Issuu on Google+

?

Erkekler

Kıskanmalı mı

Ferhat Kazancı Beslenen Biriyim”

GÜZELLIK

* Dudaklar * Ölümcül Makyaj Hataları

HER YERDE

Güzide Duran Modanın Prensi

Özgür Masur “Some Like it Hot”

Marilyn Monroe

2 4 +3

PARCA ILE YAZA VEDA

Ağustos 2013 Sayı:05


5


9


15


29


33


35


“This is my time” Kelly Rowland

www.forumsaat.com.tr

www.twsteel.com

37


KRAL KARL

“Çok sevdiğim kişilerin bile beni tanımasını istemiyorum. Onlar için bile imkansız olmak istiyorum. İnsanların hayatında bir gerçek olmak istemiyorum, geçip giden bir görüntü olmak istiyorum. Gerçeküstü bir şey olmak istiyorum. Çünkü ben kendim için bile gerçek olmak istemiyorum. Bütün sırrım bu.”

Karl Lagerfeld

43 45


dinden hep uzak tuttu. Kiliseye gitmem yasaktı. Dinle ilgili hiçbir şey bilmiyorum." Fotoğraf çekmek en sevdiği işlerden biri. Bu işi 19 yaşında öğrenmiş. Meslek edinmeme sebebini ise, yaşlılar ve ergenler için uygun bir uğraş olduğunu düşündüğünü söylüyor. Basın bültenleri için gerekli tüm fotoğrafları o çekiyor. "En iyisini istiyorsan, kendin yap" diyor. En favori sanat malzemesi tip-ex. Gazlı kalemle yaptığı çizimlerin üzerine tip-ex'le birkaç rötuş yaptığında kendini yağlıboya tablo yapmış gibi hissediyor. Atölyede çok fazla zaman geçirmeyi sevmeyen ünlü modacı, çizmeyi daha çok seviyor. İlginç bir karaktere sahip olan Karl Lagerfeld, dünya modasının nabzını elinde tutuyor. Tasarım yaptığı hiçbir markanın çizgisi dışına çıkmayacak kadar da saygılı. İçinde barındırdığı enerji, birikim ve yaşanmışlıklarıyla yaptığı tasarımlar yalnızca marka olduğu için değil, Karl Lagerfeld imzasını taşıdığı için çok değerli. Gerçeküstü biri olmak isteyen Lagerfeld, bizce çoktan amacına ulaşmış gibi gözüküyor... 1 Temmuz Pazartesi günü Almanya'daki ilk mağazasını Berlin'de açan Karl Lagerfeld'i Sylvie van der Vaart, Barbara Becker, Patrice Bouedibela gibi ünlü isimler yalnız bırakmadı. Yaklaşık 100 metrekarelik mağaza kadın ve erkek koleksiyonları içeriyor. Aynı zamanda aksesuar ve Karl Bebek'ler gibi, Lagerfeld fanları için de ürünler bulmak mümkün. Tüm mağazanın siyah-beyaz ve çizgilerle dizayn edilmiş olmasına hiç şaşırmadık. 4 Temmuz'da Münih'te yalnızca erkeklere yönelik bir mağaza açan Lagerfeld, kadın müşterileri için sonbaharda açılacak ikinci mağazasının müjdesini vermeyi ihmal etmedi.

47


Genç yaşınıza rağmen, modaya yön veren tasarımcılardan birisiniz. Nelerden ilham alırsınız demiyorum çünkü, ilhama inanmadığınızı biliyorum. Nasıl oluşuyor koleksiyonlarınız? Bir moda tasarımcısı olarak ne istediğinizi çok iyi bilmeniz gerekir. Ben ne yapmak istediğimin peşine düşen biriyim, bunun için de çok fazla eskiz çalışması yaparım. Hiç sıkılmadan, devamlı çizer ve doğru noktayı hissedene kadar çizdiklerimi yorumlar, bir çıkış noktası yakalarım, böylelikle de koleksiyonuma hayat vermiş olurum.

