Page 1

2019 OCAK ŞUBAT

GELECEĞİN KUAFÖRÜ İLE ŞİMDİ TANIŞIN

SALOON

PASSIONIS

FLÖRT ŞİDDETİ

TEYZE OLMAK!

HEIMTEXTIL 2019 DENİB HIZLI BAŞLADI BÜYÜK AŞKLAR KEY PROJECT

14

ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN


REZERVASYON

M E H M E T Ç İ K

M A H .

0532 068 45 81

ÇA M L I K

B L V .

NO : 30

PAMUKKALE / DENİZLİ

( ÇAMLIK MARİNA RESTAURANT İÇİ)


EDİTÖRDEN…

4 YIL GERİDE KALDI 018’in son dönemini saymazsak güzel bir yıl geçirdi STİLL LİFE Dergisi 4. yılını geride bırakarak. Denizli’de kültür sanat ve magazin dergiciliğinde çok sık rastlanmayan bir başarıya imza attı. Her sayıda özenerek, çok araştırarak sizlere en güzel haliyle bir dergi sunmaya çalıştık. Okur sadakatinin, deneyimli yazarlarımın ve değerli reklam verenlerimin birleşmesiyle 4 yılı doldurduk. Dergicilik zor ve bir o kadar da meşakkatli bir iş. Hele ki şu piyasada…

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

2

Piyasa koşulları giderek zorlaşırken biz daima en iyisini en güzelini sizler için yapmaya çalışacağız. Yeniliğe, araştırmaya, öğrenmeye her zaman açık olacağız. İşte bu nedenle yeni yılın ilk sayısında yeni yüzümüzle sizlere merhaba diyoruz. Geride bıraktığımız 4 yılın ardından yeni bir logo ile tazelendik. Biz yeni yüzümüzü çok sevdik umarım siz de seversiniz... Dergi çıkarmak çok farklı bir şey. Dergi sizin çocuğunuz gibi. Yıllardır bu işi yaparım ama her yeni sayı çıkacağı zaman deli gibi heyecanlanırım. Her seferinde dergimi elime aldığımda matbaa kokusunu içime çeker, elimle sayfaları okşar ve ortaya bir şey çıkarmış olmanın dayanılmaz hazzını yaşarım. Bu yüzdendir ki şartlarım el verdiği sürece ve siz okurlarım yanımda olduğu sürece bu hazzı yaşamaya ve yaşatmaya devam etmeye çalışacağım. Bu 4 yıl için dergiye sayısız insanın emeği var. Sizler sayesinde buralara geldik. Umarım yine sizlerle el ele verip sürdürmeye devam edeceğiz.

4

Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler…

Binnur OLCAYTÜRKAN @binnur. olcayturkan

Cemal Ataman Erdal Erkan Erdinç Erkan Lale Baş Didem Saraçel Hasan Kılınç Müjdat İlhan Kemal Tuncer Emrah Varol Hamdi Özdemir Nilüfer Bayrak Halit Coza Zeliha Şengül Yasemin Çardaklı Abdil Yaşaroğlu Ümit Bilgiç Mehmet Selçuk Zeki Akakça Mitat Yalçınkaya Ümit Varol Mürüvvet Sertoğlu Züleyha şahingöz Savaş Ünlü Burak Kutluğ


İÇİNDEKİLER

İKİ AYLIK YEREL SÜRELİ YAYIN YIL: 5 SAYI:24 OCAK-ŞUBAT 2019

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

İmtiyaz Sahibi Binnur OLCAYTÜRKAN

6

10 CANLI SERGİ PERFORMANSI BÜYÜLEDİ

14 FLÖRT ŞİDDETİ - Fatma Kurt -

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Burak KUTLUĞ Editör Binnur OLCAYTÜRKAN Pazarlama Burak KUTLUĞ Katkıda Bulunanlar Cemal Ataman Abdil Yaşaroğlu Emrah Varol Psikolojik Danışman Kemal Tuncer Ümit Bilgiç Mimar Halit Coza Diş Hekimi Hamdi Özdemir Nilüfer Bayrak Didem Saraçel Savaş Ünlü Mehmet Selçuk

26 AR-GE VE MODA TASARIMLARIYLA YENİLENEN DENİZLİ ÜRÜNLERİ ÜNÜNE ÜN KATTI

Hukuk Danışmanı Av. Evrim BAŞEREN Kapak ve Sayfa Tasarım Burak KUTLUĞ Adres İstiklal Mah. 1170 Sk. No:18 D:2 DENİZLİ Telefon: 0 545 767 05 47

BASIM YERİ Gülermat Matbaacılık 5619 Sok. No:6 Meriç Mh. Çamdibi - Bornova - IZMIR Tel: 0232 433 61 33 www. gulermat. com

16

18

AŞK - Didem Saraçel -

YALÇIN, KITAPSEVERLERLE BULUŞTU - Emrah Varol-

Still Life Dergisi basın yayın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının sorumluluğu yazarına aittir.

20

Still Life Dergisi basın yayın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.

TEYZE OLMAK O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

30 DENİB 2019’A HIZLI BAŞLADI


37 TARİHİN UNUTULMAZ AŞKLARI

42 ORTAK AKLA ÇOK ÖNEM VERİYORUZ

46 15 ARKEOLOJİK ESER

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

SALOON PASSIONIS’TEN 2. YIL KUTLAMASI

38

7

54 GAUCHER HASTALARININ DOĞRU TEŞHİSE ULAŞMASI 10 YIL SÜREBİLİYOR

58 TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR VE İLK İNSANIMSI FORMLAR

56 KIŞ AYLARI İÇİN CİLT BAKIM ÖNERİLERİ

66 RENE DESCARTES

70 BELGRAD İZLENİMLERİ O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

10

EGE ÜNİVERSİTESİ GV BİLNET OKULLARI ÖĞRENCİLERİ CANLI SERGİ PERFORMANSIYLA BÜYÜLEDİ Ege Üniversitesi GV Bilnet Okulları öğrencileri, 2019 yılına Denizli’de ilk kez gerçekleştirilen “Canlı Sergi” performansıyla merhaba dedi. Alışılagelmişin dışında bir gösteri olan performansta; dans, drama, müzik ve sanat bir bütün halinde sunuldu. Okulun Kurumsal İletişim ve Tanıtım Koordinatörü Seda Aktaş Bıyıklı tarafından tasarlanan ve projelendirilen gösteriyi, anaokulu öğretmeni Fatma Tepe, dans ve drama öğretmeni Yudum Soyteki Erçak, müzik öğretmeni Fatma Özer ve görsel sanatlar öğretmeni İzel Gökbaraz hazırladı. “Bütüncül bir sanat anlayışı”na sahip gösteri, izleyenleri büyüledi. Forum Çamlık AVM’de aynı gün içerisinde altı kez tekrarlanan gösteri yoğun ilgi O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

gördü. Kampüs Müdürü Tuğba Yeşilpınar, “Gösteride tüm öğretmenlerimin çok büyük emeği var ama en önemlisi de en büyük emeği sarfeden çocuklarımız” diyerek Denizli’ye yenilikler getirmeye devam edeceklerini; çocukların hem akademik hayatlarının hem de sosyal ve sanatsal başarılarının eş oranda önemli olduğunu belirtti. Yeşilpınar yaptığı değerlendirmede; “Çocuklarımla gurur duyuyorum” dedi.


Cemal Ataman ONSRA

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

K

12

üçücük bir çakıydı işte. Her tarafı metal, ama parlak metal bir çakı. İki yüzünde de rakamlar var. Çakının bir yüzüne 1’den 5’e kadar diğer yüzüne de 5’ten 10’a kadar kerrat cetveli yazılmış. Bütün çocukluğu o çakıyı eline almanın özlemiyle geçmişti ama babası “elini kesersin” diye vermemişti hiç. Kardeşinin ve kendisinin bütün kalemlerini o çakıyla açardı babası. Babalık işte: bir damla kanı akmasın, en ufak bir acı duymasın evlatları diye düşünürdü mutlaka. Ama çocukluk işte. Çok istemişti o çakıyı kullanmayı. Yıllar sonra babası öldüğünde çekmeceden çıkanlar arasında bir cep saati ve o çakı da vardı. Çakıyı eline aldığında o kuvvetli isteğin geçmiş olduğunu hissetti. O çakı, kardeşinin olmalıydı. Kardeşi oğlunun kalemlerini o çakıyla açmalıydı. Öyle de oldu. Saati ve çakıyı ısrarla kardeşine verdi. Şimdi karşısında o çakının aynısı duruyordu fotoğrafıyla. İnternette bir antikacı satışa çıkarmıştı. O çakıya sahip olma isteği hissetti birdenbire. O çakıyı almalıydı. Yazışmada karşısına bir kadın çıktı. Çok uzaktaydı kadın. Ama pazar günleri Şişli antika pazarına geliyordu. Oraya gelebilir miydi?Gelirim, dedi. Kadın uzun uzun tarif etti yeri. Metrodan Osmanbey’de inecek, Dolapdere çıkışında Ergenekon Caddesi’nin sonuna kadar yürüyecek, bu arada bir mezarlığın kenarından geçecek, sondaki büyük otelin oradan önce sağa sonra sola döndüğünde pazara ulaşacaktı. Kadın ne kadar ayrıntıcıydı. Antikacıydı işte. Naftalin kokulu antikacı bir kadın. Muhtemelen çok konuşur canını sıkardı. Neyse, nihayetinde parasını verip çakıyı alır, dönerdi. Pazar günü hava çok güzeldi. Boğazın mavi sularında beyaz gemiler, mavi göğünde beyaz bulutlar yüzüyordu. Güzel bir gün olacağını hissetti. Yola çıkmadan önce ankitacı kadını aramalı, pazara geleceğinden emin olmalıydı. Telefona cevap veren ses hiç de naftalin kokulu bir antikacı kadının sesine benzemiyordu. Sıcak, cıvıl cıvıl, gençlik esintisi veren bir sesti. “Acaba kızı falan mı?” diye düşünürken “Tabii geleceğim. İki saat sonra orada olurum. Pazara girince arayın, başımda mavi bir bere olacak.” “Ararım tabii” dedi kafası karışmış bir şekilde. Kadının sesi öyle naftalin kokulu bir kadının sesine benzemiyordu. Sanki konuşmuyor, şarkı söylüyordu. Ses ihtiyarlamazmış diye dü-

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

şündü ama merak etmeye de başladı. Antika pazarına girince telefon etmeyeyim, bulmaya çalışayım dedi kendi kendine. Pazarın içinde gezmeye başladı. Pazar ışıl ışıldı. Eski gramofonlar, daktilolar, porselen ve cam biblolar, kahve takımları, metal eşyalar... Sanki sadece insanlar tek renkti. Mevsim kış olduğundan mıdır? Siyah giymişti tüm insanlar. O sebepten olsa gerek mavi bereli kadını hemen gördü. Mavi berenin altından sarkan sarı uzun saçlar da kolaylaştırdı belki görmesini. Bulunduğu tezgahın önüne gelince: “Merhaba” dedi. Kadın okuduğu kitaptan başını kaldırınca gördü onu. – “Siz o musunuz? Ya çakıyı alacak olan yani.” Diye düzeltti. Sonra da: – “Evet siz osunuz, metrobüsteki.” Diye kekeledi. –“Ben de sizi hatırladım.” Dedi adam. Otuzlu yaşların başında, uzun boylu, sarışın bir kadındı karşısındaki. Mavi gözleri, düzgün burnu, kalın dudaklarıyla güzellik yarışmasına girse nal toplatırdı rakiplerine. Kadına metrobüste rastlamıştı. Metrobüs çok kalabalık değildi o gün. Üç tane takkeli adam, kızın yanına gitmişler mini eteğini eleştiriyorlar, günahtan sevaptan söz ediyorlardı. Kız cevap vermedikçe eleştirilerini yoğunlaştırıyorlardı. Kimse de tepki göstermiyordu. Yanlarına gidip müdahale etti: - “Siz peygamber misiniz?” – “ Haşa o nasıl söz?” diye cevapladı biri. – “Madem peygamber değilsiniz burada niye dini karıştırıp insanlara müdahale ediyorsunuz?” – “Sen karışma” diye bağırdı biri. – “Karışsam ne olacak? Dövecek misiniz beni?” Adamlar karşılarındaki adamın sert konuşmasından, etraftakilerin bakışlarından korkup ilk durakta indiler. Arkalarından o da indi. Ama arkalarından indiğini görünce kalabalığa karıştılar hızlıca. O da bir sonraki metrobüse binmek için durağa döndü. – “Siz benim kahramanımsınız. O gün siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum. Adamlar üstüme geldikçe korktum, sesimi çıkaramadım. Size bir teşekkür edemeden gittiniz. Umarım başınız derde girmemiştir benim yüzümden.” – “Yok, hayır girmedi. Adamlar arkalarına bakmadan kaçtılar.” – “Ne diyeyim bilmiyorum? Dünya mı küçük, İstanbul mu sizce?” – “Ben diledim bir daha karşılaşabilmeyi. Uzay olsa küçük gelirdi. Babamın çakısı karşılaştırdı bizi tekrar.” – “Siz tezgahın önünde durmayın. İlerden dolaşıp yanıma gelin. Ayakta kaldınız.” Adam gösterilen yerden tezgahın arkasına geçti. Babasının

çakısını anlattı uzun uzun. Çocukluğunu, gençliğini, okulunu anlattı. Kız onu dikkatle dinledi. Antika pazarı birden bire bir anemon tarlasına dönüştü. Kırmızı, pembe, mavi anemonlar açtı yemyeşil çimenlerin üzerinde. Uzaktaki tepelere kadar her yer anemon oldu. Ağaçlar çiçek açtı. Ufukta yeşilin maviyle buluştuğu yerde beyaz bulutlar belirdi. Ortalığı çimen kokusu, çiçek kokusu sardı. Kızın gözleri ışıldadı. Çakıyı hediye etmek istediğini söyledi ısrarla. Kabul ettirdi. Sanat tarihi okuduğunu, resimle uğraştığını, bir iş bulamadığı için antikacı dükkanı açtığını, her pazar buraya geldiğini anlattı. Dakikalar dakikaları, saatler saatleri kovaladı akşam oluverdi birdenbire. Tezgahı birlikte topladılar. Geçen saatler sonunda birbirlerini çocukluk arkadaşı gibi hissettiler. Telefon numarasını söyledi kadın. Adam çaldırdı onun telefonunu. O an akıllarına geldi. – “Sahi adın neydi senin?” – “Gülcan. Seninki neydi?” – “Can” – “Hadi canım...” – “Gerçekten Can benim adım. Sen bana Canım dedin biliyor musun?” Zoraki bir ayrılış oldu. Ertesi gün telefonla aldığı adrese gitti Can. Gülcan yazıyordu antikacı dükkanının tabelasında. – “Onsra nedir bilir misin?” diye sordu Gülcan. Can’ın bilmesi mucize olurdu zaten. – “ Onsra, bir daha aşık olmamak üzerine aşık olmak anlamına gelen bir kelime. Bir kelimenin sayfalar dolusu yazının anlatamadığını anlatması ne kadar garip. Bizim birçok kelimeyle anlattığımız şeyleri bir kelimeye sığdırabilenler var. İşin içine duygular girince sadece insan olarak çırılçıplak kalıyorsunuz. Hindistan dili olan Bado dilinden bir kelimedir. Benimle birlikte ONSRA der misin?” – “Tabii derim: ONSRA!” Babamın çakısı evimizde özel bir çerçevenin içinde salon duvarında asılı.


DIZ YIİLGORTA S

4 2 / 7 A D Z

I

N NI

YA

SAHİP OLDUĞUNUZ

EN DEĞERLİ VARLIĞINIZ KENDİ SAĞLIĞINIZDIR

Özel sağlık sigortası çözümlerimiz ile bir kaza veya hastalık sonucunda ortaya çıkabilecek sağlık giderlerinizi yüzde 100’e kadar güvence altına alıyoruz. Yıldız Sigorta, kaliteli sağlık hizmetinden faydalanma imkanını, her bütçeye uygun çözümlerle sunmaktadır.

SAĞLIK SİGORTASI’NDAN YARARLANMANIZ İÇİN YILDIZ SİGORTA 7/24 YANINIZDA...

Sırakapılar Mh. 1583 Sk. Hikmet Bey İş Merkezi No: 28 K:2 D:9 DENİZLİ

Tel: 0258 265 99 61 Faks: 0258 241 66 08 info@yildizsigorta.com | www.yildizsigorta.com


FATMA KURT

PSİKOLOJİ

UZMAN KLİNİK PSİKOLOG

ÖZGEÇMİŞ 1992 yılında doğdu. 2015 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. 2018 yılında Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümünde “Üniversite Öğrencilerinde Akıllı Telefon Kullanım Bozukluğu ve Çocukluk Çağı Travması ve Dürtüsellik İlişkisi” üzerine tez çalışmasını tamamladı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olan Denizli Pamukkale Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünde KİOÇ (Korunmaya İhtiyacı Olan Çocuklar)

kapsamında Nisan 2016’da görevine başlayarak; madde kullanan, cinsel istismara uğrayan, intihara teşebbüs eden, suça sürüklenen çocuklar hakkında sosyal inceleme ve raporlama alanında görev aldı. Temmuz 2018’de görevinden ayrılarak Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzman Doktor Figen ŞEN KÖSEM’in muayenehanesinde danışan kabulüne devam etmektedir. Çalışma alanları arasında Çocuk-Ergen-Yetişkin-Aile Psikolojisi ve Havacılık Psikolojisi üzerine aktif olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

FLÖRT ŞİDDETİ 14

İDDET NEDİR ? Şiddet bireyin hak ve özgürlük alanlarının elinden alınması ya da ihlal edilmesiyle birlikte bireyin fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik yönden de zarar görmesi olarak tanımlanmaktadır.

Ş

FLÖRT ŞİDDETİ DEYİNCE AKLA GELENLER NELERDİR ? Baskı uygulamak Tehdit etmek ve kısıtlayıcı tutumlar İstek ve düşüncelere değer vermemek Vurmak, tehdit etmek, eşyalara zarar verme Özel hayatı kısıtlamak Benden başka erkek arkadaşın, benden başka kız arkadaşın olamaz demek Telefon, bilgisayar gibi elektronik eşyalara izinsiz bakma, kontrol etmek Whatsapp’dan son görülme sıklığını takip etmek Sosyal ağların şifrelerini istemek Kılık-kıyafete karışmak Cinsel birliktelikte kaba davranmak, korunma yöntemlerine izin vermemek gibi bir çok kısıtlayıcı ve engelleyici davranış ve tutumları kapsamaktadır. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

ŞİDDETİN TÜRLERİ NELERDİR? Fiziksel Şiddet Psikolojik Şiddet Cinsel Şiddet Ekonomik Şiddet Digital Şiddet FİZİKSEL ŞİDDET Vurmak Tokat atmak Tekmelemek


İtmek Isırmak Sarsmak Obje ile yaralamak Sigara ile yakmak PSİKOLOJİK ŞİDDET Alay etmek Aşağılamak Küçük düşürmek Bağırmak, korkutmak Kısıtlamak Mahrum bırakmak Değersiz hissettirmek, Duyguları ve ihtiyaçları yok saymak CİNSEL ŞİDDET Taciz etmek Zorla dokunmak Kişiyi cinsel obje olarak kullanmak Tecavüz Zorla cinsel birlikteliğe zorlamak Korunma yollarını reddedip zorla hamile bırakmak Zorla pornografik içerikli videolar izletmek EKONOMİK ŞİDDET Parasız bırakmak Kişinin kendi başına çalışmasını kazanç sağlamasını engellemek Az miktarda para vererek evin ihtiyaçlarını karşılamamak (evliliklerde sıklıkla) Terfi almasını engellemek DİGİTAL ŞİDDET Sosyal medya hesaplarının şifrelerini almak ve sürekli olarak kontrol etmek Kısa mesajlarla tehdit etmek ya da şan-

tajda bulunmak Telefonda mesajları kontrol etmek Sosyal paylaşım sitelerindeki bilgileri takip etmek Kimi beğendin, kimi beğenmedin, kiminle arkadaşlık kuruyorsun, onu arkadaşlıktan çıkar gibi baskılar… PEKİ YA ERKEKLER ? Dünyada kadınlar tarafından şiddet gören erkeklerin oranı %40 Psikolojik ve fiziksel şiddet yoğunlukta Dijital şiddete maruz kalma Kadın erkek ilişkilerinde şiddet; faili erkek, mağduru kadın ve şekli fiziksel olarak algılanmamalıdır. Şiddet şiddettir. Erkeği kadını yoktur. Erkeğin maruz kaldığı şiddet ve bunun karşısındaki yalnızlığı ve toplumsal algılar FLÖRT ŞİDDETİNİN ETKİLERİ Travma Depresyon Kaygı Şiddet (diğer olguları) Çatışma İçe kapanma İntihara teşebbüs Hiçlik duygusu Önemsiz ve değersizleştirme Yetersizlik, özgüven eksikliği

FLÖRT ŞİDDETİNİN PARTNERLER ÜZERİNE ETKİSİ VE NELER YAPABİLECEĞİ ? Flört şiddeti kendini tekrarlayan bir süreçtir. Bu nedenle; Duygularla baş etmek Sınır koymak “Hayır” diyebilmek İlişkide güven bağını sağlıklı iletişim yolları ile düzenlemeye çalışmak Bir uzmandan destek alınmalı.

ŞİDDETE MARUZ KALDIĞIMIZDA İKİLİ İLİŞKİDE GÜVENLİ BİR İLİŞKİ BAŞVURULACAK KURULUŞLAR İÇİN NELER OLMALI ? Alo 183 Karşılıklı olarak bireyler ilişkide var olan 155 Polis İmdat sorunlarını öncelikli olarak gözlemlemeli, 156 Jandarma İmdat karşılıklı olarak saygı çerçevesinin aşıl4442306 Ankara Barosu Gelincik Hattı maması gerekmekte ve bireylerin sabırla Sağlık Kuruluşları birbirini dinlemeleri sorunların çözümlerinCumhuriyet Savcılığı de önemli bir yeri kapsamaktadır. Adli Yardım Kurumları Partnerimizin çevresi ile uyumu ve çevresine karşı yaklaşım- tutumlarını gözlemleyerek onu daha yakından tanımaya çalışmalıyız. Partnerimizin bize nasıl davrandığı, romantik ilişkide ve sosyal ilişkilerde bize karşı nasıl bir tutum sergilediği aynı şekilde FATMA KURT bizim de partnerimize yönelik tutumlarımız önemlidir. ÇOCUK - ERGEN - YETİŞKİN - AİLE Partnerimizin yanındayken ne hissediyoruz ? Şiddetli ilişki güvensizdir, yalnızlaştırır, güçsüzleştirir ve bizi TEL: 0544 207 58 06 Web: www.fatmakurt.com çaresiz hissetmeye iter.

UZMAN KLİNİK PSİKOLOG

PSİKİLOJİSİ

E-mail: psk.fatmakurt.gmail.com Ziya Tıkıroğlu Cad. Servergazi Konutları Teras Park Yanı No:83 Yenişehir / DENİZLİ

15


DİDEM SARACEL KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

AŞK

16

dı daha dillerde dolaştığı anda yüreklere sıcaklık veren sihirli kelime “Aşk”tır. Soğuk bir kış düşünün; ciğerlerinizden verdiğiniz nefes havayla karşılaşınca donacak kadar ayaz bir günde, elleriniz soğuk havanın etkisiyle kırışmış,vücudunuz tir tir titrerken, içerisinde gürül gürül odunları yanan bir eve girmek gibidir aşk. Daha evin kapısı aralanırken içerinin cezbedici sıcağı insanı yüreğinden tutup çeker içeriye. Kendinizi çıtır çıtır sesler çıkartarak yanan ateşin tam dibindeki koltuğa atıverirsiniz. Sarının aralıklarla kırmızıya ve hatta kızıla döndüğü alevler esir alır sizi. Vücudunuz ateşe teslim olur. Bu anlar nasıl da huzur doludur insanın yüreği. Gevşer ve hayat güzelmiş dersiniz. Belki dışarıda bastıran soğuk havayı düşündükçe kendinizi şanslı hissedersiniz. Aşk tutkudur, kaçıştır aslında. Kimimiz acı soğuktan kaçar, kimimiz güven ister hayatında. Her ne ise aradığımız karşılaştığımız an yüreklerimiz kavuşur, adeta sarılır birbirlerine. Ruhlar hisseder sevgiyi. Siz kaçırsanız da gözlerinizi o yolları aşar, yine yüreğinize bırakır küçük zeytin dalını. Anlatır size olan aşkını. Aşkı, sevgiye dönüştürebilmek ise ayrı bir beceri ister. Sevgi, aşkın olgunlaşmış halidir bence. Bazen ruhumuzun yani iç sesimizin haykırışlarını, isyanlarını duymayız. Kulaklarımızı kapatır, ruhlarımızı hapsederiz derin dehlizlere. Her insanın aşka ve sevgiye ihtiyacı vardır.

A

Evren, canlı ve cansız varlıklardan oluşur. Bu büyük kozmos varlığını bölünme, dağılma ve parçalanma esasına göre sürdürmektedir. Aslında makro düzeyde konuya bakacak olursanız evrenin benzer etkiler üzerinde varlığını sürdürdüğüne tanık olaO C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

biliriz. Büyük Patlama <Big Bang> sonucu evrenin oluşumu ile iki hücreden bir canlının oluşumu aynı derecede şaşırtıcı olmalıdır. O halde doğmak, gelişmek, var olmak ve tüm sürecin sonunda tekrar paçalanmak, dağılmak hep aynı yap bozun parçaları olmalıdır. Aslında temel dürtü çoğalmaktır. Bu kavramı büyümek, genişlemek yani sonuç olarak üremek şeklinde açabiliriz. Bizler tüm genlerimize kodlanmış bu şifreler ile yaşamaktayız. Ruhumuz daha dünyaya geldiğimiz andan itibaren eksik olan parçasını aramaya başlıyor. Tüm yaşam süreci boyunca kendimizi bu eksik kısmımızı bulmaya adıyoruz. Bunu vücudumuzun gelişen organlarında çok net bir şekilde görmekteyiz aslında. Bedenimiz ruhumuzdan çok daha dürüst ve açık bir şekilde bunu ortaya koyuyor. Bence yanlış olan bu olguları yok

saymaktır. İnsanoğlu; engellenemez iç güdüsüne inanılmaz bir sihir bulmuştur. Aşk, tılsımlı ilaç gibi mucizevi bir iksirdir. Aşkın var olduğu her şey inanılmaz bir estetik kazanır. Birbirlerine kur yapan iki güvercin ya da tabiatın en yırtıcı canlılarından biri olan aslanın eşine kendini beğendirme çabalarına benzer şekilde insanların da karşı cinse duydukları sevgi üremeye sanatsal bir boyut kazandırır. Sonuç olarak hepimiz benzer içgüdüsel dürtülere sahibiz. Şubat ayı denilince akla ilk gelen Sevgililer Günü oluyor. 14 şubatın Sevgililer Günü olarak kutlanıyor olması bazı kimseler tarafından olumsuz karşılanabilir. Kimisi bir sevgilisinin olmamasını, kimisi bugünün kapitalist düzenin bir parçası olup insanları tüketime yönlendirdiğini ileri sürecektir. Herkesin kendine göre haklı gerekçeleri olabilir. Bana göre Sevgililer Günü, sevginin önemini hatırlatması açısından önemlidir. Bugünü unutanlar için yanında bir seveni olmayanlar için hatırlatma günüdür. Hayat yalnız yaşanmıyor. Bugünün önemini pahalı hediyelerden arındırıp sevginin insan hayatındaki önemini vurgulamak lazım. Siz, aklınız, her şeye yeterim deseniz de ruhunuz aynı tok sesle buna katılmayacaktır. Ruhlar bedenin içinde hapis hayatı yaşarlar. Gün yüzü görmezlerse küserler iç sıkıntınız olurlar. Onların da nefes almaya ihtiyaçları var. Ruhlarını bedenlerine hapseden insanlar soluk alıp veren bir makinaya dönüşüp mutsuzlaşırlar. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Aşık olun, sevin ve çoğalın….


