olan kıvılcımı ateşledi. O kıvılcım, gönülleri kül eden koca bir yangına dönüştü. İki Allah dostu, ilahi aşkın ateşinde yandı. Mevlana artık hayatını üç kelimeyle özetliyordu: “hamdım, piştim,yandım.” Şems, Mevlana’nın sevdasıydı. Kendini gördüğü bir ayna, yaradana ulaşmasında ona ışık tutan bir yol arkadaşıydı. Dünyaya dair her şeyden elini eteğini çekip manevi alemlerde yolculuk eden bu iki dost, hakikate yelken açmıştı. Bu yolda biri denizdi biri rüzgar, biri yağmur diğeri güneş, biri ateş diğeri su, Mevlana aşık, Şems maşuk...

ÖLÜM DEĞIL DÜĞÜN: ŞEB-I ARUS Mevlana’nın ölümü, ölümün en güzel haliydi. Onun için ölüm korkulacak bir şey değil, aksine beklediği bir kavuşma, hakiki hayatının

başlangıcı ve gül bahçesinin misk kokusuna doğru attığı bir adımdı. Kapılar açılmış, perdeler kalkmıştı. Yaradanı özleyen yüreği, ona kavuşmanın son demindeydi... Mevlana’nın “düğün günü” dediği gün gelmişti. Sustu dili, kapandı gözleri... Ruhu bedeninin esaretinden kurtularak arşa yükseldi. Giderken geride kalanlara şöyle seslendi: “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir” Mevlana’nın yüzyıllar boyu konuşulacak bu büyük yolculuğu, ardında nesilden nesile geçecek kıymetli eserler, doğruluğu öğreten nasihatler, aşkı en güzel haliyle anlatan şiirler bıraktı. Mevlana’nın bize mirası olan ve hala süregelen “Mevlevilik” yolu, bir akarsu gibi aşık gönüllerden geçmeye ve o gönülleri Allah’a ulaştırmaya devam ediyor.

MEVLANA’DAN BIR MIRAS: MEVLEVILIK Derinden gelen bir nefes ses verir ney’e, o sufi ses ile sema eder aşık yürekler. Fanilikten sıyrılıp hakikate erer, dünya alemini terk eder ve huşu içinde yaradana ulaşırlar. Eteklerinde dünyanın kirini, pasını savurarak döner, döndükçe temizlenir, temizlendikçe huzura ererler. Mevlana’nın yolundan gidenler ta-

rafından kurulan Mevlevilik, sevgi ve hoşgörü temeli üzerine mesajlar vererek insanlığa yeni ufuklar açar. Gönüllerini nurla yıkayıp, gözlerini dünyanın ötesine çevirmelerini sağlar. Mevlana’nın öğretilerini nesilden nesile aktararak günümüze kadar taşıyan bir felsefe olan Mevlevilik, tasavvuf denen bu büyük okyanustan, bir damla bile olsa nasiplenmek isteyenlere yol gösteriyor..

GEL, NE OLURSAN OL YINE GEL!

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi

İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” Bu sözler, Mevlana’nın bize bıraktığı nasihatlerin belki de en güzelidir.Tüm kainatı sevgiyle kucaklayan, insanlar arasında ayırım yapmadan onları hakikat yoluna davet eden Mevlana, gönülleri fetheden üslubuyla bizi kendine hayran bırakıyor. Gel diyor, sen yeter ki gel! Kalpleri kararmış olanlara,inananlara, inanmayanlara, günahkarlara, alimlere, zengine, fakire, ayırt etmeden herkese sesleniyor. İlahi aşkın şerbetini içmeye davet ediyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 47


ŞEHİR VE YAŞAM

OSMANLI’DA ŞEHİR VE RAMAZAN KENAN AYDIN kenanka@gmail.com

Onbir ayın sultanı Ramazan’la birlikte herkesi tatlı bir telaş aldı. Hayatımızı bir anda Ramazan’a göre düzenleyiverdik. İftar programları düzenleyip davetlere gider olduk. Büyük iftar çadırları hayatımızın bir parçasıymış geliyor artık. Peki, geçmişte de durum aynı mıydı acaba? Çok değil bundan 100-150 yıl önce bu şehirde, İstanbul’da, Osmanlı’da mübarek ay nasıl yaşanıyordu? Ya saray nasıl hazırlanıyordu? Gelin Osmanlı’nın Ramazan’ına hep beraber bakalım. RAMAZAN HER DAİM BEREKET DEMEK Resmi ve gayri resmi vakanüvislerden öğrendiğimize göre Osmanlı sarayına Ramazan ilk olarak Saray Mutfağı’na gelirmiş, yani Matbah-ı Âmire’ye. Hummalı ama keyifli bir koşuşturma ile günler öncesinden işe başlayan mutfak ahalisi ilk olarak kilerdeki uçsuz bucaksız taş odaları özenle seçilen yiyeceklerle doldurarak başlarmış. Eğer bu hareketlilik başlamışsa Ramazan, saraya gelmiş kabul edilirmiş. Bu konuyu yazan tarih yazıcıları, “Taptaze yiyeceklerin renkleri, taş odaların soğukluğunu unutturuverir” diye de not düşer. Bereketli kilerlerin özenle seçilen malzemelerle doldurulmasından, hazırlanacak iftar ve sahur sofralarının zenginlik ve bereket içinde

48 • ŞEHİR VE İNSAN

geçeceği belli olurmuş. Bu bereket tüm topraklarda tesirini gösterir ve Müslüman, Hıristiyan, Musevi demeden herkes tarafından, alabildiğince paylaşılır / paylaştırılırmış... Bu zenginlik, bereket nereden geliyor acaba diye soracak olursanız, Osmanlı toprakları üzerinde yer alan yörelerin kendine has tazelikleri, güzellikleri günler öncesinden toplanmaya başlanırmış. Bu yörelerin özel lezzetleri özenle saraya taşınırmış. Tokat, Malatya, Şam’ın kayısıları, Ankara’nın balları, Antep’in kuru baklavaları, fıstıklı, bademli, cevizli sucukları, İzmir’in kuru incirleri, vişneleri, üzümleri ve bunun gibi daha pek çokları Ramazan sofralarında damaklara layık olacak biçimde toplanır, özenle saklanır ve on bir ayın sultanı Ramazan için hazır edilirmiş.

GELELİM İFTARA Osmanlı’da İstanbul saraylarında oruç açmak büyük törendi. Ne yemek yapılacağı, neyin ne zaman sofraya geleceği ve hangi yiyeceğin ne zaman sofrada yeneceği belliydi. İftar sofrasında oruç, iftariyeliklerle açılırdı. Damak lezzetine hitap edecek tüm iftariyelikler ayrı ayrı yerlerden alınırdı. Çeşit çeşit peynirler, siyah ve yeşil zeytinler, farklı kaplarda gelen rengarenk mis kokulu reçeller, pastırmalar, hurmalar ve ekmek yerine –bir Ramazan klasiği olan– pideler, iftariyeliklerin olmazsa olmazlarındandı. İftariyeliklerin ardından çorba servise sunulur ve çorbalar bitirildikten sonra 40 kaptan fazla et, sebze, balık yemeği padişahın sofrasını donatırdı. Ramazan’ın baş tatlısı olan güllaç ve bunun gibi pek çok tatlı ana yemeklerden sonra


afiyetle yenirdi. Tüm bu yiyeceklerin pişirilmesi, sofraya getirilmesi, sofradan kaldırılması, adabına göre gerçekleştirilir, sofraya hizmet eden de sofradan yemek yiyen de iftara hürmet gösterirdi.

