Issuu on Google+

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

k amu e mekçileri b ülteni

e-mail: kamuemekcileri@yahoo.com Aylık bülten * Sayı 40 Mayıs 2011

Mart 2008 H Sayı 25 H

12 Haziran seçimleri yaklaşırken düzenin seçim oyunu bir kez daha sahneleniyor...

Çözüm işçilerin ve emekçilerin birleşik-devrimci mücadelesinde! 12 Haziran yaklaşırken her türden ve renkten burjuva düzen partileri emekçilerin karşısına sözde “sosyal” taleplerle çıkmaya başladılar. Oysa onyıllardır bu ülkeyi hep onlar, asalak sermaye sınıfının temsilcileri yönetti. Sağıyla, sözde soluyla, faşist milliyetçisi, islamcısı ve liberaliyle, sermaye düzeninin tüm partileri, sırayla hükümetler kurdular. Ancak bugüne kadar hiçbiri işçi ve emekçilerin sorunlarına çözüm olmadı, olamazlar. Emeğiyle geçinenler açlık, işsizlik ve sefalet batağında debelenirken bir avuç asalak servetine servet, refahına refah kattı. Yabancı sermaye ile birlikte ülkenin temel kaynaklarını ve üretim araçlarını elinde tutan bu asalak takımının serveti büyürken, iç ve dış borç yükü de katbe kat arttı. 9 yılı bulan AKP hükümeti döneminde, tüm cumhuriyet tarihinin en büyük dış borç ödemeleri yapılmış olmasına karşın, dış borç yükü katlanarak 300 milyar dolara dayandı. Devlet bütçesinin önemli bir bölümünü faiz ödemesi olarak yutan iç borçlar ise devasa boyutlara ulaştı. 20 milyon insanımız yoksulluk sınırı altında yaşarken, çalışan her iki kişiden biri sosyal güvenceden tümüyle yoksun durumdadır. Milyonlarca insanımız ise işsizlik batağında debelenmektedir. Kapitalist sömürü düzeni varlığını koruduğu müddetçe, hangi hükümet gelirse gelsin, sandıktan hangi sonuçlar çıkarsa çıksın, bu tablo değişmeyecektir. Türlü renklerle simgelenen düzen partilerinin hepsi de özünde sermayenin politikalarının savunucuları olmakla birlikte, milyonlarca emekçinin desteğini almaya, dolayısıyla demokrasi oyunu oynamaya mecbur oldukları için, sözde emekçilerin taleplerini dile getirmek zorunda kalmaktadırlar. Keza

www.sosyalistkamu.com kamuemekcileri@yahoo.com

MK


2 - www.sosyalistkamu.com

yıllardır seçim süreçlerinde emekçi kitleleri boş vaatlerle oyalayarak kandırmaktadırlar. Sanki mevcut iktidar ilişkileri alt üst olmuş, sömürücü egemenlerin düzeni tümden yıkılmış, yerine işçi ve emekçilerin iktidarı kurulmuş gibi parlamentoyu çözüm yolu olarak göstermektedirler. Burjuvazinin parlamentosu özünde sermaye iktidarını emekçi kitlelerin gözünde meşrulaştırmaya, onların desteğini almaya yarayan bir kurumdur. Biz biliyoruz ki birçok yasa parlamentodan önce TÜSİAD, MÜSİAD gibi sermaye temsilcileri tarafından hazırlanmakta, İMF, Dünya Bankası gibi emperyalist kurumlar tarafından dayatılmakta ve yasalaşmaktadır. Burjuva düzen partileri ve parlamentosu işçi ve emekçilerin sorunlarının çözüldüğü yerler değildir. Burjuvazinin parlamentosu emekçi kitleler üzerinde her geçen gün artan sömürünün perdelendiği önemli bir silahtır. Sermaye sınıfı bu yolla sömürü koşullarını meşrulaştırmakta ve sömürücü düzenini çok zorlanmadan ayakta tutabilmektedir. Sermayenin parlamentosunun sınıfsal niteliğine bakıldığında dahi bu gerçek tüm çıplaklığıyla görülebilmektedir. Sermayenin meclisinde patronlar, tefeciler, tüccarlar ve onların temsilcileri, yeminli uşakları vardır. Burjuva parlamentosu öyle yasaları onaylamaktadır ki, bu yasalar hep işçi ve emekçilerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmaya yöneliktir. SSGSS yasası, bölgesel asgari ücret uygulaması, esnek ve güvencesiz çalışmaya yönelik düzenlemeler vb. hep burjuvazinin parlamentosunda kabul edilmiştir. Özcesi, sermayenin vekilleri de nerede durduklarının, hangi sınıfa ait olduklarının bilincindedirler ve buna göre hareket etmektedirler. Burjuva parlamentosu öyle oluşturulmaktadır ki, bir işçi ya da emekçinin aday olabilmesi için dahi onbinlerce lirayı bulan paralar ödemesi gerekir. İşçi ve emekçilerin aday olmasının önü baştan kesilmiştir. Düzen partilerinde aday adayı olabilmek için dahi en az 3 bin lira haraç yatırmak gerekmektedir. Bağımsız adaylık ise işçi ve emekçiler için tümden imkansız hale getirilmektedir. İşçi ve emekçiler bunun için 7 bin 734 lira devlete haraç ödemek zorundadır. Bu haliyle emekçi kitleler için burjuvazinin anayasasında yazılı olan seçme ve seçilme hakkı da göstermelik bir ibareden başka bir şey değildir. Yüzde on seçim barajı da benzer bir mantığın ürünüdür. Sermayenin işçi ve emekçileri yanıltma yollarından biri de sendika ağalarını aday listelerinden göstermektir. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin istifa edip CHP gibi sermaye devletinin kurucusu olan bir partiden

aday adayı olması emekçi kitleleri aldatmaya yöneliktir. Bu tutumun kendisi, emekçi kitlelere çözüm yolu olarak en has sermaye partilerinden biri olan CHP’yi, dolayısıyla burjuvazinin parlamentosunu sunmaktır. Rıdvan Budak, Bayram Meral ve daha birçok sendika ağası gibi o da benzer bir yoldan geçerek sermaye sınıfına hizmet etmeye devam etmektedir. Reformist-liberal sol parti ve çevreler ise, sermayenin seçim oyunu karşısında “halkın adayları”nı meclise göndermek iddiasıyla girmekte, seçimleri ve parlamentoyu çözüm olarak sunmakta, böylece emekçi kitleler içerisinde boş hayaller yaymaktadırlar. Bir emek örgütü olan KESK’in seçimlerdeki tutumu, emekçilere hak ve özgürlükler mücadelesini göstermek olmalıdır. Torba yasa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki değişiklik tasarısı, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda yapılmak istenen değişiklikler ve daha birçok saldırı emekçilerin kazanımlarını tehdit etmektedir. İşte böylesi bir dönemde KESK, üyelerine bu sorunlar karşısında çözüm yeri olarak parlamentoyu değil örgütlülüğü ve mücadele alanlarını göstermelidir. KESK, üyesi olduğu binlerce kamu emekçisini sermayenin saldırılarına ve yasalarına karşı mücadeleye hazırlamalı, uzun soluklu grev eksenli bir mücadele programı ile alanlarda yerini almalıdır. Sosyalist Kamu Emekçileri

KESK'ten 4/C kararına tepki KESK, Anayasanın “kamu hizmetlerinin yürütülmesinde süreklilik ve düzenlilik esas tır” hükmüne rağmen 44 bin 4-C’liyi mağdur ederek “4-C Anayasaya uygundur” kararını veren yarg ıyı eleştirdi. KESK MYK tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “12 Eylül referandumu sonrası mahkemenin yeniden yapılandırılması, AKP ’nin yeni üyeleri atmasından sonra oluşan yeni yapı sıyla ret kararını alması manidardır. Geçen hafta rapo rtör ilk sinyali vermiş, 4/C ile istihdam edilmenin anayasaya aykırı olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. Yani Anayasa Mahkemesinin aldığı karar bizi şaşırtmadı, perşembenin gelişi çarşambadan zaten bell iydi.” Açıklamada “Anayasanın ‘kamu hizmetler inin yürütülmesinde süreklilik ve düzenlilik esas tır’ hükmüne rağmen 44 bin 4-C’liyi mağdur ederek ‘4-C Anayasaya uygundur’ kararını bu kadar kola y verebilen yüksek yargının, gelecekte benz er davalarda da hükümetin doğrudan direktiflerine uyg un kararlar vermesi şaşırtıcı olmayacaktır” denildi.


www.sosyalistkamu.com - 3

Kamu emekçileri hareketinin geleceği KESK ve sarı sendikalar

KESK, kamu emekçilerinin dişe diş mücadelesiyle bedeller ödenerek kuruldu. Fiili meşru mücadele anlayışıyla sokaklarda kurulan KESK, kamu emekçilerinin bizzat kendi eseridir. Kamu emekçileri hareketinin gelişip güçlenmesini dizginleyemeyen sermaye iktidarı, bizim “sahte sendika yasası” dediğimiz 4688 sayılı yasayla, grev ve toplusözleşme hakkı olmaksızın sendika kurma hakkını tanıdı (!). Böylece yasa öncesinde daha özgürce ve emekçilerin örgütlü gücüne yaslanarak varlığını sürdüren KESK ve bağlı sendikalar yasa cenderesi altına alındı. Yasa ile KESK’i cendere altına alan sermaye iktidarı, kendi güdümünde kurdurmuş olduğu sendikalara ise bizzat bu yasa ile “meşruiyet” kazandırmış oldu. Yasa öncesinde kamu emekçilerinin tek meşru örgütü KESK iken, sermayenin, düzen partilerinin ve devlet kurumlarının olanakları ile büyütülen güdümlü sendikalar toplu görüşme oyununun muhatapları haline getirildi. Bu sendikalar eliyle kamu emekçileri, toplu görüşme oyununun seyircileri haline getirilerek sahalardan tribünlere taşındı. Böylece kamu emekçilerinin birliği bölünerek saldırıları göğüsleme ve hak elde etme olanakları zayıflatılmış oldu ve “mücadelenin” yerini “müzakere” aldı. Kamu-Sen’in 2008 yılında yaşanan kapitalist krize karşı sunduğu öneriler, bu sendikanın “mücadeleci (!)” pratiğini anlatmak için yeterlidir. Kamu-Sen’in o

yıllarda kamuoyuna sunduğu “Krize Karşı Önlem Paketi” krizin tüm yükünü emekçilerin üstüne yıkıyordu. Sanki krizin sorumlusu emekçilermiş gibi, yükünü de onların çekmesini istemek nasıl bir sendikacılık anlayışının önerisi ve göstergesi olabilir? Kamu-Sen, krize karşı sunduğu pakette emekçileri “tasarruflu ampul” kullanmaya, yerli malı ürünler tüketmeye çağırmıştı. Aynı sendika, torba yasa gibi bir yasaya karşı göstermelik eylemleri bir yana bırakırsak, hareketsiz ve suskun kaldı. Yasa meclisten geçerken bir iki bürokratla yapılan basın açıklamaları ile koca saldırı maddeleri geçiştirildi. Onlar meclis koridorlarında bürokratlarla kulisler yaparken, KESK, DİSK ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin çağrısı ile Ankara’da toplanan binlerce işçi ve emekçi, polisin coplu-biber gazlı saldırılarına maruz kalıyordu. AKP eliyle palazlandırılan Memur Sen ise hükümet sözcüsü gibi torba yasanın arkasında duruyordu. Memur Sen, torba yasa ile ilgili çıkardığı broşürde de tıpkı yasayı yapan sermaye hükümeti gibi yasanın getirilerini sayıp dökmektedir. Torba yasanın emekçilere ne gibi saldırılar taşıdığı açıktır. Bu yasa, kamu emekçilerinin iş güvencesini tehdit eden, esnek ve güvencesiz çalışmayı dayatan maddelerle doludur. Yasaya göstermelik konulan 1-2 madde de bu saldırıların üstünü perdelemekten öte hiçbir anlam ifade etmemektedir. Memur Sen, dönemin dinsel gericiliğinin odağı olan Refah Partisinin bürolarında kuruldu. Memur Sen de sermaye tarafından başarıyla kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediliyor. Kamu Sen ırkçı-şoven duyguları kullanarak kamu emekçileri mücadelesini sekteye uğratırken, Memur Sen de dinsel söylemi ve kurulan dinci, gerici hükümetlerin gücünü kullanarak


