Issuu on Google+

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SPOR KURULU SPOR&KÜLTÜR YAŞAM DERGİSİ

BAHAR 2011 SAYI 04

Recep Akıcı İle Boğazİçİ ve Kürek Sohbetlerİ Spor Medyasında Gaflar

Futbolda Irkçılık

Sİnan Güler Röportajı

WTA Championship

İstanbul 2010 Pele’nİn Kehanetlerİ

Pole Dance

EfsanEler Yazı Dİzİsİ

Dolu Dolu 128 TAM SAYFA SPOR

BASKETBOL >> FUTBOL >> VOLEYBOL >> MOTOR SPORLARI >> YÜZME BAHAR 2011 ATHLETICS 1


2 ATHLETICS BAHAR 2011


ATHLETICS EDiTÖR BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SPOR KURULU SPOR&KÜLTÜR YAŞAM DERGİSİ

BAHAR 2011 SAYI 04

İmtiyaz sahibi Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu adına Fatma Uzunlar Genel Yayın Yönetmeni Özlem Tetik Yazı İşleri Müdürü Fatma Uzunlar Editörler Gülnur Koç, Enis Can Karakoç Yayın Kurulu Alper Yıldız, Gülbin Güvenç, Kaan Ökten, Melis Soyumgürbüz, Metin Morgül, Nuri Yüksel, Özge Tabak Spor Kurulu 2011 Gökhan Döneli, Özlem Tetik, Emrah Aydın, Mehmet Karaca, Ayberk Erdoğan, Barış Cesur, Cemre Alkumru, Enis Can Karakoç, Erdi Özer, Gülnur Koç, Ozan Bayrak, Ahmet Salih Çakar, Sinan Arslan Tasarım: Vahit Tuna Tasarım ve Danışmanlık Grafik UYGULAMA: Ayşe Bozkurt Katkıda Bulunanlar Altuğ Şimşek, Caner Akdolun, Canberk Mersin, Ece Kalabalıkoğlu, Egemen Eser, Eyüphan Koç, Görkem Ergül, Hande Berra Ottekin, Kadir Aydın, Özge Akman, Sena Şaban, Soner Birol, Şafak Ercişli, Yiğit Eren Civilo Teşekkürler Oğuz Yenihayat, Recep Akıcı, Sinan Güler, Şahika Ercümen Dergimize yaptığı çok değerli katkılarıyla Spor Kurulu ‘91 Mezunu Bora Akgül’e teşekkürlerimizi sunarız. Adres: Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu, 34340, Bebek İstanbul Tel: (212) 257 10 81 E-posta: sk@boun.edu.tr İnternet Sitesi: www.sportscommittee.com

Merhabalar

B

oğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu olarak ATHLETICS’in 4. sayısı ile yeniden karşınızdayız. Yorucu ama bir o kadar da keyifli geçen çalışma sürecinin ardından kaliteli,güncel ve spor dolu bir dergi çıkarmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Spor Kurulu olarak amacımız sadece insanlara spor yaptırmak değil, onları spor ile ilgili her konuda bilgilendirmeye çalışmaktır. Bu yüzden her sayıda spor dünyasıyla ilgili her branşa, turnuvaya ve türlü organizasyonlara yer vermeye çalışıyoruz. Bu sayıda spor dünyasının kendi branşlarında efsaneleştiğine inandığımız sporcuların başarı öykülerini konu aldık. İsteğimiz; siz okurlarımıza gerek özel hayatlarında gerekse spor yaşantılarında başarıya ulaşmış bu isimlerin bizler için iyi bir örnek olabileceklerini hissettirebilmek. Bu dergiyi hazırlarken takım olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Yaptığımız fedakarlıklar, kaygılar, endişeler dergi elimize geçtiği anda unutuldu.

Dağıtım Subcommittee 2011 Basım Yeri MAS Matbaacılık A.Ş. Hamidiye Mahallesi Soğuksu Caddesi 3 Kağıthane 34408 İstanbul Basım Tarihi Nisan 2011 Athletics, dönemsel yayınlanan yerel süreli yayındır. Bu dergi basın meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Dergide yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu reklam veren firmalara aittir. Athletics’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlarından izin alınmaksızın kullanılamaz.

Dergiyi hazırlama sürecinde kaygılandık, eğlendik yeri geldi telaşlandık belki ama geçen seneden başlayan ve gittikçe daha iyiye doğru yol aldığına inandığımız ATHLETICS’in yeni gelen arkadaşlarımızla daha kaliteli hale geleceğini düşünmek bize paha biçilemez bir motivasyon kaynağı oluşturdu. Bu dergide gerek yazılarıyla gerekse maddi manevi destekleriyle bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkürü bir borç biliriz. Spor Kurulu olarak sporun her daim hayatınızda olmasını ve beşince sayı ile spor dolu haberlerle tekrar karşınızda olmayı temenni ederiz. Keep the rules, play the game! SPOR KURULU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ

Gülnur Koç

Enis Can Karakoç BAHAR 2011 ATHLETICS 3


ATHLETICS

içİndekiler

4 SPORFEST Bu sene 31.si gerçekleştirilecek olan Sports Fest’i daha yakından tanımaya ne dersiniz?

4 ATHLETICS BAHAR 2011

10

Universiade 2011 Erzurum Kış Oyunları

26

THY Euro Lig Takım Değerlendirmesi

Günümüzün en popüler kış sporlarından biri Snow Board, bakalım nasıl ortaya çıkmış?

THY Euro Lig’de İspanyol fırtınası, son 8 de 4 İspanyol.

14

Geleceğin Yıldızları Türkiye’de Parlayacak

Türkiye’ye bir organizasyona daha ev sahipliği yaptı: 2011 Yıldız Kızlar ve Erkekler Voleybol Şampiyonası’ nı düzenleme hakkı.

30

Milli Basketbolcumuz Sinan Güler Hakkında Bilmedikleriniz

16

Recep Akıcı Röportajı

Babası, annesi ve abisi de basketbolcu olan genç yıldız Sinan Güler oynadığı basketbolla ve mütevazı tavırlarıyla var olan fan sayısı gün geçtikçe artıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Spor Koordinatörü Recep Akıcı ile Boğaziçi Üniversitesi sporu ve kürek üzerine keyifli bir sohbet.

40

Sporun Efsaneleri

16

Doğudan Gelen Rekabet: Dragon Boat

Bir ejderi andıran tekneler, yarışmanın ve beraber hareket etmenin güzellikleri; DRAGON BOAT.

Futbolun, basketbolun, voleybolun, Formula 1’ in, Amerikan futbolunun, golfun, yüzmenin, tenisin, atletizmin ve daha bir çok branşın yanı sıra stadyumların, taraftarların, antrenörlerin, şampiyonaların efsane isimlerini öğrenmeye hazır mısınız?

24

NBA All Star 2011

82

London 2012 Aquatics Centre ve Ian Thorpe

Bu sene 60.sı düzenlenen NBA All-Star Haftasonu Los Angeles şehrinin iki takımına da ev sahipliği yapandünyanın en kaliteli basketbol komplekslerinden biri olan Staples Center’da yapıldı.

2012 Olimpiyat oyunları ve paralimpik olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapacak olan Londra’nın yeni mabedine bir göz atalım.


84

Motokros

2011 yılında 4 ayrı yarışa ev sahipliği yapacak olan Türkiye’de Motokros yarışları yarışseverlere oldukça heyecanlı yarışlar ve keyifli anlar yaşatacak.

86

Amerikan Futbolu’nun Unutulmaz Finali Super Bowl XLV

Taktiğin ve gücün limitlerinin zorlandığı, dünyanın takip ettiği inanılmaz maçın değerlendirmesi.

88

Derinliklerin Tanrıçası Şahika Ercümen

Guiness rekoru sahibi Şahika Ercümen’ in başarı hikayesi.

94

WTA Championship İstanbul 2011

Geçtiğimiz yıl aldığımız bayanlar tenisinin en prestijli turnuvası olan WTA Sezon Sonu Şampiyonası’ nın bayrağı önümüzdeki 3 yıl İstanbul’u süsleyecek.

56

Bobsleigh

Bobleigh yada Bobsled düz ve dar iki ayağa sahip tekerleksiz araçlarla kar ve buzlu yüzeylerde kayılarak yapılan kimilerine göre en heyecanlı kış sporudur.

84

100

100 And The Laureus Goes To…

Mottosu ‘İyilik İçin Spor’ olan Laureus ödülleri, Abu Dabi’ de düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu.

102

Topuklu Ayakkabınız Olmadan Asla: Pole Dance

Bu spor bir zamanlar striptizcilerin, sonraki yıllarda kendini seksi hissetmek isteyen kadınların işgaline uğrasa da bugün kendini cinsellik ve erotizmden soyutlamış durumda.

106 Spor Dünyasından Magazinlik Atıştırmalıklar

116

Futbolun İçinde Var Bir Öteki: Irkçılık

Tüm dünya uluslarının ortak kültürü olan ve her dinden, ırktan ve milliyetten insana bir arada olmak için bir sebep veren “spor” bile, ırkçılık için bir araç olabiliyor bazen.

118

Şampiyonlar Ligi Değerlendirmesi

Nefes kesen devler liginde çeyrek finale kalan 8 takımın değerlendirmesi.

Zaman Ayrılık Zamanı: Ali Sami Yen Stadı

Spor hayatlarında sahip oldukları başarıların yanı sıra, özel hayatlarıyla da gündeme gelen ünlü sporcular hakkında son dedikodular, merak edilenler ve daha fazlası…

110

Eğlenceli Oyunlar

122

Arkadaşlarınızla evde vakit geçirirken canınız sıkıldığında veya muhabbetin bittiği yerde yardımınıza koşacak bir el kitabı olsa ne güzel olurdu değil mi? Buyrun o zaman...

114

Medyada Spor Gafları

Günümüzde birçok spor programı yapılmakta ve bu programlarda birçok gaf yapılmaktadır. Bunlardan bazılarını sizler için seçtik.

126

Kaç insanın futbol aşkına şahit olan Ali Sami Yen stadına veda etmeye hazırlandığımız şu günlerde, orada yaşanan unutulmaz anları hatırlamak gerek. Darısı Aslantepe’ nin başına!

Pelé’ nin Kehanetleri ‘‘Futbolun Kralı’’ Pelé, tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olabilir, ancak konu futbol tahminleri olduğunda istikrarlı bir biçimde yanılmaya devam ediyor. BAHAR 2011 ATHLETICS 5


ATHLETICS SPORTS FEST

Sports fest 2011’e Doğru Kökeni 1896 yılına ve “Athletics Association”a dayanan Spor Kurulu’nun değişmez geleneği olan, Türkiye’nin en büyük öğrenci festivali Sports Fest bu sene 31. yaşını kutluyor. Her yıl çoğunluğu yabancı ülkelerden olmak üzere 1000’in üzerinde sporcuyu Boğaziçi Üniversitesi’nin kampüslerinde ve ünlü Güney Meydan’ında ağırlayan Sports Fest, katılımcılarına unutamayacakları bir 4 gün yaşatıyor.

6 ATHLETICS BAHAR 2011


Festivalin başlamasıyla birlikte organizasyon ekibi bir yandan tecrübelerine tecrübe katarken, bir yandan da farklı ülkelerden gelen sporcularla kaynaşıyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 7


ATHLETICS SPORTS FEST

B

u sene, 12 – 15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek olan Sports Fest’in başlamasına sayılı günler kaldı. Spor Kurulu imzası taşıyan bu efsanevi organizasyonun arkasında büyük bir emek ve takım çalışması yatmakta. Hazırlıklara aylar öncesinden başlanıyor, planlar yapılıyor ve geri sayıma başlanıyor. Festivalin başlangıç tarihine doğru organizasyona dahil olan gönüllü ordusuyla birlikte, Sports Fest’in başarıya ulaşması için gereken her şey tamamlanmış oluyor. Beklenen gün geliyor ve festivalin başlamasıyla birlikte organizasyon ekibi bir yandan tecrübelerine tecrübe katarken, bir yandan da farklı ülkelerden gelen sporcularla kaynaşıyor. Spor Kurulu’nun en önemli amaçlarından biri olan sporu sevdirmek ise bu noktada ortaya çıkmakta. Tüm bu kalabalığı bir araya getiren ve birbirine bağlayan şey ‘spor sevgisi’ oluyor. 2011 yılında Sports Fest, Boğaziçi geleneğini yeniliklerle harmanlayarak karşınızda olacak. İşte, adım adım Sports Fest 2011…

8 ATHLETICS BAHAR 2011

AÇILIŞ Organizasyonun ilk gününde gerçekleşen açılış töreni, diğer günlere kıyasla daha resmi geçmektedir. Boğaziçililerin, spor dünyasının, bürokratların ve akademisyenlerin akınına uğrayan törenin sunuculuğunu her sene tanınmış bir isim üstlenmekte. Sports Fest 2011’e katılan üniversitelerin yürüyüşünün ardından sıra çeşitli gösterilere ve animasyonlara gelir. Sports Fest meşalesinin yakılmasının ardından, Sports Fest 2011’e resmen start verilir.

MÜSABAKALAR Bir spor festivalini, spor festivali yapan şey nedir? Tabi ki müsabakalar. Sports Fest 2011’e katılan üniversiteler bu sene kendilerini 12 branşta gösterecekler; badminton, basketbol, hentbol, outdoor voleybol, futbol, step, yüzme, masa tenisi, tenis, ultimate frisbee, voleybol ve su topu. Kıyasıya rekabetin yanı sıra arkadaşlığın ve centilmenliğin de ön plana çıktığı müsabakalar,

kuşkusuz Sports Fest’in en heyecanlı geçen bölümünü oluşturmakta. Müsabakalar ve sporun yarattığı coşku, 1000’in üzerindeki sporcuya ve 15.000 kişilik Boğaziçi camiasına da katlanarak yansımaktadır. Festivalin 3 günü boyunca devam eden müsabakalar, Güney Kampüs ve Uçaksavar Kampüsü’ndeki açık ve kapalı sahalarda yapılmakta.

GÜN İÇİ ETKİNLİKLERİ Güney Meydan’daki çimler, düzenlenen animasyon ve gösterilerle her zaman Sports Fest’in kalbinin attığı yerdir. Animasyon ekibinin etkinlikleri, kesintisiz müzik, kurulan standlar ve düzenlenen workshoplar Sports Fest katılımcılarına spor yapmadıkları zaman da güzel vakit geçirme olanağı sunar. Boğaziçililer de diğer herkes gibi güneşin, çimlerin, outdoor voleybolun keyfini çıkarmak için boş vakitlerinde Güney Meydan’ı tercih ederler.


Kıyasıya rekabetin yanı sıra arkadaşlığın ve centilmenliğin de ön plana çıktığı müsabakalar, kuşkusuz Sports Fest’in en heyecanlı geçen bölümünü oluşturmakta.

BAHAR 2011 ATHLETICS 9


ATHLETICS SPORTS FEST

PARTİLER VE KONSERLER Çekişmeli müsabakalardan yorulan katılımcıları eğlendirmek ve kaynaştırmak amacıyla Sports Fest boyunca konserler ve İstanbul’un ünlü gece kulüplerinde partiler organize edilir. Festivalin 2. gecesi Güney Meydan’da veya otoparkta düzenlenen konserde ünlü sanatçılar sahne alır ve kalabalığı coşturur. Bugüne kadar Kolpa, Yalın, Bedük, Athena ve Duman performanslarıyla Sports Fest’e renk katmıştır. Bu sene 14 Mayıs’ta gerçekleşecek olan Ferry Party, sıradışı konseptiyle katılımcıların ilgisini çekmektedir. Spor Kurulu’yla özdeşleşmiş olan Ferry Party, Kabataş’tan kalkan arabalı vapurun gece boyunca Boğaz turu atmasıyla katılımcılarını doyasıya

Sports Fest’in son gecesi düzenlenen, sevip de söyleyemeyenlere son bir şans veren Now or Never Party ise Sortie, Reina gibi İstanbul gece hayatının en bilinen mekanlarında düzenlenmektedir.

10 ATHLETICS BAHAR 2011


eğlendirmektedir. Sports Fest’in son gecesi düzenlenen, sevip de söyleyemeyenlere son bir şans veren Now or Never Party ise Sortie, Reina gibi İstanbul gece hayatının en bilinen mekanlarında düzenlenmektedir. Ülkesine dönecek olan sporcuların hafızalarından silinmeyecek bu parti, Spor Kurulu’nun ve Sports Fest’in gelenekselleşmiş organizasyonlarından biridir.

KAPANIŞ Kapanış töreninde, 4 gün boyunca büyük mücadelelerin yaşandığı müsabakalarda dereceye giren sporculara madalyaları verilir. Festivalin kral ve kraliçesine de ödüllerin verildiği töreni, animasyonlar ve gösteriler renklendirmektedir. Dünyanın çok çeşitli yerlerinden gelen sporcular, spora doymuş bir şekilde madalyalarıyla evlerine dönerler. Tabi ki seneye tekrar Sports Fest’e katılmak üzere… n

BAHAR 2011 ATHLETICS 11


ATHLETICS ÜNİVERSİTE OYUNLARI

Universiade 2011 Erzurum Kış Oyunları 27 Ocak-6 Şubat tarihleri arasında ülkemizde Erzurum’un ev sahipliğinde gerçekleşen Dünya Üniversiteler Kış Oyunları, yarışları, törenleri ve Türkiye’ye kazandırdıklarıyla ülkemizde ve dünyada kendisinden söz ettirmeyi başardı. HAZIRLAYAN ÖZGE TABAK

12 ATHLETICS BAHAR 2011


“Universiade” FISU (Fédération Internationale du Sport Universitaire) tarafından 2 yılda bir olmak üzere düzenlenen uluslararası bir spor organizasyonudur. Pek çok spor dalını bünyesinde barındırması sebebiyle hem spor hem kültür festivali olma özelliğini taşıyan Universiade -Üniversite Oyunları- dünyanın en önemli spor organizasyonlarından biri kabul edilmektedir. Üniversite Oyunları, her iki yılda bir farklı kentte düzenlenir ve bu oyunlar yaz ve kış olmak üzere ikiye ayrılır. Daha önce ülkemizde 2005 yılında İzmir’de yaz oyunları gerçekleşmiştir. Kış oyunlarında altı zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği bir veya iki isteğe bağlı spor dalında müsabakalar gerçekleştirilmektedir. Kayakla atlama ile tekler ve çiftler figür pateni kış oyunlarına ait diğer zorunlu branşlardır. İlki 1960 yılında Fransa’da yapılan Dünya Üniversiteler Kış Oyunları bugüne kadar 14 farklı ülkede yapılmıştır. 2011 yılında ise bu büyük organizasyonun ev sahipliğini ülkemiz yapmıştır. 25.si düzenlenen Dünya Üniversiteler Kış Oyunları Türkiye’de ilk defa Erzurum’da gerçekleşmiştir. 2011 Erzurum Kış Oyunları 27 Ocak-6 Şubat tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Ülkemizin dünya ülkeleri arasındaki prestiji için oldukça önemli olan bu organizasyonda 52 ülkeden 1593 sporcu ve 844 resmi görevli olmak üzere toplam 2483 katılımcı yer almıştır. FISU yönetiminin de övgüyle bahsettiği 25.Dünya Üniversiteler Kış Oyunları, tarihindeki en yüksek katılım rakamına ulaşmıştır ve bu başarıda Erzurum’un ev sahipliğinin olumlu etkisi göz ardı edilemez. Sporculardan ve kafile başkanlarından oluşan ve sayıları 3000 kişiyi bulan misafir grubu, şehir merkezi, havalimanı ve törenlerin yapıldığı Kış Universiade Arena’ya yakın olması sebebiyle Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Kredi Yurtlar Kurumu içinde yer alan Oyunlar Köyü’nde konaklatılmıştır. 22 Ocak-8 Şubat tarihleri arasında ve 24 saat açık olan Oyunlar Köyü’nde bulunan konaklama blokları, yönetim binaları, toplantı salonları, spor salonları, alışveriş ve eğlence merkezleri misafirlerin her türlü ihtiyacı göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Erzurum’da sporcuların dışında basın mensupları, VIP misafirler, teknik personel ve hakemlerden oluşan çok kalabalık bir ekibin en iyi şekilde ağırlanması için planlar ve hazırlıklar uzun süre önceden yapılmaya başlanmış ve Universiade 2011 zamanında profesyonel ekipler tarafından uygulamaya konmuştur. Organizasyon komitesi görevlileri, törenlerden sorumlu firma görevlileri, güvenlik personeli ve gönüllülerle birlikte yaklaşık 8500 kişilik bir ekiple çalışılmıştır. Bunun dışında yarışları ve diğer etkinlikleri, özellikle de törenleri izlemeye gelen seyirci sayısının toplamının 170 binlere ulaşması, ülkemizin kış sporları

gibi henüz gelişmiş sayılmadığı bir alanda yaptığı ev sahipliğinde başarılı olabildiğini dünyaya göstermiştir. Alp disiplini, biatlon, buz hokeyi, curling, kayakla atlama, kayaklı koşu, kuzey kombine, snowboard, serbest stil kayak, artistik paten ve short track olmak üzere 11 dalda yarışların yapıldığı organizasyonda, ülkemiz ev sahipliğinin dışında, 69 bayan ve 81 erkek olmak üzere toplam 150 sporcusu ile yer almıştır. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları, düzenlendiği ülkelerin ve şehirlerin tanıtımı ve gelişimi açısından ne kadar önemli bir etkinlik olduğunu 2011 yılında bir defa da ülkemizde göstermiştir. 2011 Erzurum Kış Oyunları için yapılan hazırlıklar ve harcamalar, organizasyonun son derece ciddiye alındığını ve Türkiye’nin daha önce ev sahipliği yapmadığı bir spor etkinliğini en iyi şekilde tamamlayabilmek için neler yapabileceğini gözler önüne sermiştir. Konaklı, Kandilli ve Palandöken bölgelerine, Oyunlar Köyü’ne, açılış ve kapanış törenlerinin gerçekleşeceği Cemal Gürsel stadyumuna yapılan yatırımlar ile buz sporları ve kayakla atlama tesisleri için yapılan spor yatırımları da eklendiğinde toplam organizasyon için 364 milyon 314 bin 400 TL yatırım yapılmıştır. Spor dışı yatırımlar ve organizasyon komitesi harcamaları da dahil edildiğinde, organizasyonun büyüklüğü ve Türkiye için anlamı daha iyi anlaşılmaktadır. FISU Yönetim Kurulu Başkanı George E.Killian yaptığı basın toplantısında ülkemizden büyük bir övgüyle söz etmiş ve Kış Oyunları’ndan duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir. Türkiye’nin henüz fazla madalya kazanamadığını fakat bunun 10 yıl içinde değişeceğine inandığını söyleyerek, ülkemizde kış sporlarının gelişeceğine işaret etmiştir.2013 yılında Slovenya’da düzenlenecek kış oyunlarına Erzurum’u örnek göstermiş, 2017,2019 veya 2021 yılında Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’nı tekrar Erzurum’da gerçekleştirmekten mutluluk duyacaklarını belirtmiştir. Yurt içi ve yurt dışında basından ve izleyicilerden büyük ilgi gören ve Türkiye’nin ve Erzurum’un tanıtımında kilit bir rol üstlenen açılış, kapanış törenleri, sempozyumlar, konferanslar ve konserler, organizasyonun yarış

haricindeki alanlarda da başarılı olduğunu ortaya koymuş ve katılımcı sayısının artmasında önemli rol oynamıştır.

TÖRENLER Universiade 2011 Erzurum Kış Oyunları, 27 Ocak 2011 tarihinde Cemal Gürsel Stadyumu’nda gerçekleştirilen açılış töreniyle unutulmaz bir başlangıç yapmıştır. “Anadolu’nun zirvesinde buluşalım” sloganıyla başlayan kış oyunları törenlerinde, gösterilerin temasının Anadolu medeniyetleri, kültürleri ve seçkin kişileri olmasına özen gösterilmiştir. Işık, ses efektleri ve havai fişek gösterilerinden de yararlanılan törenler izleyicilerin beğenisine sunulmuştur. Kimsenin beklemediği bir başarı elde edilmiş, binlerce bilet satılmış, salonlar dolmuş ve hatta seyretmek isteyen insanlar dışarıda sıralar oluşturmuştur. Türkiye’nin ve Erzurum’un kültürel özelliklerinin ön plana çıkarılması için koreografiler titizlikle hazırlanmıştır. Anadolu Ateşi’nin gösterileri, ciritlerle atlıların stada girmesi ve Selçuklu kartalının temsili uçuşunun sergilenmesi, semazen ve dans gösterileri ile açılışa özel Kenan Doğulu konseriyle dolu dolu geçen açılış törenini 21 bin kişi stadyumdan seyretmiş, ve program 80 ülkeden naklen yayınlanmıştır.

25’inci Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’nın, Kış Oyunları arasındaki en yüksek katılım rakamına ulaştığını belirten FISU, ulaşılan rakamın yüksek olmasının Erzurum’un ev sahipliği sayesinde olduğunu kaydetti ve gelecek bir Kış Oyunları’nda yeniden Erzurum’da bulunmaktan mutlu olacaklarını söyledi.

BAHAR 2011 ATHLETICS 13


ATHLETICS ÜNİVERSİTE OYUNLARI

Kapanış töreni 6 Şubat 2011’de yine Cemal “Erzurum ve Türkiye, Gürsel Stadyumu’nda gerçekleşmiştir.20 bin böylesine büyük bir kişinin katıldığı törende, atlı kızaklarla yapılan organizasyona hazır gösteriler, Nuh tufanının anlatıldığı dans gösterileri, Erzurum, Kafkas ve Karadeniz değildi. Bütün tesisler, yöresine özgü halk oyunları ve Kıraç konseri her şey sıfırdan ve büyük ilgi görmüş ve Erzurum Kış Oyunları, gerçekten çok güzel katılımcılarına veda ederken hafızalarda yer yapıldı. Elbette ki etmeyi başarmıştır. her şeyin sıfırdan YARIŞ yapılması oldukça 25.Dünya Üniversiteler Kış Oyunları sürecinde büyük bir maliyet ve Erzurum’da Alp disiplini, Biatlon, Kayaklı koşu, oldukça büyük bir emek Curling, Serbest stil kayak, Artistik paten, Buz gerektiriyordu, ama ülke hokeyi, Kuzey kombine, Snowboard, Kayakla atlama ve Short track olmak üzere 11 dalda olarak bunu başarıyla yarışlar yapılmıştır. Organizasyon kapsamında, yaptık.” buz hokeyinde 57, curlingde 22, serbest stil

14 ATHLETICS BAHAR 2011

kayakta 4, kuzey kombinede 6, kısa mesafe sürat pateninde 17, kayakla atlamada 4, Alp disiplininde 14, biatlonda 9, kayaklı koşuda 11, snowboardda 13 ve artistik patende 11 olmak üzere toplam 168 müsabaka gerçekleşmiştir. 52 ülkeden 1593 sporcunun yer aldığı organizasyonda ülkemizi 69 bayan ve 81 erkek toplam 150 sporcumuz temsil etmiştir. Serbest stil kayak branşında sporcumuzun bulunmaması kış sporları eğitiminde henüz istenilen seviyede olmayı başaramadığımızı göstermiştir. Organizasyonda sporcular haricinde 670 hakem ve teknik personel görev almıştır. Ülkemiz, toplamda bir gümüş madalya sahibi olarak oyunları bitirmiştir. Türkiye, madalya sayısı bakımından başarısız ülkeler arasında yer alsa da, bazı branşlarda kazandığı başarılarla gelecek vaat ettiğini göstermiştir. Artistik patinaj çiftler


buz dansında Türkiye ekibi gümüş madalya kazanarak, Türkiye’nin cumhuriyet tarihinde ilk defa artistik patinaj madalyasını sahip olmasını sağlamıştır. Kayaklı koşu yarışlarında ise ilk defa bir Türk sporcu çeyrek finale kadar yükselmeyi başararak ülkemizi temsil etmiştir. Universiade 2011’de en başarılı ülke 14 altın, 14 gümüş ve 10 bronz madalya kazanarak Erzurum’dan ayrılan Rusya ekibi olmuştur. Kış oyunlarıyla ile ilgili şu ana kadar hiç finali olmayan, pek çok branşa yabancı olan ve bazı branşlarda eğitim alma imkanları oldukça sınırlı olan bir ülke olarak Türkiye, Erzurum’daki salonun yapılmasıyla sporcularına çok anlamlı bir hediye vermiştir. Oyunlar, curling, hız pateni gibi ülkemizde kış oyunlarına kadar adı az duyulmuş olan sporların gelişmesi için stratejilerin geliştirilmeye başlamasını sağlamıştır. 25.Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’ndan sonra eğer aday olunursa 2019’un da Türkiye’ye verilebileceğinin ifade edilmesi ülkemize başarısının gururunu yaşatmış ve kış sporlarına destek olunması sürecine hız kazandırıcı bir etki yapmıştır. Atatürk Üniversitesi’nin beden eğitimi ve diğer bölümlerine ve üniversitenin spor programlarına kış sporları alanında yeni kontenjanlar açılmış, curling için sporculara malzeme desteği verileceği açıklanmıştır.

2011 Erzurum Kış Oyunları ile sağlanan en büyük başarılardan bir tanesi, ülkemizde kış sporlarının tanıtılması ve sporcularımızın cesaretlendirilmesi olmuştur. Universiade 2011, sonuçlarını gelecek on yıllar içerisinde kış sporlarında başarılı Türk sporcular ve onların ülkemize kazandırdığı başarılar olarak gösterecektir.

UNIVERSIADE 2011 ERZURUM KIŞ OYUNLARI ARDINDAN Türkiye’nin, kış sporlarında pek çok ülkeden daha geri seviyede olduğu ve spor dallarının tanıtımı ve eğitimi konusunda olması gereken seviyede olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, ülkemiz, 2011 yılında Erzurum’da ev sahipliği yaptığı Dünya Kış Oyunları’nda herkesin beklentisinin üzerinde bir performans sergilemiştir. Ev sahibi şehir Erzurum’dan katılımcıların memnun ayrılmaları sağlanmış ve Üniversite Oyunları, yarış dışındaki etkinlikleri ve törenleriyle ülkemizin ve kültürümüzün tanıtılmasında etkili bir araç olarak kullanılmıştır. Törenlere ve müsabakalara seyirci katılımının beklenenden fazla olması ve FISU yetkililerinin organizasyonla ilgili olumlu açıklamaları Türkiye’yi gelecek kış oyunları için aday olması konusunda cesaretlendirmiştir. Kış sporlarını halka sevdirmek ve tanıtmak amacına da hizmet eden bu organizasyon sayesinde, çok sayıda kış sporu, halkımıza tanıtılmış ve bu branşlarda kendini geliştirmek isteyen sporculara artık daha fazla olanak sağlanacağının garantisi verilmiştir. Yeni ve başarılı sporcularımızın da yetişmesiyle, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı gelecek bir Universiade’da veya diğer uluslararası spor organizasyonlarında Türk sporcuların ülkemize kazandıracağı madalyalar ve başarılar artık bir hayal olmaktan çıkacaktır. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 15


ATHLETICS VOLEYBOL

Geleceğin Yıldızları Türkiye’de Parlayacak Son yıllarda Türkiye çok sayıda spor organizasyonuna ev sahipliği yaptı. Avrupa ve Dünya Basketbol Şampiyonaları, Şampiyonlar Ligi Finali, UEFA Kupası Finali, Universiade Kış Oyunları, Voleybol CEV Dörtlü Finali… Ve her gün yeni bir ev sahipliği hakkı kazanıyoruz; 2013 Akdeniz Oyunları, 2014 Dünya Bayanlar Basketbol Şampiyonası… Tüm bunların yanında 2010 yılının Nisan ayında Türkiye’ye bir organizasyon daha verildi: 2011 Yıldız Kızlar ve Erkekler Voleybol Şampiyonası’nı düzenleme hakkı. HAZIRLAYAN ŞAFAK ERCİŞLİ

16 ATHLETICS BAHAR 2011


1

6 - 24 Nisan 2011 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek Yıldız Erkekler Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda mücadele edecek takımlar ülke sıralamaları ve elemeler sonucunda belirlendi. Turnuvada Türkiye’nin yanı sıra Sırbistan, Ukrayna, Rusya, Yunanistan, Finlandiya, Polonya, İspanya, Bulgaristan, Almanya, Belçika ve Fransa yer almaya hak kazandı. Maçlarını Başkent Spor Salonu’nda oynayacak olan Türkiye, kura sonucu 2. grupta Sırbistan, Bulgaristan, Almanya, Yunanistan ve Polonya ile eşleşti. 1. grupta ise son şampiyon Fransa ile Ukrayna, İspanya, Belçika, Rusya ve Finlandiya bulunuyor. Bu önemli turnuva için 14 - 15 Mart’ta kampa giren yıldız erkek ulusal voleybol takımımız, Erkek Milli Takımlar Antrenörü Veljko Basic yönetiminde antrenmanlarına ara vermeden 16 Nisan’a kadar devam edecek. 30 Nisan - 8 Mayıs 2011 tarihlerinde yine Ankara’da organize edilecek Yıldız Bayanlar Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda ise, Türkiye’nin yanı sıra Sırbistan, Yunanistan, İtalya, İspanya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Polonya, Slovenya, Ukrayna ve Belçika mücadele edecek. Türkiye’nin favoriler arasında olduğu bu organizasyonda statü gereği bir önceki Avrupa şampiyonu ve organizatör ülke takımı aynı grupta yer almıyor. Ayrıca, büyük organizasyonlarda olması gerektiği gibi 2. raunt elemelerinde aynı grupta yer alan ülkeler de aynı grupta eşleşmeyecek. Bu organizasyon için yapılan kura çekimi sonrasında da Türkiye yine 2. grupta yer buldu. Milli takım, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, İspanya, Sırbistan ve Polonya ile eşleşti. 1. grupta ise son şampiyon Belçika, Slovakya, Ukrayna, İtalya, Yunanistan ve Almanya yer aldı. Medyada yeteri kadar gündeme gelmese de, Türkiye’nin tanıtım ve Türk voleybolunun gelişimi açısından oldukça önemli olan bu organizasyonların hem organizasyon komitesi hem de milli takımlarımız açısından üstün başarı ile gerçekleşmesi hepimizin dileği. Erkekler ve kızlarda 2011 Avrupa Yıldızlar Şampiyonaları’nı Türkiye’ye verdiği için CEV Başkanı Andre Meyer ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür eden Voleybol Federasyonu Başkanı Erol Ünal Karabıyık da bu organizasyonları en iyi şekilde yapacaklarına inandığını ifade ederek, “Misafir ülke sporcularını Türkiye’den güzel anılarla uğurlayacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Daha önce de Türkiye bu tür organizasyonları mükemmel bir şekilde yapmıştır, yine yapacaktır. Tüm ülkelere başarılar diliyorum” sözleri ile güven verdi. Yaptığı gezi ve incelemelerin ardından CEV Başkan Vekili Philip Berben ise Türkiye’deki tesislerden çok etkilendiğini belirterek, “Türkiye Voleybol Federasyonu’na birçok organizasyonun verilmesine şaşırmamak lazım. Çünkü çok güzel tesisleri var. Bütün kategoriler için uygun olan çok güzel tesislere sahipsiniz”

Maçlarını Başkent Spor Salonu’nda oynayacak olan erkek milli takımımız, kura sonucu 2. grupta Sırbistan, Bulgaristan, Almanya, Yunanistan ve Polonya ile eşleşti.

dedi. Berben, “Daha önceki organizasyonlarda da yer aldım. Buradan iyi anılarla ayrılacağımızdan şüphem yok. Türkiye organizasyonları çok iyi yapıyor” sözleri ile bizim de turnuva hakkın-

daki dileklerimizi dile getirdi. Bu organizasyonlarda başta ulusal takımımız olmak üzere tüm takımlara ve organizasyon çalışanlarına başarılar diliyor, şampiyonluk haberlerini bekliyoruz. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 17


ATHLETICS RÖPORTAJ

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NDE SPOR Boğaziçi Üniversitesinde spor denince akla Spor Kurulu ve Beden Eğitimi Bölümü gelir. Beden Eğitimi Bölümü dendiğinde ise akla gelen ilk isimlerden biri yaklaşık 30 yıldır Spor Koordinatörlüğünü üstlenen Recep Selim Akıcı’dır. Recep Hoca ile okulda spor ve Türk Küreği’ne dair keyifli bir röportaj yaptık. Keyifle okumanız dileğiyle. HAZIRLAYAN METİN MORGÜL

18 ATHLETICS BAHAR 2011


Metin Morgül: Boğaziçi Üniversitesine girişiniz kaç yılında nasıl oldu? Okulda çalışmaya başladıktan sonra yaptığınız ilk projeler nelerdi? Recep Akıcı: Boğaziçi Üniversitesi’ne 1983 senesinin sonlarına doğru, bir gazetede çıkan öğretim görevlisi ilanını görerek müracaat ettim. O sene yapılan mülakatlar sonrasında okula kabul edildim. Okula giriş tarihim 1983 sonu, 1984 başı gibiydi. 2007 yılına kadar Boğaziçi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü’nde Spor Koordinatörü olarak devam ettim. Sonra emekli oldum. Hem Türkiye Kürek Milli Takımı hem de Galatasaray Kürek Takımı Antrenörü olarak daha yoğun çalışmalar yaptım. Sonra 2009’da tekrar üniversitedeki aynı göreve geri döndüm. Boğaziçi’nde geçirdiğim süreç kısaca böyle. Metin Morgül: Spor Kurulu ile tanışmanız nasıl oldu? Spor Kurulu ile birlikte ne gibi projelere imza attınız? Recep Akıcı: Benim geldiğim senelerde spor faaliyetler daha çok spor departmanının üzerindeydi. Spor Kurulu’nun sportif faaliyetlerde daha etkin rol almasını sağlayabilmek için çalışmalarımız oldu. Okul yönetimi de bu çalışmaya çok destek verdi, bilhassa o zamanlar rektör yardımcısı olan Prof. Dr. Metin Balcı, Spor Kurulu’nun geçmişte olduğu gibi yine spor faaliyetlerinde gözükmesini, sportif faaliyetlerde sorumluluk almasını sağladı. O yapıyı canlandırmak için epey bir çalıştık. 1985 - 86 yıllarında Spor Kurulu’nun şu an faaliyet gösterdiği ofis tahsis edildi. Metin Morgül: Okulumuzda bir çok branş var. Bu branşlara Boğaziçi Spor Ailesinin kumanda merkezinde oturan biri olarak yaptığınız katkılar nelerdir? Branşlarla alakalı ne gibi çalışmalarınız oldu? Recep Akıcı: O senelerde okul takımlarından basketbol, tenis ve voleybol branşlarının üniversiteler arası performansları iyiydi. Ancak tesis başta olmak üzere birçok sıkıntımız vardı. Güney Kampüs’teki Dodge Gym yegane salonumuzdu. Uçaksavar Kompleksi, stadyum, tartan pist gibi tesisler 1995’li yıllarda kampüse dahil oldu. Tesisleşmeden sonra spora olan ilgi daha arttı. Bu arada ben de, pek faal olmayan spor takımları oluşturdum. Uğraşmadığım spor branşı, görevim icabı yoktu. Hentbol, voleybol, kürek ve Amerikan futbolunda takımların başlarında antrenör olarak da çalıştım. Takımlarımız başarılı oldu. Şimdi durum biraz farklı. O zamanlar bu kadar çok üniversite ve spor akademisi yoktu. Onlarla başa baş yarışabiliyorduk. Ama şimdi üniversitelerdeki spor bölümleri çok arttı, buna ek olarak özel üniversiteler açıldı. Özel üniversiteler sporu bir tanıtım aracı olarak kullanmaya başladı ve başarılı sporculara burs vererek kendi bünyesine katmaya başladı. Bunların neticesinde biz bazı branşlarda biraz gerilere gittik ama okul içinde yapılan sporda, yaptığım bir araştırmaya göre

BAHAR 2011 ATHLETICS 19


ATHLETICS RÖPORTAJ

Recep Akıcı Kimdir? Boğaziçi Üniversitesi Spor Koordinatörü İstanbul Anadolu Hisarı Spor Akademisi (1975). Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü (MS). 1983 yılında Beden Eğitimi Bölümü’nde göreve başladı 1986 - 1987 ders yılında izinli olarak Washington State Üniversitesi’nde spor departmanında çalıştı. 2007 yılında kadar Beden Eğitimi ve Spor Koordinatörü olarak görev yaptığı Boğaziçi Üniversitesi’nden emekli oldu. 2009 yılında tekrar Boğaziçi Üniversitesi’ne Spor Koordinatörü olarak döndü. Eski milli kürekçi, Kürek Milli Takımları Teknik Direktörüdür. Kürek Federasyonu, Kürek Kano Rafting Federasyonu, Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu, Amerikan Futbolu - Beyzbol Federasyonu eski yönetim kurulu üyesidir.

