Page 1


ŞEHİR VE İNSAN BAŞLARKEN

Şehir ve İnsan Aralık 2013 | Yıl: 9 | Sayı: 55 Sultanbeyli Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi Hüseyin Keskin Genel Yayın Yönetmeni Nizamettin Arslan Danışma Kurulu Ebru Ateş Av. Görgün Özcan Reşat Atalar Sorumlu Yazı işleri Müdürü Kasım Coşkun Editör Sezai Saraç Haberler Hamdi Çakır Tasarım Ömer Aydın Giray Arslan Fotoğraf Editörleri Gökmen Kanberoğlu Türkay Polat Katkıda Bulunanlar Reşat Atalar Melih Uslu Ülkü Alemdar Nusret Sönmez Şehir ve Çocuk Çizer Grubu Didem Denizer M. Ahmet Demir Fatma Zehra Tamer Tirgil İletişim Abdurrahmangazi Mah. Belediye Cad. No:4 Sultanbeyli/İstanbul www.sultanbeyli.bel.tr belediye@sultanbeyli.bel.tr Baskı Pelikan Basım Maltepe Mah. Gümüşsuyu Cad. Odin İş Merkezi No: 28 Topkapı/İstanbul Tel: 212 613 79 55 Sultanbeyli Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır.

ŞEHİR VE İNSAN 55. sayı kapak konusu BUGÜNÜN CAMİLERİ

2013 yılı HÜSEYİN KESKİN

SULTANBEYLİ BELEDİYE BAŞKANI

2013

yılının sona erdiği ve 2014 yılının başladığı şu günlerde Sultanbeylimizin eksikliklerinin hızla tamamlandığını görüyoruz. Yoğun geçen bir yatırım dönemiyle bugün ilçemiz fiziki binalarıyla, altyapı çalışmalarıyla ve kültür sanat etkinlikleriyle halkımıza yakışır bir hale geliyor. Daha önce asfaltta yaptığımız atılımı bu yıl kaldırımda yapmak üzere harekete geçtik. Yapılan fedakar çalışmalar neticesinde kaldırım anlamında da ilçemizin eksiklerinin bir bir tamamlandığını görüyoruz. Dere ıslahı çalışmaları da diğer koldan ilerliyor. İlçemizin çevre sağlığı için dere ıslahını ayrı bir yere koymak gerekiyor. Toplam 7 deremizde gerçekleştirilen bu çalışmalar bittiğinde ilçemizin daha da sağlıklı bir hale gelmesini temenni ediyoruz.

Eğitim yatırımları anlamında çok yoğun bir yıl geçirdik. Halen devam eden okul inşaatlarımız tamamlandığında 12 yeni okulu hizmete açmış olacağız. Bu çalışmalarla yavrularımızın eğitim kalitesini biraz daha artırmış olmanın mutluluğunu yaşayacağız. Sultanbeylimizde bugün hizmetin çıtasının çok yukarılara taşındığını mutlulukla gözlemliyoruz. Bu değişimi hayata geçirirken hem vatandaşlarımız hem de kurumlarımızın büyük desteğini aldık. Kurumlarımızla uyumlu çalışma neticesinde başarılı çalışmalar ortaya çıktı. Bundan sonra da aynı uyumlu ve azimli çalışmanın devam edeceğini umuyoruz. 2014 yılının hepinize sağlık başarı ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum.

» ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 1


BU SAYIDA NELER VAR?

DÜNYA TURU

6

SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

8

8 ADIMDA FATİH

22

BUGÜNÜN CAMİLERİ

28

Her ne kadar cami denilince tarihi taş yapılar aklımıza gelse de 21. yüzyıl da cami mimarisinde arayışını sürdürüyor. İşte sizin için seçtiğimiz dönemimizin en ilginç camileri…

4 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


ANADOLU’NUN KALBİNDE : YOZGAT

40

DURUŞUYLA GÜLDÜREN ADAM

46

ARTA KALAN ZAMAN

48

KÜLTÜR - SANAT

58

AKLINIZA SAĞLIK

»54

ŞİMDİ OKUMA ZAMANI

60

ŞEHİR VE ÇOCUK

63

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 5


DÜNYA TURU

DENEYEN ÇOCUKLAR DAHA IYI ÖĞRENIYOR

OBEZITE, ALZHEIMER RISKINI 4 KAT ARTIRIYOR

Üniversitesi’nden bilim adamlarının araştırması, “nesnelere (özellikle yiyeceklere) dokunan, tadan ve etrafa saçan çocukların, çevrelerindeki dünya hakkında daha fazla bilgi toplayabildiğini” ortaya koydu. Bilim adamları, masanın başında yüksek bir sandalyeye oturtulan 16 aylık 72 çocuğa çikolata sosu, peynir, yulaf ezmesi gibi katı olmayan 14 nesne verdi ve bunları tek hecelik kelimelerle adlandırdı. Daha sonra aynı nesneleri, farklı şekillerde sunan bilim adamları, çocukların bunların ne olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını inceledi. Nesneleri mıncıklayan, etrafa saçan, ağzına götüren çocukların daha iyi öğrendiği ve kelimeleri daha fazla hatırladığı görüldü. Bilim adamları, sadece nesnelere bir süre dokunan çocukların bunları doğru hatırlama oranının yüzde 50, ‘pasaklıların’ ise yüzde 70 olduğunu belirtti.

B

Fobİler çocuklukta gelİşİyor IOWA

O

rtalama 10 yaş civarında ortaya çıkan fobiler, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülüyor ve tedavi edilmediğinde kişinin yaşamını olumsuz etkiliyor. Kişinin korku duyduğu durum veya nesneden kaçınması ve görmezden gelmesi; kişisel sağlık problemlerine, arkadaşlar ve aile gibi sosyal çevre ile sorunlar yaşamasına, hatta okul başarısızlığı ve iş kayıplarına kadar gidebiliyor. Bir durum, eylem veya nesneden kişinin kaçınmak isteyecek derecede duyduğu korku olarak nitelendirilen fobi, 3 ana sınıfa ayrılıyor. Toplum önünde konuşmak, yeni kişilerle tanışmak, buluşmak veya diğer sosyal ortamlardan korkmak “sosyal fobi”, dışarıda olmaktan korkmak “agorafobi”, belli nesne veya durumlara karşı duyulan fobi ise spesifik korkular olarak tanımlanıyor. Fobilerin temelinin çocuklukta atıldığını dile getiren psikiyatri uzmanları Bilinen özgün bir neden olmamakla birlikte, fobilerin ailesel özellik gösterdiği, kültürden ve yetiştirilme tarzından etkilendiği ve bir dizi farklı yaşam olayı ile tetiklenebildiğini söylüyor. Fobi mağdurlarının stres yaratıcı durumlarla baş etmek için sıklıkla durumdan kaçınma davranışları sergiledikleri ve korkutucu durumun yoğunluğunu asgariye indirmekte güçlük çektiklerini gördüklerini ifade ediyorlar.

6 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

eyin performasını güçlendirmenin etkin yolları hakkında çalışmalar yapan psikiyatri profesörü Gary Small, obezitenin Alzheimer riskini 4 kat artırdığını söyledi. Gençlerdeki kilo artışının teknoloji kullanımıyla paralellik gösterdiğini ifade eden Gary Small, obezitenin en fazla zarar verdiği organlardan birinin de beyin olduğunu söyledi. New York Times en çok satanlar listesinde yer alan “Hafızanın Kutsal Kitabı” isimli kitap dahil olmak üzere sağlıklı yaşam tarzı ve beyin sağlığının korunmasına yönelik kitaplara imza atan Prof. Dr. Gary Small, obezitenin hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkları da artırdığını belirtti. BEYİN, HAREKETSİZ YAŞAMDAN KÖTÜ ETKİLENİYOR Son zamanlarda tartışılan konulardan birinin de insanların video oyunları oynarken ve televizyon izlerken çok yemek yemesi olduğunu belirten Small, şöyle konuştu: “Bir araştırmada, gençlerdeki kilo artışının teknoloji kullanımıyla bağlantılı olduğu gösterilmişti. Yani ne kadar bilgisayar karşısında oturulursa o kadar kilo alınıyor. Çünkü gençler dışarı çıkmıyor. Dışarıda arkadaşlarıyla spor yapmak, koşmak yerine içeride oturuyor cips yiyor, video oyunları oynuyor. Beynin bazı yerleri iyi uyarılıyor olabilir ama egzersiz yok, iyi beslenme yok. O nedenle beyin kötü etkileniyor. Oysa fiziksel egzersiz, iyi beslenme, stresin iyi yönetilmesi ve zihinsel olarak insanın kendisini sürekli uyarması beyni geliştiriyor.”


GIRIŞIMSEL KARDIYOLOJI SIMÜLASYON EĞITIM PROJESI

K

alp krizinden ölüm riskini azaltmaya yönelik “Girişimsel Kardiyoloji Simülasyon Eğitim Projesi”, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı. Proje ile bir yıl içinde 1000 doktora eğitim verilecek. Proje, kardiyoloji alanındaki eğitim ihtiyacından doğdu. Kalp krizi, en önde gelen ölüm nedeni. Teknolojideki ilerlemeler ise, gerçeğe son derece yakın simülasyonlar sayesinde, kalp krizi vakalarına hekimlerin çok daha hazırlıklı olmasını sağlıyor. Özellikle zaman kaybetmeden hekim müdahalesini gerektiren ve hastanın sevk edilemeyeceği vakalar için, bu tarz bir simülasyon eğitimi projesi yaşamsal önem taşı-

yor. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan, Türkiye’nin hekimlikteki başarısının dünyanın birçok ülkesinde kabul gördüğünü belirterek, “Bu hedefe yönelik çabayı devam ettirmemiz ve buna tuğla taşımamız gerekiyor. Bu proje o tuğlalardan biri. Bakanlık olarak eğitim için her türlü desteği koşulsuz veriyoruz. Bu proje inşallah başarıyla tamamlanacaktır. Benzer projeler için örnek olacaktır” dedi. Eğitim projesine destek veren Astra Zeneca Türkiye Genel Müdürü Stefan Woxström de, “Bu proje kalp krizi ile sonuçlanan ölümlerin azaltılmasına ve akademisyenlerin eğitimine büyük fayda sağlayacak” diye konuştu. Woxström, bu proje ile Sağlık Bakanlığı’nın cesur bir adım attığını ve bu projenin parçası olmaktan gurur duyduklarını dile getirdi.

DÜNYANIN EN BÜYÜK KURABIYE KÖYÜ

ABD

’de bir şef, zencefilli kurabiye ve şekerlemelerden bir maket köy inşa etti. Bu, dünyanın en büyük zencefilli kurabiye köyü olarak Guinnes rekorlar kitabına girdi. Dünyanın en büyük zencefilli kurabiye köyü New York’ta sergileniyor. Şef Jon Lovitch, yenilebilir zencefilli kurabiye köyü yapmak için tam bir yıl çalıştı. Lovitch kurabiye köyü yapabilmek için 1016 kilogram şekerli krema, 181 kilogram şekerleme, 226 kilogram zencefilli kurabiye hamuru kullandı. Bir buçuk ton ağırlığındaki kurabiye köy, dünyanın en büyüğü olarak Guinness rekorlar kitabındaki yerini aldı. Köyde 160 ev, şehir meclisi, itfaiye, metro, dükkanlar ve hatta paten sahası bile var. Zencefilli kurabiye köyü, 12 Ocak’a kadar sergilenecek. Daha sonraysa yemeleri için ziyaretçilere dağıtılacak.

KÜRESEL SIBER SALDIRIDA 2 MILYON ŞIFRE ÇALINDI Siber korsanların, Facebook, Google, Twitter ve diğer teknoloji devlerine ait milyonlarca hesabın şifresini ele geçirdiği bildirildi. Kullanıcılarına ait en fazla şifrenin çalındığı şirket ise Facebook oldu. ABD merkezli Trustwave siber güvenlik şirketi, Facebook, Google, Twitter, Yahoo ve diğer teknoloji firmalarının kullanıcılarına ait yaklaşık 2 milyon şifrenin hacker’ların eline geçtiğini duyurdu. Çalınan şifrelerden 1.58 milyonunun giriş adı ve şifresi, 320 bin tanesinin de e-mail şifresi olduğu belirtildi. CNN’nin verdiği bilgiye göre 21 Ekim’de başlayan ve devam ettiğinden şüphelenilen saldırıda en çok şifresi çalınan şirket Facebook oldu. Chicago merkezli Trustwave’in açıkladığı verilere göre Facebook’tan 318 bin 121; Yahoo’dan 59 bin 549; Google’dan 54 bin 437; Twitter’dan 21 bin 708 ve LinkedIn’den 8 bin 490 şifre çalındı. CNN’e açıklama yapan Trustwave analisti John Miller, ‘hacker’ların finansal işlemleri etkileyecek hesaplara ulaşmış olabileceğini ve daha denetimden geçirmedikleri sunucular bulunduğunu’ belirtti. Facebook, LinkedIn ve Twitter, kullanıcılarını olası şifre çalınması konusunda uyardıklarını açıklarken, Google CNN’e yorum yapmayı reddetti. Yahoo’dan da bir açıklama gelmedi.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 7


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Osmanlı’da esnaf türleri Sultanbeyli Belediyesi tarafından hazırlanan Osmanlı’da Seyyar Satıcılar sergisi, ay sonuna kadar Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi Galeri İstanbulensis Sergi Salonu’nda sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

D

aha önce düzenlediği Osmanlı’da Kurban sergisi büyük ilgi gören Sultanbeyli Belediyesi şimdide Osmanlı’daki seyyar satıcıları konu alan bir fotoğraf sergisi düzenledi. Birbirinden farklı meslek gruplarına ait 55 fotoğrafın yer aldığı sergi, ay sonuna kadar ziyaret edilebilecek.

Sergiye Dair

Sergi de farklı meslek gruplarına ait 55 fotoğraf bulunuyor. Sergi dergilerden, karpostallardan ve kütüphanelerden toparlanan

8 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

fotoğraflarla oluşturuldu. Sergi de şerbetçilik, şekercilik, muhallebicilik, çerçilik ve demircilik gibi birden fazla mesleğin fotoğrafları bulunuyor. Osmanlı döneminin ticaret hayatını yansıtan sergi de ilginç fotoğraflar yer alıyor. Bu meslekler günümüzde varlığını devam ettirmezken, bazıları isim ve şekil değişikliğine uğramış. Tarih meraklılarının ve fotoğraf meraklılarının görmesi gereken sergiler arasında yer alan Osmanlı’da Seyyar Satıcılar sergisi, şimdiye kadar çok sayıda sanatsever tarafından ziyaret edildi.

Kent Meydanı’nda aşure ikramı Muharrem Ayı dolayısıyla kent meydanında aşure dağıtımı gerçekleştirildi. Soğuk havaya rağmen ilçe halkının aşure ikramına katılımı üst seviyelerdeydi.

M

uharrem Ayı dolayısıyla Sultanbeyli Belediyesi, Hubyar Sultan, Kul Himmet ve Seyit Süleyman (Aziz Baba) cemevi dernekleriyle birlikte kent meydanında aşure dağıtımı gerçekleştirdi. Aşure dağıtımına Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç, cemevi dernek yöneticileri ve cemevi dedeleri, il genel ve belediye meclis üyeleri, belediye başkan danışmanları, belediye birim müdürleri, Hasanpaşa Mahallesi Muhtarı ve Muhtarlar Dernek Başkanı Orhan Bahadır, Yavuz Selim Mahallesi Muhtarı Zöhre Diler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç cemevi dernek yöneticileri ve cemevi dedeleri birlikte ilçe sakinlerine aşure dağıttı. Aşure ikramında konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, Muharrem Ayı’nın öneminden bahsetti. Görev süreleri boyunca insanı merkeze alan hizmetler gerçekleştirdiklerini ifade eden Keskin, “İnsanı tüm hizmetlerimizin merkezine aldık. İlçe halkımıza elimizden gelen en iyi hizmeti verme gayretindeyiz. Sizlerin duasıyla bu anlayışımızı devam ettireceğiz” dedi.


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 9


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Kitaplarla kardeşlik köprüsü kurdular Sultanbeyli Zübeyde Hanım İlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencileri, topladıkları kitaplarla Sultanbeyli’den Ağrı’ya kardeşlik köprüsü kurdu.

Z

übeyde Hanım İlköğretim Okulu öğrencileri çok anlamlı bir projeyi hayata geçirdi. Öğrenciler iki haftada tam 2 bin kitap topladı ve topladıkları kitapları Ağrı’nın Tutak ilçesinde bulunan Kaşönü Köyü okuluna gönderiyor. Öğrenciler kitap toplama kampanyasında ellerine geçen kitaplardan yıpranmış olanları onardılar ve çoğunu ciltledi.