4 - www.sosyalistkamu.com

mücadeleyi sekteye uğratmaktadır. Memur Sen’in en önemli özelliği; üyelerini, mevcut iktidarın olanaklarını kullanarak tayin, torpil, görevde yükselme vb. gibi vaatlerle avutması, bu işleri başarı ile organize etmesidir. Bu aynı pratik daha önce yıllarca Kamu Sen tarafından başarıyla yerine getirilmiştir. Memur Sen de sendikacılığın içini boşaltmak adına Kamu Sen’den aşağı kalır uygulamalara imza atmamıştır. Sözgelimi, üyelerine çanta dağıtmak, 25 bin TL’lik hayat sigortası yaptırmak, alışverişlerde indirim sağlamak, tatil köylerinde organizasyonlar ayarlamak, belli mağazalardan ve markalardan üyelerine indirim kuponları dağıtmak gibi sendikacılık tarihine “altın harflerle(!)” geçen uygulamalara imza atmaktadır. Yani Memur Sen yöneticileri, kendilerini bir dükkan sahibi yerine koyuyor; üyelerini de müşteri gibi değerlendiriyorlar. Henüz üye olmamış kamu emekçilerini de dükkanına bağlamak için vaatlerde bulunuyorlar. “Sendikacılık” dışında üyelerine birçok “hizmeti” sunan ve bu yarışta birbirlerine toz kondurmayan bu ”sendikalar”, üyelerinin iş güvenceleri başta olma üzere özlük, ekonomik, sosyal ve siyasal hakları tırpanlanırken seslerini çıkartmıyorlar. Her iki sendikanın da kılları dahi kıpırdamıyor. Son birkaç aydır süren sağlık emekçilerinin mücadelesinin hiçbir yerinde olmadıkları gibi, 19-20 Nisan tarihlerinde yapılan iki günlük grevde de adları geçmiyordu bu sendikaların. Memur Sen’in toplu görüşme süreçlerinde izlediği çizgi ise evlere şenliktir. Emekçiler için yüzdelik artışlara imza atan Memur Sen, bunu kazanım olarak anlatma yüzsüzlüğünü bile göstermiştir. Yine aynı “sendika”, olağan kongresinde sermayenin temsilcisi bir başbakanı konuşturmuştur. Kongrede konuşan başbakan, referandum sürecindeki bu sendikanın “evet”çi tutumunu göklere çıkarmıştır. Başbakan konuşmasının devamında, Memur Sen’in “sendikal mücadelede yeni bir damar” açtığını, bu damarın “hâlâ soğuk savaş ikliminden çıkamamış, eylemleri ve kavramları geçmiş yüzyılda kalan, ideolojik sendikal anlayışlara karşı en güzel cevap” olduğunu iddia edebilmiştir. Başbakan aynı konuşmada grev yapmayı bir hak değil, “kırmak, dökmek” gibi eylemlerle bir tutarak da aslında bu örgütün emek mücadelesinde hiçbir anlam ifade etmediğini ilan etmiştir. Düşünün ki emek mücadelesinde önemli bir yer tuttuğunu iddia eden bir sendikanın kürsülerinden emekçilerin baskı ve

sömürüye karşı etkili silahlarından biri boşa düşürülüyor, adına sendika diyen bu örgüt de bu açıklamaları ayakta alkışlıyor! Memur Sen’in sendikacılık anlayışının en kristalize örneği yakın dönemde İzmir’de karşımıza çıkmıştır. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Memur Sen’e bağlı Sağlık-Sen işyeri temsilcisi, 25 Kasım 2009 grevine katılan SES işyeri temsilcilerini, “memuriyeti suistimal” ve “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla savcılığa şikâyet etmiştir. Düşünün ki bir sendika kamu hastanelerindeki özelleştirmelere karşı, “sağlıkta taşeron ölüm demektir”, “parasız ve nitelikli sağlık hizmeti” talepleri ile alanlara çıkarken diğer bir “sendika(!)” da bu pratiği baltalayan bir saldırı sergiliyor. Demek ki Sağlık-Sen, sağlığın paralı ve niteliksiz, çalışanların da iş güvencesiz ve taşeron çalışmasını istiyor. KESK, kamu emekçileri mücadelesinde önemli bir kilometre taşıdır. Sermaye iktidarının tüm saldırılarına karşı kamu emekçilerinin ödedikleri bedellerle kurulan KESK, her ne kadar zaman içerisinde mücadeleden belli oranda geri düşse de, içinde kıvılcımlar barındıran tek konfederasyondur. Kamu emekçileri KESK’e bağlı sendikaların çatısı altında birleşmeli, sermayenin tasfiye saldırılarına karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmelidirler. Sosyalist Kamu Emekçileri / Manisa


www.sosyalistkamu.com - 5

Eleme sınavları kaldırılsın! Sınavsız-sömürüsüz-parasız eğitim!

27 Mart’ta yapılan Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’nın sonuçları açıklandı. 1.7 milyon gençten baraj puanını aşamayanların umutları bir sonraki yıla ertelendi. “Yeterli” puanı alanlar ise baştan kaybedilmiş bir yarışta yollarına devam etme hakkı kazandılar. Şifre skandalı tartışmaları hala devam ederken sınav sonuçları da yeni iddiaları beraberinde getirdi. 38 bin 269 genç sıfır puan aldı. Eğitim sisteminin sözde eşitliği, olanaksızlıkları ile daha ilköğretim sıralarında bozulan Hakkari, Şırnak ve Ardahan eleme sınavından tam not alamadı. Bu iller en “başarısız” iller olarak açıklandı. Yıllardır bir milyonu aşkın genci geleceksizliğe mahkum eden, umutlarını, hayallerini çalan eleme sınavı, öğrencilerin can pazarına dönüştü. Manisa’da Ebru Yaşar adlı öğrenci ÖSYM’nin sınav sonucunu yanlış açklaması sonucunda astım krizine girdi. Bursa’da ise lösemi tedavisi gören Ece Akyüz adlı öğrenci yine ÖSYM’nin puanını yanlış açıklaması nedeniyle sinir krizi geçirdi. Kocaeli’nin Körfez ilçesinde bir genç kız, özel bir dershanenin camından atlayarak intihar girişiminde bulundu. Genç kız ağır yaralandı ve vücudunda kırıklar oluştu.... Bir de “şifrelerin, kopyaların” bedelini canları ile ödeyenler oldu. Nevşehir’de şifre iddialarının yaşandığı günlerde İsmail Paslanmaz isimli genç ve sınavın açılanmasından sonra Mersinli Sıdıka Soydan pencerenin parmaklıklarına kendini asarak intihar etti. Tüm bu yaşananların sorumluları ise TV karşısında

arsızca kendilerini aklama açıklamaları yaptılar.

Şifrelenmiş gelecek vaatleri... Artık gençlerimiz için ölüm kalım savaşına dönüştürülen eleme sınavları; KPSS’de yaşanan kopya skandalı, YGS’de şifrelenip dağıtılan sorular ve son olarak ALES üzerinden gelişen iddialar ile geçerlilik ve güvenirliliğini tamamen kaybetmiştir. İlk olarak 10 Temmuz 2010’da yapılan KPSS sınavı ile ortaya çıkan kopya iddiaları yaklaşık 10 yıldır soruların önceden belirlenmiş öğrencilere dağıtıldığı gerçeğini açığa çıkarmıştı. Soruların mail yoluyla binlerce kişiye ulaştırılıp 120 kişi tam puan almasıyla ayyuka çıkan pervasızlık, 400 bin işsiz öğretmenin yılardır boş umutlarla oyalandığını kanıtlamıştı. İlk günlerde MEB ve YÖK suç çetesi tarafından üzeri örtülmeye çalışılsa da artan tepkiler yüzünden kopya kabullenilmiş ve ÖSYM’de istifalar olmuş, sınav iptal edilmişti. Ancak KPSS’nin iptali ile yine faturayı ödeyenler güvencesiz çalışmaya ve işsizliğe mahkum edilen öğretmenler olmuştu. Aralarına ÖSYM’nin de katıldığı suç şebekesi ALES ve YGS’de de gençlerin geleceklerini karartmaya devam ettiler. 27 Mart’ta bir milyonu aşkın öğrenci yaşamlarını 3 saate sığdırılmış bir sınavda ter döktüler. Sınavdan kısa bir süre sonra Artvin’de yaşayan Avukat Ayla Varan ve özel bir dershane öğretmeni Fahri Akyüz aldıkları kopya duyumlarının


6 - www.sosyalistkamu.com

üzerine soruları inceleyerek şifre skandalını ortaya çıkardılar. Skandalın kamoyuna yansımasından hemen sonra liseliler alanlara çıktı. Umut tacirlerinden hesap sordular. Her yerelden “YGS, LGS kaldırılsın. Sınavsız üniversite, eşit, parasız eğitim istiyoruz” sloganları yükseldi. Liseli gençlik, biriken öfkesini, “Eşit, Parasız, Bilimsel, Anadilde Eğitim” talebini sokaklara taşıdı. Başta şifrelemeyi yalanlayanlar ise; gençlerin gelecekleri üzerinden oynadıkları oyunları başka başka yalanlarla süsleyen yeni açıklamalar yapmak zorunda kaldılar. ÖSYM Başkanı Ali Demir’in içinde bulunduğu durumu açıklamakta güçlük çekmesi üzerine; her olayda söyleyecek bir sözü olan

Erdoğan, YGS mağduru gençlere şifre tavsiyelerinde bulundu. “Gençlerimiz rahat olsunlar, müsterih olsunlar, gönül rahatlığı içinde ikinci sınava hazırlansınlar. Ben ÖSYM’nin yaptığı açıklamalardan tatmin oldum.” diyerek suç ortaklarını savundu. Tıpkı KPSS kepazeliğinde Ünal Yarımağan’ın iptal edilen sınavın güvenirliliği konusundaki net söylemleri gibi... Erdoğan, aymazlığını daha da arttırarak liseli gençliğin YGS karşıtı eylemlerini provakatörlük olarak nitelendirdi. “Gençlerin hissiyatını malzeme haline getirmek açık söylüyorum ahlaksızlıktır. Taksim’de bin kişiyi yürütmek problem değil. Biz de kalkarız onların karşısına 10 bin tane genci koyarız. Ama biz gerilimden yana değiliz” açıklaması ile şifre skandalı ile ayyuka çıkan kendi ahlaksızlıklarını liseli gençliğe yüklemeye çalıştı. Sınavın incelenmesinin savcılığa devredilmesinden sonra şifre skandalının tüm sorumluları gençliğin geleceğini “yüce Türk adaleti”nin eline teslim etti. Liselilerin yılan hikayesine dönen sınavın akıbetini öğrenmek için bekleyişleri bir ayı aşkın sürdü. Bu süreçte liselilerin öfkesini dindirmek adına umut tacirleri bir dizi çabaya girişti. KPSS’de yaşanan kopya skandalına rağmen soruların basılmasında ısrar edilen Meteksan A.Ş’nin bile sürece

dair söyleyecek sözü oldu. Kendi şirketi ve kopya şebekesinin masumiyetini kanıtlamak için kurumsal olarak hiçbir yetkisi olmayan Meteksan A.Ş dürüstlüğünü iddia eden bir açıklama yaptı. ÖSYM, YGS’ye giren öğrencilere mektup göndererek hem öğrencilere nasihatler verdi hem de alanlara çıkıp hesap soran gençlere tehditlerde bulundu. Şifrelemenin yanlışlıkla olduğunun vurgulandığı mektupta “Değerli öğrenciler, ÖSYM size hak ve adalet ölçülerinde modern çağın imkanlarını kullanarak bir sınav hazırlamış, yürütmüş ve değerlendirmelerini tamamlamıştır. Tüm bu süreçte sizleri rahatsız edecek hiçbir oluşum söz konusu değildir. Son günlerde sizlerin heyecan ve duyarlılığınızı harekete geçirmek üzere oluşturulan senaryoların hiçbir dayanağı yoktur.” denilerek YGS karşıtı eylemleri ve 15 Nisan okul boykotunu karalamaya çalıştı. Ayrıca ÖSYM Başakanı Ali Demir kendini aklama gezileri yaparak çeşitli gazetelerle basın toplantıları gerçekleştirdi. Sınav çetesi tehdit ve inkar politikasını sadece gençlere değil; olayı ortaya çıkaran Avukat Ayla Varan’a da uyguladı. Şifre skandalını ortaya çıkaran Avukat Ayla Varan, olayın gündeme gelmesinin ardından telefonla tehditler aldığını anlatırken, “Olay ortaya çıkınca telefonla arayan bazı kişiler küfürler savurdu, bu işle uğraşmamamızı istedi, sonumuzun iyi olmayacağını söyledi. Bu tehditler bir süre sürdü. Ancak ben ve eşim bu tehditleri ciddiye almadık.” dedi. Avukat ve eşine yönelik tehditler, eleme sınavlarında eşitlik ilkesine göre davrandıklarını iddia edenlerin tezgahlarının ortaya çıkmasından duydukları rahatsızlığın ve samimiyetsizliklerinin tescillenmesidir.

