Issuu on Google+


www.stepdergisi.com

Genç girişimciler, sektörlerin önde gelen girişimcilerini, girişimcilikle alakalı haberleri en güncel yerinden takip etmek istiyorsanız artık çok kolay.. Step Dergisini istediğiniz yerde istediğiniz zaman okuyabilirsiniz.. Siz istediğiniz taktirde başarı bir tık ötenizde..

/stepdergisi

/StepDergisi


EDİTÖRDEN KÜNYE Kurucular

Kemal Talha KOÇ Fatih ÇAPAK

Genel Koordinatör Esma KAPLAN

Editör

Burak ARIK

Sosyal Sorumluluk Koordinatörü Ercan KARAÇELİK

Röportaj Sorumluları M. Ebsar EREN

Reklam Koordinatörü

Fatih ÇAPAK - Talha KOÇ Metin ŞAHİN Fotoğraf ve Görsel İçerik Koordinatörü Nazgül Ece KALAMİ

Tasarım Koordinatörü Muhammet GİRGİN İsmail Burak SÖNMEZ

İletişim : info@stepdergisi.com www.stepdergisi.com

Z

Burak ARIK burakarik@stepdergisi.com

aman o kadar çabuk geçiyor ki -aynı heyecan, aynı azim, aynı tutku- yeni başlamış gibi; yaptığınız çalışmalar, yazdığınız yazılar, gittiğiniz röportajlar, çekilen fotoğraflar; bazense ettiğiniz kavgalar hep bir anı olarak kalıyor. Siz, okuduğunuz her bir cümleden gerçek hayat deneyimlerini örnek alırken, biz çaba sarf ettiğimiz her bir saniyeden yeni tecrübeler öğreniyoruz. Gerçek hikâyelerle yeni bir dünya kuruyoruz kendimize. Çeşit çeşit insan, farklı girişimcilik alanları, değişik hayat tarzları… Hepsinin tek ortak noktası var bizim için; azim. Birinci dergiyi çıkarırken heyecanımız anlatılamazdı, anlaşılamazdı; şimdiyse, yaşadığımız gurur paha biçilemez. Bu dergiyle birlikte onlarca insan, onlarca başarı hikâyesi edindik. Bunları da sizlerle hiçbir karşılık beklemeden paylaştık. Alanında bu kadar başarılı insanları aynı platform üzerinde buluşturmak belki bir hayaldi en başta; ama en güzeli de: “Sadece bir hayalle başlayıp aynı düşlerle yazmaktır gerçeği”. Step adındaki anlam gibi adım adım yürüyor yolunda, bizleri yalnız bırakmayan dostlarımızla her gün biraz daha kalabalık bir aile olarak. Girişimci bir ruh her zaman kazanır hayatta, önemli olan yolunu şaşırmadan, sapmadan, karşına çıkanları hafife almadan yürümektir. Biz de bu uğurda değil üç; sayısız dergiyle yolumuza devam etmeyi hedefliyoruz. Belli mi olur; yarın öbür gün belki sizin de paylaşacağınız bir hikayeniz olur.

STEP DERGİSİ


İÇİNDEKİLER

10

Serdar URÇAR HP Türkiye Genel Müdürü “İyi Yönetici Olmak İçin Büyük Resmi Görmek Önceliklidir.” Ömer EKİNCİ Desnet Bilişim Grubu Kurucusu “Para İçin Kendinizden Ödün Vermeyin..” Masis Aram GÖZBEK

Boğaziçi Caz Korosu Şefi

“Üç Dakika Parça Sürüyor, İki Dakika Alkış.”

24

6

Gamze CİZRELİ Big Chefs Kurucusu

“Her Bitiş Ve Kaybediş Daha Parlak Bir Başlangıç Doğuruyor.”

16


30

Serkan SEVİM Medianova A.Ş. CEO’su “Yoldan Keyif Almıyorsan Hayat Çok Sıkıcı Bir Yer.” Enes OLGUN Network Marketing Master

“Network Marketing İle Çalışma Kararımı Hayatımda Aldığım En İyi Karar Olarak Görüyorum.”

46

42

Renan Ceylan ANGİKAD Yönetim Kurulu Başkanı “Kadınların Sektörde Olması Gerektiğine İnanıyoruz Ve Daha Da Artması İçin Uğraşıyoruz.”

Mustafa Dişçi

Bir Girişimcinin Yapmaması Gereken Şeyler

Makaleler

Ercan Karaçelik Engelli Hakları!

İdris Cin

Girişimcilik Nedir ve Girişimcilik Neden Trend Olmalıdır?

Mustafa Atasoy

Ya Memur Zihniyeti Altında Çalışmak Zorunda Kalsaydınız?

14 22 28 50


www.stepdergisi.com

Serdar Urçar

HP Türkiye Genel Müdürü

6


www.stepdergisi.com

Şimdi size, işletme yönetimi bölümünden mezun olmuş, kariyer basamaklarını hızlıca tırmanmış ve HP’ye HP Finansal Hizmetler bölümünü kurarak dahil olup HP genel müdürlüğüne kadar yükselme başarısı elde etmiş değerli bir insanın röportajını aktaracağız. Üstelik ülkemizde ilk e-ticaret projeleriyle meşgul olan ve ülkemize değer katan bir girişimci. Sizi birçok konuda bilgilendirici röportajımız ile baş başa bırakıyoruz.

ard ve golf sporuyla ilgileniyorum diğer hobilerim arasında tiyatro, kısa film ve amatör oyunculuk yer alıyor.

GİRİŞİMCİ ARKADAŞLARIMIZA KENDİNİZİ KISACA TANITIR MISINIZ?

HP, globalde olduğu gibi, teknoloji sektöründeki liderliğini Türkiye’de de sürdürmeye devam ediyor. Bu başarıda hizmet verdiğimiz kurumlara ve son kullanıcıya yönelik geliştirdiğimiz ürünlerin ve çözümlerin öncü olması, farklılığı, kalitesi ve hayatı kolaylaştıran, değer yaratan hizmetler olması son derece önemli. Ayrıca, müşterilerimizle kurduğumuz bağ ve karşılıklı sinerji HP’ye ilham olurken biz de onlar için müşteri odaklı yaklaşımımızı her geçen gün daha da geliştiriyoruz. Innovative bakış açımız, hız kesmeden büyüttüğümüz AR-GE’miz, kurumsal duruşumuz, 7/24 hizmet anlayışımız, kaliteli ürün portföyümüz ve teknolojinin bir gereği olarak günceli anında takip eden yapımız, HP’nin kullanıcılar ve kurumlar tarafından benimsenmesindeki en önemli etmenlerdir.

H

P Finansal Hizmetler bölümünü kurmak üzere 1997’de HP Türkiye ailesine katıldım. Ardından Kişisel Sistemler Satış ve Pazarlama Yöneticiliği pozisyonunda ve Ticaret Kanalları Organizasyon yöneticiliği görevinde bulundum. 2002 yılında gerçekleşen HP–Compaq birleşmesinin ardından Kişisel Sistemler Grubu (PSG) Türkiye Ülke Müdürlüğü görevini yürüttüm. 2007 yılında PSG Ortadoğu Genel Müdürü olarak HP kariyerini Dubai’de sürdürdüm ve Eylül 2008’den bu yana HP Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmaktayım. Marmara Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin Jeanne Monnet Enstitüsü’nde Avrupa Politikası ve Ekonomisi üzerine master eğitimimi tamamladım. Kariyerime Arthur Andersen’da denetçi olarak başlamamın ardından uluslararası enformasyon teknolojisi dağıtım şirketi Karma Bilgisayar’da çalıştım; ardından profesyonel hayatına bir internet servis sağlayıcısı olan Superonline’da devam ettim. Superonline’da İş Geliştirme Müdürü olarak görev yaptığım sırada Türkiye’deki ilk e-ticaret projelerinden birini hayata geçirdim. Aynı zamanda yöneticilik eğitiminin bir parçası olarak 2005 yılında, INSEAD Genç Yöneticiler Programı’na katıldım. Evli ve iki kız çocuk sahibi ve sıkı bir Fenerbahçe taraftarıyım. Futbol dışında snowbo-

7

HP’NİN TÜRKİYE PİYASASINDA BT ALANINDA LİDER FİRMA OLDUĞUNU GÖREBİLİYORUZ. BU BAŞARIDA HP’NİN TÜRKİYE FİRMASIYMIŞ GİBİ BENİMSENMESİ GİBİ ETMENLER SIRALAYABİLİRİZ. TÜRKİYE’NİN HP’Yİ BENİMSEMESİNDEKİ ETMENLER NELERDİR?

IT Konusundaki Çalışmalarımız Ve Tüm Dünyada Olduğu Gibi Ar-Ge’ye Verdiğimiz Yüksek Önem De Bizi Sekörün Lider Ve Farklı Şirketi Olmamızı Mümkün Kılıyor. HP TÜRKİYE’Yİ HP’DEN AYIRAN ÖZELLİKLER VAR MIDIR YOKSA HP TÜRKİYE’Yİ HP FİRMASININ BİR FRİNCHİSE’I OLARAK DÜŞÜNEBİLİR MİYİZ?

7


www.stepdergisi.com

75 yıldan bu yana bir dünya devi olan HP, global düşünen, fakat lokal hareket eden, dolayısıyla yerel Pazar dinamiklerini yakından takip eden; kanaat önderliği ve fikir liderliği ile sektörü ve teknolojiyi yönlendiren gerçek bir teknoloji lideridir. Kurumların ve son kullanıcının beklentilerini ve tüketici alışkanlıklarını iyi analiz edebilen ve buna uygun ürün ve çüzümlerini, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye pazarında da uygulayan HP’nin bu yapısı, onu sektörde farklı kılmaktadır. Globalden aldığımız güç ve Türkiye pazarına verdiğimiz değer ile oluşturduğumuz sinerji, kaliteli ürün portföyünü, ileri teknolojiyi, iyi hizmeti, Foxconn Çorlu fabrikamız gibi öncü yatırımları ve kullanıcıya en uygun ve hayatlarını kolaylaştıran çözümleri mümkün kılıyor. Anadolu’nun her köşesinde iş ortaklarımıza verdiğimiz eğitimler, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, üniversitelerle yaptığımız iş birlikleri, yeşil IT konusundaki çalışmalarımız ve tüm dünyada olduğu gibi arge’ye verdiğimiz yüksek önem de bizi sekörün lider ve farklı şirketi olmamızı mümkün kılı-

8

yor. Ayırca, tedarikçilerimizi, iş ortaklarımızı ve müşterilerimizi bir araya getirdiğimiz ve HP merkezli oluşturduğumuz eko sistem de sadece HP’ye değil sektörün geneline büyük ivme kazandırıyor. TÜRKİYE’DE YÜKSEK ORANDA BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ KULLANILMASINA KARŞIN BT PAZARININ İSTENİLEN SEVİYEDE OLMAMASINI NASIL AÇIKLARIZ? Türkiye, bilişim teknolojilerini yüksek oranda kullanmasına rağmen bilişim teknolojilerine ayrılan oranlar konusunda dünya ile karşılaştırıldığında son derece geri bir konumda. Ayrıca Ar-Ge yatırımlarının az olması ve donanım teknolojileri ile yazılım teknolojileri arasındaki yatırım dengesizliği de dikkat çekici boyutta.Türkiye, sadece teknolojiyi kullanan ve tüketen bir ülke olmaktan çıkartılıp; yerel ve global arenada katma değer sağlayacak yaratıcı bilişim teknolojilerinin üretildiği ve sürdürülebilir olduğu; dış


www.stepdergisi.com

ülkeler tarafından da teknoloji yatırımlarının değerlendirileceği üs ülke konumuna getirtilmelidir. Bu da bilişim teknolojilerine ayrılan bütçenin, desteğin ve teşviklerin artırılması ile doğru orantılıdır. Bu noktada atılacak her adım, teknoloji sektörünü hem yerel hem de global pazarda istenilen seviyeye getirecektir.

İyi Yönetici Olmak İçin Büyük Resmi Görmek Önceliklidir. HP GENEL MÜDÜRÜ OLARAK YÖNETİCİLİĞİN VASIFLARI NELERDİR? HER KARARINIZIN ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRSEK KARAR AŞAMASINDA NASIL BİR YOL İZLERSİNİZ? EKİBİNİZİN DÜŞÜNCELERİ KARAR AŞAMASINDA NE KADAR ETKİLİ? İyi yönetici olmak için büyük resmi görmek önceliklidir. İşin sırrı detaylarda saklı olsa da detaylarda kaybolmamak önemli... İyi yönetici olmak, hızlı davranmayı, cesur olmayı, güncel olanı yakalamayı ve elbette farklı olanı keşfetmeyi, farklı olana şans vermeyi gerektirir. Ayrıca, ekibinden ayrı yürüyen bir yönetici düşünülemez. Ekibinin vereceği kararlara yön veren, söz konusu kararlarda ve atılacak adımlarda katılımcı ve ekibine uyumlu; ekibi ile birlikte hareket eden bir yönetici, iyi bir yöneticidir.

ve inovasyon olmazsa olmazlardandır. Alım satım ticari bir kavramdır ve bu ortamda fiyat duyarlılığı çok yüksekir. Oysa yenilikten, yaşam stilini ve alışkanlıkları değiştirmekten, yaratıcılıktan bahsettiğimiz iş alanlarında başlı başında tercih edilir olursunuz, katma değer yaratırsınız. Bu da şirketlerin tüketicinin kalbini kazanarak ticari başarıyı elde etmelerini beraberinde getirir. Günümüzde bunu başarmış şirketler başarılı olabilmektedirler. SİZCE BÜYÜK BİR FİRMANIN YÖNETİCİSİNDE OLMASI GEREKEN ÖZELLİKLER NELERDİR? Lider ruhlu, ekibi ile uyumlu, girişimci, hızlı, cesur, güncel ve farklı olmak, bir yöneticinin olmazsa olmaz vasıflarıdır.

BİR ŞİRKETİN BAŞARILI OLMASINDA ANA ETKENLERDEN BİRİNİN ARGE VE İNNOVASYONA VERDİĞİ ÖNEM OLDUĞUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ. TÜRKİYE’DE ARGE VE İNOVASYON YERİNE SADECE TİCARETE YANİ ALIP SATMAYA YÖNELİMİN TÜRK EKONOMİSİNE BÜYÜK KAYIP OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİR MİYİZ? BU KONUDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? Ar-Ge ve innovasyon günümüz şirketlerinin en önemli farklılaşma alanı. Hele ki bir teknoloji şirketinden bahsediyorsak Ar-Ge

9


www.stepdergisi.com

Ömer Ekinci

Desnet Bilişim Grubu Kurucusu

10


www.stepdergisi.com

Başarılı bir iş adamı olmasına karşın daha çok doğallığı ve açık sözlülüğü ile tanıdık Gençlerin Ömer Abisini. Türkiye’nin önde gelen yazılım firmalarından Desnet’in kurucusu aynı zamanda da ilk ve tek yüzde yüz yerli yazıcımız Printooth un üreticisi Ömer Ekinci ile yazılım, Türkiye’nin yazılım açısından yeri ve daha birçok konudaki ilham verici röportajını siz okurlarımızla paylaştık. KENDİNİZİ GİRİŞİMCİ ARKADAŞLARIMIZA TANITARAK HİKAYENİZİ KISACA AKTARIR MISINIZ?

1

984 Erzincan doğumluyum, 1992 Erzincan Depremi ile mecburi göç ile İstanbul’a taşındık . 1997’de internet cafede bilgisayar yazılımları yapıp satmaya başladım . 2002’de babamın yerli bir üretimle tasarladığı Araç Yazıcı Seti ürününü üretmek ve pazarlamak için Desnet’i kurduk ve iki ortak işe başladık . 2006’da Vodera, 2009’da Quizy. me, 2010’da Saklisehir. com gibi farklı alanlarda çeşitli girişimler yaptım, bu vesilelerle 2009 ve 2010 da biri MÜSİAD biri de Çanakkale 18 Mart Üniversitesi olmak üzere iki ayrı kurumdan yılın genç girişimcisi ödüllerine layık görüldüm . 2009 yılından bu yana çeşitli üniversite, dernek ve kurumlarda 200 den fazla konferans vererek Girişimcilik, Kurumsal Girişimcilik, İnovasyon, Pazarlama, Gençlik Politikaları ve Sosyal Girişimcilik üzerine 200 bine yakın gence ulaşma fırsatı buldum . 2013 yılında da kendi sosyal girişimimi, 12 Yıldız’ı kurarak bu sayede Türk ve yakın gelecekte dünya gençlerinin hayatlarında değer yaratıp dünyada iz bırakmayı umuyorum.

kesen plasiyerleri görünce aklında bir şimşek çaktı ve aylarca uğraşarak onlarca model geliştirdikten sonra ilk Araç Yazıcı Setini üretti . O günden beri bu ürünü Türkiye’de 81 ile, dünyada 12 ülke ülkeye bu Araç Yazıcı Setlerinin satış pazarlamasını gerçekleştiriyoruz . DESTECH’İN MARKALAŞMA SÜRECİ NASILDI? TÜRKİYE’DE MARKALAŞMA PROBLEMİMİZİN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRSEK BU PROBLEMİN ÇÖZÜMÜ İÇİN NELER ÖNERİRSİNİZ? MARKA DEĞERİ OLMAK SADECE REKLAMA MI BAĞLI? Bizim markamız sektörel bir marka, yani sokaktaki adamın bilemeyeceği bir marka . Dolayısıyla işimiz biraz daha kolaydı . Sadece şuna odaklandık, her gün markamız için bir tuğla daha koyduk . Hep bir adım daha ileriye atmaya çalıştık . Her gün en az x sayıda yeni müşteri aradık, her gün y sayıda firmaya e-posta gönderdik . Kısacası ister buna Kaizen deyin, ister 6Sigma, her gün daha iyiye götürürseniz, bu sürekli iyileştirmeler bir gün markalaştırmayı sağlıyor .

Bizim Türk Gencimiz Yazılımda Çok Başarılı.