Türkiye’de diğer okullar arasında başı çekmekteyiz. Bunda Spor Kurulu’nun katkıları büyüktür. Spor, Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşundan bu yana kadar gelen güçlü bir gelenektir ve biz de bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Şu an gayet güzel ilerlemekte. Bu yapı ülkemizin diğer üniversitelerinde yok. Bazı isimli üniversiteler, kuruluş aşamalarında bizim kampüsümüze gelerek, bizimle çalıştılar. Bu organizasyon yapısını kendi üniversitelerine adapte etmeye uğraştılar. Spor Kurulu ve Beden Eğitimi Bölümü ilişkisi, öğrenci ve spor ilişkisi hep incelendi. Ama söylediğim gibi bu okulun geleneğinde spor var. Hatta Robert College’in ilk kuruluş aşamasında inşa edilen binalara bakıldığı zaman, onların içinde Dodge Gym’i görebilirsiniz. Bu spor anlayışı oralardan geliyor. Bu anlayışı bir çırpıda alıp başka bir yere entegre etmek kolay olmuyor. Birçok üniversite de bu yapının benzerini kurmaya çalıştı, maalesef tutmadı. Metin Morgül: Oxford-Cambridge-Boğaziçi Üniversitelerinin katıldığı kürek yarışlarının hikayesi nedir? Bu yarışların yapılmasına nasıl karar verildi? Oxford-Cambridge Üniversiteleri Kürek Yarışları gibi yaklaşık 160 yıla dayanan bir rekabete Boğaziçi Üniversitesi nasıl dahil oldu? Bunda sizin katkılarınız nelerdir? Recep Akıcı: Spor branşları zaman içinde çeşitlendi. Kürek de onlardan bir tanesiydi. O seneler boğazda Galatasaray, Anadoluhisarı gibi kürek takımları faaliyet göstermekteydi. Boğaz, kürek için müsaitti. Bu kadar çok gemi trafiği yoktu. Küreğe okuldan ilgi gösterildi, ben de o dönemde Galatasaray’da kürek çekmekteydim. Oxford-Cambridge-Boğaziçi yarışlarının başlangıcı ilginç bir hikayedir. O senelerdeki Spor Kurulu Başkanı Murat Balcı, yaz tatili için Bodrum’dayken tatil için gelmiş bir İngiliz turist kafilesinin arasından Oxford Kürek Takımı’nın

20 ATHLETICS BAHAR 2011

kaptanıyla tanışır. Onunla tanıştıktan sonra Türkiye’de Oxford ve Cambridge takımlarıyla bir yarış yapılıp yapılamayacağı hususunu bize danıştı ve sonrasında yazışmalar başladı. Ayrıca Oxford Üniversitesi’ Boat Club Antrenörü, 1974 Dünya Kürek Şampiyonası’nda benim rakibim olan İngiliz Ekibinin hamlasıydı. İlk geldikleri yıl olan 1986, onlar için çok sorunlu bir yıldı esasen. O yıl Oxford’da, True Blue kitabının yazılmasına neden olan olaylar yaşanmıştı. İngiltere’de gazeteler televizyonlar bu olay üzerine çok gittiler, yayınlar yaptılar. Çalkantılı bir dönemde olmalarına rağmen, Oxford ve Cambridge Türkiye’ye geldi. Onları okulda misafir ettik. İlk yarış başlamadan önce basın bu konuyu çok işledi ve büyük ilgi topladık. Yarış günü diğer ekiplerle birlikte güney kampüsten minibüslere bindik, her takım ayrı minibüslerde yarış alanına, Haliç’e, gidebilmek için Bebek Kapı’dan sahil yoluna indik. Ancak yarış saatinde orada olabilmek için çok sıkıntı çektik. Çünkü insanlar yarışı izleyebilmek için Haliç’e doğru akın etmişti ve yoğun bir trafik oluşmuştu, binlerce insan Haliç çevresindeydi. 2 saate yakın trafikte kaldık. O gün başlangıç yarışı yapıldı. Bütün gazeteler, televizyonlar oradaydı. Bu organizasyon Boğaziçi Üniversitesi’nin, hem dünya çapında hem de Türkiye’de isminin bu kadar duyulduğu tek sportif organizasyondur. Bu yarışlar 9 defa düzenlendi, birçoğuna da kürekçi olarak katıldım, son yarış 2000 yılında yapıldı. Bir müddet sonra organizasyonla ilgili sıkıntılar baş gösterdi. Diğer iki üniversite de şartları zorladı biraz. Daha iyi tekneler istediler, çok önceden gelip kamp yapmak istediler. Onların istekleri yükseldikçe, biz bunu karşılamada zorluk çektik. Esasında olmayacak şeyler değildi ama devamını sağlayamadık ve 2000 yılında bu güzel organizasyon son buldu. Bu yarışlar sadece üniversiteye değil Türk

Sporuna özellikle Türk Küreğine büyük katkılar yapmıştır. Bu organizasyonun yapılması düşünüldüğü günlerde, kimse onların İstanbul’a gelip yarışacağına inanmıyordu. Her gelişleri büyük ilgi topladı. 1993’teki yarışı Boğaz’da düzenledik. Beykoz İskelesi’nden başlayıp, Rumelihisarı’nın biraz ötesinde, üniversitemize çok yakın biten uzun mesafeli, kıtalar arası bir yarıştı. O yarışta çok farklıydı. 93’teki yarış için 1 sene öncesinden Boğaz trafiğini kapatmak amacıyla izin istedik, kabul edildi. Bu bile başlı başına büyük bir olaydır. Yarış günü, yaklaşık 2 saat Boğaz gemi trafiğine kapatıldı. Tabi trafik kapalı olsa da arada motorlar çıkabiliyordu. Yarışın ortalarında motor dalgası ile batan Oxford’dan sonra, yarışın sonlarına doğru Cambridge de çok su alınca biz birinci olmuştuk. Bu tabi biraz da şans, biz de batabilirdik. Ama bizim ekibin kilosunun hafif olmasından ve iyi rota takip etmemizden dolayı tekne dalgalardan etkilenmedi. Metin Morgül: Okul takımlarıyla, müsabakalarla ilgili unutamadığınız bir anınız var mı? Recep Akıcı: Konuşmamın başında söylediğim gibi ben bir ara tüm takımlarla beraber bütün müsabakalara gidiyordum. Ama Kadın Voleybol Takımı’nı uzun süre çalıştırdım. Türkiye Şampiyonaları’nda hep başa oynadık madalyalar kazandık. Şimdi isimlerini saymak istemiyorum ancak Seda, Ela kardeşler ve Ayla. Onların döneminde bu takımdaki arasındaki arkadaşlık, sevgi, mücadele gücünü unutamam, o ekip ruhu görülmeye değerdi. Kendilerinden teknik ve tecrübe açısından üstün olan takımlara karşı oynadıkları maçlarını da o ruhla kazanmışlardır. Metin Morgül: Yıllarca milli takımda kürek çektiniz, uzun yıllar Türk Kürek Milli Takımı’nın antrenörlüğünü yaptınız, Türk Kürek Tarihi’nde görülmemiş başarılara imza attınız. Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında bilinen tanınan bir antrenör olarak katıldığınız yarışlarda unutamadığınız bir hatıranız var mı? Recep Akıcı: Kürek sporuna 1969 yılında başladım, 2 sene dümen tuttum, 1971 - 1985 yılları arasında kürek çektim. 67 kez A milli forması ile yarıştım. Birçok uluslar arası yarışta derece aldım. 1974 ve 1975 yıllarındaki dünya şampiyonalarında tüm imkansızlıklara rağmen finali kıl payı kaçırdık 9. ve 10. olduk. 1971 ve 1985 yılları arasında aralıksız Türkiye Şampiyonu oldum. Sonra antrenörlüğe başladım, 90’lı yılların başından 2009’a kadar milli takım antrenörlüğü görevi yaptım. Sporculuğumda bir sürü anım vardır ama Türk Küreği’nin 60 yılı aşkın tarihinde hiç kimsenin uzanamadığı başarıları, benim antrenörlüğe çok yoğun vakit ayırdığım 2000 ile 2009 arasında çalıştırdığım ekipler yakaladı. 2001 yılında -Türk kürek tarihinde bir daha bu başarı olur mu bilmem ama- gençlerde takım halinde Balkan Şampiyonluğu’nu 1 puanla kaçırıp takım halinde 2. olduk. Girmediğimiz


Bu organizasyon Boğaziçi Üniversitesi’nin, hem dünya çapında hem de Türkiye’de isminin bu kadar duyulduğu tek sportif organizasyondur. herhangi bir yarışa girsek, sonuncu dahi olsak, alacağımız puanla takım halinde Balkan Şampiyonu olacaktık. Ona çok üzülmüştüm. 2004’te 23 Yaş Altı Dünya Şampiyonluğumuz var. 2006’da dünya üçüncülüğümüz, 2005 Almeria Akdeniz Oyunları’nda 2 gümüş ve 1 bronz madalyamız var. Rakiplerimizce çok takdir edildik, Türk küreği 1955 yılındaki Akdeniz oyunlarında aldığı 1 üçüncülükle 50 yıl övünmüştü ancak o yarışma ve öncesinde yaşadıklarım herhalde sadece kürek değil, Türk sporu için utanılması

gereken olaylarla doludur, ancak her şeye sporcularım için katlandım ve başarıya ulaştık. O gün çocuklar arka arkaya kürsüye çıktığında hüngür hüngür ağlamıştım. O günleri hiç unutmayacağım, 2008 Dünya Büyükler Şampiyonası’nda ilk defa bir Türk ekibi A Final çekti. A Final çok önemli bir yarış, dünyanın ilk altısı demek elemeler sonunda oraya kadar gelebiliyorsun. Orda Dünya 5.si olduk, ABD’yi geçtik, elemelerde de İngilizleri eledik. Bu iki ekipte bir sene öncesinin dünya şampiyonasında madalya sahibi ekiplerdi. Aynı sene 2008’de Avrupa Şampiyonası yine çok önemli. Hafif kilo dört tekte finale kalıp Avrupa 5.si olduk. Diğer taraftan içlerinde Piedeluco, İtalya, Belçika, Avusturya’da olan uluslar arası alanda değerli bir çok önemli yarışta sporcularımız, 30’un üzerinde madalya kazanarak kürsüye çıktılar. 60 yıllık kürek tarihimizde, bunları hiçbir zaman görememiştik. Kimse bunları hayal bile edemezdi. Bunlara ulaşabilmek için birçok zorluğa, fedakarlığa katlandığımı kürek camiasında herkes bilir ve konuşur. Ancak ayırt etme-

den bunların her biri hayatımda ki en mutluluk verici anlardandır, olaylardandır. Metin Morgül: Bu başarıları nasıl yakaladınız? Bundan sonra nasıl çalışmalarınız olacak? Recep Akıcı: Sporun herhangi bir branşında çeşitli seviyede başarılar kazanabilirsiniz. Ancak hedef yüksek performansa gelince işler değişir. Bu seviyede ilerlemek, bir saniye daha iyi olabilmek için performansa etki eden birçok faktörü çok iyi tanımak, onları çok iyi kullanabilecek tecrübede olmak gerekir. Yüksek performans sporu demek, dünyada en üstte kim varsa onlarla mücadele etmen demektir. En az onlar kadar antrenman yapacaksın, sabırla bekleyip en çok onlar kadar hata yapacaksın, şansla işin olmayacak, planlanın dışında bir tek gün antrenmansız kalmanın veya 1 saat verimsiz antrenmanın bu rakipler karşısında nelere mal olduğunu bileceksin, bunun için sporcuyu sürekli izleyip gerekliliğini hissettiğin anda önceden hazırladığın planlarda o gün ne varsa vazgeçip verim alacağına kanaat getirdiğin ne varsa onu uygulamakta tereddüt etmeyecek-

BAHAR 2011 ATHLETICS 21


ATHLETICS RÖPORTAJ

Umarım ilerleyen dönemlerde, boynunda olimpiyat veya dünya çapında madalyası ile hem derslerinde hem de sporlarında başarılı öğrenciler mezun ederiz.

sin, antrenör de olsan sporcu da olsan günlük yaşamına en ince ayrıntısına kadar dikkat edeceksin. Ancak o zaman yüksek performansı yakalayabilirsin. İnanılmaz bir psikolojik baskısı da var bu işin. Ben bunları yaşadım. Sonunda kanaatimce başarıya ulaştım. Bu insana çok büyük bir keyif veriyor. Şu an da bir ara devredeyim. Alibeyköy Barajı’na Boğaziçi Üniversitesi’nin kayıkhanesi yapılıyor. Küçük ama yeterli bir kayıkhane olacak. Bu kayıkhanede daha iyi çalışmalar yapabileceğiz. Umarım kürekte veya diğer branşlarda boynunda olimpiyat veya dünya çapında madalyası ile hem derslerinde hem de sporda başarılı Boğaziçililer görürüz. Önemli olan bunu hayal edebilmemiz, istememiz gerekir. Olmaması için hiçbir engel yok. Boğaziçililer bunu başarabilecek güçtedir. Bunun için mezunlarımızın da desteğini bekliyoruz. Metin Morgül: Sizin antrenörlüğünüz döneminde Türk Küreği epey bir yol aldı. Peki sizden sonra gelen antrenör kuşağı yeni nesilleri nasıl

22 ATHLETICS BAHAR 2011

yetiştirecek? Türkiye’de kürek daha ileri gidecek mi, yoksa geçmişi arayacak mı? Gelecek için siz nasıl çalışmalar yaptınız? Şu an Milli Takımın durumu nedir? Recep Akıcı: Dünya Şampiyonalarında madalya almak, A Final çekmek önceleri hayal bile edilemezdi. Bizim 2004 ve 2009 arasında yaptıklarımızdan sonra, planlar yapılmaya başlandı, hedefler kondu. Ama bu işler öyle kolay değil. Kağıt üzerinde yazmakla da yapılmıyor. Hedeflere ulaşabilmek için çok donanımlı olmak gerekiyor. Donanımın varsa inanç da peşinden gelir ama yeterliğin yoksa, bir müddet sonra boş hayallerin peşinden koşarak, hayatın geçmeyeceğini anlarsın. Ama yeterli donanıma erişirsen o inanç güçlenir ve güçlendikçe tüm zorlukları aşabilirsin. Çünkü bütün o engelleri aşacak formülleri biliyorsundur. Engelleri aştıkça hız kesmeden hedefe gidersin. Ben de bildiklerimi sporcularıma aktarmaya çalıştım, antrenör kursları verdim, seminerler yaptım. Türkiye’de gayet iyi yetişen,

bilinçli arkadaşların geldiğini gördüm. Bu iyi bir şey. Bu arada kürek antrenörlüğü kolay bir iş değildir. Sabah erken saatlerde kalkacaksın, antrenmanını bitirip bazen öğleye doğru ikinci antrenmana hazırlanacaksın akşam üçüncü antrenman bitirip dinlenmeye çekileceksin bütün yıl günlük yaşamın yaklaşık böyle, yaz kış fark etmez. Diğer sporlara baktığımızda voleybol olsun, basketbol olsun onların çalışma şartlarıyla küreğinki bir değil. Yağmur, kar demeden takip teknesinin üzerinde saatlerce sporcuyu takip etmen gerekir. Bir kürekçi ne kadar çok teknede kilometre yaparsa o kadar iyi duruma gelir, aynı şey antrenör içinde geçerlidir. Bir antrenör ne kadar kilometre yaparsa o kadar iyi duruma gelir. Tabi bu iş fedakarlık istiyor. Türkiye Kürek Federasyonu geçen yıl yurt dışından antrenör getirmek için bir karar aldı. Bu profesyonel hayatı yaşayabilecek birisi olsun istendi. Maalesef oraya atanacak kişinin seçimi biraz aceleye geldi. İyi soruşturulmadı. İyi bir antrenörle kontrat için


Burası çok güzel bir okul, öğrencilerimiz ders dışı etkinliklerine önem versinler. Hele sporcularsa spor için yeterli vakti ayırsınlar turnuvalara katılsınlar okul takımlarında yer almaya çalışsınlar. Bunların pozitif etkilerini hayatlarının ilerleyen dönemlerinde mutlaka hissedeceklerdir, göreceklerdir. bazı şartlar vardı, bunlar yerine getirilemeyince 30 yaşından sonra Kanada’ya göç edip daha çok veteranlarla uğraşan bir kulüp seviyesinde çalışmış, Bulgaristan kökenli bir antrenörle anlaşıldı. Fakat bu antrenör uluslar arası anlamda yüksek performans antrenörü değildi. Böyle bir geçmişi yoktu. Şimdiye dek sorumluluğunu alıp çalıştırıp dünya şampiyonasına soktuğu, başarı kazanmış bir ekibi olmamıştır. Bu da geçen sezon acemice yaptığı işlerle gözüktü. Bu da kötü bir durum oldu tabi. Gönül isterdi ki dünyada tanınan Türk Küreğine katkı sağlayabilecek, peşine takılıp gidilebilecek bir antrenör gelsin. Ancak dediğim gibi durum şimdi biraz farklı. Maalesef bunun sıkıntısını çekiyor ülke küreği. Kulüp antrenörleri de işin farkında aslında. Bu yüzden onlarda kendi antrenman programlarıyla çabalarını gösteriyorlar. Bence ne olacaksa kulüp antrenörlerinin gayretleriyle olacaktır. Çünkü içerinde çok iyi olanlar var. Bilgi ve tecrübe açısından federasyon antrenörünün üstünde oldukları bir gerçek, geçen sene gençler seviyesinde dünya çapında başarı kazananda onlardan biri oldu zaten. İvmeyi yine onlar devam ettireceklerdir. Metin Morgül: Türk Küreğinin kısa geçmişini, yakın tarihini, yakaladığımız başarıları konuştuk. Ben birazda sizin küreğe nasıl başladığınızı merak ediyorum. Anlatabilir misiniz? Recep Akıcı: 1969 yılında küreğe başladım. Galatasaray Kürek Takımı, Galatasaray Adası’nda çalışırdı. Arnavutköy, Bebek, Kuruçeşme’nin

çocukları da hep onları ilgiyle izlerlerdi. Ben de o çocuklardan biriydim. Bir gün Kuruçeşme’deki ada iskelesinin kenarında arkadaşlarla oturuyordum. Bir kürek teknesi geldi, yanlış hatırlamıyorsam dört tek dümencili sınıfına ait bir tekneydi. Ancak dümenci yeri boştu. O gün dümencileri antrenmana gelmemiş. Motor iskelesine yanaştılar. Teknedeki ağabeyler biriniz gelin dümene diye bağırdılar. Ben de tekneye inip dümenci yerine oturdum. Sonra Arnavutköy koyunda antrenman yaptık. Sonra akşamları antrenmanlara gel, seni dümenci yapalım dediler. Bende ertesi gün gittim. 1969’da dümencilikle başladım, 2 sene sonra 1971’de kürek takımına kürekçi olarak geçtim. O sene gençlerde Türkiye Şampiyonu olduk. 1973’te A Milli Takıma girdim. Benim yaşım ufaktı A Milli Takıma göre. Genç milli takım yoktu zaten. Ya A Milli takıma girebiliyordun ya da milli olamıyordun. Ben o sene girdim milli takıma, küreği bırakana kadar da hep milli takımda kaldım. Takım kaptanlığı da yaptım. Sonra antrenörlük yaptım. Bu arada Kürek Federasyonu As Başkan olarak yönetim kurullarında da yer aldım. Metin Morgül: Amerikan Futbolu Federasyonu’nu yönetim kurulunda yer aldınız. American Futbolu ile ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız? Recep Akıcı: Türkiye’de Amerikan Futbolunu ilk kez Boğaziçi’nde oynandı, Amerikan Futbolu tarihinde de yazar zaten. Amerika’da kaldığım

yurdun önündeki sahada akşamları flag futbol oynanırdı, ben de zaman zaman katılırdım. Bu oyunda oyuncular, beline renkli bayraklar takarlar. Türkiye’ye dönerken o bayraklardan getirdim yanımda. O sene rektör yardımcısı Metin Hoca destek oldu Amerikan Futbolu için ilan asalım dedi. İlanları astık. Sonrasında birçok öğrenci Amerikan Futbolu için geldi. Ben bildiğim kadarıyla onlara öğretmeye çalıştım, flag futbol kurallarıyla tabii, sonra ilk takımı kurduk burada, aramızda maçlar yapıyorduk. Daha sonra takım ilerledi, teknik bilgi olarak beni geçtiler. Bir zaman sonra takımı Güzel Sanatlar Bölümü’nde resim hocası Wolf ’a devrettim. Sonra Amerikan Futbolu Türkiye’de gelişti. Ben de federasyonun yönetiminde yer aldım. Metin Morgül: Birçok öğrenciyi mezun etmiş, gözlemlemiş, onlara hocalık yapmış biri olarak bizim gibi sporcu öğrencilere ne gibi tavsiyeleriniz var? Recep Akıcı: Bunun için yaşadıklarımdan çıkardıklarımı anlatayım. Nerdeyse 30 yıldır bu okuldayım. Öğrenci buraya geliyor, artık neyse dört-beş sene bölümünde okuyor sonra mezun oluyor. Tabi bu sürede biz bir kısım öğrenciyle hele sporcuysa daha çok ilgileniyoruz. Mezun oluyorlar ancak iletişimimiz genelde kopmuyor. Benim izlenimlerim “ Dersleri ile birlikte okul içindeki faaliyetlere, spora zaman ayıran öğrencilerimizin iş hayatına atıldıktan sonra bu tür faaliyetlere hiç bulaşmayanlarla kıyaslandığında daha başarılı olduklarıdır.” İstatistiki bir bilgiymiş gibi oldu ama benim görüşüm bu yönde. Burası çok güzel bir okul, öğrencilerimiz ders dışı etkinliklerine önem versinler. Hele sporcularsa, spor için yeterli vakti ayırsınlar, turnuvalara katılsınlar, okul takımlarında yer almaya çalışsınlar. Bunların pozitif etkilerini hayatlarının ilerleyen dönemlerinde mutlaka hissedeceklerdir, göreceklerdir. Metin Morgül: Bize vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim. Recep Akıcı: Ben teşekkür ederim. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 23


ATHLETICS BRANŞ TANITIMI

Yarışlardaki en önemli nokta herkesin birbiriyle uyumlu bir şekilde kürek çekmesidir

DOĞUDAN GELEN REKABET: DRAGON BOAT Bir ejderi andıran tekneler, yarışmanın ve beraber hareket etmenin güzellikleri; DRAGON BOAT. HAZIRLAYAN METİN MORGÜL

24 ATHLETICS BAHAR 2011


Dragon boat insanlara ekip çalışmasını, ekip uyumunu çok iyi öğreten bir disiplindir.

D

ragon boat, insan gücüyle ilerleyen, genellikle tahtadan yapılan birçok değişik boy ve şekilde olabilen bir tekne türüdür. Şu an yarışmalar için kullanılan dragonboatlar yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de görülmeye başlanmıştır. Dragon boat yarışmaları, yirmi yüzyıldan fazla bir süredir her yıl düzenlense de, modern zamanların uluslar arası yarışlarından biri olarak 1976’da Hong Kong’da ortaya çıktı ve her yıl uluslar arası müsabakaları düzenlenmekte. Dragon boatların ön kısımlarına geleneksel Çin motifi olan dragon başı ve arka kısımlarına da onların kuyrukları takılır. Teknelerdeki sporcu sayıları değişiklik gösterebilir, ancak genellikle on veya yirmi kürekçiden oluşan tekneler kullanılmaktadır. Yarışlardaki en önemli nokta herkesin birbiriyle uyumlu bir şekilde kürek çekmesidir, bunun için her teknede davul çalan bir davulcu vardır. Kürekçilerin kuvveti dışında bir diğer önemli husus ise teknenin düzgün yol alabilmesidir, bunun için ise teknede bir dümenci mevcuttur. Ekipler bay ve bayan olarak karma yapılabileceği gibi bayanlar ve erkekler ayrı kategorilerde de mücadele edebilirler. Uluslar arası düzeydeki dragon boat yarışları, Uluslararası Dragon Boat Federasyonu (IDBF) tarafından organize edilmektedir. Yarışlar iki şekilde yapılabilir; birincisi, spor karşılaşması olarak federasyona bağlı kulüpler ya da milli takımlar arasında; ikincisi ise festival olarak, düzenleyen grubun koyduğu kurallar çerçevesinde yapılabilir. Spor müsabakalarının mesafeleri 200m, 250m, 500m, 1000m ve 2000m gibi kategorilerde yapılabilir. Festivallerde ise mesafeler organizatörler

tarafından belirlenir. Her sporda olduğu gibi dragon boatta da uzun mesafeli dayanıklılık yarışları yapılabiliyor. Hatta bu noktada 38 saat 5 dakikalık bir dragon boat serüveni ile Guinness Rekoru bile mevcut. Ülkemiz bu sporla nasıl tanıştı? 19 Mayıs 2007 tarihi Dragon Tekne Yarışmaları için Türkiye Kano tarihinde bir ilk olarak tarihe geçmiştir. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen’nin desteği ve birkaç firmanın sponsorluğunda yurt dışından getirilmiş 4 adet Dragon tekne ile Türkiye de bir ilk Porsuk Çay’ında gerçekleşti. Bu yarışmalara Anadolu Üniversitesi öğrencileri katıldı. Bu müsabaka her ne kadar sembolik bir mücadele olsa da Türk dragon boat tarihinde bir ilktir. Ülkemizde dragon boat yarışmaları, firmalar arasında yapılmaktadır. Birçok firma, takımlarını kurup kurumlar arası dragon boat festivaline katılmaktadır. Bu yarışmalar şirket arası çekişmeye sahne olurken, firma çalışanlarını bir birlerine daha yakınlaştıran bir etkinlik olarak göze çarpmaktadır. Dragon boat yarışmaları, teknedeki kürekçilerin birbirleriyle uyumunu ön planda tuttuğu için bu durum normal hayata da yansımaktadır. Dragon boat insanlara ekip çalışmasını, ekip uyumunu çok iyi öğreten bir disiplindir. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 25


ATHLETICS BASKETBOL

Staples Center’ın 2. kez ev sahipliği yaptığı organizasyonda Rihanna, Kanye West ve Drake gibi isimler sahne aldı.

NBA All Star 2011 İncelemesi

Bu sene 60.sı düzenlenen NBA All-Star Haftasonu Los Angeles şehrinin iki takımına da ev sahipliği yapan dünyanın en kaliteli basketbol komplekslerinden biri olan Staples Center’da yapıldı. HAZIRLAYAN NURİ YÜKSEL

26 ATHLETICS BAHAR 2011


C

uma günü birbirinden güzel açılış törenleri ile NBA All Star 2011’e start verildi. İlk gün geleneksel olarak çaylaklar ve NBA’de 2. yılını geçiren oyuncular arasında oynanan maç vardı. Genelde sophomore galibiyeti ile sonuçlanan karşılaşmada bu sene bir sürpriz yaşandı ve çaylaklar maçı 148 – 140 gibi bir skorla kazandılar. Maça Washington Wizards’ın çaylağı John Wall 12 sayı, 22 asist, 2 ribaund, 2 top çalma ile damga vurdu. Los Angeles Clippers’ın starı Blake Griffin’de 14 sayı, 2 ribaund ile takımın galibiyetinde önemli bir rol oynadı. İkinci gün yetenek yarışmalarından oluşuyordu ve her sene olduğu gibi yine çok heyecanlı ve çekişmeli geçti. Günün açılışı şut yarışması ile yapıldı. Bir NBA starı, bir WNBA starı ve bir NBA efsanesinden oluşan 3’er kişilik takımlar sahanın çeşitli bölgelerinden atış kullanarak parkuru en kısa sürede tamamlamaya çalıştı. Texas ve Atlanta arasında yaşanan büyük rekabetten Atlanta takımı galip çıktı. Al Horford (Hawks), Coco Miller (WNBA Atlanta Dream), Steve Smith (Efsane)’li kadrosuyla Atlanta parkuru 1,1 dakikada tamamladı. Günün ikinci yarışması yetenek yarışmasıydı ve NBA’in en iyi guard’ları şut ve pas verme yeteneklerini ölçen parkurda zorlu bir mücadele verdiler. Yarışmayı Golden State Warriors’ın genç oyuncusu Stephen Curry 28,2 saniyelik derecesiyle kazandı. İkinci gün Üçlük Yarışması ile devam etti. Yarışmada NBA’in superstarları kıyasıya bir mücadele sergilediler. Katılımcılar arasında geçen senenin üçlük şampiyonu Paul Pierce, NBA tarihinin en çok üçlük atan oyuncusu Ray Allen ve geçen sene NBA’de sayı kralı olan Kevin

Durant gibi isimler vardı. Heyecan fırtınası yaşanan yarışmanın galibi, final turunda 20 puana ulaşan Miami Heat oyuncusu James Jones oldu. Gecenin belki de en heyecanla beklenen yarışması olan Smaç Yarışması beklentilerin çok üstünde bir seyir zevki sundu. Yarışmacılar, yaratıcılıklarının sınırlarını zorlayarak yaptıkları smaçlarla seyircileri coşturdu ve yarışmayı beklendiği gibi Clippers oyuncusu Blake Griffin yaptığı birbirinden harika smaçlarla kazandı. Ve sonunda herkesin heyecanla beklediği Doğu Karması ve Batı karması maçına sıra geldi. LeBron James ve arkadaşlarının mücadele etiği Doğu Karması ile Kobe Bryant ve arkadaşlarının formasını giydiği Batı Karması arasında oynanan maçta gülen taraf 148 - 143’lük skorla Batı Karması oldu.  37 sayı, 14 ribaund, 3 asistle oynayan Kobe Bryant maçın MVP’si seçilirken 29 sayı, 12 ribaund ve 10 asistlik bir performans sergileyen Doğu Karması’nın yıldızı LeBron James triple double yaparak tarihe geçti. LeBron All Star tarihinde Michael Jordan’dan sonra triple double yapmayı başaran ikinci basketbolcu oldu. Karşılaşmaya Batı Karması Chris Paul, Kobe Bryant, Kevin Durant, Carmelo Anthony, Tim Duncan Doğu Karması ise Derrick Rose, Dwyane Wade, LeBron James, Amare Stoudemire ve Dwight Howard ilk beşiyle başladı. İlk çeyreğin ortalarında Doc Rivers 4 Bostonlu’yu birden oyuna sokunca Staples Center’da ıslıklar yankılandı. Maçın ilk çeyreğinde Doğu’ya karşı büyük bir üstünlük kuran Batı Karması 37 - 27’lik skorla periyodu önde tamamladı.

Doğu takımının koçluğunu Boston Celtics’in tecrübeli koçu Doc Rivers üstlenirken, Batı takımında Gregg Popovich aynı görevi üstlendi. Maçın ikinci çeyreğine Batı Blake Griffin ve Russell Westbrook ikilisinin basketleriyle farkın kapanmasına izin vermezken ilk yarıyı da önde kapadı. Kobe Bryant’ın 21 sayıyla yıldızlaştığı ilk yarıda Batı yıldızları 76 - 64’lük skorla soyunma odasına önde gitti. Devre arasında muhteşem Rihanna konserinin ardından ikinci yarı daha çekişmeli başladı. Doğu’nun tüm gayretlerine karşın Batı farkın kapanmasına izin vermedi. Kobe Bryant ve LeBron James arasındaki rekabet maçın belli dakikalarında kızışırken 3. çeyreğe kadar LeBron 12 sayı kaydederken Kobe 32 sayıya ulaşmıştı.  Dördüncü çeyrekte de heyecan son hızıyla devam etti. Doğu son bölümde daha canlı hale gelse de Batı’nın yıldızları farkın kapanmasına izin vermedi. LeBron James bu çeyrekte attığı sayılar, aldığı ribaundlar ve yaptığı asistlerle triple double yaparak tarihe geçti. LeBron All Star tarihinde triple double yapan ikinci oyuncu oldu. Doğu maçın son dakikalarında Batı’ya karşı üstün oynayarak farkı 4 sayıya kadar indirdi. Maçın son dakikaları muhteşem bir çekişmeye sahne olurken Batı maçı bırakmadı ve karşılaşmayı 148 - 143 kazanmayı başardı. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 27


ATHLETICS BASKETBOL

Eskiden NBA’e gidemeyen oyuncuların yer aldığı lig olarak değerlendirilen Euro Lig, artık gelişen altyapı, bütçesi ve oyuncu kalitesiyle çok daha farklı bir ekol olduğunu bütün dünya kabul ettirdi.

THY Euro Lig Takım Değerlendirmesi THY Euro Lig’de İspanyol fırtınası, son 8 de 4 İspanyol HAZIRLAYAN ALPER YILDIZ

28 ATHLETICS BAHAR 2011


A

vrupa’da kulüpler arasında en prestijli organizasyon olarak bilinen Euro Lig, bu sene değişen ismi, büyüyen bütçesi ve oynanan güzel basketboluyla NBA ile arasında olan uçurumları aştığını gösterdi. Yapılan savunmaların kalitesi ve set hücumlarındaki organize olabilme özelliği ile Euro Lig takımları tüm dünyada konuşulmaya başlandı. Turnuvaya iyi başlayan temsilcilerimizden hem Efes Pilsen hem de Fenerbahçe Ülker son 8 takım arasında kendilerine yer bulamadıklar. Dünya basketbolunda söz sahibi olan İspanya adeta şov yaparak son 8’e, 4 takım sokmayı başardı. Şimdi değişen ve gelişen THY Euro Lig’in son 8’e kalmayı başaran takımlarını mercek altına alalım.

Caja Laboral İspanya’nın lokomotif takımlarından olan Caja Laboral Ivanovic Dusko’nun koçluğunda son 8’e kalarak Avrupa Basketbol’un da diğer İspanyol ekiplerden geri kalmadığını bir kez daha gösterdi. İspanyol oyun kurucu San Emeterio Fernando ve Boşnak forvet Teletovic Mirza’nın

liderliğinde mücade eden Caja Laboral, oyun kurucuları Fernando’nun aldığı reboundlar ile yarı sahalarını hızlı geçen ve hızlı hücumu çok iyi yapabilen bir takım görüntüsü çizdi. 3 oyuncularının 30 dakika üzerinde süre alması rotasyonun ��ok geniş olmadığını gösteriyor. Turnuvada favori olmasalar da Euro Lig’e renk kattıkları ortada.

Maccabi Electra

İsrail’in ekol ismi Maccabi bu sezon 2005’ten bu yana Euro Lig Şampiyonu olamamasının da verdiği hırsla çok istekli mücadele etti. Oyunu bir yıldız oyuncunun üzerine kurmaktansa, takım olarak yıldızlaşan Maccabi’de öne çıkan bir oyuncu olmamakla beraber oyuncuların aldıkları süreler de dengeli. Yunan pivot Sofoklis pota altını karartsa da hem yavaş olması hem de kadro derinliğinde başka bir pivot bulunmaması Maccabi’nin en büyük eksiği. Ancak başarılı koçları Blatt David rotasyonda uzun forvetleriyle bu açığı kapatmaya çalışıyor.

Regal Barcelona

Futbolda dünyaya ders veren Barcelona’nın basketbolda da geri kalır yanı yok. Sezon

Messina’nın şok istifası hem NBA takımlarının transfer için iştihanı kabartırken, bir yandan da Avrupalı diğer kulüpler peşinden koşuyor. öncesinde hazırlık maçında Lakers’ı devirmeyi başaran Regal Barcelona, Euro Lig’de de beklentileri cevapsız bırakmadı. Top16’da 6 maçının hepsini kazanarak gövde gösterisi yapan Barcelona’nın en büyük yıldızı İspanyol oyun kurucu Juan Carlos Navarro. İspanya Milli Takımı’nda da kritik rol üstlenen Navarro kulübünde de rahat durmuyor. Navarro’nun en büyük yardımcısı ise yine İspanya Milli Takımı’ndan tanıdığımız Ricky Rubio. O da uzun kolları ve müthiş rebound yeteneği ile takımın başarısında büyük pay sahibi. Ancak en büyük pay oyunda 12 oyuncusunu da kullanan Pascual Xavier’e ait. Euro Lig gibi

BAHAR 2011 ATHLETICS 29


ATHLETICS BASKETBOL

temponun yüksek olduğu her saniyenin değer kazandığı bir turnuvada her oyuncusunu takımına başarı ile monte eden koç Xavier, elde ettikleri başarının en büyük mimari olarak göze çarpıyor.

Panathinaikos “Yaşlı Kurtlar” diye nitelendirebileceğimiz Yunan basketbolunun dev ekolü Panathinaikos Euro Lig’in demirbaş takımlarından birisi. Yaşlandı diye yorumlar yapılsa da tecrübeli isimleri Batiste Mike, Andrew, Fotsis ve Diamantidis takımın başını çekiyor. Milli takımı bıraktıktan sonra kulübüne ağırlık vereceğini açıklayan Diamantidis sözünü bu sezon tuttuğunu bütün dünyaya gösterdi. Takım bir yandan gençleşmeye çalışırken bir yandan da efsane isimlerini bırakmak istemiyor. Sırbistan’ın başarılı koçlarından Zeljko rotasyonda mükemmel işler çıkarsa da takımın yaş ortalaması buna bazen engel oluyor. En son 2009’da Euro Lig’de şampiyon olan Panathinaikos’un bu yaşlı kadrosuyla gelecek senelerde başarılı olması zor görünüyor.

Real Madrid İspanya’nın Avrupa Basketbol Şöleni THY Euro Lig’e kattığı bir diğer takım sezona koç Messina ile müthiş başlayan Real Madrid’dir. Real Madrid tam bir lider skorer oyuncuya sahip olmasa da İspanyol oyun kurucu Llull Sergio takımın en çok sayı yapan oyuncusu pozisyonunda. Sırp pivot Tomic ve Arjantinli tecrübeli oyun kurucu Pablo ile güçlü bir kadro yapısına sahip olan Real Madrid Top 16’da 6 maçta 5’ini kazanarak sadece son 8’e kalmayı garantiledikten sonra Sieana’ya yenik düştü. Son 8 takım arasına kaldıktan sonra sürpriz bir şekilde istifasını veren koç Messina’nın istifa sebebinin perde arkası bilinmiyor. Koç Messina bazı otoriteler tarafından “Dünyanın En İyi Koçu” unvanına layık görünüyor. Öyle olmasa bile dünyanın sayılı koçları arasında yer aldığı aşikâr. Koç Messina’nın koltuğuna yardımcı antrenör Emanuele Molin getirilirken Messina 95 - 77 kaybedilen Siena maçından sonra “Bu maçta neler olduğu soyunma odasında kalacak.”dedikten sonra istifasını vermişti. Önümüzdeki sezon Messina’nın neler yapacağı ve Messina olmadan Real Madrid’in nereye kadar ilerleyebileceği ise herkesin merak ettiği sorular arasında yerlerini aldılar.

Power E. Valencia

Regal Barcelona Top 16’da 6maçının hepsini kazanarak futbol takımından geride kalmadığını gösterdi.

30 ATHLETICS BAHAR 2011

İspanya’dan son 8’e kalan son ekip olan Power E. Valencia sezona kötü bir başlangıç yapmış olsa da ayağa kalkıp silkinmesini bildi. Top 16’da oynadığı son maçında temsilcimiz Fenerbahçe Ülkeri yenerek son 8’e kalan Valencia diğer takımlara oranla biraz daha zayıf bir kadro


Valencia diğer takımlara nazaran daha zayıf kadro yapısına sahip görünse de atletik yapısının yanı sıra dış şutlarda isabet sağladıklarında hafife alınmaması gereken bir takım görüntüsü çiziyor. yapısına sahip. Sırp koç Pesic’in vazgeçemediği İspanyol oyuncu Rafael Martinez takımın yükünü sırtlıyor. Çok fazla kadro derinliği bulunmayan Valencia maçlarını 8 veya 9 oyuncu ile oynuyor. Fransız forvet Pietrus gibi atletik oyuncuların yanı sıra Sırp forvet Dusko gibi şutör oyuncularını da kadrosunda bulundurmasına rağmen Valencia’nın 8 veya 9 kişiyle THY Euro Lig gibi üst düzey bir ligde ne kadar gidebileceği merak ediliyor.

Olympiacos Yunan ekolünü en iyi temsil eden bir diğer takım Olympiacos ise çok kaliteli bir kadro yapısına sahip. Takımın temeline Sırp yıldız Teodosic, Yunan ekolünü en iyi temsil eden oyunculardan

Papaloukas ve Spanoulis ve Slovenya’nın yetiştirdiği en iyi pivotlardan Nestorovic’i koyan Sırp çalıştırıcı Dusan Ivkovic oturttuğu sistem ile Olympiacos’u muazzam işleyen bir makine haline getirdi. Nesterovic’in pota altını domine etmesi ve Dünya Basketbol Şampiyonası’ndan da yakından tanıdığımız Teodosic’in müthiş şut yeteneği birleşince durdurulması imkânsız hale gelen Olympiacos bunlarla yetinmeyip yaşı biraz ilerlemiş olsa da çok tehlikeli olan Papaloukas ve belki de Avrupa’nın en iyi oyuncusu olarak gösterilen Spanoulis ile bütün rakiplerini korkutuyor.

Montepaschi Siena THY Euro Lig’de varlığını ispatlayıp son 8’e

kalan son takım ise çok uluslu oyuncu kadrosuna sahip olan Siena. İtalyan koç Pianigiani’nin çalıştırdığı Siena bu sene çok diri görünüyor. Litvanya’nın önemli 2 oyuncusu Kaukenas ve Lavrinovic’i kadrosunda barındıran Siena, bunlarla yetinmeyip Yunan yıldız Zisis ve Sırp yıldız Rakovic’i de kadrosunda barındırıyor. Temsilcimiz Efes Pilsen’i yenerek turnuva dışarısında bırakan takım favoriler arasında gösterilse de işi hiç de kolay değil. Oyunu temelde 8 veya 9 kişiyle oynayan Siena’nın diğer yedekleri ise görev için hazır bekliyor. Kısa süre oynayan yedek oyuncularından çok verim alan Siena bu kenar desteğini koruyabilirse uzun yıllar adından söz ettirebilecek potansiyele sahip. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 31


ATHLETICS RÖPORTAJ

Milli basketbolcumuz Sinan Güler hakkında bilmedikleriniz Milli Basketbolcumuz Sinan Güler tam bir sporcu aileden geliyor. Babası, annesi ve abisi de basketbolcu olan genç yıldız Sinan Güler oynadığı basketbolla ve mütevazı tavırlarıyla var olan fan sayısı gün geçtikçe artıyor. HAZIRLAYAN Alper Yıldız, Ece Kalabalıkoğlu, Sena Şaban

32 ATHLETICS BAHAR 2011


Basketbolun içerisinde doğdum. Minik takımla oynamaya başlamadan önce bile babamın maçlarında devre arasında kendi topumu çıkartıp kendi kendime şut atan bir çocuktum.