“Öğrencilerimle Gurur Duydum”

Kitap toplama kampanyasını hayata geçiren ve okulda Türkçe öğretmenliği yapan Muhammet Erkam Avcı, öğrencileriyle gurur duyduğunu söylüyor. İki yıldır okulda görev yaptığını ifade eden Avcı, “Yıllardır sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde yer alıyorum. Sultanbeyli’de böyle anlamlı bir projeyi öğrencilerimle hayata geçirmek oldukça mutluluk verici. İstedik ki çocuklar hem yardım etmeyi öğrensin, hem de takım halinde, ekip halinde çalışmayı öğrensin” dedi. Kampanyayı başlatırken “Çocukları ne yapsak daha çok kitap toplamaya yönlendiririz” diye düşündüklerini ifade

10 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

eden Avcı, “Okul idarecilerimizle kampanya hakkında konuşuyorduk. Ne yapsak daha çok kitap toplarız ve öğrencileri buna sevk ederiz diye düşündük. Sonunda kitap toplama kampanyasını bir yarışma gibi onlara anlattık. Öğrencileri dörderli gruplara böldük. Ve bu gruplar arasından en çok kitap toplayacak olanları ödüllendireceğimizi söyledik” dedi. Kitap toplama kampanyasının bir yarışma gibi öğrencilere sunulmasının onları daha da teşvik edici olduğunu kaydeden Avcı, “Bazı öğrenciler başka okullara gidip kitaplar topladı. Derneklerden, kahvehanelerden, komşularından ve akrabalarından kitaplar istediler. Sonunda 140 kişi iki haftada 2 bin kitap topladı ve öğrenciler bizi neredeyse kampanyaya hiç karıştırmadı. Kitapların kolisini bile kendileri buldu. Yıpranmış kitapları onardılar. ” şeklinde konuştu. Okulun Müdür Yardımcısı Erhan Korkan, öğrencilerin yaptığı kampanya için şunları söyledi: “Köy okulların-

da kitap sıkıntısı yaşanıyor. Bizde istedik ki İstanbul’dan Anadolu’ya bir okuma köprüsü kuralım. Özellikle oradaki öğrencilere kaynak noktasında yardım yapmak istedik. Bu kampanyayla bunu bir nebze olsun başardık” dedi.

“Kampanya Beni Heyecanlandırdı”

Kitap toplayan öğrenciler arasında yer alan Edanur Billu, “Yaşıtımız olan kardeşlerimiz için kitap topladık. Kitapları toplarken neden topluyorsun diyenlere kitabı olmayan arkadaşlarımız

için topluyorum dedim. Bu kampanya beni çok heyecanlandırdı” dedi. Mert Azat da kitap toplama kampanyasına destek veren öğrenciler arasında yer alıyor. Kitap toplarken kendi köyündeki okulu düşündüğünü ifade eden Mert, “Kitapları toplarken çok mutluydum. Çünkü benim köyümdeki okulunda kitap eksikleri vardı. Bu kampanyada yer alırken kendi köyümdeki okulu düşündüm ve daha çok kitap toplamam gerektiğini hiç unutmadım” dedi.


Sultanbeyli’den kardeş şehir ziyareti İstanbul AB’ye Hazırlanıyor projesi kapsamında yürütülen şehir eşleştirme programında Sultanbeyli Litvanya’nın Elektrenai Belediyesi’yle kardeş şehir olmuştu. Sultanbeyli Kaymakamı İbrahim Özefe, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve beraberindeki heyet geçtiğimiz günlerde Elektrenai şehrine bir çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Birliği fonlarından aldığı kaynakları nasıl kullanmış oldukları detaylı şekilde incelendi.

yuvasını ziyaretinden sonra yetim ve öksüz çocukların kaldığı çocuk koruma evini de gezdi.

Ziyaretin İlk Günü

Ziyaretin İkinci Günü

Sultanbeyli heyeti Elektrenai’deki ilk ziyaretlerini Avrupa Birliği fonlarıyla baştan aşağı yenilenen Elektrenai Hastanesi’ne yaptı. Burada hastane başhekimi tarafından sıcak ilgiyle karşılanan delegasyona bir sunum gerçekleştirildi ve hastanenin fiziksel yenilenmesinin ve tıbbi cihazların modernizasyonunun nasıl sağlandığı hakkında detaylı bilgiler paylaşıldı.

İ

stanbul’da bulunan 33 ilçe belediyesi arasında projeleri kabul gören 10 ilçe belediyesi, AB’nin yereldeki uygulamalarına yönelik işbirliği yapmak üzere 10 AB kenti ile eşleşmişti. Avrupa Birliği Bakanlığı’nın desteği, İstanbul Valiliği’nin koordinasyonu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Türkiye Belediyeler Birliği’nin işbirliğinde uygulanan “İstanbul AB’ye Hazırlanıyor” projesi çerçevesinde yürütülen “Şehir Eşleştirme” programında

Sultanbeyli Litvanya’nın Elektrenai kentiyle kardeş şehir olmuştu. Bu kapsamda Sultanbeyli Kaymakamı İbrahim Özefe, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve beraberindeki heyet yeni kardeş şehir Elektrenai’ye iki gün süren bir çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Şehri tanımayı ve yapılan projeleri incelemeyi kapsayan ziyarette, Elektrenai Belediyesi’nin sosyal hizmet politikalarının neler olduğu ve bugüne kadar Avrupa

Heyet sonraki ziyaretini engelli çocukların sağlıklı çocuklar ile eğitim gördükleri çocuk yuvasına yaptı. Burada çocuk yuvası hakkında yetkililerden sunum eşliğinde detaylı bilgiler alındı. Çocuk yuvasında engelli çocuklar ile engelli olmayan çocuklar birlikte eğitim görüyor. Yuvada yapılan çalışma, engelli bireylerin kendilerini yalnız ve hayattan dışlanmış olarak hissetmeden diğer çocuklarla aynı ortamı paylaşması ve paylaşımcı karakterlerinin çocuk yaşta gelişmesine olanak veriyor. Heyet çocuk

Heyet ikinci gün kentte gerçekleştirilen projeleri yerinde inceledi. Elektrenai Belediyesi’nin Semeliskes köyünde oluşturduğu çok fonksiyonlu eğitim yerleşkeleri, yaşlı bakım evleri, spor aktivite alanları halk kütüphanesi ve kültür merkezi de bu kapsamda ziyaret edildi.

Kardeş Şehrimizin Özellikleri

Elektrenai Belediyesi, üç baltık devletinden (Litvanya, Estonya, Letonya) birisi olan Litvanya’nın eski başkenti Kaunas’a bağlı bir belediyedir. Litvanya’nın en büyük kenti olan başkent Vilnius’a 48 km uzaklıkta olan Elektrenai, 24 bin nüfusa sahip. 2000 yılında belediye statüsüne kavuşan şehrin yüzölçümü 524 kilometrekaredir. Elektrenai, tıpkı Litvanya’nın diğer şehirleri gibi sosyal politika ve sosyal güvenlik alanında gelişmiş bir yapıya sahip. Elektrenai’nın ormanlarla kaplı olması, sporun ve turizmin gelişmesine de olanak sağlıyor.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 11


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Kaçak yapıya geçit yok Sultanbeyli Belediyesi kaçak yapıyla mücadelede bugüne kadar kararlı adımlar attı ve bu kararlı adımlarını devam ettiriyor. Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada Sultanbeyli’nin artık geliştiğini ve ruhsatlı yapılar haricinde hiçbir girişime izin verilmeyeceğini vurguladı.

S

ultanbeyli Belediyesi, kaçak yapı konusunda bugüne kadar çok ciddi adımlar attı. Belediye yeni uygulayacağı strateji ile bu adımları daha da güçlendiriyor. İlçedeki ve çevre ilçelerdeki beton firmalarına, inşaat malzemesi üreten ve ticaretini yapan firmalara ruhsatsız olarak yapı yapacak olan kişilere malzeme satılmaması konusunda tebligatlar gönderdi. Yapı ruhsatı olmayan hiçbir kimseye malzeme satışı yapılamaması konusunda firmalara uyarıda bulunan Sultanbeyli Belediyesi’nin kaçak yapıyla ilgili attığı radikal adımlar bunlarla da sınırlı kalmadı. Her mahalleye kaçak yapıyla mücadele amacıyla ekip görevlendiren belediye, kaçak yapıya göz açtırmıyor. Ayrıca ilçe halkı ilanlarla ve tanıtım çalışmalarıyla bilinçlendirilecek ve kaçak yapının Sultanbeyli’ye

12 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

ve ilçe halkına kaybettirecekleri anlatılacak.

Kaçak Yapının İlk Adımı Yapı Kontrol Müdürlüğüydü

Konuyla ilgili açıklama yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, göreve geldikleri günden bu yana kaçak yapıyla mücadele konusunda çok sayıda çalışma yaptıklarını ifade etti. “Kaçak yapıyla mücadelenin ilk adımını Yapı Kontrol Müdürlüğünü kurarak yaptık” diyen Başkan Keskin, “Bugüne kadar kaçak yapıya hiç taviz vermedik. Tespit ettiğimiz tüm kaçak yapılara anında müdahale ettik. Bu ilçede yaşayanlar olarak hepimizin birbiri üzerinde hakları var. Şehrin ortak mekânlarını, sosyal donatı alanlarını, okulları, parkları ve camilerini hep birlikte kullanıyoruz. Kaçak yapılaşmayı

bugüne kadar durdurmamış olsaydık, ihtiyacımız olan bu alanları tamamen kaybetmek durumunda kalacaktık” dedi.

Tüm Önlemlerimizi Aldık

Kaçak yapıyla mücadele yöntemlerinde yeni uygulamaları hayata geçirdiklerini ifade eden Başkan Keskin, “İlçemizde ve çevre ilçelerde yapı malzemesi satan firmalarla iletişim halindeyiz. Sorun yaşanılmaması için gerekli yazışmaları gerçekleştirdik.” dedi.

“Her Mahalleye Ekip Görevlendireceğiz”

Bu çalışmaların yanında her mahalleye ekip görevlendirileceğini ifade eden Başkan Keskin, “Şuan 6 ekip ilçe genelinde kontrollerini sürdürüyor. Önümüzde-

ki dönemde ekip sayısını artırmayı planlıyoruz. Her mahallede bir ekip görev yapacak şekilde planlamamızı gerçekleştirdik. Bu hazırlıkların yanı sıra Sultanbeyli Belediyesi olarak tüm personelimize kaçak yapıyla mücadelede görev düşüyor. Çalışma arkadaşlarımız bu konuda bugüne kadar çok özverili davrandı. Önümüzdeki süreçte de aynı özveriyle çalışmalar yapacaklarından hiç kuşkum yok” şeklinde konuştu. Denetimlerin İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Sultanbeyli Kaymakamlığı ve Sultanbeyli Emniyet Müdürlüğünün de katkılarıyla daha sıklaşacağını ifade eden Keskin, “Kurumlarla koordineli çalışıyoruz. Amacımız yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmek” dedi.


Sultanbeyli’ye beyazlar çok yakıştı İstanbul’da geçtiğimiz hafta başlayan kar yağışı aralıklarla devam etti. Belediye ekipleri, vatandaşların mağdur olmaması için gerekli tüm çalışmaları yaptı. Üç tarafı ormanlarla çevrili ilçe, karla buluşunca kartpostallık görüntülerin adresi oldu.

Büyük Salon’da Muharrem Ayı iftarı B

M

eteoroloji Genel Müdürlüğü’nün günler öncesinden uyarısını yaptığı yoğun kar yağışı, geçtiğimiz hafta etkisini gösterdi. Belirli aralıklarla yağan kar, ilçeyi kısa sürede beyaza boyadı. Günler öncesinden alınan önlemler sayesinde yağış sırasında olumsuz durumlar yaşanmadı. Sultanbeyli Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri, cadde ve sokakların kardan kapanma ihtimaline karşı çalışmalar yaptı. Birçok cadde ve sokakta, yağış için tuzlama ve solüsyon çalışması yapıldı. Öte yandan belediye, bina giriş-çıkışlarında önlem alabilmeleri için okul, cami, kamu kurumları ve özel

kuruluşlara istekleri doğrultusunda tuz yardımı yaptı. ayrıca belediye ekipleri yoğun kar yağışı boyunca 24 saat mesai yaptı. vatandaşlardan gelen talepleri anında karşıladı. Şehir merkezinde durum böyleyken üç tarafı ormanlarla kaplı Sultanbeyli, beyaz örtüye bürününce kartpostallık görüntülere sahne oldu. Aydos Tepesi ve İstanbulensis çiçeğinin yetiştiği alanlardaki ağaçlar, beyazla buluşunca seyrine doyumsuz manzaralar ortaya çıktı. Tarihi Aydos Kalesi ve devam eden projesiyle yepyeni bir görünüme kavuşan Gölet’in karla buluşması ise görülmeye değerdi.

elediye Başkanı Hüseyin Keskin, Muharrem ayında cemevi dernekleri ve Alevi dedeleriyle, düzenlenen iftarda buluştu. İftar programına İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk, Belediye Başkan Danışmanları, Belediye birim müdürleri, cemevi dernek yönetimleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Belediye Büyük Salon’da düzenlenen iftar daveti Alevi dedelerinden Mustafa Özdemir’in duasıyla başladı. İftar programında konuşma yapan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin,“Muharrem Ayı’nda hep birlikte oruç açtık. Bizler için acı olan birçok hadise bu ayda gerçekleşti. Bu ayın en acı ve en önemli olayı Kerbela olayıdır” dedi. Muharrem Ayı’nda mazlumların yeniden akıllara geldiğini ifade eden Başkan Keskin, “Hz. Hüseyin Efendimiz aklımıza gelir” dedi. “Muharrem ayında Başta Hz. Hüseyin Efendimiz olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz” diyen Başkan Keskin, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü: “İsmini şerefle taşıdığım Hz. Hüseyin Efendimize yapılan o zulmü hiç kimsenin kabul etmesi mümkünde değildir. Bizler o zulmü yapanları lanetliyoruz”.

“Kardeşlik Duygumuz Artmalı”

Her geçen gün kardeşlik duygusunun ve birlik, beraberlik duygusunun artması gerektiğine vurgu yapan Başkan Keskin, “Birbirimizden yıllarca uzak durmuşuz. Bizler sizlerin desteğiyle geçmişte yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırma gayretindeyiz. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm cemevlerimizle beraber, dayanışmamızı, birliğimizi artırarak devam ettireceğiz. Sizlerle birlikte ilçemizde daha güzel hizmetler yapacağımıza inanıyorum” dedi. Başkan Keskin’in konuşmasının ardından iftar programı cemevi dedesi Mustafa Özdemir’in duasıyla sona erdi.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 13


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Üç yol filminin özel gösterimi büyük ilgi gördü Ödüllü yönetmen Faysal Soysal’ın yazıp yönettiği “Üç Yol” filmi, özel gösterimle Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde sinemaseverlerle buluştu.

F

aysal Soysal’ın ilk uzun metrajlı filmi Üç Yol, Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde sinemaseverlerle buluştu. Kültür Merkezi’nde gerçekleşen özel gösterime Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç, filmin yönetmeni Faysal Soysal, STK temsilcileri, basın mensupları ve çok sayıda sinemasever katıldı. Film gösteriminden önce bir konuşma yapan Başkan Keskin, böyle bir film ortaya çıkarttıkları için yönetmen Faysal Soysal’ı ve filmin oyuncularını kutladı. Kültür ve sanat alanında yapılan çalışmaların önemli olduğunu ifade eden Başkan Keskin, filmi izlemeye gelenlere iyi seyirler diledi. Filmin yönetmeni Faysal Soysal da yaptığı konuşma-

14 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

da Üç Yol filminin ilk uzun metrajlı çalışması olduğunu ifade etti. Filmi izlemeye gelenlere sinema ve kitap çalışmaları hakkında bilgiler veren Soysal, “Bu filmin çekimi aslında bazı ilkleri barındırıyor. Bu filme başlayacağımızda bazı konularda bizi korkuttular. Bosna da film çekmek kolay değil dediler. Güvenlik konusunda, izin konusunda sorunlar çıkabilir diye bazı arkadaşlar bizi uyardı. Ama yılmadık. Uzun sürse de bu filmi yaptık. Film yaklaşık dört yıllık bir sürede bitti” dedi. Soysal ardından film hakkında kısa bilgiler verdi.

Filme Dair

Yerli ve yabancı festivallerde kısa filmleri ile övgüler alan ödüllü yönetmen Faysal Soysal’ın ilk uzun

metrajlı filmi olan Üç Yol, Bosna savaşında ve sonrasında yaşanan dramlara ayna tutuyor. 1990’lı yıllarda Avrupa’nın göbeğinde, Bosna-Hersek’te yaşanan acı dolu savaş yılları konu alan film, savaş sonrasında yakınlarını arayan insanların dramatik öyküsünü beyaz perdeye yansıtıyor. Yakınlarının izinde adalet arayışını sürdüren Türkiyeli bir şair ile insani yönü ağır basan Boşnak-Sırp bir psikologun yolları bu acı deneyimin gölgesinde kesişiyor. İnsanın tüylerini ürperten toplu mezarlardan, yürek burkan bir aşka uzanan hikaye savaş sonrası bunalım döneminde

yaşanan krizlere, intiharlara, yitip giden mimari ve kültürel mirasa ve insani değerlere de vurgu yapıyor. Film gösteriminden sonra Başkan Keskin yönetmen Faysal Soysal’a çiçek takdim etti. Soysal daha sonra soruları cevapladı. Ayrıca filmi izlemek için gelenler fotoğraf sanatçısı Gökmen Kanberoğlu’nun Bosna’da çektiği fotoğraflardan oluşan sergiyi gezdi. Üç Yol filmi Aralık ayı boyunca Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde 17, 23 ve 24 Aralık tarihlerinde 14.00 ve 19.00 seanslarıyla gösterimde olacak.


Sürdürülebilir çevre semineri Sürdürülebilir Çevre Semineri çok sayıda kişinin katılımıyla Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Seminerin konuşmacıları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş olan kuruluşların temsilcileri oldu.