Gençliğin “sınavsız ve sömürüsüz eğitim” talebi ve sendikalar Gençlik YGS karşıtı tüm eylemlerde çürümüş eğitim ve sınav sisteminin ağır faturasını bu kez ödemeyeceklerini haykırdı. Zincirleme, kalem kırma gibi birçok eylemle süreç işletildi. 15 Nisan’da tüm lise ve dengi okullarda boykot kararı alındı. Erdoğan ve Ali Demir’in provakatörlük demogojileri sökmeyince okul idareleri tarafından zorlamalar başladı. Boykot günü öğrencilerin üzerine okul kapıları kilitlendi. Öğrenciler ikna edilmeye çalışıldı. Bazı liselerde okul idareleri daha da ileri giderek öğrencilere tehditler savurdu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen liseliler 15 Nisan’da kararlılıklarını alanlarda gösterdiler. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve birçok ilde binlerce öğrenci sokaklara


www.sosyalistkamu.com - 7

döküldü. “Parasız ve sınavsız üniversite” talebi mücadele alanlarında yükseltildi. Gençler alanlarda geleceğine sahip çıkarken; eğitim sendikalarından Eğitim Sen dışındaki sendikalar suskunluğunu bozmadı. Eğitim sistemindeki bozuklukları kendi çıkarları için dillerine pelesenk edenler, sınav sisteminin mağduru öğrencileri alanlarda yalnız bıraktılar. Eğitim Sen ise YGS karşıtı eylemler örgütledi ve boykota destek verdi. Ancak sürecin örgütlenmesinde ve gençliğe yönelik karalama ve tehditlerin karşısında durulması konusunda eğitim sendikaları sınıfta kaldı. Daha yaygın ve güçlü eylem ve etkinlikler örgütlenmedi. Sorun sadece YGS’ye giren öğrencilerin üzerine yıkıldı. Yıllardır sendikaların da söylemi olan sınav ve eğitim sisteminin adaletsizliğine karşı öğrencilerin okul boykotu, öğretmenleri de bağlayan, yaygın çalışmasının yapıldığı bir hale büründürülmemesi sürece sığ bakışın bir ürünüdür. Öğrenci, öğretmen ve velilerin aktif katılımı ile sürecin işletilmesi hala bir görev olarak sendikaların önünde durmaktadır.

BES'lilere müdür emriyle saldırı

Sosyal güvenlik emekçilerinin sorun ve taleplerini dile getirmek üzere 5 Mayıs Perşembe günü BES İstanbul 3 Nolu Şube tarafından Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında gergin anlar yaşandı. Kadıköy SGM önünde toplanan BES üyeleri, Kadıköy SGM Müdürü Mahmut Kotan’ın keyfi müdahaleleri ile karşılaştı. Basın açıklaması henüz başlamamışken ÖGB bir televizyon kanalı tarafından görüntü alınmak istenmesinı engellemeye çalıştı. Yaşanan tartışmalar sonunda BES’liler giriş kapısı önüne doğru ilerlerken, Kanal B kameramanı giriş kapısı dışından görüntü almaya başladı. Basın açıklaması başladığında ise ikinci kez müdahale gerçekleşti. Açıklamanın yapıldığı alana gelen Kadıköy SGM Müdürü Mahmut Kotan özel güvenlik birimlerine “kurum dışından gelenlerin çıkarılması” yönünde talimat verdi. Sendika şube yöneticileri ve üyelerin “biz bu kurumda örgütlü sendikayız” tepkisi ile karşılaşan Kotan, bunu da başaramayınca Şube Başkanı Ya şifrelenmiş bir gelecek ya mücadele Ahmet Acar’ın basın açıklamasını okuduğu sırada polis şefi edasıyla ÖGB'ye “engelleme-dağıtma” talimatı İlköğretime başladığı günden itibaren iyi bir gelecek yalanları ile kandırılan, bireysellik ve rekabete zorlanan verdi. Bunun üzerine özel güvenlik ile BES üyeleri arasında gerilim yaşandı. Baskılar karşısında taviz öğrencilere sunulan tek seçeneğin hayal kırıklığı ve vermeyen BES üyeleri, yaşanan arbede sonrasında basın işsizlik olduğu, son bir yılda eleme sınavlarında açıklamalarını gerçekleştirdiler. yaşanan skandallarla açıkça gün yüzüne çıkmıştır. Basın açıklaması BES İstanbul 3 Nolu Şube Başkanı YGS, LYS, KPSS....ve gençlerin emeklerini hiçe sayan, Ahmet Acar tarafından okundu. hayatla ölüm arasında pazarlığa zorlayan daha nice Acar, SGK çalışanlarına ek ödeme aldığı gerekçesi ile eleme sınavı, işçi ve emekçiler ve çocuklarına yüzdelik zamlar dışında ek ödeme artışı ve ücret güvenceli ve özgür bir yarınlar değil, yalan, soygun ve iyileştirmesi yapılmadığına dikkat çekti. Bunun sonunda okul ve iş kapılarının kapandığı bir gelecek sunuyor. Milyonlarca işçi-emekçi çocuğu ya ilköğretim maaşların erimesine ve yoksulluk sınırının altında kalmasına yol açtığını belirtti. sıralarında temel hakkı olan eğitim hakkından yoksun 6111 sayılı yasa ile düzenlenen vergi ve prim afları bırakılıyor ya da lise ve üniversiden mezun olup çerçevesinde, Vergi Daireleri ve Sosyal Güvenlik işsizliğe mahkum ediliyor. Her yıl sınav sömürüsüne Kurumlarında iş yükünün arttığını hatırlatan Acar, bu onlarca genç hayat kurban veriliyor. Artık her evde süreç boyunca sosyal güvenlik kurumlarında hafta eleme sınavlarından dolayı psikolojik yıkım yaşayan sonları da dahil olmak üzere zorunlu fazla mesai bir genç bulunuyor. Çaresizlik içinde her yıl unutların uygulaması getirildiğini belirtti. Katılmayan personele ötelenmesinin çözüm olmadığı ortadadır. Parasız, disiplin soruşturmaları açıldığını ifade etti. Bilimsel, Demokratik, Bilimsel, Anadilde Eğitim için Açıklama sonrasında Kotan’ın daveti üzerine bir mücadele onlarca sınava karşı tek seçenek olmalıdır. kısım Şube Yönetim Kurulu üyesi ve sendika temsilcisi Bu talepler için öğrenci, öğretmen, veli ve sendikalar ile Kotan arasında bir görüşme yapıldı. Kotan’ın yaşanan birleşik-örgütlü mücadele ekseninde harekete olayları acemilikle açıkladığı ve özür dilediği öğrenildi. geçmelidir. Sosyalist Kamu Emekçileri / İstanbul Sosyalist Kamu Emekçileri / Gebze


8 - www.sosyalistkamu.com

Egitimde soygun düzeni, TKY ve Okul Aile Birlikleri Eğitimin paralı hale gelmesi her geçen yıl yeni boyutlar kazanarak devam etmektedir. Anayasa’da eğitimin parasız olduğu açıkça belirtilmesine rağmen, okullarda para toplama işi kurumsallaşarak devam etmektedir. Okula ilk kaydolan ya da başka bir okuldan nakil gelen öğrencilerden “bağış” adı altında alınan, yer yer çok yüksek miktarlara varan kayıt parasını bir kenara bırakırsak, çoğu eğitim kurumunda aylık ve düzenli olarak “eğitime katkı payı” adı altında para toplanmaktadır. Bu para toplama işi, önceleri “okulu güzelleştirme”, “okul koruma” vb. adlar altında kurulan dernekler aracılığı ile gerçekleştirilmekteydi. Koruma derneklerinin kapatılmasından sonra ise hem “okul aile birlikleri” aracılığıyla “velilerle iş birliği içinde(!) “ hem okul yönetimlerinden oluşan kurumlar aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Olayın bir diğer boyutu ise Toplam Kalite Yönetimi (TKY) adı altında eğitim emekçilerinin bu sürece ortak edilmesidir. Eğitim kurumlarında okul idaresi ve öğretmenlerden oluşan TKY ekibi “çevre olanaklarını” araştırarak okula “kaynak yaratmakta” ve böylece okuldaki “eğitimin kalitesini artırmaya” yönelik “projeler(!)” hazırlamaktadır. Bu “olanaklar” genellikle maddi durumu görece daha iyi olan “hayırsever velilerden” sağlanmaktadır. Bu durum her şeyden önce neo-liberal politikaların ve “kemer sıkma” politikalarının bir sonucudur. Devlet neo-liberal politikalar gereği eğitim kurumlarının maddi ihtiyaçlarının büyük çoğunluğunu karşılamamakta, bu görevi yönetmeliklerle kurulan okul TKY ekibi ve okul aile bilirliklerine havale etmektedir. Eğitim kurumunda çocuğu okuyan çoğu kişi, eğitim kurumlarında toplanan paralara hem çocuğunun daha nitelikli eğitim göreceğini düşündüğü için hem de çocuğunun “zor durumda kalmaması” için vermektedir. Eğitim kurumlarında para toplamak zorunda kalan eğitim emekçilerinin öğrencileri üzerindeki saygınlığı zedelendiği gibi öğrenci aileleriyle de karşı karşıya gelmektedir. Bir eğitim emekçisinin öğrencilerinden para toplaması mesleki etik değerlerde de bir erozyona neden olmaktadır. Eğitim kurumlarının maddi ihtiyaçlarının “TKY”,

“Okul Aile Birlikleri” vb. adlar altında doğrudan toplumun sırtına yüklenmesi hem toplumsal farklılaşmayı ortaya çıkarmakta hem de derinleştirmektedir. Emekçi çocukları, emekçi semtlerinde ve kırsalda çok kalabalık sınıflarda ve sağlıksız koşullarda en temel eğitim araçlarından dahi yoksun olarak eğitim görmektedirler. Bu ailelerin, çocuklarının okuduğu eğitim kurumlarını doğaldır ki zengin semtleri ya da burjuva ailelerinin daha yoğunlukta olduğu semtlerdeki eğitim kurumları gibi yüksek maliyetli eğitim araçlarıyla donatmaları mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda toplumsal eşitsizlik, gittikçe farklılaşan eğitim kurumları üzerinden de kendini ortaya koymaktadır. Bir tarafta -Okul Aile Birliği ve TKY tarafından sağlananen ideal koşullara ve en yeni teknolojilere sahip eğitim kurumlarında eğitim gören burjuva aile çocukları, diğer tarafta -Okul Aile Birliği ve TKY tarafından doğal olarak sağlanamayan- her türlü kötü koşulda ve olanaksızlıklar içinde okumaya çalışan emekçi aile çocukları yer almaktadır. Bir kez yaşam standartları ve yetişme koşulları bakımından kıyaslanamayacak ölçüde farklılaşan emekçi aile çocukları ile burjuva aile çocukları, eğitim kurumları üzerinden de kıyaslanamayacak ölçüde farklılaşmaktadırlar. Daha okul öncesi eğitim sırasında ortaya çıkan bu farklılaşma boyutlanarak üniversite kapılarına kadar dayanmaktadır.


