muzik ozel 4

Page 1

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

1

www.stereomecmuasi.com


Editörden Merhabalar,

sayacımız 8.000 dolayında) sınırının çok üzerinde okuyucumuza ulaştı. Ama bunu nasıl sağladığımızı gelin bir de bize sorun! Çektiğimiz bunca eziyetin ardından şimdiye kadar en radikal kararımızı alıp yeni bir server kiraladık. Teknik açıdan eski düzeni sağlamak neredeyse 15 gün sürdü. Hala bazı aksaklıkları çözmeye çalışıyoruz. Ancak genel anlamda hemen her bölümümüzün hızı katlandı. Aldığımız bu karar teknik yönden doğru olsa da bazı açılardan kesinlikle mantıksız oldu. Bir önceki sözleşmemiz bitmediği için ödediğimiz ücret yanmış oldu ve Stereo Mecmuasının önünde ciddi bir fatura var. 2010 yılının ilk günlerinde ne yapabiliriz ona bakacağız. Şimdilik olan biten bundan ibaret.

Yeni yıla girmeden önce 2009 yılının son sayısı ile sizlerle yeniden buluşmayı başardık. Aslında bu sayımızın biraz geciktiğini itiraf etmem lazım. Neredeyse 15-20 gün kadar önce yayınlayabileceğimiz sayımızı biraz erteledik. Bunun en önemli sebebi çok önemli albümlerin çıkıyor olmasıydı. Tüm bu albümlerin ülkemize ulaşmasını bekledik. Tabii ki ilgimizi çekenleri edindik ve sizler için yorumladık. Umarım beğenirsiniz. Şu an okumakta olduğunuz sayımız Stereo Mecmuası banner'ı altında yayınlamayı başardığımız yirminci elektronik dergi. Müzik Özel sayılarımızın ise dördüncüsü. Yayınlamayı başardığımız cümlesini birazcık açmak istiyorum. Geçtiğimiz ay içerisinde web sitemiz ve ona bağlı tüm alt bölümlerde çok önemli bir tatsızlık yaşadık. Amerika'da bulunan ve üzerinden yayın yaptığımız server'ımız çok şiddetli saldırılar sonucunda tamamen çalışmaz hale geldi. Bu sadece bizimle ilgili bir olay değildi tabii ki. Servis sağlayıcımız üzerinden yayın yapan tüm platformları etkileyen bu durumun düzelmesi için bir hafta bekledik. İsteklerimiz yerine getirilmeyince ve başta forumlarımız olmak üzere sitemizin bazı bölümleri kullanılamaz hale gelince radikal bir karar vermek zorunda kaldık. Servis sağlayıcımızı değiştirdik!

Hazır yeni yıla sayılı vakit kalmışken şöyle genel olarak 2009 nasıl geçti isterseniz bir göz atalım. 2009 senesi içerisinde bu sayıyı da hesaba katarsak toplam on sayı çıkartmayı başardık. Bu sayı haricinde yayınladığımız tüm elektronik dergilerimizin flash versiyonları 13 Aralık 2009 tarihine kadar toplam 89.860 okuyucumuza ulaştı. PDF versiyonlarımızda ise 130.000 gibi bir rakama ulaşmayı başarmışız. Bu rakamların toplamını ve uzun senelerdir aldığımız istatistiksel verilere göre her sayımız minimum 12-13.000 okuyucuya ulaşmış. Bu senenin rekoru Müzik Özel 2 sayımızda. Tek başına bu sayımız neredeyse 20.000 okuyucuya ulaşmış. Bu senenin en kötü performanslı sayısı ise Münih Özel 2009 oldu. Bu dönemde yine web sitemizde problem vardı ne yazık ki.

Bu konuyla ilgili bilgisi olmayanlar için kısaca anlatmak gerekirse sitemizi oluşturan tüm sayfalar ve veri tabanlarının taşınması işlemi normal koşullarda çok zor bir işlem değil. Ancak saldırı altındaki bir server sisteminden veri tabanı çekmenin nasıl bir eziyet olduğunu sizlere anlatabilmem mümkün değil. Geceler boyu bilgisayar ekranının önünde sayacın ilerlemesini beklemek inanın çok asap bozucu. Belki yüzlerce denemenin ardından veri tabanlarımızı kurtarmayı başardık. Bir diğer sıkıntılı durum ise bu sorunların bir önceki sayımız olan Stereo Mecmuası Hifi No:11 sayısının yayını sırasında meydana gelmesiydi. Teknik destek veren gönüllü arkadaşlarımıza ek olarak Sn Cüneyt Oral, bir yandan teknik problemleri çözmeye çalıştılar bir yandan da okuyucularımızın yeni sayımızı daha sağlıklı indirebilmeleri için yollar aradılar. Sonuç itibarı ile her türlü probleme rağmen bir önceki sayımız 10.000 (sadece flash Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Bu sene bizim için önemli bazı hedeflere de ulaşmayı başardık. Forumlarımızda 10.000 mesajın geçilmesi, sayfa gösterimimizin 1.000.000 sınırını geçmesi gibi baktığınızda çok önemli olmayan ama bizler için özel psikolojik sınırların tamamına ulaşmayı başarmışız. Web sitemize sayısız yazı, inceleme ve makale, haberler bölümlerimize yüzlerce haber, müzik bölümlerimize ise yüzlerce albüm eleştirisi, müzik haberleri bölümlerimize de yüzlerce yeni albüm haberi eklemeyi başardık. Dışarıdan baktığınızda belki önemli gibi gözükmeyebilir ancak şöyle bir düşünürseniz bir çok açıdan 2009 yılında Türkiye’deki hifi yayıncılığında Stereo Mecmuası olarak bir sürü yeniliğe imza atmayı 2

www.stereomecmuasi.com


başardığımızı düşünüyorum. Tüm bunları neredeyse sıfıra yakın bütçelerle, teknik sorunlarla boğuşarak nasıl yaptığımızı bende bilmiyorum. İnşallah 2010 yılında daha iyisini yapmaya çalışacağız. Tabii sizlerinde destekleri çok ama çok önemli. Daha ayrıntılı 2009 Stereo Mecmuası raporunu web sitemizde bana ayrılan bölümde ilerleyen günlerde yazacağımı umuyorum.

Şimdi gelelim kısa kısa bir kaç not eklemeye. Bu sayımızın yayını öncesinde bir grup dostumuz TRT Ankara Radyosunda bir program gerçekleştirdiler. Pikap ve plaklardan bol bol bahsedilen programda sağolsunlar benimde ismim geçmiş. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz ve programın devamını bekliyoruz. Bu sayımızı rekor katılımla gerçekleştirdik. Ülkemizin dört bir yanından müzikseverlerin bizi desteklemesi ve yazıları ile beslemesi büyük mutluluk. İmece ile hazırlanan ve bu denli bilgi dolu bir başka elektronik müzik yayını olup olmadığını bilmiyorum ancak herkese destekleri için çok teşekkür ederim.

Bu sayımızda diğer sayılarımızda okuyucularımızdan gelen bazı şikayetleri de göz önüne aldık. Bu sayımızda yayınlanan tüm Speakers Corner ve Pure Pleasure baskısı albümleri yurtdışından çok daha uygun fiyatlara ülkemizden alabileceksiniz. AK Müzik çok yakın bir zaman önce ülkemize çok ciddi bir miktarda plak ithal etti. Bu albümlere İstanbul ve İzmir başta olmak üzere seçkin satış noktalarından ulaşabileceksiniz. Hatta bir adım ileriye daha giderek AK Müzik tarafından ithal edilen ve şu an itibarı ile ülkemizde satın alınabilecek plak listesini web sitemize ekledik. Excel formatındaki dosyaya buradan ulaşabilirsiniz. Satış noktaları konusundaki bilgileri ise AK Müzik web sitesinden alabilirsiniz. Sadece bu değil tabii ki, bu sayımızda yayınladığımız neredeyse tüm CD'ler yine ülkemizde seçkin satış noktalarında, müzik marketlerde ve hatta internet sitelerinden kolaylıkla satın alınabilir. Ülkemizde temsil edilmeyen plak şirketlerinin ürünlerini ise bulunabilir ve en önemlisi mantıklı fiyat etiketlerine sahip albümlerden özellikle seçtik. Bu sayımızda desteklerinden ötürü AK Müzik'e teşekkür ederiz.

Geçen sayımızda da yer verdiğimiz yukarıdaki afişimizle ilgili çok fazla soru geliyor. Orijinali bu adreste bulunan mini afiş Ekonomiye Can Verin kampanyasına esprili bir bakıştı. Çekim mekanın neresi olduğu konusunda da çok Bu arada hemen bir konuyu da eklemek fazla soru geldiği için tekrar yazayım, burası isterim. Örneğin şu an bu yazıyı yazarken bir bir müzik market değil, benim evim:) hafta önce satın almış olduğum Gerry Mulligan'ın Gerry Mulligan and The Concert Son olarak 2009 yılının bu son sayısında tüm Jazz Band at the Village Vanguard (Verve V6okuyucularımıza verdikleri içten destek için 8396 Speakers Corner 180gr LP) konserini teşekkür ederim. Şimdiden 2010 yılının dinliyorum. Albüm gerçekten mükemmel. ülkemize ve okuyucularımıza güzellikler Ancak yeni bir yazı yazarsam editörden yazım getirmesini diler tüm Stereo Mecmuası ailesi hariç tamamı hazır olan dergimizi hazırlayan olarak şimdiden iyi yıllar demek isterim. arkadaşlarımızın korkusundan ekleyemeyeceğimden önümüzdeki günlerde web İyi ki varsınız... sitemize çok sayıda albüm eleştirisi ekleyeceğiz. Bu yüzden ana sayfamızı arada Hakan Cezayirli kontrol etmenizi tavsiye ederim. Çünkü yeni bir dergiyi beklemeden yazılacak bir sürü albüm var. Hele ki ülkemizde böyle bir plak bolluğu varken buna kayıtsız kalmamız imkansız.

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

3

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

4

www.stereomecmuasi.com


Albüm Incelemeleri

Norah Jones – The Fall Bluenote Records 99296 CD Norah Jones'un dördüncü stüdyo albümü The Fall yayınlanmadan önce resmi web sitesinde bir şeylerin değişeceğine yönelik ipuçları vardı. Ancak kimse böylesine bir değişiklik beklemiyordu doğrusu. Albümün ilk single'ı olan Chasing Pirates yayınlandığında ortalık birbirine girdi. Norah Jones severler ciddi şekilde ikiye bölünmüş durumda. Tüm önemli müzik platformlarında hatta online satış sitelerinde bile bu tartışmaları görebilmek mümkün. Ya albümü çok sevenler var yada hiç sevmeyenler. İsterseniz biz hikayenin en başına gidelim. Aslında değişimin sinyalleri albümün çıkışından önce belliydi. Norah Jones'un bu albümde prodüktör Jacquire King ile çalışacağı duyurulunca hemen herkes bu ismi araştırmaya başladı. Tom Waits'in mükemmel albümü Orphans: Brawlers, Bawlers, and Bastards'tan hatırladığım Jacquire King, Tom Waits'in yanında, Kings of Leon gibi rock grupları ve Annuals gibi İndie grupları ile çalışmış.

Ayrıca folk müzisyenleri ile yaptığı albümlerde var. Herkesin kafasındaki soru eski albümlerinde çok iyi müzisyenlerle çalışmış Norah Jones'un indie, rock prodüktörü ile çalışması nasıl bir sonuç doğurur. Bu tartışmalar sürerken açıklama gecikmedi. Bu albümde farklı bir şeyler denemek istiyorum diyordu Norah Jones. Açıklamanın devamında uzun zamandır aynı insanlarla çalışıyordum ve değişikliğin zamanı gelmişti diye bir notta vardı. Kısa bir zaman sonra yeni bir müzisyen grubu oluşturuldu. Bu grubu şarkılarla desteklemek amacı ile yeni işbirlikleri de duyuruldu. İlk açıklanan isimler country/ rock müzisyeni Ryan Adams Okkervil River isimli Indie rock grubundan Will Sheff ve Jesse Harris'dı. Bu isimlerden önceki Norah Jones albümlerine benzer besteler çıkmayacağı söyleniyordu. Son olarak kurulan ekipte ortaya çıktı; davullarda Joey Waronker (Beck, R.E.M.) ve James Gadson (Bill Withers), kklavyede James Poyser (Erykah Badu, Al Green), gitarlarda Marc Ribot (Tom Waits, Elvis Costello) ve Smokey Hormel (Johnny Cash, Joe Strummer) tartışmalar devam ederken albüm yayınlandı. Albüm için bir şey yazmadan önce kendi bakış açımı açmak isterim. Ben sevdiğim müzisyenlerin albümleri konusunda genelde çok tutucu değilimdir ancak uçlardaki tarz değişikliklerine genelde soğuk bakarım. Açık konuşmak gerekirse Norah Jones benim için önemliler listemde bir müzisyen

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

5

değildir ve ben albümü çok aşırı kötü bulmadım. Hatta ortalamanın üzerinde bence. Ama Norah Jones'un en sevdiğiniz albümü Come Away with Me ise ve arkasından gelen albümlerin gitgide kötüleştiğini düşünüyorsanız tek söyleyebileceğim bu albümden uzak durmanız. Yukarıya yazdığım fikre sahip olup konuştuğum herkes aynı şeyi söylüyor. Sanırım kendi bakış açılarından haksız değiller. Albümde Man Of The Hour, You've Ruined Me ve December gibi balad ile eski Norah Jones arasında gidip gelen şarkılarda durumu kurtarmaya yeterli değil. Müzikte çok önemli bir şey vardır. Her müzisyen en mükemmel albümünü kariyerinin sonuna doğru yayınlamak ister. Norah Jones taraflı tarafsız herkes için ilk albümü ile çıtayı çok yükseğe koydu ve onu aşmak güç. Feels Like Home ve Not Too Late bu çıtayı aşmaktan uzaktı. Müzisyen kendisine yeni bir yön çizerek bambaşka bir yola girdi. Fanların sorduğu ilginç bir soru var, Norah Jones konserlerinde eski albümlerindeki şarkıların alternatif yorumlarını mı seslendirecek? Bu soru şimdilik cevapsız ama ülkemizdeki dinleyicisinin önemli bir bölümünü de kaybedeceği kesin. Bu albüme puan vermek güç. Albüme 5-6 puan verebilirim. Ama eski albümlerine bakarsam yarısını vermem gerekir. Dinleyin ve kararınızı verin! Hakan Kayıt: 8/10

www.stereomecmuasi.com


önemli okuyucu kitlesi için! E: Niye... deli mi bunlar. G: hayır çoğunluğu odyofil! E: O ne ki? G: valla bende tam bilmiyorum. Taman boşver... salla kaydı maydı filan! E: Ok. --------Madonna – Celebration Warner Bros 9362497296 2CD Madonna'nın özel bir koleksiyon albümü yayınlanınca dergi yayın grubuna mesaj attım. Bu albüme yer vermek lazım dedim. Gelen cevap tabii ki vermeliyiz oldu. İyi o zaman albümü kim yazıyor deyince herkes yan çizdi tabii ki. Hakan ve Tolga sıyrılınca kabak benim başıma patladı. İşin kötü tarafı hayatımda Madonna araştırmışlığım olmadığı gibi orta okul yıllarımdan bir kaç şarkı hariç konuyla ilgili herhangi bir bilgiye sahip değilim. Yalan yanlış yazı yazmaktansa hemen eski bir arkadaşımı buldum. Kendisi işi gücü bırakıp konserine gidecek kadar seviyor Madonna'nın müziğini. Sizleri tanıştırayım, Esra Türkmenoğlu. Sağ olsun sizler için bir Celebration incelemesi yazdı. Yalnız yazının sonundaki kayıt puanı konusunu bir türlü anlatmayı başaramadım. Aramızdaki mesajlaşma kısaca şöyleydi; G: Albümün kaydı nasıl? E: Güzel, albümün orjinalini aldım gayet güzel : ) G: Hayır öyle değil, diyelim ki eski albümlere göre kıyasla nasıl? E: İyi... G: Daha mı iyi? E: Ne bileyim. Neden ki? G: Esracım bu normal müzik dergisi değil! Kaydın kalitesi

Merhabalar, Madonna'nın yeni toplama albümünü sizlere tanıtacağım. Bu albüm üçüncü resmi Madonna Best Of albümü. İlk albüm olan The Immaculate Collection 1990 yılında yayınlandı. Daha sonra Greatest Hits Volume 2 yayınlandı. Bu ikincisi tam anlamıyla bir best of özelliğinde değildi. Liste başı şarkıların albümlerde bulunmayan miksleri yapılmış ve piyasaya sürülmüştü. Çoğu insan kariyerinin 1983'de başladığını zanneder. Ancak Madonna'nın ilk müzik çalışması Madonna albümü değildir. 1980 yılında bir rock grubu kurmuştur daha sonra dans müziği yapmaya başlamıştır. Bu şarkılardan birisi dikkat çekince 1982'de kontrat yapmıştır. Bir sene sonra 1983'de kendi ismiyle anılan albümü yayınlandı. Celebration bir kaç farklı şekilde yayınlandı. Tek CD, 2 CD, DVD, ayrıca Celebration şarkısının remiks CD'si de var. En avantajlısı 2CD olan albümü almak. Birinci CD'deki şarkılar, Hung Up, Music, Vogue, Minutes, Holiday, Everybody, Like A Virgin, Into The Groove, Like A Prayer, Ray Of Light, Sorry Express Yourself, Open Your Heart, Borderline, Secret, Erotica, Justify My Love ve Revolver. İkinci CD'deki

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

6

şarkılar, Dress You Up, Material Girl, La Isla Bonita, Papa Don't Preach, Lucky Star, Burning Up, Crazy For You, Who's That Girl, Frozen, Miles Away, Take A Bow, Live To Tell, Beautiful Stranger, Hollywood, Die Another Day, Don't Tell Me Cherish, Celebration. Albümde 2 yeni şarkı var. Celebration ve Revolver. Eğer albümü iTunes üzerimden satın alırsanız It's So Cool'da birlikte geliyor. Amazon'dan MP3 satın alırsanız Celebration Remix'lerinin bir kısmı da geliyor. Yapımcı şirketlerin işleri işte... Şu an internette her yer bu remikslerle dolu. Hatta bazı korsan remikslerde yapıldığından hangisi resmi hangisi değil herkes karıştırıyor.... Bazı dedikodulara göre Madonna'nın yapımcısı ile ayrılması söz konusu olduğundan bu albümden herkes maksimum kar yapmaya çalışıyormuş. Bakalım şimdi ne yazmamız lazımdı. Ah evet, albüm kimler için uygun. Albüm Madonna fanlarına pek hitap etmiyor, yeni remikslerin CD'leri zaten yayınlanıyor ve zaten bu şarkıları içeren 11 Madonna albümüne sahipler. Bence albümün hedef kitlesi bu şarkıların bir kısmını dinlemiş insanlar. Yani 2 CD alıp önemli liste başı şarkıların hepsini alıyorsunuz. Birde başka dedikodu, gelen tepkilerden sonra albümün özel kutulusu da yayınlanacakmış. İçerisinde özel kitapçık filan olacağı söyleniyor. Çünkü 2CD'li versiyon bile Madonna fanları için fazla bir yenilik getirmiyor. Esra Türkmenoğlu Giriş: Gökhan (aka Baphomet)

www.stereomecmuasi.com


Zeki Müren – Saklı Şarkılar LP Universal Müzik 040961

verdi. Hemen her konserini hınca hınç dolmuş salonlarda ve konser alanlarında vermiştir. Düzgün Türkçesi ile dikkat çeken Zeki Müren, oynadığı filmler ve unutulmaz yorumları ile Türk halkının kalbinde yer etmiştir. Hatta yaşadığı dönemin çok ilerisindeki kıyafetleri, saç modelleri, gözlükleri, tavırları ve hareketleri dahi dinleyicilerini rahatsız etmemiş, Türk halkı onu her haliyle kabullenmiştir.

Zeki Müren aramızdan ayrılalı

tam 13 yıl olmuş. Zeki Müren hayatımıza bir şekilde dahil olmuştur. Türk Sanat Müziğini dinlemeyi sevmesiniz bile tek kanallı televizyon günlerimizde yeni yıla girerken tam 24:00’da mutlaka karşınıza çıkmıştır. Saat 24.00'i vurduğu zaman evde bir sessizlik olur, anneler mutfaktan gelir, çocuklar susturulur ve Zeki Müren dinlenirdi. Zeki Müren 1951‘de yayınlanan bir radyo programında ilk canlı yayın konserini verdi. Bu konserler dizisi neredeyse 15 yıl civarında yayınlanmaya devam etti. Zeki Müren müzik yaşamında sayısız plak ve kaset doldurdu. Bazı kaynaklar toplam sayının 50'yi geçtiğini söylemektedir. Zeki Müren 200 dolayında eser besteledi. Bir demet yasemen, Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu, Manolyam, Gözlerinin içine başka hayal girmesin en çok bilinen eserleridir. Müren bir dönemin unutulmaz gazinolar döneminde tam 11 yıl boyunca Maksim sahnesine çıkmıştı. Ülkemizin dört bir yanında sayısız konserler

Zeki Müren (1931-1996)

paylaşmak istiyorum; besteci ve tanbur sanatçısı Muzaffer Özpınar’ın bir stüdyo çalışması sırasında, Zeki Müren’in sahne ve evinde prova yapılırken ki kayıtlarını bulması ve bunların değerlendirilebilmesi için Burhan Bayar’a vermesi ile başlamış. Kayıtlar ya dört kanal analog teybe ya da direkt iki kanallı mono toplu kayıtlar şeklinde yapılmıştı. Yasal düzenlemeler tamamlandıktan sonra Almanya’da orjinali bozulmadan tüm dip gürültüleri temizlenerek dijital hale getirildi. Fakat solist okumalarına zarar vermemek adına düzeltmeler en asgari düzeyde tutuldu. Canlı dinleyemediğime her zaman üzüldüğüm sanatçılardan biridir benim için. Saklı Kayıtlar plağına tamda doğum günümde sahip olunca kendimi hazine bulmuş gibi hissettim. Sanki karşımda Zeki Müren vardı ve benim için söylüyordu. İçinde Bir Sevda Geldi Başıma, Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim gibi bildiğimiz şarkıların yanında hiç bilmediğim şarkılarda vardı.