Yeni koleksiyonunuz hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz? Yeni koleksiyonum, İstanbul Moda Haftasında görücüye çıkan 2014 Soul By Özgür Masur satış koleksiyonumdur. Lale figürünün dantele uyarlanması ile formlara yerleştirilmiş, benim için çok keyif aldığım, çok özel bir koleksiyondur. Koleksiyonumda sadece siyah ve beyaz çalıştım ama bu koleksiyonumun üretim aşamasında bir çok renk uyarlamalarım da mevcut.

Geçmişe dönersek, hangi on yıllık dönemin modasını yaşamak isterdiniz? Kesinlikle 1920'ler.

49


AŞKLA ESLENEN

B B

İRİYİM EDEN ENDE İR BAVUL

Beden Bende Bir Bavul ilk yazarlık denemeniz. Nasıl çıktı bu fikir?

Daha öncesinde hiçbir şekilde kafamda yazarlığa dair hayalleri olan biri değildim. Sadece yazıyor ve yazdıklarımı sosyal ağlarda paylaşıyordum. Açıkçası yazdıklarımın beğenilmesi ve yorumların oluşması zamanla beni ciddi anlamda keyiflendirmeye başladı. Bir gün Foo yayıncılıktan gelen "Neden bir kitap yazmıyorsun" sorusu ile bende yazarlık adına başka bir heyecan başladı. Açıkçası kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Çünkü hayatını buna adayan ve hayallerini hep bunun üzerine kuran bir çok insan var ve ben hiç

aklımda yok iken böyle bir şeyin içinde buldum kendimi. İyi ki de buldum.

İtiraf ediyormuşsunuz gibi bir his uyandırıyor okuyucuda yazdıklarınız. İtiraf mı bunlar gerçekten? Tabii ki de itiraf ediyorum... Bu yüzden kitabım, insanlara son derece samimi gelen ve kendilerinden bir çok şey buldukları, duygularına tercüman olan bir kitap oldu.

elinizdedir. Karşı tarafta kusursuzu aramak yerine, kendinize empoze edebileceğiniz güzellikleri fark ederseniz, birisine aşık olmak bence kolaydır. Bu yaşanmışlık saydığım aşklar, sadece bana ait itiraflar da değil, ben çevremde aşkı yaşayan ve kısa ömürlü olan aşkın sonlarına yaklaştıklarında, yaşadıklarını dinleyen ve kaleme dökebilen biriyim. Kitabımın içinde bu yüzden herkes yer alıyor, herkes kendinden bir şeyler buluyor.

Ben aşkla beslenen biriyim, bu yüzden aşk, hayatıma bir çok kez girdi. Çok da şanslı hissediyorum kendimi. Bu şans biraz da sizin

59


Oldukça sade bir dille yazmışsınız kitabınızı. Süslü püslü cümleler yok. Peki o sadeliğe rağmen, duyguların derinliğine bu kadar nasıl inebildiniz? Çünkü bunları kendim için yazdım!

ve insanların kendinden bir şeyler bulabilmesiydi. Mesela beni en mutlu eden şey, kitabımı alan okurlarım Facebook ve Instagram hesaplarında #bedenbendebirbavul hastagi ile fotoğraflar paylaşıyor ve sayfalara "Tam da beni anlatmışsınız" ya da "Hislerime tercüman olmuşsunuz" cümleleri yazıyorlar ya, dünyalar inanın benim oluyor. Şimdilerde

"Anlatım dilinde, istesen bir çok insanı ve daha bir çok kişiyi en derinden etkileyebilecek ağdalı cümleler kurabilirdin. Bunu istesen yapabilirsin de! Ama sen o tüm hissettiklerini birkaç satırla öyle sade anlatıyorsun ki, ben ya da o ya da okuyan herkesin dili gibisin, bu yüzden de herkes çok daha rahat kendinden bir şeyler bulabiliyor."