www.sosyalistkamu.com - 9

Eğitim sendikalarının TKY ve Okul Aile Birlikleri aracılığı ile eğitim kurumlarında para toplanmasına ( ki 7-8 yıl öncesine kadar belli ölçülerde tepki gösteriyorlardı) tepki göstermemeleri -Türk Eğitim Sen ve Eğitim Bir Sen’in bu konuda tepki göstermesi beklenemez, tepki gösterseler dahi bu popülist bir çıkıştan öteye gitmez- bu durumun sendikalar cephesinde de kanıksandığını ortaya koymaktadır. Eğitim Sen TKY ve okul aile birlikleri üzerinden

yapacağı teşhirle ve bu konuda gerçekleştireceği güçlü bir kampanyayla hem çocukları okullarda okuyan emekçi ailelerinin desteğini kazanacak hem de daha geniş kesimler üzerinde etki yaratma olanağı yakalayacaktır. Eğitim Sen eğer parasız eğitimi en temel taleplerinden biri olarak ortaya koyuyorsa TKY ve okul aile birliklerine son verilmesini de en temel talepleri içerisine almalıdır. Eğitim Sen üyesi bir eğitim emekçisi

Anadolu Üniversitesi’nde mobbing ve sürgün Anadolu Üniversitesi (AÜ) Yabancı Diller Yüksek Okulu(YDYO)’nda iki öğretim elemanı Kıbrıs’taki Açık Öğretim Fakültesi Bürosuna sürgün edildi. Konuyla ilgili YDYO önünde basın açıklaması yapan Eğitim Sen üyesi eğitim emekçileri, sürgünlerin geri çekilmesini istedi. Eğitim Sen adına basın metnini okuyan Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı, Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Handan Yavuz’un uygulamalarının binlerce öğrenciyi, yüzden fazla eğitim emekçisini mağdur ettiğini dile getirdi. Eğitimle ilgili aksaklıkları dile getiren ve çözüm önerileri sunan öğretim elemanlarına YDYO Müdürü Prof. Dr. Handan Yavuz tarafından, 2010 yaz ayında görev tanımına uymayan ve yapılması mümkün olmayan cezalandırma ve sindirme amacı taşıyan görevler verildiğini iddia eden Şanlı, bu görevlendirmelerin ise öğretim elemanları tarafından yargıya taşındığına dikkat çekti.

‘Bunun adı sürgündür’ İdari mahkemelerce görevin iptaline dair kararların verildiğini hatırlatan Şanlı, buna rağmen ‘mobbing’in (psikolojik yıldırma) bitmediğini ve bu kişilerin başka fakültelerde görevlendirildiğini açıkladı. Şanlı sözlerini şöyle sürdürdü: “Dahası öğretim üyelerimiz Müge Kanatlar ve Hülya İpek, Müdürü Handan Yavuz tarafından maruz kaldıkları itham ve hakaretlere istinaden açmış oldukları hukuki süreç devam ederken ve mahkeme Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nden konu hakkında soruşturma açmasını talep etmişken, Rektörlük üyelerimizi Kıbrıs AÖF bürosuna görevlendirmiş, yüksekokul ile ilişkileri kesilmiştir. Bu kabul edilemez uygulamanın adı sürgündür.” Basın açıklamasına öğretim elemanları ve öğrenciler destek verdi.


10 - www.sosyalistkamu.com

Tüm yurtta coşkulu, kitlesel ve görkemli 1 Mayıs!

Taksim: Son sözü direnenler söyledi 1 Mayıs kutlamalarının kalbinin attığı Taksim’de yüzbinler buluştu. İşçiler, emekçiler, Kürt halkı ve gençlik dört ayrı koldan yürüyerek alana girdiler. Kitlesel olduğu kadar coşkulu olan Taksim 1 Mayısı’na devrimci bir politik hava egemendi. Liseli ve üniversiteli gençliğin yoğun bir katılım gösterdiği 1 Mayıs’a, son noktayı ise direnişçi işçiler koydu. Dört koldan yapılan yürüyüşlerin ardından girilen 1 Mayıs alanı erken saatlerden itibaren hınca hınç doldu. Önceki 1 Mayıslardan farklı olarak bu yıl herhangi bir sendika başkanı kürsüden konuşmadı. Geçtiğimiz yıl yaşanan kürsü işgalinden sonra bu kez sendika başkanları konuşmaktan kaçındılar. Konuşmaların yerine 1 Mayıs’ı örgütleyen konfederasyon ve odaların imzasını taşıyan bir ortak metin, direnişçi işçiler tarafından okundu. Bericap, Casper direnişlerinden birer işçi ve bir sağlık emekçisi metni okudu. Ayrıca devimci ve ilerici siyasetlerin ortak imzasını taşıyan bir başka metin de Kürtçe ve Türkçe okundu. Bu iki metin dışında da kürsüden başka bir konuşma yapılmadı. Bunun yerine ise program müzik gruplarıyla dolduruldu. Grup Yorum, Kardeş Türküler ve Agire Jiyan sahne alan

müzik gruplarıydı. Müzik gruplarının marşları ve türküleriyle alanda coşkulu bir hava oluşturulurken, 1 Mayıs’a damga vuranlar ise direnişçi işçiler oldu. Bariyerleri aşarak kürsüye çıkan Konak işçileri mücadeleden yana bir hava estirirken, görevliler tarafından sahneden indirildiler. Ancak onlarla birlikte bekleyen Ontex/Canbebe ve PTT direnişçilerinin kararlılığı sayesinde, program direnişçi işçilerin sahneye davet edilmesiyle noktalandı. Sahneye yumrukları ve coşkulu sloganlarıyla çıkan direnişçi işçiler, Tertip Komitesi’ni kendilerine söz vermemesinden dolayı kınarken, alana sınıf mücadelesinin soluğunu taşıdılar. Taksim 1 Mayısı’na böylelikle son noktayı koydular.

Ankara’da kitlesel ve coskulu 1 Mayıs Ankara’da bu yıl 1 Mayıs DİSK Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, Türk-İş Bölge Temsilciliği, Ankara Tabip Odası ve TMMOB Ankara İKK’nın çağrısı ile Sıhhiye Meydanı’nda gerçekleşti. Geçtiğimiz yıllarda kimi sendikaların Taksim’e gitme kararları, mitingin toplam olarak örgütlenmesini etkilemiş ve parçalı bir tablo yaratmıştı. Bu yıl kimi


www.sosyalistkamu.com - 11

devrimci güçler dışında sendika, oda ve sol güçlerin 1 Mayıs’a Ankara’da katılma kararı mitinge katılımı da arttırdı. Sendikaların çağrısının son hafta yoğunlaşmasına, Ankara’da ancak son hafta miting havası esmesine rağmen mitinge 20 bini aşkın işçi ve emekçi katıldı. 1 Mayıs marşının okunmasının ardından Tertip Komitesi adına DİSK Bölge Temsilcisi Kani Beko konuşurken, KESK Ankara Şubeler Platformu adına konuşan İbrahim Kara da bir konuşma yaparak mücadele çağrısını yükseltti. Miting programı, Grup Kibele’nin Türkçe, Kürtçe, İtalyanca söylediği devrimci marşlarla son buldu.

Izmir’de kitlesel 1 Mayıs 1 Mayıs İzmir’de de kitlesel biçimde kutlandı. Gündoğdu Meydanı’nda gerçekleştirilen 1 Mayıs mitingine 50 bini aşkın işçi ve emekçi katıldı. Yürüyüş kollarının Gündoğdu Meydanı’na ulaşmasının ardından miting programına geçilmeden önce direnişteki Konak Belediyesi taşeron işçileri kürsüden söz alma taleplerini ilettiler. Talepleri karşılanmayan işçilerin kürsüye çıkmak isteyince kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Taleplerinde ısrarcı olan işçiler kürsüden, kitleye seslendiler. Konak Belediyesi işçisi Gülbeniz Deniz, sendikal bürokrasiyi teşhir eden konuşmasında direnişlerle dayanışmayı yükseltme çağrısı yaptı. Bu konuşmanın ardından saygı duruşu ve Enternasyonal Marşı’yla miting programı başladı. Petrolİş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, DİSK Ege Bölge Temsilcisi ve Birleşik Metal-İş İzmir Şube Başkanı Ali Çeltek, KESK MYK üyesi İlhami Şahbaz, KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Abdullah Tunalı ve TMMOB adına Erdal Çiftçi tarafından yapılan konuşmalarla kitleye seslenildi. Müzik gruplarının sahne almasıyla devam eden 1 Mayıs programı, coşkulu halaylarla son buldu.

Her yer 1 Mayıs alanı! 1 Mayıs tüm yurtta coşkuyla kutlandı. Bursa’da gerçekleştirilen 1 Mayıs mitingine 10 bini aşkın işçi ve emekçi katılırken, Adıyaman, Antakya, Antep, Dersim, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Eskişehir, Kayseri, Manisa, Mardin, Samsun, Şırnak, Tokat ve daha birçok il ve ilçede binlerce emekçi alanlara çıktı. Kürt illerinde gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamalarında anadilinde eğitim, eşitlik, barış ve özgürlük talepleri öne çıkarken, YSK’nın “veto” kararına karşı tepkiler dile getirildi.

KESK’ten 1 Mayıs degerlendirmesi Türkiye’nin pek çok ilinde yüzbinlerin katılımıyla gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Yönetim Kurulu tarafından yazılı açıklama yapıldı. KESK, 1 Mayıs’ın 130’a yakın il ve ilçede büyük bir coşku ve heyecanla kutlandığını hatırlatarak, kutlanan tüm yerlerde geçmiş yıllara oranla daha geniş bir katılımın olduğuna dikkat çekti. “Emeğe yönelik saldırıların püskürtülmesi ve birleşik mücadele için umutlarımızı tazelemiş, moral vermiştir” diyerek durumu değerlendirdi. Etkinliklerin 1 Mayıs’ın içinin boşaltılması çabalarına da büyük bir cevap olduğunu ve özüne uygun olarak kutlandığını belirten KESK yönetim kurulu şunları söyledi: “AKP iktidarının esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma dayatmasına, taşeronlaştırmaya, sağlık ve eğitimin ticarileştirilmesine, Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatan politikasına, inanç ve ifade özgürlüğü önündeki engellere, cezaevlerindeki tecride-hak ihlallerine, kadına yönelik şiddete, cins ayrımcılığına, sınav sistemindeki adaletsizliğe ve şifrelemeye, tüm anti demokratik uygulamalara karşı, milyonlar, kendi rengi, kimliği ve farklılığıyla aynı talepler etrafında birleşmiştir.” “1 Mayıs 2011 kutlamaları emekçilerin birliği ve halkların kardeşliğinin sloganlarla sınırlı kalmayıp aynı talepler etrafında mücadele alanında an be an yaşanması açısından da anlamlı olmuştur” diyen KESK, milyonların “Güvenli iş, güvenli gelecek, insanca yaşam, eşitlikçi-özgürlükçü-barışçıldemokratik-farklı kimliklerin bir arada yaşadığı bağımsız bir Türkiye” özlemini dile getirdiğini belirtti. Milyonlarca işçinin, emekçinin, gencin, kadının kendi bayramlarında sermayeye ve iktidara mesajlarını, taleplerini bir kez daha 1 Mayıs alanlarından haykırdığı söylenerek “Hiç kimse ‘şölen havasında kutlandı, bitti’ düşüncesi ile alanlara yansıyan talepleri ve mücadele azmini görmezden gelmemeli, 1 Mayıs 2011 iyi okunmalı, sonuçlar çıkarılmalı ve gerekli adımlar atılmalıdır” denildi. KESK yönetim kurulu açıklaması “1 Mayıs’ta açığa çıkan iradenin ve birleşik mücadelenin büyüyerek ilerleyeceğine inanıyoruz…” ifadeleriyle son buldu.


12 - www.sosyalistkamu.com

19-20 Nisan’da ‘beyaz grev’ Türkiye’yi sardı çalışmaya karşı ücretsiz ve eşit sağlık hakkı için polikliniklerden grev çadırlarına, alanlara indiler.