1980’lere kadar aktif sanat yaşamına devam etmiştir. Bu yıldan sonra rahatsızlığı sebebiyle Bodrum’da yaşamaya başlamış. Temposunu Zeki Müren hayatınızın bir düşüren sanatçı 1996 yılında yerinde mutlaka varsa bu İzmir televizyonunda katıldığı plak formatının yanında CD bir program sırasında olarak da basılan almadan rahatsızlanmış ve bizlere geçmeyin. Plak baskısı için Müzik'e ayrıca veda etmiştir. Sanat Universal Güneşimiz ve Paşamız olarak teşekkürler. kalplerimizde kazınan Müren, cenazesinde görülmemiş bir kalabalıkla defnedilmiştir. Seçil Nurlar içerisinde yatsın. Allah Müzik: 10/10 Kayıt : 8/10 gani gani rahmet eylesin. Albümün hikayesine gelince, plak kapağındaki bilgileri

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

7

www.stereomecmuasi.com


Sumru Ağıryürüyen – Issız Kalan Müzik CD 1959'da Ankara'da doğan sanatçı, üniversite yılları ve sonrasında (Boğaziçi Ünv. Sosyoloji) çok yönlü kişiliği gereği bir yandan çevirmen, redaktör, editör, TV metin yazarlığı yaparken bir yandan da tiyatro, tiyatro müziği ve koral müzikle ilgilenmiş. Son derece ılık ve hoş sesi kendine özgü yorumuyla bir çok sanatçı ve grubun (Yeni Türkü, Bulutsuzluk Özlemi, Ezginin Günlüğü, Mehmet Güreli, Sertab Erener ve Nekropsi) çok bilindik şarkılarına vokalleri ve mandolini ile can katmıştır. Sanatçı albümde kendi söz ve bestelerinin yanı sıra, Murattan Mungan ve Mehmet Güreli’nin sözleri ve rahmetli Tanju Duru, Ayşe Tütüncü, Serdar Ateşer ve Bülent Somay’ın bestelerinden oluşan güzel bir çalışmayı bizlere sunmuş. Albüm genel olarak biraz ağır tempoda görünmekle beraber dinledikçe anlaşılan –sevilen çok güzel sözlere sahip dinlendirici bir yapıda sizi sarıyor. Müzik: 8/10 Kayıt: 8/10 M.Tunca

Akın ELDES –Ara Taksim Piccatura CD

Güz Kumpanyası Kalan Müzik CD

Almanya doğumlu sanatçı lise yıllarında gitar çalmaya başlamış ciddi olarak müzik kariyeri 1986 yılında Bulutsuzluk Özleminin de başlayan Eldes, 2000 yılında gruptan ayrılarak ilk albümü Kafi'yi çıkarmıştır. Bu albümünde oldukça farklı tarzı ile dikkatleri çekmiş ve gelecek vaat ettiğini göstermiştir. Ama bence esas 2. albümü Türlü'de (Cem Aksel’in de katkısı ile) kendini müzik dünyasına iyice kabul ettirmiş sanatçı, Pinhani grubunun birçok şarkısında (Mesela Dön Bak Dünyaya) gitarını harika bir şekilde konuşturmuştur. Üçüncü albümü Cango'dan sonra bu sene Ara Taksim isimli albümü ile yine çok güzel eserlere imza atmış. Kontrbasta İlkin Deniz, davulda Turgut Alp Bekoğlu'nun yer aldığı albümde Eldes artık tam manasıyla pişmiş olmanın verdiği rahatlıkla harika çalmakta. Sempatik tavırları ile dikkat çeken kişilik kendi sitesinde paylaştığı günlüğü ile farklı kişiliğini bizlerle paylaşmaktadır.

2003 yılında O.D.T.Ü müzisyen kişiliklerden oluşmuş kalabalık grup (11 kişi) vermiş oldukları konserler ile zaman içerisinde dikkatleri üstlerine toplamışlar. 2006 yılında Kalan Müziğinde katkısı ile olağanüstü güzellikteki albümlerini piyasa sürmüşlerdir. Grubun vokalistlerinden özellikle Berrin Tığlı’nın insanın içine işleyen sesi ile 1900-1950 yılları arasındaki İstanbul şarkıları, tangoları ve Ege havzalarındaki müzikleri güzel bir şekilde icra etmekteler. Albümü dinlediğinizde grubun mükemmel uyumu ve kaydın yüksek kalitesi ile beraber mest olup adeta yerinize mıhlanıyorsunuz. Vokalde Berrin Tığlı, İlay Çelik ve Utku Hakan Keleş, kanun M.Uğur Ekinci, Kemençe Ayşe Erdal, Sertaç Işık gitar ve ud , Erhan Kaplan ud ve ney, Ulaş Soylu cura ve divan sazı, Bas gitarda Alper Sayın ile vurmalılarda Mustafa Göcer ve Ziya Öğütçü'den oluşan grup üyeleri birçok ilde vermeye devam ettikleri konserleriyle beraber başka mesleklerde çalışmaktalar.

Müzik: 9/10 Kayıt: 9/10 M.Tunca

Müzik: 10/10 Kayıt: 10/10 M.Tunca

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

8

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

9

www.stereomecmuasi.com


Tolga Çandar & Seza Kırgız – Aşikar Kalan Müzik CD Tolga Çandar; aslında inşaat mühendisi okulundan mezun olup ülkemizde ve yurt dışında binalar yaptıktan sonra içindeki Ege ruhu sanırım baskın çıkmış olmalı ki o güzel yorumu ve bağlamasıyla bizleri fethetmeye karar vermiş kişilik. Seza Kırgız; aslında devlet opera balesi ve sanatçısı türkü albümlerine katıldığı için opera arkadaş çevresi tarafından burun kıvrılmış lirik soprano ses. Okan Murat Öztürk; bağlama dostu, türkü insanı bengi bağlama üçlüsünün kurucusu. Bu üç güzide insan Aşikar isimli albümde bir araya gelip ne mi yapmış anlatmak zor dinlemek lazım. Albüm bilinen anonim şarkılar ve İstanbul Türküleri ağırlıklı eserler içermekte. Seza Kırgız eski İstanbul hanımefendileri edasında son derecede kendinden emin duru ve net söylüyor. Tolga Çandar ise tam bir efe nidasında. Kayıt maalesef albüme yakışan düzeyde olamamış. Ama albümün genel atmosferi bu durumu kolayca unutturuyor. Müzik: 8/10 Kayıt: 7/10 M.Tunca

Birsen Tezer - Cihan Kalan Müzik CD

Ateş Tezer Trio – Sahil PB Muzik CD

Ben adını ilk olarak Ortaçgil için söylenmiş. Ortaçgil şarkıları albümündeki enfes Çığlık Çığlığa yorumuyla dinleyip bu ses kimdir merakıyla duydum. Oldukça güzel (sakin, dinlendirici, rahatlatıcı) bir ses rengi olup zevk için müzik yapan nadir sanatçılarımızdan olmayı fazlasıyla hak ediyor. Öyle ki caz, pop, Türk Sanat müziği ve flamenkoyu aynı sıcaklıkla söyleyip bir de üstüne de kanun çalabilmek gibi marifetleri olan hanımefendi aynı zamanda müzisyen Ateş Tezer’in eşidir. Albümde kendisine ait 3-4 hoş eserin yanı sıra Bülent Ortaçgil'den “Çığlık Çığlığa” ve “Değirmenler”in harikulade yorumu ile İlhan Şeşen'in “Gel Yanıma” şarkısının caz versiyonu zaten albümü yeteri kadar sevilesi (ve satılası) yapmış durumda. Ayrıca Erkan Oğur ve Zafer Cınbıl’ın katkıları ile bence son derece güzel ve sedatif etkili bir albüm oluşmuş. Emeği geçen müzisyenlerde gayet iyi iş çıkarmışlar. Bence düşünmeden almanız gereken bir çalışma olmuş.

İzmirli Trio davulda Ateş Sezer, kontrbasta Mahmut Yalay, piyanoda Uğur Güneş ten oluşmakta. Albümlerinde Duke Ellington'dan Caravan ile müthiş bir giriş ve uyumla bir anda kendilerini sevdirip peşi sıra albüme üç güzel şarkısı ile ciddi katkıda bulunan albüme ismini de veren Mahmut Yalayın çalışması Sahil ile caz keyfi devam ediyor. Trio İzmir ve İstanbul’un gözde mekanlarında dönem dönem kendilerince müziklerini icra etmekte olup meşhur olmak, medyada boy göstermek, müzikten para kazanmak gibi düşüncelerden uzak adeta hobi maksatlı ama çok güzel çalıyorlar.

Müzik: 9/10 Kayıt: 9/10 M.Tunca

Müzik: 9/10 Kayıt: 10/10 M.Tunca

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

10

Çalışmanın kayıt kalitesi de müzikleri gibi harika mertebesinde olup İzmir Tepekule kongre ve sergi sarayının konser salonunda kaydedilmiş. Albümde ayrıca Chick Corea ve Cole Porter'ın iki eserini çok güzel yorumlamışlar. Caz severlerin ıskalaması gereken kulaklara ziyafet çok güzel bir albüm yapılmış.

www.stereomecmuasi.com


Senem Diyici - Takalar Kalan Müzik CD Senem Diyici, 1953 İstanbul doğumlu müzik yaşamına 6 yaşında TRT çocuk korosunda başlamış. 1981'de Fransa'ya yerleşmiş ve bir dönem resim yaparak hayatını kazanmış, bu arada müzik çalışmalarına başladığı yıllarda Hollandalı gitarcı Alain Blesing'le yaşamını birleştirip, Senem Diyici Quartet'i kurmuş. Grubun 1990'da yayımlanan ilk albümü 'takalar' Fransa'da büyük ilgi görmüş. Daha sonraki eserleri de eleştirmenlerden tam not almış bu harika ses, Avrupa'da her yıl onlarca konser vermektedir. Albümün ilk giriş parçasında rahmetli Ecevit’in kendi sesinden “takalar” şiirini en güzel yorumuyla dinlemek insanı içten hüzünlendiriyor. Sanatçı Anadolu türkülerimizi grubuyla birlikte muhteşem bir etnik caz atmosferinde icra etmekte. Bildiğimiz ama pek de kıymetini anlayamadığımız o halk ezgilerimizin güzelliğini bize yeniden sunmaktalar. Perküsyonda Okay Temizin de harikalar yarattığı albüm eski basımlı olmasına rağmen halen piyasada bulunabilir durumda. Müzik: 10/10 Kayıt: 9/10

Fatih Erkoç & Kerem Görsev Trio – The Lady From İstanbul Rec By Saatçi & İmaj CD Gençlik yıllarında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasında uzun yıllar çalışmış Erkoç, Norveç’e gitmeden önceki yıllarında İstanbul Gelişim Orkestrasında enstrüman çalmakla kalmamış bir de albüm çıkarmış. 11 yıllık Gurbet ayrılığında sonra 1986 yılında Altın Güvercin şarkı yarışmasını kazanıp (Yol verin a dostlar) birden bire Türk Pop tarihine girmiş çok yetenekli, alçak gönüllü ve efendi bir kişiliğe sahip sanatçı. Türkiye'deki ilk yıllarında TRT hafif müzik ve caz orkestrasında birçok enstrüman çalmış Avrupa ve Amerika'da birçok ülkede caz festivallerinde çalmıştır. Çalamadığı enstrüman-ları sıralamak daha kolay olur. Bu tatlı dilli ve sesli renkli kişilik Kerem Görsev Trio ile harika bir double CD çıkardılar. Albüm toplam 26 parçadan oluşan 2'li CD ve ayrıca DVD formatında yayınlanmış durumda. İlk CD'deki şarkılar nispeten biraz daha klasik ama ikinci albüm şarkı seçimleri ve geçişleri o kadar güzel olmuş

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

11

ki tam anlamıyla jazz dünyasından bir best off buket oluşturmuş Trio besteleri o kadar rahat ve akıcı bir bir şekilde çalıyorlar ki sanki İstanbul jazz center'de canlı kayıtta değillerde kendi aralarında eğleniyorlar. Mükemmel bir uyum söz konusu. Kerem Görsev'i zaten anlatmak için ayrı başlık açmak lazım. (Üstat adeta piyano çalmıyor da tuşlara çala kalem yazı yazıyor gibi basıyor) kendisine davulda Cengiz Baysal (ki bu kişilikte baterinin hakkını fazlasıyla vermiş durumda), kontrbasta ise (süper bir performansa sahip) Kağan Yıldız ile mükemmel bir trionun ortasında Fatih Erkoç o tatlı ılık sesiyle endam etmekte. Caz sevmeyenlerin bile sıkılmadan dinleyebilecekleri yaklaşık 120 dakikalık dolu dolu bir konser paranızın karşılığını fazlasıyla vermekte dinleti esnasında içinizden birkaç kez “Helal Olsun Size” benzeri duygular geçirtmektedir. Albüm kaydı biraz kapalı gibi olmakla beraber kesinlikle kabul edilebilir sınırların üstünde yapılmış. Bu projeyi başlatıp hayata geçiren ve son dönemde bir çok Türkçe albümün çıkmasına katkıda bulunan Ercan Saatçiyi de tebrik etmek lazım. Müzik: 9/10 Kayıt: 9/10 M.Tunca

www.stereomecmuasi.com


Pink Martini - Splendor in the Grass Heinz Records 329 849 820 0126 CD+DVD Pink Martini performansını her albümde daha da yukarı çıkaran bir topluluk. Piyanist Thomas M. Lauderdale tarafından 1994'de kurulan topluluk ilk albümleri olan Sympathique'i 1997 yılında yayınladı. Ülkemizde de çok sevilen Pink Martini cazdan, latin ezgilerine, 1960-70'lerin pop müziğinden, lounge müziğe kadar bir çok farklı tarzı bir portada eritmeyi başarmış. 1990'ların sonundan itibaren tekrar küçük orkestra müziği icra eden ve özellikle gençlere de ulaşmayı başaran topluluk yepyeni albümleri Splendor in the Grass ile tekrar karşımızda. Sympathique'nin ardından tam yedi yıl sonra yayınladıkları 2004 tarihli Hang on Little Tomato ve 2007 yılında yayınladıkları Hey Eugene! ile çıtayı yükselten Pink Martini çok daha olgun bir albüme imza atmış. Kalabalık bir ekiple gerçekleştirilen albümde yer alan müzisyenleri sayalım öncelikle; China Forbes: vokal Timothy Nishimoto: vokal ve perküsyon Gavin Bondy: trompet, Robert Taylor: trombon, Nicholas Crosa: keman, Pansy Chang:

çello, Dan Faehnle: gitar, Phil Baker: bas, Maureen Love: arp, Brian Davis: konga, Derek Rieth: kongas ve perküsyon, Martin Zarzar:d avul ve perküsyon, topluluğun kurucusu Thomas M. Lauderdale: piyano, Chavela Vargas, Courtney Taylor-Taylor, Emilio Delgado ve Ari Shapiro: bu albümde konuk müzisyenler. Albümü yayınlayan Heinz Records firması dünya çapında gerçekleştirilecek promosyon çalışması için dev firmalarla çalışmış. Kayıtlar içinde büyük bir özen gösterilmiş. Tabii bu kadar yatırım albümün iyi olmasını ve iyi satmasını sağlamaz. Önemli olan Pink Martini'nin performansı. Albüm yazdığım gibi her açıdan topluluğun olgunluk dönemi çalışması. Albümde grubu tüm dünyada büyük kitlelere sevdiren formül aynen kullanılmış. Özgün parçalar ve çok iyi seçilmiş cover parçalar ile kaynaştırılmış. Albümdeki şarkı sayısı toplam 14. Cover şarkılarındaki seçimler gerçekten dikkat çekici. 1970'lerde Rafaella Carra’yı kariyerinin zirvesine taşıyan Tuca Tuca şarkısı Pink Martini tarafından tekrar yorumlanmış. Rafaella Carra'yı ben yaştakiler Italyan RAI televizyonlarında yaptığı şov programlarından hatırlayacaklardır. İtalyan pop tarzı diyebileceğimiz şarkı Pink Martini tarafından sımsıcak hale getirilmiş. Joe Raposo (Joseph Guilherme Raposo Jr) imzalı Sing şarkısı da albüme eklenmiş. Bu isim size bir şey ifade etmiyor ise Sesame Street (Susam Sokağı) müziklerini 1960lar ve 1970'lerin ortasına kadar besteleyen kişi olduğunu hatırlatalım.

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

12

Besteci, Susam Sokağı için Sing'in yanı sıra Bein' Green, C is for Cookie ve ABC-DEFGHI (Türkçe versiyonunu ben kendi çocukluğumdan hatırlıyorum) gibi hitlere imza atmış. Pink Martini tarafından tekrar yorumlanan Sing şarkısında yine Susam Sokağından Luis (sanırım fil hortumlu, kahverengi yaratık olması lazım) olarak hatırlayacağınız Emilio Delgado, grubun solisti China Forbes ile düet yapmış. Bu şarkıları nasıl buluyorlar, bravo vallahi. The Velvet Underground ve Beach Boys topluluklarından etkilenmiş Amerikalı rock grubu The Dandy Warhols'nın kurucusu Courtney Taylor-Taylor ise Splendor in the Grass şarkısına gitarı ile eşlik etmiş. Albümdeki asıl bomba bu sayımızda hayatını ayrıntılı şekilde sizlere sunduğumuz Chavela Vargas'ın sesinden dinlediğimiz Piensa En Mi. Ayrıntılar Sn. Sinan Beşkurt'un yazısında olduğu için pas geçiyorum. Son sözler olarak albüm gerçekten müthiş keyifli olmuş. Kayıt kalitesi gayet başarılı. Albümü zaten bir çoğunuz almış olduğunuzu tahmin ettiğimden ilginç ayrıntıları vermek istedim. Albüm Avrupa'da Naive etiketi ile yayınlandı. Seçil Hanım Pink Martini'yi sevdiğinden albümün DVD'li versiyonunu edindik. DVD'de 2006 yılında yayınlanan Discover The World konserinden görüntüler var. Tek CD'li versiyonda ülkemizde mevcut. Hakan (Seçil) Müzik: 8 (9) /10 Kayıt: 8 (8)/10

www.stereomecmuasi.com


adı taşıyan son albümünden bir kaç örneği web sitesinden ve ne yazık ki yetersiz bilgisayar hoparlörleri ile dinleyince ilk tepkim açıkçası “olmamış be yahu” olmuştu. Neyseki merakım önyargımın önüne geçti ve albümü satın aldım.

Lhasa de Sela – Lhasa CD Lhasa’nın bu son albümünü tanıtmadan önce Uzun zamandır mücadele ettiğim yazma ilk iki albümünden bir iki satır da olsa tembelliğimi bir şekilde, her yeni bahsetmekte fayda var. başlangıcımda , ya programıma, ya yazıma konuk olan Lhasa ile yenmek herhalde bir tesadüf olsa gerek. Sanal alemin sonsuzluklarında uçuşan bloğumdan sonra dergideki ilk yazım.. Umarım vakit/sebat oranı bu sefer doğru çalışır ve sevgili Hakan’ın ayakta tuttuğu bu dergiye katkım sürekli olur. Belki tesadüf ama Lhasa’nın her yeni albümü aslında bir sonrakinin devamı olmadığı gibi, her biri benim hayatımın müzikle ilgili bölümlerindeki gibi , ayrı ayrı birer başlangıç. Aslında bu yazı Lhasa’yı tanımayanlar için sadece son albümü ile ilgili olabileceği gibi, rahatlıkla daha önceki albümleri ile ilgili olarak da okunabilir. Çoğu zaman, sevdiğimiz , alışık olduğumuz, kendini tekrar etmenin büyüsüne kapılmış bir çok sanatçının albümleri hepimize “o müziği” bilmenin rahatlığını verir. Dinlerken şaşırmayız, müziğin ana temasından kopar (çünkü muhtemelen içimizden bir sonraki ezgiyi biliyor ya da kendimizi o ezgiyi tahmin edebiliyor hissediyoruzdur), ince nüanslara, küçücük detaylara, virtüozitelere yoğunlaşırız. Belki de bu nedenle Lhasa’nın, kendisiyle aynı Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

1997 tarihli ilk albümü La Llorana’nın getirdiği şaşırtıcı şöhretten bir sirkin (bir söylentiye göre, Cirque du Soleil) çılgın kostümleri ve maskeleri arasında saklanarak geçiren Lhasa ikinci albümünü çıkarmak için 6 yıldan fazla bekledi. İlk albümündeki Meksika’nın ranchera

13

www.stereomecmuasi.com


müziği , Doğu Avrupa’nın hüzünlü klezmer ezgilerive zaman zaman hissedilen underground ezgiler yerini ikinci albümü Living Road’da daha farklı, daha oturmuş ezgilere bıraktı. Her ne kadar farklı müzikleri yine bir araya getirmiş olsa da ilk albümü ile en önemli ortak noktası, tüm bu farklılıkları bir araya getiren hipnotize edici, yalnızlığı hissettiren sesi idi.

oluyor kah Tom Waits veya Nick Cave’in arızalı ama size dünyanın en güzel duygularını hissettiren şehirli blues’u, kah kendi halinde bir folk müzisyenin sadeliği. Lhasa’nın müziğinde “an” bir çok şeyden önemli. Bu albümlerde bir çok yeniliği ve değişikliği mümkün kılıyor. Örnek vermek gerekirse albümde Sarah Pagé tarafından çalınan ve albümün müzikalitesinde önemli rol oynayan “arp” aslında hesapta yokken, hatta daha açık bir deyişle albümün alt yapısı oluşturulurken hiç planlanmamışken albüme alınmış. Sadece bu bile Lhasa’nın çalışmalarında özgürlüğün, denemelerin ne kadar önemli bir yer tuttuğunu göstermekte yeterli. Pagé’nin dışında yer alan diğer müzisyenler akustik basta Miles Perkins, gitarda Joe Grass , gitar ve kemanda Freddy Koella ve vurmalılarda Andrew Barr. Bu müzisyenlerin dışında Thierry Amar albümün son parçası olan Anyone and Everyone’da bası çalmış.

