Page 1


Bütün ülke/erin pro leter/eri bir/eşiniz! ,

YENI

1 (139) Ocak

v

1976

ÇAG Komünist ve işçi partilerinin

teori ve enformasyon derg i s i

Barış içinde yanyana yaşama diyalektiği ve devrimci dönüşümler Rodney Arismendi Uruguay Komünist Partisi

Helsinki Toplantısı'nın, son zama nlarda k a rma ş ı k ve çelişik ulusla ra rası il işkilerin ufkunda en parlak bir yıldız olarak belird i ğ i n i söylemek yeri nde bir kıya slama olur. Ve politik sa h nesi Avrupa o l sa b i le, b u toplantın ı n bü­ tün d ü nyada ilişkileri kuvvetle etkiliyerek bu nları n gelişmesinde yeni bir aŞama açt ı ğ ı söz götürmez. Emperya lizmin iki nci Dü nya Savaşından son­ ra ki eylemi nin, « Soğ uk sava ş » gibi, s ı n ı r değ işikliği i stemeye kalkışma g ibi, «uçurum kena rı nda cambazl ı k » ve «sosya l i zmi püskürtme» politikası gibi, Sovyetler B irliğ i ne ve diğer sosya list ü l kelere karş ı « ö nleme savaşı » çağ rı l a rı vb. g i bi ya n l a rı , a rtık yerini, toplumsa l d ü zenleri ayrı ve karşıt devletlerin barı ş içinde ya nya na yaşama l a rı p rensiplerine, ulusla ra rası politika n ı n temel ala n l a rı nda kend i n i gösteren yumuşamaya terketmeye başladı. Sa nırız k i , Ya lta ve Potsdam Konfera n sıa rı ndan ve n ice g üçlük­ ler a ş ı l a rak San-Fra nsisko'da B i rleşmiş M i l letler Teşkilôtı ' n ı n doğuşundan beri, sosyal ist ve ka pita l i st devletler a ra sı ndaki i lişkiler normlarını d üzen­ leme a l a nında bundan d a h a önemli bir olay g örü lmed iği g üvenl e söyle­ nebilir. Bütü n bu tari hsel olayl a r birb i rinden bir hayli ayrımi ı olsa da, hepsini birleştiren b i r özelliğ i n va rl ığı meydandadır. Ya lta, Potsdam ve BMT' n i n doğuşu, Alman faşizmi n i n Sovyetler B i rliğ i ve diğer ü l keler h a l k­ l a rı ta rafı ndan ezi lmesinden sonra d ü nyada g üçler dengesinde oluşan öneml i bir değ işimin ifadesiydi ve bu olaylar d ü nya d evrim sürecinde


geniş ve çokyan l ı bi� gelişmenin başla masiyle uyumlaşıyordu. Helsinki, güçler dengesinde sosyal izm, demokrasi, ulusal bağı msızlık yararı na, yan i genel barı ş ı n temel etkenleri ya rarına yen i , n itel değişimlerin yansı ması oldu. Ta rihsel koşutlamalarda ortaya çı ka n bütün ayrı mlara karşın, Ya lta'yı, Potsdam'ı h u kuksal yapı siyle BMT' n i n doğuşunu a n mamız rastgele de­ ğ ildi r. Çünkü bunlar, emperyalizm in kıyasıya karşı-devrimci denemesinin , yani Alman faşizmini «vurucu g ü ç » olarak kullanmak suretiyle tari h i n çar­ k ı n ı geri çevirmeyi, 1 9 1 7 öncesine kadar geri götürme, « sosyal izm haya­ leti »ni yı llar yılı ve belki de yüzyı l l a rca uzaklaştı rma denemesinin suya d üşürülmesi nin sonuçları d ı r. Artık defa larca bel irti ldiği üzere, Alman fa ­ şizmi üzerinde kazanıl a n utku, büyük b i r sosyal - politik devrimle, derin b i r ideolojik silkin meyle eşdeğerlid ir. Sosya list sistemin yaratı lması, söm ürge i m paratorl u kları n ı n çökmesi, proletaryan ı n rol ü n ü n artması, d ü nya komü­ nist ha reketin i n genişleyip büyümesi, sosya lizmi destekliyen veya etkisi altı nda bulunan demokratik g üçlerin boy boy ve çeşitli olması, sadece yeni sosyal-politik coğ rafyayı yansıtmakla kal mayıp, çağ ı m ızın temel içeri­ ğ i n i de yansıtan olgulard ı r. Çağ ı mızın a na eğ i l i m i n i n doğ uşunu ve güç­ lenmesi ni, ne ağır başa rısızl ıklar, ne karışıklıklar, ne hata lar, ne şu veya bu sü reçteki ikircim ya da sapmala r, g iderek ne de Çin yöneticilerin in sosya l ist ü lkeler ve d ü nya komünist hareketi konusundaki trajik ve ölüm­ cül tutu mu engel liyeb i l miştir. Helsinki Toplantı s ı , coğ rafya ba kımından s ı n ı rlı olmasına karş ı n, em­ perya l i stleri n son 30 yı l boyunca uğ radı kları yenilgi lerin yeni bir kanıtıdır. Bir kere, bu, em perya l i stleri n, büyük a nti-faşist savaşın o l u m l u sonuçları n ı hiçe indirme, sosya lizmin yayı l ma a l a n ı n ı dara ltma, ul usal kurtuluş hare­ ketlerinin kükremesin i önleme, kapitalist ülkeler p roletaryasını politik sa­ vaşı mdan uza klaştırma veya politik bakı mdan kend ilerine baş eğd irme, Marksizm-leninizmi (isya ncı meleğ i n cen netten çıkarılışı g i bi) ideoloji alanından kovma denemeleri n i n başarı sızlığa uğra d ı ğ ı nı göstermektedir. Ikincisi, bu emperyal izmin, özellikle ABD'nin g lobal stratejisinde buna­ lı mın, Sovyetler Birl iğ ine ve d iğer sosya list ülkelere karşı b i r nükleer sa­ vaşa, ul usal kurtul u ş hareketlerine ve ileri demokratik güçlere karşı çeşitli karşı-devri mci savaşlara hazı rl ı k plônları n ı n suya düşmesi n i n ka nıtıdır. « Soğ uk savaş» döneminden, NATO, SENTO, SEATO vb. g i bi sa ldırg a n l ı k örg ütleri nden koskoca bir sistemin yaratıldığı za manlardan beri, bunlar, d ü nya n ı n birçok kesiminde ölümcül eylemlere, Kore'den Berlin'e, Küba'­ dan Viyetnam'a, Kongo'dan Cezayir'e veya Ya kın- Doğuya kada r nice sa l d ı rı lara, bölgesel sava şlara, a skersel komplo ve kışkırtmolara g i rişmiş­ lerdir. Buna karş ı n , dünya a nti -em perya li st cephesi ve bununla il işkili o l u p, kapitalizmin temellerinin ortadan kaldırılmasından yana olmayan toplum2


sa l �evrelerin bile katı ldıkları geniş barış taraftarları hareketi de sürekli bir gelişme göstermiş ve g üçlenmiştir. Dü nya ka pita l ist sisteminin mevzileri sosya l-pal itik ve ideolojik bakım­ Iardan zayıflamış, coğrafi bakımdan da dara l m ı ş b u l u n uyor. Kapita list sistemin genel bunalımı nda şimdiki deri n leşme, buna eşlik eden bir sürü b u na l ı m olguları (bazı incelemeciler bunu b u n a l ı m ı n dördü ncü aşaması n ı n başlangıcı sayıyorlar), h e m bu tipten topluma özg ü iç çel işkilerin sertleş­ mesiyle, hem de devrimci, sosya l ist, demokratik güçlerin, ul usal k u rtuluş savaşı m ı veren güçlerin başarı lariyle ilişkilidir. Sal d ı rg a n ve karşı-devri mci pol itikasında elde ettiği bazı geçici başarı­ lara karş ı n , emperyal izme' , bir bütün olarak, ezici darbeler i nd irildi. Em­ perya lizm askersel alanda da büyük yenilgilere uğratı ldı. Viyetnam epo­ pesi ve diğer Çin-Hindi halklarının utkuları za manımızın simgesi oldu. B u utkular açık ve özlü birer pol itik derstir. Bu kesimdeki savaşım sonuç­ ları, bir ya ndan emperyalizmin saldı rg a n cibilliyeti ni, bir yandan d a onun şimdiki tarihsel koşullarda kendi iradesini halklara kolayca daya­ tabilme g ücünden yoksunluğunu gösteriyor. ' Barış içinde yanyana yaşama ve u lusla rarası i lişkilerde yu muşa manın ta n ı klık ettiği başarı ve nitel değişmeler, her şeyden önce, d ü nya devrim sürecinin çokya n l ı gelişmesine, yani SSC B'nin ve diğer sosya list top l u l uk ü lkelerinin sosya l7ekonomik ve kültürel gelişmesine, bun ların u l uslararası etki ve askersel potansiyel inin büyü mesine, sömü rge i m paratorluklarının çöküşü ve u l usal kurtul u ş ha reketinin yükselişi sonucu olarak dünya poli­ tik haritası nın değişmesine, ka pital ist memleketlerde proleta rya n ı n ve onun menfaatlerin i n en yü ksek savu nucusu olan komünist partileri n i n oy­ nadıkları rol ü n giderek artmasına dayanıyor. 2

Güçler ora n ı n ı n değişmekte olması, bu kategori, başlıca sosyalist ve ka pita list devletlerin savaş a raçları ve olanakları n ı n (bu etkinin büyük önemi olsa bi le) sadece kıyaslanmasından ibaret değildir. B u kategorinin bütün yanları n ı n (tarihsel, ekonomik, sosya l, politik, askersel ve ideolojik) gözön üne alı nması gerekmektedir. Tarihsel açıdan bakıl ı nca, sosyal izm daha Oktobr Devrimi'nden son­ raki ilk g ü n lerden itibaren kapita l izmden daha g üçlüydü ; ama askersel ba kı mdan daha güçlü olduğu söylenemezd i. Ayakta ka labil mek, topar­ lanabi l mek için B rest Barışı g i bi «yüz ağartmıya n » antlaşmal a ra katIan ­ mak zoru ndaydı . O zaman, a ncak eski miş olanla devrimci o l a n arasında diyalektik savaşımla ulaşılabilecek bir tarihsel perspektiften ibaret olan şey, bugün, V. i. len in'in öngördüğü g i bi, Sovyetl er Birliğini n ve sosya list 3


sistemin gücünde, dünya sosya l ist devriminin ve tüm devrimci sürecin gelişmesinde, ka pital ist sistemin bunal ı m ı n ı n aşama aşama derinleşme­ sinde simgeleşiyor. Esasta, sosyalizm toplumsal-tarihsel bakımdan kapita­ lizme üstünlüğünü a rtık ispatl a m ı ş b u l u n uyor. Marksizm-len inizmin yirmi nci yüzy ı l ı n iki nci ony ı l ı ndaki ideolojik rolü, potansiyel bakımdan, u l uslara rası komün ist hareketi nin oza manki politik olanaklarını epeyce aşıyo rd u . V. i. lenin « Komünizmin çocukluk hasta lığı: ,Soleul uk'» a d l ı yapıtı nda, komün ist partisi ni reel politi k güce dönüştür­ meyi, bu büyük sorunu, polemik plônda ortaya koymuştu. Bugün Mark'sizm-leninizm, sosya l ist ve kapital ist devletlerde yüzmilyonlarca insanı esi nliyor, bütün dünyada fiki rleri n gelişmesi ni ve bili msel a raştı rma ları etkil iyor. Ma rksizm-leninizm, halen dünya m ızda oluşmakta olan sosya l ­ politik v e bili msel-teknik devri m i n problem lerine çözüm arayan ilerici akı mları n ekseni haline gel miş b u l u n uyor. Bu öğ reti aynı zamanda kesin­ tisiz ve sürekl i bili msel a raştı rma lar sonucu olan yeni u l a ş ı m l a rla zeng in­ leşiyor. Politik açıdan bakacak o l u rsa k, sosyalist ülkelerde komün ist parti leri i ktidardad ı r. Kapital ist memleketlerde bu partiler çokya n l ı bir savaşım yürütüyor, milyonlarca i nsa nı birleşti riyor ve halkın çoğ u nluğu üzeri nde kesin bir etki sa hibi olabil mek için ça l ışıyorlar. Ul uslara rası plônda bir bütün olarak bu partiler en önem li reel politik gücü ol uşturuyor. U l usa l plônda, komün ist partileri, dünya n ı n en « egzoti k » bölgelerinde bile poli­ tik yaşama aktif olarak katı l ı yorlar. Aralarında el bette ayrı mlar vard ı r. Bazı komünist pa rtileri çok güçlüdür; bazı ları da sayıca daha küçük ve daha az etk i l i d i r. Fakat bütünüyle hareketi n ayı rıcı vasfı topyekun bir yükse/iş halinde ol masıdır. Bir yanda üstün gelen veya gelişme halinde olan �.osyal ist devri m, bir takımyıldız oluşturan devri mci , demokratik, a nti-em' perya list ve bütün ile­ rici ha reketler, öte yanda emperya lizm safhasındaki ka pital izm a rası ndaki güçler ora n ı ndaki değişimler, diyalektik olara k etkileşen bütün bir etken­ ler kom pleksi meydana getiriyor. Bu etkenlerin bazıları , politik veya ideo­ lojik savaşım alanında kimi kere görüldüğü g i bi, gelişmelerinde, objektif olarak daha yüksek aşamadaki tüm etkenler kom pleksinden geri kala­ bilirler. Biz, büyük politikada askersel etkenleri kabaca ve pasifist görüşle kü­ çümsemekten uzak .olsa k bile, gözümüzde pol itik ve ideolojik etkenlerin rolünün daha da büyümekte olduğunu söylemekten kendim izi alam ıyoruz, Daha somut olara k ideolojik savaşı mın önemi üzerinde d u ra l ı m . Uluslara­ rası gerg i n l i ğ i n azaltılması koş u l l a rı nda ideolojik sava ş ı m sertleşecektir. Bu savaşım, esas biçi mi u l uslararası p l ô n da s osy a l i st ve kapitalist dev­ letlerin barış içi nde yanyana yaşa maları olan sürekli ve a ma nsız sınıf 4


sava ş ı m ı n ı n yansıması d ı r. Ulusa l plônda, somut politik taktikle, yığı nları n eylem ve deneyiyle bağ l ı olan bu savaşım, bazı kapita list memleketlerde sosya l izme açık demokrati k dönüşümler için sava ş ı mda, d iğer bazıları nda da devrimci sürecin çeşitli aşamalarına bağ l ı olara k demokratik ve anti­ em perya l ist eylem lerde kendini gösteriyor. Kapita l izm ve sosya l izm a rası nda güçler ora n ı n ı n sosyalizmin yararı na nitel değişimi süreci ile mi lyon luk yığınların vaktiyle ka pitalist hükümet­ lerin d i plomatik pazarl ı klar yürüttükleri ve çeşitl i ma nevra l a r çevirdikleri alana katı lmalarının gitgide genişlemesi a rası ndaki diya lektik ilişkiye birkaç örnek vereceğiz. Once, atom silôhının yasa k edilmesini öngören Stokholm çağrısı ' nın yayı mlandığı günlerden Sovyet hükümetinin nükleer denemelerin yasaklanması n ı , silôhlanmada yığı nsa l yaketme araçları n ı n tama men yasak edil mesi perspektifini içeren bir sınırlandırmaya gidi l ­ rnesini istiyen bugünkü somut önerilerine kadarki dönemi hatırlata l ı m . Sonra , şimdiki güçler dengesi koşulları nda, Viyetna m'la v e Küba'yla, Fi­ l istin Arap halkı veya diğer Ara p halklariyle daya nı ş ma, Ispanya, Şili, Uruguay, Brezilya ve d iğer Lôtin Amerika ül keleri ndeki faş izmi suçlama ka mpanyaları n ı n ne büyük b i r uluslararası önem taşıdığı apaçık ortada ­ d ı r. Bir de, SSCB'nin ve tüm sosyalist topluluğun başarı l a rını propaganda etmenin dünya devrimci hareketi bak ı m ından önemi zerrece küçümsene­ mez. Sosya lizmin kapitalizmle yarışması (ki bu her şeyden önce onların hem sosya l -ekonomik ve kültürel gel işme n itel i k ve tem polarını, hem de politikaları n ı n sınıfısa l içeriğini kıyaslama ve karşılaştırmadır) , uluslara­ rası plônda dünya barışı a d ı na savaş ı m ve işbi rliğinde, kurtuluşları na kavuşmakta olan halklarl a ilişkileri geliştirmede, bütün ilerici hareketleri desteklemede kendini gösteriyar. Ş i m d i ki gelişmiş sosya l izm kuruluşu, ko­ münizm kuruluşu, sosyalist ülkelerin ekonomik entegrasyonu aşamasında, örnek etkeni n devrimci, politi k-ideoloj i k rolü artıyor. Ka ldı k i , buna l ı m , kapita l izmin çürümüş özlüğünü günden güne ortaya koyup duruyor. Ya­ şamdaki sosya lizmle daya nışma, bizi m için ya l n ı z enternasyonal bir ödev değ i l, aynı zamanda p roleta ryan ı n ve d iğer demokratik ve a nti-emper­ ya list güçlerin mevzilerini ideolojik ve pol itik bak ı mdan g üçlendirmenin potansiyel etken i d i r. Verd iği miz bu örnekler, sözkonusu görüşü bütünüyle belirtmeye yeterli değilse de esasta gerçeğe uyg undur. K. Marks' ı n dediği gibi, fikirler yığ ı n l a r tarafında n ben i msenmekle maddi güç ha line gelir. 3

Köklü tarihsel değ i ş imler dönemi nde, uluslararası ve ulusal politik problemlerin çözümünde geniş yığınları n rolü nitel bir yükseliş gösteriyor. En değişik devrimci savaşı m biçimleriyle emperyalizm kalesini n temelle5


rinin sarsı ldığı çağda, devrim yoluyle d ünya ça pında sosyal izme geçiş çağı nda, her şeyden önce proletarya partisinin öncül ü k rolünü oynama yeteneğ iyle bağ l ı sübjektif etken kesin bir önem kaza nıyor. Bu problem, dün olduğ u g i bi bugün d e sınıf ve yığınlar problemidir; bu nların dene­ yini geliştirme, bunları seferber etme, örg ütleme ve eğ itme problemidir. Bu aynı zamanda bağ ıoşı klar seçi mine, bağıoşmaları n boyutlarına, da­ ya n ı klık ve esnekl iğine ilişkin olağ anüstü önemli bir sorundur. Ensonu iktida r sorunudur. Biz, bugünkü u l uslarara sı durumun, strateji ve taktik hakkında, bun­ ların yal n ı z propaganda ve açıklama alanında değ i l , öncel i k l e yeni olay­ lar doğ u ra n reel politikada da uyg u l a n ması hakkındaki temeltaşı yerin i tuta n Marksist-Lenin ist fikirlere somut b i r içerik kaza ndırmak için daha ' elverişli koşullar ya rattığ ı n ı sanıyoruz. Bir başka deyişle, her memleketin toplumsal hayatında, şimdi veya gelecekte iktidar soru n u alternatiflerini reel olara k bel irl iyecek ve proletaryaya, bütün devrimci g üçlere, özell ikle komünist pa rtilerine bir a n önce kuvvet toplama olanağı verebilecek so­ mut politik yol la r bulunması za m a n ı gelmiş gönünüyor. V. i. Lenin'in sö­ zünü ettiği kesi n ve belirleyici halkanın bulunabil mesi için, sosyalizme yaklaşma yol ları n ı n b u l u n ması ve geçil mesi için, objektif gerçekli kten ve politik gelişme somut s üreçlerinden hareket edilerek ardıcıl aşamalar ve geçiş d u rakları keşfedilebilmesi için bizden yaratıcı politik girişim i steni­ yor. Demokratik sorunlarla sosya list sorunlar a rasındaki bağ ıntıya ilişkin teorik ve politik problemler özel bir pratik önem ve g ü ncellik kazanıyor. Kaldı ki, bunlar, za m a n ı m ı z koşulları nda devrimin başkaca ve bazan alı­ şılmadı k biçimleriyle zengi nleşiyor. Bu, komü nistleri n kendi ülkelerinde özgü rlük, demokrasi, ul usal bağımsızlık, ekonomik, sosyal ve kültürel ge­ lişme bayraktarlığı rolleriyle, sosya l izme doğru somut yol lar a ra n ı p bulun­ masiyle açıklanabilir. Ve b u yollar, temelde, a rtık pratiğin yoklamasından geçmiş o l o n genel yasa l l ı k la rdan ayrı l ma sa d o , her biri n i n kend i ne öz­ g ü l üğ ü a rtacaktır. Zira, V. i. Len i n'in Hegel'e dayanarak beli rttiği üzere, olgu yasadan daha zengindi r. Çeştl i ü lkelerin d urumları çeşitlidir. Bazı gelişmiş ka pitalist ü lkelerde artık demokratik ve sosyalist a lternatif somut bir hedef oluyor. Diğer ülkelerde (ya proleta rya artık daha ilk adı mıarda devrime boş olduğ u veya olabileceği için, ya da gelişme süreci boyunca bu devrimin başlıca gücü ha line geldiği için), demokratik ve a nti-emperyal ist devrim, sosya­ l ist devrim, birleşik bir tarihsel süreç olara k gelişebilirler. Giderek, her şey, sosya l izm fikirleriyle esinlenen ve kahra manı mız Fidel Kastro tara­ fından yönetilen devrimci demokratların Marksizm-Leninizm mevzilerinde yer aldıkları, işçi sınıfı nın eski partisiyle bir tek partide bütünleştikleri Küba'da olduğu g i bi geçebi l ir. Acaba d ü nya n ı n çeşitli kesim leri nde bir 6


hayli etkenlikle ça lışmakta olan d iğer devrimci demokratlar. bu özgü n deneyi mutotis m uta ndis (1) yoluyle tekra rla mayı başa rabilecekler midir? Bir yandan çok daha i l g i nç sorun ve konular ortaya çı kıyor. Çünkü g öz­ lerimizin önünden. d ünya devrim sürecinin çeşitlilik ve atı l ı mından doğ a n rengarenk bir olaylar şerid i geçiyor. B u a y n ı zama nda hem birçok ha lkın koyulmuş b u l u nduğ u karmaşık ve g enel li k le uzun kapitalist olmıyan ge­ lişme yolu soru nu. hem de «sosyalist yöneli mii» genç devletlerin ol uşması problemle ri d i r. Yönlerini (sosya l izm veya kapitalizm) ergeç kesin l ikle be­ lirlemeleri birçok memleketin sahneye çıkmasiyle küme küme problem ve özel durumlar belirmiş bulunuyor. Bazı ha/lerde bu belirleme işini n. üre­ tim güçleri gel işmesinde yüzyı l l a rca gerika l m ı ş l ı k koşulları nda. doğuş ha l i nde veya hen üz zayıf proletaryayla ve köylü lerin önemli bir böl ümüyle. emperya lizmden gelen sürekli komplo veya yeni-sömürgeci « ayartma »Iar koşulları altında yapılması gerekiyor. B u ülkelerin birçoğunda. artık tu­ tulacak yol konusunda. gerek ulusal reformların yandaşları. gerekse sos­ yalizme yönelen politikacıların ve örg ütlerin çoğ u halde tuttu kları ulusal devrimciler arasında boğuşmalar oluyor. ta rtışmalar sürüp gidiyor. Sos­ yal i st ülkelerin gösterdiği desteğin yanısıra . gelişmiş kapitalist ü l keler p roletaryas ı n ı n ve komün ist ha reketinin a ktif daya nışması bütün bu zin­ cirleme problemlere çok daha büyük bir 'önem kaza ndı rıyor. Yeni durum ve olgular. teorik ve politik pla nda Ma rksist-Leninist yaratıcı lığ ı n daha öte gelişti rilmesini gerektiriyor. Biz gelişmenin dosdoğru ve inişsiz çıkış­ sız bir yol izlemiyeceğ ini bil iyoruz ve idealize ed ilmiş tablolar da çizmi­ yoruz. Sınıfsal ve a nti-emperya list sava ş ı m ı n şiddeti devri mci sürecin çoş­ kun kara kteri ne ta n ı k l ı k ediyor. Çağdaş koşu l l a rda. bağ laşma l a rı genişletme eğilimlerinin. gerek de­ mokrasinin kaza n ı m l a rı n ı savu nma. söm ü rgeci l i k ve yeni-sömürgeci likle savaş a l a n ı nda. gerekse gerçek politik ve ekonomik bağ ı msızl ı k savaşı­ mında p ro letaryan ı n ve d iğer sosyal ta bakaların görüşlerine uyg u n l u k eğ i l i m leri n i n daha fazla gelişmesini öngörmek mantığa uyg und ur. B u savaşım. doğ a l zeng i n l i klerin geri a l ınması v e en önemli ekonomi kol la­ rı n ı n m i l l ileşti ri l mesi istekleriyle kopmaz biçimde bağ l ı d ı r ve emperya ­ l izmle Asya. Afrika ve Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişkilerde başgös­ teren şimdiki buna l ı m koş u l l a rı a ltında yürütül mektedir. Bu g i bi hal lerde. proleta rya n ı n ve demokratik ve a nti-em perya list devri m i n d iğer itici güç­ leri n i n sava şımı, çel işik d u rumlar içi nde. u l usa l - reformist veya m i l l iyetçi burjuva çevrelerinin başlıca rolü oynadıklan geniş direnişle çapraılaşıp gid iyor. H a m maddelerin. petrolün vb. savu n u l ma sı için u l uslararası örg üt­ ler meydana getiril iyor. Lati n Amerikada. emperyalizmin katı l ı m ı ol madan ve g iderek emperya lizme karşı çıkan bölgesel örgütler doğ uyor. Bütün b u n l a r. ul usal planda çok önemli taktik sorunlar artaya koyan bir yen i