İstanbul

Sağlık emekçileri 19-20 Nisan’da iki günlük grev yaptılar ve hastane önlerini eylem alanlarına çevirerek taleplerini dile getirdiler. KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası(SES), Türk Tabipleri Birliği(TTB) ve DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası(Dev Sağlık-İş)’nın aktif katılımıyla örgütlenen iki günlük grevde Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TMRT-DER), Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜM RAD-DER), Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının Sözü (SÖZ-SEN), Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD), Tıbbi Laboratuar Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği de çağrıcı kurumlar arasında yer aldılar. Sağlıkta ticarileştirme ve köleleştirme saldırılarına karşı gerçekleştirilen grev, İstanbul, Adana, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük kentlerde katılım %100’ü buldu. Üniversite ve eğitim-araştırma hastanelerinde hizmetler tümüyle dururken, devlet hastanelerinde ise oldukça yüksek bir katılım oranı yakalandı. Birinci basamak sağlık kurumları ve bazı özel hastanelerden de sağlık emekçileri greve katılım sağladı. Birçok üniversitede tıp öğrencileri derslere girmeme kararı aldı. Muayenehaneler, özel hastaneler, Toplum Sağlığı Merkezlerinde sağlık emekçileri hizmet vermedi. Emekçilerin de desteğini alan grev ile sağlık emekçileri, sağlığın özelleştirilmesine ve güvencesiz

İstanbul’da İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa Tıp Fakültesi) Temel Birimler Binası ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde grev çadırı kuruldu ve yürüyüş yapıldı. Yürüyüş boyunca “Sus sus artık Recep Akdağ sus artık!”, “Yasaşın sınıf dayanışması!”, “Herkese sağlık güvenli gelecek!”, “Performans sağlığa zararlıdır!”, “Sağlık haktır satılamaz!” sloganları atıldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde ise ağırlığını hekimlerin oluşturduğu yüzlerce sağlık emekçisi iş bırakarak eylem yaptı. Hastanede acil servis dışında birçok birimde sağlık hizmeti verilmedi. Grev çadırına “Bu hastanede grev var” yazılı dövizler ve pankartlar asan SES ve Tabip Odası üyesi emekçiler grev önlüklerini giyerek poliklinikler önünde toplandılar. “Mesleki onurumuza saygı istiyoruz”, “Geleceğimizden umutsuzuz” dövizlerini açtılar. Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde de greve katılım yüzde yüz oldu. Sabah saatlerinden itibaren grev önlüklerini giyerek hastane bahçesinde buluşan sağlıkçılar hasta ve hasta yakınlarına grev hakkında bilgi verdi. Grevin ikinci gününde ise merkezi eylem Kadıköy’de yapıldı. Öğle saatlerinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde toplanan sağlık emekçileri kortejler oluşturarak Kadıköy İskelesi’ne yürüdüler. 2 bini aşkın emekçinin katıldığı yürüyüş miting havasında geçti. En önde 19-20 Nisan mitingini örgütleyen sağlık örgütlerinin imzalarının yer aldığı “İş, gelir, can güvencesi, mesleki bağımsızlık, herkese eşit ücretsiz sağlık için G(ö)revdeyiz” yazılı pankart arkasında sıralanan sağlıkçılar yağan yağmura rağmen coşkulu sloganlar eşliğinde yürüdüler.

İzmir “Beyaz grev” İzmir’de olumsuz hava koşullarına rağmen yüksek katılımla gerçekleşti. Pek çok hastanede


www.sosyalistkamu.com - 13

iş bırakma oranları %80 ila %100 arasında değişirken yağmura rağmen kitlesel halde alanlara çıkıldı. Sabah erken saatlerden itibaren İzmir’in neredeyse tüm hastanelerinde greve çıkıldı. Ege Üniversitesi’nde sabah saatlerinde hastane girişinde “Bu işyerinde grev var!” pankartı açıldı. 9 Eylül Üniversitesi’nde de grev pankartı sabah saatlerinde asıldı. Yağmur nedeniyle hastanenin içerisinde toplanan emekçiler “SES DEÜ temsilciliği”, “Geleceğin sağlık çalışanları” pankartları ve taleplerin yer aldığı dövizler taşıdı. 9 Eylül Üniversitesi 10 kadar otobüs kaldırarak merkezi mitinge katılım sağladı. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sabah asılan grev pankartının ardından saat 09.30’da basın açıklaması yapıldı. İş bırakma oranının yüksek olduğu hastaneden öğlen saatlerinde tutulan otobüslerle SES İzmir Temsilciliği’ne geçildi ve Alsancak’taki mitinge katılım sağlandı. Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde de greve katılımın yüksek olduğu öğrenilirken bakanlığın “kale” olarak tanımladığı ve kimsenin katılmayacağını söylediği Bozyaka SSK’dan da greve katılım olması dikkat çekti. Karşıyaka Devlet Hastanesi ve Alsancak Devlet Hastanesi’nde ise iş bırakma %100 oranında gerçekleştirildi. Hasta yakınlarının bir kısmı da tutulan araçlarla birlikte eyleme katıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda buluşan kitle buradan İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne yürüdü ve müdürlük önünde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Ankara Sabahın erken saatlerinde iş yerlerinde toplanmaya başlayan sağlık emekçileri, hastanelerde çıkıp önce Numune Hastanesi’ne ardından Abdi İpekçi Parkı’na gelerek fiili bir miting düzenlediler. Numune Hastanesi, Hacettepe, Tıp Fakültesi ve Dışkapı başta olmak üzere birçok hastanede bildiri dağıtımları gerçekleşti. Numune Hastanesi’nde sağlık emekçileri 100 kişiyle diğer hastane ve işyerlerinden gelecek emekçileri beklediler. Diğer hastanelerden katılımların tamamlanması ile miting gerçekleştirildi. Mitinge katılım 4 bin kişiyi buldu. Grevin ikinci gününde ise buluşma noktası Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önü oldu.

Bursa Bursa’da sağlık emekçileri yaptıkları bir eylem ile


14 - www.sosyalistkamu.com

grevlerini duyurdular. Mesai başlangıcıyla önlüklerini giyerek greve çıkan sağlık emekçileri ve taşeron sağlık işçileri saat 9.00’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. “Hastalarımız performans puanı değildir”, “Mesleki bağımsızlığımız için g(ö)revdeyiz”, “İyi hekimlik ve sağlık hakkı için g(ö)revdeyiz” pankartlarının açıldığı eyleme akademisyenler, öğretim görevlileri, hekimler, asistan hekimler ve tıp öğrencileri katıldı. Dev Sağlık-İş’te örgütlü bulunan taşeron işçiler de “Güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya başkaldırıyoruz/ DİSK Dev Sağlık-İş” pankartı, önlükleri ve taleplerinin yazılı olduğu dövizlerle g(ö)revlerinin başındaydı. Yaklaşık 350 kişinin katıldığı eylemde idarenin ve polisin baskıları da teşhir edildi. Polisin doktorları görevlerinin başına geçmeye zorladığı ifade edilirken taşeron işçilerin de yoğun baskı ve tehdit altına alındıkları belirtildi. Eylem sırasında telefonla tek tek aranarak tehdit edilen taşeron işçilerden bir kısmının eylemden çıkarak çalışmaya döndükleri gözlendi. Eylem bitişinde de işçilere çalışmaya dönmeleri için taşeron tarafından baskı yapılmaya başlandı. Eylemde diğer hastanelerdeki durum ile ilgili de bilgi verildi. Muradiye Devlet Hastanesi’nde işin tamamen durdurulduğu, Onkoloji’de alana özgü durumlar dışında çalışılmadığı, Çekirge Devlet Hastanesi’nde de çok büyük bir katılım olduğu belirtildi. Hemen ardından da Çekirge Devlet Hastanesi’nde başhekimin polis çağırdığı ve müdahale edilmeye çalışıldığı haberi ulaştı.

“Beyaz grev” her yerde! 19-20 Nisan’da yurdun dört bir yanında greve çıkan sağlık emekçileri, sermayenin sağlıktaki özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarını teşhir ederek, herkese ücretsiz, eşit ve ulaşılabilir sağlık hizmeti talep ettiler. Sağlık emekçileri, Adana, Adıyaman, Ağrı, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Hakkari, Hatay, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Niğde, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Trabzon, Tunceli, Van ve diğer tüm il ve ilçelerde iki günlük greve yaygın bir şekilde katıldılar.

Asistan hekimlerden eylem

Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan asistan hekimler 5 Mayıs günü eylemdeydi. Asistan hekimler acil servis önünde gerçekleştirdikleri basın açıklamasında aralıksız 33 saat mesai yapmak zorunda bırakıldıklarını ve döner sermayeden para alamadıklarını belirterek hastane idaresini ve Sağlık Bakanlığı’nı protesto etti. “Asistan mağdur, hastalar yasta, hastanemiz iflasta” pankartının açıldığı basın açıklamasını Psikiyatri Kliniğinde görevli asistan hekim Ulaş Yılmaz okudu. 33 saate varan mesailerle haftada yaklaşık 110 saat çalıştıklarını belirten Yılmaz, bu sürenin insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. “Bu kadar ağır ve yıpratıcı şartlarda çalışan hekim acaba hastasına ne kadar faydalı olabilir?” diye sordu ve hastanenin zararda olması gerekçe gösterilerek aylardır hiç bir asistan hekimin hak ettiği ücreti alamadığını sözlerine ekledi. Yılmaz açıklamaya asistan hekimlerin taleplerini sıralayarak devam etti. “Çok ciddi bir emek hırsızlığı ve hak gaspı yaşanmaktadır. Biz, Ocak 2011'den itibaren ödenmeyen veya eksik ödenen döner sermaye ek ödemelerinin iade edilmesini istiyoruz. Esnek mesai saatlerine son verilmesi ve çalışma saatlerinin resmi olarak belirlenmesini istiyoruz. Nöbet sonrası izin hakkımızın kullandırılmasını istiyoruz'' dedi. Açıklamanın ardından İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Oğan asistan hekimlerin çok ağır şartlar altında insanlık dışı çalışma koşullarında görev yaptıklarını belirterek İstanbul Tabip Odası'nın asistan hekimlerin arkasında olduğunu dile getirdi.

Numune'de direniş kazandı

Adana Numune Hastanesi'nde çalışırken işten atılan taşeron sağlık işçileri 115 gün süren direnişlerinin ardından direnişlerini kazanımla noktaladılar. Numune Hastanesi'nde çalışırken bünyesinde çalıştıkları taşeron şirketin sözleşmelerini feshetmeleri üzerine işçiler 4 Ocak günü hastane önünde direnişe başlamışlardı. İşçiler direnişleri boyunca, işe geri alınma talebiyle çeşitli eylemler gerçekleştirerek seslerini duyurmaya çalıştılar. Dev Sağlık-İş Sendikası öncülüğünde mücadele eden işçiler Adana'da emekçilerin de desteğiyle direnişlerini kazanımla sonuçlandırdılar.


www.sosyalistkamu.com - 15

SES 7. Olağan Genel Kurulu yapıldı

(Kısaltılmış haber metnidir. Haberin tam metni sitemizde yer almaktadır) Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) 7. Olağan Genel Kurulu 22-23-24 Nisan tarihleri arasında Ankara İnşaat Mühendisleri Odası Salonu’nda gerçekleşti. Salonda Türkçe, Kürtçe ve Arapça yazılı “Sosyal hizmet sadaka değil haktır!”, “Kadın cinayetlerine, şiddet, taciz ve tecavüze son!”, “İşgüvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi!”, “Herkese eşit, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde sağlık ve sosyal hizmet!”, “Yaşasın halkların özgür ve gönüllü birlikteliği!”, “Performans, ek ders, ek ödeme değil insanca yaşayacak temel ücret!” yazılı pankartlar yer aldı. İlk gün sinevizyon gösteriminin ardından SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun açılış konuşmasını yaptı. Yorgun konuşmasında, KESK’in 12 Eylül’ün zor koşullarında ’89 Bahar Eylemleriyle başlayan grevli TİS’li sendika, haklar ve özgürlükler mücadelesi yürüttüğünü söyledi. SES’in kuruluş sürecini anlattı. SES’in fiili-meşru mücadele ile kurulduğunu, bugün 92 şube ve temsilciliğe ulaştığını belirtti. SES’in

sokağın kendisi olduğunu vurgulayan Yorgun, toplumsal muhalefetin vicdanı ve sözcüsü olduğunu da sözlerine ekledi. SES’in emekçi halkların, barış ve özgürlükler diyenlerin tarihi olduğunu söyledi. AKP’nin sağlıkta yıkım programlarına ve geliştirilen mücadeleye değinen Yorgun, KESK’in dahi bir bütün olarak karşı çıkmadığı bir süreçte SES’in bunu görerek işyerlerinde ve sokaklarda sesini yükselttiğini ifade etti. YSK’nın barış, emek, demokrasi bloğunun başını çektiği bağımsız adaylara, ÖDP’ye ve ESP’ye karşı saldırılarına; KESK’e ve SES’e yönelik baskı, gözaltı ve tutuklama terörüne; kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz ile emek sömürüsüne; Kürt halkına yönelen baskılara vb. değinen yorgun, 12 Eylül benzeri baskı ve zorun sürdüğünü söyledi. Yorgun, sınıf mücadelesinde sosyal diyalogcu anlayışın sınıfa yönelik olumsuz etkilerinden söz etti. Sendikaların sınıf örgütü olmaktan uzak olduğunu, bu nedenle yeniden yapılandırılmaları gerektiğini vurguladı. Uzun zamandır genel kurullarda yaşanan kısır döngünün ciddi ve köklü bir değişimle ortadan kaldırabileceğini söyledi. Örgütsel düzenlemelerin ve