Lhasa’nın I’m going in de piyano da çaldığı albümde, tüm müzisyenler vokallere eşlik Kendisi ile aynı adı taşıyan son albümüne etmişler . gelirsek ; Lhasa bir röportajında bu albümde doğal sesini bulduğunu , ilk defa teatral bir ses kullanmadan ve zorlanmadan rahat rahat şarkı söylediğini belirtiyor. Albümü dinledikçe Lhasa’nın, tabiri caizse “tarzı sesinin önüne geçmeden “ sesinin en doğal haliyle şarkılarını söylediğini sizde fark ediyorsunuz. Daha önce bir çok tarzdan ezgiler taşıyan Lhasa’nın müziği daha sadeleşerek folk , blues (blues derken belki klasik anlamda blues yerine daha şehirli, Tom Waits’in arızalı blues’una yakın demek daha doğru) ve biraz daha şiirsel bir tona doğru yönelmiş. İlk iki albümünden farklı olarak İspanyolca ve Fransızca şarkı sözlerine yer vermeyen Lhasa üçüncü albümünü tamamiyle Ingilizce sözlü şarkılara ayırmış. Yazımızın başına dönersek , kendi sitesinin Albüm aşağıdaki 12 parçadan oluşuyor. ingilizce bölümünde de vurgulandığı gibi her Is Anything Wrong seferinde yeniden başlıyor Lhasa... Rising Korkmadan yeni ufuklara açılıyor, müziğine Love Came Here kah Leonard Cohen’in dinginliği egemen What Kind of Heart Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

14

www.stereomecmuasi.com


Bells Fool's Gold A Fish on Land Where Do You Go The Lonely Spider 1001 Nights I'm Going In Anyone and Everyone

değil; Ve sizle olsalar da, size ait değiller... Onlara sevginizi verebilirsiniz ancak, düşüncelerinizi değil; Çünkü onların kendi düşünceleri olacaktır... Onların bedenleri için bir yuva sunabilirsiniz; ama ruhları için değil; Çünkü onların ruhları, yarın'ın evini mesken tutmuştur, sizin rüyalarınızda bile ziyaret edemeyeceğiniz... Onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz; ama onların sizin gibi olmaları için değil... Çünkü hayat ne geri sarar, ne de dünde oyalanır... Sizler, yaşayan oklar olarak çocuklarınızı ileriye fırlatan yaylarsınız... Yayı kullanan, sonsuzluğun içindeki hedef noktasını görür ve bütün gücüyle sizi gerer ki, okları hızla uzaklara erişebilsin... Okçunun elleri altında sevinçle eğilin, Çünkü o, uçan okları olduğu kadar, sarsılmaz yayları da çok sever..." Halil Cibran

Yazıyı bitirmeden önce Lhasa’nın bugüne kadar yaptığı üç albümde kişisel olarak bana en çok neyi hissettirdiğini en iyi Halil Cibran’ın aşağıda alıntıladığım Çocuklar şiirinin özetlediğini belirtmek istiyorum.

ÇOCUKLAR Ve kucağında bebeğini taşıyan bir kadın konuştu: "Bize çocuklardan bahset." Ve o şöyle dedi: "Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir. Onlar, Hayat'ın kendine olan özleminin oğulları ve kızlarıdır. Onlar sizin aracılığınızla oldular, ama sizden

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Lhasa’da kendi aracılığıyla söylenen şarkıları özgür bırakıyor ve her yeni albümünü, bir önceki albümünden veya bir önceki kendinden, daha ileriye atılan bir ok gibi yaratıyor. Müziği duygularınızla dinlemeyi seviyorsanız Lhasa’nın üç albümününde koleksiyonunuzda yer almasında fayda var . Aydın Eroğlu

15

www.stereomecmuasi.com


Eleni Karaindrou (Polemonta), Takis Kanelopoulos (The Chronicle of a Sunday / Pazar Güncesi) Tonia Marketaki (The Price of Love / Aşkın Bedeli) Christoforos Christofis (Wandering Rosa), Lefteris Xanthopoulos (Happy hommecoing comrade / Evine Hoş Geldin Yoldaş), Giotros Koras (The Deserter / Kaçak) şeklinde sayılabilir. Margarethe von Trotta (L’Africana / Afrikalı), gibi yönetmenlerin yapıtları için besteler yaptı. 2000-2001 Yıllarında Dusseldorf operası Phaedra adlı bale gösterisini, onun müziği ve Johann Ulrich’in kareografisi ile hazırladı.

Eleni Karaindrou, Yunanistan’ın Teihio adında küçük bir dağ kasabasında doğdu. Helenic Müzik Konservatuvarında piyano ve müzik teorisi okudu ve Atina Üniversitesi felsefe bölümünden mezun oldu.

Fransız

hükümetinin verdiği Sorbonne’da etnomüzikoloji ve Cantorum’da orkestrasyon okudu.

bursla Scuola

1975 ile 1982 yılları arasında Radyo Üçüncü Programı yöneticilerinden biri olarak besteci Manos Hacidakis ile birlikte çalıştı. 1975 yılından bu yana Yunanistan’dan ve başka ülkelerden ünlü yönetmenlerle çalışarak 19 film, 42 tiyatro oyunu, 15 televizyon ve radyo programı için müzikler besteledi. Tiyatro alanında, birçok ünlü Yunanlı yönetmenlerle birlikte, National Theatre, Aplo Theatro, Amphitrtro gibi mekanlarda, başlıca Shakepeare, Goldoni, Gorki, Artur Miller, Euripides oyunlarının müziklerini yaptı.

1990’da bu yana dünyaca ünlü müzik şirketi ECM ve yaratıcısı Manfred Eicher ile 6’sı film müziklerini ve Euripides’in oyun müziğini içeren Trojan Women / Troyalı Kadınlar (2002 senesinde Antonin Antypas tarafından Epidaurus Antik Tiyatro’da K.X Myris’in modern uyarlaması olarak sahnelendi.) ‘da olmak üzere 6 albüm (Music for Films, The Suspended Step of the Stork, Ulyses’Gaze, Eternity and a Day, The Weeping Meadow, Dust of Time) çalışması yaptı. Eleni Karaindrou, Eternity and a Day, The Weeping Meadow müziklerinin kayıtları için Yunanistan’daki ve yurt dışındaki pek çok konserde Camerata, Atina Konser Salonu Orkestrası ile birlikte çalıştı. (1999-2005) Ayrıca pek çok önemli Avrupa orkestrasıyla birlikte konserler verdi ve pek çok müzik ödülüne layık görüldü. Bunların arasında beş kez kazandığı Yunanistan Film Müziği Ödülü, Dimitris Mitropoulos Tiyatro Müzik Ödülü ve İtalya’daki Europa Cinema tarafından verilen “En İyi Avrupalı Besteci” dalında Uluslararası Fellini Ödülü bulunmakta (1992). 2002’de Yunan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından onursal altın haç ile ödüllendirildi ve 2004 senesinde The Weeping Meadow için yaptığı müzik ile Avrupa “Oscarı” (Felix) kazandı. Son on beş sene içinde, müzikleri Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya dahil dünyanın dört bir yanında büyük ilgi gördü.

Sinema alanında 1983’den bu yana sürekli olarak Theo Angelopoulos ile birlikte çalışıyor. Birlikte yaptıkları çalışmalar; Voyage to Cythera (Kitera’ya Yolculuk), Landscape in the Mist (Puslu Manzaralar), The Suspended Step of the Stork (Leyleğin Geciken Adımı), Ulyses’Gaze (Ulis’in Bakışı), ve Cannes Festivali Altın Palmiye Ödülü alan Eternity and a Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) gibi Angelopoulos filmlerinin müziklerini Zehra & Cihangir Mendi besteledi. Ayrıca Dimitris Mavrikios

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

16

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

17

www.stereomecmuasi.com


Bill Evans – At The Montreux Jazz Festival Verve V6-8762 / Speakers Corner 180Gr LP İsviçre'de Montreux kentinde düzenlenen şehirle aynı ismi taşıyan caz festivali Avrupa'nın en önemli caz müzik festivallerinden bir tanesi. İlki 1967 yılında düzenlenen festivalin 1968 yılında -yani yapılan 2. festivalde- en önemli konuğu Bill Evans olmuş. 1968 yılında yayınlanan albümde Bill Evans'a basta Eddie Gomez, davulda ise Jack DeJohnette eşlik ediyor. Bill Evans konusunda bir şey yazmaya gerek yok sanırım. Yakın dostlarımızla her zaman birbirimize söylediğimiz bir şey var. Bill Evans plağı çıkmışsa hemen almak gerekir. Şimdiye kadar hiçbir albümünde hayal kırıklığına uğramadığım için uzun yıllar boyunca sonu gelmez Bill Evans diskografisini edinmeye devam edeceğim sanırım. Bill Evans, Montreux festivalinin ikinci yılında özel konuk olarak davet edilir. Müzisyen konuk olarak geldiği İsviçre'nin huzur dolu ortamından çok etkilenir. Gerek albümle ilgili o yıllarda yazılan yazılardan gerekse de plağın arkasındaki yorumları kaleme alan Gene Lees

Bu duruma özellikle dikkat çekmekte. Bu durumun konser performansına etkisi ise müthiş. Üçlü öylesine bir konser performansına imza atmış ki caz severlerin mutlu olmamaları neredeyse imkansız gibi bir şey. Konser Evans'ın kendi bestesi One for Helen ile başlıyor. Şarkının Blue In Green albümündeki versiyonuna da kulak kabartmanızı öneririm. Daha ilk andan itibaren mükemmele yakın bir birliktelikle başlayan konserde bence Evans'ın en önemli özelliklerinden birisi olan sadece kendim çalmayayım yanımdaki müzisyenlerde çalmaktan keyif alsınlar şeklinde açıklanabilecek tutumunun izlerini taşıyor. Bu noktada hemen bir parantez açalım ve Jack DeJohnette'in performansına albüm boyunca dikkat edilmesini tavsiye edelim. Yıllar boyunca bir çok önemli müzisyen ile çalışmış davulcunun neler yapabildiğinin görmek keyif verici. Jack DeJohnette'i özellikle Keith Jarreth ile tanımış müziseverlerin oldukça şaşıracağına eminim. Albümde "I Loves You, Porgy, Embraceable You, A Sleepin' Be gibi çok tanındık bestelerin Bill Evans yorumlarını dinlemekte mümkün. Ayrıca Nardis yorumuna da dikkat! Albümün Speakers Corner tarafından daha yeni yayınlandı ve ülkemizde de bulunuyor. Huzur dolu ve her saniyesi ince ince işlenmiş bir performans. Hakan Müzik: 9/10 Kayıt: 8/10

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

18

Aretha Franklin - A Tribute to Dinah Washington Colombia CS-8963 Speakers Corner 180Gr LP Aretha Franklin soul müziğin kraliçesi olarak tanınan son derece önemli bir şarkıcı. Soul, jazz, rock, pop, blues, R&B ve gospel gibi çok sayıda türden etkilenen ve günümüzde R&B olarak isimlendirilen müziğin ortaya çıkması ve popülerleşmesinde önemli pay sahibi olan şarkıcının müzik kariyeri 1950'li yılların sonunda başlamış. Ailesinde de müzisyenler bulunan şarkıcı çok genç yaşlarında Clara Ward ve Mahalia Jackson gibi önemli gospel şarkıları ile tanışma fırsatı bulmuş. İlk albümü 1956 yılında yayınlanan Songs of Faith. Bu albümün yayınında tam 10 sene sonra çıkan I Never Loved a Man the Way I Love You ile dünya çapında tanınan bir isim haline gelir. Zaten sonrasında ismini müzik tarihine altın harflerle yazdırdığını hepimiz biliyoruz. 1964 yılında yayınladığı ve tam adı Unforgettable: A Tribute to Dinah Washington olan albüm ise şarkıcının yükseliş döneminde yayınlanan albümlerinden bir tanesi.

www.stereomecmuasi.com


Albüm isminden anlaşılabileceği gibi Dinah Washington'a adanmış. İsterseniz kısaca Dinah Washington'dan da bahsedelim. Gerçek ismi Ruth Lee Jones olan Dinah Washington (1924-1963) blues'un kraliçesi olarak da tanınır. Muhtemelen 20. yüzyılda bir çok şarkıcıyı etkilemiş bir isimdir. 39 yıl süren kısa hayatında daha ilk albümlerinden itibaren satış başarısı yakalamış ve her albümde daha da tanınır hale gelmiştir. Aretha Franklin, Dinah Washington'u en önemli ilham kaynaklarından birisi olarak gösteriyor. Şarkıcının ölümünden hemen sonra yayınlanan bu albümde ona saygısını sunmuş. Albümdeki tüm şarkılar Dinah Washington tarafından seslendirilmiş ve üne kavuşmuş şarkılar. Albüm Nat King Cole tarafından popüler hale gelmiş ve Dinah Washington'ında seslendirdiği Unforgettable ile başlıyor. Albümde Cold, Cold Heart, What A Difference A Day Makes, Drinking Again, This Bitter Earth ve Soulville gibi önemli blues ve caz şarkıları başarı ile seslendirilmiş. Orkestrasyon çok başarılı ve Aretha Franklin'in genç dönem sesinin ve kendisine özgü katkısıyla albüm ilgi çekici hale gelmiş. Beni çok şaşırtan ve Seçil Hanımla keyifle dinlediğimiz bir plak oldu. Ön yargısız şekilde kulak kabartmanızı tavsiye ederim. Hakan Müzik: 9/10 Kayıt: 7/10

Volkan Hürsever – Hediye AK Müzik AK 917-2 CD Volkan Hürsever'i Kerem Görsev ile yaptığı çalışmalardan tanıyoruz ancak bu kez kendi albümü ile karşımızda. Albümde piyanoları Burçin Büke çalmış. İkili yanılmıyorsam Büke'nin Secret Garden albümde de beraber çalmıştı. Albümde davulları ise Volkan Öktem çalmış. Volkan Öktem Sıfır KM'de progresif rock çalarken bizi mest etmişti bu albümde ise aynı durumla karşı karşıyayız. Burçin Büke benim çok sevdiğim ve takip etmeye çalıştığım bir isim. Özellikle geçtiğimiz senelerde caz klasiklerini yorumladığı bir konser dizisinde canlı izleme fırsatı bulmuş ve performansından son derece etkilenmiştim. Albüm Foça Tangosu isimli parça ile başlıyor. Büke bestesi olan şarkı insanın içini ısıtıyor. Büke her saniyeyi oya gibi işlemiş. Albümde hemen her şarkıda bu durum ortaya çıkıyor özellikle de kendi bestelerinde. Albüme ismini veren şarkı Hediye bir Volkan Hürsever bestesi. Çok temiz tonlarda kaydedilmiş şarkı, insana heyecan veren bir yapıya sahip. Büke gerektiği yerde gerektiği nota ile şarkıya yön verirken arka

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

19

kısımda Volkan Hürsever hatları dolduruyor. Ben bu şarkının Bill Evans'a bir saygı duruşu olduğunu hissettim. Şarkının albüme ismini vermesi gayet yerinde olmuş. Volkan Öktem'in bu şarkıda zillerle yaptıklarına kulak kabartmanızı tavsiye ederim. Gözyaşı ve hemen ardından gelen başarılı Autumn Leaves yorumu yine albümün genel konseptine uygun olarak çok cümleye yer verilmemiş, melodiye uygun, yeterli miktarda notanın kullanıldığı zaman zaman heyecan veren davul bölümlerine yer verilmiş parçalar. Yine bir Volkan Hürsever bestesi olan Bora hızlı ritme sahip, piyanonun az nota çaldığı ancak arka planda ve zaman zaman öne çıkan basın kontrast oluşturduğu bir çalışma. Volkan Öktem bestesi Mazi ve Burçin Büke bestesi Doğa yine albümün genel konseptinde şarkılar. Özellikle Doğa ilgi çekici bir yapıya sahip. Hızlanan ve yavaşlayan heyecanlı bir yapıya sahip şarkı bana yağmur ve sonrasında ortaya çıkan canlılığı hatırlattı doğrusu. No 51 ise üçlünün ortak bestesi. Kısa bir davul partisyonu arkasından heyecanlı bir ritmle başlayan şarkı, bol sürprizli, bol sololu yapısıyla dikkat çekiyor. Albümün kaydı ülkemiz için rahatlıkla başarılı olarak addedilebilir. Özellikle davul ve basın kaydında güzel yol alınmış bence. Piyano için ise daha alınacak yol olduğunu düşünüyorum. Albüm ise bence son derece başarılı. Hakan Müzik: 9/10 Kayıt: 6,5-7/10

www.stereomecmuasi.com


Sun Ra - Strange Celestial Road Rounder 3035 CD Sizlere hemen her sayımızda ana akım caz müziğin dışında örneklerden bahsediyoruz. Bu sayının ilk albümü Sun Ra'dan. Sun Ra gerçekten ilginç bir müzisyen. Kompozisyonlarını kozmik felsefeye dayandıran müzisyen, karmaşık besteleri ile de dikkat çekiyor. Strange Celestial Road albümünü seçmemdeki sebep, hem kolay bulunması hemde göreceli olarak ürkütücü bir albüm olmaması. Böylelikle eğer varsa Sun Ra'yı tanımayanlar rahatlıkla dinleyebilirler. Albüm toplam 3 uzun şarkıdan oluşuyor. Albümle aynı adı taşıyan şarkı klasik Sun Ra esintileri içeriyor. Say ise daha çok latin ezgilerinin hissedildiği ancak alt yapısında büyük ustanın rahat durmadığı ilginç bir parça. I'll Wait for You ise tam anlamı ile Sun Ra tarzının 1980'li yıllardaki durumunu yansıtıyor. Bu şarkıda trompette Michael Ray ve vokallerde June Tyson ışıl ışıl parlıyor. Hakan Müzik: 8/10 Kayıt: 6/10

Pharoah Sanders – Africa Bellaphon CDSJP 253 CD Pharoah Sanders'ı tanıtmaya gerek var mı bilmiyorum. Albert Ayler'in ünlü cümlesi yeterli olur sanırım; Trane babaydı, Pharoah ise oğul, bende kutsal ruhum. Bir çoklarına göre tenor saksafon konusunda önemli bir solist olan Sanders, Afrika ritmlerine merak sardığı ve politize olduğu dönemde bir kısım caz dinleyicisi tarafından yok sayıldı. Ancak serbest caza kazandırdıkları ile kült seviyesine ulaşmış olduğu gerçeğini herkes kabul etmelidir. Müzisyen bu albümde piyanoda John Hicks, basta Curtis Lundy, davulda ise Idris Muhammed ile çalışmış. Bu albüm John Coltrane'e bir nevi saygı duruşu. Bilindiği gibi Sanders 1960'lı yıllarda Coltrane ile çalışmıştır. Meraklıların Art Blakey'den tanıdıkları John Hicks bu albümde müthiş bir performans göstermiş. Sanders'e neden oğul dendiğini ilk notadan anlayabileceğiniz ilginç bir albüm. Hakan Müzik: 8/10 Kayıt: 6/10

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Anthony Braxton – Six Monk's Compositions Black Saint 120 116-2 CD Braxton çok ilginç bir müzisyen; istediği zaman eski tarz çalabilen, istediği zaman uçlarda gezinebilen ve her halükarda müthiş performanslar gösterebilen bir dahi. Bu albümde 6 adet Thelonious Monk bestesini alıp yorumlayan müzisyene basta Buell Neidlinger, davulda Billy Osborne, piyano da ise Mal Waldron eşlik etmiş. Mal Waldron'a bu albümde dikkat edin. Monk'un aksine bestelerde dik bir yapı kullanmış. Çoğu zaman Braxton ile solo-eşlik rolü oynuyorlar. Dikkat çeken bir diğer nokta bestelerde yakalanan anormal zengin armonik yapı. Örneğin Brilliant Corners'ın orjinalini dinlediğinizde bu yorumların en az 1/3 kadar nota olduğunu fark edeceksiniz. Ancak Reflections'da olduğu gibi zaman zaman orijinal besteye atıflarda var. Anthony Braxton istediğinde tıpkısının aynısı istediğinde tamamen farklı çalarımın mesajını vermiş. Müthiş! Hakan Müzik: 8/10 Kayıt: 6/10

20

www.stereomecmuasi.com


Paris konservatuvarından mezun olmuş. Biyografisine baktığımızda modern 20. yüzyıl akımlarını takip eden müzisyenin Tolga Tüzün ile çalışmaları eskiye dayanıyor. Bu arada Metathesis'in 2006 yılında bestelendiğini ekleyelim. Her iki müzisyen aynı yıl Fransa'da bu parçayı canlı çalmışlar. Tolga Tüzün – Periphery AK Müzik AK 908-2 CD 2000 yılında kalan müzikten yayınlanan Nix albümü ile dikkat çeken Tolga Tüzün'ün yeni albümü caz dinleyicisi açısından kolay dinlenebilir bir albüm değil. Ama tadına varıldığında kolay bırakılacak bir albüm de değil. Albüm My Dear Nightmares, Sincerely ours isimli parça için başlıyor. Violist olarak Efdal Altun'un seslendirdiği beste tüm diğer performanslarda olduğu gibi elektronik olarak desteklenmiş. Özellikle şarkının ikinci yarısı çok heyecan verici. H.P. Lovecraft'ın Eric Zann'ın Müziği öyküsünü okuyanlar varsa şarkıyı dinlediğim an aklıma o geldi. Dinleyicinin bir sonraki dakika da ne olduğunu tahmin edemeyeceği aydınlıktan karanlığa geçiş gibi son bölümünde yavaşladıkça farklılaşan ve keskinleşen bir yapıya sahip olan şarkı son derece farklı. Borusan Yaylı Çalgılar Dörtlüsünden tanıdığımız Efdal Altun ilgi çekici bir performansa imza atmış. İkinci parça Metathesis, elektronik sesler, canlı işlemleme, iki kontrbas çalan bir kişi şeklinde bir not içeriyor. Şarkıda solist olarak Nicolas Crosse var. 1979 doğumlu müzisyen

Le Dechirement des Petales isimli bestenin notunda elektronik sesler ve bas klarinet çalan bir kişi için bestelenmiş olduğu yazıyor. Le Dechirement des Petales, Türkçe'ye taç yaprağı kopartmak veya parçalamak şeklinde çevrilebilir. Eseri seslendiren kişi ise Oğuz Büyükberber. Hollandalı bas klarnetçi Harry Sparnaay, Oğuz Büyükberber için şunu söylemişti; bas klarneti çalarken hiç beklemediğiniz şeylerle karşılaşacaksınız ve daha fazlasını duymak isteyeceksiniz. Bu eserde bunu hissettirmek için çok keskin notalar kullanılmış, hatta bazı seslerin bas klarnetten nasıl çıktığını da hayretle dinliyorsunuz. Etkileyici! Albümün son parçası Along The Borderline; The Breathe and The Gaze adında. Notlarda elektronik sesler ve klarnet çalan bir kişi için bestelenmiş olduğu yazıyor. Solist ise Laura Carmichael. Müzisyen repertuvarında hem klasik hemde elektronik eserleri bulunduruyor. Albümün en beğendiğim bestesi bu sonuncusu oldu. Albüm elektronik müzik ile desteklenmiş solo enstrüman performanslarına alışkın meraklılar için ilginç olacaktır.

