Page 1

Bu yazıya geçen gün başımdan geçen bir olaydan bahsederek başlarsam vermek istediğim mesajın daha anlaşılabilir olacağını düşünüyorum. 4 arkadaş kitap okumak ve çay içmek için sakin ve güzel bir yere gittik. Biz kitaplarımızı okur, çaylarımızı yudumlarken arkadan da TRT Müzik kanalında Memleketimizin farklı bölgelerindeki müzik kültürü üzerine icraya dayalı bir program yayınlanıyordu. Program icraya dayalı olduğu için sürekli yöresel müzikler çalınıyordu. O bölümdeki yöre Mardin’di ve doğal olarak Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Kürtçe eserler de icra ediliyordu. Dilleri ne olursa olsun sonuçta bunlar bizim topraklarımızın parçalarıydı. Ama ne var ki yanımdaki arkadaşlardan birkaçı, Türkçe olsun Arapça olsun hatta Kürtçe olsun seslendirilen eserlere garip bir eda ile yaklaşıyorlar ve kendilerinden farklıymış gibi davranıyorlardı. Hatta dalga bile geçiyorlardı. Fakat ne hazindir ki aynı arkadaşlarım, telefonlarında, bilgisayarlarında ya da müzik çalarlarında yüzlerce hatta binlerce bizden olmayan, bizi yansıtmayan, bize “yabancı müzikler” bulunduruyor ve dinliyorlardı. Elbette bu yazımı arkadaşlarımı hedef alarak, onları yermek için yazmıyorum. Amacım büyük bir toplumsal sorunumuza dikkat çekmek. Yani “Kısılan Sesimize…” Müzik, bir toplumun kendini en iyi ifade etme biçimidir. Sadece bir türkü ya da şarkı ile kitaplarla anlatılamayacak duygular aktarılabilir. Aynı şekilde geleneksel müzik, bir milletin kültürünü gelecek nesillere aktarmada en önemli görevleri üstlenen araçların başında gelmektedir. Geleneksel ezgilerimiz bize; Atalarımızın kahramanlıklarını, aşklarını, dertlerini, sevinçlerini anlatır. Yani bizi atalarımızla buluşturur. Örnek vermek gerekirse, “… Deli Gönül Hayran Olmuş, Gezer Elif Elif Diye…” mısralarında Karacaoğlan ile aynı duyguda buluşuruz. Aradan yüzlerce yıl geçse de insanları aynıdır bu toprakların. Duygusaldır… Duygularını da sazlarıyla, sözleriyle dile getirirler. Nasıl sevdalandıklarını bu şekilde aktarırlar gelecek nesillere… Fakat küreselleşen dünya mı dersiniz popüler kültür mü dersiniz bilmem ama kötüye giden birşeyler var. Hedef kitlesi gençliğimiz olan yıkıcı bir akım bu. Kız- erkek demeden maalesef 10′lu yaşlarının başında yabancı müzikler dinlemeye başlayan çocuklarımız giderek kendi kültürlerinden uzaklaşmaya, kendi kültürlerine yabancılaşmaya başlıyorlar. Hatta yıkıcı akım o kadar etkili oluyor ki gençlerimiz kendi kültürlerine, kendi topraklarına ait olan ezgileri hor görmeye ve onlarla dalga geçmeye bile başlıyorlar. Onların gözünde dinledikleri yabancı müzikler bir anlamda “ortam yapma” farkındalık yaratma ya da arkadaşları arasında konum elde etme aracı olarak da görülüyor. Çünkü kendilerine dikte edilen budur. Özellikle kitle iletişim araçları kullanılarak gençlerimiz ve çocuklarımız bu alana sevk ediliyor. Bilinçli olarak dinlediğini anlayan ve gerçekten ilgisini çektiği için yabancı müzik dinleyenlerin oranı ile dolaylı olarak dikte edilen, arkadaş çevresinde konum elde etmek ve onlara uyum sağlayabilmek düşüncesiyle yabacı müzik dinleyenlerin oranı karşılaştırılacak olsa, karşımıza çok vahim bir tablo çıkar. Toplumumuza bunu dikte edenlerin tek amacı; Kültürel bağlarımızı kopararak bizi yok etmektir. Geleneksel müzik bunlardan sadece biri ama en önemli olanlarındandır. Çünkü geleneksel müzik yukarıda da ifade ettiğim gibi toplumumuzun sesidir. Duygularımızı yansıttığımız en önemli araçlardandır. Müziğimize ne kadar uzak kalırsak, ona ne kadar yabancılaşırsak köklerimizden o derece koparız. Unutmayalım; Milletler de aynı ağaçlar gibidir. Köklerinden ayrıldıkları vakit, ya başkalarının sopası olurlar ya da şöminelerine odun… Toplumumuz üzerinde oynanan oyuna, “Sesimizi Kısmalarına” izin vermeyelim. Gençlerimizi, çocuklarımızı bu bilinç doğrultusunda köklerimize uygun olarak yetiştirelim. Onlara “yabancı” olmaları gerekenin kendi “Sesleri” değil, kendilerininmiş! gibi dinledikleri duygusuz ve ruhsuz müzikler olduğunu hatırlatalım. Saygılarımla Şükrü DOĞAN

Sesimizi Kıstılar..!  

Halk Müziğinden Kopuş Hakkında

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you