T. : 0 5 0 7 9 1 4 5 4 6 4

ZAFER MAHALLESİ, ALPERENLER CD., 20020 MERKEZEFENDİ/DENİZLİ


Kemal Yalçın, kitapseverlerle buluştu E M R A H VA R O L enizli’nin Honaz ilçesinde doğan ve yazdığı Emanet Çeyiz kitabıyla onlarca ödül alan Kemal Yalçın, Denizlili kitapseverlerle buluştu. Yıllardır Almanya’da yaşayan Yalçın, ‘Dünya benim vatanım ama Türkiye ana vatanım’ dedi.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

D

18

Denizli Düşünce Kulübü’nün organize ettiği etkinlik Şiir Otel’de gerçekleşti. Yıllardır Almanya’da yaşayan ve geçtiğimiz yıl emekli olan Kemal Yalçın, hayatından kesitler anlattı. Honaz’dan başlayan hayat hikayesinin kırılma noktalarını anlatan Yalçın, şimdiye dek 35 kitap yazdığını söyledi. İlk yazdığı kitap olan Emanet Çeyiz’in hayatında büyük yeri olduğunu anlatan Yalçın, ”Doğduğum topraklarda başlayan bir hikayeyi anlatmıştım o kitabımda. Bahçe komşumuz olan mübadillerden Rumca kelimeler öğrenmiştim çocukken. 90’lı yıllarda Hisar Mahallesi’ne giderek Selanik’ten gelen mübadillerle uzun röportajlar yaptım. Bana hikayelerini anlattılar, türküler söylediler. Bunu kitap haline getirdiğimde çok güzel tepkiler aldım. 1998 Kültür Bakanlığı Roman Başarı ödülü, Abdi İpekçi Dostluk ve Barış ödülü, 1999 Türkiye-Yunanistan Dostluk

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

ve Barış ödülünü bu kitapla kazandım’’ dedi. HONAZ MASALLARI KİTAP OLACAK Daha sonra da durmadan yazmaya devam ettiğini anlatan Yalçın, "Emanet Çeyiz’i yazdıktan sonra da durmadım. Beni parasız yatılı okutan Türk Milleti’ne borcumu ödemem gerektiğini düşündüm. Şimdiye dek 35 kitap yazdım. Bu kadar kitap yazmama rağmen diyorum ki bu yazdıklarım yazmadıklarımın sadece önsözü olur. O kadar çok hikaye var ki kafamda. Bu yıl içinde Nihat Kömürcüoğlu’nun hayatını anlatan kitabım çıkacak. Daha sonra da Honaz masallarına yer vereceğim bir kitap projem var. Sizlerde çevrenizde bu topraklara ait masal, deyiş, söz duyarsanız bana ulaştırın’’diye konuştu. Kitabından uyarlanan tiyatro oyununun ABD’de birçok eyalette gösterildiğini ve buralarda sürekli Honaz’dan bahsedildiğini kaydeden Yalçın, Honaz’ın ve Denizli’nin tanınırlığının artması için elinden geleni yaptığını kaydetti. Kemal Yalçın, 45 yıllık çalışma hayatının ardından emekli olduğunu ve bundan sonra daha sık Denizli’ye ve Honaz’a geleceğini söyledi. Söyleşinin ardından yazar kitaplarını imzalayarak hatıra fotoğrafı çektirdi.


Şimdi sizlerle...

212 16 72

T. 0 (258) Yunus Emre Mahallesi Süleyman Demirel Bulvarı No: 50/A Pamukkale / DENİZLİ (ALKOLSÜZDÜR)


Binnur OLCAKTÜRKAN

TEYZE OLMAK!

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

T

20

eyze olacağım müjdesini aldığınız andan itibaren, yaşadığıniz mutluluk inanılmazdır. Birine hiç görmeden, dokunmadan bu kadar büyük bir sevgi hissetmek şaşırtıcıdır. O günden sonra her anını takip eder, kardeşinizle muayenelere gider, ultrason fotoğraflarına bakıp acaba bana benziyor mu? Benzemiyor mu? diye bakar durursunuz. İlk kucağınıza aldığınız an ki duygu inanılmazdır. Çocuklarınız olsa bile, bu duygu bambaşkadır. Minicik suratına, şeffaf tırnaklarına, kokusuna âşık olursunuz. Öpmelere doyamaz; başkası kucağına aldığında sanki inticek zarar verecek gibi kıskanır rahatsız olursunuz.

Damağını göstere göstere güldüğünde ‘daha önce bu kadar mutlu oldum mu acaba?’ diye düşünürsünüz… Anne yarısı olma fikrinden bile heyecan duyup o minnacık güzelliği mutlu etmek, şımartmak tek mutluluğunuz olur. Altını değiştirmek, yıkamak, uyutmak büyük bir keyiftir sizin için. O yemeğini yediğinde doyar, o gülünce gülmek, o uyuyunca uyursunuz. Teyze olmak; her anını birlikte yaşayabilmektir… Ona her baktığında, tek dişiyle gülümsediğinde, suratına çiş yaptığında, en sevdiğin kıyafetine kustuğunda, dudağını büktüğünde, uyurken inlediğinde, ağlamaya başladığında, hıçkırık tuttuğunda; “Allahım, güzel bir gelecek ver ona! Hayırla, zarar görmeden ve zarar vermeden yaşasın. Hayatının hiçbir anında üzülmesin. Hep gülsün” duaları etmektir…

“Teyze seni çok seviyorum”u duyduğunda gözyaşlarını tutamamaktır. Dünyada olan her kötü haberde ilk onu ve onun geleceğini düşünmek, ‘ablama/kardeşime enişteye bişey olursa tüm hayatımı ona adarım’ minvalinde felaket senaryoları yazmaktır. İki buçuk litrelik gazoz ağır gelirken söz konusu onu taşımak olduğunda on kaplan gücünde olmaktır. Karşılıksız sevgiyi anlamaktır… Omzuna yaslanmış minik bir kafa, boynuna dolanan minicik iki kolun, minicik ağzından dökülen “gitme!” kelimesiyle dağılmaktır… Teyze” diyeceği günü iple çekmektir… Tekrar çocuk olmak, yerlerde yuvarlanmak, saklambaç oynamak, yeni yeni oyunlar türetmek, saçma şarkıları ve çizgi kahramanları ezberlemek, parkta kayaktan kaymak, “Teyzeeem” dediğinde içinizin erimesidir… Teyze olmak; yüzüne geğiren birinden mutluluk duymak, ileride ya mutsuz olursa diye evham yapmak, beraber gideceğiniz yerlerin listesini çıkarmak, ona öğreteceklerinin hayalini kurmaktır... Kucağında uyuyakaldığında ‘aman uyanmasın!’ endişesiyle nefes almaya korkmak.. Mama yedirirken maymunluklar yapmak, surata püskürtülenlere kahkahalar atmaktır... Gece kalkıp ‘nefes alıyor mu’ diye gidip göğsünü kontrol etmek, “çocuğun her istediği yapılmaz” tadında beylik cümleler kurarken,

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

karşınıza geçip bir şey istediğinde ‘hayır diyememek’tir. Aslında teyze olmak anne olmaktan daha keyiflidir çünkü sevgi var, sorumluluk yok gibi bir şeydir. İstediğin zaman istediğin kadar mıncıkla, sonra sal gitsin anasının yanına... Ama bazen elini ağzını, üstünü altını da silmektir. Kusmuğunu da temizlemek, tekme yiyince gülümsemek, ayakkabılarını da giydirmek demektir. Bir de en saçma çocuk şarkılarını bile ezberlemektir…

Evet, teyze anne yarısıdır ama yeğen evlattır…


TEYZE YEĞEN AŞKI

Beraber çi

zgi film iz

lemek..

Sevgiyle bakışabilmek...

Senin gibi olmak istiyo rum dediğindeki mutluluk tur... Teyze-yeğ e

n günü y

apmaktır. ..

tir ans etmek Birlikte d

r semekti

gülüm Birlikte mektir Birlikte gezmeye git

İlk bale gösterisin i teyzesine yapmasıdır... İlk dişini teyzesiyle

çıkartmasıdır...

pozu e teyze t k li r i B

ktir... verme

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

yapmaktır... Şımarıklıklar

21


GEÇMİŞİN OLUMSUZLUKLARINDAN ARINMA... Kemal TUNCER PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Faulkner; ’’Geçmiş asla sona ermez, hatta geçmez bile’’der.. Çoğumuz geçmişimizi arkada bırakıp ilerlemek istememize rağmen, hayatımızın şimdiki döneminde ebeveynlerimizin ya da aramızda çözümlenmemiş sorunların olduğu başka kişilerin rollerini şu anda yanımızda, hayatımızda olan yeni kişilere yükleyerek devam ederiz. Freud buna ‘aktarım’adını vermiştir. Aktarım yaptığımızda, geçmişte hissettiklerimiz ve inandıklarımız şimdi kurduğumuz ilişkilerde yeniden ortaya çıkar ve kişi bunu bilinçsiz yapar. Farkında olmaksızın; eşimizde, sevgilimizde, arkadaşlarımızda, rakiplerimizde ve hatta yabancılarda geçmişimizin önemli anılarını, figürlerini görürüz. Aktardığımız şeyler; duygularımız, inançlarımız, ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz, ön yargılarımız, hayallerimizdir. Aktarım görülmez olanı görülür kılmanın;

W

içimizdeki dile getirilmemiş acıklı hikayeyi dile getirmenin veya E. Becker’in deyişiyle, ’’hayata dair beceriksizce yalanların yanlış yere yönelmesinin’’inceliksiz bir yoludur. Peki gerçekten geçmiş geçmez mi?Yani bu bilinçsiz eylemi düzenlemek, geçmişin olumsuzluklarından, anı yüklerinden kurtulup hafiflemek mümkün değil mi? Birbirimizi ve tabi ki önce kendimizi berrak, duru bir şekilde yani geçmişin yüklerinden arınarak görebilmek mümkün tabi ki. Böylesi bir berraklık ancak ve ancak ‘’şimdi ve burada’’ya yönelmiş saf bir dikkatin ve FARKINDALIĞIN zaferidir. Bilinçsiz aktarımda geçmiş etkilidir. Aktarım yaptığımızın farkında olmak, gücü yaşadığımız ana yani şimdiye verir. Farkındalık, yaşanan ana dikkat etmektir. Bunu yapabilmek içinde

öncelikle kişinin içine yani kendine odaklanması, çocukluğa ait travmalar ve sırlarla dolu iç dünyasını keşfe hazır ve cesaretli olması gerekir. Bu zorlu bir süreçtir. Çünkü paradoks olarak, en çok istediğimiz şey, aynı zamanda en çok korktuğumuz şeydir. Yani içimizdeki gizli sırlara yaklaştıkça onun daha büyük bir kısmını görmeye başlarız ve daha fazlasını gördükçe daha azını kavrarız, daha az kavradıkça da daha azını görürüz. Çünkü insan kavrayamadığı şeyi göremez ve görüşü daraldıkça da yavaş yavaş uzaklaşır içindeki sırlardan ve gerçeklerden; kendini kandırmaya başlar, duygularını kabullenmekte zorlanır, inkâr eder, yalan ve sahte bir hayatın içinde kaybolur gider... Birçok ruhsal ve bedensel rahatsızlık insanların kabullenmekte zorlandıkları düşünce veya duygulardan kaynaklanır. . İnsanın kabullenemediği her duygusu, dışarıya akamayan bir irin gibi bedenini ve ruhunu ele geçirir. İnsanın içine hapsettiği her duygusu aynı zamanda içini de bu duygulara hapseder. Yani kişi kendini esaret altında hisseder ve her duyguyu kabullenme özgürlüğünü içinde hissedemez. Yaşamda sevgi, neşe ve olumlu duygular kadar olumsuz duyguların da tecrübe edildiği ve edileceği pek çok olay vardır. Belirli bir nesne, olay veya bireylerin, insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim olarak tarif edilen duygu, bir his ve bu hisse özgü belirli düşüncelerin, psikolojik ve biyolojik hallerin ve bir dizi hareket eğiliminin toplamı


Duygulardan kaçınmak kişiyi o duyguların kaynağı olan kişiye ve duruma karşı bağımlı yapar. Bağımlılık acı verir ve iyileşmenin önündeki en büyük engeldir. Düşünceleri veya duyguları yok etmek mümkün değildir. Dahası bunları bastırmaya ya da reddetmeye çalışmak, uzun vadede daha fazla zarara neden olur. Duygulardan kaçınmanın alternatifi ise kabullenmektir, farkında olmaktır. FARKINDALIK, nefret, üzüntü, kaygı, endişe, korku gibi olumsuz duygulardan kaçınmak yerine onlara yaklaşabilmeyi ve onları kabullenmeyi içerir. Çoğu zaman teslim olma ve pes etme ile karıştırılan ve gerçekte şifa veren kabullenme, işlevsel olmayan değişim çabalarının terk edilmesini ve aktif bir biçimde, duyguları duygular olarak hissetmeyi, düşünceleri düşünceler olarak düşünmeyi ve anıları anılar olarak hatırlamayı ve benimsemeyi içerir. Rahatsızlık yaratan düşünceler, duygular ya da koşullarla başa çıkabilmenin alternatif bir yolu olan kabullenme; şimdiki andaki deneyimden kaçmak yerine kişiyi deneyime doğru dönmeye ve duygularına açılmaya yönlendirir. Bu sayede kişi duygularıyla yüzleşir, onları ifade eder, hoşa giden, gitmeyen ve nötr deneyimlerle birlikte olmayı ve onları kabul etmeyi öğrenir; içsel yaşantıları reddetmek, bastırmak ya da onlardan kaçınmak yerine, bu yaşantılara yaklaşmaya çalışır. Bu nedenle kabullenmenin anlamı, rahatsızlık verseler de, hoşa gitmeyen duygulara, kişilere veya olaylara yer açmak ve bunlarla uzlaşabilmektir. Günlük stresi azaltmada, kendini fark etmeyi arttırmada, duygusal zekâyı geliştirmede, yıkıcı, duygusal, bilişsel ve davranışsal süreçleri zayıflatmada her geçen gün daha fazla kullanılan bir yöntem olan FARKINDALIK; özel bir şekilde dikkat etmek, şu an ve şimdi olanı kabullenmek, olanı istemli, kasıtlı ve yargısız bir şekilde anlamlandırabilmek, dikkati, kasıtlı bir şekilde ve açık kalpli bir merakla şim-

diki zamana yönlendirmek, uyanmak, kendimizle temasa geçmek ve yaşamın her anının içeriğini değerlendirebilmek demektir. Çok özel bir bilinç durumu olan FARKINDALIK odaklanma ve açıklığın olduğu bir zihin durumudur ve 10 farklı şekilde şifa verir: (1) kişinin kendini kabul etmesi ve bağışlaması için bilincini eğitir, (2) geçmiş zamanda sıkışıp kalmak ya da gelecek için sürekli endişelenmek yerine, şimdiki zamanın nasıl yaşanabileceğini keşfetmeye yardımcı olur, (3) kişinin sürekli “keşkeler” ve “acabalar” ile uğraşmak yerine, olaylara spontane tepki verme yeteneğini ortaya çıkartarak ruh, kalp, beden ve zihin bütünlüğünü sağlar, (4) düşüncelere, duygulara ve bedensel duyumlara odaklanıp bilinci geliştirir, (5)olumsuz duygularla baş etmeyi, onları güvenli bir şekilde deneyimlemeyi ve karşılamayı sağlar, (6) karmaşık ve gürültülü dünyada dinginliği, huzuru ve barışı bulmaya yardımcı olur, (7) şimdi ve burada olana odaklanmayı kolaylaştırır, (8) kişinin kendisiyle, diğerleriyle ve çevresiyle daha çok temasa geçmesini sağlar, (9) kişinin daha az yargılayıcı olabilmesine hizmet eder ve (10) daha fazla huzur, dinginlik ve sükûnet içinde yaşamayı vaat eder. . Aktarımlar, geçmişimizi gizlice bugün gemisine bindirirken; FARKINDALIK ise gemimizdeki gereksiz, kaçak ağır yükleri denize boşaltarak, güven içinde şimdi limanına gitmek için bize eşlik eder.Aktarım, başkalarına ve kendimize dair yakıştırmalara bağımlı olmak gibidir.

FARKINDALIK ise başkalarını, yaşamda olup bitenleri ve kendimizi tam şu anda her nasılsak öyle görmemizi sağladığı için; bunun panzehiridir. FARKINDALIK şifa verir. . Gerçekten çaresiz olmadığımızı çarenin kendi ellerimizde olduğunu, ama bunun için çaba harcamamız gerektiğini unutmayalım dostlar. Yeni sene kendiliğinden güzellikler getirmeyecek. Eski senedeki aynı davranışları, aynı tepkileri, aynı alışkanlıkları devam ettirerek yeni yıldan yeni ve güzel şeyler beklemek fazla romantik oluyor. Aynı şeyleri yaparsak aynı şeylerle karşılaşırız. Herkes kendi durumuna, gücüne, imkanlarına göre bir şeyler eklemeli hayatına. Herhangi bir şey. Ama tabi ki kendimize ve çevremize iyi gelecek, katkı koyacak şeyler. Mutlaka hedefler belirlemeliyiz. Bu hedefler gerçekleştirebileceğimiz türde ve öncelikle kısa zamanlı hedefler olmalı. Her gün 1 saat kitap okumak yerine her gün 15 dakika okuyacağım ya da her gün 10 bin adım atacağım yerine 5 bin adım atacağım gibi. Kendimizi tanımanın, FARKINDALIĞIMIZI oluşturup, güçlendirmenin en önemli yollarından biri de PSİKOTERAPİ’dir. Çünkü insan her yaşta, her ne yaşamış olursa olsun, PSİKOTERAPİ ile yeni bir başlangıç yapabilir. Düne ait acıların bugün ayağımıza dolanmaması için en etkili yollardan biridir Psikoterapi. Psikoterapi’ye başlamak da cesaret ve farkındalık işidir. Güçlü olanlar ya da gücü ellerine almak isteyenler PSİKOTERAPİ’ye başlar. Ertelemeyin, karar verin ve uygulayın. Her neyse bu. . Yeni sene herkese ŞİFA ile gelsin... Umut bir elin, en sonunda gece boyunca bize yol göstermek için ışık saçan aya dokunacak başka bir ele ulaşacağına duyulan inançtır. . N. Mazza O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

olarak bilinir. Duyguları olumlu ve olumsuz duygular olarak iki boyutta değerlendirirsek, heyecan, mutluluk, neşe, iyimserlik gibi duygular olumlu; keder, üzüntü, korku, kızgınlık, öfke, nefret, şiddet, kıskançlık gibi duygular ise olumsuz olarak tanımlanabilir. İnsanın olumsuz duygularını hiç yaşamaması mümkün değildir, ancak bunların varlığını kabul edip, bu duygularla uzlaşmayı öğrenmesi gerekir. Aksi durumda, olumsuz duyguların yaşanmaması için kişi kendisini korumak adına bazı davranışlarını kısıtlar, atması gereken bazı adımları atamaz ve her zaman güvenli alanında kalmaya çalışarak ruhsal ve bedensel birtakım rahatsızlıklar yaşayabilir. Çünkü duygular ile bedenin kaydettikleri (beden hafızası) ve ezelden beri içselleştirilen ahlâk kuralları hep çatışma halindedir. Bu durum dolu dolu ve tatmin edici bir yaşam sürülmesini de engeller.

23


AR-GE VE MODA TASARIMLA YENİLENEN

DENiZLi ÜRÜNLERi, Hei

ÜNÜNE ÜN KATTI

26

A

lmanya’nın Frankfurt kentinde gerçekleştirilen Heimtextil 2019 Uluslararası Tekstil, Kumaş ve Ev Tekstili Fuarı’nda bulunan Denizli stantlarına gösterilen yoğun ilgi, yüzleri güldürdü. DTO heyeti, Denizlili ihracatçı firmaların sahiplerinin moralinin yüksek olduğunu gözlemledi.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


D imtextil 2019

enizli’den yüzlerce ülkeye gönderilen ev tekstili ürünleri, ihracatçılarımızın Avrupa’ya açıldığı kapı niteliğindeki Heimtekstil’de, Avrupalıların da gözdesiydi. Frankfurt’taki uluslararası organizasyonda Denizlili firmaları yalnız bırakmayan Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, “Denizli artık bir marka. Denizli ürünleri tüm dünyada aranır hale geldi.” dedi. Denizli Milletvekili Şahin Tin, DTO Meclis Başkanı Salih Sarıkaya ve DTO Meclis Üyesi İş Adamı Yavuz Aki ile birlikte fuardaki firmaları ziyaret eden DTO Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan, Denizli’nin yeni desen ve modellerdeki ürünlerine yer verdiği stantlarındaki şıklığın, son dönemde sayıları hızla artan Ar-Ge ve Moda Tasarım Merkezleri’nden aldığı güçle, dünyanın tekstil merkezi kabul edilen Heimtekstil’e damgasını vurduğunu söyledi.

MİLLETVEKİLİ TİN: “DAHA DA BÜYÜMEK İÇİN ÜRETMEK, TEKNOLOJİK GELİŞMELERE AYAK UYDURMAK VE İHRACAT YAPMAK ZORUNDAYIZ” İçlerinden gelen biri olarak sanayicilerin her zaman ve her koşulda, sınır tanımadan yanında olmaya çalıştığını söyleyen Denizli Milletvekili Şahin Tin, “İhracatımızı, inşallah bu sene de arttıracağız. Birlikte olup, ele ele vererek, Türkiye’ye daha çok döviz kazandırmalıyız. Birlikte olmak önemli; çünkü bu herkese güç verecektir. Bu arada, dünya ile rekabet edebilmek için durmadan çalışacağız. İnovatif fikir ve ürünler ile icat ve donanımlarımızı da kullanacağız. Milli girişimlerle, teknolojik anlamda hızlı gelişip, üretimimizi ve ihracatımızı arttırmalıyız ve daha da büyümeliyiz. Heimtextil Fuarı’nın iyi geçtiğini ve güzel sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.” dedi.

birebir görüştürdü. Bundan dolayı, teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.” diye konuştu. BAŞKAN ERDOĞAN: “FİRMALARIMIZ DA BİZ DE MUTLU VE UMUTLUYUZ” Heimtextil’in bu yıl daha yoğun geçtiğini belirten Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan ise, “Çok mutluyum ve son derece keyifliyim. Firmalarımızın sahipleri, görüşmelerimizde, yoğun ziyaretçi olduğunu ve fuarın iyi geçtiğini ifade etti. Stantlarımızla ürünlerimize olan büyük ilgi ve beklentilerimizi karşılayan iş görüşmeleri, 2019 yılıyla ilgili umudumuzu tazeledi. Bakış açımızın daha olumlu olmasını sağladı.” dedi.

TİN, DTO BAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR ETTİ Fuara gelmelerinde kendilerini teşvik edip, Denizlili firmaları ziyaretlerinde de eşlik etmeleri dolayısıyla Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan’a teşekkür eden Milletvekili Tin, “Başkanımız Uğur Erdoğan, firmalarımızı her zaman ki gibi burada da yalnız bırakmadı. Bizleri de, yalnız bırakmıyor; vakit ayırıp sanayicilerimizle biraraya getirip

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

27


DENİZLİ, ALMANYA’DAN MUTLU VE UMUTLU DÖNDÜ

28

DENİZLİ’DEKİ AR-GE VE MODA TASARIM MERKEZLERİ HEİMTEXTİL’E DAMGA VURDU Denizli stantlarında görsellik ile ürün çeşitliği ve tasarım anlamında iyileşme olduğunu gözlemlediklerini de söyleyen DTO Başkanı Erdoğan, “Heimtextil’de de gördük ki, firmalarımız ürünlerini farklılaştırmış… Denizli’de üretilen ürünlerin, artık Avrupa standartlarının da üzerine çıktığını söyleyebiliriz. Şehrimizde iki üç yıl öncesine kadar bir tane bile Ar-ge ve Tasarım Merkezi yoktu. Son iki yılda Denizli’mizde üst üste açılan Ar-Ge ile Moda Tasarım merkezlerindeki genç beyinlerimiz, o gün bugündür sürekli fikir, desen ve model üretti; üretiyor. Yabancılar, Heimtextil 2019’da sergilenen yeni ürünlerimizi görünce şaşırdılar. Çünkü, hepsi birbirinden kaliteli ve güzel. Türk Malı tekstil ürünleri, tüm dünyada aranan bir değer haline geldi. Türkiye’miz, bu konuda dünyaya örnek olabilecek nitelikte. Denizli ekonomisine yön veren tekstil sektöründeki işverenlerimiz ile çalışanlarının, Heimtextil’deki insan üstü çabası, mutlaka karşılığını bulacak, havada kalmayacaktır. Kısa zamanda şehrimize kazanç olarak dönecektir.” diye konuştu. BAŞKAN ERDOĞAN: “FİRMALARIMIZI TEK TEK ZİYARET EDİP DİNLEDİK” Denizli Milletvekili Tin, DTO Meclis Başkanı Salih Sarıkaya ve DTO Meclis Üyesi Yavuz Aki ile birlikte, Heimtextil 2019 Uluslararası Kumaş ve Ev Tekstili Fuarı’nda stant açan ihracatçıları yalnız bırakmayıp görüş, istek ve beklentilerini dinlediklerini de dile getiren Başkan Erdoğan, “Görüşmelerden edindiklerimizi, ilgili kurumlar ile yetkililere aktardık ve varsa bir talepleri ya da sıkıntıları sonuçlandırıp ortadan kaldırmaya çalıştık. Denizli’mizin duayen sanayicileri ile de zaman zaman bir araya geldik. Türkiye’de tekstil sektörüne yön veren ihracatçılarımızın durumuyla ilgili istişarede bulunduğumuz ve engin tecrübelerinden faydalandığımız sohbetlerinden, çok şey öğrendik ve büyük keyif duyduk.” dedi.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

DTO BAŞKANI ERDOĞAN: “ÜRÜN VE TASARIMLARIMLARDAKİ GELİŞME, FİRMALARIN GÖRSELLİĞİNE DE YANSIMIŞ” Fuara dair görüşlerine başvurduğumuz Denizli Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, Denizli firmalarının stantları ile ürünlerinin büyük ilgi gördüğünü de vurguladı. Başkan Erdoğan, “Heimtextil Fuarı’yla Almanya’dan Avrupa’ya açılan ihracatçılarımız da, biz de mutluyuz... Fuarda gördük ki, ürün ve tasarımlarımızdaki iyileşme, firmalarımızın görselliğine de yansımış. Denizli stantlarındaki görüşmelerin çokluğu, 2019’la ilgili olumlu beklentilerimizin daha da artmasını sağladı. İş dünyamızın temsilcilerinin yüzlerinin gülmesi, güzel bir yıl geçireceğimize dair ümitlerimizi artırdı. 2019’un iyi geçeceğini düşünüyoruz. Denizlili tekstilcilerimiz, ihracat menzilini her geçen gün daha da artırıyor. Denizli’mizin parlayan yıldızları tekstil firmalarımız, Heimtextil 2019’un gözdesiydi. Yeni bir yılın başlangıcında, firmalarımıza ve yeni ürünlerinin gördüğü yoğun ilgi, bizleri de sevindirdi. Avrupalı alıcıların bizi tercih etmesinin sebebi, yakınlığımız ve güvene dayalı ticaret yapmamız... Bu iki avantajı, hiçbir alıcı bırakmaz. Dolayısıyla, Avrupalıların alım gücü ne kadar yükselirse, bizim ihracatımız da o kadar artacaktır. Şimdiden bereketli bir yıl diliyorum.” dedi. DENİZLİ TELEVİZYONLARI, BAŞKAN ERDOĞAN’I PROGRAMLARINDA AĞIRLADI Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, ziyaretlerin yanı sıra Denizli’nin uydudan yayın yapan televizyon kanalları DEHA TV, DRT Denizli, Pamukkale TV ve Kanal 58’in programlarına da konuk oldu; uluslararası fuara dair düşünceleri ile görüşmelerden edindiği izlenimlerini aktardı.


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

30

D

DENİB 2019’a HIZLI BAŞLADI!

enizli ve Türkiye’nin inovasyon yolculuğunda çocukların ve gençlerin katıksız fikirlerinden iş dünyasının faydalanması ve gençlere gerekli destekleri sunmak amacıyla, 2015 yılından bu yana düzenlenmekte olan Genç Mucitler Yarışmasının 4.sü için start verildi. Denizli Valisi Hasan Karahan’ın himayelerinde, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Denizli İhracatçılar Birliği işbirliğinde 4. Genç Mucitler Yarışmasının protokol imza töreni 03 Ocak 2019 tarihinde Denizli İhracatçılar Birliği’nde gerçekleştirildi.