Önder Focan - 36mm Biometric AK Müzik AK 919-2 CD Önder Focan altılısının “36mm Biometric” albümü klasik tarzda bir caz albümü. Trompette Şenova Ülker, tenor saksafonda Engin, Recepoğulları, trombonda Hakan Çimenot, akustik basta Erdal Akyol ve davulda Ediz Hafızoğlu usta gitariste eşlik ediyorlar. Albüm yayınlamadan önce basında çıkan açıklamalara göre “bebop” dönemine atıflarda bulunacağını bildiğim albümde bir sürprizle karşılaşmadım açıkçası. Derli toplu, müzikteki birlikteliğin üst düzey olduğu melodik bir caz albümü ortaya çıkmış. Albümde ilgi çeken bir diğer şey, Önder Focan dahil olmak üzere solistlerin çok ön plana çıkmaması, melodi hattının bir kaç ton üzerinde bol nota çalma hevesi olmadan uzak şekilde sololarını seslendirmeleri. Bu yaklaşım albümün huzur dolu, sakin yapısına çok önemli bir katkıda bulunmuş. Albüm, caz severlerin çok hoşuna gidecek bir albüm bence. Umarım sizlerden gereken ilgiyi görür! Hakan

Hakan

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

21

www.stereomecmuasi.com


Duke Ellington, Count Basie First Time: The Count Meets the Duke Colombia CS 8515 Speakers Corner 180Gr LP Big band dediğinizde çoğu kişinin aklına ilk önce bir kaç isim gelir. Duke Ellington, Count Basie, Benny Goodman ve diğer bir kaç isim. Bunların içinde en iyisi hangisidir diye düşününce sanırım yukarıdaki ilk iki isim aklınıza gelir. Tabii ki caz meraklıları yıllara göre orkestraları karşılaştırır. Çünkü orkestranın solistleri, müzisyenleri de önemlidir ama konuyu dağıtmamak için ayrıntıya girmeyelim. Colombia plak şirketi 1960 yılının yaz aylarında iki müzisyeni buluşturarak bir kayıt yayınlamaya karar verir. Her iki önemli şef kendi şarkı listelerinden 4'er aranjmanı şarkıyı birlikte çalacaklardır. Tabii kayıtlar sırasında bazı değişikler oldu. Count Basie, 1960'larda caz tarihçilerinin verdiği ismiyle üçüncü orkestrası ile müzik yapıyordu. Bu orkestranın entonasyonu ve birlikte çalma yetisi üst düzeydi. Bazı tarihçiler bu dönem ve sonrasını buluşu az bir dönem nitelendirseler de, özellikle baladların güzelliği ve icrasındaki düzeyin

yüksekliği herkesin birleştiği bir noktadır. Duke Ellington orkestrasınında 1960'lı yıllarda bir değişim içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak her iki orkestra ve her iki müzisyende hayatlarının her döneminde üst düzey müzik yapmışlarıdır. Albüm başlangıç parçası Battle Royal'in hakkını her açıdan sonuna kadar veren bir icra ile başlıyor. Duke Ellington bestesi olan Battle Royal dev pardon iki dev orkestra için oldukça ritmli, bol swingli ve atışmalı bir yapıda. Dönemin önemli tüm müzisyenlerini bu şarkıda görebilmek mümkün; Johnny Hodges, Thad Jones, Ray Nance, Russell Procope, Jimmy Hamilton, Freddie Green, Billy Strayhorn, Eddie Jones ve daha fazlası. Notalar resmen havalarda uçuşuyor. Count Basie orkestrasının davulcusu Sonny Payne'in solosu ile şarkı sonlandığında bu neydi böyle diyorsunuz. Thad Jones bestesi To You tam bir balad. Tek solo Duke Ellington orkestrasından tanıdığımız Quentin Jackson'a verilmiş. Sıradaki şarkı Take the A Train. Bu çok ama çok bilindik şarkının nasıl bir hal aldığını düşünebiliyor musunuz. İki piyano devinin yanında özellikle Duke Ellington orkestrasından trompetçi Ray Nance ile Count Basie trompetçisi Sonny Cohn atışmaları ön plana çıkıyor. Ayrıca ilgi çekici Jimmy Hamilton ve Budd Johnson sololarını dinlemek mümkün. Until I Met You ise 14 bakır çalgı ve iki ustanın piyanosundan bambaşka bir dünyaya götürüyor insanı. Plağın ikinci yüzü de oldukça gösterişli bir açılış ile selamlıyor müzikseverleri. Wild Man ilk notalarda

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

22

Ellington'ın davulcusu Sam Woodyard'ın ve Frank Wess ile Jimmy Hamilton'ın öne çıktıkları bir parça. Özellikle flütlere dikkat diyelim. Şarkıda o kadar çok atışma var ki yazmakla bitmez. Çok üst düzey bir yorum olmuş. Segue in C ise Count Basie'nin müthiş arajmanı ile çalınmış. Kısa nota hatları, hemen her soliste verilen sololar, yavaş ritmden bir anda swinge dönen yapısı ve uzunluğu ile dikkat çekiyor. BDB albüm için özel bir beste. Billy Strayhon ile Ellington çalışması. Bluesy diyebileceğimiz şarkı sanki Jumpin at The Woodside'a hazırlık görevi görüyor. Albümün kapanış şarkısı Count Basie düzenlemesi. İki saksafoncu Basie orkestrasından Frank Foster ve Ellington orkestrasından Paul Gonsalves'e özellikle dikkat. Klasik Basie aranjmanlarının tüm özelliklerini gösteren şarkı yine bol swingli, bol sololu ve bu kez iki piyansit tarafından tarafından oya gibi işlenmiş. 1961'de yayınlanmış ve iki dev müzisyen ve caz tarihine adlarını altın harflerle kazımış orkestranın bu ilk buluşması big band seven caz severlerin bayılacakları bir albüm. Aranjmanlar, sololar, birliktelik yani caz müziğe dair aklınıza ne geliyorsa her şeyin en üst düzey albümde mevcut. Speakers Corner albümü çok iyi bir restorasyonla meraklılara sunmuş. Hakan Müzik: 9/10 Kayıt: 9/10

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

23

www.stereomecmuasi.com


Howlin' Wolf - The London Howlin' Wolf Sessions Chess CH 60008 Speakers Corner 180gr LP Howlin' Wolf asıl adı Chester Arthur Burnett (1910- 1976) olan bir blues müzisyeni. Amerikan blues tarihine iz bırakmış önemli bir müzisyen olan Howlin' Wolf solist olmasının yanında iyi bir gitarist ve armonikacı. Fazlası ile kendisine özgü sesinin yanında neredeyse 2 metrelik boyu ve 130 kilonun üzerindeki kilosu ile de dikkat çekici bir müzisyen. Yapısından dolayı ürkütücü bulunan müzisyenin bu ünü şehir efsaneleri ile desteklenince daha da korkutucu bir hal almış. Ancak kendisinden sonraki müzisyenleri etkileyen özelliği blues'a getirdiği yenilikler. Bazı yorumculara göre elektrik blues'un yaygınlaşması ve rock müziğin ortaya çıkmasında önemli kilometre taşlarından birisi. 1950'lerde başlayan ve 1970'lere kadar süren kariyerinde çok sayıda klasik beste ve şarkı bırakan Howlin' Wolf, Mississippi Musicians Hall of Fame, Rock and Roll Hall of Fame ve Blues Hall of Fame gibi önemli gurur tablolarına ismini yazdırmış.

Son bir not olarak onun anısına Amerikan Posta İdaresinin anı pulu da basmış olduğunu ekleyelim. Howlin' Wolf 1950'lerde Chess plak şirketi ile anlaşma yapmasından sonra ilk plaklarını yayınlamaya başladı. Bildiğiniz gibi geçmiş sayılarımızda Chess plak şirketini konu alan Cadillac Records filmini mercek altına almıştık. İncelememizi buradan okuyabilirsiniz. Bu filmde Howlin' Wolf'un Chess plak şirketine nasıl katıldığını, onun hakkındaki şehir efsaneleri hatırlayabilmek mümkün. Howlin' Wolf'un kariyeri Chess plak şirketi ile birlikte yaşanan iniş ve çıkışlarla birlikte ilerlemiş.

1971 yılında kaydedilen The London Howlin' Wolf Sessions tam anlamıyla bir ünlüler geçidi. Gitarda Eric Clapton, piyanoda Steve Winwood, davulda Charlie Watts, basta Bill Wyman, ritm gitarda Hubert Sumlin ilk göze çarpan isimler. Gerçekten müthiş. Bu isimlerin bir kısmı dikkat edebileceğiniz gibi Rolling Stones ile alakalı. Plakta dikkatli gözler Howlin' Wolf'un Mick Jagger'a teşekkürünü fark edeceklerdir. Bu ilginç ayrıntılar Chess plak şirketinin tarihini okuyan veya yukarıda ismi geçen filmi seyredenler

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

24

tarafından daha anlamlı hale gelecektir. Sanırım şimdilik bu kadar ayrıntı yeter. The London Howlin' Wolf Sessions müthiş bir kayda sahip. Son zamanlarda dinlediğim en iyi kayıtlı blues plağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Daha birinci dakikasında Rockin' Daddy şarkısıyla müziğin içerisine giriyorsunuz. I Ain't Superstitious, Sitting on Top of the World gibi süper iki klasik blues şarkısı ile devam eden ilk yüz yine blues severlerin iyi bilecekleri Poor Boy ile sonlanıyor. Built For Comfort The Red Rooster, Highway 49 ve Wang-Dang-Doodle gibi önemli klasikler içeren ikinci yüz göz açıp kapatıncaya kadar kısa bir sürede bitip gidiyor. Hayır plağın kayıt süresi kısa değil, seçilen şarkılar ve mükemmel icra sizi müziğin içerisine öylesine bir sokuyor ki, vakit nasıl geçiyor bilemiyorsunuz. Toplanan grup rock roll müziği popülerleştiren ikinci nesil müzisyenler ve genç yaşlarına rağmen enstrümanlarına hakimiyetleri mükemmele yakın. Bunların üzerine sanatının zirvesindeki Howlin' Wolf eklenince ortaya çıkan albüm, ilk önemli super session'lardan birisi olarak “layıkı ile” tarihe geçiyor. Speakers Corner, Chess plak şirketinin kataloğunu basmaya başlamakla mükemmel bir iş yaptı bence. Blues severler bu seriyi kaçırmasınlar. Hakan Müzik: 9/10 Kayıt: 8/10

www.stereomecmuasi.com


Leadbelly –Huddie Ledbetter’s Best Pure Pleasure SM-1821 180g LP Leadbelly müzği olduğu kadar kişiliğiyle de bir Amerikan ikonudur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Louisiana’da 1888’de olduğu tahmin edilir. 15 yaşlarında komşu kızını 2. kez hamile bırakınca köyünü terketmek zorunda bırakılır. Sırtında gitarı ve belinde hiç üstünden ayırmadığı Colt’uyla Dallas yolunu tutar. Yazları tarlalarda çalışıp kışları barlarda, randevu evlerinde müzik yaparak geçimini sağlamaya çalışsa da kavgacı, aksi ve hırçın tavırları ile kadınlara olan düşkünlüğü bolca düşman edinmesini ve başını türlü türlü derde sokmasını sağlar. Giriştiği bir kavgada kafasında kırılan bir şişe ciddi travmalara yol açar. Barın birinde şarkı söylerken bir saldırgan gırtlağına bıçağını saplar ve boğazını neredeyse boydan boya ayırır. Güçlükle hayatta kalır ve sonrasında geniş yarasını gizlemek üzere devamlı boynunda bir fularla gezer. Kısa süre sonra zor kullanarak yakınlaşmaya kalkıştığı bir kadının şikayeti üzerine 1 yıllığına prangalı zoraki çalışmaya mahkum

olur. Ancak 3 gün sonra kaçmayı becerir. Daha sonrasında tartıştığı birinin beynine kurşun sıkmaktan 30 yıla mahkum olur. Hapisten kurtulma çabaları fayda vermez. Taktik değiştirir ve “örnek” uyumlu mahkum rolünü oynamaya başlar. Hapishane gecelerini gitarı ve şarkılarıyla şenlendirir. Nihayetinde hapishanede Texas valisine verdiği konser sonrasında valinin özel emriyle serbest bırakılır. Ancak akıllanmaz, ve Louisiana’da bir sokak kavgasında 6 kişiyi bıçakla yaralamaktan tekrar hüküm giyer. Bu kez de folklör araştırmaları çerçevesinde Kongre Kütüphanesi için hapishane şarkıları derleyen John Lomax’ın dikkatini çeker. Lomax gerçekleştirdiği kayıtlardan Goodnight Irene’i Louisiana Valisine gönderir ve şartlı tahliyesine ikna eder. John ve oğlu Alan Lomax’ın yardımcılığına soyunur ve bütün ABD’yi yerel şarkıcılar peşinde beraber gezerler. Gittiği yerlerde konserler verir ve büyük beğeni toplar. ABD çapında ve Avrupa’da konser turnelerine çıkar. Bu plakatki kayıtlar 1944 yılında Hollywood’da Capitol için yaptıklarıdır. 12 telli gitar vitüozu sayılan sanatçı aynı zamanda mandolin, ağız mızıkası, keman, akordeon ve piyano da çalıyordu. Arkasından yüzlerce beste bırakmış olan Leadbelly’nin folk, blues veya gospel tarzındaki şarkılarını Creedence Clearwater Revival’dan Van Morrison’a, Harry Belafonte’den Beach Boys’a sayısızca sanatçı seslendirmiştir. Müzik 8/10 Kayıt: belgesel niteliğinde

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

25

Laura Nyro –New York Tendaberry Plure Pleasure KCS 9737 180g LP Bronx, New York 1947’de Laura Nigro doğumlu piyanist, şarkıcı, söz yazarı ve besteci’nin 1969’da yayınladığı 3. albümünün yeniden basımı. Pure Pleasure yine her açıdan neredeyse kusursuz bir çalışma gerçekleştirmiş. 60 ve 70’lerin gölgede kalmış bir yıldızını bizlere tekrar anımsatıyor. Sanatçı piyano çalıp bestelerini solo olarak seslendirirken, yer yer rock orkestrası, yer yer büyük orkestra veya caz orkestrası eşlik ediyor. Ancak her parçada en fazla dikkat çeken unsur tartışmasız Nyro’nun sesi. Bazen alçak sesle gizli bir sır açıklar gibi bir fısıltı, gerektiğinde de gök gürültüsü gibi güçlü patlamalar meydana getirebilen alışılagelmişin dışında bir ses. Al Kooper’ın ayrılmasından sonra Blood Sweat & Tears’ın solistlik teklifini geri çeviren sanatçının bence Eli & the 13+th Confession ile en iyi yapıtlarından biri. Joni Mitchell, Rickie Lee Jones, Steeley Dan, B S & T, Elton John gibi sanatçılara esin kaynağı olmuş Laura Nyro’ya kulak verin, pişman olmayacaksınız. Müzik: 8/10 Kayıt:7/10 www.stereomecmuasi.com


J. B. Lenoir – Alabama Blues! Pure Pleasure PPAN LR 42.001 – 180g LP 1929 Monticello, Mississippi doğumlu blues gitarcı ve şarkıcı JB Lenoir 1940’lı yıllarda New Orleans’te Sonny Boy Williamson II ve Elmore James gibi “büyük” isimlerle çalıştıktan sonra birçok blues sanatçısı “baskılı” Güney’den ayrılıp şansını gibi Chicago’da denemeye karar verir. Orada Big Bill Broonzy kendisini Memphis Minnie ve Muddy Waters gibi isimlerle çalışmasını ve kendine yer edinmesini sağlar. JB Lenoir alışılagelmiş blues temalarının yanısıra özellikle sosyal/politik içerikli besteleriyle ün yapar. 1965 yılında yapılmış bu kayıtta ise köklerine selam eder. Elektriği bir kenara bırakıp akustik gitarına geri dönüş yapar. Çoğunlukla solo çalışmalar olmasına karşın kendisine birkaç parçada davulda Freddie Below ve geri vokalde de Wiilie Dixon eşlik eder. Pure Pleasure’ın çok özenli bir çalışması daha. Özellikle vokal ve akustik blues sevenlere tavsiye edilir. Müzik 8/10 Kayıt 7/10 Bruno

Muddy Waters – Sings Big Bill Broonzy Speakers Corner/Chess LP 1444 – 180g LP Muddy Waters’ın Big Bill’e saygısı karşılıklıdır. Büyük usta genç olanı için “Gerçek bluesu çalıp söyler” demiştir. Genç olanı da oğluna Big Bill ismini vermiştir. Muddy Waters’ı tanıtmaya gerek yok sanırım, bazıları tarafından Chicago Blues’un babası olarak nitelendirilir. 1960 yılında kaydedilmiş olan bu plağında ise ustasının bestelerini icra ederek ona saygılarını bir kez daha yineler. Southbound Train, Just a Dream, I Feel so Good, Lonesome Road Blues gibi klasikleşmiş bestelerin, zamanına göre “modernleştirilmiş, elektrikli” versiyonlarını keyifle dinleyeceğinizden emin olabilirsiniz. Aşırıya kaçmayan, sade, asıllarına uygun olmalarına karşın yine de yenilikçi sayılabilecek bu versiyonların kayıtları da, yaşları göz önüne alındığında oldukça başarılı. Orijinali Chess tarafından yayınlanmış olan bu yeni basım Alman Speakers Corner şirketinin “garantisi” ile blues severlerin beğenisine sunuluyor. Müzik: 8/10 Kayıt: 7/10

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

26

Olivier Messiaen – Quatuor pour la Fin du Temps Speakers Corner – DG 2531 093 - 180g LP 1992’de ölen piyanist, orgcu, akademisyen ve kuşbilimcisi Messiaen Fransa’nın en önemli çağdaş bestecileri arasında gösterilir. Söz konusu eseri, Zamanın Sonu için Kuartet’i 1940 yılında, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından esir alınmış olduğu Polonya’daki Stalag VIII-A kampında bestelemiştir. Alışılagelmişin dışında (keman, çello, klarnet ve piyano) bir kuartettir. Zira kendisi gibi esir olan müzisyenler için yazmış olup ilk kez 1941 yılında aynı kampta savaş esiri olan 400 kadar arkadaşına ve gardiyanlarına çalınmıştır. Oldukça ağır bir tempoda olmasına karşın Messiaen’ın en belirgin özelliklerinden biri olan çeşitli ritmlerde farklı orkestrasyonlara burada da rastlamak mümkün. 8 bölümden oluşan bu eser bestecinin en önemli eserleri arasında yer alır. Not olarak da Messiaen’ın Deutsche Grammophon tarafından yapılan kayıt süresince çalışmaları bizzat takip ettiğini ve yayınlanmasını onayladığını da not düşelim. Müzik: 10/10 Kayıt: 8/10

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

27

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası zaman içerisinde büyüyüp genişledikçe dev boyutlara ulaşmaya başlayan sitemizde meraklıların gözlerinden kaçanlar oluyor eminim ki. Geçtiğimiz günlerde forumlarımızdaki bir yazı bir çoğunuzun dikkatini çekmiştir. Bir çoğumuzun tanımadığı bir besteciyi anlatan bir yazı. Forumlar ilginç platformlar. Zaman içerisinde yazılar derinliklere gömülüyor ve sadece meraklılar tarafından bulunup okunabiliyor. Henryk Görecki'yi bizlere tanıştıran bu yazının derinliklere kaybolmasını istemediğimden binlerce okuyucuya ulaşacağını düşündüğüm Stereo Mecmuası Müzik Özel sayısına eklemeye karar verdim. Keyifle okuyacağınızı umuyorum. Hakan Henryk Görecki Hüzünlü Şarkılar Senfonisi Şimdi, diğer müzik türlerinde bu kadar gayretli, deneyimli, coşkulu CD önerici katılımcıların arasından, pat diye klasik müzik konusunda öneri(leri) yapacak biri olarak, ne ölçüde ilgi çekerim bilemiyorum ama… Bu türden önerileri bir ölçüde, içerik yorumları, açıklamaları ile birlikte sunmaya, aksi takdirde susmaya karar vermiş biri olarak, şuraya, bir ileti sıkıştırıvereyim dedim… Umarım okumaya kalkışanların sıkılmasına yol açmam…

Górecki: Symphony No. 3 ("Symphony of Sorrowful Songs"); Three Olden Style Pieces. Zofia Kilanowicz, Antoni Wit yönetiminde, Polish National Radio Symphony Orchestra. Link Üç bölümü de “Lento” olan bir senfoni… Kısaca hepsi ağır. Yani ağır çalınacak, demek… Yani beklenen bir “senfoni” bölümlemesi, yani Hızlı-Yavaş-Hızlı’dan oldukça farklı bir yapı.