16 - www.sosyalistkamu.com

yeniden yapılanmaların hayata geçirilemediğini sözlerine ekledi. Fiili meşru mücadeleyi yükseltme ihtiyacına vurgu yaptı ve yapay işçi memur ayrımının aşılması gerektiğini söyleyerek toplumsal hareket sendikacılığını gerekçelendirdi. Bütün emekçilerin ortak bir zeminde örgütlü olarak yan yana gelmesinin önemini anlattıktan sonra KESK’in bu rolü oynaması gerektiğini sözlerine ekledi. Taşeron, sözleşmeli, ücretli çalışanların sorunlarına ve esnek çalışmanın SES’e yönelik ayaklarını anlattı. Mücadelenin yeni döneminin işyerlerinden doğru başlatılması gerektiğini söyledi ve bu görevin de SES’e düştüğünü ifade etti. 1 Mayıs’ın tatil ilan edilmiş olmasının önemli bir kazanım olduğunu ve bu kazanımın emekçilerin mücadelesi sonucu olduğunu vurgulayarak, 1 Mayıs’ın ruhuna yönelik saldırıların devlet tarafından devam ettiğini söyledi. 1 Mayıs’ın yaygın kutlanması ve yeniden bir kararlığa dönüştürülmesi ve mücadele çağrısıyla sözlerini sonlandırdı. Genel kurulu selamlayarak başarılar diledi. Ardından konukların konuşmalarına geçildi. Bu bölümde KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar ilk konuşmayı yaptı. Çınar, 19-20 Nisan greviyle genel kurul sürecini birleştiren SES’i ve üyelerini kutladı. SES’in eylemli sürecinin kendilerine yürünmesi gereken yolu gösterdiğini söyledi. Grevin oylanarak alınmasının ve diğer örgütlerin katkılarının alınmasının anlamlı olduğunu dile getirdi.

Zor dönem tarifi yapan Çınar, emekçilere yönelik saldırıları kapsamlı bir şekilde anlattı. Ardından emekçilerin birleşerek ve mücadele ederek kazanacaklarını vurguladı. Tayyip Erdoğan’ın Memur Sen’in genel kurulunda greve yönelik saldırı konuşmalarına değindi. Tayyip Erdoğan’a en iyi yanıtın grevle verileceğini söyledi. Sağlık emekçilerinin bunu kanıtladığını ifade etti. Torba yasa, esnek ve kuralsız çalışma, iş cinayetleri, YSK’nın bağımsız adaylara yönelik hak gaspı, devlet terörüne güncel gelişmelerle birlikte değinen Çınar, genel kurul sürecinin bu bütünlüğün görülmesi bakımından anlamlı olduğunu söyledi. Genel kurulun tüm sorunlara ve saldırılara karşı mücadele programı çıkarmasının önemini vurguladı. Çınar’ın konuşmasının ardından DSP Genel Başkanı Masum Türker, TTB Genel Başkanı Eriş Bilaloğlu, Dev Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Kıbrıs Türk Memurları Sendikası’ndan bir temsilci, BDP MYK üyesi Yüksel Mutlu tarafından konuşmalar yapıldı. Genel kurulda EMEP, ÖDP, SDP, TKP yöneticileri de konuşarak delegeleri ve kurulu selamladılar. Çalışma raporlarının ardından delege konuşmalarına geçildi. İlk gün 11, ikinci gün ise 70 delege söz alarak konuşma yaptı. (Konuşma özetlerine sitemizden ulaşılabilir.) Yapılan konuşmalarda eleştiri ve öneriler dile


www.sosyalistkamu.com - 17

getirilirken, gruplar arasındaki ittifak ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar da konuşmalara yansıdı. Raporların onaylanması ve tahmini bütçenin kabul edilmesinden sonra önergelerin oylanmasına geçildi.

Kabul edilen tüzük değişikliği önergeleri: Sağlık ve sosyal hizmetlerin anadilinde sunulması; taşeron işçilerin örgütlenmesine engel teşkil eden ve tüzükte SES’in örgütlenme alanını tarif eden tüm ifadelerin “tüm sağlık çalışanlarının örgütü” şeklinde değiştirilmesi; tüzükte yer alan toplugörüşme ifadesi yerine toplusözleşme ifadesinin konulması, toplu eylem ve greve karar verir ifadesinin yer alması; sendikada Kadın Sekreterliği oluşturulması, bunun için eğitim ve basın yayın sekreterliklerinin birleştirilmesi, dış ilişkiler görevini ise genel sekreterin yürütmesi (oy çokluğu); hukuk ile toplusözleşme sekreterliğinin birleştirilmesi (oy çokluğu); temsilciliklerin şubelere değil illere bağlı olması, MTK’ya katılması; yeni şube açmak için genel kurul kararının beklenmemesi, bu yetkinin MYK’ya verilmesi; nispi temsil sisteminin uygulanması; yönetimlerde ve temsiliyette %30 kadın kotası uygulanması (oy çokluğu).

Kabul edilmeyen tüzük değişikliği önergeleri: İTK ve ŞTK’ların seçimlerinin daha sık yapılması, en az yılda bir kez bu seçimlerin yenilenmesi, üyelerin genel kurullara doğrudan katılımı, delegelik sisteminin kaldırılması; düşük geliri olan şubelere genel merkezden yapılan ödemenin yüzdelik olarak artırılması, geliri fazla olan şubelerin ise düşürülmesi; sendikanın aşağıdan yukarıya yapılanması, profesyonelliğin sınırlandırılması; iki dönem üst üste aynı kişilerin yönetime gelememesi durumunun temsilcilikleri kapsamaması.

Kabul edilen karar önergeleri: Sağlığın piyasalaştırılması üzerine sağlığın tanımının yeniden yapılması için kurultay/sempozyum/çalıştay örgütlenmesi; Kürt sorunu başta olmak üzere toplumsal sorunlarda muhataplarıyla görüşülmesi, demokratik özerklik talebinin desteklenmesi (oy çokluğu); tüm ayrışmalara karşı mücadele edilmesi; cinsiyetçi yaklaşımın reddedilmesi, kadının özgürleşmesinin desteklenmesi; öğrenci komisyonları kurulması; sağlık çalışanlarının sağlığı için komisyonlar kurulması; güvencesizleri örgütlemek

amacıyla merkezi olarak güvencesizler komisyonu kurulması; insana ve insan hayatına verilen değer gereği çatışmalarda ölenlerin mezarlarının uzmanlarca açılması ve ailelerine teslim edilmesi için çaba gösterilmesi; baskı ve sürgünlere karşı merkezden oluşturulacak mücadelenin MTK’larda belirlenmesi ve KESK’e hakim kılınmaya çalışılması; 27 Şubat, 13 Mart, 19-20 Nisan eylem ve grevinde dile getirilen 4 temel talebe yanıt verilmemesi durumunda mücadelenin devam etmesi, hak almayı hedefleyen eylemler yapılması; insan hakları ve cezaevi komisyonları kurularak diğer kurumlarla birlikte mücadele yürütülmesi; 2011-2014 döneminde kadın kurultayı yapılması, KESK’e kadın kurultayı yapma önerisinin sunulması; merkezi eğitim konusunda toplumsal cinsiyetçi eğitime karşı eğitim verilmesi; 2011 yılı içerisinde MTK yönetmeliğinin tüzüğe uygun hale getirilmesi; sayısı 50’nin altına düşmesi halinde şube temsilcilikleri kapatma yetkisinin MYK’ya verilmesi; çevre kirliliği, doğanın korunması için yerel ve uluslar arası kuruluşlar, kitle ve meslek örgütleri ile çalışma yürütülmesi; MYK üyelerinin evlerini Ankara’ya taşıması halinde harcırah verilmesi; YK ve sendika çalışanlarının başka şehirlerde görevlendirilmesi halinde günlük yevmiye verilmesi, yol masraflarının ve konaklama ücretlerinin karşılanması; din ve vicdan özgürlüğünün tesis edilmesi, laiklik, konut, eğitim ve sağlık hakkı, grev ve TİS vb. taleplerin ve hakların yer aldığı anayasa için mücadele edilmesi; gayrı menkul alınması ve satılması, kiralanması, ipotek vb. İçin MYK’ya yetki verilmesi; şube açılması, sınırlarının belirlenmesi, temsilcilikler açılması için MYK’ya yetki verilmesi; 18-21 Kasım 2011 tarihinde gerçekleşecek ulusal kongrenin şubelerde başlatılmasının karar altına alınması; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün içeriğine uygun eylem ve etkinliklerle kutlanması; bir emek hareketi yaratılması (oy çokluğu); toplumsal cinsiyetçi role karşı mücadele yürütülmesi, gençliğin ve kadının örgütlenmesi için gençlik ve kadın örgütlenmesi yaratılması (oy çokluğu); kamu hastane birlikleri tasarısı vb. saldırılara karşı mücadele edilmesi, bilgilendirme yapılması; kadına yönelik taciz ve tecavüzde kadının beyanının esas alınması; işyeri meclisleri kurulması, üye olsun olmasın tüm çalışanların katıldığı meclisler oluşturulması (oy çokluğu); kapitalizm karşıtı mücadelede stratejik 5


18 - www.sosyalistkamu.com

ayak (kapitalizm karşıtı mücadele, kamusal alanın yeniden kazanılması, işçi sınıfının parçalılığına karşı mücadele, demokratik hak ve özgürlükler, halkın sağlık ve sosyal hakları) üzerine mücadelenin inşa edilmesi, bunun için program oluşturulması; hareket sendika ilişkisinin yeniden kurulması (oy çokluğu)

Kabul edilmeyen karar önergeleri: İşçi sınıfı mücadelesinde tavrı net olan uluslararası konfederasyonlara üye olunması ve ETUC’dan KESK’in çekilmesi için üst kurula önerge sunulması; AKP’nin hazırlattığı TÜSİAD anayasasına hayır denilmesi; sendika çalışanlarının ücretlerinin artırılması.