DAVETSİZ MİSAFİR Ramazan’ın en önemli özelliklerinden biri de iftar sofralarına davetsiz gidilebilmesiydi. Osmanlı sarayına Ramazan ayı boyunca iftara davetsiz olarak gelinebilirdi. Bunun haricinde, Osmanlı saraylarının özel davetleri de olurdu. Ramazan’ın ilk on gününde Padişah, ayan ve mebusan reisleriyle birlikte Meclis-i Vükela-yı saraya iftar için davet ederdi. Sadrazamın baş köşede oturduğu bu sofra diğer iftar sofralarına göre çok daha mükellef olurdu ve hep birlikte daha çok vakit geçirilirdi.

TOPLU MESAJ ARACI MAHYALAR Ramazan’ın gelmesiyle beraber “camilerin gerdanlığı” olarak tarif edilen kandiller ışıl ışıl yanmaya başladı. Bu sene İstanbul’da bizleri, “Ramazan Paylaşmaktır”, “Oruç Tut Sıhhat Bul”, “Hoş Geldin On Bir Ayın Sultanı”, “Merhaba Ya Şehri Ramazan” gibi mahyalar karşılıyor. Fakat geçmişte özellikle Tek Parti döneminde durum maalesef bu kadar “romantik” değildi. 450 yıllık bir Osmanlı geleneği olan ve özellikle İstanbul’un camilerini süsleyen mahyaların zamanında iktidarların topluma vermek istediği mesajlar içerdiğini, hem

dönemin fotoğraflarından hem de araştırmacılarımızdan öğreniyoruz. Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Kara mahyaların tarihini 1830’lara kadar götürüyor. Kuş, lale, fıskiye, top arabası, kız kulesi gibi şekilli mahyalardan çok yazılı mahyaların kullanılmaya başlamasıyla birlikte, mahyaların siyasetle direkt bağlantısını da görülebildiğini söyleyen Kara, özellikle Tek Parti döneminde iktidarın mahyaları kullanarak topluma vermek istediği mesajları yoğun bir şekilde ilettiğini söylüyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 49


ŞEHİR VE YAŞAM

ABDÜLHAMİT HAN’IN RAMAZAN PRENSİPLERİ Osmanlı’nın son dönemlerinde müthiş bir yöneticilik maharetiyle tam 33 yıl ülkeyi yöneten Sultan 2. Abdülhamit Han’ın yönetim metotları hala hayranlıkla inceleniyor. Araştırmalarda Sultan’ın verdiği kararlar arasında Saray Başkâtibi Tahsin imzalı 10 Ocak 1899 tarihli Meclis-i Mebusan’a iletilen Ramazan’a ait bir ferman da bulunuyor. Büyük Sultan yazdırdığı buyrukta Kutlu Ay ile ilgili şöyle söylüyor:

“Şerefle gelip yaklaşmakta olan mübarek Ramazan ayının bilcümle müminler ve Allah’ın birliğine inananlar için günahlarının affına vesile olması ve bütün ehl-i İslâm’ın bu ayın kutsiyetini dikkate alarak İslamiyet’in yüce prensiplerine aykırı hareketlerden, mübarek gecelerde münasebetsiz ve çirkin yerlerde bulunmak gibi İslam’a yakışmayan ve men edilmiş hallerden kati suretle uzak durmaları, oruç, namaz vesaire gibi dini vaziyetleri yerine getirmeye bir kat daha dikkat etmeleri, velhasıl müminlerin dinin açık hükümlerine tamamıyla riayet etmelerinin, Yüce Yaratıcı’nın rızasına, Peygamber Efendimiz’in hoşnutluğuna ve her iki dünyada kurtuluşa mucip olacağına şüphe bulunmamaktadır. Bu sebeple bu konuya dair emir ve tembihlerinin ilan edilmesi Padişahımız efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindendir.”

50 • ŞEHİR VE İNSAN

Bu sofralarda zengin ve leziz yemeklerden ziyade enteresan bir adet olarak “Diş Kirası” asıl büyük hediyeyi oluştururdu. Kahve, şerbet ve sigaralıklar içilirken Mabeyn Müdürü, Enderun Efendisi ile salona girer. Enderun Efendisi’nin elindeki büyükçe bir gümüş tepsi ile tepsinin üzerinde davetlilerin isimlerinin yazıldığı hediyeler olurdu. Bu hediyeler genellikle kıymetli saatler, tütün tabakalarından oluşurdu. Şimdi ise geldik sahura. Gözleri de karnı da doyuran iftar sofrasına nazaran sabah ezanından hemen önce yenen sahurda, mideyi yoracak et yemeklerinden ziyade, karnı bütün gün tok tutacak hamur işleri, pilav ve vücudun şeker ihtiyacını karşılayacak kurutulmuş meyvelerden yapılan hoşaflar içilirdi.

EN LEZZETLİ YARIŞMA Toplumun yüksek kültürünü oluşturan en önemli Ramazan geleneklerden biri arife gününde Osmanlı sultanlarının Ramazan öncesinde kutsal emanetleri ziyaret etmesiydi. Hazreti Muhammed (sav)’in vasiyet ederek Veysel Karani’ye hediye ettiği hırkanın bulunduğu, Hırka-i Şerif’e arife günü gitmek Osmanlı sarayı için en önemli olaylardan biriydi. Bu ziyaretin hemen ardından saray sultanlarına çeşitli aşçıların hazırladığı soğanlı yumurtalar ikram edilirdi. Her bir soğanlı yumurtayı tek tek tadan sultanlar, aşçıların ustalıklarını lezzet testine tabi tutardı. En beğenilen soğanlı yumurtanın aşçısı, bir sonraki Ramazan ayı boyunca sultanın yemeklerini pişirmeye hak kazandırılarak ödüllendirilirdi.


ŞEHİR VE İNSAN • 51


PROJELER

SULTANBEYLİ PROJELERLE

BÜYÜYOR 52 • ŞEHİR VE İNSAN


Son yıllarda aldığı yatırımlarla büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştiren Sultanbeyli’de yeni projeler yükseliyor. Merkez Camii 4 katlı otopark ve meydan genişlemesi, Petrol Yolu Caddesi Viyadüğü, Orhangazi Parkı ve tamamlanmak üzere olan İSKİ Hizmet Binası bu projelerden sadece bir kaçı...

ŞEHİR VE İNSAN • 53


PROJELER

Yenİ Merkez Camİİ, 4 Katlı Otopark ve Meydan Genİşlemesİ Merkez Camii ve Kat Otopark Projesi’nde çalışmalar başladı. Bir yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesi planlanan proje, 21 bin metrekare alan üzerine inşa edilecek ve kent meydanı 3 bin metrekare genişleyecek.

S

ultanbeyli büyük bir projeye daha kavuşuyor. Geçtiğimiz günlerde ihalesi tamamlanan Merkez Camii ve Kat Otopark Projesi’nde çalışmalar başladı. Yaklaşık 21 bin metrekare alanda yapılacak olan çalışmalarda Merkez Camii yeniden inşa edilecek. Cami önünde 3 bin metrekarelik bir meydan olacak ve meydanın altında 4 katlı, 350 araçlık bir otopark hizmet verecek. Otoparkın hizmete girmesiyle Sultanbeylilerin yaşadığı otopark sorunu da önemli ölçüde azalacak. Yetkililer ilçenin hem büyük bir camiye kavuşacağını hem de kent meydanının 3 bin metrekare daha büyüyeceğini ifade ediyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin projeyi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğünü ifade ederek, “İstanbul Büyükşehir Belediyemi-

