Issuu on Google+

Evrim, Ateizm ve İslam Türkiye’de Televizyon programlarında görmeye alıştığımız tartışmaların başında gelir; “Evrim mi? Yaratılış mı?”, “Evrim ve İslam” gibi konular. Genellikle bir tarafta ilahiyat hocaları diğer tarafta da biyologlar saatlerce anlamsız bir tartışmaya girerler. Teoloji ve biyoloji birbirinin tam zıttı bilimler olmalarına rağmen ne hikmetse bu tartışmaların tarafları olurlar. Hâlbuki teoloji tamamen inanç sistemleri ve kutsal kitaplardan beslenirken, biyoloji tam tersi olarak deney ve gözleme dayalı çalışmalar yapar. Peki, bu iki farklı disiplinin karşı karşıya gelmesinin nedeni nedir? Yazımda bu soruyu kanaatim ve okumalarım sonucu edindiğim veriler ışığında cevaplamaya çalışacağım. Sorumuza geri dönecek olursak; neden teoloji ve biyoloji bu kör tartışmalarda karşı karşıya getiriliyor? Bunun en temel nedeni; tabiri caiz ise bir casus yazılım gibi içine ateist felsefe yerleştirilmiş evrim anlatımıdır. Bugün “Evrim Kuramı” biyolojinin en kapsamlı çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Özellikle 20. YY.’ın ikinci yarısında DNA’nın bulunmasıyla genetik bilimindeki gelişmeler bu çalışmaların derinleşmesine ve gelişmesine vesile olmuştur. Peki, “Evrim Kuramı” dediğimiz zaman ne anlıyoruz? Türkiye’de “evrim” denildiği zaman ilk akla gelen isim Charles Darwin’dir. Hatta yukarıda da kısaca bahsettiğim; “ateist felsefe yerleştirilmiş evrim” dediğim türe en güzel örnek olacak şekilde bir felsefe akımı ya da düşünce gibi “Darwinizm” akla gelir. Hâlbuki bugün evrim kuramının geldiği noktayla Darwin’in görüşleri çok derin farklılıklar göstermektedir. Darwin, kendinden başka birçok bilim adamı gibi Evrim Kuramına katkı sağlamış bir 19. YY. bilim adamıdır. Onu diğerlerinden farklı kılan noktaların başında; Evrim Kuramının temellerini de içeren eseri “Türlerin Kökeni” gelmektedir. Uzun lafın kısası Evrim Kuramı sadece Darwin’den ileri gelen bir olgu değildir. Bunun dışında Türkiye’de “evrim” denildiği zaman akla gelen ilk şey “ateizm” olur. Genel kanı şu yöndedir: Bir insan evrime inanıyorsa ateisttir. Müslüman evrime inanmaz. Peki, nedir bu kanının oluşmasını sağlayan? Bu kanının da televizyonlarda şahit olduğumuz kör tartışmaların da kaynağı ironik olarak, ne bu topraklardır ne de İslamiyet’tir. Tartışmalar tamamen Avrupa ve Amerika’dan ithal edilmiştir. Peki, Batı Dünyası niye böyle bir tartışmaya girdi diye bir soru geliyor akla. Tartışmaların temeli, muharref Hristiyanlık ve muharref Yahudilik inancındaki dünyanın yaşı, Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu kabul edilmesi gibi sorunlardır. Mesela, jeoloji ve evrim (biyoloji) çalışmaları sonucu dünyanın yaşının bu muharref inanışlarda iddia edildiği gibi 6000 yıl vb. tarihlerin çok daha gerilerine gitmesi bu tarafları otomatik olarak karşı karşıya getirmiştir. 19. YY.’ın 2. Yarısından itibaren süregelen bu tartışmalar aynı hararette olmasa da hala devam etmektedir. Bu tartışmalar 20. YY.’ın başında ülkemize de yansısa da daha çok sosyal ve ekonomik düzeyde kalmış, biyolojik tarafı göz ardı edilmiştir. Öyle ki Türlerin Kökeni bile ancak 1970 yılında Türkçe ’ye çevrilmiştir. Öyleyse bugün İslam Dünyası’nda büyük tartışmalara neden olan, hatta insanlara “küfür” ve “iman” gibi bir seçenek olarak sunulan bu duruma neden olan tartışmaların temeli nedir? Yazımın başında da değindiğim gibi bu kör tartışmanın nedeni başından beri ateist kesimin Evrim Kuramını kendi felsefeleri için bir silah yapmalarıdır. Tanrı’ya inanmamayı seçen kimselerin büyük çoğunluğu sanki birbirine alternatifmiş gibi evrimi ön plana sürmüşler ve en sığ deyimiyle “evrim varsa, demek ki Tanrı yok” demişlerdir. Karşı tarafın bu tutumu sonucu toplumumuzda ya da İslam Dünyası’nda “evrim=ateizm” algısı