S

ultanbeyli Belediyesi, çevreye büyük zarar veren atıklar hakkında toplumu bilinçlendirmeye devam ediyor. Belediye bu kapsamda Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde “Sürdürülebilir Çevre Semineri” düzenledi. Konusunda uzman kişilerin konuşmacı olarak katıldığı seminere özellikle öğrencilerin ilgisi büyük oldu. Seminerin açılış konuşmasını yapan Sultanbeyli Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Celil Akçay, “Sultanbeyli Belediyesi olarak çevre duyarlılığı konusunda çok sayıda çalışmayı hayata geçirdik. Kendi elimizle yaşadığımız dünyayı ne kadar temiz tutabilirsek o kadar kendimizi başarılı sayıyoruz” dedi. Çevreye zarar veren atıklar hakkında kısaca bilgiler veren Akçay, “Eğitim amaçlı yaptığımız seminerimizde sizlere çevre bilincini aşılamak istiyoruz. Bildiğiniz gibi bir pil 4 metrekare toprağa zarar verebiliyor” ifadelerini kullandı.

Her Türlü Atığı Topluyoruz

Birey olarak çevreye karşı herkesin sorumluluğunun bulunduğunun altını çizen Akçay, “İnsanların bir ömrü olduğu gibi doğanın da bir ömrü var. Herkesin bu bilinçle davranması gerekir. Biz belediye olarak evlerden

çıkan her türlü atığı topluyoruz. Yeter ki bu atıklardan bilgimiz olsun” dedi. Akçay ayrıca şu sıralarda okullarda çevre bilincine yönelik olarak eğitimler verdiklerini kaydetti.

Atıkların Sınıflandırılması Önemli

Ambalaj atıklarının geri dönüşümü hakkında Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (ÇEVKO) kurumsal iletişim ve eğitim müdürü Dilek Özcanlı Uslu ilk konuşmayı yaptı. Uslu konuşmasına ÇEVKO tarafından hazırlanan kısa tanıtım filmini izleterek başladı. ÇEVKO’nun atıklar konusunda yaptığı çalışmalara değinen Uslu. bir yılda 6 milyon kamyon çöp üretildiğini ifade etti ve bunların geri dönüşmesinin gerektiğinin altını çizdi. Uslu ayrıca geri dönüşümde atıkların sınıflandırılmasının da önemli olduğuna değindi.

unsur son kullanım tarihidir. Şarj edilmeyen pilleri kesinlikle şarj etmeye çalışmayın. Bunu denediğinizde pillerde patlama gibi durumlara maruz kalabilirsiniz. Atık piller doğaya bırakıldığında büyük tahribatlara yol açabiliyor. Bu konuda hassas davranmamız gerekiyor” dedi. Deha Biodizel Genel Müdür Yardımcısı Nihal Sözbir Karakuş da bitkisel atik yağlarla ilgili konuşma yaptı. Düzenlenen seminer için Sultanbeyli Belediyesi’ne teşekkür eden Karakuş, “Atık yağlar son derece tehlikelidir. Hatta en tehlikeli atıkların başında gelir. Çünkü bir kez lavaboya döküldükten sonra ne lavabodan geri alabiliyoruz ne de çöpten çıkartabiliyoruz. Binlerce litre suyumuz atık yağlarla kirleniyor.

Bu nedenden dolayı 2005 yılından bu yana Türkiye’de Atik yağlar toplanıyor” dedi. Bitkisel atık yağların toplanması için atık toplama noktaları oluşturulduğunu ifade eden Karakuş, toplumun atık yağlara karşı bilinçlendiğini bunun daha da artması gerektiğini ifade etti. Seminer Sultanbeyli Belediye Başkan Yardımcısı Ercan Akbulut’un konuşmacılara verdiği hediyelerin ardından sona erdi. Seminere katılanlara ÇEVKO, TAP ve Deha Biodizel tarafından hazırlanmış geri dönüşüm hakkında detaylı bilgilerin olduğu broşürler ve tanıtım filmleri dağıtıldı.

Uslu’nun ardından Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği proje sorumlusu Cenk Erten, konuşma yaptı. Erten atık piller hakkında bilgiler verdi. Pillerin türlerinin olduğunu ifade eden Erten, “Pilleri satın alırken ve kullanırken birçok şeye dikkat etmeliyiz. Satın alırken dikkat etmememiz gereken en önemli

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 15


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Soğuk en çok onları etkiliyor Sultanbeyli Belediyesi, yoğun kar sebebiyle özellikle ormanlık alanlarda yiyecek bulamayan sokak hayvanlarını unutmadı.

T

ürkiye genelinde etkisini gösteren soğuk hava kar yağışına dönüştü. Bu soğuk havalardan insanların yanı sıra sokak hayvanları da etkileniyor. Sultanbeyli’nin ormanlık alanlarında yaşayan hayvanlar yoğun kar sebebiyle, yiyecek ve soğuktan korunacak mekânlar bulmakta hayli zorlanıyor. Hayvan severlerin bölgeye giderek köpeklere kendi imkânlarıyla barakalar

16 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

yapma, yiyecek bırakma gibi gayretlerine Sultanbeyli Belediyesi de her fırsatta destek veriyor.

Mama Kapları Bırakıldı

Dün başlayan ve bugün etkisini artıran kar yağışı sebebiyle yaşanabilecek olumsuzlukları en aza indirmek için çalışan belediye ekipleri, sokak hayvanlarını da unutmadı. Belediye Temizlik İşleri Müdürlü-

ğü’ne bağlı Veteriner birimi yetkilileri, belirli aralıklarla bu bölgelere giderek sokak hayvanlarına mama kapları bırakıyor. Hayvanların aç kalmamaları için yoğun gayret gösteren ekipler, kapları sık sık kontrol ediyor. Ekipler, bu konuda vatandaşlardan da duyarlılık bekliyor ve bir sorun gördüklerinde belediye ekiplerini haberdar etmelerini rica ediyor.

Ayrıca Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri de karla mücadele konusunda bir hayli titiz davranıyor. Karla kaplanan yolları açma çalışması yürüten ekipler, buzlanmaya karşıda tuzlama ve solüsyon çalışması yapıyor. Yoğun kar yağışında zor durumlarda kalan vatandaşlar ekiplere 0216 564 13 00 numaralı telefondan dahili 1737’yi tuşlayarak ulaşılabiliyor.


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 17


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

Emniyet Müdürlüğü 2013 yılını değerlendirdi Sultanbeyli Emniyet Müdürlüğü, vatandaşlara daha iyi hizmet vermek, onların sıkıntılarına daha hızlı çözüm üretebilmek adına her yıl “Huzur Toplantısı” gerçekleştiriyor ve ilçenin asayişiyle ilgili vatandaşlara bilgi aktarıyor.

S

ultanbeyli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Kaymakam İbrahim Özefe’nin başkanlığında, vatandaşların sıkıntılarına daha hızlı çözümler üretebilmek adına her yıl düzenlendiği “Huzur Toplantısı” nı bu yıl da gerçekleştirdi. Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıda ilçenin emniyeti ve suç oranları masaya yatırıldı, bir yıllık istatistiksel veriler vatandaşlarla paylaşıldı. Huzur Toplantısı’na İlçe Kaymakamı İbrahim Özefe, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve

18 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk’ün yanı sıra AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç, MHP İlçe Başkanı Şamil Kural, Saadet Partisi İlçe Başkanı İsmail Yılmaz, Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı Yusuf Işık, kamu kurum ve kuruluşları yöneticileri, Polis memurları, STK temsilcileri, muhtarlar, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Toplantıda konuşan İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk, huzur toplantılarının Polis halk ilişkilerini güçlendirmek, sorunlara yerinde

ve hızlı şekilde çözümler üretmek için yapıldığını ifade etti. Öztürk, “Beş aydır Sultanbeyli Emniyet Müdürlüğü görevini yürütüyorum. Sultanbeyli görev yapmaktan hoşlandığım ve mutlu olduğum bir ilçe. Sultanbeyli gerçekten diğer ilçelerle kıyasladığımızda huzurlu bir yer” dedi. Sultanbeyli’de suç oranlarının çok düşük olduğunu kaydeden Öztürk, “İlçemizde iki tane karakolumuz bulunuyor. Olay olmaması bizi çok sevindiriyor. Sizlerle olmaktan, Sultanbeyli’de görev yapmaktan

çok mutluyum” şeklinde konuştu.

İlçemizin Huzuru ve Güvenliği Arttı

Belediye Başkanı Hüseyin Keskin de huzur toplantısının amacının İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmaların halka aktarılması olduğunu kaydetti. Başkan Keskin, “Huzur toplantılarının iyi olduğunu düşünüyorum. Kaymakamlığımızın önderliğinde tüm kurumlarla elele vererek ilçemizde huzurun ve güvenliğin arttığını gördük”


Belediye Başkanı Hüseyin Keskin huzur toplantısının amacının İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmaların halka aktarılması olduğunu kaydetti.

dedi. Sultanbeyli’de büyük çaplı olayların olmadığına değinen Başkan Keskin, “Emniyetimiz vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için çalışıyor. Bunun ötesinde özellikle emniyetimizle birlikte gençlerimizi bilinçlendiriyoruz. Özellikle madde bağımlılığı konusu bizim de çok önemsediğimiz bir konu. Bu konuyla ilgili çok sayıda proje hayata geçti” ifadelerini kullandı. İlçe Kaymakamı İbrahim Özefe de güvenliğin çok önemli bir unsur olduğunu ifade ettiği konuşmasında “Güvenlik konusunda son yıllarda büyük gelişmeler kaydettik. Bugün Polislerimizin nerdeyse yüzde 70’i üniversite mezunu. Bu bizim için bir değerdir” dedi. Bugüne kadar yapılan çalışmalar için Sultanbeyli

İlçe Emniyet Müdürlüğünü kutladığını ifade eden Özefe, “İlçemizde suç oranları bir hayli düşük. Bu bizi mutlu ediyor. Sultanbeyli’de vatandaşlarımız İlçe Emniyet Müdürlüğümüze büyük destek veriyor. Bunun yanında kurumlarımızda bir ahenk ile çalışıyor. Belediyemiz Emniyet Müdürlüğümüze her konuda çok destek oluyor” dedi. Konuşmalardan sonra İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk, bir yıl boyunca yapılan çalışmalar hakkında sunum eşliğinde toplantıya katılanlara bilgiler aktardı. Sunumun ardından İlçe Kaymakamı İbrahim Özefe, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk katılımcıların taleplerini dinledi ve soruları cevapladı.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 19


SULTANBEYLİ’DEN KISA KISA

İBB’den 60 okula spor salonu İstanbul Büyükşehir Belediyesi başlattığı proje kapsamında 60 okula kapalı spor salonu yapacak. Proje de Sultanbeyli’den iki okul bulunuyor.

60 Yeni Okul Spor Salonu’nun Temel Atma ve Genç Şampiyonlar Ödül Töreni” bugün Sinan Erdem Spor Salonu’ndan canlı yayınla gerçekleştirildi. Spor salonlarının temel atma töreninin Anadolu yakası ayağı, Sultanbeyli’de bulunan İBB Orhangazi İlköğretim Okulu olurken, Avrupa yakasında da Sultangazi Cumhuriyet Anadolu Lisesi oldu. Sinan Erdem Spor Salonu’ndan temellerin atılacağı alanlara canlı bağlanan Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 60 okula yapılan yeni spor salonunun bedelinin 130 Milyon civarında olduğunu belirtti. Yeni yapılan salonlarda geleceğin yeteneklerinin yetişeceğini ifade eden Topbaş, “Spor kişisel bir aydınlamadır. Spor toplumsal eğitim vasıtasıdır. Toplumu etkileyen bir liderlik ruhudur” diye konuştu. Sporun hiçbir çıkar ve kaygı gütmediğini ve bu nedenle de bir kardeşlik çağrısı olduğuna vurgu yapan Başkan Topbaş konuşmasına şöyle devam etti: “Sporu sevdirmek istiyoruz. Her yaştan her kesimden insana spor yapma imkânı sunuyoruz. İstanbul Büyükşehir Beledi-

20 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

yesi olarak yılda 7 milyon 200 bin kişiye spor hizmeti sunuyoruz. İki milyarlık spor yatırımı ile belediyeler arasında da öncü belediyeyiz. Göreve geldiğimizde 21 olan tesis sayısını 2013 itibariyle 81’e çıkardık.” Başkan Topbaş göreve geldikleri günden bu güne, 143 okula spor salonu kazandırdıklarını ve okul saatlerinde de 160 bin öğrencinin bu salonlardan faydalandığını, spor salonlarında Türk sporuna başarılı sporcular kazandırıldığını söyledi.

Bu Yatırımların Hepsi Daha İyi Bir Gelecek İçin

Sultanbeyli İBB Orhangazi İlköğretim Okulu’nda gerçekleşen temel atma töreninde konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, İstanbul’a yapılan yatırımlar için Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a teşekkür etti. Başkan Keskin, yapılacak olan salonlarda başarılı sporcuların yetişeceğine inancının tam olduğunu söyledi. Başkan Keskin’in ardından konuşan ilçe kaymakamı İbrahim Özefe’de yapılacak olan spor salonlarının hayırlı olmasını diledi.


Ömer Çam vefatının 11. yılında anıldı Safahat hafızı Ömer Çam Hoca, vefatının 11. yılında Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen özel etkinlikle anıldı. Programa Çam Hocanın oğulları, öğrencileri ve çok sayıda seveni katıldı.

H

ocaların hocası olarak anılan Ömer Çam, vefatının 11. yılında düzenlenen özel programla anıldı. Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen özel programa Üsküdar Kaymakamı Mustafa Güler, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, AK Parti İlçe Başkanı Ali Sevinç, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Hilmi Türkmen, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, ÜNDER Başkanı Av. Ahmet Yılmaz, Ömer Çam’ın oğulları Prof.Dr. Kamil Çam ve Prof. Dr. Fatih Çam ve panel konuşmacıları, Çam hocanın öğrencileri ve çok sayıda seveni katıldı.

Herkes Ömer Çam’ı Tanımalı

Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, konuşmasına Ömer Çam Hoca’yı vefatının 11. yılında rahmetle andıklarını ifade ederek başladı. Ardından Keskin, “Kıymetli Bakanımızın himayesinde 11. yılında hocamızı anıyoruz. Programa katılanlara ve desteği olanlara teşekkür ediyorum. Bu anma programlarında müthiş bir feyz ve bereket olduğuna inanıyorum. Sultanbeyli’de Ordulu kardeşlerimiz çoğunlukta. Ordulu hemşehrilerimizin ve herkesin Ömer Çam Hoca’yı tanımasını istiyoruz” dedi. Başkan Keskin ayrıca Ömer

Çam’ı anma programlarının bundan sonra İlahiyat fakültelerinde ve imam hatip okullarında yapılmasının daha faydalı olacağına inandığını söyledi. Programın ortaklarından olan ÜNDER’in Başkanı Av. Ahmet Yılmaz, yaptığı konuşmada Ömer Çam için şu ifadeleri kullandı: “Bizim kültürümüz salih insanların anılmasını, hatırlanmasını ister. Çünkü eğitim öğretimde modeller önemlidir. 11 yıldır sürdürülen Ömer Çam Hocamızı anma programlarımızda bizim paydaşlarımız oldu. Ömer Çam hocamızı hayırla yad ediyoruz” dedi. Ömer Çam’ın oğlu Prof. Dr. Kamil Çam da, konuşmasına babası için düzenlenen anma programlarına destek veren kurum ve kuruluşlara desteklerinden ötürü teşekkür ederek başladı. Babası Ömer Çam’ın sağlığında tüm amacının öğrencilere bir şeyler vermek olduğunu söyleyen Kamil Çam, “Babam okulu birincilikle bitirdiği için istediği yerde öğretmenlik yapabilirdi. Ama o bunu istemedi. Kendi memleketini tercih etti. Öğrencileri için varını yoğunu ortaya koydu. Bütün hayatını öğrencilerinin iyi birer insan olmasını için adadı” dedi. Kamil Çam’dan sonra

konuşan bir diğer oğlu Prof. Dr. Fatih Çam, babasının 19 yaşında öğretmen olduğunu söyledi. Öğretmen olduktan sonra bütün ömrünü öğrencilerine adadığını kaydeden Fatih Çam, konuşmasına şöyle devam etti: “Netice itibariyle Ömer Çam, bu memlekete büyük hizmetler yaptı. Ömer Çam Hoca hak aşığı bir insandı”. Fatih Çam’ın ardından konuşan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, “Ben de kendimi Ömer Çam’ın izin-

den gidenlerden sayıyorum. Bugün Ömer Çam Hocamızı anıyoruz. O fakülteden kimler geldi kimler geçti. Ömer Çam bir eğitim gönüllüsüydü” dedi. Konuşmaların ardından oturum başkanlığını Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın yaptığı Ömer Çam’ın hayatının anlatıldığı panel başladı. Panelin konuşmacıları Prof. Dr. Halis Ayhan, Prof. Dr. Mahmut Çamdibi, Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ve Prof. Dr. Mehmet Faruk Bayraktar oldu.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 21


GEZİ İSTANBUL

MELİH USLU

usmelih@gmail.com

22 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


8

ADIMDA FATİH

Tarihi İstanbul Yarımadası’nın batısında keyifli bir yürüyüşe ne dersiniz? Fatih semtinin Osmanlı yadigârı camilerle bezeli sokaklarından açık hava pazarıyla ünlü Çarşamba’ya uzanan güzergâh her adımda yeni bir sürprize açılıyor.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 23


GEZİ İSTANBUL

Antikacılar Çarşısı

2

Fatih Meydanı geride bırakıp, tam karşısındaki Hor Hor Caddesi’nden Aksaray istikametine doğru birkaç dakika yürüyünce, sağ kolda çok katlı eskice bir bina göreceksiniz. Hor Hor Antikacılar Çarşısı olarak bilinen beş katlı binada iki yüz civarında antika ve eski eşya dükkânı bulunuyor. Esnaf, çarşıya olan ilgiyi artırabilmek için ciddi fiyat indirimlerine gitmiş. Hatta son birkaç yıldır hediyelik antika eşya alımını özendirici çalışmalar yapılmış. Mobilya ağırlıklı çarşıda İngiliz koltukları, Fransız porselenleri, el yapımı lambalar, abajurlar, tablolar, duvar saatleri, gramofonlar, müzik aletleri, işlemeli aynalar, ayaklı karyolalar ve şövalye zırhları gibi birbirinden ilginç antika ve eski eşyaları bir arada bulabilirsiniz. Aynı zamanda eski eşyaları tamir eden ya da benzerlerini üreten küçük atölyelere de rastlamak mümkün.