Dövmelerim kendi adıma bir şehir efsanesi olma yolunda ilk dövmemi evet 36 yaşında yaptırdım. 1 yıl içerisinde 15 dövmeye sahip oldum ama artık 38 yaşındayım ve vücudumdaki dövme sayım 2 yılda 37 oldu. Dövme yaptırmak için bir sebep veya yaptırdığım dövmelere derin anlamlar katmak derdinde değilim, sadece estetik açıdan bakıyorum artık. Tabii ki de vücudumdaki dövmelerin de bir anlatım dili var ama bunların hepsi bana ait, bana özel dövmeler. Hiçbir yerden alıntı görsel kullanmadım.

Haklı da! Farkında olmadan kendi dilimde, yalın ve sadece anlatmak istediklerimi harmanladığım cümlelere sahibim.

Bunu da seviyorum.

Beden Bende Bir Bavul çok satanlar listesinde yer aldı. Bu kadar başarılı olacağını tahmin ettiniz mi? Açıkçası benim için sadece fark edilir olması çok önemliydi. Çünkü bu benim için bir emek ve emeğimin karşılığı fark edilir olması

Ve hazır olduğumda ikinci kitabımla okurlarıma bir adım daha yakınlaşacağım.  

Kitabınız haricinde merak ettiğimiz bir diğer konu da, dövmeleriniz. Hiç dövmeniz yokken, 1 yıl içinde 15 dövme yaptırmışsınız. Var mı bir sebebi?

Editörüm Nazlı Berivan Ak bana şöyle bir cümle kurduğunda ben de bu yalınlığı farkettim.

Bu yüzden, bu sadeliğin içinde duygularımın derinliğini ifade etmeye çalıştım. Anlatım dilim herkesin yaşadıklarını ifade etmek isteyen bir dil.

Eskiden kendim için yazardım şimdi benden devam etmemi istedikleri için yazıyorum. İkinci kitap projesi tabii ki de var ve ismi bile hazır ama birikim ve hissettiklerinizdeki yalın anlatımın doğal olması adına zamana ihtiyacım var.

Yaratıcılık bazen sizi tetikler, dövmede de bu böyle oldu ben, sizinle paylaştığım bu mutluluktan besleniyorum. Hepsine tek tek teşekkür etmeye çalışıyorum, bu onlara göstermeye çalıştığım özeni de çok önemsiyorum. Başarılı olması da tabii ki çok önemli.

Yazmaya devam ediyor musunuz? Ya da yeni bir kitap projeniz var mı?

En çok hangisini seviyorsunuz? Çok özel ve çok farklı, bir o kadar da yine sade olduğu için göğüs üzerimden omuzlarıma kadar olan düz bir çizgim var. Bu dövme hem çok sade hem de yapılması çok zor bir dövme, cesaret isteyen bir tasarım, bu yüzden benim için çok özel.

Evet yazmaya devam ediyorum.

61


YENİ BİR YAŞAM TARZINA BY KEPİ İLE ADIM ATIN 2001 yılından bu yana, kişiye özel mobilya ve dekorasyon hizmeti veren By Kepi, kaliteyi, konforu, rahatı ve özel olmayı hissedenlerin tercihi…

H

eyecanını ilk gün ki gibi taze tutan, mükemmellik ilkesinden asla ödün vermeyen By Kepi, özgün tasarımlarını, yaşanası mekânlar yaratmak üzerine kurgular. Kişiye özel bütünsel tasarım, üretim ve hizmet anlayışıyla dokunduğu mekânları farklı kılar. Kendine özgü mekânlar oluşturmak isteyenler için, yaşam alanları oluşturmakla kalmaz, yeni bir yaşam tarzı sunar… Konut projelerinde en ince detaylara kadar alternatif sunmakla kalmayıp, peyzaj düzenlemelerine kadar özel düzenlemeler yapar. By Kepi , özel koleksiyonların yanı sıra, mekanları, ürünleri kendi bünyesinde, işine gönül vermiş, hayatın güzelliklerinden ilham alan ekibi ile, müşteriye özel tasarlar ve üretir.