54 • ŞEHİR VE İNSAN

ze projemizi sunduk, bu hizmete olan ihtiyacımızı her platformda dile getirdik. Sayın Başkanımız Kadir Topbaş’a konuya gösterdiği hassasiyet ve destek için teşekkür ediyorum” dedi. Yeni başlayan projenin yaklaşık 1 yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesinin planlandığını kaydeden Başkan Keskin, “İlk etapta çalışmanın yapılacağı alanda bulunan Hasan Ali Yücel İlkokulu’nun yıkımı gerçekleşti. Öğrencilerimiz ve aileleri mağdur olmasın diye yıkılan okulumuzun hemen üst tarafına yeni bir okul inşa edilmesini sağladık ve bu okulumuzun öğrencilerini oraya naklettik. Önümüzdeki günlerde de mevcut Merkez Camii’nin yıkımını gerçekleştireceğiz ve çalışmalar böylece daha da hızlanacak” şeklinde konuştu. Yeni projenin detayları hakkında da bilgiler veren Başkan Keskin,

“Projenin toplam alanı 21 bin metrekare olarak tasarlandı. Osmanlı ve Selçuklu Mimarisi ile harmanlanan cami, yaklaşık 700 kişilik olacak. Cami önüne 3 bin metrekarelik bir meydan yapılması planlanıyor. Meydanın altında 4 katlı 350 araçlık bir otopark inşa edilecek. Meydanda cami derneği için mekan, kütüphane, kadın erkek ayrı abdest alma yerleri ve lavabolar, çocuk emzirme odaları olacak. Cami meydanı peyzaj düzenlemeleri ve ışıklandırma çalışmalarıyla kendine özgü motifleri barındıracak. Cami tamamen ibadet amaçlı olarak tasarlandı dedi.“

21 bin metrekare alanda yapılacak çalışmalarda Merkez Camii yeniden inşa edilecek.


ŞEHİR VE İNSAN • 55


PROJELER

Petrol yolu caddesİne vİyadük gelİyor Sultanbeyli’nin en uzun ikinci caddesi olan Petrol Yolu Caddesi’nde yıllardır var olan kesintiyi ortadan kaldırmak için viyadük yapılıyor.

S

ultanbeyli’ye yeni viyadükler, yeni yollar yapılıyor. İlçenin en uzun caddelerinden biri olan ve yıllarda viyadükle birbirine bağlanmayı bekleyen Petrol Yolu’na viyadük yapılıyor. Hasanpaşa Mahallesi’nden başlayan, Akşemsettin Mahallesi’ne kadar uzanan Petrol Yolu Caddesi, Fatih Mahallesi ve Hamidiye Mahallesi arasında birbirinden kopuyordu. Caddeyi birbirine bağlamak için harekete geçen Sultanbeyli Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi viyadük çalışmasına başladı. Kısa sürede bitirilmesi

56 • ŞEHİR VE İNSAN

planlanan viyadükte ekipler hummalı şekilde çalışmalarına devam ediyor. Viyadük çalışması tamamlandıktan sonra hem sürücüler hem de bölgede yaşayan vatandaşlar rahat ulaşım sağlayacak. Konuyla ilgili açıklama yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, “Sultanbeylimiz sorunlarını geride bırakıyor. Bu bölgeye uzun zamandır bir viyadük çalışmasının yapılmasını arzu ediyorduk. İlçe sakinlerinin de en büyük arzuları arasında geliyordu. Çalışmalar başladı. İnşallah kısa sürede bitirilecek ve vatandaşlarımızın hizmetine sunulacak” dedi.


Sultanbeylİ’ye Yakışır İSKİ Hİzmet Bİnası Son yıllarda kamu binaları hızla yenilenen Sultanbeyli, bu kapsamda bir hizmet binasına daha kavuşuyor. Arsası Sultanbeyli Belediyesi tarafından tahsis edilen İSKİ hizmet binasının yapımı tamamlanmak üzere.

H

izmet artık Sultanbeylililerin ayağına geldi. Hükümet Konağı, Askerlik Şubesi, Polis Merkezleri ve kültür merkezleri gibi kamu binalarına şimdi bir de İSKİ hizmet binası ekleniyor. Adil Mahallesi sınırları içerisinde bulunan İSKİ hizmet binasının yapımı hızla devam ediyor. Kısa süre sonra tamamlanması beklenen hizmet binası mimarisiyle dikkat çekiyor.

BINANIN ÖZELLIKLERI 2200 metrekare parsel üzerine inşa edilen binanın 4 bin metrekare inşaat alanı bulunuyor. 5 katlı olarak planlanan bina yakın zamanda ilçe halkının hizmetine sunulacak. Şimdiye kadar Sultanbeyli’de Hükümet Konağı’ndan Belediye Hizmet Binası’na kadar birçok kamu binası hizmete sokularak Sultanbeyli halkının en iyi hizmeti kendi ilçesinde en iyi şartlarda alınması sağlandı. İSKİ’nin yeni

hizmet binasıyla da vatandaşlar tüm işlemlerini en iyi şartlarda gerçekleştirecek ve sorunlarını en kısa sürede çözüme kavuşturacak. Konuyla ilgili açıklama yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin,

“İSKİ Hizmet binamızın bitmesiyle Sultanbeylimiz bu eksiğini de geride bırakmış olacak. Geçen dönemden kalan projelerimizin bitirilmesi için çalışmalarımız devam ediyor. Yapılan yatırımlarla ilçemiz kalkınmaya devam ediyor” dedi.

ŞEHİR VE İNSAN • 57


PROJELER

SULTANBEYLİ BİR YAŞAM ALANINA DAHA KAVUŞTU Sultanbeyli’nin çehresini güzelleştiren, çocuklarına yepyeni oyun alanları, vatandaşlarına dinlenme ve spor mekanları kazandıran Sultanbeyli Belediyesi, ilçedeki parklara bir yenisini daha ekledi.

S

ultanbeyli Belediyesi çevre düzenlemeleri konusunda her geçen gün yeni bir hizmete imza atıyor. Son olarak belediye, Orhangazi Mahallesi sınırları içinde bulunan Orhangazi Parkı’nı yaptığı törenle hizmete açtı. Açılış anında hem mahalle sakinlerinin hem de miniklerin heyecanı görmeye değerdi.

“TÜM GAYRETIMIZ DAHA İYI YARINLAR İÇIN” Orhangazi Parkı açılışında konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, son dönemde Sultanbeyli’nin yapılan çalışmalarla yaşam alanlarının sayısının arttığını ifade ederek, “Çocuklarımıza vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları ortaya çıktı. Mahallelerimize kurduğumuz yeni parklar ve meydanlar vatandaşlarımızın dinlenme mekanları olurken, minik yavrularımızın da

58 • ŞEHİR VE İNSAN


“İlçemizi güzelleştirmek, çehresini yenilemek ve vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları sunmak için yaptığımız çevre düzenlemeleri her gün artıyor.” oyun alanları oldu. Minik yavrularımız artık sayısı hızla artan parklarımızla daha da mutlu. O yüzden ben bugün mahallemize, ilçemize yeni bir hizmeti, yeni bir yatırımı daha kazandırdığımız için mutluyum. İnşallah bu yatırımların daha fazlasını bu dönemde yapacağız. Tüm gayretimiz, tüm çalışmalarımız çocuklarımıza, gençlerimize daha iyi yarınlar bırakabilmek için” dedi.

yenilemek ve vatandaşlarımıza yeni yaşam alanları sunmak için yaptığımız çevre düzenlemeleri her gün artıyor. Bugün açılışını yaptığımız parkımız eskiden bu kadar büyük, kullanışlı ve bakımlı değildi. Arkadaşlarımız yaptıkları çalışmayla hem parkımızı yeniledi hem de daha kullanışlı büyük bir alan meydana çıkardı. Emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

“SULTANBEYLI’NIN ÇEHRESI HIZLA DEĞIŞIYOR”