Oldum olası, ağır ama heybetli senfonik müziği çok severim, ama ne yazık ki o yıllara Bayramdan önce, bir vesile ile tanıştığım bir sari çatlaklığım içerisinde bu besteciyi ve bu dostumun, daha kapıdan ilk girdiğinde, eserini “ıskalamışım”. sanırım ortak dostumuzun kendisine, benim bir klasik müzik çatlağı olduğum konusunda Oldukça etkilendim tabii, ve hemen acaba gerekli izahatı yapmış olması nedeni ile, başka ne yorumlar var, diye bir araştırmaya “Görecki var değil mi sizde?” sorusunu giriştim. Amazon araştırmalarım beni, biraz yöneltmesi ile başladı herşey… Telarc kaydı olması, biraz da hakkında pek yorum yapılmamış, yepyeni bir kayıt olması Hafif kızararak, “yoo, bende ne yazık ki nedeni ile aşağıdakine yönlendirdi : Görecki yok!” deyiverdim usulca. Henryk Górecki: Symphony No. 3 “Aaa, nasıl olmaz, Görecki benim “idol”üm, "Symphony of Sorrowful Songs" Donald gerçekten yok mu, yoksa hiç dinlemediniz mi, Runnicles yönetiminde Atlanta Görecki’yi” diye sürdürdü konuşmasını… Symphony Orchestra. Kapak aşağıya eklenmiştir. Link Birkaç kem küm ve müzik konusundaki diğer başlıklar altında sürdürdüğümüz sohbetimizden sonra, ertesi gün kendisinin Bayramdan önce sipariş verdiğim CD dün büyük incelik göstererek, dinlemek üzere elime geçti. Ama ne hikmetse, paket bana ilettiği aşağıdaki kaydı dinlememle sürdü sırılsıklamdı… Bir ara “suya düşmüş” belli, ve hikaye: benim elime ıslak geçtiğine göre pek de uzak bir zaman önce olmamalı… Herneyse, paketi Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

28

www.stereomecmuasi.com


usulca açıp, gerekli kurulamalar ve, kağıt de” deyip, başka bir konuya geçmedi iseniz, unsurların özenle ütülenip kurutulmasından aşağıda, her iki CD’nin kapaklarından sonra dinlemeye geçtim. derlediğim açıklamalarla, daha da uzattığım konuyu okumayı sürdürebilirsiniz belki de:

Açıklaması için yukarı paragrafa bakınız İlk kayıttaki Polonyalıların yorumu daha ağırın da ağırı. Ama bu iticilik yaratmıyor. Aksine, sanki ülkedaşlığın getirdiği bir duygu zenginliği ve çalarken yaşama duygusu ile ağır basıyor ve içerdiği soprano eşliğini seslendiren Polonyalı sanatçının, biraz da yerel bir sese sahip olması ile çekici bir yorum haline geliyor.

“Henryk Görecki, Hüzünlü Şarkılar Senfonisi adıyla bilinen üçüncü senfonisini 1976 yılının ekim ve aralık ayları arasında yazmıştı. İlk seslendirilişi, 4 Nisan 1977’de, Fransa’da Royan Şenliği kapsamında gerçekleştirildi. Seslendirenler, daha önce aynı çalışması iki kez kayda alınmış olan soprano Stefania Woytowicz ve Ernest Bour yönetimindeki, bu eseri sipariş etmiş olan Güney Alman Radyo Senfoni Orkestrası idi. Söz konusu şenlik, çağdaş müziğin sunumunun yapılageldiği bir etkinlikti ve çarpışan ses kütleleri ile peşpeşe sıralanan bileşenlerle yapılandırılmış bestelere eğilimi olan Görecki, daha önce Avrupa Müziği’nin bu çağdaş kanadının bir üyesi olarak tanınmıştı. Bu nedenle, bu çalışmanın sadeliğinin, ezgisel doğasının ve geniş kapsamlı bindirilmiş ses uyumunun, dinleyiciler ve eleştirmenler arasında oldukça şaşırtıcı bir etkisi oldu. Bu çalışma Görecki’nin alışılagelmiş devinimini, çok daha duygusal ve ruhsal bir yapıya taşımıştı. Bazı eleştirmenler ve dostları buna karşı çıkıyorlardı, onların gözünde Görecki artık yenilikçi bir besteci olmaktan uzaklaşmıştı.

“Hüzünlü Şarkılar Senfonisi”, bestecisinin ülkesi Polonya’da oldukça yaygın olarak bilinmekle birlikte, daha sonra dünyanın kalan kesiminde, uzunca bir süre, pek fazla anılmadı. Ta ki 15 yıl kadar sonra, David Zinman ve London Sinfonietta tarafından yeniden kayda alınana kadar. Müzik düşkünlerince kucaklanan 1992 tarihli bu kayıt, klasik müzik satış listelerinde, hatta pop listelerinde bile hızla yukarıya doğru çıkmaya başlamıştı. Görecki’nin bu, zaman zaman yoğun, geniş kapsamlı ses bindirimleri ve lehçe söylenen şarkılarla süslenen, yaklaşık bir saat süren ağır, durağan senfonisi; beklentileri öngörülen ilgili pazarda Her ikisi de, “dramatik” eserleri sevenlere, ve yıldız olmaya pek aday olamazdı… Ancak bu benim gibi bir klasik müzik çatlağı olup ahir müziğin evrenselliği ile güzelduyuya bağlılığı, ömrüne gelmiş ama hala ıskalamış olanlara hangi türden olursa olsun, herhangi bir müzik kuvvetli önerimdir. dinleyicisinin gönlüne kor düşürmeyi başarıyordu. Dinlerken, içinizde bir “film yapımcısı” bastırılmış kişiliği varsa kesin fırlayacaktır Bu eserin gecikmiş şöhretine, bestecisi kadar ortaya… hiç kimse şaşırmıyordu. Bir çok kez seslendirilişinin yanı sıra, dans toplulukları için Buraya kadar okuyup hala “hadi ya, aman sen İkincisi ise çağdaş bir orkestra tarafından yorumlanmış, oldukça yakın tarihli (Haziran 2008) ve Telarc’ın muhteşem kaydını taşıyor. Keşke “analog” olsaydı ve LP olarak basılsaydı, dediğim, ama sayısal teknolojinin doruklarındaki donanım kullanılarak kaydedilmiş. Yorum ilkine göre, tüm bölümlerde daha hızlıca. Bu da aslında bir iticilik yaratmıyor, aksine, Görecki’nin o sade ve kutsal ezgilerinin, daha rahat algılanmasını sağlıyor. Soprano ise bu kez, yerel değil, oldukça "akademik" ve bir o kadar da "dramatik" sesli bir yorumcu.

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

29

www.stereomecmuasi.com


dans düzenlemesi de yapılmış ve hatta 2007’de, Brooklyn Filarmonisi ile bir opera gibi sahnelenmişti. Bazı bölümleri, bir takım filmlere müzik yapılmıştı. Bunlar arasında, özgün isimleriyle, “Wit”, “Ripley’s Game” ve “Fearless” vardır. Bunların yanısıra, “Sopranos” adlı TV dizisinde de kullanıldı. 1933 yılında Silesia’da doğan Görecki, belki de çocukken aldığı piyano eğitimi esnasında epeyce yıldığı için, müzikteki uzmanlığına biraz geç ulaşmıştır. Öğretmen olmak için yola çıktığı eğitim yaşamında, müziğe olan düşkünlüğü ile müzik öğretmenliği konusunda özel eğitim almaya başlamış, o sıralarda Bartok ve Szymanowski etkisinde, yerel etkileşimlerle oluşturduğu ilk bestelerini yapmıştır. Daha sonra girdiği Katowice Devlet Müzik Akademisi’ni bitirmişti. Artık besteleri uluslararası eleştirmenlerce değerlendirilerek, çağdaş “atonal” müziğin polonyalı ustası, olarak nitelendirilmeye başlanmıştı. Paris’teki yüksek yetkinlik eğitimi onu, Polonya’da pek tanınmayan, Xanakis ve Stockhausen gibi çağdaş yenilikçi bestecilerin müziği ile yakınlaştırdı.

bestelediği eşliksiz moteti, “Totus Tuus” idi. Polonya öteden beri, İkinci Dünya Savaşı’nın acılarını tüm derinliği ile yaşayan bir ülke olarak anılır. Özellikle de, yahudi soykırımı ile birlikte. Auschwitz kampı, Katowice’ye çok yakındı. Her ne kadar kendisi, üçüncü senfoninin yahudi soykırımı “hakkında” bir eser olmadığını dile getirse de, bunun etkileri olduğunu da hiç yadsımamıştır. Her üç bölümdeki metinler, çocukların ölümünü ve bunun kederli annelerin üzerindeki etkisini anlatmaktadır. İlk bölümdeki şarkı, Polonya’daki bir 15. yüzyıl manastırında yaşamış keşişlerin ağıtıdır. Konusu, ölmekte olan İsa’nın annesine yakarışı olan bu ağıt, kontrbaslarla başlayan ve yükselerek tüm orkestrayı içine alan bir “kanon”un, bindirilmiş coşkusunun tam ortasında, soğuk piyano vuruşları ile, o düzeye yükselmiş acılı müziğe ara veren ruhsal değişimden sonra başlar. Ağıtın ardından bu kez gitgide yoğunluğunu ve tınısını azaltarak sönümlenen başlangıç ezgileri duyulur. İkinci bölümdeki şarkı ise, Gestapo hücresinde ölümü bekleyen bir genç kızın annesine, onu rahatlatmak adına, duvarlara kazıdığı dizeleri içermektedir. Bu bölüm ilk bölümün başlangıcındaki sakin havaya zıt gibi görünen etkili bir ses yoğunluğu ile başlar. Müzik yine acılı olmakla birlikte, son derece duyguludur ve özenli bir güzeyduyuya erişim çabasını içerir.

Daha sonra mezun olduğu Katowice Müzik Akademisi’nde eğitmen olarak görev yapmaya başladı. Düşüncelerinden hiç taviz vermeyen, keskin bir öğretmendi. 1975’te profesör oldu. Komunist yönetimle olan sürtüşmesi, dört yıl sonra ayrılmasına neden oldu. O yıl, komunist partiye karşı Katolik Aydınlar Topluluğu’nu kurmuştu.

Üçüncü bölüm, tekrarlanan ezgilerle başlar ve bu kez oğlunu yitiren bir annenin ağıtını, bir halk şarkısını kuşatmaktadır. Orkestranın ani “ostinato”su, son derece sade işlenmiş bir ezgiye kavuşur. Bölüm, ve senfoni, yitirilenlerin, tanrının kuşlarınca söylenen sevgi şarkıları ile ve çiçekler içinde, huzur içinde uyumaları dilekleri ile sona erer.

Görecki bu dönemde, yenilikçilikten dönmeye başlamıştı ve artık tıpkı Arvo Paert ve John Tavener gibi, üçüncü senfonisi ile doruğa ulaşan sadelikçi tasavvuf topluluğunun bir üyesiydi. Polonya halk müziğine düşkünlüğü, katolik tutkusu ile birlikte, kendine özgü bir müzik yaklaşımı oluşturmasına yol açmıştı. Üçüncü senfonisi ile birlikte bu yaklaşımının en önemli temsilcilerinden biri de, ülkesini 1987’de ziyaret eden Papa John Paul için

Görecki, bu senfonisini, eşine, yani çocuklarının annesine, adadığını söyler. Tüm bölümlerin müziği; acıyı, acı çekmeyi, ruh dinginliğini ve yüceliğini, ve giderek kutsal bir “aşmışlığı” imgelemektedir.”

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

İçten sevgilerimle. Asım Uysal

30

www.stereomecmuasi.com


Harnancourt sonrası onun bir seri çok değerli Mozart çalışmaları ortalığı yangın yerine çevirdi.. Gerek yorum gerek eserlerin felsefi alt yapısının akademik açıdan çok derin bir biçimde analizi ve her ölçünün ihtisaslaşmış kişilerin yorumlarında biçimlenmesi yeni yorumlarda sanatçıları farklı bir şeyler yapmaya ya da hiç birşey yapmamaya yönlendirdi. Avrupa'nın en son ve en yeni opera binası Norveç Oslo'da hizmete girdi. Fiyordlara bakan enfes bir bölgede kuzeyin son incisi Helsinki Opera Binasından sonra onu tahtından deviren bir anıt olarak Oslo'da yükseldi aslında yükseldi demek yanlış, boyuna görkemden ziyade enine görkemli bir bina oldu. MOZART La Clemenza di Tito: Uvertür. Le nozze di Figaro: Senfoni. Marcia. Die Zauberflöte: Uvertür. Marsch der Priester. Die aus dem Serail Entführung: Uvertür. Der Schauspieldirektor: Uvertür. Idomeneo: Uvertür; Marcia; Passepied; Pas seul de Monsieur Legrand; Largo. Mitridate: Overture (Allegro); Overture (andante grazioso); Overture (presto); Marcia. Don Giovanni: Uvertür. Les petits riens: Uvertür. Bastien Bastienne und: Uvertür. Così fan tutte: Uvertür. La Clemenza di Tito: Marcia • Rinaldi Alessandrini, cond; Norveç Natl. Op. Ork. Naive 30479

R. Alssandrini son dönem genç şeflerden . Dünya müzik piyasası henüz onu fazla tanımıyor ama oldukça fazla ödül sahibi, Gramaphone ödülü-2 grand prix du disque- 3 Almanya Altın plak ödülü ve kendi ülkesi İtalya'dan birkaç ödül sahibi olmuş genç kuşak şeflerinden. Belli ki Norveç, Mozart ruhunu yansıtmakta. Bir güneyli ihtiyacı duymuş, kuzeyin disiplini güneyin sıcaklığı ve Mozart'ın espri, kıvrak zeka ve duygu dolu temalarını bir kayıt altına alma isteği oluşturmuş.

Çalışmanın güzel bir koleksiyon olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Kolay kolay Şefler ve orkestralar artık eskisi kadar kolay bulunamayacak Opera uvertürlerinin hepsi bir Mozart kayıtları yapamaz oldular .Sanatçı ve arada. Orkestra bolluğunda özellikle Antik dönem, Barok dönem ve sonrasında bilhassa Mozart Yorumlara gelince. Maestro Alessandrini neredeyse tümünde yüksek ihtisaslaşması, geleneksel yorumlardan yorumların tempolar kullanmış. Bu eserlerin dinleyiciyi ve kayıt müşterilerini uzaklaştırdı, karakteristik yapısında bir değişiklik yapmasa Piyasa, geçmişten gelen başarılı yorumlarla da alışılmış dokulara biraz zarar vermiş.İnce ve giderek konular üzerine uzmanlaşmış zarif ifadelerde parlak heyecanlı bir anlatım şefler ve orkestralarla Mozart'ı özel bir yere sunmuş ama derin felsefik pasajlarda duygu getirip oturttu. Başarının sorumluları elbette kaybetmiş . başta Harnancourt olmak üzere J. TateCarlos Kleiber zaman zaman Sir.Neville Kabul etmek lazım ki orkestranın bir Mozart felsefi altyapıya Marriner ve pek tabii eskilerden Karl Böhm- yorumu için gerekli ulaşamamış olmaması bir gerçek.. Mozart'ı Karajan-Klemperer , Bruno Walter... anlama adına bir yetersizlik çok belirgin. Bu bir Harnancourt veya Böhm ile Evet bu büyük şeflerin ve daha nice değerli söylemi karşılaştırma yaparak söylersek eleştiri Mozart yorumcularının kayıtlarından sonra dozunun daha fazla olacağını belirtmeden yeni nesil sanatçılar Mozart yorumlarında çok çekimser davranmaya başladılar. Hele geçemeyeceğim. Kısaca Mozart yalnızca bir Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

31

www.stereomecmuasi.com


çocukluk, enerji ve espri değildir bunu Maestro Alessandrini anlamamış ne yazık ki . Kaldı ki bu yapı içerisinde çok daha üst düzey bir orkestra ile belki bu anlayışı biraz daha ifade bulacakken Norveçliler Mozart'a çok uzak kalmışlar. Mühendislik açısından sıkıntı kaydın dengelerinin yerinde olması ama bunun yanında çok kirli bir fonla eserlerin karşımıza çıkmasıydı. Çıplak kulakla bile dönen sayfalar, el çarpması sesleri sanatçıların hareketlerinin mikrofona yansıması bolca mevcut. Sonuç: Bir koleksiyoncu için bilinmeyen eserlerin elde bulunması açısından önemli bir çalışma ama şüphesiz her bir eseri başka üst düzey yorumlarda rahatlıkla bulabileceğiniz ayrı bir gerçek. Vefa Çiftçioğlu Yorum: 6/10 Teknik: 6/10 Ticari Sunum: 7/10

yanında küçük bir azınlık zevkine hitap eder gibi görünüyorsa da bu tarzda yapılan en doyurucu örneklerinden biri ile dinleyici karşında Bay Steger. Eski dönem veya Altın çağ olarak adlandırılan Barok öncesi dönemin tam bir felsefi analizini yapan Steger hayranlık uyandıran yorumlarının yanı sıra döneme ait gerekli olan tüm enstrümanları da bir araya toplamış, viola da gamba, chiatrrone, theorbo, barok gitar Dulcian gibi adını bile bilmediğimiz dönem çalgılarıyla tam bir şölen oluşturmuş. İlk dinleyenler tarafından dönem halk müziği olarak kabul edilme tehlikesi taşıyan çalışma aslında o yılların aristokrasisini yansıtmaktadır Görkemli giysiler, pek değerli takılar, uzaklardan gelmiş gösterişli kumaşların usat terziler tarafından biçimlenmiş modaya uygun giysileri, şarkın esrarlı kokuları, zengin sofralar altın tabaklar, gümüş çatal kaşıklar. CD'ye sahip olursanız bilin ki bu eserlerin kokusu bu... Sanatçının Harmoni Mundi için yaptığı üçüncü çalışma olan “1625” 14 adet değerli antik dönem çalgı üstadının eşliği ile oluşturulmuş Giovanni Battista Fontana ile başlayıp Marco Uccellini ile biten besteciler geçidine Klasik müziğin başlangıç dönemlerinin formlarını anlama açısından sahip olmanızı öneriyorum. Seçkin ve dengeli bir repertuvarda Harmonia Mundi mükemmel kayıtla sanatçıya eşlik etmiş bu tarz kayıtlarda sıkça karşılaştığımız derinlik kazandırılmış kayıt geleneği bu kez ön plana alınmamış, çalgıların karakteristiğine uygun mikrofonların yerleşimi belli oluyor. Telli çalgılardaki temizliğin sanatçı ustalığımı yoksa filter'ler sayesinde mi olduğu konusunda düşüncelerim olsa da bütünü ile başarılı bir koleksiyon parçası

Venezia 1625 Harmonia Mundi HMC 902.024

Bunun yanı sıra ciddi bir Hi-End sistem test CD'si olabilecek niteliğe sahip

İsviçre'nin tanınmış blok flüt üstadı Maurice Steger.'in mükemmel bir çalışma örneği olan 1625'de dinleyenlerinin tümünü derleyip toparlayıp bir seyahate çıkartmış. Diğer müzikseverlerin CD, plak tüketimlerinin

Vefa Çiftçioğlu Yorum: 9/10 Teknik: 9/10 Ticari Sunum: 10/10

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

32

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

33

www.stereomecmuasi.com


bulunmayan eserleri sonraki nesillere aktarmaya çalışan, dünyanın kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin müziği araştıran müthiş bir müzik adamı. 1960'lı yıllarda başlayan müzik kariyerini EMI, Naive, Harmonia Mundi gibi plak şirketlerinden 100 kadar ortaçağ, rönesans ve barok dönem müziklerini kapsayan albümle taçlandıran müzisyen 1998 yılında Alia Vox plak şirketini kurar. Bu yıldan itibaren daha da artan bir tempo ile araştırmalarına devam eden Katalan müzik adamı hemen her yeni albümle bizleri şaşırtmayı sürdürüyor. Ancak bu defa bizleri şaşırtmakla kalmadığı ve kalplerimizi de fethetti. Bu güzel albümü Stereo Mecmuasının fazlaca “kendine özgü” tarzıyla mercek altına alalım! Jordi Savall – Istanbul Dimitrie Cantemir “The Book of the Science of Music” and the Sephardic and Armenian musical traditions Alia Vox AVSA 9870 SACD Bu sene başlarında yapmış olduğum uzun İstanbul seyahatinde hifi ile ilgili konulardaki izlenimlerimi Stereo Mecmuası Istanbul Özel sayısında (ulaşmak için buraya tıklayınız) okuyucularımızla paylaşmıştım. Bu ziyaret sırasında çeşitli müzik firmaları ve dağıtıcıları ile de görüşme fırsatım olmuştu. AK Müzik firmasına yaptığım ziyarette 2009 içinde Türk müzik dinleyicilerine büyük bir sürprizlerinin olacağını öğrenmiştim. Sohbet sırasında ve daha sonra çeşitli dostlardan öğrendiğim bazı ayrıntıları sürprizi bozmamak üzere seslendirmemiştim. Aradan aylar geçti ve büyük sürpriz Türk müzik dinleyicileri ile buluştu; Jordi Savall'ın mükemmel İstanbul albümü! Jordi Savall konusunda bir şey yazmaya gerek var mı bilemiyorum. Stereo Mecmuası okuyucularının bir çoğunun severek dinlediği Katalan müzisyenin bence en önemli özelliği müzik konusunda yaptığı araştırmalar ve müziğe katkıları. Ülkemizde çok sevilen ve Jordi Savall'in tanınmasında önemli etkiye sahip olan Tout Les Matins Du Monde (Dünyanın Tüm Sabahları) filminin müziklerini bir kenara bırakıp Alia Vox kataloğunu dikkatlice incelerseniz söylediklerime hak vereceksiniz. Unutulmuş notalara ve hatta enstrümanlara can veren, hiç kaydı Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Dimitri Kantemiroğlu (1673-1723) Şimdi isterseniz albümün temelini oluşturan Dimitri Kantemiroğlu'ndan (Dimitrie Cantemir) bahsedelim. 1673 yılında bugünün Romanya'sında bulunan ve Devlet-i Aliye-yi Osmaniyye'nin (Osmanlı Devleti) bir eyaleti olan Boğdan'da doğdu. Doğduğu yıllar Osmanlı Devletinin hızla geliştiği yüzyıllarca süren yükselme döneminin bittiği, duraklama dönemi tabir ettiğimiz dönemin içerisindedir.

