Page 1

mag Eylül-Ekim: 1

Sport Point Extreme’in süreli yayınıdır. İki ayda bir çıkar.

BAM MARGERA HARLEY CLIFFORD RÖPORTAJ: KEMAL ARPALIER


mag

Spx Magazine No:1 Eylül-Ekim Kapak: Rakatak Extreme Grubu Bölüm Editörü: Seçkin Maden madenseckin@gmail.com Katkıda Bulunanlar: Mutlu Kuru mutlukuru@gmail.com Uğur Önder ugur.onder@olgarlargroup.com Grafik Editörü: Onur Atay onur.atay@hotmail.com Adres: Ulus Mahallesi, Öztopuz Caddesi, No:30 Ulus-Beşiktaş, İstanbul İletişim: editor@spxmag.com.tr Spx Magazine, Sport Point Extreme’in süreli yayınıdır. İki ayda bir yayınlanır. Aşağıdaki adresten dijital yolla ulaşılabilen online derginin basılı versiyonudur. www.spxmag.com.tr


5


RÖPORTAJ

Röportaj: Seçkin Maden / SPX

Rakatak Extreme’in kurucularından Kemal Arpalıer’le Türkiye’de extreme sporların geçmişi üzerine uzun bir süredir röportaj yapmayı planlıyorduk. Türkiye’nin extreme sporlar tarihi üzerine, yakın geçmişimizdeki tüm bu evrime tanık olmuş kült isimlerle bu mevzuyu tartışmanın tam yeri tam vakti olduğunu düşündük. O da aklımıza bu hususta doğal olarak ilk gelen kişilerden olması noktasında –klişe tabirle- teklifimizi kabul etti, bizi kırmadı, sorularımızı da üşenmedi, uzun uzun yanıtladı. Arada bir de sıkıştırdık tabii; uzun bir süredir kendilerinden haber alamayışmızın nedenlerini de sorduk... SPX sunar:…Biz röportaj odasındayız. Seçkin Maden: Öncelikle, okuyucularımızın da izniyle sana Kemal Abi diye hitap etmek istiyorum; çünkü seni çok evvelden beri kendi çocukluğumun geçtiği Bursa’dan tanıyorum. Ortak geçmişimize dair birçok fragman dönüyor aslında aklımda. Bu dönemde dışarıda dönen hayat; yani 90’lı yılların başında ve ortasındaki Bursa ile bugünleri kıyaslamak gerekirse, neler var neler yok, neleri arıyorsunuz, neler çok daha iyi?

Kemal Arpalıer: Öncelikle bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim. Ben kaykaya 1987 yılında başladım ve ilk kaykayımı 2 ay çiçek satarak aldım. Ufak dar bir slalom kaykayıydı. İlk zamanlar ittirmeyi bilmediğimden bayırdan kayıyordum. 89 yılında İsviçre’ye gittim ve oradan biraz daha iyi bir kaykay aldım (sponsor ablam). Türkiye’ ye geldiğimde kendimi geliştirerek kaykay yapmaya başladım ve artık kaykayla bütünleşmiştim.

6


RÖPORTAJ 90’lı yılları şimdiki zamanla kıyaslarsam, o zamanlarda kaykay parçası bulmakta çok zorlanıyorduk diyebilirim. İlk zamanlar yurtdışından gelen patenlerin tekerleklerini kullanarak kaykaylarımıza hız kazandırıyorabiliyorduk. Zaman geçtikçe imkanlar arttı tabii. 90’lı yıllarda daha çok kaykay yapabileceğimiz yerler vardı artık; ama şimdi o yerler paket taş döşendi veya yasaklı hale geldi. Bir de eski 95a yumuşaklığındaki tekerleri arıyorum gerçekten. Eskiden ayakta attığım power slide’ı şimdilerde tekerlekler çok sert olduğu için çömelerek atmak zorunda kalıyorum; ama bunun zevki de apayrı oluyor. Bayır aşağı power slide rekorum 18 metredir bu arada… Bir başka aradığımız şeyi de şöyle ifade edeyim… Eskiden asfaltlara tuz dökülmediğinden yıpranmıyordu; ama şimdi her ilkbaharda tekerleklerimiz yeni asfalt arıyor! Neler çok daha iyiye gelince artık hemen her mağazada kaykayla ilgili malzemeyi bulabiliyorsunuz; skateparklarda kaymaya başladık, insanlar kaykay sporunu artık benimsemeye başladılar ve hoşgörü ile bakıyorlar. Bunu Türkiye’de en net şekilde ben gözlemlemiş olabilirim.

( http://www.youtube.com/watch?v=KW_phXWmYXs ). Evet, extreme sporlar bireysel sporlardır ve kişiler yetenekleri ile ön plana çıkarlar.. Bizde durum daha farklı; biz çocukluğumuzdan beri tüm sporları beraber yapmasını öğrendik ve birliktelikten ilham aldık, Rakatak’ın en çok beğenilen yönü de bu zaten. Hadi yapalım dediğimizde en az 5 kişi ve takip eden binlerce extreme tutkunu… SM: Diyelim gruptan birinin aklına bir extreme fikir geliyor. Bu cin fikir /aktivite planı gruba nasıl aktarılıyor, grup içi trafik nasıl işliyor? En cin fikirliniz sence kim? KA: Biz kökleri 1980’lere dayanan dinazor bir grup olduğumuzdan ülkemizin anti-sportif şartları karşısında birçok taktik geliştirmek zorunda kaldık ve grup ister istemez Türkiye’de yeni yetişen gençlere bu sporların nerede, ne zaman ve nasıl yapıldığını göstermeyi kendine ilke edindi. Daha da organize olabilmek için grup içi görev dağılımı yaptık. Bir menajerimiz bile var.  SM: Türkiye’nin başka illerinden yada yurt dışından, iletişim içinde olduğunuz Rakatak ruhuna yakın gördüğünüz başka topluluklar var mı?

SM: Bursa’ya ara ara döndüğümde hala havada farklı birşeylerin olduğunu düşünüyorum. Sence Bursa’yı extreme ruh anlamında öne çıkaran etmenler neler? Dahası siz bu etmenlerden nasıl besleniyorsunuz?

KA: Tabi ki Türkiye’de bu işe gönül vermiş birçok dostumuz var. Biz her zaman ülkemizde extreme sporlara destek olduğunu düşündüğümüz herkesin yanında yer aldık ve inan isimleri tek tek yazarsam çok sıkıcı olur... Daha yeni Fakie Tv’nin yeni Riders Army videosunda beraberdik mesela...

KA: Bursa 1 mevsimde 6 ayrı extreme sporun yapılabildiği nadir yerlerden biridir. Bu da Bursa’yı ayrıcalıklı kılan etmenlerden birisidir. Biz de Bursa’nın bize sağladığı nimetlerden sonuna kadar yararlanıyoruz. Mesela aynı gün içinde Uludağ’da snowboard yapabilir, teleferik güzergahı üzerindeki patikalardan bisikletle inip Skatepark’ta kaykay yaptıktan sonra Sukaypark’a geçip cable wakeboard yapıp Mudanya sahilinde kiteboard yapabilir, daha da hızınızı alamazsanız dağ yamaçlarındaki bakir tepeleri özgürce ATV’nizle keşfedebilirsiniz. Şimdi soruyorum size; var mı Bursa şehri gibi bir extreme sporlar merkezi?