oluşmuştur. Bu yanlış yöntemler sonucu bugün yüz yüze olduğumuz sığ tartışmalar ortaya çıkmıştır. Hâlbuki evrimin ilgilendiği, daha doğrusu ateist felsefeden bağımsız salt bir bilim olarak Evrim Kuramı ve evrimsel biyolojinin ilgilendiği konu; Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu değildir. Evrimsel biyoloji canlıların yeryüzüne nasıl dağıldığını, canlı türlerinin nasıl oluştuğunu, hangi süreçlerden geçtiğini araştıran önemli bir disiplin olarak dünyada saygın bir yere sahiptir. Basitçe ifade etmek gerekirse; Evrimsel biyoloji der ki: “Tüm canlılar tek bir ortak


atadan yani tek bir hücreden türemiştir.” Ama bu hücre Tanrı tarafından, onun bilgisi ve emri ile de oluşmuş olabilir ya da ateistlerin iddiaları gibi kendi kendine de olmuş olabilir. Bu konu evrimsel biyolojinin konusu değildir. Evrimsel biyoloji sadece o hücreyi ve meydana geliş şartlarıyla değişimlerini inceler. Bu Tanrı’dandır ya da değildir diye bir yorumda bulunmaz. Çünkü başta da söylediğim gibi Teoloji (Tanrı Bilimi) ve Biyoloji (Canlı Bilimi) çok farklı konulardır. Teoloji; ezeli ve ebedi olanla ilgilenirken, biyoloji; fani olanlarla ilgilenir. Canlılığın öncesinde ne olduğu ya da ölümden sonrası biyolojinin konusu değildir. Gerçekten evrimsel biyolojiyi bir salt bilim olarak çalışan, ona bir felsefe atfetmeyen bilim insanlarına baktığınızda bu gerçeği görebilirsiniz. Hatta uzun bir süre ateist olarak yaşayan ve insanın DNA haritasını ortaya çıkaran “İnsan Genomu Projesi” çalışmalarını yürüten ekipten Dr. Francis Collins laboratuvarda Tanrı’yı bulduğunu söyleyerek deist olmuştur. Uzun lafın kısası birbirinden tamamen farklı olan iki konunun mukayese edilmesi, birbirlerine alternatif olarak sunulmasının tek nedeni; ateist felsefenin kendine kılıf olarak evrimi seçmesi, buna karşın Tanrı inancına sahip kimselerin –özellikle Müslümanların- Evrim Kuramını ateist felsefeden ayrı göremeyerek karşı reaksiyon göstermesidir. Maalesef ki bu durumun nedeni etraflıca araştırma yapmamak, İslam’a ters olarak sorgulamaktan korkmak gibi birçok sorundur. Peki, Ben bir Müslüman olarak Evrim Kuramına nasıl bakıyorum? Bir Müslüman nasıl bakmalı? Öncelikle belirtmemde fayda var ki bu konu hakkındaki düşüncelerimi ayrıntılarına kadar bu yazıda belirtmem olanaksız. Buna rağmen kısmen paylaşmaya çalışacağım. Bana göre ve benim Kur’an’dan anladığıma göre, insanlık evrim gibi bir araç kullanılarak ya da genel inanışta olduğu üzere direkt olarak yaratılmış olabilir. Buradaki temel nokta; insanlığın belirli evrelerden geçerek yani evrimleşerek oluşmasının Allahsız bir yaratılış manasına gelmediğidir. Çünkü ben biliyorum ki Allah yaratılışı belirli kurallar içinde, belirli araçlar ile gerçekleştiriyor. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. İlk inen ayetlere baktığımda, Allah’ın insanları bir “Alak”tan yani döllenmiş bir yumurtadan yarattığını görüyorum. (Alak-2) Yine Kur’an’ın değişik ayetlerinde bu döllenmiş yumurtanın yani embriyonun farklı evrelerden geçtiği de ifade edilir. (Zümer-6) Peki, tek bir hücreyi şekilden şekle sokarak gelişmiş bir insan formuna getiren Allah, aynı yöntemle bütün canlılığı niye yaratamasın? Bu pek tabii ki Onun için kolaydır. Ya da evreni tek bir noktadan bu devasa haline getirirken (Enbiya-30), araç olarak da “genişlemeyi” (Zariyat-47) kullanan Allah, neden evrenin kıyaslanamayacak kadar küçük bir parçası olan insanlığı ya da canlılığı yaratmak için aynı evrende olduğu gibi bir noktadan (hücreden) yaratmış olmasın? Daha birçok örnekle göstermek mümkün ki Allah yaratmayı belirli araçlarla ve ölçüyle, düzenle (Kamer-49) gerçekleştirmiştir. Kur’an-ı Kerim’in geneline baktığımızda, Onu bir bütün olarak ele aldığımızda bu gerçek karşımıza çıkar. İnsanın yaratılışı ile ilgili