Belediye Binası

Belediye Binası

1

Bozdoğan Kemeri’nden geçip sağa sapınca geniş bir meydana çıkacaksınız. Meydanın karşısındaki Fatih Belediye Binası yürüyüşümüzün başlangıç noktası. Yanı başımızdaki parkın ortasında yer alan Tayyare Şehitleri Anıtı, Filistin’de şehit olan ilk Türk pilotların anısına dikilmiş. Osmanlı mimarisi çizgileri taşıyan 1913 tarihli Fatih Belediye Binası, renkli çini panoları, simetrik yan cepheleri, süslü saçakları ve kemerli pencereleriyle dikkat çekiyor. Bina, siyasi tarihimizdeki pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmış. İzmir’in işgal edildiği günlerde Halide Edip’in belediye binasının balkondan yüzbinlerce kişiye yaptığı ateşli konuşma, bunlardan biri. Bu olayın ardından İstanbul’da üç gün boyunca dükkânlar açılmamış. Düşmana karşı birlik olan millet, İstanbul’un dört bir yanında peş peşe büyük buluşmalar gerçekleştirmiş.

24 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

Antikacılar Çarşısı


Kıztaşı

3

Artık Fatih’in içlerine doğru süzülmeye ne dersiniz? Sağlı sollu apartmanların sıralandığı Fevzipaşa Caddesi üzerinde İstanbul’un en eski neo klasik yapıları sıralanıyor. 19. yüzyılda yapılmış bu evlerin çoğu üç - dört katlı. Bir ileride Macar Kardeşler Caddesi’ni dik açıyla kesen Kıztaşı Caddesi’ne saptığınızda ince uzun bir sütun göreceksiniz. 5. yüzyıldan kalma bu Bizans eseri, Roma İmparatoru Marcianus adına yaptırılmış. Bir zamanlar üzerinde Marcianus heykelinin yükseldiği tek parça granit sütun, mermer bir kaide üzerine oturtulmuş. Korint başlığın üzerindeki kanatlı zafer tanrıçaları ise hâlâ seçilebiliyor. İstanbul’un Roma ve Bizans dönemlerinden kalan beş dikilitaştan biri olan bu sütun, yer yer çatladığından metal bileziklerle güçlendirilmiş. Kıztaşı’nın çevresi ise esnaf lokantalarıyla tanınıyor.

Kariye Müzesi

Kariye Müzesi

4 Kıztaşı

Kariye Müzesi, çevresindeki sokaklarla birlikte İstanbul’un en gözde kültür adreslerinden birine dönüşüyor. Pek çok el sanatları atölyesi buraya çoktan taşınmış bile. Müzenin bitişiğindeki kahvehanelerse bir süredir İstanbul entelektüellerinin buluşma yeri haline gelmiş. Restore edilen cumbalı Osmanlı evleri de muhitin gözdelerinden. Şehrin en önemli Bizans yapılarından biri olan Kariye Müzesi, turistlerin akınına uğruyor. Göz kamaştırıcı mozaikler ve duvar resimleriyle süslü olan yapı, Bizans döneminde Khora adıyla anılmış. Şimdiki yapının yerinde olan ilk kilise, İstanbul surlarının dışında kaldığı için taşra anlamına gelen bu isim kullanılmış. Sonradan inşa edilen bugünkü yapı, surların içine girse de isim değiştirilmemiş. 16. yüzyılda Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilen yapı, 1947’de müzeye dönüştürülmüş.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 25


GEZİ İSTANBUL

Taş Mektep

6

Fatih Külliyesi’nin Saraçhane’ye bakan girişinde, sol kolda, Osmanlı döneminin önemli eğitim kurumlarından biri bulunuyor. Halk arasında Taş Mektep olarak anılan bina, Sultan Abdülaziz’in modern tarzda yeni askeri okullar istemesi üzerine açılmış. 1869 yılında dönemin Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa tarafından Fatih Askeri Rüştiye Mektebi olarak yaptırılmış. Zaman içinde ise Köprülü Okulu, Kız Sanat Okulu, Abdülaziz Rüştiyesi, 13. Okul ve Fatih İlkokulu adlarını almış. Okulun mezunları arasında Kazım Karabekir, Mehmet Akif Ersoy, Halit Kıvanç, Türkan Şoray dışında pek çok milletvekili ve bürokratın bulunduğunu öğreniyoruz. Sütunlu girişi ve kemerli pencereleriyle dikkat çeken pembe boyalı bu zarif binanın girişinde Sultan Abdülaziz’e ait eğitimi teşvik edici sözlerin bulunduğu bir kitabe bulunuyor.

Fatih Külliyesi

Fatih Külliyesi

5

Gezimizin bu noktasında mutlaka uğramanız gereken bir yapı var: Semte adını veren Fatih Camii ve Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde “Bana öyle bir camii yapın ki, Ayasofya’nın ihtişamını aratmasın” demiş. Bunun üzerine İstanbul’un yüksek tepelerinden birinde, Mimar Atik Sinan tarafından bu cami inşa edilmiş. 1463-70 yılları arasında tamamlanan camii ve külliyesi sadece bir ibadethane değil, hastane, imaret, medrese, kervansaray, kütüphane, çarşı ve hamamıyla kentin önemli yaşam alanlarından biri olmuş. Külliye, aynı zamanda Darülfünunun (İstanbul Üniversitesi) temeli olarak kabul edilen, yaklaşık bin öğrencinin öğrenim gördüğü yükseköğrenim medreseleriyle dev bir eğitim kurumu işlevi görmüş. Camii 1766 depreminde yıkılınca, Sultan Üçüncü Mustafa’nın emriyle çok kısa bir sürede onarılarak bugünkü biçimini almış. Dört kalın iç sütun üzerine bindirilen dört yandan yarımşar kubbenin desteklediği oval kubbe, dönemin en değerli hat ustalarının süslemeleriyle bezenmiş. Revaklardaki pencereleri süsleyen İznik çinileri ise görenleri hayran bırakıyor. Caminin mihrap duvarının arkasında ise Büyük Sultan Fatih ve değerli eşleri Gülbahar Hatun’un türbeleri bulunuyor. Ayrıca Plevne Savaşı’ndan tanıdığımız Gazi Osman Paşa ile Birinci Abdülhamid’in eşleri Nakşidil Sultan’ın türbeleri burada.

26 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

Taş Mektep


Çarşamba Pazarı

7

Semte çarşamba günü gelecek olursanız, İstanbul’un en eski ve en büyük pazarlarından birini gezebilme şansı bulabilirsiniz. Çarşamba Pazarı, Fatih Camisi avlusundan, Çarşamba’ya kadar bir ana cadde ile otuzdan fazla sokağa yayılan dev bir açık pazarı. Pazarda, çoğu yan yana sıralanan tezgâhlarda taze sebze meyvelerden, peynir çeşitlerine, mutfak eşyalarından tekstile, baharatlardan canlı hayvanlara dek hemen her çeşit ürünü bulmak mümkün. Pazarın en gözde bölümü ise, Fatih Külliyesi’nin Boyacı ile Börekçi kapıları arasında uzanan Baş İmam Sokağı üzerindeki Malta Pazarı. Burada her türlü gıda ve ihtiyaç maddesi dışında güvercin çeşitleri de satışa sunuluyor. Kim bilir, belki buraya geldiğinizde kendinize yada sevdiklerinize bir paçalı güvercin alabilirsiniz? Süper marketlerin yaygınlığına karşın, farklı yüzleri, sesleri, satıcıların ilginç deyim ve satış yöntemlerini duyumsayabileceğiniz bu pazarda, bir şey almayacak olsanız bile gezinmek çok keyifli. Fethiye Camii

Fethiye Camii

8 Rumeli Kavağı

Yürüyüşümüzün son bölümünde Çarşamba semtine uzanıyoruz. Malta Pazarı’nın sağ ucundan başlayan Darüşşafaka Caddesi’ni dümdüz takip ettiğinizde karşınıza önce Darüşşafaka Lisesi, ardından Çarşamba Karakolu çıkacak. Draman’a varmadan Fethiye Caddesi üzerinde, sağ kolda Fethiye Camii tabelasını göreceksiniz. Bu civarda İslami yaşam tarzı belirginlik kazanıyor. Fatih’e bağlı Çarşamba semti adını, 15. yüzyılda Samsun’un Çarşamba ilçesinden getirilip bölgeye yerleştirilen göçmenlerden almış. Fethiye Camii’ne gelince… Geniş ve bakımlı bir bahçe içerisinde bulunan bu mabet, 12. yüzyılda Bizanslı bir din adamının girişimleriyle inşa edilmiş. İstanbul’un fethinden sonra yüz yıldan fazla Rum Patrikhanesi’nin merkezi olarak kullanılan yapı, Osmanlılar 1591 yılında Gürcistan ve Azerbaycan’ın fethedince Fethiye adını alarak camiye çevrilmiş. Patrikhaneye ise Fener yolu görünmüş. Sıralı taş ve tuğla örgülü dış cephesiyle klasik Bizans mimarisini örnekleyen yapının günümüzde, ana bölümü cami, bir şapeli ise müze olarak kullanılıyor. Pek çok kaynakta, Kariye ve Ayasofya’dan sonra şehrin en zengin ve değerli mozaiklerinin Fethiye Müzesi’nde olduğu belirtiliyor. Cami çıkışı, Çarşamba’yı Fener’e bağlayan sokaklardan yokuş aşağı sahile inerken, gün batımının Haliç’in üzerini kızıla boyadığı İstanbul siluetinin tadını çıkarmanızı öneriyoruz. Emin olun Fatih’i biraz da seveceksiniz…

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 27


Bugünün

KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

Camileri

SEZAİ SARAÇ

28 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


Her ne kadar cami denilince tarihi taş yapılar aklımıza gelse de 21. yüzyıl da cami mimarisinde arayışını sürdürüyor. İşte sizin için seçtiğimiz dönemimizin en ilginç camileri…

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 29


KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

ABDÜLHAMİT HAN CAMİİ

Y

apımına 1993 yılında başlanan Abdülhamit Han Camii, 18 yılda tamamlanarak ibadete açıldı. Sabancı ve Kocatepe’den sonra Türkiye’nin üçüncü büyük camisi olma özelliğine sahip Abdülhamit Han Camii’nin hat işlemelerini Türkiye’nin en önemli hat ustalarından Arif Yücel yaptı. Caminin yaklaşık 5 yıl süren hat işlemelerinde birlik ve beraberliği simgeleyen yazılara yer verildi. Tüm sosyal donatılara sahip olan cami, bir külliye şeklinde inşa edildi. Kubbe yüksekliği 46 metre ve 4 minaresi olan Abdülhamit Han Camii, Kahramanmaraş’ın her tarafından görülüyor ve ulaşılabiliyor. Hiçbir eserden izler taşımaması da camiyi farklı ve özel kılıyor. Dış cephesinde Kayseri taşı kullanılan caminin ince işçiliği için 500 ustanın çalıştığı biliniyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da Kahramanmaraş gezisinde gördüğü ve çok beğendiği cami, geniş ve ferah oluşuyla tercih edilebilir camiler arasındadır.

30 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

KAHRAMANMARAŞ


DİYANET CAMİİ

2

008 yılında temeli atılan Ahmet Hamdi Akseki Camii, dört yıllık bir çalışmanın ardından 2012 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından halkın hizmetine açıldı. Tamamen kendine özgü bir tasarıma sahip olan Ahmet Hamdi Akseki Camii, Ankara’nın en yeni camileri arasında yer almakta ve görkemli kubbesiyle Türkiye’nin en büyük ana kubbesine sahip olma özelliğini taşımakta. Halkın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek özellikte yapılandırılan cami, geleneksel özelliklerin günümüz teknoloji çağına da yansıtılabileceğinin en büyük örneğidir. Birçok camide yaşanan ayakkabı bulma sorununu sinyalizasyon yöntemiyle ortadan kaldıran caminin ışıklandırma ve ses sisteminin gizli olarak yerleştirilmesi de tarihte bir ilk olma özelliğini taşımakta.

ANKARA

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 31


KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

KARAKAŞ CAMİİ

İ

lk inşası Osmanlı’nın son dönemlerinde yapılan cami 1950 yılında Vakıflar Müdürlüğü’nce onarıldı ve bir de minare eklendi. 1990 yılında minaresi ve ahşap kapısı korunmak suretiyle yıktırılan Karakaş Camii, 1992-2003 yılları arasında Mimar Turgut Cansever tarafından daha zengin bir mimariyle yeniden inşa edildi. Dikdörtgen bir plan üzerine kurulu olan caminin cephesindeki duvarları kırma taşlarla örülüdür. Mekanda en çok göze çarpan ayrıntı siyah, lacivert ve mavi renkli altıgen kaplamalardır. İbadet yerinin üst tarafı, bir kasnak üzerine oturan merkezi bir kubbeyle örtülüdür. Ana kubbenin her iki yanında ikişer küçük kubbe bulunan caminin kubbeleri alaturka kiremitlerle kaplı ve üzerlerinde aydınlanma feneri bulunuyor. Kubbeler, birbirine sivri kemerlerle bağlı, ikisi fil ayağı biçiminde toplam sekiz tane direk tarafından taşınıyor. Kubbeye geçişler modern tasarımlı Türk üçgenleriyle sağlanmış.

32 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

ANTALYA


EGEKENT CAMİİ

İ

zmir’in yeni yerleşim yeri olan Egekent semtinde 2000 yılında hizmete açılan Egekent Merkez Camii, Taç Mahal’i anımsatan mimari yapısıyla hayli dikkat çekiyor. 10 yıllık çalışmanın ardından tamamlanan ve İzmir’in en büyük camilerinden biri olan İzmir Egekent Camii, 5 dönümlük alanda kurulu olup, 650 metrekarelik kapalı alana sahiptir. Cami içerisinde aynı anda 2 bin kişi namaz kılabiliyor ve ibadetini gerçekleştirebiliyor. Alt katında 4 dükkan, 1 lojman, 1 Kur’an kursu da bulunan caminin, 16 metre çapındaki kubbesi bir buçuk ton bakırla kaplıdır. Özel bir akustik sistem kullanılan camide teknolojinin bütün olanakları kullanılmaya çalışıldı ve başta projeksiyon sistemi olmak üzere pek çok sistem oluşturuldu. Dış cephede yapılan çevre düzenlemeleri sayesinde bölge halkının buluşma noktası haline gelen cami, birçok ülkeden turistin dikkatini çekmeyi başarıyor. Yaz aylarında çocuklara Kur’an eğitiminin verildiği camide Ramazan ayına özel Kur’an tilaveti ve dini sohbetler de halkın dinletisine sunuluyor.

İZMİR

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 33


KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

MOGAN GÖLÜ CAMİİ

ANKARA

A

nkara’nın Gölbaşı ilçesinde Mogan Parkı’nın yanında yer alan Mogan Gölü Camii, Mimar Hilmi Güner ve Mimar Hüseyin Bütüner tarafından 2006 yılında yapıldı. Hilmi Güner’in, kendi adını taşıyan mimarlık pratiği bünyesinde gerçekleştirdiği ilk modern cami tasarımı olan Mogan Gölü Camii, geleneksel cami yapıları referans alınarak güncel bir yorumla tasarlandı.

34 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


MUĞDAT CAMİİ

T

emeli 1987’de atılan ve 1992’de ibadete açılan Mersin Muğdat Camii, Türkiye’deki altı minareli ender camilerden biri. Genellikle Muğdat ismiyle anılan caminin diğer bilinen adı ise Hz. Mikdat Camii’dir. Toplamda 6 bin kişilik kapasiteye sahip cami, batı ve arka kısımdaki dış revaklarla birlikte 10 bin kişilik kapasiteye ulaşıyor. Caminin daha önceden dört minaresi varken daha sonra iki tane daha minare ekleniyor ve kapasitesi arttırılarak genişletildi. Ayrıca var olan konferans salonu, kütüphane, aşevi, misafirhane, sağlık ocağı ve diğer birimleriyle bir külliye özelliği taşıyor. Caminin mimarisinde Selçuklu ve Osmanlı sanatının izlerine rastlamak mümkün. İlçedeki bütün hac ve asker uğurlamalarının da yapıldığı alan haline gelen cami birçok ihtiyacı karşılıyor. Merkezi sistemle okunan ezan, tüm şehre Mersin Muğdat Camii’nden ulaşıyor. Ayrıca vaazlarda Kıbrıs’taki camilere de yayın yapılıyor.

MERSİN

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 35


KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

DUMANKAYA CAMİİ

İSTANBUL

İ

stanbul Pendik ilçesinde bulunan, modern ve sade bir yapıya sahip olan cami 2009 yılında ibadete açıldı. Bir kubbeye ve tek şerefeli bir minareye sahip caminin dış cephesine beyaz renk hakim durumda. Tamamen sade olarak tasarlanan, abartılı hiçbir süsleme kullanılmayan camide, ibadet halindeyken kafanızı meşgul edecek hiçbir unsurla karşılaşmıyorsunuz. Kıble ekseni doğrultusunda tam bir simetri hakim. Ortada durup sağa baktığınızda ne görüyorsanız sola döndüğünüzde de aynısını görüyorsunuz. Bu simetri ile kürsü ve minber aynada birbirinin yansıması gibi duruyor. Acil durumlarda cemaatin kolayca dışarı çıkarılabilmesi için 6 kapısı bulunan cami, yaklaşık bin kişilik bir kapasiteye sahip.