SM: Extreme sporlar sizin için bir hobiden çok hayat tarzı olmuş gibi görünüyor. Yinede extreme sporlar dışında birtakım zorunlu/keyfi uğraşlarınız vardır diye düşünüyorum. Ben daha çocukken senin bir ara VHS kaset kaydedip sattığını hatırlıyorum:). Magazin haberlerindeki sporcuların, sanatçıların ‘ASIL MESLEĞİ: ’ gibi bir başlık görürürüz hani . Sende ve diğer grup üyelerinde var mı böyle ilginç meslekler? KA: Evet o yıllarda tv deki türk dizilerini kaydedip Amerika’ya gönderip kiralatıyordum. Şimdiki mesleğim görüntü montajcılığı ve araba galericiliği.

SM: Anlattıkların kadar varsa ‘Yok valahi’ diyor insan zaten hemen. ‘Rakatak’ın anlamı ne, nasıl kuruldu?’ gibi mainstream dergi soruları sormayacağım korkma. Fakat şunu soracağım: Son derece bireysel extreme spor dallarına damardan kan vermiş birkaç insan ne diye toplaşıp bir grup kurmak ister? Futbol gibi bir takım sporu, tanımı gereği bir grubu/birliği gerektirir. Fakat extreme sporların böyle bir tanımı yok. İçeriği oldukça bireysel. Nasıl oluyor bu grup işleri ? Açıklama istiyoruz!

90's

KA: Bu soruya daha evvelden birçok kez cevap vermek zorunda kaldığımız için bunu anlatan bir video çektik. Sen sormasan da merak edenler için yinede izlemelerini tavsiye ederim

7


RÖPORTAJ yolda dinliyordu. Sen de Basket Case dinletip du

“Bursa 1 mevsimde 6 ayrı extreme sporun yapılabildiği nadir yerlerden biridir. Bu da Bursa’yı ayrıcalıklı kılan etmenlerden birisidir. Biz de Bursa’nın bize sağladığı nimetlerden sonuna kadar yararlanıyoruz.” SM: Kışın yazdan daha aktif oluyorsunuz gibi bir izlenim var. En azından biz buradan böyle gözlemliyoruz. Sizi görmediğimiz süre zarfında biriktirilmiş bir malzeme mi söz konusu? Bu durgunluğun bir sebebi olmalı! KA: Kış aylarında snowboard tutkumuz depreştiği için her hafta yoğun bir şekilde dağlardayız. 12 ay boyunca aşağı yukarı aynı tempo devam ediyoruz ve evet çok yakında açıklayacağımız yeni bir projemizden dolayı tüm eski-yeni arşivimiz şu an doğru zamanı beklemekte..

ruyordun bak hiç unutmadım. Bu ara nasıl müzikle aran? Evde ve dışarıda dinlediklerin arasında fark oluyor mu? KA: 90lı yıllarda o tür grupları dinliyordum bunlardan bazıları Propain, Sex Pistols, Snap olarak sayılabilir; ama şimdi dinlediklerim daha sakin (artık kafa kaldırmıyor): Chill Out, Classic Rock, etnik müzikler ve benzerleri. SM: Önümüzdeki günlerde Riders Army ve Fakie TV ile bir proje olduğu yönünde haberler geliyor. Dream team toplanıyor gibi bir durum bu. Biraz ipucu şu ara hiç de kötü olmaz diye düşünüyoruz.

SM: Bu ara, şunu da denesem dediğin bir spor kaldı mı? Merak içerisindeyim. KA: Yapmak istediğim ve içinde kalan sporlar 1: kiteboard 2: uçaktan paraşütle atlamak. SM: Şuralarda kaydım, hala unutamıyorum dediğin parkurları/rampaları alalım, 1 Snowboard, 1 Kaykay… KA: Hala unutamadığım ve hala kaydığım en uzun parkur Uludağ Yolu’dur. Rampalara gelince İsviçre’deki Block 37 Skaterpark’tır diyebilirim.

KA: Evet, Türkiye Extreme camiasının çılgın yönetmeni Mert Gözüküçük (Fakie TV) acaip bir video için kamerasını bir kez daha eline aldı.. Sukaypark’ta yapılan çekimlerde bizde oradaydık ve Berk Mutlu ile Kerem Gürdal’ı daha da keyifle izleyeceksiniz bu videoda... SM: Röportaj için çok sağol!.. KA: Ben teşekkür ederim, Extreme Türkiye !!!

SM: Yıl 94 gibiydi sanırım, bizim mahallede Green Day’in Dookie kasedi kaykaycı tayfa arasında bomba gibi patlamıştı. Herkes evde, rampada,

8


miniRÖPORTAJ Birbirinden farklı extreme spor dallarında mensup süper-yetenekli sporcuları bulduk ve sorduk. “‘Yakın gelecekte şunu yapmak için sabırsızlıktan ölüyorum’ dediğiniz şey ne?” Bonus soru: “Başınıza gelen en unutamadığınız olay...” Yakın bir gelecekte Dünya ve Türkiye’deki büyük dalgaları kovalamak için bir projem var... Aklımda bu sıralar bu dönüp duruyor. Geçmişe baktığımda ise Sri Lanka’da yaşadıklarımı unutamıyorum. Güneş doğmadan sörf’e gitmek için yola çıkmıştık. Gidilecek sörf spotuna ulaşmak için de ormanın içinden geçiyorsunuz. Tam o sırada önümüzü büyük bir fil sürüsü kesmişti. Hiç bir şey yapamadık, üç tekerlekli tuk-tuk içinde iki saat sürünün yolda geçmesini beklemiştik. Sonrasında ise spot’ a vardığımızda belki de hayatımın en iyi dalgalarını görmüştüm o gün...

“Büyük dalgaları düşündükçe heyecan artıyor…”

Cihan Akça

“Bu aralar büyük bir Skatepark projesi var, ağır gazım.”

Deniz Çağlar (Poison) 10

Bu seferki gerçekten büyük! Wood world tarzı bir yer olacak, şimdilik bunu söyleyeyim. Vatana millete hayırlı olsun. Tabii bugünleri görmek kolay olmadı. Tolerans giderek yükseliyor diyebiliriz. Hiç unutmuyorum bir akşam her zamanki gibi Beşiktaş’ta kayarken, kalabalık bir taraftar grubu maç çıkışı bize saldırmıştı. Kaykaycılar; yada benzer işlerle uğraşanlar resmen ‘öteki’ olarak görülüyordu. Şimdi bakıyorum kaykay, paten kayan insanlar Beşiktaş’ın sembolü oluverdi. Zaman içindeki bu dönüşüm tabii ki olumlu; bir o kadar da düşündürücü.


miniRÖPORTAJ

“Açıkçası yalnızca kışın geliyor olması bile beni heyecanlandırmaya yetiyor.” Murat Can Uğur

Umarım daha fazla fırsatını yakalarım ve yurt dışında kayma imkanlarım çoğalır, farklı ülkerlerden riderlar tanıyabilirim. Böyle bir fırsatı 2010-2011 Universiade Erzurum Kış Olimpiyatları’nda yakaladım. Tüm dünyadan üniversite öğrencileri oradaydı ve iyi tanınan rider’larla birlikte kaymaya başlamıştık. Kendi adıma slopestyle yarışında yarışmayı çok istiyordum; ama hava şartlarından dolayı yarışımız iptal olmuştu ve moralim çok bozuktu; çünkü daha yeni ürettiğim bir hareket vardı ve bunu denemek istiyordum. Ne derler kısmet değilmiş; ama arkadaşlarımla çok iyi vakit geçirmiştik, o kesin.