Yeni açılan parkın içinde 7’den 70’e tüm vatandaşlara hitap eden alanların bulunduğunu kaydeden Başkan Keskin, “Çocuklarımız oyun konsollarında oyunlar oynarken, anne ve babaları ile gençlerimiz, egzersiz aletlerinde, basket saha-

Sultanbeyli Belediyesi olarak ilçeyi güzelleştirmek için gayret gösterdiklerini kaydeden Başkan Keskin, “İlçemizi güzelleştirmek, çehresini

sında spor yapabilecek. Belki de bir profesyonel basketçimizin burada, bu sahada yetişmesine vesile olacağız. Spor yapan çocuklarımız zararlı alışkanlıklardan belki de bu vesileyle uzak duracaklar. Yaşlılarımız gün içinde burada dinlenme, sohbet etme imkanı bulabilecek” şeklinde konuştu. Açılışa katılan AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç’te Sultanbeyli’nin hızla geliştiğini ve yeni dönemde daha da gelişeceğini kaydettiği konuşmasında, “Parkımızın yapılışında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Gördüğünüz gibi sayın başkanımız ve ekibi ilçemize yatırım yapmak için var gücüyle çalışıyor. Bizlerde onlara her konuda destek oluyoruz” dedi. Açılış kurdelesini parkın gerçek sahipleri çocuklarla yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin daha sonra yeni parkta incelemelerde bulundu, alanda bulunan vatandaşlarla sohbet etti.

ŞEHİR VE İNSAN • 59


YENİ TÜRKİYE

İLKLERİN KÖPRÜSÜ

HIZLA YÜKSELİYOR 60 • ŞEHİR VE İNSAN


İstanbul Boğazı’na yapımı devam eden 3. köprü hızla yükseliyor. Tamamlandığında İstanbul trafiğini büyük ölçüde rahatlatacak olan köprünün lojistik sektörüne de katkı sağlaması ön görülüyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 61


YENİ TÜRKİYE

1

973 yılında faaliyete geçen Boğaziçi Köprüsü ve 1988 yılında tamamlanan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden sonra İstanbul Boğazı’na yapılacak 3. Köprü, ilklerin köprüsü olarak adlandırılıyor. Çoğunluğu Türk mühendislerden oluşan bir ekip tarafından inşa edilecek, yüksek mühendislik ve teknoloji ürünü olacak 3. Boğaz Köprüsü üzerinden 8 şeritli karayolu ve 2 şeritli tren yolu aynı seviyede geçecek. Gerek estetik gerekse teknik özellikleriyle dünyanın sayılı köprüleri arasında yer alacak. İlklerin köprüsü olacak 3. Boğaz Köprüsü, 59 metrelik genişliği ile dünyanın en geniş, 1408 metrelik ana açıklığı ile üzerinde raylı sistem olan dünyanın en uzun asma köprüsü olacak. Köprünün bir başka ilki ise 322 metreyi aşan yüksekliği ile dünyanın en yüksek kuleye sahip asma köprüsü olması.

“3. BOĞAZ KÖPRÜSÜ: ÇAĞDAŞ TÜRKIYE’NIN SIMGESI” 2013 yılında yapımına başlanan ve 2015 yılında tamamlanması

62 • ŞEHİR VE İNSAN

hedeflenen 3. Boğaz Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu projesi’nin Odayeri – Paşaköy kesiminde yer alacak. Köprü üzerindeki raylı sistem, Edirne’den İzmit’e kadar yolcu taşıyacak. Marmaray ve İstanbul Metrosu ile entegre edilecek raylı sistemle Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni yapılacak 3. Havalimanı da birbirine bağlanacak. Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü, “Yap, işlet, devret’ modeliyle gerçekleştirilecek. Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü Projesi, 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen Türkiye’yi bu hedefine daha da yaklaştıracak ve çağdaş Türkiye’nin simgelerinden biri olacak.

KUZEY MARMARA OTOYOLU Projenin, Odayeri – Paşaköy kesiminde; 19 adet kavşak ve bağlantı yollarına sahip yaklaşık 115 km’lik Kuzey Marmara Otoyol’u bulunuyor. Bu otoyol projesi; Odayeri-Paşaköy hattının, halen kullanılmakta olan 1. Boğaz Köprüsü ile 2. Boğaz Köprüsü’nün trafik yükünü rahatlatmak ve İstanbul’un ulaşım

sorununu giderebilmek için Yap, İşlet, Devret modeli ile 20.04.2012 günü ihale edilen ve içerisinde 2015 yılında bitmesi planlanan 3. Boğaz Köprüsü’nü de kapsayan bir otoyol projesidir.

BU BÜYÜK PROJE SAYESİNDE Odayeri-İkitelli ve Paşaköy-Çamlık bağlantı yolları, hem otoyolun İstanbul’un şehir içi ile bağlantılarını sağlayacak hem de TEM Otoyolu’ndaki yoğun trafiği rahatlatacak. Araçlar hem kesintisiz bir şekilde transit geçiş yapabilecek hem de İstanbul’un şehir içindeki ve mevcut boğaz köprülerindeki trafiği azalmış olacak. Böylece, önemli ölçüde yakıt tasarrufu da sağlanacak. Yük taşıyan araçların ulaşım kısıtlamasının ortadan kalkmasıyla, ithalat ve ihracatımızdaki zaman maliyeti düşecek. 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi, 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen Türkiye’yi bu hedefine daha da yaklaştıracak ve çağdaş Türkiye’nin simgelerinden biri olacak.


ŞEHİR VE İNSAN • 63


ŞEHİR VE YAŞAM

MAHVETTİN GÜNÜMÜ REŞAT ATALAR

atalarresat@gmail.com

Bazen sonucu değiştirmek için, ilk başlanılan yere gitmek gerekir. Selamün aleyküm, Günaydın, Merhaba, kolay gelsin gibi “seni önemsiyorum, sen de beni önemse, seni değerli buluyorum sen de beni değerli kıl” alt başlıklı hayat detaylarımız, unutulunca hangi kapıdan çıktığımız belli olmuyor. Kimi zaman yaka paça dışarı atılabiliyoruz!

B

azen sonucu değiştirmek için, başlangıç noktasına gitmek gerekir. “Günaydın, merhaba, selamün aleyküm, kolay gelsin,” gibi ‘seni önemsiyorum, sen de beni önemse, seni değerli buluyorum, sen de beni değerli kıl’ alt başlıklı hayat detaylarımız unutulunca hangi kapıdan çıktığımız belli olmuyor. Kimi zaman yaka paça dışarı atılabiliyoruz! Uzun bir dönem, şeker hastalığıyla epeyce uğraşmış, sıkı bir diyetle bu durumu biraz iyileştirmeye çalışmıştım. Yine kontrol günlerimden birinde, Üsküdar’dan motorla Beşiktaş’a geçtim. İskelenin biraz ilerisinde Harbiye’ye giden sarı minibüslere bindim. Arka sırada tek

64 • ŞEHİR VE İNSAN

kişilik yer kalmıştı hemen oraya iliştim. Solumda bir hanımefendi, sağımda bir beyefendi ve arabayı dolduran diğer yolcular vardı. Arabada kulakları tırmalayan son derece rahatsız edici yüksek sesle bir müzik çalıyordu. Oturulacak gibi değildi. Üstelik aksi gibi hoparlörler arkadaydı. O dayanılmaz ses adeta kulaklarımı tırmalıyordu. Bu müziği kıstırmanın yolları olmalı diye düşünmeye başladım. İşin ilginç tarafı benden başka kimse de rahatsız değildi. Araba hareket ettikten sonra şoförden rica ederim, o da kısar diye düşündüm. Nitekim öyle de yaptım. “Şoför bey müziği biraz kısar mısınız lütfen,” der demez şoför bir celallendi, bir celallendi. “İşte içinizden biri çıkar gününüzü mahveder, mahvettin

günümü” diyerek söylenmeye başladı. Yol boyu söylendi “mahvettin günümü” diye. Artık dayanamadım, “Beyefendi ne biçim bir söz bu?” dedim. Anında, “Ben bilirim beyfendinin ne anlama geldiğini, senin gibi beyefendileri de iyi tanırım,” diye yine kaldığı yerden son hız devam etti. Yanımdaki hanımefendi itiraz etti, “Biz müşteriyiz, beyefendi lütfen hoparlörün sesini kısın dedi. Size sesinizi kısın demedi ki.“ dedi. Dedi ama o da payını aldı, “Siz çok bilmişler var ya çok bilmişler. Hah işte mesele orada, beyefendi ve lütfen de. O lütfenin altında ne var biliyor musun? Senin müzik çalma hakkın yok deyyus diyorsun bana aslında.” Duyduklarım karşısında şok olmuştum, ne demiştim de bana böyle cevaplar vermişti.