(1) Mutatis muta ndis (latince) : Değişmesi g erekeni değiştirerek. Not. red. 7


u l uslararası gerçeklik karşısında bulu nduğu muzu gösteriyor. Politik alan­ da, Lôtin Amerika nın bazı ülkelerinde faşizmin üstün gel mesi, Lôtin Ame­ rika ülkeleri ve Karayi p Bölgesi komünist partileri n i n danışma toplantı ­ s ı n ı n (Hava na, Hazira n 1975) çok önemli bildirisi nde bel irtildiği üzere, em peryalizm ve ol igarşiye karşı, büyük b u rjuvaziye ve l ôtifundistlere karşı esas savaşımla bağ lı b i r a nti-faşist strateji çizmemizi gerektiriyor. Lôtin Ameri ka n ı n sahne olduğu çetin ve kanlı savaşım, çağdaş u lus­ l a ra rası durumun bazı bunalı m özel l ikleri n i n küçük çapta bir yansıması ­ dır. B u bir yandan, işkencelerle, cinayetlerle, ekonomik ve sosyal - politik alanda gerilemelerle, a nti-komün ist histeri ve em perya l izme uşaklıkla bazı ülkelerde faşizmi n üstün gel mesidir ( u l uslara rası gerg i n l i ğ i azaltma ge­ nel eğ i l imine varl ığı ters düşen kışkırtı l a r bu g i bi ülkelerden gel iyor) . Ote yandan, devri mci süreçler gelişme gösteriyor, emperya lizme karşı d i reniş güçleri çoğal ıyor, demokrasi, politik ve ekonomik başınabuyru k l u k eğilim leri güçleniyor, barış içinde yanya na yaşama pol iti kası başarı lar kaza nıyor. B i rçok Lôtin Amerika ülkesi Küba'yla i l işkiler k u rdular; em per­ yal ist abl uka çemberi k ı rı ldı ; U rug uay, Şili, Brezilya ve d iğer bazı ülke­ ler d iktatörlük rejimieri n i n histerik tutu m larına karş ı n , Ameri kan ord u l a rı komutanları arasında yakın geçmişte ya pıl ması düşünülen topla ntı suya düşürüldü. Küba sosyal ist ülkeler topl uluğunun bir pa rçası olarak, em per­ yalizme karşı d ireniş güçleri n i ve kend i öz çıkarlarını savunan ülkeleri ayn ı savaşım bayrağı altında toplayı p bi rleştirme etkeni oldu. Bunlar, u lusal -devrimci bir hükümeti n i şbaşında olduğu Peru gibi, açıkca belirli bir anti-em perya l ist tutum alan Panama g i b i ülkeler ve u l usa l reforml a r­ dan yana hükümetlerin i ktidarda bulunduğu ülkelerd i r. Ve bütün bun­ l a r, proletarya n ı n ve demokratik güçleri n sava şkan tutu m u ndan, komü­ n ist partileri n i n özveril i sava ş ı m ı ndan güç al maktadı r. Orta tabaka ları n devrim ka mpından yana geçen bir bölümü, yani a ra­ larından (aynı sosya l kökenl i ordu mensupları arası ndan çıktığı gibi) ünlü devri mci demokrasi m ilita n ları n ı n yetiştiği üniversiteliler, öğretim üyeleri, i lerici aydınlar önem l i bir rol oynuyorla r. Birçok ülkedeki olayları n genel a n l a m ve özlüğünde yeni d u ru m l a r gö­ rülüyor. Bu cüm leden olarak, katolik kil isesinde ve diğer d i nsel akım lar orta m ı nda o l u m l u değ iş meler ol uyor ve bir yandan da sil ô h l ı güçler için­ de bir ayrı mlaşma oluyor; halkları n yu rtsever, demokrati k ve kurtuluşçu sava ş ı m ı na ord u mensu plarının katı l ı m ı a rtıyor.

Yığı nsal hareketlerin genişleyi p derinleş mesi koşulları, daha somut olarak politik ve sendikal eylem koş u l ları, araları nda sol akımların bel i r­ g i nleştiğ i sosya l demokratlarla ça l ışma .koş u l l a rı da iyileşiyor. Komün ist­ lerle sosyalistleri n birliği, bunların demokratik partiler ve örgütlerle bağ laşmaları daha büyük bir önem kazanıyor. Aynı zamanda, a nti-komünizm ve anti -sovyetizmin, devri mci sürecin gel i şmesine za rar veren Terse8


rizm e) gibi d iğer görüş ve tutu m l a rın bozg una uğratı lması koşu l ları daha elverişli b i r nitel i k a lıyor. G ü n ü m üzün politik çevreninde çeşitli biçi m leri içeren birlik problem­ leri bütün önemiyle beli riyor. Bir ya ndan partilerin daha öte politik, ideo­ lojik ve n icel büyüme koşulları olgu nlaşıyor. Politik tutuklu ve hükümlülerin savunul ması, Luis Korvalan, Antonio Maidana, Jaime Perez, Jose Luis Messera, Vladi m i r Turianski ve Alberto Altesor'un, Lôtin Amerika, ispa nya, Endenozya ve diğer ülkeler zinda n ­ larındaki daha binlerce hükümlünün hayatları n ı n kurta rılması v e serbest bırakı l ma l a rı n ı n sağ lan ması için yürütülen ul uslara rası kampanyayı daha büyük ölçüde genişletmek, bugünün çok önemli bir h ü m a n izm bel i rtisi, bütün enterna syonal ist ve demokratları n boyun borcudur. Kısacası, bizler, u l usal ve enternasyonal olanın, yu rtsever ve enternas­ yona l ist görüş ve tutu m u n , alabildiğine gergin bir demokratik, anti­ em perya list ve sın ıfsal çarpışma koşullarında sımsıkı bütünleştiğ i bir dö­ nemi yaşıyoruz. Barış savaşımı, sosyalist ve kapita l i st d �"letlerin barış içinde yanyana yaşa maları için savaşım, yumuşa m a n ı n sürd ü rül mesi, politik ve askersel a la n l a rda da geliştiri lerek kalı mlı bir süreç hal ine geti ril mesi için sava ­ şım, en d i rençli m i l itarist çevrelerin izole ed i l mesini, Yakın-Doğudaki g i bi sa l d ı rga nlık savaşı ocaklarının ortadan kald ı rı l masını, faşizm ocakları n ı n izole v e yakedil mesini gerektiriyor. Bunlar, çözü müyle en geniş sosyal çevrelerin i l g i lend iğ i birincil, ilkesel, stratej ik ve taktik sorunlard ı r. Bu soru n lçır, aynı zamanda egemen sınıflar a rasındaki çelişkilerden ya ra r­ l a n a rak çözü lebi l i r. Şu da var ki, proleta rya nın ve diğer devrimci güçlerin en yakın veya gelecek hedefleri sadece bu soru n l a rı n çerçevesinde kal­ mamaktad ı r. 4

Olayların diya lektiği, genişlik ve derinliği, bunların özgünlüğünü u l usa l ve u l uslara rası ölçüde artı rıyor. Gelişme temel l i ve sürek l i d i r. Barış pol i ­ tikasının v e ba rış içinde ya nya na yaşama pol itikası nın büyük başarıları devrimci süreçlerin olağa nüstü genişliğ ini gösteriyor. Bunlar bir ya ndan derin leşiyor ve evvelce eşi görül medik bi r hız a l ıyor. Bu da proleta rya n ı n, onun politik öncüsünün politik yeteneğ ini büyük tari hsel yokla maya sun uyor. Biz bir özelliği tekrar bel irtiyoruz : Dü nya problemlerinin çözü mü ne, halk yığınları, bu a rada emperya list sa ldırı lara karşı, faşizme karşı, ba rışta n ve ba rış içinde yanyana yaşa madan yana, bazı ül kelerde tekelci olig a r-

(2) Terserizm (ispanyolca): Hem emperya l ist mem leketlere, hem de sosya ­ l ist ül kelere (Birleşik Amerika'ya olduğu kadar Sovyetle r Birliği'ne de) hücum eden m i l l iyetçi politik a k ı m . 9


şiye ka rşı, demokratik dönüşümlerden yana, gelişme hal i ndeki ülkelerde de politik ve ekono m i k bağ ı m sızlı ktan ya na sosyal ta bakalar g itgide daha büyük ölçüde celbediliyor. Politik ve ideoloj i k açıdan, bu savaşım, çoğ u halde henüz kapitalizm i l e sosyalizm a rasında b i r seçme demek değildir. Bazı hallerde, bu, politik a nlayı şsızlıkta n, bazı hallerde de bel i rli ta baka­ la rı n sın ıfsal çıkarlarından ileri gelmektedir. Fakat, sosyaliz m i n politikası, ortaya koyd uğu örneğ i n ve ya ptığ ı yard ı m ı n çok yanlı önemi nden başka, bütün bu çeşitli, ka rışı k ve çelişik güçleri n, barış savaş ı m ı , bi rarada ya­ şama, bağı msızlı k ve sosyal ilerili k savaşımı plôtformu üzeri nde birleş­ melerine objektif o l a rak yard ı m etmektedir. Bu nedenled i r ki tek tek ü l ke­ lerin proleta rya sı, temeli devri m i n itici güçleri ni sağlamlaştı rma n ı n ya n ı ­ sı ra, barışı v e demokrasiyi savu nmoda kendi görüşleriyle uyg u nlaşan gö­ rüşlerin ve bağlaşmaların çok geniş yelpazesinden pekô lô yara rla nabilir. Ve burada da, tü m devri mci sü reçte old uğu g i bi, ulusal ve uluslararası etkenler birrıiriyle sımsıkı ilişkilid i r. N ü kleer sliôhı n bulu n ması ndan ve yetkinleştiril mesinden sonra, proble­ m i n özü, i nsanlı ğ ı n çoğ u bölü münün yoked i l mesi tehl ikesinin ortaya çı k­ mış olduğ u nun a nlaşılmasıd ı r. Bu alandaki öngörüler, bilim sel-fantastik roman yaza rla rı n ı n en ateşli hayallerini bile aşıyor. Ve Helsinki'de yenen de, yen i len de olmad ı ğ ı yazıldı ğ ı na göre, bu tez, yukarıda söyled iğimiz açıdan özel bir önem kaza nıyor. Yalnız can çekişen em peryalizm i n d u rma­ dan ve kaçınılmazlı kla doğ u rduğu gem almaz çılg ı nla r, ya lnız dü nya poli­ tika sahnesindeki serüvenci ve şa ntajcı l a rd ı r ki, Şarlo'nun un utulmaz fli m i ndeki g i bi, ellerinde bom bayla i p üzeri nde perende atabilirler. Bu koşulla r altında, Sovyetler B i rliğ i'nin ve diğer sosyalist ü l ke lerin, gerek uluslararası ilişkiler ve ba rış içinde yanyana yaşa ma alanı nda, ge­ rekse sosyalizmi, ka pita list ülkeler proletaryas ı n ı , ulusal kurtu luş güçle­ rini ve aynı zama nda bütün dünyada çağdaş devri mci sürecin itici güç­ lerinden olan yıl maz barış bayrakta rla rını güçlendirme a l a n ı nda güttük­ leri basi retli barış politi kası çok büyük bir önem kaza n ıyor. V. i. Lenin'in son derece büyük önem verd iği politik öng örürlük ve i l ke­ sel meta net, her türlü kulis pazarlığına ka palı olan bu niteli kler böyle bir politika n ı n org a n i k elemanla rı d ı r. SBKP XXiV. Kong resi ta rafı ndan kabul edilen Barış Prog ra m ı , SBKP M K'nin başındaki L . i . B rejnev yoldaşın gi­ rişi mleri a rtık meyva ları n ı vermekted i r. Bu pol itikada gerçekçi l iğ i n prag matizmle hiçbir ilişiği yoktur. Bu poli ­ tika, çağ ı mızın barış içinde yanyana yaşa ma ve gerg i n l i ğ i azaltma g i bi kavramlarda (o) d ile getirilen geniş ve çeşitli problemleri ni ka psa makta , C) Bu kavra m l a r, yaln ı z savaş olma ması değ i l , aynı zama nda ekonomik, kü ltü rel, bilimsel-teknik alanlarda ve diğer eylem ala nla rında enter­ nasyonalleşme ile ilg i l i soru nla rı n çözümünde insa n l ı ğ ı n çoğ u böl ü ­ münün yararına bir işbirliğ i yapı l ması a n l a m ı na geliyor. 10


proletarya enternasyanalizminden doğan ilkesel g örüş, davra n ı ş ve yüküm­ ler topla mının gereklerin i dikkate al maktadır. B u barış politikasının uyu m ­ lu temeli sosya lizm ve kom ü nizm kuruluşudur; b u alanlardaki u laşı m l a rı n savunul masıdır; u l u sal kurtuluş harektinin desteklenmesid i r ; öncüsü sos­ yalist ü lkeler ola n d ü nya işçi sı nıfı nı n çıkarları n ı n korunmasıd ı r ; kurtul uş­ ları n a yeni kavuşan devletlerin ve bütün demokrasi g üçleri nin desteklen­ mesid i r. Dolayısıyle, bu pol itika, karşı devrim i h racını her suretle reddet­ mekte ve devri m i h racı g ibi hayalci tasarı mla ra da kapalı bulunmaktadır. Ozcesi, bu pol itika, sosya list ülkelerin ve ul usla rarası komün ist ha reketi­ n i n birl i ğ i n i güçlendirme yol unda ısra r ve sabırla savaşım demektir. Böylece, za m a n ı m ızda barış ve devrim sorunları teorik ve politik a n ­ l a m d a uyu m l u olarak bağ l a n maktad ı r. 5

SBKP XX. Kong resinden hemen hemen yirmi yıl sonra, komünist ve işçi pa rti leri n i n 1 957, 1 960 ve bu nları n deva mı olan 1 969 Uluslara rası Danışma Toplantl'larınelan sonra , bugün, dünya n ı n gel i şmesi üzeri nde o za man ya pılan çözüm lemen in ve çizilen perspektiflerin birleştirici ve çok­ ya nlı karakteri ni iyice hatırlamalı ve bel i rtmeliyiz. Biz h a reketim izdeki za­ yıflıkları ve olumsuz ya nları unutm uyoruz ve g izlemeye de ça lışmıyoruz. Ama a radan geçen yılları n pratiğ i, bel i rlenmiş olan teorik görüşlerin ve siyaset hattı nın doğ ruluğunu en inandırıcı biçimde ortaya koyuyor. Yirminci Kongre'nin ve uluslara rası komünist ha reketinin yarg ı l a rı, var­ d ıkları sonuçlar, dünyadaki güçler dengesi nde 1 950 yılları n ı n başı ndaki değ iş i me daya nıyo rdu. B u yargı ve sonuçlar, problemlerin yaratıcı ve eleş­ tirisel açıdan daha öte doğru işlenmesine yol açtı . Aynı yargı ve son uç­ lar, bir yandan, önemi bakı m ı ndan en başta gelen sorunun, yani sosya­ l i st sistemi çağdaş gelişmenin a na eğ i l i m ve özel likleri ni bel i rliyen bir etken haline getirme soru n u n u n, bi r dü nya savaşı n ı n yazgısal bir kaçı n ı l ­ mazlık olmadığı koşu lla rda sosyal düzenleri ayrı devletlerin barış içinde yanyana yaşa mala rı, kapitalizmin genel buna l ı m ı n ı n üçüncü aşaması n ı n başlaması, em perya lizmin sömürgecilik sistemi n i n çökmesi, sosyal ist s i s­ temle ulusal kurtu luş ha reketi arasında, ka pitalist dü nyadaki demokrasi ve sosya l izm g üçleri a rası ndaki il işkilerin daha yüksek bir nitel basamağa çıka rılması sorunlariyle bir bütü nde birleştiril mesini sağ ladı. Ve bir bütün olarak; bu koşullar, aynı zamanda, barışçı yoldan kapitalizmden sosya­ l izme geçme dedikleri ola nağı , u l usal kurtuluş savaşı yürütmekte olan veya a rtık üstün gelerek değ işik karakterli yeni devletler kurmuş bulunan halkla r içi n g itgide sosya l izme açık daha çok yollar bu lma, gel i ş m i ş kapi­ talist memleketlerde sosya lizme açık yol ları n potansiyel geçiş aşamala­ rını bel i rleme ola nakları nı genişletmeye başladı. Böylelikle, ba rış ve bir a rada va roluş konuları, bütün sosyal izm, ulusal 11


kurtuluş ve demokrasi problemleri dizisiyle i l işiği gözetilerek ele a l ı nıyor. Demokrasi için savaş ı m ; bütLı n biçi mleriyle devrimci sürecin gelişmesi; komünist partileri ve bağlaşıkları n ı n üstün gel meleri ; tek tek ülkelerde tekelci ve saldırg a n h ü k ümetler yerine ilerici tutum l u hükü metlerin ikti­ d a ra gelmesi ; halk kurtuluş devrim leri ve d a ha da öteye yeni -sömürgecili­ ğin yen ilg iye uğratı l ması; bazı devletleri n kapital ist ol mıyan gelişme yo­ l una koyu l m a l a rı ; baza n sosya l ist yönel i m l i devri mci demokratların ikti­ dara gelmeleri vb. hep uluslara rası a l a nda barış koşullarının varl ı ğ ı ve yardımiyle sağlanıyor, bütün bunların özünde barış içinde yanya na ya­ şama ve barış etkenleri ağ ı r basıyor. Orneğ in, Lôti n Amerikd'da barışı n yerleşmesinde en öne m l i katk ı, kıtada sosya l izmin şafağı ve tüm kıta ça­ pında yeni devrimci dönemin başlangıcı olara k selô mladığ ı mı z Küba dev­ ri m i n i n utkusu oldu. Kuzey Ameri ka n em perya lizm i n i n H ü rriyet Adası'na karşı bütün d ünya ba rışı için tehlike teşkil eden çeşitl i saldırı eylemleri nde bulunması ve Karayip bun a l ı m ı nı ya ratması olayı bu dediği mizle çelişme sayı l maz. Emperyalizmin Kore'de uğradığı tarihsel yen i l g i , Küba'-nın utkusu (ki ikisi de 'iki\!ci Dü nya Sava ş ı ' n ı n sonucu değ i l d i r). ADC'nin ba­ şarı ları ve Viyetna m cephesindeki parlak utku gibi olaylar, barış içinde ya nya na yaşa ma ile devrim, barış ve u lusal kurtuluş arası nda d iyalektik karşılıklı ilişki ve etki leşmedeki kesi n a nları belirlemektedir. Bu olayla r, Şil i faciasına benzer d uru m l a r yaratı l masını n kaçı n ı l maz ol madı ğ ı nı, coğ ­ rafi veya başkaca her hangi bir yazg ıc ı l ı k bulun madığını ortaya koymak­ tad ı r. Sosya lizm Lôti n Amerika'da do, diğer « te h l i keli » kesi mlerde de savaşımı kazo nabilecektir. Fakat kuşku yok ki, bu savaşı m, em perya liz­ min azg ı n hücum ve komplolarındon, burjuva -büyük çiltlikçi oligarşinin sa l ­ d ırılarından, çetin bir sınıf çatışması ndan a rınık o l mıyacaktır. Şili deneyi, bazı hal lerde ve bel i rli durumlarda silô h l ı aya klanma ve iç savaşa baş­ vuru l madan do sosya lizme geçilebi leceğ ine i l i şk i n öngörüleri ya l a n l a m ı ­ yor. Uluslara ra sı y u m uşama v e dünya güçler dengesindeki değişim, be­ lirli ü lkelerde, iç savaşa başvu rmadan devrimi gerçekleştirme yolu bulu­ nabildiği, iktida r sorun una ve askersel- bürokratik devlet makinesinin yı­ kılması sorununa şu veya b u biçi mde çözüm getirilebildiği takd i rde, böyle bir olanağı göreceli ol arak kolayla ştı ra b i l i r. Sözkonusu dönemde, tari hsel pratik, gerek dü nya devri mci süreci et­ kenlerinin eylembirliği ve etki leşmesi konusunda temelden yoksun bazı görüşleri, şu veya bu etkeni m utlaklaştırma denemeleri ni, gerekse em per­ yalizmin y ı rtıcı özl üğünü ve sınıf savaşı m ı n ı n tari h i n itici gücü olduğu hakkındaki « Ko m ü n ist Partisi Ma nilest i » esa s yarg ı s ı n ı u nuta n veya en azından küçümsiyenlerin görüşlerini ya lanladı. H i ç bir sömürücü sınıf gö­ nüllü o l a ra k g ö m ü l meye yanaşmaz. çağ ı mızı n en ilerici h a reketi, eylemi özellikle uluslara rası yumuşama g i bi politik kategorilerde yansıtı l d ı kça, tek tek ül kelerde d u rumu etkilemekte ve ulusl a rı n perspektifleri n i n kata l i ­ zotörü hal ine gelmekted i r. A m a devri m i n karşı -devri m doğ urduğu v e bu12