“Yakın gelecek için düşündüğüm tek şey var; daha çok kar ve daha çok kaymak.”

Deniz Altınok 11

Snowboard bu anlamda vazgeçilmezim. Bu aralar tek düşüncem bu. Snowboard’da yeni sayılırım, daha yeni başladım. Yazları kaykay yapıyorum, kışın da board. Kaykayı daha çok gezmek, eğlenmek amacıyla kullanıyordum; ama artık benim hayatım oldu. Babür Vatansever’le tanışmam benim hayatımın belki de dönüm noktası. O, Bursa / Nalbantoğlu’na geldiğinde hiçbir şeyden haberim yoktu. Onunla ilk konuştuğum andan itibaren dünyamın spor demek olduğunu anlamıştım.


BAM MARGERA

BAM M ARGERA

~

~

Fotoğraf: Nate Bressler Yazı: Jay Riggio / Huck Magazine Çeviri: Seçkin Maden & Mutlu Kuru

Bam’i yalnızca düşünüyor olmak aklımda milyonca farklı görüntüyü tetikleyebiliyor; fakat nedense biri diğerlerinden daha vurucu. Bam’in düşündüğüm anlarda düzenli olarak Viva La Bam’in introsundaki “Peki şimdi ne yapacak?” sorusu ve Bam’in “Ben ne *dıııııt istersem o” cümleleri aklıma kendiliğinden geliyor. Neden bu sözlerin bu kadar başarılı olduğunu düşündüğümü bilmiyorum. Belkide gerçekten 28 yaşındaki Bam Margera’nın, her istediğini yapabiliyor olduğundandır. Ilık bir cumartesi sabahı, dünyanın en popüler mazoşist kaykacısının gerçek hayatta neler yaptığını öğrenmek için, Bam’in evine, Bamland’e doğru yola çıkıyorum. Evi New York’tan en iyi ihtimalle 3.5 saat uzaklıktaki West Chester, Pennsylvania’da bir yerde. Kiralık aracım, büyükbaş hayvanların otladığı araziler arasından hızla yol alırken, aklım Bam ile birkaç ay önce yaptığım telefon röportajına gitti. O ara yeni filmi Minghags’ı editlemek için odasına kapanmak zorunda olmanın sancısını yaşıyordu; ki sonrasında kendisinin bu filmde eş zamanlı olarak oyuncu, metin yazarı, yönetmen , yatırımcı gibi görevler üstlendiğini öğrendim. “Evet, şimdiye kadar filme 230.000 $ harcadım. Fakat kullandığım tüm kameralar benim, bu sayede kameraya hiçbir kira ödemedim” diye bir şey söyledi sonradan bana. Metin yaklaşık iki yıldır kenarda duruyordu; fakat Bam, Viva La Bam ve Bam’s Unholy Union’a harcadığı vakit sebebiyle Minghags’e çalışacak vakit bulamıyordu. “Bam’s Unholy Union’ın

12

dokuz bölümünü tamamladıktan sonra ‘S*ktir et, boşver... hayatımın üç ayını bu filme ayırıyorum ve başka bir projeye başlamadan önce bununla uğraşacağım’ diye sayıklıyordum’. Artık film cepte ve yayınlanmak için hazır. Umarım seyahatim süresince yayın öncesi görüntülerden bir şeyler elime geçer. Oraya varışım öncesinde Bam’ in yayıncısının birtakım direktiflerini hatırlıyorum “Kapıya geldiğin zaman Missy’i ara, Bam’in eşi”. Bam çokça, etrafının fotoğrafını çekilmesini talep edebilecek, sürekli kapıda dikilip duran, onun bir anlık bakışı için bekleyen fanlarla sarılı olduğundan bahsetmişti. Fakat bu sefer, Bam’ in tampon bölgesi bir şekilde fanlardan arındırılmış gözüküyordu. Telefonu elime aldım ve bana giriş kodunu verecek kişiyi Missy’i aradım. Kapıyı sarstım ve yavaşça açıldı. Bilmediğim bir sebeple Bam’ in patikasını ihtiyatlı bir şekilde takip ettim. Tam solumda, ağaca sarılmış plastik heykelsi bir Noel Baba bulunuyordu. Hemen yanında ise resmi görünümlü bir tabela üzerinde “Serious as Shitwater” yazıyordu. Sağımda ise başka bir tabela üzerindeki “9 of Novak’s Dicks = 1 of Frantz Dicks” yazısı gözüme çarptı. Üzerinde bulunduğum yol ise gösterişli, büyük ve renkli fiberglas hayvanların yer aldığı gök kuşağının altı rengine boyanmış bir platformdu. Yolun etrafında ise MTV’nin beton benchler bulunmaktaydı. Üç adet garaj kapısına yönlendirecek şekilde konumlanıyorlardı. Birinde Osama Bin Laden ‘76 forması giymiş, parmağında da basketbol topu çeviriyordu. Diğerinde NSYNC’ten Lance Bass, astronot kıyafetiyle görül-


BAM MARGERA üyordu. Sonuncusunda ise Ronald Reagan. Detaylı bir şekilde ifade edilmiş portrenin yanında şu sözler yazıyordu “Fuck Reagan, he’s a fuck-ass”. Birden bire midemde tuhaf bir his belirdi. Tanrım hangi cehennemdeydim? Birçok başarı hikayesi; sıkıntılar, hatalarla dolu bir geçmiş ihtiva ederken, öyle görünüyor ki Bam bir şeyleri çok da fazla zorlamak zorunda kalmamış. “Açıkçası ilk günden beri sadece ne yapmak istiyorsam onu yaptım” diyor. “Ellerimi kaykaya sürdüğüm o ilk andan itibaren yapmak istediğimi şeyin bu olduğunu biliyordum. Bu koca yabani VHS kamerayı aldığımızdan anda resmen ‘Kendini kameraya çekip TV’de izleyebilirsin, bu çok acayip bir şey!’ tribindeydim. Haliyle televizyonda olmak istediğimi biliyordum”. Kaykaya tam zamanlı odaklanmak için onuncu sınıfın ilk gününde Bam okulu bırakır. İlk kız arkadaşının babasının, kaykayın geleceği olmayan bir uğraş olması şeklindeki tezi üzerine Bam, geri adım atmayı dahi düşünür. ‘’Resmen yenik hissediyordum, babası açıkça okula geri dönmem yönünde tavsiyeler veriyordu’. ‘Ciddi ciddi okula geri dönmeyi düşünüyordum, s*ktir ya,’’ Bam gülüyor. ‘’Ayrıldıktan üç yıl sonra arabayla Wawa’da durdum. Wawa doğu yakasının 7-Eleven’ı olarak bilinir. Babası ve annesi bir süre beni Ferrari’me benzin koyarken izledi; ki o anda kendi Chevrolet’lerinin deposunu doldurmakla meşgullerdi’. Muhtemelen eski kız arkadaşının babası; hayatı boyunca kazanabileceği parayı, bir kaykaycının çıkıp bir yılda kazanabileceğini hayal edememiş olsa gerek. Arabamı park edip arabadan çıktıktan sonra araziye girmiş bulundum. İnanılmaz büyük, toplamda 14 dönümlük bir alan. Bam’ in bir arkadaşı bana içeriye kadar eşlik ediyor ve bir süre sonra beklememi söyleyerek yalnız bırakıyor. Evinin giriş katı oldukça loş. Duvarlar, aralarında mutfak masasının yanında asılı dev evlilik fotoğrafının da bulunduğu Bam ve eşinin sayısız fotoğrafıyla kaplı. Düşünmeden edemiyorum; fakat gerçekten Bam’ in başını bağlamaya karar verdiği o an, aklından ne geçtiğini merak ediyorum. Bununla birlikte eski nişanlısıyla geçirdiği meşakkatli bir ayrılık süreci akabinde, dürüst olmak gerekirse, bu adam dilediği her kadınla seks yapabilecek konumdaydı. “Son ilişkimin son iki yılında ilişkide yoktum diyebilirim. Gerçekten çok fena nefret ettim’. Bam bana eski nişanlısı Jenn Rivell’dan bahsediyor. ‘’Nasıl bitireceğimi bilemedim. Çünkü Lamborghini’me dalmasından, bilgisayarlarımı kırmasından, evimi hurdaya çevirmesinden falan korkuyordum” diyor gülerek.