Bütünsel tasarım çözümleri üretmek için mekânlar incelenir, projelendirme aşamasında kişilerin tarzı, yaşam biçimleri, zevkleri, beklentiler ile mekânların fonksiyonel özellikleri ve kullanım amaçları belirlenerek tasarlanır. Tasarımlar projelendirilir, sunulur ve uygulama aşamasına geçilir. Dekorasyonu bir bütün olarak algılayan ByKepi, aydınlatma, halı, aksesuar, proje uygulama ve duvar kağıdına kadar sunduğu çözümlerle, bir bütün olarak yaşam alanları yaratır. Size yalnızca huzurla yaşamak kalır...

67


Ayakkabı: Casadei Saat & Kalem: Rotap - Montblanc Collection Princesse Grace de Monaco

Kışkırtıcı Vizon 75


Atteşli Kırmızı Şık İkilem

Ayakkabı: Lancel Kalem: Rotap - Mont Blanc Boheme

Ayakkabı: Noir Saat: Rotap Maranello

77


Ayakkabı: Casadei Saat: Rotap - Omega Ladymatic

Çarpıcı Saten 79


Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Tesadüfen oyuncu oldum aslında. Üniversitede okurken tamamen tesadüf eseri modellik yapmaya başlamıştım ve ardından yine tamamen tesadüfen oyuncu oldum. Planlanmış bir şey değildi. Ben doğa bilimci, ekolog, biyolog falan olarak görüyordum kendimi.  

Oyunculuğun en güzel tarafı sizce ne? Yaptığın işi daha sonradan ikinci bir göz olarak görebilmek değişik bir deneyim. Ve tabii işin bir de artistliği var :)  

Yeni diziniz “Güzel&Çirkin” den ve oradaki rolünüzden bahseder misiniz bize? Güzel bir iş olduğuna inanıyorum. Benim karakterim henüz çok aktif olmamasına rağmen, diziyi zevkle izliyorum. Kız arkadaşına çok düşkün biri, bu yüzden polis olarak görev yapmasını istemiyor.

Gerçek hayatta komiser bir sevgiliniz olsa, Sinan kadar anlayışlı olur muydunuz? Benim için bir sorun olmazdı, hatta hoşuma giderdi. Bu hayatta bir avukat, bir doktor bir de polis tanıdığın olacak :) Şaka bir yana, aksiyonu ve macerayı severim...

Ekranda sizi genellikle hep sakin ve cool rollerde izliyoruz. Gerçek hayatta da böyle misiniz? Pek sakin duramam aslında. Çabuk sinirlenip, çabuk durulurum. Biraz da hareketliyim. Bunun yanı sıra utangaç ve çekingen bir yapım var.

81


Yaza veda ederken sezonun öne çıkan trendlerine ve hit parçalarına göz atın!

8381


kaftanlar aynı zamanda da inanılmaz rahat. Aklıma gelmişken, Tayland'da keşfettiğim pantolondan pareoya ve elbiseye dönüşen "mucizevi plaj kıyafetleri" keşke bizde de üretilse. Onlar keşfedilene kadar biz yine de bikini ve mayolarımızla kombin, rengarenk desenli tuniklerimizle salınabiliriz. Özellikle limon sarısı, mercan rengi, oranj, yeşil ve yine bu renklerin karışımından oluşan tunikler yazın gözdesi. Söylemeden geçemeyeceğim bu yaz bir değişiklik yapıp board shorts ve üstüme de sörf t-shirt giydim. Bu kadar zayıf görüneceğimi ve rahat hareket edeceğimi bilseydim çok daha önceden denerdim. Çocuklarımla birlikte bütün su kaydıraklarından kaydım ve yazın ilk günlerindeki güneş yanıklarından kurtuldum. Üstelik her havuzdan ve denizden çıkıştaki "son kontrolleri" (!) ve düzeltmeleri yapmama da gerek kalmadı. Kısacası özgürlüğüne düşkün ve benim gibi yerinde duramayan çılgınların yegane plaj kombini bu olabilir. Gelelim sezonun gözdelerine. Bu yaz gerçekten de beyaz altın çağını yaşıyor. Geçen aylarda da bahsettiğim gibi gece elbiselerinden hazır giyime kadar beyazın asilliği hakim. Yaz akşamlarının vazgeçilmezi gece elbiselerinde ise yine beyaz, ışıltılı, romantik dokulu ve metalik kumaşları sıklıkla göreceğiz. Örgü topuzlar, mercan ve turkuaz renkli kolyeler ve iri taşlı küpeler de bu yazın havalıları arasında.

