Page 6

Sosyalist Dayanışma / Kasım 2011

Halkların Demokratik Kongresi’nin Yürüyüşüne Dair… Elif CAN

E

mek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu olarak 12 Haziran seçimlerinde kazandığımız başarı üzerine hızlandırılmış bir süreç olarak yaşanan Kongre Girişimi çalışmaları, 15-16 Ekim tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen ilk kongre toplantısı sonucunda Halkların Demokratik Kongresi’ne dönüştü. Türkiye’nin dört bir yanından gelen 800’ün üzerinde delegeyle toplanan girişim, Program ve Tüzük üzerine yürüttüğü tartışmalar sonunda kuruluşunu ilan etti. Türkiye coğrafyasında yaşayan hemen bütün ulusal ve etnik kimliklerin dillerinden yazılmış “birleşiyoruz” pankartının kürsüden işaret ettiği çeşitlilik, kongre bileşeminde de kendini hissettirmekteydi. Kürt özgürlük mücadelesi temsilcilerinden sosyalistlere; feministlerden halklar ve inanç grupları temsilcilerine; ekolojistlerden lgbtt bireylere, aydın-sanatçılardan sendika temsilcilerine kadar çeşitli kesimlerden katılımcıların yer aldığı 2 günlük kongre toplantısında, her ne kadar sonuç alıcı noktalara taşınmakta sorunlar olsa da canlı tartışmalar yaşandı. İnsanlar, 2 gün boyunca kendilerini ifade etmek, program, tüzük ve karar tasarılarına renklerini ve fikirlerini katmak için ısrarlı tartışmalar yürüttüler. Hemen bütün katılımcıların kongre boyunca kendi cephesinden eleştirdiği pek çok şey yaşanmasına rağmen kimse gitmeyi seçmedi. Eleştirerek, görüşlerini dövüştürerek kalmak noktasında bir ısrar vardı. Çünkü kongre bileşimine egemen olan ruh hali “artık bu iş olmalı, bizler yan yana gelip aritmetik toplamımızdan çok daha fazlasını açığa çıkartan ortak bir güç odağı olmalıyız” idi. Elbette bu istek ve

6

iddia tek başına, -bir kısmı kongre toplantılarında da gözlemlenebilen- büyük sorun alanlarını aşmaya yetmez. Ancak bunların üzerine daha kararlıca bir gidişin manivelası olabilir. Dünya kapitalizminin ekonomik ve ekolojik açıdan ciddi bir kriz yaşadığı, kendini yeniden dizayn etme çabalarına karşılık kapitalizm içi çözüm arayışlarının birbiri ardına tıkandığı, içinde yer aldığımız coğrafyaya bu doğrultudaki emperyalist müdahalelerin yoğunluk kazandığı, Türk devletinin ise bu müdahalelerde rol kapabilmek için kendi eline ayağına dolanan Kürt sorununu bildik refleksleri ile ‘defetme’ çabasına girdiği bir tarihsel dönemin içinden geçmekteyiz. Kongre kuruluşu ile böylesi bir tarihsel bir dönemeçte tarihsel bir adım atmış olduk. Coşkulu bir başlangıç yapmış olan kongre çalışmasının halklarımızın umuduna cevap verebilmesi için sorun alanlarımızı netçe görmek ve bunların üzerine cesaretlice gitmek zorundayız. Şu ana dek yaşadıklarımızdan yola çıkarak bunlara ilk göze çarpanlara işaret etmek gerekirse: Kürt Özgürlük Hareketi, tüm sürece üst düzeyde bir temsiliyetle katılım sağlamıştır. Bunun kendisi başlı başına bir olumluluktur. Bütün yerellerdeki kadrolarına kadar bu bakış açısının sirayet etmiş olması, çalışma sürecini büyük oranda motive etmiş ve kolaylaştırmış, hatta kimi zaman çeşitli sosyalist gruplar arasındaki rekabetçi yaklaşımı dizginleyici bir etki yapmıştır. Ancak diğer yandan sürece kendi beklentileri doğrultusunda “şekillendirici” müdahalelerde bulunması, bileşenler arasındaki güç eşitsizliğini de göz önünde bulundurunca ittifakı oluşturan bileşenlerin “eşit iradeler” olarak rol almasını zorlaştırmaktadır. Daha en baştan öngörebildiğimiz bu asimetri sorununun Kongre yürüyüşümüzde sıkıntılar yaratmaması için daha fazla karşılıklı dikkat ve özene ihtiyacımız var görünüyor.