DENİB VE İNOVASYON Ülkelerin inovasyon performansı ile ilgili düzenli olarak Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) tarafından yayınlanan rapora göre; Türkiye, Küresel İnovasyon Endeksinde 126 ülke içinde ilk 50 ülke arasında yer almaktadır. Bu sayıları yukarılara çekebilmek için DENİB olarak 2012 yılından beri düzenlediğimiz Ev ve Plaj Giyimi Tasarım Yarışmaları ile tasarım ve inovasyonun önemi için gerek Denizlili firmalar da gerekse tüm Türkiye’de farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl 1000’in üzerinde başvuru aldığımız yarışmada, bu yıl da yüksek katılım bekliyoruz. Yarışmaya katılacak öğrencilere O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

DENİB olarak “Sınırsız İnovasyon ile Potansiyelinizin Sınırlarını Zorlayın” diyoruz.

ÖDÜLLER Her sene olduğu gibi bu sene de öğretmenlerimizi unutmadık. Dereceye giren öğrencileri yarışma sürecinde destekleyen öğretmenlerine de çeşitli ödüllerimiz olacak. Ayrıca bu sene Lise Kategorisinde 1. olan öğrenci ve öğretmeninin, Messe Frankfurt firmasının sponsorluğunda, Kasım ayında Frankfurt’da düzenlenen FORMNEXT – İleri Üretim Teknolojileri Fuarına katılımları sağlanacaktır.

GENÇ MUCİTLER YARIŞMASI Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, İnovasyonu bir yaşam biçimi, kültür haline getirmek ve bu yaşam biçimini geleceğimiz olan çocuklarda ve gençlerde erken yaşlarda tesis etmenin önemli bir görev olduğunu belirterek, “Sermayenin üstünlüğüne dayalı dönem yerini beşeri sermayenin önemine bırakmıştır. Ne kadar üretirsek o kadar büyüyeceğiz. Ülke olarak hedeflerimize ulaşmamız ancak katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi ile mümkündür” dedi.


DENİZLİ’DEN HEIMTEXTIL ÇIKARMASI

DENİZLİ’DEN REKOR KATILIM Fuara ilişkin açıklamalarda bulunan DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Memişoğlu, Heimtextil 2019’da Deniz-

li’den 71 firmayla bugüne kadar ulaşılan en yüksek katılım rakamına ulaştıklarını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizden 280’in üzerinde firmanın yer aldığı Heimtextil Fuarı’nda 71 katılımcıyla Denizli’yi temsil ettik ve rekor sayıya ulaştık. Ülkemizden katılım sağlayan her dört firmadan birinin Denizli’den olduğunu söyleyebiliriz. İlimizin ev tekstilinde ne kadar güçlü bir oyuncu olduğunu bu noktada bir kez daha görüyoruz. Biz de Denizli İhracatçılar Birliği olarak Turkish Towels markamızla, bu sene dördüncü kez Heimtextil Fuarı’na katıldık. Türk havlusunun özelliklerini ve kalitesini, standımızı ziyaret eden kişilere aktardık. Öte yandan fuar alanının en yoğun noktalarına reklamlar vererek, hem markamızı tanıttık hem de Denizlili firmalarımızın bulunduğu stantlara yönlendirmeler yaptık. Umuyorum ki, ihracatçılarımız fuardan olumlu iş bağlantılarıyla dönmüşlerdir. Şimdi, çok vakit kaybetmeden önümüzdeki senenin planlamasına başlayacağız.”

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

A

lmanya’nın Frankfurt kentinde her sene gerçekleştirilen ve dünyanın en büyük ev tekstili fuarı konumunda olan Heimtextil, 8-11 Ocak 2019 tarihleri arasında düzenlendi. 2019 yılının trendlerinin belirlendiği; 3000’in üzerinde katılımcı ve 70.000’in üzerinde ziyaretçi ile dünyanın farklı yerlerinden profesyonel alıcıların, tasarımcıların, stilistlerin ve basın mensuplarının yer aldığı fuarda havlu, bornoz, nevresim, perde, döşemelik kumaş, duvar kâğıdı, yatak örtüsü gibi ev tekstili ürünlerinin yanı sıra teknoloji ürünleri ve makineler de sergilendi. Denizli’den 71 katılımcının yer aldığı fuarda, Denizli İhracatçılar Birliği 4. kez “Turkish Towels” markasıyla stand açtı. DENİB, fuarda önemli ziyaretçileri de ağırladı. Frankfurt Başkonsolosu Sayın Burak Karartı ve Frankfurt Ticaret Ataşesi Sayın Tansu Günendi, DENİB standını ziyaret ettiler ve karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Ayrıca, mevcut fuarın değerlendirilmesi ve önümüzdeki yıllarda gerçekleşecek Heimtextil fuarları ile ilgili olarak Messe Frankfurt üst düzey yetkilileri ile bir toplantı gerçekleştirildi.

31

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


SULAR KENTİ “BARTIN” ve 22.KİTAP FUARI

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

S AVA Ş Ü N L Ü

32

artın “Anadolu’nun aydınlık yüzü” olarak bilinir. Tarihsel güzelliklerini doğal güzellikler tamamlar. Sular kenti olarak da anılan Bartın, küçük, şirin, sakin bir kenttir. Her ev birer saksı gibidir. Bahçelerden sokağa sarkan, taşan ağaçların görüntüleri görülmeye değerdir. Ahşap evler geçmişten günümüze tanık olduklarını anlatmak ister gibidirler. Tarih kokan sokaklarda yitip giderken sessizliğin uğuldadığını duyarsınız. Sokak aralarında koşturan, top oynayan çocukların sesi bile sessizliğe yenik düşer. Bartın adını, koro türküleri, tanrıça Athena, muhteşem akan su anlamlarına gelen Parthenious’tan alır. Ünlü tarihçi Homeros İlyada Destanı’nda Bartınlılardan söz etmeden duramaz: “Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonialılara,/ Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan,/ Kytoros’ta Sesamos’ta otururlar,/ Parthenios Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını,/ Kentleri Kromna, Aigialos, yüksek Erythinoi’dir…” .

B

Sosyal Tesislerin Yorulmaz Temsilcileri O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

Bartın, Batı Karadeniz Bölgesi’nin merkezinde yer alır. Buradan birçok yere kolaylıkla ulaşmak olasıdır. Bir kez adım atınca başka bir yere gitmeyi istemezsiniz. İklimi her mevsim sizleri çekecek bir yapıya sahiptir. Dört mevsim rahatlıkla kentin size sunacaklarına hayran kalırsınız. Mengen’den sonra başlayan ağaç tünelleri arasında yolculuk size masalsı bir dünyayı kendiliğinden sunar. Bölgenin yeşili hiç bitmez. Yeşilin her tonuna doyarsınız. Bu rengin sevdasıyla bakışlarınız dağların doruklarında gezinmeye başlar. İlkbaharda yaşama merhaba diyen ağaçların çiçekleri karşılar kente doğru yol alanları. Güzün en çılgın renkleriyle donanmış ağaçlarda sarı, kahverengi, kırmızının yangınına tanık olursunuz. Ağaçlardan altın sarısı yapraklar başınızın üstüne bir balerin edasıyla dans ederek düşer. Saygı duymamak elde değildir sarışın bakışlı yaprağa. Alıp defterinizin, kitabınızın arasında saklarsınız. Bu başıma taç olmak istemişti ben kente girerken, demeseniz de onu görenler anlarlar… Öyle şirin ilçeleri vardır ki birine gitseniz ötekinin hatırı kalır.

Amasra, Kurucaşile, Ulus ilçeleri her bakımdan sizleri davet eder. Bu ilçelerin içindeki yaylalara gitmek isterseniz, Uluyayla, Ardıç, Gezen, Arıt yaylaları gezginlerin arayıp da bulamadığı cinsten yerlerdir. Arıt Yaylası Küre dağları Milli Parkı içerisindedir. Deniz turizmi içinde biçilmiş kaftandır Bartın’ın plajları, sahilleri. İnkumu, Çakraz, Amasra Plajları ülkemizde bilinen yerlerdendir. Amasra’da turizm olayının başlaması 1950’li yıllara rastlar. Ülkemizde çoğu yerin adı bilinmezken Amasra’ya akın akın insanlar geliyormuş… Bunların yanında Kızılkum, Mugada, Güzelcehisar, Bozköyaltı, Akkonak, Göçkün, Karaman, Tekkeönü plajlarında da yazın sıcağında rahatlıkla serinleyebilir, bir yılın yorgunluğunu atabilirsiniz. Güzelcehisar denilince bir iki satır eklemeden olmaz. Bartın’a 17 kilometre uzaklıktadır. Burada ilginizi çekecek 80 milyon yıllık lav sütunlarıdır. İşte o sütunlarla karşılaşınca şöyle bir geçmişe dönmek istersiniz. Dile kolay 80 milyon yıl öncesine… Kenti, ilçelerini birkaç günlük geziye sığdırmak zordur. Akşamleyin kente geldiğinizde kafanızı

dinleyeceğiniz bir yer vardır. Taşhan’da gönlünüze göre bir akşamı karşılarsınız. Hele mevsim yazın ilk günleriyse bahçedeki devasa ıhlamur ağacının altında oturmanın keyfi bir başkadır. Ihlamurun baygın, ama naif kokusu çok şey anlatacaktır isteyene. Hafiften bir Karadeniz esintisi, tabağınızdaki balık, bölgeye özgü mezeler… Yazar Nazlı Eray’ın, “İmparator Çay Bahçesi” adlı romanı bu handa geçer. Handan söz etmişken hanın girişinde bir kırtasiye dükkânı gözünüze ilişecektir. Burada Esen Aliş’le tanışın. Ülkemizin en eski gazetesi Bartın Gazetesi’ni çıkarmaktadır. Bu yıl 90. yılını kutluyor. Esen Aliş’in tatlı sohbetinden kent hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Taşhan’a uğrayın oranın işletmecisi Faruk Çakıner’le tanışın. Sanatçı, Bartın sevdalısı bu güzel insan sizlere çok şey anlatacaktır. 200 yıllık taş yapıda ister yemek yiyin. İsterseniz bir iki yudum bir şeyler için. Sevgili Faruk’un mekanın içerisini donatan kendi çizimleri olan resimler karşısında şaşırın. Kesinlikle mutlu olacaksınız… Ertesi sabah erkenden kalın. Ahşap yapıların arasında tarihi,

Sosyal Tesislerin Mutfak Ekibi_


kültürü, sanatı koklayarak taş kaplı sokaklarda bir sabah turu mutlaka yapın. Sabahın serin esintisi tüm bedeninize bir duş gibi gelecektir. Zamanın siyaha buladığı ahşap evlerin öyküsünü dinleyin. Bahçe duvarlarından sarkan güllerin, hercailerin, karanfillerin kokusunu içinize çekin. O çiçeklerin kokularını yitirmediklerini kolaylıkla anlayacaksınız. Kokuların arasına sıcacık ekmek kokuları da karışacaktır. Ne kadar uzakta kaldı fırından çıkan taze ekmek kokuları öyle değil mi? Dumanı üstündeki ekmekten alın kahvaltınızı onunla yapın… Salı ve cuma günleri merkeze kurulan Galla pazarına uğrayın. Pazardaki tüm satıcılar analardan, bacılardan oluşuyor. Erkek satıcıya rastlayamazsınız pek. Meyvenin, sebzenin, yeşilliğin en tazesini, en doğalını buradan alın. Salatalığın salatalık, çileğin çilek koktuğuna şaşırarak hayret edin. Pazarı ilk gezdiğimde salatalıkların kokusunun bilmem kaç metreden duyumsandığını unutmuştum. İşte orada uzun yıllar önce kaybettiğim salatalık kokusuna rastladım. Bartın’a gelmişken Amasra’da güneşin batışını izlemeden ayrılmak olmaz. Bir balık lokantasına oturun akşamüstü. Masanızda 21 çeşitli malzeme kullanılarak yapılan ünlü Amasra Salatası. Bu salata tezlere konu olmuş, üzerine araştırmalar yapılmıştır. Izgara balık, manda yoğurdu, belki bir parça kavun, peynir… Canınız ne isterse onu için. Salatanın, balığın enfes lezzeti başka bir şeyi gerektirmez. Güneş, hafiften güne el sallarken ormanlardaki renk yangınını kıskandıracak baş-

Sevgili Dostum Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın ve Tiyatro Yönetmeni Zafer Gecegörürle..

ka bir yangın başlamıştır ufukta. Güneş renk senfonisiyle köşesine çekilirken tüm denizi de boyamıştır allı güllü… Bir süre sonra bakarsınız ki tüm yıldızlar üşüşüvermiş başınızın üstüne. Denizde yakamozlar, gökyüzünde yıldız çiçeklerinin çılgın korosu. Hepsi birden göz kırparlar. Ay uzun huzmelerini yakmış, zifiri karanlıkta hükmünü sürdürmektedir. Bir süre sonra elinizdeki bardağı aya uzatın, ayın akan renginden doldururun. Beyaza bulanmıştır, gümüşi bir beyazlık bardağınızda size gülümser. Yakamozlar bunu kaçırmazlar, denizden flaşlar patlar gözünüze, gözünüze… Fatih Sultan Mehmet’in Lalası’na sorduğu soru kulaklarınızda yankılanır: “Lala, Lala Çeşm-i Cihan bura mı ola…” Orhan Veli’nin dizeleri insanın belleğinden dökülür: “Deli eder insanı bu dünya,/ Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,/ Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.” Her gün bir başka güzellikle geçer. Tuz renginden sıyrılmıştır zaman. Bir haftaya zor da olsa sığdırmaya çalışırsınız gökkuşağının renklerini. Sular kenti Bartın’dan ayrılış vakti gelmiştir. Gideceğiniz gün yağmur damlarını duyumsarsınız. Sizin kenti sevdiğiniz gibi kentte sizi sevmiştir. O damlalar gökyüzünün gözyaşlarıdır. Kendi

kendinize söz verirsiniz. Bir dahaki sefere daha uzun süre kalacağım… Bu güzel, şirin kente güzel bir yönetici gerek. Belediye Başkanı Cemal Akın, kısaca herkesin dilinde olan Cemal Başkan. İşi gücü hizmet olan bir gönül insanı. Adam gibi adam, yüreği sevgiyle donanmış, attığı her adımda bunu duyumsatan, az bulunan yöneticilerden. Makam odasının kapısı sürekli açıktır. Sürekli yenilikler peşinde koşuyor. Toplumdan kopmamış. Her hafta düzenli olarak mahallelerde kahvaltılar düzenliyor. Sorunları birinci ağızdan dinliyor. Sorunlar kısa sürede çözüme ulaşıyor. Gerçi halkın içinde olduğundan az da kullansa odasını, ona ulaşmak için Çin Seddini aşmanıza gerek yoktur. O her zaman yanınızda her zaman yakınınızdadır. 22. Bartın Kitap Fuarı açılışında şöyle demişti: Bir şehirde kitap fuarı olmazsa iş yapıyoruz diyemeyiz. Önce kültür, gelecek nesilleri yetiştirmenin yolu kitaptan, okumadan geçer. Bartın çok şanslı bir şehir. Dört başkan da bu fuarı geliştirmek için elinden geleni yaptı. Gençler tarafından kurulan bu fuara yerel yönetimlerin sahip çıkması ne güzeldir…” Doğru söylemişti Cemal Başkan, önemli bir saptamaydı. Başkan-

lıktaki ikinci döneminde-üçüncü döneme hazırlanıyor, kazanacağı kesin- kitap fuarını daha bir güzelleştirdi. Gelen konuklar memnun. Yatacak yerler, oteller evleri aratmıyor. Belediyenin mutfağından yemekler özenle yapılıyor. Bartın Belediyesi Dinlenme Evi, bu işlerin altından kolayca kalkıyor. Tesis müdürü Burak Kirenci’nin öncülüğünde tüm işleri kotarıyor. Tesisin çalışanları Nermin Dika, Fatma Kara, Serpil Koç’tan oluşuyor. Halkla ilişkiler bölümü fuarın yükünü çekenlerdendi. Sosyal işler müdürlüğünde Mehmet Çevik, Selahattin Kalafat, halkla ilişkiler bölümünde Selman Gökcan, Ali Ogün Yoğurtçu, Emir Can Sucu, Turgay Karatoprak epey ter döktüler. Emir Can Sucu’nun çabaları unutulacak gibi değildi. Başkan Özel Kalem Müdürü Sevgi Salcı da geçmişten günümüze fuara büyük emekleri vardır. Fuarın ilk kuruluşunda yer alanların arasındadır. Bartın ve halkı fuarı o kadar çok önemsemişler ki 23. Kitap Fuarı için şimdiden kollar sıvanmıştır. Bir yolunu bulup Bartın’ı ziyaret edin. Kitap fuarı döneminde giderseniz kendinizi daha bir şanslı sayın. Ruhunuzun, kafanızın, bedeninizin dinlendiğine tanık olun… O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Kitap Fuarının Kurucularından Sevgi Salcı ve Biricik Kızı Mine Liza

33


L A R A F O R M S PA’ D A

İ Z İ N İ D KEN ! N I T R A ŞIM

GELİN HAMAMI KEYFİ Gelin hamamı, Osmanlı’dan itibaren günümüze kadar ulaşmış en sevilen geleneklerden bir tanesidir. İşte bu hoş ritüel, özellikle son yıllarda daha da popüler bir hal aldı. Eski zamanlarda bu geleneğin amacı sadece gelin adayını inceleme de olsa; gelin hamamı şimdilerde düğün öncesi stresi atmak ve eğlenceli vakit geçirmek için düzenlenen bir organizasyon haline geldi. Hamam keyfini layığıyla yaşamanız için size bu hizmeti en kaliteli haliyle sunabilecek bir yerde gerçekleştirmeniz gerekiyor. İşte Lara Form SPA, size gelin hamamı konusunda pek çok farklı hizmet sunuyor.


BAY VE BAYANLAR İÇİN AYRI SAATLERDE REZERVASYON YAPILIR

Geline ve misafirlere geleneksel kese köpük hizmetinin yanı sıra, çok özel imkanlarda sunuluyor. Gelin adaylarını ve misafirleri girişte taze meyve ve kuruyemişlerden oluşan bir tepsiyle karşılanıyor. Hamam sefasında detoks etkili şerbetler, hamam sonrasında ise adaçayı ve lavanta kolonyası ikram ediliyor. Eğlence için getirilen ikramlar misafirlere açık büfe şeklinde sunuluyor.

Rezervasyon: 0258 263 63 22 | 0530 942 57 57 Altıntop Mh. 1593 Sk. No: 4/1 Çaybaşı-DENİZLİ

ŞUBA

MERKEZ

Siz de gelin hamamı, kına gecesi, bekarlığa veda partisi gibi organizasyonlarınızı Lara Form SPA’da gönül rahatlığıyla gerçekleştirebilirsiniz.

Rezervasyon: 0258 241 10 11 | 0532 064 35 11 Grand Denizli Hotel Saraylar Mh. Cumhuriyet Cd. No:6 Denizli


Dr. Hakan TÜRKOĞLU KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

36

CİLT PROBLEMLERİNE ETKİLİ DOKUNUŞ

FRAKSİYONEL KARBONDİOKSİT LAZER EDİR, NASIL ETKİ EDER? CO2 Fraksiyonel lazer, deriye 10600 nm dalga boyuna sahip lazer ışığını minik çaplı sütunlar halinde göndererek deride kontrollü güvenli ısı hasarı yaratan bir tedavi yöntemidir. Sütun halindeki hasar alanlarının etrafındaki hemen yanındaki kısımlar sağlam kalırlar. Sağlam alanlarda bulunan hücreler tarafından deri hızla onarılarak yeni ve pürüzsüz bir cilt oluşması sağlanır.

N

HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR? * Sivilceler * Akne izleri * Leke tedavisi * Jilet, ameliyat, yara ve skar izlerinin tedavisi * Cilt yenileme ve yaşlılık izlerini giderme * Kırışıklık tedavisi * Göz altı gevşekliklerini giderme * Ben Nevüs ve Siğil tedavisi * Gözenek küçültme * Çatlak tedavisi FRAKSİYONEL KARBONDİOKSİT (CO2) LAZER UYGULAMASINDA TEDAVİ KAÇ SEANS SÜRER? Hekim kendi deneyimi doğrultusunda hastalığın şiddeti ve genişliğine göre cildin yüzde kaçını tedavi edeceğine karar O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

verir. Tedavi genellikle 1-4 seans kadar sürebilir. UYGULAMA ESNASINDA VE SONRASINDA NASIL BİR DURUM OLACAK? Uygulama anestezi gerektirmeyen, ağrısız bir işlemdir, hafif bir yanma hissi verebilir, bu his epilasyondan çok daha az olmaktadır. Sonrasında uygulama yapılan bölgede kızarıklık ve hassasiyet oluşur. Hassasiyet aynı gün içerisinde tamamen geçer. Kızarıklık uygulamanın ardından başlar ve 24–48 saat içinde kaybolur. 48 saatin sonunda da çok hafif bir kabuklanma meydana gelebilir. Kabuklanma yaklaşık 4. günde geçecektir


D

enizli’nin en elit kuaförlerinden Passionis 15 kişilik ekibi ve davetlilerle 2. yılını verilen muhteşem bir kokteylle kutladı. Denizli’de 2 yıldır hizmet veren Denizli’nin en iyi kuaförlerinden Passionis 2. yılını görkemli bir kokteyle kutladı. Geçen ay gerçekleşen görkemli kokteyle bir çok katılım oldu. Siyah giyim konseptli kokteylde eşsiz bir gün geçirildi. Tuğçe Tetik ve Gökhan Tetik güler yüzlü ekibiyle hizmet vermeye devam ediyor.

Tuğçe Tetik ile yaptığımız röportajda şunları söyledi; “İnanın şu anın tarifi yok... Siz tabi şu an sadece bu fotoğraf karesindeki bizim mutluluğumuzu görüyorsunuz ben ise karşımdaki bizimle gurur duyan kocaman bir aileyi.. Bir başarı varsa bu ekibimiz sayesindedir. Bizi böylesine güzel bir günde yanlız bırakmayıp yanımızda olan herkese teşekkür ederiz’’ dedi. Bizde Still Life Dergisi olarak kendilerine başarılarının devamını dileriz.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

SALOON PASSIONIS’TEN MUHTEŞEM 2. YIL KUTLAMASI

37


Büyük Aşklar BİRBİRİNE MÜHÜRLENMİŞ KALPLER

TARİHİN UNUTULMAZ AŞKLARI

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

İnsanın en güçlü duygularından biridir aşk ve öylesine tılsımlıdır ki onu anlatmaya sözcükler yetmez. Her aşk özel ve güzel olsa da tarihe mal olmuş kimi aşklar var ki insanda hayranlıkla birlikte gizli bir kıskançlık da uyandırır. Zamanla birer efsaneye dönüşmüş ölümsüz aşklara her kültürde, her toplumda rastlamak mümkün. Yüzyıllardır nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşmış efsanevi aşkları siz okurlarımız için derleyeceğiz. İşte onlardan ilki:

38

ZEYNEP KAMİL HASTANESİ’NİN GERÇEK HİKAYESİ

155 yıllık aşkın öyküsü Zeynep Kamil Hastanesi 1862'de kuruldu ve bulunduğu semte de adını verdi. Ancak bu hastanenin hikayesi biraz farklı. "Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi” adıyla bilinen o yer aslında ölümsüz bir aşka ev sahipliği yapmakta. Mısır’da doğan ve İstanbul'da sona eren bir sevginin hikayesini barındırıyor.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


usuf Kamil Paşa ile eşi Zeynep Hanım tarafından özel mülklerinde hastalara ücretsiz hizmet vermek amacıyla yaptırılmış olan Zeynep Kamil Hastanesi, Üsküdar’ın sağlık hizmetini günümüze kadar sürdürebilmiş en eski sağlık kuruluşudur. Bir diğer özelliği de İstanbul’un ilk özel hayır kurumu olmasıdır. Zeynep Hanım Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kızıdır. 1862 tarihinde Nuh Kuyusu semtinde bostan tarlası olan arsa hastane yapılmak üzere alınmıştır. Ambleminde Zeynep-Kamil hastanesinin kuruluş tarihi 1862 yazmaktadır. 18’inci yüzyılın Ferhat ile Şirin’i olarak bilinen Zeynep ve Kamil’in hayatı bir hikaye değil gerçek.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Y

İŞTE 155 YAŞINDAKİ HASTANENİN HİKAYESİ... Genelde masallarda olur böyle aşk öyküleri. Ya da eski Türk filmlerinde… Yoksul delikanlı, güzeller güzeli prensese aşık olur… Bizimki de böyle bir öykü… Ama gerçek! Tarihin sevgi bahçesinde yeşeren bir izdivaç… Sürgünlere, tehditlere direnen, acıyı bal eğleyen bir aşk… Mısır’da doğan, İstanbul’da ölümsüzleşen bir yüce sevda… Prensesimiz Züheyla Zeynep… Yoksul delikanlımız ise Yusuf Kamil… O zaman başlasın hikaye… Yusuf Kamil yoksul bir ailenin çocuğuydu. Malatya’nın Arapgir’inde doğdu ve küçük yaşta yetim kaldı. Amcası Osman Paşa onu yanına aldı, okuttu. Zeki, becerikli, dürüst ve çalışkandı. Bilgi ve yetenek olarak yaşıtlarından farklıydı. 21 yaşında Divan-ı Hümayun Kalemi’ne katip oldu.