nun tersinin de sabit olduğu hakkındaki Leninci aksiyom u nutul maya gelmez. Portekiz bunun ca n l ı örneğ i d i r. Portekiz örneğ i , karşı-devrim ba­ taklığ ı n ı n ulusal ve uluslara rası planda nasıl kaynamaya boşladığını, halklar kendi yazg ı la rını çözme savaşımına geçtikleri za man sosya l­ demokrasi yöneti m i n i n artık tarih o l m uş şeyi nası l tekrarla maya g i rişti­ ğini ortaya koyuyor. Uluslararası a la nda tari hsel olumlu değ işimler bazı ülkelerde devrim için elverişli olsa do, bu başarılar kapitalist sistemin iç çelişki leri ni sert­ leştiriyor ve bunun yanısıra emperyalistlerin ve yerl i sömürgeci lerin sa ldır­ g a n l ı kta azıtmaya başlad ı kları görü l üyor. üstelik, bu boşarılara koşut ola­ rak, önleyici kara kterli karşı -devrim eylemleri doğ uyor ve bunlar d ü nyan ı n çeşitli kesi mlerinde geçici bir başarı sağ lıyobiliyor. E mperyalizm, yırtıcı­ I ı kta, Viyetnam deneyinin somut olarak gösterdiği g i bi, hiç bir ah laki kayıt tan ı m ıyor. Frankizmin yakın geçmişteki kıyıcılıkları ve Kuzey Amerikan em peryalizminin kanadı a ltında bazı Latin Amerika ü l keleri nde faşizmin hortlaması, yu rtsever, demokratik ve a nti-em perya list hareketlerin m i litan­ larına, özellikle komün ist kadrolara karşı Hitlerci yığı nsal işkence ve kırım metotları uyg ulanması dolayısiyle de i bret verici olaylard ı r. Şili, B rezilya, Guatemala, Haiti, Uruguay, Paraguay ve d iğer Latin Amerika ü l keleri nde, aynı zamanda ispanya ve Gü ney Afrika C u m h u riye­ ti' ndeki d urum, u l uslara rası i lişkilerde y u m uşama n ı n kal ı m l ı olabilmesi için faşizmin tamamen yolıtı l ması ve ortadan ka l d ı rı l ması gerektiğ i n i gös­ teriyor. Faşizm i n yalıtı l ması ve yokedi l mesi, gerg i n liğin azaltı l masına düş­ man olanların, en sa l d ı rg a n emperya l ist çevrelerin de yalıtıl masına yar­ d ı m edecektir. Çağdaş prati k, Çin yöneticileri n i n Ve aşırı sol g rupların, barış içinde ya nya na yaşama ile dü nya devrim i a rasında, başlıca kapita list ve sos­ yali st devletleri n barış a ntlaşma l a rı i mzala maları ile ul usal k u rtuluş h a re­ keti a rasında çelişki olduğ u n u savlayo n metafizik görüşleri ni kesi nl ikle ya lanlıyo r. Çin yöneticileri, terseriz m ta rafta rlarının sözümona bir etki ala nı bölüşü m ü hakkındaki u yd u rmalarını yaymaya çalışıyorlar. <,Eleşti rici .. kesilen Çin ideolog ları şimdi en azg ı n ve gözü dönük emperya l ist çev­ relerle oğaz birliği ederek, a çıktan açığa « soğuk savaş»ı n devam etme­ s i n i istiyorlar. Bu ideolog lar Avrupa, Asya ve Latin Amerika'da, Kuzey Ameri ka n emperyalizminin varl ı ğ ı n ı sürdürmesinde ı sra r ediyor Ve (ne hi kmetse) , kanlı faşist Pinoçet' le sarmaş dolaş ol uyorlar. Ve bütün bun­ lar, azg ı n bir a nti-sovyetizmle, ve dünya komünist hareketine karşı en şiddetli hücumlarla örülüp gidiyor. Ne varki, bütün bu çaba l a ra karşın, barış içinde yanyana yaşama poli­ tikası, bütün dünyada barış davası utkudan utkuya u laşıyor, devrimci süreç her bakımdan gelişiyor. 13


Zamanı mızda harika l a r birbirini i zliyor. B i l i m insanın d iğer gezegenlere u laşmasına, maddenin tüken mez sı nırları n ı n açıkla n masına olanak veri­ yor. Ama za manı mız, tarihe, her şeyden önce 1 9 1 7'de başlayan sosyalist, ul usal kurtuluşçu, hüma n iter devrimle g i recektir. O zamandan beri sava ­ şımın orta göbeğ inde yer dlan proletarya, barış ve devrim bayrağını azim ve metanetle taşımaktadır. On ümüzdeki yıllarda bu bayrak daha da yük­ seklerde dalgalandırı lacaktır. Proletarya bu bayrağı ta m utkuya kadar götü recektir.

14


Sosyalizme ve sosyalizm yol/aTIna dair

Geleceğimizin tablosu ib Nörfund Danimarka Komünist Partisi MK Yürütme Komitesi ve Sekret.=rfiği üyesi

Gelecek insanı daima ilgilendirir. Bu hele çağ ı m ız için çok ka rakteristik bir olg udur. Ilgilenme sadece gelişmenin genel d i na m izminden ileri gel­ miyor. Gelecekle ilgi lenme, içeriği ka pita l izmden sosyalizme geçiş olan tarihsel dönemde doğ a l l ı kla artıyor. Bugüne kadar insanlık bu yolda bir hayli mesafe almış bulunuyor. Dünya sosyal i st sistemi meydana getiri l ­ miş bulunuyor v e g ünden g ü ne g e l i ş i p güçleniyor, dü nya alanında v e k a ­ pitalist devletlerin içinde güçlerin yera l ı m ı nda büyük değişim ler ol uyor. Sosyalist top l u l u k ü lkeleri, özel likle ka p italizmin derin buna l ı m ı fonu üze­ rinde, kendi sağ lam ekonomik gelişmeleri n i, sahip oldukları sosya l istik­ rarı ve yığ ı nları n refah ı n ı n artışını gözönüne seriyor, g i riştikleri genel barış taarruzunu geliştiriyorlar. Kapitalist memleketlerin ve azgelişmiş ül­ keleri n ha lkları bu yen i d ü nya n ı n g itgide oluşan çehresine gü nden güne artan bir d i k katle bakıyorlar. Bazıları bu yeni dü nyayı henüz ta mamiyle kavrıya mıyorla r, bazıları de hala ikircimle bakıyorlar; burjuva propagan­ dası n ı n yarattığ ı basmaka lıp önyarg ı lar el bette birdenbire aşılamıyor. Ama elle tutulurcasına ortada olan gerçek şud u r : Kapita l ist dünyada ar­ tık birçokları n ı n yarı nlara gösterd i kleri i l g i sosya lizme gösteri len i l g iyle birleşiyor. Komünistler için bu doğal bir şeydir. Komünistler, tarihsel ilerlemenin ve toplumsal gelişmenin rastlantı n ı n iradesiyle olmadığı, a ncak « çelik b i r gereklik olarak eylem gösteren v e kend i n i kabul ettiren » (I) eğ i l i m lerin buyruğuyle ol uştuğ u gerçeğ i nden hareket ediyorlar. Esasen tek tek ü lke­ lerde olayların akışı ve bu ü l kelerin geleceğ i, a ncak tarihsel sü reç kendi birliği içinde ele a l ı nd ı ğ ı ve gelişmesi ndeki yasa l l ıklar ortaya çıkarı l d ı ğ ı takdirde a n laşılabil ir. Komünistler, topl umsal-tarihsel yasallıkları n objek­ tif ka rakteri ni belirtirken, bir ya ndan bunları n fiziksel d ü nyaya özgü ya ­ sallı klardan ne kadar ayrı miı olduğunu da görüyorlar. Her şeyden önce toplumsal-tarihsel yasall ıklar insanların eylemle ri süreci içinde beli riyor. «Ta rih», kendi hedeflerine ulaşma aracı olarak insanı kullanan her hang i bir özel kişi değ ildir. Tarih, kendi hedefleri peşindeki insanın eylem i nden

(i) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 23, s. 6. 15


başka b i r şey ola maz. » (2) B u n u n içindir ki, komünistler, yığ ı nl a rı aktif­ l iğe, devrimci eylemlere çağı rıyorlar, ve bizzat Marksist felsefe, varl ı ğ ı n ı n nedenini d ü nyayı ya l n ı z açı klamakta değ i l , aynı zamanda değ işti rmekte görüyor. Komünistler, kendi l eri n i b i l i msel bir kesi n l ikle hareket etmekle, teori ve pratikte hayırhah di leklere değ i l , reel yaşa m ı n reel olg uları n ı ciddi surette i ncelemeye daya n makla yükümlü sayıyorlar. B izi m, reel sosya l izme, halkları yen i toplum düzeni ne, ya n i Ma rksizm­ Len i n izm klôsikleri tarafı ndan temel lend i ri l m i ş sosya l ist pren siplere daya­ nan düzene u laştı rmayı başa rmış olanları n deneyine özel, bili msel bir i l g i göstermemiz bundan ileri gel iyor. K. Ma rks, vaktiyle, ilerleme yolunda mesafe a lmış olan ülkelerin diğer ülkeye «onun kendi geleceğ i n i n tab­ losu » n u e) gösterd i ğ i n i söylemişti. Doğaldır ki, sosyal ilerleme genel yasa l l ıkları n ı gerçekleşti rmen i n ilk son uçları , kendi özel koş u l la rı içinde aynı i lerlemeye yönelen diğer J ikeler için esin kaynağ ı ve yönetim kıla­ vuzu olacaktı . Neteki m , Sovyetler B i rl i ğ i ve diğer sosya l ist ülkeler bu an­ lamda bütün dü nya emekçilerine örnek olmaktadırlar. O halde bu görüş, düşmanları ta rafından komün istlere atfedilen gö­ rüşten, yani komü nistleri n kendi ülkeleri ne şu veya bu «yaba ncı model » bir sosya l izm dayatmak isted ikleri savı na' daya nan görüşten büsbütün ayrı lıyor. Oysa komünistlerin kendi leri hiç bir « sosya lizm model i» ta­ n ı mıyor, sosyalizmi kurma metotları n ı n bir memlekelten ötekine meka n i k ola rak aktarı l masını kabul etmiyorla r. Komünistler ya l n ı z sosya lizm kuru­ luşuna geçmenin genel yasa l l ı kları, Marksizm-Len i n izm teorisince keş­ fed ilen ya sallıkları olduğ unu beli rtiyorla r. Ve bu yasallıklardan hareket ederek, kendi ü l keleri nde sosyal i lerlemeyi başarıyla gerçekleştirmenin yol­ ları nı yaratıcı çaba larla a rıyor ve buluyorlar. Her komünist pa rtisi, komünist ha reketi belgelerinde belirti ldiği üzere, kendi politikasını başl ı başına, ül kesi n i n somut koş u l larını d ikkate a l a rak erkinlikle belirliyor, seçtiği savaşı m yöntem ve yolları ndan ötürü bütün so­ rum u kendisi taşıyor. Ama bu aynı zamanda diğ erleri ta rafından edinilen deneyi soru m l u l u k d uygusuyle dikkate al mayı, bunun o l u m l u ya nlarından yara rlanmayı ve tekrarı ndan kaçı n m a k için hataları n gözönünde tutul­ masını gerektiriyor. B i l i msel Sosya l izm, her bil i m g i bi, tekrar tekrar yok­ l a n a n ve prati kte de doğ rulanan durumlardan genel yasallıklar çıka rma l ı ­ d ı r. i şte bunun i ç i n d i r ki, K. Marks, « Kapital»in biri nci baskısı n ı n önsö­ zünde söyled iklerine ş u n la rı ekled i : « Bi r ulus diğerinden öğrenebilir ve Öğren mel idir. B i r top l u m . . . ne gelişmenin doğ a l aşamalarını atlıyabilir, ne de bunla rı kara rnamelerle bir kenara ata b i l i r. Ama doğ u m sa ncıları n ı azaltması v e y u m uşatması olanağı vard ı r. » (")

(2) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 2, s. 1 02. (l) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 23, s. 9. (" ) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 23, s. 1 0. 16


işçi heyetleri üyeleri ve d iğer i lerici eylem adamları, Sovyetler Birliğini ve öteki sosya l ist ülkeleri ziyaretlerinden memnun iyetle söz ederken, sos­ yalizmin sosyal kazanımlarına büyük bir ilgi gösteriyorlar. Hem de bunu ön planda belirtiyorlar. Çünkü bu deney onlara kendi memleketlerinde sosya lizm kuruluşuna geçildiği zaman nelere ulaşıla bi leceğ i n i söylüyor. Bununla beraber, onlar, el bette, şu veya bu sosya l ist ülkede yaratılmış toplumsal hayat düzenini ve biitün çizg ileri ni olduğ u g i bi aktarmayı değ i l (ka ldı ki hayatın yoklanmasından geçm iş v e oturm uş nice iyi d üzen ve olumlu çizg i lerin aktarı lması çok da normal bir şeyd ir) , yeni dünya n ı n artok temel çizgileri ni v e kendi memleketlerinde koşu lların nası l değ iş­ ti rilebi leceğini düşünüyorlar. Bu temel çizgi leri ve bunların oluşma yasa l l ı klarını bil mek, ya lnız sos­ yalizmi kurmayı a maçlayan parti için değil, aynı zamanda, sa n ı rı m ki, hayatını yeni toplum uğrunda savaşı ma ada mış olan her komünist için ka nundur. Dikkate değer bir nokta da ş u d u r : Çağ daş reformistıer, bunun ta m tersi ne, « sosya l izm türleri » ve « modeller»i nden öylesine dem vuruyor, tek tek ülkelerdeki özel l i k leri o kada r kapsamlı gösteriyorlar ki, özelin arkasında sosya l izmin özlüğ ünü ol uştura n genelin, temel i n bulunup orta­ ya çıkarı l ması olanağı ka lmıyor. Sermaye dünya sındaki sosya lizm düş­ manları , burjuva ve reformist ideologlar, yığı nları sosya lizm fikrinden ayırıp uzaklaştıracak d u rumda olmadıklarını gördükçe, sosyalizm kavra­ m ı n ı n kendisini yo�laştırmak, onu şimdiki egemen sınıf için zararsız ve tehl ikesiz hale getirmek üzere el lerinden gelen her şeyi ya pıyorlar. Biz bunu Danimarka'da defa larca gördük ve görüyoruz. Yüzyılımızın daha büyük bir böl ü m ü boyunca memleketim izde sosya l-demokratlar iktidarı el­ leri nde tuttular. Fakat sosyal -demokrasinin iktidarı toplumun karakterinde hiç bir şey değ iştirmed i , onun ka pita l ist özlüğ ünü her hangi bir değişime uğratmadı. Sosyal-demokrasinin ü nlü kalemlerinden biri n i n itiraf ettiğ i g i bi, memlekette zenginlikleri n yü ksek, aşağı ve orta sınıflar arasında dağılımı aynen « yüz yı l önce olduğu g i b i » kal ıyor. Ama yine de, memle­ kette, bilimsel sosya l izmin ve sosya list ü l kelerin deneyi n i n karşıtı olarak, « sosya l iım»i gerçekleşti rmenin veya ona, yani « Da n i ma rka », « kuzey» ör­ neğ i , ya da « prati k » sosyal izme «yüksel me»nin sözkonusu olduğu hiç de d i lden düşürül müyor. Bu hükü met pol itikasına zaman zaman destek olan Sosya l i st Halk Partisi de, »ka pita l i st toplumda sosya li st toplumun tohum­ ların ın çim lend iğ i »ni söylüyord u . Giderek, Da nimarka tutucularının eski lideri K. Möller de vaktiyle « Biz hepi miz sosya l istiz ", d iyerek göğ üs dö­ vüyord u . Dolayısiyle, sosya lizm kavramı el bette hertürl ü reel içerikten yok­ sun edil iyordu. Oysa sosya l izm kesi n bir b i l i msel kavramdır. Sosya lizmin temel çizgi leri daha iyi bir gelecek için haya l ler kurarak uydu ru l m uş değ i l di r. Bu, Mark­ sizm-leninizm klasikleri nin, kend ine özg ü, rastlantıya değil, yasa l lığa da17


yalı nice bel i rtileriyle yeni topl u m u n ta blosunu çizen bilimsel öngörüleri­ nin ürünüdür. Kapital izm, çeşitli ül kelerde kendi özellikleriyle ayırded i lse bi le, hiç ki msenin çeşitli ka pital izm modellerinden ba hsetmeye ka lkıştığı görül mez. Sözg elişi, ka pita l i st FAC bir c u m h u riyet, ka pita list Danimarka bir krallıktır; fakat böyle ayrımıor, önemli olsa bile, kapita list sistemin temell eri nde her hangi b i r şey değiştirmez. Sosyal izm ka pitalist sistemin karşıtı d ı r ; fakat keza bi rleşik, tek sistem olup, bir « modell er" ve varyant­ lar « p l üral ist» yığ ışımı değ i l d i r. B urada, sosya lizmin, Ma rksizm-leninizm kl 6 sikleri n i n yapıtlarında or­ taya konulan bütü n çizg i lerini sayıp dökmek belki de gereksizdir. Ne var ki, birkaç örnekle, bir yandan bunların reel sosyal izmde simgeleştiğini, öte yandan, bunlar olmadan, g iderek bunların her hangi biri bile olmadan, sosya l ist adını hak edebilecek bir toplum düşünülemiyeceğ ini bel i rtmek istiyoruz. Sosya lizm, her şeyden önce, kôrı dolaysız hedef bell iyen, sermayenin Liremesini g özeten, kapsamı içinde ü reti m a raçlarından ayrı d u rumdaki üeticinin kendi işg ücü n ü satarak geçindiği ve emek pazarında bu işg ü­ cünün «fazl a » olduğu hal lerde işsizler ordusuna katı ldığı kapitalist ü re­ timi yadsı madır. Sosya lizm, kapita list ü reti m tarzı n ı n bizzat temelleri ni reddeder. Ne Danimarka, ne de sosya lizme «çı kma » savındaki diğer her hangi bir ülke b u yolda daha tek adım bile atmış değillerd i r. Sosya l ­ demokratlar iktidarda oldukları sü rece ne g ibi şiarla r il eri sürerlerse sür­ sünler, ekono m i k statükoya elleri n i bile sürmemişlerd i r. Dyle ki, sermaye­ ciler sermayeleriyle, işçiler de ya lnız sah i p oldukları işg ücüyle kalmışlar; berikiler sermayelerine, bu sermayelerin ölçülerine ve ücretli emeğ i n sö­ m ürül me derecesine göre habire kaza nç sağlamış. ötekiler (her zaman gerçek değeri ne uyg un ol masa bile), ancak kendi mal'ları olon işgücünün karşılığını a l mışlard ı r. Dte yandan, elbette, işçilere, kazancın kırı ntılarını kendileriyle « bölüşmek" üzere h isse senetleri de satabilirler, ve bu bir maddi teşvik (da ha doğ rusu işçileri kendi kend ilerini sömü rmeye teşvik) etkeni olabil i r. Ostelik, bu tedbir, emekçilerin bazı larını belirli bir sü rece « p a rtnörl ü k » haya l lerine yöneltebi l i r. Ama birçokla rı nın g itgide o nladığı gerçek şud u r : Ocrete dayalı kapita l i st il işki lerin özlüğü yine değişmeden kal ıyor, ya pılan her şey sadece kapital istin çıkarına ol uyor. Kapita lizm « ha l kçı» g ibi, «endüstriyel topl u m " vb. g ibi adlar tokındıkça, i nsan şöyle düşünüyo r : Sözcü klerle i stedikleri kadar oynıyabi l i r, bazı ta m ol mayan reform lara sosya lizm çizgi leri ve « sosya lizm tohumları n ı n yeşermesi " gibi nitelikleri yakıştırobil, i rler; fakat bunlarla topl u m u n ekonomik temeli de­ ğişmiyor. Şu var ki, reel sosya l iz m i n i lkesel bakımdan ba mbaşka, kapitalist ü reti m tarzı ndon büsbütün ayrımlı olduğu söz götürmez. Sosyaliz m i n ekonomik temel i, üreti m a raçları üzeri nde topl u msal mülkiyetin egemen l iğidir; 18


emekçi i nsa n üretimde ve toplumdaki ekonomik, sosyal ve hukuksal d u ­ rum u na g öre, ka pita l ist için değ il, kendisi için işl iyen bu mülkiyetin ortak sahi bidir. Moskova'da çıka n " Pfavda » gazetesinde, bir g ü n, Moskova dalayı n­ daki Şçekino büyük ki mya kombinasına dair bir yazı çıkm ıştı. B u işletmede emek veri m l i l iğ in i a rtırma amacıyla üretim rasyonalize edi l mişti. Dört yı l­ l ı k bir çalışma sonucunda emek veri m l i l iğ i % 1 36'ya çıktı. Peki, b u n u n ya nısıra işyerleri v e işçilerin duru m u ne oldu ? işyeri sayısı b i n kadar aza l ­ tı ldı, a m ma bir tek işçi bile işten çıkarı l madı ve hiç biri n i n ücreti azaltıl­ madı (tersine, iş ücretleri % 34 artırı ldı) . B u nasıl sağ lanabildi? işçiler­ den ol uşan toplu msa l kom isyonlarda, işletmede etki n olmadı ğ ı ka bul edilen işyerlerin i n yerine yen i işyerleri açıl ması sorun l a rı enine boyuna görüşü ldü (özellikle büyük çapta sentetik elyaf üretimine hız verildi). işçi­ lerin kaldırı l a n işyerleri nden yen i l erine a ktarı l ması yavaş yavaş, planlı ola­ rak ve yalnız kendi istekleriyle ya pılıyordu. Dretim hoc m i ndeki çoğ a lışa koşut olarak el bette ki i ş ücretleri de artıyordu. B u konu da ha da ayrıntılı biçimde a n latı labilir. Fakat asıl iş, sorun u n örgütsel-tekn i k yanı nda de­ ğil, bir sosyalist k u rul uşta i şçi n i n zararı na olabi lecek, sözgelişi onu işsiz bırakabi lecek veya ücretini düşürebilecek hiç bir şey ya pılam ıyacağ ı nok­ tasında toplanıyor. Çünkü, birincisi, sosya lizmde işçi iktida rdadı r ; ikin­ cisi, kurul uşun içi nde a l ı n a n bütü n tedbirleri, g i rişilen bütün uygulama­ ları, idareni n bütün ça l ışmala rı n ı bu işçi denetleyebiliyor. Şçekino kom­ binasında sözkonusu rasyonal izasyon pla n la rı , işçi ve sendika topla ntıla­ rında ve' pa rti örgütünde görüşülerek uyg ulandı. Bu işletmede de, mem­ leketi n her ya n ı nda olduğ u gibi, ida renin eyl emleri ni parti örgütü n ü n de­ netleme hakkı vardır, ve kuruluş direktörü, bir komün ist ola rak, bu örgüt önünde hesap verir. Bütün n iyet ve düşünceler, bütün hesaplar, bütün sayma n l ı k defterleri ve ba n ka hesapla rı işçilerin önü nde açı kça ortaya konur. B izde kapitalistlerin ve menecerleri n i n tam bir gizlilik içinde ka­ rarlaştırdı kları soru nları n hepsi burada işçilerin ve örgütlerin i n katı l ı m iyle görüşülür. Ve hemen belirteli m ki, bütün bunlar, bir sosyalist memlekette her kuru luş için tamamiyle doğ al ve olağan şeylerdir. işçinin ü retim deki duru m u , ü reti m a raçlarına olan ilişkisi ve yönetime reel olarak katı l ı m ı , öyle basit bir ü retim demokrasisi soru n u değ il, dü­ zenin karakterin i belirliyen ekonomik ilişkiler temel soru n udur. Temel ü reti m a raçla rı n ı n topluma maledil mesi, yeni düzene g eçmenin çok önemli bir yasailığ ıdı r. B i l i ndiğ i gibi, çeşitli sosya l ist ülkelerde bu sü reç başka başka ta rzlarda gerçekleştirildi ve g erçekleştiriliyor. Uyg u­ la mada, her şeyden önce, i l k aşamada bütün ü retim a raçlarını mill i leş­ tirmenin her zaman a maca uyg u n ve yara rlı olmadığ ı dikkate a l ı nıyordu. Sosyalist devlet, topl u m u n önemli gereksinmele rini giderm eye hizmet eden özel ü reticilerle epey uıur süre işbirliği ya pa b i l i rdi. Orneğin, Po19