BAHAR 2011 ATHLETICS 33


ATHLETICS RÖPORTAJ

Türkiye’de hem profesyonel olup hem de üniversite okumak imkânsız. Eğer Türkiye’de kalsaydım hala mezun olmaya çalışıyor olabilirdim. Alper: Öncelikli olarak yoğun programınıza rağmen bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için size Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu ailesi adına teşekkür ederiz. Sinan Güler: Ben teşekkür ederim bu şansı bana verdiğiniz için. Alper: Klasik bir soruyla başlayalım. Basketbol kariyeriniz nasıl başladı? Sinan Güler: Basketbol kariyerim zaten sahanın içerisinde doğarak başladı diyebilirim. Bunu büyük bir gururla söyleyebilirim ki sporsever bir ailenin çocuğu olduğum için mutlu ve gururluyum. Babamın basketbol oynadığı süre içerisinde çocukluğumun çoğu kısmı spor sergide

34 ATHLETICS BAHAR 2011

koşturarak geçti. Oynama açısından, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde minik takım ile başladım. Genç takım senesinde Beşiktaş’a geçtim. Sonrasında 4 sene Amerika’da okudum. Onun dönüşünde de sırasıyla Daçka ve Beşiktaş’ta birer sene oynadıktan sonra Efes Pilsen’e geldim. Bu sene de 3. senemi dolduracağım. Ece: Basketbolcu bir aileden geliyorsunuz. Bunun kariyerinize etkisi nasıl oldu ve basketbola başlarken babanız ile oynamayı sevdiğiniz için mi başladınız yoksa babanızın zorlaması oldu mu? Sinan Güler: Basketbolun içerisinde büyüdüğüm için ailemde hiçbir zaman

çocuğu basketbola başlatsak mı spor okuluna yazdırsak mı gibi sorular gündeme gelmedi. Zaten içerisinde bulunduğum ortamdan çok memnundum. Çocukluğumda zaten hiperaktif bir çocuk olduğum için de beni zorlamadan böyle bir şeye kanalize etmiş olmaları da ailemin işini kolaylaştırdı sadece. Ben minik takımla oynamaya başlamadan önce bile babamın maçlarında devre arasında kendi topumu çıkartıp kendi kendime şut atan bir çocuktum. O yüzden hiçbir şekilde öyle bir zorlama da olmadı. Kariyerime en büyük etkileri “Al topu oyna” demeleri olmuştur. Ece: Mavi Jeans kampına katılıp Joe Cravens ile


tanışmanız hayatınızı nasıl değiştirdi? Sinan Güler: O kararım benim kariyerimde beni şu anda gelebildiğim noktaya getirdi. Çünkü ben hem basketbol açısından hem üniversite açısından kendi kafamda bir çıkmaza girmiştim. Bundan kurtulmak için bir yol arıyordum. Bu yol da şansımın da yaver gitmesiyle beraber Amerika’ya gidip, burs kazanmak oldu. Bunu iyi değerlendirdiğimi bugünkü durumuma bakarak rahatlıkla söyleyebiliyorum. Alper: Eğitim hayatınız ile basketbolu bir arada götürmekte zorlandınız mı? Sonuçta Türkiye’de üniversite okuyabilen çok fazla sporcu yok. Sinan Güler: Türkiye’de bunu yapmak

imkânsız. Türkiye’de o sistemin bir şekilde ayarlanması, değişmesi lazım diye düşünüyorum. Üniversite okuyan insanların birçoğu spora devam etmeği düşünmüyor. Ancak Amerika’da zaten sistem kolej basketbolu üzerine oluşturulmuş. Benim en büyük avantajım orda okurken takımda oynayabilmek için belli bir not ortalaması tutturman gerekiyor. Okulda derslere girmeliydim. Yoklamayla veya bir şekilde antrenörün kulağına gidebiliyor bu durum. Bu yüzden orda oturtulan sistem sayesinde üniversite mezunu oldum diyebilirim. 2001 senesinde hem Beşiktaş’ta ilk defa A takıma girmiştim hem de Bilgi Üniversitesi’nde okuyordum. Senenin sonunda 3 tane bütünlemeden dersim vardı. Ben bunları nasıl yapacağım diye düşünüyordum o zamanlarda. Alper: Sonuç olarak Bilgi Üniversitesi’nde okumaya devam etseniz üniversiteden mezun olmanız daha zor olacaktı. Sinan Güler: Üniversite mezunu olmaya çalışıyor bile olabilirdim. En güzel örneği ağabeyim 29 yaşında üniversiteden mezun olabildi. Diplomasını alabilmek için gerçekten çok uğraştı. Alper: Koleji bitirdikten sonra Amerika’da kalmayı düşündünüz mü? Sinan Güler: Düşündüm. Çok da uzun sürmedi bu düşüncem çünkü Amerika’da oynadığım lig NCAA seviyesinde olmayan bir ligdi. O ligden NBA ortamında görünmek baya zordu. Mezun olmam ile birlikte zaten NBA’de oynayamayacaksam Amerika’da kalmanın bir anlamı yoktu. Avrupa’da, Türkiye’de kendime kaliteli takımlar bulabileceğimi düşünüyordum. Öyle de yaptım. Alper: Amerika’ya giderken kafanızdaki öncelikli hedefiniz üniversitede okumak mıydı yoksa basketbol muydu? Sinan Güler: Amerika’ya ikisini birden yapmaya gittim. Bir taraftan ne olursan olsun, basketbol kariyerim ne kadar sürerse sürsün, üniversite eğitimi almanın çok avantajı olacağını düşünüyordum. Diğer taraftan da basketbolumda aradığım gelişmeyi Türkiye’deki ortamdan izole bir ortamda yapabileceğimi düşünüyordum. Çünkü burada 18 yaşına geldiğinde profesyonel ortama giriyorsun ve hem kendini geliştirmek hem de ispatlamak için çok uğraşman gerekiyor. Benim Amerika’ya gidip 4 sene daha profesyonel olmayan ortamda oynamamın hem kendi kişisel gelişimime büyük katkısı oldu hem de oyuncu olarak olgunlaşmama yardımcı oldu. Dönüşümde de kendimi kanıtlayabileceğim ortamı bulmam daha kolay oldu. Alper: Milli takıma geri dönersek, Milli

takımımızın başarıları ile birlikte basketbol ülkemizde çok popüler bir hale geldi. Sizce basketbolun Türkiye’deki durumu nedir? Gösterilen gelişmeyi yeterli buluyor musunuz? Sinan Güler: Çok daha iyi olabilir. Kariyerimde daha başarılı olmak, daha iyi oynamak, daha verimli olabilmek benim hedefim tabi ki ancak kendime bir misyon edinmiş durumdayım. Bu da basketbolu olabildiğince çok insana sevdirmek, basketbolun artık Türkiye’nin spor kültürü içerisinde bir spor haline gelmesini sağlamaktır. Bu sadece benim yapabileceğim bir şey değil elbette. Benim tarzımdaki oyunculara böyle ilgi gösterdiğiniz için Spor Kurulu ailesine tekrardan teşekkür etmek lazım. Bence çok güzel bir spor yapıyoruz. Alper: Milli takımdan devam edelim, son dünya şampiyonasında 2. olduk. Zorlu maçlar oynadık. Turnuva süreci oyuncu olarak nasıl geçti? Sinan Güler: Benim Milli takımdaki 3. yazımdı. Yazları tabi ki tatil yapıyoruz ancak, benim amacım milli formayı daha da yukarıya çıkartabilmek, daha başarılı olabilmek olduğu için yazların büyük vakti antrenman yaparak geçiyor. O dönem içerisinde kendi basketbolumla milli takım için neler yapabilirim diye konsantre oluyorum. Milli takım olarak toplandığımızda daha hazır halde gelmek istiyorum o sürece. Turnuva kısmına gelirsek, turnuvaya kadar çok inişli çıkışlı bir grafik gösteriyorduk takım olarak ama turnuvada özellikle Ankara seyircisinin desteği ile Ankara’daki maçlarımızı müthiş bir performansla oynadığımızı düşünüyorum. Ankara’da kazandığımız özgüvenle İstanbul’da oynadığımız basketbol harikaydı. Şöyle örnek vereyim: Tabi ki hastalığının da etkisi vardı ama normalde yerinde duramayan Tanjevic’e öyle bir ortam hazırladık ki yerinden kalkmasına gerek kalmadı. Yönlendirecek hiç bir şey yapmasına gerek kalmadı. Ece: Tanjevic demişken, şu anda milli takımın başına Orhun Ene geçti. Bununla ilgili neler düşünüyorsun? Sinan Güler: Orhun Ağabey benden daha uzun bir zamandır bu milli takım programının içerisinde. Oynadığı dönemlerde de gerçekten örnek aldığım ağabeylerimden birisiydi. Başarıları da antrenör olmak isteyen insanlara da örnek olması gerekiyor. Yakaladığımız özgüven, başarı ve takım olgusunun devamlılığını oluşturacaktır diye düşünüyorum Ece: Savunmada ne kadar kaliteli bir oyuncu olduğunuzu biliyoruz. Ancak ekranlarda skoru yapan oyuncu daha ön planda oluyor. Sizi sayı atmak mı daha mutlu ediyor yoksa topu çalıp asist yapmak mı? Sinan Güler: Doğduğumdan beri içinde

BAHAR 2011 ATHLETICS 35


ATHLETICS RÖPORTAJ

olduğum için basketbol sahası ve seyircisi benim için ayrı bir önem taşıyor. Bu yüzden seyirciyi coşturacak, onları ayağa kaldıracak bir hareket yapmayı daha çok seviyorum. Konulduğum pozisyon da buna uygun. Ece: Seyirciyi ayağa kaldırmak demişken Partizan maçında attığınız inanılmaz turnike Euroleague’de haftanın hareketi seçilmişti. Sizi tebrik ederiz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sinan Güler: Ben de kendimi tebrik ediyorum. Komik gelecek ama potaya giderken zaten sayı atmam gerektiğinin farkındaydım. Topu sallarmışım gibi görünüyor ama top elimden çıkarken galiba oldu dedim. Basket de oldu çok mutluyum. Alper: Milli takım kamplarında olduğunuz için kulüp kamplarına sonradan dâhil oluyorsunuz. Takıma uyum sağlamakta problem yaşıyor musunuz? Sinan Güler: Uyum sağlamak zor olabiliyor tabi. Bu sene geçen senelerden farklı olarak yeni bir antrenör birkaç yeni oyuncu yeni bir sistem. Bunları kavrama kısmı bir dönem zor oluyor ama işimizin gereği olabildiğince çabuk adapte olup. Elimizden gelenin en iyisini yapmak oluyor. Ece: Kendi rüya takımını kuracak olsan bu takım kimlerden oluşurdu? Sinan Güler: 1 numaram babam, 2 numaram Michael Jordan, 3 numara Larry Bird, 4 numarada Kevin Garnett ile Tim Duncan arasında kaldım. İdman tempolarına göre

36 ATHLETICS BAHAR 2011

oynatırım. 5 numara da tabi ki Shaq. Unutmadan, annem de genel menajer. Ağabeyimle ben de yedek takımdayız tabi. Ece: Türkiye’den bir takım çıkartırsak bu takım kimlerden oluşur? Sinan Güler: Orhun Ene, Harun Erdenay, Haluk Yıldırım, Ömer Aşık ve Necati Güler. Ece: Aile içerisinde sizi “Bibi” diye hitap ediyorlarmış. Bunu özel bir sebebi var mı? Sinan Güler: Bilmiyorum ki kuzenim çocukken Bibi demeye başladı öyle de kaldı. Alper: Euroleague’den erken elendik. Final Four görebileceğimizi umut ediyorduk. Elenmemizi nasıl değerlendiriyorsun? Sinan Güler: Keşke olsaydı. Biz elimizden geleni yaptık ama olmadı. Belki de bizim için dönüm noktası deplasmanda oynadığımız Real Madrid maçıydı. O maçı 1 sayıyla bile kazansaydık bizim için her şey daha farklı olacaktı ama olmadı. Açıkçası Şubat ayı bizim için sancılı geçti ve üzüldüğümüz bir şekilde bitirdik. Ece: Diğer takımların çok coşkulu taraftar kitlesi var. Mesela Fenerbahçe Ülker’in çok iyi bir taraftarı var. Efes Pilsen’de bunu göremiyoruz. Bunun sebebi sizce nedir? Sinan Güler: Tabi bunun sebebi futbol takımlarının çok yaygın taraftar kitlelerinin oluşu. Diğer yandan da Efes Pilsen’in 90’lı senelerde yaratmış olduğu o heyecan, o basketbol ateşi başarının gelmeyişi ile yavaş yavaş söndü. O dönemdeki insanlardan,

futbolda başka takımı tutsalar da basketbolda Efes Pilsen taraftarıyız diyorlardı. Şu an o mantık değişti. O insanlar da yaş olarak ilerlemiş durumdalar. Şu an bizim en büyük hedefimiz o heyecanı geri getirecek ortamı yakalamak. Çünkü bir başarılı bir sezon geçirsek basketbol seyircisi Sinan Erdem’de değil Silivri’de olsak bile gelir diye düşünüyorum. Alper: Kendinize idol olarak gördüğünüz oyuncu kimdir? Sinan Güler: Hem pozisyon hem de solak olmamdan dolayı Ginobili var. Onun dışında Michael Jordan. Jordan zaten yaptığı herhangi bir şeyde idol olarak geçilmeyecek durumda değil. Oyunun her alanında çok başarılı ve benim asıl hayranlık duyduğum kısım oyunu tamamen değiştirmesi. Oyunu değiştirmesiyle beraber spor ekonomisini de değiştirdi. Ayakkabı endüstrisinden tut, oyuncuların kazandıkları paraya kadar inanılmaz bir sinerji yarattı ortalıkta. Gerek sponsorluklar olsun gerek oyuncular olsun en iyi şekilde bunu kullanıyorlar hala. Ece: Savunmakta en çok zorlandığınız oyuncu kimdir? Sinan Güler: Rakocevic’i tutmak gerçekten çok zor ama bazen benim günüm oluyor onun günü olmuyor. Ertesi gün tam tersi olabiliyor. Ayrıca Solomon’la oynamak benim için hep ayrı bir keyif olmuştur. İtişip kakıştıktan sonra birbirimize gülüp devam edebiliyorduk. Benim de tarzım o olduğu, kinci bir insan olmadığım için zevkli oluyor. Alper: Profesyonel olduktan sonra bu seviyede basketbol oynayabileceğini düşünüyor muydun? Sinan Güler: Bu seviyeye gelmem gerektiğini düşünüyordum. Çünkü kendimi kanıtlamam gerektiğini biliyordum ve ailem de hep bana destek oldu. Alt yapı takımlarında ulaşamadığım milli takım formasını elde etme isteğim de çok fazlaydı. Bunun için de ekstra özveri ile çalıştım. Alper: Avrupa’da başka bir takımda oynamayı düşünür müsünüz? Sinan Güler: Efes Pilsen’de mutluyum ve sezon da zaten devam ediyor. Bu konuda bir şey söylemem yanlış olur. Alper: Yoğun bir temponuz olduğunu biliyoruz. Bu yoğunluktan geriye kalan zamanda neler yapıyorsunuz? Sinan Güler: Boş zamanlarımda vaktimin çoğunu bilgisayar başında veya X-Box ve Playstation oynayarak geçiriyorum. Sitemi daha çok nasıl geliştirebilirim diye uğraşıyorum. Diğer taraftan internet sayesinde haberleri takip etmeye çalışıyorum. Ece: Bilgisayar başında olduğunuzu tahmin edebiliyoruz. Sosyal medyayı en çok kullanan oyuncusunuz. Bunun ne gibi artıları var ya da


Seyirciyi ayağa kaldıracak bir hareket yapmayı, onları ateşlendirmeyi çok seviyorum.

BAHAR 2011 ATHLETICS 37


ATHLETICS RÖPORTAJ

Euroleague’de bizim için dönüm noktası deplasmanda oynadığımız Real Madrid maçıydı. O maçı kazansaydık her şey daha farklı olabilirdi.

38 ATHLETICS BAHAR 2011


BAHAR 2011 ATHLETICS 39


ATHLETICS RÖPORTAJ

Benim pozisyonumdaki diğer oyunculardan mental olarak daha farklıyım. Çok kolay yılmıyorum. Top gelmedi, şut atmadım diye sinirlenmiyorum. Oyuna nasıl etki edebilirim diye düşünüyorum.

40 ATHLETICS BAHAR 2011


Herhangi bir şekilde başarılı olabilmek için tek yönlü oyuncu olmak yetmiyor. Ben de başarılarıma yenilerini eklemek istiyorum. Bu yüzden hücum yönüm üzerinde çalışıyorum. diğer oyunculara bunu öneriyor musunuz? Sinan Güler: Bu kadar yazı yazıp uğraştığım için diğer oyuncular beni deli olarak görüyor. Bir taraftan da ben hem Sinan Güler markasını yaratmak adına hem de hayranların merakını gidermek adına böyle bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Daha Darüşşafaka döneminden siteyi kurduğumuzda güzel bir ortam yakaladığımızı düşünüyorum. Dünya şampiyonası ile beraber sosyal medyanın patlaması benim için haz verici bir hale geldi. Çünkü şampiyona öncesinde 6 bin civarında olan takipçi sayım şu an 28 bine yakın durumda ve her gün baktığımda nasıl oluyor böyle diye merak ediyorum açıkçası. Dediğim gibi insanlarla bir şeyler paylaşabiliyor olmaktan haz duyuyorum. Alper: Kenardan oyuna giriyorsunuz ve oyuna girer girmez oyuna doğrudan etki ediyorsunuz. Bunu nasıl sağlıyorsunuz? Sinan Güler: Bunu söylemek hiç de mütevazı bir açıklama olmayacak ama bazı şeylerin de farkında olduğumu düşünüyorum. Benim pozisyonumdaki diğer oyunculardan mental olarak daha farklıyım. Çok kolay yılmıyorum. Top gelmedi, şut atmadım diye sinirlenmiyorum. Oyuna nasıl etki edebilirim diye düşünüyorum. En basitinden benim tam sahada yapacağım bir baskı, eminim ki takımdaki diğer 4 arkadaşımı daha enerjik daha agresif bir savunma yapmalarını sağlayacaktır. Çalacağım bir top biliyorum ki hem bize sayı olarak geri dönecek hem de bir sonraki savunmada daha istekli olmamızı sağlayacak, tarafları da ateşleyecek. Zaten enerjik ve heyecanlı bir basketbol oynamayı seven bir insanım. Sahaya her girdiğimde bunu yapmaya çalışıyorum. Alper: Birlikte oynamayı en çok sevdiğiniz oyuncu kim? Sinan Güler: Cevher Özer ile birlikte oynamak keyifli oluyor. Onun dışında birçok uzun oyuncu sayabilirim. O bana pozisyon yaratabiliyor, ben ona pozisyon yaratabiliyorum. Bu konuda en güzel örnek Kerem Gönlüm olur. Milli takımda da aynı dakikaları paylaştığımız için bir sinerji içerisinde oynadığımızı düşünüyorum. Onunla basketbol kariyerimiz de benziyor. Mesela Partizan maçında attığım o basketteki pası o verdi. Aynı şekilde 4 farklı pozisyonda benzer pası Dünya Basketbol

Şampiyonası’nda yaşadık. Aynı şekilde ben de paslar verebiliyorum keyifli oluyor. Ender Arslan ile oynamaktan da keyif aldığımı söyleyebilirim. Alper: Ağabeyiniz ile olan rekabetiniz ne zamandan beri var ve ne boyutta? Sinan Güler: Ağabeyim ile olan rekabetim kardeş rekabeti nasıl olursa o boyutta. Çocukken genellikle benim kırdığım potalarla beraber başlayan karşılıklı oynamanın verdiği rekabet her zaman oldu. Çocukken daha çok kavga ediyorduk ve dayak yiyordum ben ama artık öyle bir şey kalmadı tabi. Bugün ise durum farklı: bugünkü herhangi bir maçta ailem, arkadaşlarım, akrabalarım bizi izlemeye geliyor. Maçın adı her ne olursa olsun Sinan Muratcan’a karşı gibi bir durum oluyor, yani sahne bizim oluyor. Yanlış hatırlamıyorsam ağabeyimle olan rekabet serisinde öndeyim. O yüzden mutluyum. Alper: Avrupa’da basketbolu NBA seviyesine göre nasıl buluyorsunuz? Sinan Güler: Euroleague’de basketbol enteresan bir seviyede. Euroleague’de oynanan basketbol NBA’e oranla çok daha sert ve izlemesi çok daha keyifli. Gerek Avrupalı oyuncuların genç yaştan temel biliyor olması, gerek Amerika’dan gelen oyuncularla bunun harmanlaşıyor olması ayrı bir zevk diye düşünüyorum. Ayrıca NBA’de basketbol seviyesi sezon ilerledikçe artıyor ve play-off zamanında gerçek farklar ortaya çıkıyor. Onun dışında önemli maçlar dışında daha durağan bir sezon yaşıyorlar. O yüzden o kadar keyifli olmayabiliyor. Ama Euroleague’de ilk gruplardan Final Four’a kadar apayrı bir heyecan var. Ama ikisinin de ayrı ayrı keyfi var. Alper: Kişisel olarak en çok hangi maçta zorlandınız? Sinan Güler: Valencia’daki 2. maçta baya zorlandım. O dönemde ufak bir sakatlığım da vardı. Sakatlığın verdiği psikolojik bir zorluk da vardı. Real Madrid maçlarında zorlandım. Ben zaten o maçlarda kötü de oynamıştım. Takım olarak da yine Real Madrid maçları bizi zorlamıştı. Alper: Hücum yönünüzü nasıl buluyorsunuz? Sinan Güler: Daha çok gelişmesi gerek diyorum. Olabildiğince çalışmaya da çalışıyorum. Herhangi bir şekilde başarılı olabilmek için tek yönlü oyuncu olmak

yetmiyor. Tek yönlü bir oyuncu olarak bir yere kadar başarılı olunur ama ben kariyerimi geliştirmek istiyorum. Başarılarıma yenilerini eklemek istiyorum. Bu yüzden daha fazla özveri gösterip çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Alper: Sinan Güler’in en çok beğendiği 3 özelliği ile hiç sevmediği 3 özelliği nedir? Sinan Güler: Sevmediklerimden başlarsak, gereksiz yere garip bir şekilde çok çabuk sinirlenebiliyorum, üniversite yıllarımdan kalan bir etki ile uyku düzenim çok bozuk, bazen olması gerektiğinden çok daha fazla konular üzerinde düşünüyorum. İyi özelliklerime gelirsek; çok dışa dönük bir insan olduğumu düşünüyorum. Teknoloji ile aramın iyi olduğunu ve bunun avantajıma olduğumu düşünüyorum. Teknoloji manyağı olmam güzel bir şey diye düşünüyorum. Anadil seviyesinde İngilizce biliyorum bunu da sayabiliriz. Unutmadan kötü özelliklerime şunu da eklemek istiyorum; Türkçe’yi daha güzel yazıp konuşabilmek isterdim ve hala da istiyorum. Ece: Bütün aileniz sporcu ve Güler Spor Okulları tarzında bir şeyler düşünüyor musunuz? Sinan Güler: Yapım aşamasındayız diyebiliriz. Alper: Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu ailesi adına bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Sinan Güler: Ben sizlere teşekkür ederim. Babamın Boğaziçi Üniversitesi mezunu olması ile beraber Boğaziçi Üniversitesi’ne ayrı bir sevgim var. Gerektiği zaman yardım etmeye hazırım. Şimdi de yardımcı olabildiysem ne mutlu bana. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 41


ATHLETICS EFSANELER

EFSANE FUTBOLCULAR Futbol sahalarıyla bütünleşmiş, efsane haline gelmiş oyuncular HAZIRLAYAN Caner Akdolun, Alper Yıldız

Ferenc Puskas O 1950’lere damga vurmuş bir futbol efsanesi... Macaristan’ın tartışmasız gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan French Puskas’tan bahsediyorum. Milli takımla oynadığı 84 maçta attığı 83 golden çok daha ötesi olan bir futbol dehası. Futbola babasının da teknik direktörlüğünü yaptığı Macaristan’ın Kispest takımında başladı. Bu daha onun kariyerinin acemilik yıllarıydı ama o Kispest’te oynadığı 207 maçta 209 gol atarak dünya kamuoyuna gereken mesajı yollamıştı. Bir yıldız geliyordu ve bu tartışılmayacak kadar barizdi. 1949’da Macar Savunma Bakanlığı Kispest’e el koydu ve takımın ismi Budapeşte Honved olarak değiştirildi. Takım artık ordunun takımıydı ve lider Puskas binbaşı rütbesine kadar yükseldi. Savaş onun için silah ya da tüfek demek değildi; o en büyük savaşını sahalarda gol atarak verdi. Puskas kulubünün beş Macar ligi şampiyonluğu kazanmasına yardım etti. Aynı zamanda 1947/48, 1949/50, 1950 ve 1953 sezonlarını gol kralı olarak tamamladı; 50, 31, 25 ve 27 gol kaydetti. 1948 yılında Avrupa Liglerindeki en golcü isim oldu. Milli takım kariyerinin kulüp kariyerinden eksik kalır bir yanı yoktu. 1945’te dahil olduğu Macaristan milli takımyla da sayısız başarıya ulaştı. 1952’de

42 ATHLETICS BAHAR 2011

yapılan Olimpiyat oyunlarında Yugoslavya’yı 2-0 yenerek Olimpiyat şampiyonu oldular. Aynı zamanda art arda oynadıkları 32 maçta yenilgi yüzü görmeyen Macaristan kırılması ancak 2009 yılında Brezilya tarafından mümkün olacak bir rekora da imza atmış oldu. O dönemler Puskas’ın formunun zirvesinde olduğu yıllardı ve bu sahada çok net bir şekilde gözlemlenebiliyordu. 1953 yılında İngiliz takımı, Macaristan Milli Takım kaptanı Ferenc Puskas hakkında bunları söylüyordu:”Şu ufak, şişman delikanlıya da bakın. Sahada onu yok edeceğiz.” Ama sanılan olmadı ve Macaristan İngiltere’yi 6-3 lük skorla sahadan silerken Puskas attığı 2 golle dünyada adından söz ettiriyordu. Bu galibiyetle Macaristan, İngiltere milli takımını evinde yenen ilk milli takım olma ünvanını da kazandı. Zamanın en formda milli takımı olan Macaristan’ın 1954 Dünya Kupası’nda ne yapacağı çok merak ediliyordu. Zira 9-0 lık Güney Kore ve 8-3 lük Batı Almanya maçlarında Puskas takımının 3 golünü atmıştı. Ancak Batı Almanya maçında aldığı sert darbeden sonra sakatlanan Puskas, çeyrek final ve yarı final maçlarında takımını yalnız bırakmıştı. Bu Macaristan için hiç de kolay değildi. Müthiş bir sol ayaktan mahrum kalmak onlar için istenilen son şey olabilirdi. Yine de Brezilya ve

Uruguay’ı geçip finalde Batı Almanya’nın rakibi olmayı başardılar. Ve kaptan final maçında formasına kavuşmuştu. Sakatlığı tam olarak geçmediği ve formsuz olduğu için futbol otoritereleri iyi bir performans beklemiyordu ancak o henüz 6. dakikada attığı golle izleyenleri kendine hayran bırakmıştı. 2-0 biten ilk yarıdan sonra Batı Almanya 3-2 öne geçmişti. Bitime Birkaç dakika kala Puskas ben daha bitmedim dercesine bir gol atıyordu ancak bu gol şaibeli bir ofsayt kararıyla iptal ediliyor ve kazanan Batı Almanya oluyordu. Bu maç 32 maçlık bir serinin de sonuydu. 1956 yılında Honved Avrupa kupalarına katıldı ve ilk maçta Atletic Bilbao’ya 3-2 lik skorla yenildi. Sovyet güçlerinin Budapeşte’ye askeri müdahalesinden sonra futbolcular Macaristan’a dönmedi ve rövanş Brüksel’de yapıldı. 3-3 biten maçta Honved elendi. Ancak oyuncular Macaristan’a dönmediler. FIFA ve Macar futbol otoritelerinin muhalefetine rağmen İtalya, Portekiz, İspanya ve Brezilya’ya tur düzenlediler. Avrupa’ya döndükten sonra, oyuncular kendi yollarına ayrıldı. Fifa Puskas’a 2 yıl futboldan men cezası verdi. Yıl 1958’i gösterdiğinde Puskas kendisine İtalya’da kulüp bulmaya çalışıyordu ancak kulüpler ilerleyen yaşı ve kilosu nedeniyle kontrat yapmaya sıcak bakmıyordu. 31 yaşında sürpriz bir şekilde


Puskas o Kispest’te oynadığı 207 maçta 209 gol atarak daha kariyerinin başında yıldızlaşmayı bilmişti. Real Madrid’e transfer oldu. Bu takımda aynı zamanda Alfredo Di Stéfano, Francisco Gento, Raymond Kopa, Héctor Rial ve José Santamaria oynuyordu. Real Madrid’de oynarken İspanya gol kralına verilen “Pichichi Ödülü”nü dört kez kazandı. Real Madrid’le oynadığı iki Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Kupası finalinde toplam yedi gol attı. 1960’ta İskoçya’nın Glasgow kentindeki final maçında Alman Eintracht Fraknfurt’u 7-3 yenen Real’in dört golü ondan geldi. 1964’te 37 yaşında futbolu bıraktı. 1995 yılında Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Fedarasyonu IFFHS tarafından 20. yüzyılın en iyi golcüsü seçildi. 17 Kasım 2006’da 79 yaşında öldü. Dünya onu 533 maçta attığı 511 golle, inanılmaz sol ayağıyla ve sert şutlarıyla hatırlayacak.

Maradona Good, Pele Better, George Best!

Marsel (“Marco”) van Basten Efsane golcü van Basten 31 Ekim 1964’te Hollanda’nın Utrecht isimli kentinde dünyaya geldi. Lakabı “Utrecht Kuğusu”dur. Van Basten futbol kariyerine 7 yaşında UVV Utrecht kulübünde başladı. Profesyonel kariyeri ise 1981’de Ajax takımına transfer olduktan sonra başlar. Johann Cruyff, van Basten için “geleceğin Johann Cruyff ’u” diye bahsetmişti. Van Basten de bu sözlerin hakkını vererek Ajax’ta oynadığı 172 maçta 151 gol atma başarısını gösterdi. 1985-86’da Avrupa gol kralı olarak altın ayakkabı kazandı. 1987’de Kupa Galipleri Kupası’nı kaldırdıklarında en büyük pay sahibi oyuncuydu. Kupa Galipleri Kupası’nı kazandıktan sonra tüm Avrupa’nın gözü van Basten’e dönmüştü ve aynı sene içerisinde Milan’a transfer oldu. Milan’da geçirdiği ilk 2 sezon tam bir fiyaskoydu. Ayak bileğinden sakatlandı ve çok az süre alabildi. 11 maçta ise sadece 3 gol kaydedebildi. Milan’da geçirdiği başarısız sezonun ardından Batı Almanya’da düzenlenen 1988 Avrupa Şampiyonası’nda Hollanda Milli Takımı kadrosuna yedek olarak düşünülmüştü. Bu turnuva van Basten için dönüm noktası olmuştur. Kaybettikleri ilk maçın ardından evine geri dönmek isteyen van Basten’i Johann Cruyff ikna etmeyi başardı. Turnuva sonunda Hollanda kupayı kaldırırken, van Basten de dünyanın en iyi oyuncusu olarak adlandırılıyordu. Hollanda tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonu olurken van Basten de “yılın futbolcusu” seçilmişti ve Adidas firması

tarafından altıntop alarak ödüllendirildi. Final maçında Sovyetler Birliği’ne attığı gol de hala tarih boyunca atılan en güzel goller arasında yerini koruyor. Attığı 5 golle şampiyonanın gol kralı ünvanını da kazandı. 88 - 89 ve 89 - 90 sezonları, Milan tarihinin altın yılları oldu. Bir önceki sezon Serie A’nın şampiyonu olmuş ve Şampiyon Kulüpler Kupası’na katılma hakkını kazanmışlardı. Milan, iki sezon üst üste Şampiyon Kulüpler Kupası’nı müzesine götürmekle kalmayıp, Süper Kupa’yı ve Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı da ikişer kez kazandı. Van Basten, bir kez daha Avrupa’da yılın futbolcusuydu. 1992 ve 1993’te iki lig şampiyonluğu daha kazandıktan sonra ayak bileğindeki kronikleşen sakatlık yüzünden 29 yaşında futbolu bırakmak zorunda kaldı. .Rakip defanslar Van Bastene kasıtlı olarak fauller yapmaktadılar bu yuzden de van Basten çok kolay sakatlanıyordu van Basten günümüz futbolundaki en iyi forvetlerden birisidir. Oynadığı son maç 26 Mayıs 1993’teki Şampiyonlar Ligi finaliydi. 2006’da Milan’ın Albertini’ye düzenlediği jubile maçında oynamış, 1 de gol atmıştır.

15 yaşında Manchester United tarafından keşfedilen Best, 27 yaşında antrenmanlara devamsızlık ve aşırı alkol yüzünden takımdan kovulana kadar, 466 maçta 178 gol atmıştır; ancak Sir Alex Ferguson’un da dediği gibi “Futbol istatistikleri mini eteğe benzer. Bir çok şeyi gösterir ancak asıl merak edileni göstermez.” Milli takımı olan Kuzey İrlanda’nın sönük bir takım olması Pele ve Maradona gibi ünlü olmasını engellemiştir. Ne kumar ve alkole olan bağımlılığı ne de çoğu futbolcu gibi kadınlara olan düşkünlüğü onun için söylenen, Pele’nin “Gördüğüm en iyi futbolcuydu.”  ve Maradona’nın “O benim idolümdü.” sözlerinin önüne geçemez. Manchester United’da “Sir Matthew Busby’nin bebekleri” diye anılan altyapıdan gelen inanılmaz yeteneklerden sekizine 1958 yılında Belgrad’da Kızılyıldız ile oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final maçından Manchester’a dönerken bindikleri uçak Münih’te mezar olmuştur ve George Best’i o kazada kaleci Henry Gregg tarafından uçaktan çıkarılan ve Alex Ferguson’dan çok daha yetenekli bir menajer olan Sir Matthew Busby’den dinlemek gerekir:  ‘’Görür görmez, denemeye bile gerek olmadığını anladım; ama bizim antrenörler ısrar ettiler. Sonunda karşısında denediğimiz tüm savunma oyuncularımız, hepimize küfür etti. Bu 2. Dünya Savaşı’ ndan beri İngiliz erkeklerinin başına gelen en kötü şeydi. Hitler’ in Blitzkrieg uçaklarından bile daha hızlı ve yıkıcıydı. Biz izleyenler dahil hepimiz onun sadece kıçını görebiliyorduk. Bu bir şey değildi çünkü önden gördüğümüzde hepimiz Tanrı’ ya soruyorduk; “Gerçekten de onu da bizi de sen mi yarattın? Ama bu haksızlık değil mi?”. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 43


ATHLETICS EFSANELER

BASKETBOL EFSANELERİ İsimleri unutulan efsanevi Basketbol Oyuncuları; Pete Maravich, Elgin Baylor, George Lawrence Mikan, Oscar Palmer Robertson HAZIRLAYAN CANBERK TUFAN

44 ATHLETICS BAHAR 2011


H

iç şüphe yok ki basketbolu eğlenceli hale getiren kahramanlardır. Oyunun oynanabilmesi bir gösteri haline gelebilmesi ve sunumu için birçok oyuncu gerekli kuralları yerine getirir ve temel niteliklere sahiptir. Ama efsaneler üç kişinin üstünden uçup son saniye şutu sokabilir, beş gece üst üste kırk sayı atabilir, dizi sakat oyuna devam edip smaç basabilirler, sizi neşeye ya da hüzne boğabilirler. Yaşımızın yettiği kadar birçoğumuz halen bahsi geçen Gary Payton, Micheal Jordan, John Stokton, Karl Malone gibi canlı efsanelerin son dönemlerine yetiştik. Larry Bird ve Magic Johnson ise zaten takımlarının rekabeti ve zirve yapan kariyerleri nedeniyle en unutulmaz iki efsane halinde halen akıllarımızda. Ancak bazı efsaneler gitgide daha az bahsedilmeye daha az öneme sahip olmaya mahkum olurlar, rekorları zamanla kırılır, oynadıkları takımlar batar, satışta formaları yoktur ve bir yerlerde bir burger dükkanı işletiyorken karşınıza çıkabilirler. Ben genel olarak onlardan bahsedeceğim.

Birçoğumuz halen bahsi geçen Gary Payton, Micheal Jordan, John Stokton, Karl Malone gibi canlı efsanelerin son dönemlerine yetiştik. Ancak bazı efsaneler gitgide daha az bahsedilmeye daha az öneme sahip olmaya mahkum olurlar, bir yerlerde bir burger dükkanı işletiyorken karşınıza çıkabilirler.

Pete Maravich Pennsylvania’da doğdu. Lousianna Üniversitesinde eğitim gördü. 1. 96 boyundaydı ve birçoklarına göre gelmiş geçmiş en iyi top hakimiyetine sahip oyuncuydu. NCCA yıllarında açıkça en iyi oyunculardan biri olacağının sinyalini verdi. Okulu bitirdiğinde geride 44,1 sayı ortalaması ve 3. 779 sayı ile başarılı bir kolej kariyeri bırakmıştı. Atlanta Hawks onu birinci tur draftın üçüncü sırasından draft etti Atlanta ‘da ilk senesinde 23,4 sayı ortalamasıyla oynadı, All Rookie Team’e seçildi. Atlanta ‘da geçireceği yıllar birçokları tarafından kayıp yıl olarak görülüyordu o da bu baskılar sonucunda New Orleans Jazz’ın yolunu tuttu. New Orleans onun için süperstarlığını ve artık bir NBA şovmeni olduğunu ispatlayacağı yer olacaktı. 76–77 sezonunda 31 sayı ortalamayla oynuyordu ama New Orleans hiçbir zaman en iyi takımlar arasında olamıyordu. O da her zaman olduğu gibi o günlerinde gözde takımı olan Boston Celtic’e doğru yol aldı. Larry Bird’le beraber 77–78 sezonunda Celtics ‘i play-offlara taşıdılar. Aynı sene Pete’in dizinde bir sakatlık ortaya çıktı. 2 sene sonra kronikleşen ağrıları ve sakatlığının devamı yüzünden emekli oldu. 39 yaşında NBA Hall of Fame e kabul edildi. Buna hak kazanan en genç oyuncuydu. Kariyerinde sonraki hayatında yogaya, ufolara ve Hinduizm’e ilgi duydu. Trappist rahipleri okudu. Kırk yaşında ani bir kalp kriziyle hayata gözlerini yumdu. Son nefesinde “I feel good” dedi. Bu onun tüm hayatını ve basketbolunu özetliyordu.

Elgin Baylor Mucizevi şutör, savaşçı ribaundçu ve boyuna ve mevkisine göre üstün pasör olarak tanımlanan

13 sezon Los Angeles Lakers forması giyen forward. Idaho Kolejinde basketbol bursuyla okumaya hak kazandı. İlk sezonunda 30 sayının üstünde bir ortalamayla oynadı. Bu da ona Seatle University’in kapılarını açtı. İlk senesinde benchte otursa da zamanla kendini

kabul ettirdi ve senior senesinde aldığı formayı bırakmadı. NCAA kariyerini 31,4 lük sayı ortalamasıyla tamamladı. 1958’de Mineapolis Lakers tarafından birinci sıradan draft edildi. İlk sezonundaki 24 sayı 14 ribaund ve 4 asistlik performansıyla yılın çaylağı seçildi. Sonraki

BAHAR 2011 ATHLETICS 45


ATHLETICS EFSANELER

Yine de kariyerinin geri kalanının çoğu sezonunda 30 sayı ortalamasının üstündeydi. 71 - 72 sezonunda artan diz ağrıları yüzünden basketbolu bırakmak zorunda kaldı. 77’de Hall of Fame’e kabul edildi. Kariyerinden sonraki hayatını NBA de coachluk ve yöneticilik yaparak geçirdi. 2009 Şubatında işverenine yazdığı, işvereninin çalışanlar arasında ırk ve yaş ayrımı yapıyor olduğuna dair belgeden dolayı kovuldu.

George Lawrence Mikan, Jr.

Oscar Robertson suit olarak bilinen bir anlaşmayla oyuncular lige karşı taleplerini kesin olarak iletmeye başladılar. Böylelikle NBA adım atan atan çaylak oyuncular daha yüksek maaşlar alacak ve free agentların hakkı yenmeyecekti.

46 ATHLETICS BAHAR 2011

senelerde yakaladığı 34. 1 32,3 ve 38,3’lük ortalamalarla NBA’de saygın oyuncular arasında yerini aldı. Tam bu dönemde Amerikan Yedek Asker Servisi tarafından askere çağrıldı. Washington da birliğinde vatani görevini yerine getirirken bir yandan da hafta sonu izinlerinde Lakers’ın maçlarında boy gösteriyordu. Bu yüzden 61 – 62 sezonu ancak 42 maçta oynayabildi buna rağmen 1800’ün üstünde sayı kaydetti. Bir sonraki sezon Boston Celtics final serisinde 22 rebound alarak takımını şampiyonluğa götürdü. Halen bir NBA Play-offs Finalinde atılan en çok sayı 61 sayıyla ona aittir. 63 - 64 sezonunda diz problemi baş gösterdi. Halen ligin en güçlü uzunlarından biri olmasına rağmen hiçbir zaman eski gücüne kavuşamadı.

Ya da kısaca Mr. Basketball. Belki gelmiş geçmiş en iyi pivotlar arasında gösterilse de en iyilerin basketbol dünyasına ilk geleni ve pivot tanımlamasını ortaya koyan basketbol dahisi ve kendinden kısa oyuncuları tamamen devre dışı bırakacak hook shotın ilk uygulayıcısı ve mucididir. Halen hook shot gelişimini, dayanıklılığı ve ribaund yeteneğini artırmak için yapılan çalışmalar onun ve koçunun geliştirildiği bir idman progamıyla yapılmaktadır ki zaten bu drille de ismini vermiştir. Mikan, Drill olarak bilinen yöntem NBA de kaliteli bir uzun adam olmak isteyen her büyük çocuğun yerine getirmesi gereken bir antrenman olmuş ve Kareem-Abdul Jabaar ve Shaquille O’neal bir çok kere programın kendilerine kazandırdıklarını farklı şekillerde dile getirmişlerdir. O günler adı NBL olan NBA kariyerine Chicago Amerikan Gears’da başladı. Kariyerinin zirvesine ulaştığı yer ise Mineapolis Lakers’dır. İsmi basketbolun öncüleri arasında geçer. Yedi NBL ve NBA şampiyonluğu yaşamış , bir kere NBA Allstar MVP’si olmuş ve ilk kez düzenlenen Allstar oyunlarının ilk dördünde bulunmuştur. Kariyerini 10. 156 sayı 4. 167 ribaund ve 1. 235 assistle noktaladı. Her ne kadar istatistikleri bugünün sıradan bir allstar oyuncusunun istatistiklerine yakında olsa oynadığı dönemim şartların mükemmel bir istatistikti. 10. 000 sayı geçen ilk oyunculardan biridir. Pota altında o kadar dominant bir haldeydi ki NBA yönetimi onun bu etkisini azaltmak için 3 saniye koridorunu, 2 metreden 4 metreye çıkarmıştır. Bu kural da “Mikan Rule” olarak bilinir. 60’lı yıllarda bu kural bu sefer Wilt Chamberlain’in etkisini azaltmak için 5,5 metreye çekilmiştir, bu yüzden günümüzde kuralın genel kullanımı da “Wilt Rule”. Kariyerinin son durağı Mineapolis Lakers’tı ve Lakers Los Angeles’a taşındıktan sonra Mineapoliste kalıp Minnesota Timberwolves’un kurulmasını sağladı. NBA yönetimine karşı oyuncu hakları ve emeklilik konusundaki yetersizlikleri düzeltilmesi için yasal savaş başlattı. Yaşlılığında ise diyabetle savaşmak zorunda kaldı. 2005 yılında 80 yaşındayken hayata gözlerini kapadı.