36 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


DİZDAR CAMİİ

K

arabük’ün tarihi konaklarıyla ünlü Safranbolu ilçesinde, safran bitkisinin soğanının betimlendiği Dizdar Camii, mimarisiyle de dikkat çekiyor. Ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen, kozmetik, gıda ve ilaç endüstrisi gibi çok geniş sektörlerde kullanım alanı bulunan safran bitkisinin soğanının kubbe şeklinde tasarlandığı Dizdar Camii’ni, ilçenin önde gelen iş adamlarından Şefik Dizdar yaptırdı. Yaklaşık 2 yıl önce hizmete sunulan 400 kişi kapasiteli cami, ibadetler için kullanılmasının yanı sıra alışılagelmişin dışındaki mimarisiyle de turistlerin ilgisini çekiyor. İçerisinde Safranbolu ahşap işçiliğinden de birkaç örnekle karşılaşabildiğimiz cami, kentin önemli mimari yapıları arasında yer alıyor. Caminin ibadet edilen alanının üzeri safran soğanı şeklinde kapatılmış, iç süslemelerinde de estetik detaylar kullanılmış. Safranbolu kültürünün yansıtıldığı cami, ilçede turistlerin merak ettiği ve uğrak yeri haline getirdiği mekanlar arasında yer alıyor.

SAFRANBOLU

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 37


KAPAK BUGÜNÜN CAMİLERİ

SANCAKLAR CAMİİ

M

imar Emre Arolat tarafından İstanbul Büyükçekmece’de yapılan Sancaklar Camii, farklı mimari tarzıyla şaşkınlık uyandırıyor. Hira Mağarası’ndan esinlenerek yerin altına inşa edilen cami, kendine özgü yapısıyla Dünya Mimarlık Festivali’nde birinciliğe layık görülmüş. Caminin içerisinde aydınlatma bulunmuyor. Dışarıdan bakıldığında camiye benzemediği için sonradan minare yerleştirilen cami, eski yapıları andıran yapısıyla ilginçliğini ve farkını ortaya koyuyor. 7 bin 400 metre karelik alanda yer alan caminin kapalı alanı 1200 metrekare olup 650 kişinin ibadet edebileceği bir mekandır. Tamamen sade bir yapı olarak tasarlanan cami, gün ışığıyla aydınlatılıyor. Ayrıca minareye çıkmak için hem merdiven hem de asansör kullanılmış. Osmanlı ve Selçuklu tarzının dışındadır ve sadece ibadet yeri olarak değil ayrıca arka tarafında yer alan kütüphane özelliğiyle de dini konularda yüksek lisans, doktora veya mastır yapacakların faydalanabileceği bir bilgi yuvası olarak hizmet ediyor.

38 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

İSTANBUL


Deva Ulu Camİİ

M

imar Nermin Özkök’ün planladığı cami, 10 yıllık uzun bir çalışma neticesinde tamamlandı ve 2013 yılında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından ibadete açıldı. Aydınlatmasında 4 bin adet LED kullanılan ve bir sema etkisi yaratılmaya çalışılan Deva Ulu Camii, Türkiye’nin kadın mimar tarafından tasarlanan ilk camisi olma özelliğini taşıyor. Huzur veren bir ortam oluşturulması istenen camide, mihraba bakıldığında Kabe’yi anımsatan görseller kullanılmış ve muhteşem bir akustik ses sistemi yapılmış. Dört bir yanın granitle kaplandığı ve gezildiğinde diğer camilerden farklı olduğu hemen göze çarpan birçok ayrıntıyla karşılaşılan cami, özgün mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor.

ŞEKERPINAR

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 39


GEZİ YOZGAT

MELİH USLU

usmelih@gmail.com

40 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


Anadolu’da merkezi bir konumda yer alan türküler şehri Yozgat, doğal güzelliklerinin yanı sıra, tarihi yapıları, şifalı kaplıcaları ve zengin mutfağıyla dört mevsim hayatı zenginleştiren bir şehir.

ANADOLU’NUN KALBİNDE

YOZGAT » ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 41


GEZİ YOZGAT

YEŞİLIRMAK KIYISI YALIBOYU

Y

ozgat şehir merkezi, deniz seviyesinden yaklaşık bin 300 metre yükseklikteki Kirazdere Vadisi’nin içine kurulmuş. Ankara, Kayseri ve Amasya gibi önde gelen Anadolu kentleriyle çevrelenen şehir, dünyaca ünlü tatil beldesi Kapadokya’nın da kapı komşusu. Arkeolojik araştırmaların halen devam etmekte olduğu şehirde ilk yerleşim izleri ilk çağlara kadar iniyor. Anadolu’nun ilk merkezi devletini ve imparatorluğunu kurmuş olan Hititler döneminde Yozgat’ın, başkent Boğazköy’e yakınlığı ve Alişar gibi önemli bir tarihi merkezi sınırları içerisinde bulundurması, yörenin ne

42 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

denli önemli bir yere sahip olduğunu kanıtlıyor. KÜLTÜRLER KAVŞAĞI Yozgat’ın kuruluşu 16. yüzyılın başlarına rastlasa da, bölge toprakları tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Tarihte Hititlerin, Friglerin, Kimmerlerin, Perslerin, Roma’nın, Bizans’ın, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın hâkimiyetinde kalan yöre, 1071’den sonra Türklerin yönetimine geçmiş. 1127 yılında Danışmendliler Beyliği’nin, 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Timur’un kontrolüne girdiyse de, 1408 yılında Çelebi Sultan Meh-

met tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Cumhuriyet dönemine kadar yaygın olarak Bozok adıyla tanınan Yozgat, 19. yüzyılın başına kadar Sivas Eyaleti’ne bağlı bir sancak olarak kalmış. Oğuzların Bozok koluna mensup Türkmenler, 15. asırdan itibaren bu bölgeye gelip yerleşerek kendi isimlerini buraya vermişler. Böylesi zengin bir kültürel birikime kucak açan şehrin dört bir yanı, görülmeye eserlerle dolu. Sorgun ilçesine bağlı Kadılı Köyü yakınlarındaki Alişar Höyük bunlardan biri. Kökeni Bakır Çağı’na kadar uzanan bu önemli yerleşim, Hititler zamanında ticaret yollarının merkezinde


yer almış. Gelişmiş bir tarım toplumu özellikleri gösteren antik şehirde, pişmiş topraktan ana tanrıça heykelcikleri ve çok çeşitli kap formları bulunmuş. Şehrin tarihi zenginliklerinden bir diğeri, Büyüknefes köyünde. Trokmiler tarafından başkent olarak kullanılan ören yerinde, sütunlar, yüzük taşları, kuş figürleriyle bezeli taşlar, yol kalıntıları, mezarlıklar, havuzlar, meydanlar ve yer altı kentleri bulunmuş. KERKENEZ DAĞI’NDA Sorgun ilçesi Şahmuratlı Köyü sınırları içerisindeki Pteria Antik Kenti, yedi kilometrelik surlarla çevrili ve tam yedi kapıya sahip. Bu yerleşim yerindeki kalenin ilk sahiplerinin Hititler olduğu düşünülüyor. Ünlü tarihçi Heredot, Pteria’da yaşanan çok önemli bir savaştan söz etmiş. Tarihe Güneş Tutulması Savaşı olarak geçen bu ilginç mücadele, dönemin iki süper gücü Medler ile Lidyalılar arasında gerçekleşmiş. Buna göre, Miletli ünlü fizikçi Thales’in M.Ö. 6. yüzyılda öngördüğü güneş tutulması, savaşın altıncı yılında meydana gelmiş. Bu olay neticesinde

taraflar tanrının savaşa karşı olduğunu düşünerek mücadeleyi bırakmış. Muharebe sonrasında yapılan anlaşmaya göre; Kızılırmak’ın batısına Lidyalılar, doğusuna Medler sahip olmuş. Geçtiğimiz yıllarda bölgede yapılan kazı çalışmalarında antik şehrin Kapadokya Kapısı ile saray yapılarına ait çeşitli parçalar ortaya çıkarılmış. OSMANLI MİRASI Yozgat, asıl büyük tarihi gelişimini İslam toprağı olduğu Selçuklu döneminden itibaren yaşamaya başlamış. Günümüzde Yozgat’ta görmeye ve vakit geçirmeye değer çok sayıda eser bulunuyor. Bunlar arasında ilk akla gelen yer, Büyük Camii. Çapanoğlu da denilen görkemli mabedin taç kapısındaki kalem işleri ve kubbenin görsel estetiği görenleri hayran bırakıyor. Ayrıca Başçavuş Camii, Çeşka Kalesi, Sarıkaya Roma Kalıntıları, Saat Kulesi, Karabıyık Köprüsü, Osmanpaşa Türbesi ve Şah Sultan Hatun Türbesi ziyaretçi akınına uğrayan yerler arasında. Şehrin saklı hazinesi ise Yozgat Etnografya ve Arkeoloji Müzesi. Bir zamanlar zevk sahibi bir Osmanlı ailesinin konağı olan bu yapı, 1958 yılından bu yana korunması gereken eski eser statüsünde. Bu zarif konak anlatmakla bitmeyecek güzelliklere sahip. Örneğin, iki başodasının çivi kullanılmadan yapılmış ahşap tavanları, 19. yüzyıl tarihli duvar resimleriyle tamamlanmış. Resimlerin konuları ise çok çeşitli:

Yozgat’ta o dönemde çıkmış yangınlar, savaşlar, hayal ürünü denizkızları, çift başlı kartallar, çiçekler, meyveler ve daha neler neler... Sadece bu resimleri görmek için bile buraya gelenleri sayısı az değil. Ayrıca asırlık enstrümanlar, antika saatler, dökme demirden beşikler, el yazmaları, resimler ve silah koleksiyonu mekânın zenginliklerinden. Müzenin arkeoloji bölümünde ise Hititlerden Osmanlı’ya uzanan onlarca eser sergileniyor. Kundak şeklinde yapılmış Roma Devri’ne ait lahitler gözden kaçırılmaması gerekenlerden. Yine antik sikke ve mühür koleksiyonu da görülmesi gerekenler listesinde bulunmayı hak ediyor. KAPLICALAR KENTİ Ata mirası hamamları ve kaplıcaları ile bin küsur yıllık bir şifa merkezi olan Yozgat, modern tıbbın olanaklarından da faydalanarak, Anadolu’da sağlık turizminin öncülerinden biri olmaya hazırlanıyor. Tıp otoriteleri tarafından yapılan incelemeler sonucu, Yozgat’taki kaplıcaların romatizmal ağrılardan siyatik ağrılara, safra kesesi taşlarından cilt rahatsızlıklarına dek pek çok rahatsızlığa deva olduğu saptanmış. Şifalı sulara sahip Yozgat kaplıcalarının yanında çok sayıda konforlu otel, pansiyon ve restoran gibi turizm tesisi hizmet veriyor. Şehirdeki modern kaplıcaların ilki, Sarıkaya ilçesinde. Roma döneminde beri şifa merkezi olarak kullanılan ilçede, boğa başlı

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 43


GEZİ YOZGAT

antik süslemeler ve kemerli hamamlar bulunmuş. Boğazlıyan ilçesi Bahariye Köyü yakınlarındaki kaplıca da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm merkezi ilan edilmiş. Kaplıcanın birçok hastalığa iyi gelen kaynağı, içme suyu olarak da kullanılıyor. Yozgat’taki bir diğer kaplıca ise Sorgun ilçesinde. Yeryüzüne çıkan termal su sıcaklığının 80 dereceye ulaştığı yörede, çok sayıda konaklama tesisi mevcut. Yozgat’ta dikkate diğer bir diğer termal merkez olan Yerköy Kaplıcası’nın diğerlerinden bir farkı var. Buradaki tesiste, çamur banyosu amacıyla kullanılan bir bölüm yer alıyor. YOZGAT’IN ÇAMLIĞI Orman yeşili Yozgat’a çok yakışıyor. Çünkü, tepesindeki Çamlık’ın koyu yeşili bütün şehri bu renge boyuyor sanki. Burası, şehrin hemen güneyinde bölgeye hakim bir yükselti üzerinde bulunan çok keyifli bir doğal alan. 1958’de milli park ilan edilen bölgeda, ağırlıklı olarak sarıçamlar bulunuyor. Türkiye’nin ilk milli parklarından biri olan Çamlık’taki piknik alanları çok keyifli. Şehre yaklaşık iki kilometrelik bir yolla bağlanan yeşil alanda

44 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

çocuklar için eğlence yerleri, otel ve lokanta gibi olanaklar da var. Çamlık dışında kentte görülmeye değer çok sayıda doğal alan bulunuyor. Bozok Yaylası, Hisarbeyli Yaylası, Cehirlik, Kadı Pınarı, Şebekpınarı Piknik Alanı, Yahyasaray Yaylası, Kazankaya Vadisi, Karanlık Dere Vadisi ve Gelingüllü Barajı bulardan bazıları. Güzelliği şarkı ve şiirlere konu olan yöre doğası, akla meşhur Yozgat türkülerini getiriyor. Geçmişten bugüne büyük şehirlere ve başka ülkelere yoğun biçimde göç veren Anadolu şehirlerinden biri olan Yozgat’ta, tabiri caizse insanlar gurbete, hasrete ve sevdaya yazgılı. Bu durum yoğun duyguları, içli sesleri ve bağlamadaki tezene ezgilerini beraberinde getirmiş. Zamanla ortaya köklü bir türkü ve müzik geleneği çıkmış. Yozgat gezisinin en güzel finali ise elbette yerel lezzetlerin tadına bakmaktan geçiyor. Yozgat usulü testi kebabı ve tandırın tadı benzersiz. Testi kebabının hazırlanması en az 4-5 saat sürüyor. Arabaşı çorbasını denemek ve yemeğin üzerine bol bol çay içmek de adetten. Özetle, ilk fırsatta yolunuzu Yozgat’a düşürmenizi öneriyoruz. Emin olun, burayı çok seveceksiniz.

SÜRMELİ BEY HİKÂYESİ Adı Yozgat’la birlikte anılan bir halk ozanının başından geçenleri konu olan hikâyeye göre, Sürmeli Bey isminde bir Türkmen yörüğü gönlünü kaptırdığı güzele kavuşamayınca Bozok Yaylası’nı mesken tutmuş. Aşkını sazı ve sözü ile dağ bayır gezerek dile getiren Sürmeli Bey’in izine o gün bugündür rastlanmamış. Yozgat Sürmelisi adı verilen türküsüyle ünü dünyaya yayılan Sürmeli Bey’in anısına bugün de festivaller düzenleniyor. Ayrıca Yozgat’ta Nida Tükekçi, Sürmeli Anıtı bulunuyor.


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 45


VE İNSAN

DURUŞUYLA GÜLDÜREN ADAM ÜLKÜ ALEMDAR

A

nadolu’nun çeşitli bölgelerinde eğitimini tamamlayan ustanın aslında ilk başta aklında oyuncu olmak yoktu. O, pilot olmayı istemişti. Sonraları insanların yüzündeki gülümsemeye sebep olmanın aslında ne denli güzel bir şey olduğunu fark etti ve kendisi için meslek haritasını artık bu haliyle çizdi. Onda tiyatronun, yani insanları güldürmenin bir tutkuya dönüşmesinin sebebi farklıydı ve aslında bir o kadar da basitti: İnsanlara duyduğu sevgi onlardan hiç kopamamasına sebep oldu. İyi ki de öyle oldu...