l onya'da, a rtık geliş m iş sosyal izm k u ru l uşu sorunla rı n ı çözmeye başlamıs olon bu sosyalist ül kede, köy ekonomisi üreti mi nde özel çiftçi ler hala önem lice bir rol oyna maya deva m ediyorla r. Maca ristan'da özel kesi m k a m u hizmetleri a l a n ı n da bel irli yerin i v e önemini sürdü rüyor. Ne v a r ki, tümüyle ulusal özellik ne o lursa olsun, temel ü retim a raçlarının özel eller­ den top l uma, emekçi lerin kendisine devred il mesi zoru nludur. Eğer yalnız bu önemli çizgiyi dikkate o lacak o l u rsak, toplumsal i liş­ kilerde kök l ü değişimler ol madan, sosyal d evrim ol madan, sosyalizme «yavaş yavaş geçme»ni n nasıl olacağ ı n ı tasavvur edeb i l i r miyiz? Tarih böyle bir şey ta n ı m ıyor. Bilindiği üzere, b i rçok ka pitalist ülkede, tek tek bazı k uruluşlar ve g i ­ derek tümüyle bazı sanayi kol la rı m i l l i l eştiri l m iştir. Ne v a r k i , bu a d ı m hiç de top l u m düzeninin v e işçi lerin d u ru mu n u n değişmesine y o l açmad ı ; bunlar yine 'ya l n ı z kendi işgücünü sata n emekçiler olarak kaldı lar. Ve işi n a s l ı nda, bu a d ı m l a r, çeşitli memleketlerde ve değ işik za manlarda bir­ birinden ayrı anlamda ve ayrı hedeflere yönelik olsa bile, son çözü mde yi ne devlet-tekel sermayesi n i n çıkarına oldu. çoğ u kez, oransol olarak gel iri d üşük ve zara rına ça lışan kuru l uşları n ve işkol ları n ı n m i l l i leşti rildiğ i görüldü, yan i tek tek sermayecilerden üreti m a raçlarını devra l ı p benim­ seyen, ya da d ü pedüz satına l a n devlet, tüm sermayed ler sınıfı n ı n çıka­ rına hareket etti. Birçok ülkede, burjuvazi nin bu politikası n ı n alternatifi olarak komü nist ve işçi partileri kendi m i l l ileştirme prog ra m la rı n ı i leri sü rüyorlar; ya l n ız zararına çalışan kuru l uş ve işkol larının değ il, en önemli olanla rı n top­ l uma maledilmesini, aynı zamanda tekellerin egemenliğine son verilerek memleketin ana servetleri nin ve üreti m a raçları n ı n emekçi ler ve geniş halk tabakaları yararına gerçekleşti ri len bir topl umsal kontrol altına a l ı n ­ m a s ı n ı öneriyorlar. Komünistler, b u istekleri n gerçekleştirilmesi için sava ­ ş ı m gerektiğ ini, bu savaşı m ı n sü rmekte olduğunu ve daha da çetinleşe­ ceğini, zira tekellerin ne sermayelerini, ne de egemenliklerini gönüllü ola­ rak vermediklerini ve verm iyeceklerini açıkça b i liyorl a r. Komünistlerin devrimin demokratik aşa masında ya pı lmasını istedikleri m i l l i l eştirme, henüz sosya lizm anlamına gel mese bile, sosyalizme doğ ru önemli bir a d ı m olabil ir. Kom ü n i stler, top l u m u devl et-tekel eliyle yönet­ menin basit bir halkası olacak bir m i l l i leştirme için değil, emekçilere aynı za manda ekonomik gelişme üzeri nde ve hükümetin ekonomi politikası üzerinde etki yapma olanağı vermek üzere büyük haklar bağ ışlayacak olon demokratik m i l l i leştirme için savaşıyorlar. Bu tür m i l l ileştirme, s ı n ıf­ sal güçler oranında temelli bir değişmeyle sonuçlana bilecek ve köklü sos­ yal dönüşümler için yeni yollar aça bilecek olon demokratik ve anti­ monopolist savaş ı m ı yayg ı n laştırma n ı n öneml i h a l kasıd ı r. 20


Sosya l izme geçiş çok çeşitli biçim lerde gerçekleştiri l m e kte olsa da, onun ön koşulu yine de her zaman demokratik haklar ve demokrosi için savaşımda emekçileri aktifleştirme olm uştur. Bu da keza b i r genel yasa l­ iık ka rekteri taşı maktadı r. V. i . Lenin şöyle der : «Ardıcd demokrasi bir yandan sosya l izme dönüşür, bir yandan da . , . sosyalizme gereksinme d uya r. » (5) Demokrasi için ardıcd savaşı m, üretim sosya listçe toplumsal laştırmayı a maçlıyan savaşıma yol açar. Bu da kendi payı na, yukarıda bel i rttiği miz gibi, artık kendi işgücünü sata r d u rumdan çı karak ü reti min sahibi haline gelen emekçi insanın d u ru m u n u n kökten değişmesiyle sonuçlanı r. Bu aynı zamanda top l u m u n en kesi n, e n demokratik dönüşü müdür. Bundan ötürü, büyük sermaye, bu süreci önlemek üzere elinden gelen çabayı göstermek­ ted i r. Şili 'deki trajik olaylar, büyük sermayenin d i renişi n i n nerelere ka­ dar va rabildiğini göstermektedir. Bunun içindir ki, topl umsal i l işkiler ba­ kı mından sosya list devri mi gerçekleştirmek ve savunmak üzere, politik iktidar sistemi ve ya p ı l ışında da ona göre temelli değişimlerin sağ lanması gereklidir. Reel sosya lizmin deneyinin bize bu hususta öğ rettiği nedir? Yeni top­ l u msa l ya pılış biçi mleri soru n u çeşitli ül kelerde kendi özel koşullarına göre değ işik tarzlarda çözüı üyord u. Çünkü sosya l izme geçmeyi ba şa rmış dev­ letler a rasında vaktiyle gerika l m ı ş olan (Bulgarista n, Roma nya) ve sana­ yice ilerlemiş olan (Çekoslovakya, ADC) ülkeler vard ı ; buralarda pa rla ­ mento gibi bir organ birbirinden ayrı m i ı rol ler oyn·u yord u. Ama özell ikleri dikkate almak, devlet egemenliği biçim leri çok çeşitli olduğu halde, bu egemen liğin özl üğünün her yerde - K. Ma rks ve V. i . Lenin'in proleta rya di ktatörlüğü a d ı n ı verdikleri - emeçkiler iktidarı olduğu gerçeğ ini de­ ğiştirmedi. Böylece, kapita l izmden sosya lizme geçişin. çok önemli bir yasa l l ı ğ ı na daha varmış bulun uyoruz. idelolojik düşmanlarımız, bilindiği üzere, proleta rya d i ktatörlüğ ü kav­ ra m ı n ı n sağlam bir temele daya n madığı sa n ı s ı n ı uyandırmaya çalışıyor­ lar. Bununla i l g i l i olarak hemen hatı rlata l ı m ki, her devlet ve bu a rada burj uva devleti, « li bera l izmHinin derecesi ne olursa olsun, sözün bili msel an la miyle bir d i ktatörlüktür. V. i. Lenin sınıflara bölü nmüş toplum için bir sınıfın diktatörl üğünün gerekl i olduğuna işa ret eder. (Ii) Soru n, devlet iktidarı tarafı ndan kimin sınıf çıkarları n ı n d i l e getirildiği sorunudur. Eğer bugün Danimarka veya bir başka ka pita list memleket hükü meti, buna­ lımın ağırlığını emekçi lerin sırtına sarıyor ve her suretle tekelleri n çıkar­ l a rı n ı koruyorsa, eğ er gerçekte fiyat yükselişlerin i tasvip ediyor, işyer-

C') V. (i;) V.

i. i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 33, s. 78. Len in, Bütü n eserleri, c. 33, s. 35. 21


lerinin aza l masına göz yumuyor, işverenleri dolaysız yardı mlarla teşvik ediyor, tekel lerin eylem özg ü rlüğüne özen g österiyor ve emekçilerin hak­ ları n ı s ı n ı rl ı yorsa, bu hü kümet sermayeciler sınıfı n ı n , öncelikle büyük ser­ mayen i n i radesini yerine getiriyor demektir. Eğer sosya l ist ül kelerde, yeni devlet, sermayeyi ekonomik ve politik egemenlikten yoksun ederek, varl ı ­ ğ ı n ı n ilk g ü n ü nden beri, işsizliği (son rasız olarak) bertaraf etmek, emek­ çilerin refa h düzeyini biteviye yü kseltmek, onlara (sosyal yönetimde, eğ i-, tim-öğretimde vb.) geniş haklar ta n ı mak ve bu hakları n g erçekleşmesini g a rantilemek için her şeyi yapıyorsa, bu devlet her şeyden önce işçi s ı n ı ­ fı n ı n i radesini yeri ne g etiriyor demekti r. i ş i n esası d a «diktatörl ü k » adı n­ da değ i l , bu ndadır. işçi s ı n ıfı n ı n yönetmenlik rol ü nden, öncü politik rol ü n ­ d e n söz edilebilir ve h a k l ı olarak edil mektedir. Zira V . i . L e n i n şöyle der : « Proletarya diktatörlüğ ü, bu Lôti nce, bili msel, ta rihsel-felsefi deyim, basit bir dil le söylenmek g erekirse, şudu r : Sermaye boyu nduruğunu k ı rma sa­ vaşı m ı nda, bu sermayenin egemenliğini devirme savaşımı boyunca, za­ feri kaza nma ve onu pekiştirme savaşımında, yeni, sosya list toplum dü­ zen i n i n kurulması nda bütün emekçiler yığ ı n ı n ı ve sömürülenleri ya l n ız be­ l i rl i bir s ı n ıf, ya n i şeh i r işçileri, genellikle fa brika işçileri, sa nayi işçileri sınıfı yönetebilecek durumdadır . . . « (i) Reformi stıerin çoğu kez proletarya diktatörl üğ ü ile demokratik seçim­ leri, proletarya diktatörlüğ ü ile sol g üçler geniş cephesin i ka rş ı karşıya koydukları görü l ü r. Giderek, bunlar, sosya lizme götüren, il kesel bakı mda n· ayrımiı « Leni nci » ve «demokratik >. yolda n söz ederler. B u n l a r ya yanıItı ­ dır, ya da herkesçe bili nen yozlaştırma çabalarıdı r. Belirli koşullarda ve h er şeyden önce g en i ş h a l k yığ ınları n ı n politik desteğiyle emekçiler ege­ menliğine götüren yol demokratik seçi mlerle açılabili r. Kaldı ki, sosyal ist topl u l u k ül keleri nde devrimden sonra ve a rtık y ı l l a rdan beri, reel sosya­ lizm koşul ları nda, bu egemenlik halkların i radesi n i n tam da bu biçi mde beli rmesi temeline daya nıyor. Bu egemenlik yığ ı n ların devri mci eylem i n i n son ucu olabilir. Peki a m a , n için çoğ u kez şu veya bu bakı mda n ayırımcı burjuva ka n u n la rı nca belirlenmiş kura l l a ra göre ya p ı l a n oylamalar «de­ mokratik » olur da, yığ ı n ları n devrim ha reketi n i n gelişmesi boyunca yasal seçi m l i Sovyetler kong resi tarafı ndan yapı l a n egemenlik yöneti m orga n la rı seçi mleri, bunların Rusyada olduğ u g ibi bir avuç sermayeci ve pomeşçiğe karşı eylemleri « demokrasiye aykırı » olur? Ozcesi, Leninci yolla demokra­ tik yolun birbirine karşı konu lması düpedüz saçmadır. Emekçilerin iktidarı, kapitalizme h izmet için yarat ı l m ı ş olan devleti n ye­ rine, emekçilere hizmet edecek yeni devleti getirmelidir. B u iktida rı n derin ve demokratik ka rakteri bu nda da kendi ni gösterir. Halkın demokratik is­ tek ve emelleri, eski top l u m u n devlet cihazı ta rafı nda n defala rca önlen­ miş veya boğ u l m uştur. Emekçiler, elbette ki, demokratik bir aktifli k gös-

(7) 22

V. i.

Leni n , Bütün eserleri, c. 39, s. 1 4.


tererek, örneğ in devlet seçim o rganlarında, bunları toplumda demokratik ve sosya list dönüşüm leri gerçekleştirmeye doğ ru yöneltmek üzere etki olanağı kaza nabil irler ve kaza n malıdı rl a r. Ostelik, devletin, böyle bir ge­ lişme h a l i nde, top l u m u n işçi sınıfı tarafı ndan yöneti l mesine elverişli bir a raca çevri lebilecek şu veya bu kurumları vard ı r. Ama bütü�sel bir sis­ tem olarak eski devlet yeni topluma hizmet edemez. Çağ daş deneyin de gösterdiği üzere, gerici elema nlar, tam tersine, devleti halka ka rşı kullan­ mak istemektedirier. Bundan ötü rü, devlet sorun unda hiç bir dolaysız de­ va m l ı l ı k asla sözkonusu olamaz. Komünistler sosya l ist dönüşümlerin barış yoluyle gelişmesini tercih ed i ­ yorlar. V e b u n u n içindir k i , devrim için bilinçle v e amaca yönelik ça ba­ larla en iyi koşulları yaratmayı ve bunu milyonlarca emekçin i n örgütlen­ mesiyle uyum laştırmayı gerekli sayıyorla r. Kapita l izmden sosya lizme ge­ çişin önemli bir yasa l l ı ğ ı da bunda, devri mci hareketin ana gücü (işçi sınıfı) ile, büyük sermaye n i n egemenl iğ inden kurtulmakta yararı o l a n bü­ tün emekçiler a rasında geniş bir bağ laşma n ı n gerçekleşti ril mesi nde ifa­ desini bul uyor. Danimarka komün istleri buna büyük bir teorik ve pratik önem veriyorlar. Hayatta ne görüyoruz? Reel politik ve ekonomik iktidar, örneğ i n Dani­ marka'da A. P. Möl ler'i n « Bu rmeister og Wein ", « Da nfoss", « F. L. Smith " vb. gibi sayıca küçük, fakat kendi leri büyük tekellerin elinde ne kadar yoğ u n laşıyorsa, anti-monopol ist g üçlerin cephesi o kada r geniş ve b u n ­ ların g e n i ş bir bağ laşma kurma objektif koşu l l a rı o kada r d a h a ciddi v e elverişli ol uyor. Bununl a beraber, çağdaş koşul l a rda savaşı m ı n bir özel­ liği olarak, anti-monopoli st sınıfsal güçleri n ayrı m ları, çoğ u kez, ciddi bir başa rı için işbirliği yapmaları kesi n l i kle gerekli olan bi rkaç parti nin var­ l ı ğ ı nda kendini gösteriyor. işte b u n u n içindir ki, Danimarka Komünist Partisi, memleketi n bütün demokratik güçlerine (sosya l -demokratlara ve ha lkçı sosya listıere, sol sosyalistıere ve send ikaları n partisiz faa l üyele­ ri ne) şu çağ rıda b u l u nd u : «Aram ızda görüş ve ideolojik a n layış ayrı m l a rı var. B u n l a r ciddi ayrı mlard ı r. Gelin, bunla rı bera berce görüşel i m ve bir­ birim ize görüşlerimizi açıklıya l ı m . Ama bunun ya n ı s ı ra bizleri neleri n bir­ leşti rdiğini, hangi somut sorunları n çözü münde işbirliği yapılabi leceğ i n i belirtel im. V e önerilerimizi ileri sürel i m . (8) Bu çağrı, Danimarka Komü­ n ist Partisi XXiV. Kong resi ta rafından kabul edilen ve « top l u m u n çeh resini değiştirecek gücü ol uşturma "ya yönelik olan anti-monopol ist savaşım prog ramı ndan güç a lıyordu. Kamü nistlerin güttüğü s ı n ıfsa l bağ laşma l a r politika s ı n ı n, demokrasi n i n d i ğ e r temsilci leriyle işbirliği yapma istekleri nin, burjuva partilerinin sa­ dece en yakın başarıya ulaşmayı gözeten ve ulaşt r kta n sonra da d ü n e

(8) «Vefe for venstrekraefternetil demakrati a g sacia l i sme 1 969 ", s. 2 . 23


kada rki bağ laşığ ı derhal un utturan geleneksel ma nevra taktiğ iyle hiç bir il işiği yoktur. Bizim eylemlerimizi, derin bir içtenlik ve sava ş ı m ı n en iyi öğretmen olduğu ka nısı, savaşı mda edinilen deneyi min yanısıra insa n la rı n b i r de toplu msal gelişme ka nunları n ı daha köklü olarak, bili msel sosya­ lizmin anladığı g i bi açıklama gereksi nmesi duydukla rı i na ncı belirl iyor. Biz teori mizin doğ ru l uğ u na derin bir inanç besliyor, bug ünkü bağ laşık­ ları m ızı yarınki ça lışma arkadaşla rrmıza çevirme niyeti mizi g izlemiyoruz. Sol güçlerin b i rliğ ini savuna n komün istlerin girişimini, baza n, d iğer pa"r­ tiler a rası nda bir çeşit «önderlik» savı olarak göstermeye kalkışa nlar olu­ yor; giderek, « bakın, Ma rksist öğ reti nin kend isinde, pa rtinin öncü, yöne­ tici rolünden söz ediliyor» demeye getiriyorlar. Evet, söz edi l iyor. Ama ne bakı mdan, kime öncülük ve yönetmenlik rol ü ? . . . Komünistleri suç­ la maya ka lkışı rken, partinin, hiç de diğer pa rtiler bakı m ı ndan değ i l , a ncak yığınlar bakı mı ndan, her şeyden önce işçi sı nıfı bakı m ı ndan önderlik ve örgütleme rolü n ü n sözkonusu olduğu gerçeğ ini un utuyor veya bile bile dr.ığ iştiriyorlar. Bu a rtık çağ daş Ma rksist l iteratürde ve keza bu dergide (9) belirtilmiş bu/u n uyor. Komün ist partisi işçi sı n ı fı n ı n öncü kolu, öncüsüdür. Ve M a rksizm­ Leninizm, işte bu anlamda, ka pita l izmden sosya lizme geçişin en önem li yasa i l ı ğ ı olarak parti nin yönetmenlik rol ünden söz eder. Len in'in yeni tip­ ten partiye i l işki n öğretisi, bu öğ retiyi varlıkları nda simgeleştiren ve pra­ tik savaşım içinde geliştiren SB KP' nin ve diğer kardeş partilerin deneyi, ha lkı a ncak M a rksist-Lenin ist parti nin sosya l izme u laştı rabileceğ ini gös­ teriyor. Görüldüğü gibi, sosya lizmi a maç edindiğini söyliyen sosyal-demok­ rat pa rtilerden hiç biri gerçekte buna ulaşabilmiş değ i l d i r. Sosya l-demok­ ratların saflarında Leninciler ile ka rşıtl a rı a rası nda yüzyı lı m ı z ı n başı nda a l ı p yü rüyen tartışma, tarih ta rafından Lenincilerin ya ra rına kesinl ikle son uçland ı rr l m ı ş bulun uyor. Bazan, sosya lizm koş u l l a rı nda bir politik partiler sisteminin varl ı ğ ı n ı gerekl i gören, gerek iktidarda, gerekse muhalefetteki politik örgüt ve g rupları n eylem özg ü rlüğüne sa h i p olmaları n ı istiyen sesler duyul uyor. Burada önce somut olarak neyin sözkonusu olduğu sorunu akla gel iyor. Eğer sorun sadece birkaç partinin va rolması sorunuysa, artık belirttiğ imiz gibi, sosya list ülkeler için bu b i r yenilik değ ildir. Eğer m u halefetten mak­ sat, sosya lizm ça-rçevesinde ekonomik ve sosyal gelişme somut problem leri üzerinde çeşitl i görüşlerin ka rşılaşmasıysa, bu da yen i l ik değ i ldir. Bi li n ­ d i ğ i g i b i , Oktobr Devri mi'nden son ra, Bolşevikler, Sovyetlerin i i Rusya Genel Kongresi'nde temsil ed ilen diğer partilerle blok kurmak istiyorlard ı . Y i n e gayet i y i bilindiği üzere, memleketin yönetim organları nda bile, sol es-er'lerden, enternasyonal ist-menşeviklerden ve daha az önem li birçok