Oscar Palmer Robertson Cinniati Royals ve Milwaukee Bucks’da


Lawrence Mikan pota altında o kadar dominant bir haldeydi ki, NBA yönetimi onun bu etkisini azaltmak için 3 saniye koridorunu 2 metreden 4 metreye çıkarmıştır. Bu kural da Mikan Rule olarak bilinir. oynadı. ”The Big O” olarak biliniyor. 12 kere NBA Allstar oldu, bir NBA şampiyonluğu var ve 11 kere All-NBA First Team’e seçildi. Kariyeri boyunca 181 tripple-double yaptı. Arkasında Magic Johnson ve Jason Kidd’ı bırakarak halen tripple double rekorunu elinde tutuyor. Milwaukee Bucks’ın sahip olduğu tek şampiyonluğun kazanılmasının yegane sebebidir. Cinnati Koleji’ndeki yıllarından sonra 1960’ta olimpiyatlara giden Birleşik Devletler takımına ikinci kaptanlık etti ve ülkesine altın madalya getirdi. Çaylak sezonunda 30 sayı, 10 ribaund ve 9 assitle oynadı, neredeyse ortalaması bir triple double ediyordu. Çaylak sezonunda Allstar takımına seçildi ve hatta Allstar oyununun MVPsi oldu. Cinniati de geçen 10 yıldan sonra halen Royals bir şampiyonluk elde

edememişti ve koçuyla yaşadığı sorunlardan sonra The Big O, Milwaukee yolunu tuttu, takımdan ayrılırken üzgündü ve Royals’ın buna pişman olacağını söylüyordu. The Big O’lu Bucks, gelmiş geçmiş en iyi galibiyet istatistiğini yakaladı, play-offları domine etti. 60 - 16 galibiyet mağlubiyet sonucu yapılabileceklerin en iyisiydi ve 20 maç üst üste kazanma rekorunu da ellerinde tutuyorlardı. Ve 1971 sezonunda kendisinin ve Milwaukee’nin sahip olduğu tek şampiyonluğa eriştiler. Her ne kadar Oscar Robertson saha içinde büyük işler yapmış olsa da o sahanın sorunları hakkında yaptıkları NBA tarihi açısından daha önemlidir. Oscar Robertson suit olarak bilinen bir anlaşmayla oyuncular lige karşı taleplerini kesin olarak iletmeye başladılar. 4 yıl süren çalışmalarından

sonra NBA yönetimiyle anlaşmaya varan oyuncular birliği Oscar Robertson suiti kabul ettirdi. Böylelikle NBA adım atan atan çaylak oyuncular daha yüksek maaşlar alacak ve free agentların hakkı yenmeyecekti. 1975 onun için son sezondu ve MilwaukeeBucks yine sezonun en iyisiydi takımını finallere kadar taşıdı ama ikinci şampiyonluğa erişemediler. Kariyerini noktaladıktan sonra The Big O aktif olmaya devam etti Indiapolisteki yaşam koşullarını artırmak için uğraştı, afro - amerikanların sorunlarıyla ilgilendi. Milwaukee’de giydiği 1 numara, emekliye ayrıldı. Sonra da Sacremento Kings’e dönüşen Royals her ne kadar Oscar Robertson’la yollarını buruk bir şekilde ayırsa da onun onuruna 14 numarayı emekliye ayırdı. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 47


ATHLETICS Efsaneler

Efsane Ralli ve Formula 1 Pilotları, Amerikan FutbolCUsu ve Golfçüsü Tüm dünya tarafından severek izlenen ralli, Formula 1 ve golfte adını tarihe yazdırmış sporcular… HAZIRLAYAN Yiğit Eren Civilo

Kullandığı kırmızı beyaz Mitsubishi Lancer Evolution ile efsaneleşen Fin pilot Tommi Makinen, 24 ralli kazanmıştır.

Finlandiya’nın Gururu, Tommi Makinen 4 kez World Rally Championship (1996-1999) kazanan Fin pilot, şampiyonluk sayısında bir diğer Finli pilot Juha Kankkunen ile Sebastien Loeb’in ardından 2. sırayı paylaşıyor. 1998 yılında Mitsubishi’ye markalar klasmanında şampiyonluk yaşatan Fin Pilot 2000’de Race of Champions adlı organizasyonu kazanmıştır. 45

48 ATHLETICS BAHAR 2011

kez podyuma çıkan pilot, 24 ralli kazanmıştır. Kullandığı Mitsubishi Lancer Evolution, kırmızı beyaz haliyle adeta bir efsane olmuştur.

Dünyanın En Başarılı Golfçüsü, En Çok Kazanan Sporcusu; Tiger Woods Dünyanın en başarılı golfçüsü olarak anılan ve en çok kazanan sporcular listesinin zirvesinde

bulunan siyahi sporcu, ayrıca Grand Slam kazanan en genç golfçü olmuştur. Bir diğer efsane Jack Nicklaus ile beraber en çok Grand Slam kazanan (3 defa) golfçüdür. Ayrıca, turda 50 turnuvayı en kısa sürede ve en genç yaşta kazanan sporcudur. 2009 tarihinde golfü, evliliğine odaklanmak için bıraktığını açıkladı. Özel hayatındaki çalkantıların ardından 20 hafta ara verdikten sonra 8 Nisan 2010’da 2010 Masters turnuva-


Dünyanın en başarılı golfçüsü olarak anılan ve en çok kazanan sporcular listesinin zirvesinde bulunan Tiger Woods, Grand Slam kazanan en genç golfçü olmuştur. sıyla golfe geri döndü; ancak 31 Ekim 2010‘da Dünya 1.liğini Lee Westwood’a kaptırdı.

Pistlerin En Hızlısı, Schumi Henüz 4 yaşındayken, çiftçi olan babası kendi olanaklarıyla yaptığı basit bir karting aracıyla motor sporlarıyla tanıştı. Schumacher’i ailesi karting pistine götürürler ve Schumi bu karting kulübünün en genç üyesi olur. Ailesi, oğullarının kartinge devam etmesi için ikinci iş olarak karting pistinde çalışmaya başlar. Zaman zaman yerel gazetede haberi çıkan Michael, bu sayede yerel bir iş adamının desteğini alır ve yarışmaya devam eder. Alman yasaları, 14 yaşında olmayan birine karting lisansı vermeyi yasaklamıştır. Geri kalmamak için lisansını Lüksemburg’tan alan Schumi, 1983 yılında Alman kart lisansını alarak 1984’te Almanya Junior Karting Şampiyonasını

kazanır. 1987 yılına gelindiğinde Almanya ve Avrupa karting şampiyonudur. 1988 yılında Almanya Formula Ford ve Formula König serileri ile tek koltuklu yarış araçları serilerine ilk ciddi adımı atar. 1989 yılında Formula 3 takımına katılan Schumi 1990’da Formula 3 Almanya Şampiyonluğu’nu kazanır. Birçok kişi için yanlış olan bir hareketle Formula 1’e geçiş için Formula 3000 yerine Mercedes Junior Racing’e katılır. Ona bu yolu öneren ise Formula 3 takımının sahibi olan Weber‘dir.Weber, güçlü araçların ve uzun soluklu yarışların onun için daha yararlı olacağını söylemiştir. 1991 yılında Benetton Formula takımıyla bir yarışa çıkan Schumi, daha ilk defa yarışmasına rağmen 11 yıllık takım arkadaşını sıralama turlarında geride bırakmış ancak debriyaj problemi nedeniyle yarışı terketmiştir. 1992 - 1993 yılları

Williams F1 takımı pilotları Nigel Mansell, Ayrton Senna (1992) ve Damon Hill, Alain Prost (1993) tarafından domine edilerek geçerken Schumi, yağmurlu bir yarışta strateji, şans ve yeteneğinin birleşimiyle açık ara aldığı galibiyetle dikkatleri üzerine çekti ve 1992’de 3., 1993’te 4. oldu. 1994 yılında Senna’nın hayatını kaybetmesiyle tek rakibi Damon Hill olan Schumi, ilk 7 yarışın 6’sını kazanarak Jim Clark’ın 1965’te kırdığı rekora ortak oldu. Aldığı cezalarla çok büyük kayıplar ve son yarışta takla atarak yarış dışında kalmasına rağmen sezonu şampiyon olarak tamamladı. 1995 yılında yine Damon Hill ile kıran kırana geçilen sezonun ardından 9 yarış kazanarak Nigel Mansell’in 1992’de kırdığı bir sezonda en fazla yarış kazanma rekoruna ortak olarak şam-

BAHAR 2011 ATHLETICS 49


ATHLETICS EFSANELER

piyon oldu. Şampiyonluklara alışkın Benetton takımından ayrılarak durumu çok vahim olan Ferrari takımına geçen Schumi, teknik ekibe katılan büyük isimlerle beraber yükselerek yenilmez bir takımın temellerini attı. Bir diskalifiye, iki 2.lik, bir 5.lik ardından 2000 yılına gelindi ve unutulmaz şampiyonluk serisi başladı. Ayrton Senna’nın rekoruna ve Ferrari takımının 21 yıl sonra gelen ilk şampiyonluğuna McLaren’in Finli pilotu Mika Hakkinen’le kıran kırana geçen bir sezonun ardından ulaşır. Rakipsiz geçen birkaç şampiyonluk ardından 2003’te sahneye çıkan Kimi Raikkonen, Juan Pablo Montoya ve Ralf Schumacher ile beraber zorlu bir sezonu son yarışta kazandığı 1 puanla Raikkonen’in önünde bitirir. 2004 sezonu, Schumi’nin rekorlar kırdığı, üst üste 5., kariyerindeki 7. ve son şampiyonluğuydu. Ferrari, diğer takımların aksine kullandığı Bridgestone lastikler yüzünden çok büyük avantaj kaybetti ve sezonu 3. tamamladı.

Michael Schumacher, bir diskalifiye, iki 2.lik ve bir 5.lik ardından 2000 yılına gelindiğinde unutulmaz bir şampiyonluk serisi başlatmış ve Ayrton Senna’nın “The Pope” Vince Lombardi Amerikan futboluyla az çok ilgilenen her insan rekoruna ve Ferrari takımının 21 yıl sonra gelen en az bir kere duymuştur bu ismi. Super Bowl ilk şampiyonluğuna McLaren’in Finli pilotu Mika (Amerikan Futbolu Liginin Finali) galibine Hakkinen ile kıran kırana geçen bir sezonun ardından verilen kupanın adı, Hall Of Fame’e kabul edilulaşmıştır. diği yıl olan 1971’den beri “Vince Lombardi

Jerry Rice, ilk yılında “Yılın Çaylağı” ödülünü kazanmış, 2 sezon sonra “Yılın Ofansif Oyuncusu” ödülünü 12 maçta 22 touchdown rekoruyla almıştır.

50 ATHLETICS BAHAR 2011

Kupası”dır. Peki kim bu Vince Lombardi? İtalyan asıllı bir ailenin çocuğu olan Lombardi, lisede oynadığı başarılı futbol ile burslu olarak Fordham Üniversitesine kabul edildi. Takım arkadaşlarının “Kasap” lakabını taktığı oyuncu başarılı bir ligin ardından Amerikan Kolej, Ligi Finali “Rose Bowl”da karşılaştıkları zayıf New York Üniversitesi’ne yenildikten sonra asla unutmayacağı bir ders aldı; “Rakibini asla küçümseme”. Üniversiteden mezun olduktan sonra “Büyük Buhran” zamanlarında hiçbir işte dikiş tutturamayarak en sonunda yardımcı koçluk göreviyle tekrar Amerikan futboluna dahil oldu. Lise ve üniversite takımları koçluğundan sonra Askeri Akademi takımının yardımcı koçluğunu yaptı. Burada, gelecekteki koçluğunun temelini oluşturan işlemeyen karmaşık taktikler yerine sürekli işleyen basit taktikler yöntemini geliştirdi. NFL macerasının başlangıcı olan New York Giants’ta yardımcı koçluk görevine 1954’te başladı. Baş koç Jim Lee Howell’la beraber 1954’te ligde en az sayı üreten Giants’ı 1957’de NFL şampiyonluğuna taşıdı. 1958’de yardımcı koçluk görevinden ayrılan Lombardi, 1959 yılında 12 maçının ikisi dışında hepsini kaybeden tarihinin en kötü günlerini geçiren Green Bay Packers’ta baş koçluk görevine başladı. Tekrar tırmanışa başlayan takım, bu yükselişiyle Vince Lombardi’ye “Sezonun En İyi Koçu” ödülünü ve taraftarlardan “The Pope”(Papa) ünvanını kazandırmıştır. Seri galibiyetlerle 1960’ta finale


kadar çıkan Lombardi yönetimindeki Green Bay Packers, Philadelphia Eagles’a yenilerek sezonu 2. bitirmiştir. Bu mağlubiyetten sonra oyuncularına, “Bir daha hiç şampiyonluk maçı kaybetmeyeceksiniz.” demiştir ve öyle de olmuştur. 1961 ve 1962 yıllarında eski takımı NY Giants’a karşı kazandığı şampiyonluklardan 2 yıl sonra 1965, 1966 ve 1967 olmak üzere aldığı üst üste 3 şampiyonlukla, toplamda 5 şampiyonluğa ulaşmıştır. Takımın baş koçluğunu, uzun süredir yardımcısı olan Phil Bengston’a bırakıp genel menajerlik görevine geçmiştir. 6 galibiyet, 7 mağlubiyet, 1 beraberlik alarak NFL-Playoff‘larına kalamayan Green Bay Packers’ta genel menajerlik görevini bırakıp, 14 yıldır galibiyetinde çok mağlubiyet alan bir takım olan Washington Redskins’in baş koçluk görevine geçmiştir. Washington takımına 1955’ten beri en iyi sezonunu yaşattıktan sonra 3 Eylül 1970 tarihinde kanserden ölmüştür. 105 galibiyet, 35 yenilgi, 6 beraberlik gibi zor bir rekorun sahibi olan Lombardi, ölümünden bir sonraki seneden itibaren adının verildiği Super Bowl kupasıyla hiç unutulmayacak gibi görünüyor.

Onun Dünyada Tutamayacağı Top Yoktu; Jerry Rice Dünyanın en iyi Wide Receiver’ı (kanat top tutucu) ve ne kadar tartışılsa da en iyi oyuncusu olarak gösterilen Jerry Rice, 13 Ekim 1962’de Crawford, Mississippi ‘de dünyaya gelmiştir. Babası bir duvar ustası olan Rice, babasının yanında çalışırken her koşulda her topu tutabilen ellerini burada geliştirmiştir. Anılarından oluşan ”Rice” isimli kitapta yazıldığına göre, derslere girmediği için onu takip eden müdüründen koşarak kaçan Jerry, ertesi sabah cezasını çekmiştir ancak okul müdürü futbol takımı koçuna hızından bahsetmiştir. Futbol takımında receiver’lık dışında mevkilerde oynamış ve üst liglerde takımı olan üniversitelerden burs kazanamamıştır. Bir alt ligde takımı olan başka bir üniversiteden burs kazanmıştır. Burada “World” ünvanını kazanmıştır ve nedeni de dünyada tutamayacağı top olmamasıdır. Üniversite liglerinde, bir maçta yakaladığı 24 pas ile rekor kırmaya o zamanlardan başlamıştır. 1984 yılında yaptığı 27 touchdown ile tüm üniversite liglerinin en çok touchdown(sayı) yapan oyuncusu olmuştur. Lisede giydiği 88 numaralı formayla MVP(En Değerli Oyuncu) ödülünü kazanmıştır. NFL kariyerine San Francisco 49ers takımına seçilerek başlayan Jerry Rice, 80 numaralı profesyonel lig formasını ilk defa burada giymiştir. İlk yılında “Yılın Çaylağı” ödülünü kazanan Rice, 2 sezon sonra “Yılın Ofansif Oyuncusu” ödülünü 12 maçta 22 touchdown rekoruyla almıştır. Daha sonra, bu rekor 2006’da Randy Moss tarafından 16 maçta kırıldı. Kariyeri boyunca 3 Super Bowl kazanan oyuncu,

Vince Lombardi, 14 yıldır galibiyetinde çok mağlubiyet alan bir takım olan Washington Redskins’in baş koçluk görevine geçmiştir. Washington takımına 1955’ten beri en iyi sezonunu yaşattıktan sonra 3 Eylül 1970 tarihinde kanserden ölmüştür. bir kez de Super Bowl MVP’si seçilmiştir. 13 kez Pro Bowl’a (Sezonun en iyilerinin yaptığı maç) seçilen Rice, 1999’da Sporting News’in en iyi 100 oyuncu listesinde 2., NFL. Com’ın En İyi 100 Oyuncu listesinde 1. sıradadır. NFL’e girdiği

yıldan emekli olduğu yıla kadar San Francisco 49ers, Oakland Raiders ve Seattle Seahawks takımlarında oynamış, normal ligde 12, playoff ’larda 7, Super Bowl‘da 9 farklı rekor kırmıştır. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 51


ATHLETICS EFSANELER

Dünyanın En İyisi Olmak! Her biri “Dünyanın En İyisi” ünvanını almış 4 Sporcu; Naim Süleymanoğlu, Vic Hershkowitz, Rocky Marciano ve Falcao HAZIRLAYAN Melis Soyumgürbüz

52 ATHLETICS BAHAR 2011


Efsane Halterci: Naim Süleymanoğlu

Lakabı “profesör” olan ünlü futsalcı Falcao, dünyanın en iyisi olarak Brezilya’nın 2008 yılında 12 senelik Dünya Kupası hasretine son verdi.

Bulgaristan doğumlu Türk halterci Naim Süleymanoğlu dünyanın her yerinde tüm zamanların en iyi haltercisi olarak bilinir. “Cep Herkülü” olarak anılan sporcu yaşamı boyunca üç kere olimpiyat madalyası ve yedi kere de Dünya Şampiyonluğu aldı. Bu başarılara kısaca göz atmak gerekirse, 15 yaşında Brezilya’da düzenlenen Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nda iki altın madalya alarak şampiyon olmasından başlayabiliriz. Sporcu 16 yaşında rekor kırarak yine şampiyon oldu ve halter tarihindeki en genç dünya rekortmeni unvanını aldı. 1988 yılında İngiltere’de düzenlenen Büyükler Dünya Şampiyonası’nda Naim Süleymanoğlu 60 kiloda ve üç dalda (koparma, silkme ve toplamda) dünya rekoru kırarak altın madalya kazandı. Aynı yıl Seul Olimpiyat Oyunları’nda 60 kiloda koparmada 150.5  ve 152.5 kg, silkmede 188.5 ve 190 kg ve toplamda 341 ve 342.5 kg ile üst üste altı kez olimpiyat ve dünya rekoru kırarak inanılmaz bir başarıya imza attı. Daha da önemlisi, 1992 yılında Uluslararası Halter  Federasyonu’nun 60 kiloyu yarışmalardan kaldırmasıyla Naim’in rekorları bir daha kırılmamak üzere halter tarihine geçti. 1989 yılında Yunanistan’da düzenlenen Büyükler Avrupa ve Dünya Şampiyonası’nda üç altın madalya (koparmada 145 kg, silkmede 172.5 kg ve toplamda 317.5 kg) daha kazanan Naim Süleymanoğlu 1990 yılında sakatlığı nedeni ile halteri bıraktığını açıkladıysa da  1991 yılında Almanya’da yapılan Dünya Halter Şampiyonası’na katılarak da üç dalda altın madalya kazandı. Naim Süleymanoğlu 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları’nda da altın madalya alarak üçüncü kez olimpiyat şampiyonu olma başarısını gösterdi. Türk halter sporcusu Naim Süleymanoğlu’nun günümüze kadar katıldığı halter müsabakalarından hiç eli boş dönmediğini söyleyebiliriz ve onun halterdeki büyük başarıları Türk halterinin ilgi çekmesini sağladı. Bugün halterle ilgilenen ve başarı sahibi birçok başka sporcumuz vardır.

Efsane Hentbolcu: Vic Hershkowitz Newyork’da bir itfaiyeciyken Brooklyn’in oyun parklarında hentbol öğrenerek en yetenekli hentbolculardan biri haline gelen Vic Hershkowitz 1940’tan 1960’ların başına kadar Hershkowitz 23 ulusal amatör şampiyonluğa erişti. 1950-1958 yılları arasında teklilerde dokuz kez 3-Wall şampiyonluğunu kazanarak bir rekora da imza attı. 1952’de ise teklilerde 1-3 ve 4-Wall şampiyonluklarını kazandı. Birleşik Devletler Hentbol Derneği’nin “Hentbol tarihindeki gelmiş geçmiş en iyi

BAHAR 2011 ATHLETICS 53


ATHLETICS EFSANELER

oyuncu” olarak kabul ettiği Hershkowitz, iki elini de aynı kabiliyetle kullanabilen ender bir sporcuydu. Teklilerde 3-Wall şampiyonu unvanına ek olarak Hershkowitz, teklilerde altı kez 1-Wall şampiyonluğu, yine teklilerde üç kez 4-Wall şampiyonluğu ve çiftlerde beş tane şampiyonluğu da kariyerine ekledi. 1957’de Birleşik Devletler Hentbol Derneği’nin bir kolu olan Hall of Fame’e resmen kabul edildi. 20 yıldan fazla süredir New York’ta itfaiyeci olarak çalışan Hershkowitz çalışmadığı zamanlarda turnuvalarda yer aldı. Hershkowitz teklilerde yaptığı mücadelelerden daha çok zevk alır ve onları boks maçlarına benzetirdi. The SunSentinel’e yaptığı açıklamada Hershkowitz “Teke tek bir mücadele ve tıpkı bir dövüş gibi, ben onu o beni yok etmeye çalışıyor. İlk puanlarını almalarına izin veriyorum ve sonra onlardan

54 ATHLETICS BAHAR 2011

kurtuluyorum,” demişti. Başarılı sporcu, geçtiğimiz Ocak ayında Florida’da hayatını kaybetti.

Efsane Boksör: Rocky Marciano “Undefeated” lakabıyla anılan İtalyan asıllı ABD’li boksör, 23 Eylül 1923 doğumlu. Kariyeri boyunca yaptığı 49 karşılaşmada hiç yenilmemiş ve bunların 43’ünü nakavtla kazanmış. Dünyadaki en güçlü yumruğa sahip olduğu söylenir. Hatta diğer tüm tekniklerin ve vuruşların dışında kendi özel vuruşunun çok daha etkili olduğu bir gerçektir . Rocky Marciano 1951’de ünlü boksör Joe Louis’i yenerek yerini iyice sağlamlaştırmış ve asıl büyük başarıları da bundan sonra gelmiş. Daha sonra ağır siklette ünvanın sahibi olan Jersey

Joe Scott’la karşılaşan Marciano, rakibini aynı yıl içinde 2 kez yenmeyi başarmış. 23 Eylül 1952 itibariyle artık Ağır Siklet’te yeni ünvan sahibinin adı Rocky Marciano ve 1952’den, boksu bıraktığı 1956 yılına kadar ringden her seferinde galip olarak ayrılmış. 19521956 yılları arasında Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu ünvanını elinde tutan boksör, son maçında Jersy Jo Walcott’u 13. Raund’da nakvtla yendikten sonra boksu bırakmış. Ayrıca kendisi de İtalyan asıllı olan ABD’li aktör Sylvester Stallone’nin canlandırdığı  Rocky Balboa karakteri, efsane boksör Rocky Marciano dayanır. Günümüzde “The Italian Stallion” (İtalyan Aygırı) dünyada 2 kişi için kullanılıyor. Bunlardan birincisi Rocky Balboa, Sylvester Stallone’nin canlandırdığı  karakter diğeri ise Rocky Marciano. 1956 yılında beklenmedik bir


İtalyan asıllı olan ABD’li aktör Sylvester Stallone’nin canlandırdığı  Rocky Balboa karakteri, “undefeated” lakaplı efsane boksör Rocky Marciano’YA dayanır.

anda ringlere veda eden Rocky, tüm çabalara rağmen kararından dönmemiş. Olağanüstü kabiliyetli bir boksör olan Rocky, Iowa’da 31 Ağustos 1969 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Efsane Futsalcı: Falcao; Alessandro Rosa Vieira Öncelikle genel bir tanım vermek gerekirse; 1930 yılında Uruguay’da Genç Hristiyan Erkekler Birliği’nin gençler için futbolun beşer kişilik bir versiyonunun uyarlanmasıyla ortaya çıkan bir spor dalı Futsal ve aradan fazla zaman geçmeden de Güney Amerika’daki diğer ülkelere yayılıyor. Özellikle Brezilya gibi futbolun din sayıldığı bir ülkede bu kadar çok tutulmuş olması şaşırtıcı değil. Brezilyalı ünlü futbolculara şöyle bir göz gezdirdiğimizde hepsinin bir futsal geçmişlerinin olduğunu ve hatta yeteneklerini bu şekilde görebiliriz, Pele, Zico, Bebeto, Romario, Ronaldinho, kısa süre önce futbola veda eden Ronaldo ve

Robinho. Ve tabii ki futsalın günümüzdeki ve muhtemelen gelecekteki efsanesi Falcao, asıl adıyla Alessandro Rosa Vieira. Falcao’nın Corinthians’ın futsal takımındaki performansı onu milli takıma taşımıştır. Karşısındakini futbolcu olduğu konusunda şüpheye düşürecek çalımlara ve aşmış bir sol ayağa sahip olan Falcao 2004 ve 2008 yıllarında dünyanın en iyi oyuncusu seçilmiştir. 2004 yılında Brezilya milli takımın 3.lüğe düşmesinden sonra şansını yeşil sahalarda denemek isteyen Falcao, 2005’te Sao Paulo ile çim sahaları denemiş ama sevememiştir. Kramponlar onun oynadığı oyunun estetiğine ayak uyduramadığından salonlara geri döndüğünde ise, Brezilya’nın 2008 yılında 12 senelik Dünya Kupası hasretine son veriyor. Lakabı “profesör” olan ünlü sporcuyu daha iyi anlamanın en iyi yolu “Ginga” belgeselini izlemeleri. Falcao’yu anlamak konusunda gerçekten yardımcı olabilecek bir belgesel ve hayran kalmamak elde değil. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 55


ATHLETICS EFSANELER

Tenis, Yüzme, Kürek, Bisiklet ve Masa Tenisinden Efsane İsimler 56 ATHLETICS BAHAR 2011


Bazı sporcular sporcular vardır vardır ki, ki, yetenekleri, yetenekleri, spora spora kattıkları kattıkları Bazı ve örnek örnek spor spor kariyerleri kariyerleri sayesinde, sayesinde, başarılarının başarılarının ve üzerinden yıllar yıllar geçse geçse de de unutulmazlar. unutulmazlar. Yaptıkları Yaptıkları üzerinden fedakarlıklar, spora spora olan olan bağlılıkları, bağlılıkları, azimleri azimleri ve ve fedakarlıklar, başarıları tüm tüm genç genç sporculara sporculara örnek örnek olabilecek olabilecek başarıları nitelikte olan olan bu bu sporcular, sporcular, yıllar yıllar boyunca boyunca övgü övgü ve ve nitelikte takdir ile ile anılmaya anılmaya devam devam edecekler. edecekler. takdir HAZIRLAYAN Özlem Tetik, Sena Şaban, Görkem Ergül HAZIRLAYAN Özlem Tetik, Sena Şaban, Görkem Ergül

PETE SAMPRAS: ‘Pistol’ lakaplı büyük tenis efsanesi Tenis denince akla gelen üç dört büyük sporcudan biridir Petros “Pete” Sampras. 12 Ağustos 1971’ de dünyaya gelen Sampras, henüz 3 yaşındayken tenis raketiyle tanıştı. Evlerinin bodrumunda bulduğu tenis raketiyle duvara top atarak bu büyülü kariyere başladı. Sampras adına başka bir dönüm noktası ise idolüm diye bahsettiği Rod Laver ile tanışıp onunla beraber tenis oynamasıdır. Pete Sampras oynadığı dönemlerde ulaşılması güç rekorlara imza attı. Şimdi bunlardan bazılarına hep beraber göz atalım. Sampras henüz 17 yaşında başladığı kariyerinde 19931998 yılları arasında tam 286 hafta boyunca dünya sıralamasının zirvesinde yer aldı. Kariyeri boyunca 14 Grand Slam şampiyonluğu bulunan efsane sporcunun rekoru ancak 2009 yılında Roger Federer tarafından kırılabildi. 52 Grand Slam turnuvasında boy gösteren Pistol Pete, 203 galibiyet 38 yenilgi gibi inanılması güç rakamlara ulaştı. Ayrıca Grand Slam turnuvalarında 12 şampiyonluktan fazla şampiyonluk elde eden ilk erkek olan Sampras’ın 7 tane de Wimbledon şampiyonluğu bulunuyor. Pistol Pete’in stiline göz atarsak, gözümüze ilk çarpan, onun isabetli ve sert servisleri olacaktır. Bu özelliğini çok özel bir silah olarak kullanmayı başarmıştır ve bugün hala en iyi servis atan tenisçilerden biri olarak lanse edilir. Kendisi son olarak Haiti’de yaşanan deprem felaketinde zarar görmüş insanlar yararına yapılan organizasyonda, Roger Federer, Rafael Nadal ve Andre Agassi ile beraber yer almıştır.

Olimpiyatların efendisi: Mark SPİTZ Yüzme dendiğinde özellikle son günlerde hepimizin aklına Michael Phelps gelir. Ama şöyle bir gerilere göz attığımızda Michael Phelps’e bu yolu açan yüzücülerin başında Mark Spitz’in geldiğini görürüz. Mark Spitz 10 Şubat 1950 tarihinde Amerika’da dünyaya geldi. Mark Spitz’in suyla tanışması Hawaii’ye taşınmalarıyla gerçekleşti. 10 yaşına geldiğinde, “köpek balığı”( Mark The Shark) lakaplı yüzücü kendi yaş grubunda 17 ulusal rekor kırmıştı ve bununla da yetinmeyip bir de dünya rekorunu elinde tutmaktaydı. Mark Spitz’in şaşırtıcı ama gerçek bir başka başarısı ise Amerikan lise yarışları rekorlarının hepsini kırmış olmasıydı. Tüm mesafe ve branşlardaki rekorların hepsi Mark Spitz’e aitti. Mark Spitz olimpiyat efsanesi olacağını lise yıllarından hissettirmeye başlamıştı. “The Shark” 22 yaşına geldiğinde Münih Olimpiyatlarına hazırlanıyordu.1972 yılındaki Münih Olimpiyatlarında Mark Spitz tam 7 altın madalya kazanarak bir olimpiyatta en çok madalya kazanan sporcu oldu. Bu rekor uzun süreler kırılamadı. Ta ki 2008 yılına gelininceye dek… Bir başka olimpiyat efsanesi Michael Phelps 8 altın madalya

BAHAR 2011 ATHLETICS 57


ATHLETICS EFSANELER

mini burada tamamlamıştı. Hem indoor hem outdoor kürekte tek erkekler ve ikili erkeklerde profesyonel olarak ter döken sporcu, aynı zamanda golf ve kış sporlarında da takım sporcusuydu. Peş peşe 5 olimpiyatta aldığı 5 altın madalyanın yanında Commonwealth oyunlarında 3, Kürek Dünya Şampiyonalarında 9 altın madalyaya sahip olarak efsaneler arasındaki yerini aldı. Başarılarının yanı sıra, efsane kürekçinin spor yaşamına olan bağlılığı, Sir Redgrave’in saygı duyulan bir başka önemli özelliği olarak hafızalarda yer etmeyi başardı. Sir Redgrave, bir sporcunun başarılı olmasında, antrenman, ruh ve teknik desteğin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir dönem geçirmişti, sağlık problemleriyle mücadele etmişti. 1992’de ulcerative colitis teşhisi konulan sporcu, 1997 yılında da şeker hastalığına yakalanmıştı. 1996 ve 2000 Sydney Olimpiyatları süresince sağlık ve besin kontrolleri ile bile olsa dünyanın en iyi sporcularına yakışır dönemler geçirmişti. BBC tarafında yılın sporcusu seçilmiş, Kanal 4 ün düzenlediği 100 unutulmaz olimpiyat olayları oylamasında Redgrave’in 5 altın madalyası da onurlandırılmıştı. Şimdi hayır işlerine çok önem veren Sir Steve Redgrave, aynı zamanda İngiltere milli takımına danışman koçluk yapıyor.

Lance Armstrong Kanseri yenmiş ve Fransa turunu 7 kez altınla bitirmiş bir efsane

Sir Steve Redgrave, peş peşe 5 olimpiyatta aldığı 5 altın madalyanın yanında Commonwealth oyunlarında 3, Kürek Dünya Şampiyonalarında 9 altın madalyaya sahip olarak efsaneler arasındaki yerini aldı. kazanarak muhteşem bir rekora imza attı. Mark henüz 22 yaşında olmasına rağmen Münih olimpiyatlarından sonra emekliliğini açıkladı. Emekliliğinden sonra çeşitli programlarda ve reklamlarda boy gösterdi. 1992 yılına gelindiğinde Mark Spitz tam 42 yaşındaydı ve 1992 olimpiyatlarına katılmak istiyordu ama efsane yüzücü olimpiyat barajının sadece 2 saniye altında kalarak olimpiyatlara katılamadı. Ama 42 yaşındaki bir sporcunun böyle bir başarı göstermesi de alkışa değer bir hareketti. Mark Spitz’in işte bu kariyeri onu olimpiyat efsaneleri arasına sokmuştur.

58 ATHLETICS BAHAR 2011

Dev bir kürekçi, efsane bir olimpiyat sporcusu: Sir Steve Redgrave Sir Steve Redgrave için dev demek abartı olmaz. 1,95 mt uzunluğundaki sporcunun kilosu 100 kg üzerindeydi. Peş peşe 5 olimpiyattan(1884-2000) 5 altın madalyayla dönen Redgrave, hem olimpiyat hem kürek tarihi için bir efsane bir sporcudur. Sir Steve Redgrave’in hayatını ve spor geçmişini özetleyerek efsane bir olimpiyat kürekçisinin yol haritasını sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Redgrave 1962’de İngiltere’nin Marlow kasabasında doğup, eğiti-

Bisiklet sporu denildiğinde akla gelen ilk yarışmalardandır Fransa turu. Bisiklet yarışlarının en zor ve uzunlarından olan Fransa turunun tarihe bakınca bir bisiklet efsanesini görürsünüz: Bu turu tam 7 kere birinci olarak tamamlamış Lance Armstrong. 1972 doğumlu Amerikan bisikletçi, spor hayatına triatlet olarak başlamış, sprintte ve bisikletteki başarısıyla bisiklet sporuna kaymıştı. 1996 yılına kadar bisiklette her geçen yıl kendini geliştiren sporcu, Fransa turunu o yıl 6.lıkla bitirdi. O yıl testis kanseri olduğunu öğrenip, testis bölgesi ve beyninden cerrahi müdahale ve sayısız kemoterapi ile hayata dönen Armstrong, bisiklet kariyerinden asla vazgeçmedi. 1999 yılında, Fransa Turunu ilk defa birincilikle tamamlayarak tüm dikkatleri üstüne çekti. 7 kez arka arkaya bu turu birincilikle tamamlayan bisikletçi, BBC, Birleşik Devletler Olimpiyat Komitesi ve Reuters tarafından yılın sporcusu seçilmiştir. Lance Armstrong, Lance Armstrong Kanser Araştırma ve Destek Derneği’ni kurmuş ve hala RadioStack takımında pedal çevirmektedir.

Jan-Ove Waldner Masa Tenisinin Mozart’ı Jan-Ove Waldner Waldner’ın potansiyeli 1982 yılında henüz 16 yaşındayken Avrupa Şampiyonası’nda finale ulaşıp kendi takım arkadaşı Mikael Appelgren’e yenilmesiyle fark edildi. Küçükken İsveçli ta-


Pete Sampras henüz 17 yaşında başladığı kariyerinde 1993-1998 yılları arasında tam 286 hafta boyunca dünya sıralamasının zirvesinde yer aldı. Kariyeri boyunca 14 Grand Slam şampiyonluğu bulunan efsane sporcunun rekoru ancak 2009 yılında Roger Federer tarafından kırılabildi.

BAHAR 2011 ATHLETICS 59


ATHLETICS EFSANELER

“Masa tenisinin Mozart’ı” olarak anılan Jan-ove Waldner, 1988, 1992, 1996, 2000 ve 2004 olmak üzere 5 ayrı olimpiyatta tekler ve çiftlerde sekizli finale kadar yükseldi ve en iyi derecesini 1992’de teklerde altın madalyayla yaptı. Neredeyse yarım yüzyıldır raketsiz bir gününü geçirmediğini söyleyen sporcu, ona takılan bu lakabı hak ettiğini kanıtladı.

60 ATHLETICS BAHAR 2011

kım oyuncularıyla birlikte Çin’e kampa giden Waldner, orada kaldığı süre içerisinde, takım oyuncularının kendilerini bu spora adamaları ve spordaki başarıları sayesinde kendini geliştirme fırsatı buldu. Belki de Çin’de onun ününün artmasının temel sebep de buydu. 1990larda masa tenisi aşığı bir ülke olan Çin tarafından iyice fark edilen Waldner’ın bu zamana kadar pek çok lakabı oldu. “Solmayan Ağaç”, “Masa Tenisi’nin Mozart’ı” ve “Masa Tenisi’nin Michael Jordan’ı” bu lakaplara örnek gösterilebilir. 2004’e gelindiğinde uzun yıllardır masa tenisi oynayan efsanevi sporcu henüz paslanmadığını Atina Olimpiyatları’nda da Alman ve Çinli büyük sporcuları yenerek kanıtladı. Günümüze gelene kadar neredeyse 30 yıldır raket savuran ping pongcu, bu sporun sevenleri tarafından hala heyecan içinde izlenmeye devam ediyor. Masa tenisi gibi el-ayak ve göz koordinasyonunun bu kadar önemli olduğu bir sporda 45 yaşına gelmiş birinin hala yeni nesil ve genç sporcuların çoğundan başarılı olduğu gerçeği onun gerçek bir “Solmayan Ağaç” olduğunun adeta kanıtı. Waldner’ın tekniğiyle ilgili olarak “Shakehand grip” dikkat çekici bir örnektir. Bu tutuşta sporcu işaret parmağını back hand tarafında uzunca uzatır. Üç parmak sıkı bir şekilde raketi kavrar. Baş parmak ise tam üstlerine gelecek şekilde kauçuk ve alt parmaklar arasındadır. Ancak, bu tutuşun nadir dezavantajlarından biri, kör nokta gibi bir sıkışma yaşatmasıdır. Bu sıkışma esnasında top ne backhande ne de forehande oturacak şekilde gelir ve oyuncuyu tereddütte bırakır. Waldner, uzun spor yaşamı süresince bu tutuşu spinlerde, backhand ve forehandlerde kolaylık ve güç sağlamak amacıyla geliştirmiştir. Bu stil oyuncunun yeteneğine de bağlı olmak üzere raket üzerinde sıkı bir kavramaya ve sporcunun bileğini kolayca hareket ettirmesine olanak sağlamasıyla bilinir ve Waldner, masa tenisi kariyeri süresince tekniği kullanmadaki başarısıyla örnek gösterilen bir sporcu olmayı başarmıştır. 1988 yılında masa tenisi sporunun olimpiyatlarda ilk kez yer alışıyla birlikte, ilk 5 olimpiyatta bulunan aktif 7 masa tenisçiden biri olmayı başaran Waldner, 2010 yılında 9. defa İsveç Şampiyonası’nı kazanmış ve bu defa, kendisinin ilk kez şampiyona kazandığı yıl doğan Pär Gerell’e karşı kazanmıştır. Spor medyası tarafından keşfedilecek, yıldız diye lanse edilecek yeni yetenekleri bile gölgede bırakacak bir üne ve yeteneğe sahip olan sporcu, şu an masa tenisini bırakmış olsa da, bu sporu sevenlerin asla unutamayacağı bir geçmişe sahip. Yarım yüzyıla yakındır raketsiz bir gününü geçirmediğini söyleyen Waldner, ister Çinli olsun, ister İsveçli; dünyanın her yerinden gelen şampiyonlar tarafından ömür boyu alkışlanacak belki de tek tenisçi olarak hatırlanacak. n


1972 yılındaki Münih Olimpiyatları’nda Mark Spitz, tam 7 altın madalya kazanarak bir olimpiyatta en çok madalya kazanan sporcu olmuştu. Bu rekor uzun süreler kırılamamıştı. Ta ki 2008 yılına gelininceye dek… Bir başka olimpiyat efsanesi Michael Phelps 8 altın madalya kazanarak muhteşem bir rekora imza atıncaya kadar…

BAHAR 2011 ATHLETICS 61


ATHLETICS EFSANELER

Snowboard, Kayak ve Voleybol’un Efsane Sporcuları Şüpehesiz ki her dalın kendi içinde adından çok söz ettirmiş, hatta efsane olmuş sporcuları vardır. Bu yazımızda snowboard, kayak ve voleyboldaki efsaneleri tanıyalım dedik. HAZIRLAYAN ÖZGE AKMAN

62 ATHLETICS BAHAR 2011


Neslihan Darnel 9 Aralık 1983’te Eskişehir’de doğan Neslihan, voleybola 12 yaşında Eskişehir DSİ Bentspor’da başladı. İlk transferini yaptığı Yeşilyurt İstanbul’da 4 yıl oynadıktan sonra 2002 yılında Vakıfbank Güneş Sigorta klübüne transfer oldu. Bu klüpte oynarken yıldızı parlayan Neslihan 2 şampiyonluk, 1 Top Teams Cup kazandı ve 2006 yılında Cannes’da duzenlenen Indesit Şampiyonlar Ligi Final Four’unda forma giydi. Bu başarılarının ardından 2006-2007 sezonunda İspanya’nın Spar Tenerife Marichal takımıyla 4 senelik anlaşma imzaladı. Neslihan Demir, 2008-2010 sezonlarında eski takımı olan Vakıfbank Güneş Sigorta takımında forma giydikten sonra 2010-2011 sezonu için Eczacıbaşı Spor Kulübü ile anlaşmaya vardı. İlk A Milli Takım formasını 16 yaşında giyen Neslihan, zamanla A Milli Takım’ın değişmez ismi oldu. 2010 Dünya Voleybol Şampiyonası En Skorer Oyuncu ödülünü alan Neslihan, smaçlarıyla Milli Takım’ı pek çok kez galibiyete taşıdı.