MAKSIMALIZM ETKISI Ne kadar gitmesini istemesek de maalesef göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor yaz. Önümüzdeki sezon için ufak çaplı alışverişlere yavaştan başlamak lazım. Tasarımcılar olarak 2013 - 2014 Fall Winter koleksiyonlarımızı geçen kış çoktan

hazırladık ve shootingleri bitirdik. Stiletto olarak sonbaharın trendlerinden bahsetmeden olmaz diye düşünüyorum. Fildişi, nude, haki, gri ve çikolata tonlarının ağırlıkta olduğu bir sezon bekliyor bizleri. Birkaç akımı birden yaşayacağımız

2013-14 sezonunda sizlere öncelikle "Maksimalizm" etkisinden bahsetmek istiyorum. Mütevazilik ve sadeliğin tavan yaptığı, oldukça olumlu bir sezon yaşayacağız. Melankoliyi arkada bıraktığımız, hep bir gülümsemenin olduğu,

107


söyleyin" der. Fakat önemli bir rahatsızlığınız varsa sırf erkek olduğunuz için kuralı uygulamak uğruna bile bile ölüme zemin hazırlamak zorunda değilsiniz. Ya da Kural 31 "Makyaj yapmayın" der. Erkek olduğu için bir kişinin kuruluktan çatlamış ellerle dolaşması hiç de hoş bir görüntü olmaz herhalde. Ya da sivilceli bir suratla. Kişisel bakım herkesin hakkı değil midir? Bunun kadın olmakla, erkek olmakla bir alakası yok. Tek fark, kadınlar bu konuda gayet açıktır. Her kadın güzel görünme arzusuyla yanıp tutuşur. Erkeklerin içinde ise bir savaş vardır: güzel görünme arzusu ve erkek gibi görünme arzusu arasında gerçekleşen bir çarpışma. Bir diğer kural. Kural 88 "Soğuğa karşı dayanıklısınız" der. Fakat kar yağarken şortla gezmek durumunda da değilsiniz. Zaten bu sizi oldukça komik bir duruma düşürür. Kızlar her zaman kalın giysiler giymiş bir erkeği aptal görünümündeki bir erkeğe tercih ederler sanırım. Örnekler çoğaltılabilir. Görüldüğü gibi hiçbir kural istisnasız değil, hepsinin esneklik payı var. Zaten Kural 100 "Bu kurallara körü körüne bağlanmayın" der. Dikkatli bir okuyucu yazarın vermek istediği mesajı anlayacaktır zaten. Ayrıca bu kuralları kelimesi kelimesine uygulayıp dört dörtlük bir erkek olma yolundaysanız hemen geri dönün. Çünkü bu 100 kuralın tek bir ortak mesajı: Kapatmanız gereken tek

şey duygu ve güvensizlik. Bu arada hiç esneklik payı olmayan tek kurala da değinmeden geçmek istemiyorum. Kural 80 "Siz aldatmazsınız." Jeff Wilser, erkeklerin nerede, nasıl davrandıklarını ve nasıl davranmaları gerektiğini en ince ayrıntısına kadar ele alıyor. Onların kimi olaylar ve durumlar karşısında verdikleri tepkileri kategorilere ayırarak inceliyor.