4-5 yıl İstanbul’da çalıştıktan sonra Mısır’a Vali Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın sarayına atandı. Züheyla Zeynep… Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın 3 kızından biriydi. Hidiv Sarayı’nın prensesiydi. Duygusaldı, narindi. Yüreği insan sevgisiyle

doluydu. Kahire’nin yoksullarına yardım eder, herkesin dertleriyle ilgilenirdi. Büyüdükçe güzelleşti. İsteyeni çoktu ama babası üstüne titriyor ve kızına layık ince ruhlu birini arıyordu. Kader Yusuf Kamil ile Züheyla Zeynep’i Kahire’de buluşturdu. Katip Kamil, Hidiv Sarayı’nda işe başladıktan sonra Vali Mehmet Ali Paşa ile tanıştı. Kısa sürede gözüne girdi, güvenini kazandı. Konuşması ve yazılarıyla öylesine etkiledi ki bir süre sonra Mısır Hazinesinin katibi oldu. Yeni görevi nedeniyle sık sık valinin yanına çıkıyor ve kızı Züheyla Zeynep’i görüyordu. İkisi de birbirinden etkilenmişti. Yusuf Kamil ne zaman valinin yanına çıksa, Zeynep’in yüzü kızarıyor, kalbi sanki yerinde duramıyordu. Gel zaman, git za-

man Kamil, Mehmet Ali Paşa’nın evladı gibi oldu. Sürekli rütbe atlıyordu. 30’lu yaşlara gelince artık albaydı ve bir gün Paşa çağırdı Kamil’i yanına “Zeynep ile birbirinize yakışıyorsunuz. Kızımı sana nikahlıyorum” dedi. Dillere destan bir düğün yapıldı ve prenses Zeynep yoksul delikanlı Kamil’e nikahlandı ancak sarayda bu evliliğe karşı çıkan çoktu. Kim oluyor da bu Kamil denen sıradan 39 bir halk çocuğu Kavalalı ailesinden kız alıyordu. Nikah öylesine tepki almıştı ki Sarayın huzuru kaçmıştı. Mehmet Ali Paşa ortalık yatışsın diye Kamil’i kısa süreliğine İstanbul’a gönderdi. 1845 yılıydı. Sultan Abdülmecid, kızı Adile Sultan’ı evlendiriyordu. Kamil bizzat sultana Mehmet Ali Paşa’nın tebriklerini ve hediyelerini sunacaktı. Sultan ile aralarında sıcak bir dostluk oluştu. Abdülmecid onu Mirimiranlık (beylerbeyi) rütbesine yükseltti. Kamil Mısır’a geri döndüğünde bütün kayınbiraderleri ile Mısır’ın ileri gelen eşraf ve devletluları kendisine cephe almıştı. Bir süre sonra Kamil ile Zeynep’in mutlu hayatı kabusa dönüştü. Önce Mehmet Ali Paşa, ardından yerine geçen oğlu İbrahim Paşa öldü. Yeni vali Abbas Paşa, Kamil’e diş bileyenlerin başında geliyordu. Koltuğa oturur oturmaz Kamil’e boşanacaksın dediler. Direnince Asvan’a sürgüne gönderdiler. Hastalandı, doktor istedi vermediler. “Ya boşanacaksın ya zindanı boylayacaksın” dediler.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

40

Tam zindanı boylayacakken prenses Zeynep’in gönderdiği terliği aldı Kamil ve terliğin astarındaki gizli aşk mektubunu okudu. “Hastasın, zindana girme. Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim.” Kamil bu satırları okuduktan sonra gönül rahatlığıyla ve hiç tereddüt etmeden kendisine zorla uzatılan boşanma belgesini imzaladı. Zaman su gibi aktı. Kamil’in sürgündeki üç ayı dolmuştu. Bir yolunu buldu ve Sultan Abdülmecid’i durumundan haberdar etti. Çok sinirlenen sultan Abdülmecid, Mısır Valisi Abbas Paşa’ya sert bir ferman gönderdi. “Bizzat kendin Asvan’a gidip, Yusuf Kamil’i sağ salim buraya göndereceksin.” Ferman padişahındı. Sürgün bitmiş, Kamil İstanbul’a dönmüştü. Sıra prenses Zeynep’i getirmeye kalmıştı. Yine bir yolunu buldu ve derdini sultana açtı. Abdülmecid, Abbas Paşa’ya yine bir ferman yolladı. “Tez elden Züheyla Zeynep hanımı İstanbul’a gönder.” Abbas Paşa tez elden gönderdi Prenses Zeynep’i. Yıllar sonra Kamil ile Zeynep nihayet birbirine kavuşmuştu. Eski evlilere ikinci kez nikah kıyıldı. Damadın şahidi Sadrazam Reşit Paşa, gelinin şahidi ise ŞeyhüO C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

lislam Arif Hikmet Bey oldu. Üsküdar’da bir yalıya yerleştiler. Zeynep, kocasına kavuşmasının mutluluğuna tutunmuş, iyiliklerini de artırmıştı. Nerede bir şeye ihtiyaç var, koşuyordu. Tüm bu iyiliklerin ve aşklarının arasında yaş aldılar. Ama bir çocukları olmadı işte. Onlar da hayıflanmak yerine birçok yetime ana baba oldu. Sonra Üsküdar Nuhkuyusu’nda bir arsa aldılar ve 100 yataklı bir hastane kurdular. Hastalar burada ücretsiz bir şekilde şifalarını buldu. Geri kalan her şey de en ufacık bir noktasına kadar düşünülmüştü. Göz kamaştıran bahçesi, külliyesi… Hatta külliyeyi bir de camii ile taçlandırdılar. Hatta zamanı geldiğinde yan yana ölümsüz aşklarıyla yatacakları türbeyi bile unutmadılar… 155 yıl sonra bugün, hastanenin bahçesindeki türbede Prenses Zeynep ile yoksul delikanlı Kamil yan yana yatmaktadır. Çok insan Zeynep Kamil’i tek bir kişi sanır. Oysa bu hastane bize Zeynep hanım ile Kamil beyden kalan bir hatıradır. 1862’de kurulmuş bu hastane, bugün bulunduğu semte de adını veren, “Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi” adıyla bildiğimiz o yer. Mısır’da

doğan, tarihin sevgi bahçesinde yeşeren ve İstanbul’da ölümsüzleşen bir aşktır “Zeynep Kamil Aşkı” Onlar 18’nci yüzyılın “Ferhat İle Şirin’idir... Ve bu aşk hikâyesi efsane değil, gerçektir… 155 yılda 1,5 milyona yakın doğumun gerçekleştiği Zeynep Kamil Çocuk Doğum Hastanesinde doğan, Barış Manço, Bülent Ersoy, Burcu Esmersoy, Zara, Nadide Sultan ve Murathan Mungan gibi meşhur olmuş çok sayıda

siyasetçi, sanatçı ve sporcu bulunuyor. Üsküdar’ın Zeynep Kâmil semtine adını veren Zeynep Kâmil Çocuk Hastanesinde, yüzyılı aşkın bir süreden buyana dünyaya gelen tüm kız bebeklerin göbek bağları Zeynep, erkek bebeklerin göbek bağları ise Kâmil adıyla kesiliyor…


PROJECT

ORTAK AKLA

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

ÇOK ÖNEM VERİYORUZ nşaat söktörüne yeni bir yaklaşım ve çözüm önerileri sunan Key Project, 2016 yılında şehrimizin önemli mimarlık ofislerinden Şenel Mimarlık Ofisi ve yine inşaat sektörünün önemli temsilcilerinden Ulus İnşaat’ın ortaklığı ile kuruldu. Yapı söktöründe yılların bilgi birikimine sahip iki köklü firmanın başka bir çatı altında ortaklık kurmasını İbrahim Şenel şu şekilde özetliyor: “Biz enerjiminizi birleştirdiğimiz ortak akla çok önem veriyoruz. Ortak akılla iş üretmenin değerine önem veriyoruz ve bu değeri de biliyoruz.”

İ

42

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


Still Life: Ulus İnşaat ve Şenel Mimarlık olarak ortak çatı altında Key Project firmasını kurma fikri nasıl oluştu? Key Project, aslında yeni ama geçmişi 20 yıllık bir periyoda dayanan iki firmanın ortaklığıdır. Şenel Mimarlık olarak Denizli’de hizmet veren bir proje firması ile yine Ulus İnşaat adı altında hizmet veren bir taahhüt firması mevcuttu. Bunu yaklaşık 4 yıl kadar önce ortak çatı altında birleştirelim, bir şirket ortaklığı haline de dönüştürelim niyetiyle yola çıktık. Key Project her iki firmanın ortak firması durumunda. Ulus İnşaat hala mevcudiyetini, özel ticari faaliyetlerini yürütüyor. Şenel Mimarlık kendi mevcudiyetini ve proje faaliyetlerini yürütüyor. Still Life: Peki ortaklık yapınızdan bahseder misiniz? Diğer ortaklarınızı tanıyabilir miyiz?

Key Project’te, Şenel Mimarlık Ofisi’nden Mimar İbrahim Şenel ve Mimar Burhan Şenel ile Ulus İnşaat’tan İnşaat Mühendisi Serhat Çatalbaş ve Mimar Fikri Özdil oluşturuyor ortaklığımızı. Ticari ilişkilerimizin dışında kişisel olarak da ciddi dostluğumuz mevcut. Bizim enerjimizi birleştirdiğimiz ortak akla çok önem veriyoruz. Ortak akılla iş üretmenin değerine önem veriyoruz ve bu değeri de biliyoruz. Still Life: Peki Key Project sektördeki hangi boşluğu dolduruyor? Bir yanda taahhüt yapan diğer yanda proje yapan iki firmanın, Denizli özelinde belirli bir tanınırlığı, birikimi, güvenirliği ve potansiyeli olduğunu düşünüyorduk. Bu potansiyeli nitelikli yapı üretimi ve bu üretimi pazara sunmak adına değerlendirmek istedik. Bilgi birikimi, tecrübe ve vizyonumuzu bir araya getirmenin yararlı olacağına inandık. Çalışmalarımızı ilk

etapta konut sektöründen önce iş yeri yani nitelikli sanayi yapıları üretip satmak üzerine yaptık. Bundaki temel beklentimiz ise şuydu: Denizli’de konut sektörü belli bir niteliğe, kaliteye kavuşmuştu ve bu anlamda pazara iyi ürün süren pek çok da aktör var. Yani nitelikli konut satınalmak istediğinizde Denizli’de 15 yıl önce elinizde 3-4 tane şeçenek varken bugün çok fazla seçenek mevcut. Şimdi biz buradaki rekabet ortamında zaten vardık ancak nitelikli yapı anlayışının iş yerilerine bilhassa sanayi yapılarına da taşınması gerektiğini düşündük. Çünkü Denizli öyle veya böyle çok ciddi bir sanayi kenti. Bir çok sanayi kuruluşu var. Ancak sanayi yapılarının kalitesine, niteliğine baktığımızda Denizli’nin sanayi niteliğini, sanayicilik kalitesini çok da ortaya çıkaran yapılar olmadığını farkettik. Tabi ki çok nitelikli fabrikalar var, hakikaten teknolojiyle çok bütünleşmiş sanayi yapıları var. Bizim kastettiğimiz daha küçük sanayi yapıları ve siteleşmiş küçük sanayi yapıları. Biz ortaklığımızın ilk projelerini küçük sanayi siteleri yapmak şeklinde kurguladık. Bu anlamda 4 ayrı projeyi gerçekleştirdik, tamamladık ve sattışını bitirdik. Still Life: Küçük ve orta ölçekli nitelikli sanayi yapıları yapmanın dışında konut sektöründen de ayrılmış değilsiniz. Sanayi yapısı yapmakla yetinmiyoruz. Biz konut piyasasında hiç olmayacağız demiyoruz. Bizim müşteri portföyümüzün içerisinde ciddi bir sanayici projfili var ancak konut var mı diyen müşteri profiline karşı da biz konut yapmıyoruz diyemeyiz. Konut sektörünü tamamen bırakmadık ve devam eden iki tane projemiz var. Bunlardan biri önümüzdeki Mart ayında teslim edeceğimiz 26 daire ve 1 ofisten oluşan site projesi ve diğeri de yine 18 dairenin olduğu daha üst gelir grubuna hitap O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

AŞİYAN KONUTLARI

43


etmeyi planladığımız başka bir projemiz mevcut. Her ikisinin de faaliyeti devam ediyor.

ÇAMLIK OFİS

SEMBOL KONUTLARI

Still Life: Peki inşaat sektörü şu an ne durumda? Gerçekten bir krizle karşı karşıya mıyız? Şu anda sektörün yaşadığı sıkıntı, aslında Türkiye’nin yaşadığı sıkıntı, buna sıkıntı demek doğru değil, bu bir kriz. Öncelikli olarak konut sektörünü vuruyor. Biz, Hacıeyüplü tarafında Bozburun tarafında 10-12-14 tane olmak üzere küçük sanayi sitelerini yapıp satarken açıkçası pazarda çok büyük problem hissetmedik. Konut satışı konusunda yükselen faizlerle birlikte vatandaşın alım gücünün oldukaça düşmesi sebebiyle ve piyasada para kalmaması sebebiyle ve en önemlisi Denizli’de ciddi miktarda konut stoğunun olması sebebiyle, konut piyasasında ciddi bir daralma sözkonusu. Biz de bu daralmadan nasibimizi alıyoruz. Bu nasıl bir sıkıntı ve buradan nasıl çıkılabilir? Tabi bu bireysel olarak bizim alacağımız tedbirlerle olmayacak. Pek çok müteahhit arkadaş gibi biz de firma olarak kendimize yönelik tedbirler alıyoruz. Satışa yönelik fiyat avantajları gibi bir takım avantajlar sunmaya gayret ediyoruz ama her ne olursa olsun pazara sunduğumuz malın da bir alıcısı var ve bu alıcının da bir alım gücü var. Bunların örtüşmesi şu aşamada çok parlak sonuçlar vermiyor ve verecek gibi de görünmüyor açıkçası. Still Life: Karamsar bir tablo çiziyorsunuz. İyimser olmamızı gerektirecek bir done bulamıyoruz. Eskiden şöyle şeyler yaşardık: yılbaşına kadar sıkıntılı yılbaşından sonra açılır. Seçim var, seçimden sonra şartlar değişir, bayram var, bayramdan sonra iyi olur. Şimdi böyle takvimler koyamıyoruz. Önümüzde bir seçim var ama kimse seçimden sonra işler açılır diyemiyor. 2019 yılını şimdi-

den ölü yıl olarak nitelendirmeye başlayanlar var. Biz firmalarımız olarak gerek ekonomik yapımızla gerekse de sunmaya çalıştığımız kalite anlayışımızla piyasada varolmaya çalışıyoruz. Tabi ayağımızı yorganımıza göre uzatıp bir takım yatırımlarımızı hesaplarken belli parametreleri daha karamsar görmek zorundayız. Hiç bir kriz sonsuz değil, hiç bir refah ortamı da sonsuz değil. İllaki krizler, sıkıntılar oluyor ama arkasından bir refah dönemi de oluyor. Still Life: Denizli’de ciddi oranda konut stoğu olduğundan bahsettiniz. Bunun sebebi nedir? İnşaat piyasasında o kadar çok vasifsız aktör varki! İnşaat yapmanın para ettiğini gören herkes inşaatçı oldu. Türkiye’deki inşaat piyasasındaki temel sorunlardan birisi müteahhitlik yasasının olmamasıdır. Siz önümüzdeki hafta müteahhit olmak istediğinizde bunu engelleyecek bir yasa yok. Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nden aldığınız bir belgeyle müteahhit olabiliyorsunuz. Bu işlere soyunan kişilerin teknik yeterlilikleri, ekip yeterliliği, finansman gücü bunlarla ilgili bir sınırlandırma söz konusu değil. Bankaya teminat sunmak gerektiğinde bankalar belli bir yasa çerçevesinde değil o vatandaşın kendi ticari karnesine göre işlem yapıyor. Bunların hepsine düzenleme getiren bir yasa olsaydı pervasızca betonlaşma ve inşaat söktörünün pervasızca büyümesi söz konusu olmazdı. Still Life: Müteahhitlik yasası ile ilgili bir çalışma var mı? Aslında böyle bir çalışma 5-6 yıl öncesinden vardı. Müteahhitlik yasasıyla ilgili taslak da hazırlandı ancak bu ne hikmetse Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelip de yasalaşacak bir hale dönüşemedi. Ancak müteahhitlik yasası olmazsa olmazımız. Belki bu çalkantının sonunda devlet takkeyi önüne koyup da

EGE SANAYİ SİTESİ PIRLANTA SANAYİ SİTESİ

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


na karşıyız. O bahçe halk içindir, halk onu nasıl doğru kullanacaksa ona göre planlama yapılsın. Yeşilin, doğanın üzerinden siyasat yapılmamalıdır.

en azından buradan böyle bir sonuç üretebilir mi? Ama bu konuda da kötümserim. Devletin bu konuda bir çözüm üretebilecek yaklaşımda olduğuna inanmıyorum. Olursa da biz yanılmışız deriz ve bu yanılgıdan da çok mutlu oluruz. Still Life: Modern hayatla birlikte kentlerde yaşayan insanların en büyük sıkıntısı doğadan kopmak. Hem şehirde yaşayıp hem de doğadan uzaklaşmamak için nasıl bir inşaat sektörüne ya da mimari planlamaya ihtiyacımız var? Aslında bu dediğiniz şeyin çaresi ne inşaat sektöründe ne de mimarda. Bu dediğiniz şey daha bütüncül bir planlama konusu, yani kentsel planlamadan söz ediyoruz. Çünkü biz mimarlar olarak parsele dönüşmüş alanlarda, eni boyu belli yerlerde bir üretim yapmaya çalışıyoruz. Bu üretimin herşeyi çok net ve keskin bir biçimde yönetmeliklerle tariflenmiş durumda. Ben istesemde istemesemde o parselde yeşil alan bırakıyorum veya bahçe alanı bırakıyorum. Kentin ve doğanın iç içe

geçmesi meselesi kent planları hazırlanırken çözülmesi gereken meseleler. Orada tanımlayacağıınız park alanları, yeşil alanlar, regreasyon alanları, yolları tanımlamanız veya kurumsal alanları belirlemeniz bunların hepsi yerel idarelerin elinden çıkacak bir takım çözümlerle mümkün. Kentsel planlamayı yerel idare yapar. Denizli’nin bu derdine çare olmak için bugün başlasanız sonuçlarını 25 sene sonra ancak alabilirsiniz. Çünkü bizim bugünkü durumumuzun sebebi bundan 25 yıl önce alınan kararların sonucudur. Tabi ki sorunlar bir çırpıda çözülebilecek sorunlar değildir ama artık bugün ihtiyacımız olan şey kentleri yönetenlerin bambaşka bir vizyon ortaya koyması. Still Life: Millet Bahçeleri olarak isimlendirilen çalışmalar kentlerin yeşil alan ihtiyacını karşılayabilir mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Millet bahçelerinin çok siyasallaştırıldığını düşünüyoruz. Biz öyle bir bahçenin millet bahçesi, devlet bahçesi diye tanımlanması-

Engelli olun veya olmayın yaşadığınız konuta 7- 8 basamakla çıkmak zorunda kalıyorsanız; o konut ne kadar lüks olursa olsun bize göre konforlu değildir. Yeşil alana çabucak ulaşamıyorsanız bu konfor değildir. Mesela artık gözardı edemeyeceğimiz ciddi bir enerji meselesi var. Enerji anlamında kendi kendine yetebilen yapılar üretmemiz lazım. Artık bu tarz şeylere dikkat eden bir mimariyi benimsememiz gerekiyor. Aslında çok üst düzey bir teknolojiden bahsetmiyoruz. Yerli ve milli bir mimariden bahsediliyor. Eğer geçmişe referans veren veya referanslarını geçmişten alan bir yapı yapacaksam sadece süslemesini yapmamalıyım. Yapının klimatize edilebilmesine de bakmalıyım. Bir yapının ne kadar soğutulabildiği ne kadar ısıtılabildiği tasarımıyla başlar. 90 metrekarelik evlerde de insanlar konfor yakalayınca mutlu olabilir ama 300 metrekarelik bir evde konfor şartları sağlanmıyorsa; çok lüks bir evdir belki ama insanlar mutlu olamayabilir. Still Life: Bu keyifli sohbet için teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Biz de teşekkür ederiz.

PROJECT

T.: 0258 211 47 70 F.: 0258 211 46 78

Çamlaraltı Mah. Mimarlar Sok. 3/C Emre Apt. Pamukkale, Denizli

0258 263 33 46 0 530 737 41 11

Çamlaraltı Mahallesi Fakülte Caddesi No: 25 Pamukkale / Denizli info@keyproject.biz

T.: 0258 213 77 44 Mehmetçik Mahallesi Muammer Aksoy Caddesi No: 89 Denizli info@ulusinsaat.com

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Still Life: Siz bir mimar olarak yaşam alanları tasarlıyorsunuz. Sizin bir yaşam alanından beklentiniz nedir? Bizim bir yaşam alanlarından beklentimiz tamamen konfordur. Konforda lüks demek değildir. Bugün karıştırılan bir kavram var. İnsanlar lüksü konfor zannediyor ama değil. Mesela engelsiz erişim çok önemli bir konfordur.

45


TÜRKİYE’DE BULUNAN EN ETKİLEYİCİ

15

İK J O L KEO

AR

"Kültür Varlıkları Yerinde Güzeldir" Anadolu toprakları, çok eski zamanlardan beri insanların yerleştiği yerlerden biri olması bir çok uygarlığın bu bölgede yaşamalarının ve aynı zamanda bir çok tarihi eser bırakmalarının nedenidir. Bu yüzden ülkenin her yanında tarihi eserlere rastlamak mümkündür. Ne yazık ki tarihi açıdan çok zengin olan bu topraklarda çıkarılan birçok tarihi eser de,

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

kaçırıldıkları ülkelerde sergileniyor. Birbirinden ilginç yöntemlerle yurt dışına kaçırılan tarihi eserler uluslararası anlaşmalara rağmen iade edilmiyor. Kültürel varlıkların korunması için 1970 UNESCO Sözleşmesi, Avrupa Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara rağmen, "kültür varlıkları yerinde güzeldir" anlayışından uzak birçok ülke, Anadolu topraklarından çıkarılan tarihi eserleri iade etmemek için direnirken, bu tarihi eserlerin Türkiye'ye geri getirilmesi için mücadeleler de sürdürülüyor.

R E S E


Karun’un en değerli 01 hazinesi: ‘Kanatlı Denizatı’ Karun Hazinesi'nin en önemli parçası olan ''Kanatlı Denizatı'' broşu 2013'te Türkiye'ye iade edildi. 2006'dan bu yana da, yurtdışında Interpol aracılığıyla aranan som altından ve milyonlarca lira değerindeki mücevherin, Almanya'da bulunduğu açıklanmıştı. Kanatlı Denizatı Broşu, milattan önce altıncı yüzyıldaki Lidya Kralı Krezüs'ün hazinesine ait. Hazine o dönemdeki eşsiz serveti işaret etmek üzere "Karun Hazinesi" olarak adlandırılıyor. Broş, saf altın ve gümüşten el yapımı 451 parçadan oluşan Karun Hazinesi'nin en değerli parçası olarak kabul ediliyor.

Diyarbakır il sınırları içinde bulunan Ziyaret Tepe arkeolojik kazı alanından iki yıl önce çıkarılan kil tabletteki yazının 2,500 yıl önceye dayanan unutulmuş bir dil olduğu tahmin ediliyor. Ziyaret Tepe höyüğündeki kazı çalışmaları sırasında çıkarılan kil tablet üzerindeki çalışmalar uzun yıllar devam etti. Tabletin üzerinde Asurca çivi yazısı ile yazılmış 60 kadın ismi var.

Tablet bilgisayarın atası 03 Yenikapı’dan çıktı Yenikapı’daki Marmaray kazısı sırasında ortaya çıkan eserler, İstanbul’un tarihi mirasını 8 bin 500 yıl öncesine götürdü. İstanbul Üniversitesi (İÜ) tarafından yürütülen projede, replikası yapılarak yüzdürülmesi düşünülen batık gemiden çıkan ahşap defter, günümüzde tablet bilgisayarın atası kabul ediliyor.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Diyarbakır’da bulunan 02 2,500 yıldır saklı olan dil

47

Anadolu’nun 3 bin yıl önceki kralı: 04 2. Şuppiluliuma Hatay’ın Reyhanlı İlçesi Demirköprü Köyü yakınlarındaki Tell Tayinat höyüğünde, Toronto Üniversitesi’nden Prof. Dr. Timothy Harrison başkanlığındaki 8 ülkeden 47 kişilik ekip, Hitit dönemine ait kral heykeli buldu. Hitit Kralı 2. Şuppiluliuma’ya ait olduğu anlaşılan heykelin bir elinde mızrak, bir elinde başak figürü yer alıyor. Arka kısmında “Şuppiluliuma” ifadesi bulunan ve bazalt taşından yapılan heykel, 1.5 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 1.5 ton ağırlığında. Heykelin en büyük özelliğiyse gözlerinin özel taştan siyah beyaz olarak yapılıp sonradan takılmış olması.

Parça parça sökülerek 05 kaçırılan Zeus Sunağı İlk çağın en büyük heykeltıraşlık şaheserinden biri olarak nitelendirilen ve Bergama Kralı 2. Eumenes tarafından Galatlarla yapılan savaşın kazanılmasının ardından kurtarıcı Zeus’a bir şükran ifadesi olarak inşa edilen ünlü Zeus Sunağı, Alman mühendis Carll Humman tarafından parça parça sökülerek deniz yoluyla Almanya’ya kaçırıldı. Daha sonra monte edilen tarihi eser halen Berlin Pergamon Müzesinde sergileniyor. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


06

Troya Eserleri Tarihin en önemli arkeolojik buluntuları arasında sayılan Troya eserleri, Çanakkale’deki antik kentte Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından gün ışığına çıkarıldı. MÖ 2300-2800 yılları arasına ait tarihi hazinenin, Schliemann ve eşi tarafından 1871-1890 yılları arasında yurt dışına kaçırıldığı biliniyor. Eserlerin bir bölümü Berlin’de, bir kısmı da Rusya’da Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi ile St. Petersburg’daki Hermitage Müzesinde bulunuyor.

Kaçakçılar buldu 07 8. harika adayı oldu Milas’ta, arkeoloji tarihi açısından son 100 yılın en önemli tarihi eserleri olarak gösterilen 2 bin 400 yıllık mezar odasının bulunduğu bölgede yürütülen kazılarda, lahdin üzerini örten ve 5 anıtsal basamağı bulunan podyum ortaya çıkartıldı. Tarih bilimcilere göre kaçak kazılarda ortaya çıkartılan eserler, 2 bin 400 yıllık mezar odası, lahit ve lahdin üzerini kapatan podyum dünyanın 8. harikası olarak ilan edilmeli.

Antik Metropolis’in uyuyan 08 güzeli gün ışığını gördü Geç Helenistik döneme ait kadın heykelinin Metropolis’te yöneticilik yapmış kadınlardan birine ya da antik kent meclislerinin koruyucu figürü Hestia’a ait olabileceği düşünülüyor. 2 metrelik görkemli kadın heykeli bin yıl önce inşa edilen kale duvarlarında “taş” olarak kullanılmış.

09

Yorgun Herkül: Herakles Hiçbir silahın işlemediği Nemea aslanını boğarak öldüren Herakles’i anlatan iki parça halindeki Yorgun Herakles heykelinin alt bölümü, Perge Antik Kenti’nde 1980 yılında yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarıldı. Kaçak yollarla yurt dışına çıkartıldığı belirlenen heykelin üst kısmının, 1990 yılında New York Metropolitan Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki geçici bir sergide sergilendiği tespit edilmesinin üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının girişimleri ve 20 yıl süren görüşmeler sonucunda heykelin üst kısmı, Türkiye’ye iade edildi.

İngiltere’ye kaçırılan 10 ‘Eros Başı’ 1700 yıllık Sidamara Lahdi’nden koparılarak kaçırılan ve İngiltere’deki Victoria-Albert Müzesi’nin deposunda tutulan Eros Başı, Türkiye’ye dönüp dönmeyeceği hala tartışma konusu. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan 25 tonluk Sidamara Lahdi, aşk tanrısı Eros’a ait olduğu düşünülen kıvırcık saçlı çocuk başı eksik halde sergileniyordu. Zamanın İngiltere Konsolosu, arkeolog Sir Charles Wilson’un 1882’de lahitten söktüğü saptanan Eros Başı, 130 yıl sonra ait olduğu lahde yerleştirilecek. Victoria & Albert Müzesi’yle anlaşmaya varılabilirse, ‘Eros Başı’, ait olduğu Sidamara Lahdi’yle yeniden birleştirilerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenebilecek. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


11

Eşsiz eser: İhtiyar Balıkçı İhtiyar Balıkçı Heykeli’nin baş tarafı 1989’da Aydın - Geyre yakınlarında Prof. Dr. Kenan Erim başkanlığında yürütülen kazılar sırasında Tiberius Portikosu’ndaki havuzda tespit edildi. Bulunan başın gövdesinin araştırılmasına hemen ertesinde başlandı. Gövdenin, 1904’te Fransız Arkeolog Paul Gaudin tarafından yürütülen kazılar esnasında bulunarak gizlice yurt dışına kaçırıldığı ve sonrasında Berlin Pergamon Müzesi’ne satıldığı ortaya çıktı.

Konya’da 13. Yüzyılda yapıldığı bilinen Beyhekim Camisi’nin çini mozaikli mihrabı, 1907 yılında yasa dışı yollarla yurt dışına götürüldü. Cami mihrabı Berlin’deki Pergamon Müzesinin İslam Eserleri Bölümü’nde sergileniyor.

13

Balık Avlayan Eros Mozaiği Adana’nın Yumurtalık İlçesi’nde arka kısmı balık kuyruğu olan at üstünde balık avlayan Eros figürü tasvir edilmiş mozaik bulundu. Yunan mitolojisinde ‘Hippocampus’ adı verilen, yarısı balık yarısı at olan hayvan üzerine balık avlayan Eros mozaiğinin dünyada bir benzerinin olmadığı belirtiliyor.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Beyhekim Camisi 12 Mihrabı’nı istiyor

49

1800 yıllık 14 güneş saati Sagalassos Antik Kenti’nde ortaya çıkarılan Aslan ayağı üzerine monte edilen güneş saatinin sadece gündüz vakitlerini gösterilebiliyor. Sagalassos’ta yapılan kazılarda Heron önünde bulunan güneş saati. Saat M.S. 2’nci yüzyıldan beri insanlara zamanı gösteriyor.

Kültür hazinesi: 15 Cizre Ulu Cami Kapı Tokmağı Danimarka’da David’s Samling Koleksiyonu’nda bulunan kültür hazinesi, 1969 yılında kaçırıldı. Birlikte tasvir edilen aslan ve ejder figürlerinin, 13. yy. Anadolu sanatında sık sık rastlanan ve tılsımlı, uğurlu, koruyucu anlamlar taşıdıkları anlaşılan güneş-ay ikilemini simgelediği tahmin ediliyor O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


STİL YARATAN PARÇALAR (4)

Yetişkin bir insan vücudunda 206 kemik vardır ve bunların neredeyse 3’de 1’i sadece bacak ve ayaklarımızdadır. Ayaklarımıza yürürken vücut ağırlığımızın 3 katı, koşarken ve zıplarken de 5-6 katı yük biner. Hal böyle olunca ağır işçilerimiz, ayaklarımızın rahatı da her daim önemlidir diye “Stil Yaratan Parçalar” dizisinde bu sayının konusu; SPOR AYAKKABI !