13

Uzun süreli ilişkilerindeki uyumsuzluklardan bunalan Bam kenara çekilir ve ününün kendi yararına çalışmasına izin verir: “Ne zaman Kaliforniya’ya uçsam orada bir kız arkadaşım olurdu, Barselona’ya uçardım, orada da bir kız arkadaşım olurdu, Finlandiya... Sadece tüm bu gizli numaraları kilit altında tutardım. Bu aslında oldukça eğlenceli oldu”. Biraz yalnız ve her zamankinden daha azgın zaman geçirdikten sonra Bam, sekizinci sınıftan beri tanıdığı Missy ile yeniden bir araya geldi. Onlar bir araya geldikten sonra Missy, Bam’in hayatını iyi yönde değiştirdi. “Jackass II’ye şöyle bir baktığımda, bunu kabul etmeliyim -durmaksızın kendini tüketen bok torbalarıyız-. İnsanlar hap -ya da her ne ise- kullanıp kullanmadığımı soruyorlardı” diyor. Evlendiğinden beri artık makul bir saatte uyanıyor, daha az içiyor ve günün sonunda her zamankinden daha fazla çalışmış oluyor.


BAM MARGERA

“Muhtemelen eski kız arkadaşının babası; hayatı boyunca kazanabileceği parayı, bir ahşap Spiral merdivenden yukarı çıkarken, gotik iç mekanın merkezinde Fin rock grubu kaykaycının çıkıp bir yılda kazanabileceğini HIM’ in dev ışıklı logosu beni karşılıyor. Bir hayal edememiş olsa gerek.” sonraki katta ise duvarlar, Bam’in kullandığı proboardlarla dekore edilmiş. Hemen sonra Missy

14


BAM MARGERA ve annesiyle karşılaştık ve Missy, Bam’in yeni yaptırdığı rampasında kaykay yapmayı öğrenmek istediğinden bahsediyor. Bu 120.000 $’lık mega rampa, Bam’in arka bahçesine yedi ay önce inşaa edilmiş. Kaykay için uygun ayakkabıları olmadığı için Missy ve Bam, Fairman’in kaykay mağazasına gitmeye karar verirler. Bam’in kayın validesi Bam’i kaykay yaparken görmek istediğine dair ip uçları veriyor. ‘’Biliyor musun? Seni hiç kaykay yaparken görmedim.’’ diyor Bam’e, iri gözlerle, yeni damadına imrenerek. Dışarıya çıkıyoruz ve Bam genellikle arka bahçedeki toprak yarış pistinde kullandığı aracına atlıyor. Missy ile ben onu yürüyerek takip ederken dev rampayı görüyoruz. Muazzam bir şey ama birkaç futbol sahası büyüklüğündeki bahçede nasılsa küçük görünüyor. Bam koşarak ısınırken rampanın canavarsı güzelliğini inceliyorum. ‘’Mini rampada miller flip ve yapabildiğim en uzun tailslide’ı yaparken eğleniyorum. Andrew Reynolds bunu nasıl yapıyor bilmiyorum. Onun merdivende basamak basamak atlayışlarını izledim. Bunu yapmaya çalışacak olursam altı günlük bir editing tedavisine ihtiyacım olacak. Çünkü yürüyemiyor olacağım.’’ diyor Bam, bu günlerde sakince ilerleyen profesyonel kaykay kariyeri hakkında. ‘’Rampamda kaymaktan gerçekten zevk alıyorum; çünkü buraya kaymaya gelenler, işini bilen arkadaşlarım.’’ Bam etkileyici bir kaykaycı ve izlemek heyecan verici. Kayınvalidesi de burada, onun zahmetsizce yaptığı zor geçişlere tanık oluyor. İki katlı kütlenin üstüne konduktan sonra aşağıya atlayıp yoluna devam ediyor. Büyük boşluğun etrafını taradıktan sonra iki metrelik, harikulade bir iniş yapıyor. Bu çılgınlık. Bunu yaptıktan sonra arkadaşı aynı şeyi denerken Brandon Novak’ın iki bacağını birden nasıl kırdığından bahsediyor; ara oyuğa takılıp bir sonraki geçişin köşesine çarpmış. Bam’in henüz uyandığından bahsetmiş miydim? Missy ‘’Hangi arabayı almak istersin?’’ diye soruyor kapıdan çıkarken. Geniş düzenleme odasının yanından geçiyoruz. ‘’Hummer’ı alalım.’’ diyor Bam. Arabaya doluşup ve yola çıkıyoruz. Şehre doğru giderken yanımızdan arabalarıyla geçen insanların onun şöhretinden haberdar olup olmadıklarını düşünüyorum. Bam sağımızdaki küçük akarsuyu gösterip gururla ekliyor ‘’Geçen gece arabayla şu nehrin içinden geçtim’’. Gecenin bulanık, sarhoş detaylarını vermeden önce, arkadaşı Ryan Gee’nin karşıya geçemeyeceğine dair bahse girdiğini ve karşıya geçişini anlattı. Ben de sözü Jackass: Number Two’ya getirdim

