Page 28

olaca ından son derece emindi Gülbade. Muharrem gecikmi ti. Zaman ilerledikçe ta an sabrını, artan heyecanını kontrol etmeye çalı ıyor, güzel eyler dü ünerek oyalanıyordu. Bir ara yerinden kalktı ve az ötede sö üt a açlarının altındaki, üstü yazılarla ve türlü ekillerle doldurulmu büyük bir kayaya oturdu. Burası Tersakan'a daha yakındı ve daha rahat konu mak istediklerinde, Muharremle hep buraya gelirlerdi. Yanı ba larında akan suyun sesinin, ba kalarının duymasını istemedikleri sırlarını gizleyece ini dü ünür, içleri rahat ederdi. Oturunca yine öyle rahat edece ini umdu. Ancak içi rahat etmiyordu bir türlü. Muharremin çok kez yaptı ı gibi, Tersakan'a dikip gözlerini, onu hayal ederek konu maya ba ladı: "Söylesene Tersakan, bir terstik mi var acaba? Benim kadar sen de tanırsın onu. Ho hep tersliklerin oldu undan söz ederdi ya... gelmeyi i bu yüzden mi dersin? Hatırlasana Tersakan, Muharrem sana bakıp bakıp sanki ne söyleyece ini senden okumaz mıydı? 'Gülbade'm' diye söze ba lardı hep. Ah tanrım! Ne kadar da içten söylerdi bunları. Gülbade'm, biz yoksul insanlarız, kara madenden ekme imizi kazanırız. Ama asıl kazancımız olanı hiç vermezler, vermek istemezler. Biz istemezsek, hiç vermezler. Vermeyenlerin kim oldu unu imdilik sana anlatmak çok zor. Daha vaktimiz çok, ilerde sen de görecek, ö reneceksin. Biz hep umut ta ımalıyız yüre imizde. Yarına umut... Gelecek mutlu günlere umutla bakmalıyız' derdi. Evet, onun bildi i her eyi bilmiyordum ama onun duyduklarını, hissettiklerini ben de yüre imde ya ıyordum ya... Hem bunu Muharrem de farketmemi miydi? uracı ımda küçücük umut kıpırtıları ta ıdı ımı görüvermi ti hemencecik, ' u küçücük umutlarımızın, yürek kıpırtılarımızın dü manı o kadar çok ki'-demi ti bir defasında- 'yok etmek için o minicik kıpırtıları, ne dehalar gelmi yeryüzüne. Neler neler icat etmi ler, senin, benim o minicik varlı ımızı yerinden söküp almak için..." . "Niye ki Muharrem'im uracı ımdaki, küçücük yüre imdeki kıpırtının kime ne etti i var" deyip nedenini sormu tum saf saf... O tatlı gülümsemesini bozmadan ve suyun kenarına kadar sarkan salkım sö ütten kopardı ı yapra ı ufak parçalara ayırırken yanıtlamı tı sözümü. "Senin o küçücük dedi in kıpırtı var ya Gülbade'm" demi ti; "o denli korkutuyor ki onları, ellerinden gelse insanların gö üs kafesine kilit vurmak isteyeceklerdir. Haksız da sayılmazlar Gülbade'm, nasıl korkmasınlar. O kıpırtılar ki zulmün vah eti kar ısında direni türkülerini, YA ASIN ... haykırı larını ülkemizin dört bir yanına yaydılar. Dü ünsene Gülbade'm, umut yüklü, kıpırtı yüklü, zalime kin dolu binlerce yüre i yan yana getir, neler olmaz ki" derken daha da ciddile mi , elini uzatarak Tersakan'ı göstermi ve sormu tu; "bu ırma a neden Tersakan demi ler, biliyor musun canım? Ben söyleyeyim; kimi, karı tı ı deniz yönüne de il de ters yöne do ru akıyormu gibi göründü ü için bu adla anıldı ını söyler. Kimileri de, ak amın bu saatlerinde Tersakan'a yakla manın tehlikeli oldu unu, sayısız insanın hayatını bu ekilde yitirdi ini, canına kastetmedi i insanların ise tersliklerden kurtulamayaca ına inanıldı ı için, adına Tersakan denildi ini söyler. Kim ne söylerse söylesin, adına ne denirse densin, herkes Tersakan'da bir terslik bulur ve öyle oldu una inanır.  te Gülbade'm, bugün her ey böyle ters akıyor. Her eyde

TAVIR

26

1990 4 kasim  
1990 4 kasim  
Advertisement