NİLÜFER BAYRAK STİL DANIŞMANI

S

por ayakkabıların atası sayılabilecek “plimsoll” denilen ve kanvas üst kumaş ile kauçuk tabandan oluşan ayakkabılar, 18 yy. sonunda plajlarda giyilmesi için üretilir. Sağ / sol tek ayrımı olmayan bu ayakkabılar, daha sonraları plajlardan çıkıp İngiltere'deki okullarda spor ayakkabısı işlevini yerine getirir.

1839 da Charles Goodyear'ın vulkanize tekniğini bulmasıyla, ısıya ve aşınmaya dayanıklı yeni bir tür kauçuk elde edilmeye başlar ki, bu malzeme spor ayakkabılar için bir dönüm noktası olur ve bezi kauçuğa yapıştırmayı sağlayan bu teknik de günümüzde halen kullanılmaya devam eder.


1

890 da J.W. Foster & Sons (bugün bilinen adıyla Reebok), 1906 da William J. Riley (bugun ki New Balance markası) ve 1908 de Marquise Converse spor ayakkabı üretimi yaparlar. 1917 de ABD de bir araya gelen kauçuk üreticileri 30 ayrı isim altındaki ayakkabıları “Keds” olarak tesciller ve seri üretim yapılan ilk bez ayakkabı olarak piyasaya sürerler.

1

917 de Converse, basketbol oyuncularının rahat hareket edebilmesi için bilekleri de içine alan bir spor ayakkabısı tasarlar. Converse ayakkabıların hayranı olan dönemin ünlü basketbolcularından Chuck Taylor ’ın adı eklenerek 1923 de “Chuck Taylor All Star” adını alan bu ayakkabılar, tüm zamanların en çok satılan basketbol ayakkabısı olma başarısını gösterir.

1

.Dünya Savaşı’ndan sonra 1924 de Almanya’da Rudolf (Rudi) ve Adolf (Adi) Dassler kardeşler tarafından kurulan Dassler Brothers ayakkabı fabrikası, 1931 de ilk tenis ayakkabısını yapar. Alman Dassler kardeşlerin ayakkabılarını giyen ABD’li siyahi atlet Jesse Owens, Hitler’in izlediği 1936 Berlin olimpiyatlarında, 4 altın madalya kazanarak tarihe adını yazdırır.

1942 de 2.Dünya Savaşı tüm dehşetiyle devam ederken Converse, Amerikan ordusu pilotları için A6 uçuş botlarını üretmektedir. Savaşın sonunda aralarındaki anlaşmazlıkları çözemeyen Dassler Kardeşlerden Rudolf, Puma’yı kurmak üzere ayrılır ve 1949 da Adolf Dassler, Adidas’ın meşhur “3 çizgisi” ni tescilleyerek ayakkabı üzerine koyar.

1949 da dünyanın diğer ucunda, Japonya’da, gençleri spora yönlendirmeye teşvik etmek isteyen Kihachiro Onitsuka, önce basketbol, sonra güreş ve koşu ayakkabıları üreterek işe başlar. 1977 ‘de Latince “Anima sano in corpore sano” cümlesinin baş harflerinden oluşan ASİCS markasını kurar; yani “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur”

1

950 lerde dönemin ilahlarından James Dean’in film setlerinde ayağında Converse “Jack Pursell” ları ile görülmesi kadar, 1957 de okullarda uygulanmaya başlayan rahat kıyafet uygulaması, spor ayakkabıların gençlerin dolaplarında kendilerine yer bulmasını ve satışların 600 milyon çifte ulaşmasını sağlar.

Adidas 1964 de meşhur Fransız tenisci Robert Haillet’ın ismiyle ilk deri tenis ayakkabısını üretir. Ama Haillet’ın erken emekliliği ile ayakkabılara Amerikalı oyuncu Stan Smith’in adı ve yüzü konur. Etkili bir pazarlama taktiği ile 2014 de yeniden piyasaya sürülen “Stan Smith” ler, doğduğu günden 2016 ya kadar 44 milyon çifti geçerek en çok satan ayakkabı ünvanını kazanırlar.

1964 yılında Phil Knight ve Bill Bowerman’ın kurduğu Blue Ribbon Sports (BRS), 1971 de Nike markasını oluşturana dek, Japonya’dan Tiger marka ayakkabıları ithal ederek ABD de satmaktadır. Marka, 1971 de kadınlar için üretilen ilk koşu ayakkabısı “Waffle Tread” ı ve 1972 de olimpiyatlar için tasarladığı ilk ayakkabısı “Cortez” i yapar. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


P

ek çok spor ayakkabı gibi Adidas Süperstar da 1969 da basketbol sahaları için tasarlanır. Ancak asıl ününü, 1986 da Madison Square Garden ’daki Run DMC konserinde, grubun “my Adidas” şarkısını söylerken Adidaslarını gösterme çagrısına uyan binlerce dinleyicinin ayakkabılarını çıkarıp havaya kaldırmasıyla yapar ve ilk defa sporcu olmayan birilerinin Adidas’tan milyon $’lık reklam anlaşmasını kapmasına vesile olur.

C

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

onverse’in “Chuck Taylor All Star” ayakkabıları, Amerikan basketbol ligindeki tüm takımların renkleriyle kombinlenebilsin diye 1966 da 7 renk olarak üretilir. Aynı yıl Kaliforniya’da Van Doren lastik şirketince, sokak modasının en önemlilerinden ve kaykaycıların popüler markalarından Vans kurulur ve Puma kedili logosuna kavuşur.

52

1

972 Berlin Olimpiyatları’nın 7 altınlı rekortmen yüzücüsü Mark Spitz Adidaslarını reklam için, 1976 Montreal Olimpiyatları’nın 5000 ve 10000 mt. 1.si Lasse Viran Onitsuka Tigerlarını minnettarlığının ve sevincinin göstergesi olarak başlarının üzerinde tutarlar.

Spor ayakkabılar sadece spor için olmaktan çıkıp günlük giysilerimizin bir parçası, aksesuarı olurlar. Game of Death (1978) ve Kill Bill (2003) filmlerinde Onitsuka Tiger66, Beverly Hills Cop (1984)'da Adidas Country, Alien (1986) ‘da Reebok Alien Stompers, Back to the Future (1989) ’da Nike Air, Forrest Gump (1994)'da Nike Cortez, Man in Black (1997)'de Reebok Shaqnosis başroldeki spor ayakkabılardır. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

70 lerde Ramones gibi punk müzik gruplarının ve dinleyicilerinin tercihi ve basketbol pazarının lideri Converse All Star’dır. 80 lerde ise pazarda Adidas, Puma ve Nike vardır. Hip hop’un patlamasıyla siyah kültürle alakalı imgeler ve bunların anlamları şekil değiştirir. Zenginlik alameti olan, bol kıyafetlere ve abartılı takılara eşlik eden spor ayakkabılar da daha parlak renkli ve gösterişli bir hale bürünür.

Spor giyim ürünlerinin yükselişiyle, spor ayakkabılar zenginlik veya statü sembolünden moda unsuruna evrilir, moda dünyasıyla tanışır. Modacılar sokaktaki insana ulaşmanın yolunu spor ayakkabı tasarlamakla bulurlar. Erkek sporcuların modaya uyması sosyal olarak kabul edilebilir bir hal alır ve onlar da moda ikonlarına dönüşür. Sporcular, spor markaları yerine moda tasarımcıları ile işbirliğine başlarlar. Spor markaları da moda tasarımcılarını kreatif direktör olarak kullanır.

Reklam uğruna para ödemeye razı bir diğer marka da Nike’dır. 1984 de Chicago Bulls oyuncusu Michael Jordan için tasarlayıp ürettiği Air Jordan ayakkabılar, yeterince beyaz renk içermediği için, NBA yönetimi tarafından yasaklanır. Ancak yasağa rağmen Jordan ayakkabıları her maçta giyer ve Nike maç başına 5000$ ceza öder.


YAZ-AR-BİR Genel Başkanı

BU AŞK ŞARKILARI YALAN SÖYLÜYOR

K

uş Bulutu, Yalnızlık Gün Batımı, Kuru Gülün Kokusu ve Sen Seni Sevdin adlı şiir kitapları ile Nisan’a Kaç Var? Adlı şiir CD’sinden tanıdığımız Dr. Metin Vural’ın yeni kitabı “Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” u bir solukta okudum. Şair Metin Vural’ın, “Değerli dostu, büyük bestekâr Alaeddin Pakyüz’e” ithaf ettiği kitabında, uzunlu kısalı ve çoğunluğu hece ölçülü yüz on şiir yer alıyor. Ağırlıklı olarak aşk-sevda şiirleri olsa da farklı konularda kaleme alınmış şiirler de var. Şairin sık sık sevgiliye sitemini dile getirdiği şiirlerinin birinde: “Bir kelâmı benden esirgedin sen.”derken belli ki gönlü elvermiyor ve onu hoş görmek için bahane üretiyor: “Yeryüzü dar gelir de göklere sığamazsın Belli ki seni nasıl severim bilmiyorsun.” Çok inanmadığı hissedilse de bazen de umudunu dile getirmektedir: “Bu gece bu dileğin tutacağı gecedir.” Peki, bu dilek nedir? Şair, bir başka şiirinde de dileğini şöyle anlatıyor: “Dilediğim her dileğin içinde Sana ait olan bir hece vardır Çekeceğim her çilenin içinde Senle gündüz olan bir gece vardır.” Sözler insanı etkileyen, kendine çeken bir mıknatıs gibidir çoğu zaman hele söz sevdiğinden gelirse acımasızca kendine çeker. Şair de o girdaba yakalanmış olmalı: “Sarıp sarmaladı sözlerin beni Çekti bir sevdanın derinliğine” Gönül kilidini açmak o kadar zor ki; “Yedi okyanusu gezmek” bile yetmiyor bazen “Denize atılan anahtarı” bulmaya. Şairin hayatında önemli bir yeri olduğu belli olan Halil Soyuer için yazılmış ve ona ithaf edilmiş şiirler de oldukça fazla. İşte onlardan biri: “Bir kitap göndermiş o koca usta Vecd ile sarsıldım yaktı elimi Kevser şarabıymış her bir satırı Yudum yudum içtim yuttum dilimi” Soyuer’e duyduğu saygı ve sevgiyi, Allah’a havale ettiği “Hakkı”ya duyması mümkün değil; “Cehennem ol, Allah’ından bul Hakkı!” deyişinden bunu rahatlıkla anlıyoruz. Kadıköy, İstanbul, Van şairin dizelerinde çok sıcak yansıtılmış. Ama illa da sevgili ve doğal olarak sevda yansımış dizelere. Sevgiliye “Beni sev demeye hakkım yok sana” diyor ama “Acaba sevgisiz nasıl yaşarsın?” diyerek gözdağı vermeyi de ihmal etmiyor.

Bazen tarihe not düşüyor: “Yıl iki bin dokuz, günlerden yirmi bir mart Kanunun tellerinde gezdi, uçurdu Behzat.” Bazen dostlarını uyarıyor: “Bugün tahtta olsan da Yarın topraklardasın.” Ve hatırlatıyor: “Kainatta bir zerre Kıldı bizi Yaradan” Gözler ah o gözler… Her seven gibi, her şair gibi gözlerden az çekmemiş olmalı Şair, “Bir bakışta kül etti gözlerinin ateşi” deyişinden belli değil mi? Devam ediyor: “Ben ne ateşler gördüm, ne gözler baktı bana” Şair Metin Vural, “Sönmeyen bir volkan gördün mü sen?” diye soruyor ve izahını da yapıyor: “Geriye dağ kalır volkan söner de.” Ama volkanın sönmesi de biraz uzun sürüyor olmalı, yıllardır sesini duyuramadığından yakınıp “Beşinci mevsimsin sen benim için” dediği sevdiğine son kez seslenmesi volkanın sönmediğinin en açık göstergesi: “İlk değil belki son bu davet sana Gel bu davetimi atma yabana Aç gönül kapını ‘geldim’ de bana Seni günahlara çağırıyorum.” Şairliğinin farkında olmayanlara karşı sitem de, kırılganlık da var şiirlerinde. Şairler Günü’nü düzenleyenlere soruyor: “Sordum: Ne yapsam şair olurum? ‘Yaz günü Bozdağ’da kaysın’ dediler.” Şair Değilsin adlı şiirini okurken görüyoruz ki bir taş da bize gelmiş: “Senin ne işin var özün üstünde? Sular kaynar gider közün üstünde Misk kokusu yoksa sözün üstünde Hemşeri olsan da şair değilsin.” derken, belediye başkanlığım süresince düzenlediğim “Kızılcabölük Özüstü Şiir Akşamı”na davet edilmeyişini inceden inceye dokunmuş. O günlerde bizim sadece doktor yönünü bildiğimiz ama Metin Vural beyin şairliğini bilip de güvenimizi yanlış kullananların(!) üstlendikleri işlerini de eksik yaptığını sonradan fark ettik ama iş işten geçmişti. (Şimdi şair Metin Vural iyi bir dostumuz ve bize ışık olan bir abimiz.) Şair Vural, “Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” derken “Ölümsüz aşk olmaz, yalnız aşk vardır” dedikten sonra noktayı koyuyor: “Aşkın ömrü yeni aşka kadardır.” Güzel aklını başına devşirmelidir çünkü “Güzeli güzel yapan aşığıdır.”diyen şair itiraf ediyor: “Seni ölesiye sevmektir suçum.” “Kapını anahtarla açmanın Hüznünü yaşarsın o an Hoş geldin diyenin yoktur Antrede askıya takılırken selamlar” Size soruyorum, yalnızlık bu kadar güzel anlatılabilir mi? Sizin selâmınız hiç askıya takıldı mı? Oturup yalnızlığınıza ağladınız mı hiç? “Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” kitabın adı. “Şarkılar yalan söylüyorsa doğruyu kim söylüyor?” diye aklınıza gelmiyor mu? Ben kitabı elime aldığımda düşündüm bunu ve cevabını kitabın son şiirinde buldum: “Aslında söylenmiştir Söylenmemiş sandığımız tüm aşklar Dilimin ucunda saklı Gözümün bebeğinde aşikâr.” Dil aşkı saklasa da aşk göz bebeğinde aşikâr. O zaman doğru cevabı bulmak için lütfen gözlere bakalım. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

ABDÜLKADİR USLU

53


Gaucher, dünya genelinde her 40.000 ila 100.000 kişide bir görülen nadir, uzun süreli ve hayatı tehdit eden bir hastalık.

54

Gaucher hastalarının doğru teşhise ulaşması 10 yıl sürebiliyor ünya genelinde her 40.000 ila 100.000 kişide bir görülen nadir, uzun süreli ve hayatı tehdit eden bir hastalık olan Gaucher hastalığının yeterince bilinmemesi nedeniyle, hastaları doğru teşhis alana kadar zorlu bir süreç bekliyor ve ilk belirtilerden doğru tanıya kadar ortalama 4 ila 10 yıl geçiyor. Bazıları ise yanlış tanı veya bilgi eksikliği nedeniyle gereksiz tıbbi girişimlere maruz kalıyor. Bu toplumsal gereksinimden yola çıkan Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği, Gaucher Hastalığı Farkındalık Ayı kapsamında uluslararası bir Gaucher Sempozyumu düzenledi. Dünyanın farklı noktalarında Gaucher hastalığı konusunda çalışan hekimleri bir araya getiren ve 30’dan fazla sunumun yapıldığı sempozyumda bu hastalık hakkındaki farkındalık seviyesinin artırılması ve konu hakkındaki en güncel bilgilerin tartışılması amaçlandı. Gaucher (“goşe” şeklinde okunur) hastalığı kalıcı, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalıktır. Hastalığın sebebi, glukoserebrozidaz isimli enzimin eksikliği veya görevini yerine getirememesidir. Bu enzimin eksikliği sonucunda, vücu-

D

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

dumuzun makrofaj denilen hücrelerinde glukoserebrozid maddesi birikimi olur. Bu hücrelerin organları, dokuları ve kemiği istila etmesi, sistemlerin işlevlerinde aksamalara yol açar. Hastalık, yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkan hafif ya da şiddetli belirti ve bulgularla kendini gösterir. Gaucher hücreleri vücutta birikerek dokularda hasara yol açıyor Gaucher Sempozyumu’nda söz alan Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Gaucher Sem-

pozyumu Başkanı Prof. Dr. Turgay Coskun, Gaucher hastalığının klinik bulguları hakkında şu bilgileri verdi: “Gaucher hastalığının belirtileri, Gaucher hücrelerinin vücutta birikerek artmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Gaucher hücreleri genellikle dalak, karaciğer ve kemik iliğinde birikir. Ancak lenf sistemi, akciğerler, deri, göz, böbrekler, kalp ve düşük oranda merkezi sinir sistemi gibi diğer dokularda da birikebilir. Belirtiler herhangi bir yaşta ortaya çıkabileceği gibi, genellikle ilk olarak çocukluk ya da yetişkinlik döneminde fark edilir.”


Prof. Dr. Turgay Coşkun hastalığın belirtileri hakkında şunları söyledi: “Hastalığın farklı üç tipi mevcuttur, erken yaşlarda başlayan ve ilerleyen yaşlara kadar değişen bulgular gözlemlenebilir. Belirtilerin çeşidi ve şiddeti, bireylere göre değişkenlik gösterebilir. Bazı bireylerde yaşlılık dönemine kadar herhangi bir belirti ortaya çıkmaz, bazılarında ise çocukluk döneminden itibaren hayati tehlike oluşturabilecek bulgular gelişebilir. Gaucher Hastalığı, kalıcı ve ilerleyen bir hastalık olup erken tanı konup tedavi edilmediği takdirde zamanla kötüleşebilir. Belirtiler başka hastalıklarla benzerlik gösterebildiğinden, doğru teşhis konması ayları, hatta yılları bulabilir. Örneğin; eklem ağrısı veya üst bacaklarda görülen kemik ağrısı, büyüme ve gelişme ağrısı sanılabilir. Kırmızı kan hücrelerindeki ve pıhtılaşmadan sorumlu kan küreciklerinin sayısındaki düşüş, ilk olarak kan hastalığı şeklinde tanımlanabilir veya lösemi, lenfomayı çağrıştırabilir. Belirtilerin zararsız görünmesinden dolayı hastalar ve hekimler uzunca bir süre ilerleyen hastalıktan şüphelenmeyebilirler. Kesin tanı için kandaki glukoserebrozidaz enziminin aktivitesi test edilmelidir.” Prof. Dr. Turgay Coşkun hastalığın belirtilerini şöyle özetledi: n Kanamalar ve morarmalar n Kansızlık (anemi) n Çabuk kırılan zayıf kemikler (osteoporoz) n Kemik ve eklem ağrıları n Dalak ve karaciğerde büyüme sonucunda karında şişlik n Kanın pıhtılaşma hücrelerinde azalma (trombositopeni) Gaucher hastalığının sıklığı akraba evliliği olan toplumlarda daha yüksek Sempozyumdaki konuşmacılardan biri olan Prof. Dr. Gülden Gökçay hastalık hakkında şu bilgileri verdi: “Gaucher hastalığının görülme sıklığı, akraba evliliği olan toplumlarda daha yüksek seyrediyor. Bu nedenle, akraba evliliği oranlarının hala %22-25 dolaylarında seyrettiği ülkemizde, Gaucher prevelansının daha yüksek olabileceği tahmin ediliyor. Özellikle büyümede gecikme, genel zayıflık, nedeni belirlenemeyen dalak veya karaciğer büyümesi, kansızlık, kemik ağrısı veya minör travma ile gelişen kırıklar gibi belirtiler saptanan kişiye Gaucher testi yapılmalıdır. Kalıtsal bir hastalık olmasından dolayı, ailede Gaucher hastalığı geç-

Prof. Dr. H. Neslihan Önenli Mungan mişinin bilinmesi, tanının hekim tarafından düşünülebilmesi için önemli bir ipucudur. Gaucher hastalığı bulunan kişilerin tüm yakın akrabaları, hastalığı bulundurma veya potansiyel Gaucher hastalığı tanısı konmuş kişilerin yakın akrabaları da, hastalıkla ilgili durumlarının değerlendirilmesi için konunun uzmanı bir hekimin görüşüne başvurmalıdır. Eğer anne ve babanın ikisi de taşıyıcı ise, çocuğun Gaucher hastalığından etkilenme olasılığı her gebelikte 4’te 1 oranındadır. Genetik testi ve enzim analizini de kapsayan doğum öncesi tanı, çoğu durumda Gaucher hastalığının gebelikteki varlığını belirlemede yardımcı olur. Anne ve babadan birisinin taşıyıcı, diğerinin ise sağlıklı olduğu durumlarda, çocuğun taşıyıcı olma olasılığı %50’dir. Anne ve babadan ikisinin de taşıyıcı olması durumunda, çocuklar %50 olasılıkla taşıyıcı, %25 olasılıkla hasta veya %25 olasılıkla sağlıklı olacaktır.

en yüksek faydayı sağlamak ve hastalığın ilerlemesini önlemek için damar yoluyla uygulanan enzim yerine koyma tedavisinin atlanmaması ve düzenli olarak sorumlu hekimin belirlediği aralıklarla alınması gerekmektedir. Madde eksiltme tedavisi dediğimiz yöntemde ise, enzimin işleyeceği madde miktarının azaltılması hedeflenir. Bu yöntem genelde enzim tedavisinin uygun olmadığı hastalarda önerilmektedir. Enzim tedavisinin erken başlanması birçok destek tedavisi gereksinimini ortadan kaldırmıştır. Hastaların kendi kişisel bakımı konusunda söz sahibi olması için, tedaviye geldiklerinde tüm şikayetlerini bildirmeleri önemlidir. Bu şikayetlerle ne sıklıkla ve hangi şiddetle karşılaştıklarını da eklemeyi unutmamalılar. Ayrıca rutin muayeneler, hastaların hastalık ya da güncel veya gelecek tedaviler konusundaki sorularına cevap alabileceği en uygun anlardır. Hastaların bir günlüğe

55

Kadriye Biricik Hasta Yakını

Gaucher tedavisinde rutin muayeneler ve tedaviler aksatılmamalı Sempozyumun konuşmacılarından Prof. Dr. H. Neslihan Önenli Mungan, Gaucher hastalığının tedavisi konusunda önemli bilgiler verdi: “Bu hastalığın tedavisinde enzim yerine koyma ve madde eksiltme olmak üzere iki yöntem uygulanmaktadır. Enzim ve yerine koyma tedavisi ile büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu tedavinin esası, vücudun üretemediği enzimin dışarıdan verilmesidir. Bu tedavi sonucunda kansızlıkta, trombosit azlığında, dalak, karaciğer ve kemik semptomlarında belirgin iyileşmeler sağlanabilmektedir. Gaucher hastalığının tedavisinden mümkün olan

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Gaucher hastalığı zamanında teşhis ve tedavi edilmezse ilerleyebilir

Prof. Dr. Serap Sivri

belirtilerini yazmaları, bu muayenelerden verimli sonuçlar elde etmeleri için çok faydalı olabilir.” O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

56

KIŞ

AYLARI İÇİN CİLT BAKIM ÖNERİLERİ Her mevsimin cildimiz üzerinde olumlu ve olumsuz ayrı etkileri var. Her cilt tipi de sıcak veya soğuk havadan farklı şekilde etkilenebiliyor. Peki kış aylarında cilt bakımı açısından dikkat etmemiz gerekenler neler? İşte sizin için hazırladığımız, kış ayları için cilt bakımı önerileri O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

asıl ki yaz aylarında güneş ışınlarının zararlı etkilerinden dolayı cildin kurumasından, ciltte leke kalmasından şikayetçi oluyorsak, kış aylarında da soğuk ve kuvvetli rüzgar ciltte başka sorunlara sebep olabilmekte. Bu yüzden kış ayları için cilt bakımı yaparken dikkat etmemiz veya uygulamamız gereken ipuçlarını bilmek oldukça önemli. Başta da belirttiğim gibi cilt tipine göre yapılacak bakımlar değişiklik gösterebilir. Ancak yapacağınız kışlık cilt bakımı adımlarını

N

bilir, yapmanız veya yapmamanız gerekenler konusunda fikir sahibi olursanız geriye tek düşünmeniz gereken cilt tipine uygun ürünü seçmektir.

1- Güneş kremi kullanmaya devam edin. Bulutlar sebebiyle güneşi görememeniz güneş ışınlarının zararlı etkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor ne yazık ki. Bu yüzden tıpkı yazın yaptığınız gibi kış aylarında da güneş kremi kullanmaya devam etmek şarttır. Hele ki karlı günlerde daha önemlidir. Çünkü kardan yansıyan


2- Mevsime uygun cilt bakımı ürünü seçin. İster doğal malzemeler olsun ister kozmetik bir ürün fark etmez. Nasıl ki kıyafetlerimizi mevsime göre seçiyoruz, cilt bakım ürünlerimizi seçerken de aynı özeni göstermek zorundayız. Ürün satın almadan önce bu yüzden iyi araştırın.

3- Sıcak sudan uzak durun. Duşa girdiğimiz anda ısınma ihtiyacı ile birlikte ister istemez suyun sıcaklığını arttırıyoruz. Üzülerek söylemeliyim ki, ısınmak için arttırdığımız sıcak su cildin çok fazla kurumasına sebep oluyor. Bu aslında sadece cilt için değil, saçlarımız için de geçerli. Kış aylarındaki kuru cilt veya kuru saçların oluşmasındaki en büyük sebeplerinden biri de bu farkında olmadan arttırdığımız su sıcaklığı oluyor. Soğuk su da duş alın demek değil elbette bu. Mümkün olduğunca ılık su ile duş almak cildin nemini kaybetmesine engel olacaktır. 4- Su tüketin. Şöyle bir gerçek var ki yazın sıcakların ve nemin etkisiyle su içme ihtiyacımız çok daha fazla oluyor. Yazın ne kadar çok su tüketiyorsak, kışın da aynı miktarda su tüketmemiz gerekiyor, susamasak da! Kış ayları için cilt bakımında da en önemli unsur cildinizin ihtiyacı olan nemi sağlayacak, sudur. 5- Nemlendirici seçimi yaparken dikkatli olun. Gerek duş sonrası gerekse gün içerisinde kullanacağınız nemlendiricilerin içerikleri çok önemlidir. Yağ bazlı nemlendiriciler içerdikleri C ve E vitaminleri sayesinde su bazlı nemlendiricilere oranla cildi daha uzun süre nemli tutarlar. Bu duş sırasında kullandığınız vücut temizleme ürünleri için de geçerli aslında. Kış aylarında duş jellerinizi duş kremleri veya duş yağları

ile değiştirmekte fayda var. Çünkü yağlar ve kremler pul pul dökülmeleri azaltacağı gibi cildinizin su kaybını azaltarak cildi daha uzun süre nemli tutar.

6- Kozmetik ürünlerin içeriklerine dikkat edin. Bu kozmetik ürünlerden fayda sağlayamazsınız demek değil kuşkusuz. Ancak seçilen kozmetik ürünlerin içerikleri oldukça önemlidir. Örneğin kuru bir cilt yapısına sahipseniz, içeriğinde alkol olan tonik vb ürünlerden kış aylarında iki kat uzak durmalısınız. Benzer bir durum kullandığınız parfümler için de geçerli. Parfümleri cildinize sıktığınız zaman içeriklerindeki alkol ciltte ekstra kurumaya sebep olabilir. Bu yüzden parfüm miktarını daha az tutmayı veya giysilerin üzerine parfümleri sıkmayı tercih edebilirsiniz.

7- Kış ayları için cilt bakımı yaparken doğal malzemeler seçin. Cildinizin daha yumuşak olması ve cildi nemlendirmek için doğal ürünler kullanmak doğru bir tercih olabilir. Bunun için aloe vera, hindistan cevizi yağı gibi doğal bitkisel yağlardan destek alabilir, bal yumurta gibi besinlerle maskeler uygulayabilirsiniz.