cı) « Barış ve Sosya lizm Problem leri » derg isi, sayı 8, 1 975. 24


politik akımların temsi lcileri nden oluşan b i r muhalefet vardı. Bu muhale­ fet, devri m iktidarına ka rşı açıktan açığa savaş açtığı zamana kada r var: l ı ğ ı n ı sürdürdü. Ve işte, eğ er ta ri h i n tekerleğ ini geri çevirmek istiyen, sos­ yal ist d üzeni n kendisine karşı çıkan, işçi sınıfının ve bütün emekçil eri ka­ za n ı ml a rdan, üretimin ve toplumun efendisi olma d u rumundan yoksun et­ meyi hedef edi n en bir m u ha lefetin varl ı ğ ı sözkonusuysa, biz böyle b i r m u halefeti n, böyle b i r «çoğ unluk " u n gerekli o l d u ğ u fikrini k a b u l ede­ meyiz. Ka l d ı ki, asıl soru n, buna, böyle bir m u ha lefetin varl ı ğ ı na bizzat emekçi yığınları n ı n razı o l u p olmıyaca kları sorunudur. Bu durumu dikkate o l mıyan düşü ncelerin sübjektivizm kokusu taşıdığı söz götü rmez. « Çoğ ulcu demokrasi» isteği, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ta ra­ fından, kendisine kredi açma koşulu olarak, Portekiz'e dayatı i m ıştı. Hükü­ metinde de birçok partinin bulunduğu b i r memlekete «çoğulculuk» iste­ ğ i n i dayatma n ı n ne demek olduğu Da nima rka l ı bir bakana sorulduğu za­ man, bu bakan, AET'nin bu öneriyle a ncak « tanıya bileceğ i bir demokrasi» istediği ceva bını verdi. Ya ni «çoğ u lculuk» i steğ inin ardı nda, Ortak Pa ­ zar'da egemen durumdaki tekellerin sınıfsa l çıkarları gizleniyordu. işte «çoğulculuk» (pl ü ral izm) bayrağı altında, reel sosya lizme karşı nefret duyg u l a rı aşılama dene � esinin içyüzü budur. Böyle bir « çoğ u lculuk» an­ cak sosya lizmin aktif düşmanlarının isteğ idir. Bütün yasa l l ıklar (ekonomik, politik ve sosyal yasall ıklar) sistemi elbette bir tek yazı ka psa mına sığ maz. Okuyucu, bunların enine boyuna çözü m­ l emesini ka rdeş partilerin belgeleri nde, komünist h a reketi nin toplu dokü­ ma nları nda bula bilir. Deney şunu gösteriyor : En önem l i yasa l l ı kları tanı mak, pratikte bunlara dayanmak el bette başarıya ulaştı rıyor. Tersine, en önemli yasa l l ı klar kü­ çümsendiği veya en azından hafife a lı nmak istendiği zaman, gelişme yavaşlıyor, gecikiyor ve en kötü hallerde bir buna l ı m dönemine gi riyor. Şu veya bu yasa l l ı ğ ı n itelen mesi temelde ne anlama gel iyor? Orneğin, ü retim a raçlarını topluma ma letmen in uygula mada b i r kenara iti l mesi ne demektir? Fabrikaların ka pita listlere, tekellere bırakı lması veya giderek a rtı k millileştiril miş bulunan kuruluşları n kendilerine geri veri l mesi hangi ka pıya çıkar? H emen hatı rlata l ı m ki, Oktobr Devrim i'nden sonra bazı Rus Menşeviklerinin isted iğ i buyd u ; sonra 1 956'da Macar karşı-devrim­ cileri de bunu öneriyoriard ı . Nihayet, devrimci halkın işçilerinin i ktidarı nı reddetmek ne demektir? Besbel li ki, bunun bir tek anlamı va rd ı r : Büyük burjuvazinin, tekellerin egemenliğini ta n ı mak. Tek sözle, bu « itelemeler»in bir tanesi bile, ortada sosyalizm diye bir şey kalma ması na yeterlidir. Komünist ve işçi parti leri n i n danışma toplantısı belgelerinde, sosya list ül kelerde yeni hayatın objektif yasa l l ı kl a r titizl ikle gözetilere k kurulduğ u ve başarıyı bunun sağladığı bel irti liyord u. Yüzyı l ı m ızda hiç b i r burjuva devleti, gerika l m ı ş Rusya n ı n bir dü nya sosyal ist devleti haline gelişine 25


benzer d i n a m i k ve daya n ıklı bir kalkınma g österebiimiş değ i l d i r. Azgeliş­ miş kapital ist ü lkelerin bir tanesi bi le, ekonomik ba kımdan çok gelişkin olanları n düzeyine çıka mamıştır. Tersine, gelişkin ve gerika lmış ü l keler arasındaki ayrı m l a r büyü mektedir. Gerika l m ı ş ve gelişme hali ndeki ü l ke­ l erde 1 960- 1 971 y ı l l a rı nda i nsa n başına orta lama gelir a rtışı h ızı % 3,1 kadarken, gelişmiş ü lkelerde aynı dönemde aynı hızın % 3,6'yı bulduğu görü ldü. ispa nya veya Yu nanista n, bundan elli yıl önce olduğu g i bi, ge­ lişme d üzeyi bakı m ı nd a n Avru pada sonuncu yerleri a l d ı kları ha lde, sos­ yalist dü nyada ba mbaşka b i r ta bloya tanık ol uyoruz. Polonya, Bulgaris­ ta n, Maca ristan a rtık sanayi ba k ı m ı ndan gerikalmışlıktan kurtularak ge­ lişmiş devletler haline gelmiş bulu nuyorlar. Kardeş parti leri n aynı belgeleri nde, sosya lizm kuruluşunda temel yasa l­ lı kiarı küçümsemenin yol açtığ ı zararları sözkonusu eden satı rla r da bulu­ yoruz. Bu cüm leden olarak, Maca rista n Sosya l ist 'işçi Partisi n i n 1 956 karşı­ devri m kargaşası n ı n nedenlerini anal ize 'eden belgel erinde, önceki yöneti­ cilerin, sosya l izmi kurma genel yasa l l ı kları ile u l usa l özelli kler a rası [l daki d iyalektik i l işkiyi yanlış a n ladı kları, " memleketi miz koşu lları nda sosya lizm kuru l uşunun u l uslara rası önemi olan temel yasa l l ı klarını doğ ru d ü rüst uy­ g u l a ma ktan . . . ôciz göründükleri » ( LO) kaydedi l i yor. Bir başka örnek de ş u d u r : Çekoslovakya'da b i l i nen olayları n ele a l ı n ı p görüşüldüğü ÇKP MK g enel kurul toplantısında (29-30 Mayıs 1 969) , " pa rtide yepyeni bir ,sos­ yal izm modeli' şiarı altında hareketle, parti kuru l uşu temel prensi pleri ni, parti n i n topl umdaki yönetici d u rumunu, enternasyonal karakter ve ödev­ leri ni reddeden çeşitli oportünist akımların g itg ide güçlendiğ i » ( Ll) beli r­ tildi. Yugoslavya komünistleri, Yugoslavya Komün istler B i rl iğ i X. Kongre­ sinden önce yayımlanan belgede ve kongre çalışmalarında, " Komünistler Birl i ğ i ' n i n öncülük rol ü n ü tartışma (12) eğ i li m leri n i n partiye ve topl uma ne büyük b i r zarar verd iğ i ne işaret etti ler. Ve şunu önemle bel i rttiler: "Sosyal ist ü retim i l işki l eri , ancak top l u m u n örgütlü sosya list güçleri ile Yugoslavya Komü nistler Birl i ğ i ' n i n oynadığı yönetmenlik rol ü n ü n işçi s ı n ı ­ fı n ı n birleşik ideoloj i k-politik ve eylemsel örgütü olarak b i l i nçli bir ça­ l ı şma göstermeleriyle geliştirilebilir.» ( [:l) ••

Fakat biz yine Danimarka'ya dönel i m . DKP XXiV. Kong resinin ka rarında şöyle denil iyo r : "Sosya lizme g eçiş, çeşitli memleketlerde değişik biçi mler alabilir ve değişik zamanlarda gerçekleştirilebi l i r. Ne var ki bu g eçiş daima Marksist-Leninist teorice keşfedil miş olan g enel yasallı klara bağ lı olarak oluşur.» Pa rti miz politikası nı işte bu temel üzeri nde ku ruyor. 1 975

(10) MSiP' n i n V i i . Kongresi, Moskova, 1 960, s. 1 9. (ll) " ÇKP MK Enformasyon Bülte n i », no 3, Prag 1 969, s. 9. (L 2) YKB Onuncu Kong resi . "Sosya l ist düşünce ve prati k ». No 6-7, Hazi­ ra n -Temm uz, s. 73. ( ı :1) YKB O n u ncu Kongresi görüş ve kara rl a rı na hazırlık pıôtformu. "Sos­ yalist düşünce ve prati k ». No 4 1 , Hazi ra n 1 973, s. 45. 26


Ekim inde yapılan Pa rti Ulusa l Konfera nsı'nda, parti program tasarısının ka m uoyu tarafı ndan görüşül mesi nin sağ lanması kararlaştırı ld ı . Dani mar­ ka'da artık, kendi sisteminin yarattığı bunalımın a ğ ı rlığını halkın sırtına sa rmaya çalışan büyük sermayeye karşı işçi s ı n ıfını taarruza geçirmeyi a maçlayan bir progra m sözkonusudur. Büyük sermayenin bu tutum u , mem leketimizde a nti- monopol ist bir bağ laşma gerekliğ ini artık ertelen­ meye gel mez bir sorun h a l i ne getiriyor. Büyük sermaye, a ncak işçi s ı n ı fı bir başka sosyal d üzen için aktif sava ­ şımda emekçileri kendi etrafı nda birleşti rebildiği za man gerilemek zorun­ da bırakılabilir. B u savaşı m, her şeyden önce, a nti-monopolist, demokratik i l i şkiler yaratıla bilmek üzere, büyük sermayeye karşı bir demokratik poli ­ tika n ı n gerçekleştiri l mesine daya n m a l ı d ı r. Bu da emekçiler için, yürüttük­ leri sava ş ı m ı n geleceği için daha elverişli koşulla rın yaratıl ması demek olacaktır. Danimarkada savaşı m ı n son ereğ i, a rtık belirtmiş olduğu muz gibi, yal­ n ız sosya lizm ola bil ir. Ozel l ikle, sosyalist ülkelerin başa rı lı gel işmesi nin kapita lizmin bunal ı m ı ndan g itgide daha belirgin çizg i lerle ayrı mlandıgı bu yı llarda, sosyal ist fikirler g ü nden güne daha çok kimsenin kafasını ve kolbini kazanıyor. Onları n önü nde yeni sava ş ı m yol ve ola nakları açılıyoL Ne va r ki, bu savaşım, a ncak ilk kez reel sosya lizm tarafı ndan uygulan­ mış olan, u l uslararası işçi sı nıfı n ı n barış, demokrasi ve sosya l iz m uğrun­ daki geniş kapsa m l ı ve aktif savaşımı boyunca günden g ü ne daha da zenginleşip gel işen temel yasa l l ıklara dayanıldığı takdirde başarıyla yü­ rütü lebil ir.

27


Gericiliğin «sol.. kolu Alvaro Moskera Kolumbiya Komünist Partisi

MK

üyesi

Kol u mbiya'da, devrimci sürecin «Çin mode l i "ni, Marksizmin karikatürü olan Maoizm pratiğ ini ve görüşleri ni göklere çıkarı rcasına öven çeşitl i g ruplar kök sal maya ça lışıyorlar. Kol um biya Maoistleri nin faciası, bu g ru pları n, ervensel bir uygulamaya elverişsiz olmak ve memleketteki ger­ çek durumla çel işmekle kalmayıp, devrimci politik pratiği de yolundan saptırıcı nitelikte bir ideolojiye bağlanmalarında toplanıyor. B u nlar, mem­ l eket içinde sosyal kökleri olsa da, Maoist demagojiye yatk ı n küçük b u r­ juva tabaka larına açılsalar da, gerçekte yapay bir madde ve ü rün olarak, dışa rıdan teşvik gören örg ütler olarak kal maya hükümıüdürl er. Maoizmin Kol u m biya'ya sızmasına elveren tarihsel koşulları a n l ıya b i l ­ mek i ç i n , şu d u r u m u d a gözönü nde bulundurmamız gerekiyor : Ç i n yöne­ ticileri n i n dünya komü nist hareketinden kopma l a rı , Kol u m biya'da Kü ba devriminin etkisi a ltı nda ka lmış bel irl i politik g rupların da ha temelli dav­ ra nışlara geçmeleri s ı rasına rastladı. Daha sonra , ileride göreceğ imiz gibi, bunları n bazı la rı karmaş ı k bir evrim süreci içinde Maoist görüşler­ den yana geçti ler. Maocu « üstü n devrimci sloga nlar, henüz olgunlaş­ mamış ve devrimi basit ve tekyanlı bir şey olara k benimsiyen g rupla rı n hoşuna gitti. ••

Kolum biya'da Maoist grupların ka rakteristik çizg isi, ideolojik-politik gö­ rüş ve tutum la rı nda karı şı k l ı k ve istikrarsızlık, strateji ve taktik sorunları n ­ da boca lama, karşı l ı k l ı rekabet, dai m i g rupçuluk, ayrı l ma v e sa pmalar­ dı r. Aralarında çatışan, birbirin i yiyen zümrelerin ve Maoizme yatkın küçük g rupların bol l uğu, Kolum biya orta m ı ndaki Maoizmi n buna l ı m ı n ı n açık bir kanıtıdır. B u böyle olsa da, karşılıklı çatışmalara karşın, Maoist g rupların ayı rdedici bir ortak çizg i l eri vardır. Bu çizg i, kinci bir anti­ sovyetizm, Kol u mbiya Komünist Partisine sisteml i hücumlar, sınıfsal sen­ dikal arı ve birleşi k, demokratik politik örgütleri sarsıp parçalama çaba­ larıdı r. Bu eylem, « aşırı sol " palavral a rl a ne kadar haklı göstermeye ço­ Iışırlarsa ça l ışsı n l a r, onları objektif olarak gericiler ka mpına sürüklüyor. Kolumbiya'da ortaya çıkan Maoist gruplardan birincisi « Ma rksist- Leni­ nist Komünist Pa rtisi " adını takı ndı . Bu 1 960'ların başı nda Kol u m biya . Komü nist Partisinden ve Komünist Gençlik Birliğinden kopmuş b i r grup olara k ol uştu. B u g rup, ideolojik ve politik bakı mda n olgunluğa ermiş, g izli eylemin sınamaları ndan geçmiş ve çeşitli sınıf savaşımı biçim leri uy28


g u la mada deneyim edi nmiş olan Kol um biya komü nistlerin i n örgütsel bir­ liğini ciddi deni lebilecek kada r sa rsa madı. Başlang ıçta bu « pa rti »ni n görüşlerinde şematizm ve basitleştirme a ğ ı r basıyordu. Kendi kendine yetişen, çantadan ç ı k m a Maoistlerin çoğ u g i bi, bu grup da, koş u l l a r ne olursa olsun seçimlere katı l ı m ı reddeden Baku­ nin dog ması nı benimsedi, taktiğini bu temel üzerinde kurdu ve kırsal bölg elerle şehirlerde si l ô h l ı savaşım ajitasyonuna girişti. Orta tabaka­ ları n ve köyl ü lerin desteğ ini kazanmak a macıyla, yığınları n ekonomik isteklerini savu nan bazı şiarlar da ileri sürdü . Bu « pa rti », söze gelince proletarya n ı n eylem birl iğ i n i n ya ndaşı oldu­ ğ u n u duyurmakla beraber, büsbütün sekter görüş mevzilerinde kal ı yor ve birlik kavra mını pratikte Maocuları n diğer sol gruplarl a bağ laşmasına indirg iyor. Kolum biya Maoistleri, sendi kal hareketteki parça lanmadan ' ' ötürü « iki s ii'� � r devlet » i suçlu çıka rıyor, Kol um biya komünistlerini ve poli­ tik bağlaşıklarını da «emperyalizmin yedeğ i » olarak gösteriyorla r. Bir , yandan da Kolum biya Komünist Partisi nin etkili olduğ u örgüt/ere sızmaya ca n atıyorlar. Bu Maoist örgüte parti aleyhtarı çeşitli elema nlar giriyorla r. arg üt bunla rı Kol um biya Komün ist Partisine karşı savaşı m ı n prensipten yoksun plôtformu üzerinde toplayıp bi rleştirmeye ça lı şıyor. Beklendiğ i g i bi, geçen­ lerde bu örgütten iki g rup (biri «aşırı sol », öteki sağcı) koptu. Sağcı bili­ nen g ru p da « a ş ı rı sol »un çizg ilerini taşıyor. Son za manlarda da bu « pa r­ ti ,.de, biri « M a rksist-Leninist B i rl i k », öteki de « proleta rya hatl ı Marksist­ Len inist Komün ist Partisi olmak üzere iki yeni g ru p daha bel irdi. " M a rksist-Leninist Birl i k » denilen g ru b u n plôtformunda agrarizm ideo­ lojisi savunul uyor. Bu plôtform memlekette köy ekonomisi nin gerikalmış­ l ı ğ ı n ı mutlak sayıyor ve kapita lizmin Kol umbiya'da egemen sistem oldu­ ğunu kabul etmiyor. Bu « birlik»in a n a rşik özl üğü, devri mi köylü sava­ şıyla bir tutması nda kendini gösteriyor. ate yandan da, çelişik bir durum olarak, politik savaşım ve g ü n l ü k isteklerin yandaşı olduğu ve üniversite g ençliği hareketi önünde de bazı şiarlar i leri sü rüldüğü görül üyor. « Prole­ ta rya h attı » g ru b u herhalde reformist U l usal Halk Birliğ i'nin a rdından g idiyor, Kol u m biya Emekçi Sendika ları Konfederasyonu n u n (KESK), sınıfsal sendika merkezinin birlikçi siyaset hattına karşı çıkıyor. Mo oisı " Pueblo» (<< halb>) . « Siete » (<<yedi ») ve <dornada Ca miiista » (<< Kamilo yol u ») örgütleri her şeyden önce köylülere yöneliyorl a r. Bu örg ü t­ lerin yöneticileri de, diğer Maocul a r g i bi, Kolumbiya'da proletarya partisi ol madığ ı n ı düşün üyor, fakat diğ erlerinden ayrı m i ı olarak, ey lem lerine te­ mel olmak üzere böyle bir parti kurmayı soru n edi nmiyorl a r. Bunlar, se­ çimlere katı l mayı ka bul etmeyen « Ulusa l Birlik Cephesi »ne giriyorlar. Ve a nti-sovyetizm, a nti-komü nizm mevzilerinden hareketle, barış içinde yan29


yana yaşama pol itikası na şiddetle hücum ediyor, devrimci zork u l l a n ı m ı d i l e dolayıp abuk sabuk lôfla r ediyor, kendileri d e legal koşullarda ça­ l ışmakta oldukla rı h alde, legal eylem olanakları n ı n tükendiği nden dem vuruyorla r. Reformist Ulusal Halk Birliğ i' n i n bazı üyeleri Maoizmin etkisine kapıI­ mış b u l u n uyorlar. Bu birl i kten yeni türeyen Maocul a r, Edgar Poes'i n des­ ta n ı ndaki ka rga gi bi, Pek i n ' i n « i k i süper devletin hegemonyas ı » diye dili n­ den düşü rmediği nakaratı yorulmak b i l meksizi n tekra rlayıp duruyorlar. Reel sosyal izme karşı hücumlardan geri durmaya n bu türedi ler, parti mizin tutuğu bil imsel sosyalizmin karşıtı olara k « Kolum biya modeli » sosya lizmi savunan U l usal Halk Birliği sağcı yöneticileri n i n ekmeğine sağ sürüyorlar. Yuka rıda andığ ı m ı z Maocu g ruplarda n başka, politik ve örgütsel p lôt­ formları da ha bel i rsiz" diğer gruplar da vardır. Bunlarda lôf ebel iği aşırı­ Iığı meka n i k reformlzmle uyumlaşıyo r. Bu g ruplar, küçük burjuva ta baka­ ları n ı n i k i l i k ve i k i rcimleri n i yansıtıyor, geniş y ı ğ ı n l a r a rası nda her biçim­ de devri mci ça l ışma yeteneği yoksunlukları n ı aşırı devrimci pa lavralar savurma�, küçük ve önemsiz istekler ileri sü rmekle örtbas etmeye çal ı ş ı ­ yorl a r. Bu oportü n istler «sabırsız devrimciler» in d ü ş kı rı k l ı kl a rı n ı Kol u m biya Maoizm i n i n yaşamsal eylem prensipi olan ve olmaya devam eden parti ­ za n l ı k akağına yöneltiyorlar. « Bağımsız Devrimci işçi Hareketi » (BDiH) dedikleri grubu daha ayrı n ­ t ı l ı olara k i ncelemeye değer. Bu Maoist g rup, daha önceleri varolan «işçi. ü niversiteli ve köylü h a reketi »yle bi rlikte o rtaya çıkmış bulun uyor. « işçi. ün iversiteli ve köylü hareketi », küçük b u rjuvazinin demokratik düşünceli tabaka ları ndan gel me, memlekette bunal ı m ı n sertleşmesiyle, bu örgüt üyeleri n i n yapay olara k Kol u m biya'ya a ktarmak istedikleri Küba devrim i ­ n i n etki siyle da ha sağ lam mevzilere geçmiş olan üniversite öğ rencileri nin örgütüydü. Bu örgüt, da ha sonra Kom ü nist Pa rti sinden kopa n döneklerin etkisi altı na düştü ; aşırı ve serüvenci amaçlar güden, « partizan ocağı teorisi »ni yaymaya çalışa n bir g ru p haline geldi. Bu g rup, yığ ı n ların istek­ lerini yerine getirme savaşımına ve her türlü legal eyleme karşı lık, köylü partiza n (geri llô) sava ş ı n ı öngörüyordu. Küçük burjuva aydı n l a rı n ı n yara­ rı nı gözeterek işçi sı nıfı n ı n yönetmenlik rol ü n ü i n kô r ediyor, Kolumbiya Komün ist Partis i n i n va rlı ğ ı n ı görmezlikten gelerek her fı rsatta bir gerçek Ma rksist-Lenin ist parti n i n k u ru l m a s ı ndan dem vuruyordu. Taktiği özetle şuydu : « Bütün silôhlı kişileri kendi yönetmen l i ğ i altında birleştirme k ; »hel' eğilimli» partizan (geri l lô) hareketine yönel mek. » (1) Bu g i bi görüş ve tutu m l a r bu örgütü a ğ ı r yeni l g ilere uğrattı. Kurucusu olan ü n iversite öğ­ rencisi Antonio La rrota eylem leri resm i görevli lerce teşvik edilen sözde pa rtilO nların korka k eşkiya lığ ı na kurban gitti.