Hiç kimseye hor bakma, İncitme gönül yıkma, Sen nefsine yan çıkma; Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler. İbrahim Hakkı Erzurumi Yine bir gün arkadaşım Ahmet Uyar ile Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’nun “Gönüllüler Gurubu” oturumuna gitmek üzere bir taksiye bindik, gideceğimiz adresi söyledik. Yüksek volumlü bir müzikle karşı karşıya geldik. Burada da aynı cümleyi kurguladım, “Şoför Bey, müziğin sesini biraz kısar mısın lütfen.” Kendimce, bu şoförler müziği yüksek sesli dinliyorlar dedim ve aklıma minibüste geçen tatsız diyalog geldi.

Nihayet Harbiye’ye gelmiştik. Arabayı kenara yanaştırdı, bana doğru dönerek olanca sesiyle “Bana bak, bana bak da beni iyi tanı, bir daha arabama binip de başımı belaya sokma”. Yanımdaki hanımefendi kolumu çekiştirerek, “Uymayın siz ona!” uyarısını yaptı, bir iki adım yürüdük sonra ben yoluma devam ettim.

Daha sonra kendi penceremdeki bakışın doğru olup olmadığını düşünmeye başladım. Yok, bir şey bulamıyordum. Alt tarafı müziğin sesini kıs diyordum, ne gibi bir suç olabilirdi ki, bu cümlede yanlış olan ne vardı ki? Problem benim kurduğum cümlede değil, şoförde deyip, bu koridordan çıktım.

Başladım Ahmet’e hikayeyi anlatmaya, bir ara gözüm dikiz aynasına takıldı ne göreyim, şoförün yüzü pancar gibi olmuş. Birdenbire “Ben bir yerlerde hata yapıyorum anlaşılan” demeye başladım. Dayanamayıp, “Şoför Bey arkadaşıma anlattığım hikayeyi sen de dinledin mi?” diye sordum. Sert bir üslupla, “Dinledim,” dedi ve devam etti. “Bak abi sen yaşlı başlı, okumuş dokumuş bir adama benziyorsun ama baştan sona kadar hatalısın” dedi bana. “Niye yahu?” dedim. “Bak abi, insan bir mekana girdiğinde, bir sıcak selam verir, bir hal hatır sorar sonra da kendini rahatsız eden bir şey varsa onu da ifade eder. Peki abi, sen ne yaptın? Araba benim hanem, iş yerim, ekmek teknem. Ben insanları Allah’ın selamıyla içeri almak isterim, sonra insanca muhabbetin anahtarını kullananları çok severim, yani hal hatır soranları. Çünkü bu davranış beni mutlu eder, adam olduğumu anlarım. Şimdi abi soruyorum sen bunları yaptın mı? Yapmadın.

ŞEHİR VE İNSAN • 65


ŞEHİR VE YAŞAM

Dahası hem minibüs şoförüne hem de bana emir verdin, rica etmedin talimat verdin. Kimse kimsenin emir eri değil, bizler hizmet eriyiz, Buna da karşılıklı hizmet satın almak deniyor günümüzde.” Olaya bütünlük içinde baktığımızda külliyen doğru. Öyle sanıyorum ki, hayatın koşturmacası insana farkında olmadığı bir bezginlik veriyor. Bir çok anlamlı şeyi ıskalatıyor bizlere. Gülten Akın, ”Ah! Kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyor İlkyaz adlı şiirinde. Çok da doğru diyor.

66 • ŞEHİR VE İNSAN

Güne başlamadan önce evden çıkarken sevdiklerimizi kucaklarız. İşin rast gitsin, kolay gelsin demenin vücut dilini sergiliyoruz bir yerde. Günaydın demek, sosyal hayatımızın kucaklaşmasıdır. Basit gibi görünen ama aslında çok önemli olan ritüeli unutunca işler düğümleniyor. Yüksek sesler, ‘sen bana ne demek istedin’ler havada uçuşuyor. Her şeye rağmen, yaşadığım bu olay beni öfkelendirmedi ve öz eleştiri yapmamı sağladı. Farkındalığım, beni farklı bir boyuta taşıdı. Artık arabaya bindiğimde ilk işim selam vermek, ikinci işim ise hal hatır sormak oldu.

O gün, taksi şoförü bana güzel bir ders verdi. Arabadan inmeden önce, “Genç adam, bugün senden çok önemli bir şey öğrendim. Sen bana adamlığı öğrettin,” deyip arabadan indim. Araba hareket etti ama ben olduğum yerde durdum uzun süre. Bazen bilmek yetmiyor. Önemli olan yapabilmek. Tasavvufi bir ifadeyle söylemek istersek, bir karışlık mesafeden geçmeli bütün kelimeler, cümleler. Ağızdan çıkanlar kalbin imbiğinden geçerse damıtılmış olur, ancak o zaman içselleşir. Bu da hem sözün sahibinin bilinçlenmesini sağlar hem de sözün muhattabını incitmez.


ŞEHİR VE İNSAN • 67


KİTAP AYDOS KÜTÜPHANESİ

RÜYA SİNEMASI

YAZAR SADIK YALSIZUÇANLAR

KADER YUMURTALARI YAZAR MIHAIL BULGAKOV

Mihail Bulgakov, Stalin rejimi altında yaşadı, sansüre ve baskıya birinci elden tanıklık etti, işgüzar sansürcülerin elinden kurtulmak için geliştirdiği dilsel manevralar sayesinde kendine özgü bir üslup yarattı. Yaşarken binbir zorlukla yayınlanabilen yapıtları, bugün çağdaş klasikler arasında yer alıyor. Sovyet Devrimi’ni ve Stalin Rusya’sının paranoyak ortamını son derece zekice hicveden bu toplumsal bilimkurgu, sıradışı bir Rus bilimadamının, canlı organizmaların büyüme hızını, artıran bir “kızıl” ışın keşfetmesini ve bu deneyin bir felakete dönüşen kaçınılmaz sonuçlarını anlatıyor.