Ankara’daki Kongre toplantısında öne çıkan ana tema, “bu coğrafyada yaşayan ve yok sayılan, baskı gören halkların kendi kimliklerini barış içerisinde, bir arada, özgürce yaşayabileceği koşulların yaratılması” olmuş, Kürt halkının özgürlüğü konusu da bu bağlam üzerine oturtulmuştur. Anlaşılan o ki, Kürt sorunun sadece Kürtlerin bir sorunu olmadığını anlatmanın ve eşitözgür yurttaşlık temelinde gönüllü birlikteliğe dayalı bir yan yana gelişin talep edilmesi anlamına gelen bu taktiksel yönelim, önümüzdeki dönem anayasa tartışmalarında Kürt sorununun ele alınışının politik çerçevesini oluşturmaktadır. Kürt halkının taleplerini ifade eden bu çerçeveyle sorunumuz yoktur. Bizce Kongre için sorunlu olan yön bu taktiksel yönelişin; Türkiye’nin batısında yoksulların, ezilenlerin, emekçilerin isyanını büyütme ve bu isyanla buluşma perspektifini içermemesi ve/veya onunla buluşmayı öngördüğüne dair işaretler taşımamasıydı. Kongre ortamında en fazla hissedilen eksiklik, işçilerin, işsizlerin, yoksulların sesinin taşınmasındaydı. Program taslağında ve kongre ortamında “sınıf çelişkisi” ekseni son derece silik kaldı. Bunun asıl nedeni elbette bu kesimlerin gerek politik gerekse ekonomik demokratik örgütlenmelerinin yaşadığı güçsüzlük, etkisizliktir. Yine bu güçsüzlüğün bir sonucu olarak Kürt özgürlük hareketinin temsilcilerinin sınıf çelişkilerinin üzerinde yükselen mücadele alanlarını diğer toplumsal mücadele alanlarından herhangi biri olarak görmesi ve sınıf çelişkisi söyleminin öne çıkmaması için özen göstermesiydi. Kongre bileşiminde azımsanmayacak sayıda temsilcisi bulunan sosyalist hareketlerin çok büyük bir çoğunluğu da bu belirlenime uygun hareket etti. Kongrede “demokratik özerkliğin ülkenin tamamına dönük bir model” olduğu genel belirlenimi dışında yerellerdeki halk örgütlenmeleri,

ezilenlerin örgütlenmesi, yerellerde iktidar olarak örgütlenme gibi bu belirlenime sınıfsal rengini verecek konular da gündeme giremedi. Kongre yürüyüşünün önümüzdeki dönem için en acil sorunu bir üstte ifade edilen perspektifle de bağlantılı olarak, ilk etapta gerçekliğimizin yerellerden gelen temsilcisi olarak kongreyi oluşturan delegasyonla yeniden yerellere dönüp kitlelerle buluşmuş, bulunduğu yerelin bütün sorunlarına dönük örgütlenme ve mücadele perspektifine sahip “sahici halk meclislerini” örgütlemek olmalı. Çoğu yerde kitle içinde örgütlülüğümüzün ve etkinliğimizin yetersizliği bizi kıvrandıracak olsa da sahalarda yürüteceğimiz sabırlı bir çalışmaya ihtiyaç var. Ancak bu çalışmalar ve onlardan edineceğimiz dersler yürüyeceğimiz yolu açmada bize birer rehber olacaklardır. Kongrede zenginliğimiz olan farklılıklarımız, birlikte bir yürüyüşü gerçekleştirmek açısından başlı başına bir sorun alanına işaret ediyor. Kongrenin birleştirdiği dinamikler bu coğrafyada ilk kez günübirlik olmayan, baştan belirlenmiş tekil bir gündemi içermeyen bir perspektifle yan yana geliyorlar. Birbirinden farklı toplumsal, politik, kültürel, vicdani mücadele düzeylerini -üstelik niceliksel boyutları ve toplumsal etki düzeyleri bu denli farklı iken-, ortak bir yapıda yan yana getirip, bunların toplamından bir birbirini besleyen, geliştiren bir mücadele odağı yaratmak noktasında bildiğimiz bir yöntem yok. Bütün bunları yaparken eşit ve katılımcı bir ilişki kurmayı, birbirimizi ötelememeyi becermek; birbirimizin derdini sahiden dinlemek, sahiplenmek… Bütün bunları ilk kez bu derinlikte yaşatmaya çalışacağız. Her adımda daha fazla görülüyor ki işimiz oldukça zor. Ama bu tarihsel görevden kimsenin kaçma hakkı yok. Bu nedenle hep birlikte kolları sıvayıp giriştik bu büyük görevin altına…

Profile for Sosyalist Dayanışma

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Advertisement