BİZE BİRAZ TÜRKİYE’NİN İLK %100 YERLİ YAZICI MARKASI OLAN PRİNTOOTH’DAN BAHSEDER MİSİNİZ? Babamın ürettiği, benim önceleri ne işe yaradığını bile anlamadığım bir üründü . El terminali ile sahada satış yapan firmaların, hazırladıkları faturaları basabilmeleri için bir yazıcı gerekiyordu ama dünyada termal yazıcı teknolojisi kullanılırken, Türkiye’de hala nokta vuruşlu yazıcılar kullanılmaya devam ettiği için Türkiye pazarında bir açık vardı . Babam da sahada elle fatura

11


www.stepdergisi.com

YAZILIM FİRMALARI TÜRKİYE GENELİNDE İSTENİLEN DÜZEYDE Mİ? DEĞİLSE BUNUN SEBEPLERİ NELER? OKULLARDA VERİLEN EĞİTİM YAZILIM SEKTÖRÜNÜ NASIL ETKİLİYOR? SİZCE BU EĞİTİM HARİCİNDE NELER YAPILMALIDIR? Bizim Türk gencimiz yazılımda çok başarılı . Çünkü pratik zekamız çok yüksek . Bence dünyanın en önde gelen yazılımlarını üretiyoruz, pazarlamamızın ve özgüven eksikliğimizden hak ettiği şekilde duyuramıyoruz . Okullarda verilen eğitimler maalesef hiç yeterli değil . O yüzden yazılımcılarımız kendilerini çok iyi geliştirmeliler . Evet, belki yine aynı okullarda okumalılar ama işlerinin global platformlardaki benzerlerini iyi takip etmeliler . Kendilerini sürekli geliştirmeliler . Bunu sağladığımız zaman yazılım alanında hak ettiğimiz yere geleceğiz. BİRAZ DA VODERA’DAN BAHSEDELİM. DESNET VARKEN VODERA’YI KURMANIZDAKİ ETKENLER NELERDİR? VODERA’NIN KURULUŞ AŞAMASINDAN BAHSEDER MİSİNİZ? Desnet üretici bir şirketti, ama Desnet’in distribütörü olduğu bir Bluetooth üreticisi şirket, Bluetooth ile reklam ve pazarlama yapmayı sağlayan bir ürün olan Bluetooth Marketing cihazını üretince bu ürünü sadece teknoloji bilgisiyle pazarlayamayacağımızı fark ettik . Farklı bir vizyona ihtiyaç vardı . Vodera’yı Desnet ile aynı ofiste ama çok farklı ve büyük bir heyecanla hayata geçirdik . Gereken birçok şey zaten hazır olduğu için çok zor olmadı . İlk işi kurmak her zaman en zorudur, ondan sonrakiler gittikçe kolaylaşır . Ama başarılı olma ihtimali her işin aynıdır: %50 SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ GİRİŞİMCİLİĞE VE İŞ DÜNYASINA KATKILARI NELERDİR? Çok makro ölçekte konuşmam doğru olmaz, büyük büyük laflar etmek istemem . Ancak ben sivil toplumda kendimi bulduğumu, enerjimi orada olumlu yönde kullandığımı, işten zihnimi arındırırken bir yandan da ülke yararına işler yapabildiğimi hissediyorum . İşi için bağlantılar kurmak için de iyi bir yol, bu yolla kullananlar da vardır ve bu da çok doğru bir amaçtır ama

12

ben kendim adına STK’lara almak için değil, vermek için iştirak ediyorum . Ama Türkiye’de STK’ların çok da etkili olmadığını, çok verimli çalışmadığını da eklemek isterim . TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLERİN ÇOĞUNUN SADECE KARİYER İSTEMESİ VE GİRİŞİMCİLİKTEN ÇEKİNMESİNİN SEBEBİ SİZCE NEDİR? BU SORUN AŞILABİLİR Mİ? Aslında aşılması gereken bir sorun gibi görmüyorum bunu, bunun sebebi “herkes girişimci olamaz” değil, “herkes girişimci olmamalı” . Girişimcilik çok büyük marifet değil, çok zor bir iş . Geceniz gündüzünüz belli olmayacak, riski büyük . Ayrıca ilk deneyimini kendi işiyle yaşamak da çok tehlikeli . Batarsanız bir ömür boyu ettiğiniz zararı temizlemeye uğraşırken hayatı ıskalayabilirsiniz . Yakında çıkacak kitabımda da anlattığım konu tam da bunun üzerine, önce bir yerde deneyim kazanıp, öğrenip, sonra eğer ki hayat sizi girişimciliğe zorlarsa, yani birileri “hadi artık şirket kur biz seninle çalışmak istiyoruz” diye ısrar ederse sizi girişimci yaparsa çok güzel ve çok kolay yoldan girişimci olmuş olursunuz . Kısacası girişimcilik marifet değil . Önemli olan ne yapıyorsanız onu çok iyi ve çok doğru yapmak . SOSYAL PAYLAŞIM SİTESİ PROJENİZ OLARAK QUİZY.ME’ Yİ KURDUNUZ . ANCAK FACEBOOK, TWİTTER GİBİ BÜYÜK RAKİPLERİNİZ VARKEN QUİZY.ME’ Yİ DİĞERLERİNDEN FARKLI KILAN ÖZELLİKLERİ NELER? NEDEN QUİZY.ME’ Yİ SEÇİLMELİ? Quizy. me çok güzel bir mantığa sahipti, çok basitti her şeyden önce . Boşluk doldurmalı soru üretiyordunuz ve keyfiniz istediği kadar soru cevaplıyordunuz . Ama gittik çok erken havaya girip quizy. me’yi Facebook’ a, Twitter’ a rakip diye tanıttık, kısacası çok abarttık . Abartmak da vardır girişimcilikte ama altını dolduramıyorsanız, ardını getiremiyorsanız, altyapısı yoksa bu abartma mahcubiyet olarak geri gelir . Bizdeki öyle oldu, hevesimiz kursağımızda kaldı . Türkiye’ den ayrı yapılabilecek bir iş değildi, Silikon vadisi projesiydi . Ama sadece silikon vadisine


www.stepdergisi.com

gidememiş olmaktan dolayı değil, buna ek olarak benim silikon vadisi tarzı bir girişimci olmayışımdan dolayı Quizy. me başarısız oldu . Bugün maalesef kapalı . GİRİŞİMCİLERİN ÖMER ABİSİ OLARAK BİLİNİYORSUNUZ VE YENİ NESİL GİRİŞİMCİLERİ AZ ÇOK TANIYORSUNUZ . SİZCE GENÇ GİRİŞİMCİLERİN GENEL OLARAK HATALARI VE İYİ OLDUKLARI TARAFLARI NELERDİR? Bizden sonraki nesil girişimciler düştükten sonra kalkmak konusunda bizim kadar iyi değil . Çünkü daha rahat büyüdüler, daha az zorluk çektiler, acı eşikleri çok daha düşük, daha az yük taşıyabiliyorlar. Ama bizden daha yüksek özgüvenliler, daha zekiler, daha akıllılar, daha iyi eğitim alıyorlar, teknolojiye daha hakimler . Her dönemin birbirine kıyasla artıları eksileri vardır, önemli olan bulunduğunuz dönemin artılarını en iyi yönde kullanmaktır diye düşünüyorum . BLOG DÜNYASINA NASIL ADIM ATTINIZ? BLOĞUNUZDAKİ “YENİŞİMCİ” TERİMİNİN SİZİN İÇİN ÖZEL BİR ANLAMI VAR MI?

Blogum omerekinci.com u çok seviyorum, orası benim sığınağım . Yenişimci, yenilikçi girişimci demek, yani inovasyonla girişim yapanları çiğköfte franchise’ ı alıp girişimci olanlardan ayırmak için kullandığım bir terim . Bu arada çiğköfteciler kızmasın, onların yaptığı iş de kıymetli, ama inovasyon daha farklı bir konu ve ayırmak gerektiğini düşünüyorum . Blogumda 400’e yakın yazı var . Her biri için 5 sat ayırmış olsam ki daha uzun sürenleri var, hayatımın 2000 saati orada . Yazı yazmayı çok seviyorum, adeta yazmayı, yaza yaza öğrendim .

Para İçin Kendinizden Ödün Vermeyin.. SON OLARAK GİRİŞİMCİ OKURLARIMIZA TAVSİYELERİNİZ NELERDİR? Yüreğinizin sesini dinleyin, karakterinize aykırı hiçbir işe girmeyin, doğrudan hiçbir bedel için şaşmayın, iş bir şekilde yapılır, para elbet kazanılır, para için kendinizden ödün vermeyin .

13


www.stepdergisi.com

Bir Girişimcinin Yapmaması Gereken Şeyler Bugüne kadar girişimciliğe hep yukarıdan baktık. Hep başaranların örnekleri üzerinden okuduk ve heyecana kapıldık. Oysa bir de aşağıdan bakmak gerekir. Okuduğumuz başarı hikâyeleriya kesintisiz başarı yolculuğu gibi anlatılıyor; ya da anlatış şeklinden dolayı girişimcilik yolculuğunun başarıdan çok, önceki bölümlerinden başlayarak anlatıyor. Peki, bunun kaybedeni hiç mi yok? Biten ticari hayatlar, itibarını kaybeden, sağlığını kaybeden, ailesi dağılan işadamı & girişimci hikâyelerini hiç duymuyoruz. Tabii ki bunun en doğal sebebi, hikâyenin sahibinin sesini çıkarmaya takatinin olmayışıdır. Her şirket, kendisine bir var oluş hikâyesi bulmaya çalışır. Elbette bunu ticareti oturduktan sonra yapar. Yola yeni çıkan insanlarda, ticareti oturmuş şirketlerin hikayeleri çoğunlukla özentiyle karışık bir motivasyon hisleri oluşturur. Gelin, girişimciliğin nasıl yapılacağına değil de; “nasıl yapılmaması gerektiğine” birazcık odaklanalım. 1)Algı değiştirecek projelerle girişimcilik yapılmaz. Eğer projeniz algı değiştirmeyi gerektiriyorsa,bunu ancak öz kaynaklarınız yeterliyse yapabilirsiniz. Paranız yoksa ve bir startup modeli iseniz, sadece iyi bir başarısızlık hikâyeniz olur. Kıymetimi bilemediler diye ağlar durursunuz. 2)Fikrine aşık olarak girişimcilik yapılmaz. Fikrine sahip çık; amasakın fikrine aşık olma! Seni iş fikrin dışındaki dünyaya karşı körleştirecek bir motivasyonla girişimci olunmaz. Başkalarının başarı hikâyelerini okumak sadece motivasyonunu artırır. Seni zarardan kurtarmaz. Kendi ticaretinizde, zaman içerisinde fikrinizi değiştirmeniz gerekebilir. Girişimcilikte ısrar edilmeli; ama fikirde ısrar edilmemeli. İlk göz ağrınız olan fikir, sizi girişimcilik sahnesine itmek için motivasyon oluşturmuşsa bile görevini yapmıştır. Belki de para kazanmak için yeni bir fikir bulmanız gerekecektir. Örneğin; bugün bulut bilişim çok popüler değil

14

mi? Oysa IBM’in 20 sene önce piyasaya sunduğu sanallaştırma hizmetiyle neredeyse aynı. Fakat fiber ağlar artmadan, veri saklama maliyetleri düşmeden bunun yaygınlaşması mümkün değildi. 2013 yılındayız ve bulut bilişim en popüler hizmet modeli haline geldi. Peki ya IBM 20 sene önce fikrinde ısrar etseydi? 3)Bir arkadaşla birlikte bilmediğin işe girerek girişimci olunmaz. Bilmediğiniz ve yetkinliğinizin olmadığı işe asla girmeyin. Sanırım şu küçük anekdot yeterli bu konuda: “Bir zamanlar iki arkadaş ortak olup bir iş kurmuşlar. Birisinin tecrübesi varmış, diğerinin parası. İşin sonunda parasıyla girenin tecrübe kazanmış, tecrübesiyle giren de para kazanmış.” Hele hele, birden çok ortakla iş kurmak için yola çıkan genç girişimcilerden olmayın ve onlardan uzak durun. 4)Ucu açık ve şartları belirsiz ortaklıklarla girişimci olunmaz! Öncelikle, ortaklık çok ciddi bir konudur. Bilinçsiz bir ortaklıktan en az maliyetle kurtulmanın yolu, o ortaklığa hiç girmemektir. Öyle ki, bilinçsiz ortaklık taraflara hem işlerini, hem parayı, hem dostunu kaybettirebilir. Özellikle “daha başlamadık ki” diyerek “nasıl ayrılacağınızı” konuşamıyorsanız, siz ortak falan değilsiniz. 5)Satışı ve tahsilatı bilmeden girişimci olunmaz. Paranın nasıl yer değiştirdiğini öğrenmedenişin altına girmeyin. Eğer hayatınızda hiçbir şey satmadıysanız bu, satışla ilgili çok zayıf olduğunuz anlamına gelebilir. Fakat satmak da yetmez, istediğiniz fiyata sattıktan sonra parasını da alabilmiş iseniz (tahsilat ticaretin taşıyıcı kolonlarından birisidir.) Emin olun ki, müşteriler kapıda beklemiyor. 6)İşi bilsen de sektörü bilmeden girişimci olunmaz. En azından şirketi kurmadan önce, o sektörün yıllık hareketini ve iş süreçlerini öğrenmiş olman gerekir. Örneğin; Pasta yapmasını bilsen de, pastacılık sektörünü bilmiyorsan iş yapamazsın.


www.stepdergisi.com

7)Fikir ishali iyileşmeden girişimci olunmaz. Girişimcinin odaklanabilmesi gerekir. Elbette yeni fikirlere ihtiyaç vardır,fakat odaklandıktan sonra ilerleme kaydediliyor ise bu odaklanmayı bozacak her fikir şirkete zarar verecektir. Eğer üzerinde çalıştığınız iş fikri odaklanmaya değer değil ise, kuruluş ve ar-ge süresini uzatın ama asla o fikirle yola çıkmayın. Çünkü şirketler sık sık hedef değiştirmezler. 8)Salt girişkenlikle girişimci olunmaz. Çevrenizdeki insanlar sizi çok girişken birisi olduğunuzu söyleyerek gaza getirebilirler. Bu,en somut olarak, sizinle keyifli vakit geçirilebileceği anlamına gelir. Girişkenliğiniz problem çözmeye yetiyor mu? Peki, problem tespit etmeye ve hedef koymaya? Ekip yönetmeye? Nakit yönetmeye? Satışa ve tahsilata yetiyor mu? Öyle kişiler vardır ki, girişkenlikleri onları çok iyi bir çalışan olarak tanınmalarını sağlayacak olsa da, onlar asla girişimci olamazlar. Onlar hep girişkendirler. 9)Fikir emlakçılığıyla girişimci olunmaz. Tüm şirketler yaşamak için iş geliştirme yapmak ve yeni ürünler hazırlamak zorundadır. Öte yandan da, patenti alınmamış tüm fikirler bedavadır. Fikrinize sahip olma gücünüz dahi yok iken, o fikri satmaya çalışmanız sonuç kalabilir. Patenti olmadan bir fikri satmaya çalışmak, fikir emlakçılığıdır. 10)Her teklife “evet” diyerek girişimci olunmaz. Yeni bir girişimcinin en kıymetli sermayesi zamandır. Çünkü, kendinize vereceğiniz bir deneme süresi olacak. Siz vermeseniz de bilinçaltınız verecek. O sürede bir başarı elde edemediğinizde özgüveniniz zayıflayacak. Yeni bir girişimci iseniz, size bazı işbirliği tekliflerinin gelme ihtimali vardır. Bunlardan birçoğu havuçlar vaat ederek size kendi ürününü/ hizmetini sattırmaya çalışır. Parayı nasıl paylaşacağınızı sorduğunuz anda, “tüh! Bu da biliyor işi” diyerek masadan kalkarlar. 11)Yalan kurgularla girişimci olunmaz. Şirketin kuruluş aşamasında ve erken evrelerinde zor dönemler olur. Bu dönemlerde kimsenin doğruluğunu sorgulamayacağı yalanlar söylemek bir seçenektir. Fakat şunu unutmayın:“Tüm sahtekârlar, sadece yalanı ortaya çıkana kadar dürüsttür”.

Gerek iş alırken; gerek işe eleman alırken, şirketle ilgili olmadık şeyleri varmış gibi göstermeniz size hiçbir şey kazandırmaz. 20 yıl önce belki bu senaryolar işlerdi; ama bugün olduğu gibi görünme zamanı. “İşte efendim biz ofisimizde şu kadar kişiyiz. Falanca meşhur kişinin işlerini yapıyoruz. Şirketimizin merkezi Dubaide – Newyorkta. Vsvs …” 12)Başkasının yetkinliği üzerinden girişimci olunmaz. Eğer statup iseniz, yaptığınız işteki temel taşıyıcı kolon, mutlaka patronun üzerinde olmalı. İşi yapmasa dahi bilmeli. Herhangi bir durumda bir an dahi olsa yedeklemeyi üstlenecek durumda olmalısınız. Anadolu’da bir tabir vardır; “Komşu kaşığıyla karnını doyurulmaz.” Olur ya, karnın doymadan kaşığı isteyebilir. 13)Ezbere planlarla hareket ederek girişimci olunmaz. Detayı hiç olmayan bir iş dahi yapıyor olsanız, iş planı ve özellikle bütçe planı yapmanız gerekir. İş planı, sizin işinizin simülasyonudur. Simülasyon üzerinde paranın akışını görmenin bir zararı yok; ama unutma ihtimaliniz olan bir detayı dahi farketmiş olsanız, şirketin nakit akışını kurtarabilirsiniz. 14)Hedefsiz girişimci olunmaz. Para kazanmak ticaretin ana hedefi gibi görünse de, ticaret para için yapılmaz. Para bir araçtır. “İlk milyonumu 30 yaşından önce kazanmak istiyorum.” gibi, paraya dayalı bir hedef belirleyebilirsiniz. Oysa bu hedef değildir. Bu olsa olsa, hedeflerinize ulaşmak için 30 yaşından önce 1 milyona ihtiyaç duyacağınız anlamını taşıyabilir. Hayatın içinde bir hedefinizin mutlaka olması gerekir. Mustafa DİŞCİ @USTAFİKİRLER mustafa.disci@ustafikirler.com

15


www.stepdergisi.com

Masis Aram Gözbek Boğaziçi Caz Korosu Şefi

16


www.stepdergisi.com Sıradan bir gündü, ta ki metroda “Joshua Fit The Battle of Jericho” sesleri yükselene kadar. Meraklı gözlerin altında, “kim ki bunlar, nerden çıktılar? “Soruları vardı. Ama bir yandan da hoşlarına gitmiyor da değildi. Daha önce varlardı tabii; ama o gün tamamen girdiler hayatımıza. Her yerde çıkar oldular karşımıza, dilimize dolandı şarkıları. Türkiye’ye birincilik gururunu yaşatmalarıyla da gözümüzde daha büyüdüler. Evet, tam tahmin ettiğiniz gibi, Boğaziçi Caz Korosu’ndan bahsediyoruz ve tabii ki bu seslerin bu kadar gür çıkmasını sağlayan, yılın en başarılı genci seçilmiş Masis Aram Gözbek’ ten. Sizce de çok gizemli görünmüyor mu? Biz de o meraklı gözlerle röportaja gittik ve büyük bir içtenlikle karşılaştık. Bir sohbet havasında gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlere sunuyoruz. Bu arada, “Dikkat, onlar her yerden çıkabilir:)”

“ İlk Kurduğum Düzgün Kelime De “Atatürk” Olmuş.” YÜKSEK ALGI SEVİYENİZİN BELİRTİLERİ KENDİNİ ÇOCUKLUKTAN GÖSTERMEYE BAŞLAMIŞ. BİZE BİRAZ HAYATINIZDAN BAHSEDER MİSİNİZ?