Karch Kiraly Charles Frederick Kiraly ya da, daha çok bilindiği üzere, Karch Kiraly 3 Kasım 1960’da Amerika’nın Michigan adlı eyaletinde dünyaya gelmiş ve adını voleybol tarihine altın harflerle yazdırmış bir sporcudur. Hem plaj hem de salon voleybolunda pek çok başarı sahibi olan oyuncu 3 olimpiyat madalyası sahibidir. Babası Laszlo Kiraly Macaristan ulusal voleybol takımında görev almış bir voleybolcudur ve onun sayesinde voleybol dünyasına 6 yaşında adım atan Kiraly, 11 yaşına geldiğinde plaj voleybolu turnuvalarına babasıyla partner olarak katılmaya başlar. Kiraly öncelikle 4 yıl boyunca oynadığı Santa Barbra Lisesi’nde malubiyetsiz geçirdikleri bir sezonun ardından 1978 yılında Güney Kaliforniya Şampiyonası’nda okulunu şampiyonluğa taşırken turnuvanın “En Değerli Oyuncu”su seçilir. Okul takımında oynarken bir yandan da Amerika Genç Milli Takımı’nda yer alan genç Kiraly, ülkesinin 1978 ve 1979 yıllarında Pacific Rim Turnuvası’nı kazanmasında önemli bir rol üstlenir. 1979 yılında bu turnuvada MVP ödülünü almaya hak kazanır. 1979’dan 1982’ye kadar Biyokimya dalında öğrenim gördüğü UCLA Üniversitesi’nin UCLA Bruins takımında oynayan Karch Kiraly, 4 yıl boyunca da “All-America” (ABD’de sezon içinde olağanüstü performans sergilemiş oyunculara verilen bir unvan) seçilirken, takımını 1980 hariç 3 sezon boyunca NCAA Erkek Voleybol Şampiyonluğuna götüren en önemli oyunculardan biri haline geldi. 1981 ve 1982’de “En Değerli Oyuncu” seçilirken yıllar sonra 1993’te üniversitesi ona bir jest yaparak adına “Onur Listesi”ne aldı. Artık Amerika Milli Takımı’nın önemli bir silahı

BAHAR 2011 ATHLETICS 63


ATHLETICS EFSANELER

Şampiyonası ve burada aldığı MVP ödülünden sonra 1992 yılında tamamen salon voleybolunu bırakır ve artık tüm enerjisini plaj voleyboluna ayırır. 1983’te Amerika’da AVP’nin (Voleybol Profesyoneller Birliği) kurulmasıyla birlikte plaj voleybolu Amerika’da iyice önem kazanmaya ve her yaz AVP turnuvaları oynanmaya başlar. 1980’li yıllarda Amerika Milli Takımı’nda görev alırken de plaj voleybolunu hayatının içinde tutan Karch Kiraly, plajdaki esas başarılarını milli takımı bıraktıktan sonra kazanır. Her yıl geleneksel olarak düzenlenen AVP turnuvalarında 1992’de 16, 1993’te 18, 1994’te 17, 1995’te 12 ve 1996’da 11 şampiyonluk kazanarak kırılması zor bir rekora imza atar. Toplamda şu ana kadar plaj voleybolunda kazandığı 148 birincilikle inanılmaz bir kariyer zaferinin sahibi olan Karch Kiraly, belki de plaj voleybolunda kendisi için en önemli başarıyı 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Kent Steffes’in partnerliğinde elde ettiği altın madalyayla yaşadı. Karch Kiraly böylece sadece 3 Olimpiyat altın madalyası kazanmakla kalmıyor; aynı zamanda bir sporun hem plaj hem salon versiyonlarında Olimpiyatlarda altın madalya kazanan tek sporcusu olarak tarihe geçiyordu. 40’lı yaşlarında Karch Kiraly AVP’de hala oynamaya devam ediyor ve kendisinin yarı yaşındaki rakiplerini yenip birincilikler kazanmaya devam ediyordu. 2007 sezonunun sonunda plaj voleybolunu bırakana kadar sayısız şampiyonluklar kazanan Kiraly, plaj voleybolunda profesyonellik hayatı boyunca turnuva birincilikleriyle kazandığı 3 milyon doları aşan ödülle başka bir rekorun daha sahibi konumunda bulunuyor.

Yasemin Bilgen

haline gelen 1.88 boyundaki Karch Kiraly, güçlü fiziği ve sahadaki savaşçı karakteriyle dikkat çekmeye başlamış, hep tercih ettiği 15 numaralı formasıyla vurduğu smaçlarına ise “gök gürlemesi” benzetmesi yapılmıştı. Kiraly’ın esas başarısını dünya voleybolunun en önemli üç turnuvasında ettiği madalyalarla göstermektedir. 1984 Olimpiyat Oyunları, 1985 Dünya Kupası ve 1986 Dünya Şampiyonası’nda aldığı altın madalyaların yanında 1984 Los Angeles Olimpiyatları’nda FIVB Sportmenlik ödülünü almış ve 1985 Dünya Kupası’nda da MVP seçilmiştir. Bunların üstüne FIVB Kiraly’i “dünyanın en iyi oyuncusu” seçmiştir.1988 Seul Olimpiyat Oyunları’nda Amerika Milli

64 ATHLETICS BAHAR 2011

Takımı’nın kaptanı olarak aldığı altın madalya ve MVP ödülü ise onu salon voleybolunda tüm dünyanın saygı duyduğu büyük bir sportmen ve voleybolcu yapar. FIVB bir kez daha Kiraly’i 1988’de “Dünyanın En İyi Oyuncusu” ödülüyle taçlandırır. Kiraly, Amerika Milli Takımı’nı çıkarabileceği en yüksek noktaya çıkarmış ve kendi kariyerinde de unutulmayacak başarılara imza atmıştır artık. Kazandığı 2 Olimpiyat altın madalyasından sonra Kiraly, Milli Takımı bırakır ancak bu kez profesyonel İtalyan Ligi’nde fırtına gibi esmeye başlar. 1990-1992 yılları arasında Il Massaggero takımında oynayan Kiraly, 1991 yılında kulübüyle kazandığı Dünya Kulüpler

Spor hayatına çok küçük yaşlarda ailesinin desteğiyle başladı. Yüzme, jimnastik, tenis gibi sporlarla başladıktan sonra, kayakla tanıştı ve 8 yıl kayak yaptı. Bunun yanında ortaokula başladığında, okulunun basketbol takımına girdi ve 7 sene okul ve kulüp takımlarında pivot mevkiinde lisanslı basketbol oynadı. Üniversiteye başladıktan sonra basketbolu bırakmak zorunda kaldı. Lise 1’de atıcılık sporuna merak saldı ve 1 sene kadar bu sporla ilgilendi. Fakat üniversiteye hazırlandığı için devam edemedi.Snowboard yapmaya 1996 yılında başladı. 2003-2004 sezonunda Yeditepe Üniversitesi’nde kayak ve snowboard takımının kurulmasıyla Erciyes’te Türkiye Üniversitelerarası Kayak Şampiyonası’na katıldı ve ilk yarışında 3. oldu. 2004-2009 yılları arasında Yeditepe Üniversitesi takımında kız takımı kaptanı olarak her yıl yarıştı ve dereceler elde etti. 2004-2005 sezonunda Türkiye Şampiyonalarına katılmaya başladı. İlk Türkiye Şampiyonası’nda Türkiye 2.si oldu. 2006 senesinde Türkiye Şampiyonası’nda Slalom Türkiye 1.si oldu ve o yıl ilk defa kurulan Türki-


ye Snowboard Millî Takımı’na seçildi.18 Kasım 2006 tarihinde Snowboard Milli Takımı’yla Magnitogorsk FIS yarışına katıldı.Ocak 2007’de Türkiye Üniversite Millî Snowboard Takımı’na seçildi ve tek kadın snowboardcu olarak Türkiye’yi Bardonecchia’da yapılan Universiade Kış Oyunları’nda temsil etti.Şubat 2009’da Üniversite Milli Takımı’na tekrar seçildi ve Çin’in Harbin şehrinde yapılan Universiade Kış Oyunları’nda yarıştı.

Shaun White Tam adı Shaun White Roger olarak, anne adı Cathy, baba adı Roger, biri kız Kari ve biri de erkek Jesse olmak üzere toplam 5 kişilik bir ailenin üyesi olarak 1986 yılında San Diego Kaliforniya’da dünyaya geldi. 1 yaşında iken kalbi ile sorunlar yaşadı. Ancak çelimsiz olmadığını hastalığı yüzünden ideallerinden vazgeçmeyeceğini daha küçük yaşta ispatlayacağını tüm dünyaya gösterecektir. Anne ve babası onu altı yaşında iken snowboarda olan yeteneğini keşfetti ve destekleyerek onu 10 yaşında amatör bir yarışmaya katılmasını için teşvik ettiler. Shaun White bu yarışmayı kazanır ve 10 kişilik bir ekibe joker olarak yerleştirilir. Bu dönemde ünlü snowboard firması Burton çocuk boardları için prototip üretimine başlamıştır. Shaun’un annesi tesadüf eseri bu durumu öğrenir ve Burton firmasına amatör bir video çekimi gönderir. Firma yetkilileri videoyu izler ve etkilenir. Bu olayın sonucunda Burton, Shaun’a sponsor olur ve destekleyerek 13 yaşında profesyonel yapar. 2001 yılında katıldığı Arctic Challenge yarışmasında profesyonel olarak ilk altın madalyasını kazandı. Slopstyle ve superpipe dallarında bugüne kadar Winter X Game’de hep podyuma çıkarak rekor kırmıştır.

Hermann Maier 07 Aralık 1972 Salzburg doğumlu Maier, kendisi gibi kayak sporuyla ilgili bir ailede dünyaya gelmektedir. Kendisini bu spora alıştıran ve ilk eğitmenlerinden birisi olan babası ise Avusturya’daki kayak okullarından birinin sahibidir. 5 yaşından 15 yaşına kadar düzenli antrenmanlarını aksatmayan Maier kısa bir süre için kaymaya ara verir ancak Alp’lere geri dönmesi çok da uzun zaman sürmez. 90’lı yılların başında Salzburg’daki şampiyonalarının hepsinde (1993, 1994, 1995) birincilikle tanışan Maier, 1995 yılında Avusturya şampiyonasında şansını zorlar ve sezonu 18. olarak kapatır. Maier 1997’de ilk defa katıldığı Dünya Kupası’nda Almanya Garmisch’de birinci olarak ilk puanını toplar. 1997/98 sezonunda topladığı puanlarla göz dolduran Maier, aynı yıl olimpiyat oyunlarında toplam 2 altın madalya birden kazanarak “Herminatör” lakabını kazanır. Avusturyalı kayakçı ileriki

2010 Dünya Voleybol Şampiyonası En Skorer Oyuncu ödülünü alan Neslihan, smaçlarıyla Milli Takım ‘ı pek çok kez galibiyete taşıdı. yıllarda da madalya ve başarılarla dolu sezonlar geçirir. 1999 sezonu Dünya Şampiyonası’nda da iki altın madalya kazanan Herminatör, 2000 yılında kayak tarihinde bir ilk gerçekleştirerek genel sıralamada 2000 puan toplar ve 4 Kristal Küre’nin sahibi olur. Toplam 54 Dünya Kupası galibiyetiyle tüm zamanların en iyi erkek kayakçıları listesinde Ingemar Stenmark’tan sonra ikinci sıraya yerleşir. Bir sonraki sezon Herminatör için kabuslarla

dolu bir yıl olur. Motosikletiyle ağır bir kaza geçiren Maier’in bacaklarından biri kopma noktasına gelir. Uzun süren tedavi ve bakımların ardından Herminatör dünyadaki çok az sporcunun yapabileceğini yapar ve iyileşir iyileşmez Alp’lere geri döner. Ancak 13 Ekim 2009 Salı günü Viyana’da düzenlenen bir basın toplantısında 2009 Mart ayında nükseden dizindeki sakatlık nedeniyle sporu bırakmaya karar verdiğini açıklamıştır. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 65


ATHLETICS EFSANELER

EFSANE ATLETLER Her spor dalında unutulmayan, isimleri yıllar boyunca yaşayan ve yeni başlayanlar için birer idol olmayı başaran temsilciler olmuştur. Kendi branşlarında başarılı olmuş, dünyaya kendilerini ispat etmiş efsane atletleri sizler için araştırdık. HAZIRLAYAN BARIŞ CESUR

Yolanda Gail Devers Birleşik Devletlerin efsanevi bayan 100 metrecisi , 100 metre engellicisi ve 4X100 metrecisi. 1966 yılının Kasım’ında Seattle’da dünyaya gözlerini açan Devers, daha küçük yaşlarda atlet olmaya adaydı. Lise zamanlarında koşmayı çok seviyordu ve atlet olmayı çok istiyordu. 1988 yaz olimpiyatları onun için hayatında bir ilk olacaktı, fakat yaşadığı sağlık problemleri her şeyi alt üst etmişti. Büyük ümitlerle geldiği turnuvada yarı

66 ATHLETICS BAHAR 2011

finalde sağlık problemlerinin de etkisiyle elendi. 1990 yılı ise Gail Devers için çok daha sancılı bir sene olacaktı, çünkü yakalandığı hastalık ilerlemişti ve doktorlar Hipertiroidizm yani Graves hastalığı teşhisi koymuşlardı. Radyoaktif iyot tedavisine girmesi gerekiyordu ve bunun çok büyük yan etkileri vardı. Doktorlar yeniden spor yapmasının imkansıza yakın olduğunu söylüyorlardı. Ama Devers yılmadı ve hastalığı süresince atletizm pistlerini, madalyaları, olimpi-

yatları düşünerek hızlı bir iyileşme sürecine girdi. Kendini iyi hissetmeye başladığında ise soluğu yine pistlerde aldı. 1991 yılında Tokyo’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda 100 metre engelli dalında gümüş madalya kazandı. Sonrasında ise kendini daha çok geliştirmeye başlamıştı. 19931999 yılları arasında olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında 8 altın madalya kazanarak hırsın, istemenin, inanmanın başarıyı ne kadar etkilediğini gösteriyordu. 2001 yılındaki dünya


Gail Devers, doktorlar yeniden spor yapmasının imkansıza yakın olduğunu söylemelerine rağmen yılmadı ve hastalığı süresince atletizm pistlerini, madalyaları, olimpiyatları düşünerek hızlı bir iyileşme sürecine girdi. Kendini iyi hissetmeye başladığında ise soluğu yine pistlerde aldı. şampiyonasında 100 metre engellide gümüş ve 2003 yılındaki dünya salon şampiyonasında 60 metre engellide altın madalya kazandı. 2005 yılında çocuğunun doğumu sebebiyle atletizme 2 sene ara verdi. 2007 yılında 40 yaşında döndüğü pistlerde 60 metre engellide 7.86 lık derecesiyle dünya rekorunu saniyenin 70te 1i ile kaçırıyordu. Daha sonra ilerleyen yaşıyla birlikte atletizmi bıraktı. Onun efsane olmasını sağlayan etkenlerden biri de görülmeye değer uzun tırnaklarıydı. Uzun tırnaklarını çok seviyordu ve onlarla yaşamaya alışmıştı. Birçok kişiye zor gelmesine rağmen, o kariyeri boyunca uzun tırnaklarıyla koşmaktan büyük zevk aldı.

Sergey Bubka Sovyetler Birliği’nin Dünya rekortmeni sırıkla yüksek atlamacısı. Sergey Bubka, 4 Aralık 1963’te şimdiki Ukrayna sınırları içerisinde olan Voroshilovgrad’da doğdu. Bubka atletizme 100 metreci ve uzun atlamacı olarak başlamıştı. Fakat fazla başarılı olamayınca kendini sırıkla yüksek atlamada denemek istedi ve bu hayatının dönüm noktası oldu. 1981’de katıldığı Avrupa Gençler Şampiyonası’nda sırıkla yüksek atlama-

da 7. oldu. Ama onun asıl olarak sırıkla yüksek atlamacı olduğu şampiyona Helsinki’deki 1983 Dünya Atletizm Şampiyonası’ydı. Helsinki’de sırıkla 5.70 metre atlayarak büyük organizasyonlardaki ilk altın madalyasını kazanıyordu. 26 Mayıs 1984’te ise 5.85’lik dereceyle ilk Dünya rekorunu kırdı. Bu derecesini bir ay içerisinde 2 kere yükseltti ama en dikkat çekici atlamasını 13 Temmuz 1985’te Paris’te 6.00 metreyle yapıyordu. Çoğu atletizmciye göre bu inanılmaz bir rekordu ve geçilmesi çok zordu. Fakat o çok yetenekli ve hırslıydı. 1991 yılında İspanya’da San Sebastian’da salon şampiyonasında elde ettiği 6.10luk derecesiyle, dünya üzerinde 6.07 metreyi açık hava veya salonda geçen tek isim olmayı başarmıştı. 3 sene sonra 1994’te ise şu anki açık hava sırıkla yüksek atlama rekorunu, 6.14 metreyi yapıyordu. Bubka, sırıkla yüksek atlamada, salonda ve açık havada toplam 35 defa Dünya rekorunu kırarak erişilmesi güç bir istatistiğe imza attı. Ayrıca Dünya Salon ve Açık Hava Şampiyonalarında Sovyetler Birliği ve o bölündükten sonra Ukrayna adına toplam 10 altın madalya, olimpiyatlarda Sovyetler Birliği adına 1 altın madalya ve Avrupa Şampiyonası’nda yine

Sovyetler Birliği adına 1 altın madalya kazandı. Kariyeri boyunca, sırıkla yüksek atlamada 6.00 metreyi 45 defa geçerek gerçek bir efsane olduğunu kanıtladı. Bubka, 2001 yılında Ukrayna Donetsk’te düzenlenen resmi bir törenle sırıkla yüksek atlamaya veda etti.

Daley Thompson İngilizlerin efsanevi dekatloncusu. Londra’da 30 Temmuz 1958’de Nijeryalı bir baba ve İskoç bir anneden dünyaya gelen Thompson, ilk dekatlon deneyimini 1975 yılında yaşadı. 1976 yılında düzenlenen Montreal Olimpiyatları’na katılan Thompson bu turnuvada 18. oldu. 1980 yılında 22 yaşındayken dekatlonda dünya rekoru kırdı ve aynı sene Moskova Olimpiyatları’nda altın madalya kazandı. 1982 yılı içerisinde biri Atina’daki Avrupa Şampiyonası’nda olmak üzere 2 defa dünya rekorunu geliştirdi. Bir sonraki sene Helsinki’de Dünya Şampiyonası’nı kazanarak Olimpiyatları, Avrupa Şampiyonası’nı ve Dünya Şampiyonası’nı kazanan ilk dekatloncu oldu. 1984 yılında Los Angeles Olimpiyatları’nda foto-finish le gelen dünya rekoru 1992 yılına kadar kırılamadı. Bu yıldan sonra kariyerinde düşüş başladı. 1987’deki Dünya Şampiyonası’nda 9. ve 1988’deki Olimpiyatlarda 4. olabildi. Daha sonra 1990 yılında da yaşadığı sakatlık sonucu pistlere veda etti. Bu yıldan sonra profesyonel olarak futbol oynamaya başladı fakat o da fazla uzun sürmedi. Thompson, Olimpiyatlarda 2, Dünya Şampiyonası’nda 1, Avrupa Şampiyonası’nda 2 olmak üzere büyük turnuvalarda 5 adet altın madalya toplayarak erişilmesi güç bir istatistik yakaladı. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 67


ATHLETICS EFSANELER

Çevre bilinci sorumluluğuyla, Dünya Çapında düzenlenen Live Earth konserlerinin İngiltere ayağı, Wembley Stadyumunda Black Eyed Peas, Red Hot Chili Peppers, Madonna, Metallica ve Foo Fighters gibi gruplar eşliğinde yapılmıştır.

Efsane Mabetler Ana Spot : Efsane mabetler, içinde sadece spor değil tarih barındıran; sadece binaların eski olması değil, aynı zamanda içinde yaşanmışlık, zaferler ve mağlubiyetler olan; insanın duyduğunda içinde heyecan ve merak uyandıran etkileyici komplekslerdir. İçine binlerce stadyumun dahil edilebileceği listemize futbol otoriteleri ve seyircilerin görüşlerini dikkate alarak sadece 5 adet spor kompleksi dahil edebildik. HAZIRLAYAN NURİ YÜKSEL Wembley Stadyumu – İngiltere Kapasite : 90.000 – İnşa Yılı : 1923 “Wembley, futbolun gerçeğe dönüştüğü yerdir”. İşte bu sözün öznesi olan efsanevi stadyum, 1923 yılında Bolton Wanderers’la West Ham United arasında oynanan ve 125.000 kişilik kapasitesine rağmen 200.000 kişinin stada alındığı F.A. Cup finalinde, “efsane” sıfatını sırtına almıştır. Wembley o günden bu yana bir çok kez, deformasyona uğrasa da niteliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Son olarak 2002 yılında yıkımına başlanan ve efsane “ikiz kuleleri”ni kaybeden stat bugün daha çok bir teknoloji harikasına dönüştürüldü. Stat 2006 yılındaki F.A. Cup Finaliyle

68 ATHLETICS BAHAR 2011

futbol tutkunlarına yeniden merhaba dedi. 1966 İngiltere-Almanya Dünya Kupası Finali, 1992 Almanya-Çek Cumhuriyeti Avrupa Şampiyonası Finali, 1989 Everton-Liverpool F.A.Cup Finali ise statta oynanan efsane karşılaşmalardan bazıları… Monza Pisti – İtalya Kapasite : 113.860 – İnşa Yılı : 1922 Formula 1 takvimindeki en hızlı pist olan Monza, Silverstone gibi tarihi bir pist.Eski haliyle birlikte 1950 yılından bu yana formula 1 yarışlarına Monza ev sahipliği yapıyor. Yarış boyunca dinmeyen temposu ve bol heyecanlar

yaşatan pist formula 1 araçlarının en yüksek hıza ulaştıkları pist olma özelliğini de taşıyor. Pist bu kadar güzelliği taşıyor ancak pistin kabarık bir sabıkası var. İlk olarak Jochen Rindt 1970 senesinde sıralama turlarında öldü. Ardından Ronnie Peterson 1978 senesindeki yarışın startında ölüme uçtu. Zincirleme kazada ölen Peterson’un ardından bir başka zincirleme kazada 2000 senesinde, araçtan kopan bir parçanın vucuduna isabet etmesi üzerine bir pist görevlisi hayata veda etti. Hızla birlikte ölümü de getiren Monza pistinde güvenlik önlemleri bir hayli genişletildi. Bunca üzücü olayın yaşanmasına rağmen monza popülerliğinden hiçbir şey kaybetmedi ve F1


takvimde sabırsızlıkla beklenilen pistlerden biri olmayı sürdürüyor. Cowboys Stadyumu – Amerika Kapasite : 111.000 – İnşa Yılı : 2005 Dallas Cowboys takımının 27 mayıs 2009 tarihinde resmi açılışı yapılan yeni stadı, tarihe spor müsabaklarına ev sahipliği yapmak için inşa edilmiş en yüksek maliyetli yapı olarak geçmiştir. Yaklaşık 1.3 milyar dolara malolan stat aynı zamanda insanoğlunun ürettiği en büyük yüksek çözünürlüklü ekrana da ev sahipliği yapıyor.(50 metreye 22 metre) Motokros yarışlarından basketbola, amerikan furbolundan konserlere envai çeşit organizasyonun yapılabildiği stadyum, 111 bini bulan seyirci kapasitesi ile de Dallas Cowboys takımına muhteşem bir atmosfer yaratıyor. Stadyumda seyirci rekoru 20 eylül 2009 tarihinde Dallas Cowboys - New York Giants maçında 105,121 olarak kaydedilmiştir. Münih Olimpiyat Stadı – Almanya Kapasite : 69.250 – İnşa Yılı : 1972 1972 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapan stadyum ilginç mimarisi ile her yıl binlerce turisti kendine çekmektedir. 80.000 olan stadın kapasitesi 1988 yılında güvenlik gerekçesiyle 69.250’e indirilmiştir. Bu statta Almanya’nın Hollanda’yı 2-1 yendiği 1974 FIFA Dünya Kupası finali ve 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası finali oynanmıştır. Günther Behnisch ve Frei Otto tarafından inşa edilen statta, Bayern Münih ve 1860 Münih kulüpleri 2005 yılına kadar ev sahipliği yapmışlardır. 2005-2006 sezonundan itibaren her iki takım da 2006 Dünya Kupası açılış maçının oynandığı Allianz Arena’ya taşınmıştır. Michael Jackson, AC/DC, Bon Jovi, Robbie Williams ve The Rolling Stones gibi ünlü grup ve sanatçıların konser verdiği stadyum tarih kokan çehresiyle “efsane” ünvanını kazanmıştır. Madison Square Garden – Amerika Kapasite : 20.000 – İnşa Yılı : 1968 New York’un kalbinde bulunan bu efsanevi salon sadece basketbol müsabakaları için değil dünyaca ünlü starların konserleri, buz hokeyi maçları, boks ve amerikan güreşi gibi karşılaşmaların da oynandığı 1879 yılından beri hizmet veren bir komplekstir. Şu anda kullanılan bina 1968 yılında kullanıma açılmıştır. 1968 yılından beri New York Kniks takımına ev sahipliği yapan mekan bilet satışları bakımından dünyanın en yoğun 3. kompleksidir. 1998 yılında NBA All Star karşılaşmalarına ev sahipliği yapan Garden’da ; Bon Jovi, Metallica, Pink Floyd, Pearl Jam gibi efsanevi gruplar birçok kez konser vermişlerdir. Sadece spor alanında değil, siyasal ve sosyal alanlarda da insanlara hizmet eden spor kompleksi bu yönüyle ve tarihi özellikleriyle “efsane” ünvanını hakediyor. n

Madison Square Garden NBA tarihinin en eski salonlarından biri ve bu salonda ki sayı rekoru 2 Şubat 2009 tarihinde 61 sayı ile Los Angeles Lakers oyuncusu Kobe Bryant’ın elinde bulunuyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 69


ATHLETICS EFSANELER

Efsane Derbiler Milyonları ekrana kilitleyen, sadece futbol maçı olmadığını her seferinde gösteren dünya üzerindeki “Efsane Derbiler” HAZIRLAYAN Ece Kalabalıkoğlu

70 ATHLETICS BAHAR 2011

Bütün dünyada derbiler aynı zamanda “ırk, ideoloji, mezhep” gibi anlamlar taşırken ülkemizde böyle bir şey temsil etmemesine rağmen Galatasaray – Fenerbahçe derbisi bütün dünyada yankılanıyor.


Şehir takımları dışında ülkenin diğer güçlü takımlarıyla olan maçlarının da önemli olmasıyla Türkiye en çok İtalya ile benzerlik gösteriyor.

Ş

üphesiz ki dünya futbolunda derbi maçların yeri çok farklı. Bazılarımız derbi maçı uğruna özel günlerini hiçe sayar. Derbi diyince çoğumuzun aklına FenerbahçeGalatasaray veya bir de derbi olmamasına rağmen Barcelona - Real Madrid gelse de kendi şehrinde büyük ses getiren ancak birçok insanın haberdar olmadığı derbiler ve bu derbilerin sebepleri var. Genellikle bu şehir kulüplerinin mücadelesinde politik ve dinsel çekişmeler etkili oluyor. İskoçya’da Rangers ve Celtic’in maçlarında Katolik - Protestan çekişmesi yaşanırken, İtalya’da Roma - Lazio derbileri sağ-sol çatışmasına sahne oluyor. Futbolda rekabet duygusunun kültürlere göre farklılık oluşturması, çeşitli sorunları da beraberinde getiriyor. Mesela, İskoçya’da futbol rekabeti dinsel çekişmelerin yansıması olurken, bu durum İspanya ve Belçika’da etnik farklılık şekliyle kendini gösteriyor. Arjantin,Brezilya, Şili,Uruguay gibi Güney Amerika ülkelerinde ise toplumsal tabakalarda bölünmeler göze çarparken ekonomik

sorunların bu rekabeti tetiklemesi stat anarşisini körüklemeye başladı. Bir diğer ince ayrıntı ise derbi diye anılan aynı şehrin takımlarının rekabetinin çıkış noktasını İngiltere’nin oluşturması. Türkiye’deki bu görüntü Avrupa’dan pek farklı değil. Galatasaray - Fenerbahçe rekabeti dünyanın sayılı derbileri arasında heyecan fırtınasına neden oluyor. Türkiye’de derbi denince Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında yapılan maçlar akla geliyor. 70’li yıllarda dördüncü büyük olan Trabzonspor da bu halkaya katıldı. Ankara’da Gençlerbirliği ile Ankaragücü, İzmir’de Karşıyaka, Altay ve Göztepe, Karadeniz’de Trabzonspor, Samsunspor karşılaşmaları her zaman büyük seyirci toplamıştır. Dünyada ses getiren derbileri de şöyle sıralayabiliriz. İspanya: İspanya futbolunda etnik farklılık ülke futboluna da yansımış durumda. Basklar ile Katalanlar İspanyol futbolunda söz sahibi ülkeler olarak karşımıza çıkıyor. Birçok insana göre kraliyet güç, cumhuriyet özgürlük anlamına gelir. Ancak İspanya’da durum biraz farklı. “Kraliyet” Real Madrid’le, “Cumhuriyet” ise

Barcelona ile özdeşleşmiş durumda. Ve bu iki devin kapışması milyonlarca futbolseveri, ekran karşısına kilitliyor. İngiltere: İngiltere’de en büyük rekabet kent takımları arasında oynanan maçlarda ortaya çıkıyor. Manchester United ile Arsenal arasındaki maçlar hiçbir zaman Manchester kentinin derbisi olan Manchester United - Manchester City, Londra derbisi olan Arsenal - Tottenham ya da Liverpool kentinin derbisi olan Liverpool Everton maçları kadar değer bulmuyor. İtalya: İtalya’da ezeli rekabet olgusu hem kentlerin kendi takımları arasındaki maçlarda hem de şehirlerarası maçlarda kendini gösteriyor. Bu yönüyle ülkemizdeki rekabet çekişmesine en yakın lig olarak Seri A’yı gösterebiliriz. Milano kentinin derbisi olan İnter - Milan, Torino kentinin derbisi olan Juventus - Torino ya da Roma kentinin derbisi olan Roma - Lazio maçları ne kadar önemliyse Juventus - Milan ya da Lazio - İnter maçları o kadar önemli ve kıran kırana geçiyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 71


ATHLETICS EFSANELER

Almanya: Almanya’nın en büyük takımı Bayern Münih’in Dortmund ile olan çekişmesi son yıllarda sekteye uğradı. Bazen Schalke ile Werder Bremen yarışa ortak görünse de bu durum fazla uzun sürmüyor. Nitekim Bayern bu üstünlüğünü sürdürmeye devam ediyor. Tek fark, Bayern artık tek başına ve rakipsiz. Güney Amerika: Boca’lı fanatikler ”Pislikler” dedikleri River Plate taraftarları ile hiç anlaşamıyorlar. Bu rekabet öyle bir ortama ulaştı ki takımlar arası yapılan transferlere hain damgası vuruluyor. Boca Juniors fakir mahallenin takımı olarak nitelendirilirken, River Plate zengin kesim takımı olarak bilinmektedir. 20 takımlı Arjantin liginde 11’inin Buenes Aires

72 ATHLETICS BAHAR 2011

merkezli olması, bu rekabeti değişik boyutlara ulaştırıyor. Brezilya’da ise aristokrat Fluminense ile, “yoksul adamın takımı” Flamengo’nun 1911’den beri süregelen rekabeti, kahve ülkesinin sınırlarını aşıp tüm dünyaya açıldı. Asya ve Afrika: Geçmişi Şah dönemine kadar uzanan İran rekabetinde başkentin en önemli iki kulübü olan İstiklal Kraliyet (Şah) ile elit kesimi, Persepolis ise halkı temsil ediyor. Bilindiği gibi Mustafa Denizli şu anda ülkenin önemli takımlarından Pas’ı çalıştırıyor. Mısır’daki durum ise biraz farklı. Al Ahly, Arap aleminin en eski ve köklü kulübü olarak tanınıyor. Zamalek ise ülkedeki yabancılarla kurulan bir ekip.

İskoçya: Glasgow’da Rangers ve Celtic arasında 116 yıldan beri büyük bir çekişme yaşanıyor. Celtic, İrlandalı göçmenler tarafından kurulan Katoliklerin takımıdır. Rangers ise Protestanların... Rangerslı bir ailede hiç kimse Celtic’i tutamaz. Tıpkı, Celticli bir aileden kimsenin Rangerslı olamayacağı gibi. Yıllar önce son derece korkunç boyutta görülen bu çekişmeler son yıllarda yumuşadı. Balkanlar: Sırbistan - Karadağ’daki en güçlü rekabet Belgrad’ın Kızılyıldız’ı ile Partizan takımları arasındaki rekabette göze çarpıyor. Kızılıyıldız kralı, Partizan ise sosyalist kesimi temsil ediyor. Hırvatistan’da ise Zagrep kenti iki tane güçlü takım çıkaramadığı için ezeli


DÜNYA DERBİLERİ VE SEBEPLERİ Dünyanın “en ünlü” ve “en kanlı” derbilerinin sebebi ne?

rekabet Dinamo Zagrep ile Split’in takımı olan Hajduk Split arasında yaşanır. Yunanistan’da Panathinaikos ile Olympiakos arasındaki mücadele Yunanlıların çok önem verdiği maçların başında geliyor. Fenerbahçe -Galatasaray Derbisi Zirvede Türkiye’de, kuruluşları Osmanlı dönemine rastlayan, İstanbul’un köklü üç kulübü Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş arasındaki karşılaşmalar her zaman ülkenin gündemini meşgul etti. F.Bahçe -G.Saray derbisi dünyanın en büyük derbileri arasında gösteriliyor. Bu üç kulüp arasındaki ezeli rekabetin lokomotif maçlarını F.Bahçe ile G.Saray karşılaşmaları oluşturuyor. n

İskoçya. Glasgow. Celtic ve Rangers. Biri Katolik, öbürü Protestan. Din derbisi... (Katolik golcü Johnston, Rangers’a transfer olduğunda evi yakıldı. Maç, Johnston’un golüyle 1-0 kazanılsa bile, Rangers taraftarları “maç 0-0 bitti” diyordu. )

İtalya. Milano. Inter ve Milan. Biri kıro, öbürü asil. Sınıf derbisi... (Milan taraftarları arasında Dük’ler Baron’lar bulunmakta.)

Arjantin. Buenos Aires. Boca Juniors ve River Plate. Birini İtalyan göçmenler kurdu, öbürünü öz be öz Arjantinliler. Irk derbisi... (Durum öyle vahim ki, sadece Bocalıların gömüleceği kabristan yapılıyor. Yani, mezara kadar...)

Romanya. Bükreş. Steau ve Dinamo. Biri asker, biri polis. Derin devlet derbisi... (Genel olarak birbirlerini dövüyorlar. Sonra birleşip, herkesi dövüyorlar.)

İtalya. Roma. Lazio ve Roma. Biri faşist, öbürü demokrat. İdeoloji derbisi... (Laziolular Mussolini’nin torunları... Zenci ya da Yahudi futbolcu istemiyorlar. Asıl isimleri SS Lazio... SS, Societa Sportiva... Yani, sportif müessese... Ama onlar için anlamı farklı... Roma’nın amblemi ise, Roma’nın kurucuları Romus ve Romulus’u emziren kurt figürü. Yani, parlamentonun ataları...)

Türkiye. İstanbul. Fenerbahçe ve Galatasaray. Din ayrımı yok. Irk ayrımı yok. İdeoloji ayrımı yok. Sınıf ayrımı yok. Asker-polis ayrımı yok. Zengin-fakir ayrımı yok. Eğitimli-cahil ayrımı yok... Üstelik, dünyadaki ünlü derbilerden farklı olarak, taraftarları “aynı şehir” ile sınırlı değil. Bütün ülkede var.

BAHAR 2011 ATHLETICS 73


ATHLETICS EFSANELER

Efsane Taraftarlar Konu futbol olduğunda, takımların başarılı olmasında oyuncuların performansları ile birlikte taraftar desteğinin de büyük etkisi vardır. Efsaneleşmiş taraftar grupları, dünyanın her yerinde oynanan maçlarda, takımları için maçların kaderini değiştirebilmekte ve takımlarına bir fazla oyuncu ile oynuyormuş gibi etki edebilmektedirler. HAZIRLAYAN ALPER YILDIZ

74 ATHLETICS BAHAR 2011


La Doce (Boca JunIors)

Boca Juniors tribünlerinin River Plate’le olan rekabetlerinin tribüne yansıması. Yaptıkları şovlar ve yaratıcı tezahüratlarıyla tek kelimeyle müthişler. Taraftar olmak sadece takımı desteklemek değil, takım ile bir olmak, kendini takımın bir parçası gibi hissetmektir. Gerçek bir taraftarın hayatı, takımının performansına bağlıdır. Taraftarlık, onlar için yeri geldiğinde takımını ailenin önüne koyabilmektir. Bir kareografi hazırlamak için işte, okulda gösterdiği çabanın fazlasını gösterebilmektir. Dünyada bunu başarabilen çok az grup vardır. Şimdi bu grupları birer birer inceleyelim.

LA DOCE (BOCA JUNIORS, ARJANTIN) Boca Juniors ateşli taraftarı ile birlikte bütün dünyada efsane haline gelmiştir. River Plate ile olan rekabetleri, klasik bir “rekabet” olarak adlandırılamaz. Bir Boca taraftarı, idam edilmeden önce son isteğini şöyle belirtir: Beni

River (River Plate) bayrağına sarıp gömün. Bizimkiler karşı taraftan biri öldü diye sevinir bari. La Doce’nin önderliğinde oluşan müthiş atmosferde kendinizi kaybedebilirsiniz.

KOP (LIVERPOOL, İNGİLTERE) Liverpool’da yaşayan Liman işçilerinin kurduğu bu grup, “takımdaşlık”, “taraftar olma” gibi kavramların aklımıza kazınmasında belki de en önemli role sahiptir. “You’ll never walk alone” (Asla yalnız yürümeyeceksin) adlı besteleri dünya üzerinde birçok taraftar grubunun da manifestosunun ana unsuru olmasının yanı sıra, bu tezahüratı her dinleyişimizde tüylerimizi diken diken etmekte, Liverpool taraftarına olan saygımızı daha da üst seviyeye çıkarmaktadır.

FOSSA DEI LEONI (AC MILAN, İTALYA) 1960’lı yılların başında üniversite öğrencisi Milanlı taraftarlar tarafından kurulan FDL (Aslan yatağı), yakın zamana kadar Avrupa ve Dünya’nın en organize taraftar gruplarından biri olma özelliği taşımaktaydı. Özellikle büyük maçlardan önce yaptıkları kareografi çalışmaları ile gündemde olan ve yakın zamanda kendilerini fesheden grup, efsaneler arasında yer almayı hak etmektedir.

LOS BORRACHOS DEL TABLON (RIVER PLATE, ARJANTİN) İsimlerinin Türkçe karşılığı ‘Tribün sarhoşları’… Onlarınki sadece içkiyle olunan bir sarhoşluk değil, takımlarına duydukları aşkın da sarhoşluğudur. Buenos Aires’in zengin-şımarık kesiminin

BAHAR 2011 ATHLETICS 75


ATHLETICS EFSANELER

Barça tribünlerinin efsane grubu...

BOIXOS NOIS (BARCELONA)

takımı olarak bilinen River’ın taraftar grubu, sadece Arjantin’in değil dünyanın efsaneleri arasında yer almaktadır.

FANLADEN ST. PAULI (ST. PAULI, ALMANYA) Kendilerini anti-faşist ve anti-seksist olarak tanımlayan grubun üyelerinin önemli bir çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Kulüp başkanı da bir eşcinsel olan St.Pauli taraftarlarının arasında çok ilginç portrelere rastlanabilir. Oldukça renkli olan bu taraftar grubunun kareografileri ise onları daha da değerli kılan bir başka özellikleri olarak bilinmektedir.

GATE 7 (OLYMPIAKOS, YUNANİSTAN) Sadece futbolda değil, basketbolda da efsane olmayı başarabilen Olympiakos taraftarı, rakipleri üzerinde çok rahat baskı kurabilmektedir.

RACA RUBRO NEGRA (FLAMENGO, BREZİLYA) Brezilya’da tribün şovu denince akla ilk olarak onların ismi gelir. Özellikle ezeli rakipleri olan

76 ATHLETICS BAHAR 2011

Fluminense’yle yaptıkları maçlarda muhteşem kareografiler hazırlamaktadırlar.

kadar savunan grubun üyeleri kendilerini birer savaşçı olarak görmektedir.

GATE 13 (PANATHINAKOS, YUNANİSTAN)

RIAZOR BLUES (DEPORTIVO, İSPANYA)

Yakından da tanıdığımız Panathinakos taraftarı çok güçlü bir organizasyona sahiptir. Taraftarlar, verdikleri tepkilerle kulüp yöneticilerinin istifa etmelerini sağlayacak kadar önemli bir etkiye sahiptir.

Bir Celta Vigo maçında rakip taraftarların “Türkler” diye kendilerine tezahüratta bulunmalarına hiç aldırış etmeyip, bundan gurur duymuşlardır. Uzun bir süre de kale arkası tribünlerine büyük bir Türk Bayrağı astıkları bilinmektedir.

ULTRAS SUR (REAL MADRID, İSPANYA)

VAK-X (FEYENOORD, HOLLANDA)

Real’in kötü geçirdiği bir sezonun son maçında tribünlerde oluşturdukları “güneş, kum, deniz” görselleriyle dolu kareografileriyle futbolculara “Bütün sezon siz tatil yaptınız, şimdi sıra bizde” mesajını verecek kadar yaratıcı bir gruptur Ultras Sur. En az takımdaki oyuncular kadar onlar da yıldızlaşmayı başarabilmişlerdir.

Hollanda’da taraftarlar arasında şiddet olaylarına en çok karışan gruptur. Her ne kadar takımlarını destekleseler de ona zarar verdikleri dönemler de olmuştur. 2006 yılında UEFA Kupası’nda Nancy’le yaptıkları maçta çıkardıkları olaylarla kulübün kupadan ihraç edilmesine neden olmuşlardır.

BOIXOS NOIS (BARCELONA, İSPANYA)

GROBARI (PARTIZAN, SIRBİSTAN)

Barça tribünlerinin efsane grubu... Onların önderliğinde Nou Camp’ta yapılan kareografiler dillere destandır. Katalan milliyetçiliğini sonuna

Fanatiklikleriyle bilinen Partizan taraftarının en etkili grubudur. Grobari ismi, Türkçe “Mezarkazıcılar” anlamına gelmektedir, hatta bu lakabı


LOS BORRACHOS DEL TABLON (RIVER PLATE)

da ezeli rakipleri Kızılyıldızlı taraftarların taktığı iddia edilmektedir. Partizan deplasmanları her zaman zor deplasmanlar olarak bilinmektedir. Bu duruma, bu sene EuroLeague’de oynanan Efes Pilsen – Partizan maçı örnek olarak gösterilebilir.