15

ve ilkine göre ne kadar tehlikeli olduğunu düşündüğümü söyledim. ‘’Hala o mermi izleri karnımdalar ve bir tane de elimde var’’ diyor Bam, vahşi plastik mermi sahnesiyle ilgili. ‘’O şey gerçekten çok fena canımı yaktı. Ayrıca kıçıma sıcak damga yemek de oldukça acı vericiydi. Aynı kot pantolonu on gün boyunca açık yarayla giydim. Ve sonunda oldukça kötü şekilde iltihap kaptı. İltihap damgalanmanın kendisinden 800 kez daha fazla acı vericiydi’’ diyor ve annesi iltihaplanmış yaraya peroksidi boca ettiğinde hastaneye koşuşunu anlatıyor. ‘’Annem acımayacağını söyledi ve nihayetinde çok kötü yandı. Yaklaşık on beş dakika boyunca acılar içinde bağırdım’’. Kahkahalarımı kontrol edemeyerek neden kendisine bile bile zarar verdiğini sordum. ‘’Bunu yapıyordum; çünkü ilk Jackass üzerine bir şeyler yapmak, arkadaşlarımı güldürmek istiyordum, tabii hayranlarımı da güldürmek istiyordum ve onlara yarım kıçlı bok parçası yerine yapabileceğimin en iyisini verdim’’.     Kasabadan geri döndüğümüzde, Bam temkinli bir şekilde rampasının küçük bölümünde gıyabında tüm koruma önlemleri alınmış eşine nasıl yukarı ve aşağı kayılacağını gösterdi. Biraz daha kaykay yaptıktan sonra, Missy ile dört çekerlerinin arkasında eve döndüler. İçeri girdiğimizde henüz bir kaç hafta önce montajı biten Minghags’in yayın öncesi versiyonunu izlemek için davet ediliyorum. Ben dikkatle izlerken Bam geliyor, gidiyor aralıklarla oturuyor, kurabiye yiyor, bazen benimle birlikte izliyor. Film saçma olduğu kadar komik. Gitmeye karar vermeden önce film için teşekkür ediyorum ve karanlık labirentimsi yollarda hayatta kalabilmek için hava kararmadan çıkmanın iyi olacağına karar veriyorum.     Otoyol boyunca ilerlerken Bam’in hayatı hakkında düşünüyorum. Kesinlikle hep yapmak istediği şeyleri yapıyor ve hatta biraz daha fazlasını. Ve gerçek şu ki henüz tamamlamadığı birşeyler varsa; şimdi yapmak için parası, bağlantıları, kaynakları ve t*şakları var. O lanet Viva La Bam introsu tekrar başımın içinde patlıyor ve mutlak dehşetle art arda yankılanıyor. Hemen sonra Bam’in telefonda bana söylediği cümle aklıma geliyor. ‘’Ben yalnızca komik filmler yapıp kaykaya devam etmeyi ve müzik grupları için videolar yapmayı istiyorum. Bunları yaparken bütün o hayran etkisi olmadan yapmak istiyorum; fakat bunun üstesinden gelebilirim. Çünkü günün sonunda, yapmak istediğim şeyi yapmış olacağımı biliyorum’’.


HARLEY CLIFFORD

HARLEY CLIFFORD Ya z ı : And r e w De L a r a / O a kl e y One I con Magazi ne F o t o ğ r a f l a r : A a r o n K aten Çe v ir i: S e ç k in Ma d en

görmüş geçirmiş bir varlık sanabilir. Kuyrukta bekleyen sayısız seyircisini geride bırakıp Pro Wakeboard Tour’daki tekne platformuna doğru ilerleyen genç adam için not düşülüyor: Clifford hala yolun karşısındaki benzin istasyonundan sigara satın alamıyor. En azından yaklaşan 18. doğum gününe kadar. İlk bakışta kendini belli eden uzun sarı saçlar, esmer ten, etkili bakışlar, dostça hal tavır gibi güçlü delillere rağmen wakeboard’un geleceğine tanık olduğunuzu ilk planda açıkça düşünmüyorsunuz.

Bugünün genç yıldızı, geleceğin muhtemel fenomeni Harley Clifford, daha şimdiden Wakeboard’u dünyada yükselişe geçirecek kişi olarak görülüyor. Henüz daha 17 yaşında. Wakeboard’u üzerinde seyreden Harley Clifford’a uzaktan bakan göz; çoğu ölümlünün birkaç yıl kadar önce yapması imkansız olan birtakım, flip, twist, dönme hareketlerini kolayca sergileyebilen bu adamı, başka bir gezegenden gelmiş, 18


HARLEY CLIFFORD

üzerinde takılır, itişir, kakışır, eğlenir ve bir şekilde tüm günümüzü suyun üzerinde geçirirdik. Bu, kesinlikle neden ben ve ailemin suyu bu kadar çok sevdiğini açıklıyor. Muhtemelen çoğu aile bu esnada evlerine kapanmış televizyon izliyordur. Muhtemelen toplanıp beraber kriket izliyorlardır, evet’’. Bu güne kadar geçirdiği her anı, ayağının suya değdiği ilk günün hissettirdikleri kadar inanılmaz buluyor. ‘’Benim için her şeyi tamamen serbest bırakmak. Bir takım problemlerim olduğunda çıkıyorum ve wakeboard yapıyorum. Bu beni etrafımda olup biten her şeyden arındırıyor. Yalnızca orada bir yerlerde board’umun üzerinde ne yaptığımı düşünüyorum’’.

Yalnızca 3000 kişinin yaşadığı küçük bir Avustralya kasabası olan Medowie’de doğup büyümüş biri için wakeboard’un geleceği olarak anılabiliyor olmak imkansızdan öte bir şey olsa gerek. Daha önceden böyle bir inanılması mümkün olmayan bir şey olsa da sanırız artık mümkün. ‘’Sanırım hala tam olarak farkına varamadım’’ diyordu Harley, o yıl Orlando’da düzenlenen 2011 Wake Games şampiyonluğunu kazandıktan hemen sonra. ‘’Hala burada olmamalıymışım gibi hissediyorum. Bu işi sadece eğlenmek için yapıyordum’’ Bu sözlerin, ilk ödülünü 8 yaşında kazanan birine ait olduğunu not etmekte fayda var. Bu genç adamın kesinlikle suya ait olduğunu; dışarıdan bakıldığında açıkça göze çarpan tutkusu, şevkinin yanı sıra şimdiye kadar layık görüldüğü ödüller kanıtlamaya hayli hayli yetiyor. Coşkulu; fakat ince yarışmacı ruhu ona 2009 King of Wake derecesinin yanı sıra bir takım artçı ödüller ile efsane organizasyon 2010 Pro Tour ‘dan davet gibi birçok yeni açılım sağladı. Aralarında ‘’En iyi erkek wakeboarder’’, ‘’En iyi video’’ gibi birçok ödülü ‘olgunluğunun baharında’, daha henüz 17 yaşında silip süpürüyor. Endüstrinin içindeki insanlar onu ‘’Freak of Nature / Tabiatın Ucubesi’’ olarak çağırıyor. Bu noktada onun suyu yarmak, parçalamak için yaratıldığını söylemek abeste iştigal olmaz.

Ve zindelik faktörü gerçekten hala geçerli. ‘’Bu kesinlikle hızla ilgili bir durum. Bir şeylerin hızla akıyor olması inanılmaz. Yeni trickler öğreniyor olmak hayattaki en müthiş duygu. Çıkıp yarışma kazanmak gibi şeylerin ne kadar güzel olduğunu ifade etmek ise çok zor ve tek bildiğim durmak istemediğim’’. Yakın zamanda da ona dair bir takım şeylerde soğuma olacakmış gibi görünmüyor; tam tersine her şey daha da ısınıyor. Şu an için yılın altı ayını evinde, kalan 6 ayı da Orlando’da çekirdek wake endüstrisi içinde antrenman yaparak geçiriyor. Onun zanaatine olan hassasiyeti, sorguya mahal bırakmayacak kadar belirgin.

