Page 11

Kasım 2011 / Sosyalist Dayanışma

Dünya’da Kriz Geçmeyecek Haberimiz Olsun Artık sorumuz kapitalizmin bu işin içinden nasıl çıkacağı sorusu değil, kapitalizmden sonra nasıl bir düzen kurulacağı sorusudur. (I.Wallerstein)

D

ünyayı sarsan kriz üzerine sermaye yanlısı olmayan cephede iki temel tez var. Krizi, ABD başta olmak üzere dünyada artan yoksulluk ve gelir dağılımı sorunlarının yarattığı “tüketim eksikliği” üzerinden açıklayanlar birinci kanadı oluşturuyor. Bu görüşe göre neoliberalizm bir sermaye projesi olarak tüm dünyada ama özellikle de gelişmiş ülkelerde gelir dağılımını bozdu. Bu ülkeler Asya’dan gelen ucuz işgücü ile rekabet edebilmek için işçi ücretlerine zam yapmayınca gelir dağılımını iyice bozdular. Asya ülkeleri’nin gelişmiş ülkelere sattıkları mallarla elde ettikleri paraları kredi olarak ABD’ye vermeleri ile gelişmiş ülkelerde tüketim spekülatif olarak pompalandı, ta ki 2008 krizine kadar…

İkinci görüş ise, krizi bir eksik tüketim krizi olarak değil 1970’lerde başlayan sermayenin kârlılık sorunları ile açıklıyorlar. Bu sorunlar ciddi bir finansallaşma/kredi balonu yarattı ve üretken sektördeki kârlılık bu finansallaşmayı besleyemeyince kriz oluştu. Bunlar, kâr oranlarındaki düşme üzerinden soruna yaklaşılıyor. Bu farklar bir yana, Wallerstein’in dediği gibi temelde 3 temel dinamik işlemeye devam ediyor ve kriz bu anlamda oldukça yapısal ve derin(*). Birincisi, 1970’lerden beri süren kârlılık krizi emekçilerin hakları kesilse de düzeltilemedi. İkincisi, halkların sağlık, eğitim, kentleşme ihtiyaçları sermayedarlara yeni maliyetler yaratıyor. Bu maliyetlerin yanında dünyada artık yeni kârlı alanlar bulmak ve ekolojik atıkları/enerji-maden çıkarım işlerini oralara

göndermek yani maliyetleri dışsallaştırmak kolay değil. Üçüncü olarak da Çin, Hindistan gibi ülkeler ABD’nin hegemonyasını geriletirken tüm dünyada kapitalistlerin kârlarını da sıkıştırıyorlar. ABD hegemonyasının gerilemesi dünyada küresel krize ortak bir kapitalizm içi çözüm bulunması olasılığını da imkânsızlaştırırken, devletlerin tek tek bağımsız büyümeci ve içeride otoriter politikalar izlemesi süreci gelişmeye başlıyor. (AKP de bunun bir aktörü olarak büyüme hedefli otoriter zemini kullanma eğiliminde, kendi gücü ölçüsünde tabi.)

karşısında rekabet üstünlüğü zaten vardı ama Çin, Rusya ve diğer Asya ülkelerinden çok ürün alıp az ürün satıyordu. Şimdi bu kapı kapanınca sorun büyüyor. Ekonominin açığı olan bu açık yanında özel şirketlerin toplamda devasa noktaya gelen borçları ciddi bir sorun. Enerji Bakanı’nın “Cumartesi günleri de çalışılsın” sözleri ve içkiye, sigaraya, ithal araçlara ve ithal Çin mallarına konan vergi ve yapılan zamları anlıyoruz. Hükümet merkez bankası ayarlamaları ile finansal sistemi ani şoklara dayanıklı hale getirdiğini

M. ÖZGÜR

2008’deki kriz ABD ve AB başta olmak üzere tüm dünyayı etkilemesi anlamında çok önemli bir kriz olarak tarihe geçti ve batan bankaları kurtarmak isteyen hükümetler vatandaşların vergileri ile bu bankaları kurtararak kendi bütçelerini dengesizleştirdiler. Şimdi Avrupa ve ABD bu sorunla boğuşuyor. Çin rezervlerinden gelmesi beklenen para geçici biz çözüm. Sorunlar ise değindiğimiz gibi oldukça derin. Asya’nın yükselişi karşısında Türkiye’nin uzun vadede işi zor. Kendisi de yükselen bir ekonomi gibi görünse de cari açık denen döviz açığı yani ithalatın yüksek olması anlamına gelen açık ciddi bir sorun. Bu açık dışarıdan kısa vadeli riskli borçlanma mümkün olduğu için gerçekleşiyor ve Erinç Yeldan’a göre bu açığı küresel finansallaşmanın bir boyutu olarak görmek gerek. Bu açık, Türkiye ayarındaki “gelişmekte olan” ülkelerde ya yok, ya da Türkiye’den oldukça düşük. Krizdeki AB, Türkiye’nin temel ihracat alanıydı ve döviz geliri açısından AB önemli bir kaynaktı. AB ayrıca doğrudan yabancı yatırımlarda Türkiye’de önemli paya sahipti. Oysa Asya’ya giden yatırımlar büyük oranda yine o bölgeden. Yani AB’deki yavaşlama en çok Türkiye’yi etkiliyor. Türkiye’nin AB

söylüyor ama diğer uygulamalar ciddi bir sıkıntıyı da yansıtıyor. Kapitalizm ekonomik krizi çözecek bir öngörü ve örgütlenme göstermiyor. ABD’nin gerileyen hegemonyası ile ve kapitalizmin yukarıda belirtilen diğer sorunları ile birleşince krizlerin süreceğini öngörmek zor değil. Bu ortamda küresel iklim krizini çözecek bir irade Kasım 2011’de Güney Afrika’da yapılacak yeni post-kyoto görüşmelerinde de görünmüyor. Çok boyutlu bu kriz geçmeyecek haberimiz olsun. İnsanlık yeterince acı çekti. Toplumsal, katılımcı, kapsayıcı, eşitlikçi alternatifler üzerine düşünmenin zamanı.

(*) Immanuel Wallerstein, “Structural Crises”, New Left Review, Mart-Nisan 2010.

Krizdeki AB, Türkiye’nin temel ihracat alanıydı ve döviz geliri açısından AB önemli bir kaynaktı. AB ayrıca doğrudan yabancı yatırımlarda Türkiye’de önemli paya sahipti. Oysa Asya’ya giden yatırımlar büyük oranda yine o bölgeden. Yani AB’deki yavaşlama en çok Türkiye’yi etkiliyor. 11

Profile for Sosyalist Dayanışma

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Sosyalist Dayanışma Dergisi Kasım 2011 9. Sayı  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Advertisement