IRRIDUCIBILI (SS LAZIO, İTALYA)

GROBAR

I (PARTIZ

AN)

Aşırı sağ görüşün hâkim olduğu Lazio tribünlerinin efsane grubudur. Türkçe karşılığı “boyun eğmez” olan bu grup, Lazio’ya siyahi bir oyuncu transfer edilmesine karşı çıkacak bir milliyetçiliğe sahiptir. İtalyan futbolcu Di Canio, gol attıktan sonra yaptığı Nazi selamıyla bu milliyetçi taraftar grubun gönüllerinde taht kurmuştur.

ÇARŞI (BEŞİKTAŞ, TÜRKİYE) Türkiye’de en etkili olan sivil toplum kuruluşlarından bile daha etkili eylemler yapan, mesajlar yayınlayıp tribünden seslerini duyuran bir grup olan Çarşı’yı sadece bir taraftar grubu olarak görmek mümkün değildir. Siyah ve Beyaz’a olan aşkları, taraflı tarafsız herkesin dikkatini çeken tezahüratlarıyla onlar, Beşiktaş tribünlerinde her zaman var olacak bir grup olarak hafızalarda yer etmeyi başarmışlardır. n

PAULI) AULI (ST. P . T S N E FANLAD

BAHAR 2011 ATHLETICS 77


ATHLETICS efsaneler

Efsane Yönetici ve Antrenörler Yakın tarihe damgalarını vurmuş efsane antrenörler HAZIRLAYAN KAAN ÖKTEN

Oyuncu olduğu zamanlarda 2.03 boyu ve 100 kilosuyla devasal bir forvet olan Zen Master, Kuzey Dakota Üniversitesi’ndeki çaylaklık yıllarından sonra 1967 draftında New York Knicks tarafından seçilmiştir. Knicks ardından New Jersey Nets’e de birazcık uğrayan Jackson 1967 ve 1980 arasında geçen profesyonel basketbolcu kariyerinde bu iki takımdan başka hiçbir takımda oynamamıştır.

78 ATHLETICS BAHAR 2011


1974 yılında teknik direktörlük kariyerine ilk olarak East Stirlingshire’da başlayan Ferguson daha sonra yine ilki gibi üç ayrı İskoç takımında antrenörlük yapıp son olarak 1986’dan günümüze kadar getirdiği Manchester United’ı, evini, bulmuştur. Nam-ı diğer Sir Alex Alex Ferguson 31 Aralık 1941’de İskoçya’nın Glasgow kentinde dünyaya gelmiştir. 16 yaşında İskoçya İkinci Lig takımlarında Queen’s Park’ta futbolculuk kariyerine başlamıştır. Sir Alex’e ne zaman sorulsa kariyerindeki ilk maçı gol atmış olmasına rağmen unutmak istediği bir kabusmuş gibi anlatır. Alex Ferguson Queen’s Park’ ta ki 31 maçlık serüveninden sonra bir diğer ikinci lig takımı olan St. Johnstone ‘a transefer olmuştur. Fakat gençlik yıllarının verdiği heyecanla burada da tutunamamış ve birinci lig takımlarından Dunfermline Athletic’ e transfer olmuş ve burada 89 maçta 66 gol atarak kariyerinin en parlak dönemini yaşamıştır. Daha sonra Rangers ‘a tranfer olmuş fakat burada da istediğini bulamamıştır. Son olarak 1973’te Falkirk ve 1974’de Ayr United da forma giyip futbolu bırakmıştır.Fakat bu ayrılık Ferguson’ a çok gelmiş ki futbolu bıraktıktan birkaç ay sonra teknik direktörlüğe başlamıştır.Aradan 6 ay geçtikten sonra başka bir takımdan teklif almış ve ilk kulübünden ayrılıp 1 gün sonra yeni kulübünün başında idmana çıkmıştır.St. Mirren in başında 4 yıl kalan İskoç çalıştırıcı bir kez İskoçya Şampiyonluğu’na ulaşmıştır.1978’de burada ki görevinden ayrılan Alex Ferguson Aberdeen’in başına geçmiş ve burada kulüp tarihinin en önemli başarısının altında imzasını atmıştır.1983-1984 sezonunda Aberdeen eski adıyla Kupa Galipleri Kupasını (UEFA Kupası) ve Avrupa Süper Kupası’nı kazanmıştır. Aberdeen’i çalıştırırken yaklaşık bir yıl kadar da İkoçya Milli Takımı’nı da çalıştırmıştır.Ve son olarak 1986 yılında tarihe geçeceğini bilmeden Manchester United’ın başına getirilmiştir.Sir Alex Ferguson 26 yıldır çalıştırdığı Man. United

ile bir çok zafere ulaşmıştır.11 Lig Şampiyonluğu, 5 FA Cup , 4 Lig Kupası , 2 Şampiyonlar Ligi , 1 UEFA Kupası , 2 UEFA Süer Kupa , 1 FIFA Club World Cup Alex Ferguson’un başarısının en büyük kanıtıdır.Ve ayrıca Alex Ferguson dünya futboluna da Ryan Gigs , Paul Scholes , Cristiano Ronaldo ve Wayne Rooney gibi yıldız isimleri keşfederek kazanmıştır.Bu yüzden Sir Alex Ferguson dünya futbolu ve Manchester United için bir efsanedir.

Nam-ı diğer Zen Master Lakabı “Zen Master” olan Philip Douglas Jackson kısa adıyla Phil Jackson için yaşayan efsane desek herhalde yanılmayız. NBA’deki şu anki şöhretini 1989’dan 1998’e kadar Chicago’nun rüya takımlarını çalıştırarak kazanmıştır. Bunun yanında Kobe Bryant’lı ve Shaquille O’Neal’lı Los Angeles Lakers’ı da beş kez NBA şampiyonluğuna taşımıştır. Phil Jackson toplamda on bir şampiyonlukla NBA tarihinin en çok şampiyonluk yaşayan koçudur. Sadece şampiyonluk sayısıyla değil aynı zamanda bazı takım ve basketbol stratejilerinin mucidi olarak da ününü arttırmıştır. Chicago Bulls ile 1991, 1992, 1993, 1996, 1997, 1998 senelerinde şampiyonluk yüzüğünü parmağına takan Phil Jackson, 2000, 2001, 2002, 2009 ve 2010 yıllarında da yüzük koleksiyonunu Los Angeles Lakers ile taçlandırmıştır. 1996 yılında NBA’de Yılın Koçu ödülünü alan Phil Jackson 2007 yılında da Basketball Hall of Fame’de resmen yerini almıştır. Zen Master lakabını koçluğu esnasında yaptığı daha doğrusu icat ettiği “basketbol üzerinde akıl oyunları” ile kazandığı söylenebilir. Bunun üzerine kitaplar yazan Jackson sadece maçlarda değil

antrenmanlar da dahil olmak üzere oyuncularını çalıştırırken rakip takımın maketlerini yaptırıp onların görüntülerine alışmalarını sağlamıştır. Bu yöntem özellikle karşı takımın en iyi oyuncusuyla karşılaşmaktan çekinen basketbolcular üzerinde çok etkili olmuştur.

BÜYÜK BAŞKANLARDAN; SÜLEYMAN SEBA Beşiktaş için bir başkandan çok daha öte olan Süleyman Seba; hem sporcu kişiliğiyle hem de yönetici kişiliğiyle BJK’nin efsaneleri arasında yerini en ön sıradan almıştır. İstanbul’a Sakarya’dan lise okumak için gelen Seba, GS Lisesi’nde geçen iki senenin ardından Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti. Futbola mezun olduğu KEL’nin takımında başladı. Lisedeki ilk yıllarında BJK Genç Takımı’na girip kısa sürede A Takım’a yükseldi. Dört kez üst üste şampiyonluk kazanan kadroda yer aldı. İnönü Stadyumu’nun açılışında attığı golle bu stadyumda gol atan ilk sporcu olarak tarihe geçti. Futbolu bırakma sebebi olan menisküs onu çok üzse de futboldan kopmadı ve BJK’ye üye olarak girdi ve 1963’te ilk kez yönetim kurulunda yer alarak ara ara başkanlık yaptı. 1984’ten 2000’e kadar kesintisiz olarak BJK’de başkanlığını sürdürdü. İstikrarlı bir şekilde başarıyı daim kılarak şampiyon olmadığı sezonlarda dahi futbol kulübü her zaman ilk iki içinde yer aldı. Futbol takımının altın dönemini yaşadığı bu dönemde Süleyman Seba’ya gelen eleştiri, amatör branşlara aynı ilgiyi göstermemesi olmuştur. Beşiktaş’a büyük hizmetlerde bulunan Seba, 1999-2000 sezonunda futbol takımının gösterdiği kötü performans sonucu tribün ve muhalefetin tepkisini çekmesi üzerine 2000 yılı Mart ayındaki kongrede aday olmamış ve yerine Serdar Bilgili seçilmiştir. Bu kongrede kongre üyeleri oybirliği ile Hakkı Yeten’den sonra Beşiktaş’ın ikinci onursal başkanı olarak Süleymen Seba’yı seçmiştir. Başkanlığı bıraktığı 2000 yılında anısına Akaretler ile Maçka semtleri arasında uzanan Spor Caddesinin adı, Süleyman Seba Caddesi olarak değiştirildi. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 79


ATHLETICS EFSANELER

EFSANEVİ ŞAMPİYONLAR Akıllardan silinmeyen tekrar tekrar seyredilen heyecan dolu dakikalar ve kırılan imkansız rekorlar HAZIRLAYAN Ahmet Salih Çakar

80 ATHLETICS BAHAR 2011


Formula 1

Formula 1 tarih olarak çok fazla geçmişi olmamasına rağmen hızla gelişen ve günden güne kitleleri peşinden sürükleyen bir spor oldu. Çok çekişmeli sezonlar yaşadı. Bunlardan en göze çarpanları 1969, 1971 ve 1973 sezonlarıydı ta ki 2010 sezonuna kadar… Bu yıl bir şeyler gerçekten mucizeviydi, oyundaki dinamikler ön plana çıktı. F1’de sıklıkla olduğu gibi hızlı pilot ve hızlı araç sezon sonunda zirvede yer aldı, son oyunda her şeyi kazanan o oldu.  Son derece heyecanlı ve talihin inişli çıkışlı olduğu bir şampiyonaydı. Baştan sona Red Bull Racing en hızlı araca sahipti fakat Sebastian Vettel ve Mark Webber’in şampiyonluğu alıp götüreceğine dair net bir işaret yoktu. Bu heyecanlı çekişmenin sonunda Abu Dhabi Grand Prix’sinde damalı bayrağı ilk gören pilot olan Red Bull’dan Sebastian Vettel şampiyonluğunu ilan etti.

Futbol

Dünya Kupası tarihine bakacak olursak üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala unutulmayan ve videolarının sürekli izlendiği 86’ Dünya Kupası olduğunu söyleyebiliriz. Meksika’nın ev sahipliği yapıp Dünya Kupası tarihinde 2. kez ev sahipliği yapan ilk ülke ünvanını aldığı bu turnuvada şampiyon Arjantin oldu. Bu turnuvayı efsane yapan olaylar arasında Diego Maradona’nın İngiltere ile oynanan çeyrek final maçında yıllarca “Tanrının eli” olarak anılacak olan golü, yine aynı maçta orta sahadan 6 kişi çalımlayarak attığı, hala Dünyanın en güzel golleri arasında gösterilen, golü ve tribünlerde artık bir ritüel olarak gerçekleşen “Meksika dalgası” bu dünya kupasında ortaya çıkmasıdır.

Basketbol

NBA i baz alarak konuşursak, NBA tarihinin en iyi sezonu olarak 1992 sezonunu söyleyebiliriz. Bu sezonu hatırlamak ve sezonu neyin efsaneleştirdiğini söylemek için size birkaç hatırlatma yapalım: 11 Mayıs 1992: Portland Trail Blazers ve Phoenix Suns takımları, Batı Konferansı yarı finallerinde karşı karşıya geldiler. İki kez uzatmaya giden maç, 153-151 Blazers takımının zaferiyle sonuçlandı. Toplam 304 sayının kaydedildiği mücadele,”NBA liginin en yüksek skorlu playoff maçı” olarak profesyonel basketbol tarihine geçti.  3 Haziran 1992: Bulls takımının yıldız oyuncusu Michael Jordan; Chicago’nun Portland Trail Blazers takımını 122-89 mağlup ettiği, NBA finalleri açılış maçının ilk yarısında, altısı üçlük olmak üzere kaydettiği 35 sayıyla; “bir NBA final maçının ilk devresinde atılan en fazla sayı” ile “bir final mücadelesinin ilk yarısında isabet ettirilen en fazla üçlük atış”kategorilerindeki bireysel rekorları kırdı.

BAHAR 2011 ATHLETICS 81


ATHLETICS EFSANELER

Yaz Olimpiyatları

Olimpiyat tarihine bakacak olursak gerek açılışıyla gerek katılımcı sayısıyla gerekse de efsane katılımcılarıyla 2008 Pekin Olimpiyatları’na Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) eski başkanı Juan Antonio Samaranch 2007 yılında, Pekin Olimpiyatları’nın gelmiş geçmiş en iyi olimpiyat organizasyonu olacağını düşündüğünü söylemişti ve öyle de oldu. Tarihin en yüksek katılımlı olimpiyat oyunları muhteşem bir törenle başladı. “One World One Dream – Bir Dünya Bir Rüya” sloganıyla başlayan Pekin Olimpiyatları’nın açılış töreni, ‘Kuş Yuvası’ olarak adlandırılan Ulusal Stadyum’da gerçekleşti. Açılıştaki en önemli ayrıntı ise ilk kez bir olimpiyat açılışında bu kadar para harcanmış olmasıdır. Olimpiyatlara damgasını, Jamaikalı koşucu Usain Bolt ve ABD’li yüzücü Michael Phelps vurmuştur.

Kış Olimpiyatları

Kış Olimpiyatları’nın kayıtsız ve şartsız en iyisi olarak Nagano’daki 18. Kış Olimpiyat Oyunları olarak gösterilir. Bu olimpiyat görkemli bir törenle Japonya’nın Nagona kentindeki 18. Kış Olimpiyat Oyunları başladı ve göz kamaştırıcı bir kapanış töreniyle sona erdi. 16 gün süren ve 72 ülkeden 2453 sporcunun katıldığı oyunlarda 69 altın madalya sahibini bulurken, 5 dünya rekoru kırıldı. Oyunların en başarılı ülkesi 12 altın, 9 gümüş, 8 bronz toplam 29 madalya kazanan Almanya oldu._Norveçli Bjorn Daehlie 3 altın, 1 gümüşle Nagano’nun en çok madalya kazanan erkek sporcusu olurken, katıldığı 3 olimpiyatta 8 altın ve toplam da 12 madalya ile oyunlar tarihinin en çok madalya kazanan sporcusu unvanını aldı.

Tenis

Wimbledon tenis turnuvasının en efsane sezonu olarak BD’li Jon Isner ile Fransız Nicolas Mahut arasında yaklaşık 10 saatlik mücadeleye rağmen tamamlanamayan ve tenis tarihinin en uzun süren karşılaşması olan maçın oynandığı turnuvanın 124. organizasyonu olarak 2010 Wimbledon Tenis Turnuvasıdır. Bu şampiyonanın sonunda Tek Erkeklerde Rafael Nadal çeyrek finalde geçen senenin şampiyonu Roger Federer’i eleyen Tomáš Berdych’i hiç set vermeden 3-0 yenerek turnuvadaki 2. şampiyonluğunu kazanmıştır. Tek Bayanlarda ise Serena Williams Rus rakibi Vera Zvonareva’yı 2-0 yenerek şampiyon olmuştur. Bayanlardaki tarihe geçen olaya ise beş kez Wimbledon şampiyonu olan Venus Williams sıralamada yeri olmayan isimsiz bir tenisçiye yenildi ve turnuvaya veda etti. n

82 ATHLETICS BAHAR 2011


ATHLETICS YÜZME

LONDON 2012 AQUATICS CENTRE ve IAN THORPE 2012 Olimpiyat oyunları ve paralimpik olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapacak olan Londra’nın doğusunda bulunan bu olağanüstü tesiste oyunlar süresince yüzme, senkronize yüzme, sutopu ve dalış yarışmalarının yanı sıra paralimpik oyunların yüzme branşı yapılacaktır. HAZIRLAYAN SONER BİROL

84 ATHLETICS BAHAR 2011


2000’li yıllara damgasını vuran Thorpe o kadar başarılıydı ki, olimpiyatlarda 100 metre 200 metre ve 400 metre serbest dallarının üçünde de madalya almayı başarabilen tek yüzücüdür.

A

quatics Centre, 2 adet 50metrelik havuza ve bir adet 25metrelik dalış havuzuna sahiptir. Oyunlar süresince 17.500 izleyici kapasitesine sahip olacak bu muazzam tesisin oyunlar sonrasındaki seyirci kapasitesinin 2.500’e düşürülmesi planlanıyor. Startford’da bulunan bu eşsiz fasilite, olimpiyat oyunları için Londra’ya gelenlerin karşısına kıvrımlı çatısıyla çıkıyor. Aquatics Centre’ın en önemli özelliklerinden biri olan bu kıvrımlı çatı, bizlere adeta bilimkurgu filmlerini anımsatıyor. 303 milyon sterline mal olan su mabedi, 2012’de İngilizlerin yüzünü kara çıkarmayacağa benziyor. Öyle ki; son zamanlarda yüzme gündemine bomba gibi düşen flaş haberin arkasında Aquatics Centre yatıyor. Avustralyalı “torpido” lakaplı rekortmen yüzücü Ian Thorpe geçtiğimiz aylarda havuzlara tekrar döneceğini açıkladı. Dünyaca ünlü olan Thorpe’un bu beklenmedik dönüşü otoriteleri şaşırtırken kendisi, hedefinin 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda madalya almak olduğunu söyledi. Bu arzu, çoğu yetkili kişi arasında ütopik bir hayal olarak nitelendiriliyor, çünkü Torpido’nun önündeki engeller fiziksel olduğu kadar mental de. 4 yıldır aktif olarak yüzmeyen Avustralyalı, fiziksel olarak hazır olmak zorunda olduğu gibi, yokluğunda gelişen yeni sporculara ve rekorlara da ayak uydurmak

zorunda. Nankör olarak bilinen yüzme sporu için 4 yıl çok uzun bir süre zarfıdır. Lafı fazla uzatmadan Ian Thorpe’un bu dönüş kararını ardındaki gerçeği sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabi ki Aquatics Centre… Bu yapı o kadar enfes ki ve rekortmen yüzücü Ian Thorpe’u o kadar etkilemiş olmalı ki; kendisi bu tesisi gördükten sonra havuzlara döneceğini açıklamıştır. Çoğu Avustralyalı tarafından milli takıma bile girmesi zor gözüken Torpido’ya önündeki zorlu ayları geçirmesinde kolaylıklar dilerken 2012 Londra’da onu kürsüde tekrar görmekten mutluluk duyacağımızı bildirmek isterim.

Ian James Thorpe: 13 Ekim 1982 doğumlu Avustralyalı efsane yüzücü. Thorpe lakaplı Ian olimpiyatlarda serbest stilde kazandığı 5 altın madalyayla ülkesinde bir ilke imza atmış olup, 2000 yaz olimpiyatlarında kazandığı 3 altın ve 2 gümüş madalyayla da senenin en iyi yüzücüsü olmaya hak kazanmıştır. Ian Thorpe, 4 defa dünyanın en iyi yüzücüsü ünvanını kazanmıştır ve bu ünvanı ondan daha

fazla kazanan henüz yoktur. Thorpe, 14 yaşından itibaren Avustralya’yı temsil etmeye başlayarak ülkesinde bu işi başaran en genç insan oldu. 2000’li yıllara damgasını vuran Thorpe o kadar başarılıydı ki, olimpiyatlarda 100 metre 200 metre ve 400 metre serbest dallarının üçünde de madalya almayı başarabilen tek yüzücüdür. Antrenörü Ian’ın başarısını onun çalışma etiğine, mental gücüne, ivmelenme kabiliyetine, fizyolojik uygunluğuna ve inanılmaz boyutlardaki ayakları (52 numara) sayesinde kuvvetli ayak vuruşlarına bağlıyor. Maalesef 2006 yılında kendisine öpüşme hastalığı teşhisi kondu ve Ian, epey uzun süren karar sürecinden sonra yüzme hayatına bir nokta koyduğunu açıkladı. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 85


ATHLETICS motor sporları

Motokros’ta yarışçıların öncelikleri attıkları turla değil, dakikayla ölçülür. Yarışçılar belirlenmiş dakikadan sonra atılan 2 tur ile yarışı tamamlarlar.

MOTOKROS

2011 yılında 4 ayrı yarışa ev sahipliği yapacak olan Türkiye’de Motokros yarışları yarışseverlere oldukça heyecanlı yarışlar ve keyifli anlar yaşatacak. HAZIRLAYAN Melis Soyumgürbüz

86 ATHLETICS BAHAR 2011


Motokros yarışları, 24 Eylül’de Hayrabolu’da düzenlenecek olan Doğu Avrupa Motokros yarışı da dahil olmak üzere bir çok piste konuk olacak. MOTOKROS Bicycle motocross sporunun atası sayılan Motocross, kapalı bir parkur dahilinde, doğal engeller kullanılarak, genellikle engebeli arazilerde, çamur pistlerde, yapılan bir motosiklet sporudur. Yarışçılar için toplam yarışma süresi 60 dakikayı geçemez. Yarışçıların diğer motosiklet yarışlarından farklı olarak, öncelikleri attıkları turla değil, dakikayla ölçülür. Belirlenmiş dakikadan sonra atılan 2 tur ile yarış tamamlanır. Motokros için özel motorlar ve lastikler kullanılır. Sınıflandırmaları motosikletlerin silindir hacmine göre yapılır, motokrosta 125(MX1) ve 250(MX2). Sene sonundaki değerlendirmede en yüksek puanı yapan şampiyon olur.

Dünya Şampiyonası’ndan FIM’in desteğiyle dünya çapında düzenlenen Motokros Şampiyonası’nın 3. ayağı(MX3) 2009 yılında Türkiye’de Hezarfen Havaalanı’nda yapıldı. Fedarasyonun 4-5 yıllık olması sebebiyle fazla iddialı yarışçısı bulunmayan Türk takımında, Türkiye’nin en iyi krosçusu Ata Nurcan start almıştı. 2009’da yapılan yarışta

ülkemizde bulunan Enduro Komisyon üyesi, ülkemizde gelecek sene hem Enduro hem de Motokros yarışı olacağını belirtmişti. 2011’e geldiğimizde, federasyon tarafından yayımlanan takvime göre, motokros ve freestyle, pist, süpermoto, enduro ve drag alanlarında Türkiye şampiyonaları düzenlenecek. Türkiye ayrıca Uluslararası Motosiklet Federasyonu (FIM) ve Enduro Dünya Şampiyonası başta olmak üzere 4 ayrı uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacak. Haziran ayında gerçekleştirilecek dünya şampiyonasının yeri daha sonra belirlenecek. Temmuz ayında Motokros Doğu Avrupa Şampiyonası ve Pist Doğu Avrupa Şampiyonası, kasım ayında ise Süpermoto Avrupa Şampiyonası gerçekleştirilecek. Motosiklette mart ayında başlayacak sezon kasım ayında sona erecek. Bir çok branşta toplam 35 ulusal ve 4 uluslararası yarışın düzenleneceği 2011 yarış sezonu 5-6 Mart 2011 tarihinde Yunanistan’ ın Seres adlı yarış pistinde düzenlenecek olan Türkiye Pist ve Süpermoto Şampiyonası 1. ayak yarışı ile start alacak.  Pist ve Süpermoto Şampiyonası’nın 2. yarışı ise

Türkiye Şampiyonası 26-27 Mart Fethiye 16-17 Nisan EMCOS-ANK 21-22 Mayıs Susurluk 02-03 Temmuz HMK-ANK 24-25 Eylül Hayrabolu 26-27 Kasım Susurluk Doğu Avrupa Şampiyonası 02-03 Nisan Makedonya 04-05 Haziran Moldova 16-17 Temmuz Sırbistan 23-24 Temmuz Hayrabolu Türkiye 10-11 Eylül Bulgaristan 17-18 Eylül Romanya 08-09 Ekim Yunanistan 22-23 Ekim Bulgaristan Bulgaristan’ ın Pleven pistinde düzenlenecek. Geri kalan 4 ayak yarış ise İstanbul Park pistinde gerçekleştirilecek. Sezonun 2. yarışı ise 19-20 Mart tarihinde İzmir Urla’da düzenlenecek olan Türkiye Enduro Şampiyonası 1. Ayak yarışı olacak. Türkiye Enduro Şampiyonası 2011 yılında sezon boyunca farklı bölgelerde 8 ayak yarış ile devam edecek. İlgiyle izlenen Motokros yarışları, Hayrabolu’da düzenlenecek olan Doğu Avrupa Motokros yarışı da dahil olmak üzere bir çok piste konuk olacak. 2010 yılının en çok düzenlenen yarışı olma özelliğine sahip Türkiye Motodrag Şampiyonası 2011’de de hız kesmeden devam edecek. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 87


ATHLETICS AMERİKAN FUTBOLU

Amerikan Futbolu’nun UNUTULMAZ FİNALİ Super Bowl XLV

Taktiğin ve gücün limitlerinin zorlandığı yer Super Bowl XLV HAZIRLAYAN EGEMEN ESER

88 ATHLETICS BAHAR 2011

Super Bowl XLV 111 milyon seyircisi ile rekor kırdı.


G

eçtiğimiz yıl olduğu gibi Super Bowl yine bir rekora imza attı. Super Bowl XLV, 111 milyon izleyici ile rekor kırarak, geçtiğimiz yıl New Orleans Saints ile Indianapolis Colts arasında oynanan Super Bowl XLIV’ün 106,5 milyon izleyici rekorunu da tarihe gömdü. Maçın analizine geçmeden önce bilmeyenler için pozisyon terimlerini açıklayalım: QB-Oyun kurucu RB-Koşucu, HB-Hızlı koşucu, FB-Büyük koşucu, WB-Açık koşucu WR-Dış açık, SR-Ara açık, TE-İç açık T-Dış koruma, G-İç koruma, C-Orta koruma OL-Hücum çizgisi, DL-Savunma çizgisi LB-Çizgi arkası CB-Açık savunma, DE-Uç savunma, DT-İç savunma, NT-Orta savunma FS-Serbest savunma, SS-Güçlü savunma Maça geri dönersek: İlk çeyrek: Maça hızlı başlayan taraf Packers’dı. Maçın 3. dakikasında Packersın yıldız QB si Aaron Rodgers 40 yardlık deep pası ligin iyi WR’lerinden olan Nelson ellerinin arasından kaçtı ancak Packers bu hücumla birlikte daha hırslı oynamaya başladı. Bu ataktan sonra etkili Packers savunmasına karşı Ben Roethlisberger önderliğindeki Steelers hücumu varlık gösteremedi. Oyuna giren Packers hücum takımı sabırlı bir şekilde ilerleyerek Steelers’ın 30 yardına kadar geldi. Çeyreğin bitimine 4 dakika kala Rodgers’ın attığı 30 yardlık pası Nelson bu sefer kaçırmadı ve Super Bowl XLV’in ilk sayısını yaptı (7-0). Steelersın oyuna başladığı ilk down’da Roethlisberger’in attığı kötü pası yakalayan Packers safety’si Collins, interception-td yaparak skoru 14-0’a getirdi. İkinci çeyrek: İkinci çeyreğin başında field goal ile skoru 14-3 yapan Steelers’ta işler iyi gitmeye başlamıştı ancak maçtaki ikinci interceptio’ ı yapan steelers momentumunu bu hareketle kaybetti. Bunun ardından sene başından beri hataları affetmeyen Packers hücumu Rodgers’ın Greg Jennigs’e attığı TD pasıyla skoru 21-3’e getirdi. Seyirciler tam maç koptu, tadı kaçtı diyecekken sahneye eski hücumcu MVP Hines Ward çıktı ve 2. çeyrek sonunda skoru 21-10’a getirdi. Devre Arası Şovu: Devre arası şovlarıyla ünlü olan Super Bowl bu sene de mükemmel bir gösteriye sahne oldu. Black Eyed Peas’in birbirinden güzel görsel şovlarla ve Usher ve Slash gibi sürprizlerle biz futbolseverlere mükemmel bir seyir zevki yaşattılar. Üçüncü çeyrek: İkinci yarıya hızlı başlayan taraf

Steelers oldu. Roethlisberger paslarda gününde olmadığı için sabırlı koşularla ve o-line’ın iyi işler yapmasıyla end zone’a geldiler. TD çizgisine 7 yard kala topu alan Mendenhall TD yaparak skoru 21-17 ye getirdi. Bu sayıdan sonra hırslanan Steelers savunması Rodgers’a sack yaparak topu hücuma geçirdi. Geri kalan kısımda Steelers, 52 yardlık field goal denemesinde başarılı olamayınca 3. çeyrek aynı skorla sonlandı. Son çeyrek: Son çeyreğe girilirken Steelers arkasına rüzgârı almıştı. Packers ise first down alamamaya devam ediyordu. Maçın en kritik anlarından birinde ligin üst düzey linebacker’larından olan Clay Matthews ın mükemmel tackle’ıyla fumble yapan Mendenhall belki de maçın en

büyük hatasını yapıyordu. Oyuna giren Packers hücumu üst üste aldıkları first downlarla Steelers’ın 8 yardına kadar geldiler. Burada Packers benchinin mükemmel taktiğiyle herkes koşu beklerken Rodgers’ın en uzak köşeye yolladığı mükemmel pası yakalayan Greg Jennings skoru 28-17 ye getirdi. Bundan sonra Steelers pes etmeyerek bir Wallace ile bir TD daha yaptı. 2 sayılık ekstra denemesi gereken Steelers bunda da başarılı olarak skoru 28-25 e getirdi. Kalan sürede bir field goal bulan Packers skoru 31-25 yaptı. Son iki dakikaya girilirken Steelers’ın sadece bir TD a ihtiyacı vardı. Ancak 4 ve 5 oynarken yerini bulmayan pas sonucu Green Bay Packers SuperBowl XLV nin galibi olarak çok önemli bir başarıya imza attı. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 89


ATHLETICS RÖPORTAJ

Derinliklerin Tanrıçası Şahika Ercümen Şahika Ercümen, 11 Şubat 2011’de tek bir nefes ile buzun altında 110 metre giderek erkeklerde 108 ve bayanlarda 70 metre olan Guiness Dünya Rekoru’nu kırdı. 1998’den beri katıldığı yüzme ve sualtı sporları müsabakalarında, ulusal ve uluslararası 100’ün üstünde madalyası bulunmakta. Bu başarıların sahibi güzeller güzeli denizkızıyla, Şahika Ercümen’le, keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. HAZIRLAYAN Gülbin Güvenç – Kaan Ökten

90 ATHLETICS BAHAR 2011


Küçüklüğümde astım hastasıydım ve o dönemde hiç sporla alakam yoktu. Bir okul gezisi sırasında su sporları kulübüyle tanıştım. Bir şekilde hem sağlığım iyiye gitmeye, hem de başarılar gelmeye başladı. Gülbin: Dalışa başlamanızın herhangi bir hikayesi var mı? Şahika Ercümen: Aslında var, küçüklüğümde astım hastasıydım ve o dönemde hiç sporla alakam yoktu. Bir okul gezisi sırasında su sporları kulübüyle tanıştım. Çok ilgimi çekti ve antrenmanlara kaçamak şekilde devam etmeye başladım. Takımdakiler bir antrenman yapıyorsa, ben evden kaçıp üç antrenman yapıyordum kendi kendime. Bir şekilde hem sağlığım iyiye gitmeye, hem de başarılar gelmeye başladı. Bunlar benim için çok büyük motivasyon oldu, haliyle devamı geldi. Çanakkaleli olmamın da pozitif etkisi olsa gerek, denizi çok seviyordum ve devam ettim. Gülbin: Peki, sualtı sporlarına başlamadan önce başka bir spor yapıyor muydunuz? Şahika Ercümen: Yapıyordum ama tabi ki de çok aktif değildim. İlkokulda basketbol, ortaokulda voleybol ve badminton oynadım. 13 yaşımda

Sualtına başlayınca birkaç sene hepsini beraber yürüttüm ama sualtında ilerlediğimde onları bıraktım ve sualtına devam ettim. Kaan: Yüzme değil, su topu değil, neden sualtı peki? Şahika Ercümen: Aslında ben yüzmeyi çok seviyordum, havuzdaki stiller bana inanılmaz çekici geliyordu. Çanakkale’de havuz olmadığı için yapamadım. Sualtı takımları vardı, tüplü dalışla başladım, diğer kategorilere geçtim. Gülbin: Sualtı sporlarını tercih etmenizin nedeni suyu sevmeniz miydi? Şahika Ercümen: Bir tekne gezisine çıkınca bile deniz insanı rahatlatır ama benimki biraz daha farklı; suyun altına indiğimde başlıyor. Sualtının dinginliği, bana verdiği huzur ve orda tek başıma olmam kendimi oraya ait hissetmemi sağlıyor ve farklı bir dünyayı yaşatıyor. Suyun altı ve hissettirdikleri gerçekten çok farklı. Gülbin: Serbest dalış hakkında biraz bilgi

verebilir misiniz? Bizim de okulumuzda daha amatörce de olsa sualtıyla ilgilenen BÜSAS var. Şahika Ercümen: Serbest dalışın Türkiye’de aktif olarak yapılan iki şekli var; küp apnea ve dinamik apnea. Dinamik apnea havuzdaki branş. Küp apneada da 10 m derine dalarak bir karenin etrafında dolaşıyorsunuz ve uzun bir mesafe gitmeye çalışıyorsunuz. Katıldığım birçok turnuvada Boğaziçi Üniversitesi’ne hiç rastlamadım. Ben ODTÜSAS sporcusuyum. Üniversite kulüplerinde olması gereken, insanlara temel eğitimler verildikten sonra dalış kampları düzenlemek ve bu dalış kamplarında da doğru eğitim ve eğitmenlerle derin dalışlar yapmak. Çünkü serbest dalış demek tüpsüz bir şekilde inip çıkmak demek, havuzda gitmek denizin tadını vermiyor. İlk başlarda, hangi yarış düzenleniyorsa ona çalışıyordum ama farklı dalışları keşfettikten sonra diğerine dalmak daha

BAHAR 2011 ATHLETICS 91


ATHLETICS RÖPORTAJ

Sualtının dinginliği, bana verdiği huzur ve orda tek başıma olmam kendimi oraya ait hissetmemi sağlıyor ve farklı bir dünyayı yaşatıyor.

92 ATHLETICS BAHAR 2011


cazip geldi. Türkiye’de yarışması düzenlenmediği için ben bir şekilde dünyadaki yarışmalara katılıyorum, Türkiye’deki rekor denemelerini ve antrenman kampları organize ediyorum. Üniversite olarak, bilmiyorum yapıyor musunuz, bu tür dalış kampları düzenleyebilirsiniz. Gülbin: Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik mezunusunuz. Bir sporu çok başarılı yaptığınız halde üniversite okumayı tercih etmişsiniz. Birçok insan tercihini bu yönde yapmayabilirdi, siz neden seçiminizi bu yönde yaptınız? Şahika Ercümen: Ben de bu soruyu kendime çok sordum zamanında. Çok ders çalışan biri değilim ama özellikle spora başladıktan sonra şunu fark ettim, yarım saatte anlayabileceğim bir şeyi on beş dakikada anlamaya başladım. Dersler sporumu etkilemiyordu, dezavantaj oluşturmuyordu, bu yüzden okula devam ettim. Bir diğer konuysa, ben çok duygusal biriyim. Şimdi spor hayatım bitse bunalıma bile girebilirim, benim için o kadar önemli ki. Sporda bir sakatlık geçirdiğim zaman tutunacağım başka bir şeyin de olmasını istedim bu yüzden. Meslek, ailem için de önemliydi ben de sporumla kombine edebileceğim bir şey seçtim. Çok da akıllıca bir karar verdiğimi düşünüyorum, severek okudum çünkü. Gülbin: Dalış, pahalı malzemeleri olan bir spor. Nasıl finanse ettiniz başlarda? Şahika Ercümen : Benim ilk aldığım şey maske, şnorkel ve paletti. O zamanlar en kalitelisi olmasa da çok cüzi rakamlara temin etmiştim. Dalış elbisesini veya başka şeyleri gerektiren bir spor değil, tüplü dalıştan farkı da o zaten. Profesyonel boyuta geçince ekipmanlarım ve ihtiyaçlarım çok arttı, artık bunları sponsorum Mares sağlıyor. Gülbin: Sanırım bir dönem Fear Factor’a katıldınız ve birinci oldunuz. Kulağa çok alakasız gelmiyor mu? Şahika Ercümen : Mücadeleyi seven biriyim, bu tarz extreme şeyleri seviyorum. Asıl katılma amacım şuydu; okulum yeni bitmişti ve rekor denemesi için sponsor bulamamıştım. Böyle bir yarışmaya katılıp, kazandığım parayla da rekoru gerçekleştirmeyi düşünüyordum. Bir şeyi gerçekten isteyince oluyor, bu da oldu. Kaan: Dalışa rekor kıracağım diye mi başladınız yoksa başlarda hobi miydi sizin için? Şahika Ercümen : Biraz daha idealist başladım sanırım. Su sporları kulübüne ilk gittiğimde bizi denemek için dipten giderek yarışmamızı istemişlerdi. Tabi ne stil biliyorum ne başka bir şey. Dipten ittire ittire, birileri beni geçiyor mu diye yanlara baka baka gittim. Bir süre sonra yanımda kimse kalmadı, biraz daha gittim ve çıktım. Herkesi geçmiştim, ki yarıştıklarım o sporu benden önce yapan insanlardı. O günden

sonra sualtı sporları benim için hiç hobi olmadı. Hep o takımın, o bölgenin en iyisi olmaya çalıştım. Gülbin: Rekor denemesine yaklaştığınız zamanlarda, bir gününüz nasıl geçiyordu? Antrenmanlarınız ne şekildeydi? Şahika Ercümen : Günüm antrenmanla geçiyordu, rüyamda bile dalış yaptığımı görüyordum. Sabah antrenmanımı yapıyordum, sonrasında iyi bir beslenme, biraz dinlenme, sonra yine antrenman, bu şekildeydi hep. Bunların yanı sıra organizasyonla ilgili şeyleri de halletmeye çalışıyordum. Yurtdışında antrenörlük eğitimi aldığım için kendi kendimin antrenörlüğünü yaptım. Okuduğum bölüm en çok o dönemde yardımcı oldu sanırım, beslenmeyle ilgili her şeyi kendim düzenliyordum. Özel bir beslenme ve antrenman programı uyguladım. Gülbin: Yememeniz gereken şeyler nelerdi? Buzun altında size dezavantaj sağlayacak yiyecekler var mıydı? Şahika Ercümen: Serbest dalıştan önce bir şeyler yemiyoruz ki sindirim sistemimiz çok aktif olmasın, o enerjiyi performansımıza saklayalım. Yatay ya da dikey dalış yaptığınızda mideniz ayakta durduğunuz şekilde durmuyor, tüm besinlerin geri gelme şansı var ve bu da çok rahatsız edici bir şey. O hissi yaşamamak için de dalıştan birkaç saat önce hiçbir şey tüketmiyorum. Yağlı, gazlı, sindirimi zor besinleri tüketmemeye çalışıyorum. Gülbin: Rekoru kırdığınız anda neler hissettiniz peki? Şahika Ercümen: O an o kadar şaşırıyorsunuz ki şaşkınlık dışında pek bir şey hissetmiyorsunuz, çok soğuktu bir de. Çok büyük bir mutluluk ve bir enerji deşarjı oluyor çünkü aylarca çok sıkı şekilde hazırlanıyorsun. Bu sporlar çok profesyonelce ilerlemediği için bütün yük üzerimdeydi, sponsor bulma, menajerlik, organizasyonla kendim uğraştım. Antrenmanlar dışında da yoruluyordum o yüzden. Hepsinin bittiğini ve başarıya ulaştığımı hissetmek rahatlatıcı ve sevindiriciydi. Beni diğer hedeflerime motive edici bir histi ve birkaç gün içinde “Tamam, diğer rekora başlıyorum.” dedim kendime. Gülbin: Sıradaki hedefiniz ne? Şahika Ercümen: Birçok hedefim var aslında ama bu sene içinde bir derine dalış rekoru düşünüyorum. Bunun dışında bir hedefim daha var ama onu henüz projelendirmedik. Gülbin: Derine dalış tüplü mü olacak tüpsüz mü? Şahika Ercümen: Ben hiç tüplü dalış dünya rekoru denemiyorum, bu konuda çok extreme rekorlar var. Mesela 300 metreye dalıp rekor kıranlar var ama yüzde on yaşama şansınız var bu gibi derinliklerde. Tüpe bağlı dalış yapmak,

en uzun yürüme rekoru gibi bir şey, anlamlı bulmuyorum. Rekorların hepsini tüpsüz olarak gerçekleştiriyorum. Kaan: Bize biraz kırdığınız rekordan bahseder misiniz? Buz altında yatay dalış nasıl bir şey? Şahika Ercümen : Buz altında yatay dalış extreme bir şey olduğu için yarışmaları yapılmayan ama Avrupa’da ve dünyada çok popüler olan bir branş. Rekoru kırmamın üzerinden yaklaşık bir ay geçti ve benden sonra iki kere daha denendi rekor. Benden önceki rekor da üç hafta önce kırılmıştı. Benim yaptığım yatay dalışta buzda iki tane delik açılıyor. Güvenlik amacıyla başka delikler

Fear Factor’a katılma amacım şuydu; okulum yeni bitmişti ve rekor denemesi için sponsor bulamamıştım. Böyle bir yarışmaya katılıp, kazandığım parayla da rekoru gerçekleştirmeyi düşünüyordum. Ara Spot 4 : Rekoru kırmış olmak beni diğer hedeflerime motive edici bir histi ve birkaç gün içinde “Tamam, diğer rekora başlıyorum.” dedim kendime.