‘’Doğduğumdan beri suya aşığım’’ diyor aynı zamanda sörfe de hevesli olan Harley. 1 yada 2 yaşımdayken ailem beni şişme tube’lere bindirirdi. Suyu her zaman çok sevdim ve sanırım o günden beridir her gün sudayım. Aile hayatının bugünün profesyonel wakeboard rider’ı Harley’in üzerinde çok büyük bir katkısı olduğu kesin. Spora karşı duyduğu heves çok erken yaşlarda kendini belli ediyor. Babası belli bir perspektiften dünyanın en iyi su kayakçısı, annesi ise zamanında Avustralya Açığı kazanmış profesyonel bir tenisçi. ‘’Ailemizi bir arada tuttu’’ diye açıklıyor Harley. ‘’Her gün teknenin

Wake’in yeni fenomeni olarak bilinen Harley, her gün sınırları daha da zorluyor. Wakeboard’u üzerinde çektiği her yeni numara, bu sahada nam salagelmiş efsaneleri şaşırtmaya devam ediyor. Onun tarafından dünyada ilk kez gerçekleştirilen 2010’daki Mobe 720 ve 2011’de back-to-back 1080s (bir regular, bir switch) trickleri sayesinde kendi adına başlı başına ayrı bir kategoriye sahip oldu. ‘’Yapıyor olduğunuz şeyi sadece sizin 19


HARLEY CLIFFORD istemişimdir’ diye bahsediyor Harley. ‘’Şu an onunla aynı takımda olmak gerçekten çılgınca. Wakeboard’un içine Amber Wing ile doğdum diyebilirim. Ailemin en iyi arkadaşları Amber’ın ailesiydi. 4-5 yaşımdan itibaren Amber ile birlikte sürekli wake yaparak beraber büyüdük. Onunla birlikte aynı takımda olmak da bir o kadar efsane.’’ Çok açık olan bir şey var ki o da Oakley takımının bu ‘oyun’da en başı çektiği. Fakat bu esnada kendiliğinden bir soru belirir: Peki bu ‘oyun’ da tam olarak neyin nesi? Amerika’nın belli köşelerinde, Kore’nin bazı bölümlerinde (güncel olarak) ve Dünyanın çeşitli random noktalarında popülerleşen wakeboard, genellikle ufak ve özel bir kitleye hitap eden bir spor ve son yıllarda bu spora gelişim ivmesi kazandırma yolunda önemli mesafeler kat eden endüstri olarak bilinir. Fakat Harley’in parıldayan imgesine ilk baktığınızda hala yapılacak çok işin olduğunu anlıyorsunuz. Son zamanlarda yeniden dirilen bir çok spor dalına baktığınızda wakeboard’un onlardan farklı olarak önemli bir eksiği olduğunu görürsünüz: Olayın kendi doğal sınırlarının ötesini zorlamışını sağlayacak bir karakter, temsil.

yapabildiğinizi bilmek baya acayip bir his’’ diye konuşuyor, back to back 1080s trick’i üzerine. ‘’Hareketi tamamladıktan sonra havaya girmiştim. Ama o kadar da girmemiştim aslında. O gün oturdum ve videoyu tekrar izledim. Baya tuhaf; ama o videoyu ardarda yirmi kere falan izledim ve sonra ’Bunu nasıl yaptım?’ diye sayıkladığımı hatırlıyorum. Cevap: Saf sürüş motivasyonu, odaklanma ve spor aşkı. ‘’Her gece yatmadan kafamda kendimi yeni bir trick yaparken resmediyorken buluyorum. Her sabah kalkıp yeni bir antrenmana başladığımda, bu trick’i yapacağım ve wakeboard seviyemi daha yukarıya taşıyacağım diyorum’’. Ve gün planlandığı kadar ‘başarılı’ değilse, o bunu mutlaka hissediyor. ‘’O gün yeni bir şeyler bulamadıysam, günümün yeterice üretken geçmediğini düşünürüm ve günü her zaman kendime göre yüksek bir seviyede bitirmeye çalışırım. Kendimi ve wakeboard’u daha ileriye taşıyacak hamlelerin neler olabileceğini tartarım’’.

‘’Açıkçası bu sporu patlatabileceğimi düşünüyorum; zira her zaman Ryan Sheckler yada Shaun White gibi öne çıkıp ünlü olan birilerine ihtiyacımız oluyor. İşte ben o insan olmaya çalışıyorum. Wakeboard’u taşıyabildiğim kadar ileriye taşımak istiyorum... ve kendimi de bu anlamda zorlayabildiğim kadar zorlayıp bir üst seviyeye ulaşmaya çalışıyorum; ki insanlar wakeboard’un ne olduğunu anlasın, bu sayede de daha fazla insan bunu yapabilir hale gelsin.’’ Tam da bu sebeplerden ötürü o, endüstrinin büyümesi için hayati bir öneme sahip.

Oakley takımının parlayan yıldızı olmasını ve markayı wake endüstrisinde hızla ilerilere taşıyan kişi olması gerçeğini sarf ettiği cümleler üzerinden tahayyül etmek hiç de zor değil. Oakley ailesiyle birlikte büyüyor olmasının da, bu anlamda, onu gerçekten evinde gibi hissettirdiğini söyleyebiliriz. Oakley takımı her daim efsane olmuştur. Aaron Rathy, Nicola Butler, Amber Wing, Danny Hampson, George Daniels. Bunlar wake endüstrisindeki en cool ve iyi sporcular. Kafamda Oakley denince oluşan imaj hep böyle olmuştur. En iyi takım ve ürünleri dışarıdaki pek çoklarına kıyasla milyonlarca kez daha iyi olan bir marka. Genç yaşında, gıpta ederek baktığı sporcularla aynı takımda olmak için can atan bir yeni yetmeden çok daha fazla şey ifade ettiği kesin.

Ünlü, rol model sporcu ekolüne hizmet eden reality TV çağını yaşadığımız şu günlerde, ünün global limiti, artık gökyüzü anılıyor. Bu da Oakley takımının farklı farklı spor dallarına mensup diğer üyelerinden daha iyi bilen pek az sporcu vardır.

‘’Küçükken hep Aaron Rathy gibi olmak 20


HARLEY CLIFFORD ‘’Açıkçası bu sporu patlatabileceğimi düşünüyorum; zira her zaman Ryan Sheckler yada Shaun White gibi öne çıkıp ünlü olan birilerine ihtiyacımız oluyor. İşte ben o insan olmaya çalışıyorum.”

Her Pro Tour durağında bir imza almak için yaygara koparan bayan wakeboard fanlarına halihazırda sahip olduğu inanılmaz yetenek ve kendi alanındaki güncel dominasyonunu da eklersek Harley Clifford’ın bu sporu sınırlarının ötesine taşıyabileceğini öngörebilmek pek de zor değil.

‘’Shaun White, Ryan Sheckler gibi birçok efsane sporcuyu bünyesinde barındıran bir takımda olmak, onların iştirak ettiği markaya iştirak ediyor olmak gerçekten çok çok acayip bir his’’ Sheckler, azınlık sporu olarak bilinen bir uğraşın geniş kitlelere yayılması noktasında karşımıza çıkan en bariz başarı örneklerinden biri.

‘’Nihayetinde wakeboard’un yapacağı patlamayı yapmasını sağlayacak ‘o kişi’ ben olmak istiyorum.’’

‘’İmrenerek baktığım diğer extreme spor dallarından kişileri göz önüne alırsak – Örneğin Ryan; ki kendisi muhtemelen dünyadaki en ünlü insanlardan biridir- bir gün kesinlikle öyle biri olmak istediğimi söyleyebilirim.’’ 21


OFF!