34

www.stereomecmuasi.com


Dimitri Kantemiroğlu'nun doğduğu dönem Osmanlı Devletinin tahtında IV. Mehmet oturmaktadır. O dönemi zihinlerinizde biraz canlandırmak isterim. Osmanlı Devleti bu dönemde ciddi bir mali krizin içerisindeydi. Bu dönemde arttırılan vergiler yüzünden devletin doğusundan batısına huzursuzluk artmıştı. Mali krizin etkileri azalmıştı ancak ayaklanmaların sonu gelmiyordu. Okul yıllarımızda ismine eminim ki hepimizin şaşırdığı Vaka-i Vakvakiye olayı (askeri ayaklanmadır ve devlet yönetimindeki bazı üst düzey yetkililerin kellerinin kesilmesine sebep olmuştur) da tamda bu dönemde yaşanmıştı. Zorlu bir süreç sonrasında meşhur Köprülüler dönemi başlamış ve ayaklanmalar bastırılmış, huzursuzluk dönemi bir nebze olsun ortadan kalmıştır. Bu dönem uzun sürmemiş ve II Viyana kuşatmasında yaşanan yenilgi sonrasında aralıksız şekilde yıllarca sürecek Venedik, Lehistan, Avusturya ve Rusya ile savaşlar şiddetlenmeye başlamıştı.

çok iyi bir eğitim almıştı. Çiftin üç çocukları oldu ve hepsi çok iyi eğitim aldı. Dimitri Kantemiroğlu, Latince, Rumca ve çeşitli Slav dillerini öğrendi. Sıkı bir Ortodoks din eğitim de alan genç prens okuma yazma bilmeyen ancak müziğe sınırsız bir ilgi duyan babasının etkisi ile müzik ile tanıştı. Romen tarihçilere göre müziğin temel kurallarını erken yaşlarda öğrenmişti. İlk gençlik yıllarında babası Boğdan Voyvodası (yönetici; Osmanlı'da Bey olarak adlandırılır) olur. O dönemin geleneklerine göre genç prens İstanbul'a gönderilir. Bu gelenek bugün kulağa biraz ilginç geliyordur sanırım. Bunun çeşitli sebepleri vardı. Bir sonraki yöneticinin sağlam bir Osmanlı eğitimi alması onu devlete daha bağlı bir seçkin haline getireceği düşüncesinin yanı sıra olası bir eyalet isyanında koz olarak kullanmak gibi bir düşünce de olduğunu hatırlatayım.

II Viyana Kuşatmasında Yeniçeriler Cantemireşti (Kantemiroğulları şeklinde Türkçeleştirebiliriz) ailesinin bir üyesi olan babası Konstantin Kantemir sert bir adamdı. Okuma ve yazma bilmemesine rağmen Boğdan yönetiminde etkili bir isim olmuştu. Eşi Ana Bantas yine soylu bir aileden Dimitri Kantemiroğlu Osmanlı Devletinin geliyordu ve Konstantin Kantemir'in aksine başkenti İstanbul'a ayak bastığında 14 Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

35

www.stereomecmuasi.com


yaşındadır. Ortodoks eğitimi almaya başlayan genç prens Bizans, antik Yunan ve Rum gelenekleri konusundaki bilgilerini (bu dersler Fener Patrikhanesinin okulunda verilmiş) ve dilini daha da geliştirdiği gibi saray okulunda (Enderun) Osmanlıca, Farsça ve Arapça da öğrenir. İlerleyen yıllarda parlak bir genç olarak Osmanlı Devletinin yöneticileri ile de yakın ilişkiler kurar. Bu dönemde Osmanlı devlet yapısı ile ilgili ilk gözlemlerini yapar. Hem doğuyu hemde batıyı anlamaya çalışır.

Tura ve Romen müzikolog Eugenia PopescuJudetz, Kitab-ı İlmü’l-musiki ala vechi’lhurufat üzerinde kapsamlı çalışmalar yapmışlar ve Yalçın Tura'nın çalışması Yapı Kredi yayınları tarafından 2000 yılında yayınlanmıştır. Bu arada eserin birebir çevirisi için çeşitli çalışmalar yapıldığı konusunda da bilgiler dolaşmaktadır. Ufak bir not olarak Türk müziğinin 17. yüzyıldaki durumu ile ilgili bu önemli eserin tam metninin Türkçe çevirisinin olmaması konusunun altını çizmek isterim. Sanat ve kültür geçmişimizle alakamızı göstermesi açısından üzüntü vericidir. Bu durumun Dimitri Kantemiroğlu kaleme aldığı Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi kitabındaki yazı tarzına bağlayabilmek mümkün olsa da, müzik konusundaki çalışmalarının büyük öneme sahip olduğu gerçeğini değiştirmez. Konuyu bir sonraki paragrafta açmaya çalışacağım.

Eski İstanbul Çocuk yaşlarından başlayan müzik aşkı gençliğinde bir tutku haline gelir. Bu dönemde önemli ustalardan Türk enstrümanları ve müziği hakkında dersler almaya başlar. (tarihçiler Kemani Edirneli Ahmed Çelebi ve Tamburi Angeliki’den bahsederler) Tambur çalmayı öğrenen genç prens ilerleyen yıllarda virtüöz haline gelecektir. Hem teori hemde pratik konusunda kendisini geliştiren Dimitri Kantemiroğlu kendi icadı olan ve harflere dayanan bir nota sistemi ile önemli Osmanlı müziği eserlerini kağıda geçirir. Bazı kaynaklara göre kendi isteği ile bazı kaynaklara göre Osmanlı saray yetkilerinin ısrarı ile bu çalışmaların yapıldığı söylenmektedir. Kaleme aldığı Kitab-ı İlmü’lmusiki ala vechi’l-hurufat (Mûsikiyi Harflerle Tesbit ve İcrâ İlminin Kitabı) iki bölümden oluşur. Birinci bölüm, müzik teorisine ayrılmıştır. Osmanlı müzik usulleri, icra teknikleri, makamlar, perdeler gibi teknik bilgilerden oluşmaktaydı. İkinci bölümde ise özellikle 17. yüzyıla ait 348 ve kendisine ait 9 toplamda 355 bestenin kendi geliştirdiği notalara dökülmüş hali bulunmaktadır. (Bazı kaynaklarda 349 veya 350 olarak geçmekte, tam emin olamadığımdan bu rakamları da eklemek istedim) Bu çalışma cumhuriyet dönemi Türk müziği araştırmalarında son derece önemli bir kaynak kitap olarak kullanılmıştır. Özellikle Türk müzikolog Yalçın Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

1711 Put Savaşı Dimitri Kantemiroğlu konusunu biraz hızlı şekilde geçerek albüme geçsek iyi olacak galiba. 17. yüzyıl sonunda babası Konstantin Kantemir öldüğünde büyük oğlu olarak Boğdan beyi oldu (1693) Bu dönemde özellikle karışık olan Balkan coğrafyası sebebi ve şüpheler yüzünden bey olmasının üzerinden tam 17 yıl geçtikten sonra ülkesine geri dönmesine izin verilir. Ülkesine dönünce Rusya ile gizli bir anlaşma imzalar. Rusya, Osmanlı devletinden bağımsızlığını kazanmak için çıkacak isyanda Dimitri Kantemiroğlu'nu destekleyeceğini bildirir. 1711 yılında da isyan başlar. Gerek AK Müzik bültenlerinde gerekse de İstanbul albümünün kitapçığında 1711 savaşı olarak ifade edilen savaş padişah III. Ahmet döneminde Baltacı Mehmet Paşanın Tuna seferi sırasında yaşanan ve kendisinden üstün Rus Çarı Deli Petro'nun komutası altındaki orduyu yendiği savaştır. Bu savaşın

36

www.stereomecmuasi.com


sonucunda Prut anlaşması imzalanmıştır. Osmanlı zaferinin ardından isyan çıkan Eflak ve Boğdan beyliklerine karşı ordu harekete geçmiş ve Dimitri Kantemiroğlu Rusya'ya kaçmıştır. Bu dönemde başta Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi olmak üzere çok sayıda kitabını kaleme almıştır. Bu kitap Latince yazılmıştır. Osmanlı tarihini anlatmanın yanında uzun yıllar gözlemlediği Osmanlı yönetiminin zayıflıklarını anlatmıştır. Başta kutsal ittifak olmak üzere (Avusturya, Venedik, Lehistan ve sonraki dönemde Rusya) batılı devletlere Osmanlıyı tarih sahnesinden silmek için askeri ve siyasi alanda yapılması gerekenler sıralanmıştır. 1723 yılında Rusya'da ölen Kantemiroğlu'nun mezarı 1935 yılında Romanya'ya getirilmiştir.

CD kitapçığında bu bilgiye Jordi Savall kendi kaleminden şu şekilde yer verilmiş; “bu repertuarı ilk olarak I. Isabel hakkında bir proje hazırlarken Oryantal musikisinde uzman olan bir arkadaşımız ve meslektaşımız olan Dimitri Psonis'in İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet'in Osmanlı orduları tarafından fethedildiği güne adanmış bir musiki gösterisi olarak bu koleksiyondan eski bir askeri marşı tavsiye etmesiyle birlikte keşfetmeye başladım. İki yıl sonra Montserrat Figureas ve Hesperion XX ile birlikte konser vermek için İstanbul'u ziyaret edişimizde, Yapı Kredi kültür Merkezi'ne gittik ve İstanbul'daki arkadaşlarımız Aksel Tibet, Mine Haydaroğlu ve Emrah Efe Çakmak, bize Dimitri Kantemiroğlu'nun Kitabu İlmi'l Musiki adlı eserinde yer alan musiki eserlerinin ilk modern baskısından bir nüsha verdi. Koleksiyondaki musiki ve Kantemiroğlu'nun hayatı beni o anda cezbetti”

Orient-Occident CD kapağı Böylelikle kitap üzerinde çalışmaya başlayan Savall yıllar sonra Orient-Occident çalışmasını yapar. Bu projenin devamında sıra Kantermiroğlu'nun bugüne taşıdığı besteler üzerinde çalışma başlar. 10 adet bestenin Jordi Savall seçimi oldukça zor olur. Savall bütün içtenliği Evet Dimitri Kantemiroğlu'ndan bir müzik ve ile bir batılı olarak en sevdiği makamlardaki hifi dergisi için yeteri kadar bahsettiğimi en tipik bestelerini seçtiğin belirtmiş. Bu düşünüyorum. Peki Jordi Savall, Dimitri bestelerin seçiminden sonra Osmanlı müzik geleneğine uyarak makam değişimlerinde Kantemiroğlu ile nasıl tanışmış. seslendirilen taksim ve peşrevlerle olması gerektiği gibi seslendirilmesine karar verilmiş. Albümde toplam 7 adet taksim bulunuyor ve Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

37

www.stereomecmuasi.com


her biri birbirinden güzel seslendirilmiş. Bu taksimler emprovize şekilde kaydedilmiş. Albümde Sefarad ve Ermeni müziğinden de seçkiler var. Böylelikle 17. yüzyılda Osmanlı Devletinin kültürel renkliliği de ön plana çıkartılmış. Albümde çok sayıda konuk müzisyen dikkat çekiyor. Albümde Kitab-ı İlmü’l-musiki ala vechi’l-hurufat'dan alınan eserlerin seslendirilmesinde Türk müzisyenlerin varlığı dikkat çekiyor. Bu sanatkarların isimlerini eklemekten büyük gurur duyuyorum;

Albüm kitapçığındaki bir diğer notta özellikle Kitab-ı İlmü’l-musiki ala vechi’l-hurufat'dan alınan Osmanlı musiki eserlerinin biraz daha hızlı tempoda ve biraz daha farklı enstrümanlarla icra edildiği notuna da yer verilmiş. Bu konuyla ayrıntılı bilgiler kitapçıkta (aslında küçük çaplı bir kitap bile denebilir) yer alıyor. Hazır sırası gelmişken kitapçıktan da bahsedeyim. Şimdiye kadar yayınlanmış tüm Jordi Savall albümleri içerisinde ilk kez tüm yazılar eksiksiz şekilde Türkçe sunuluyor. Yani kitapçıktaki tüm bilgileri kendi dilimizde okuyabiliyoruz. Bu konuda emekleri için herkese çok teşekkür ederim. Jordi Savall'ın kaleminden okuyacağınız; “Avrupalılar, Hıristiyanların barbar diye nitelendirdiği bir ulusun musiki aşkından bahsetmeme şaşıracaktır. Daha da ileri gidip, Türklerin musikisinin ritim ve kelime ölçüsü açısından Avrupa’dakinden çok daha mükemmel olduğunu söyleyebilirim” gibi bir yazı kitapçıkta tüm dillerde aynı şekilde yer alıyor. Açık konuşmak gerekirse Jordi Savall ve kitapçıktaki diğer yazıları kaleme alan Stefan Lemny ve Amnon Shiloah belki milyon dolarlar harcanarak bile tanıtamayacağınız bir kültürü, kültürümüzü tek bir albümle hemde layıkı ile tanıtmışlar. Ve içimden bir ses yakın gelecekte olmasa bile bunun devamı geleceğini söylüyor. Albüm için kayıt, sunum, icra için tek söylenebilecek şey mükemmel olduğu. Albümün derinliklerinde güzel mesajlar olduğunu Stereo Mecmuası okuyucularının fark edeceklerini biliyorum.

Bu albümle ilgili olarak şimdiye kadar hiç yapmadığım bir şeyi yapmak istiyorum. Bu güzel esere emeği geçen başta Jordi Savall Kudsi Erguner: ney olmak üzere tüm Hesperion XXI Derya Türkan: kemençe müzisyenlerine, konuk sanatçılara, eserlere Yurdal Tokcan: ud can veren Kudsi Erguner, Derya Türkan, Fahrettin Yarkın: vurmalılar Yurdal Tokcan, Fahrettin Yarkın, Murat Salim Murat Salim Tokaç: tanbur Tokaç, Hakan Güngör'e, Alia Vox ekibine, Hakan Güngör: kanun albümü ülkemizde yayınlayan AK Müzik Bu eserlerin seslendirilmesi sırasında ailesine, kitapçık çevirisini yapanlara ve tüm Hesperion XXI grubundan Dimitri Psonis ve emeği geçenlere içten teşekkürlerimi sunarım. Pedro Estevan görev almış. Tabii ki Jordi Savall'i de unutmayalım. Ermeni ve Sefarad Hakan ezgilerinde ise Hesperion XXI'e ek olarak Gaguik Mouradian ve Georgi Minassyan görev almış. Kudsi Erguner (eski bir fotoğrafı)

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

38

www.stereomecmuasi.com


Arianna Savall – Peiwoh Alia Vox AV 9869 CD Arianna Savall 1972 doğumlu bir müzisyen. Ailesi zaman zaman isminin önüne geçse de kendisi çok başarılı bir arp sanatçısı, besteci ve soprano. Ailesi demişken hemen not düşelim Arianna Savall, Jordi Savall ve Montserrat Figueras'ın kızı. Onu çok sayıda Jordi Savall albümünde Hespèrion XXI toplululuğu içinde görebilmek mümkün. Ayrıca Alia Vox plak şirketinden yayınlanmış bir solo albümü var; Bella Terra. Peiwoh hafızam beni yanılmıyorsa Arianna Savall'ın Alia Vox'tan yayınlanan ikinci solo albümü. Bu albüm yayınlandığında bültenine baktığımda beni pek çekmemişti doğrusu. Albümün tanıtımında doğunun eski arpı, Tao efsanesinden esinlenilerek bestelenmiş Akdeniz müziği şeklinde açıklanabilecek bir yazı vardı. Tao efsanesi yani Yol ve onun erdemlerinin kitabı, arp ve Akdeniz müziği dışarıdan bakıldığında pek alakalı şeyler değil. Yeni moda olan fusion müzik tarzı bir şey olabileceğini düşünüp albümü pas geçmeye karar verdim. Bir yandan da Alia Vox plak şirketinden yayınlanmış hiç bir albümden

mutsuz olmadığım için kafamda bir acaba sorusu da vardı. AK Müzik albümü ülkemize ithal edince her zaman olduğu gibi müzik marketin yolunu tuttum. Albüm kapağındaki müzisyenlere baktım. Arianna Savall'a bu kayıtta çoğunluğunu Hespèrion XXI' den tanıdığım Petter Johansen, kardeşi Ferran Savall, gitarist Javier Mas ve Mario Mas, basçı Bjørn Kjellemyr, buzuki müzisyeni Dimitri Psonis ve çok sayıda Savall albümünden tanıdığımız perküsyonist Pedro Estevan ve David Mayoral ile çalışmış.

Benim alışveriş yaptığım müzik markette kafanızda soru işareti olan albümleri dinleme gibi inanılmaz önemli bir özgürlüğüm var. Ülkemizde bu tarz müzik marketlerde çoğalıyor. Müzikseverler için harika bir gelişme. Albümün ilk şarkısı olan Preghiera'yı dinlediğimde ağzım açık kaldı. Franzisken

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

39

tarikatının kurucusu olan Francisco de Asís (11811226) tarafından yazılmış şiire Arianne Savall öyle bir beste yapmış ki eminim albümü dinleyen herkesin ağzı açık kalacaktır. Tabii ki arpın inanılmaz huzur veren sesi, soprano olan Arianna Savall'ın sesi ile birleşince ortaya huzur dolu bir müzik çıkıyor. Albümde bir ilginç nokta bir çok önemli şairin şiirleri orijinal dillerinde seslendirilmiş. 20. yüzyılın önemli Alman şairlerinden birisi olan Rainer Maria von Rilke'den, yine 20. yüzyılın önemli Katalan şairlerinden birisi olan Miquel Martí i Pol'den başta olmak üzere önemli bazı şairlerin şiirlerin yanında Kelt ve İrlanda melodileri de dikkat çekiyor. Bu arada tüm şiirlerin Fransızca ve İngilizce başta olmak üzere çevirileri oldukça kapsamlı ve bir o kadar karışık olan kitapçıkta bulunuyor. Bu arada albümü alıp kitapçığını dikkatli okuyacak müzikseverleri bekleyen bir kaç sürpriz var. Şairlerin adlarına biraz dikkat etmenizi tavsiye ederim... Albümü yazı ile anlatmak gerçekten biraz zor. Vokalin dominant olduğu, klasik müzik etkileri taşıyan ancak Akdeniz enstrümanlarının kullanımıyla sıcacık bir hale gelmiş, meraklısına harika şiirler okumak fırsatı verecek, son derece huzur verici bir albüm. Ayrıca albümde bazı şarkılar çok derinlerden doğanın sesleri ile süslenmiş. Aurora, Anima Nostra ve Peiwoh şarkılarına özellikle dikkat edilmesini tavsiye ederim. Hakan Müzik: 8/10 Kayıt: 9/10

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

40

www.stereomecmuasi.com


kapağının kopyası şeklinde, oldukça özenli koruma jelatinlerinin içerisinde. Bazılarına ufak detaylar gibi görünse de bana göre özenli bir çalışmanın ürünü olan ve orijinal plaklarda bulunan poster, kitapçık, resimler gibi ekstralar da unutulmamış.