BAHAR 2011 ATHLETICS 93


ATHLETICS RÖPORTAJ

Tüpe bağlı dalış yapmak, en uzun yürüme rekoru gibi bir şey, anlamlı bulmuyorum. Rekorların hepsini tüpsüz olarak gerçekleştiriyorum. açılsa da, sudaki yansımalar dolayısıyla onları bulmam mümkün değil. Tek bir delikten girip sudaki ipi takip ederek, kafam aşağıya bakacak şekilde ilerledim ve 110 metre sonra yüzeye çıktım. Suyun yaklaşık 2 metre altındaydım. Buz tabakası 30 - 40 cm kalınlığındaydı, üstünden arabalar geçiyordu, kırarak çıkma şansınız yok yani. Gülbin: Ne kadar kaldınız suyun içinde? Şahika Ercümen: 2 dakika 20 saniye. Gülbin: Korkmadınız mı? Buz gibi suyun içindesiniz bir de... Şahika Ercümen : Soğuğun çok fazla dezavantajı var, performansımı çok etkiliyor her şeyden önce. Ekipmanlarım artıyor, dalış elbisesiyle dalmam gerekiyor. Havuzda 180 metre yapıyordum antrenmanlarda ve bu, buzun altında ancak 110 metreye tekabül etti. Kaan: Bir şeylerin kötü gitmesinden korktuğunuz anlar oldu mu rekor denemesi sırasında? Şahika Ercümen: Rekor denemesi sırasında korkmadım, tüm güvenlik önlemleri alınmıştı. Sualtında korkarak asla bir şey yapamazsınız, temeli rahatlığa ve kendini iyi hissetmeye dayanan bir branş. Kötü bir gün geçiriyorsanız o dalışı yapmamalısınız. En kötü durumlarda bile korkum olmadı, hepsinde sakin kalarak, kendimi

94 ATHLETICS BAHAR 2011

telkin ederek kurtulmayı başardım. Gülbin: Sizden önce ve sonra bu rekoru deneyenler oldu ve başaramadılar. Sizi farklı kılan nedir? Onların yapamadığını siz yapabildiniz sonuçta. Şahika Ercümen: Ben insanların çok büyük farkları olduğunu düşünmüyorum, herkes bir şeyi gerçekten istediğinde yapabilir. Sporda da bu böyle; bir hedef koymak, inanmak ve elinden geleni yapmak gerekiyor. Kaan: Sponsor desteğini rekoru kırdıktan sonra mı buldunuz? Şahika Ercümen: Hayır, buz rekorundan hemen önce buldum. Daha önce de MAC Team sporcusuydum ve o dönemde MAC Team’e projemi anlattım ve onlar da destekleme kararı aldı. Mares de rekor öncesinde sponsorumdu, onlar da yapabileceğime çok inanıyorlardı. Bu iki büyük sponsorun desteğiyle başladık. Daha sonra THY ve North Face uçuş ve ürün desteğinde bulundular. Kaan: Bir Guiness Rekoru kırıyorsunuz ve Türkiye tarafından değil de özel kuruluşlar tarafından destekleniyorsunuz. Bence bu Türkiye için bir kayıp, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Şahika Ercümen: Türkiye’nin birçok branşta başarısız olma nedeni bu. Örneğin; Avrupa’daki

bir yüzücü küçüklüğünden itibaren yüzücü olarak seçiliyor ve devlet onun ölene kadar tüm masraflarını karşılama sözü veriyor. Olimpiyat yüzücülerinin ölene kadar bir maaşları var. Yüzmeye devam ettikleri zaman tabi ki primleri var ama devam etmeseler bile asgari bir rakam alıyorlar. Ben üniversitedeyken bile kendi alanımdaki bir şeyi yapmaktan çekiniyordum, çünkü sporda bir problem yaşarsam hiçbir korumam olmayacaktı. O yüzden sporumdan farklı bir şey, bir meslek okumak zorunda kaldım. Bunun beni çok etkilemediğini düşünsem de, belki de bir antrenman daha yapmam gereken zamanda okulla, tezlerle, projelerle uğraşıyordum. Sporuma daha fazla yoğunlaşabilirdim, her şey çalışmakla oluyor sonuçta. Devletten bir destek bekliyorum, ülkemin adını temsil ediyorum. Manevi olarak şimdiye kadar sadece Kürşat Tüzmen destekledi. Tabi devletin haberi olmayabilir, birçok sporcu var. Umarım bu rekordan sonra daha çok ses getirip onların da desteğini kazanabilirim. Kaan: Hiç sporunuza başka bir ülkenin vatandaşlığa geçerek yurtdışında devam etmeyi düşündünüz mü? Şahika Ercümen: Açıkçası hiç öyle düşünmedim. Maddi faktörler çok büyük faktörler ama hayatımı değiştirecek kadar beni etkileyen şeyler değil. Her şeyi bırakıp gidebilecek yapıda biri de değilim. Bir de Türkiye’yi temsil etmekten gerçekten mutlu oluyorum, maddi bir destek alamasam da manevi çok büyük destekler var arkamda. İnsanların benimle gurur duyması beni çok motive ediyor. Türkiye, diğer ülkelerin yaptığının yarısını bile yapsa çok güzel sonuçlar elde edebiliriz. Gülbin: Rekoru kırmanızda sizden sonra en çok kimlerin katkısı var? Kime gönderirsiniz teşekkürleri? Şahika Ercümen: Tek bir isim veremeyeceğim. Herkesin ufak tefek o kadar çok etkisi oldu ki, belki de o gün dalış ekibinden birinin küçük çocuğunun bir anahtarlık hediye edip başarılar dilemesi bile pozitif etki yarattı rekor denememde. Sayabileceğim isimler öncelikle sponsorlarım; Mars Athletic Club, Mares, THY ve North Face. Kürşat Tüzmen sualtı sporcusu olduğu için devlet kanalından destek verdi. Tahsin Ceylan ve Mavi Tutku ekibi çekimlerimi yapmak için Avusturya’ya kadar geldi, çok inandılar bana. MAC’in oluşturduğu bir pano vardı; herkes iyi dileklerini kartlara yazıp asıyordu. Ben yoktum, antrenmanlarımı yapıyordum, yüzlerce kart birikmiş üyelerden. Sonra onları toplayıp rekor denememe getirdiler ve 110 metre uzunluğundaki bir ipe astılar. Suya girmeden önce onları okudum, o da çok yaratıcı bir şeydi, çok motive edici şeyler yazıyordu. Tabi ki ailem, takımım, arkadaşlarım, dostlarım… Herkesin çok desteği oldu.


MAC’in oluşturduğu bir pano vardı; herkes iyi dileklerini kartlara yazıp asıyordu. Kartları toplayıp rekor denememe getirdiler ve 110 metre uzunluğundaki bir ipe astılar. Suya girmeden önce onları okudum, çok motive edici şeyler yazıyordu.

Kaan: Rekor denemesinde su altında nasıl yüzdünüz? Belirli bir stili var mıydı? Şahika Ercümen: Ayağımda monopalet vardı, balık kuyruğu gibi bir şey, iki ayağınız da tek bir yere giriyor. Bu paletlerle yüzebileceğiniz en avantajlı stil yunus stili ve ben de bu stilde yüzüyorum. Kaan: Hiç sualtında fenalaştığınız oldu mu? Vurgun yemekten korktunuz mu? Şahika Ercümen: Hayır, olmadı. Vurgun yeme olayı tüpsüz dalışta yok, tüplü dalışta var. Tüpsüz dalışta sığ su bayılması diye bir risk faktörü var, o da vücudun kendini korumasına yönelik bir şey. Dalışta çok oksijen tükettiysek ve oksijenin basıncı vücutta azalırsa, beyin kendini korumaya alarak baygınlık geçirmenize neden oluyor. Bu da sizin kendinizi aşırı zorlamanız veya stres altında kalmanızla alakalı olabiliyor. Antrenmanlarla kolaylıkla ortadan kaldırılabilecek bir risk. Kaan: Şubat ayına kadar dalış deyince akla Yasemin Dalkılıç gelirdi, Şubat’tan sonra Şahika Ercümen bir fenomen olacak. Siz bunu

nasıl değerlendiriyorsunuz? Şahika Ercümen: Serbest dalışa birkaç yıl önce başlamama rağmen güzel bir çıkış yakaladığıma inanıyorum. Bu, benim için bir başlangıçtı ve devam edeceğim. Ben sadece Şahika Ercümen ismini değil, sporu da gittiğim yerlerde anlatıyorum. Dalış, herkesin yapabileceği bir spor ve eğitiminin alınmasını çok destekliyorum. Suyun dibinden bir şey çıkarmak için dalan biri bile kulaklarına zarar verebiliyor. O yüzden herkesin bir bilgisi olsun, yapsın ya da yapmasın. Kırdığım rekor sayesinde daha fazla insana ulaştığımı düşünüyorum artık. Gülbin: Bize vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu adına başarılarınızın devamını diliyoruz içtenlikle. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Şahika Ercümen: Ben teşekkür ederim. Serbest dalış ve kurslarım hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler www.sahikaercumen.com’u ziyaret edebilirler, bana ulaşabilirler. Sizlerle ortak projelerde yer almak çok mutlu eder beni. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 95


ATHLETICS TENİS

WTA CHAMPIONSHIP ISTANBUL 2011 Geçtiğimiz yıl aldığımız bayanlar tenisinin en prestijli turnuvası olan WTA Sezon Sonu Şampiyonasının bayrağı önümüzdeki 3 yıl İstanbul’u süsleyecek. HAZIRLAYAN Altuğ Şimşek - Melis Soyumgürbüz

96 ATHLETICS BAHAR 2011


W

TA Championships - Istanbul 2011 25-30 Ekim tarihleri arasında yapılacak WTA sezon sonu şampiyonası, teklerde 8 oyuncu, çiftlerde 4 takım arasından en iyilerini belirleyecek. 1972’de ABD’de düzenlenmeye başlayan turnuva şimdiye kadar Amerika, Almanya, İspanya ve iki yıldır Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenirken, 2011-2013 yılları arasında ise İstanbul Cup yetkilerinin çabalarıyla İstanbul’da yapılacak.

WTA CHAMPIONSHIP Kadın tenisçilerin erkeklerden daha düşük ödüller almasına karşı çıkan dünyaca ünlü tenisçi Billie Jean King ve arkadaşlarının bu duruma itiraz ederek kendi turnuvalarını kurmasıyla oluşan, sezonun en başarılı 8 kadın tenisçisinin karşı karşıya getiren organizasyondur.

FORMAT Turnuvanın formatı herkesin birbiriyle maç yapmış olması üzerinedir. Teklerde 2 gruba ayrılan sporcular kendi grubundaki diğer 3 kişiyle maç yaptıktan sonra bir grubun 1.sinin diğer grubun 2.siyle maç yapması şekliyle turnuva devam eder. Çiftler ise yarıfinalle tek elemeyle başlar.

İSTANBUL 2011 Sezona Avustralya Açık ile başlayan dünyanın bayan tenisindeki en büyük turnuva organizasyonu Sony Ericsson WTA Tour daha sonra sırasıyla Asya, Pan Pasifik Turnuvaları, Avrupa’da Fransa Açık Turnuvası, ardından çim kortla Wimbledon ve Amerika Kıtasındaki Amerika Açık ile yılı tamamlıyor. Yıl sonunda ise o yılın bayan tenisçisinin belirlendiği Championships turnuvası düzenliyor. İşte bu turnuva için İstanbul Cup yetkilileri çabaladı ve İstanbul kazandı. Yılda 5 milyon izleyicinin tribünlerden, milyonlarca seyircinin de ekran başından takip ettiği WTA Tour’da kapanış turnuvası olan Sezon Sonu Şampiyonası, 150’yi aşkın ülkede yayınlanmakta ve toplam para ödülü 4.9 milyon dolar olan organizasyon, kadınlarda tüm spor dalları arasında Grand Slamlerden sonra en yüksek para ödüllü yıllık şampiyona olma özelliğini de taşımaktadır.  Geçmişinde Chris Evert, Martina Navratilova, Steffi Graf, Monica Seles, Martina Hingis, Serena Williams, Justine Henin gibi isimlerin şampiyonluk kazandığı organizasyon, bu sene Ataköy’deki Sinan Erdem Spor Kompleksi‘nde yapılacak. Salon, spor faaliyetlerinde 16.500 seyirci kapasitesi ile Türkiye’nin en büyük,

WTA Tour’da kapanış turnuvası olan Sezon Sonu Şampiyonası, 150’yi aşkın ülkede yayınlanmakta ve kadınlarda tüm spor dalları arasında en yüksek para ödüllü yıllık şampiyona olma özelliğini taşmaktadır. Avrupa’nın 3. büyük spor salonu olarak hizmete hazırdır. WTA Championship 2011, Türkiye’de yapılmasıyla birçok dedikoduya da neden oldu. Üniversitelerde seminerler ve gösteri maçları düzenleyerek tanıtımın�� yapan milli tenisçimiz İpek Şenoğlu, Organizasyon için ‘’Türkiye parayı bastırdı, turnuvayı aldı’’ gibi bir imajın olduğunu söyleyerek, ‘’Sezonun son kupası olduğu için dünya şampiyonası ayarında bir turnuva olacak. Bu işin arka yüzünü bilen birisi olarak söyleyebilirim ki, bu organizasyon parayla alınabilecek bir organizasyon değil’’ diye konuştu.

BAHAR 2011 ATHLETICS 97


ATHLETICS TENİS

Steffi Graf, Serena Williams, Justine Henin gibi isimlerin şampiyonluk kazandığı organizasyon, bu sene Ataköy’deki Sinan Erdem Spor Salonu’nda yapılacak. KADINLAR TENİSİNİN GELİŞİMİ 1973 Wimbledon Tenis Şampiyonası sırasında gerçekleştirilen görüşmelerde WTA Turu kuruldu. 1980’de 250’den fazla kadın tenisçi, dünyanın dört bir yanındaki 47 turnuvada toplam 7.2 milyon dolarlık ödül için yarışıyorlardı. 80’lerde Navratilova bir sezonda bir milyon dolardan fazla kazanan ilk kadın oldu. 2005 yılında WTA, Sony Ericsson ile altı yıllığına 88 milyon dolarlık bir sponsorluk anlaşması imzaladı.  2007’de Fransa Açık ve Wimbledon, erkekler

98 ATHLETICS BAHAR 2011

ile kadınlara eşit para ödülü verme konusunda anlaşmaya vardı. Ancak 2009 Wimbledon’da Venus Williams, Dinara Safina’yı sadece 51 dakikada mağlup ederken, bir sonraki gün erkekler finalinde Roddick ile Federer’in, dört buçuk saat bir mücadele ortaya koyması bu tartışmayı alevlendirmişti. İlk defa 1982 yılında,Martina Navratilova senede $1,000,000 dan fazla kazanan bayan tenisçi olmuştur. 1984 yılında Martina Navratliova’nın kazancı senede $2,000,000’ı aşmıştır.1997 yılında, Martina Hingis $3,000,000 kazancını aşmış-

tır. 2003 yılında, Kim Clijsters yılda $4,000,000 ı aşarak bayanlar tenisinin nekadar önemli bir noktada olduğunu göstermiştir fakat WTA ve Venüs Williams gibi bayan tenisçiler Fransa Açık ve Wimbledon’da bayanlar ve erkeklerin eşit para alması için faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bunların sonucunda, Justine Henin 2007 Fransa Açık’ı kazanarak ilk defa erkeklerle eşit miktarda ödülün sahibi olmuştur. Justine Henin’in 2007 yılındaki kazancı $5,000,00’ı geçmiştir. Son olarak Serena Williams 2009 yılında $6,500,000 kazanmıştır.1970 yılına kadar profesyonel sporcu


SON 5 YILIN ŞAMPİYONLARI

sayılmayan kadın tenisçiler Billie Jean King önderliğindeki dokuz isim ile bir dolarlık sembolik kontratlara imza atarak Virginia Slims Ciruit’te mücadele etmeye başlamışlardı. Aradan geçen 40 yılda WTA’in bu denli ilerlemesi yüzleri güldürüyor. 7,500 dolarlık turnuva ile başlayan kadınlar tenisinin bu serüveni bugün 85 milyon dolarlık bir iş kolu haline geldi. WTA’nın şirket merkezi St.Petersburg, Florida’da bulunmaktadır. Avrupa genel merkezi Londra’da ve Asya-Pasifik genel merkezi ise Pekin’de bulunmaktadır. n

WTA Sezon Sonu Şampiyonasının daha önce oynandığı kentler; Houston, ABD (1971) Boca Raton, ABD (1972-73) Los Angeles, ABD (1974-76) New York, ABD (1977, 1979-2000) Oakland, ABD (1978) Münih, Almanya (2001) Los Angeles, ABD (2002-2005) Madrid, İspanya (2006-2007) Doha, Katar (2008-2010)

TEKLER 2010 Kim Clijsters (BEL) 2009 Serena Williams (USA) 2008 Venus Williams (USA) 2007 Justine Henin (BEL) 2006 Justine Henin (BEL)

ÇİFTLER 2010 Dulko-Penneta (ARG-ITA) 2009 Vives-Sanchez (ESP) 2008 Black-Huber (USA-ZIM) 2007 Black-Huber (USA-ZIM) 2006 Raymond-Stosur (USA-AUS)

BAHAR 2011 ATHLETICS 99


ATHLETICS Branş Tanıtımı

Bobsleigh Bobleigh yada Bobsled düz ve dar iki ayağa sahip tekerleksiz araçlarla kar ve buzlu yüzeylerde kayılarak yapılan kimilerine göre en heyecanlı kış sporudur. HAZIRLAYAN NURİ YÜKSEL

100 ATHLETICS BAHAR 2011


2010 Vancouver Kış Olimpiyatları sırasında Bobsled yarışlarıyla aynı pistte yapılan kızak yarışları sırasında Gürcü sporcu Nodar Kumaritaşvili kızağının altından çıkmasıyla 22 yaşında hayatını kaybetmiştir.

İ

ki ya da dört kişinin bindiği kızağın yapay veya doğal eğimden kaydırılmasıyla yapılır ve 1931’den bu yana II. Dünya Savaşı yılları dışında her yıl dünya şampiyonası düzenlenmektedir. 1923 yılında “Uluslararası Bobsled ve Tobogganing Federasyonu’’nun kurulmasıyla uluslararası alanda kabul edilen bir spor olmuş, daha sonra bu iki spor ayrılmış ve 1957’de ‘Uluslararası Bobsled Federasyonu’ kurulmuştur. Uluslararası yarışmalarda yapay pistler kullanılır. Parkur uzunluğu en az 1500m, eğimi ise %815 arasında değişmektedir. Parkurda en az 15 viraj bulunur. Bu dönemeçler 6m yükseklikteki içbükey duvarlarla çevrilidir.Ayrıca düz bölümlerde de kızağın parkurdan çıkmasını önleyecek duvarlar vardır. Dört kişiden oluşan yarışma ekibi için, 3.80m boyunda 220kg ağırlığında, iki kişiden oluşan ekip içinse 2.70m boyunda 160kg ağırlığında bir kızak kullanılır. Kızakçılar, gerek çalışmalarda gerekse yarışmalarda koruyucu başlık, yarış gözlüğü, koruyucu dizlik ve dirseklik kullanırlar. Bobsled’de takım elemanları arasındaki uyum çok önemlidir. Arkada oturan frenci, Kızağı yalpalatmadan ve birbirlerine çarpmadan hızlı çıkışı sağlamak gerekir. Kızaklar ve yarışmacılar, Kızaklar hız alana dek itilir.Yarışma sırasında yarışmacılar kızaktan düşerlerse kızağa tekrar binebilirler. Kızak kırılırsa aynı tip başka bir kızakla değiştirilir. Bobsled yarışlarında,bir yarış yöneticisi,çıkış ve

bitiş hakemleri ve iki zaman hakemi görev alır. Ayrıca 3-5 kişiden oluşan yarışma kurulu vardır. Kurulun başkanı hakemdir, eşitlik durumlarında karar yetkisine sahiptir. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 101


ATHLETICS ORGANİZASYON

And the Laureus goes to… Mottosu ‘İyilik İçin Spor’ olan Laureus ödülleri, Abu Dabi’de düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Yılın En İyi Erkek Sporcusu İspanyol tenisçi Rafael Nadal seçilirken, Yılın En İyi Bayan Sporcusu ödülü Lindsey Vonn’un oldu. HAZIRLAYAN SENA ŞABAN

102 ATHLETICS BAHAR 2011


Ödüllerin gerçekçiliğinin en önemli göstergelerinden biri, Akademi Ödülleri’nin ilk zamanlarında En İyi Çıkış Ödülü’nü alan sporcuların belirli süre sonra En İyi Erkek veya Bayan Sporcu dallarında ödülleri de kazanmaları. “Spor dünyasının Oscarları” olarak bilinen Laureus Ödülleri, ilk olarak 25 Mayıs 2000’de Monte Carlo’da sahiplerini buldu. Laureus Ödülleri tam on yıldır çok ince bir eleme yöntemiyle spor camiasının “en”lerini seçiyor. Eleme süreci iki aşamadan oluşuyor. Öncelikle dünyanın her yanından gelen spor yorumcuları, yazarları ve yayıncılarından oluşan bir Seçim Paneli oluşturuluyor. Seksenden fazla ülkeden gelen bu jürinin oyları her kategoride altı kişilik bir aday listesi oluşturulmasını sağlıyor. Son olarak The Laureus World Sports Academy üyeleri gizli bir oy pusulasıyla ödül sahiplerini seçiyorlar. · Laureus Dünya Yılın Erkek Sporcusu · Laureus Dünya Yılın Kadın Sporcusu · Laureus Dünya Yılın Takımı · Laureus Dünya Yılın En İyi Çıkış Yapan Sporcusu · Laureus Dünya Yılın En İyi Geri Dönüş Yapan Sporcusu olarak bir kısım ödül Medya Eleme Paneli tarafından her sene oylanıyor. Uzman Paneli tarafından onaylanan ise iki tane kategori var. · Laureus Dünya Yılın Eylem Spor Adamı · Laureus Dünya Yılın Engelli Spor Adamı Son olarak üç ayrı onur ödülü de Akademi’nin

kurucuları tarafından seçiliyor. · Laureus Yaşam Boyu Başarı Ödülü · Laureus İyilik için Spor Ödülü · Laureus Spor Ruhu (2005’ten beri) 2011’den geriye dönerek baktığımızda erkek sporcular üst üste ödül alabilirken kadın sporcularda daha dağınık listelerle karşılaşıyoruz. Yılın Takımı ödülüne layık görülen takımlar genel olarak Formula 1 takımları ve Milli takımlar üzerinde dağılıyor. En İyi Çıkış Ödülü’nde de Formula 1 yarışçılarını görmek mümkün. En İyi Geri Dönüş ödüllerinde ağırlığın teniste olması tenisin uzun süre yapılabilecek bir spor olmasından kaynaklı. Orijinal adı “Action Sportsperson” olan ve Türkçeye çevrilirken bir çeşit anlam kayması yaşayan Eylem Spor Adamı Ödülü sörf ve kayak gibi dallarda yarışan sporculara ait. Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü ağırlı olan kazanan dallarda futbol ve atletizm göze çarpıyor. Dikkat çeken bir başka yön ise, Akademi Ödülleri’nin ilk zamanlarında En İyi Çıkış Ödülü’nü alan sporcuların belirli süre sonra En İyi Erkek veya Bayan Sporcu dallarında ödülleri de kazanmaları. Bu tip istatistikler ödüllerin gerçekçiliğini gözler önüne seriyor. Ara Başlık: Kırmızı Halıda Koşanlar

2011 Laureus Ödülleri manşetlere “İSPANYA” olarak yansıdı. Yılın En İyi Erkek Sporcusu İspanyol raket Rafael Nadal, Los Angeles Lakers’ın muhteşem oyuncusu Kobe Bryant’ı arkasında bırakarak ödülün sahibi oldu. Yılın En İyi Bayan Sporcusu adayları Kim Clijsters ve Serena Williams gibi büyük tenisçiler Alp Disiplini’nde üst üste iki kez dünya kupasını kazanan Lindsey Vonn tarafından hezimete uğratıldı. Ünlü takımlar Milan ve Los Angeles Lakers Dünya Şampiyonası İspanya Milli Takımı’na Yılın Takımı Ödülü’nü kaptırdı. Alman golfçü Martin Kaymer Yılın En iyi Çıkış Yapan Sporcusu Ödülünü, İtalyan MotoGP yarışçısı Valentino Rossi ise Yılın En iyi Geri Dönüşü Ödülünü aldı. Action Spor Adamı Ödülü’nü Kelly Slater sörfte, Engelli Spor Adamı Ödülü’nü ise Verena Bentele biatlon ve cross-country kayakta kazandı. Fransa’nın efsane oyuncularından Zinedine Zidane ise, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Sporun Ruhu Ödülü, Avrupa Ryder Cup Takımı’na, Spor İçin İyilik Ödülü de Beyrut Maratonu’nun düzenleyicisi May El-Khalil’e verildi. Laureus Ödülleri ayrıntıları, arşivi için http:// www.laureus.com/. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 103


ATHLETICS BRANŞ TANITIMI

Topuklu Ayakkabınız Olmadan Asla Pole Dance Dünyada ve Türkiye’de giderek yaygınlaşan bir spor dalı Pole Dance. Kasları güçlendiriyor, esnekliği arttırıyor ve özgüveni geliştiriyor. Bu spor bir zamanlar striptizcilerin, sonraki yıllarda kendini seksi hissetmek isteyen kadınların işgaline uğrasa da bugün kendini cinsellik ve erotizmden soyutlamış durumda. Ve karşınızda tüm yönleriyle Pole Dance… HAZIRLAYAN GÜLBİN GÜVENÇ

104 ATHLETICS BAHAR 2011


Pole Dance’in asıl olarak Chinese Pole’e dayandığı düşünülse de bugüne en yakın şeklini 1920’lerde Amerika’daki Büyük Bunalım döneminde aldığı biliniyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 105


ATHLETICS BRANŞ TANITIMI

Pole Dance, bugün 16 ülkede federasyonu bulunan uluslararası bir spor dalı olarak tescillenmiş durumda.

uyumlu bir şekilde yapılan tırmanış ve dönüş gibi jimnastiğe benzer hareketleri içeriyor.

Tarihçesi

P

ole Dance, dans ve jimnastiği buluşturan yeni bir spor dalı. Türkçe’ye “direk dansı” olarak çevrilen bu spor esneklik, dayanıklılık ve gücü fazlasıyla gerektiriyor. Sporcu, adından da anlaşılacağı gibi dönebilen veya sabit bir direği temel alan bir dans sergiliyor. Dans, müzikle

106 ATHLETICS BAHAR 2011

Pole Dance’in tarihçesi aslında yüzyıllar öncesine Chinese Pole’e ve Mallakhamb’a uzanıyor. Mallakhamb kelimesi güçlü adam anlamına gelen ‘malla’ ve direk anlamına gelen ‘khamb’dan oluşuyor. Mallakhamb da kökeni 12. Yüzyıla dayanan, Hindistan’da genellikle erkekler tarafından ahşaptan bir direkle yapılan geleneksel bir spor. Hindistan’da bugün hala ülke çapında Mallakhamb şampiyonası düzenleniyor. Bu sporu ilk kimin başlattığı bilinmez ama Çinliler, imparatoru eğlendirmek için ahşaptan bir direk yardımıyla akrobatik hareketlerden oluşan gösteriler sunarlardı. Chinese Pole Çin’de hala sürdürülen bir gösteri ve bu gösterinin benzerini bugün birçok sirkte izleyebiliyoruz. Pole Dance’in asıl olarak Chinese Pole’e dayandığı düşünülse de bugüne en yakın şeklini 1920’lerde Amerika’daki Büyük Bunalım döneminde

aldığı biliniyor. O dönemde şehirden şehire insanları eğlendirmek için gezen karnavallar vardı ve bu karnavallar büyük bir çadır etrafına kurulan küçük çadırlardan oluşurdu. Bu küçük çadırlardan birinde Hoochi Coochi dansçıları erotik bir şov sergilerlerdi. Çadırın direği genellikle sahnenin en ucunda olurdu ve dansçılar direği kullanarak dans ederlerdi. Çadır direğinin dans için kullanımı popülerleştikçe teknik açıdan daha da geliştirilmiş dans direği ortaya çıktı. Sonraki yıllarda bu erotik dans çadırlardan sahnelere terfi etti ve 1950’li yıllarda bürlesk şeklinde sergilenmeye başladı. Dansın asıl çıkışını yapması ise 1980’lerde Kanada ve Amerika’da striptiz olarak yaygınlaşmasıyla oldu. 1990’larda Kanadalı Favnia Mondey, Pole Dance’i kadınlara öğretmek amacıyla bir fitness DVD’si yayınladı ve bunu takip eden yıllarda Pole Dance bir spor olarak görülmeye başlandı. Bugün ise 16 ülkede federasyonu bulunan uluslararası bir spor dalı olarak tescillenmiş durumda.


Pole Dance Hakkında Bilinmeyenler

Pole Dance konusunda en iddialı ülkelerden biri Avustralya. 2005’ten bu yana düzenlenen Miss Pole Dance Australia’da genellikle hep aynı isim öne çıkıyor; Felix Cane. Pole Dance Yarışmaları Pole Dance yarışmalarında dereceler dansçının tekniği, koordinasyonu, yaratıcılığı, esnekliği, gücü ve seyirciden aldığı tepki gibi kriterlere göre belirleniyor. Yarışmalarda çıplaklık tamamen yasak. Sporcular bedenlerinin özel bölgelerini kapatan kostümler ve en azından 13 cm’lik topuklu ayakkabı giymek zorundalar. Avustralya, Fransa, Kanada, Japonya gibi birçok ülkede amatör yarışmalar gerçekleştirilse de 2005’ten bu yana ülke ve dünya çapında Pole Dance şampiyonaları düzenleniyor. Bu şampiyona furyasının ilki 2005 yılında Miss Pole Dance

World’le başladı ve birinciliği Japonya’dan Reiko Suemune kazandı. Pole Dance konusunda en iddialı ülkelerden biri de Avustralya. 2005’ten bu yana düzenlenen Miss Pole Dance Australia’da genellikle hep aynı isim öne çıkıyor; Felix Cane. Sporcunun Avustralya’da yedi senedir düzenlenen şampiyonanın dördünde birinciliği var. Ayrıca Miss Pole Dance World’ün 2009 ve 2010 şampiyonluğunu elinde bulunduruyor. n

· ABD’de Pole Dance Federasyonu’na kayıtlı 4.000’den fazla sporcu bulunuyor. · Pole Dance ortalama bir insana 300 kalori yaktırıyor. Bu değer, 1 saat boyunca ara vermeksizin çok hızlı bir şekilde yürüyerek yakabileceğiniz kalori miktarına eşdeğer. · Felix Cane, Cirque du Soleil’de performans sergilemesi için davet edildi ve akrobatlarla ortak bir şov sergiledi. · Dansçıların giydikleri platform topuklular ve tenlerinin direğe temas etmesi, direkten daha yavaş kayabilmelerini sağlıyor. · Pole Fitness Association giderek popülerleşen bu spor dalı için 2012 Londra Olimpiyatları’na başvuru yapmış bulunuyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 107


ATHLETICS

Magazin

Spor Dünyasından Magazinlik Atıştırmalıklar HAZIRLAYAN Gülbin Güvenç

Spor hayatlarında sahip oldukları başarıların yanı sıra, özel hayatlarıyla da gündeme gelen ünlü sporcular hakkında son dedikodular, merak edilenler ve daha fazlası…

108 ATHLETICS BAHAR 2011


Arda Turan Huzuru Avrupa’da Arıyor

Alexandre Pato’nun Kendinden ‘Büyük’ Sırrı

Sinem Kobal’la evlilik hazırlıklarına başlayan ünlü futbolcu Arda Turan huzuru Tugay Kerimoğlu ve Alpay Özalan gibi huzuru Avrupa’da bulacağına inanıyor. Sakatlığı dolayısıyla bu sezon Galatasaray’a neredeyse hiçbir katkısı bulunmayan Arda, ilişkisine bulunulan sert eleştirilerden dolayı oldukça rahatsız. Geçmişte benzer durumlar yaşayıp yurtdışına gidince hayatlarında yeni bir sayfa açan Tugay ve Alpay’ı örnek alan futbolcunun gelecek sezon için bir kulüple anlaştığı bile söyleniyor. Adı sürekli Chelsea ve Liverpool’la anılan Arda, Sinem Kobal’la evlenip medya ve taraftar baskısından uzakta sadece futbol düşünerek hayatını sürdürmek istiyor.

İtalya Serie A ekiplerinden Milan forması giyen Brezilyalı futbolcu Alexandre Pato’nun, İtalya Başbakanı ve AC Milan Kulübü’nün sahibi Silvio Berlusconi’nin kızı Barbara Berlusconi’yle ilişkisi olduğu belgelendi. İtalya’daki Oggi dergisi, ikilinin samimi pozlarına geniş yer verdi. Haberde Pato ve Barbara’nın Milano’da arkadaşlarıyla yedikleri yemek sonrasında Barbara’nın evinin önünde görüntülendiği de gelen haberler arasında. Küçük bir ayrıntı; Pato 21, Barbara Berlusconi ise 26 yaşında.

Fenerbahçeli Yıldız Issiar Dia Çapkınlık Yolunda imiz hafta bir İstinye Park’ta geçtiğ

Dia, önceki güzelle görüntülenen a sarmaş dolaş gün bir başka kadınl kıldı. Bakışlara şekilde objektiflere ta futbolcu, kız aldırmayan Senegalli ek yiyip daha arkadaşıyla önce yem zdi.

sonra mağazaları ge

Shakira, Barcelona’yla Tanıştı Barcelona’nın yıldız futbolcusu Gerard Pique’yle bir süredir birlikte olan Shakira’nın ilişkileri gün geçtikte ciddileşiyor. İkili, ilk başlarda bu ilişkiyi reddetmiş ama Kolombiya’daki bir dergi çiftin öpüştükleri bir fotoğrafı yayınlayınca Shakira ve Pique aşklarını tüm dünyaya ilan etmişti. Bu gelişmenin ardından Pique, Shakira’yı takımla tanıştırdı. Messi’yle fotoğraf çekilen ve kısa sürede takımla kaynaştığı söylenen Shakira, geçtiğimiz haftalarda Barcelona’dan bir ev satın almıştı.

Pascal Nouma’nın Şaşırtan Korkusu “Survivor Ünlüler – Gönüllüler” yarışmasında 53 günü Dominik Cumhuriyeti’ndeki bir adada geçirecek olan yarışmacılar checkup’tan geçirildi. Yarışmacılardan Ebru Destan, Nouma’nın korkusunu twitter sayfasından şu şekilde paylaştı: “Check-up’a geldik. Pascal, kan alınmasın diye hastaneyi ayağa kaldırdı. En korktuğu şeymiş. No, no diye bağırıyor, sakinleştiriyorlar şimdi. Pascal hastaneyi ayağa kaldırdı lafın gelişiydi. Sadece kan alımı onu korkutuyor. Gayet sempatik ve güleryüzlü biri yanlış yorumlanmasın.”

BAHAR 2011 ATHLETICS 109


ATHLETICS

Magazin

Ronaldo’da Irina’ya Büyük Jest Real Madrid’in Portekizli yıldız oyuncusu Cristiano Ronaldo’nun, manken sevgilisi Irina Shayk için organize ettiği sürpriz akşam yemeğinin 3.000 euroya mal olduğu konuşuluyor. Madrid’in merkezindeki lüks bir otelde suit oda kiralayan çift, odada yaklaşık 2 saat geçirdi. Gül yapraklarıyla süslenen yatağın üzerinde şampanya içen Ronaldo ve Irina, daha sonra otelin restaurantında yemek yediler.

Milli Takım’a Seçilemeyince Kahroldu Almanya’nın Wolfsburg takımında forma giyen Tuncay Şanlı, önceki gece sabaha kadar Ortaköy’deki The Mix’te Hakan Altun’un programını dinledi. Morali bozuk olan Şanlı’nın, yakın çevresine milli takıma seçilmemesi nedeniyle dert yandığı öğrenildi.

Kanat Heparı’ya ABD Milli Takımı’ndan Gelen Teklif 1994 yılında bir motosiklet kazasında hayatını kaybeden müzisyen Uzay Heparı ve Modacı Zeynep Tunuslu’nun oğulları Kanat Heparı, New York’taki Trinity Pawling Koleji’nden atletizm bursu kazandı. Koşucu olan Heparı’ya ABD Milli Takımı’ndan da teklif var. Önümüzdeki günlerde yeni okulu için ABD’ye gidecek olan Heparı, milli takımdan gelen teklifi düşünmek için yetkililerden zaman istedi.

110 ATHLETICS BAHAR 2011


Mehmet Batdal’ın Gönlü Boğaziçi’nde ’dan Bu sezon Galatasaray n futbolcu Konyaspor’a kiralana ğaziçi’li Mehmet Batdal’ın Bo ğı gelen bir güzelle aşk yaşadı Damat söylentiler arasında. şarılar Bey’e bu sezonda ba diliyoruz.

Jaja ve Bilica Gecelerde Fenerbahçeli futbolcu Bilica ve Trabzonsporlu oyuncu Jaja geçtiğimiz günlerde Levent trafiğinde görüntülendi. Jaja ve evli olan Bilica’nın jipinde iki güzel kadın onlara eşlik ediyordu. Jaja direksiyon başında olmasına rağmen elindeki şampanya dolu kadehi yandaki ticari taksiyle tokuşturarak “I love this life” diye seslendi. Daha sonra kameraları fark eden Bilica, koltuğun arkana saklanmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Gaza basıp soluğu Maslak’taki bir otelde alan Jaja, kadınlarla otele girdiği sırada elindeki kadehi hala duruyordu. Trabzonspor yönetiminin Jaja’nın bu disiplinsiz davranışına para cezası vermesi bekleniyor.

Dalgın Baros

asaraylı ünlü Tomas Sivok ile Galat s önceki gün futbolcu Milan Baro yedi. Bol bol İstinye Park’ta yemek ekten sonra sohbet eden ikili yem olanlar oldu. arabalarına yöneldi ve arabası diye Yıldız futbolcu kendi yanlış arabaya bindi.

Emre Baba Oldu

ün resmi internet Fenerbahçe Kulübü’n ıklamada, sitesinden yapılan aç eşi Tuğba Emre Belözoğlu’nun h saatlerinde Belözoğlu’nun, saba aya getirdiği bir erkek bebek düny ğe Ömer Akif bildirildi. Çiftin bebe ldi. Fenerbahçeli ismini verdiği öğreni ın sevincini futbolcu, baba olman yaşadığını söyledi.

BAHAR 2011 ATHLETICS 111


ATHLETICS EĞLENCE

EĞLENCELİ OYUNLAR Arkadaşlarınızla evde vakit geçirirken canınız sıkıldığında veya muhabbetin bittiği yerde yardımınıza koşacak bir el kitabı olsa ne güzel olurdu değil mi? Oyun oynamak için sebebe ihtiyaç yoksa yazmak için de yoktur dedik, dediğimizi yaptık. Evde oynanabilecek nitelikte, eğlence garantili oyunlar Athletics okurları için geliyor. HAZIRLAYAN HANDE BERRA OTTEKİN

112 ATHLETICS BAHAR 2011


Sulu Blackjack:

Bildiğimiz Blackjack’e göre biraz daha eziyetli olan bu oyunda kurallar hemen hemen aynı. Oyunculardan biri banka olur ve diğer oyuncuların tümüne ikişer açık kart verir. Kendisine aldığı iki karttan ise biri açık biri kapalıdır. As 1 ve 11 değerlerinin ikisini de alabilmekle birlikte K,Q ve J kartlarının değeri 10’dur. Kasa ilk iki kartla 21 yaparsa oyunu kazanmış olur. Yoksa sırayla oyunculara döner. El sonunda kasa kendi kartlarına bakar ve toplamı 17 değilse 17’yi geçene kadar kart çeker. Elindeki kartları 21 sayıya tamamlayan oyuncu kazanırken 21’i geçen oyunculara bir eksi puan yazılır. Kasanın 21 puanı geçtiği durumlarda diğer oyuncular eksi almamakla birlikte eksi puan kasaya yazılır. 10 eksi puan alan oyuncu 10 bardak soğuk su içmeye mahkum edilir.

Beer Pong :

İlk olarak Amerika’da üniversite öğrencileri arasında yayılan bu oyun ev ortamında oynanan içkili oyunların vazgeçilmezlerindendir. Oyunun tam tarifi şöyledir; uzun bir masanın (tercihen 2 – 3 metre boyunda ve 0,5 – 1 metre eninde) iki ucuna bardaklar 4-3-2-1 sırasıyla bowling labutları gibi dizilir. İkişer ya da üçer kişilik iki takım masanın iki ucuna geçer. Daha sonra her iki taraftaki oyuncu, sırayla bir pinpon topunu el ile atarak karşıdakinin bardağına sokmaya çalışır, top eğer bardağa girerse, bardağın sahibi bardaktaki birayı fondip yapmalıdır. Topun sektirerek atıldığı durumlarda karşı tarafın topu vurarak uzaklaştırma hakkı bulunmaktadır ama bu sırada kendi bardaklarını devirirse, devirdiği bardak kadar birayı fondip yapmak zorundadır. Takımlar, karşı takımın bardak sayısı 5’e düştüğü zaman isterlerse bardakları en arkadakiler aynı hizada kalmak şartıyla istedikleri gibi dizebilirler. Karşı takımın bardaklarını ilk bitiren takım oyunu kazanır. Oyun oynanırken unutulmaması gereken ayrıntı ise yere düşen pinpon toplarının temizlenmesi amacıyla masada iki bardak temiz su bulundurulmasıdır.

Pyramid Pong:

Kuralları Beer Pong ile aynı olmakla birlikte bu oyunu Pyramid Pong yapan bardakların dizilişidir. En alta normal Beerpong sırasıyla dizilen bardakların üstüne 3-2-1 sırasıyla ikinci kat, 2. katın üstüne 2-1 sırasıyla 3. kat ve son olarak da en üste koyulan bardakla 4. kat çıkılır. Burada piramidin devrilmemesi için yapılması gereken üst katlardaki bardaklara daha çok bira koymaktır. Karşı takımın alttaki bardaklardan birine topu sokması durumunda yapılması gereken, o bardağın desteklediği tüm bardakları içmektir. Takımlar savunma yaparken kendi bardaklarını devirirlerse devirdikleri sayıda bira içmek zorundadırlar, karşı takımın piramidine top atarken piramide zarar vermeleri durumunda ise devirdikleri sayıda bardağı kendi piramitlerinin üst kısmından içerler.

Prison Break :

Bu oyunda ayık kalabilmeniz hapisten olabildiğince çabuk çıkabilmenize bağlıdır. Bir deste kart (duruma göre iki deste de olabilir) bütün oyunculara eşit olarak dağıtılır. Dağıtan kişinin solundaki kişi ortaya herhangi bir kart atarak oyuna başlar. Yanındaki oyuncu ortaya atılan kartın cinsinden bir kart atarak devam etmelidir. (örneğin yerde kupa varsa sonraki oyuncu kupa ile devam etmelidir) Elinde aynı cinsten bir kart yoksa, bu oyuncu hapse girer ve içkisini içmek zorunda kalır. (duruma göre bir shot ya da yarım bardak bira) Hapse girenin yanındaki oyuncu istediği cinsten bir kart atarak devam eder. Hapisteki oyuncu ortaya atılan bu kartın cinsinden bir kart atarak hapisten çıkabilir, aksi halde hapiste kalıp yere her kart atıldığında içkisinden biraz içmek zorunda kalır. Oyun, bir oyuncu elindeki tüm kartları bitirince sona erer. Kazananın dışındaki oyuncular, elinde kalan kart sayısı kadar içki içmek zorundadır.