9- Elleriniz için eldivenlerden vazgeçmeyin. Cilt bakımı denildiğinde nedense hep yüz anlaşılsa da eller de kış aylarının olumsuz etkilerine fazlaca maruz kalır. Kış aylarının eller için etkisi kuruma, kaşıntı ve çatlaklardır. Bunun önüne geçmek için ellerinizi her yıkamadan sonra veya dışarı çıkmadan önce mutlaka nemlendirici krem sürmeli, eldiven kullanmayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz.

10- Peeling yapın. Ölü deriden cildi arındırmak için en uygun zamanlardan biri kış aylarıdır. Sizler de iyi biliyorsunuz ki sağlıkla parlayan, güzel bir cilde sahip olabilmek için önce cildi ölü hücrelerden temizlemek gerekiyor. Bu hem tüm vücut peeling için hem de dudak ve elleriniz için de geçerli. Kol ve bacak bakımı da önemlidir. Her banyodan sonra tüm vücudunuzu nemlendirecek bir krem veya losyon kullanmanız gereklidir. Son olarak, kış ayları için cilt bakımı sadece dışarıdan değil, içeriden de yapılmalıdır. Bunun için kuşkusuz en iyi yol beslenmeye özen göstermektir. Cildinizin gerek duyduğu vitaminler, mineraller, antioksidanları tükettiğiniz besinlerden almalısınız.

8- Dudaklar için de bakım şart. Kış bakımı denildiği zaman dudakları asla es geçmemek gereklidir. Zira kışın soğuklarına ve rüzgarına en çok maruz kalan bölgelerden biri dudaklarımızdır. Rujların koruma etkisine de pek güvenmemenizi ekstra önlemler almanızı öneririm. Dışarı çıkmasanız da dudakları daima nemlendirmek önemli. Gece yatmadan önce süreceğiniz dudak kremleri oldukça işe yarayacaktır. Dudakları sık sık nemlendirmek için yalamak yerine dudak balmı kullanmanız gerektiğiniz de asla unutmayın. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

ışınlar sebebiyle 2 kat bu zararlı etkilere maruz kalabiliyoruz.

57


İ N SA N I N TA R İ H S E L S E RÜ V E N İ V E D Ö N Ü M N O KTA L A R I

TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR VE

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

İLK İNSANIMSI FORMLAR

58

M

odern insanın hikayesi, 3.5 milyar yıllık bir serüven aslında. Mağaralardan çıkıp son teknolojilerin donattığı evlerde yaşayan, okyanusların derinliklerinden tutun da uzayın bilinmeyenlerini dahi keştefmeye çalışan insan, kendi varlığını ve doğasını keşfetmeye çalıştıkça büyük bir hikayenin de kahramanına dönüştü. Yüryüzünü paylaştığı diğer canlı türlerinden çok daha muhtaç şekilde dünyaya gelen insan; bugün doğaya ve içindeki hemen herşeye hükmeder durumda. Beslenme, barınma, korunma gibi pek çok hayati konuda yeterli donanımlardan yoksun doğan insanoğlu nasıl oldu da bugünkü modern insana dönüşebildi? İlk insansı tür olarak kabul edilen Homo Gautengensis’ten modern insana dönüşmenin mucizevi hikayesi bu. TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR VE İNSAN TÜRLERİ Hikayenin başlangıcı bundan milyonlarca yıl öncesine dayanır. İlk homo cinsi canlılar günümüzden yaklaşık 2.8 milyon yıl önce “Kara Kıta” Afrika’da ortaya çıktı. Homo (hominid) kelimesi ise bizlerin yani modern insanın ve benzer türlerin geneline verilen isim olarak literatüre girmiş durumda. Homo cinsi canlıların fiziki özellikleri ise şöyle tanımlanır kaynak kitaplarda: kafatasları primatlara göre daha geniş, kol ve bacakları dik durmaya uygun. İlk insansı varlıklardan modern insana gelinceye kadar geçen milyonlarca yılda şu sıralama oluştu: ilk olarak Afrika’da “Homo Gautengensis” adlı canlı grupları varlık gösterdi sonra ise ilk homo türü olarak kabul edilen “Homo Habilis” oluştu. Daha sonraki süreçte ise “Homo Erectus, Homo Neanderthalensis, Homo Floresiensis, Homo Sapiens, Homo Sapiens İdaltu” ve son olarak da bizler, yani “Homo Sapiens Sapiens”ler oluştu. HOMO ERECTUS Evrimciler tarafından insanın atası olarak kabul edilen bu tür 1.8 milyon yıl önce ortaya çıktı. Bu tür ayaklarının üzerinde dik durması nedeniyle insan türürün atası olarak kabul görür. Yapılan araştırmalara göre Homo

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

Erectus’lar iri bir vücuda sahipti, avcılık ve leş yiyicilikle yaşamlarını sürdürdüler. Bu tür 400 bin yıl önce yok olmuştur. Homo Erectus’un yok olmasındaki en büyük neden olarak tembellik ve değişen koşullara uyum sağlamama gösterilir. HOMO NEANDERTHALENSİS Yaklaşık 350 bin yıl önce varlık gösterdiler. Uzun bir süre dünyada kaldılar. Bazı arkeolojik bulgular Neandertallerin, Homo Sapiens’ler ile birlikte yaşadığını göstermiştir. Bu birlikte yaşamanın sonucu olarak gen alışverişi yaptıkları düşünülmektedir. Afrika kıtası hariç bütün modern insanların %1’i ile %4’ü Neandertal geni taşımaktadır. Neandertal insan ile Sapiens insan yaklaşık 10.000 yıl önce Avrupa kıtasında birlikte yaşamış olabilir. Fosiller üzerinde yapılan çalışmalarda parmaklarının kalın ve hantal olduğu görülmüştür. Topluluk halinde yaşayan canlılardır. Hasta ve yaralılara baktıkları, ölülerini gömdükleri düşünülmektedir. Fakat modern insan kadar ince el işçiliği gerektiren işleri yapamıyorlardı.

HOMO FLORESİENSİS Bu türün popüler ismi “hobit”tir. Çünkü boyları 1 metre uzunluğundadır. Homo Floresiensisler 100 bin ile 12 bin yıl arasında Endonezya’da yaşadılar. Bu türe ait ilk bulgular Endonezya’nın Flores Adası’nda keşfedildi. Yapılan araştırmalar sonucunda bu türün bizlerle ortak atası bulundu ancak boylarının çok kısa olması sebebiyle bağımsız bir tür olup olmadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bazı bilim adamlarına göre Homo Floresiensisler cücelik sendromuna yakalanmış bir Homo Sapiens türüdür. Ancak kafatası hariç el bileğindeki kemiklerin formu, diz ve ayak kemiklerinin şekli, omuz yapısının şekli bu hipotezi açıklamakta yeterli olamıyor.

HOMO SAPİENS Homo Sapiens Latince’de “akıllı-bilge” anlamına gelir. Günümüzden yaklaşık 250 bin yıl önce ortaya çıkmış ve hala yaşamını sürdürmektedir. Genetik olarak homojen bir yapıya sahiptir. Ayrıca bireylerin sahip olduğu DNA’lar diğer canlı türlerinde olduğundan daha çok benzerlik göstermektedir. El becerisi konusunda gelişmiş bir türdür. Çevreye uyum sağlama, farklı deri rengi, burun yapısı ve şekli gibi dış özellikleri ve denizden yükseğe çıktıkça daha verimli nefes alma gibi iç özellikler görülür. Alt sınıfları; Homo Sapiens İdaltu ve Homo Sapiens Sapiens’tir. Bu alt türlerden Homo Sapiens İdaltu varlığını sürdürememiş ve yok olmuştur. HOMO SAPİENS SAPİENS YANİ “MODERN İSNAN” Homo Sapiens’in soyu tükenmemiş tek alt türüdür. Günümüzden yaklaşık 50 bin yıl


İNSANIN YOLCULUĞUNDAKİ DÖNÜM NOKTALARI ATEŞİN KEŞFİ “EVCİLLEŞTİRİLMESİ” Ateş bir milyon yıl önce keşfedildi. Varolan her insan türü ilkel de olsa ateşi anlamış ve kullanmıştır. İnsan dışında hiçbir canlı en ilkel biçimde bile olsa ateşi kullanamaz. Ateşin keşfi derken kastedilen şey ateşin “evcilleştirilmesi”dir. Çünkü ateş doğada farklı sebeplerden dolayı zaten vardı. Bir şimşek çaktığında ya da bir yanardağ patladığında doğada ateş oluşuyordu. Ateşin “evcilleştirilmesi” Homo Erectus döneminde gerçekleşti. Homo Erectus doğal olarak oluşan ateşten biraz yanan madde aldı, sönme belirtisi gösterdiğinde ise makul miktarda besleyerek ateşi canlı tutmasını öğrendi. Ateşin kullanılması insan hayatını tamamen değiştirdi. İlk zamanlar karanlıkta ışık oldu ve ısı kaynağı olarak insanı soğuktan korudu. Ateş vahşi hayvanlardan da insanları koruyabiliyordu. Homo Erectus avını korkutmak, tuzağa çekmek veya vahşi hayvanı uçurumdan aşağı sürüklemek için yanan dalları kullanıyordu. Ateşte yiyeceklerin pişirilmeye başlaması çok önemli bir gelişmedir. Önemlidir çünkü pişen av etlerinde parazit ve bakteri kalmaz böylece eti yemek insan için daha güvenli hale geldi. Normalde yenemeyecek sertlikte olan bitki ve tahıllar yine ateşte pişirilerek yenebilecek duruma geldi. Böylece doğada kıt bulunan yiyecek şeçenekleri insanlar için hem çeşitlenmiş hem de çoğalmış

NE ZAMAN KONUŞMAYA BAŞLADIK? Arkeologlar, hayvanlar arası iletişim ve insan konuşması arasındaki 5 milyon yıllık evrimsel boşluğun içinde, insan davranışlarıyla ilgili çeşitli kilometre taşlarını belirlemiş bulunuyor. Sorun ise hangi gelişmelerin dil becerisine işaret ettiği yolunda bir fikir birliğinin olmaması. Günümüzden 2,4 milyon yıl öncesine tarihlenmiş ilk taştan aletler kimi araştırmacıya göre dilsel becerilerin varlığına işaret ederken, kimi de alet yapımının konuşmayla uzak yakın ilişkisi olmadığını savunuyor. Bir başka başlangıç noktasıysa araştırmacılara göre 2 milyon yıl öncesi. Bu dönem insansı türlerin beyninin hızla büyümeye başladığı, dille ilgili iki temel beyin bölgesinin de yapı içine dahil edildiği bir dönem. Sözcüklerin içerdiği sesleri, ya da ses birimlerini üretme konusuna gelince, iskeletler üzerinde yapılan çalışmalar atalarımızın 300 bin yıl kadar öncesinde, artık anatomik olarak “modern” duruma gelmiş olduklarını, solunum borusunun üst kısmında bir gırtlak taşıdıklarını gösteriyor. Dilin, birkaç yüz bin yıl içinde dereceli olarak ortaya çıktığı araştırmacıların çoğunun kabul ettiği bir görüş. Kabul gören bir diğer görüş ise bildiğimiz anlamıyla gelişkin dil becerisinin en az 50 bin yıl önce ortaya çıktığıdır. TARIM VE YERLEŞİK HAYAT İnsanlık tarıma geçişle birlikte göçebelikten yerleşik hayata geçti ve bugün içinde yaşadığımıza benzer bir toplum hayatının temelle-

rini attı. Tarıma geçiş ilk olarak nerede ve ne zaman başladı sorularının cevabı için yapılan pek çok araştırmaya rağmen tarımı ilk kimlerin bulduğu ve dünyanın diğer bölgelerine nasıl yayıldığı konusu henüz kesin cevap bulmuş değil. Tarıma geçişin dünyanın farklı yerlerinde başladığı biliniyor. Bunlardan ilki Bereketli Hilal olarak bilinen bugünkü Irak, Suriye, Lübnan, İsrail ve Ürdün’ü kapsayan bölge. Gerçek anlamda tarımın 11 bin yıl önceye dayandığı düşünülüyor. Bu bölgede tarımsal ürünler, canlı hayvanlar, gıda hazırlamakta kullanılan araçlar ve köyler bulundu. Gelişmiş tarım yapıldığına dair en eski kanıtların bulunduğu bölgeler ise Suriye’nin kuzeyi ve Türkiye’nin güneyi. Tarım devrimi türümüzü ve gezegenimizi değiştirdi. Avcı ve toplayıcı gruplar bitkileri ve hayvanları evcilleştirmeye başladıkça göçebe hayatı bıraktı ve binlerce yıl devam edecek yerleşim alanları kurdu. Güvenilir gıda kaynağı toplulukların büyümesine olanak sağladı. Topluluklar küçük şehirleri oluşturdu. Şehirlerin oluşmasıyla birlikte ticaret başladı. Bir diğer şey ise güvenlik kaygısı nedeniyle orduların kurulmasıdır. Böylece ilk devletlerde kurulmaya başladı.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

önce görülmüştür. Kelime anlamı olarak “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demektir. Bu kavram ilk olarak ünlü düşünür Rene Descartes tarafından kullanılmıştır.

oldu. İlerleyen yüzyıllarda ateş madenlerin eritilmesinde de kullanıldı. Böylece ateş insanlığın teknoloji serüvenine de önemli katkılar sundu. Ateş yakmayı öğrenmek insanın öğrendiği en değerli bilgilerden biridir kuşkusuz. Çünkü ilk zamanlar ateş doğada kendiliğinden ortaya çıkıyordu ve insanlar bu ateşi söndürmemek için sürekli besliyordu. Daha sonraki dönemlerde insanlar ateş yakmayı öğrendiler. Bunu, sürtünmeyle yani ucu sivri bir sopayı bir çukur içindeki başka bir sopa üzerinde döndürerek yapıyorlardı. Kuru ot ve yaprak gibi çabuk alev alabilecek malzemeler kullanıyorlardı. Ateş yakmak için bu tekniğin tam olarak ne zaman kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen tek şey ateşi yakmak ve kontrol altına alabilmek insanlık tarihi için çok büyük bir keşiftir.

59

İLK İNANÇ SİSTEMLERİ

İlkel insandan modern insana kadar hepsinin temel ihtiyaçlarından biri de “kendinden daha güçlü bir varlığa” inanma ihtiyacının olmasıdır. Bu anlamda insan türünün yeryüzünde görülmeye başlamasından itibaren farklı inanç sistemleri oluştu. Animizm, animatizm ve animalizm bu inanç sistemlerin ilk örnekleridir. ANİMİZM: Animizm insanlarda ve diğer canlılarda var olduğu düşünülen ruhların fiziksel çevrede bulunan her türlü nesnede de bulunduğuna inanılmasıdır. Animizm kura¬mını antropolog Tylor geliştirmiştir. Tylor, animizmi bütün dinlerin temeli kabul eder. Ona göre uyku, uyanma, düş, hayal kurma, sarhoşluk, karabasan, trans, cin¬net ve ölüm gibi yaşantılarını ruhların davranışlarıyla ilişkilendiren ilkel insanın, aynı ruh dünyasının kendi çevresinde bulunan canlı ve cansız bütün varlıklarda da bulunduğuna inanması, dinin başlangıcıdır.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


ANİMATİZM: İn¬sanların bütün doğayı canlı olarak algılaması biçiminde tanımlanabilir. Bu, doğa¬üstü güçlerin varlığına dair inanç için ilk basamaktır. R. R. Marrett’in dinlerin evri¬mi kuramında, ilk insanların açıklayamadığı ya da şaşkınlığa düştüğü olay ve nes¬neler karşısında doğaüstü güçlerin varlığına ve her nesnenin canlı olduğuna inanması olarak tanımlanır.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

ANİMALİZM: İnsanların hayvanlarla kurduğu özel mistik bir ilişkinin adıdır. Özellikle avcı kültürlerde avcıyla avı arasında büyüsel ve mistik bir ilişki kurulur. Animalizmde hayvanın insana benzetilmesi, avcının öldürdüğü hayvandan özür dilemesi, kemikleriyle fala bakılması ve av öncesinde avın iyi geçme¬si için düzenlenen büyü sırasında avlanacak hayvanın taklidinin yapılması görülür.

60

ŞAMANİZM: Şamanizm, animistik temelde ortaya çıkmış karmaşık dinsel, büyüsel ve tıbbi uygulamalar bütünüdür. Şamanizmin merkezinde şaman adı verilen mistik bir kişi yer alır. Şaman hem geleceği bilen hem sağaltıcı (hekim) hem de büyücüdür. Doğaüstü ile ilişki kurma yeteneği ve yetkisi vardır. Özgün Sibirya ve İç Asya kültürlerinde görülen, kimi Pasifik adalarında ve Kuzey Amerika’nın bazı Kızılderili topluluklarında da rastlanan şaman ve şamanizm uygulaması, her ne kadar Sibirya kökenli olsa da bütün dünyadaki benzer deneyimler ve uygulamalara genellenmektedir. TEİZM: Doğaüstü alana mensup bir ya da birden çok yüce ve ölümsüz tanrının varlığına dayanan, bütün ölümlü varlıkların onların varlığıyla ilişkili olduğunu ve onların hükmü altında bulunduğunu savunan inanç sistemlerine teizm adı verilmektedir. İki tür teizm vardır. Birincisi, soyut ya da insan veya başka bir varlık görünümünde, kadere hükmeden çok sayıda tanrının varlığına inanılan çoktanrıcılık (panteizm) sistemleridir. Afrika da, Güney Amerika daki Maya, Aztek ve İnka kültürlerinde, güneydoğu Asya ülkelerinde, eski Yunan, Roma ve Arap dünyasında eskiden yaygın biçimde var olan bu inanç

GÖBEKLİTEPE O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

GÖBEKLİTEPE biçimi bugün oldukça zayıflamıştır. İkincisi, evreni ve onun içindeki bütün canlı ve cansız varlıkları yaratan, insanın kaderine hükmeden ve onu gözetim altında tutan, insanlarla zaman zaman kendi elçileri yoluyla ilişki kuran tek bir yüce Tanrı’ya imana dayanan tek tanrıcılık (monoteizm) inancıdır. Ortadoğu’da ortaya çıkmış olan ve Hz. İbrahim kaynaklı olduğuna inanıldığı için İbrahimî dinler adı verilen Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam tek tanrılı dinlerin başlıca örnekleridir. DOĞU MİSTİSİZMİ VE YENİDEN DOĞUŞ İNANCI: Doğu mistisizmi; yaşarken azla yetinme, çile çekme, başka canlılara zarar vermeme gibi erdemleri gözetmeyi, bu erdemlerle yaşanan bütünlüklü bir hayatın ödülünün ise yeniden insan olarak hayata gelmek olduğunu öne süren çeşitli inanç sistemlerinden oluşur. Bunlar mistik ve ahlakçı sistemlerdir. Tek tanrılı dinlerin, insanın doğa üzerinde mutlak egemenliğini meşru kılan ve insanı yaratılmışların en değerlisi olarak gören genel tasavvurunun aksine, Doğu mistisizminin temelinde insanın da doğanın bir parçası olduğu, insanla diğer

GÖBEKLİTEPE

canlılar arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığı fikri yatar. DÜNYANIN EN ESKİ TAPINAĞI:

GÖBEKLİTEPE Dünyanın en eski tapınağı Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesinde gün yüzüne çıkarıldı. İnşaası milattan önce 10 bin yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7 bin, Mısır piramitlerinden ise 7.500 yıl daha eski. İnşaa edildikten 1.000 yıl sonra üstü kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkarılıyor. Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından çok önemli. Bu bölgede yaklaşık 20 tapınak tespit edildi ve şu ana kadar yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartıldı. İnsanlık tarihi açısından çok önemli bir gelişme olan Göbeklitepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise 2019 yılını Göbeklitepe yılı ilan etti.

GÖBEKLİTEPE


B

ir de sabahın dördü... diye devam eden mısraları bilenler bilir en çok da aşık olanlar, aşk acısı çekenler, yolu sevdayla kesişenler mırıldanır bu dizeleri. Sen ve ben... İki kişilik bir dünyanın adıdır aşk... İki kişilik bir dünya, iki kişilik bir hayat ve içinde sonsuz duygunun devir daim ettiği ayrı bir gezegen. Sahi aşık olan kişi bu dünyayla bağını koruyabilir mi yoksa başka bir alemde mi sürdürür varlığını? AŞK BİR KARŞILAŞMADIR! Çetin bir karşılaşma üstelik... Hakkını vermeyi, layığınca yaşamayı gerektirir. Hayatının en büyük mucizesi budur belkide: senin ve onun karşılaşması. Hangi köşebaşında, hangi sokakta ya da hangi zamanda gerçekleşeceğini kimsenin bilemediği; koskoca bir ömrün içinde kısacık bir anda saklı; o an yakalaman gereken bir mucize... AŞK Karşılaşmak... kavuşmak... karışmak... kaybolmak... yok olmak... varlığını varlığında yitirmek ve bir olmaktır. Her fani göze alabilir mi aşkın bu döngüsünü. Lezzeti şiddetinde gizli olan bu güçlü duyguyla herkes başa çıkabilir mi? AŞKIN KARANLIK YÜZÜ Yüzümüz her zaman güneşe dönmez aşıkken, içimiz çiçek açmaz... Adı kıskançlık olan sinsi bir düşman çok geçmeden ruhumuzu ele geçirir. Güvensizlik, kıskançlık, tedirginlik, kaybetme korkusu ve daha niceleri dört bir koldan saldırıya geçer ve kulağımıza türlü fısıltılar üfler. Güneşimiz gölgelenir, açan çiçeğimiz solmaya başlar... En kıymetlimiz bir anda düşmanımız oluverir. Aşk bizi hipnotize eder, sevginin yerini nefrete bırakması an meselesidir artık. O şarkının da dediği gibi “aşk nefrete ne yakınsın” gerçeğini hayretle tecrübe ederiz. Kendimizle beraber sevdiğimiz de bu yıkıcı süreçten payına düşeni alır. Güneşli günler geride kalmıştır artık; baharyerini güzebırakır. Ne diyordu şair: “herşey bir insanı sevmekle başlar” ya da bunun tam tersi “heryeş bir insanı sevmekle biter”.

AŞK BİZE NELER YAPIYOR NELER? Edebiyatın, efsanelerin, mitolojinin bitmek tükenmek bilmeyen ab-ıhayatı... Öyle güçlüki; binlerce yıldırtekrar ve tekrar yazılıp, çizilip, anlatıldığı halde her defasında sanki üzerine hiç kalem oynatılmamış gibi kendini yeniden doğurur? İnsanlık tarihi kadar eski olan bu çetrefilli konu sadece edebiyatın değil ilerleyen teknolojiyle birlikte biliminde en gözde konu başlıklarından biri artık. Bilim adamları bu ele avuca sığmaz, insanda akıl fikir bırakmayan duygunun ne olduğunu anlamak için çabalıyor. Çünkü insan aklı “elbette tüm bu olanların bilimsel bir açıklaması olmalı” diyor, bilimsel bir açıklama istiyor. AŞK 4 BÖLGEYİ KAPATIYOR! Londra Üniversitesi’nde görev yapan Nöro-Estetik Profesörü Semir Zeki ve ekibi, beyin MR’ları üzerinden insanın aşık olunca beyninde gerçekleşen değişiklikleri araştırdı ve ilginç sonuçlara ulaştı. Araştırma sonucuna göre tutku duyduğumuz birine baktığımızda beynimizdeki uyarıcı bazı bölgeler aktif olurken; bazı bölgeler de devre dışı kalıyor. MR görüntülerine göre biz aşık olduğumuzda korku kontrolü, muhakeme, negatif duyguları kontrol etme ve empati gibi yeteneklerimizi geçici olarak kaybediyoruz.

Aşk çetin bir karşılaşma üstelik... Hakkını vermeyi, layığınca yaşamayı gerektirir. Hayatının en büyük mucizesi budur belkide! Senin ve onun karşılaşması. koskoca bir ömrün içinde kısacık bir anda saklı; o an yakalaman gereken bir mucize...

AKLIMIZ BAŞIMIZDAN BÖYLE GİDİYOR Beynin yargılama gerçekleri, muhakeme etme gibi yeteneklerimizin bulunduğu ön korteksi MR görüntülerine göre aşık olduğumuzda büyük bir değişikliğe uğruyor ve beyninbu bölgesipasifleşiyor. Özetlebeyin dalgaları üzerinde yapılan araştırmaya göre biz aşık olduğumuz kişiye baktığımızda değerlendirme yapabilme yeteneğimizi geçici olarak kaybediyoruz. Aşkın bir diğer özelliği mutluluğu etkileyen serotonin seviyesini değiştirmesi. Aşkın en somut kanıtlarından adrenalin ise aşık olduğumuz kişiyi gördüğümüzde kalp atışlarımızı hızlandırıp avuç içlerimizi terletiyor ve aynı zamanda ağzımız kuruyor. Serotonin hormonundaki dengesizlik ise endişeli ve gergin hissetmemize neden oluyor. Aşkın bizde devre dışı bıraktığı sadece değerlendirme yeteneğimiz değil aynı zamanda empati duygumuzu da yitiriyoruz. Aşık olan insanların beyninde dopamin daha yüksek düzeyde bulunuyor ve bu da bir çeşit uyuşturucuya benzetiliyor. Prof. Dr. Zeki ise şöyle özetliyor: “Aşk his olarak bir ilaçtır. Ama bunun uyuşturucu etkili ilaçlarla kıyaslanmasına üzülüyorum. Çünkü uyuşturucuların büyük zararları vardır ama aşk sağlığa zararlı değildir.” Velhasılıkelam bu kadar lafı neden ettik? Malumunuz 14 Şubat Sevgililer Günü... Sevginin günü, takvimi olmaz diyenlerdenim ben. Yeterki aşkın karanlık yüzüne teslim olmadan, yormadan, incitmeden sevelim. Bundan yıllar önce Tarkan’ın o güzel şarkısında dediği gibi: “Aşk incelik ister canım, hoyrat olma... Beni böyle sev, değiştirme, boşver anlama... Bir güç savaşı degil bu, kendi haline bırak... Galibi yoktur ki hiç, aşk bu unutma...”

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

EKMEK, ŞARAP, SEN VE BEN...

61


Biyografi

DÖKÜLEN YAPRAKLAR ZELİHA ŞENGÜL

SESSİZ BİR VEDA

GÜLRİZ SURURİ

Y 62

eni yılın ilk sarsıcı kaybını Ocak ayının başında yaşadık. Yeni yıla girdiğimiz günün sabahında gelen ölüm haberi, sanatseverleri derinden üzdü. Haber, ünlü tiyatro oyuncusu ve yazar Gülriz Sururi’nin 90 yaşında sessiz sedasız aramızdan ayrıldığını söylüyordu. Öyle ki vefat haberi Sururi’nin vasiyeti gereği cenaze toprağa verildikten sonra kamuoyuyla paylaşıldı. Yaşamı boyunca sahnelerden inmeyen, sahne ışıkları altında devleşen bu müstesna insan sessiz seda-

sız aramızdan ayrılmayı tercih etmişti. 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı unvanına layık görülen Gülriz Sururi, eşi Engin Cezzar ile birlikte Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Tiyatrosu’nun da kurucusuydu. Sanatla geçen 90 yıllık koca bir ömür, onlarca oyun, kitap, sayısız ödül ve yürekleri ısıtan tutkulu bir aşkın sahibi Gülriz Sururi, geride yeri doldurulamayacak bir boşluk bıraktı.