OFF! <

Başka Yol Yok Yazı: Sheiley Jones Fotoğraflar: Nick Ballon Çeviri: Seçkin Maden

22

>


OFF! Punk’ın altın çağından dört efsane isim, güçlerini OFF! çatısı altında birleştirdi ve köklerinden gelen enerjiyle dünyayı tekrar hayata bağlamaya karar verdi.

çek bir grup harbiden gerçek bir gruptur. Kalplerine ve yaptıkları işe karşı dürüst olan insanlar. B*ktan olanı satmaya çalışmayan, kendi yollarını izleyen insanlar; yol kör ve sapa olsa dahi... Ki bazen bu takip edilecek en iyi yoldur. Basçı Dmitri Coats’ un farklı bir teorisi var, ‘’Çoğunlukla Keith’in yolu’’ diyor. ‘’Bahsettiği yola kulak verin, daha önce böyle konuşan başka birini daha duymadım. Tam bir birey. Yaptığı şeyi başka bir şekilde yaptığını hayal edemiyorum’’.

Keith Morris bu konuda biraz hassas. Dün Amsterdam’da kapıda asılı uyarıyı görmediği için duşta kayıp ve düşüyor ve o ünlü lafı ‘’Nooooo Fuuuucking Waaaay’’ ‘i duyuyoruz ağzından. Ardından John Lennon’vari gözlüklerinin ardından bana bakıp ‘’ Duşu istediğim zaman kapatırıııııııımm’’ diye bağırıyor. Old Street / Londra’da XOYO’nun lobisinde, Morris ve grubu OFF!’un bu akşam çalacağı yerde oturuyoruz. Greg Ginn ve Keith Morris’in ilk grupları Black Flag’i kurdukları yer; Hermosa Beach / California’ daki garajlarından 2000 mil ve 35 yıl kadar uzakta olsak da geçmişten kalan mirasın izleri her an bulunduğumuz yerde hissediliyor. ‘’Bu küçük ve mutlu bir sahne’’ diyor, İngiliz hayranlarının dolduracağı alana bakarak; bu topluluğun oluşmasında kendi rolünün öneminin farkında olmadan.

Herbiri Punk mazisinde önemli yerlere sahip grup üyeleri, tıpkı DNA sarmalı gibi bugünkü rüya kadroyu toparlayan OFF!’a kaynak sağlıyor. Her şey, Morris’in Black Flag’den Circle Jerks’ü kurmak için ayrılmasıyla (1979) başlıyor. Morris burada 30 yıl kadar çalıyor. 80’lerin başında Circle Jerks The Church’de ( o zamanlar Hermosa Beach’in efsanevi mekanı, SST Records’un kurulduğu yer) prova yaparken Morris , şeytan referanslı grup Redd Kross’ta bas çalan Steve McDonald ile tanışıyor. Yine o yıllarda San Diego’dan Mario Rubalcaba isimli bir çocuk kaykayı keşfediyor ve meşhur Alva takımına katılıyor. Bir süre kaldırımları profesyonel bir şekilde lime lime ediyor; ta ki eline bagetleri alana ve Ruby Mars olarak anılmaya başlanana dek. Efsanevi post-punk grupları Rocket From the Crypt ve Hot Snakes’te baget salladıktan sonra 90’ların başında kendi saykedelik rock grubu Earthless’ı kuruyor. Yaklaşık olarak aynı zamanlarda kıtanın öbür ucunda, Philadelphia’da kıvırcık saçlı gitarist Dmitri Coats, stoner rock üçlüsü Burning Brides ile doğu yakasını

Hermosa günlerinden beri punk büyüdü, gelişti; bazen sert kayaya tosladı, hazin sonlara tanık oldu (Morris, aşırı kiloları sebebiyle hayatını kaybeden eski dostu Jeffrey Lee Pierce’a hürmeten Gun Club Tshirt’ ü giyiyor). Peki bu 56 yaşındaki adam, neden zaman hiç ilerlemiyormuş gibi davranıyor? Ve hala nasıl bu kadar kendi olmayı başarabiliyor? ‘’Şey...’’ diyor arkasına yaslanarak. ‘’Salak olduğumdan ve daha iyisini bilmediğimden olabilir mi? Piyasada çok fazla feyk, plastik grup var. Ger23


OFF! “Fakat kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz misali, hiçbirimizin tam olarak ne yaptığını bilmediği bir noktada ortam giderek daha da kaotikleşiyordu... Sadece yapıyorduk işte, hepsi bu.’’ sallıyor. Fakat anlaşmalı oldukları plak şirketleri iflas edince, umudu Los Angeles’ın zengin stüdyo ortamlarında arıyorlar. Burada, yeni Circle Jerks albümü kaydıyla meşgul olan Keith Morris’le tanışıyorlar. Jerks daha sonra dağılıyor, Morris ve Coats aralarına McDonald ve Rubalcaba’yı da alarak OFF!’u kuruyorlar.

dışa vuruyor. Yanında oturmak, geçmişin parıldayan yıldızının ışığını soğurmaya benziyor. Spray Paint The Walls; The History of Black Flag’de müzik muhabiri Stevie Chick, Morris’in gençliği hakkındaki sözlerine yer veriyor. ‘’İşten sürekli kaçar, başımızı belaya sokardık’’ diyor. ‘’Melek tozu içer, burnumuzdan fil sakinleştiricisi çekerdik. Tamamen budalaca...’Neden böyle bir şey yapmak isteyesin ki?’ tarzı işler. Gençken deneyimlemeye hevesli olduğun bir ton şey. İyi bir deneyimse, çok iyi; değilse o zaman sağlam bir ders alınmış demektir’’.

Bu, sayısız etkilenime maruz kalmış müthiş zihinlerin buluşması gibi birşey. Peki ortak paydada ne var? ‘’Umarız konserde geçirdiğiniz vakit, yukarı aşağı zıplayıp durmalarınız, bağırmanız, çağırmanız, bu esnada edindiğiniz yeni arkadaşlarınız, aldığınız birkaç shot alkol, sizin parti ortamımızın bir parçası olmanızı sağlamıştır’’ diyor 1 dakikadan uzun şarkısına pek rastlanmayan Keith Morris. ‘’Hayatınızın bir diliminde gerçekten kırıp dökmeden, zarar vermeden sinirinizi, öfkenizi dışarı aktarabildiğiniz bir dönem olabiliyor. Tıpkı kaykaydaki gibi; mantalite, hız, agresiflik. Fazlasıyla istekli, yapmaya dünden hazır ‘Haydi yapalım!’ cı kafa. Ve kaykay varsa, sörf de var, snowboard da var, su kayağı da var, hava dalışı da var. Pasta yeme yarışması, hot-dog yeme yarışması, yiyebildiğin kadar ye yarışması da var’’. Keith Morris’in düşünceleri kafası çevresinde maytap gibi dolanıyor. Bu esnada deneyimlerini sürekli

O günler geride kalmış olabilir -’’Şu ara Hermosa Beach korkunç, resmen yuppiler doluştu’’- ; fakat OFF! o ruha dönüş yönünde işaretler veriyor. ‘’Diğeri (Circle Jerks) kendi yolunda tıkandı kaldı’’ diyor, onlarla yollarını 2009 yılında yeni albüm kaydı esnasında ayıran Morris. ‘’Bizi biz olduğumuz için sevecekler, bu yüzden istediğimizi yaparız’ şeklinde korkunç bir mantalite içindelerdi. OFF!’taki elemanlarla sahnede gerçekleştirdiğimiz deli, enerjik performanslarla tıpkı geçmişe atılan bir köprü misali bir anda tekrar içine daldığımız renkli, gizemli hikayeler bizi mutlu etmeye yetti.