(1) G i l berto Vieira. Organ icemos la revolucion Colombia na ! i nforme Politico al iX. Con g reso del PCC, pag. 87, Bogota, 1 96 1 . 30


«'Işçi. ü niversiteli ve köylü ha reketi nin kendi" içi nde uzun çatı şma_ ve d i d işmelerden sonra. bu örgütten yuka rıda sözünü ettiğ imiz « Bağı msız Devri mci i şçi H a reketi .. g rubu koptu. Va rl ı ğ ı n ı n bütün aşaması boyu nca. bu örg ütün eylemi iki temele. ya ni anti-sovyetizm ve anti-komünizm temellerine daya nıyordu. Deney Maocuları n em perya l izmi ve oligarşiyi değ il. proleta rya n ı n partisini ve ul uslara rası komün ist hareketin i başd üş­ man bellediklerini gösterdi. ••

Sınıfsal send ika örgütleri Maocu l a rı n eylemlerine kurban gitti. Bu örgüt­ lerin çoğu dağıtı ldı. bazı l a rı patron aja nları n ı n etkisi a ltında kaldı ve en azından felce uğra d ı l a r. Bu Maocu g u rubun bölücü eylemi. örneğ i n ü ni ­ versite öğ rencileri zümresi gibi sıza bildiği diğer tabakaları n çı karları na da zara rl a r verdi. « Bağı msız Devrimci işçi Hareketi .. nin KolUmbiya komünistleri ne karşı hücumları n ı n b i r öbeğ i de. çeşitli savaşım biCfi mleri nin bağdaştı rı lması taktiği oldu. Komün istler. seçimleri de. d iğer savaşım biçim leri g i bi. mem­ lekette egemen olan sisteme ka rşı halkı seferber etme a racı olarak kul­ lanmak istiyorlardı. Leninci geleneklere daya nan bu taktik. seçi m lere ka­ tılıma karş ı gelenler tarafı ndan. devrimci zorku l l a n ı mdan vazgeçme ola­ rak. g üya « sosya l izmden yüz çevirmiş sağcı oportünist yöneticiler..ce ya­ yılmak istenen ba rışçı yoldan devri me il işkin « revizyonist haya ller.. in tepe nokta sı olarak gösteril iyord u . (2) Fakat daha 1 972 yılında BDiH tam l BO derece bir dönüşle. onsızı n. reformistlerle bir blok halinde seçi mlere g i rmeye kara r verd i . Tutu m u n ­ daki bu kesin değişimi haklı göstermek �çin i leri sürdüğ ü i l g i nç k a n ı t da şöyleydi : « Eğer biz bu problemi anla mayıp da. seçim lere katı lmadan geri d u rmanın doğ ru bir genel siyaset hattı olduğu tezinde d i renseyd ik. bu sadece Marksizmi bilmediğ imiz anlamına gelird i . . . " (3) BDiH. seçi mlere katı lma yoluna g ittikten sonra. öteki aşı rı uca kaydı. Oyle ki. seçim leri m utlaklaştırmaya kalkıştı. Çünkü. bunları . «öteki k u ru m ­ l a r ı n (parlô mento v b . A . M . ) ortadan kald ı rıl masına v e yerlerine. işçi­ lerin. köylülerin ve halkın gerçek demokratik temsil kuru m l a rı nın. tüm dev­ let iktidarının yoğ u nlaşacağ ı kuru m ların getiril mesine yol açacak koşu l­ l a rı n yaratılması için .. gerekli sayıyordu. (I,) Böylece aşırı sollar sağcı mevzilere geçtiler. Giderek. B D i H yandaşlarından bazı ları bu kara rı ve bu aşırı uca sürüklenmeyi yerd i ler. -

B D i H memlekette b i r « kültür devri m i ..nin gelişmekte olduğ u n u savl ıyor. « Kültür devri min ..den anladıkları şey. ün iversite gençl iğinin her za man (2) F. Mosquera. «MOiR ... en el l i bro Colom bia : T res Tias a la Revolucion. pag. 1 43. Bogota. 1 973. (3) Yine orada. s. 1 22. (I) Yine orada. s.' 1 1 4. 31


uğrunda savaşı m yü rütegeldiği burjuva -demokratik reform lard ı r. Bu örgüt « Mao'nun fikirlerini ..ni Kol u m biya orta m ı na gelişig üzel aktararak, bir sınıf sı fatiyle ul usal b u rj uvazinin devri mciliğini göklere çıka rıyor, onu proletar­ ya ile yanyana koyuyor ve ka pita l ist gelişmeyi devri min birinci aşamasın­ da, yani köylü leri « başlıca güç» saydıkları aşamada progra m ödevi olarak i leri sürüyor. (5) BDiH'nin seçimlere katılmayı reddetmekten vazgeçmesi, parti m izle ideo­ lojik ayrı lıklarına karş ı n , bu g rubun önünde, kom ün istler ve diğer demok­ ratik a k ı m larla bir geniş cephe çerçevesinde işbirliği yol u n u açıyordu. Şunu da belirtel i m ki, bu dönem içinde sözü geçen g rup, hiç değilse bir süre için, Kol u m biya Kamü nist Partisine yöneltegeldiği açık hücum ve iftira l a rı kesti, g iderek send ikal ve politik düzeyde bi rleşme sorunlarının çöz ü m ü nde işbirl iğ ine yöneldi. 1 973 yılı nda Ulusal Muhalefet B i rl iğ i'ne (UMB) girdi (komü nistler burada sayıca en büyük örgüttüler) . 1 974 seçim ­ leri nde bu kalasiyon a nti-emperyalist v e anti-oligarşik progra m ı savu nu­ yord u ; yaklaşık olarak 200 bin oy a l d ı ve parlômentoya UM B'den 7 m i l ­ letvekilinin g i rmesini sağ ladı. Ne va r ki, Kol u m biya Emekçi Send ikaları Konfederasyonu'nun kongre­ sinden sonra (Mart 1 975), BDIH'nin eski i lletleri ve hegemonist işta hı yeniden tepreşti. G üçler o ranını sübjektif açıdan değerlendirerek ve bunu çıkış noktası yapa rak, bu savaşkan sendika merkezinin yöneticilerine kar­ Şı hücumlara geçti. G rup, kong reyi sabote etmeye ka lktı ; büyük sayıdaki delegelerine kong reden çeki l m e direktifi verdi ; hükü met ve b u rj uva bası­ nıyla yarışırcasına KESK'na ve ulusal forum u no ka rşı kıyıcı saldı rılara geçti ve bunla rı uluslara rası komünizmin yard ı m iyle rej i m i devirme hazırl ı ğ ı na girişmekle suçlamakta n bile geri d u rmad ı . B D i H şimdi kendi etkisi altın­ daki sendika örg ütleri ni KESK'dan ayı rmaya ça lışıyor. Bir yandan Kol u m ­ biya Komünist Pa rtisine ka rşı kud uzca bir ka m panya yürütüyor ve bununla oligarşik basından aferinler kaza nıyor. Tekelci burjuvazin i n g ü n l ü k gaze­ teleri « EI tiempo», « EI espectador.. ve « EI sig l o » BDIH'nin fikirleri n i n resm i tel l a l ları olmuş b u l u nuyorlar. B D i H ' n i n KESK ve aynı zama nda işçilerle halk yığınları n ı n b i rl iğ i konu­ sundaki en büyük suçlarından b i ri, Kolum biya Dğ retmenler Federasyonu'­ nu belirli bir süre için KESK' d a n koparabilmiş olmaları d ı r. B D i H yöneti­ cileri bu yolda « aşırı solla r»la, d iğer Maoist ve Troçkist g ruplarla bi rleşti ve bu a rada aşırı sağcı « Opus Dei .. örgütünün ve faşizme yandaş « Gele­ nek, Aile ve M ül kiyet » örgüt ün ü n yardı m ı ndan yararlanmaktan da geri du rmad ı . Ne var ki, bu likidatörlü k kam panyası bütün memlekette sen­ dika taban örgütleri ve g iderek bu politik b i rliğin bazı yöneticileri tara ­ fında n bile büyük b i r d i renişle karşılanıyor. Sözkonusu yöneticilerden biri (J) F. Mosq uera. « M O I R .., en el l i bro Colom bia : Tres Vias c i o n , p a g . 1 1 4, Bogota, 1 973. 32

O

La Revol u ­


olan Oktavio Valverde B D i H 'den çekildi ve bu grubun bölücü eylemini « işçi sınıfına karşı en ağ ı r suç» ve « gerici liğe en büyük hizmet» olarak n itelendirdi. B D i H 'n i n likidatörl ü k kampanyası aynı zamanda Ulusal Muhalefet B i r­ liği'ne ve Kolum biya Kom ü n i st Pa rtisine karşı yöneiti i m i ş bulun uyor. U M B ş i m d i d a h a ç o k BDiH'nin sekterl iğinin sebep olduğu bir buna l ı m geçiri­ yor. Bazı l a rı bu birliğin sa llantılı durumunun suçunu komünistlere yükIe­ meye kalkıyor, bu muhalefet birliğini ve komüni stleri hükü metin yandaşı sayacak kadar da ileri gid iyorlar. Ve ne hazi n d i r ki, bu iftiralar, Kom ü nist Pa rtisi nin dört üyesinin hükümetçe öldürüldüğü bir zamanda ortaya atı l ı ­ yor. BDiH'nin verdiği zara rlar bununla da ka lm ıyor. Egemen s ı n ıflar onun sekterliğinden ve a nti-komü nizminden üniversite gençliği hareketi a l a ­ n ı nda da yara rlanıyorlar. Ulusal On iversitede'deki olaylarla i l g l i i olarak, sağcı çevrelerin temesi lcisi ve eski cumhurbaşka nı Misael Pastrana'nın şu demeci di kkate değ e r : « Bizim yü ksek kültür merkezim iz, bugün, Maoizm i n propaganda ettiği hü man ist Marksizm ile yayı l ı cı Sovyet kom ü n izmi ara ­ sında, a rtık uluslararası ölçüler a l a n bir tartışma a l a n ı haline gelmiş bulu nuyor. » (6) Evet, gerici liğin böyle bir temsilcisinin, reel sosya lizme karŞıI ifti ra l a rda Maocula rla birleşmesinde ve Maoist ideolojiyi tozpem be gös­ termeye ça l ışmasında şaşı lacak bir şey yoktur. M. Pastra na, Çin'i ziyare­ tinde Maoculardan aldığı dersi iyi öğrenmiştir ve iyi uygulama ça basın­ dadır. Netekim, Pekin'den dönüşünden sonra basına bir demeç vermiş, Maoizmin « büyü k dôvaları'na » ve « başbuğ önder»in görü şlerine sempati ve hayra n l ı ğ ı n ı g izlemem iştir. C) Büyük burjuvazi Peki n ve Kol umbiya Maocuları nın hizmetleri ni takdir ediyor. Kolum biya gerici g ü n l ü k gazetesi « La republica », başyazısını s ı k sık b u konuya hasrederek, sosyalist ülkeler topluluğ u na Maocular açısı n ­ dan hücum ediyor v e Peki n'in bölücü eylemlerini, " atasözü g i bi ölümsüz fiki rlerde simgeleşmiş kesin bir sağduyu taktiğ i »ne (H) dayandığını söy­ ledikleri eylem leri öğdü kçe öğüyor, « şaşmaz a nti-sovyetizm de (D) bir­ leşen Mao ile Pinoçet a rası nda sıkı bir i l işki kuru l masını sevinçle kar­ şıl ıyor. Hele Kuzey Amerikan "Vision » dergisinin başyazarı olan Kolu m ­ biya eski cum hurbaşka n l a rı ndan Lieras Ka margo, M a o Tze-Tu ng'u « sü ­ rekli v e kesintisiz devri m »i n kahramanı olarak niteliyor v e Ma rksizmin proleta ryaya d üşen tarihsel misyon hakkındaki yargılariyle ve SSCB'yle i l işiğini kesmesini olabildiğ i ne öğüyor. ( lll) ••

(6) « Cuadernos pol iticos», n u mero 5, pag. 1 2, Bogota, 1 975. C) « EI siglo », 8 de Febrero de 1 975. (�) « La rep u b l ica », 6 de Marzo de 1 975. (H) « La repu blica », 5 de Octubre de 1 975. ( 10) « EI tiempo», 9 de Febrero de 1 975. 33


Kol u mbiya'da bayrok oça n Pekin uşoğ ı türedi ler, son çözümde Moocu yöneticileri n ô leti olarok horeket ediyorior. Maoizmi n sosyol - politik rolil..:­ nü, a nti -marksist ve a nti-sovyetik, bölücü yöneli m ve tutumu nu burjuvazi­ nin ne kada r kavrayı p benimsediğ ini görmek de zor değ ildir. Maoizm i n v e yarda kçıları n ı n yazg ı s ı gericiliğin « so l » kolu olma ktır. Kolum biya Komünist Partisi Maoizme ve Maocu politikaya karşı kayıtsız ve tarafsız kala maz. Esasen, parti, ideoloj i k ba k ı mdan kendi karşıtı olan BDiH grubuyla birl i kte eyl emler döneminde bile, hiç bir za man tarafsız ka lmadı. KKP, Maoizm konusunda ideolojik tarafsızlığı, ul usal dar görüş­ l ü l ü k ve oportü nizm kaşısında ilkesel bir gerileme sayıyor. Böyle bir ta raf­ sıziık, objektif olarak Pekin yöneticilerinin hegemonya eylem lerine h izmet ediyor, a nti-komünizm ateşine körükle g itmek ol uyor, ul usal ve sosyal kurtul u ş savaş ım ın ı zayıflatıyor, komünist hareketinin Morksizm:leninizm temel i üzerinde birl iğ i n i n oluşmasına engel oluyor ve bizzat Çin halkının çıkarlarına da ciddi zara rlar getiriyor. Şl,I va r ki, başkaları n ı n tarafsız olmasını beklemeseler bile, Maoistlerin kend ileri de tarafsız değ i ldirler. BDiH'nin olum biya Kom ü n ist Partisine açık mektubunda, ortadaki anlaşmazlığ ı n neden inin, komünistlerin kı lavuz edindikleri teoriyle Maoizm arası ndaki uzlaşmaz zıtl ı k olduğu söyleniyor. Bu g rup, Maoistleri n « Mao Tze Tung çağ ı » adını verdikleri gidişe uyg u n fikirlerin ben i msen mesini istiyerek, bize ideolojide meydan okuyor. Bun­ dan ötü rüdür ki, bizler, komü nist inanış ve ka n ı l a n m ı z gereğince, Maoiz­ m i n görüşlerine karşı, Marksizm-leninizmin a rıklığı için savaşı md a n geri d u ra mayız. Bu a n laşm(!lZlık ve çatışmada partisel, s ı nıfsal görüş ve tutum ­ ları savunmak il kesel sorundur.

34


Bilim

ve

Sergey

komünizm

Trapeznikov

Sovyetler Birliği Komünist Partisi !YıK üyesi, SBKP !YıK " Bilim ve Oğretim Kuruluşlafl H Şubesi Yönetmeni

,

çoğımızın karakteristik çizg i/erinden b i ri de bilime hayot verici güçlerin şimdiye kada r görü l med i k bir � ızla gelişmekte olmasıdır. Bu gelişme, d u r­ madan büyüyen ü retim güçleri n i n büyük kapasiteli maddi temeline ve bilim a dam/arı n ı n tükenmez akıl pota nsiyeline dayanıyo r. B i l i m, hiç bir zaman kapita l izmin çözmekte ve sosyal izme geçilmekte olduğu çağ ı m ı zda, komü n ist toplumun k u rulmakta olduğu za m a n ı m ı zdaki kadar geniş ola­ naklara sa h i p olmamı ş, hiç b i r za man bu derece büyük b i r rol ve sorum­ luluk yüklenmemiştir. Dünyan ı n temelden değ işme süreci, M a rksizm-leninizmin ortaya çıkıp gel işmesiyle ve yığ ı n la rı n sosyal savaş ı m ı nda yerin i olarak zafer üstüne zafer/er kaza nması ile başladı. Buna para l el olara k d o bilimin d urum u v e rolü değişti. Yaratıcı emeğ i n yüceliğ i n i simgeleyen insan dehası, bilgi çevrenini yüzyı l l a rdon beri a ra l ıksız genişletegel miştir. Uygarlık tarihi bo­ yunca bilim g üçleri d u rmaksızın büyümüş, gerçekliğin olayları nı daha ge­ niş ölçüde ka psa mına o l ma, doğ a n ı n s ı rl a rı na ve toplumsal gelişmenin objektif yasa l l ı kları na daha derin nüfuz etme, ü reti msel, sosyal ve tinsel süreçleri daha fazla etki /eme yetenekleri a rtmıştı r. Sovyet bi/im adamları , yaşa mı yeni baştan k u rma soru nuyla, sosya l izm ve komünizm i l keleriyle sağ lam ve kopmaz biçimde bağ lanmışlord ı r. Esa­ sen, Sovyet biliminin başlıca ü stünlüğü de, onun, yeni topl u m kuruluşu işleriyle organik olara k kaynaşmasıdır. Sovyetler Bir/ iğ i Komü nist Partisi Genel Sekreteri lo Brejnev şöyle dem iştir : "Sosya lizmle bilim birbirlerine kopmaz bağ l a rla bağ lıdır, sosya l izmin zafere ulaşması n ı n neden lerinden biri de budur. Bil imsel buluşların halk yara rına kulla n ı l ması, her halkta bol bol varolan yaratıcı potansiyel ve yeteneklerin ortaya çıkarılması ya l ­ nız sosyalizmde olanaklıdır. Ve biz, a ncak, doğal v e sosyal bilimlerdeki en yen i ulaşım i a ra dayanmak suretiyle, sosya lizm ve komünizmi başarıyla k u ra b i l i riz ». (1) Memleketi mizde, Sovyet egemenliği yıl l a rı nda işçi sınıfı ve köyl ü l er a ra ­ sından yeni bilim kadroları yetiştiri idi ; ya l n ı z geleneksel kültür merkez­ lerinde değ il , aynı zamanda önceleri geri ka lmış olan bölgelerde, yeni ( I) lo i. Brejnev, Sovyet b i / i m i n i n g u ru ru. Sovyetler B i rl iğ i B i / i m ler Akade­ misi n i n 250. kuruluş yıldönümü dolayısiyle ya p ı l a n toplantıda konuşma 7 Ekim 1 975, Moskôva. Politizdat, 1 975, S. 5-6. 35


sa nayi ve ta rı m bölgelerinde bili msel a ltya pılar k u ru l u p geliştiri i d i . Sovyet b i l i m i , böylece hızla gelişti, mem leketin yeni lEjşmesinde, Sovyetler Birl i ğ i ' ­ n i n g ü çl ü m a d d i v e m6 nevi pota nsiyele sahip yepyeni b i r de�lete d önüş­ mesinde ve Sovyet halkının fazişme k a rşı yü rütü len savaşı zaferle sona erd i rmesinde önemli b i r rol oynadı. Sovyet bil i mi nin gerçek b i r k u rmayl ı ğ ı olan ve bir s ü re önce 250. k uru­ luş y ı l d ö n ü m ü kutl a n a n Sovyetle r B i rl i ğ i B i l i mler Akademisi, çok haklı ola­ ra k, i lerici bili msel düşünün merkezi kabul ed i l mektedir. Bu akadem i n i n Sovyet c u m h u riyetlerinde k u ru l m u ş olan şubel eri, çokta n, yüksek vasıfl ı bi­ lim kadroları na sah i p başl ı başına birer akademi h a l i n e gelmişlerd i r. Maddi ü retimdeki, yani sanayi, yapıcı l ı k ve köy ekonom i si a la n l a rındaki geniş bilimsel a raştırma a ğ ı n ı ve t ü m ü l keye yayı l m ı ş o l a n yüksek öğretim k u ­ ru luşları n ı d a b u n la ra eklersek, Sovyetler B i rliğ i'nde b i l i m i n m u h teşem görkem l i görü n ü m ü gözleri miz ö n ü ne seri l i r. Sovyetle r Birliği Komü nist Partisi XXV. Kongresi hazırl ı ğ ı içinde olan Sovyet bilgi nleri , en yü ksek ve en yetki n topl u m tipi olan komünizmi kurmak için t ü m Sovyet h a l k ı i l e birlikte canla b a ş l a çalışmaktadırla r. I n sa n l ı k, ş i md i , yüce bili msel-teknik devri m dönemi içinde bulu nuyor. Bu tarihsel dönemde, ü retim a l a n ı nda ve topl umsal yaşa mda a la bi l d iğ ine derin ve köklü dönüş ü m le r ya p ı lıyor. B i l i m a l a n ı n d a ulaşılan başa rılar, b i l i m i n topl umsal yaşa mdaki etkisini daha fazla a rtırıyor, tekn i k ve sos­ ya l i l erleme tempola rı n ı n h ı zl a nmasına yol a çıyor. Top l u m şimd iye ka­ d a r birçok bili msel-tek n i k dönüşüm ler geçirmiştir, fakat önceki ler, ş i md i ­ kine kıyasla p e k küçük ça pta k a l m a ktad ı r. B i l i m i n kudretl i b i r ü reti m gücü olduğu g ü nden g ü ne d a ha fazla ka nıt­ l a nıyor. Ka rl Ma rks'ı n dediği g i bi, « ü reti m süreci b i l i m i n uyg u la n masına dönüşü rken, b i l i m, ü reti m süreci n i n bir etkeni, ôdeta b i r işlevi h a l i ne geli­ yor» (2) Marks' ı n bilimsel öngörüsü, nokta sı noktasına g erçekleşiyor. Sos­ yalizm koş u l l a rı içinde b i l i msel a raştı rmalar, g i ttikçe d a h a fazla, a maca yöneli k olara k uyg u l a n ı yor, tekn i k i l erlemeye gerekl i yeni kaynakların or­ taya çıkarı lmasını, ü retim i hızla a rtırmak için yeni olanakların b u l u n ­ ması nı, emek veri ml i l i ğ i n i n a rttırı l ma s ı n ı , h a l k ı n maddi ve kültü rel yaşa m d üzeyinin y ü kseltilmesini sağlıyor. Doğ a a ra ştı rmac ı l ı ğ ı a l a n ı nda ça lışan Sovyet b i l i m a d a m l a rı , ü reti m g ü çleri n i n geliştiril mesine, Sovyetler Birl i ğ i ' n i n savu nma yeteneğ i n i n kuv­ vetlenmesine, doğa ôfetleri n i n önlenmesine, sosya lizm ve komünizmin maddi ve tek n i k teme l i n i n ya ratılmasına pekçok katk ı l a rd a bulun muş­ l a rd ı r. H ü m aniter ve öncelikle sosyal b i l i mler a l a n ı nd a ça l ışa n Sovyet bilgin­ leri, sosyal ist topl u m kuruluşu deneyin i n genelleştirilmesinde, yeni i nsan ı n (2) K. M a rks v e F . Engels, Eserler, c. 47, s. 553. 36


eğiti m i nde ve halk a rasında komünist d ü nyagörüşünün oluşmosı nda bü­ yük bir rol oyna mışlard ı r. Bilim, g ü n ümüz koşu/ları nda, kendi yasa/lık ve yönel i m l erini açık seçik ortaya çıkarmış bulunmakta d ı r. G ü n ü müzde, b il im in iki ya n ı n ı n , yani temel bilimle p ratik bilimin önemi aydı n latı l madı kça, b i l imden genel olara k söz edilemez. Daha d ü ne ka'dar bu yönel i m ler a rası nda açık bir ayrı m ya pıl­ m ıyordu ; başka bir deyişle, her ikisi de aynı çatı altı nda bulu nuyorlard ı ; şimd iyse ta mamiyle bağ ı msız işlev görme hakkını kaza n m ı ş bulunmakta ­ d ı r/ar. Temel b i l i m, ya da bir başka deyişle « a rı k bi l i m » büyük gücünü ve çekici g üzelliğ i n i çoğ u zaman ortaya koyma z ; lôboratuvar deneyleri içinde bir « s ı r » olara k saklar. Bu yüzden, bu « s ı r» açı kranı ncaya kada r ona titiz b i r özen gösteri l i r, uzun zaman ve sa bırla üzeri nde ça l ı ş ı l ı r. Fakat bu büyük g ü ç, bir defa da toplumsal gel işmede açıklığa kavuşturuldu mu, insanlık, onun yücel iğini ve sürekleyici atı l ı m la rı n ı derhal hisseder. Pratik bilim, her za man gözleri miz önünde hareket ve uygulama halin­ ded i r. Çünkü, maddi ü retim a la nında gelişir. ürünleri gözle görülür, sezi­ li r. Pratik b i l i m , teoriyi maddi leştirir, bul uşların ü reti me uygulanması n ı ça buklaştırı r v e bu s u retle bilimsel-tekn i k ilerlemeye ya rd ı m eder. Ve b u etkinliğine karşı n. öncelik, üstü nlük. yine temel bilimded i r. Bu iki yönelim arasında, elbette ki, organik b i r karşı l ı kl ı bağ ı ml ı l ı k va r­ d ı r. Bu böyle de olsa, bunlar, bel i rl i bir bağ ı msızlık içindedirler. Temel bilim, bilimsel-teknik devrime !;ıazırlık yapa r, onun ö n ü n ü açar. Geçmişte olduğu gibi, şimdi de devri mcileştirici bi.r görev yapa r. Bu nedenle, kapi­ ta list d ü nya ile bili msel-teknik yarışmada üstün gelmek istiyorsak. temel b ilimin daha hızlı gel iştirilmesi ne. onunla pratik b i l i m ve maddi ü reti m a rasında daha sıkı bağ lar kuru l masına i l işkin genel doğ rultuyu bundan böyle de uygulamalıyız. G ü nü m ü z koşullarında memleketimizin kom ü n izme doğru i leri hareketi. Sovyet top l u munda yaşa m ı n her alanı nda. b i l i m ve tekniğin en yeni ula­ ş ı m i a rı temeli üzerinde derin değ işimler yapma amacına yöneliktir. B u a m a c ı kılavuz edinen S B K P XXV. Kong resi ş u ta rihsel ödevi öne koymuş bulu nuyord u : Bil imsel-teknik devri m i n başa rı larını sosya list işletme siste­ m i n i n üstü n l ükleriyle org a n i k olara k b i rleştirmek. sosyal izma özg ü bilimle ü retim i birleştirme biçimlerini geniş ölçüde geliştirmek. En yak ı n bir g elecekte sosyalist toplum biliminin önünde açı lacak büyük perspektifleri bütün ayrı ntı l a riyle tasarımlamak bug ü n bizim için çok g ü ç­ tü r. Doğ a n ı n birçok s ı rlarını örten perdeyi bilimin açacağı g ü nler h iç de uzak değ i l d i r. Bu s ı rların açığa kavuşturulması sonucunda insanlar ağ ı r hastalıklardan kurtulacak. genel sağ lık d u rumları daha d a iyileşecek. 37