Duyduk duymadık demeyin Beatles’ın tüm kataloğu CD formatında yeniden basıldı! Bu bir olaydır. Hem de önemli bir olay. Pop tarihi veya modern müziğin temel taşlarından birinin tüm eserlerinin, ilerleyen teknolojinin de yardımıyla, su yüzüne tekrar çıkartılmasıdır. Bu konuda internet bloglarında, forumlarda ve farklı sitelerde sayfalarca yazı yazıldı. Övenler de var, yerenler de. Her şeyde olduğu gibi şikayet edenler de var teşekkür edenler de. Herkesi birden memnun etmenin yolu yok anlaşılan. Ancak herkes bu CD’lerin 1987’de yayınlanan son versiyonlarından (her açıdan) kat kat üstün olduklarına hemfikir. En büyük eleştiriler de teknolojiye “gönül verenlerden” gelmekte. Neden mono kayıtlar? Hazır daha iyi ses veren SACD varken neden sadece CD? Neden 5 + 1 mix yok? vs. vs. Bu soruların cevapları maalesef bende yok, anahtar da muhtemelen EMI’nin mühendisleri ile satış/pazarlama stratejilerinden sorumlu olanlarda. Ancak Türkiye’de satışa sunuldukları günden bu yana defalarca dinlediğim, elimdeki plaklar ve CD’lerle (çok fena olmadığını düşündüğüm ve yıllardan beri artık alıştığım kendi ortamımdaki müzik düzenimde) defalarca karşılaştırma olanağı bulduğum bu 2 kutudan biraz söz etmek istiyorum. Kutu No. 1 – Sınırlı sayıda üretilmiş, Mono, beyaz ve ufak. CD boyutundan az büyük. İçinde ise, zamanında orijinalleri de mono olarak yayınlanmış olan Beatles’ın Please Please Me’den The Beatles’a (Beyaz albüm) kadar olan ilk 10 plakları + bu plaklarda yer almayan ve çoğunluk 45lik/EP olarak yayınlanan parçalardan oluşan Mono Masters CD’si. Her CD kabı ilk yayınlandığı tarihteki LP Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Ayrıca kutunun içinde Kevin Howlett tarafından kaleme alınmış oldukça açıklayıcı bilgiler ve daha önce (bildiğim kadarıyla) bazıları hiç yayınlanmamış olan fotoğrafları içeren bir kitap da var. Kutu No. 2 – Stereo, siyah ve uzun. 2 CD’nin üst üste sığacağı boyutta. Ve içinde Beatles’ın yayınlanmış olan tüm eserleri. Yani yukarıdakilere ek olarak Abbey Road ve Let It Be. Tabii Mono Masters adı bu kez Past Masters olarak değiştirilmiş ve ayrıca her plağın yapımı ile ilgili mini-belgesellerin toplandığı toplam süresi 40 dk. civarı olan bir DVD de eklenmiş şekilde. Aynı özen Stereo versiyonlarına da gösterilmiş ancak bu kez Kevin Howlett’in kitapçığı yok. Katıksız Beatles taraftarlarının 2 versiyonu birden satın alacaklarını (maddi durumları el verdiğince tabii) düşünmekle beraber aşırıya kaçmayan bir müzikseverin stereo versiyonu ile uzun yıllar mutlu mesut yaşayabileceğini düşünenlerdenim. (Stereo versiyonu daha kapsamlı olmasına karşın – kitap hariç – daha ucuz... nedenini de halen ne anlayabilmiş ne de herhangi bir yerde mantıklı bir gerekçesini okumuşluğum var. EMI belki bir gün, Mono kutu sınırlı sayıda basıldı da ondan pahalı dışında bir açıklama getirir) Bu arada bir not

41

www.stereomecmuasi.com


düşeyim. Stereo versiyonundaki CD’ler tek tek olarak da satılmakta, yani isterseniz herhangi bir müzik dükkanından sadece bir Abbey Road veya Rubber Soul satın alabilirsiniz. Ama anladığım kadarıyla Mono versiyonları sadece komple kutu şeklinde satılmakta.

hissi ilk kez olarak açıkça belli. Twist and Shout bir bomba gibi. Müthiş bir enerji olmasına karşın müzikalite aynen korunmuş. Tüm enstrümanlar iyice ayrışık, soğuk algınlıklı Lennon’un sesi ön planda ve geri vokaller daha da ayrık ve belirgin. Parça sonundaki “Yeah” haykırışına dikkatinizi çeker, Beatles’ı rock’tan çok “tatlı” bir pop grubu oldukları için eleştirenlere bu 1964 model parçayı (onların bestesi olmamasına karşın) tekrar dinlemelerini öneririm. With The Beatles’a gelelim, burada da ciddi bir boyut farklılığı (derinlik, sahne genişliği) ve canlılık var. Neredeyse 3-D olmuş. Utanmasam sanki tempoyu arttırmış daha hızlı çalıyorlar diyeceğim. Paul McCartney’in melodik bası her parçada iyice belirgin. Ringo Starr’ın davuluyla da uyumları son derece dengeli ve başarılı. Money veya Hold Me Tight gibi parçalarda daha önce zorlukla duyulan piyano burada olabildiğince belirgin ve natürel tınılı. Vokaller solo veya geri vokal olsun daha tane tane, sözler, cümleler daha rahatlıkla anlaşılır durumda. Bundan analitik bir çıkarım aklınıza gelmesin. Müzik organik bir bütün olarak gürül gürül akıyor. Aradan da daha öncesinde zorlukla, veya çok dikkat ederek seçilebilen bir çok ufak detay artık rahatlıkla duyuluyor.

Gelelim kayıtlara. Bana göre Please Please Me’den Revolver’a hatta Sgt. Pepper’s a kadar olan CD’lerin mono versiyonlarındaki üstünlük tartışılmaz. Prodüktörleri George Martin zaten Beatles’lar The Beatles albümüne kadar Mono olarak dinlenmesi üzerine kaydedilip mix edildiler dememiş miydi? Resmi açıklamaya göre eski orijinal bantlar tek tek elden geçirildi, mono versiyonlarında hiç bir surette ne kompresiyon ne de dip gürültü azaltıcı hiç bir proses kullanılmadı. Neticede de dip bant gürültüsü (hiss) kendini bazı kayıtlarda açıkça belli ediyor. Ancak genel olarak baktığımızda bu mono versiyonlarını rahatlıkla sanki ilk defa dinliyorsunuz hissine kapılabilirsiniz. 0,1 lerden çıkan bilgiler, mikro detaylar, geniş frekans aralıkları, özellikle baslardaki dirilik ve tokluk, orta seslerdeki berraklık ciddi bir şekilde + olarak görünüyor. Ayırt edebildiğim ve dinledikçe beni özellikle etkileyen bazı örneklerden aldığım notlar: Please Please Me’den başlayalım. Misery’deki vokaller son derece daha anlaşılabilir, parçadaki detaylar daha belirgin ve “hava” Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Birkaç örnek: Michelle’deki yaylıların ayrışık ama yine de bir bütün olarak algılanan çalışları, You’ve Got To Hide Your Love Away’de pırıl pırıl parlayan tef, Ticket To Ride’da özgürce tınlayan gitar akorları, Dizzy Miss Lizzy’de John Lennon’un neredyse nefessiz kalması, yine John Lennon’un Girl parçasını söylerken dişlerinin arasından içine hava çekerken çıkardığı “gürültü”, Good Day Sunshine’daki kuvvetli piyano vuruşları, Got To Get You Into My Life’taki nefeslileri hiç bu kadar “canlı” bir şekilde dinlememiştim. Bu arada şunu de belirteyim Mono kutudaki Help! ve Rubber Soul CD’lerinde hem Mono hem de Stereo versiyonları bulunmakta. Bu uygulamayı neden diğer albümlere yapmadıkları ise şu an halen cevapsız.. Sgt. Pepper’a gelindiğinde işler biraz daha çatallaşıyor. Çoğumuz yıllarca müziği Stereo olarak dinlemeye alıştığımızdan Mono’ya geçince, müzik (en azından bana) ilk anda daha çıplak/cansız gibi geliyor. Ancak biraz zaman tanımak lazım. Kulaklarımızın ve de özellikle beynimizin pek de uzun olmayan bir “adaptasyon” süresine gereksinimi var. Kısa

42

www.stereomecmuasi.com


bir zaman sonucu Mono’nun da çok farklı ve oldukça değerli bazı avantajlara sahip olduğu açığa çıkıyor. Evet, Stereo’da sahne daha geniş ve derin, müzik göreceli olarak daha “dolgun” ancak bence en önemli olgu ise hala psikolojik. İnsanlar genelde alışmış oldukları verilerle daha rahat ediyorlar, kendilerini güvende hissediyorlar, yabancılık çekmiyorlar. “Yeni” olan herşey beraberinde bir de endişe getiriyor. Ancak burada iki eşit mixten söz etmiyoruz.

ilk olarak yapılan Mono versiyon ile sonradan yapılan Stereo mixlerinin arasındaki zaman farkından olduğu ileri sürülmekte, (Beatles ve George Martin Mono versiyonları tercih ettikleri söylenir) neticede 2 versiyon da kabul görüp “orijinal” olarak kabul edilmektedirler.

Abbey Road ve Let It Be için tabii ki sorun yok. Tek versiyon Stereo olanı. Ancak bunlar da 1987 sürümü CD’lerinden fersah fersah daha iyi. Karşılaştırmamak daha akıllıca. İlk on saniyede herşey apaçık. Bu yenileri Zamanında George Martin 2 versiyonu da dinlediğimizde akla gelen ilk şey eskilerine ürettiğinden, ve bu son mastering çalışmaları nasıl tahammül edildiği sorusu oluyor! orijinallere olabiliğince sadık kalınarak gerçekleştirildiklerinden kesin bir tercih Toparlayalım. 2009 sürümü Beatles’ların ikisi yapmak oldukça zor. Birkaç örnek: Stereo’da de son derece başarılı. Benim gönlüm She’s Leaving Home daha yavaş tempoda ve Monolardan yana ama bu tamamiyle kişisel düşük perdede, Within You Without You’nun bir tercih. Stereo versiyonlarını satın almak sonundaki gülüşmeler çok daha düşük ise asla bir hata değil aksine “her eve lazım” volümde, Sgt. Pepper (Reprise)’de türünden. Orijinallari ilk çıktıklarında satın McCartney’in vokal scatleri neredeyse alabilecek yaşta iseniz muhtemelen CD’lerdeki duyulmaz halde. Bunlar ufak farklar, birkaç ufak yazılardı okumakta biraz zorlanacaksınız tanesi Beyaz Albüm’de de var. Örneğin Back ama orijinal LP’lerin (temiz kondüsyonda In The USSR’daki uçak efektleri Mono bulabilirseniz tabii) tekinin bu kutulardan kat versiyonunda farklı, yine Mono Helter kat daha pahalı olduklarını düşünürseniz Skelter’da tempo daha hızlı, parça daha kısa eminim pişman olmayacaksınız. Keyifli ve sonunda Ringo’nun “blisters on my dinletiler. fingers”ı tamamiyle editlenmiş durumda, Piggies’de domuz sesleri farklı vs. Bu farklar Bruno

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

43

www.stereomecmuasi.com


Jimi Hendrix – Axis Bold As Love MCA 11601 / Back To Black Remaster 180Gr LP

Pearl Jam – Ten Epic 88697413021 / Back To Black Remaster 180Gr 2 LP

Beni yakından tanıyanlar Jimi Hendrix'in en sevdiğim albümünün Axis - Bold As Love olduğunu bilirler. Albüm Back To Black tarafından plak formatında yeniden basıldı ve çok makul bir fiyat etiketi ile satışa sunuldu. Axis gerçekten çok ilginç bir albümdür. 1968 yılbaşından önce bitirilmesi için acele edilen albümün birinci yüzünün biten kayıtları Hendrix tarafından kaybedilmiştir ve ilk yüz yeniden kaydedilmek zorunda kalınmıştır. Ayrıca albümle ilgili bir diğer ilginçlik Little Wing (odukça nadir olarak) ve Spanish Castle Magic haricinde hiçbir şarkının canlı performansta çalınmamış olmasıdır. O kadar çok efekt içeren şarkıların o dönemin teknolojisi ile tekrar yapılması mümkün olmamıştır. Albümün başındaki (EXP) uzay dışı varlıkla röportajda soruları soran davulcu Mitch Mitchell, Mr. Paul Caruso olarak cevaplayanda Hendrix'tir. 180Gr plak versiyonunda remastering işlemi gayet başarılı şekilde yapılmış ve kaçırılmaz bir fırsat olmuş. Alın, aldırın!

Pearl Jam'in 1991 yılında yayınladığı ve bomba etkisi yapan ve toplam 11 milyon gibi müthiş satış rakamını yakalayan albümü Back To Black tarafından özel bir ekleme ile plak formatında satışa sunulmuştu. Albümü, grubun uzun zamandır prodüktörü olan Brendan O'Brien orijinal master'lar üzerinde çalışarak hem albümü plak baskısına hazır hale getirmiş hemde remikslemiş. İkinci plakta albümün tamamının remikslenmiş hali bulunuyor. Şarkılar birebir aynı olmasına rağmen daha clean tonlama yapılmış.. Gitarlar üzerindeki bu oynama sadık albüm dinleyicisinin hoşuna gidebilir. Aslında aynı şarkıları dinliyorsunuz ama oldukça farklılar :) Klasik albümün yeniden baskısı ise gerçekten mükemmele yakın. Yeniden bir sürü eski şarkıyı böylesine iyi şekilde dinlemek gerçekten harika; Even Flow, Jeremy, Alive ve daha fazlası. Bu arada grubun 20. kuruluş yılı için yeni özel versiyonlarda yolda. Eline sağlık Back To Black!

Smashing Pumpkins Siamese Dream' Carol Records 1740 2 LP Evdeki Smashing Pumpkins albümlerini kaybedince yerlerine yenilerini almak üzere Amazon'a bakayım dedim. Siamese Dream'in plağının yeniden basıldığını ve sadece 6.95 Dolara satıldığını görünce dayanamadım. İki plak için bedava sayılır. 1993 yılında yayınlanan albüm bence tam anlamıyla bir alternatif müzik klasiği. Albümdeki hemen her şarkı başta ilk yayınlanan single Cherub Rock olmak üzere Quiet, Mayonaise, Today, Luna 90'lı yıllarda ciddi birer hit olmuştu. Zaten albüm yayınlandığı yıl sadece Amerika'da dört milyon satılmıştı. Albümün bu yeniden baskısında Virgin Records özel bir çalışma yapmamış. 2 plaklık albüm gatefold kapakla sunulmuş. Bu tarz albümler için plakseverlerin arada Amazon'a bakmasını tavsiye ederim. Hiç olmayacak fiyatlarla satışa sunulan albümlere rastlamak olası. Hakan Müzik: 8/10 Kayıt: 8/10

Hakan

Hakan Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

44

www.stereomecmuasi.com


Rammstein - Liebe Ist Für Alle Da (CD veya 2 CD) Vagrant 602527195148 Rammstein'ın yeni albümünün yayınlanması bayağı bir olay olmuştu hatırlarsanız. Özellikle Pussy şarkısı için çekilen klip bazıları için tam anlamı ile bir skandaldı. Rammstein yeni albümünde senelerdir tutulan formülü uygulamaya devam etmiş ve yine ortaya başarılı bir albüm çıkmış.. Tabiri caizse birbirinden gaz şarkıların arasına Frühling in Paris, Haifisch ve hatta Pussy gibi daha melodik şarkılar serpiştirilmiş. Her zaman olduğu gibi şarkılar elektronik ritmlerle renklendirilmiş. Ich Tu Dir Wen, Waidmanns Heil ise klasik Rammstein sound'unda hızlı, güçlü ve akılda kalıcı şarkılar. Albüm son yıllarda tekrar yükselişe geçen endüstriyel metal türünü bence daha da hareketlendirecek türden. Booklet'inden, garip iç sayfa resimlerine, kayıt kalitesine kadar Rammstein bu türün en iyisi olduğunu tekrar kanıtlıyor. Almanlar, endüstriyel müzikte gerçekten rakipsizler. Türün meraklıları eleştirileri göz ardı ederek gönül rahatlığı ile edinebilirler.

Rammstein – Herzeleid ILS Records 529160 CD Hazır Rammstein'dan bahsetmişken onların bence en iyi bir kaç albümlerinden bahsetmeden geçmek olmazdı. 1996'da yayınlanan Herzeleid türün bence en iyi örneklerinden bir tanesi. Tam anlamıyla bir klasik haline gelen albüm bence eğer elinizde yoksa edinilmeyi hak ediyor. Wollt Ihr das Bett in Flammen Sehen gibi bir Rammstein marşı ile başlayan albüm ritmin en yukarı çıktığı anda Seemann gibi muhteşem bir balad'la yavaşlıyor. Asche Zu Asche, Weisses Fleisch ve Laichzeit gibi oldukça hızlı iki şarkının yanında açılış parçası gibi dillere marş olan Rammstein ve özellikle de Riechst So Gut albümde dikkat çeken şarkılar. Rammstein'ın ilk albümü olan Herzeleid çıktığı yıl gerçekten ortalığı birbirine sokmuştu. Daha önce bu tarz bir müziği metal dinleyicileri pek duymamıştı. Herzeleid ile birlikte mutlaka Sehnsucht albümü de edinilmesi gereken Rammstein albümlerinden olup onu da gelecek sayı irdeleriz. Müzik: 9/10 Kayıt: 7/10

Müzik: 8/10 Kayıt: 8/10 Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

45

Foo Fighters - Greatest Hits RCA 88697594832 CD Foo Fighters grubu dolu dolu 15 yılı geride bıraktı. Bir sürü platin plağın yanında çok sayıda ödülde kazanan grup Nirvana'dan tanıdığımız Dave Grohl, Taylor Hawkins, Nate Mendel ve Chris Shiflett'den oluşuyor. Foo Fighters'ın müziğini biraz Grunge, Alternative ve Indie Rock karışımı olarak tanımlayabiliriz. Albümde en can sıkıcı şey, tüm hitlerin birlikte olması sebebi ile albümün başlayıp hemen aynı tarz şarkılarla devam etmesinden kaynaklanan monotonluk. Ya Big Me tarzı balad'a benzer şarkılar yada klasik hızlı Indie rock şarkıları. Grup bunun farkında olacak ki, Wheels, Word Forward ve akustik şekilde yorumlanmış Everlong gibi bonus şarkıları albüme eklemiş. Ancak monotonluğu pek kurtardıkları söylenemez. Albüm eğer Foo Fighters fanatiği değilseniz ve albümleri elinizde yoksa uygun fiyata satılması sebebi ile alınabilir. Şu aralar ortalarda bir sürü iyi albüm varken pek gerekli sayılmaz. Müzik: 6/10 Kayıt: 8/10

www.stereomecmuasi.com


Alice In Chains - Black Gives Way To Blue EMI 3082662 CD Would, Rooster, Down In A Hole, No Excuses ve Stay Away gibi süper ünlü şarkılara sahip Alice In Chains, 10 yıldan fazla bir süre sonra yeni albümleri ile döndü. Layne Staley ölünce yerine gelen William DuVall iş başına gelmişti hatırlayacaksınız. Ben bu albüme acayip ön yargı ile bakıyordum ama alınca fikrim değişti. Albümde 1980'lerin sounduyla karışmış bir 1990'lar havası var. Karışık oldu galiba! Grunge'ın moda olduğu döneme atıfların yanında eski tarz glam dahil bazı türlerden alıntılar var. Albüm klasik bir Grunge albümü klişesinde. Geri vokallerle süslenmiş, baladlar, sert gitar riffli hızlı şarkılar. Ama türün en eski gruplarından birisinden ne bekliyoruz ki. En azından bu işi harika yapmışlar. Özellikle When The Sun Rose Again, Acid Bubble ve Your Decision şarkılarının düzenlemeleri çok başarılı. Grunge severler gönül rahatlığı ile edinebilirler. Müzik: 8/10 Kayıt: 8/10

Megadeth – Endgame Roadrunner 178852 CD Megadeth'in geri dönüş albümü! Bu albümden herkesin beklentisi farklıydı. Ben kendi adıma sıkı bir albüm bekliyordum. Açıkçası oldukça ritmli, biraz teknik bir albüm bekliyordum ve beklediğimi aldım. Grubun yeni elemanı Chris Broderick ve Dave Mustaine'in gitar atışmaları kesinlikle virtüözlük seviyesinde. Bu albümü biraz dinlenmesi zor hale getirebilir ama bu yaştaki müzisyenlerin böylesine riskli bir albümü iyi kotardıklarını bekliyorum. Albüm daha çok Countdown to Extinction veya Youthanasia çizgisinde. Tabii 44 Minutes gibi eski günleri anımsatan şarkılarda yok değil. The Hardest Part of Letting Go...Sealed with a Kiss ise topluluğun pek denemediği yeni bir şey! Kuzey Avrupa tarzı ile Megadeth'in eski döneminin karışımı bir beste. Eski tarz thrash dinleyicilerini mutsuz etmeyecek ama fazla beklenti olmadan dinlenmesi gereken bir albüm. Müzik: 7/10 Kayıt: 7/10

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

46

Slayer - World Painted Blood American 41318 CD Valla Slayer'ın fanıyım bu albümü nereye koyayım bilemedim. İlk önce albümün soundu çok farklı. Undisputed Attitude ile God Hates Us All albümleri arasında bir yerlerde ancak davul soundunda özellikle yapılmış ama kesinlikle insana olmamış dedirten bir şeyler var. Ancak albümün soundunu boş verirsek Slayer'ın özgün hızlı ve kaotik şarkı tarzına dönmüş olması harika! Albüm baştan itibaren sonuna kadar (Playing With Dolls hariç) müthiş bir enerjiye sahip. Albümdeki gitarların riff' lerinin sertliği insana Reign Blood dönemini anımsatıyor. Elbette bu albüm yeni bir Reign Blood değil ancak thrash müziğin girdiği kısır döngünün çıkış yolunu göstermesi açısından önemli. Agresif ritmler, şimşek hızında davullar, eski tarz sözler. Eski tarz thrash/speed seviyorsanız çevrede bundan iyisini bulmak gerçekten güç. Müzik: 8/10 Kayıt: 5/10

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

47

www.stereomecmuasi.com


Chavela Vargas gençliğnden başlayarak hep erkek kıyafetleri giyer, puro içer, bol miktarda alkol tüketir ve her zaman silahlı gezer. Kızdığı zaman havaya ateş etmesiyle ünlüdür. Konserlerinde giydiği kırmızı pançosu Vargas'ın simgesi olur. Enteresan olan da Vargas'ın sanat hayatında toplam 80 albümü olması. Bu çok yüksek bir sayıdır. Bu arada da Meksika'da eşcinselliğin öncülerinden biri haline gelir. Hatta her ne kadar kendisi reddetse de, bir kadını silah zoruyla kaçırdığı da rivayet edilir. Reddetmediği bir olay da hafif topallamasının nedeninin sevgilisi olan kadının odasının penceresinden atlaması olduğudur. Eşcinselliğini de ancak 81 yaşındayken itiraf etti. Gerçi bu herkesin bildiği bir gerçekti ama olsun. Aykırı yaşamları olsa bile cesur insanları takdir ederim. Hele bu insanlar sanatçı olursa daha da severim. Zaten iyi bir sanatçı biraz çatlak ve biraz da aykırı olmalı. Benim de içinde olduğum normal insan grubundan da zaten sanatçı olmaz. Bu yazıda bahsedeceğim Chavela Vargas'da bu tanıma tam uyan sanatçılardan. 90'a varan yaşına rağmen hayat dolu ve Pink Martini'nin bir ay önce çıkan albümündeki en beğendiğim parçayı seslendirecek kadar da başarılı. Yazıyı yazmaya başlamadan önce havaya girmek için ilk önce Chavela Vargas'ın bendeki albümlerinden birkaç parça dinledim, sonra da Salma Hayek'in başrolünde olduğu muhteşem "Frida" (2002) filmini bir kere daha hayranlıkla izledim, sonra da yazıya başladım. Ne alâka demeyin birazdan anlatacağım, ama önce biraz ön bilgi. Isabel (Chavela) Vargas Lizano 1919 yılında San Joaquín de Flores, Costa Rica'da doğdu. Vargas çocukluğunda çocuk felci geçirir ve rivayete göre Şaman Rahipleri tarafından tedavi edilir. 14 yaşında evden kaçarak Meksika'ya gider ve yıllarca sokaklarda şarkı söyleyerek hayatını devam ettirir.