ayetlere (Enbiya-30, Kıyamet-37, Hicr-26, Rahman-14, Enam-98, Müminun-12, Mürselat-20-21-22-23, İnsan-2, Nisa-1) baktığımızda; Allah’ın bazı yerlerde insanı bir çamurdan, bazı yerlerde sudan, bazı yerlerde meniden yarattığını ifade ettiğini görürsünüz. Önemli olan nokta bu ayetlerin tüm insanlık nitelenerek söylenmesidir. Yani Allah yaratışında farklı yöntemler kullanmıştır, kullanabilir. Nedir onu kısıtlayacak olan? Kısaca bahsetmek istediğim, Allah isterse bizi tek bir hücreden tüm diğer canlılarla beraber (Nur-45) yaratmış olsun, isterse direkt dünyaya atamış olsun(Bakara-30) Kur’an-ı Kerim açısından bir sorun yoktur. Kur’an açısından sorun olmayan bir konunun İslam açısından sorun olması ise söz konusu bile olamaz. Unutulmamalıdır ki Allah her şeye güç yetirendir. Burada bazı kişiler, evrimin bir süreç gerektirdiğini bunun da “Ol der ve olur” (Yasin-82) ayetine ters düştüğünü dile getirirler. Hâlbuki burada gözden kaçırdıkları nokta Allah’ın mekândan ve zamandan münezzeh olduğudur. Yani evrenin yaratılışı için bu sorunu göz ardı edenler bu konudaki yanlış algı nedeniyle bu iddiayı dile getirirler. Ama biliyoruz ki 13,7 milyar yaşındaki evrenin de 4,5 milyar yaşındaki dünyanın da oluşum süreleri zamandan münezzeh olan Allah için bir “an”dır. Fakat üstüne basa basa söylemek istiyorum ki ben ya da benim gibi düşünenler “Kur’an’da evrim var” DEMİYORUZ. Anlatmaya çalıştığımız şey: HA EVRİMLEŞEREK İNSAN OLMUŞ OLALIM, HA DİREKT DÜNYAYA ATANMIŞ OLALIM. BUNLAR ALLAH İÇİN SADECE “OL!” DEMEK KADAR KOLAYDIR.


Eğer bunları dile getirmezsek ne yazık ki toplumumuzu aslında hiç alakaları olmayan, tamamen ithal ve kör bir tartışmanın ortasına atmış oluruz. Ülkemizde sırf bu alakasız tartışma yüzünden biyoloji okumaktan korkan kimseler vardır. Biyologlara potansiyel ateist gözüyle bakanlar vardır. Bir bilim dalının göz göre göre bu şekilde yaftalanması en başta ilk emri “Oku!” olan, yaklaşık 500 ayette aklını kullanmaktan bahseden bir din açısından, daha doğrusu o dinin mensupları açısından vahimdir. Eğer bu gerçeklerin farkına varmazsak, günümüzde olduğu gibi Richard Dawkins gibi ateist felsefelerine alakasız olmasına rağmen evrimsel biyolojiyi silah edinen kişilere fırsat vermiş oluruz. Tekrar tekrar yinelemekte fayda görüyorum: İÇERİSİNE ATEİST FELSEFE YERLEŞTİRİLMİŞ EVRİM KURAMI İLE SALT BİLİMSEL EVRİM KURAMINI BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYALIM. EVRİM=ATEİZM YALANLARINA KANMAYALIM. EVRİME İNANANLARI YA DA BİYOLOGLARI POTANSİYEL ATEİST OLARAK GÖRMEYELİM. Daha konuşulacak çok şey var elbet. Ama bu kadarının yeterli olduğunu düşünerek son birkaç tavsiye ile konuyu noktalayacağım. Bu konu hakkında daha geniş ufka sahip olmak istiyorsanız, daha kapsamlı izahlar dinlemek ve okumak istiyorsanız size; Doç. Dr. Caner Taslaman başta olmak üzere Dr. Sinan Canan gibi hocaların açıklamalarına göz atmanızı tavsiye ederim. Youtube’da bahsettiğim kişilerin birçok videoları mevcuttur. Ayrıca Doç. Dr. Caner Taslaman’ın “Evrim Teorisi Felsefe ve Tanrı” kitabını da öneririm. Son söz olarak; Hassas bir konu olduğu için tekrar söylüyorum. BU YAZDIKLARIMDA: KUR’AN’DA EVRİM KURAMI VARDIR DEMİYORUM. KUR’AN’A GÖRE İNSANLAR İSTER EVRİMLEŞEREK TÜREMİŞ OLSUNLAR, İSTERSE DE DİREKT ATANMIŞ OLSUNLAR BİR SORUN YOK, HER İKİSİ DE ALLAH’IN GÜCÜNÜN YETECEĞİ ŞEYLERDİR DİYORUM. BİZİM KARŞI OLDUĞUMUZ, DAHA DOĞRUSU MÜSLÜMANLARIN KARŞI OLMASI GEREKEN EVRİM KURAMI; İÇERİSİNE “ATEİST FELSEFE YERLEŞTİRİLMİŞ” EVRİM KURAMIDIR. YOKSA SALT BİLİMSEL OLARAK EVRİM KURAMINA VE EVRİMSEL BİYOLOJİYE KARŞI ÇIKMAK MANTIKSIZDIR. Ayrıca bu konuyu gündeme getirerek fikirlerimi yazılı ortamda beyan etmeme vesile olan Ertuğrul Gazi Aksoy kardeşime de teşekkür ederim. Saygılarımla Şükrü DOĞAN


Evrim, Ateizm ve İslam