Page 5

Aralık 2017 / Sosyalist Dayanışma

S HIC SALTA 7 Haziran’dan sonra kurulan devlet blokunu bir arada tutan en önemli motiflerden biri hiç kuşku yok ki Suriye’de müdahil ve Rojava’nın statü kazanmasına engel olabilmekti. Son iki yılın oyun planı tamamen bunun üzerine kuruludur. En son Soçi toplantısı sonrasında Suriye konusunda artık bir finale yaklaşıldığı anlaşılıyor. Cenevre toplantısı bu tabloyu daha da netleştirecek. Göründüğü kadarıyla Türkiye’nin bütün kırmızı çizgileri bir kez daha çiğnenmiş durumda. PYD’nin masada olması konusunda lafı gevelemelerden de anlaşıldığı kadarıyla el sıkışma, gerdan kırma sahnelerinin arkasında Türkiye’nin sıkışmışlığı daha da artıyor. Esad meselesinde gelinen nokta ise artık neredeyse tartışma gündeminden bile çıkmış vaziyette. Karagül, “Esad meselesine takılmayalım” diyor. Ortadoğu’nun en gelişmiş toplumsal birikimine, Halep ve Şam gibi tarihsel kentlerine sahip bir coğrafya her türden vahşetin sergilendiği bir alana dönüştü, milyonlarca insanın hayatı zehir oldu, ama “bunlar takılınacak meseleler” değil tabi… PYD yetkilileri Rusya tarafından kendilerine çağrıda bulunulduğunu açıkladılar. Tablonun tam anlamıyla netleşmesi açısından bir süre daha temkinli olmak yararlı olacaktır ancak Türkiye’nin başarı diye gösterebileceği bir kazanımla bu süreçten çıkması mümkün görünmemektedir. Erdoğan şimdilik bu hezimeti Afrin’e dönük tehdit salvoları ile örtmeye çalışıyor. Ancak orada da ilerleyebilme şansı bulması çok zor. Ayakyolu haline getirdiği Kremlin’e bir önceki gidişinde havaalanında söylediği “Madem savaş bitti çekin o zaman askerlerinizi!” demeci, ki 12 saat içinde söylenmemişe döndü, aslında bu konudaki engellere karşı yükseltilen bir sesti.

Sonuç olarak 7 Haziran 2015 sonrasında oluşan ve 15 Temmuz 2016 sonrasında pekişen yeni iktidar bloğu, iki temel sahada varlığını her açıdan sorgulatacak iki büyük başarısızlık ile karşı karşıya.

BİR DÖNEMİN SONU VE OLANAKLARI NASIL DEĞERLENDİRECEĞİZ?

Bu başarısızlığın iktidarın kendiliğinden yenilmesini sağlayacak sonuçlar yaratmayacaktır. Bunu sürekli olarak vurgulamak zorunda kalıyoruz çünkü iktidarın yaşadığı her tökezleme kimi çevrelerde derhal bu “kendiliğinden yıkılma” beklentisini arttırıyor. “İster öyle olsun, ister böyle olsun: Bu gidişten Saray selamete çıkamaz. Yani ‘Kartaca yıkılacak’”. Oysa artık şunu çok iyi öğrenmiş olmamız lazım ki demokrasi güçlerinin yepyeni bir heyecan ve umut yaratacak toparlanması, ortaya sağlıklı bir geçiş ve düzeltme programı koyması ve militan bir ruhla bu çerçeveyi örgütlü bir güce dönüştürmesi sağlanamazsa iktidar her türlü krizine rağmen durumunu toparlayabilir. O yüzden işlerin nereye doğru evrileceği konusunda en önemli belirleyicilerden birisi de iktidarın krizi kadar demokrasi güçlerinin de bir türlü içinden çıkamadıkları krizleridir. Haksızlık yapmamak gerekir, demokrasi güçleri 12 Eylül günlerini bile zaman zaman aratacak bir hukuksuzlukla sarmalanmış bir saldırı dalgası ile karşı karşıyadır. İktidar elindeki tüm olanaklarla karşısında bir demokrasi bloğu oluşumunu engellemeye çalışıyor. Böylesi bir bloğun etkisi altına girebileceğinden kaygı duyduğu kesimleri kafa karışıklığı içinde kilitlemek istiyor. Özellikle son dönemde sol ve Kemalizm’i ayrıştırma yönündeki girişimlerine dikkat çekmek gerekiyor. Erdoğan’ın son demeçlerinde bir sol ve komünizm teması giderek belirginlik kazanıyor. Sola karşı sağın temsilcisi

olma yönünde bir söylem kurarken bir yandan da Kemalizm’in kimi sembollerini de kullanmaya özen gösteriyor. Bu ayrıştırma çabasını “Atatürk’ü solculara bırakacak halimiz yok herhalde?” diye açıklaması da zaten hamlenin arkasındaki mantığı belirgin bir biçimde ortaya çıkartıyor. Demokrasi bloğunun şu anda olası bileşenlerinin tikel güçleri açısından bakıldığında bir koalisyon şeklinde yapılanması bir kaçınılmazlık olarak tespit edilmelidir. Saray diktatörlüğünden kurtuluşun belirleyici etkeni, ekonomik ve dış politika ile ilgili krizler değil bir demokrasi bloğunun inşa edilebilmesidir. Faşizm koşullarında sıradan yaklaşımlarla bu konuda başarıya ulaşılabilinmesi mümkün değildir. Kendisi gibi olmayanlarla kalıcı, istikrarlı bir ortak mücadele zemininde buluşamamanın bedeli giderek zombileşen bir iktidarın kaybettiği meşruiyetini daha etkin zor araçları ile telafi etmeye çalışması olacaktır. Sosyalistler böylesi bir dönemde önce kendi aralarında daha etkin bir temas sağlayarak demokrasi bloğunun temel direği olma rollerini görünür hale getirmelidirler. Faşizme karşı mücadelenin görevlerinin tek tek aktörlerin kapasitelerini her açıdan çok aştığı bir dönemdeyiz. İktidarın ideolojik hamlelerini boşa düşürebilecek, yükselen zora rağmen özellikle derinleşen krizin etkilerini politikleştirerek sokaklarda yanıt üretebilecek, Suriye’de devlet açısından olanakların tıkanmasıyla birlikte barış ve Kürt halkıyla ortak yaşam taleplerini daha güçlü olarak ifade edecek, yani bir diğer deyişle deveye hendek atlatabilecek bir iradeyi yaratmak için derhal inisiyatif almamız gerekiyor.

M. SİNAN MERT

Oysa artık şunu çok iyi öğrenmiş olmamız lazım ki demokrasi güçlerinin yepyeni bir heyecan ve umut yaratacak toparlanması, ortaya sağlıklı bir geçiş ve düzeltme programı koyması ve militan bir ruhla bu çerçeveyi örgütlü bir güce dönüştürmesi sağlanamazsa iktidar her türlü krizine rağmen durumunu toparlayabilir. O yüzden işlerin nereye doğru evrileceği konusunda en önemli belirleyicilerden birisi de iktidarın krizi kadar demokrasi güçlerinin de bir türlü içinden çıkamadıkları krizleridir.

Yaşanacaklara müdahil olabilmenin, bir kez daha seyirci kalmamanın tek yolu budur.

5

Profile for Sosyalist Dayanışma

Sosyalist Dayanışma Aralık 2017 Sayı 60  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Sosyalist Dayanışma Aralık 2017 Sayı 60  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Advertisement