Page 12

Sosyalist Dayanışma / Aralık 2017

CUMHURİYET’İN MEHMET YILMAZER

29

Ekim’de Erdoğan’ın yaptığı açıklamalardan sonra Saray’ın “Atatürkçülüğü” konuşuluyor. Daha uzun süre de konuşulmaya devam edecektir. Saray’ın bu çıkışının 2019’a bir başka yönden hazırlık olduğu yeterince açıktır. Ancak konu Erdoğan’ın takiyyeci ve pragmatik özelliğiyle sınırlı mıdır? Günü gelince aynı hızla bir başka yöne dönebilir mi? Cumhuriyet en derin bunalımını yaşıyor. Henüz bir sona gelinmediği gibi bunalım her geçen gün derinleşiyor, farklı renklere bürünüyor. Derinleşen bunalım günlerinde Erdoğan’ın “Atatürkçülüğüne” Cumhuriyet’in ideolojik tarihi açısından bakmak yararlı olur. O zaman soru şöyle dönüşüme uğrar: Kemalizm ile siyasal İslam Cumhuriyet’in 94. yılında bir senteze mi gidiyor? Cumhuriyet tarihine bakınca başlıca iki ideolojik şekillenmeden söz etmek mümkündür: Kemalizm ve siyasal İslam. Ancak bu ideolojik katılaşma Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri var olmuş değildir. Osmanlılığın son günlerinden beri “batılılaşma” ve “irtica” olarak adlandırılan ideolojik saflaşma, Kemalizm ve siyasal İslam biçimine 1960’lar sonrası girmiştir. Daha katılaşmış bir tarih vermek istersek N. Erbakan’ın 1969’da “Milli Görüş” hareketini başlatmasına kadar gidilebilir. Hareket, Ocak 1970’de Milli Nizam Partisi’ne dönüşmüştür. Ancak ömrü çok kısa sürmüş 12 Mart

12

1971 askeri darbesi sırasında kapatılmış, sonra Ekim 1973’de Milli Selamet Partisi olarak siyaset sahnesindeki yerini almıştır. Tek Parti yılları bir ideolojik saflaşmadan çok Cumhuriyet’in “irtica” ile mücadelesi olarak yaşanmıştır. Kürt isyanları sırasında Mart 1925’de Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkmasıyla Kasım 1925’de “tekke ve zaviyeler” kapatılmıştır. Cumhuriyetin kılıcı “irtica”nın üzerinde sürekli sallanmıştır. “Çağdaş medeniyetlere” ulaşma mücadelesi o noktalara varmıştır ki, 1932’den sonra ezan Türkçe okunmaya başlamıştır. Bu uygulama 1932-50 yılları arasında devam etmiştir. 1950 sonrası Menderes iktidarıyla yeniden Arapça ezana dönülmüştür. Toplumsal hafızada, özellikle nüfusun yüzde 90’ının Anadolu’da yaşadığı yıllarda, Tek Parti’nin uygulamaları “din düşmanlığı” olarak yer etmiş; 1950 sonrası çok partili dönemde ise Demokrat Parti ve devamcıları “elden giden dinin kurtarıcıları” olarak görülmüştür. Erbakan’ın Milli Nizam Partisine kadar siyasal İslam partilerin içinde hep dolaylı yollardan yer almıştır. Bu örtülü gidişi legalize eden Erbakan’ın Milli Görüş Hareketi ve kurduğu siyasal partilerdir. İdeolojik saflaşmada Mayıs 1960 askeri darbesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. “İrtica”nın güçlendiğini düşünen ordu Menderes iktidarını darbe ile alaşağı etmiştir. Cumhuriyet 30. yaşını doldurmadan “irtica” tehdidi ile karşı karşıya gelmiş, ordu bu tehlikeyi 1960 darbesi ile savuşturmuştur. O zamanlar “devletin gerçek sahipleri” böyle düşünüyordu. Bu tarihten itibaren “Kemalizm” başlı başına bir ideoloji olarak şekillenmiştir. Fakat şekillenmeye başlamasıyla birlikte büyük basınçlar altında kalmıştır.

1960’lar sonrası dünya ve Türkiye’sinde sosyalizmin güçlenmesi Kemalist zemini oldukça zorlamış, siyasette CHP eliyle “ortanın solu”, daha sonra “demokratik sol” politikalar Kemalizm zemininden türemiştir. 1960-80 arasında devletin gerçek sahipleri sosyalizme ve Kemalizm’in sol versiyonlarına büyük bir düşmanlık göstermiş; bu gidişe karşı siyasal İslam’ı beslemiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu noktada önemli bir dönüm noktasıdır. Nasıl ki, 1960 darbesi Kemalizm’in başat bir ideoloji olarak beslenmesine yol açtıysa; 1980 darbesi ise aslında onun yolunu tıkayan, siyasal İslam’ın yolunu açan bir rol oynamıştır. Ordu 1980 sonrası tarihten aldığı vesayet gücünün altını oyan adımları bizzat kendisi atıyordu.

Cumhuriyet’in ideolojik tarihinde Kemalizm’in çöküşünü getiren nedenleri hatırlamakta yarar var. Zira bugün siyasal İslam’ın çöküşünün eşiğindeyiz. Nedenlerin karşılaştırılmasından bazı sonuçlar çıkartılabilir.

Kemalizm erozyona uğradıkça siyasal İslam ordunun göz yumabileceği sınırları öylesine aşmaya başladı ki, “post modern darbe” diye anılan 28 Şubat gerçekleşti. Ankara’da tankların caddelere çıkması ile Çevik Bir’in sözleriyle “demokrasiye balans ayarı” yapılmıştır. Ordu, ÇillerErbakan koalisyonuna çekilmesini dayatmıştır. Hatta o zamanlar F. Gülen de “beceremediniz çekilin” demiştir. 28 Şubat 1997 siyasal İslam’ın yolunun kesilmesi kadar aynı zamanda Kemalizm’in de tükenişinin köşe taşlarından olmuştur.

İkinci neden, siyasal ortamdaki çözüm gücünü kaybetmesidir. On yılda bir darbelerle siyasete çeki düzen verip, itibarını fazla yitirmeden kışlasına çekilerek yaşanan yıllar 1980 sonra değişmiştir. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin yükselen mücadelesi nedeniyle ordu 1980 sonrası sürekli günlük siyasetin içinde kalmış, sivil siyasete sürekli çerçeve çizmiş, ancak ortaya bir çözüm çıkaramamıştır. Tam tersine, sahip olduğu tabularla gelişmelerin önünde engel olmuştur.

Kemalizm’in çöküşünde en temel etken devletçi ekonomik yapının neoliberalizmle ortadan kalkmasıdır. Bu eriyiş 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile başlamış, Özal yıllarında hızlanmıştır. Hiçbir ideoloji maddi temelleri eriyince sadece söylem üzerinden varlığını sürdüremez. Ordu, TÜSİAD ve Anadolu sermayesi yanında bankası, vakıf ve kooperatifleriyle neredeyse üçüncü bir ekonomi gibiydi. Hemen hepsi yok oldu.

Profile for Sosyalist Dayanışma

Sosyalist Dayanışma Aralık 2017 Sayı 60  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Sosyalist Dayanışma Aralık 2017 Sayı 60  

Bizi aşağıda bulunan adreslerden takip edebilirsiniz. www.sodap.org & www.twitter.com/sodap74 & www.facebook.com/sodap

Advertisement