24


GiT

iZLE Git: Merrell Mud Race İstanbul ‘12 Merrell tüm tünyada düzenlenen Mud Race etkinliklerinden bu yıl İstanbul’u mahrum bırakmıyor ve 14 Ekim Pazar günü -etkinliğin adından da belli olduğu üzere- çamurla barışık yarışseverleri bu alternative eğlenceye davet ediyor. Etkinlik mekanı Kilyos Dalia Beach Club. %100 Çamur zeminde , kilyos manzarası size eşlik ederken, önünüze çıkan engelleri aşmaya çalışıp aynı zamanda vücudunuzun farklı kaslarını çalıştırmanıza imkan tanıyan genel anlamda eğlence odaklı bir organizasyon. İleride koşu planlarınıza eşlik etmesini istediğiniz tereddütlü arkadaşlarınız varsa, Mud Race onu ikna etmek için doğru adres olabilir. Kayıtlar, www.mudraceturkiye.com adresinden yapılabiliyor.

İzle:

Riders Army III: What is Matrix?

Riders Army’nin önceki kış çektiği ‘RA I: Somewhere over the Uludağ’ ve ‘RA II: Double or Nothing’ de, ‘’Ülkemizde bu hareketleri yapabilen adam var mıymış yahu?’’ dedirtecek cinsten manzaraları, yine ülke standartlarının üzerinde çekim teknikleri eşliğinde, kalp-spazmı tehlikesine rağmen ev konforunda izleme şerefine nail olduk. Kışın çok acayip işlere imza atan RA; Nam-ı diğer Riders Army yazın ne yapıyor; herhalde buraya kadarmış diye düşünüp dururken bizler, onlar üçüncü video ‘What is Matrix?’ ile çıkageldiler. Array’lenmiş 10 adet GoPro kamerayla yakaladığı matrixvari karelerle Mert Gözüküçük, son videonun en belkide en öne çıkan ismi. Daha fazla spoiler vermeden size videoya ulaşabileceğiniz linki iletip koşarak mahalden uzaklaşıyoruz: www.facebook.com/ridersarmy

Oku: Current State: Snowboarding Extreme sporlar camiasında tarih yazımı, çok alışılageldik bir refleks değildir. Bu tip numuneye rast gelindiği noktada ona dört elle sarılınması gerektiği düşüncesindeyiz. Kitap gerçekten merak uyandırıcı; çünkü içindeki geçmişe dair her fragman oldukça gerçek. Yazar David Benedek bu proje için 3 yıl uğraştığını belirtiyor. Proje süresince snowboard’un en baba isimleriyle; Scotty Wittlake’ten Jake Burton’a, Travis Rice’tan Jed Anderson’a kadar sayısız isimle röportaj yaptığı biliniyor. https://vimeo.com/36107913 adresinden kitabın şahane bir ‘making of’ özeti izlenebilir. 26


FiLM

OYUN

Film: Burton 13 ‘Son zamanlarda yayınlanmasını beklemekten sabır taşınıza en fazla zeval veren film nedir?’ Sorusuna yanıtımız Burton 13. An itibariyle sayıları dörde ulaşan trailer’lardan anlıyoruz ki, Burton’ın snowboard filmlerinde her daim bir grup listeli snowboarder bize sırayla yada hepberaber hünerlerini sergiliyor. Bu ana konsepti anladık. Sonra iş her yeni filmin temasına uyarlanmış yeni bir takım görsel tricklere geliyor. Burton bu trickleri her seferinde tam gediğine oturtuyor. Şimdilik elimize geçen trailer’lardan izlenim sunacak olursak; ilk trailer tüm riderların yer aldığı genel bir izlenim sunarken ikinci trailer’da Jeremy Jones karşımıza çıkıyor ve her yıl Burton filmlerine nasıl bir gazla hazırlandığından bahsediyor. Üçüncü trailer, son XGAMES’in çifte altın madalyalı rider’ı Mark McMorris ve arkadaşlarının top performansından ipuçları veriyor. Yayınlanan son trailer’da ise Jussi Oksanen ve Mikey Rencz’in back county performansları Art of Flight’vari çekimlerle ekrana yansıyor. Trailer’larla yetinemeyen sabırsız bünyeler için iyi haber; filmin yapımı tamamlandı ve 17 Eylül’de vizyonda. Önümüzdeki kışı beklemekte sabırsızlananların heyecanını daha da katlamaya birebir bir yapım bizleri bekliyor. Albüm: Tiger Trap – Tiger Trap Sonbaharın iyiden iyiye artık geldim, tamam! Diye dile geldiği şu günlerde aklımız derginin bu ayki bilinçaltı teması olagelen 90’lar temasının da üzerinden sohbetlerimiz bizi dönüp dolaşıp Tiger Trap’e getirdi. 1993 yılında bir anda patlayıp sonrasında grubun dağılmasıyla, kanımızca ‘gözardı edilmiş en iyi albümler’ klasmanında ilk sıralara oynayabilecek önemli bir albüm bu. Sadece Indie / Twee Pop türünde değil 90’ların başındaki alternative pop/ rock genellemesi dahilinde dahi, bu albümle yakalanılan enerji sürdürülseymiş, grup kült statüsüne erişebilirmiş dedirten bir albüm. Sonbahar melankolisiyle punk enerjisini, masum bayan vokallerle en dip noisy gitar tonlarını hibritlemeyi göze alabilen bir grup Tiger Trap. Bu kompleks tanımlamalarının ardında ise oldukça eğlenceli ve kolay dinlenebilir bir grup aynı zamanda. Dans ederken aynı zamanda hüzünlenebilen bünyelerin vazgeçilmezi olabilir. Oyun: Tony Hawk’S Pro Skater HD Efsane kaykay oyunu Tony Hawk’s Pro Skater da modaya uydu ve yeni HD oyunuyla raflardaki yerini aldı. Activison, başarısız denilecebilecek denemeleri Tony Hawk Ride ve Tony Hawk Shred’den sonra Tony Hawk’S Pro Skater HD ile yeni bir başlangıç yaptı. Oyun bizlere HD kalitesinde geç 90’lar nostaljisi sunuyor. Bir çok yeni sahnenin yanısıra Tony Hawk’s Pro Skater 1 ve 2’den best of niteliğindeki yedi adet haritada kaymak mümkün. Nostaljik haritalarda oynanabilirlik neredeyse 13 yıl öncesinden farksız. Yine eski bölümlerden unutulmaz soundtrack parçlarını da bu oyunda ara ara duymak mümkün. Grafikler şimdiye kadar deneyimlediğimiz en farklı Tony Hawk grafikleri diyebiliriz. Oyunun seriye getirdiği muhtemelen en büyük yenilik de bu. Özellikle dokular ve etkileşimli objeler üzerinden bu yenilik rahatça okunuyor. Oyun şimdilik PlayStation ve XBOX konsolları için piyasada. PC kulanıcıları ise her zamanki gibi biraz bekleyecek. 27


Spx Mag, Eylül Ekim Sayısı  

Spx Mag Eylül-Ekim

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you