46 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

CİBALİ KARAKOLU Nejat Uygur denilince akla ‘Cibali Karakolu’ geliyor. Türk tiyatrosunu kuşaklara sevdiren ilk politik taşlamadır. Cibali semti için bir simge olan, semtle aynı adı taşıyan Muammer Karaca’nın oyunudur ‘Cibali Karakolu’. Ilık bir yaz sabahı ya da karlı bir kış akşamı; hiç fark etmez. Haliç’in kıyısında yürürken attığınız adımlar size aittir ait olmasına ama; yürürken tarihinde size eşlik ettiğinin bilincindesinizdir. Çünkü bu bölgede dolaşırken aklınızdan geçenler, bir şekilde tarihin kendi izindeki hika-

yeler ile sizi kuşatır. Bu his kendini Cibali’de dolaşırken de gösterir. Halen metruk durumdaki Cibali karakolunun tanınmasında en büyük etken tiyatro oyunu haline getirilip sergilenmesidir. O dönemde oyun, dengeli diyalogları ve güldürüyü kıvamında kullanmasıyla öne çıkıyordu. Nejat Hoca’nın yorumuyla daha sonraki yıllarda tekrar sahnelenen oyun, o dönemde izlenme rekorları kırmıştı. Cibali semtindeki insanlarla semt karakolundaki polislerin yakın ilişkileri ilham alınarak yazılan oyun, 4 bin kez ‘perde’ demekle kalmadı; Hulki Saner’in yönetmenliğinde 1966’da sinemaya da uyarlandı. Muammer Karaca, Adile Naşit ve Gülriz Sururi’nin olağanüstü oyunculuklarıyla hafızalarda derin izler bırakan Cibali Karakolu, sıradan bir vodvil havasında başlayıp, gitgide bir siyasal taşlamaya dönüşür. O devrin sert havası içinde yabana atılmayacak bir cesareti vardır. Sanıyorum ki bu eser, birkaç kuşağa tiyatroyu sevdirdi. Fransız bulvar komedisinden Refik Kordağ ile Muammer Karaca

tarafından uyarlanan Cibali Karakolu, 16 yılda 3 binin üzerinde oynanarak Türkiye’nin en uzun süre afişte kalan oyunu oldu. Oyunda birçok karakter ve tip vardı. Her biri birbirinden ayrı ve komikti. Bu oyunu izlemeyen birisine ustayı anlatmak zor tabi... Onun o gülüşünü canlı görmek var bir de. İnsan en mutlu olduğu şeyi yaparken nasıl bakarsa, o da öyle bakardı sahnede işte. DOĞAÇLAMA USTASI Uygur, oyunda baş komiser rolünde, biraz çapkın biraz da sert görünmeye çalışan bir karakter olarak karşımıza çıkardı. Aynı sahneyi paylaştığı arkadaşlarıyla sahnede bir bütün olarak görürdük onları ve biraz kıskanç gözlerle izlerdik. Çünkü kıskanılmaya değer bir şey sergiliyorlardı. Onu hep rahat şekilde görürdük. Sanki hiçbir şey önceden düşünülmemiş ve o an kurgulanıyor gibi gelirdi. Zaten genellikle usta, doğaçlama yapardı. İşine çok düşkündü ve çok önemserdi. Çalışırdı, hem de hiç durmadan, yılmadan... Hep düşünürdü, daha ne kaldı insanların gülebileceği diye, bulup


Devlet sanatçılarımızdan biri olan usta tiyatrocu ve oyuncu, duruşuyla güldüren adam. Tiyatronun ışığı, sahnenin neşesi, son perdenin bile en samimisi. Bir dev bir büyük ustadır o. Sanatına eşsiz değerler katan büyük insan. çıkarsam ve sunsam diye çabalardı. Tiyatro böyle bir şeydi işte. İnsanın kendini adaması gerekirdi ve usta da öyle yapardı. Hele o telaffuzları ve yanlış anlamaları yok mu? İnsanı gülmekten kırar geçirirdi. Cibali Karakolu’nu şimdi izleseniz yine aynı o günkü tadı yakalayabileceğinizden eminim. Hoca gülerdi, gülümsetirdi. En samimi, en rahat, en doğal tarafınızın vücut bulduğu karakterdi büyük usta. Tiyatro sahnesini o kadar benimsemişti ki orda yaşamak orda yaşlanmak ve orda ölmek isterdi. Bunu çok kez dile getirmiştir “Benim cephem sahne. Ben tiyatronun bir neferiyim. Asker hastalıktan ölmez; kurşunla ölür. Ben de cephede, yani sahnede alkışlarla ve alkışların arasında ölmek istiyorum.” diyerek. Tiyatro sahnelerinde onu hep o muzip bakışıyla hatırlarsınız. Bazen üstü kapalı siyaseti eleştirdiği olurdu. Bunları öyle kıvamında tutardı ki tadı damağımızda kalırdı. Hocada her şeyi bulurduk, sanki her şeye muzip bir cevabı vardı ve sorularını beklerdi. Ha-

yatında birçok oyuncuya hocalık yaptı ve yol gösterdi. Sadece oyunlarını izlemek bile aslında bir ders niteliği taşırdı. Nejat hoca bir halk komiğiydi, İbişti, Nejat babaydı. Kendinden önceki o değerli kuşağın belki de son temsilcisiydi. BİLGE MEDDAH “Ölüyü bile güldürür” denilen İsmail Dümbüllü’den el almış, onun keşfiyle sahneye çıkmıştı. Tiyatroya başlamasını şöyle ifade ediyor: “Giderek insanları güldürmek bende tutku oldu. Sonra da tiyatro başladı zaten.” Anadolu turlarıyla basılmadık toprak, çıkılmadık sahne bırakmadı. Nejat Hoca tiyatroyu hayatın içinde demleyen, yazılı tekstlerle soğutmayan, sıcağı sıcağına sahneden servis eden bir bilge ve nüktedan oyuncu tipini temsil ediyordu. Daha on iki yaşındayken meddahlık yapardı. Boyundan büyük usta işlerine kalkışırdı. Renkli çorapları ve kısa pantolonuyla sahnede birçok oyunda izledik onu. Oyunun biletleri satışa çıkarıldığı gibi tükenirdi. Oturacak yer bulunmazdı. Bahri Beyat’la birçok oyunda omuz

omuza seyircilerin karşısına çıktılar. Daha oyunları başlamadan seyirciyi güldürebilen insanlardı onlar. Sahneye çıktığında bakışı, duruşu çok şey anlatırdı seyirciye. İnsanlar onu izlemek için tiyatro önlerinde sıraya girerlerdi. Mizahın toplumu bir tutkal gibi bir arada tuttuğu zamandan geliyordu. Geleneksel tiyatromuzun güldüren ve güldürürken düşündüren özelliğini her oyununda sahnede bir kez daha ispat ederdi. Fransız, Amerikan ya da İngiliz güldürülerine sığınmadan, öz be öz ‘mizah’ı devşirdi Nejat Uygur. Öyle ki on bin kişilik kalabalıkları da, en yakınındaki insanları da güldürmesini bilirdi. KAHKAHA İLE DOYDU Son yıllarını hep hastanede geçirdi. Ama buna rağmen yine de o haliyle dalga geçmesini ve insanları neşelendirmeyi biliyordu. Hastanede kendisine pil takıldığı sıralarda şu sözlerle gülümsetti bizleri, “Pili boş verin, takmışken akümülatör takın. Daha güçlü kuvvetli olurum.” Ne de güzel öğretiyordu bize umursamamayı,

gülüp geçebilmeyi. Çünkü hayat durup üzülmeye vakit ayıracak kadar kısa değildi. Ömürlük bir adamdı üstat. Nasıl söylenir, daha nasıl anlatılır bilinmez ama oyunları izlenesi, gülüşü bakılası ve kişiliği tanınası bir insandı. “Kahkaha ile doyuyorum, alkışla yaşıyorum” derdi. O aslında mutlu olabilmenin, başkalarını mutlu etmekten geçtiğini biliyordu ve öyle de yapıyordu. Öldükten sonra bile hatırlanmayı ve yüzlerde tebessüm ettirmeyi isterdi. Ne diyordu üstat: “Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesleri susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar kapanacak. İşte o zaman giderken tüm üzüntülerinizi yanımda götürecek size sadece kahkahalarımı bırakacağım.” Hep güldürmeyi umut ederdi, bunun için çabalardı. Bir gülümsemeyi emanet bırakarak ayrıldı aramızdan.

Sen bizi güldürdün Allah da seni güldürsün.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 47


ŞEHİR VE YAŞAM

ARTA KALAN ZAMAN REŞAT ATALAR

atalarresat@gmail.com

“Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti; derede akan su, ovada esen yel gibi. İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki...” Ömer Hayyam

İ

çerideki gürültü dinmedikçe, içimizdeki sorular cevap bulmadıkça, içimizdeki diyaloglar tükenmedikçe, zihin susmadıkça, kendimizle başbaşa kalma becerisi kazanmadıkça, durulmadıkça “ arta kalan zamana “ anlam yüklemek kolay olmayacaktır. Arta kalan zaman; kişinin acılarından, hüzünlerinden, işinden, eşinden dostundan hatta mutluluklarından geriye kalan zamandır. Arta kalan zaman, kişinin kendisiyle “ bir başına” , “tek başına” kaldığı zamandır. Bu zaman dilimine yüklenen anlam, kişinin kendi anlamıdır. Zamanı nerede, nasıl, kiminle geçirdiği kişinin kalitesini ortaya koyar. Zamanı anlamlı ya da anlamsız yaşamak tamamen bizim elimizde zira seçimi biz yapıyoruz. Zamanın bizatihi kendisi kutsaldır. Bizim zamanı olumsuz kullanma tarzımız onu değerinden yoksun kılmaz. Olsa olsa kişi kendi değerini aşağı çeker. Kişi arta kalan zamanını nerede geçiriyor? Kişi arta kalan zamanında neler konuşuyor? Kişi arta kalan zamanında kimlerle zaman geçiriyor? Bütün bunların cevabı kişinin marka değerini ortaya çıkarır... Kişi aslında yalnız değildir. Bir başınadır. Her zaman kendisiyle başbaşadır.

48 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

Kendi içinde aradığını bulamayan, kendini keşfedemeyen kişi, dışarıda kendini arayarak kayboluyor. Arta kalan zaman, “artık zaman” haline geliyor.Artık zamanda kişi, an’a, şimdi’ye anlam yükleyemez, zamanı yaşayamaz hale gelir, kendisiyle olan bağlantıyı, göbek bağını yok etmiş olur. Bu da kişinin kendine ihanetini, kendini sınırlamasını, kendini kendi içine hapsetmesini, kendini ıskalamasını beraberinde getirmiş olur. Arta kalan zamanda- şu an, bu an, an, tek an, içime baktığım an- uyanık değilsek; hakikati göremeyiz, özgürlüğümüzü perdeleriz. Kendi kendimize kurduğumuz oyunu bozmanın yolu; dün de. Ve yarın da; mutluyum modundan çıkmak, bilinçli olarak kendimizden kaçmaya son vermekten geçiyor. Başka bir deyişle, dünden haberdar olup bu günün içinde, yarına hedef koyarak hayatı sürdürülebilir bir hale getirmektir bir bakıma. Bunun içinde niyet gerekir. Velhasıl niyet etmek; niyet zamana anlam yükler, zamanı disipline eder. Niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya, niyet ettim mutlu olmaya, niyet ettim iyi insan olmaya, niyet ettim kitap okumaya, niyet ettim kimseyi kırmamaya...Niyet; zamana anlam

katmaktır, zamanı kaliteli kılmaktır, zamanın akışına dur demektir. Siyahların özgürlük mücadelesinin en önemli isimlerinden Nelson Mandela’nın, 90’ıncı yaş günü kutlamaları Londra’da yapılır. Kanadalı motivasyon gurusu Mike Lipkin, konuşmacı olduğu bir konferansta, Nelson Mandela’nın organizasyonu ile ortak çalıştığını, ancak karşılığında para yerine, Mandela’nın zamanını istediğini dile getirmiş. Dünyanın en iyi düşünce adamlarından biri olan Mandela’ya Lipkin şöyle sormuş; “Yıllarca acı çekmek nasıl bir şeydi?” Mandela’nın cevabı: “Ben acı çekmedim. Günü yaşamanın önemini ve yarını çok düşünmemek gerektiğini öğrendim” olmuş. “Dünün pişmanlığı, geleceğin kaygısı ile yaşanmaz” bu yüzden vardığım sonuç şudur; dünü oluşturan, yarını da belirleyecek olan; içinde bulunulan zamandır, yani an’dır. Eğer kendinizi tamamen yaptığınız işe, içinde bulunduğunuz ana yani şimdiye odaklarsanız; aklınızı, zihninizi, kalbinizi kontrol altına almış olursunuz bu da mutluluğunuzu artırır, başarı düzeyinizi yukarı çeker. Sonra da etrafınıza kazandığınız mutluluğu yaşatırsınız.


“İnsan ancak şimdiyi yaşadığında yaşadığını hisseder. ” “Hakikat, içinde yaşadığın andır.” Ne dünde ne de yarındadır “ Zamanın birinde, adamın biri, beş kuruşunu kuyuya düşürür. Kuyu derindir, parasını kurtarmak ister, bütün çabalarına rağmen başaramaz.Yandan yöreden uzun bir sopa bulur, ancak çabaları boşunadır. İnat bu ya illada çıkaracak beş kuruşu, kafası takılmıştır bir kere. Yere çömelir düşünmeye başlar... Neden sonra aklına bir fikir gelir; amele pazarına gidip bir ameleye der ki; “Efendi benim param kuyuya düştü çıkararır mısın?” Amele “Olur, 1 lira ver kuyuya ineyim, çıkarayım paranı” der. Adam razı olur, peki der. Amele kuyuya düşen paranın ne kadar olduğunu merak eder ve sorar. Beş kuruş olduğunu öğrenir. “Arkadaş bu ne iş: kuyuya düşen beş kuruşu kurtarmak için bana vereceğin para onun yirmi katı; bir lira. Bu işte başka bir iş var” der amele. Adam “Yok yok başka bir iş yok: ben beş kuruşu değil, aklım takıldı, aklımı kurtarmak için veriyorum bir lirayı” der... Amele beş kuruşu çıkarır, alır bir lirasını “Allah bereket versin” der. Adam alır beş kuruşunu, “Yarabbi çok şükür aklıma mukayyet ol” der ve yürür... Aklımızı dünden ve yarından kurtardığımız takdirde günde var ederiz kendimizi, güne taşırız aklımızı, gelgitlerden kurtarırız. İnsan ancak şimdiyi yaşadığında, yaşadığını hisseder. Hakikat içinde yaşadığı andır. Ne dünde ne yarındadır. Şimdiyi yaşayan insan, kendine ve hayata ilişkin önemli keşiflerde bulunabilir. Mesajlar çıkarabilir. Anı yaşayabilmenin önemli bir adımı da

geçmişten ders alabilmektir. Bu da güçlü bir motivasyon aracıdır. Geçmişe saplanıp kalan insan şimdisini kaybeder. Şimdiyi kaybeden kişi için ise gelecek, zaten sağlam olmayacaktır. Zamanında toprağa tohum düşmezse, gelecekte hasat almak hayal olur. “ Hayat geriye adım atmaz, dünle ilgilenmez. Hiç bir gün doğuşu, bizi gün batışının bıraktığı yerde bulamaz.” Halil Cibran Doğuda bir bilgenin hikayesi, anı yaşama konusunda iyi bir kıssadan hisse almamıza yardımcı olacaktır. Kaplanların kovaladığı bilge kişi, bir uçurumun kenarına kadar gelir. Kaplanlar hemen arkasındadır ve yetişmek üzerelerdir. Bilge, uçurumun kenarından aşağıya sarkan bir sarmaşık görür ve hemen ona tutunarak aşağı sarkar. Fakat aşağıda da başka bir kaplan olduğunu fark eder. Tutunduğu sarmaşığın kökünü de iki kır faresi kemirmektedir. Bilge, o esnada çok güzel, kıpkırmızı bir dağ çileği görür. Uzanarak onu alır ve yer. Hayatında yediği en güzel ve lezzetli çilek olduğunu düşünür. Bilge, en tehlikeli ve ölümcül anda bile şimdiyi yaşamaktadır. O ana yoğunlaştığı için o ana ait her şeyi fark edebilmiştir. Bu hikâyede geçmiş, gelecek ve şimdi sembolize edilmiştir. Hayat, bize sürekli kaplan görünümünde olaylar, çilek tadında başarı fırsatları ve mutluluklar gönderir. Şimdiyi yaşayan insanlar, bu çilek tadında mutluluklarla başarı-

ya yürürken diğerleri kaplanlar için endişe ederler. Bizim için en zor anlarda, koşullarda dahi o anda neyin doğru, iyi ve güzel olduğuna yoğunlaşmalıyız. Böylece şimdiyi yaşama gücümüzü artırabiliriz. Başarılı insan, geçmişteki kaygılarını şimdiye taşımaz, gelecek korkusu yoktur. Çünkü şimdiyi en güçlü ve olması gerektiği gibi yaşamaktadır. Şimdiyi yaşayan insan, başarı basamaklarına adım atmış ve çıkmaya devam ediyordur. Çünkü anı yaşayarak zihninin duru kalmasını sağlar ve kafasının karışmasına izin vermez. Ne zaman anı yaşamalıyız? Ne zaman geçmişten ders almalıyız? Geçmişte olanlar bugüne olumsuz etkiler yapıyorsa, mutluluk seviyenizin düştüğünü, başarı yollarınızın tıkandığını fark ettiğiniz anda geçmişten iyi bir analizle ders çıkarmanın zamanı gelmiş demektir. Bu dersle birlikte de içinde bulunduğunuz ana odaklanarak hayatınıza bir dinamizm ve ivme kazandırabilirsiniz. Geçmiş değiştirilemez fakat şimdimize ve geleceğimize iyi bir yol haritası olabilir. Yeter ki doğru mesaj çıkarabilelim. Başarılı insan, iyi bir şimdinin yaşama bilgesidir. Bu bilge şimdiyi yakalar ve kendine hizmetkâr eder. Başarılı insan şu gerçeğin farkındadır: Şu andan daha iyi bir zamana sahip değiliz. Geçmişi değiştiremeyiz, fakat şimdiyi yaşayarak geleceği kazanabiliriz. Eflatun’a sormuşlar. “İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?”