Sadık Yalsızuçanlar’ın usta kaleminden Düş, Gerçeklik, Rüya ve Sinema… Rüya Sineması okurlarıyla buluşuyor. Sinemaya farklı bir pencereden bakan biraz mistik, biraz rüya, biraz gerçek, biraz hayal bir düşünceyle değerlendiren ve sinemanın uyanıkken düş görmek olduğunu söyleyen bir isim Sadık Yalsızuçanlar. “Yalsızuçanlar, heyecanla eğildiği konuda, kendi geleneğimizden olduğu kadar, dünya sinemasının mistik-metafizik yönelişlerinden de yararlanmaya çalışıyor. Bilhassa Tarkovski’nin film ve düşüncelerine göndermede bulunuyor. Sinemamızın bize has bir teorik çerçeveye ulaşması ve bundan pratik sonuçların çıkması için böylesi gayretlerin alkışlanması gerekir. Zaten yazar da kitabının bir yerinde şöyle diyor: Sinema-tasavvuf ilişkisi teorik spekülasyonlardan çok pratik kazanımlara muhtaç bir sorun olarak gözüküyor.” Kitaptan küçük bir bölümü aktarmak istiyoruz belki o zaman söylemek istediğimiz şey daha net anlaşılır. “Gerçek gördüğümüzden çok daha fazladır. Herhangi bir görünümü alın, bir görülebilir, yüzeysel yanı vardır; birde gizli gizemli görüntüsel yanı. Benim ilgilendiğim şey nesnelerin arkasındakini göstermektir yalnızca, görünen şeyler üzerine açıklama yapmak değil. Sık sık bunun içinde eleştiriyorlar beni, gerçekleri bozdurulmuş ve düşsel biçimde görüyormuşum. Ben öyle sanıyorum ki herkes çevresindeki yaşamı yüzeydekinden çok daha başka görür. Filmlerde nesnel olmanın anlamı ne? Fiziksel yönden bile olanaklı olduğunu sanmam.”

68 • ŞEHİR VE İNSAN

“Sovyet hükümetinin iflah olmaz düşmanı” Bulgakov’un sorusu basit: En önde, en ileride, en büyük ve en güçlü olmak için çekilen bunca acı, sıkıntı ve güçlüğe değer mi? Neden arzulandığı bugün dahi anlaşılmayan “büyüme”nin kime, ne hayrı var? Bilim nedir ve tüm bunlara ne kadar alet edilebilir? Atom bombası, Çernobil, nükleer santraller, hepsi birer kader yumurtası değil mi?

ANNE MÜSLÜMAN KİMDİR? YAZAR VELI KARANFİL

‘Anne Müslüman Kimdir?’ Kitabı, ‘Nerede, Kimdir? Serisi’nin 1. kitabıdır. Bu seri, dünyanın varoluşundan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e kadar, çocukların merak ettikleri yüzlerce soruyu, önce onlara hatırlatıp sonra da cevaplandırır. Uzmanlarımızca hazırlanan bu seri, Kur’an’ı Kerim ışığında çocuklarımızı en doğru bilgilerle yetiştirebilmek ve onların gelişim sürecinde merak ettikleri soruları, doğru zamanda cevaplandırabilmek amacıyla hazırlanmıştır. Serinin bu kitabı, çocukların, din, Müslümanlık, ibadetler ve bu çerçevedeki merak ettikleri sorulara cevap olacaktır. Ayrıca bu cevaplar, öykü niteliğinde ve çizimlerle de desteklenmiştir. Geleceğe ışık tutacak nesillerimizi sağlıksız bilgilerden koruyan “Nerede, Kimdir?’ Serisi’ni okuyun okutun. Anne Müslüman Kimdir? Kitabından bazı sorular; • Din ne demek? • Allah niye din gönderdi? İslam ne demek? • İslamın şartları neler? İman ne demek? • İbadet ne demek? Müslüman nasıl olunur? • Müslümanlar cennete mi gider? • İlk müslüman kim? Hayvanlar da müslüman mı?


DÎVÂNÜ LUGÂTİ’T-TÜRK YAZAR MÂHMUD EL-KÂŞGARÎ

KUR’AN AYETLERİNDEN VAHİY ÖYKÜLERİ YAZAR SELÇUK YILDIRIM

KUR’AN âyetlerinin gönderilmesine sebep teşkil eden hadiseler, ilgili âyetleri kendisiyle sınırlayan bir özellik taşımazlar. Aksine bu hadiseler ve sebepler, bizim için, o âyetlerin anlaşılması ve hayatın içine taşınması yönünde son derece mühim bir rol üstlenirler. Kur’an âyetlerinin nüzul sebeplerini öğrenmemiz, âyetlerde bildirilen hakikatlerin daha iyi anlaşılması, emir ve yasakların hikmetlerinin kavranması ve hayatımıza dahil edilmesi için, bize önemli açılımlar sağlayacaktır. İçindeki her bir öykünün, bilmen kaynaklardan derlendiği “Vahiy Öyküleri” serisinin bu kitabı, okuyucuya Kur’an’ın âyet âyet gönderildiği Saadet Asrı’na, hayalen bir yolculuğa çıkarıyor ve orada yaşanan harika, merakâver hadiselere şahit kılıyor. Bu şahitliğin ışığı, öyle umuyoruz ki, okuyucunun Kur’an ile daha sıkı bir bağ kurulabilme yönünde, yolunu aydınlatacaktır.

Dîvâni Lugâti’t-Türk’ün yazımına 1072 senesinde başlanmıştır. Asya içlerinden Anadolu’ya kadar uzanan coğrafyada dağınık bir biçimde yaşayan ve gün geçtikçe dünya sahnesinde etkilerini arttıran bu insanların kim olduğu sorusuna bir yanıt olarak yazılan kitap tüm Türk ve Türkmen lehçelerini bir araya getirmek amacıyla çıktığı yolunda, bu halkların yaşayışlarının, inançlarının, mitlerinin ve tarihlerinin tanığı olmuştur. Sayıları “sadece Cenab-ı Hak tarafından bilinebilecek” bu kavimlerin, alt-kavimlerin, kollar ve ailelerin kullandıkları sözcükler ve dillerini inşa ettikleri kaideler ve ilkeler Arapça lügatlarındaki tertip çerçevesinde aktarılmış ve âlimâne bir terkiple sunulmuştur. Dîvânü Lugâti’t-Türk adıyla maruf bu eserin yeni bir Türkçe çevirisinin yapılması ve bu gizli hazinenin Arapça

bilmeyen okuyucu için yeni bir düzen içinde sunulması şiarıyla yayınevimiz işe koyuldu. Kâşgarlı Mâhmud’un özgün eseri Arapça dilbilgisine ait sözcük özellikleri uyarınca sınırları çizilmiş bir düzende tanzim edilmiştir. Bu düzen içinde sözcüklere ve açıklamalara ulaşmak modern okuyucu için zordur. Buradan hareketle Kabalcı edisyonunu metni eksiksiz ve işlevsel bir biçimde sunacak iki bölüm üzerine inşa ettik - önce özgün tertipdeki sırayla sözcükler ve açıklamalar sunulmakta, sonrasında ise kitapta geçen tüm sözcükler A’dan Z’ye çağdaş bir sözlük biçimi içinde tanımlarıyla birlikte yer almaktadır. Dîvânü Lugâti’t-Türk’ün sayfaları içinde modern dilbilim kavramlarıyla aydınlatılmış kadim dili, tarihi, efsaneyi, katli ve katili, inancı ve inananları yaşama ve ölüme, kışa ve bahara dair hikmetleri bulacaksınız...

MUTLU GÜNLERİM MÜBAREK GECELERİM YAZAR YUSUF DURSUN

Allah’ın yarattığı her gün güzeldir, her gece özeldir. Yine de bazı günler ve geceler vardır ki bunlar diğerlerine göre daha güzel, daha özeldir. Müslümanların haftalık bayramı sayılan cuma günü, “kandil geceleri” dediğimiz mübarek geceler, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bunlardan bazılarıdır. Çocuk edebiyatımızın usta kalemi Yusuf Dursun, inananların büyük bir sabırsızlıkla beklediği bu “kutlu geceleri” ve “mutlu gündüzleri” sizler için kaleme aldı. Kahramanımız Mustafa’nın birbirinden güzel hikâyeleri; arı duru bir Türkçeyle ve açık sade bir anlatımla “günlük” hâline girerek çocukları ve gönlündeki çocukla yaşayanları bekliyor.