GÜLRİZ SURURİ KİMDİR? Ünlü sanatçı Gülriz Sururi, 1929 yılında İstanbul’da doğdu. Babası ilk operet kurucularından Lûtfullah Sururi Bey, annesi de opera sanatçısı Suzan Lütfullah’tır. 1962’de Engin Cezzar’la birlikte Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu’nu kuran sanatçı; Kaldırım Serçesi, Keşanlı Ali Destanı oyunlarındaki rolleriyle tanınmaktadır 1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen devlet sanatçısı unvanına layık görülmüştür. Anı, roman, öykü türlerinde yayımlanmış kitapları vardır. İlk kez 1942 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nde sahneye çıktı. İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro ve Şan Bölümleri’nde eğitim gördü. Konservatuvarı bitiremeden bazı özel topluluklarda çalışmaya başladı. 1955’te Muammer Karaca Topluluğu’nda profesyonel sanat yaşamına başladı. 1960 yılında Dormen Tiyatrosu’na


1971’de Hint Kumaşı adlı oyundaki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü üçüncü kez kazandı. 1979-1980 mevsiminde Mehmet Akan’la birlikte, topluluğun o güne dek sahnelediği oyunlardan Uzun İnce Bir Yol adlı bir derleme yaptı ve gösteriminde oynadı. Edith Piaf'ın yaşam öyküsünden Başar Sabuncu’nun oyunlaştırdığı Kaldırım Serçesi adlı oyun ile müzikli tiyatro sanatçısı olarak ustalığını gösterdi. 1982-1983 sezonunda bu oyundaki yorumuyla Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, İzmir Gazeteciler Derneği’nin Altan Artemis Ödülü’nü ve Milliyet Gazetesi’nin 1983 Süperstar Tiyatro Oyuncusu Ödülü’nü kazandı. Engin Cezzar’ın uyarladığı ve yönettiği “Filumen, Edward Albee’nin “Tatlı Para” Bilgesu Erenus’un yazdığı, Rutkay Aziz’in sahnelediği “Halide” gibi oyunlarda rol aldı. Dramdan güldürüye ve müzikli oyuna dek her çeşit eserde rol alan Gülriz Sururi, oyunculuğunun dışında Türk tiyatrosunda yöneticilik de yaptı.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin kurduğu Konçinalar Kumpanyası adlı toplulukla 2008’de kendisinin yazıp yönettiği “Biz Sıfırdan Başladık” adlı oyunu sahneye koydu. Gülriz Sururi, tiyatroda olduğu kadar yazdığı kitaplarla da başarı göstermiştir. İlk anı kitabı “Kıldan İnce Kılıçtan Keskince”de hayatını; “Bir An Gelir”de ise 1980 sonrası dönemini anlattı. Anı, roman ve öykü kitabının dışında üç de yemek kitabı yazdı. Gülriz Sururi, yemekli sohbet programı “A La Luna”yı yaptı ve sundu.

ÖDÜLLERİ 1961 - İlhan İskender Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu 1966 - En İyi Kadın Oyuncu – Yılın Kadını (Türk Kadınlar Birliği tarafından) 1971 - En İyi Kadın Oyuncu 1982-1983 - Avni Dilligil Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu 1983 - İzmir Gazeteciler Derneği - Altan Artemis Ödülü 1983 - Milliyet Gazetesi - Süperstar Tiyatro Oyuncusu 1998 - Kültür Bakanlığı Devlet Sanatçısı Ünvanı 1998 - 16. İstanbul Tiyatro Festivali’nde eşi Engin Cezzar’la birlikte Onur Ödülü

ESERLERİ Kıldan İnce Kılıçtan Keskince (Anı-1978) Bir An Gelir (Anı-2003) Girmediğim Sokaklarda (Öykü-2003) Biz Kadınlar (Gazete Yazıları-2003) Seni Seviyorum (Roman-2005)

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

geçti. 1961’de, bu toplulukta sahnelenen Sokak Kızı İrma’daki rolüyle en iyi kadın oyuncu olarak İlhan İskender Armağanı’nı kazandı. 1962 yılında tiyatrocu Engin Cezzar’la evlendi. Aynı yıl eşi ile bilrikte Küçük Sahne’de Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu’nu kurdu. Sokak Kızı Irma, Ferhat ile Şirin, Teneke gibi pek çok oyunda rol aldı. 1966’da “Teneke” oyunundaki rolüyle İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Armağanı’nı bir kez daha kazandı. Aynı yıl Türk Kadınlar Birliği’nce “Yılın Kadını” seçildi. Haldun Taner’in yazdığı, Genco Erkal’ın yönettiği ve ilk olarak 31 Mart 1964’te sahnelenip uzun süre kapalı gişe oynayan “Keşanlı Ali Destanı”nda “Zilha” rolündeki başarısıyla ünü arttı.

63


HOŞÇAKAL “İKİ GÖZÜMÜN ÇİÇEĞİ”

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

AYŞEN GRUDA

64

Y

eşilçam’ın efsane yıldızları maalesef zamana yenik düşüp aramızdan ayrılmaya devam ediyor. Yeşilçam filmleri, hayatımıza kimi zaman neşe kimi zaman hüzün kattı. Onlarla güldük, onlarla ağladık ama en çok da aile olmayı, dostlukları, arkadaşlıkları ve fedakarlık gibi kutsal değerleri tekrar tekrar hatırladık. Bu filmlerin unutulmaz isimlerinden biri de Ayşen Gruda’ydı. Gruda, 74 yıllık bir çınardı ama maalesef 23 Ocak tarihinde aramızdan ayrıldı. Pankreas kanseri teşhisi konulan Gruda uzun zamandır yoğun bakımda tedavi ediliyordu. DOMATES GÜZELİ Tiyatro ve sinema sanatçısı Ayşen Gruda, Hababam Sınıfı, Çöpçüler Kralı, Neşeli

Günler, Şekerpare gibi pek çok filmde canlandırdığı birbirinden renkli karakterle hafızalarımızda yer edindi. Bizim Aile’nin Feride’si, Çöpçüler Kralı’nın Hacer’i, Gülen Gözler’in Fikret’i ve “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterlerine hayat veren Ayşen Gruda başta Kemal Sunal, Şener Şen ve İlyas Salman gibi usta oyuncular olmak üzere pek çok projede pek çok ünlü sanatçıyla rol aldı. AYŞEN GRUDA KİMDİR? Ayşen Gruda, 22 Ağustos 1944 tarihinde Erman Ailesi’nin ortanca kızı olarak İstanbul Yeşilköy’de Osmanlı zamanında karargâh olarak kullanılan bir köşkte dünyaya geldi. Babası kara tren makinistiydi. Komedi yeteneği çocuk yaşta fark edildi. Yeşilköy’deki evlerinde Ermeni komşularının taklidini yaparken çok başarılıydı. Lise ikiye giderken babası vefat etti. Geçim sıkıntısı yüzünden okulu bırakıp çalışmaya başladı. Kardeşi Ayben Erman ve ablası Ayten Erman da kendisi gibi oyunculuğu seçti. Televizyon için yaptığı skeçlerden birinde canlandırdığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinden sonra “Domates Güzeli” adıyla anılmaya başlandı. İLK KEZ 1962 YILINDA SAHNEYE ÇIKTI Ayşen Gruda, Tevfik Bilge’nin turne tiyatrosunda profesyonel oyunculuğa başladı. İlk

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

rolü 1962 yılında “Kongre Eğleniyor” adlı vodvilde küçük bir hizmetçi rolü idi. 1977 yılında 16 senelik tiyatro hayatından sonra televizyonda bir eğlence programı içinde yayınlanan skeçte canlandırdığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinden sonra ismini geniş bir kitleye duyurdu. YILMAZ GRUDA İLE EVLENDİ Ayşen Erman, Ankara Meydan Sahnesi’nde tiyatro oyuncusu Yılmaz Gruda ile tanışıp evlendi. Kızları Elvan doğunca Ayşen Gruda bir süre tiyatroya ara verdi. Uzun yıllar evli kalan çift sonraki yıllarda dost kalarak ayrılma kararı aldı. Ayşen Gruda ayrılmalarına rahmen eski eşinin soyadını kullanmayı sürdürdü. Ünlü sanatçı daha sonra yakın dostu, aynı zamanda Yeşilçam’ın bir diğer efsane ismi Adile Naşit’le birlikte Ertem Eğilmez filmlerinin çekirdek kadrosunda yer aldı.

OYNADIĞI FİLMLER Ayşen Gruda, “Mum Söndü”, “Deve Kuşu Kabare”, “Hababam Sınıfı Müzikali”, “Yedi Kocalı Hürmüz” gibi filmlerde ve müzikallerde yer aldı. Tiyatronun yanı sıra birçok televizyon programı skeçlerinde ve dizilerde oyunculuk yaptı. Sinemada “Tosun Paşa”, “Süt Kardeşler”, “Şabanoğlu Şaban”, “Hababam Sınıfı”, “Neşeli Günler” gibi birçok klasikleşmiş Türk sineması örneklerinde oynadı. 2014 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini Cem Yılmaz’ın yaptığı “Pek Yakında” adlı sinema filminde Cem Yılmaz, Ozan Güven, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Çağlar Çorumlu, Şirincan Çakıroğlu, Tülin Özen ile birlikte rol aldı.


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Biyografi

66

Rene Descartes B

René Descartes (d. 31 Mart 1596 - ö. 11 Şubat 1650) Fransız matematikçi, bilim adamı ve filozoftur.

atı düşüncesinin son yüzyıllardaki en önemli düşünürlerinden biridir. Skolastik düşünceden sıyrılışın, bir başka deyişle Modern Felsefe'nin Descartes ile başladığı kabul edilir.

duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmaya başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi: düşüncenin varlığı. Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yaptı.

Descartes, 1628'den itibaren, 15 yıl süren geziler, savaşlar ve serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda'da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurdu.

Metot üzerine konuşmada hep karmaşıktan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir bir saydı. Felsefeyi, bütün inceleme kitaplarının Latince yazıldığı bir çağda, Fransızca yazarak ve «sağduyu

Öğrendiğinin, gördüğünün, O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir» diyerek, herkesin, uzman olmayanların bile anlayabileceği bir duruma indirgedi. Descartes her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur. Ona göre en önemli bilimlerden mekanik, insanlara yardım edecek makineleri yapma sanatı; tıp, vücudu ve ruhu tedavi etme sanatı; ahlak, mutlu yaşama sanatıdır. Descartes, zamanının bilginleriyle, hükümdarlarıyla ve

soylularıyla ilişkiler kurmuştur. Ona hayran olan İsveç kraliçesi Cristina, Descartes'ı sarayına davet etti. Descartes, elli dört yaşında Stockholm'de öldü. Şüpheciliğe farklı bir yaklaşım getirir: Septik şüphe, - Metodik şüphe. Ona göre septik şüphe anlamsızdır. Olması gereken metodik şüphedir. Metodik şüpheyi şu şekilde uygular: Önce tanrıdan, çevreden, kendinden ve başka insanlardan şüphe eder. Bunu


DESCARTES’İN ÖZGÜN YÖNTEM VE BİLGİ ANLAYIŞI Descartes, matematikteki kesinliği felsefeye kazandırmak

amacıyla yola çıktı ve bunun için tümdengelime ve sezgisel yönteme başvurdu. Ona göre tümdengelim kesin olarak bilinen olgulardan yapılan çıkarımdı ve tüm bilgi sezgisel olarak kavranan açık ve seçik başlangıç önermelerine dayanmaktaydı. Matematikteki başlangıç önermeleri doğruluğu sezgisel olarak bilinen doğruluklardı. Descartes felsefe için başlangıç oluşturacak önermelerin de

sezgisel anlamda kendiliğinden açık ve seçik olmaları gerektiğini düşünmekteydi. Açıklık bir kavramın zihnimize doğrudan verilmesi, seçiklik ise kavramı zihnimizdeki diğer idelerden ayırt edebilmemiz, sınırını çizebilmemizdir. Descartes felsefeye başlangıç önermeleri bulmak için dört aşamalı bir yöntem önerdi: 1. Doğruluğunu açık ve seçik bilmediğimiz hiçbir şeyi doğru kabul etmemek. 2. Araştırdığımız sorunların her birini mümkün olduğunca küçük parçalara bölmek. 3. Onları basitten karmaşığa doğru bir sırayla incelemek. 4. Sık sık geriye dönüp elde edilen verileri sınamak. Bu esas üzere önce her şeyden kuşku duydu ve sonunda kuşkulanmakta yani düşünmekte olduğundan kuşku duyamayacağı sonucuna vardı. “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesiyle kendi beninin bilgisini sezgisel olarak kendiliğinden açık ve seçik kabul etti. Tanrı’nın, matematiksel bilginin ve dış dünya üzerine edindiğimiz bilgilerin geçerliliklerini kendi beniyle olan ilişkilerinden yola çıkarak kurdu ve böylece özne merkezli modern felsefenin kurucu babası olarak ünlendi. DESCARTES’İN TÖZ, RUH VE AHLAK ANLAYIŞI Descartes, tözü “var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan bir

şey” olarak tanımlar ve Tanrı’yı sonsuz töz, ruh ve bedeni ise sonlu tözler olarak belirler. Ruh tözünün özü düşünmek, madde tözünün özü ise yer kaplamaktır. Bunlardan madde-cisim, tözü uzamsız var olamaz. Uzunluk, genişlik ve derinlikte uzamlılık bu tözün doğasını oluşturur. Bunlar maddesel tözün birincil nitelikleri, renk, ses, tat, sıcaklı k gibi özellikler ise ikincil nitelikleridir. Uzama ilişkin niteliklerin bilgisi, nicelikle ilişkili oldukları, yani matematik dille ifade edilmeye uygundurlar. Maddesel tözün hüküm sürdüğü fizik doğa mekanik yasalara göre işler. Doğa, tüm devinimleri mekanik olan bir makinedir. Hiçbir boşluk içermez. Uzam da maddesel tözün geometrik kavramından başka bir şey değildir. Birbirlerine indirgenemeyecek yapıda olan bu iki farklı töz insanda bir arada nasıl bulunmakta, birbirleriyle nasıl etkileşmektedir? Zihin-beden ilişkisi sorunu olarak bilinen bu konuda Descartes ruh ve maddenin insan beynindeki kozalaksı bezde etkileştiklerini savundu. Törebilimi ise dört pratik ilkeye dayanmaktaydı: 1. Ulusun yasalarına, törelerine, dinsel inançlarına boyun eğ. 2. Kanılarına bağlı kal ve seçtiğin eylem yolunda kararlı ol. 3. Kendini ve tutkularını çevrene ve talihine uyarla. 4. Senin için en iyi olacak yaşam uğraşını dikkatle seç. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

şüphe edemeyeceği son sınıra kadar götürür. Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmek var olmaktır. "Düşünüyorum o hâlde varım" noktasına ulaşır. Latince "De omnibus dubidantum" (Her şeyden şüphelen) en önemli sözlerindendir.

67


SOSYAL SORUMLULUK

ANNELER VE YAVRULARI HASAN KILINÇ / VETERİNER HEKİM meliyatlar peş peşeydi. Yoğunluktan tüm vücudumun terden ıslandı ve yorgunluğumun en üst seviyesindeydim. Gün haber günlerine gelmiş. Ailemize katılacak olan Deniz Kartal’dan acil haberler gelir düşüncesiyle bir yandan telefon bekler oldum. Veteriner Teknikeri arkadaşlardan bir

A

haber geldi. Vatandaş köpek getirmiş. Bir tane ölü doğurduktan sonra köpeği özel kliniğe götürüp anne karnında daha yavruların olabileceği söylenmiş. Vatandaşın özelde operasyon yaptıracak parası olmadığı için bize yani Denizli Büyükşehir Sokak Hayvanları Barınma, Rehabilitasyon Merkezi ve Doğal Yaşam Parkımıza teslim ettiler. Hemen ameliyatları bitirir bitirmez. Ameliyathaneden çıkıp teslim edilen köpeğin yanına poliklinik binasına doğru yol aldım. Köpek o kadar şeker ve tatlı ki halkın da tabiriyle büyümeyen küçük biraz da çelimsiz siyah rengi ve


Ameliyattan çıkar çıkmaz telefonum çaldı. Eşimin sancıları artmış. Sanırım ailemizin yeni üyesi dünyaya geliyor. Acil bir çıkış yapıp hastaneye geçtik. Doktor muayenesi sonrası eşim sezaryene alındı. Yaklaşık yarım saat sonra ufacık kart sesli basbariton bir ağlamayla ufaklık kucağımdaydı. O anda ki duygularımı anlatmanın bir tarifi yok. Allah’ım isteyen herkese bu duyguları yaşamayı nasip etsin. İsmini daha önceden belirlediğimiz gibi eşimin denizi, sahili çok sevmesi ve bir sahil şehrinde büyümesi benim de Denizli sevdamdan dolayı ortak bir isim Deniz’i koyduk. Kartal’ın önemini zaten birçok insan tahmin edebiliyordur. Deniz Kartal günden güne büyüyor. Gece

uyku yok. Her anne baba gibi. Gaz sancılarını zaten yaşamak lazım. Bu dönemde onun gaz çıkarması ailenin en büyük mutluluğu oldu. Her çocuk gibi sarılık olup hastanede bile kaldı. Dil bağı sorunu yaşadık. Her sıkıntı her sorun çekirdek ailemizi daha birbirine bağlayıcı oldu. Kendi sağlığımızı bıraktık. Herşey Deniz Kartal içindi. Eve geldiğimizde ilk önce onu evin üyelerinden Memoli, Hürrem ve Zeytin kedilerimiz karşıladı. Çok merak ettiler kokladılar. Yanında uyudular. Hatta beşiğini arada sallayıp durdular. Kedilerle büyümesinde sakınca görmedik. Artık çekirdek ailemiz daha da büyümüştü. Sabahları uykumdan uyanıp demek isterdim. Bebek dünyaya geldikten sonra yedi saatlik günlük uykularım dörde hatta üç saate düştü. Rehabilitasyon merkezine vardığımda ilk ilgilendiğim hastam Deniz’in dünyaya geldiği gün ameliyatını yaptığım yavrularını kaybetmiş anneydi. Personel arkadaşlarımız o kadar güzel ilgileniyorlardı ki. Hergün bir öncekine göre daha da toparlanmaya başlamıştı. Ameliyatını ne kadar ben yapmış olsamda ameliyat sonrası bakımlarının çok iyi olması başarılı olmamın en yegane temelidir. Yani çalışma ve ekip arkadaşlarım. Nitekim Deniz bir aylık oldu. Annenin ameliyatını yapalı bir ay oldu. İkiside maşallah çok güzel toparlandı. Eşimi yani annenin kıymeti fedakarlığın ne kadar önemli olduğunu yaşayarak ve

görerek anladım. Bu süreçlerde morale motivasyona insanın çok ihtiyacı olduğunu da unutmamak gerekir. Veteriner hekimlik kutsal bir meslektir. Hayatım da aynı anda yaşadığım iki önemli olayın da olumlu sonuçlanması beni son zamanlarda en çok mutlu eden şeylerden oldu. Anne köpek ne kadar yavruları kaybetse de hayata geri döndü. Yavrum dünyaya geldi. Hayat devam ediyor. Her geçen günlerde hayata bir fazla tutunuyoruz. Hem Deniz Kartal için hem de can dostlarımıza şifa dağıtabilmek için. Herşey sevgi, saygı, mutluluk ve şefkat ile. .

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

halsiz, bitkin görünüşüyle yüreğimi dağladı. Ağır kokulu bir akıntı gözlemledim. Hemen ultrasonografi ile bakmak istedim. Baktığımda anne karnında iki tane yavru vardı. Hepimiz heyecanlandık. Fakat fötus dediğimiz yavrularda herhangi bir hareketlenme ve kalp atışları yoktu. Suratımız düştü. Acilen ameliyat gerekiyordu. Malesef çok kötü durumda yavruları almazsak anne yarına çıkamaz. Ameliyatı bile kaldırması çok zor görünüyordu. Yinede yavruları almaktan başka çözümümüz yok. Ameliyat hazırlıkları başladı. Köpeğe damar yolu açıldı. Serum takıldı. Hemen ameliyathaneye aldık. Çok zor bir operasyon sonucu ölmüş iki yavruyu da çıkardık. Anne halen ciddiyetini koruyordu.

69


Still Art

BELGRAD İZLENİMLERİ urtdışı tatili fırsatı yaratmaya çalışırken bir yandan da gidilmesi planlanan şehrin seçimi kriterleri arasında vizesiz ülke olması önemli bir önceliğiniz ise ilk gidilmesi gereken yerlerden biri Belgrad. Yakın çevrede Ukrayna, Makedonya, Gürcistan, Karadağ, İran, Sırbistan gibi vizesiz ziyaret edilebilecek ülkeler arasında tercih yapmak isterseniz önceliğinizin Sırbistan’ın başkenti Belgrad olmasını rahatlıkla tavsiye edebilirim.

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Y

70

Hava koşulları ne olursa olsun her mevsim yaşayan bir şehir olduğunu çok kolay hissedebiliyorsunuz Belgrad’ın. Şubat ayının dondurucu soğuğunda gitmiş olmamıza rağmen, hareketli, canlı, eğlenceli bir şehir olduğunu bize fazlasıyla hissettirmişti o iklim koşullarında bile. -10℃ bulan hava koşullarında sokaklardaki insan

kalabalığını görmek keyiflendirmişti bizi. Döviz kurunun çok artmasına rağmen hala ülkemize göre ucuz denebilecek az sayıda Avrupa şehrinden biri olması da önemli bir detay. Özellikle yeme-içme ve eğlence meraklısı iseniz Belgrad’ın bu konuda çok cazip olduğunu göreceksiniz. Gitme niyeti olanlar için buradan birkaç tavsiyede bulunabilirim. Belgrad, adım attığınız andan itibaren zaman yolculuğuyla 90’lara gelmişsiniz hissi veriyor. Fiyatlarda da benzer bir zaman yolculuğu yapıyorsunuz. Avrupa’nın geneline ve Türkiye’ye göre restoranlar ve marketler oldukça ucuz. Ülkede euro yerine, Türk lirasına kıyasla daha az değerli Sırp dinarı kullanılıyor. Haliyle Balkan kültürüne ve yemeklerine doyuyor, her şeyden biraz Türkiye’ye getirmek istiyorsunuz. Şehrin havaalanının ismi Belgrad Nicola Tesla Havaalanı. Ünlü mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanı Tesla,

DR. MİMAR HALİT COZA


cadde, İstiklal Caddesi’nin 2000’lerin başındaki halini anımsatıyor. Alışveriş yapmak, Balkan lezzetlerini tatmak ve Belgrad’ı keşfe başlamak için ideal bir nokta. Knez Mihailova’ya birkaç dakika mesafede konumlanan Kalemegdan, Osmanlı da dâhil olmak üzere şehri işgal eden pek çok devletin etkilerini açıkça görebileceğiniz bir bölge. Yüksekliğinden dolayı Tuna Nehri’ne ve şehre yukarıdan bakmak için de ideal bir nokta. Tesla Müzesi farklı bir gezi seçeneği olarak ziyaret edilmeli. Tesla’nın küllerine de ev sahipliği yapan müzede ünlü mucidin hemen hemen tüm eserlerini görmek mümkün. Müzede aynı zamanda Tesla’nın icatlarını açıkladığı metinler, kişisel mektupları ve teknik çizimleri de yer alıyor. Tesla’nın kablosuz elektrik akımıyla florasan ve ampülleri aydınlatan icatlarına tanıklık etmek mümkün. Balkanların en büyük Ortodoks kilisesi olan Aziz Sava Katedrali de Belgrad’da yer alan diğer bir önemli yapı. Camiye benzeyen görüntüsü ise özellikle

Türkiye’den gelenleri çok şaşırtabilir. Belgrad’ın en işlek yerlerinden biri olan Slavia Meydanı’nın hemen yanında bulunuyor. Şehirde yaşayan halkla ilgili bir tespitte bulunmam gerekirse, sanılanın aksine Sırplar’ın Türkler’e olan sıcakkanlılığı bizi biraz şaşırttı. Bunda Türk dizilerinin herkes tarafından biliniyor olmasının da önemli bir etken olduğu kanaatine vardık. Gerçekten tüm şehirde duvarlarda, binalarda Türk Diziler’inin afişlerini görüyorsunuz. Belgradlılar sıcakkanlı, misafirperver, açık görüşlü ve oldukça saygılı insanlar. Belgradlıların %40’ı 1545 yaşları arasında olduğundan şehir hareketli ve canlı. Spor yapmayı ve yürüyüşü çok seviyorlar. Tüm gün nehir kenarları, cafeler, restoran ve sokaklar her zaman insanlarla dolu. Dondurucu soğuğa rağmen şehirle ilgili bu kadar olumlu konuşabiliyorsam, sanırım ben ve arkadaşlarım bu şehri sevdik. Fakat siz yine de normal iklim koşullarında, baharda ve sonbaharda gezi fırsatı yaratmaya bakın.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Sırp kökenli bir bilim adamı olduğu için, havalimanına adım attığınız andan itibaren her yerde Tesla ismini görmeye hazırlıklı olun. Eğer yürümeyi de seviyorsanız, Belgrade Walking Tour'a katılmanızı öneririm. Özellikle de Yugoslavya'nın tarihini merak ediyorsanız Communist Tour'a mutlaka katılın. Son derece donanımlı rehberler, hem Yugoslavya'nın tarihsel sürecini tarafsız bir şekilde anlatıyor, hem de tarihi birçok yerle ilgili bilgi veriyor. Ayrıca şehrin 357 yıl Osmanlı egemenliğinde yaşadığını ve Osmanlı’ya ait birçok izleri hala taşıdığını şehri gezerken hissedebiliyorsunuz. Nehir kenarına kurulmuş şehirlerin ortak özelliği olan hoş bir manzaraya sahip bir şehir Belgrad. Şehrin ister eski tarafında olun, ister yeni tarafında, karşıda, yeşillikler içerisinde şahane bir manzara sizi bekliyor. Şehrin en işlek caddesi Knez Mihailova Caddesi. Belgrad’ın merkezinde, mağazalar, restoranlar ve sanat galerileriyle çevrili, trafiğe kapalı bu

71


ijital çağın tanımı bir çok kez yapılmış, açıklaması ile ilgili tartışmalar yapılmış fakat tam olarak dijital çağın açıklaması yapılamamıştır. Dijital çağ, ekonomi ve toplumun ortak ürünü olan bilgi birikiminin teknoloji sayesinde artması, genişlemesi, hızla paylaşılması, olaylara çok çabuk yön vermesi ve kadim medeniyetlerin geldiği seviyelerin çok hızlı kat edilmesi ile karakterize bir çağdır. ” diyor bir makale. Muhtemel çok önce başlamıştır ama benim için dijital çağ synthesizer ile başladı sanırım. Gündelik yaşamda dijital olmayan neredeyse hiçbir şey kalmadı; buzdolabından buzdolabının içini doldurduğunuz ürünlere kadar her şey ya dijital ya dijital teknoloji kullanılarak üretiliyor ve bizlere servis ediliyor.