K

elimeleri net telaffuz edemesem de, iki yaşındayken gazeteyi önüme serip köşe yazılarını okumaya çalışırmışım. Okuma yazmayı da Susam Sokağı’ndan öğrenmişim. İlk kurduğum düzgün kelime de “Atatürk” olmuş bu arada. Algı seviyemin yüksek oluşu ise bazen zor olabiliyor. Diğer türlüsünü tercih etmezdim; ama bu bazen konsantrasyon bozukluğuna da sebep olabiliyor. Mesela şu an yan masayı da dinleyebiliyorum. Kendimi bildim bileli hep bir sürü şey ile aynı anda ilgilenen biri oldum. İlkokulda modern dans, halk oyunları vardı. Bir süre yüzdüm, basketbol oynadım ve daha bir sürü şey arada yapılan… Hobi diye yapamıyorum hiçbir şeyi, yaptığım her şeyi çok fazla ciddiye alıyorum. Bu da yoruyor tabii; ama bir şey yapacaksam en iyisini yapmaya çalışıyorum. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’ni kazandım. Orada da tiyatroya başladım.Ayrıca lise döneminde bir de grubumuz vardı. Boğaziçi Üniversitesi ile tanışmam da o dönemlerde oldu. Radyo Boğaziçi’nin düzenlediği bir müzik yarışması vardı: Battle of the Bands. Manga, Direct-t gibi gruplarında girdiği ve oradan yükseldiği bir yarışma bu. Demo gönderdik ve sonuçta fina-

le kaldık. Yaşlar 16-17. Beraber finale kaldığımız kişiler başımızı okşuyorlardı. “Aa çocuklar, finale kalmanız bile çok büyük başarı. Aferin. ” diyenleri canlı final performansımız ile yarışmada birinci olunca göremedik tabii bir daha Bir sonraki sene ise üniversite sınavına girdim ve Boğaziçi Üniversitesini kazandım. İLK OLARAK BÜ MATEMATİK, SONRA YTÜ KOMPOZİSYON, DAHA SONRA İSE MİMAR SİNAN DEVLET KONSERVATUARI, KOMPOZİSYON VE ORKESTRA ŞEFLİĞİ. BU SÜRECİ “MÜZİK ARAYIŞI” OLARAK NİTELENDİREBİLİR MİYİZ? Benim için bölümden önce üniversite önemliydi ve Boğaziçi Üniversitesini istiyordum. Bölümleri eleyerek gidince, Matematik ve Psikoloji kaldı. Hala içimde ukde olsa da, lisede Fen bölümünü seçtiğim için Matematik’i tercih ettim. Yeterli ingilizceye sahip olsam da bir senemi üniversitede müzikle geçireyim diye bilinçli bir şekilde hazırlık atlama sınavlarına girmedim.Derste de devamsızlığı sınırına kadar kullanıp ara dönemde Toefl’a girdim, geçtim ve boş geçirmekti amacım diğer dönemi. Radyo Boğaziçi benim ilk göz ağrımdı sonuçta. Oryantasyon zamanında herkesi tanıyordum zaten, yanlarına gittim, baktım onların arasında yapacağım bir şey yok. Ben müzikle alakalıyım,kendimi müzik kulübünde buldum. Orada da baktım koro var, üç tane: rock, caz ve klasik müzik korosu. Ben de caz ile ilgilenmeye başlamıştım. Cazkoro şefi Cihan, seçmelerine girdim. Koroya dahil oldum. Boş sene bitti, lisans başladı. Konser-ders çakışıyor. Provalar derken derslere zaman ayıramayınca, hakkını vererek okumak istediğim bir bölümde çelişkiler içinde geçen bir yıl bitti. 2007 yılında Cihan koroyu bana bırakıp gittiğinde ikinci sınıftaydım ve artık yeniden yapılanmaya gidiyorduk. Bölümü bırakma kararı aldım. YTÜ Kompozisyon’a girdim. YTÜ’deki Mimar Sinan mezunu hocamın da desteğiyle konservatuar okumak için 2009 yılında Mimar Sinan’a gittim ama orada da hala Lisans birinci sınıftayım. Devamsızlık yüzünden. MÜZİK SERÜVENİ SİZİN İÇİN NASIL BAŞLADI? ANNENİZİN KORİST OLDUĞUNU BİLİYORUZ. ONUNLA BERABER KİLİSE KOROLARINDA ŞARKI SÖYLEMİŞSİNİZ. BUNUN MÜZİK YAŞAMINIZA KATKISI NE OLDU?

17


www.stepdergisi.com

Duyumum parmaklarımdan her zaman öndeydi.Üç yaşında oyuncak bir melodika ile başladım müziğe, duyduğum şeyleri ona uyarlamakla uğraşarak öğrendim. Ardından beş yaşında oyuncak bir org sahibi oldum. Bunlardan bir konser düzenleyip, yaptığım biletle odama aldığım insanları bilirim. Sonrasında ilkokuldayken kilise korosuna başladım. Yedi yaşından itibaren altı yedi yıl boyunca korodaydım. Koro benim için hep çok önemliydi. Çok şey öğrendim orada. Kendi kendime öğrendim aslında her şeyi, müzik okuyana kadar herhangi bir ders almışlığım yok. Türkiye gibi, koro kültürünün neredeyse hiç olmadığı bir yerde, bu konuda bu kadar çabalama sebebim, belki de bunu bu kadar içselleştirebilmiş olmam. Nota okumayı da orada öğrendim ben. Elli-altmış ilesekiz yaş aralığındaki insanlardan oluşan toplama bir koroydu. Dini değil, dünyevi şarkılar da söylüyorduk. Şef melodiyi çalıyordu, şarkının kısa bir bölümünü herkes tekrar ediyordu. Bende çabuk öğreniyordum. Bir kere çalınca ben söylüyordum. Ta ki herkes söyleyene kadar yapılan tekrarlar bir yerden sonra sıkmaya başlamıştı. Elimizde kağıtlar vardı, notaları anlamıyorduk; ama sözleri okuyorduk sadece. Sonra onlarla uğraşmaya başladım. Melodiye göre takip ediyordum, çubukların kısalığını uzunluğunu anlamaya çalışıyordum, anlamadığım yerleri de soruyordum genelde.Sonra orgun bir büyüğü geldi, internetten notalar indirdim. Ağır ağır çözmek için uğraşıyordum, on beş dakika kadar. Bu şekilde notaları öğrendim. Bir gün koro şefi annemi kenara çekip, “Bu çocukta iyi bir kompozitör olacak potansiyel var. Konservatuara göndermeyi düşünmez misiniz?” demiş. Annemler de ışık vaat ediyor, okuma-yazma, eğitim çok iyi, geleceği parlak düşüncesi ile hiç düşünmemişler bunu. Müzik kulağımı da daha çok annemden almışım. BİRÇOK MADALYA SAHİBİ CAZ KOROSU NASIL KURULDU, NE KADAR SÜREDİR ŞEFLİĞİNİ YAPIYORSUN? KORONUN SENDEN ÖNCESİNDEN VE SONRASINDAN BAHSEDELİM BİRAZ. Koro 1994’te kuruluyor. Ben 2005’te tanışıyorum ve 2007 yılında ise Cihan yurt dışına gideceği için koroyu bana bırakıyor. Yaklaşık altı yılı buldu. Koro içinde eklenecek şeylerin sonu yok. O hiç bitmez zaten. Şu anki seviyesinden de memnun değilim tabii ki. İyi; fakat daha da çıkması gerekiyor. Çıkabileceğine inanıyorum.Türkiye’de caz çok

18

bilinmiyor, koro hiç değil.“Caz korosu” hepten insanları “Ne yapıyorsunuz? Adam mı öldürüyorsunuz?” bu gibi bir şeye sürükleyebilir yani. Sürükleye-bilirdi de gerçekten ama ne ilginçtir ki, şu an burada oturmuş bunu konuşabiliyoruz. Türkiye’de de artık birçok insan caz korosu deyince ne demek istediğimizi anlayabiliyor. Bence koronun yaptığı en büyük şey buydu. Dönüm noktası olarak bunu söyleyebiliriz. 2005 yılında tanıştığımda koro öğrenci kulüpleri mantığında -olması gerektiği gibi, diye vurgulayayım – işleyen, insanların hem hoşça vakit geçirdiği, zamanını mantıklı üretimler için harcayabileceği, paylaşırken de ortaya güzel bir şeyle koyabileceği bir platformdu. Cihan da mükemmeliyetçi biridir. Bir turne yolculuğu esnasında Cihan’ın “Sen ne düşünüyorsan yap, birilerinin bir şey demesinden çekinme. Koronun çok ileriye gideceğinden eminim. Hiç geriye bakma, geri adım atma.” Dediğini hatırlıyorum. Onunda bana hep desteği olmuştur. Ben şef olmadan önce on beş kişiydik. İlk turnemiz 2007 Aralık. Dokuz kişi ile çıktık sahneye. Öncesinde kostüm namına bir şey yoktu. Özel bir kostümümüz, kareografimiz vardı o sahnede. İlk konserden sonra: “Ne yapıyorsun sen?” Diyenler oldu. Beklentilerinin de üzerinde bir şey görünce, bu adam bir şey yapıyor herhalde, noktasına geldiler. Seneler içinde çok fazla repertuar seslendirdik. Farklı kadrolar, farklı formasyonlarda ekiplerimiz oldu. Dokuz kişi başladık, beşe düştük. İkinci yılımızda yedi kişilik vokalin üzerine bir de orkestramız vardı. 2010 yılında sahne üzerinde ilk defa koroyu yönetmeye başladım. 2009-2010 yılında 19-20 kişilik bir oda koromuz vardı. 2011 sezonunda 35 kişilik daha büyük kadromuz oldu. Metro videosunun olduğu sezondu bu. Ondan sonra da 35-40 civarı olarak kaldı. HAZIR KONUSU GELMİŞKEN METRODAKİ GÖSTERİNİN HİKAYESİNİ DE DİNLEYELİM SİZDEN. 2011’deki metro videosuna kadar birçok konser yaptık;yurt içi, yurt dışı. İstanbul Caz Festivali, Akbank Caz Festivali, Caz Müzisyenleri Festivali, sanatçılarla ortak çalışmalar yaptık. O sene Temmuz ayında Avusturya’da düzenlenen Dünya Koro Şampiyonası’na katılmak istiyorduk. Tarih yaklaşmış olmasına rağmen, hala sponsorumuz yoktu, sanırım 2 ay kadar vardı. Her prova sonrası toplanıp “Ne yapalım, nasıl yapalım?” diye düşünürken “Video çekelim.” şeklinde bir fikir geldi. Yaklaşık bir ay öncesinde bir organizasyonda


www.stepdergisi.com

tanıştığımız genç bir yönetmen arkadaşımız var: Deniz. ‘Sizinle bir şey yapmayı çok isterim.’ Demişti. Hemen ona mail attım, “Böyle bir fikrimiz var, acaba ne yapabiliriz, sende bu işin içinde olmak ister misin?” diye. Fikri çok beğendi. Bir sonraki hafta İstanbul’a geliyormuş. Buluştuk, bir plan çizdik. Son hazırlıklardan sonra korodakilerle bir cumartesi sabahı çıktık yola. Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde bir arkadaşımızın nikahını bastık. Bütün toplu taşımalar, istasyonlar, duraklar, halka açık meydanlar, alışveriş merkezleri derken akşam sekize kadar her yerde şarkı söyledik. Çok güzel tepkiler aldık. Sonrasında akşam internetteyim, tebrik mesajları geliyor. ‘Ne oluyor’ derken paylaşımı öğrendik. Görüntüyü biz kaydettik; ama haberim yok eklendiğinden. Ben daha düzenler, seçeriz arasından diye düşünürken; Deniz çoktan kesip, koymuş, paylaşmış. 2 hafta içinde ana haber bültenleri, talk-show programları, dergiler, tv kanalları, gazeteler, röportajlar derken çok ilginç bir süreç geçirdik. O dönem Pegasus ile Finans Bank sponsor oldu bize. Gittik, şampiyonluğumuzu aldık geldik. HAYATINDA TİYATRO, YÜZME GİBİ BİRÇOK ALANDA FAALİYET GÖSTERMİŞSİN. BUNLARDAN TİYATRO BELKİ DE SAHNE ORTAMI OLARAK ŞU ANKİ YAPTIĞIN İŞE

DAHA YAKIN. NE GİBİ KATKILARI OLUYOR SANA? Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki en büyük kazanımım, benim için, tiyatroydu. Herhangi bir lise tiyatrosu gibi olmadı hiçbir zaman. Yoğun bir çalışma temposuna sahipti. Haftada üç dört gün süren provalar yapıyorduk. Hayatımın da her alanında yararını gördüm ve hala da görüyorum diyebilirim o eğitimin. Mesela grup kaynaştırmalarında, %5 şarkı söylemek ise %95ini bunlar oluşturuyor ilk bir ay. Koro çalışmalarının %60’ı tiyatral çalışmalarla geçiyor. BAŞARININ ARKASINDA İYİ BİR EKİP VE ORGANİZASYON OLMALI. EKİPLE ÇALIŞMALARINIZDAN BAHSEDER MİSİNİZ? BU BAŞARI, NASIL BİR ÇALIŞMAYLA YAKALANDI? BU KADAR KİŞİYİ YÖNETMENİN ZORLU TARAFLARI DA OLUYORDUR. Çok zor. Bizim ekibimizde şu an envai çeşit insan var. Her yaştan, farklı hayat stillerine sahip, farklı alışkanlıkları, müzik algıları, beğenileri, hassasiyetleri, kişilikleri olan, bambaşka insanlardan oluşan bir gruptan bahsediyoruz. Farklı programlara sahipler. Hepsine birden “A” dedirtmek bile zor. Bu

19


www.stepdergisi.com

renklilik bazen çok büyük avantajken-herkesten farklı bir şey çıkabiliyor çünkü- aynı sebeplerden de çok zor olabiliyor. Dolayısıyla, belli kuralları olmak zorunda. En başta hepimiz kendimizden çok çok ödünler veriyoruz. Sivriliklerimizi yuvarlıyoruz; ancak öyle bir araya geliyoruz. Prova saati, provada uyulması gereken kurallar, bu işi yaparken belli gereklilikler olmak durumunda ve ben de buna uymak zorundayım. Zor oluyor ama her sene biraz daha kendimi ileriye taşıyorum. Bunun dışında yapılan iş çok zor. Eşliksiz söylüyoruz. Kendi kendinin enstrümanı olacaksın, bu demek oluyor ki, kendi kendinin referans noktası olacaksın. Bir piyano çaldığında ona ayak uydurmak biraz daha kolaydır. Fakat diğer türlü, altını sen doldur, üstünü de sen doldur, derken çok disiplin istiyor bu müzikaliteyi, bu seviyeyi oluşturmak. Koronun mantığı, dünyanın her yerinde amatördür. Bu da bir diğer zorlandığımız nokta. İnsanlar okuluna gitmek zorundalar-aslında benim de yapmak zorunda olduğum gibi. İşleri var, çalışıyorlar. Başka hayatları var ve takvim çok yoğun olabiliyor veya yapılan iş çok yorucu zorlayıcı gelebiliyor. Sürekli bir insan sirkülasyonu mevcut. Biri master için gidiyor, biri derslerini toplamak istiyor, işe başlıyor derken; dolayısıyla biz her sene yeni baştan kuruyoruz koroyu. Seviyeni korumak zorundasın, bir imajın var artık. İnsan ilişkileri

20

başlı başına ayrı bir konu. Orkestra yönetmekten zordur. Orada profesyonel bir teknik ekip vardır, notaları çalabiliyorlardır. Ama biz de %100 insan. Ruh halindeki dengenin her zaman iyi ve moralinin yüksek olması gerekir. En hassas enstrümanı kullanıyoruz biz: Ses telleri. Ruh halindeki en küçük bir değişiklik ona yansır. TÜRKİYE’Yİ ÇOK BAŞARILI BİR ŞEKİLDE DÜNYANIN BİRÇOK YERİNDE TEMSİL EDİYORSUNUZ. BİRAZ DA BU DENEYİMLERİNİZDEN BAHSEDELİM. YARIŞMALARDA EN İLGİNÇ DENEYİMİNİZ NEYDİ, İLK TÜRKİYE’Yİ TEMSİL ETTİĞİNİZ ULUSLARARASI YARIŞMADA NELER HİSSETTİNİZ? Dünya Şampiyonu olduğumuzdan, yarışmadan bir şeyler anlatayım. Maddi, manevi çok zorluk çekmiştik o dönemde. Gerçekten zor bir dönemdi. Bu işin topları, erbabı dediğin kişiler o jüride ve salonda adın okunuyor “Türkiye” diye. İstiklal Marşı okunuyor, bayrağın çekiliyor. Acayip bir his. Bu alanda da çok fazla ekip yok. O anları unutamıyorum. Maddi, manevi çok zorluk çekmiştim. Bu sonucu görebilmek… Hatta o videoda ağlayan bir arkadaşımız var, o dönemde yaşananların birikmişliğiyledir mesela. Yine aynı Dünya Şampiyonasından, bir gün sonrasında Kapanış seramonisi


www.stepdergisi.com

vardı. Beş tane koro seçmişler, herkes çıkıp ikişer üçer eser söylüyor sahnede. İlk yarı en son biz çıkıyoruz, sonra ara başlıyor. İlk yarı sonu adımız okundu, Boğaziçi Caz Korosu, Türkiye dendiğinde kocaman bir alkış sesi, sanki parça bitmiş gibi. Sonra başladık parçalara, her parçanın sonu deli gibi alkış alıyor. Üç dakika parça sürüyor; iki dakika alkış. Şarkılar bitti, seyirciler arasında bitiyordu son şarkı; ama o kadar alkış aldık ki tekrar sahneye çıktık. Türkü söyledik. O anı ve sonrasındaki sahne arasında olan ilgiyi, gelip fotoğraf çektirmelerini, benden notaları istemelerini, jüri üyelerinden birinin gelip beni başka bir festivale davet etmesi… Bunları unutamıyorum. Bir de Çin’de 2010’da kaldığımız otelde, dünyanın farklı yerlerinden korolar var. Doksan farklı ülkeden 30 bin kişi var. Sabahın altısında artık yarışmalar bitmiş. Rus, Güney Afrikalı, Avustralyalı, Danimarkalı ekip ve biz varız. Her korodan tipler var. Yaklaşık bir saat boyunca kendi kendimize doğaçlama söyledik ama hiç kesilmiyor. O an çok güzeldi. KONSER HAZIRLIĞINIZ NASIL OLUYOR, SONUÇTA HER KONSER YENİ BİR BAŞLANGIÇ GİBİ DİYEBİLİRİZ. FARKLI İNSANLAR, YENİ BİR ATMOSFER, YENİ BİR ORTAM… Koroya girmek ister misin?  Böyle insanlara ihtiyacımız var. Dediğin gibi aslında öyle olması da gerekiyor. Bu çok önemli, belki de bu bizi ayıran özelliklerden bir tanesi. Dinamik bir ekibiz, her ne kadar bana yeterli gelmese de. Çok daha canlı olması lazım. Çok sahneye çıktığında tabir-i caizse kaşarlanıyorsun. O hiç kaybolmaması gereken amatör ruh kaybolur gibi olduğunda, ben hemen müdahale etmeye çalışıyorum. Genelde o ruh hissediliyor ama. Her konser başka bir tepki alıyorsun, başka bir duygu ile karşılaşıyorsun. Özel bir proje varsa onun provası oluyor genelde. Konser günü, konser provası alıyoruz sahnede. Konser öncesi bir ritüelimiz var, bir dakika kadar kuliste yalnız kalıyoruz, sonra sahneye çıkıyoruz. 13-Sertap Erener’in son albümünde bir şarkısına eşlik ettiniz. Başka sanatçılarla da bu tarz çalışmalarınız olacak mı? Sertap bize eşlik etti neredeyse  Ben dört gece sabahladım onun için. Bir projemiz var: ‘Bu Kampüste Çok Ses Var’. Bu projenin son iki gününe denk geldi her şey. Konser provasındayım, Sertap, Amerika’dan mesaj atıyor, “Masis ne yaptın, yapabilecek miyiz? Gece olmaz, sağlam kafa ile yapmalıyız.”. Yoğun bir çalışmaydı. Hiç suni bir ses yok, duyulan ritimlerin çoğunu ben kaydettim

gece birde, üçte. Çünkü sabah söyleşi, konser; gece stüdyo şeklinde ilerliyor. Nil Karaibrahimgil ile bir konserimiz oldu. Sertap’la da daha önce çok performans yapmıştık. Yasemin Mori ile de oldu koro. Gelecek zamanlarda da başka projelerde olur diye düşünüyorum.