ta rı m ve hayva ncılı kta veri m hızla a rtacak , yüksek kaliteli yiyecek madde­ leri ve sanayi h a m meddeleri balıuğ u sağlanacaktır. En yeni enerji kayna kları bulup uyg u la mak, yeni yeni sentetik maddeler yaratmak, iş s ü reçlerin i otomatikleşti rip makineleştirmek, taşı ma ve ulaş­ tırma a raçl a rı n ı yen ileştirmek suretiyle, bilim, topl u m u m uzda insan eme­ ğinin hafiflemesine büyük ölçüde yard ı m edecek, ve emek, g ittikçe daha fazla yaratıcı bir karakter kazanarak, insan için en yüksek bir gereksi nme halini a lacaktır. Yera ltı ve akya nus zeng inlikl � ri nin a raştırı lması ve bun­ l a rdan yararla nmalar daha da yoğ u nlaşacaktı r. Uzaydaki başarılar insa­ n ı n hizmetine verilecek, doğal çevrenin koru n ması g üvence altına a l ı na­ caktı r. Doğ a n ı n egemeni ve dostu, toplumsal yaşa m ı n yaratıcısı insan, bilimin yard ı m iyle daha do güçlenecektir. Bilimle üretim a rasındaki bağ ları n g ittikçe g üçlenmesi ve bilimin her­ kesi n gözü önünde ü reti m gücü haline gel mesi, bilimden pratik yara r sağlama ile bili m a ra s ı nda h e n ü z ç o k u z u n bir mesafe bulunduğuna iliş­ kin kanıyı bir hayli sarstı, giderek çü rüttü. iyi a ma, bilimin pratik yarar­ l ı l ı k yanını teori oleyh ine abartmak da ya nl ıştır. G ü n ü m üzdeki bilimsel-teknik devri m koşullarında bilimle sosya l ist ü re­ tim a rasındaki karşıl ı k l ı i lişki soru n u n u a n a l ize ederken, onun en karakte­ ristik ya nları n ı ortaya çıkarmaktayız. Bu nları şöyle sıralayabi l i ri z : Birincisi, en yeni bilimsel buluşlar temeli üzerinde d a h a yetkin teknolo­ jik s ü reçler, birçok sa nayi d a l l a rı ve yeni maddi ü retim tü rleri ortaya çıkmıştır. Halk ekonomisinin bütün dal ları bili msel bIJ l uşlara daya n ı l a rak yeni baştan donatı l makta ve bu d u rum, emeğin karakterini değ i ştirmekte, emeğin kültürü n ü ve veri m l i l i ğ i n i a rttı rmaktadır. ate yandan, ü reti m i n ge­ lişmesi, bilimi, yen i yeni p ratik ödevlerle karşı karşıya getirmektedir. Bi­ l i m l e ü reti m i n birbirlerini bu karş ı lı k l ı zenginleştirme s ü reci, insa n ı n do­ ğ ayı etkileme kompleksin i n bir halkası h a l i n e gelmektedi r ki, bu bağ lan­ tılar zinciri, g ü n ü m ü zdeki bilimsel-teknik devrim i n karakteristik özel likle­ rinden birid i r. i kincisi, bilimsel-teknik devri m, bili msel buluşları pratiğe uyg u la ma süresin i görü l memiş bir biçi mde kı saltmaktad ı r. Fotografın daya n d ı ğ ı i lke­ nin pratikte gerçekleşti ril mesi için yüzyı ldan fazla bir za m a n ı n, telefon bağ l a ntısı n ı n dayandığı i l kenin uyg u lanabil mesi için 50 y ı l ı n , radyo için 75 yıldan fazla bir s ü renin geçmesi gerekm işti ; oysa radyolokasyon fik­ rinin pratikte gerçekleştiril mesi için 15 y ı l, televizyon için 12 yıl, tranzistör için 5 yıl, ve entegra\ şemalar için sadece 3 yıl yetip orttı. Bilimsel a raş­ tırm a l a rla etüd ça lı şma ları, teknolojik işlemeler ve bunla rı n ü retime uyg u ­ Ianmaları a rasındaki sü reyi kısa ltma eğ i l im leri deva m etmektedir. B i l i m ­ sel ulaşımları pratiğe uyg u l a ma h ı z ı , ü reti min v e bütün toplumsal yaşa­ m ı n i lerlemesi için son derece önemli bir koşuldur. 38


IJçüncüsü, b i l i msel emek, maddi ü reti mde giderek d a h a geniş ölçüde yer a l m a kta, sanayide ve köy ekonomisinde bilim lô boratuva rla rı ile bilim enstitüleri ağ ı genişlemekte ve b u n l a ra pa ra lel olara k da, halk ekono­ m i s i n i n bütün d a l l a rı ndaki bilim işçileri ile uzma nların göreceli payı d u r­ madan a rtma kta d ı r. Top l u m u n başlıca ü reti m gücü olan emek insa n l a rı a rası nda b i l i m l e u ğ raşa n l a rı n sayı sı da a ra l ı ksız çoğ a l ma ktad ı r. B i l i m i n ü retime yaklaşması sayesinde d e bili msel-teknik i lerleme n i n tem posu hız­ l a nm a kta d ı r. Dördüncüsü, b i l i mler ve öze l l ikle d ü n e kadar a ra larında h i ç bir bağ­ l a ntı b u l unmayan ya da bağ l a ntıları zayıf olan bil i m l e r a rasında karşı­ lıklı etkilenmeler g ittikçe a rtmaktad ı r. Doğ a l olayl a r a ra s ı nd a karşı l ı k l ı bağ l a r b u l u n masından v e m a d d i dünya n ı n bütü nsell i ğ i nden ötü rü, bili­ min birçok d a l l a rı a rasında kaçı n ı l maz olara k etki leşmeler ve birbirlerine sızma l a r meydana gel mekted i r, bu durum da b i l i m i n gücünü kat kat faz­ l a laştı rmaktad ı r. Beşincisi, b i l i m , devlet ve ekonomi yöneti m i n i n her a l a n ı n a g i rmektedir. Devlet ve topl u m yönetim i nde, Sovyetler B i rliğ i Komü nist Partisi, sosya l­ ekono m i k s ü reçlerin yönet i m i n i sağ l a m bili msel temel ler üzeri ne oturtmuş­ tur. Esasen, sosyalizmde toplumsal gelişmenin en önemli yasa llıkları ndan biri d e b u d u r. Her y a n l ı gel işmede ve h a l k ekonomisi yöneti minde bilim­ sel yönte mlerin geniş ölçüde uyg u l a n ması b i r gerekl i l i ktir ve bu gereklilik, b i l i m a d a m l a rı n ı n rol ve soru m l u l uklarını a rtı rmakta d ı r. Altı ncısı, b i l i m se l -tekn i k devri m, b i l i m i , maddi ve mônevi k ü ltürü n a ktif bir u n su ru h a l i n e getirmektedi r. Bu devri m, sadece ü reti m i n kara kterin i değ i şti rmekle k a l m a m a kta, aynı za manda, topl umsal i l işkileri n yetki n leş­ tiri l mesini g ittikçe d a h a fazla etki lemektedir. Bu etki, her şeyden önce, toplu msal emeğ i n ka ra kteri n i n değ işmesinde görü l mektedir. Gerek sa na­ yide, gerekse köy ekonomisi nde, emek, h ı zlı komple mekanizasyon ve otomasyon temeli üzeri nde, m ü hendis ve teknisyenlerin emeğ i ile özdeş­ leşmektedi r. Halen, şehi rle köy, kafa emeğ i insa n l a rı i le kol emeği i nsa n ­ l a rı v e işçi sın ıfı i l e köy l ü le r a rasındaki bel l i başlı ayrı mların orta d a n kaldı­ rı l m a sı , sosya lizm ü l kesindeki bütün y u rttaşları n s ı nıfsız topl u m , komü nist topl u m u e mekçilerine dön üştü rü l mesi gibi topl u msal gel1şmenin büyük problem leri çözüm yolunda b u l u n ma ktad ı r. Sovyet top l u m u n u n sosya l ya­ pısı şimdi bu yönde gelişiyor. Uzlaşmaz çelişkilerle dolu. söm ü rü n ü n varo l d u ğ u toplu mda. bil ! msel­ tek n i k devri m i n sonuçları bir hayli çelişk i l i d i r ; bunlar, kapital i st ü reti m i n olu msuz ya n l a rı n ı k a t k a t a rtı rm a kta d ı r. Topl umsal i l işkileri n sosya list te­ meller üzeri nde yeni başta n düzenlen mesi, b i l i m sel-tek n i k i lerlemeyi, bi­ l i nçli plônlı ve denetimli b i r s ü rece dönüştü rmektedir. Bu süreci n d e son amacı, bütü n topl u m u ve topl u m u n her üyesi n i refa ha ulaştırmak, insan 39


k i ş i l i ğ i n i bütün ya nları ile gelişti rmektir. Len i n ' i n şu öngörüsü artık ger­ çekleşmiş b u l u n uyor : « Bi l i m i , b u rjuva zincirlerinden, sermayeye bağ ı m l ı ­ l ı kta n, iğrenç kapital ist açgözl ü l ü ğ ü kölel i ğ i nden ya l n ı z sosya lizm kurta­ raca ktı r. » (3) Sovyetler Birliği'nde sosya lizm kuruculuğu öylesine bir hızla gelişmiş, öylesine büyük olanaklar sağ l a m ıştı r ki, b i l i m sel-teknik devri m, bütün d ü n ­ ya n ı n pa rma ğ ı n ı ağzında bıra kacak derecede büyük zaferler kaza nmışt ı r. B i l i m ve tekniğin başdöndürücü gel işmeleri sayesinde, mem leketi miz, d ü n ­ yada i l k olara k atom enerjisini ba rı şçı a m a ç l a r uğrunda uyg u la mış, uzay boşl uğ una i l k defa g i rmiş, h a l k ekonomisini çağdaş b i l i m sel-tek n i k temel­ ler üzerine oturtmuş, halk öğre n i m i n i , kültür ve eğ iti m i coşkuyla, devri mci atı l ı m l a rla geliştirmiş, halk ekonomisinin bütü n d a l l a rı için geniş ça pta kal ifiye elema n l a r yetiştirmiştir. Sosya lizm koşul l a rında bili msel -teknik i lerleme, bütü n h a l k ı n dôvası d ı r, pa rti ve h ü k ü m etin d a i m i i l g i s i içinded i r, kom ü n ist topl u m k uruculuğu ça ­ lışmalarının sonuç bel i rleyici bir kes i m i d i r. Sovyet h a l k ı , b i l i m i d u rmadan gelişti rmek için büyük çaba h a rca maktad ı r. B i l i m a d a m l a rı , b i l imsel yara ­ tıcı l ı k l a rı n ı n, ha lk, pa rti v e h ü kü m et ta rafı ndan ca n l a başla desteklendi­ ğini gayet iyi bil mekted i rler. B i l i m sel-tekn i k i lerlemenin a ra l ı ksız gel işmesi, soru nun sadece bir ya nı­ d ı r. Oteki ya n ı d a ş u d u r : B i l i m sel-tek n i k i lerleme, eskiden olduğu gibi şimdi de, toplumsal yaşa m ı n dışı nda bir olay değ ildir, sosyal ilerlemeye s ı k ı bağla rla bağ l ı d ı r. Bili msel komünizmin kurucuları, bili msel-tek n i k ilerleme ile sosyal iler­ leme a rasındaki o rg a n i k bağ ı b i l i m sel olara k i l k defa kanıtla m ı ş l a rd ı r. Onlar şu gerçeğ i de açık seçik görmüşlerd i r : B i l i m sel -tek n i k dönüşüm, i n ­ sa n l ı ğ ı n kölelik v e zulü mden kurtu luşu a d ı na ta ri h i n kapita l izm i ç i n ver­ diği ada letli h ük m ü yerine getirecek olan topl u msal-politik g ü çlerin uya ­ nışına ve o l uşmasın a ya rd ı m etmektedir. Bu bili msel tezi yaşa m d a doğ ru l uyor. Dünyada, tüm i lerici g üçlere d a ­ ya n a rak, tek n i k i lerlemeyi sosyal i le rlemeni n emri ne, söm ü rü v e kölel i kten kurtu l m a l a rı için emekçilerin h izmetine vermeye yetenek l i tek bir sınıf va r : Işçi s ı n ı f ı . Ote ya ndan, F. Engels'in belirttiği g i bi, « bi l i m ne denli ödünsüz ve cesur davra n ı rsa, işçilerin çıkarlarına ve özlemlerine o dere­ cede d a ha iyi uymakta d ı r». (") işçi sı nıfı, öncel eri olduğ u g i bi, şimdi de, en örgütlü, en d evrimci ve zaferle r kaza nan s ı n ıft ı r. Ta rihte de görü l d ü ğ ü üzere, büyük bili msel-teknik dönüşümler sosya l devri m lerin a ktif kaldıraçları d ı r. B i r yandan' da, sosyal devri mler, b i l i msel-

(3) V. i . Lenin, Bütü n eserleri, c. 36, s. 381 . (") K . Ma rks ve F . Engels, Eserler, c . 2 1 , s . 317. 40


tekn ik ilerlemeleri h ızla ileri itmekte ve derin topl umsal değişim lere yol açmaktadı r. B u h a r enerjisi temeli üzeri nde gerçekleşen i l k bili msel -teknik dönüşüm, Avrupa ü l keleri n i n bir kısmı nda burjuva topl u m u n u n ekonomik temel i n i devri mcileşti rd i, d i ğ e r b i r kes i m inde d e burj uva devri mleri n i n gelişmesini hızlandırd ı . Ve bu devri mler de, feod a l d üzenin çöküşünden ve burj uva egemenl i ğ i n i n kökleşmesinden sonra son buldu. Altya p ı da meydana ge­ len bu sosya l -ekonomik dönüşü mler, bir ya ndan da, yeni bir sınıfın, en g üçl ü s ı n ıfın, burjuvazinin meza r kazıcısı proleta rya n ı n oluşması n ı sağ l a d ı . Elektrik enerjisi temeli üzerinde gerçekleşen ikinci bili msel -tekn i k d ö n ü ­ şüm, em perya l izm dönemi nde, sosya l ist tipteki sosyal devri m lerin maddi koş u l l a rı n ı n d ü nya ça pında o l g unlaşmasına ya rd ı m etti ; sosya list ü reti m i l işkileri n i il könce b i r tek ü l kede, daha sonra da, proletaryanın k u rta rıcı iş/evini onurla yerine getirdi ğ i dünya n ı n bir dizi ü lkesinde h ızla geliştirdi. insanlık, şimdi, atom enerjisi ve ü reti m i n komple otomasyonu temeli üzeri nde gerçekleşmekte olan en güçlü bili msel-teknik dönüşüm döne­ m i nde, üçüncü dönüşü m döneminde bulun uyor. Kendisinden önceki iki bili msel-teknik devri m dönüşümlerinde gelişen üçü ncü dönüşüm, bili msel i lerlemenin g enel eğ i l i m i n i geliştirerek, toplu m u n ekonomik ve sosyo I ­ politik yaşa m ı nda şimd iye d e k görülmemiş değişimler gerçekleştiriyor. Bili msel-teknik devri m, k uşkusuz, d ü n ya n ı n bütün kıtal a rı nda yeni leştirici sosyal süreçleri h ı zl a n d ı racak ve b u n u n sonucu nda, sosyalizm, d ü nya ça­ pında ta m ve m utlak zaferine u la şacakt ı r. Tarihten ş u n u da öğreniyoru z : Sosyal i lerlemenin eşl iği nde ol mayan teknik i lerleme, yozlaşmış biçi m l erde gelişir, geniş ölçüde gelişme olanak­ l a rı bulamaz ve eni -sonu bir yerde donup k a l ı r. Teknik ilerlemen in sosya l i lerleme eşliğ inde olduğu yerde i se, bilim, atı l ı m i ı gelişmeler kaydeder ve top l u m i lerici yönde ilerler. Ş i m d i, g ü n ü m üzde d ü nyadaki bilimsel-tekn ik i lerlemenin bazı özel l i kl erini ve sosya l süreçlerle bağla ntı larını kısaca g özden geçirel i m . Geniş ölçüler a la n bili msel-teknik devri m i n özelliklerinden biri, onun, kapitalizmden sosya l izme devrimci geçiş çağ ı nd a gerçekleşmekte olması­ d ı r. Bu devri m, d ü nya sosya l ist sistemini pekiştirmiştir. Yeryüzü n ü n birçok köşesinde demokratik k u rtuluş h a reketi yayg ı n b i r hal a l m ıştı r. Kapitaliz­ min sömürg ecilik sistemi çökm üş, sömürg e imparato rl u k l a rı tari h i n çöp­ l ü ğ ü n e atı l m ı ştı r. Bizler, g ü n ü m ü z d ü nyasında, halkların, ka pita l ist ege­ menliğinden u l usa l , sosyal ve ekonomik kurtu l uşları u ğ runda yü rÜtlükleri m uazzam h a reketin ta nıkla rıyız. Ve d iyalekti k m a ntığa daya nara k şuna g üven le inanıyoru z : Sosya lizm, bili msel -teknik devri m i n u l a ş ı m i a rı n a da­ ya n a ra k m utlaka zafere u laşaca ktı r. B i l i m sel -tek n i k devri m i n d iğer özelliği de, iki d ü nya, iki ayrı sistem (sosya l ist sistemle ka pita l i st sistem) a rasında 41


g ittikçe yaygı n bir h a l a l a n sava ş ı m ı n merkezi o l m a sıd ı r. Bu koşu l l a r içi n­ d e bilimsel -teknik devri m ve bu devri m i n sonuçları iki yanı d a keskin bir bıçağa dönüşmektedi r. Bu, hem, uyg a rlığın çıkarla rı ve ileri doğ ru geliş­ mesi için ilerici güçler tarafı ndan, hem d e z u l ü m ve yıkım için gerici g üç­ ler ta rafından k u l l a n ı l a b i lir. işte bu d u ru m , bilimsel -teknik devri m sorun­ l a rı etrafı ndaki savaşımı a l a bildiğ i ne şiddetlendi rmekte ve teknik i ler­ leme i l e sosyal i lerleme a rasınd a sımsıkı bir bağ bulunduğunu açık seçik ortaya koymakta d ı r. G ü n ü m üzdeki bili msel-teknik devri m son derece geniş kapsa m l ı d ı r. On­ celeri, bili msel-teknik dönüşümler bilim ve tekniğin bazı a l a nlarında mey­ dana gelird i ; şimdiyse, bu devri m, b i l i m ve tekniğin her a l a n ı n ı , yaşa m ı n ü reti msel-ekonomik, sosyal ve ti nsel a l a n larını kaplamış bulun m a ktad ı r. Bu nedenle, her yeni buluş, tekn i k i lerlemen in atı l ı m l a rı n ı daha da hız­ l a nd ı rmakta d ı r. Görü l d ü ğ ü g i bi. gerçek bili msel-teknik devri m, yalnız ve ya lnız sosya l i l erlemeyle b i rl i kte o l a n a k l ı d ı r. Bu iki olay, bir tek büyük s ü reç içi nde kay­ naştığı za m a n , bütü n kıta l a rdaki işçileri ve köylü yığ ı n larını, geniş ayd ı n ta ba kaları n ı h a rekete geti rir. Leninci parti n i n en bel i rg i n nitel i ğ i şud u r : Bu pa rti hem yaptığı işleri bilime daya n d ı rm a kta, hem d e bili msel olarak doğ ru olduğ u n u a nladığı işleri gerçekleştirmektedir. Parti, yenileşti rici ça l ı ş m a l a rında, a rdıcıl olara k v e azimle, M a rksist-Leninist teoriye daya n m a ktad ı r. Çünkü bu teori, top­ l umsa l süreçlerin gidişini öngörmek ve h a l k ı n yaratıcı g ü çl erini objektif yasal a rı n ve emekçi çıka rl a rının iste m lerin e uyg un olara k yöneltmek ola­ nakları n ı sağla makta d ı r. Topl u m sa l yaşa m ı n her a l a n ında kom ü nizme yö­ nelik plônlı ve uyu m l u gelişme işte bu s u retle gerçekleşti ril mekted i r. Ko­ m ü nistler şu gerçeğ i hiç bir za man gözden uza k tuta mazla r : Ma rksist­ Leninist teori olmadan komü nist top l u m kurula maz. Bu yolgösterici teori olmadan, kom ü n izme doğ ru ha rekette en a ğ ı r ya n l ı ş l ı kların ya pıl ması ka­ ç ı n ı l mazdı r ; doğ ru yoldan bile sa p ı l a b i l i r ve sapma da çok kötü sonuçlar doğ ura b i l i r. Bundan dolayı, partimiz, M a rksist- Leninist teori n i n sorun­ larına, sosyal bili m leri n rol ü n ü herya n l ı yükseltme p roblemle rine son derece büyük bir özen göstermektedir. Sovyet sosya l b i l i m leri son y ı l l a rda büyük atı l ı m l a r yaptı l a r. Sovyetler Birliği Kom ü nist Pa rtisinin teorik ça l ı şma l a rı d üzey i n i n yükselti l mesi ile sos­ yal b i l i m le r a la n ı nd a elde edilen ulaşı m l a r a rasında sıkı bir bağ vard ı r. Pa rti nin XXiV. Kongresi n i n ve Merkez Kom itesi' n i n onda n sonraki plenum­ l a rının belgelerinde ve yine Merkez Komitesi n i n k a ra rnamelerinde, Sovyet h a l k ı n ı n sosya lizm ve komü nizm kuruculuğ u çal ı ş m a l a rında sağ ladığı o l a ­ ğ a n ü stü zeng i n deneyler genel leştiril miş, d ünya d evrim s ü reci derinleme­ sine çözü mlenmiştir. Bunlar, SBKP'nin, devri mci teorin i n g ü n ü m üz koşul42


larındaki gelişmesine ne büyük bir önem verd i ğ i n i ortaya koya n ka nıt­ l a rd ı r. Sosyal bili mlerin, bütün özel ya nları na karşı n , doğ a l bilimlerde olduğu g i bi , i nceleme a la n ı nd a olanakları ikidir: Temel ve pratik bilim. B u n l a r üzerinde d u rduk. Bu i k i olanak ne bi rbi rine ka rşı konmalı, n e d e özdeş­ l eştiril m e l i d i r. B i l imsel d ü nya görü ş ü n ü n yaratıcı l a rı, temel a ra ştı rma ların geliştiril­ mesine büyü k bir önem veriyor, bizi, dar görü ş l ü görg ü c ü l ü kten (ampi­ rizm), tek ya n fı pratik çıkarc ı l ı kta n, olayları n kend i l i ğ i nden oluşa n akı­ m ı na düşü ncesizce k a p ı l m a ktan, u l uorta s ü bjektivizm ve volonta rizmden ( i radecil ik) korunmaya çağ ı rıyorlard ı . Leni n bu konuda şöyle d iyord u : « Genel soru n l a rı n çözü m ü nden önce özel soru n l a rı n çöz ü m ü ne ka lkışan­ l a r, her adımda, kendi leri d e fa rkı nda olmadan, bu genel soru n l a rla «yüz­ yüze .. g eleceklerdir. Her özel d u ru mda bunlarl a körükörü ne yüzyüze gel­ mek i se, politika mızı en kötü kara rsızlık ve i l kesiz l i klere m a h ku m etmek a n l a m ı n a gelir. (5) ..