Kuralın uygulanışının yanı sıra istisnai durumların da altını çiziyor. Hatta zaman zaman o kadar ayrıntıya iniyor ki gözümüzden kaçan durumların farkına varmamıza olanak sağlıyor. Erkekliğin tanımı yapılmıyor bu kitapta. Erkeklik, doğruluktur; erkeklik dürüstlüktür, erkeklik sevdi-

ğine sahip çıkmaktır gibi tabirlerle karşılaşmayı beklemeyin. Bunlar zaten tüm insanların sahip olması gereken erdemlerdir, erkeklere özgü ayrıcalıklar değildir. Gerçek bir erkek olmanın yolları, kadınları ve diğer insanları etkilemenin sırları olarak da algılanmasın bu kurallar. Yazarın iki amacı var; erkeklerle ilgili keşfettiği mecazlara değinmek, ince farklara nüfuz etmek ve erkeklerin evrimine dikkat çekmek. Yani değişen "gerçek erkek" konuları hakkında bilgi vermek. Örneğin Kural 35 "Pembe giyecek cesaretiniz olsun" der. Geleneksel erkeklik kurallarına son derece ters bir durum bu. Ya da Kural 70 "En azından bir tane çok iyi gay arkadaşınız olsun" der. Önyargıları ortadan kaldırmak için atılmış doğru bir adım. Erkek adam renkli giysiler giymez, erkek adam bakım yapmaz, erkek adam ağlamaz, erkek adam gülmez, erkek adam hiçbir şeyden korkmaz" diye devam eden kurallar silsilesi. Erkekliğin 100 Kuralı; modernlikle yakından uzaktan alakası olmayan, elle tutup gözle görmediğimiz fakat varlığını her zaman hissetmek zorunda kaldığımız "Erkekliğin Kitabı"nın tam karşısında. Kısacası, artık kurallar değişti.

111


115


KRONİK MARAZLARIM Bir daha asla sevmem dediğim günlerime gülüyorum... Bas bas bağırmışım "Beni sevme çünkü sevmeyeceğim seni" diye. Ondan MIŞ. Ruhum kısa devre yapmış, uzun zamandır arızalıyMIŞ. Ne iyi yapmışsın, iyi ki terk etmişsin beni! Ruhum... Sensizlik bana iyi geldi, ne kadar da ihmal etmişim kendimi. Umudumun kırık kanatlarını onarıyorum.

Eski benden cacık olmazdı! Şimdi ise ONU olmasını istediğim gibi değil, olduğu gibi seviyorum. Yarım yamalak halimi tamamlamaya çalışmıyorum, benzinim bitik BENLE yola devam etmeye çalışmıyorum. Kabuk bağlamış yaralarımı örtmek için kat kat katmanlara bürünmüyorum. Canım acıdığında, içim yandığında, BASBAS bağırıyorum çünkü öğrendim ki, acının başladığı yer bitmesi gereken yer. Kırık kanatlarımı onarıyorum, içsel devinimlerimi irdeliyorum, kabuğu düşmüş yaralarımın hikayelerini artık ağlamadan anlatabiliyorum. Yani, anladım ki iyileşiyorum. Küf kokulu eski ruhumu naftalinleyip ruhumun en arka taraflarında bir rafa yerleştiriyorum. İçten içe de güveler yesin onu istiyorum. Düşündükçe gülüyorum. Kendimi içsel olarak kandırdığım konularda samimiyet sınavı yapıyorum.

rum. Eğilip bas bas bağırıyorum; kabahati, bende vücut bulmak. Eşek kulaklı o yüzden duyuyor işte hakkında her fısıldananı.İnsan ömrü yettiği sürece kendi kuyusunun dibine ulaşamaz sanıyordum. Dip derin belki, menzile varmak şart değil, önemli olan yola çıkmaktır diyorum. Gülmek deliliğin en güzel ilacı. Başta hiç geçmeyecekmiş gibi gelen şeylere DELİRİYORUM!!! İyileşmek "Rüştü Onur"un dediği gibi "Unutmak değil belki ama hatırlamıyorum". İlkinde sarsılıyor insan ama artçı depremlerde yıkılmıyorum. O derin kuyudan kalın bir halatla yukarıya çıkarılmanın serin ve ferah keyfini yaşıyorum. Olası önemsiz ve gereksiz tüm ön ve değer yargılarının vücudumdan kum olup akmasına, iz bırakmamasına seviniyorum. Kronik marazlarımla yaşamayı öğreniyorum hatta bundan zevk bile alıyorum.