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 49


ŞEHİR VE YAŞAM

Eflatun tek tek sıralamış: • Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. • Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için para öderler. • Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar. • Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. İki günü bir olan ziyandadır. (Hadis) Hayat iki andan ibarettir: 1-İçinde bulunduğun an: şu an, şimdi… Kişinin tercih yapabildiği, tercih hakkına sahip olduğu, seçim hakkını kullandığı ya da kullanmadığı bir zaman dilimidir. 2-İçinde bulunmadığı an: dün, yarın, ölüm anı… Tercih hakkının elinden

50 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

alındığı, kişinin tercih hakkını kullanamadığı zaman dilimidir. Hiç ölmeyecek gibi bu dünyaya, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalış. (Hadis) İki dünyanında bu dünyada yapıldığını görüyoruz. “An” içinde bilinçli durduğumuz zihin bütünüdür. Kalk ve şimdi yap. Bir tek şimdinin garantisi var. Yarın çok geç olacak. Bunun farkında ol. Çevrende senin önünü kesecek, hevesini kıracak şeylerin farkında ol... Ünlü Fransız yazar Balzac, “İnsanın sahip olduğu kudret, zaman ile sabrın bileşiminden başka bir şey değildir” der. Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim... Ben dostlarımı ruhumla severim. O, ne durur ne de unutur. Unquote

Artakalan zamanda dostlara ayıracağımız zaman her zaman olmalıdır. Bir gün var ki o da bu gün. Geri kalan hayatının son günüdür, bu gün... Kendimizi düne ve yarına hapsedip aslında tek gerçek olan bu günü atlıyoruz. Dünya bir gündür o da bu gündür. Kendine ayırdığın “an” Tek başıma kullandığım “an”…”o an “…”tekan”… Artakalan zaman “şu an”…İçime baktığım “an”…Yani, “tek an” varmış gibi yaşa. İçerideki gürültü dinmedikçe, içimizdeki sorular cevap bulmadıkça, içimizdeki diyalog tükenmedikçe, zihin susmadıkça yaşıyorum diyemeyiz. “An”ı yakalamak mümkün olmaz. Kendi içinde aradığını bulamayan, kendini keşfedemeyen kişi, dışarıda kendini arayarak kayboluyor. “Ağacın kurdu kendi içinde olur “ Mevlana


Bilinçli olarak anı yaşamaktan kaçıyoruz. Anı yaşamak demek, Ben ya dün de ya da yarın da mutluyum. Oyununu bozmak demek. Bu moddan çıkmak demektir. Kendimizi içimize hapsediyoruz. Yani özgürlüğümüzü perdeliyoruz. Mutluluk dediğin sen üretmedikçe sahip olamayacağın, dışarıdan bekledikçe asla hissedemeyeceğin ama hissedeceğini sandığın şey… Yarın çok geç olacak, sen de biliyorsun. Nefes almak yaşamak değil, yaşarken ölü olmamak lazım. Kalk şimdi yap. Sadece şimdinin garantisi var. İçindeki sesi susturmanın yolu, onu dinlemekten geçer, onun sorularına doğru cevaplar bulmaktan geçer. Onun bu alemde varoluşundaki anlamın farkındalığından geçer. Kendimizle olan bağlantımızı kestik. İş bağlamak için tüm temel inançlarımızdan vazgeçer hale geldik. Peşinden koştuklarımız bizi ne kadar mutlu ediyor sanıyorsun? Aldıklarımız karşısında verdiklerimiz neler? Kendimizden kaçıyoruz. Kendimizle yüzleşmek bize zor geliyor. Hayatımızda kovaladığımız şeylerin ne kadarına gerçekten ihtiyacımız var? Sevgiyi, sevdiklerimizi, değerlerimizi onlarla değişir misiniz? Kendimizle yüzleşmek gerçekten zor, ama imkansız değil. Bir yolunu bulmalıyız yüz yüze gelmenin... Varoluş gerçeğimiz ne? Kendi içinde aradığını bulamayan, kendini keşfede-

meyen kişi dışarıda kendini arayarak kayboluyor. Nerede yaşıyoruz? Dünde miyiz? Bugün de miyiz? Yolda yürürken, yemek yerken, bir aradayken ya yarınki maçta, ya dünkü toplantıda ya da dünkü partideyiz. Yani ya dündeyiz ya da yarında... O an nereye gidiyor? Hiç yaşanmamış olmuyor mu? Bu durumda o anı eksik yaşamış olmuyor muyuz? Kendimizi düne ya da yarına hapsedip günü ıskalıyoruz. Tek gerçek olan bu günü atlıyoruz. İçsel yokluk bitmedikçe, evrensel değerlerle beslenmedikçe içindeki boşluk arayışı bitmeyecek. Montaigne,”İnsanların daha verimli olması için çalışma odalarının mezarlığa bakması gerektiğini “ söyler. Ecdat, mezarlıkları yaşam alanlarımızın içine bu nedenle taşımıştır. Gündelik hayattaki cazibe alanları bizi çeker, aklımızı çeler. bizi “var olmamızın “amacından uzaklaştırır, ölümü unutturur ve hayata anlam katan, hayatı anlamlandıran nitelikli şeylerden, değişimlerden uzaklaştırır. Zamanın anlamını yok eder, eksiltir. Öğretmen Vehbi Gül öğrencileriyle laboratuvarda deney yapmak üzere toplanır. O gün laboratuvara bir şişe süt ile gelir. Masasının tam köşesine herkesin görebileceği yere koyar. Öğrenciler süte bakıp dersle ne tür bir ilgisi olabileceğini merak eder. Vehbi

öğretmen ani bir refleksle süt dolu şişeyi eliyle iterek lavaboya düşürür, şişeyi parçalar ve arkasından bağırır; “Dökülen sütün arkasından ağlamayın!” Bütün öğrencileri, geriye kalanları görmeleri için lavabonun içine baktırır ve şunları söyler: “İyi bakın, çünkü bu dersi hayatınızın sonuna kadar hatırlamanızı istiyorum.” o süt döküldü, bitti, gitti. “lavabodan aşağı gittiğini görüyorsunuz. Artık telaş ve çabalarımız sütün bir damlasını dahi geri getiremeyecektir. Biraz dikkat ve yaptığımız işe odaklanmayla bu kazayı yaşamayabilirdik. Ama artık çok geç. Yapabileceğimiz tek şey bütün olanları unutup, bir sonraki deneye geçmektir.” Tüm olumsuzluklara mağlubiyetlere rağmen hayat devam ediyor. Önümüzdeki işlere, önümüzdeki maça odaklanacağız. İyi şeylerin seni beklediğine inanmalısın. Olumsuz duyguların seni olduğun yerde tutmasına izin verme. Hayat bir kapıyı, başka ve daha büyük bir kapıyı açmadan kapatmaz. Keşkelerle hayatı sürdüremeyiz. Sürekli olarak, neler yapabilirdim, şöyle olsaydı, böyle olsaydı’larla bu hayat gitmez. Vazgeçme, olan bitenden mesaj çıkar işine bak. Dünün üzüntülerinin yarının umutlarını yok etmesine izin verme…Mevlana’nın “Dün dünle gitti cancağızım; bu gün yeni şeyler söylemek lazım”

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 51


ŞEHİR VE YAŞAM

ARTA KALAN ZAMAN SORULARI

• • • • • •

Ben kimim? Bu alemde var oluş nedenim ne? Bugün Allah için ne yaptım? Bugün kendim için ne yaptım? Bugün insanlık için ne yaptım? Uğruna mücadele ettiğim bir derdim, bir davam var mı?

sözleriyle yol almaya devam... Dün gitti, yarın gelmeyebilir. Geçmişin gitmesine izin verirsen, bugünü inançla ve beklentiyle yaşarsan, çok farklı yollar karşına çıkacak. Bugünü yaşaman gerekiyor. Birkaç hayal kırıklığının geleceğini yok etmesine izin verme. He-

52 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

pimiz insanız, hiçbirimiz mükemmel değiliz. Kendimizi affetmeyi öğrenmeliyiz. Hata yapma hakkımız vardır ama bir kerelik kullanma şansı verilmiştir. Silkinip kendinize gelin ve yolunuza devam edin. Güneş her gün yeniden doğuyor, her güne yeni bir başlangıç, geçmişte sıkışıp kalmayın, geleceğinizi mahvetmesine izin vermeyin. Hatalar yaptığınızda kendinizi affedin. Böylece yaşadıklarınızı arkanızda bırakabilirsiniz. İki şey anın kalitesini yok eder; geçmişe dönük pişmanlık, geleceğe dönük kaygılar. Keşke, keşke yapmasaydım... Bunu yaparsam ya başıma bir şey gelirse... Gelecek ya da olabilecekler hakkında endişeleniyor olabilirsin, ama olabilecekleri tekrar tekrar zihninde yaşamanın bir yararı olmayacak. Düşünsel daireler çizmek yerine bir plan yapıp bu planı uygulamaya koyabilirsin, ama sadece oturup endişelenerek, olası karamsar senaryoları zihninde sürekli oynatarak hiçbir yere varamazsın. Gelecekte olabilecekler hakkında endişelendiğinizde, kendinize ‘en kötüsü ne olabilir?’ sorusunu sorun ve çözüm üretin. Güçlü, anlamlı, doğru soru cevabını kendi içinde taşır. Geleceğe hazırlanabilmenin en iyi yolu bugünü en iyi şekilde değerlendirmekten geçer. Güne anlam yüklemekten geçer. Aksi halde ...”Ah ile vah ile ömrüm tükendi” türküsünü söyler dururuz. Hep mutluluğu bekleyerek, yaşamı erteleyerek, yarını bekleyerek hayatımızı geçiremeyiz. Yaşadığınız günleri dolu dolu yaşayın. Hayattan keyif alıp mutlu olmayı öğrenin. Bunun için bir şeyin olması

gerekmez. Hayatta olmanız ve mutlu olmaya karar vermiş olmanız yeterli. Yataktan coşkuyla kalkın. Hayat, yaşadığınız saniyelerin, dakikaların, saatlerin ve günlerin toplamıdır. Hayat, şu yaşadığınız andır, dün yaşadığınız ya da yarın yaşayabileceğiniz bir şey değildir. Bugünü yaşamayı unutmayın. Hayatı beklerken, hayatı ıskalamayın. Bulunduğunuz anı yaşadığınızda, hayattan daha çok zevk alırsınız. Kendinizi güçlü hissedersiniz, çünkü enerjinizi şu anda var olmayan zaman dilimlerine bölmemiş olursunuz. Bulunduğunuz anı yaşadığınızda, olumsuzlukların gölgesinden kurtulursunuz. Hayatınızdaki telaş yok olur, her şey yerli yerine oturur. Kendinizden uzaklaşmazsınız. Size inanılmaz bir dinginlik ve duruluk verir. Hayatı ve kendinizi daha çok hissedersiniz. Şimdiyi yaşadığınızda, karşılaştığınız sorunlarla ne yapmanız gerektiği konusunda net bir düşünceniz olur. Kendinizle muhabbet kurun. İnanın, inandığınıza inanın. Ne geliyorsa başımıza inandığımıza, inanmadığımızdan ötürü geliyor. İnanmak, iki dünyanında anlam anahtarıdır. İnanmak, arka planı temizleme robotudur. İnanmak, iyi düzgün insan olmanın yol haritasıdır. Bil ey sevgili insanoğlu eğlence olsun diye yaratılmamıştır. Mükemmel bir şekilde ve büyük bir amaç için yaratılmıştır. Gazali Hangi adımları atacağınızı bilirsiniz. Plan yapıp kendinizi yaptığınız işe verdiğinizde, sonuçla ilgili bir kaygı taşımadığınızda, her şeyinizi yaptığınız işe aktarırsınız. Muhteşem bir iş çıkarırsınız. Yarına hazırlanmak için gün be gün sabırla çalışmalısınız. Her günü kendi içinde yaşamalısınız. Olanda hayır var gerçeğine inanarak kendinizle muhabbet kurun... Gününüz aydın, yolunuz açık olsun... Zaman ilahi bir kavramdır bize bir kez armağan edilmiştir ve müsvettesi yoktur.


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 53


ZİHİN SAĞLIĞI

Aklınıza sağlık Hepimizin hayatın engebeli yollarından geçerken ıskaladığımız birçok şey oluyor. Kendimize vakit ayırmazsak ve içimizde neler olup bittiğini iyi anlayamazsak zihnimiz de bir süre sonra bize sırtını çeviriyor. İşte zihin sağlığınız için basit fakat etkili birkaç öneri.

«

İnsanlarla bağlantıya geçİn

«

Kendİ camİanıza katkıda bulunun

«

Tadını çıkarmak İçİn zaman ayırın

«

Kendİnİze İyİ bakın

«

İlgİlerİnİze başkalarını da katın ve paylaşın

«

Kendİnİze meydan okuyun

Etrafınızdaki sizi destekleyen ve hayatınızı zenginleştiren insanlarla güçlü ilişkiler geliştirin ve bunu sürdürün. Kişisel ilişkilerimizin kalitesinin bizim kendimizi iyi hissetmemize büyük etkisi bulunuyor. Güçlü ilişkiler geliştirmek için zaman ayırmanın ve çaba göstermenin size ödülü büyük olabilir.

Sizi keyiflendirecek etkinlikler, hobiler ve projelere zaman ayırın. İçgüdüleriniz sizi teşvik ediyorsa anlık davranmak ve yaratıcı olmak adına kendinize izin verin. Bulmaca çözün, çevrenizdeki bir parkta yürüyüşe çıkın, kitap okuyun, dikişle uğraşın, çocuklarınızla birlikte resim çizin, ev hayvanınızla oynayın. Neyi hayal ediyorsanız onu yapın.

Sizin ilgilerinizi paylaşan bir kulüp ya da gruba katılın. Ortak ilgilerin olduğu bir grup insanın parçası olmak size aitlik duygusu kazandırır ki bu akıl sağlığı için çok yararlıdır. Bir spor kulübüne katılın, bir müzik grubuna girin, akşam yürüyüş grubu, tiyatro veya koro, bir kitap veya araba kulübü de iyi fikir olabilir.

54 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

Önemsediğiniz bir mesele için gönüllü olarak zaman ayırın. Bir komşunuza yardım edin ya da arkadaşınız için hoş bir şeyler yapın. Dünyadaki yeriniz ve kendiniz ile ilgili iyi hissetmenize katkı sağlayacak birçok harika yol bulabilirsiniz. Başkalarının hayatlarını iyileştirmek için göstereceğiniz çaba aynı zamanda sizin hayatınızı da iyi hale getirecektir.

Aktif olun ve iyi beslenin, bunlar sağlıklı bir bedene sahip olmanızı sağlar. Fiziksel ve ruhsal sağlık birbiriyle yakından ilişkilidir. Eğer fiziksel durumunuz iyiyse hayatınız hakkında iyi hissetmek daha da kolaylaşır. Egzersiz için bir spor kulübüne gitmeniz gerekmez. Bahçeyle uğraşmak, temizlik yapmak, dans etmek veya doğa yürüyüşü olabilir. Bunlar da sayılır. Fiziksel aktiviteyi dengeli bir diyetle birleştirin ki beden ve zihin olarak kendinizi içten ve dıştan iyi hissetmenize faydası olsun.

Yeni bir beceri öğrenin ya da iddialı bir hedefi gerçekleştirmek için harekete geçin. İşyerinde farklı bir şey yapın, yeni bir fitness hedefi için kendinize söz verin, yeni bir yemek tarifi


«

MUTLULUK EMEK İSTİYOR

Çoğu zaman stres ve yaşadığımız güncel sorunlardan dolayı hayatın tadını yeterince çıkartamıyoruz. Kendimizle ilgilenmezsek bu ruh hali bizden intikamını almakta gecikmiyor.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 55


ZİHİN SAĞLIĞI

öğrenin. Öğrenmek zihninize zindelik kazandırırken aynı zamanda kendi hedefleriniz için mücadele vermeniz beceri, özgüvenle birlikte size ilerleme ve başarı duygusu kazandırır.

«

Stresle başa çıkın

Stresinizi neyin tetiklediğine ve buna nasıl tepki verdiğinize dikkat edin. Bu tetikleyicilerden bazılarını önleyebilirsiniz ve diğerleri için önceden hazırlanabilir ya da onları yönetmeyi öğrenebilirsiniz. Stres hayatın bir parçası ve insanları farklı yollarla etkiler. Stres sadece size rahatsızlık verdiği ya da endişeye yol açtığı zaman bir probleme dönüşür. Sakinleşmek konusunda sorun yaşıyorsanız nefes egzersizi, yoga ya da meditasyon size yardımcı olabilir.

«

YAŞADIĞINIZ HER AN SİZE FARKLI GÜZELLİKLER SUNAR

«

«

“Şİmdİ”nİn ve “burası”nın farkına varın

Her gün tüm duygularınızı ve sezgilerinizi fark etmek için bir anlığına durun. Basitçe anın içinde olun, güneşi ya da yüzünüzdeki rüzgarı hissedin. Nefes alış verişinizi fark edin. Şu anı tecrübe etmek yerine geçmişi düşünürken kendinizi yakalamak ya da gelecek hakkında plan yaparken kendinizi yakalamak her zaman daha kolayınıza gelir. İlginizi şu ana odaklayarak farkındalık için pratik yapmak bunu gerçekleştirmek için iyi bir yol olabilir.

Dİnlenİn ve yenİlenİn

Bol bol uyuyun. Her gün aynı saatte yatağa gidin ve daha iyi bir uyku için iyi alışkanlıklar edinmek için pratik yapın. Uyku hem bedeninizi hem zihninizi yeniler. Yine de uyanıkken kendinizi sürekli tükenmiş halde buluyorsanız yorgunluk hissi hala sürüyor olabilir. Kendinizi tazelemek için her gün kendinize odaklanmadığınız bir zaman yaratın. Örneğin amaçsızca dolaşın, düş kurun ya da sadece bir süre bulutları izleyin. Yapılacaklar listenize “hiçbir şey yapmamayı” eklemekte bir sorun yok.

56 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

«

Yardım İsteyİn

Yardım istemek, dışarı çıkarken bebeğinize bakması için bir arkadaşınızdan yardım istemek veya doktorunuza bir şey danışmak kadar basit bir şey olabilir. Mükemmel ve endişenin olmadığı bir dünya mümkün değil. Herkesin yaşam yolculuğu engebelerle doludur ve çevrenizde size yardımcı olabilecek insanlar vardır. İstediğiniz yardımı en başta alamazsanız, alıncaya kadar istemeye devam edin.