“En Hassas Enstrümanı Kullanıyoruz Biz SesKOROSU’NUN Telleri.” GELECEK BOĞAZİÇİ CAZ PLANLARINDAN KONUŞALIM BİRAZ DA…

‘Bu Kampüste Çok Ses Var’ projesini, bütün Türkiye’ye yaymak gibi bir fikrimiz var, çok yerden teklif alıyoruz. Eğer bir albüm yapılacaksa, Gezi şarkılarından bir kayıt olabilir. Festivaller, yarışmalar devam edecek tabii ki. Onun dışında 2014 yılında Dünya Koro Olimpiyatları var mesela. Temmuz’da muhtemelen olur. Temmuz 2013’te Avusturya’da yapılacak bir yarışma vardı mesela, ama Gezi olaylarını göz önünde bulundurarak gitmemeye, burada kalmamızın daha iyi olacağına karar verdik. Öğrenci kamplarında, koro ve performans atölyelerimiz vardı.

“Üç Dakika Parça Sürüyor, İki Dakika Alkış.”

EKİBİNİZE GİRMEK İSTEYENLER İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ? bogazicicazkorosu.com diye bir sitemiz var, başvuruları oradan yapabilirler. İki seçmeli bir aşama oluyor. Geçen yıl dokuz yüze yakın başvuru almıştık. Bir an bile akıllarından geçti ise başvursunlar. İlla koroda olmalarına gerek yok, şarkı söylemeyip ekipte olanlar var; gönüllü fotoğrafçımız mesela. Mutlaka tanışmaya bekliyoruz. 25-26 yıllık ömrümde öğrendiğim bir şey varsa o da; eğer bir şeyi istiyorsa biri, ondan korkmamalı ve çekinmemeli. Ne kadar istediğin, ne kadarını yapabileceğin konusunda kapasiteni bilmek ve kendine dürüst davranmak çok önemli. Cesaret önemli bir şey. Bu noktaya gelebilmek cesur davranmam ve davranmamızdan oldu. Engeller çık(arıl)ıyor ama “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” diyorum.

21


www.stepdergisi.com

Engelli Hakları! Haklardan bahsediyoruz, hani şu doğuştan sahip olduğumuz, hani devletin eksiksiz yerine getirmesi gerektiği ve ölünceye dek sahip olacağımız şeyler. Bu konuda eksiklikler yok mu dersiniz? Şüphesiz ki mevcut. Bundan niye bahsediyorsun demeyin; haklarımızdan birçoğumuzun haberi yok. Dahası bu makalede engelli arkadaşlarımız için tanınan ve tanınması gereken haklardan ve onların da pek haberlerinin olmadığı haklardan bahsedeceğim.Doğrusunu söylemek gerekirse, bende bilmiyordum birçoğumuz gibi araştırana kadar. Hikâyemize başlamak istiyorum, izninizle, sevgili engelli arkadaşlarım. Yine güzel bir günün sabahına uyandınız, içinizde yeni günün mutluluğuyla. “Bugün ne yapsam?” diye düşünüyorsunuz. Arkadaşınızı aramaya karar verdiniz; ne duruyorsunuz arayın, cep telefonu hatları belli oranlarda sizlere indirim uyguluyor. Konuştunuz ve Kadıköy’de buluşmaya karar verdiniz. Evinizin bulunduğu semtten bir halk otobüsüne atlayarak Eminönü’ne geldiniz. Daha sonra Kadıköy iskelesine giderek bir vapura bindiniz. Yaklaşık yarım saat süren boğaz manzaralı bir yolculuktan sonra vapurumuz iskeleye yanaşıyor. İskelede sizi bekleyen arkadaşınızı görüyorsunuz, sizden önce gelmiş olmalı. Ona tüm yolculuğunuzdan ve buraya kadar ücretsiz ulaşımdan faydalandığı-

22

nızdan bahsediyorsunuz. Daha sonra güzel bir mekânda çayınızı yudumlarken, bugün ne yapsak, diye bir beyin fırtınası yapıyorsunuz.Sonra ona müzelerden bahsediyorsun, o pek parlak bulmuyor fikrini. O da sana tiyatroya gitme önerisinde bulunuyor. Kadıköy Devlet Tiyatrosuna gittiğinizde oyun saatlerinin size uymadığını görüyorsunuz. Tam o esnada sinema fikrini ortaya atıyorsunuz. Müze,Devlet tiyatrolarındaki gibi sinemalarda da size özel indirimler uygulanıyor, çünkü. Bir sinema salonuna gidip filminizi izliyorsunuz; hatta film o kadar komik ki, eve kadar yüzünüzde tebessümle gidiyorsunuz. Eve gittiğinizde şehir dışından arkadaşınız aramış, siz yeni farkına varıyorsunuz. Arıyorsunuz, sizi davet ediyor; hatta gelmeniz için ısrar ediyor. Hoşunuza gidiyor, nasıl gideceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz. Demir yollarını, otobüs firmalarını araştırıyorsunuz ve uçak firmalarına bakıyorsunuz. Giderken otobüsle gidiyorsunuz. Varıyorsunuz, eğleniyorsunuz ama yorulduğunuz için dönüşünüzü uçakla yapıyorsunuz. Tabii ki yine tüm bu yolculuklardan indirimli faydalanıyorsunuz. Sonra ne mi oluyor? Siz mutlu oluyorsunuz, biz mutlu oluyoruz. Yüzünüze yayılan mutluluk, bize yaşama sevinci katıyor. Ercan KARAÇELİK Sosyal Sorumluluk Koordinatörü


www.stepdergisi.com

23


www.stepdergisi.com

Gamze Cizreli Big Chefs Kurucusu

24


www.stepdergisi.com Tecrübe, başarı isteği ve bir kadın girişimci. Evet, Gamze Cizreli’ den bahsediyoruz. Aldığı riskler ve azmine hayran kalacağınız bir röportaj için Step Dergisi’ ne konuk oldu. Türkiye’de restorancılık sektörüne boyut atlatan Gamze Cizreli’nin BigChef ’s kadar lezzetli bu röportajını sizlere sunuyoruz…

Her Bitiş Ve Kaybediş Daha Parlak Bir Başlangıç Doğuruyor. ANKARA’DA CAFEMİZ’İ AÇTIĞINIZ 90’LI YILLARDA CİDDİ RAKİPLER MEVCUT DEĞİLDİ. İNSANLARIN YENİ BİR ŞEYLER DENEMELERİNİN, ARAYIŞ İÇİNDE OLMALARININ DA ETKİSİYLE HIZLA İLERLEDİNİZ. BUNLARI TAMAMEN BIRAKACAK OLMAK SİZİ NASIL HİSSETTİRDİ?

Y

arattığım markaları bırakıp yoluma tek başıma devam edecek olmak ilk başta çok zor oldu. Ama daha sonra anladım ki aslında bu bir terk ediş, bir bitiş değil aksine yepyeni ve daha güçlü bir başlangıçtı. Yakın zamanda KAGİDER ile yaptığımız “Başarısızlık” temalı söyleşide de söyledim; her bitiş ve kaybediş daha parlak bir başlangıç doğuruyor. Bütün bu tecrübe ve birikimler benim çok daha güçlü bir şekilde yeniden doğmamı sağladı. ANKARA’DAKİ UZUN SÜRELİ İŞ HAYATINIZDAN SONRA BİR ANDA HER ŞEY SIFIRDAYKEN, KENDİNİZE VE TECRÜBELERİNİZE İNANARAK, BİGCHEFS’İ SADECE KREDİ İLE HEM BANKAYA HEM DE ÇEVRENİZE DE İNANDIRDINIZ? BU SÜREÇTE NASIL GEÇTİ? Herkes para biriktirmek peşindeyken ben yıllar boyunca bilgi, tecrübe ve en önemlisi insan biriktirdim. Bu süreçte hepsinin bana paradan çok daha fazla faydası olduğunu söyleyebilirim.

CAFEMİZDE ELMALI PAY, CAPPUCCİNO VARKEN, KUKİ HOUSE’TA BUTİK PASTACILIĞA; QUİCKCHİNA İLE UZAKDOĞU’YU ANKARA’YA TAŞIRKEN, DONNA KARAN İLE MODA SEKTÖRÜNE GİRDİNİZ. YÖNELİMLERİNİZ VE SEKTÖREL DEĞİŞİMLERİNİZDE HANGİ FAKTÖRLERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURDUNUZ? Sizin de söylediğiniz gibi o yıllarda yiyecek içecek sektöründe her şey yeni yeni gelişiyordu. Vizyonu, hayalgücü ve görgüsü geniş olan, aynı zamanda piyasayı iyi koklayabilen girişimcilerin hepsi bugün çok iyi yerlere geldi. Biz de Cafemiz’ de gözlemlediğimiz bütün pasta ve butik pastacılık taleplerini Kuki ile karşılarken, yine sektör için yeni sayılan Uzak Doğu mutfağını hızlı ve uygun fiyatlarla sunmayı hedefleyerek doğru bir öngörüde bulunduk. YİYECEK-İÇECEK SEKTÖRÜNDEN GİYİM SEKTÖRÜNE GEÇİŞİNİZDE, BU KARARI ALMANIZDAKİ EN BÜYÜK SEBEP NEDİR? SONUÇTA KAFE KÜLTÜRÜNÜ HEM DE YENİLİKLERİ İLE TANITMIŞSINIZ VE BU İŞTE DE BAŞARILISINIZ. NEDEN BÖYLE BİR YÖNELİM İÇİNDE GİRDİNİZ? Bu gözlem ve girişimcilik ruhu sadece tek bir sektöre hitap etmiyor. Bir girişimci, aklınıza gelen her sektör için kolları sıvayabilir. DKNY benim yakınen takip ettiğim ve beğendim bir markaydı, Ankara için yine bir ilk niteliğinde olan bir girişimdi. Bu aynı zamanda stratejik bir kurgu; yumurtayı farklı sepetlere koymak gerekiyor bazen.

25


www.stepdergisi.com

90’LI YILLARDAKİ SİYASİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE GELİŞİMLERİ DE GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURURSAK, AVANTAJDEZAVANTAJ YÖNÜNDEN İNCELEYEREK ANKARA MEKANLARINIZI NASIL KARŞILADI?

26

Dediğiniz gibi Big Chefs tamamen ileriye yönelik ödeme planları çerçevesinde açıldı. Her iş insanı gibi, ben de bu işe büyük bir riski göze alarak başladım. İyi bir iş planı yapmıştım;fakat, tabii ki eğer Big Chefs başarılı olmasaydı veya giderlerimiz direnç süremizi aşsaydı, büyük bir borcun altına girmiş olacaktım.

Ankara yeme-içme sektörü için her zaman çok zor ve aynı zamanda çok öğreticidir. Şehrin genel disiplini, yaşama saatleri, siyasi, askeri erkanın ve bürokrasinin merkezi oluşu bir anlamda memnun etmesi çok zor bir müşteri kitlesi ile baş etmek demekken öbür taraftan her zaman çok büyük bir özen ve disiplin göstermeye alıştırdığı için işletmeyi çok güzel kamçılıyor. İstanbul’a gelince daha iyi anladım ki, Ankara’dan çıkan markalar işte bu yüzden her yerde çok başarılı oluyor.

2010 YILINDA KAGİDER GARANTİ BANKASI-EKONOMİST DERGİSİ İŞBİRLİĞİ İLE İLE YILIN İŞ KADINI YARIŞMASINDA TÜRKİYE 1. Sİ OLDUNUZ. NASIL BİR DUYGU?

2007DE BİGCHEFS İLE TEKRAR BAŞLADINIZ, BİR NEVİ İKİNCİ BAHARINIZ OLDU DİYEBİLİRİZ ASLINDA SEKTÖR İÇİN. ELİNİZDE OLANLAR; SIFIR ÖZKAYNAK, 10 YILI AŞKIN TECRÜBE. YATIRIM DA YATIRIMCI DA YOK. KREDİ ALARAK BAŞLADIĞINIZ İŞİN RİSKİ NEYDİ?

BİR DÖNEM DRAGONS’DEN TÜRKİYE’DE MELEK YATIRIMCI OLDUNUZ, KAÇ PROJEYE YATIRIMCI OLMAYI KABUL ETTİNİZ?

O gün törene gittiğimde böyle bir ödül alacağımdan hiç haberim yoktu. Bir anda projeksiyonda dalgalanan Big Chefs bayraklarını gördüğümde yaşadığım şaşkınlık, coşku, gurur ve mutluluğu tarif edemem. Hayatımın en güzel anlarından biriydi.

İnploid.com’a ve buzlanmayı önleyen alternatif bir kimyasal projesine melek yatırımcı oldum.


www.stepdergisi.com

sorumluluk projesi üzerinde çalışıyoruz. BU PROJELERE SİZİ İNANDIRAN ŞEY İLE YILLAR ÖNCE SERMAYESİZ BİGCHEFS’İ KURARKEN İNANCINIZLA BENZERLİKLER VAR MI? Öncelikle karşımdaki kişinin projesine ne kadar inandığına bakarım. İşi iyi biliyor olması çok önemli. Gözlerindeki heyecanı, cesaret ve inanç ışığını görürsem, iş planını incelemeye başlarım. YATIRIMCISI OLDUĞUNUZ VEYA OLMADIĞINIZ PROJELER İÇİNDE PİŞMAN OLDUĞUNUZ OLDU MU? Hayır olmadım. O anda inanmadıysam vardır bir nedeni. GAZİANTEP’E FRANCHİSİNG VERDİNİZ, SONRASINDA SARUHAN TAN İLE DE İSTANBUL’DAKİ MEKANLARINIZ İÇİN ORTAKLIĞINIZ MEVCUT. BU SÜREÇTE SARUHAN BEY’DE SİZİ İSTANBUL İÇİN İKNA ETTİREN NEYDİ? Benim de tam Ankara’dan çıkıp, İstanbul’a genişlemek için ciddi planlar yaptığım bir dönemde Saruhan Bey’in BigChefs’e yemek yemeye gelip çok beğenmesi ve markamızla ilgilenmesi çok güzel bir tesadüf oldu. Hedeflerimiz aynıydı ve birbirimizden olumlu elektrik aldık. FRANCHİSİNG ŞARTLARINIZ NEDİR? Bize bu talepte bulunan kişinin iyi bir vizyona ve anlayışa sahip olması çok önemli. Ayrıca yiyecek içecek sektörüne ilgi duyması, tercihen kadın olması ve işletmenin başında durmasını bekliyoruz. Tabii önerilen lokasyonun iyi olması da bir o kadar önemli. Bunların haricinde Franchising bedeli 100. 000 USD , Royaltyfee ise %6 olarak işletiliyor. YEMEK KİTAPLARINIZA DEVAM EDİYOR MUSUNUZ? Sadece yemek kitabı değil aynı zamanda yaşam stilimizi de yansıttığımız çok güzel bir sosyal

YOĞUN BİR İŞ YAŞAMINIZ VAR, İŞ DIŞINDA VAKİT AYIRABİLDİĞİNİZ SPOR VEYA SOSYAL SORUMLULUK FAALİYETLERİNİZ VAR MI? KİŞİSEL GELİŞİMİNİZE VAKİT AYIRABİLİYOR MUSUNUZ? Haftada 3-4 gün yürüyüş yapıyorum. İyi bir film ve konser takipçisiyim. Okumak ve gözlemlemek benim için bir hastalık olduğu için kişisel gelişim hayatımın her anında var diyebilirim. FARKLI DAMAK TATLARINI, FARKLI LEZZETLERİ VE FARKLI KÜLTÜRLERİ TÜRKİYE’YE TAŞIDINIZ, BUNU NASIL SEÇİYORSUNUZ? İlk soruda da cevapladığım gibi,bu biraz vizyon, biraz görgü, kadınlarda çok daha yoğun olduğunu düşündüğüm bir altıncı his ve piyasayı çok iyi gözlemleyerek edinilen doğru koku alma becerisi. BİR GİRİŞİMCİNİN YAPMAMASI GEREKENLER ÜZERİNE KONUŞACAK OLURSAK, NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ? Kendilerini çok iyi tanımadan ve yapacağı işin içinde çalışıp, işi iyi bilenlerden öğrenmeden hiç bir işe girişmesinler derim.

Başka Markalar Ve Projeler Üzerinde Çalışıp Kendime Yeni Maceralar Yaratacağım Kesin! KENDİNİZİ “GİRİŞİMCİ” OLARAK NASIL BULUYORSUNUZ? Bugün bulunduğum noktaya bakacak olursak kendimi başarılı buluyorum. Planladığımın ötesinde bir büyüme grafiği içindeyiz. Ama bu tatmin olduğum anlamına gelmiyor. Başka markalar ve projeler üzerinde çalışıp kendime yeni maceralar yaratacağım kesin!