MARAZIM BEN Öyle iyileşmek için saçımı sarıya boyatmadım. Dışımla değil içimle uğraştım. İçimi dışıma çıkardım. Bedenimde sahip olduğum tüm denge yer değiştirdi. Sonunda mantıksız bir denge çıktı, onun üstüne oturdum, salıncak yaptım sallanıyorum. Bir öne bir arkaya ama düşmüyorum. Etrafımdakiler fısıl fısıl, bıdır bıdır. Dedim ya içimdeki eşek kulaklı her bir şeyi duyuyor. Ben sallanıyorum o salıncağın üstünde dengesiz, ama hafif... Eşek kulaklığının duyduklarına gülüyorum, içten içe...

İlkinde bütünlemeye kaldım, ne rezil çalışmışım. Ezbere geçmiş bir koca ömür. Tüm ezberlerimi bir torbaya koyup yakıyorum.

İki artı bir ruhumla ve marazlarımla yaşıyorum, seve seve.

Dipsiz kuyu. Bolca var içimde bunlardan. Kimi küçük, kimi büyük boy boy bir nevi. Tam olarak keşfedilmiş değillerdi. Hala bir yenisine denk geldikçe şaşırıyo-

Olmasını istediğimiz gibi değil, olduğumuz gibi...

O da öyle...

Bile bile.

Sevda Tezol

117


‘’Bir kadın susuyorsa; ona su verin!’’ esprisi yapma durumundan, ‘’alarmdan önce uyanma sebebimsin’’ türü ağlak aşk mesajları atma durumuna bile geçmişliğim vardır, hem de iki gün içinde. Bu romantizm kat sayısı dosyasında, yerler hep kaygandır hatta yer yoktur, olay uzayda geçer. Erkeklerin işi kendileriyle kolay da, kadınlarla pek zor, kadınların saçları bile kırılır, gerisini siz düşünün. Beraberlik de zor iş, bundan kaçan yalnızdır ve artık sadece kendine gevezedir ama bir gün parkta otururken, birbirine ‘aşkilotum, kocişkom, şikilopum’ diye hitap eden bir çiftle karşılaştıktan sonra yalnızlık daha mı iyi acaba diye kendimi sorgulamışlığım da vardır. Kadınların da işi zor; omzuna ismimin baş harfini dövme yaptırma durumundan aylar sonra ‘’Senden nefret etmiyorum ama bir gün benim elimde bir bardak su varken; sen yanarsan o suyu içerim’’ diye telefon mesajı almışlığım bile vardır. O kadından korkmuştum ve o gece evimin bütün ışıklarını açık bırakarak uyumuştum ama zaten korkmakta da fayda var. Ben o korkunun, aslan parçası erkeklere neler yaptırdığını iyi bilirim, kimisi kayıkla açılıp balık tutmaya başladı ki O’nu eskiden Ada Vapuru bile tutardı, kimisi dağcı oldu, kimisi de kaçmayıp teslim oldu ve eşi ona ne pantolon aldıysa onu giydi. Korkmak iyidir ama erkeği, sürekli olarak sessiz, dertsiz ve hüzünlü filmlerde yardımcı rolde görmek iyi değil. Bir arkadaşım vardı, o kadar hayattan keyif alırdı ki, muzu enine yerdi, mavi tur’a James Bond çantayla çıkardı, bozulan atlı karıncadan üç buçuk saat sonra gülerek bir tek o inerdi, O’na yer olama-