3. gün yapılan oylamanın ardından yönetime Demokratik Emek Platformu’ndan Bedriye Yorgun, Mehmet Sıddık Akın, Hasan Kaldık; Devrimci Sendikal Dayanışma’dan Çetin Erdolu, Zülfikar Kartal Akçay; Devrimci Kamu Çalışanları’ndan Şinasi Dursun; Emekçi Memur’dan Aslıhan Han Özden seçildi. Genel kurulda Sosyalist Kamu Emekçileri “SES Genel Kurullarına Giderken” ve “KESK’te Genel Kurullar Süreci ve Sosyalist Kamu Emekçileri’nin Temel Mücadele İlkeleri”başlıklı broşürlerin dağıtımını gerçekleştirdiler. Devrimci Memur Hareketi ile DSD de kurulda bildiri dağıttılar. Sosyalist Kamu Emekçileri

BAT- Samsun Sigara işçilerine KESK'ten ziyaret Samsun'un 19 Mayıs ilçesinde kurulu bulunan British American Tobacco (BAT) firmasına ait Ballıca fabrikasında 31 Mart sabahından bu yana işgal eylemlerini sürdüren Tek Gıda-İş üyesi 120 işçiye, 9 Nisan günü KESK Samsun Şubeler Platformu tarafından 10 Nisan günü destek ziyareti gerçekleştirildi. Saat 14.00’da tren garından otobüs kaldıran KESK üyeleri Samsun Sigara Fabrikası’na ulaşarak buradan yürüyüş halinde fabrika girişine geldiler. İçerde bulunan işçiler kendilerini desteklemeye gelen KESK’lileri sloganlarla karşıladılar. Fabrika önünde gerçekleştirilen basın açıklamasını KESK Samsun Şubeler Platformu dönem sözcüsü

Uğurcan Albak okudu. Açıklamada, son 20 yıldır çok sayıda kamu kurumunun özelleştirilerek birçok işçinin işsizliğe, birçoğunun da 4/C, 4/B, 4/A gibi esnek istihdam koşullarında güvencesizliğe mahkum edildiği ifade edildi. KESK'in direnişteki işçilerin her zaman yanında olacağı ve direnişlerine destek vereceği söylenerek açıklamayı sonlandırıldı.


www.sosyalistkamu.com - 19

Yapı Yol Sen 4. Olağan Genel Kurulu yapıldı Yapı Yol Sen 4. Olağan Genel Kurulu 16-17 Nisan tarihlerinde Ankara’da, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapıldı. İki gün süren kongrenin ilk gününde geçmiş dönemin değerlendirilmesi ve genel değerlendirme konuşmaları yapıldı. Genel Kurula konuk olarak katılan BES Genel Başkanı Osman Biçer ve Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik birer konuşma yaparak, genel kurulu selamladılar. Önergelerin tasnif edilip düzenlenmesi için bir önerge komisyonu oluşturuldu. Komisyon oluşumu sonrasında Genel Başkan Haydar Arslan kürsüye davet edildi. Arslan, çalışma raporlarının önceden üyelerin mail adreslerine atıldığını belirterek, uzun olan çalışma raporunun biriki maddesi dışında okunmamasını önerdi. Öneri delegeler tarafından kabul edilince disiplin ve denetleme kurulu raporlarına geçildi. Disiplin raporunun okunmasının ardından KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar kürsüye davet edildi. Konuşmasına, aynı saatlerde yapılan Kültür Sanat Sen Genel Kurulu’ndan selam getirdiğini söyleyerek başlayan Çınar, AKP’nin emekçilere dönük saldırılarına, gazeteci tutuklamalarına, KPSS ve LGS skandallarına, Kürt sorunu ve F tiplerinde yatan hasta tutuklulara vb. değindi. Sağlık emekçilerinin yapacağı iki günlük greve destek olunması gerekliliğine değinerek, yaklaşan 1 Mayıs’ın tarihsel önemine uygun olarak kutlanması gerektiğini söyledi. Son olarak delegeleri KESK’in örgütlülüğünü büyütmeye çağıran Çınar, kongreyi selamlayarak konuşmasını tamamladı. Çınar’ın konuşması sonrasında delegelere söz hakkı verildi. İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Onay, Ortadoğu’daki emekçi halkların ayaklanmalarına, ülkede yaşanan taşeronlaştırma, esnek ve kadrosuz çalışma gibi saldırılara değinerek bu saldırılara karşı ortak mücadele edilmesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Genel kurullarda yaşanan grup pazarlıklarına dikkat çeken Onay, süreçlerin kısır

ve dar işletildiğine vurgu yaptı. KESK’in, saldırılara karşı müdahalede yetersiz kaldığını belirterek, saldırıların grev eksenine oturan ve altı doldurulan pratiklerle göğüslenebileceğini söyledi. Mehmet Ali Köseoğlu ise, karayolları, kadastro ve il afet müdürlüklerinde yaşanan özelleştirme saldırılarına değindi. Mezarda emeklilik ve esnek çalışmaya da değinen Köseoğlu, Kürt ulusuna karşı yapılan kirli savaşa da vurgu yaptı. TEKEL direnişinin önemine değinerek, sendikaların özelleştirmeye karşı mücadelede hazırlıksız olduklarını söyledi. Sendikaların amaç değil araç olması gerektiğini söyleyen Köseoğlu, sınıf ve kitle sendikacılığının yaşatılması vurgusu yaptı. İstanbul Şube Başkanı Nizamettin Orhan konuşmasında, genel kurulda gelecek üç senenin çalışma planının hazırlanması gerektiğine vurgu yaptı. Sendikaların önlerinde hedeflerinin olması gerektiğine değinen Orhan, hedefli bir çalışmanın sendikalara sonuç getireceğini söyledi. “Ateşi altan yakarız; üstten yakarsak olmaz” diyerek taban çalışmasına vurgu yaptı. Genel kurullarda özeleştiri mekanizmasının çalıştırılması gerektiğini söyleyen Orhan, İstanbul şubesinin çalışmalarına değindi. Ardından sözü Genel Örgütlenme Sekreteri Nihat Bayram aldı. Üç yıllık süreçte yaptıkları çalışmalara değinen Bayram, konuşmasının büyük bölümünde emek sermaye çelişkisine vurgu yaptı. İşyerlerinde üyelerin baskı, sindirme ve yıldırma politikalarıyla yüz yüze kaldığını söyleyen Bayram, “önümüzdeki dönemde de bizleri oldukça zorlu bir süreç bekliyor” dedi. Yıllardır özelleştirmelere karşı mücadele verdiklerini, yasaların emekçilere rağmen geçtiğini söyleyen Bayram, temel amacın ekonomik mücadele değil demokrasi mücadelesi olması gerektiğine vurgu yaptı ve referandum sürecine değindi. 1 Mayıs’ın kitlesel bir şekilde kutlanması için çaba sarf edilmesi gerektiğine değinen Bayram, bu genel kurulun sadece seçilmek için değil, geleceğe yönelik programın da


20 - www.sosyalistkamu.com

oluşturulduğu bir genel kurul olması dileğiyle konuşmasını bitirdi. Konuşmasına Kürtçe başlayan Batman temsilcisi Hüseyin Yıldırım’a kısa süre sonra bazı delegeler tepki gösterdi. Salondan Kürtçe konuşmaya karşı itirazlar yükseldi. Bir kısım delege salonu terk etmeye başladı. Yıldırım bunun ardından konuşmasına Türkçe devam etmek zorunda kaldı ve delegelerin anlayışsızlığına değindi. Buna rağmen bazı delegeler itirazlarına devam etti. Divan ise karışıklığa müdahale ederek, devlet tarafından baskı gören bir halkın temsilcilerine böyle bir tepki göstermenin demokratik olmadığını belirtip delegeleri sakinleştirdi. Yıldırım, konuşmasına Kürt siyasetçilerinin son dönemde yaşadıkları saldırılara değinerek devam etti. AKP’nin Kürt açılımındaki samimiyetsizliğine vurgu yapan Yıldırım, yaşanan tüm baskı ve şiddete rağmen Kürt halkının direndiğini söyledi. İstanbul Şube delegesi İbrahim Yıldızhan ise bir önceki delegenin Kürtçe konuşmasına tepki gösterenleri eleştirerek, herkesin kendisini istediği gibi ifade edebilmesi konusunda özgür olması gerektiğini söyledi. AKP hükümetinin sermayenin hedeflerini gerçekleştirmede çok planlı ve istikrarlı ilerlediğini söyleyen Yıldızhan, buna karşı sendikaların aynı kararlılık ve planla ilerlemediğini söyledi. Uzun bir süredir yapılan eylemlerin günü kurtarmaya yönelik, oldubitti tarzında olduğunu belirten Yıldızhan, fiili-meşru mücadele anlayışının tekrar hayata geçirilmesi gerektiğini ve burada bulunan kadroların bunu gerçekleştirebilecek düzeyde olduğuna inandığını söyledi. Yıldızhan, “Sürekli işsiz ve güvencesizler üzerine konuştuk durduk. Kürt sorunun çözümünü konuştuk durduk. Ama biz kendi sorunlarımız üzerine ne kadar çözüm üretebildik? Biz sınıf sendikacılığını unuttuk, sokağı unuttuk… Kendi zincirlerimizden kurtulmadan güvencesizleri örgütleyemeyiz. KESK daha kendi sorunlarını çözemezken Kürt sorununu çözmeye yönelmesi yanlıştır” diyerek örgüte yönelik eleştirilerini sundu. Eleştirilerini devam ettiren Yıldızhan, 4688 sayılı yasanın kabulü ile örgütün basın açıklaması dışında hiçbir şey yapamaz hale geldiğini belirtti. Artık sendikanın önüne somut hedefler koymasını isteyerek, “grev eksenli militan bir mücadele hattı yaratmalıyız” dedi ve tapu-kadastroda çalışan emekçilerin sorunlarının çözümü için işgal vb. eylem tarzlarının geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Daha sonra sözü Kamu Emekçileri Cephesi’nden Çetin Dinçer aldı. İlk olarak çalışma raporundan bir bölüm okuyan Dinçer, Kürtçe konuşan delegeye yapılan müdahaleye değindi. Şeyh Bedrettin’den, Pir Sultan’dan, 68 kuşağının önderlerinden, Mahirlerden, İbolardan, Denizlerden bahseden Dinçer, “bu önderlerin yükselttiği isyan bayrağı son 30 yıldır Kürt halkının elindedir. Tüm baskılara, ödenen bunca bedele rağmen bu bayrağı bu güne taşımıştır Kürt emekçileri. Bu isyan sadece sosyalistlerin değil kendine insanım diyen herkesin isyanıdır. Yine bu isyan kendini var etmeye çalışan Alevilerin isyanıdır. Bu yüzden bizler bu bayrağı kim taşıyorsa; Alevi, Kürt


www.sosyalistkamu.com - 21

demeden destek olmalı, onların farklılıklarına saygı duymalıyız.” dedi. KESK’te yaşanan taciz olayına da değinen Dinçer, böyle bir olayın tüm devrimcilerin emeğiyle kurulan, devrimci değerlere sahip olduğunu iddia eden bir sendikada yaşanmasının ayrıca düşünülmesi gereken bir durum olduğunu söyledi. Kongre sürecinde gruplar arasında yaşanan diyalogları da eleştiren Dinçer, ilişkilerin geçmiş dönem boyunca hiç bu kadar laçka olmadığını söyledi. Gişe memurlarına yönelik saldırılara da değinen Dinçer, özelleştirme uygulamalarına karşı bütünlüklü bir mücadele hattı geliştirilmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini bitirdi. Diyarbakır şube delegesi Ahmet Çelik ise konuşmasına Kürtçe başladı. Bunun üzerine yine salondan tepkiler geldi ve bazı delegeler salonu terk etti. Kürt halkına yönelik baskılara değinen Çelik, bu baskılara bir tepki olarak tüm Kürtlerin ana dillerine sahip çıkmak adına Kürtçe konuşacaklarını dile getirdi. Genel olarak Kürt halkına yönelik baskılara vurgu yapan Çelik, Kürdistan’da yaşanan kirli savaşa, faili meçhullere değindi. Kürt sorununun çözümüne yönelik geliştirilecek bir mücadelenin emek mücadelesine de katkı sunacağını belirten Çelik, Kürtlerin anadilinde eğitim, operasyonların durdurulması, seçim barajının düşürülmesi, barış, eşit yurttaşlık hakkı gibi talepleri olduğunu söyledi. Samsun şubeden bir bayan delege ise Samsun’da direnişte olan BAT işçilerinin mücadelesini anlatarak, kamu emekçileri sendikalarının işçilerin haklı mücadelesine destek olması gerekliliğine değindi. İzmir Şube Başkanı Servet Ertaş ise faaliyet raporu üzerine eleştiriler yönelterek, eski eylem fotoğraflarının kullanılmış olduğunu ileri sürdü. Sendikanın örgütlendiği işkolunun özelleştirme tehlikesini en yoğun hisseden bir işkolu olduğunu belirterek, tüm çabalara rağmen başarılı bir mücadele hattı yaratılmadığını söyledi. Özelleştirme sürecini kamu emekçilerine ve halka iyi anlatmanın gerekliliğine değinen Ertaş, “özelleştirme saldırısını durdurmak zorundayız” dedi. Genel kurul sürecini de eleştiren Ertaş, “Genel kurulların birkaç güne sığdırılması demokratik değildir. Ayrıca sendikalarımızda aşırı merkeziyetçilik var. Şubelere ayrılan ödenekler yetersiz gelmektedir. Sendika içi demokrasi sözde kalmaktadır. Misal biz şube kongresinden sonra genel merkez yöneticilerince bir