27


www.stepdergisi.com

Girişimcilik Nedir ve Neden Trend Olmalıdır? Girişimcilik, pek çok başarılı isim tarafından, yine pek çok kez tanımlanmış. Girişimciliğe en genel anlamıyla baktığımızda; aksayan bir sisteme çözüm üretme, hali hazırda işleyen bir düzene yenilik getirme, katma değer sağlama çabasıdır. Girişimcilik dediğimiz bu çaba, karşılığında ne beklenirse beklensin;ekonomik, kültürel ve toplumsal sistemlerin gelişimini/ değişimini ve sürdürülebilirliğini sağlamak için kritik derecede önemlidir.Bu önemin farkına varan ve girişimcilik çabasını üst seviyeye çıkaran toplumlar daima önde olmuşlardır, olacaklardır da. Günümüzdeki dünya düzenine baktığımızda; “girişimcilik”algısını benimsemiş ve bu algıyla ekosistemler oluşturabilmiştoplumların doğal sonuç olarak dünyada söz sahibi olduklarını görüyoruz. Dünyamızın başlangıcından sonuna kadarki yolculuğunda, biz insanlığa ne kadar bir yönlendirme ve yönetme iradesi verilmişse; o iradenin bu toplumlarca adeta lokomotif gibi kullanıldığını, diğer toplumların ise sadece bu toplumların etkisinde ve takibinde olduklarını görüyoruz.Bu çerçeveden ülkemize baktığımızda ise, maalesef tablo umut verici olmaya yeni yeni başlasa da halen iç açıcı değil. Toplumlar arası dengelerebaktığımızda, ülkemiz bu denge içerisinde üreten değil; tüketen bir konumda. Ürettiğimizürün kalemlerimizin ise, çok azında katma değer sahibi üretim süreçlerimiz var. Gelişmiş ülkeler ihraç ettikleri her ürün kilogramı başına 3-4 $ kazanırken, ülke olarak kilogram başı ürün ihracatımızın fiyatı 2 $ seviyelerinin altında. Bu demektir ki;deyim yerinde ise ürettiklerimizde taşörenlik yapıyoruz. Ar-ge ve inovasyona(yenilikçiliğe)dayalı katma değerli üretimler yapmadığımız için çabalarımızın sonuçlarını alamıyoruz. Mesela bir örnek vereyim; önde gelen sanayi illerimizden Gaziantep’in bir yıllık ihracat hacmi sadece 1

28

yıllık cep telefonu ithalatımızı karşılıyor.Ülke olarak gelişmekte olan bir ekonomiye sahip olsak da rakamlar, geleceğe yönelik bir şeylerin artık değiştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Ar-ge veinovasyonkültürünü ve girişimcilik ruhunu milletimize aşılamamız gerekiyor. Eğer girişimcilik ruhunu ülke insanımıza aşılamayı başarabilirsek -ki bu o kadar da zor değil- ar-ge ve inovasyona gereken önemi vererek dünyaya katma değer sağlayan toplumlardan birisi olabiliriz. Bu nedenle ülkemizin çıkış noktası olarak girişimciliği görüyorum. Bu öngörüde ne kadar haklı olduğumu günümüzün lider toplumları ve lider girişimleri ayan beyan ortaya koyuyor zaten.Arge ve inovasyon temelli bir girişim sonucu ortaya çıkan bir ürün veya hizmet;tüm dünyadaki tüketim alışkanlıklarını değiştirebiliyorsa ya da geleneksel iş modellerini bile rafa kaldırabiliyorsa; bu o girişiminortaya çıktığı toplumun ekonomik ve kültürel anlamda yükselmesine, zirveye oynamasına ya da zirvede kalmasına sebep oluyor demektir. Dünyada çok başarılı girişim örnekleri var; ülkemizde de var. Ancak bu başarı örneklerimizi daha da yaygınlaştırarak, daha fazla ön plana çıkararak geniş tabanlara girişimcilik tutkusunu yaymamız gerekiyor. Ülke olarak genç bir nüfusa sahibiz. Dünyanın çok azının sahip olduğu bu nüfusu etkili bir şekilde kullanabilmemiz, işsizler ordusu oluşturarak dezavantaja çevirmek yerine, girişimci bir ruhla hareket eden gençler haline


www.stepdergisi.com

getirip avantajaçevirmemiz gerekiyor. Yani, işsiz üniversite mezunlarımızın olmamasılazım.Kaldı ki; mezun olunca sadece kurumsal şirkette ya da kamuda iş arayan değil; aynı zamanda iş kurabilen, hatta başlangıç olarak bir girişim şirketinde çalışmayı arzu edebilen bir gençlik tutkusu oluşturabilmeliyiz.Gördüğünüz gibi gençlerimizi üretime katabilmenin, katma değer ve emeğe dönüştürebilmenin en etkili yolu olarak,yine girişimcilik olgusu karşımıza çıkıyor. Kaldı ki ülke olarak bugünkü koşulları bir daha yakalayamayabiliriz.Çünkü şu an sahip olduğumuz genç nüfus potansiyeline önümüzdeki onyıllarda sahip olamayabiliriz. Bir diğer pencereden bakarsak; yabancı sermayedarların, yatırımcıların dikkatini çeken bir ülke haline gelmemiz girişimcilik için ayrı bir fırsat. Uluslararasıkonjektür bu atılımları yapabilmemiz için hiç olmadığı kadar müsait bir halde. Ülkemize ilgi duyan ve gelen yabancı fonları;patentli iş fikirlerimizle ve girişimlerimizle kullanmalı, katma değerli ürün/hizmet olarak ülkemizde kalıcı hale getirip tüm

dünyanın tüketimine/kullanımına sunabilmeliyiz ki; sahip olduğumuz konjonktürü ve potansiyeli en iyi şekilde değerlendirebilelim. Burada, oluşan ekosistemimizde fikri mülki haklar ve patentleme, yani fikir ve girişimleri (ürünleri, projeleri) sahiplenme çok önemli hale geliyor. Aksi halde; bilinçsizce inşa edilen bir girişimcilik ekosistemi, yabancı fonları fikir / proje avı yaptığı ve zamanla kurumaya yüz tutacak bir göl haline de gelebilir. Özetle, girişimci bir toplum olamazsak, geriden giden, izleyen, tüketen olmaktan kurtulamayız. Var olmak, inanç ve değerlerimizle biz kalabilmek ve dünyada söz sahibi olmak istiyorsak girişimci bir toplum haline gelmemiz elzemdir. Bundan daha elzemi ise; bu değişime ve dönüşüme kendimizden başlamamız, birey olarak örnek girişimcilerde bulunupörnek atılımlar yapabilmemizdir. Hepimiz bu vizyon ve motivasyon ile çalışırsak yarınlar bizim olacaktır. İdris Cin / Girişim Haber

29


www.stepdergisi.com

Serkan Sevim Medianova A.Ş. CEO’su

30


www.stepdergisi.com İnternet hayatımıza ne zaman girdi ya da biz ondan nasıl faydalandık? Bunun dışında Türkiye’ de internet girişimciliği nasıl ilerlerdi, hangi aşamalardan geçti? İnternetin hayatımıza yeni yeni girdiği dönemlerde, interneti bir fırsata dönüştüren insanlardan biri de Serkan Sevim’di. E-ticaretin hangi aşamalarla günümüze geldiğini, e-ticaretten nasıl faydalanıldığını öğrenmek istiyorsanız, bu röportaj tam size göre…

OKUYUCULARIMIZ İÇİN KENDİNİZDEN, BULUNDUĞUNUZ KONUMA GELENE KADAR YAŞADIKLARINIZDAN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ?

G

alatasaray lisesinden mezun oldum, Boğaziçi üniversitesinde fizik okudum. Üniversiteyi bitirdikten sonra master yapmak için Amerika’ya gittim. Amerika’ya giderken de yol boyunca aklımda “kendi şirketimi kurmalıyım, bir şeyler yapmalıyım” gibi fikirler vardı. Amerika’ya gittikten 4-5 ay sonra bir şirket kurduk. Yani, daha öğrenciyken; hatta teknik olarak okula tam olarak başlamadan, yarım dönem sonunda bir şirketimiz vardı. Ne iş yaparız, nasıl ilerleriz diye düşündüğümüz bir dönemde; Türkiye’den mal getirip onu mu satalım, yoksa internet üzerine mi eğilelim diye düşünüyorduk. O zamanlar internet çok yeniydi; hatta yoktu bile diyebiliriz. Amerika’da şunu fark ettik ki; ben Boğaziçi üniversitesini bitirip İngilizce bilmeme rağmen ciddi bir bocalama yaşıyorum. Bambaşka bir kültür bambaşka bir ortam, ister istemez zorlanıyorsunuz. Bir internet sitesi yapalım dedik ve “mezun.com” diye bir marka seçtik. Bu site online bir portal olsun, insanlar buradan bilgi alsınlar diyerek başladık. Çok tuttu tabii; ciddi bir insan grubu Amerika’ya gitmek istiyordu. Düşünün, o zaman Türkiye’de belki biriki milyon internet kullanıcısı var, bizim database 500bin oldu; inanılmaz bir talep vardı. Yine o dönemde, başka yeni olarak ne iş yapabiliriz diye düşünüyorduk. “Calling card” diye online telefon kart ürünü geliştirdik ve Amerika’da ki Türklere Türkiye’yi aramaları için bu ürünü satmaya başladık. İnanılmaz talep gördü, ilk sene ciromuz 200bin dolardı,diğer sene 1,2 milyon dolar, daha sonra 2,5 milyon dolar ve bu şekilde katlanarak gitmeye başladı. Bir anda Amerika’da herkesin bildiği, kullandığı bir servis haline geldik. Yine o dönemde “daha fazla ne yapabiliriz”

deyip bir çiçek servisi açtık,mezun çiçek, başka ne yapılabilir; “greencard” çekilişine katılım üzerine bir platform geliştirdik. Bu şekilde servisler ekleyerek mezun’da devam ettik. 2004 yılında dünya üzerindeki Türklere internetten maç satalım diye bir fikir oluştu ve “turkishsoccer.tv”diyebir domain açtık, bununla beraber daha “youtube” yokken; hatta henüz video bile yokken biz internetten 97 ülkeden 40bin kişiye maç sattık. Bu ülkelerin arasında Türkiye yoktu, o dönemde Türkiye’de yayın haklarından dolayı maç satışı yasaktı. 2005 yılında “truestreaming”i ben gördüm; fakat ortağım çok fazla inanmadı bu işe, çiçekişine de çok fazla inanmıyordu. Bu iki projemi alarak mezundan ayrıldım, daha doğrusu streaming’i onlar kapattı; “medianova” diye bir şirket kurarak ben açtım. Bir yandan da Türkiye’de “444.çiçek” adında çiçek işine devam ettim. Bu iki işi büyüttüm, daha sonra 2010 yılında mezun. com’daki hisselerimi sattım. 2011 yılında çiçekişini “ciceksepeti. com”aiyibir fiyata sattık.Şu anda da Türkiye’nin en büyük “streaming” sağlayıcısı olarak “medianova” ile devamediyorum. BU BAHSETTİĞİNİZ SİTELERDE BAŞARIYI YAKALAMANIZIN SIRRI NEDİR? Bir şirketi sunmak için aslında birçok parametre var. Bunlardan biri; bir değer olması. Bir iş adamı ya da girişimci olarak baktığında bir değer yaratmadıysan, öncelikle sen bu değere inanmadıysan bu satılamaz demektir. Değer derken, örneğin bir dergi çıkartıyorum ve bu dergi elli kişiye ulaşıyor bu bir değer değildir, başka bir dergi düşünün: 5milyon kişiye ulaşıyor, işte bu bir değerdir. Bizim işimizde müşteri biriktirmek zordur. Çiçek işini düşünün, bir müşteri yılda bir veya iki çiçek alıyor. Bu şekilde müşteri birikimi yapmak çok zor; ama sen çok iyi hizmet veriyorsun ve yıllar geçtikçe sektörde bir değer oluşturmuş oluyorsun. İkincisi, işi alacak kişilerin seni biliyor olması lazım; mesela ciceksepeti’nin bizi almaya karar vermesi, bizim reklamlara ağırlı vererek ciddi bir görünürlük sağlamamızla oldu. Sen, burada rakibin gözünde bir imaj çiziyorsun karşındaki bakıyor ki bu kişiler bu işte yol alıyor tabi ki de onları da alıp yoluna devam etmek isteyecektir. Yani olayı kendi tarafına çekmeyi tercih ediyor. MARKETİNG İÇİN REKLAMLARIN ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUNUZ ÖYLE DEĞİL Mİ?

31


www.stepdergisi.com

Tabii, reklam çok önemli; ama çok pahalı bir oyun. Özellikle bugün Türkiye’de çok pahalı. Bizim zamanımızda, dört beş yıl önce, ilk başladığımızda, Çiçek’in reklam bütçesi 3bin liraydı. Oldukça da kârlı büyüyordu. Aylık 3bin lira harcayarak yıllık %80 büyüyorduk, sattığımda ayda 100bin lira harcıyorduk ve yıllık %20 büyüyorduk. Şimdi, internet işinde oyun büyüdü, artık herkes reklam veriyor. Bir yerlere ulaşmak istiyorsanız ciddi paralar harcıyorsunuz. Bu da ödeyebiliyor isen çok doğru bir yatırım. SIFIRDAN, TEMELDEN BİR İNTERNET GİRİŞİMCİLİĞİNİN ÇOK ZOR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSUNUZ, ÖYLE Mİ? Tabii ki duyurmanız için reklam lazım; ama ne yaptığınızla çok alakalı. Ben hayata hep şöyle bakmışımdır: Bir sorun varsa, girişimci olarak senin bir çözüm getirmen lazımdır. Şöyle düşün, çölde su satıyorsun, reklam yapmaya ne kadar ihtiyacın var? Sonuçta kişi orda su diye sürünürken “buyur su” dersin ve bütün her şeyini alırsın karşılığında, sana” hayır, olmaz” demez; çünkü o an suyu almak zorundadır. Bunun için, internet girişimciliğini de zor veya reklama ihtiyacı var diye yorumlamamak lazım. Sen, ben de e-ticaret yapacağım, diyorsan bugün bu işi yapan bir sürü marka var. Onların arkasında kuyruğa girmen lazım. Bu işte kuyruğa girmek, kendini ortaya koymak istiyorsan, tabii reklam bir yol; ama bu işte batabilirsin de. Öte yandan, Türkiye’de hiç yapılmayan bir işi internette yapmaya karar ver, insanlar çok memnun kalsın birbirlerine haber verirler, paylaşırlar reklamını bu şekilde ücretsiz de yapabilirsin. Özetle girişimcilere şunu söylemek istiyorum: Bir işte pilot deriz, önce bir faz; belli metrikler, analitikler, geri dönüşüm oranları nedir, satabiliyor musun, sistem çalışıyor mu diye bakarız. Eğer sistem çalışıyor ise reklamı rekabetten önce büyümek için kullanabilirsin; ama sistem zaten çalışmıyorsa, zaten satamıyorsan reklam verip bin kişiyi oraya toplamanın bir anlamı yoktur. MEDİANOVA’YI KURDUKTAN SONRA, DAHA ÖNCE UĞRAŞTIĞINIZ İŞLERDEN NEDEN DAHA ERKEN AYRILMADIM Kİ, DEDİNİZ Mİ? Mezun’dan neden daha erken ayrılmadım, diye

32

düşündüm tabii. Bu noktada bir hata yaptım, ortağımla iyi geçinemediğimiz için ayrıldık; ama keşke bir orta yol bulunup devam edebilseydik. Şöyle düşünün “mezun.com” 2003-2004 yıllarında 4 milyon dolar ciro yapıyordu. Şimdi, eskisi kadar ilgi çekici bir konumda değil, ne yazık ki. Biz “mezun.com” yaparken, sahibinden.com, gittigidiyor.com, yemeksepeti.com çıktı ve bunların hepsi para yapmayan, zor dönen sitelerdi. Sen böyle bir fırsatta en öndesin, yurtdışından dolar bazında gelir sağlıyorsun, inanılmaz bir sistemin var ve orada keşke değdim nokta bu işleri keşke biz çıkarabilseydik. Benim mezun’dan ayrılıp tekrar belli şeyleri baştan yapmam bana vakit kaybettirdi; ama şuan olduğum konuma baktığımda iyi ki de yapmışım diyorum. ŞUAN YURTDIŞI VE YURTİÇİ PAZARINIZ MEVCUT, TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK PLATFORM VE STREAMİNG SAĞLAYICISISINIZ.” BU BAŞARILARI DAHA ERKEN DE ELDE EDEBİLİRDİM” DİYOR MUSUNUZ? YOKSA ÖNCEDEN YAPTIĞINIZ ÇALIŞMALARINIZ VE BAŞARILARINIZ BU BÜYÜK BAŞARINIZA ZEMİN Mİ HAZIRLADI? Tam olarak bilemiyorum aslında, aynı şeyleri tekrar yaşamam lazım sanırım.

“Eğer Medianova’yı Önceden Kursaydım, Bu Başarıyı Elde Edemezdim.” ÖNCEDEN MEDİANOVA’YI KURMUŞ OLSAYDINIZ, BU BAŞARIYI YİNE DE ELDE EDEBİLİR MİYDİNİZ? Eğer Medianova’yıönceden kursaydım, bu başarıyı elde edemezdim. Çünkü o zaman Streaming Media, şu an bulunduğu konuma sahip değildi. Zaman geçtikçe, aynı hatayı yapmamak için bugün daha hızlı koşmam gerektiğini düşünüyorum. O döneme bakınca, bana büyük bir tecrübe olan şeydir, internetin açıklara sahip oluşu. Ama Amerika-Türkiye kıyasında, Amerika’da para kazandıran internetteki işlerin, Türkiye’ye ne zaman geleceğini bunun nasıl olacağını da düşünmüyor değilsin. Mesela, benim hep verdiğim bir örnek vardır. Ailem sanayici. Mezun’da milyon dolar ciro yaparken Türkiye’ye geldiğimde ailem: ‘Oğlum bak doğru düzgün bir iş yap,yani bu ne?’


www.stepdergisi.com

diyordu. İşimden aldığı buydu, ortada bir şey görmüyordu çünkü. Dolayısıyla bilemiyorum, belki daha erken Medianova yapsam, belki şu anda 1999 kuruluşlu, dünyada 1.2 milyon dolar ciro yapan bir firma var, onu almak için uğraşıyor olabilirdim. Belki vizyon yine yetmeyecek, büyük düşünemeyecektik. 20-30 milyon dolar yapıp ne yapalım da diyebilirdik. YANİ, YAŞADIĞINIZ YER ETKİLİYOR DEĞİL Mİ, BU İŞLERİ YAPARKEN? Kesinlikle. Benim Amerika’da yaşadığım sekiz yıl, bana misyon ve vizyon açısından çok değer kattı. Farklı bakış açısına, farklı görüşlere sahip oluyorsun ve Amerikalıların o kadar da önemli olmadığını da fark ediyorsun. Mümkünse eğer, yurt dışında en azından bir dönem geçirilmesini tavsiye ederim. BULUT BİLİŞİM MANTIĞINDA “KULLANDIĞIN KADAR ÖDE” SİSTEMİ SUNAN STREAMİNG DEPOLAMA VE YAYIMLAMA HİZMETLERİ MEDİANOVA’YI DİĞER FİRMALARDAN AYIRIYOR.“KULLANDIĞIN KADAR ÖDE” SİSTEMİNİ BİRAZ DAHA AÇAR MISINIZ?