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 57


KÜLTÜR SANAT

Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli oyununun galası harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı

İBB

Şehir Tiyatroları’nın 2013-2014 sezonunda repertuarına kattığı, Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli adlı oyunun galası 9 Aralık 2013 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapıldı. A. Kadir Bozkurt’un yazdığı Zuhal Ergen’in yönettiği oyuna; Deniz Gökçer, Üstün Akmen, Engin Uludağ, Rengin Uz, Tuncer Cücenoğlu, Güngör Mengi ve Mesut Uçakan’ın, da aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci, eleştirmen, sanatçı ve bürokrat katıldı. Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli’nde ülkenin birinde yaşanan siyasal ve toplumsal değişimler, evlilikleri boyunca bu sürece şahitlik ederek

58 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

ölümle şakalaşan yaşlı bir çiftin ilişkisi ekseninde mizahi bir dille aktarılıyor. Kendini değiştirmeyi akıl edemezken dünyanın düzenini değiştirmeye çalışan ve eşiklerde kalmanın sancısını yaşayan bir adamın baskılar karşısındaki tavrı hicvediliyor. Kahramanlarımız için hayat tıpkı sirke tadında böğürtlen reçeli gibi… Biraz acı, biraz buruk ama bazen de tatlı… Dramaturgluğunu Arzu Işıtman’ın, sahne tasarımını Ayşen Aktengiz Bayraşlı’nın, kostüm tasarımını Duygu Türkekul’un, koreografisini Özge Midilli’nin, ışık tasarımını Murat İşçi’nin, efekt tasarımını Erhan Aşar’ın yaptığı oyunda; Mert Tanık ve Bensu Orhunöz rol alıyor.


ŞEHİR VE İNSAN KASIM 2013 • 59


KİTAP AYDOS KÜTÜPHANESİ

KUR’AN MEALİ

YAZAR MEHMED AKİF ERSOY

M

ehmed Âkif 1926 yılında Mısırda başladığı tercümeyi, dört yıl boyunca üzerinde çalışarak 1932 yılında tamamlamıştı. Bu sıralarda Türkiyedeki camilerde namaz kıldırılırken Kuranın aslı yerine tercümesinin okunacağı şayiaları kulağına gelince, yaptığı tercümenin bu amaçla kullanılacağından endişelenmişti. Yaptığı tercümeyi teslim etmekten vazgeçerek sözleşmeyi feshetti. Bunu bizzat kendisi şu şekilde ifade etmiştir: “Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lâkin onu verirsem, namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allahımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam”. Âkifin vasiyeti üzerine ölümünden sonra özgün tercüme ile birlikte yakın dostlarından Mehmed İhsan Efendinin kendi eliyle çoğalttığı nüsha yakıldı. Mahya Yayıncılık tarafından yayınlanan Kuran Meali, uzun yıllar Mısırda yaşayan ve orada tahsil gören merhum Mustafa Runyun tarafından korunan, latinize suretiyle daktilo edilmiş bir metinden aktarılmıştır. Kuranın 9. suresi olan Berâe Suresinin sonuna kadar olan kısmını içine alan tercüme, Kuranın yaklaşık üçte birlik kısmına tekabül etmektedir. Mehmed Âkifin güzel ve akıcı Türkçesiyle dilimize kazandırılan tercüme, tadına doyulmaz bir okuma zevki sunması yanında, dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından da ayrıca önem taşımaktadır. Meali dikkat çekici ve merak konusu haline getiren husus şüphesiz, Türkçeye olan vukufiyeti tartışma dışı olan İstiklâl şairinin, aynı zamanda Arapça ve dini ilimler üzerindeki hakimiyetidir. Kuranın yalın mesajını aynen koruyarak bunu Türkçeye aktarma konusunda mevcut meallerdeki eksiklik şu ana kadar hep konuşulan bir husus olmuştur. Mehmed Âkifin meali bu alandaki eksikliği kapatma noktasında önemli bir işlev görecektir. Merhum Mehmed Âkif de bunu hedeflediğini belirtmiştir.

60 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

OSMANLI FIKRALARI YAZAR ANONİM

K

elime karşılığı “latîfe” veyâ “nükte” olan fıkranın edebî bir kıymeti, yâni letâfeti olduğu kadar zarâfeti de olmalıdır. Latîfeler hoşa gidecek sözlerdir. Fakat bunların içinde hikmet düstûru sayılacak pek çok yüksek söz, ibret dersi ve alınacak hisse vardır. Osmanlılar devrinde de hiciv ve latîfe yaygındı. Nüktedanlık, bir edebî sâha olarak devlet adamlarından ulemâya kadar her kesim içinde, her kademede yer bulmuştur. İnsanlar kendilerini edebî bir üslûb ile tenkîd edene karşı kabalıkla cevap vermeyi âdetâ edep dışı kabul ettiklerinden, ya o anda ya da zamanı geldiğinde latîfe ile cevap vermeyi yine bir edep ölçüsü kabul etmişlerdir. Bu gâye ile Osmanlı târihinden seçtiğimiz ve her kademeden Osmanlı insanının ince ve kıvrak zeka ürünü olan bu fıkra ve nükteleri okurken neşeleneceğiniz ve aynı zamanda da ibret alacağınız kanâatindeyiz.

ASLAN TOMSON YAZAR ORHAN KEMAL

T

ürk edebiyatının en özgün ve gerçekçi yazarlarından Orhan Kemal, yazdığı roman, oyun ve öykülerin hepsinde yoksul, hayatla mücadele etmek zorunda olan ama umudunu, yaşama sevincini kaybetmeyen insanlardan söz eder. Aslan Tomsondaki yedi öykü, yine aynı dünyanın çocuklarını anlatıyor.


SON AHİT YAZAR DAVID GIBBINS

T

YAZAR OLMAK İSTİYORUM YAZAR ÖMER SEVİNÇGÜL

Y

ağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri. Söylenmeyen her güzellik kalp ağrısına dönüyor. Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda. Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın. Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil... Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar tutkulu yazmalısın. Yaşamın anlamını bırakmalısın satır aralarına. Sevdalarını, korkularını, düşlerini, umutlarını, insanlığını… Ölmekle gömülmeyecek bir cümlen olmalı hayata dair… Senden geriye okunulası bir hayat kalmalı… Yaşamı saklamalısın kâğıtlarda. Bir kalemin ince ucundan sonsuzluğa doğru akmalısın. Yağmur taşları eskitiyor… Zaman, güncesini alınlarımızda tutuyor… Sen de yazmalısın! Çünkü bir şiir mevsimi ömrümüzde bizden geriye yalnız yazgılar kalıyor… Yaz! Yürek işçilerini kalem tutmak yormaz!

arih, binlerce yıl saklı kalan gizemlerle doludur ve bizler, birilerinin onları açığa çıkarmasını bekleriz. İşte ünlü Arkeolog Jack Howard ve arkadaşları da aynı merak ve inançla hayatlarını bu bilinmezlere adamış insanlardır. Araştırmaları onları; Sicilya açıklarındaki St. Paul batığından Vezüv’ün patlamasıyla yok olan eski bir kütüphaneye, Roma şehrinin altındaki kanallardan Kudüs’ ün kutsal bölgelerine kadar uzanan bir zaman tüneline sürükler. Aslında ekibin önüne çıkan gerçekler bilinen resmi tarih ve Kilise merkezli Hıristiyan inancını temellerinden sar-

sacak türdedir. Acaba?; - İlk Hıristiyanlar pagan inançlara daha mı yakındı? - İlk dönemlerde kadın merkezli Hıristiyan kültürünün varlığı Kilise ve eski imparatorluk tarafından bastırılmış mıydı? - Hıristiyanlığın kökenlerini araştıran bilim insanları Kilise ve mafya tarafından engelleniyor mu? - Eski Roma Kilisesi ve Vatikan, İsa’nın elyazmalarının bulunmasını istemiyor muydu? Tüm bu soruların cevapları Son Ahit’in heyecan dolu satırlarında keşfedilmeyi bekliyor!

NEVA YAZAR ILGIN OLUT

Y

ıllar geçti üzerinden... Genç adam yıllar boyunca yaşadıklarının bir anını bile unutmadı. Genç bir kızın yalnızca kadınlara özgü derin bir yalnızlıkla, sevgiyi ve mutluluğu arayışını, bunun için yaşadığı masumane çırpınışlarını görememişti. Şimdi ise tüm yaşananlar uzaklarda kalan acı dolu bir hatıra gibi. Geldi, arkasında koskoca bir boşluk bıraktı ve geçip gitti. Öyle garip, bu boşluk hep içerlerde bir yerlerde duruyor ve hiçbir şey dolduramıyor onu. İşyerinde çalışırken, evde veya dışarıda dostlarla birlikteyken, çok derinlerdeki bir parça her şeyden ayrı... Sürekli içinizde çalan, sizden başka kimsenin duymadığı bir müzik gibi... Evdeki herkes gidip yatağına uzandığında ve bütün sesler kesildiğinde ruhunuzda o garip, berrak ama güçlü müzik duyuluyor sadece. Çok iyi tanıdığınız, varlığına iyice alıştığınız ruhunuzu okşayan bir melodi. Vicdanın pırıltılı, ince, yumuşacık fakat o çok güçlü melodisi...

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 61


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 63


Karınca ailesi yeni bir güne başlamıştı. Günün ağarmasıyla beraber hepsi yuvalarından çıkıp yiyecek toplama işine girişeceklerdi. Tabii kendilerini olası tehlikelerden korumak da önemli bir işti onlar için. Mesela hiç kimsenin ayağı altında ezilmemeleri gerekiyordu ya da rüzgârda savrulmamaları...Sapasağlam eve dönmeleri için anne karınca hepsini uzun uzun tembihlerdi ve dualar okuyarak uğurlardı onları. Aile fertleri de anne karıncanın söylediklerini kulaklarına küpe yapar, biribirlerini Allah’a emanet ederek, dikkatlice lezzetli yiyeceklerin peşine düşerlerdi. Yalnız içlerinden biri hariç. En küçükleri

64 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

Karınca Kayi diğerlerine göre daha heyecanlı, daha hareketliydi. Tabii epey de maceraperest... Kayi’nin bu halleri sık sık başına iş açardı. Yine de her türlü maceraya atılmaktan kendini alıkoyamazdı. O sabah anne karıncanın söyledikleri Kayi’nin bir kulağından girip diğerinden çıkmıştı. Yollarda avare avare dolaşırken çoktan hayaller kurmaya başlamıştı. Bu defa da uçan kuşlara özeniyor, acaba gökyüzünden aşağılara bakmak nasıl bir duygudur diye düşünüyordu. Kayi yeşil yapraklı elma ağacının önünde durdu aniden. Aklına kendince dâhiyane bir fikir gelmişti.


Ağacın tepesine çıkıp aşağıyı bu şekilde görecekti. Hemen tırmanmaya başlamıştı. Kayi’nin hareketliliği kısa zamanda yukarılara kadar ulaştırdı onu. Derken yaprakların arasında iri, kırmızı bir cisim gördü. Bu bir elma olamazdı. Hayatı boyunca bu kadar büyük elma ne görmüş ne de işitmişti. Şaşkınlıkla yanına yaklaştı. Cismin ucundan sarkan ipi çekiştirmeye başladı. Kayi’nin bunun kırmızı bir balon olduğunu anlamasıyla gökyüzüne doğru havalanması bir oldu. Meğer bir uçan balonu sıkıştığı yerden kurtarmış ve kuş gibi uçmaya başlamıştı. Hayalinin gerçekleşmesi Kayi’yi son derece mutlu etmişti. Artık küçük bir karınca olduğu halde tüm şehri gökyüzünden izleyebiliyordu. Bu mükemmel bir duyguydu.

Aşağıdan baktığında birer dev gibi görünen insanlar sanki karıncaya dönüşüvermişti. “Ben artık kuş Kayi’yim” diye avazı çıktığı kadar bağırıp, kahkahalar atıyordu. Fakat mutluluğu bir süre sonra azalmış, yerini ise yeryüzüne tekrar nasıl ineceğim korkusuna bırakmıştı. Gördüğü manzara muhteşemdi. Ama bulutların içine doğru yükseldikçe Kayi telaşa kapılmıştı. Tuhaf bir durum olduğunu fark eden bir kuş Kayi’ye yaklaştı. Kayi kuşu fark edince gözleri parladı hemen yardım istedi. Kuş da bu isteği geri çevirmedi ve Kayi’yi sırtında, yumuşak tüylerinin arasında aşağıya indirdi. Neyse ki hiç zarar görmeden yeryüzüne ayak basabilmişti. Kuşa teşekkür etmiş ve yuvasının yolunu tutmuştu. Tabii hissettiği duygular yanına kâr kalmıştı.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 65


PRATİK PİZZA NASIL YAPILIR? Soğuk kış günlerinde okuldan gelince hemen bir şeyler atıştırmak isteriz. Hazırda bir şeyler varsa ne âlâ. Ama yoksa bir anda surat asarız. Ve annemizden çabucak bir sofra hazırlamasını bekleriz. Halbuki bunun yerine kendimiz bir şeyler yapsak... Heybemizde birkaç pratik tarif olsa ve ihtiyaç anında hızlıca lezzetli yemekler

hazırlayıversek ne iyi olur, değil mi? “Ama ben yumurta bile kırmayı bilmem.” demeyin. Vereceğimiz pratik pizza tarifi ile kolayca lezzetli bir pizza yapabileceksiniz.

1. Dilimlenmiş ekmeklere tereyağı sürelim. Ardından bir ızgara ya da fırın tepsisine yan yana dizelim.

5. Peynirli karışımı tepsideki ekmeklerin üzerine pay edelim.

2. Beyaz peyniri çatalla büyük bir tabağın içinde ezelim. 3. Domates ve biberleri yıkayıp minik minik doğrayalım. Peynirlerin içine katalım. 4. Yeşil zeytin ve sucukları da ufak olarak doğrayıp peynirli karışıma ekleyelim. Hepsinin üzerine bir yumurta kırıp iyice karıştıralım.

Böylece hem annelere fazla yük olmayacağız, hem de dışarıda satılan pizzaları bedavaya getireceğiz. Kârlı iş değil mi?

6. Tepsiyi önceden ısıtılmış fırın ya da ızgaraya sürelim. Ekmeklerin üzeri kızarıncaya kadar (yaklaşık 5-6 dakika) pişirelim. 7. Bu sırada bir kenarda kaşar peyniri rendeleyelim. Fırından çıkardığımız ekmeklerin üzerine kaşarı serpip 1-2 dakika daha fırına sürelim. 8. Fırından çıkan sıcacık pizzalarımızı bir bardak ıhlamur eşliğinde afiyetle mideye indirelim!

Önemli Not: Fırın ya da ızgarayı kullanırken kuru bir tutacak ya da mutfak bezi kullanmak, elimizi yakmayı önleyecektir. Yine de bu aletleri kullanırken annemizden yardım almak en iyisi olur. MALZEMELER

• 4 dilim ekmek • 1 yumurta tereyağ • 1 tatlı kaşığı peynir • 100 gr beyaz ynir • 50 gr kaşar perdeksiz yeşil zeytin • 5-6 adet çekies • 1 adet domat • 2 adet biber k • 4-5 dilim sucu 66 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 67


KOLEZYUM İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan Kolezyum, Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinir. Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından MS 72 yılında yapımına başlanmıştır. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır. İmparatorlar burada gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka halk gösterileri, taklit deniz savaşları, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar yapılıyordu.

68 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013

2007 yılında Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçilen Kolezyum, günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının bazılarının çalınmasına rağmen Roma’nın en çok turist çeken yerlerinden birisidir. Kolezyum’un resmi İtalya’da basılan 5 cent / euro bozuk parasının arkasına basılmaktadır.

Taş ve demirden inşa edilen Kolezyum, dünyadaki en büyük amfi tiyatrodur ve Roma mimari ve mühendisliğinin en önemli eseri olarak kabul edilir. 55.000 izleyicinin giriş yapabileceği 80 arklık girişlere sahiptir. Tiyatro amacı ile kullanıldığı zamanlarda bu izleyiciler yerlerine sınıf farklarına göre oturtuluyorlardı. 188 metre uzunluğunda, 156 metre genişliğindedir. Kolozyum Roma İmparatorluğu’nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülür.


YİYELİM, BÜYÜYELİM PATLICAN Ülkemizde patlıcan yetiştiriciliği en çok Akdeniz, Güneydolu Anadolu, Ege ve Marmara bölgelerindedir. Patlıcan kalp dostu bir sebzedir. İçinde bolca B vitamini çeşitleri bulunur. Ayrıca sinirlerimizi sakinleştirir, kalp çarpıntısını giderir. Karaciğer ve böbreklerimizi güçlendirir. Faydaları saymakla bitmeyen patlıcanın çok lezzetli yemekleri ve salatası yapılır. LİMON Vatanımızda ılıman iklime sahip bütün memleketlerde yetiştirilir. Ege ve Akdeniz gibi bölgelerde neredeyse her evin bahçesinde bir limon ağacı bulunur. C vitamini başta olmak üzere A ve B vitaminleri açısından zengin bir besin meyve olan limon kendine has ekşi tatıyla yemeklere ayrı bir lezzet verir. Vücudumuza güç verir. İştah açıcıdır, kanımızı temizler, soğuk algınlığı, grip ve öksürük şikayetlerimizi azaltır. Mikrop öldürücüdür.

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 69


70 • ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013


Didem Denizer

Fark Bulmaca Arkadaşlar iki resim arasındaki on farkı bulabilir misiniz?

Mini Su doku Arkadaşlar aşağıda sizin için bir mini sudoku hazırladık. Amacımız her satır, her sütunda 1’den 9’a kadar rakamların birer kez yer alması.

Kelime Karıştır maca

6

Aşağıda karışık olarak dizilmiş olan Atasözümüzü doğru sıraya göre yerleştirelim mi?

DEĞİL AYIP

AYIP

BİLMEMEK

ÖĞRENMEMEK

4

7

ŞEHİR VE İNSAN ARALIK 2013 • 71


Şehir ve İnsan  

Bir Sultanbeyli Belediyesi yayını olan Şehir ve İnsan Dergisi'nin Aralık 2013 sayısı.

Advertisement