K Ü LTÜ R , S A N AT v e YA Ş A M DER G İS İ

D

72

Elbette diş hekimliği de dijital çağa uzak duramadı, özellikle 2000li yıllarla birlikte dijital devrim yaşadı ve “dijital diş hekimliği” kavramı oluştu. Peki nedir bu dijital diş hekimliği bir bakalım. Kimisi tam olarak şöyle diyor ; “Dişhekimliğinin en yeni teknolojik gelişmesi “Dijital Dişhekimliği”, CAD-CAM teknolojisinin porselen diş üretimine adapte edilmesi ile oldu. Fikren 1990’lı senelerde gelişmeye başlayan sistem

2013 yılında çok ileri bir atılımla güncel dişhekimliği kullanımına adapte etmesi ile hayatımızdaki yerini aldı. Teknolojinin kısaca kullanımı şöyle; hastaya yapılacak olan “porselen kaplama - porselen lamina - porselen dolgu” gibi tedavilerde geleneksel silikon ölçü alma yerine dijital veri aktarımı sağlayan 3D görüntü alan bir kamera ile ağzın taratılması ve ardından yazılım kullanılarak yapılacak olan dişin dizayn edilmesi, son aşama olarak da porselen dişin CAD-CAM cihazlar ile üretilmesi olarak sıralanabilir. 2013’den bu yana birçok firma tarafından desteklenerek birçok farklı malzemenin kullanıma alınması ile birlikte eskiden 15 gün süren porselen kaplamalar 5 günde, 5 gün süren porselen dolgular 2 saat içerisinde üretilip hastaya uygulanabilmektedir.” Bu tanım doğru olsa da son derece yetersiz. Çünkü dijital teknoloji ilk muayenenin yapıldığı anda başlıyor zaten, dijital görüntüleme sistemleri (RVG, CBCT, MR), dijital olarak çekilen ağız içi fotoğraflar, dijital kayıtlar ve dijital planlama.. Biraz aşamalarıyla görelim dijital

işleyişi. Kontrol yada tedavi amaçlı bir kliniğe girdiğinizde yapılan kayıtla başlıyor dijital işleyiş. Sonrasında tanı için kullandığımız dijital röntgen, elbette konvansiyonel röntgenlerde hala kullanılmakta ama dijital röntgen hem hastanın hem de hekimin işini kolaylaştırıyor anlık görüntü ve kayıt kolaylığı sağlıyor. Birkaç dişi ilgilendiren periapikal film yeterli değil ise tüm çeneyi gösteren panoramik röntgen cihazları da dijital, nerede çektirirseniz çektirin görüntü anında hekimin ekranında. Sonrasında planlama yapmak ve bu planlamayı hastalarımızla paylaşmak için bu kez dijital fotoğraf makineleri giriyor işin içine hem de sadece SLR değil snapshotdan cep telefonuna

DİŞ HEKİMİ

Dijital Çağ


Peki cerrahi bir işlem mi yapılacak, implant uygulaması kemik ilavesi yada kist mi çıkarılacak? O zaman dijital panoramik görüntülemeye ek olarak CT(tomografi) yada CBCT(Cone Beam Tomografi) görüntüleri ile yine özel yazılımlarla hazırlanan cerrahi guide(rehber) ile size yapılacak cerrahi işlem daha konforlu olabiliyor. Peki bu rehber nasıl hazırlanır? Önce bir tomografi alınır, ağzın ölçüsü alınır sonra her şey bir yazılıma yüklenir, nereye ne yapacağınızı dijital ortamda bir ekramnda kararlaştırırsınız sonra 3D yazıcıdan tam planladığımız gibi çalışabilmemiz için size özel bir cerrahi rehber çıkar. Hatta kemik yükseltmek için 3D yazıcı yada kazıyıcılardan bio uyumlu malzemeden kişiye/vakaya

özel blok kemik bile üretilebilmekte. Dolgu işlemi mi yapılacak? Yine tercihiniz inley onley gibi porselen bir dolgu olacak ise ağzınızdan alınacak bir ölçü ile hazırlanan model tarayıcıda okunup, tasarlanıp kazıyıcı makineye gönderilip birkaç saat içinde size teslim edilebilir. Ama dijital diş hekimliğinin temel gündemi yada aslında dijital diş hekimliği denince ilk akla gelen ağız içi tarayıcılar ve onlarla eş zamanlı çalışabilen tasarım yazılımları ve kazıyıcı cihazlar. Olay şudur, geleneksel ölçü yöntemlerinde kullandığımız ölçü kaşığı ve mayi kıvamlı ölçü maddesi yerine ağız içinde çalışma bölgesinin görüntüsünü alan bir kamera kullanılır. Bu kamera taradığı bölgeyi doğrudan ekrana yansıtır. Tasarımı yapacak olan teknisyen yada hekim bir yazılım sayesinde doğrudan ekranda size yapılması gereken porselen-zirkon vb kron yada köprünün tasarımını yapar. Bu tasarımı büyüklüğüne göre ya klinikteki bir kazıyıcıya yada teknisyen firmalarda olan büyük bir kazıyıcıya yada lazer sinter makinesine gider. Eğer tüm

Elbette ve şüphesiz ki tüm bu dental işlemler, dolgusu porselen kron ve köprüsü cerrahi uygulamaları ile zaten konvansiyonel yöntemlerle en iyi şekilde yapılmakta ve yapılmaya da devam edecek ve bunun için kullandığımız ürünler de sizlerin konforu için durmadan gelişecek. Dişleriinize de kendinize de iyi bakın, dijital de olsa tedaviye ihtiyaç duymayın.

O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

çekim yapılıyor ve hepsi yine ekranda. Kimi kliniklerde dijital tasarım yapılmakta, tedavi sonrasını daha başlamadan hastaya gösterebilmek için farklı görsel yazılımlarda kullanılmakta ve hatta bu görüntüleri mükemmelleştirmek için klinikte küçük bir fotoğraf stüdyosu bile bulunmaktadır. Ayrıca çok ciddi bir “dental fotoğrafçılık eğitimi” sektörü de vardır.

bu aşamalar hızlı ve sorunsuz olur ise sizin ihtiyacınız olan kron yada köprü birkaç saat sonra yada en kötü ertesi gün teslim edilir. Aynı işlemi konvansiyonel ölçü ile yapmakta mümkün. Bu kez alınan ölçü ile oluşturulan alçı model tarayıcıya giriyor ve aynı şekildi tüm tasarım ve üretim yazılımlar aracılığıyla yapılıp işiniz hızla teslim edilebiliyor. Zamanın çok ama çok kıymetli olduğu günümüzde çok iyi bir çözüm elbette. Ağız içi tarayıcısı üreten onlarca firma ürünü daha basit küçük kolay kullanılabilir ve daha satın alınabilir hale getirmeye çalışırken yazılım şirketleri de kameranın ve tasarım aşamasının hızını arttırmak için çaba harcamakta. Kazıyıcılar da elbette aynı işin peşinde. Belki yakında ağız içinde yaptığımız tarama, kendisi otomatik olarak tasarlayan yazılımlarla doğrudan 3D yazıcılardan çıkacak. Kesin olan şu ki dijital unsurlar diş hekimliğinde de yaşamımızda olduğu gibi hep olacak ve hiç durmadan gelişecek.

73


KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

74

Ki tap lık

Diplomatik Vahşet Cemal Kaşıkçı Cinayetinin Karanlık Sırları Ferhat ÜNLÜ-Abdurrahman ŞİMŞEK-Nazif KARAMAN

D

iplomatik Vahşet, Cemal Kaşıkçı cinayetinin karanlık sırlarını gözler önüne seriyor! Cemal Kaşıkçı’nın ölümünden önceki yedi buçuk dakikada, konsoloslukta neler yaşandı? Cinayet nasıl planlandı, cinayeti sahada kimler uyguladı? Kaşıkçı’nın cesedi nasıl parçalandı ve yok edildi? Cinayet ânı ve öncesinde infaz timi başkonsoloslukta neler konuştu? Suudi İstihbarat Şefi’nin birlikte keşif yaptığı ‘gizemli’ kişi kim? Gizli servis başkanları MİT karargâhında neler konuştu? Cemal Kaşıkçı’nın cesedi şu anda nerede? Suikastta rol alan 15+3 kişinin kimlikleri ve özellikleri neler? Ve en önemlisi: Kaşıkçı’nın öldürülmesi talimatını kim, neden verdi? Kaşıkçı cinayetinin bilinmeyenlerini Türkiye ve uluslararası kamuoyuna duyuran üç araştırmacı gazeteci, dünyayı sarsan suikastı aydınlatacak en kritik soruların

peşine düşüyor. Bu önemli soruların cevabı niteliğindeki ses kayıtları ve belgeler, ilk kez Diplomatik Vahşet’te. Diplomatik Vahşet, sadece bir suikastın anatomisi değil, araştırmacı gazeteciliğin de en iyi örneklerinden.

Papelonen Verç Bidi Abrink-Ermenice Ara GÜLER / Aras Yayıncılık Ara Güler’in erken döneminde kaleme aldığı öykülerle daha sonra çektiği fotoğrafları bir araya getiren bu kitap, Türkiye’de yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi olarak kabul edilen ve fotoğrafçı kimliğiyle öne çıkan sanatçının pek bilinmeyen bir yönünü, öykücülüğünü ve yazarlığının türlü yönlerini etraflı bir şekilde ortaya çıkarıyor. Türkçe, Ermenice ve İngilizce üç cilt halinde eşzamanlı olarak yapılan bu yeni basım Güler’in metinleriyle görsel dünyası arasında muhtemel eşleşmelerin izini sürerek bir “foto-öykü albümü” halini alıyor. Fotoğraflarında anlamlı anları yakalayıp onlardan bir kompozisyon oluşturabilmesinde bu erken dönem öykülerinin önemli bir rolü olduğunu düşünen Güler, kitapta yer alan 13 öyküsünü birer fotoğraf olarak nitelendiriyor. Babil’den Sonra Yaşayacağız, Güler’in yalnızca fotoğraflarıyla değil, öyküleriyle de “görsel dünyanın adamı” olduğunun adeta kanıtı. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


Bağırmayan Karı Koca Olmak

Jacques PERETTİ Timaş Yayınları

100 Soruda Milli Mücadele

Leyla Yokuşu

Hiç düşündünüz mü neden alışverişte nakit para kullanırken adeta acı çekiyoruz da kredi kartı kullandığımızda son derece rahatız? Şirketlerin ödemeleri gereken vergiden kaçmak için parayı yatırdıkları vergi cennetleri nerede ve kimlerin denetiminde? Son yıllarda bilimsel bir gerçek olarak herkesin başvurduğu “vücut kitle indeksi”nin bir sigortacı tarafından daha fazla müşteri bulmak için uydurulduğunu biliyor muydunuz? Neden önce bol kalorili ürünleri satın alarak şişmanlıyor, ardından da diyet ürünlerle zayıflamaya çalışıyoruz? Hemen her yıl bizleri akıllı telefonlarımızı en yeni çıkan modeliyle değiştirmeye yönlendiren temel duygu nedir? Veya McKinsey nasıl bir şirkettir ve dünya ekonomisini nasıl yönetir? Genelde hayatımızdaki en temel belirleyicinin seçtiğimiz siyasetçiler olduğunu düşünürüz. Oysa, anlaşmalar her zaman siyasetçiler ve devletler arasında yapılmıyor. Özellikle son bir yüzyıldır yapılan anlaşmaların çoğunluğu şirketler arasında ve gizlice yapılanlar… Bizlere sürekli olarak ürün ve hizmet satan bu şirketler ürünleriyle hayat tarzımıza, alışkanlıklarımıza, vücut yapımıza ve belki hayatımızın bir kısmına hükmetmeye başladılar bile. Gazeteci Jacques Peretti, yirmi yıldır çokuluslu şirketlerin CEO’larından politikacılara, ekonomistlerden bilim insanlarına kadar hayatımızı değiştiren kararların arkasındaki insanlarla yaptığı röportajlardan edindiği deneyimle bu çarpıcı kitabı kaleme aldı. Bugüne kadar birçok “komplo teorisi” duymuş olabilirsiniz. Şimdi sıra gerçeklere geldi.

sağlayacaksınız. Bağırmadan, kırmadan, sitem etmeden, küsmeden bağ kurmak ve evlilik sürdürmek mümkün. Okumaya başladığınızda bunu hemen fark edeceksiniz.

Ahmed Günbay YILDIZ Timaş Yayınları Farklı inançlara sahip kalplerin ortak gönüllerde buluşmasının hikâyesi bu... Bambaşka dünyalara ait insanların kesişen kaderleri... Gerçek huzurun ve aşkın peşinde beşerî aşkın manevi aşkla karşı karşıya gelmesi...Yıllara yayılan hazin bir ayrılık hikâyesi ve arayış içindeki kalplerin İslam’la tanışmasına vesile olan olaylar… Elliyi aşkın eseriyle Türk edebiyatının en üretken yazarları arasında yer alan Ahmed Günbay Yıldız, Leyla Yokuşu’nda farklı dünyalara ait insanların aşkın peşinde kesişen yollarının zorluklarını anlatıyor. Aşka, hayata ve inanca dair sorularla dolu etkileyici bir roman: Leyla Yokuşu…

75

Ali SATAN / Timaş Yayınları

Dünyayı Değiştiren Gizli Anlaşmalar

Karı kocaların evlilikleri için istediği aşağı yukarı aynıdır: sıcaklık, olgunluk, huzur, bağlılık ve yakınlık... Bağırmayan Karı Koca Olmak özünüze ulaşıp içtenlikle kendinizi ifade ederek kalıcı bağlar kurmanın yollarını anlatıyor. Hal Edward Runkel ve Jenny Runkel mutlu evliliğin sırlarını ya da “eşinizi mutlu edecek on adımı” sıralamıyor. Aksine, kendinize odaklanarak, eşinizin nasıl olmasını istiyorsanız öncelikle kendiniz öyle olarak hep hayalini kurduğunuz o mükemmel ilişkiye sahip olabileceğinizi savunuyorlar. Önerileri uyguladığınızda sadece romantik ilişkilerinizde değil, tüm ilişkilerinizde kalıcı iyileşme

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Hal Edward RUNKEL Jenny RUNKEL Aganta Kitap

Doç. Dr. Ali Satan, Cumhuriyet tarihi ile ilgili kıyıda kalmış bilgileri derliyor ve yeni bir tarih penceresi açıyor.100 Soruda Millî Mücadele adlı bu çalışmasında, Kurtuluş Savaşı’nın safahatını kronolojik olarak anlatıyor. Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Millî Mücadele dönemi hakkında piyasada mevcut hamaset dolu kitapların aksine akademik bilgi ve belgelere dayanarak hazırlanan bu kitap özenle seçilmiş ve merak uyandırıcı 100 soru ve bunlara verilen dikkat çekici ve doyurucu bilgileri içeren cevapları akıcı bir üslupla okuyuculara aktarıyor. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


SİNEMA 14 Şubat 2019

Tür: Bilimkurgu, Aksiyon Yönetmen: Robert Rodriguez Oyuncular: Rosa Salazar, Christoph Waltz, Jennifer Connelly

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

A

76

A L İ TA S AVA Ş M E L EĞ İ

lita (Rosa Salazar) kim olduğunu veya nereden geldiğini bilmediği bir halde tanımadığı bir gelecekte uyanır. Şefkatli bir doktor olan Ido (Christoph Waltz) onu yanına alır ve cyborg görüntüsünün altında olağanüstü bir geçmişe sahip genç bir kadının kalbi ve ruhu olduğunu fark eder. Alita yeni hayatına alışmaya çalışırken, Doktor Ido da onu gizemli geçmişinden korumaya çalışır. Yeni arkadaşı Hugo (Keean Johnson) ise Alita’nın anılarını tetiklemesine yardımcı olmak ister. Bu sırada şehri yöneten tehlikeli ve yozlaşmış güçler Alita’nın peşine düşer. Eşi benzeri görülmemiş dövüş yeteneklerine sahip olduğunu fark eden Alita, geçmişine dair bir ipucu elde eder. Tehlikeli insanlarla karşı karşıya olan Alita, arkadaşlarının, ailesinin ve dünyasının kurtarılmasında kilit rol oynayacaktır.

İSKOÇYA KRALİÇESİ MARY 31 Ocak 2019 Tür: Tarihi, Dram Yönetmen: Josie Rourke Oyuncular: Saoirse Ronan, Margot Robbie, Jack Lowden 16 yaşında Fransa Kraliçesi olan Mary Stuart, 18 yaşında dul kalır ve omuzlarına yeniden evlenme baskısı yüklenir. Ancak Mary’nin buna hiç niyeti yoktur. Genç kadın bunun yerine yurdu İskoçya’ya geri döner ve hakkı olan tahtı geri ister. Fakat İskoçya ve İngiltere’nin yönetimi etkileyici genç Kraliçe O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9

Elizabeth’in yönetimi altındadır. İki genç kraliçe birbirlerinden bambaşka hayatlar ve karakterlerde olsalar da ilk başta omuz omuza vererek iki ülkede barış sağlamayı hedeflerler. Ancak zamanla kıskançlık ve hırs ön plana çıkmaya başlar. İki genç kadın, erkek egemen bir dünyada hem tahtta hem de aşkta rakip konumundayken bağımsızlığa karşı evlilik oyununu nasıl oynayacaklarına karar vermelidir. Bu süreçte yaşanan ihanetler, isyanlar ve entrikalar tarihin akışını belirleyecektir...


DOGMAN 31 Ocak 2019

Tür: Polisiye Yönetmen: Matteo Garrone Oyuncular: Marcello Fonte, Edoardo Pesce, Nunzia Schiano

N

azik, sevgi dolu bir adam olan Marcello köpek bakıcılığı yapmaktadır. Vaktinin çoğunu bakımını üstlendiği köpekler ile geçirir.

Sakin, sıradan bir yaşam süren Marcello, hayatını değiştirecek bir adam ile tanışır. Adam sayesinde farklı bir dünya ile tanışan Marcello şiddet dolu bir hayata sürüklenir. Matteo Garrone’nin yönetmen koltuğunda oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Marcello Fonte, Adamo Dionisi, Edoardo Pesce, Francesco Acquaroli, Nunzia Schiano gibi isimler yer alıyor.

ÇİÇERO 18 Ocak 2019

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Tür: Tarihi Yönetmen: Serdar Akar Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu, Burcu Biricik, Ertan Saban İlyas Bazna, 2. Dünya Savaşı sırasında Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde uşak olarak çalışmaktadır. İçeriden birçok bilgiye ulaşabilen Bazna, Almanlar için casusluk yapmaya başlar ve kendisine “Çiçero” kod adı verilir. İlyas Bazna savaşın seyrini değiştirmesine rağmen T4 uygulamasıyla engellilerin gaz odalarına gitmelerine, iğneyle uyutulmalarına engel olamaz. İlyas Bazna’nın savaştaki etkisini ve savaş sonrası yaşadıklarını beyaz perdeye yansıtacak olan filmin yönetmen koltuğunda Serdar Akar oturuyor.

MARWEN’A HOŞGELDİNİZ 7 Şubat 2019

Tür: Dram Yönetmen: Robert Zemeckis Oyuncular: Steve Carell, Leslie Mann, Eiza Gonzalez “Welcome to Marwen” sanatsal hayal gücünün insanın ruhunu nasıl eski haline getirebileceğini fark eden yıkılmış bir adamın mucizevi gerçek hikayesini anlatıyor. Mark Hogancamp (Steve Carell) korkunç bir saldırıya maruz kalır ve hafızasını kaybeder. Hiç kimsenin iyileşmesini beklemediği Mark, eski ve yeni hayatındaki parçaları birleştirerek iyileşebileceği ve kahraman olabileceği harika bir şehir yaratır. Hayal dünyasının yardımıyla dudak uçuklatan bir sanat eseri ortaya çıkaran Mark, gerçek hayattaki zaferine de adım adım yaklaşır.

77

ÖLÜM GÜNÜN KUTLU OLSUN 2 21 Şubat 2019

Tür: Korku Yönetmen: Christopher Landon Oyuncular: Jessica Rothe, Israel Broussard Katili tarafından korkunç bir şekilde öldürülen Tree adındaki genç bir kadının, öldürüldüğü günün sabahına uyanıp, korkunç günü tekrar tekrar yaşamasının konu edildiği Ölüm Günün Kutlu Olsun’un devam halkası olan Happy Death Day 2’nin yönetmen koltuğunda ilk filmde olduğu gibi Christopher Landon oturuyor. Jessica Rothe’un yeniden Tree karakterine hayat verdiği korku türündeki filmin kadrosunda Israel Broussard, Ruby Modine, Suraj Sharma, Sarah Yarkin, Rachel Matthews gibi isimler yer alıyor. Filmin senaryosu ise yönetmenin kaleminden. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


En değerli yansımalarını, derinlerinde varlığından dahi haberdar olmadığı duyguları açığa çıkaranlar insanlardır. İster öfke patlaması şeklinde isterse gözyaşlarına boğan başka tepkiler. Sorun yaşadığınız insana bakın. Ona odaklanın ve ona sesli ve sessiz aşağıdaki cümleyi söyleyin. . "Ben seni bana neyi hatırlatmak için seçtim. Cevap içsel rehberliğinizden size ulaşacaktır. "

ZÜLEYHA ŞAHİNGÖZ SIĞIŞ Astrolog ve Tarot Yorumcusu

Şu anda var olan ve iyi giden en küçük gördüğün mutluluğa dahi şükret. Ve geçmişte olanlar ve gelecekte olacaklar için şimdiden içtenlikle şükret. Şükür seni sevgi enerjisinde tutar. UNUTMA !

Mevcut şartları değiştirmek isteyeceksiniz, yeni yollar arayacaksınız. Yeni bir fırsat çıkacak fakat bu fırsatı değerlendirmek için bedel ödemeniz ve risk almanız gerekecek. Uranüs ayın ilk yarısından itibaren burcunuzda ilerleyecek ve son değişiklikleri yapmanıza yardım edecek. Çeşitli sürprizler hayatınıza ve kişisel stilinize renk katacak. Güneş tutulması iç dünyanızın da değişmesini sağlarken, size bir miktar ağır gelecek sorumluluklar ve yeniliklerle hayatınız köklü bir şekilde değişecek. Aile içinde huzura odaklanmak iyi olacaktır. Önümüzdeki altı aylık sürecin iyiye gidebilmesinin en önemli adımı ayakların yere sağlam basması olacaktır. İç dünyanızda son değişiklikler ve inanışlarınızın size katacağı yenilikler ayın ilk yarısında hız kazanacak. Güneş tutulması yasal çözümleri getirirken ve seyahatlerde dikkatli olmanız gerektiğini hatırlatacak. Uzun yolculuklar ve ticari yaşamınız hem zorlayan, hem yenileyen bir etkiyle gerçekleşiyor. Ayın ikinci yarısında aile yaşamınızda şok haberler alabilirsiniz. Ufak seyahatler, iletişim trafiğinin artması zamanla yorucu olabilir. Kardeş ve akrabalarınıza karşı kırıcı olmayın, seyahatlerde kazalarra dikkat edin. Arkadaş gruplarınız yenilenecek ve hayatınıza renk katacak insanlar yaşamınıza katılacak. Ayın ilk yarısında hayatınız hızlanırken yeni gelirler kazanmak sevindirecek. Bunun yanı sıra borç ödemeleri ve ekstra masraflar, harcama alışkanlıklarınızı köklü şekilde değiştirmenizi sağlayabilir. Ayın ikinci yarısında yakın çevrenizden kimi insanlar veya akrabalarla yollarınız şaşırtıcı bir şekilde ayrılabilir. Maddi gelirler gündemi oluşturacak. Önümüzdeki altı ay gelir-gider dengesinde ortak yapılan işlere ve anlaşmalara dikkat ediniz. Yılın ilk ayı kariyerinizi yenilemek açısından şahane. Güneş tutulması evlenmek veya ortaklık kurmak gibi hayallerinizi gerçekleştirmenizi sağlarken hiçbir şey kolay olmayacak. Birçok engeli aşmak ve hayatınızı kökten değiştirmek zorundasınız. Başarı yakınınızda. Ayın ikinci yarısında mali konularda bir sonlanma yaşanabilir ve beklenmedik bu gelişme sizi şok edebilir. İlişkilerde önemli kararlar alma zamanı. Aslan burcu olan bayanlar kadın hastalıklarına dikkat etmelisiniz. Parlamayı ve ışık saçmaya seven aslanlar iç sesine kulak vermelidir. Seyahatler ve yeni kültürler tanımanın heyecanı ayın ilk yarısında sevindirirken, güneş tutulması iş yaşamınıza yenilik getirecek. Engelleri aşabilirseniz ve sorunlarla baş edecek gücü bulursanız ilerlemeniz gayet kolay olur. O C A K - Ş U BAT 2 0 1 9


Platonik ve gizli ilişki yaşayanların durumları ortaya çıkabilir. Bu dönemde inzivaya çekilmek size iyi gelecektir. Ek gelirler ve mali alanda büyük yenilik, daha çok kazanma ihtimali ayın ilk yarısından itibaren dikkat çekici. Ancak ay sonunda kazandıklarınızı harcamak veya ödemek zorunda kalabilirsiniz. Beklenmedik masraflara hazır olur. Güneş tutulması yeni bir aşkı veya bebek sahibi olmayı sağlayabilir, büyük hayaliniz gerçekleşebilir. Bunların yanı sıra bir sorunla uğraşmak ve çözüm bulmak durumundasınız. Sevgilinizden destek alabileceksiniz.

Kariyer ve planlama için önemli bir süreç sizi bekliyor. Ani bitişler, istifalar ve yepyeni başlangıçlar olabilir. Artık harekete geçme ve cesaretlenme zamanı. Ayın ilk yarısından itibaren iş yaşamınızda herşey istediğiniz gibi gelişmeye başlayacak. İlerleyişiniz hızlı olursa konforunuz artar. Güneş tutulması yepyeni bir çevre getirebilir. Yeni çevreye alışmanız kolay da olmayabilir. Zorlukları aşabilirseniz köklü değişikliklerin yararını görürsünüz. Ayın ikinci yarısında ay tutulması kariyer alanınızda beklenmedik aksiliklere neden olacak. Ayrılmak ve yeni bir yola girmek zorunlu olabilir. Üzülmeden devam edin. İlerlediğin ve tecrübe kazanacağın yeni kararlar verebilirsin. Yurtdışı bağlantıları ve eğitimle alakalı radikal kararlar verebilir, hukuksal bir mevzu çözüme kavuşabilir. Ayın ilk yarısından itibaren aşk yaşamınızda beklentilerinizi yerine getirecek aşk veya çok istediğiniz bir bebeğin müjdesi ile sevineceksiniz ancak hızlı adım atmayın çünkü ayın sonunda benzeri nedenlerle şok olabilirsiniz. Güneş tutulması mali alanda yenilik yaratırken, sorunları da beraberinde getirecek. Çözüm için köklü değişiklik yapacaksınız. Ayın ikinci yarısında ay tutulması seyahat ve eğitim yaşamınızda sonlanma yaratacak. İsteğiniz dışındaki gelişmeler üzebilir. Yılın başında kendinizi yıpratmamakta fayda var. Miras konuları çözüme kavuşabilir. Sağlığınızla ilgili süregelen bir tedavide ameliyat kararı verebilir. Ortak yapılan işlerle ilgili avantajlar, girişimler söz konusu. Ayın ilk yarısından itibaren evle ilgili değişiklikler yapabilirsiniz. Güneş tutulması burcunuzda meydana gelecek ve sizi hem yenileyecek hem güçlendirecek. Engelleri aşmayı, alışkanlıklarınızla vedalaşmayı ve esnek olmayı başaracaksınız. Köklü değişiklikler hayat kurtarabilir. Ayın ikinci yarısında ay tutulması borçları ödemeniz veya nihayet kredi almanız anlamına gelse de dikkatli olun yeni aldığınız evi veya ailenizi riske atmayın.

Evlilikle ilgili sorunlar varsa çözüm hızlı olabilir ve bazı kararlar alabilirsiniz. Bekarlar için evlilik söz konusu. Bu dönem yeni anlaşmalar ve başlangıçlar gündemde olacak. Ayın ilk yarısında yöneticiniz Uranüs ilerlemeye başlıyor. Bu harika zira çevreniz gitgide genişleyecek ancak dikkatli olun o kişilerden biri ayın ikinci yarısında ay tutulmasıyla başınıza iş açabilir. Eşinizi ve yakınlarınızı olayların uzağında tutmalısınız. Güneş tutulması iç dünyanızda epey sarsıntı ve yeni bir bakış açısı yaratacak. Köklü düşünce değişiklikleri kurtarıcı olacak. Sağlığınıza dikkat etmeniz gerekecek. İş stresi ve fiziksel yorgunluğunuz artacak. Ayın ilk günlerinden itibaren daha çok para kazanacak, özgüven tazeleyeceksiniz. Güneş tutulması güçlü dostların yararını ve zararını aynı anda deneyimlemenizi sağlayabilir. Yine de hayallerinize sıkı sarılın. Gerçekleştirme fırsatı bulacaksınız. Ayın ikinci yarısında ay tutulması iş alanınızda bir sonlanma yaratacak. Sürpriz bir şekilde ameliyat olmak veya beklenmedik ödemelerin şaşırtması gibi bir çok ihtimalle baş etmek durumunda kalacaksınız.

ŞAHİNGÖZ YAŞAM MERKEZİ

TAROT-ACCESS-SPRITUEL KİŞİSEL VE KURUMSAL GELİŞİM YAŞAM KOÇLUĞU

Züleyha ŞAHİNGÖZ SIĞIŞ 0507 935 75 12- 0533 090 53 26

Yunusemre Mh. Bursa Cd. Kat:3 D:5 Kömürcüoğlu Pide Üstü DENİZLİ

KÜ LT Ü R , SA N AT ve YAŞAM D ERG İSİ

Sosyal hayatın, ilişkilerin arttığıbir süreç başlıyor. Uzun zamandır uğraş verdiğiniz işleriniz destekleniyor sosyal çevrenizden bir aşk yaşayabilirsiniz. Ayın ilk yarısından itibaren ilişkilerinizi düzeltecek veya yeni bir karar alıp rahatlayacaksınız ancak bu karar ayın ikinci yarısında sorun kaynağına dönüşebilir ve sizi şaşırtabilir. Güneş tutulması yeni bir mülk edinmenizi sağlayabilir. Ayın ikinci yarısında arkadaşlarınızdan kimisiyle yollarınız ayrılabilir. Ancak bu ayrılış da şok edici gerçekleri öğrenebilirsiniz.

79


Profile for stilllifedenizli

STİLL LİFE 24.SAYI  

DENİZLİ KÜLTÜR, SANAT VE YAŞAM DERGİSİ

STİLL LİFE 24.SAYI  

DENİZLİ KÜLTÜR, SANAT VE YAŞAM DERGİSİ

Advertisement