Örnek olarak elektrik kullanımını veya GSM operatörünü verebilirim. Elektrik santralimiz yok; ama elektriği alıyoruz, kullanıyoruz ve kullandığımız kadarını ödüyoruz. Bu dünyada olan, büyük yatırımlarda kullanılan bir sistem. Bulut Bilişim yeni bir şey değil, son yıllarda A2 de kullanılan sistem oluşmaya başlayınca adına ‘cloud’ kelimesinden ‘bulut’ denildi. Medianova’ya bulut bilişim yapalım diye girmedik. Zaten doğru olan buydu. Firmalardan özellikle Mezun’da gördüğüm en önemli şey, bir telefon seviyesinde aylık faturalama. Bir kişininortalama olarak 27-30 dolar dolum yapacağını biliyorsun, kampanyalar ile her ay farklı bir meblağ olabilir. Fakat bir hafta boyunca işe gitmeseniz dahi, insanlar sistematik olarak calling card tam kontör alıyor ve doluyor. Yani bankaya hergün para geliyor. Dolayısıyla bu modeli replike etmeye çalıştık. Onun için biz her zaman aylık recovering paralara focus olduk,müşteri ay ay ödesin bize diye. Bize bir operatör diyorki:” Bu sistemi kurun, 100.000 dolar verelim.”. Biz onun yerine ayda 5 ila 8 bin dolar arası bir anlaşmaya gitmeyi tercih ediyoruz. Komik geliyor aslında, adamın 100.000 bütçesi var, sen 5.000 ödesin diye uğraşıyorsun. Ama ne oluyor her ay ödüyor. Taahhüt mantığı, bizde de kontrat vardı; fakat sırf müşteri Bulut Bilişimkonseptine alışsın diye ku-

33


www.stepdergisi.com

rulumu ücretsiz yapıyorduk. Sistemi beş yıl kullanıyor ise, sen o beşsenelik müşterinin life-time’ında çok daha büyük para alıyorsun. PEKİ, BAŞKA ALTERNATİFLER VAR MI MÜŞTERİLERİNİZİN SİZİ TERCİH ETMESİNDE? Müşteri hizmeti. Biz çok hırslı, Türkiye’ye değer katmaya çalışan bir şirketiz. Bu işi sadece para kazanmak için yapmıyoruz. Yurt dışına çıktığımızda ülkeye döviz getirmeye çalışıyoruz, bu katma değerli döviz. 100’e mal edip,101’e sattığımız da onun katma değeri 1 liradır. Bahsettiğim o değil, biz eğer sattıysak 98’i katma değerdir. Medianova’nın bu enerjisi, motivasyonu, ürün geliştirme, Türkiye’de destek olma, bunlar müşterinin hoşlandığı şeyler. Tabii ki bu durumda geri kaldığın dönemler oluyor. Acilen hızlanıp orayı kapatman lazım, çünkü rakibimiz dünya devleri. Bununda farkındayız. Ürün var, müşteri desteği son derece önemli, fanatik destek veriyoruz. Müşteriye işi öğretiyoruz çoğu zaman. Çünkü video çok yeni bir iş. Nasıl yapması gerektiğini nerede tanıtılması, gerektiği, reklam satarken ne gibi modeller olabilir, hangi teknolojiyi kullanması daha doğru. Bunları anlatıyoruz. Tecrübe birde. Yani, bir müşteri videonun V’sini bilmeden, biz birçok modeli çoktan denemişiz. 2004’te maç satmışız internetten. Bugün bize gelip,“Film satabilirmiyiz?” dediğiniz zaman yani ben maç satalı dokuz sene olmuş, dolayısıyla satarız. TÜRKİYE’DE FİRMANIZ ÇOK TERCİH EDİLEN BİR FİRMA, ORTADOĞU’DA DA AYNI ŞEKİLDE. BU NEYE BAĞLI? SONUÇTA SİZ TÜRKİYE’Yİ BİLİYORSUNUZ. ORTADOĞU’DA NASIL OLDU BU İŞ? Ortadoğu’ya yeni giriyoruz. Oranın bizim pazara çok benzediğini düşünüyorum. Bizim pazar derken,Türkiye’de şöyle bir şey vardır; gidersin müşteriye, müşteri çok ilgili konuşuyor; ama altı ay dönmez geri. Amerika’da bu yoktu veya Avrupa’da. Adam ya randevu vermez ya da veriyorsada konuşursun hızlı hızlı teklifini alırsın. Uygunsa da, başlıyorum der, başlar. Ortadoğu’da da böyle olduğu için, bizim orada stratejik bir avantajımız olduğunu düşünüyorum, Amerikan rakiplere karşı. Onları anladığımız için, müşteriye nasıl satacağımızı bildiğimiz için, ürünlerimiz

34

geliştiği için ve Ortadoğu şu anda biraz Türkiye’yi takip ettiği için.Yani mesele müzik sektörünün %95’i bizim platformda çalışıyor; TTnet müzik, Turkcell müzik. Vodafone ve Mynet vardı, kapattılar. Dubai’de bir müzik işleriyle uğraşan biriyle konuştuğumda onun fikirleri de yol gösterici olabiliyor. Bunlar hep avantaj.Bilen adam arıyor müşteri. Mesela, ben de bilmeyen biriyle pek fazla konuşmak istemiyorum, masaya oturuyorum bakıyorum adam danışman gibi çalışıyor. Anlattığımız zaman, boyut şöyle olmasa daha iyi olur, gibi öneriler sunabiliyor. Sende dinleyip ajansına brif verebiliyorsun. Bunlar çok büyük artılar. 2012 YILINDA BU YIL İÇİNDE BÜYÜYEN EN ÜNLÜ TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ İÇERİSİNDE YER ALDINIZ. ŞİRKETİNİZDEKİ SORUMLULUKLARIN BÜYÜKLÜĞÜ ARTTI MI? BUNUN HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Artıyor.Birincisi, 2011-2012’de hem Türkiye’de hem deMEA’ da en hızlı büyüyen şirketler arasındaydık. 2011’de MEA’ da ilk 500 seçiliyor, biz dokuzuncuyduk. MEA dediğimiz, Avrupa Ortadoğu ve Afrika bölgesi. Tabii, ciro olarak görüyorsunuz ve ciro büyüdükçe sistemlerin büyümesi, insanların değişmesi, kendilerini upgrade etmesi gerekiyor. İnsan sayısının artması gerekiyor. Beş kişi ile otuzbeş kişiyi yönetmek arasında mutlaka fark oluyor. Aynı verimlilikte yönetebilmek gerekiyor; ekibi motive tutmak, hedefleri belirlemek, yön çizmek. Eskiden bir işte firmadan


www.stepdergisi.com

iyi bir iş almak ciroda ciddi bir etkiyken, şu anda bunu ayda on kez sürekli yapıyor olmanız lazım. Dolayısıyla, makine gibi bir sistemin çalışması lazım. Danışman kullanıyoruz, satış ekibiyle teknik ekibi aynı odaya sokup konuşmalarını ve iletişimi sağl��yoruz.Değişik işler çıkarıyor ortaya. Birbirlerini anlamaları için, eğitimleri için arabuluculuk gibi diyebiliriz. Medianova aslında tek bir gemi ve hepimizde aradayız bunun net altını çizip göstermen gerekiyor.Bazen göremeyebiliyor insanlar. “Beni ilgilendirmez, teknik çözsün.”diyoronu. Tamam, ama teknik çözemezse sen de satamıyorsun. Yani bu kadar basit. Dolayısıyla bir ekip ruhu olması lazım.

“Yoldan Keyif Almıyorsan Hayat Çok Sıkıcı Bir Yer.” BİR SÖZÜNÜZ VAR:” BAŞARI BİR AMAÇ DEĞİL YOL ALMADIR.” SİZCE ÖNEMLİ OLAN BAŞARIYI ELDE ETMEK Mİ, YOKSA BAŞARIDAKİ YOLUN İŞLEVİ Mİ? Yoldan keyif almıyorsan hayat çok sıkıcı bir yer. Çünkü, dün sana başarılı gelen bugün gelmiyor. Mesela, diyorsun ki bir şirket kursam, çok başarılı olacak. Şirketi kuruyorsun. Ayda 3 milyon dolar yapsa çok iyi olur diyorsun, yapıyor. 10 olsa çok daha iyi oluyor ve bir yerden sonra çok ciddi sıkıntılar başlıyor. Kaybolabiliyorsun. Bu herkesin başına gelebiliyor. Her şeyi yaptık, ne olacak ki şimdi, diyorsun. Motivasyon paraysa, para çok hızlı gelebiliyor ve geldikten sonrada geriye bir şey kalmıyor. Dolayısıyla insanın sürekli kendini güncellemesi ve yoldan keyif alması gerekiyor. Keyif almak bazen o kadar zor ki. Sıkıntılı döneminde bile keyif almaya çalışıyorsun, başka türlü aşman zor. Sorunların var, problemlerin var, için sıkılıyor ama diyorsun ki tamam bunlarda geçecek, bu da önemli diyorsun ve devam ediyorsun yola. Dolayısıyla yol çok önemli illa hedef dersen hedefe geldiğin gün moralin bozulabilir. Onun için bir hedefi sürekli upgrade edebilmek, mümkün mertebe büyük düşünebilmeli. Şimdi 10.000 lira kazanmak için yapacağın işle, 1.000.000 lira kazanmak için çalışacağım işe bakalım. Birinde büfe açman gerekir, diğerinde büfeler zinciri ama iş aynı. Yani Migros’ta bir bakkal ama büyük bir bakkal. Şimdi sen bir bakkal açıp ekmekte satabilirsin. Migros’ta olabilirsin. Birgün yürüyorum

yolda. Sene 2006 Türkiye’ye yeni gelmişim.Garanti bankası yıllık kârını açıkladı; 365 milyon TL. Adam harcamış, reklamını yapmış,tatiline gitmiş,vergileri ödemiş,maaşları ödemiş. Yılın sonunda, 360-365 milyon dolar kalmış. Günlük 1 milyon dolar.Bir işi yaparken önce beyni açmak gerekiyor.Ondan sonra bazı hedefleri koymak gerekiyor. GELECEKTE MEDİANOVA’YI SATMA GİBİ BİR DÜŞÜNCENİZ VAR MI? HAYIR İSE, NASIL BİR TEKLİF VAZGEÇİRİR SİZİ? Ben kurduğum hiçbir işe exit business olarak başlamıyorum. Sevdiğim işi kuruyorum zaten.Ölsem dahi, benden sonra da uzun yıllar yaşayacak şekilde kurguluyorum şirketi. Ekip ruhuna, insanlara değer veriyoruz. Başarıya doyumun olmaması lazım, moralin bozulur, bir süre sonra düşüş başlar, para tehlikeli o yüzden. Hedef bir misyon olmalı, kişisel bir misyon. Türkiye’ye katma değer getirmek ve insan yetiştirmek, ben bunlarla mutlu oluyorum. Medianova benim hayallerimi gerçekleştirdiğim bir yer. Gelen tekliflere hayır dedim. Çünkü facebook kuran Mark Zuckerberg’ün çok güzel bir sözü var “Bu şirketi satsam, yine böyle bir şirket kurmak isterim. O zaman niye satayım?”. Yani Facebook’u satsam aynı işi yapmak istiyorum. Bende Medianova’dan memnunum. İnovasyonunu seviyorum. Hani “CDN” diye görmemeli olayı. CDN Medianova’nın bir tane ürünü sonuçta. Medianova ürün geliştiren teknoloji bir şirket. “Şunu şöyle yapalım, bunu da böyle yapsak nasıl olur?” dediği sürece de herhalde öyle gider. FİRMALARIN CDN’YE İHTİYACI NE BOYUTTA? Büyük boyutta. Çünkü video dediğimiz şey internetten sonra dünyadaki belki de en büyük inovasyon. Mesela, akademisyensin, bir araştırman var. Tezin için araştırma, yazma vs. süreçlerle geçen süren birkaç ay kadar. Sen onu video çekiyorsun, yüklüyorsun internete. Konu araştırılırken görüyor videonu, 10-20 sürüyor, belki biraz daha fazla. Yazıp dağıtmaya kıyasla daha hızlı bir süreç. Gezi olaylarını düşünün mesela, nasıl bir anda bu kadar patladı. Videonun iletişimde, eğitimde, inovasyonda bir gücü var. Çekmek-paylaşmak çok kolay. İnsan ve firmaların video ihtiyacı da, CDN ihtiyacı da çok fazla. Bir ara, tezim vardı

35


www.stepdergisi.com

bununla ilgili. Üç beş ay denedim. Her gördüğüme CDN satıyordum. Asansördeyim, “Merhaba, nasılsınız? Ne iş yapıyorsunuz, Bunu yapmayı düşündünüz mü, niye internette canlı yayın yapmıyorsunuz?” veya bir şirket ise, “İnsanları nasıl eğitiyorsunuz?” diyerek hemen bir video platformu satabiliyordum. MEDİANOVA OLARAK, ORTADOĞU VE MENA(KUZEY AFRİKA) BÖLGESİNİN EN BÜYÜK DİJİTAL KONFERANSI OLAN “ARABNET DİGİTAL SUMMİT 2012” GÜMÜŞ SPONSORU OLDUNUZ. BU SİZE OLUMLU YÖNDE NE GİBİ DÖNÜŞLER SAĞLADI_? Oraya biz 2-2,5 yıl oldu galiba sponsor oluyoruz. Buranın Webrazzi’si gibi, önemli bir etkinlik. Oraya girişimciler, yeni şirketler, büyük şirketler, dijital dünya geliyor. Bir o bölgeye dokunmak için çok doğru bir mecra; bir de biz onların canlı yayınlarını sponsor ediyoruz. Dolayısıyla onu seyreden binlerce kişiye bölgeden ulaşmış oluyor Medianova’ya.Güzel bir marka birliği yaratıyor. Ondan dolayı çok iyi bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Ayrıca ben biraz yabancı firmalara gidip böyle biraz okşamayı seviyorum. Bir nevi problem yaratıyorum. Mesela bir konferansta konuşmacıyım. Yanımda dünyanın en büyüğü var. Onun yanında MEA bölgesi direktörü var. “Global şirketlerle nasıl rekabet edeceksiniz?”diye bir soru geldi.“Global şirketler hantaldır. ‘Bir şeyi yapacağız.’Derler, 6 ay sürer. Türkiye’ye nasıl giremediler yıllarca, herhalde burada da başarılı oluruz.” dedim. Belki de yanımda oturuyor adam. Şimdi “Tabii, bir dakika ben söz alayım. Biz Türkiye’ye geliyoruz. İşte yakında bir projemiz var.” Diye üzerine alındı. Sonrasında mail attım dönmedi. Demekki doğru birşey yapmışız. Karşı taraf bu durumdan rahatsız oluyor. Ben daha bu tarz ortamlar oluşmadan önce duyuyorum ki, adamlar bizi araştırıp, inceleyip gelmişler. Şöyle bir kurumsallık var;yabancı bir ülkeye giderken buranın oyuncuları kim, kim kuvvetli, kim ne yapıyor, nereyi yapıyor. Adam analizi döküyor. Artısı ne, eksisi ne? Toplayabildiği datayıtopluyor. Öyle geliyor. Rakip olarak görülüyoruz. HAYATINIZ SADECE İŞ OLARAK GEÇMİYOR, AYNI ZAMANDA SPOR İLE DE İLGİLENİYORSUNUZ. SANIYORUM, DAHA ÇOK ADRENALİN İÇERENLER. İŞ HAYATINIZDA

36

DA ADRENALİN TUTKUNU MUSUNUZ? HER ZAMAN RİSK ALABİLMEK ZORDUR, SİZ BİR KONUDA RİSK ALACAĞINIZ ZAMAN NASIL BİR YÖNTEM İZLİYORSUNUZ? Aslında girişimci riski sevmez. Riski kimse sevmez. Riski, milimize edip onu da kavanoza koyup ağzını kapatmayı sever. Tabii işi öğrendikçe, hayatı öğrenmesini bildikçe risk daha da ufalıyor. Bilgi her zaman riski yeniyor. Risk, ne zaman risk? Bugün ben sana şu uçağı beş dakika kullansana desem. Bu bir risk. Ama bunu pilota dersem bu bir risk değil. Dolayısıyla o bilgisizlik riski yaratıyor. Gittikçe de öğreniyorsun, tecrübe oluşuyor. Şirketi ilk kurduğun gün zaten paran yok. Babamın çok güzel bir lafı var. “Çok riskli.” demiştim ilk başlamadan önce “Kaç para koydun?” dedi. “Koymadım.” deyince “Ee riskin ne, ne kaybedebilirsin? Yani en kötü 2 yıl kaybedebilirsin. Onda da master yapmaya geldin zaten onu bitirirsin.” dedi. Düşündüm sonra, doğru ne koyduk ki ne kaybedeceğiz. Kaybedecek bir şey yok ortada, aksine ne öğrensem kâr. Okuldan daha çok şey öğreniyorsun. Bir süre sonra bilgin artıyor, bilgin arttıkça paran artıyor. Bugün daha çok paran, daha çok bilgin var. Dolayısıyla ona girmeyeyim buna gireyim diyerek daha farklı bakabiliyorsun. İş hayatında, son derece dikkatli yatırım yapan bir insanım ben. Seni üzmeyecek bir parayla risk alıyorsun, bakalım ne olacak diyorsun. PEKİ, SADECE IT’YE Mİ YATIRIM YAPIYORSUNUZ? MESELA ŞU PROJELER ŞÖYLE BİR KONUMDA OLSA YATIRIM YAPARIM DEDİĞİNİZ ŞEYLER VAR MI? Çok var, enerji mesela. Ama herkesin yaptığı gibi yaparsam sıraya girerim. Tamam, pazar o kadar büyük ki sıraya girsem ben de para kazanırım. Fakat ben şöyle bakmaya çalışıyorum; ben orada ne kadar ilerideyim, enerji kelimesinin altında hangi işi yapabilirim;güneş santrali mi açayım,uzaktan elektrik cihazları mı okuyayım?Dolayısıyla biraz kendi bilgini de harmanlamak gerekiyor. Önümüzdeki süreçlerde bir tekstil şirketi açmam, ama şöyle bakabilirim olaya: Tekstil açarım. Neden?Çünkü vadeler altı aydır.Benim de param vardır, bir sene vade yaparım.Pazarda böyle bir değişiklik yapıp bir sinerji yaratabilirim. Belki iş modelini değiştiririm. Bu tarz yeniliklerle farklı


www.stepdergisi.com

Ama %30’luk farklarla oyun oynayanlara yönelik çok daha iyi bir hizmet sağlayabiliyorsun. Buna ben CDN deyip oyuncuya da gidebilirim; ama öyle demiyorum. GDN diyorum. Tamamıyla bir pazarlama. Çünkü o zaman algı daha yüksek oluyor. O %30 luk farkı daha net masaya koyabiliyorsun. Dediğim gibi niyeGDN? SSL acceleration bir oyuncu için çok önemli, private network var. Önceliklendiriyorsun paketleri. Video zaten önceliklendirilir.Ama bu daha da önce geçiyor.Oyun için daha bir fark yaratıyorsun.10 bin kişi aynı anda o oyunu oynuyorsa, bir tuşa bastığında iki dakika beklemiyor.iki dakika ne, üç saniye beklemiyor. Tuşa bastın, üç saniye sonra ateş etti, böyle bir şey olmaz.Dolayısıyla bunlar biraz marketing innovation,biraz product innovation ve orada bir niş dolduruyorsun. ORTADOĞU’DA İŞBİRLİĞİ SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR? YANİ NEDEN ORTADOĞU?

projelerde yer alabilirim. BİRAZ DA GDN’DEN BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ? SİZİ BU HİZMETİ VERMEYE İTEN ŞEY NEYDİ? YİNE BU İNOVASYON DÜŞÜNCELERİ Mİ? Bu aslında marketing innovation ile productdevelopment’ın kesiştiği bir şey. Yani %100 product development değil. Bir GDN dediğin şey, CDN’den çokta bir farkı yok. %70 aynılar.

Yurtdışına açılırken ne boydayız bilmiyoruz. Rakip firmalar, Türkiye’ye gelmemiş veya az gelmiş ama milyar dolarlık şirketler var.Türkiye’ye fullfocus olup elli kişilik bir ekibe,bütün Türkiye’yi geziyorsunuz dese,birşeyler yapar sonuçta. Ben Londra’ya gitsem,Londra’da elli kişilik bir ekip var, ben geldim desem, belki beni ezebilir. Tam olarak bilmiyorum orayı. Onlarda Ortadoğu ile yeni çalışmaya başladı, biz de yeni girdik bu pazara. O network’unu deployed ederken bende ediyorum. Kafa kafaya gidebiliyorum. Buradan daha hızlı uçabiliyorum.O ta Londra’dan geliyor. Ben Beyrut’a 1,5 saatte gidiyorum, Dubai’ye 3,5-4 saatte gidiyorum. Ayrıca kültür avantajım var. Bunlar için biz Ortadoğu’yu seçtik. Gelişen ve çok yakinen bildiğimiz bir pazar. Yani 2006’da Türkiye neyse, şu an Ortadoğu o. Burada nasıl ikna ettik müşterileri, kaç terabayt yapıyordu, kaybettiğimiz müşteriyi neden kaybetmiştik, onu bir daha kaybetmeyelim konularına hâkimiz. Bunları yakinen çalışabiliyorum. Global bir firma, ayda 2 bin dolar ödeyecek müşteriyi kim takar diyebilir. Ama o sırada ben o müşteriye ilişkilerimi geliştirip büyüdüğümde üç sene sonra çok güzel bir yerde olabilirim. Onun için Ortadoğu. Eğer Ortadoğu’da başarılı olursam o zaman da Avrupa. Hedef inşallahMedianova’yı dünya devi yapmak.