ŞEHİR VE İNSAN • 69


RÖPORTAJ

HAMDİ ÇAKIR

cakirogluhamdi@gmail.com

70 • ŞEHİR VE İNSAN


Dombra’yı Gece Yarısı 1 - 1,5 Saat İçinde Yazdım ŞEHİR VE İNSAN • 71


RÖPORTAJ

H

er şarkısı halk tarafından büyük beğeni toplayan ünlü sanatçı Uğur Işılak’la sanatı ve gündelik hayatı üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Seçim döneminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için yazdığı ve halkın kısa sürede benimsediği “Dombra” şarkısını gece yarısı 1-1.5 saat içinde yazdığını ifade eden Uğur Işılak, Sultanbeyli’nin de “Küçük bir Anadolu şehri” görünümünde olduğunu söylüyor.

SIZI YAKINDAN TANIMAK ISTEYEN HAYRANLARINIZ IÇIN KENDINIZI NASIL IFADE EDERSINIZ? Aslında kendimi ifade etmekten rahatsızlık duyan bir yapım var. Ben ne anlatırsam anlatayım, herkes anlamak istediği kadar anlayacak,

72 • ŞEHİR VE İNSAN

görmek istediği kadar görecek, duymak istediği kadar duyacaktır. Bugüne kadar ürettiğimiz yüzlerce eser, bir hal beyanıdır tanımak isteyen için.

SANAT YAŞAMINIZ NASIL BAŞLADI? Çocukluk yaşlarda başladı. Kaderle barışık olursanız, kader size mutlaka sesini duyurur ve size düşen cüz-i iradenin hakkını vermek olur.

UĞUR IŞILAK’I UĞUR IŞILAK YAPAN, SANAT DÜNYASIYLA TANIŞTIRAN PARÇANIZ HANGISIDIR? DAHA DOĞRUSU SIZIN “EVET IŞTE BU” DEDIĞINIZ PARÇANIZ HANGISIDIR? Bir çok eser var. Dönen alçak olsun, Tek seni sevdim, Haydi Anadolu, Herşey Türkiye için ve son dönemlerde Dombra...

SANAT YAŞAMINIZ HARICINDE NELER YAPIYORSUNUZ? ŞUNU YAPMADAN GÜNE BAŞLAMAM DEDIĞINIZ BIR ALIŞKANLIĞINIZ VAR MI?

SAHNEDE GÖRDÜĞÜMÜZ UĞUR IŞILAK ILE GÜNDELIK HAYATTAKI UĞUR IŞILAK ARASINDA FARK VAR MI? İŞ HARICINDE GÜNÜNÜZÜN GERI KALANINI NASIL GEÇIRIYORSUNUZ?

Günlük haberleri okumadan güne başlamam mesela. İyi bir kahvaltı yaparım. Kahvaltının ardından mutlaka bol köpüklü sade kahvemi içerim. Vakit bulabilirsem spor yaparım, yürüyüşe çıkarım.

Fazla bir fark yok. Hayatta duyarlı olduğum hususlar neyse sahnede de aynıdır. Haftada en az 3 kere ofisime giderim. Beste, güfte ve kitaplar arasında günü değerlendirmeye çalışırım.


BAŞBAKAN SAYIN RECEP TAYYIP ERDOĞAN’A SEÇIM DÖNEMINDE YAZDIĞINIZ ŞARKININ HIKAYESINI BIZIMLE PAYLAŞIR MISINIZ? BAŞBAKAN ILE ILK NE ZAMAN TANIŞTINIZ? Başbakanla ilk tanışmam 1994 yılında oldu. Başbakana 20 yıldır muhabbet duyan biriyim. Bu milletin asli hüviyetine dönüşünün, yerli medeniyetin çakma uygarlığa meydan okuyuşunun bir remzidir benim için. Ben Başbakanın siyasi kişiliğinden ziyade dava adamlığı ile ilgiliyim. Bu eserin yazılmasına sebep olan hain tuzaklar, entrikalar, ayak oyunları ve bütün bunlara karşı dimdik duran bir lider profilidir. Bir gece yarısı 1-1,5 saat içinde yazmıştım.

SAHNEDE ILK SÖYLENEN ŞARKILAR, YA DA ILK YAZILAN ŞARKILAR SANATÇILAR IÇIN ÖNEMLI BIR YER TUTAR. SIZIN IÇIN BÖYLE BIR PARÇA VAR MI? Şu anda hatırlamıyorum.

SULTANBEYLI HAKKINDAKI IZLENIMLERINIZI OKUYUCULARIMIZ VE HAYRANLARINIZ MERAK EDIYOR. İLÇEMIZ HAKKINDAKI DÜŞÜNCELERINIZ NELERDIR? İstanbul gibi bir metropolde, kültürüyle, maneviyatıyla küçük bir Anadolu şehridir Sultanbeyli...

SON OLARAK HAYRANLARINIZA NE SÖYLEMEK ISTERSINIZ? Yunus’un dediği gibi olsun... “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”

ŞEHİR VE İNSAN • 73


SAĞLIK VE YAŞAM

Sıcak Havalarda Aman Dİkkat HAMDİ ÇAKIR

cakirogluhamdi@gmail.com

Yaz aylarında yaşanılan aşırı sıcaklar insanları olumsuz şekilde etkiliyor. Kimi zaman sıcak çarpması, kimi zaman güneş çarpması olarak insanların hayatlarını etkileyen sıcak havalarda özellikle rahatsızlıkları bulunanların çok daha dikkatli olması gerekiyor. Sıcak havaların insanlar üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri Belediye Doktoru Dr. Can Öztürk’le konuştuk.

A

şırı sıcak havalarda özellikle sağlık sorunları bulunanlar daha dikkatli olmak zorunda. Mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden sıcaklıklar birçok yönden insanları olumsuz etkiliyor. Belediye Doktoru Dr. Can Öztürk sıcak havalarda nelere dikkat edilmeli, vakit nasıl geçirilmeli bu konuda bilgiler paylaştı.

düşmesine neden olur. Yapabildiğimiz birçok işi yapmak istemeyiz, yapamayız. Aşırı sıcak havalarda insanlar daha dikkatli davranmalı. Yoğun tempoyla çalışmamalı. Vücudun ihtiyaçlarına cevap vermeli. Bol su tüketimi yapılmalı ve mümkünse açık renkli giysileri tercih etmelidir. Zorunlu olmadıkça havanın en sıcak olduğu anlarda dışarı çıkılmamalı. Aksi takdirde birçok sorunla karşı karşıya kalınabilir.

SICAK HAVALARDA NASIL DAVRANILMALI?

GÜNEŞ ÇARPMASI NEDIR, ANLAŞILABILIR MI?

Dr. Can Öztürk: Aşırı sıcaklıklar insanların yaşamlarını olumsuz etkiler. Günlük tempomuzun

Dr. Can Öztürk: Güneş çarpması; aşırı sıcak sonucu beden ısısını ayarlayan mekanizmanın bozul-

74 • ŞEHİR VE İNSAN

masına bağlı meydana gelen ciddi bir rahatsızlıktır. Hemen müdahale edilse bile ölümcül olabilir ya da vücutta kalıcı zararlara sebebiyet verebilir. Aşırı sıcaklığın yanında nem oranının da yüksek olması , güneş çarpmasında etkili bir rol oynar. Güneş çarpması özellikle yaşlı ve çocuklar için daha tehlikelidir Güneş çarpmasının belirtileri ise özellikle yaşlı ve çocuklar için daha tehlikeli olan, genel durum bozukluğu gösteren bu rahatsızlığın birçok göstergesi vardır. Bu göstergeler mide bulanması, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, kalp çarpıntısı, yüksek ateş, kas krampları, bilinç bozukluğu, iç huzursuzluğu belirtileri bulunur.