California Kings :

Yine çok bilinen bir oyun olan California Kings’i oynamak için ihtiyacınız olan tek şey bir deste iskambil kağıdı. İskambil kağıtları ortaya yuvarlak olacak şekilde dizilir. Baştan söyleyelim; yuvarlakta boşluk açan kişi, içkisinden içmek zorundadır. Her oyuncu sırayla kart çeker ve kartların gerektirdiklerini yapar. Kartların anlamları şöyledir; (A) Bu kağıdı çeken, bir kelime söyleyerek cümleyi başlatır. Daha sonra sırasıyla herkes bu kelimeye yeni bir kelime ekleyerek cümleye devam eder, tabi cümlenin kendisinden önce söylenen kısmını da hatırlayarak. İlk şaşıran içkisinden içer. (K) Bu kartı çeken oyuncu bir kelimeyi yasaklar ve oyunun sonuna kadar bu kelimeyi kullanacak herkesi içmek zorunda bırakmış olur. (Q) Queen of Questions: Oyunun sonuna kadar, bu kartı çeken kişinin sorusuna soru ile cevap vermeyen kişi içmek zorundadır. Örneğin kartı çeken kişi arkadaşına “Sıra sende mi?” sorusunu yönelttiğinde arkadaşı “evet” veya benzeri bir cevap verirse içmek zorunda kalır. (J) Bu kart çekildiğinde kısa bir ara verilir ve hiçbir oyuncu içmez. (10) Bu kartı çeken kişi oyunun sonuna kadar geçerli olacak bir kural koyar (örneğin; bundan sonra herkes içmeden önce bardağı masaya vuracak), bu kurala uymayan oyuncular içkilerinden içmek zorunda kalır. (9) Doğru / Yanlış: Bu kartı çeken kişi kendisiyle ilgili bir açıklamada bulunur, masadakiler bunun doğru ya da yanlış olduğu konusunda bir tahminde bulunmak zorundadır. Yanlış tahminde bulunan oyuncular içerler. (8) Bu kart seçildiğinde herkes parmağını masaya koyar, en son koyan içer. (7) Bu kart çekildiğinde yapılması gereken tek şey, “I’ve never” oynamaktır. Kartı çeken oyuncu “Ben hiç ….. yapmadım.” benzeri bir cümle

BAHAR 2011 ATHLETICS 113


ATHLETICS EĞLENCE

114 ATHLETICS BAHAR 2011


kurar, bahsedilen şeyi yapan oyuncular içer. (6) Masada bulunan kızlar içer. (5) Masada bulunan erkekler içer. (4) Masadaki herkes içer. (3) Bu kartı çeken oyuncu istediği kişiye içirir. (2) Bu kartı çeken oyuncu kendisi içer. Beer Jenga: Jenga oynamayı daha eğlenceli hale getirecek bir oyundur. Kurallar çerçevesinde bir bloğu başarıyla yerinden çıkarabilen her oyuncu, gruptan istediği kişiye içirebilme hakkına sahip olur. Blokları deviren oyuncu ise bir bardak birayı fondip yapmakla cezalandırılır. Oyunu biraz daha eğlenceli hale getirmek için blokların üstüne çekenin yerine getirmesi için bazı talimatlar yazılabilir. Örneğin, “2 shot yap”, “4 kişiye içir”, “Masaya çıkıp dans et” gibi…

Bluffshot:

Sıkça oynanan “Blöf ” oyununun en eğlenceli versiyonu olan Bluffshot’ta, oyunun kartlarla oynanan kısmı aynıdır. Kartlar saat yönünün tersine, her oyuncuya eşit sayıda gelecek biçimde dağıtılır. Oyuna dağıtan kişinin sağındaki oyuncu başlar. Oyunu başlatacak oyuncu, ortaya en az bir kâğıdı kapalı şekilde koyar. Ardından bu kâğıdın ne olduğunu diğer oyunculara duyurur. Örneğin; Bir vale. Oyuncu gerçekten bir vale koymuş olabilir ya da blöf yapmış olabilir. Artık sıra, kâğıdı atan oyuncunun sağında oturan kişiye geçmiştir. Bu kişi kâğıdın blöf olduğuna inanıyorsa kâğıdı açar ve gerçekten blöf yapılmışsa, blöf yapan kişi tarafından geri alınır. Oyunu devam ettirme hakkı blöf gören oyuncuya geçer. Eğer sağ tarafta oturan oyuncu, yerdeki kâğıdın blöf olduğuna inanıyor ama yerdeki kâğıt doğruysa, bu sefer yerdeki kâğıdı kendi eline alması gerekir. Çünkü diğer oyuncunun blöfünü görememiştir. Oyunun temel amacı, blöf yapan kişi ya da kişileri bulmaktır. Böylelikle kendi elinizdeki kâğıtları azaltmış olursunuz. Yere bir kâğıt konulabildiği gibi iki kâğıt, üç kâğıt veya dört kâğıt aynı anda konabilir. Oyunun alkol kısmına gelince, oyun sırasında yalanı ortaya çıkan oyuncu, bütün kağıtları almakla kalmaz, bira shot yapar. İyi yalan söylemeyi beceremeyenlerin kafaları güzel olur. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 115


ATHLETICS EĞLENCE

medyada spor GAFLARI Günümüzde birçok spor programı yapılmakta ve bu programlarda birçok gaf yapılmaktadır. Bunlardan bazılarını sizler için seçtik. Keyifle okumanız dileğiyle.

HAZIRLAYAN METİN MORGÜL

116 ATHLETICS BAHAR 2011


Ertem Şener Rüştü, öpüyorum seni Rüştü, ellerinden öpüyorum, hatta her yerinden öpüyorum Rüştü (Beşiktaş – Manchester United karşılaşmanın son dakikalarında Rüştü’nün üst üste yaptığı kurtarışlar sonrasında) Murat Kosova “Girerse basket olacak” “Faul, faul!! Yok ya faul değilmiş sanırım ben gaza gelmişim.” İlhan Mansız “Top kaleye girince gol olduğunu anladım” Şansal Büyüka “Uğur çek ordan benim şeyimi!” (Ekrandaki küçük görüntüsünden bahsediyor.) Erman Toroğlu Türkiye’de 3 büyük takım var: 1)Beşiktaş, 2) Galatasaray, 3)Beşiktaş… Anladın mı Şansal? Şansal Büyüka: Tamam hocam da pozisyona bir göz atsaydık hiç olmazsa… Erdoğan Arıca “Yediğimiz golü önceden çalışmıştık!..” (Zamanın Samsunspor Teknik Direktörü Arıca, Galatasaray maçı sonrasında) İlker Yasin “Bu akşam değerli konuklarımızın yanında çok daha değerli iki konuğumuz var.” Rıdvan Dilmen “Süper ligde ilk altı takımda altı takım var” Ercan Taner “Beşiktaş bu akşam bir golü üç puanla aldı!” (Taner, Beşiktaş üç puanı bir golle aldı demek istiyor.) Fatih Terim “Şu anda bas bas bağıran bir Sabri var, çok fena basmışlar, inşallah önemli bir şeyi yoktur…” (Olympiakos maçı sonrasında) Hakan Ünsal “Çok zor bir deplasmandı, kazandığımız için mutluyuz (Ali Sami Yen’deki Malatyaspor maçından sonra…) Arif Erdem “Golle galip olursak ayrı bir mutlu oluruz” Turgay Şeren- Güntekin Onay -“İkinci gol de Boer’un ayağının şeyinden oldu, üçüncü gol gene Boer’un şeyinden oldu…” -Güntekin Onay: Sağdan Perez bindiriyor… Turgay Şeren: Güntekin, bu Barnebou Stadı kaç

bin kişilikti? Güntekin Onay: 150 bin. Turgay Şeren: Vay anasını… -Doğru demiş Abi! Fatih’in söylediğine göre, futbolda her zaman yenilgi olur. 

tane tüyü yeni bitmiş köpek yavrusunun görüntülerini ‘’Olimpiyat Stadı’nı kurtlar bastı’’ diye göstermişti.  Serhat Ulueren: O görüntüleri biz yayınlamıştık. n

Ümit Aktan “Amokachi mal varlığını içine soktu” (KocaeliBeşiktaş maçında Amokachi altın zincirini formasının içine sokunca…) Haluk Çubukçu Çubukçu: Cevap hakkımı kullanacağım. Gökhan Telkenar: Evet, buyrun Sayın Çubukçu. Çubukçu: Sorularınızı bekliyorum!.. Bülent Karpat “Tugay, vurursa gol olur, vuruyoooor, aut…” Bülent Karpat: Uğur, sağdan orta geldi vurdun gol oldu, gol nasıl oldu? Uğur Tütüneker: Aynen öyle oldu abi! Zeynep Kasımlıoğlu Bu akşam oynanacak olan Beşiktaş - Galatasaray derbisinin sonucu henüz belli değil... Ömer Üründül Coly, top diye Hasan’a vurdu. Ama Hasan’ın kafası da top gibi baksana. Vurabilir insan. Özhan Canaydın-Serhat Ulueren Özhan Canaydın: Bir yayın kuruluşu da iki

BAHAR 2011 ATHLETICS 117


ATHLETICS FUTBOL

Futbolun İçinde Var bir Öteki: Irkçılık Tüm dünya uluslarının ortak kültürü olan ve her dinden, ırktan ve milliyetten insana bir arada olmak için bir sebep veren “spor” bile, ırkçılık için bir araç olabiliyor bazen. Özellikle futbol sahalarında şahit olunan ırkçı hareketler ve futbolcuların veya taraftarların ırkçı yaklaşımları ne yazık ki son derece endişe verici. HAZIRLAYAN Kadir Aydın

118 ATHLETICS BAHAR 2011


Türkiye-Yunanistan, Sırbistan-Bosna Hersek gibi maçlar, ülkeler arasında geçmişte var olmuş siyasal sorunlar sebebiyle milliyetçilik duygularını da harekete geçirerek, futbol sahalarında ve tribünlerde görmeyi hiç istemediğimiz ırkçı tutumlara sahne olabiliyor.

H

er maç öncesi Nazi selamı veren Laziolu Di Canio. Zaragoza galibiyeti sonrası “maymun dansı” yapan Samuel Eto’o. Her gol sonrası çentik işareti yapan Mateja Kezman. Irkçı saldırılara maruz kalan ve hakeme feryat eden Fildişili Marc-Andre Zoro ve daha sayısız örnek… Birlik ve beraberlik çatısı altında ıslanmama gayreti içinde olan farklılıkların aynı topun peşinde koşmasıdır belki de futbol. Stadyumlar ise, farklı kimliklere, aidiyet unsurlarına sahip kesimlerin bir arada olduğu toplumsal mekânlar… Hepimiz birtakım renklere sahip olarak geldik yaşama. Bakışımız aynı olsa bile ten renklerimiz farklıydı, farklı motifler eşliğinde farklı etnik kimliklere sahiptik, sonsuz sayıda cinsel kimliklere belki de. Kendi yaptığımız tercihler doğrultusunda oluşan bir durum değildi bu. Yaşamsal gerçeklerimize bağlılığımız ve bizim gibi olmayanlar üzerinde tahakküm kurma, onları kendimize benzetme gayretimiz başka bir gerçek oluşturmuştu. İnsan olarak, hayatın seyri içerisinde sürekli bir değişim içerisindeyiz ve hızlı bir şekilde tercih yapıyor, bazı gruplara dahil oluyoruz. Bu grupların sahiplenilmesi sonucunda, grubun öteki gruplar arasındaki

konumunu güçlendirmek için aidiyet unsurunu güçlendirici birtakım semboller ve mitler yaratıyoruz. “Öteki” dediklerimiz, “ben” dediğimizin bütün yolların sonunda kendini görmek istemesi yüzünden kabul görmüyor. Dünyanın en yaygın sporlarının başında gelen futbol da bu karışıklığın gözlendiği alanlardan biri olmaktan kendini kurtaramıyor. Zamanın ve mekânın sıkışması küreselleşme sürecini beraberinde getirdi son zamanlarda. Yerel alanlarda -yine o yerel alanlar içinde yarattığı veya var olan farklılıklarla-oynanan futbol, kıtalararası veya dünya kupaları ile birlikte, bu birbirini aynı saha içinde görmeye alışık olmayan taraftarları da bir araya getirdi. Diğer yandan, kapitalizmin sömürgeci zihniyeti içinde kendi haline terk edilmiş uluslardan olan oyuncuların Avrupa’ya ve diğer “gelişmiş” kıtalara göç etmesi ve yine bu liglerde top koşturması, geçmişte yaşanan siyasal olaylardan etkilenen kesimler ile birlikte aynı çimlere basması futboldaki ırkçılık hareketlerine bir zemin oluşturdu. Ulusal takımlar vardır futbolda. Uluslararası müsabakalar düzenlenir, milliyetçi duyguların beslediği bir taraftarlık vardır bu alanlarda.

Sırbistan-Bosna Hersek, Türkiye-Yunanistan müsabakaları geçmiş siyasi münakaşaların ve devletlerin zihinleri dönüştüren ideolojik hegemonyasının etkisiyle oynanır. Kendi ırkının üstünlüğünü gösterme çabası içinde topa vurmak isterken, ötekinin duygularına, duruşuna da vurulur böylelikle. İngiltere-İspanya maçında top İngiliz siyahî oyunculara gelince bütün stadın maymun sesleri çıkarması, ırkçılığın her yerde, bu kadar kimlik karmaşasının olduğu yerlerde bile var olduğunu kanıtlamaya yeterli. Siyasi arenada gerçekleşen değişim, futbolun endüstriyel tarafının ortaya çıkması ve kar marjlarının artması ile salt kendi ırkından oluşan sporcular ile takım oluşturma durumu sona ermeye başladı. Polonyalı Olisadebe, Almanyalı Gerald Asamoah, Türkiyeli Marco Aurelio futbol arenasında son yıllarda ortaya çıkan sansasyonel isimlerden bazıları. Ekonomik kaygılar sebebiyle demokrasi geleneğinin siyasi konuşmalarda yer edinmesi, statlardaki ırkçı yaklaşımları azaltmak adına yaptırımlar getirdi, ancak bu yaptırımlar sorunun tam olarak çözümlenebilmesi için yeterli değil. İnsanların düşüncelerin kontrolü ve dönüştürülmesi politikası insanlar üzerinde yeterince etkili olmuş ki, bu yeni küresel fikirlerin rüzgarı, bu yerleşik ırkçı fikirler üzerinde tam olarak etkili olamıyor veya süreci uzatıyor. Örneğin, Alman alfabesine göre, 18 sayısının 1 rakamı, ilk harf olan A’yı, 8 rakamı ise, sekizinci harf olan H’yi temsil etmekte ve AH= Adolf Hitler olarak okunmaktadır. Ya da sekizinci harf olan H, 88 sayısı ile HH= Heil Hitler (Yaşasın Hitler) anlamına gelmektedir. Hannover 96 gibi bazı takımlar, sahalarında bu kodların kullanılmasını yasaklamıştır. Irkçı yaklaşımlar yeşil sahaların birer realitesi. “Kendi” problemini çözmeye çalışan insanların “öteki” denileni anlama gayreti, sorunun yeşil sahalarda çözümü için bir ışık olabilir. Bunun yanı sıra eğitim alanında sürdürülen ideolojik hegemonyanın –ırkçı unsurlar barındıranyıkılması durumu, bu ışığın sahalarda yayılmasını sağlayacaktır. n

BAHAR 2011 ATHLETICS 119


ATHLETICS FUTBOL

ŞAMPİYONLAR LİGİ DEĞERLENDİRMESİ Devler Ligi nefes kesiyor. HAZIRLAYAN ALPER YILDIZ

120 ATHLETICS BAHAR 2011

Arsène Wenger’in korktuğu başına geldi. Çeyrek final elemelerinde Arsenal Barcelona’yı zorladı ama Barça ile başa çıkamadı.


R

ekabetin en çok olduğu grup olarak değerlendirilen Grup A’daki karşılaşmalar grupların en heyecanlı maçlarına sahne oldu. Tottenham, Inter, Bremen ve Twente’nin yer aldığı A Grubu’nda kimlerin bir üst tura kalacağı tahmin bile edilemiyordu. Nitekim beklendiği gibi de oldu. Her maçın kıran kırana oynandığı, herkesin birbirini yenebilecek seviyede olduğunu gösterdiği gruptan gülen taraflar Tottenham ve Inter oldu. Diğer yandan “Ölüm Grubu” olarak değerlendirebileceğimiz Grup G’de Real Madrid, Milan, Ajax ve Auxerra yer alıyordu. Auxerra’nın rakiplerine göre daha zayıf olduğu göze çarpsa da diğer üçlüden hangi ikisinin üst turda yer alacağı bilinemiyordu. Ajax’ın Auxerra deplasmanında aldığı mağlubiyet gruptaki her şeyi de netleştirmiş olurken Ajax’ın teknik direktörünün de ipini çekmiş oldu. Gruptan 1. olarak Real Madrid, 2.

Inter Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçı evinde kaybedip rövanşta tur atlamayı başaran tarihteki 2. takım olarak tarihe altın harflerle isimlerini yazdılar. olarak da Milan çıktı. Diğer 6 grupta ise sürpriz yaşanmadı. Beklenilen takımların hepsi bir üst tura çıkmayı başardı. Grup maçlarının ardından artık kolay rakip kalmayacak, takımlar çeyrek finale kalabilmek için daha çok çaba göstermeleri gerekecekti ve öyle de oldu. Grup maçlarından önce Arsène Wenger’in söylediği sözler başına gelmişti. “Barcelona ile eşleşmeyelim diğer takımları yenebilecek güçteyiz.” sözleriyle gündeme oturan Arséne Wenger’in ekibi Arsenal, ne yazık ki Barcelona ile eşleşmişti. İlk maçta sürpriz yaparak Barcelona’yı yenmeyi başardılar. Hem de

geriden gelip 2-1’lik galibiyet almışlardı. Ancak rövanş karşılaşmasında işler pek de istedikleri gibi gitmedi. Van Persie’nin gördüğü kırmızı kart da buna eklenince Arsenal, Barcelona karşısında direnemedi ve karşılaşmadan 3-1 mağlup ayrılıp Şampiyonlar Ligi’ne veda ettiler. 16 takım arasında geçen bir diğer zor karşılaşma ise Bayern Munich ile Inter arasındaydı. Sezona kötü başlayan Inter’de bunun en büyük sebebinin takımdan ayrılan teknik direktör José Mourinho’nun yokluğu olarak değerlendiriliyordu. Inter ne kadar büyük bir kulüp olduğunu gösterip kendisini toparlamayı bildi. İlk maçta

BAHAR 2011 ATHLETICS 121


ATHLETICS FUTBOL

Aranan ancak bulunamayan başarıya ulaşmak için Chelsea’nin yeni umudu Fernando Torres.

evinde Bayern’e 1-0 kaybetmişti ama umutlar sona ermemişti. Almanya’da alınacak 1-0’lık skor dışındaki her galibiyet Inter’e çeyrek final vizesialmaya yetecekti. Maç istedikleri gibi başlamıştı. Daha 3.dakikada Samuel Etoo’nun bulduğu gol Inter’i öne geçirdi ancak bu Bayern’i durdurmaya yetmemişti. 21 ve 31.dakikalarda bulduğu 2 golle öne geçen Bayern devre arasında soyunma odasına gülerek giderken, Inter’de yüzler asıktı. Artık Inter’e en az 2 gol gerekiyordu ve önlerinde sadece 45 dakika vardı. Üstelik bunu fizik olarak çok güçlü olan rakipleri Bayern Munich’e karşı yapması gerekiyordu. 2.yarı fırtına gibi esen Inter, Bayern’i maçın bitimine 3 dakika kala Pandev’in attığı golle Inter tarih yazdı. Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçı evinde kaybedip rövanşta tur atlamayı başaran tarihteki 2. takım olarak tarihe altın harflerle isimlerini yazdılar.

122 ATHLETICS BAHAR 2011

Şampiyonlar Ligi’nin kritik kırılma anlarından bahsettikten sonra şimdi çeyrek finale kalmayı başaran takımları kısaca analiz edelim:

Schalke 04 Bundesliga’da zor günler geçiren Schalke’nin elinde kalan tek şey Şampiyonlar Ligi diyebiliriz. Liginde bir iddiasının kalmaması üzerine tüm konsantrasyon ve gücünü devler ligine veren Schalke’nin diğerlerine nazaran daha zayıf olan kadrosu ile daha fazla ilerlemesi mucize olarak görülüyor.

Inter Geçen senenin şampiyonu Inter bu sezon lige felaket bir başlangıç yaptı. Kadrosunda Mourinho hariç bütün yıldızlarını tutmasını başarmasına rağmen ilk 12 maçlarının sadece 5’ini kazabildi-

ler. Herkes Inter’in işi bitti derken silkinip kalkınmasını bilip hem Şampiyonlar Ligi’nde hem de Seria A’da ard arda galibiyetlerle 2 ligde de varlıklarını ispatladılar. Defansif olarak çok güçlü olarak değerlendirilen Inter, hücum oyuncuları ile de çok tehlikeli bir görüntü çiziyor. Takımın liderliğini saha içerisinde yapan Sneijder bu görevini ustalıkla yerine getiriyor.

Real Madrid Her sezona olduğu gibi bu sezona da büyük transfer bütçeleri ayırıp yıldızları takımına katarak başlayan Real Madrid’in en büyük transferi usta teknik adam Mourinho. 2010 senesinde Inter ile birlikte alınmadık kupa bırakmayan Jose Mourinho Inter’de görevini tamamladığını söyleyip sene başında Real Madrid’e transfer oldu. 2010 yılının en iyi teknik adam ödülünün


Barcelona sadece dünyanın en iyi oyuncusuna sahip değil. Dünyanın en iyi ilk 5 oyuncusundan üçüne sahip olduğunu her maçta gösteriyor.

de sahibi olan Mourinho geldiği günden itibaren Real Madrid’in bütün havasını değiştirdi. Tam olarak “yıldızlar karması” olarak nitelendirilen takım, karma değil de takım olarak oynadığı sürece bütün rakiplerini korkutuyor.

Tottenham Yeni yapılanmasının meyvelerini toplayan Tottenham oynadığı futbol ile göz dolduruyor. Çok genç ve koşan takım görüntüsü çizen Tottenham’da bulunan tecrübeli oyuncular ile de oyunu kontrol etmekte çok zorlanmıyor. Grupları Inter’in üzerinde tamamlayan Tottenham çeyrek final eleme maçlarında da Milan’ı eleyerek ciddi bir rakip olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Chelsea Chelsea Şampiyonlar Ligi’nin lokomotif ta-

kımlarından olsa da bir türlü istenen başarıyı sergileyemiyor. Premier Lig’de de şampiyonluk hedefinden uzaklaşan, büyük umut ve bütçelerle sezona başlasa da istenilen seviyeye ulaşmakta zorlanıyor. İspanyol yıldız Fernando Torres’in transferiyle takımın hücum hattını daha da güçlendirdiler. Torres takıma uyum sağlayabilirse beklenen başarının gelmesi zor olmayacaktır.

Messi’ye sahip olması da cabası.

Barcelona

Shakhtar Donetsk

Avrupa’nın en iyi futbol takımı olarak gösterilen Barcelona, adeta dünyaya futbol dersi veriyor. Dünyanın en iyi futbolcusu adaylarına 3 tane oyuncusunu birden sokmayı başaran takım, bütün kupaları almaya niyetli görünüyor. Takımın lideri olarak Xavi oyunun temposunu istediği gibi düzenleyebiliyor. Müthiş takım oyunu oynayan Barcelona’nın dünyanın en iyi oyuncusu

Yakından tanıdığımız Lucescu’nun sürpriz takımı Shakhtar hız kesmiyor. Başarılarının ardı arkası kesilmeyen takımın oynadığı futbol Lucescu’dan tanıdığımız üzere savunma temelli. Az gol yiyen takım görüntüsündeki Shakhtar kazanmak için elinden geleni yapıyor. Diğer takımlar arasında zayıf görünse de Shakhtar hiç de hafife alınacak bir takım değil. n

Manchester United İngiliz devi Manchester United, Ferguson’un kaptanlığında yoluna hızla devam ediyor. Ferguson’dan sonra takımın en büyük silahı Wayne Rooney. Hırçın tavırlarıyla gündeme gelse de dünyanın en iyi forvet oyuncularından birisi olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

BAHAR 2011 ATHLETICS 123


ATHLETICS FUTBOL

Zaman Ayrılık Zamanı: Ali Sami Yen Stadı Kaç insanın futbol aşkına şahit olan Ali Sami Yen stadına veda etmeye hazırlandığımız şu günlerde, orada yaşanan unutulmaz anları hatırlamak gerek. Darısı Aslantepe’nin başına! HAZIRLAYAN Eyüphan Koç

124 ATHLETICS BAHAR 2011


BAHAR 2011 ATHLETICS 125


ATHLETICS FUTBOL

“1 Ekim 1905’te edebiyat öğretmenimiz Mehmet Ata Bey’in dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. ” diyerek anlatmıştı kulübün fikrinin oluştuğu günü Ali Sami Bey.

Ş

emsettin Sami’nin ikinci oğlu Ali Sami, 1886 yılının 20 Mayıs’ında İstanbul Kandilli’de dünyaya geldi. Çocukluğunda muhtemelen “Ali Sami Yen” adının bu denli tanınır ve hatırlanır olacağını bilmiyordu. İlk gençliğinde Mektep-i Sultani’ ye attığı adım, hem onun hayatında; hem de yaşadığı dünyada çok önemli değişikliklerin başlangıcıydı. Galatasaray Lisesi’nde eğitimine devam ettiği sırada, okul arkadaşlarıyla Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdi. “ 1 Ekim 1905’te mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey’in dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. ” O günü daha sonra bu sözlerle anlattı Ali Sami Bey. Kendisi kulübün ilk kurucu üyesi ve takımın da değişilmez parçası oldu. Amaçları belliydi: “İngilizler gibi toplu halde oynamak” ve “Türk olmayan takımları yenmek”. İlk renkleri de Türk bayrağından esinlenip kırmızı beyaz seçtiler. Daha sonra, Galatasaray’ın renkleri de dahil olmak üzere pek çok şey değişti. Ama Ali Sami Bey ve arkadaşlarının attıkları tohum, toprağa düştüğü andan bu güne büyüdü, asırlık bir çınar oldu. Onların açtığı yolda ve koydukları hedefler ışığında Galatasaray Spor Kulübü bu günlere geldi. Ancak Ali Sami Bey’in yaptıkları Galatasaray ile sınırlı kalmadı. Türk milli futbol takımının ilk teknik direktörü, 1924 olimpiyat kafilesi

126 ATHLETICS BAHAR 2011

başkanı, Türkiye İdman Cemiyetleri Örgütü’nün kurucusu oldu. En büyük eseri, 14 yıl süreyle başkanlık yaptığı, yıllar boyu bünyesinde top koşturduğu Galatasaray Spor Kulübü, ülkenin ulusal ve uluslararası alanda en başarılı kulübü oldu, kimsenin hayal bile edemeyeceği başarılara ulaştı. Öyle ki, “vişneye çalan koyu kırmızı ile turuncudan iz taşıyan tok sarı” Türk spor tarihini baştan yazdı ve Galatasaray ismini dünyanın her köşesine duyurmayı başardı. İşte bu büyük kulüp, tarihinin en ihtişamlı günlerini, en hüzünlü anlarını; kurucusu Ali Sami Yen’in ismini taşıyan ve sarı kırmızıya gönül vermiş milyonların mabet saydığı o statta yaşadı. Bu yüzdendir ki; Ali Sami Yen Stadı milyonlarca Galatasaraylının ve Türk insanının kalbinde ayrı bir yere sahiptir.

Tarihten Satırlar 1940 yılında Taksim stadının yıkılmasıyla, Galatasaray da diğer Beyoğlu kulüpleri gibi sahasız kaldı. Yeni bir stada olan ihtiyaç, o zamanki adıyla Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün Mecidiyeköy’deki araziyi satın alıp Galatasaray’a kiralamasını sağladı. Stadın yapımına gecikmeli olarak 1943 yılında başlandı. Ekonomik nedenler işin Beden Terbiyesi’ne teslim edilmesine neden oldu ve duraksamalarla devam eden inşaat ancak 1963 yılında tamamlanabildi.

Hüzünler ve Mutluluklar… 20 Aralık 1964’te Bulgaristan ile yapılan özel karşılaşmayla hizmete giren stat, o gün bugündür Galatasaray’ın evi, sarı kırmızıya sevdalı insanların da mabedi oldu. Baba Gündüz ile açtı gözlerini. Metin Oktay’a, Karıncaezmez Şevki’ye, Jupp Derwall’e, Fatih Terim’e Alpaslan Dikmen’e tanık oldu. Real Madrid, Barcelona, AC Milan, Lazio, PSV Eindhoven, Monaco, Glasgow Rangers gibi dünya devi takımların dize geldiği mekan; 14 sene gelmeyen şampiyonluktan sonra, sabır taşına dönmüş 35000’i aşkın insanın mutluluktan ağladığı yer oldu. Öğretici oldu. İlk maçta 3-0 yenilmenin, ikinci maçta turu geçmeye engel olmadığını; bazen en büyük yenilginin, en büyük başarıya giden yolda ilk adım olabileceğini öğretti.Düşünce kalkmayı öğretti. Dünyanın en büyüğüne, hem de iki gol yedikten sonra üç tane birden atmayı; dünyanın en büyüğü olmayı öğretti. Ezeli rakibinden fark yedikten sonra şampiyonluğu onun elinden söküp almayı, 16 dakikanın sanılandan daha uzun bir zaman dilimi olduğunu öğretti. Milyonların gönlünde taht kurdu Yaşadıklarıyla, yaşattıklarıyla; bilerek yol uzatılıp her gün tekrar tekrar görülesi oldu. Ağrı’dan Edirne’ye, Avrupa’dan Amerika’ya her yerden konukları


“Kimse beni burada 25000 kişi olduğuna inandıramaz” diyen Maldini’yi, “Bizde böyle taraftar olsa, karşımızda hiçbir takım duramaz” diyen Edgar Davids’i gördü Ali Sami Yen. Avrupa medyası, ne zaman ondan bahsetse “cehennem” adını kullanır oldu. oldu. Birbirini Galatasaraylı olmaktan öteye tanımayan insanların, uzatmalarda ağlarla buluşan topu gördükleri anda, kardeşlerine sarılırmışçasına birbirlerine sarıldıkları yer oldu. Kralların sarayı oldu. O krallar her gol attığında, binlerin haykırışlarıyla çınlayan duvarları oldu. Hep zaferler görmedi. Yeri geldi, gözyaşı oldu. Yuhlamalar, protestolar, sinir krizleri gördü. Gün oldu, pes etmeyi aklından bile geçirmeyen binlerin önünde; pes etmeyi alışkanlık haline getirmiş futbolcular gördü. Dört sene üst üste şampiyon olmanın, ülkeye en büyük kupaları getirmenin gelecek güzel günleri garanti etmediğini gördü. Ama her umutsuzluk anında, “Galatasaray varsa umut da hep vardır.” diyebilen insanlar gördü. Onu ilk defa görenlere, bu ülkeye ve insanlarına saygı duymayı belki de hiç düşünmemiş kaç kişiye; “saygı” duymayı öğretti. Ne sözler duydu, ne manşetler gördü. “Bu cehennemi seviyorum” diyen Collina’yı, “Kimse beni burda 25000 kişi olduğuna inandıramaz” diyen Maldini’yi, “Biz-

de böyle taraftar olsa, karşımızda hiçbir takım duramaz” diyen Edgar Davids’i gördü. Avrupa medyası, ne zaman ondan bahsetse “cehennem” adını kullanır oldu. Renkten renge girdi. 46 yıl boyu, sarı kırmızıyla hep kol kola oldu. Kimi zaman konfetilerle, bazen de kar yağışıyla beyazların en güzeli oldu. Ne zaman şampiyonluk havasına girse, daha sarı daha kırmızı oldu. Tribünlerinde yıllar boyu bayraklar, flamalar, atkılar dalgalandı; binlerce meşale yakıldı. Duvarlarının gölgesinde metreler boyu pankart boyandı, gişelerinde geceler boyu sabahlandı. İşportacısıyla, simitçisiyle, köftecisiyle sayısız insana ekmek kapısı oldu. O her şeyiyle bir stattan fazlası oldu. Herhangi bir stadyumdan çok daha fazlasını gördü.

Elveda Bu satırların yazıldığı günlerde, ona veda etmiş bulunuyoruz. Ama hiç kolay olmadı onu bırakıp gitmek. Sezonun ilk yarısının tamamına

yayılan bir veda havası, kaybedilen puanlarla daha da kahrolan taraftar, sahada bir türlü direnemeyen Galatasaray; hepsi çok zordu. Veda gününe yaklaştıkça her şeye anlam yüklendi. Bir anda veda etmek en zoruydu çünkü. Son kombine, son lig maçı, son maç, son meşale, son gol ve gözyaşları… İşte o gün, sadece gözyaşları. Sahada yüzlerce kişilik bir gösteri ekibi, hoparlörlerde veda programı, dillerde ona yazılmış birkaç beste ve kalpleri ele geçiren o hain sızı. Bir film repliğiydi aklımda kalan; “Veda etmek, bırakıp gitmek en çok gidene koyar.” Ve bir tribün bestesiydi hissedilen ne varsa hepsine tercüman olan; Ali Sami Yen Stadı Hayatımın tam ortası Nice şampiyonlukların, zaferlerin mekanı… Her köşende bir anım var; Hüzünler ve mutluluklar Gözümde yaş, kalbimde sızı Zaman ayrılık zamanı… n

BAHAR 2011 ATHLETICS 127


ATHLETICS FUTBOL

Pelé’nin Kehanetleri ‘‘Futbolun Kralı’’ Pelé, tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olabilir, ancak konu futbol tahminleri olduğunda istikrarlı bir biçimde yanılmaya devam ediyor. HAZIRLAYAN özge tabak

128 ATHLETICS BAHAR 2011


Pelé 2000 yılından önce Afrika kıtasının bir dünya şampiyonu çıkaracağına inanıyorum demişti,2011 yılında olmamıza rağmen henüz bir Afrika ülkesi çeyrek finalden öteye geçmeyi başaramadı.

E

dison “Edson” Arantes do Nascimento veya herkesin bildiği ismiyle Pelé,1940 yılında Brezilya’da doğmuş ve sonrasında futbol alanında kendisine unutulmayacak bir kariyer yaratmış eski bir futbolcudur. Uzman futbol yorumcuları ve eski futbolcular tarafından tüm zamanların en iyi futbolcularından bir tanesi olarak gösterilmiştir. 1999 yılında IFFHS International Federation of Football History and Statistics tarafından ‘Yüzyılın futbol oyuncusu’ seçilmiştir. Bunun yanı sıra pek çok ülkenin yerel futbol yayınlarında sayısız kez “en iyi futbolcu” ilan edilmiştir. Kariyeri boyunca 541 tanesi lig şampiyonalarında olmak üzere toplam 760 gol kaydetmiştir ve bu sayede “tüm zamanların en çok gol atan ismi” unvanına sahip olmuştur. Toplamda oynadığı 1363 maçta 1281 gole imza atmıştır. Kariyeri boyunca “Futbolun Kralı”, ”Kral Pelé” veya kısaca “Kral” gibi lakaplarla anılmıştır. Brezilya milli takımının tüm zamanlardaki en fazla gol atan ismi olmasının yanı sıra, kariyeri boyunca 3 defa Dünya Kupası kazanan takımda yer almıştır ve 3 adet dünya kupası madalyasına sahip tek futbolcudur. Ülkesi Brezilya’da ulusal bir kahraman olarak görülen Pelé, futbola katkıları ve bu alandaki başarıları sayesinde ülkesinde herkes tarafından tanınan ve sevilen biri haline gelmiştir.

Bunların dışında, ülkesindeki sosyal koşulların iyileştirilmesi amaçlı politikalara verdiği destek ile de adından söz ettiren Pelé, attığı 1000. golünü Brezilya’daki fakir çocuklara adadığını açıklayarak bu konudaki hassasiyetini göstermiş ve kamuoyununun dikkatini sosyal projelere çekmiştir. Kariyeri ve sosyal hayatındaki takdir edilen tüm başarılarına rağmen Pelé, konu futbol tahminleri olduğu zaman başarısızlıklarıyla gündeme gelmekten kurtulamamıştır. Futbol sahasında gösterdiği başarıyı bir türlü oyun dışında gösterememesi ve her tahminin yanlış çıkmasıyla pek çok gazete ve dergi haberine konu olmuştur. Başarılı olacağına kesin gözüyle baktığı futbolcuların ve takımların birer birer başarısızlıkla yüzleşmesi ve kendilerinden hiç beklenmeyen ölçüde kötü performanslar sergilemeleri “Pelé’nin laneti” olduğuna dair esprilere konu olmuştur. Pelé’nin tutmayan kehanetleri:

finale çıktı fakat finalde İtalya’ya mağlup olarak şampiyonayı sonlandırdı.

2006 Dünya Kupası

Pelé 1998 Dünya Kupası’nda İspanya’nın favori olduğunu ve yine Brezilya’nın finalde kazanacağına inandığını belirtmişti.Ama İspanya, Nijerya’ya yenildi, Portekiz ile berabere kaldı ve gruptan çıkmayı bile başaramadı. Ülkesi Brezilya ise finalde Fransa’ya mağlup oldu.

Kendisine 2006 Dünya Kupası’nda son dörde kalma ihtimali en yüksek olan takımlar sorulduğunda Pelé “Brezilya, Arjantin, İngiltere ve Fransa” diye cevap vermişti. Ancak İngiltere, Arjantin ve Brezilya çeyrek finallerde kaybetti. Fransa ise

Çin - 2002 Pelé, Çin’in 2002 Dünya Kupası’nda gruptan çıkacağına inandığını belirtti. Fakat grubu son sırada tamamlayan Çin, gol bile atmayı başaramadı.

Arjantin, Fransa - 2002 Pelé Arjantin ve Fransa’nın finale çıkacağına inandığını söylemişti. Adı geçen iki ülke de gruplarından çıkmayı başaramadı, hatta Fransa tek gol bile atamadan şampiyonadan elendi.

Brezilya - 2002 Pelé’nin tahmini 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın gruptan bile çıkamayacağı şeklindeydi. Ancak Brezilya 2002 yılında dünya şampiyonu olmayı başardı.

İspanya - 1998

BAHAR 2011 ATHLETICS 129


ATHLETICS FUTBOL

Brezilyalı teknik direktör Luiz Felipe : “Pelé’nin futbolla ilgili hiçbir şey bildiğine inanmıyorum. Yaptığı analizlerin her zaman tersi gerçekleşiyor. Eğer futbolda bir başarı, bir unvan elde etmek istiyorsanız, Pelé’yi dinleyin ve söylediklerinin tam tersini uygulayın”

Kolombiya - 1994 Kolombiya’nın Amerika’da oynanan 1994 Dünya Kupasını kazanacağını söylemişti. Kolombiya grup sonuncusu oldu ve evine erken dönmek zorunda kaldı. Hatta bu ağır yenilgi sonrasında, takımın defans oyuncusu Andres Escabar ülkesinde kızgın bir taraftar tarafından vuruldu.

Pelé” olarak adlandırdı. Beklenen çıkışını gerçekleştirmeyi başaramayan Lamptey, kariyeri boyunca PSV, Aston Villa, Coventry, Venezia ve Ankaragücü gibi takımlarda forma giyebildi. Talihsizlikleri özel hayatında da yakasını bırakmadı ve dört çocuğundan iki tanesi doğumlarından kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.

İtalya - 1990

Nicky Barmby

Pelé, 1990 Dünya Kupası’nda turnuvaya ev sahipliği yapan İtalya’yı şampiyonanın favorisi olarak gördüğünü açıklamıştı. İtalya yarı finallerde Arjantin’e yenildi ve İtalya yerine Batı Almanya şampiyonayı galip olarak tamamladı.

Pelé, İngiliz futbolcu Nicky Barmby’nin dünya çapında bir yıldız olacağına inandığını söylemişti. Fakat, Nicky Barmby ortalama bir futbolcu olmanın ötesine geçemedi ve hiç bir dünya kupasında oynama şansı elde edemedi.

Ronaldo

Afrika Şampiyon

Ronaldo 2008 yılının şubat ayında Milan’da forma giyerken sakatlanmıştı. Bunun üzerine Pelé, Ronaldo’nun durumuyla ilgili olarak, bir daha futbol oynayamayacağı ve kariyerinin trajik bir biçimde sonlanacağı tahmininde bulunmuştu. Fakat 2009’un mart ayında Corinthians formasıyla maçlara geri dönen Ronaldo, ilk 14 maçında 10 gol kaydederek Ronaldo’nun bu tahminini de yanlış çıkardı.

Pelé, Afrika kıtasının 2000 yılından önce bir dünya şampiyonu çıkaracağından emin konuşmuştu.2011 yılında olmamıza rağmen henüz bir Afrika ülkesi çeyrek finalden öteye geçmeyi başaramadı. Pelé’nin sürekli olarak yanlış çıkan bu kehanetleri, futbolcu arkadaşlarının ve teknik direktörlerin de onun bu yönüyle ilgili olarak röportaj vermelerine sebep olmuştur. Pelé gibi eski Brezilya milli takım oyuncusu olan Romario, Pelé için “ağzını kapalı tuttuğu zaman Pelé bir şair” diyerek Pelé’nin futbolculuğunu överken yorumculuğunun aynı ölçüde başarılı olamadığını açıkça dile getirmiştir. Brezilyalı teknik direktör Luiz Felipe Scolari ise konuyla

Nii Lamptey – “Yeni Pelé” Pelé, 1991 yılında düzenlenen 17 Yaş Altı Dünya Kupası’ndan Alessandro Del Piero ile birlikte yıldızı parlayan Ganalı futbolcu Nii Lamptey’i kendi tahtına aday gördüğünü söyledi ve “Yeni

130 ATHLETICS BAHAR 2011

ilgili olarak “Pelé’nin futbolla ilgili hiçbir şey bildiğine inanmıyorum. Yaptığı analizlerin her zaman tersi gerçekleşiyor. Eğer futbolda bir başarı, bir unvan elde etmek istiyorsanız, Pelé’yi dinleyin ve söylediklerinin tam tersini uygulayın” demiştir. n


BAHAR 2011 ATHLETICS 131


132 ATHLETICS BAHAR 2011


Athletics 2011 Bahar