37


www.stepdergisi.com

ŞU ANA BİRKAÇ TANE MARKA DEĞİŞTİRDİNİZ. 444, SEK, MEZUN.COM VE ŞU AN MEDİANOVA. BİZE MARKALAŞMA SÜRECİNDEN BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ? Biz profesyonel olarak markalaşmıyoruz. Ben şuna inanırım, bir marka her zaman markadır. Marka senin ismine bağlanmış bir karakterdir. McDonald’s dendiğinde gözünde bir şey hayal edersin. McDonald’s ta 10 dakikada yemeğini yediğini hayal etmezsin. Hızlı çalışan insanlar hayal edersin, ne bileyim. Bu markadır bence. Tabii ben bunun profesyoneli olmadığım için böyle söylüyorum belki de. Sen bir kere değerlerini belirle, kurumsal değerlerini, ben ne yapmak istiyorum, niye bu dünyada varım, nasıl yapacağım diye düşün, ondan sonra bunu durmadan yap. Bizmezun. com’dafanaticsupport veriyorduk. Müşteriler çok şeffaftı. CallingCard platformunda sahtekârlık yoktur, genelde o sektörün durumu öyledir. O bize çok ciddi bir marka yarattı. İnsanlar mezun ne yapsa onu alırız diyordu. Böyle bir markayı hakikaten hissediyorduk. Mesela bizim portalın çok büyük bir trafiği yoktu. Ama birçok reklam veren vardı. Adam diyorki,mezun.com’a koyduğum reklamdan direk geri dönüş alacağım. Çünkü insanlar şöyle algılıyordu; mezun bu reklamı aldıysa para için almamıştır. Kesin bir faydası vardır bize. Bundan daha iyi bir şey olamaz yani. HEMEN HEMEN BÜTÜN SEKTÖRLERDE OLAN EN BÜYÜK SORUNLARDAN BİRİSİDE NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI. SİZ BU KONUDA ŞİRKET OLARAK NASIL BİR POLİTİKA İZLİYORSUNUZ? Doğru çok sıkıntı var maalesef. Ama şimdilerde çok büyük bir avantajıvar gençlerin; öne geçmek çok kolay. O kadar çok yatan insan var ki, en ufak bir şey yaptığında öndesin. Mesela, okulda kimse ödevini yapmıyor, yapana ‘çalışkan’ gözüyle bakılıyordu. Göze batmak bu kadar kolay işte. Akşam dört saat focus olup bir şeyler yazdığında direkt öne çıkıyorsun. Çünkü kimse bir şey yazmıyor. Biz şirketler, yetişmiş insan bulmakta çok zorlanıyoruz.Sadece bilgi olarak değil,mental olarak da. Diğer yandan, hakkını vererek çalışan eleman da var bizde. Tabii ki seninde işveren bir girişimci olarak o kişilerin hakkını veriyor olman lazım.Deli gibi çalışacaksın.Üç sene deli gibi çalış,arkana bak kimse yoktur orada.Biz genel-

38

de karaktere göre eleman alıp onları yetiştiriyoruz. İyi üniversite olsun,çalışmak istesin.Niyeti oluyor,alıyor ve eğitiyorsun. İNSANA YATIRIM YAPIYORSUNUZ YANİ… Vallahi %100 değilsede %99. Bugüne kadar gidenleri düşünüyorum.Bir kişi gitti böyle o da ben eğitim verdim, o almıyorum dedi.Yani o sırada bir eğitim veriyorsun, oda karşılığını geri veriyor. Bir girişimciye işveren olarak çok nankör adam demek de yanlış, sonuçta bu işe dışarıdan alabileceğin 20 milyon adam var. O gün kendini kötü hissediyor olabilirsin.Buna varım da sen bunu bütün olarak yapıyorsan benim ekipte sana yer yok, bu açık ve net.Ama adam buradan çıkmayacağız ve çalışacağız diyorsa, ben o adamı her türlü eğitirim.Mesela bizde ingilizce bilmeyenleri yurtdışına fuara gönderdik.Gir orada dolaş gel… Bazıları diyor ki, “Senin işine geliyor.” diyor. “Geliyor ama bana bir geliyorsa gidene on geliyor.”Durum böyle yani. KARARLARINIZI ALIRKEN EKİBİNİZDEN YARDIM ALIYOR MUSUNUZ?NEGATİF TEPKİLERE KARŞI NELER YAPIYORSUNUZ? Ekibime kesin soruyorum.Özellikle bir şirkette güvendiğin ayrı bir insan grubu oluşur, fikirlerine veya kendilerine güvendiğin.Zaten çalıştığınkişilerden kimin negatif, kimin pozitif olacağını biliyorsun.Ona rağmen negatife soruyorum. Görmediğim birşey görebilir, mantıklı birşey söyleyebilir. Herkes yapmayalım derse yapmam. Çünkü bende tamamen yanlış görüyor olabilirim olayı. Benim vizyonuma sahip olmayan biride yapmayalım diyorsa, ben onu ikna edemiyorsam zaten o işte ters bir şey vardır derim. Ama çok inanıyorsam, illa yapayım diyorsam yaparım tabii.Mesela bir yatırım yapacaktım geçen sene. İsmini vermeyeyim; ama bilinen bir firma.Çok inanıyordum. Ekip yapma dedi. Şahsi yapacaktım bu işi, Medianova olarak da değil. Ekipteki sorduğum arkadaşların konuyla hiçbir artı,eksi bağlantısı yoktu. Doğru bir karar çıkmadı.Yapmalıymışım mesela baktığın zaman.


www.stepdergisi.com

39


www.stepdergisi.com

“NE YAPABİLECEĞİNİ GÖSTER!” Sanalkurs.net 2002 yılında hayata geçen bir eğitim projesi. O zamanlar bilgisayar programları noktasında kaynak sıkıntısı çok fazladır. Diyelim ki, kendinize bir web sitesi yapacaksınız, bir video hazırlamak istiyorsunuz veya en basitinden bir resim düzenlemek istiyorsunuz; ancak Türkçe olarak hazırlanmış bir kaynağa ulaşmanız çok güçtür. Kitaptan öğrenmek isteseniz bile takıldığınız her hataya cevabı kitapta bulmanız mümkün olmaz, kaldı ki her programın kitabını bulmak da ayrı bir müşkülattır. Böyle bir ortamda Sanalkurs kurucuları Siraceddin El ve Abdullah Tekin, uzmanı oldukları programlar hakkında arkadaşlarına cevap yetiştiremez olduklarını fark ederler. Bireysel olarak sorulan bir soruya cevap verdikten bir süre sonra bir başkasının da aynı soruyu sorması, ne kadar yardımsever olsalar da, bıkkınlığa sevk eder. İkili bir araya gelerek “Ne yapabiliriz?”şeklinde düşünmeye başlarlar. “Bunun için bir site kuralım” fikri oluşur ve bir site kurmaya karar verilir. Birçok isim arasından eleme yapılır, “Sanalkurs” ismi çok sıcak gelir. Hem ayrıca amaçlarını da yansıtmaktadır. Böylelikle Abdullah Tekin ve Siraceddin El, 2002 yılında bir araya gelerek Sanalkurs.net’i kurarlar. Hamza Kamil Erdoğan ile şu an TE Bilişim’in kurucusu olan Asım Ekinci’nin bu süreçte büyük destekleri olur. Kurulduktan sonra gerçekten de iyi bir şey yaptıklarını anlarlar. Çünkü öğrenmek isteyen, bir şeyler ortaya koymak isteyen pek çok insan olduklarını görürler. Sitenin sloganı olan “Ne yapabileceğini göster!” de buradan doğar. Bilenlerin bildiklerini göstermesini ve Sanalkurs üzerinden herkesle paylaşmasını teşvik ederler. Sanalkurs.net kısa zamanda büyür, binlerce üyeye ulaşır. Bir ara öyle olur ki, forumlarında sorular ve cevaplar havada uçuşuyordur. Pek çok insan birbirine destek olur, sorular cevaplanır, derslerle yardımcı olunur, video dersler çekilir.

40

2008 yılında online bir dergi çıkarma fikri oluşur. Pek çok üyenin katılımı ile şu an 17. sayısına ulaşan Sanalkurs E-Dergi doğar. Sanalkurs e-dergisinin tasarımlarını Ali Uçar, reklam çalışmalarını Harun Kılıç, çizimleri ressam Zeynep Seymen gerçekleştirir. 2009 yılında üniversitelerden seminer talepleri gelmeye başlar. İlk seminer programı Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirilir. Listede konuşmacı olarak Siraceddin El ve Abdullah Tekin isminin yanısıra, ünlü IT uzmanı Hakkı Öcal, Bilal Akçay ve bugün Vidobu’nun yöneticisi Hakan Çamoğlu da vardır. Geniş katılımlı bir seminer gerçekleşir ve böylelikle üniversitelerin bilişim kulüplerinden gelen seminer tekliflerine cevap yetiştirme dönemi başlar. Sonraki süreçte İTÜ, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi pek çok üniversitede programlar gerçekleştirilir, yoğun katılımlar olur. Sanalkurs.net, bugün ücretsiz bir platform olarak 6000’den fazla eğitim ve 240.000’e yaklaşan üye sayısıyla hayatını sürdürüyor. Ücretsiz olduğu için, bir çok iş gönüllülük esasına göre yürüyor. Gönüllü üyeler editörlükte, moderatörlükte, seminerlerde, fiziksel ve sanal olarak görev alıyorlar, Sanalkurs’a ciddi destekler veriyorlar. Sanalkurs’un bu anlamda en büyük başarısı bu tür bir işbirliğini sağlaması. Dersler kayıtlı olan yazarların yanı sıra kayıtlı olmayan yazarlar tarafından da eklenebiliyor, editörler tarafından dikkatlice incelenerek onaylanıyor, gerektiğinde bütün bir yazı değiştirilebiliyor. Sağlanan reklam gelirleri ise yine sitenin hayatını devam ettirmesi amacıyla mevcut giderlere aktarılıyor. Sizlerin de notlarınızı, anlatımlarınızı ve ders videolarınızı paylaşabileceğiniz bir platform olarak Sanalkurs.net, bugün sağlam içeriği ve kalitesi ile son hızla yayın hayatını sürdürüyor.


www.stepdergisi.com

41


www.stepdergisi.com

Enes Olgun Network Marketing Master 42


www.stepdergisi.com

Network Marketing Master ünvanına sahip Enes Olgun ile son zamanlarda internet girişimciliği dünyasında bir tartışma konusu olan Network Marketing hakkında konuştuk. Bu işin içinde olan birinin ağzından Network Marketing’e olan yaklaşımları sizler için paylaşıyoruz.

ENES OLGUN İSMİNİN BİRÇOK KESİMDE DUYULMASINI SAĞLAYAN ŞEY NEDİR?

Y

aşlı genç ayırt etmeden birçok kesime hitap eden bir sektör içinde olmam diyebiliriz.

KİTAPLARINIZ DA MEVCUT VE AYRICA DOĞU MARMARA İNSAN KAYNAKLARI FUARI’NDA ‘EN BAŞARILI GİRİŞİMCİ’ ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞSÜNÜZ. ŞU AN BULUNDUĞUNUZ NOKTAYA GELENE KADAR GEÇEN SÜREÇTE NELER YAŞADINIZ? ZORLANDIĞINIZ, BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ VEYA PİŞMAN OLDUĞUNUZ BİR ŞEY OLDU MU? Yaşadığım şeyleri tek tek anlatmaya kalksam çok uzun bir roman olur. Ama bir girişimcinin yaşayabileceği her türlü zorluğu yaşadım diyebilirim. Zorlandığım da oldu, bırakmayı düşündüğüm de oldu, dalga geçildiğim zamanlar da oldu; hatta benimle savaşmaya kalkanlar da oldu; fakat hiçbir zaman pişmanlık yaşamadım, çünkü bu zorlu yolun sonunda güzel bir hayatın beni beklediğini en başından biliyordum. GELELİM NETWORK MARKETİNG KONUSUNA. İÇİNDE OLAN KESİMİN DESTEKLEDİĞİ VE FAKAT BİR GÜRUH TARAFINDAN DA TİTAN, PİRAMİT SATIŞ SİSTEMİ, SAADET ZİNCİRİ İLE BİR TUTULAN BİR SİSTEM. EĞER VARSA BİZE NETWORK MARKETİNG’İN DİĞERLERİNDEN FARKINDAN BAHSEDER MİSİNİZ? Network Marketing en yalın hali, aslında tavsiye usulü ile yapılan satış sistemidir. Yani bir ürünü alır kullanır ve eğer memnun kalırsanız sevdiğiniz insanlara tavsiye edersiniz. Onların firma ile yaptıkları alışveriş oranında kazanç elde edilmesidir. Esasen baktığımızda, hepimiz her gün aldı-

ğımız üründen memnun kalmışsak tavsiye ederiz, bundan dolayı da bir şey kazanmayız. Fakat tavsiye ettiğimiz firmalar eğer Network Marketing sistemi ile çalışıyorsa satışları arttırdığımız için bize komisyon ödüyor.Network Marketing’in yaygın kanının aksine ne olmadığına değinecek olursak eğer, Network Marketing yasadışı, dolandırıcılık veya etik olmayan kumar tuzağı veya sadece yeni katılımcıların para vermesine dayalı zengin olma yolu değildir. Onlar piramit organizasyonlardır ve ne yazık ki Türkiye’de de örneklerine rastlanmaktadır.Network Marketing kısa yoldan çabucak zengin olma ticareti değildir. Bilakis emek harcanarak gelir elde edilen bir ticari konsepttir. Ürünleri piyasa değerinin çok üzerinde fahiş fiyatlara satma işi değildir, piyasa ile aynı fiyata; hatta daha ucuza temin edebileceğiniz 21. yy ticari sistemidir. Çünkü başka türlü hayatta kalma şansı yoktur. İNSANLAR NEDEN NETWORK MARKETİNG’İ TERCİH ETMELİ VE SİZİN TERCİH SEBEBİNİZ NEDİR? Kendi işlerinin sahibi olmak, emir altında çalışmamak, istedikleri zaman istedikleri şeyleri yapabilmeleri ve ne kadar para kazanmak istiyorlarsa o kadar kazanabilmeleri için tercih edebilirler. Network Marketing insanlara bunları vaat ediyor ve ben de bunlar yüzünden tercih ettim diyebilirim. EĞİTİMLER, TOPLANTILAR DÜZENLİYOR, ÇOK BÜYÜK BİR KESİME HİTAP EDEREK ONLARA LİDERLİK YAPIYORSUNUZ. BU SİSTEMDE KAZANAN DA VAR KAYBEDEN DE; ÇOK BAŞARILI OLAN DA VAR, HALA ADIM ATMAYA ÇEKİNEN DE. SİZİN ONLARDAN FARKINIZ NEDİR? ŞÖYLE DE DİYEBİLİRİZ: “SİZİ NETWORK MARKETİNG’E İNANDIRAN ŞEY NEDİR?” Gerçekten isteyen herkese başarılı olma şansı sunması. Benim farkım ise, gerçekten çok istememdi. AVON, AMWAY GİBİ FİRMALARIN DA İÇİNDE BULUNDUĞU BU SİSTEMDE İNSANLARIN KİŞİSEL BAKIMINA YÖNELİK ÜRÜNLERİNDEN DOLAYI ÇOK GENİŞ

43


www.stepdergisi.com

KİTLELERE HİTAP EDEBİLMELERİ SÖZ KONUSU. SİZİN KİTLENİZ NEDİR? ONLARA NE SAĞLIYORSUNUZ VE BUNU MEGAHOLDİNGS OLARAK DİĞERLERİNDEN FARKLI OLARAK NASIL YAPIYORSUNUZ? Bizim kitlemiz genelde eğitimli ve bilgisayar kullanmasını bilen insanlar. Biz insanlara kendi sitelerinin sahibi olmalarını ve sahip oldukları siteleri diledikleri gibi yönetebilmelerini sağlıyoruz. Birçok insan website sahibi ama sitesine bir fotoğraf eklemeyi bile bilmiyor. Bizim farklı yaptığımız şey ise, insanları bir ürün sahibi yapmakla kalmayıp müşterimiz oldukları müddetçe her konuda her şekilde onların yanında olup desteklemek. KAMU YÖNETİMİ VE POLİTİCALSCİENCE BÖLÜMLERİNİN YAŞANTINIZA NE GİBİ ETKİLERİ OLDU? YOKSA TAMAMEN AYRI KONULAR MI? Okulla aram iyi olmadığı için yaşantıma pek etkisi olmadı diyebilirim. Üç farklı üniversitede okudum; ama hepsini toplasan sekiz senede bir ay okula gitmişimdir. HEM SEKTÖRÜN OLUŞUMUNDA ZEMİNLERDESİNİZ, HEM DE BU İŞİ PROFESYONELLİK SEVİYESİNDE YAPARAK TEORİSYENLİĞİNİ DE ÜSTLENMİŞ VAZİYETTESİNİZ. ZOR OLSA GEREK? Severek yapılan şeyler insanı zorlamıyor. Sevmediğim şeyleri ise asla yapmıyorum. Bu yüzden şu an beni zorlayan hiçbir şey yok diyebilirim. NETWORK MARKETİNG PEK TOPLUMUMUZUN, DİĞER ÜLKELERE KIYASLA KABULLENEBİLDİĞİ BİR SİSTEM DEĞİL. BUNU NEYE BAĞLIYORSUNUZ? Zamana bağlıyorum. Diğer ülkeler bizden çok daha önce bu sektörle tanıştılar. Biz de yavaş yavaş onların seviyesine çıkıyoruz. Kısa bir zaman sonra birçok ülkeyi geride bırakacağımıza inancım sonsuz. NETWORK MARKETİNG SİSTEMLERİN KAZANCI NEDİR? KAZANILAN FAHİŞ FİYATLARDAN BAHSEDİLİYOR. SİSTEM NA-

44

SIL İŞLİYOR Kİ, BÖYLE MEBLAĞLARDAN SÖZ EDİLEBİLİYOR? Sistem tamamen satış üzerine.Ticaret hayatında kazanılacak paranın limiti yoktur. Maaş sistemine alışmış insanlara ayda 50.000 dolar para kazanmak hayal gibi gözüküyor; ama ticaret ile meşgul olan insanlar bir saat içinde bu paraları kazanıyor. Network Marketing de bir ticaret. Ne kadar çok satış yapılmasına katkıda bulunursan, o kadar çok para kazanabiliyorsun ve bunun da bir limiti yok. Ayda milyon doların üzerinde para kazanan network girişimcileri var. BU SİSTEME NEDEN GÜVENMELİYİM? NETWORK MARKETİNG’E DAİR BİRÇOK OLUMLU YAZININ YANI SIRA, AKSİ GÖRÜŞ İDDİA EDENLER DE MEVCUT. AMAÇLARI SADECE KARALAMAK, İFTİRA ATMAK MI? ‘BU İŞİ YAPIP BU İŞTEN KAR ELDE EDEN BİRÇOK KİŞİ İÇİN BU KADAR İNSAN YANILIYOR OLABİLİR Mİ?’ SORUSUNU, AKSİ GÖRÜŞ İDDİA EDENLER İÇİNDE SÖYLEYEBİLİRİZ. BU ÇIKMAZI ORTADAN KALDIRMAK İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ? Her sektör için farklı görüşler ve eleştiriler vardır. Önemli olan bu görüşlerin kimler tarafından dile getirildiği. Bugün dünyanın en saygın iş adamları ve en büyük şirketleri Network Marketing’e destek veriyorsa, hayatında bir kez olsun su bile satmamış insanların sektör hakkındaki eleştirilerini ciddiye almıyorum. Bu çıkmazı maalesef ortadan kaldıramayız.


www.stepdergisi.com

“Network Marketing İle Çalışma Kararımı Hayatımda Aldığım En İyi Karar Olarak Görüyorum.” İŞİNİZDEN MEMNUNSUNUZ Kİ HALEN BU SEKTÖRDE DEVAM EDİYORSUNUZ, BU MEMNUNİYETİN SEBEBİ SADECE MADDİ GETİRİSİ Mİ, BU İŞİN KİŞİSEL GELİŞİME KATKISI NEDİR? Memnun olmaktan ziyade, Network Marketing ile çalışma kararımı hayatımda aldığım en iyi karar olarak görüyorum. Network Marketing’den sonra hayatım her anlamda değişti. Çünkü bu sektörde değişmeden ve gelişmeden kazancınızı artırmanız söz konusu değil.

