Page 23

Kasım 2011 / Sosyalist Dayanışma

ÖLÜM HEP BİZDEN YANA MI DÜŞER?.. “Bir vakitler yürekleri ve elleri anavatan numaralarıyla aldatılanlara şimdi anavatanca bir tabut verilmişti…” Bertolt Brecht

1970

’li yıllarda Orta Anadolu’nun küçük bir beldesinde yaşarken yokluğun ne demek olduğunu iliklerimize, kemiklerimize kadar hissediyorduk. Ninem, dedem, 4 amcam, 5 halam, annem ve 3 kardeşim aynı evde yaşıyorduk. Köydeki çoğu insan gibi zor geçiniyorduk. Ve ailemizin sırf yoksulluktan dolayı solcu olduğunu o zamanlar kavradım. Başka bir ezilme biçimi yaşamıyorduk. Alevi değildik, Kürt değildik, yoksul ve köylüydük. Dedem, kara oğlan Ecevit’in yoksul halka umut veren politikalarını benimsemiş, o zamanın sıkı bir Ecevitçisi olmuştu. Babam ve amcalarım ise yükselen devrimci hareketlere sempati beslemişlerdi. Ardından gelen 12 Eylül, bizim ailenin politikleşmesinin hızını kesmiş, herkesi gündelik yaşam mücadelesinin sınırlarına hapsetmişti. 1990’lardan sonra en büyük amcam dışında diğer üç amcam askere gitti. Sonraki yıllarda ağabeyim ve erkek kardeşim. Hepsi de Kürt illerinde yaptı askerliklerini. Orta Anadoluluyuz ya, yoksuluz ya, torpilimiz yok ya, bedel ödeyecek paramız yok ya, bize de bu düştü. Neler yaşadıklarını bir onlara sormak lazım… Halamın kocasının bir böbreği yok. Bizim köyde ölen bir askerin nişanlısı kısa bir süre sonra ölen nişanlısının erkek kardeşiyle evlendi. Yine ölen bir askerin ailesine ev verilmişti ama “çocuğumuzun kan parası mı verilen o ev” diyen ailesi orada oturamadı.

“Zengin Bedel Verir, Asker Fakirdendir” Biraz büyüyünce “vatan, millet” diyenlerle tanıştım şehirlerde. Zengin kısmının ikiyüzlülükleri bu kadar mı aşikâr olabilir. Milliyetçi söyleme sahip olan çoğu hali vakti yerinde kişinin askere gitmemenin türlü yollarını edindiklerini gördüm. Kürt Halkının haklı mücadelesini ağzıma almamı kıyasıya eleştirenlerin, “bölücülüğe karşı savaşmak gerekir” diyenlerin bedelli askerlik yaptıklarını öğrendim. Kendisi bu savaşın kurbanı olmak istemiyor ama iş yoksul gençlerin askere gitmesine gelince ortamı kışkırtıyor. Ağızlarından köpüre köpüre “teröristlere” karşı savaşarak kahramanlık edebiyatı yapanların savaş ortamından faydalanarak nasıl çıkar ve imtiyaz elde ettiklerine, uyuşturucu ticareti gibi kirli yöntemlerle rant sağladıklarına herkes gibi ben de tanık oldum. Şimdi 24 askerin Çukurca’da ölmesi üzerine gösterilen tepkilere baktığımızda aynı riyakârlık devam ediyor. Ölümlerin durmasını ve gerçek çözümü isteyenlerin sesleri kısılırken, savaş çığırtkanları meydanları dolduruyor. Yoksul gençleri savaşa sürüp rant elde edecek olanların sesi en çok çıkıyor şimdi. Çocukları Amerika’da okuyan Türk İşadamı Derneği Üyeleri, “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” pankartlarıyla donatıyorlar her yeri. Medyada asker ölümleri karşısında büyük duyarlılığa sahip olduklarını gösterenler büyük bir vicdan rahatlaması yaşıyorlar. Onların vicdanlarını rahatlatmak da yine yoksul halka düşüyor. Kendisi ölüyor ya da çocuğu ölüyor, buna vah vah edenler de ne kadar ülkelerini sevdiklerini göstermiş oluyorlar. “Vatan sağ olmasın”, “Neden Tayyip’in oğlu ölmüyor” diyen aileler susturuluyor. Halkın kendi kaderini eline almasından korkuluyor. İradesine sahip çıkmasın isteniyor. “Bizim için çalış, vergi-

ni ver, çocuğunu zamanı gelince askere gönder, çocuğun ölünce ‘Vatan sağ olsun’ de.”

Zeynep KORU

Yoksulluğa, sömürüye, zulme, baskıya karşı kurtuluşlarını ele ele verip gerçekleştirecek olan iki halkın evlatlarının bir araya gelmesinden korkuyorlar. Eşit, özgür, kardeşçe bir yaşam kurulmasın istiyorlar. Bu yüzden de hakları için mücadele eden kardeş halka kurşun sıkılsın istiyorlar. “İşte, dediler, ateş edeceksin şuna, ben de onların tabancaları ile aldım nişan, ateş eder etmez ne göreyim bir de, kardeşimdi gösterdikleri düşman. Tamam, kardeşim orada duran, açlıktır bizi birleştiren, yürürken yan yana ikimizin düşmanıyla. İşte ölüyor kardeşim şimdi. Ben öldürdüm onu kendi elimle. Ama şu var ki, yenilirse o hapı yuttum demektir ben de.” Bertolt Brecht Sıkılan kurşunların yenilgi getirmediğini görünce de daha da pervasızlaşıp kan, intikam söylemlerini artırıyorlar. Devranlarını sürdürememenin telaşı ile düşmanlık tohumları saçıyorlar. Nereye kadar…

Şimdi 24 askerin Çukurca’da ölmesi üzerine gösterilen tepkilere baktığımızda aynı riyakârlık devam ediyor. Ölümlerin durmasını ve gerçek çözümü isteyenlerin sesleri kısılırken, savaş çığırtkanları meydanları dolduruyor. Yoksul gençleri savaşa sürüp rant elde edecek olanların sesi en çok çıkıyor şimdi.

Şimdi ise bu kirli savaşın halklara zulüm, egemenlere ise rant getirdiğinin farkında olanların daha da seslerini yükseltme zamanı. Kardeşliği kazanmak için. “İstemiyorsam beni hor görenlerin savaşlarında askerlik yapmak, onların laflarına gülüp geçmeliyim ve kendi bayrağımı açmalıyım, ve savaşımı ilan etmeliyim onlara” Bertolt Brecht

23

Profile for Sosyalist Dayanışma

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Advertisement