MK

kez bile aranmadık, tebrik edilmedik.” dedi. SES’in son dönemde geliştirdiği grev eksenli eylemlere de değinen Ertaş, Yapı Yol Sen’in bu tip bir mücadele hattı kurması gerektiğini söyledi. Erbil Karakoç ise referandum sürecinde KESK’in net bir tavır geliştiremediğini söyleyerek “sendikamız ‘yetmez ama evetçi’ bir görünüm sergilemiştir” dedi. Kamu Sen’le yapılan merkezi eylemleri de eleştiren Karakoç, bu birlikteliğe neden olanlarla ideolojik bir hesaplaşmaya gidilmesi gerektiğini söyledi. Daha sonra sözü Mersin Şube Yönetim Kurulu Üyesi Alaatin Süzen aldı. Süzen, Adana’da açmak istedikleri temsilcilikle ilgili yaşadıkları sorunlardan bahsederek konuşmasına başladı. Kongrede Kürtçe konuşulması ile ilgili tartışmalara da değinen Süzen, “Burası sadece Kürt sorunun tartışıldığı bir kongre değil. Ben de Aleviyim; şimdi Alevilerin sorunlarından mı bahsedeyim? Burası bir sendika ve burada emeğin sorunları tartışılmalıdır. Bunu eleştirdiğim için kafatasçı olarak değerlendirildim.” dedi. Grupların ittifak çalışmalarını da eleştiren Süzen, bireylerin değil düşüncelerin ön plana alınması gerektiğini belirterek sözlerini bitirdi. Kocaeli Şube Başkanı Selahattin Pehlivan ise “Köy İşleri, İller Bankası derken sıra karayollarına, otoyol memurlarına geldi. Sivil Savunma çalışanları sıkıntılı. Böylesi bir dönemde örgütlenme çalışmalarını hızlandırmalıyız. Şubelerdeki yönetim şekli komisyonlar üzerinden şekillendirilmelidir.” dedi. SES’in yapacağı iki günlük grevin aslında tüm KESK bileşenlerince yapılması gerektiğini belirterek, 1 Mayıs’ın da yerellerde güçlü bir şekilde kutlanması gerektiğini söyledi. Üyeleri kafa-kol ilişkileri ile sendikada tuttuklarını söyleyen Pehlivan, kurulacak yeni genel merkez yönetiminin üzerine büyük vazifeler düştüğünü söyledi. Ankara Şubesinden Rıza Bülbül adlı delege konuşmasında genel olarak Kürt sorununa değindi. Grup çıkarlarının ikinci plana atılması gerektiğini de söyleyen Bülbül, işyerlerinin görüşlerinin alınmasının önemine vurgu yaptı. Yerellerde mücadelenin yükseltilmesi için şubeler platformlarının canlandırılması gerektiğine vurgu yapan Bülbül, genel kurulların ihtiyaca cevap verebilecek bir nitelik kazanması gerektiğini de söyledi. İzmir Şubesinden Şükrü Çetindağ, özelleştirme saldırılarına karşı genel merkez yönetiminin yetersiz


22 - www.sosyalistkamu.com

kaldığını belirterek, eski yönetim kurulu üyelerinin tekrar aday olmamalarını istedi. Genel Hukuk Sekreteri Gültekin Narinli ise konuşmasında kamu emekçilerinin mücadele tarihine değinerek KESK’in kamu emekçilerine yöneltilen saldırılara karşı başarılı olamadığını söyledi. Sermaye hükümetlerinin bu boşluğu değerlendirerek yandaş sendikaları palazlandırdığını söyleyen Narinli, yeni bir mücadele hattı geliştirme zorunluluğuna vurgu yaptı. Kongre sürecinde gerçekleşen ilkesiz ittifaklara da değinen Narinli, referandum sürecinde KESK’in liberal bir eksen kayması yaşadığını söyledi. KESK seçimleri sürecinde grup ve kitle mutabakatı sağlanmasına çalışılması gerektiğini söyleyerek, “Genelde öncelikle grup mutabakatı aranıyor ve kitle mutabakatı arka plana itiliyor. Böylelikle denge bozuluyor. Kitleden, tabandan kopuk uzlaşmalar, ittifaklarla listeler hazırlanıyor. KESK içindeki gruplar bu anlayıştan vazgeçmek zorundadır. Tüm çaba tabanın hareketlendirilmesine yönelik olmalıdır.” dedi. Üyeleri karar alma mekanizmalarına katmadan, pratik sürece dahil etmeden başarılı bir mücadele hattı yaratılamayacağını söyleyen Narinli, “Polis karşısında, barikatlarda birlikte direnen biz emekçiler, karar alma mekanizmalarında da birlikte olmalıyız.” dedi. 4688 sayılı yasanın kabulü ile güçlü eylemler örgütletemez hale gelindiğine değinen Narinli, “Bu durumu da ancak bizler değiştirebiliriz.” diyerek sözlerini bitirdi. Daha sonra sözü İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Şahin Aktaş aldı. Ülkenin en büyük sorununun işsizlik olduğunu belirten Aktaş, sendikaların ise bu sorunu örgütlemek konusunda yetersiz kaldığını söyledi. 25 civarında delegenin yaptığı konuşmaların ardından, yapılan eleştirilere cevap vermek için Genel Başkan Haydar Arslan söz aldı. Arslan, “Eylemlerin bu döneme ait olmadığı söylendi. Eylem resimleri eski de olsa içlerinde bende varım. Ben hiçbir şube başkanını arayıp tebrik etmedim. İzmir Şube yönetimi bize hakaret içeren bir dilekçe yazdı; buna rağmen olumsuz bir davranışta bulunmadım. Genel toplantılarda hiç eylem önerisi gelmedi. Gelen birkaç öneriye de birçok şube karşı çıktı.” dedi. Arslan eleştirilere cevap verirken salonda müdahaleler oldu. Birbirine hakarete varan tartışmalar yaşandı. Divanın yerinde müdahalesi ile Arslan konuşmasına devam etti. Şube paylarına ve yapılan çalışmalara değinen Arslan, merkez yönetim kurulu üyelerinin de tam bir bütünlükle çalışamadığı özeleştirisini yaptı. 7 kişilik yönetimden sadece 3 arkadaşın tüm emeklerini harcadıklarını söyleyerek diğer 4 yöneticiyi eleştirdi. Arslan’ın konuşmasının ardından raporlar oylanarak aklandı. Tahmini bütçenin oylanarak kabul edilmesinin ardından önergelerin okunmasına geçildi. Önergelerin bir kısmı tüzük maddelerinin değişmesine yönelikti. Bu önergelere değişik itirazlar oldu. Lehte ve aleyhte konuşmalar yapıldı. Çıkan tartışmalar üzerine divan bu önergelerin gerçekleştirilecek bir tüzük kurultayı ile karara bağlanması önerisi getirdi. Divana tüzük kurultayına ilişkin bir önergenin zaten mevcut olduğunun hatırlatılması üzerine, Sosyalist Kamu Emekçileri tarafından


www.sosyalistkamu.com - 23

hazırlanarak delegelerden toplanan imzalarla sunulan ve önergeler içerisinde yer alan “bir yıl içinde ez az iki gün sürecek ve seçilen MYK’nın bir ay içinde takvimlendireceği bir tüzük ve program kurultayı yapılması”na yönelik önerge oylanarak kabul edildi. Genel kurula sunularak kabul edilen diğer önergeler sırasıyla şu şekildeydi: F Tiplerine yönelik eylem ve çalışmaların sendika merkezince yapılması, Demokratik bir anayasa için mücadele edilmesi, Erozyon, deprem, doğal afetler konularında önlem alınması, doğal güzelliklerin korunması ( Munzur vb. ) ve baz istasyonlarının kaldırılması için mücadele edilmesi, Uyuşturucu madde kullanımına karşı gençlerin korunması ile ilgili çalışmalar yürütülmesi, Tüm saldırı yasalarının geri çekilmesi, eşit işe eşit ücret, kadrolu-güvenceli çalışma gibi taleplerin ön planda olduğu, sonbaharda başlayarak grev eksenli bir mücadele programı oluşturulması ve bu önerinin KESK’e taşınması, KESK tüzüğünde yer alan danışma meclisinin aylık periyotlarla toplanacak Genel Yönetim Kurulu’na

dönüştürülmesi, Merkez Yönetim Kurulu’nun GYK’nın yürütmesine dönüştürülmesi yönünde bir önergenin KESK Genel Kurulu’na taşınması Bundan sonra yapılacak olan genel kurulların üç gün sürmesi, Sendika çalışanlarının ücretlerinin belirlenmesinde “en düşük devlet memuru maaşının altında işçi çalıştırılamayacağının” prensip olarak kabul edilerek, bu önergenin KESK Genel Kurulu’na taşınması Sosyalist Kamu Emekçileri tarafından sendika merkez genel kurullarına taşınmak üzere hazırlanan dört önergenin tamamı oylanarak kabul edildi. Kurulda ayrıca “KESK’te genel kurullar süreci ve Sosyalist Kamu Emekçileri’nin Temel Mücadele İlkeleri” başlıklı broşürün dağıtımı gerçekleştirildi. Genel kurulun ikinci günü ise seçimler yapıldı. Genel Kurulun ilk gününde gün boyu süren pazarlıklar ve ilk günün bitiminden sonra varılan uzlaşma sonucunda, 3 Yurtsever Emek Hareketi, 2 Devrimci Sendikal Dayanışma, 1 Emek Hareketi ve 1 Kamu Emekçileri Cephesi adayından oluşan tek liste ile seçime gidildi. Sosyalist Kamu Emekçileri


Raylarda yürüyüş başladı!

Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) baskılara, talana, tasfiyeye ve ayırımcılığa karşı 11-16 Mayıs arası gerçekleştirdiği yürüyüşün startını 6 merkezde yaptığı basın açıklamalarıyla 11 Mayıs günü verdi. İzmir'de yapılan eylemde demiryolu emekçileri raylarda yürüyerek Ankara'ya gideceklerini duyurdu. Eylem Alsancak garı içerisinde saat 12.30'da başladı. “Direne direne kazanacağız / BTS”, “Ayrımcılığa ve keyfi uygulamalara karşı haklarımız için yürüyoruz / BTS” ve “Birlik, mücadele, zafer / BTS” pankartları açıldığı eylemde BTS İzmir Şube Başkanı Bülent Çuhadar bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasına, İzmir'den 8 kişiyle yola çıktıklarını ve Ankara'da diğer BTS'lilerle buluşacaklarını söyleyerek başlayan Çuhadar şunları söyledi: “ Ülkemizin en köklü kurumlarından olan demiryolları yok edilme noktasına getirilmiş, özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamaları ile AKP yandaşları ihya edilmiş, çalışanlar üzerindeki baskı ve sindirme tahammül sınırlarını aşmıştır. Tüm bunlara dur demek için; BTS Başkanlar kurulu, Edirne’den Kars’a kadar örgütlü olduğumuz tüm bölgelerden Ankara’ya 'rayda yürüyüş' etkinliği kararı almıştır.”

Eyleme destek Çuhadar'ın ardından sözü 117 gündür taşeronlaşmaya karşı direnişte olan Batıgül Tunç aldı. Tunç işçilere yönelik saldırılardan bahsederek KESK ve BTS'nin eylemlerini desteklediğini söyledi. Eylem BES İzmir Şube Başkanı Ramis Sağlam'ın konuşmasıyla devam etti. Sağlam, KESK'in mücadele anlayışından söz ederek bugüne kadar karşılaştıkları baskıları, sürgünleri ve tutuklamaları anlattı. BTS Genel Merkez Hukuk Sekreteri Coşkun Çetinkaya'nın gerçekleştirdiği basın açıklamasında demiryolu emekçilerinin bu eylemi neden gerçekleştirdiği ifade edildi. Yandaş sendika ve yandaş çalışan yaratılmak istendiğini dile getiren Çetinkaya demiryolu emekçilerinin sorunlarını sıraladı. Konuşmasını eylemlerine destek isteyerek bitirdi. Davul-zurna eşliğinde halayların çekilmesinin ardından yürüş başladı. Eylemde “Direne direne kazanacağız!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!” sloganları atıldı.

Kamu Emekçileri Bülteni 40 * Fiyatı: 25 YKr * Mayıs 2011 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Ayten Özdoğan * Yayın türü: Yerel, süreli, ayda bir Türkçe * EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Simsar Sk No:5/3 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: 0 (212) 621 74 52 * * Baskı: Özdemir Mat Davutpaşa Cad Güven Sanayi sit C Blok No: 242 Topkapı İstanbul * 577 54 92


Kamu Emekçileri Bülteni-2011 Mayıs