Network Marketing: “Sıradan İnsanların Sıra Dışı Başarılar Elde Edebileceği Büyük Bir Endüstridir” NETWORK MARKETİNG İŞİNİ YAPACAK KİŞİLERİN BİR KARAKTERİ OLMALI MI? İLERLEYEBİLMENİN KOŞULU NEDİR? Network Marketing sisteminin en güzel yanlarından biride diploma, yetenek, yaş, cinsiyet, din, dil, ırk ayrımı olmaksızın herkes için olmasıdır. Yani isteyen herkesin başarabileceği bir ticari sistemdir. Bir cümle ile özetlemek gerekirse:“Sıradan insanların sıra dışı başarılar elde edebileceği büyük bir endüstridir”. Herkes, Network Marketing yapabilir; ama herkes Network Marketing ile başarılı olamaz. Başarılı olmak için gereken en önemli unsur ise, insanlarla çalışmayı çok ve içten sevmek, onları olduğu gibi kabul etmek ve bu insanlarla çalışırken esnek olabilmek. Yöneticilik konusunda kalıplaşmış ve dogmatik düşüncelere sahip bir kişi burada başarılı olamıyor; çünkü burada klasik bir satış teşkilatı yoktur. Doğaldır ki, iyi bir iletişim yeteneği ve durdurulamaz bir iç motivasyonunun yerini hiçbir şey tutmaz.

N.M’NİN GELECEĞİ NEDİR SİZCE? ULUSLARARASI PLATFORMU GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURURSAK, TÜRKİYE’DEKİ KONUMUNDAN BAHSEDER MİSİNİZ? Kesinlikle çok büyük bir hızla büyüyecek. Rusya ve Polonya’ya bakıyorum ve hemen hemen bizimle aynı zamanlarda doğrudan satışa girmiş bu ülkeler ile aramızdaki farktan anlıyorum ki, Türkiye’nin daha çok büyümesi lazım.Ülkemizde de Avrupa ve Amerika’daki gibi yayınlar olmalıdır. Kitaplar, dergiler, internet, e-eğitim vs. gibi. Birbirinden öğrenmeyi, hep bir arada yaşamayı bu kadar çok seven bir kültüre, çok uyumlu bir çalışma biçimi sunuyor Network Marketing. Ve üstelik, çok genç ve ne yazık ki çoğu işsiz bir nüfusumuz oluşmaya başladı. İnsanlar sektör ile alakalı doğru yönlendirildiklerinde yüzyılın mesleği olan Network Marketing’e talep daha da artmaya devam edecektir. NETWORK MARKETİNG VE DOLAYISIYLA MEGA HOLDİNGS’E OLAN TALEPLER SON DÖNEMDE ARTIŞ GÖSTERİYOR GİBİ GÖRÜNÜYOR. KARİYER YAPMAK İÇİN BU SEKTÖRE YÖNELEN BİR GENÇ GİRİŞİMCİ KİTLESİNDEN BAHSEDEBİLİR MİYİZ? Sadece Mega Holdings’e değil son dönemde birçok network şirketine aşırı derecede talep var. Fakat Mega Holdings’in farkı, ürünü itibarı ile gençlere daha yakın olması ve organizasyonunun büyük bir bölümünün gençlerden oluşması. Çünkü web sektörü genelde yeni neslin daha çok ilgi duyduğu ve daha çok zaman ayırdığı bir sektördür. Türkiye’de on sene önce çok az insanda bilgisayar varken, şu an hemen hemen evinde bilgisayar olmayan insan yok gibi. Bu da teknolojinin çok hızlı ilerlediğinin ve Türk insanının yenilikleri yakından takip ettiğinin en büyük göstergesidir. Bizim Mega Holdings olarak şansımız da Türkiye’nin yaş ortalaması genç bir ülke olması ve bizim de şirket olarak bu insanlar için iyi bir fırsat sunuyor olmamız. Bugün yaklaşık olarak internette 200 milyon web sitesi var. Mega Holdings herkesin rahat şekilde ve çok ucuz fiyatlarda web sitesine sahip olmasını sağlar. Verdiğimiz ücretsiz eğitimler ile de kendi web sitenizi uğraşsız ve istediğiniz şekilde yapabilirsiniz.

45


www.stepdergisi.com

Renan Ceylan

ANGİKAD Yönetim Kurulu Başkanı 46


www.stepdergisi.com

Bir girişimcinin kadın ya da erkek olmasının önemi olmadığını, asıl önemli olanın, yapılan iş ve bu doğrultuda gösterilen azim olduğunu görebildiğimiz en büyük örneklerden biri de Renan Ceylan. Bu doğrultuda yaptığımız röportajı büyük bir zevkle okuyacağınızı düşünüyoruz.

gerekiyor. İş hayatının ve ticaretin gerektirdikleriyle herkes bu kurallara göre oynuyor ve bunlar çerçevesinde hareket ediyor. Hala ara sıra bazı sıkıntılar olsa da, zamana bırakmak gerek. İnsanlar gerekli uyumu zamanla gösteriyorlar.

HEM BİR ANNE, HEM BAŞARILI BİR İŞ KADINI, HEM DE BİR DERNEĞİN BAŞKANI OLARAK BİLDİĞİMİZ RENAN CEYLAN’I OKURLARIMIZ İÇİN BİR DE SİZDEN DİNLEYELİM.

Esasen “kadının değeri bilinmiyor” ifadesini doğru bulmuyorum. Kadının iş hayatında yapabileceklerinin ne olduğunun bilinmediği dönemlerdi. Erkeklere göre çok geç bulunduk iş sektöründe ve onların tespit ettiği kurallar üzerinde oynamaya başlayarak girdik.

1

969 doğumluyum. 17-18 yaşlarında iş hayatına başladım. Ailenin en büyük çocuğuydum ve zamanı gelince işlerin başına geçmek üzere yetiştirildim. Ailem, 1967 yılından beri elektrik ve aydınlanma sektörünün içerisinde. Babamın rahatsızlığı nedeniyle liseden sonra üniversite okuyamadan işleri devraldım. Evliyim, iki oğlum var. LSP Aydınlatma Tasarım, 2003 yılında kurulan bir aile şirketi. Dernekleri severim. Hala üyesi olduğum KAGİDER ile başladım. ANGİKAD’ın ise kuruluşundan beri içindeyim. Nisan 2012’de ise başkanlık görevini aldım.

“Ama bundan yılmayıp azmetmek gerekiyor.” BİR RÖPORTAJINIZDA İLK İŞE BAŞLADIĞINIZDA TELEFONLARIN YÜZÜNÜZE KAPANDIĞINDAN BAHSETMİŞSİNİZ. BUNUN GENÇ OLDUĞUNUZ İÇİN Mİ; YOKSA KADIN OLDUĞUNUZ İÇİN Mİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Aslında kadın olmamla birebir ilgisi vardı. 80lerde erkek egemen bir sektörde, genç ve bir bayan olarak hemen kabul edilebilmeniz çok olası bir durum değildi. O devire bakarsak, ikinci nesillerden çok fazla iş hayatında olan yok ve bayan olanlar ise birkaç kişi. Ben de onlardan biriydim. Haklı olmama ve üslubumda herhangi bir yanlışlık olmamasına rağmen, bazı zorluklara maruz kalmıştım. Ama bundan yılmayıp, azmetmek

İŞ HAYATINA GİRDİĞİNİZ ZAMAN İÇİN, KADINLARIN KIYMETİNİN BİLİNMEDİĞİ BİR DÖNEMDİ, DİYEBİLİR MİYİZ?

LSP AYDINLATMA TASARIM ŞİRKETİNİZDEN BAHSEDELİM. Estetik, teknolojik ve ergonomik tasarımlar yapmak, yeni projeler üretmek ve uygulamak amacıyla kurulan bir şirketiz. Led teknolojisi ve renk değiştiren aydınlatma sistemleri konusunda uzmanlaşarak mekan atmosferinde değişiklikler yapmayı, farklı ambiyanslar oluşturmayı ilke edindik. Tasarladığımız ürünler ile iç ve dış dekoratif aydınlatma, lineer ve çevre aydınlatmaları konusunda projeye özgü çözümler üretmekteyiz. Aydınlatma sektöründe led teknolojisi ile yeni bir akım yarattık. Teknolojinin tüm yeniliklerini de kullanarak daha estetik, daha işlevsel özelliklerde ürünler sunuyoruz. Müşterilerimize alternatif aydınlatma hizmeti verirken, kalitemizin de hizmetimizin yüksek olmasına özen gösteriyoruz. PEKİ, ÜZERİNE PROJELER YAPTIĞINIZ LED TEKNOLOJİSİNİ KONUŞALIM,NEDİR LED? NEDEN TERCİH EDİLMELİ? Led, düşük akım ile yüksek ışık yayan yarı iletken diyot’tur. Işıklı panolardan, uzaktan kumandalı cihazlara kadar birçok alanda uygulanabilirliliğe sahiptir. Hi-Power denen ileri teknoloji ledlerini kendi tasarımımız olan armatürlere monte ediyoruz. Led ile enerji sarfiyatını sağlarken, çevre dostu olmasıyla diğer aydınlatma sistemlerine göre tercih edilebilirliği daha yüksek. 30 ila 100 bin saat arasında ömre sahipler. Uygun şartlarda

47


www.stepdergisi.com

ömürleri sonsuzdur. Ultraviyole ışınları yaymadığı içinde tarihi dokulara zarar vermez. EVET, ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ, TOKALI KİLİSE, ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİNDE BAŞARILI AYDINLATMA ÇALIŞMALARINIZ VAR. AYDINLATMA ÜZERİNE ALDIĞINIZ BİR ÖDÜL MEVCUT. Evet, ODTÜ’den Prof. Hakan Gürsu ve ekibi ile 2008 yılında başlattığımız çalışmanın ürünü olan “Wallwasher” bize ‘Aydınlatma Armatürü’ dalında tasarım ödülünü kazandırdı. Ödülü aldıktan sonra Almanya Frankfurt’ta düzenlenen Aydınlatma Fuarındaki standımıza sergilemek amacı ile götürdük. Fuarda çok ilgi çekti. Bununla ilgili bir yanlış anlaşılma var maalesef, biz ödülümüzü 2010 yılında aldık, 2012’deki fuara şirket adına götürdük. ŞİRKET OLARAK AR-GE YATIRIMLARINIZ NE BOYUTTA? ARMATÜRLERİNİZ, SİZİN TASARIMINIZ. OLUŞUM SÜRECİ NEDİR? Armatürlerimizi biz tasarlıyoruz. Her yıl birçok proje üretiliyor. Bunların bazıları bir ay, bazıları ise üç yıl sürebiliyor. Projelerin desteklenmesi, işlerlik kazanabilmesi için her yıl, yıllık ciromuzun yüksek bir kısmını Ar-Ge çalışmaları için ayırıyoruz. Her bir projemize ayrı özen gösteriyoruz. Bazen müşterinin istediği ile sizin sunabildikleriniz uyuşamayabiliyor. Bunu aşabilmek, her müşterimize istediğini verebilmek ve aklında olanı gerçekleştirebilmek için Ar-Ge çalışmalarının öneminin farkındayız. Bir saat içinde bitebilecek bir projeyi düşünelim. Bunun yarım saatinden fazlası Ar-Ge çalışmalarına gidiyor. Bazı projelerde bu oran daha da yükselebiliyor.

48

runlar yaşayabiliyor. Her gün birçok firma kapanıp, yerine farklı bir firma açılıyor. Biz bu şirketi kurduğumuz günden beri hiçbir yılımız bir öncekinden daha kolay olmadı.‘Bu yılı da geçirelim, bir sonraki sene daha kolay olacak.’ sözü hiç gerçekleşmedi. Hep daha çok çalıştık. Şirketimizin daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum ve bu yönde olabildiğinde çalışıyoruz. Prof. Hakan Gürsu ve ekibi ile yeni bir proje üzerine çalışıyoruz. Aydınlatma konusuna gelince, o halen gelişen, teknolojiyle doğru orantılı olarak da gelişmeye devam edecek bir sektör. Hem ülkemizde hem de yurtdışında birçok mekanı aydınlattık. Bunun daha da artarak devam etmesi yönünde çalışıyoruz.

SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL YURTDIŞINDA DA İŞ YAPIYORSUNUZ. ŞİRKETİNİZE DAİR ÖNGÖRDÜĞÜNÜZ PLANLARINIZ ÜZERİNE KONUŞURSAK,NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ?

Kadınların Sektörde Olması Gerektiğine İnanıyoruz Ve Daha Da Artması İçin Uğraşıyoruz.

Ticaret her geçen gün giderek daha da zorlaşıyor. Merdiven altı dediğimiz, gerçeklikle alakası olmayan sahte ürünler piyasada kol geziyor. Bir de artan rekabeti göz önünde bulundurunca so-

BAŞKANI OLDUĞUNUZ DERNEK, ANGİKAD, SEKTÖRDEKİ GİRİŞİMCİ KADINLARI VE ÇALIŞMALARINI BAZ ALAN BİR DERNEK DEĞİL Mİ?


www.stepdergisi.com

Kadınların iş gücüne dahil olmalarını, üretken olmalarını ve girişimcilerimizin sürekli olarak birbirleriyle iletişim halinde olmalarını sağlayarak, birbirlerinin tecrübelerinden yararlanmalarını sağlıyoruz. Mesela, bir kadın girişimcimizin fikri var, projesine sponsor arıyor. Dernek içinde bu projeye sponsor olabilecek birileri ile görüşmesini sağlıyoruz veya projesinin geliştirilmesi gereken yönleri üzerinde durarak birbirimize mentorluk yapıyoruz. Ayrıca derneğimiz, Angikad Kardelenler Girişimcilik Kampı ile üniversitedeki girişimci gençlere, sektördeki iş kadınlarıyla tanışmalarına; kendilerine mentorluk yapmalarına imkan sağlıyor. 2011-2013 yılında Özyeğin Üniversitesi ile ortak olarak gerçekleştirilen ‘Avrupa Kadın Girişimciler Mentor Ağı’ projesini Ekim 2013’te bitirdik. Çok mükemmel fikirler elde edildi ve kadınların istihdama dahil oluşu üzerine çalışmalar içerdi. Kadınların sektörde olması gerektiğine inanıyoruz ve daha da

artması için uğraşıyoruz. SON OLARAK EKLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VARSA… Halkın büyük bir kesimini kadınların oluşturduğu bir ülkede hala Meclis’te kadın vekil sayısının yeterli olmadığını da düşünerek, kadınların sadece evde değil, toplumun birçok noktasında etkin rol alabilmeleri için çalışmalarımız devam ediyor, edecek de. İş hayatına girmekten korkmasınlar. Daha cesaretli, daha kendilerine güvenen bir şekilde sektörde olmak için çaba göstersinler. LSP olarak ise, aydınlatmaya devam edeceğiz…

49


www.stepdergisi.com

YA MEMUR ZİHNİYETİ ALTINDA ÇALIŞMAK ZORUNDA KALSAYDINIZ? Girişimcinin ruhu: Girişimci ruhlu kişiler, ister kendi işleriyle meşgul olsunlar; isterlerse de belli bir yere bağlı çalışıyor olsunlar, her daim kalabalığın peşinden gitmeyen ve akıllarında sürekli yenilikçi fikirler oluşturmayı başarabilen kişilerdir. Girişimci ruhlu, kurumsal yolculuğun başında olduğundan dolayı yer aldığı hiyerarşide altlarda bulunabilir. Bu doğrultuda kurumsal bir düzende çalışan girişimci ruhlunun başına gelebilecek en kötü yönetici tiplerinden birisi de, memur zihniyeti taşıyan standart kalıplara bağlı yöneticilerdir. Memur zihniyetli yöneticiler, ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar, bir üst yöneticisi tarafından kullanılması en kolay elemanlardır. Bilgili olmalarının yanı sıra bu sebepten dolayı da üst yönetim tarafından tercih edilebilirler.Bu tarz yöneticiler genellikle kendi dar kalıplarından sıyrılmayı ve dünyaya at gözlükleriyle dar bir açıdan bakmamayı başaramayan kişilerdir. Kurumsal hiyerarşide memur zihniyetli yönetici altında çalışan girişimci ruhlu için, bu çalışma ortamı büyük bir zorluk oluşturabilir. Peki, niçin memur zihniyetli yönetici altında çalışmak girişimci ruhluya zor gelir? Girişimci vizyon sahibidir, memur zihniyetli yönetici dar bakışlıdır. Girişimci işine inovatif yaklaşır farklı çözümler üreterek şirkete katma değer sağlamaya çalışır. Bununla birlikte memur bakış açısına sahip yönetici, genellikle şirket içerisindeki konumuyla ilgilendiğinden, standartlardan çıkmamayı ve üst yö-

50

netimi kızdırmamayı amaç edinmiştir. Burada karıştırılmaması gereken nokta, memur ile memur zihniyetli yöneticilerinaynı kefede olmadığıdır. Bu tarz yöneticilerin hayatları boyunca en fazla alabilecekleri yolu kestirmek üç aşağı beş yukarı mümkündür. Ama bir girişimcinin ilerleyiş tarzı ile nereye varacağını en iyi gösteren olgu zamandır. Mademki girişimci ruhlu olaylara daha geniş açıdan bakabiliyor, bu hiyerarşideki girişimci ruhlu neden daha üst seviyelerde yer alamıyor olabilir? Memur zihniyetli yöneticilerin genellikle tercih edilmesinin sebebi, bilgili ve tecrübeli olmalarıdır. Ancak memur zihniyetli yöneticiyi yöneten de genellikle girişimci ruhlu, yeniliklere açık insanlardır.Başarılı girişimci ruhlular iş hayatında yükselememişlerse bunun iki sebebi olabilir: Ya henüz yeterli tecrübeyi edinememiş ve yolun henüz başlarında olabilirler ya da olağan dışı müdahalelerle karşılaşıyorlardır.. Girişimci ruhlular iş hayatında daha hızlı ilerlemeyi başarabildiği için belli bir zaman sonra memur zihniyetli yöneticilerin altında çalışmak zorunda kalmayacak olmaları muhtemeldir. Bu yüzden girişimci ruhlu bu sürecin geçici olduğunu bilmeli, sık sık bütüne bakmalı, sahip olduğu vizyonu unutmamalı ve gideceği yolun doğrultusunda sabırla olayları idare etmeyi başarabilmelidir. -MUSTAFA ATASOYProje Portföy Yönetimi


www.stepdergisi.com

51

51


www.stepdergisi.com

52


Step Dergisi Sayı 3, Aralık Sayısı 2013