dığı için tenis kortunda oynanan maçlarımızda bağırarak sevinçle ve umarsızca, saatlerce top toplardı, ilk danslı 14 yaş doğum günü partilerimizden birinde, bütün kızlar kapıldığı için slow dans edenlerin arasında zulu dansı yapıp (hazır ol pozisyonunda olduğu yerde en yükseğe zıplama) kahkahalar atardı, işte böyle bir adamdı bizim arkadaşımız. Aradan yıllar geçti, üniversite son sınıfta sinirli zayıf bir kadına tutuldu, okul bitti, askerlik bitti ve o sinirli balık etli kızla evlendi, işleri zaten aileden iyi olan bu arkadaşım daha da zenginleşti, çocukları oldu ve uzun süre görüşemedik. Ta ki, 14 Şubat Sevgililer Gününe kadar; Nişantaşı'nda, önde şişman-sinirli kadın, arkada bizimki, rastlaştık, durduk, hiç konuşmadan sarıldık birbirimize, arkadaşımla bir süre öyle sarılı kaldık, ruhundan gelen imdat seslerini cok net duymama rağmen, hala gözlerindeki ışık parlıyordu ki, kadın söze girdi ve ‘’ HAYAT ŞAKAYA GELMEZ. OYUNA HİÇ GELMEZ’’ dedi. Şöyle bir arkadaşıma bakayım dedim, baktım ki fişi çekilmiş buzdolabı gibi, elinde Sevgiler Günü hediye paketi öyle hareketsiz duruyor. ‘’EVET’’ dedim ve gülümseyerek uzaklaştım oradan. Sonradan düşündüm ki, bütün bu rastlaşma sırasında ağzımdan bir tek ‘’EVET’’ sözü çıkmıştı.

Bir keresinde ‘’Aşk engel tanımaz diyorsunuz da, zaten engel aşık olduğunuz kişi’’ diye bir şey okumuştum bir yerde, her neyse, ben yine uzay turizminin gelişmesini beklemeye koyuluyorum; eve dönmek için.

119


Tuba Benian 123 121


Çok dinamik bir aksiyon-komedi ve gişe başarısı olan ilk filmin devamı olan RED 2'de, emekli CIA ajanı Frank Moses, kaybolan ve dünyanın güç dengesini değiştirebilecek yeni jenerasyon öldürücü bir cihazı bulmak için, eşi benzeri olmayan ve seçkin operasyoncu ekibiyle yeniden biraraya gelir. Başarmak için, hepsi aynı teknolojik silahın peşinde olan acımasız teroristler, güç delisi hükümet adamları ve amansız katillerle karşı karşıya gelmek zorundalardır. Görev için Frank ve birbirinden çok farklı kişiliklerden oluşan ekibi Paris, Londra ve Moskova'ya gideceklerdir. Silahsız ve az kişiyle, ellerinde sadece tilki gibi zekaları, eski usül becerileri ve dünyayı kurtarmak üzere güvendikleri sadece birbirleri vardır.

Eski CIA operasyon ajanı Frank Moses (Bruce Willis) hayatını kötü adamlarla mücadele ederek geçirmiştir. Göğüs göğüse muharebe, diplomatik entrika ve hareket eden şeylerin üzerinden atlamada onun üzerine yoktur. Ne zaman ki Sarah Ross (Mary-Louise Parker) ile ilişkisi aniden gelişir, o zaman sarsak bir hal alır. Frank şimdi sessiz sakin hayatlarıyla mutludur fakat Sarah endişelidir çünkü Frank aylardır kimseyi öldürmemiştir ve bu da ilişkilerini bayatlatmaktadır. Olayları biraz karıştırmak ister ki, hayatları yeniden macera, romantizm ve tehlike dolsun - bir çift olarak yapabildikleri şeylerdir bunlar. Sarah "ekipten biri olma" isteğini

yerine getirmek üzeredir ve bu arada Frank de bir kadını elinde tutmanın, onu elde etmekten daha zor olduğunu öğrenir, ve de bunun dünyayı kurtarmaya çalışırken zor olabileceğini, ilişkilerin saçma derecede zorlaşabileceğini de. Red 2'nin yıldız oyuncuları Bruce Willis, Oscar® adayı John Malkovich, Mary-Louise Parker ve Oscar® sahibi oyuncular Anthony Hopkins, Helen Mirren ile Catherine Zeta-Jones. Dean Parisot'ın Jon Hoeber & Eric Hoeber'ın senaryosunu yönettiği filmin karakterlerinin yaratıcıları ise Warren Ellis ve Cully Hamner. Filmde yine yıldız oyuncular Byung Hun Lee, Brian Cox ve Neal McDonough da yer alıyor. Yapımcılar Lorenzo di

141


147



Stiletto August Issue