Vargas Meksika'nın ünlü insanlarıyla da dostluklar kurar. Bunların içinde Diego Rivera (sonra kocası olacaktır), 1970-76 yılları arasında cumhurbaşkanı olan Luis Echeverría ve Frida Kahlo'yu sayabiliriz. Evet bildiniz bu Frida filminde Salma Hayek'in canlandırdığı Frida.

Hatta Vargas ve yine aykırı yaşamıyla ünlü ressam Frida Kahlo'nun arkadaşlığı ilerletip sevgili oldukları da bolca yazılmıştır. Filmi izlediyseniz Frida'nın evliyken ilişkiye girdiği kadın Chavela Vargas'dır. Filmde iki sevgili Lila Downs'un seslendirdiği “Alcoba Azul” parçasıyla tango yaparlar. Hem şarkı hem de Ancak 30'lu yaşlarda profesyonel müzik sahne muhteşemdir. Chavela Vargas ayrıca hayatına adım atar ve Meksika'nın en sevilen Lila Downs, Caetano Veloso gibi efsanevi Ranchera [1] şarkıcılarından biri olur. Vargas sanatçıların yer aldığı film CD'sinde “La Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

48

www.stereomecmuasi.com


Llorona” [2] (ağlayan kadın) adlı muhteşem sahneye davet eden de Salma Hayek'tir paçayı da seslendirir. 2009 yılında 90 yaşındayken Pink Martini'nin son albümü “Splendor in the Grass”da nefis bir parçayla yer alır. “Piensa En Mi” adlı bu parça bence albümün en güzel şarkısıdır.

Bu kısık sesli ve değişik stilli sanatçıyı hiç dinlemediyseniz Chavela Vargas Le Canta a México (Orfeon Label) adlı albümden başlayabilirsiniz. Tabii Frida CD'si ve Pink Martini'nin son albümündeki birer parçasını da unutmayın. Fakat alkol düşkünlüğü 1970'lerin sonunda Vargas'ın sanat hayatına 12-13 yıl ara vermesine neden olur. Bu uzun arada ara sıra gay barlarda söyler ve kendisine gay erkeklerden hatırı sayılır bir hayran kitlesi yaratır.

S.B.

[1] Ranchera genellikle erkeklerin seslendirdiği geleneksel Meksika müzik türü. Mariachi grupları tarafından icra ediliyor. Mariachi grubu genellikle üç keman, iki Uzun bir ara ve şişelerce tekiladan sonra trumpet, bir Meksika gitarı, bir vihuela (5 telli 1991'de yapımcı Pedro Almodovar Vatgas’ı gitar) içeriyor. Meksika’da bir bardan toparlar ve yeni filmi “Tacones Lejanos” için mikrofon arkasına [2] La Llorona, (ağlayan kadın) ünlü bir geçmesini ister. Bu film Vargas'ı tekrar sahne Meksika öyküsüdür ve çok sayıda şarkıcı tarafından seslendirilmiştir. Öyküde kocası ışıklarının önüne çıkarır. Ispanyol bir kadınla evlendiği için iki 1993'de ise yıllar süren bir aradan sonra ilk çocuğunu ve kendisini öldüren kızılderili albümünü çıkarır. Aynı sene Madrid'de bir kadının ruhu geri gelip ağıt yakar. Çok hüzünlü ama nefis bir şarkı. Sözlerinden iki konser verir. paragraf: 2000 yılında Mexico City'nin “Zócalo” meydanında 20.000 kişiye muhteşem bir gece gündüz çocuklarını arıyor şimdi, yolunu şaşırmış, kayıp, ve donuk; konser verir. sızlıyor, inliyor günlerce ve gecelerde, 2002 yılında ise benim en sevdiğin filmlerden eziyete boğulmuş, huzursuz ruh. olan “Frida Kahlo” fiminde Frida'nın ölümü inliyor o kadın, güneş kasvet kırmızısına bölümünde bir şarkısıyla yer alır. Tabii adı büründüğünde; anılmamıştır ama filmde Frida'nın sevgilisi de ağıdını yakıyor ay köhneleştiğinde; Chavela Vargas'tır. 2003 yılında ise Carnegie hala da ağlıyor bebeklerine, durgun ve ölü, Hall performansını gerçekleştirir ve kendisini ve soğuk sularda boğulmuş.

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

49

www.stereomecmuasi.com


Frank Zappa Biyografisi 4 Bu yazının önceki bölümlerine web sitemizden FZ onay vermekle kalmayıp ilk plaklarının ulaşabilirsiniz. prodüktörlüğünü de üstlenir. 1984’te orijinal ses kayıtlarından pek memnun olmayan FZ Arthur Barrow ve Chad Wackerman ile tüm davul ve basları tekrar kaydetmekle yetinmeyip vokallere de el atar ve neredeyse tamamiyle yeni bir miksaj ile CD’yi piyasaya sürer. Günümüzde piyasada bulunan CD versiyonu orijinali olmayıp bu yeni remix olan versiyonudur.

Önce yayınlanan Cruising’den başlayalım. 1950’lerin modası olan ve FZ’nin çok beğendiği (ancak sıradanlığını her zaman kabul ettiği) doo-wop’tan hareket ederek yola çıkan FZ 2’şer 3’er dakikalık bestelerle eski günleri yad eder ancak nostaljik yaklaşımına R’n’B veya doo-wop’ta o güne dek hiç rastlanmayacak kadar karmaşık ritim ve tempoları monte etmekle yetinmeyip bazı akor değişiklikleri ve/veya sıralamaları modern klasik bestecilerini çağrıştırmaktadır. (Özellikle Stravinsky) Hatta Fountain of Love isimli bestesinde Stravinsky’nin Bahar Ayini alıntıları atlanmayacak kadar barizdir. Kritikler plağı nasıl yorumlayacakları konusunda fikir birliğine varamaz, bazıları doo-wop’un parodisi diye yererken başkaları da bu türe yapılan en önemli övgülerden biri diye söz ederler. Plak ticari açıdan başarılı olmazken, tesadüf müdür bilinmez, yayınlanmasından az sonra Chuck Berry, Elvis Presley ve Bo Diddley gibi suskun kalmış idoller kariyerlerine tekrar ivme kazandırmak üzere müzik yaşamlarında geri dönerler, üstüne üstlük Woodstock festivalindeki performanslarından sonra kendilerinden çok sıkça bahsettirecek olan ve yine doo-wop kopyalarını işleyen grup Sha-Na-Na kurulur. Bu plakla ilgili birkaç anekdot daha: 1973’te bir grup müzisyen FZ’dan Ruben & the Jets ismini kullanabilir miyiz diye yaklaştıklarında, Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

FZ Uncle Meat’e son derece farklı bir açıdan yaklaşır. Kafasında yıllardır kurguladığı filmin müziğini en sonunda gerçeğe dönüştürebilmeliydi. Ancak işler çoğunlukla tasarlandıkları gibi yürümezler, filmi gerçekleştirecek yeterli finansman bulunamaz ve proje bir kez daha rafa kaldırılmak zorunda kalır. (Not: bu film ancak 1987 yılında video formatında yayınlanacaktır) Ardı arkası kesilmeyen araştırmacı ve yaratıcı ruhunu bu plakta bir kez daha gösterir. Daha önce kayıt etmiş olduğu konser kayıtlarını kesip yapıştırma, üst üste bindirme, editleme çalışmalarıyla kendine yeni bir besteleme “enstrümanı” yaratmakla kalmayıp kendi oyun sahasını olabildiğince genişletir. Örmeğin King Kong bestesi arka arkaya dizilmiş farklı stüdyo ve canlı kaydın harmanlanmasından oluşur. Bunu zaman içerisinde daha da ileriye götürecek, tempo veya akor dizinlerine bakmaksızın farklı farklı bestelerin montajından yepyeni besteler elde edecektir. Bu çalışma prensibine de Xenochrony ismini uygun bulacaktır. (Antik Yunancadan Xeno: yabancı veya garip, Chronos: Zaman) FZ Xenochrony ile, daha öncelerde temellerini

50

www.stereomecmuasi.com


atmış olduğu ve Conceptual Continuity (belirli bir konsept içersinde devamlılık) adını vermiş olduğu müzik çalışmalarının yol çizgisine katkıda bulunacak, ve yaşamının sonuna dek gitarının yanı sıra çalmaya devam edeceği yeni bir “enstrüman” daha eklemiş bulunmaktadır. FZ için tüm temalar, olgular, hikayeler, melodiler, sanal kahramanlar birbiriyle bağlantılı olup, neredeyse gerçek yaşamda olduğu gibi birbirileriyle girift ilişkiler içerisinde olmalıdırlar. Dolayısıyla 1969 yılındaki bir bestesinde rastgelinen bir melodiye veya bir müzikal temaya yıllar sonra, örneğin 1991’de tekrar başka bir bestesinde de rahatlıkla, aynı konsept içerisinde görülebilir.

gelelim. 1987’de yayınlanmış, ve filmden alınan 40 dakikalık kadar ekstralarla ancak 2 CD’ye sığdırılan bu versiyonda plakta bulunmayan bir de “Tengo Na Minchia Tanta” isimli beste vardır. Sicilya diyalektlerinin birinde “Benim Büyük bir Si..m var” anlamına gelen bu parçayı İtalyanca Masimo Bassoli seslendirmektedir. Ancak FZ hayranları bu 2 CD’lik ticari manevraya Tengo Na Minchia’nın çok daha sonra kaydedildiğinden albümün bütünlüğünü bozduğunu ve ekstra olan parçaların belli bir ölçüde gereksiz bulduklarını dile getirerek albümü ciddi bir şekilde protesto etmişlerdir. Genelde CDlerde bonus track diye bilinen ekstraları penalty/ceza tracks olarak nitelendirmişlerdir.

Zappa ve Herb Cohen Müzikal çalışmalarının yanısıra FZ ticari çalışmalarına da ağırlık vermeye devam eder. Müziğin ticari bir meta olduğunu kabul eder ve nasıl daha fazla satabilirim, nasıl plak şirketlerine bağlı kalmaksızın daha özgürce besteler yapabilir, albümler yayınlayabilirim, nasıl daha fazla para kazanabilirim gibi sorulara cevap arar. Cevabı Herb Cohen ile beraber kendi plak şirketlerini kurmak olur. Ancak bunu 1 değil 2 değişik şirket kurarak başarırlar. 2 şirketin de dağıtımını Warner Brothers/Reprise yapacak ama içerik olarak oldukça farklı olacaklardır. 1. şirket Bizarre Records, isminden de anlaşılabileceği gibi (Garip Plaklar) daha ilerici, yaratıcı yapıtlar içerecek, 2. şirket ise Straight Records (Düzgün Plaklar) daha ticari, “sıradan” müziklere yer verecektir. İlk işlerinden biri daha sonra bazı kritikler tarafından bir başyapıt olarak kabul görecek olan Captain Beefheart’ın Trout Mask Replica isimli çift albümün produktörlüğünü yapmak olacaktır. Ardından Alice Cooper, Tim Buckley, The GTO’s (Girls Together Outrageously) ve Wild Man Fischer gibi sanatçıların da eserlerini yayınlayacaklardır. Bir

an

için

zamanımızın

Uncle

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

Meat’ine

1968’in yazında FZ ve MoI Los Angeles’e geri taşınır. Önce kendisi Laurel Canyon’da ev tutar. Komün yaşamına yakın bir durumda hayatını devam ettiren FZ (O evde yaşananların tarihçesi herhalde ayrı bir konu topiği olmalıdır) sonbaharda W. Wilson Drive’a taşınır ve yaşamının sonuna dek o evde oturmaya devam eder. Ancak maddi durumları pek iyi değildir. Plakları Avrupa’da çok satmasına karşın ABD’de istediği, ümit ettiği ticari başarıyı yakalayamaz. Nedenlerini irdelemeye başladığında türlü cevaplar /nedenler/bahaneler bulur. En önemlisi plaklarında yaptıklarının aksine, konserlerinde

51

www.stereomecmuasi.com


daha çok vokal ağırlıksız, caz ve modern olacak olan plakları için İngiltere’de EMI’nin klasik karışımı uzun ve enstrümantal daha sonra meşhur olacak Abbey Road parçalara yer vermeleriydi. stüdyolarındadırlar ve hala 8 kanal teknolojisi ile kayıt yapmaktadırlar. Dinleyici/seyircilerimiz herhalde, kendi deyimiyle, “elektrikli oda müziğine” henüz hazır değillerdi, canlı müziğimiz kafalarını fazlasıyla karıştırıyordu... FZ hayatı boyunca stüdyoda müzik yapmaktan nefret ettiğini, stüdyoların steril/yapay havasında rahat etmediğini gerçek müzik çalma zevkini ancak sahnede, başka müzisyenlerle aynı anda ve dinleyicileriyle temas halinde oluğunda aldığını defalarca yinelemiştir. Eylül ayında Dweezil ismini koydukları oğullarının doğumundan sonra MoI’daki müzisyenleri besleyemez hale gelen FZ 1969’un sonlarında grubu tek başına dağıtmaya karar verir. Grup elemanları bu karardan hoşnut olmayıp karşı gelseler de fikrinden döndüremezler. FZ’nin arkasından da bolca dedikodu yapıp, onun duygulardan çok teknik mükemmelliğe önem verdiğini, sürekli bir despot, diktatör ve zorba gibi davrandığını dile getirmekten çekinmemelerine karşın birçoğu da daha sonraki yıllarda FZ ile tekrar çalışacaklardır. Bu döneme ait ve MoI ile kaydedilen yayınlanmamış parçalar daha sonra “Weasels Ripped my Flesh” ve “Burnt Weeny Sandwich” adlı LP’lerde yer bulacaklardır. Burada ufak bir parantez açıp, daha sonra kuracağı Little Feat isimli grubuyla uluslararası üne kavuşacak olan gitarcı Lowell George’un da kısa süreliğine bile olsa FZ’nin yanında yer aldığını da belirtelim.

16 kanal FZ’ya az insanla, kısa zaman içerisinde, üst üste kayıt yapma olanaklarıyla istediği karmaşıklıkta müzik yaratmayı kolaylaştırmıştır. Bu plakta ona MoI’den sadece Ian Underwood eşlik eder ancak başka müzisyenlerin de yanısıra kemanda Jean-Luc Ponty ve Don Sugarcane Harris, davulda Aynsley Dunbar ve John Guerin basta da Shuggie Otis ve Max Bennett vardır. Burada Ian Underwood için bir parantez açmak gerekir, kanal çokluğu sayesinde piano, org, muhtelif flütler, klarnet ve saksofon gibi üflemeliler de çalmıştır. Bu plaktaki bestelere teker teker bakmaktansa, zaman içerisinde caz ve rock tarihinde önemli bir yer alacak olan “Peaches en Regalia” bestesi üzerinde duralım. Çoğu eleştirmen, önceden Jazz-Rock ve daha sonra Fusion adlarıyla anılan müzik karışımı türünün Miles Davis’in Bitches Brew adlı albümüyle başladığını savunsa da başkaları bu karışımın ilk kez FZ tarafından denendiğini ve en iyi örneklerinden biri olarak Peaches en Regalia’yı gösterdikleri bilinir. Bitches Brew’nun 1970’te Hot Rats’in ise 1969’da yayınlandığı gözlemlendiğinde de hiç bir şey elde edilmez, zira bu karşılaştırmaların kimseye faydası yoktur.

FZ grubunu dağıttıktan sonra hemen solo çalışmalarına ağırlık verir ve kısa sayılabilecek bir sürede, zaman içerisinde en önemli albümlerinden biri sayılacak ve kapak içindeki yazısında “kulaklarınız için bir filim” diye tanımladığı 2. solo albümünü, “Hot Rats”i yayınlar. (2009’da 40. yaş günü kutlamaları kapsamında Classic Records şirketi bu LP’nin orijinal kayda sadık kalarak yeni bir odyofil versiyonunu 200g ve 150g olarak piyasaya sürmüştür – İliglenenlere duyurulur) Hot Rats “Willie the Pimp” parçasındaki Captain Beefheart’ın kısa sayılabilecek vokalleri dışında tamamiyle gitar ağırlıklı ve toplam 6 parçalık enstrümantal bir albüm. FZ’nin 16 kanala kaydettiği ilk albüm olmakla beraber piyasaya sürülen ilk 16 kanala kaydedilmiş Ancak Peaches en Regalia, kendini nasıl albümlerden biridir. Örnek olarak, aynı olduğu bilinmez, tüm caz müzisyenlerinin zamanlarda Beatles da “The White Album” kullandıkları Standard’ların içinde olduğu, ve Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

52

www.stereomecmuasi.com


Berklee müzisyenleri tarafından ilk olarak 1970 yılında el altından satılan kaçak nota kitabı “The Real Book” (cazcıların incili olarak da bilinir) içerisinde buluverir. Bu işte Steve Swallow, Paul Bley ve Chick Corea gibi müzisyenlerin parmağı olduğu söylense de hiç bir zaman kanıtlanamamıştır. Ancak, doğal olarak bestenin popülaritesini arttırmış ve çokça farklı müzisyenler tarafından çok değişik türlerde çalınmasına da neden olmuştur.

1970’te FZ ünlü klasik orkestra şefi Zubin Mehta ile tanışır. Birlikte çalışmaya karar verirler. O sıralarda turnede olan FZ her akşam otel/motel odalarında klasik orkestra + kendi grubu ile beraber çalınabilecek eserlerin bestelerini yazar. Konser Mehta yönetimine Los Angeles Filarmoni Orkestrasıyla Mayıs ayında gerçekleşir. Yerel kritikler ve seyirciler tarafından çok başarılı olarak nitelendirilmesine karşın FZ konserden yine huzursuz, mutsuz olur. Kendince istediği başarıyı elde edememiştir. Klasik müzik türünde bestelediği eserlerin çalınması için harcadığı paraların karşılığını almadığını düşünür. Bu klasik eserleri konusundaki başarısızlık, doyumsuzluk hissi hayatı boyunca devam edecek, onu karabasan gibi hayatı boyunca takip edecektir. Ancak FZ klasik orkestra için yazmış olduğu bu besteleri bir kenara itmez, tekrar düzenleyip daha sonra piyasaya süreceği ve adı 200 Motels olacak olan plağı/filmi için tekrardan hortlatacaktır. Klasik müzik dalındaki çalışmalarından beklediğini bulamayan FZ MoI’nin yeni bir versiyonunu kurmaya karar verir, ancak bu kez ismi basitleştirip “of Invention” kısmını kırpar. Bundan böyle FZ & The Mothers olarak adlandırır. Yeni grubuna biraz “ticari” pop başarısı eklemek amacıyla da Amerika’da oldukça ünlü olan Turtles’ın (It Ain’t Me Babe, Happy Together, She’d Rather Be With Me gibi #1 olmuş hit parçaları vardır) vokalistleri Mark Volman ve Howard Kaylan’ı transfer eder. İkili, var olan kontrat bağlantıları yüzünden isimlerini The Phlorescent Leech & Eddie vaya kısaca Flo & Eddie olarak değiştirirler. Grupta ayrıca basta yine Turtles’dan Jim Pons, davulda İngiliz Aynsley Dunbar, klavyeli çalgılarda caz eğitimli George Duke, gitarcı/basçı Jeff Simmons ve Ian Underwood yer alırlar. Birlikte yeni plakları Chunga’s Revenge üzerinde çalışmaya koyulurlar.

Ayrıca ve özellikle BBC dahil olmak üzere çok değişik radyo ve TV yayınlarında da kullanılmıştır. Son olarak da 2009 yılında FZ’nin oğlu Dweezil’ın eski FZ elemanları Steve Vai ve Napoleon Murphy Brock ile yapmış olduğu yeni versiyon en iyi enstrümantal rock dalında Grammy ödülüne layık görülmüştür. Hot Rats ABD’de yine başarılı olamaz ve satış rakamları oldukça düşüktür. Buna karşın İngiltere’de çok Bruno beğenilir ve LP’ler sıralamasında 9. sıraya kadar tırmanır. Devamı gelecek sayımızda...

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

53

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Müzik Özel 4 editör

Hakan Cez teknik ekip, kodlama, web tasarım ve bilimum ıvır zıvır

Hakan Cez, Gökhan, Gür ve Tolga yazılar ve incelemeler

Asım Uysal, Aydın Eroğlu, Bruno Manusso, Esra Türkmenoğlu, Gökhan, Hakan Cez, Murat Tunca, Seçil, Sinan Beşkurt, Tolga, Vefa Çiftçioğlu ve Zehra & Cihangir Mendi bu sayımızın yayınına destek olanlar

Adnan Salihoğlu, AK Müzik, Audiogen, Fil Elektronik, Koray Kural, Mavi Hifi, Sigma Ses, Timpani ve Quad Türkiye

Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

54

www.stereomecmuasi.com


Stereo Mecmuası Sayı 20 Müzik Özel 4

55

www.stereomecmuasi.com