GÜNEŞ ÇARPMASI DURUMUNDA İLK MÜDAHALE NASIL OLMALI? Dr. Can Öztürk: Güneş çarpması durumunda ilk etapta panik yapılmamalı. Bu sonuçta gözle görülen bir rahatsızlık durumu değil. Güneş çarpması durumunda panik yapılmamalı, hasta hemen gölgeye veya havadar bir yere taşınmalıdır. Bu sağlığı için çok önemlidir. Güneş çarpan hastanın kafası ve göğüs kısmı daha yukarda olmalı, varsa üzerinde vücudunu sıkan giysiler gevşetilmelidir. Bu tip durumlarda şuur bozukluğu, kaybı ve diğer dikkat çekici anormallik durumunda hemen doktor ya da ambulans çağrılmalıdır. Çünkü tehlikeli boyutlara sebep olabilir.

En önemlisi ise tıbbi yardım gelene kadar ense, kafa ve boyun bölgeleri soğuk ve ıslak bezlerle serinletilmelidir. Kısacası ilk müdahaleyi böyle özetleye biliriz.

PEKI HOCAM GÜNEŞ ÇARPMASINDAN NASIL KORUNABILIRIZ. NE GIBI ÖNLEM ALINABILIR? Dr. Can Öztürk: Güneş çarpmasından aslında basit ve herkesin bildiği korunma yöntemleriyle korunabilir. Güneşli günlerde bir şapka, eşarp veya şemsiye ile dışarı çıkılmalı. Mesela güneşin dik olduğu tam öğlen vakti diye tabir ettiğimiz zamanlarda zorunlu değilsek dışarı çıkmamalıyız. Gü-

neşten özellikle boyun bölgesini korumalıyız. Yediğimize içtiğimize dikkat etmeliyiz.

HOCAM SON OLARAK OKUYUCULARIMIZA NELER SÖYLEMEK İSTERSINIZ? Yaşadığımız şu günler bazı zamanlarda sıcaklar mevsim normallerinin üzerinde seyredebilir. Bu gibi durumlarda özellikle Ramazan’ın da yaza denk gelmesiyle su ihtiyacımız en üst seviyeye çıktı. Mümkün oldukça gölgede ve serin yerde durulmalı. Sahurlarda özellikle bol su tüketilmeli ve mutlaka şapka kullanılmalı. Havanın en sıcak olduğu saat dilimlerinde dışarı çıkılmamalı.

ŞEHİR VE İNSAN • 75


TEKNOLOJİ

İSRA NALBANT

isranalbant@gmail.com

76 • ŞEHİR VE İNSAN


Teknolojiden cama yansıyanlar

Google Glass

Gelişen teknolojide bazı ürünler var ki, bu ürünler yapılana kadar ihtiyaç duyulmayan, üretildikten sonra ise sahip olmayanda yoksunluk hissine neden olacak kadar hayatın bir parçası haline gelen, hayatı kolaylaştıran ürünler haline gelebiliyor. Gerçek bir icat.

ŞEHİR VE İNSAN • 77


TEKNOLOJİ

B

u sayıda, cep telefonları gibi yakın tarihte pek çoğumuzun bağımlısı haline geleceği yepyeni bir teknoloji ürününü, hatta icadını inceleyeceğiz. Giyilebilir bilgisayar kavramını yaklaşık 5 yıl önce yaygın olarak duymaya başladık. Bu konuda en somut çalışmayı Google akıllı bir gözlük geliştirerek yaptı. Henüz beta ürün olarak sunulan bu aksesuar üzerindeki çalışmalar son zamanlarda yoğunlaştı ve son kullanıcıya sunulacak hali ile ilgili fikir verir duruma geldi. Gelişen teknolojide bazı ürünler var ki, bu ürünler yapılana kadar ihtiyaç duyulmayan, üretildikten sonra ise sahip olmayanda yoksunluk hissine neden olacak kadar hayatın bir parçası haline gelen, hayatı kolaylaştıran ürünler haline gelebiliyor. Gerçek bir icat.

78 • ŞEHİR VE İNSAN

GOOGLE GLASS NEDIR? Sizin bulunduğunuz yerde, hatta bizzat sizin gözünüzle gördüğünüz dünyayı hem kaydedebilen, hem de daha önceki kayıtlarla kıyaslayarak size bilgi dökümü sunan yepyeni bir araç.

NELER YAPAR? Gün geçtikçe yetenekleri artırılan bu ürünün öncelikli amacı, kullanıcının bulunduğu konumu, gördüğü nesneleri tarayarak ona rehberlik etmesi. Kamerası, mikrofonu ve konum tespit yeteneği ile bulunduğunuz ortamda kayıtlar alıp paylaşmanızı, veri havuzundaki bilgilerle, müşahade ettiklerinizi sorgulayarak daha detaylı malumata erişmenizi sağlıyor. Yol tarifi, hava durumu, trafik bilgisi, toplu taşıma rehberi, pusula


Aklımıza gelen her soruyu sorup cevap alabileceğimiz, ilgi alanımıza göre güncel haberleri okuyabileceğimiz, görüntülü telefon görüşmesi, mesajlaşma yapabileceğimiz harika bir ürün... gibi günlük hayatınızı kolaylaştıracak, hızınıza hız katacak, bilgilere çabucak ulaşmanız bu ürünle mümkün olacak. Artık video görüntü kaydetmek ya da fotoğraf çekmek, saklamak, paylaşmak için çok sayıda ürün ile dolaşmanıza gerek kalmazken, iletişim kabiliyetini de artıran bu ürün için kişileri hafifleten bir buluş olarak da tanım yapmak mümkün. GoogleGlass aynı zamanda iyi bir asistan. Ajandanız gözünüzün önünde. Programınızı aksatmak, unutmak artık mazeret olmayacak. Örneğin alışveriş listenizi sesli olarak kaydedersiniz ve markete girdiğinizde ürünleri hızla tarayan gözlüğünüz almanız için size hatırlatma yapar. İş toplantıları, görüşmeler kısacası tüm etkinlikler artık sizinle birlikte. Cebinde not kağıtları buruşup, yazı okunmayacak kadar silindikten günler sonra eski notlardan “hangisini yaptım, hangisi kaldı, temize çekelim” derken vakti geçmiş, aldığımız nota rağmen unuttuklarımızı gözlemleyeceğimiz kadar hepimizin hayatı karmaşık bir hal almışken böyle bir ürünün sadece bu özelliğinin bile, ne kadar yaygınlaşacağı konusunda fikir vermeye yeterli olduğunu düşünüyorum. Yemek yaparken aşama aşama kayıtlı tarife uygun hareket ediyor musunuz denetleyen, tarifte eksik olan malzeme olduğunda uyaran böyle bir gözlük işimizi çözerken bir yandan fazlasıyla hayatımıza karışacak ve belki böylece hayatımızın bir parçası olacak. Farklı renk ve tasarımlarıyla hem dereceli hem güneş gözlüğüne uyarlanmak üzere çeşitlendirilen geniş bir yelpazede sunulacak ürünün yan aksesuarları da hızla geliştirilmekte. Aklımıza gelen her soruyu sorup cevap alabileceğimiz, ilgi alanımıza göre güncel haberleri okuyabileceğimiz, görüntülü telefon görüşmesi, mesajlaşma, sosyal medya takibi yapabileceğimiz, hareketlerimizi ve yediklerimizi kayıt altında tutarak yaktığımız ve aldığımız kalori bilgilerine ulaşabileceğimiz özellikleri saymakla bitmeyecek ve sürekli geliştirilen bu üründen sonra, yakın zamanda gözlük takmayanımızın kalmayacağını öngörmek zor olmasa gerek.

ŞEHİR VE İNSAN • 79


Şehir ve İnsan  
Advertisement