Sosyal bilimlerde il könce temel sorunların çözüm ü n ü , b i l i m l e pratik a rasında veri m l i bağ l a r kuru l m a s ı n ı n sağ l a n ması, pratik bilim lere sağ l a m b i r metodoloj i k temel yaratı l ması gerektirmektedir. Zira , ya l n ız temel sos­ ya l-bi l i msel i ncelemeler sürecinde büyük önemde yeni fikirler bulunabilir, uza k perspektifli sonuçl a r çıkarı la b i l i r. B i l i m i n gelişmesi nin önemli yasa l l ı k l a rı n d a n b i ri de ş u d u r : Ancak doğal ve sosyal b i l i m l er a rasında b i r birlik bulunduğu za man, bili msel a raştır­ m a l a rda başa rı l ı sonuçl a r elde ed i l e b i l i r. Lenin, doğ a l bi l i m a raştırıc ı l a rı i l e Ma rksist sosya l b i l i m a raştı rıcı l a rı a rasındaki birliği güçlendirmemizi vasiyet etm işti. Sovyetler Birliği Kom ü n ist Partisi bu vasiyeti yerine getir­ meye büyük özen gösteriyor. Her şeyden önce, d ü nya görüşü ile meto­ doloji a rasındaki. birlik, Sovyet bil i m i n i n hizmetinde bulunduğu a maçlar a rasında birlik ve temel b i l i mler soru n l a rı n ı n birçok bilimin temsi lci l eri nin ortak ça ba l a riyle komple biçimde incelen mesi gerekl i l iği, sözkonusu b i r­ l iğ i n temeli n i o luştur m a ktad ı r. Sosyal ve doğal bilimlerin , Marksizm-Leni­ nizm sa rsı lmaz temeli üzeri ndeki tüm orga n i k kompleksi, olgun, gelişkin sosya lizmin g ü ncel sorunlarının ve bu sosya lizmin komünizme dönüşme­ sinin teorik ve pratik çözü m ü n ü sağ l a m a ktad ı r. B i l i mi n gelişmesinin bu yas a l l ı ğ ı n ı açıklarken şunu da u n utmaya l ı m ki; g ü nü m ü z soru n l a rı n ı n büyük ça plı ve �erspektifli oluşu, sosyal bilimler teorisinin işlenmesinde ve i l eri doğru gel iştiri l m elerinde yeni istem ler or­ taya koymakta d ı r. B i l i msel a raştırm a l a rı n veri m l i olabilmesi ve pratikte önemli sonuçl a r verebi l mesi için, her şeyden önce bilim ada m l a rı n ı n M a rksist-Leninist metodolojiye sadık o l m a l a rı gerekmektedir. B u d a , g ü (5) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 1 5,

s.

368. 43


n ü m üzde, d ü nya goruşu n u n ve sosyal b i l i m lerin metodoloj i k işlevinin ne büyü k bir rol ü o l d u ğ u n u açı kça ortaya koymakta d ı r. B i l i msel metodolo­ j i n i n küçü msenmesi a raştırm a l a r ı n sonuçları n ı büyük zararlara uğ rata b i l i r, d ü şü nsel değeri n i azalta bi l i r ; bazı d u r u m l a rda da yabancı görüş ve a n ­ layışiarı n sızması tehli kesi n i doğ u ra b i l i r. Ma rksist-Lenin ist sosyal b i l i m , kom ü n ist ideolojisi, soyut düşü nceleri n değ i l , i nsa n d ü ş ü n ve kültürü n ü n , devri mci pratiğ i n ve h a l k yığ ı n l a rı de­ neyi n i n yüzyı l l a r boyu gelişmesi üzerinde ya pılan çöz üm leme ve genel­ Iemelerin bir ürünüd ü r. B u n l a r ı n orga n i k birl i ğ i , Marksizm-Leninizmin bile­ şik ü ç kesi m i n i n , ya n i felsefe, ekonomi politik ve bili msel komünizm i n bun­ d a n son raki yaratıcı geliştirilmesine yard ı m etmekted i r. Sosyal b i l i m lerin g ü nü m ü z koş u l l a rı ndaki yaratıcı gelişme sürec i n i k ı ­ saca belirtirken, soru n u n metodoloj i k yan l a rı n ı d a açıklığa kavuşturma mız gerekir. Çünkü, parti n i n teorik ça l ı ş m a l a rı n ı n a rtan rol ü n ü n a n l a ş ı l m a ­ sında b u n u n b ü y ü k b i r rol ü va rd ı r. Sosyal b i l i m lerde, za ma n ı m ızın tüm bilgi nleri nde olduğu gibi, objektif kara kterli, ka rşı l ı k l ı iki sü reç görü l m ekted i r. B u n l a rd a n biri , bili msel bil­ g ilerin ayrışı mıdır, yeni a raştırma kolları nı n doğuşudu r ; d iğ eri d e bilgin­ Ierin bütünl eşmesi sü recid i r ki, bunda komple soru n l a rı n çeşitli b i l i m tem­ silci leri n i n ortak çabala riyle çözü m ü gerek l i d i r ve bu yüzden, bu çeşitli b i l i m lerin yöntem ve yaklaş ı m l a rı birbi rini etkiler, birbiri n i n o l a n ı içine g i rerler. Biz, bili msel yöntemlerle yönetilen topl u m u m uzda bu iki eğ i l i m i n kendi başına, ayrı ayrı gel işmemesi, a maca yönel i k gelişmeleri i ç i n çal ış­ m a ktayız. Bu a raştı rma l a r büyük bilim grupları ta rafı ndan ya p ı l m a ktad ı r. Sosyal b i l i m l e r a l a n ı ndaki bili msel çal ı ş m a l a rı bazı h a l l erde g ü n ü n gerek­ s i n i m leri gerektirmekted i r. B u n l a r ı n öncel ikle p ropaganda, yayg ı n l a ştı rma ya da b i r başka deyi şle uyg ul a ma a maçları vardı r. Başka h a l l erde de, b u n l a r, yarı nlar gözö n ü n e a l ı na rak, deri n ve sürekli temel a raştırma l a rı gerektirmektedir. Top l u m b i l i m i a l a n ı nd a bu uyum sağ l a n m a l ıd ı r. Sosya l i st topl u m u m uzda sosya l bili mlerin rol ü n ü bel i rl iyen en etki n ölçüt, b u bilim lerin yüksek b i l imselliği, teorik temeller üstüne oturtul mu ş o l ma l a rı , Marksist- Leninist d ü nya görü ş ü n ü n arıklığ ı d ı r, burj uva ideolojisi karşısı nda olduğu g i bi , sağ oportü n i st ve sol serüvenci ideolojiler karşı­ sında da en küçük sapma beli rti lerine, kara rsız ve hoşgörü l ü tutu m ve davra n ışlara ta h a m m ü l etmemektir. B i l i m a d a m l a rı na bu a l a nda büyük soru m l u l u k l a r d üşmekted i r. B u , d ü nya görüşü n ü , ideolojik ve politik u n ­ surl a rı içeren yüksek bir soru m l u l u ktur. Marksizm-Le n i n iz m teorik temeli üzerinde yükselen rakterleri ba k ı m ı n d a n sağ ı n bi l i m lerd i r. Diyalektik ve m i n oluşmasından son ra , sosyal b i l i m ler, sağ l a m bir kavuştu ve doğal b i l i mler kadar sağ ı n b i l i mler h a l i n e 44

sosyal bili m ler, ka­ ta ri hsel materya l iz­ metodoloji k temele geldi. Doğ a l b i l i m -


l erde yürürlü kte olan i l keler ve gelişme yasa l l ı k l a rı onların da kara kteristi k özel l i kleridir. B u n l a rdan başka, sosyal bilim leri inceleme a ra ç ve gereç­ l eri, matematik yöntemleriyle, en modern a raçla rla ve öncel ikle elektronik h esa p tekniğ iyle aralı ksız o l a ra k zeng i n l eşmekted i r. Bundan dolayı, kesi n­ l i k l e denebi l i r ki, bili m lerin sağ ı n b i l i m l er ve sağ ı n olmaya n bilimler diye ikiye böl ü n mesi, a rtık, i l kesel olarak a n l a m ı n ı yitirmiştir. Komünist topl u msal-ekono m i k formasyon un kurulmakta ol ması, bütü n teori cephesi n i yeni yeni ve büyü k soru n l a rla karşı karşıya getirmiştir. G ü ­ n ü mü z d ü nyasında gerçekleşmekte olan derin değişi mlerin sı nıfsa l açıdan çözüm lenmesi, teori a la n ında ça lışan kadroların d a ha da aktifleşmesi, ideolojik d ü ş m a n l a rı m ıza karşı y ü rütülen atı l ı m i ı savaşı m ı n yayg ı nl aştı rı l ­ ması gerekmektedir. SBKP'nin h a reket noktası şud u r : Pa rtisel l i k i l kesi b i l i me ne derece d a h a fazla yerleşti ri l i rse, o denli d a h a ' t a m , h e rya n l ı v e derin b i l g i l e r elde ed ilecektir. Ote yandan, ulaşı l a n bilgiler ne kada r daha yetkin ve d a h a zengi nse, pa rti nin, işçi s ı n ı fı n ı n , emekçi lerin ç ı ka rlarına o derece daha uygundur. Partisel lik, sınıfsa l l ı k i lkesi n i n derin bir bilimsel anlamı, kalımlı önemi vard ı r. Meml eketimizin b i l i m a d a m ları, ideolojik düşmanlarımıza karşı Marksizm-leninizmin ola nca gücü ve kudretiyle savaşı m yü rütmeyi , komünizm idea l leri n i n zaferi için, insanları n gönül ve görüşlerini kazan­ m a k için veri len savaşıma a ktif olara k katı lmayı kendi leri için onurlu bir ödev bil mektedirler. Gerçek b i l i m, özü itiba riyle, deri n l iğ i ne devri mci ve yeni leştiricidir; amacı, insa n l ı ğ ı n ve ilerici olan her şeyin hızla gelişmesine ya rd ı m et­ mektir. F. Engels şöyle demekted i r : « Ma rks için b i l i m , tarihsel bir itici ve devri mci g ü çtü. Teorik bilim lerden herhangi biri n i n gerçekleştird iği yeni b i r b u l uş, pratikte uyg u l a n m a s ı baza n öngörül mese de, onu çocu k g i bi sevi ndirird i ; hele, sanayi ve genel likle ta ri hsel gelişme üzerinde derhal devri mci bir etki yapa n buluşlar karşısı nda sevinci ba m başka o l u rd u . » (6) G ü n ü müzde sosyal i lerleme çağrısı yeryüzünün bütün kıtalarındaki işçi­ ler, köylüler ve baskı altındaki h a l kl a rı n tüm tabaka l a rı n ı n temsilci leri a ra ­ sı nda derin y a n k ı l a r uya ndı rmakta d ı r. G e n i ş sosyal çevrelerin sosya l i ler­ leme özlemleri n i n nedeni şud u r : Bir yandan, burzuva d üzeni, milyonlarca insa n ta rafı ndan reddedi l mekted i r ; bu d ü zen, ekonomik ve politik b i r sistem olara k onların gözü nden düşmüştü r ; burjuva demokrasisinin a lda­ tıcı ve ikiyüzlü vaad leri bu insa n l a r a rasında nefret uya n d ı rmaktad ı r. Ote yandan, sözkonusu topl umsal çevreler, adaletli topl u m d üzeni ne, sosya­ l izme g iden yolu aramaktad ı rl a r. Bundan dolayı, kutsal amaca, ya n i sos­ ya lizmin d ü nya çapı nda zaferi ne en başa rı l ı biçimde götü ren yolu, a ra ç v e yöntem leri b u l m a k g i bi , za m a n ı m ı z ı n öne koyduğu soru n la rı doğ ru

«(;) K. Ma rks ve F. Engels, Eserle r, c. 1 9, s. 351 . 45


o l a ra k çözmeleri için devri mci güçlere yard ı m etmek, i lerici topl umsal d ü ­ ş ü n ü n s o n derece ö n e m l i ödevleri nden biridir. (Jretim s ü reci n i a ra l ı ksız o l a ra k devri mcileştiren ve ona top l u msal bir kara kter sağ laya n ka pita l ist ü reti m tarzı, a rtık, sosya lizm için gerekli maddi-tekn i k temel leri hazırl a m ış b u l u n m a ktadır. Dü nya ça pındaki ü re­ tim g üçleri ve b i l i m sel-tekn i k devri m , çoktan kapita lizmin çerçeves i n i aş­ mış o l u p, top l u m u n sosya l izm için ta mamen olgunlaştığ ı n ı gözler ö n ü n e sermektedir. Tekelci kapita lizm i n devlet iktidarı i l e kaynaşmış olması, bur­ ju'va d üzen i n i n hem ekono m i k a l t ya pısı n ı , hem de politik üst ya pısını h a l kların gözünden kesi n l ikle düşürmüştür. Başka bir deyişle, bir sosya l ­ ekonomik sistem olara k kapita l izm, tarihsel bak ı m d a n çağ d ı ş ı kalm ıştır. Fakat, şu durumun d a önemle gözönü nde b u l u ndurulması gerekir: Sos­ yaliz m için gerekl i maddi koş u l l a rı n varl ığ ı , kapita lizmden sosyal izme ge­ çiş soru n u n u çözmeye henüz yeterli değ i ld ir. Kapita l izm, kend i l iğ i nden, otomatik olara k yoko l maz, sosya lizm de kend i l iğ inden gel mez. E mper­ yalizm çağında sosya l i z m i n maddi koş u l l a rı n ı n mutlaka o l g u n laşması ge­ rekti ğ i n i beli rten Lenin, s ü bjektif etken olmadan, işçi sınıfının ve emekçi yığ ı n l a rı n ı n Ma rksist pa rti yöneti m i n d e devri mci savaşı m ı ya p ı l m a d a n , ka­ pita lizmin kendi l iğ inden orta d a n kalkmayacağ ı n ı , çöküş dönem i n i n bel k i d e u z u n s ü receğ i n i söyl üyord u . Ya l nız, g e n i ş emekçi yığ ı n l a rı tarafı ndan a ktif olara k desteklenen ve gerçek devri � ci parti n i n öncülüğü nde o l a n i ş ç i s ı nıfı, sosya l izm i n zafere u l a ş m a s ı tarihsel soru n u n u pratikte çözebi l i r. .., -

,-

B i l i m sel-tekn i k devrim , emperya lizmi ya lnız zayıflatmakla kalmadı, aynı za m a nda yara ve sakatl ı k l a rı n ı , ona özg ü çölÜ msüz çel işkileri n i d a h a d a çoğaittı ve gözler ön ü n e serd i . V . i . Len i n ' i n « Ka p i ta lizmin en yü ksek a ş a ­ ması : Emperya l izm » a d l ı eserinde, emperya lizm i n sosyal özl ü ğ ü ve tari h­ teki yeri soru n u üzeri nde yaptığı çöz ü m l e me zam a n ı m ı z için de tam a m iyle geçerl idir ve g ü n ü m üz d ü nyası n ı n emperya lizm i n i beli rleyen yeni olgu ve öze l l i kleri a n l a m a m ızda a n a htar görevi görmektedir. Büyük Oktobr'la bir­ l i kte kapitalizmde başlaya n genel b u n a l ı m , deri n leşip yayg ı n laş maya de­ vam ediyor. Artık bütü n kapitalizmi ka psa m ı içi n e a l m ıştır. E m peryalizm yen ilgiden yenilg iye uğ ruyor. Ve d ü nya sosya list siste m i n i n büyük g ücüyle çoktan yüzyüze g e l m i ş b u l u n uyor. işçi sı nıfı, e m ekçiler ve ilerici güçler, ü retim a ra ç ve gereçleri üzerin­ deki özel m ü lkiyeti n i ns a n l ı ğ ı n yazg ısı için büyük bir tehl ike olduğ u n u gün g ü nden d a h a iyi a n l ıyorla r. Çünkü toplu m u n s ı nıflara böl ü n mesi n i n i l k nedeni, s ı nıfsa l uzlaşmaz zıtlığ ı n ve sınıf savaşı m ı n ı n körükleyicisi odur. Savaş ve benzerleri g i b i büyük teh l i keleri n kaynağı özel m ü l kiyettir. Bundan dolayıdır ki, i ktidarı n e mekçi h a l k ı n e l i rı e geçmesi ve özel m ü l k iyetin orta­ d a n k a l d ı rı lması savaşı m ı bir gerek l i l iktir. E mperya l i z m i n uzlaşmaz çel işkileri n i n şiddetlendiği s i m d i k i koş u l l a rda, 46


yeryüzü ndeki sağduyulu, i lerici insanlar, u l uslara rası d u rumda geri l i m i yumuşatmak v e ba rışı g ü çlendirmek i ç i n c a n l a başla çalı şıyorl a r. Ta ri hten a lı n a n i b ret dersleri ve za m a n ı m ı zda olayl a rı n gidişi, d i kkatleri tekrar tekra r Len in ' i n şu düşü nceleri üzeri ne çekiyo r : Barış savaşımı, yalnız, em­ perya l izmi n m i litarist ve ekstremist g ü çleri n i engellemek için h a l k ı n ö r­ gütlü g üçleri ta rafı ndan a ktif olara k destekl endiği, başka b i r deyişle, barış ı n yazgısı halkların güçlü el lerine geçti ğ i zaman, beklenen sonuçl a rı vere b i l i r. H a l k y ığ ı n la rı n ı n devri mci b i l i nçleri ne denli yü ksek o l u r ve bu yığ ınlar a z i m l i bir s ı n ıf savaşı m ı na ne derece hazırl ı kl ı o l u rlarsa, e mper­ yalizme k a rş ı d i renişleri o denli çetinlik kazanır, m i lyonlarca i n s a n ı n ö l ü m ü v e ı stırabı p a h a s ı n a d ü nyayı kendi gönül leri nce bölüşmek isteyen sömürücü sınıfların yol undaki engeller o derece aşılmaz o l u r. Savaş teh­ l ikes i n i ortad a n k a l d ı rmak, d ü nya h a l kl a rı n ı n g üvenliğ i n i sağ l a m a k için yürütülen savaşı m ı n d iyalektiği bud u r. Sağcı reformist/ere ve b u rjuva ideolog/arına g ö re, ideolojik a l a n d a sınıf savaşımı s09 a erecektir. Za m a n ı m ızda böyle bir savı destekl iyecek hiç bir kanıt yoktur. ideoloj i k a landa sınıf savaşımı zayıf/amak şöyle d u rsun, şid­ det/enmektedir. Ve bu koş u l l a r içinde bize d üşen görev, yalnız, çağdaş d ü nya sosya l -ekono m i k sürec i n i n soru n l a rı n ı d a ha yü ksek teori k düzey­ l erde işlemek d eğ i l , aynı zamanda, ka pital iz m i süsleme ve sosyalist d ü ­ zeni kötü gösterme a m a ç ı n ı g ü d e n a nti-marksist görüşlere karşı bili msel, atı l ı m i ı eleştiriyi gel işti rmektir. Devri mci teori n i n rol ve önemini daha fazla yü kseltmek, revizyonizmin çağ dışı görüş ve dog ma l a rı n ı n karş ısına bu teori nin ola nca g ücüyle çık. mak, ezg i ve sömürü n ü n h e r türl ü s ü n den ta m a m iyle kurtuluş sava şımınd a hal klara ya rd ı m etmek gibi büyü k bir ödev, çağ ı mız devri mcileri n i n , Mark­ sist·Lenin ist/eri n i n önü nde d u rm a ktadı r. Sovyetler Birliğinde bilimsel-teknik i lerleme, topl u m u n insan uyg a rlığ ı ­ n ı n doruğ una götü rmekte o l a n yüce sosya l i l e rl emeye uyg u n o l a ra k ger­ çekleşti ril iyor. Sovyetler Birl iğ i nd e bili msel -tekn i k i lerleme, kom ü nizm g i bi şimd iye kadar eşi görü l memiş toplum ku rucu l u ğ u n u n h i zmeti nded i r. Sos­ yalizm, b i l i m ve tekni ğ i n ö n ünde uçsuz bucaksız b i r gelişme a l a n ı açıyor. Mem leketi mizin sovyet i ktidarı y ı l l a rı nda dev atı l ı m l a r ya pmış bulunma­ s ı n ı n ve Sovyetler Birl i ğ i n i n g ü n ü müzde i leri bir b i l i m ve tek n i k ü l kesi olması n ı n nedeni d e işte budur. Sosya l ist toplumda yeni ti pte b i l i m a d a m l a rı , gerek yaşa m l a rı nda, ge­ rekse çalışmalarında, halkın çıka rlarından ve çağ ı m ı zdaki sınıf sava ş ı ­ m ı nd a n asla kopmuş d u rumda d eğ i l d i rler. Ta m tersi, o n l a r, halka sımsıkı bağ l a rla bağ l ı d ı ri a r, a ktif ideoloj i k savaşımcıdıri a r, komünizmin zaferi içi n bütü n h a lkça ya p ı l a n ça l ış m a l a ra doğ ruda n katı l m a kta, sosya lizm i n ka­ za n ı m la rı n ı titizl i k l e koru m a kta d ı ri a r. Sovyet b i l i m a d a m l a rı yu rtseverd i r­ Ier; bundan başka, bütün vodıklorıy/o ordıcıl e nternosyonolisttirle r ; halkla 47


bkrl ikte, insa n l ı ğ ı n ayd ı n geleceğ ine giden yolu açmakta d ı dp r. Sosya l izm, bilim a d a m ı n ı n , bilim adamlığı mi syon u n a ve işine sad ı k ola bil mesi için bütün olanakları sağ l a m a ktad ı r. Bizim d üzenim iz, bilim a d a m ı n ı n buluşla­ rı n ı n yal n ı z emek insa n ı n ı n çıkarl a rı , halkın ve i n sa n l ı ğ ı n refa h ı , yeryüzün­ de barış, demokrasi ve sosya l izm i n zaferi için k u l la n ı l ma sı n ı g üvence a l ­ t ı n a a l m ı ş b u l u n ma ktadır. Marksist-Leni n ist teorinin büyük a n l a m ı şudu r : Bu teori d ü nyayı değiş­ tirme ve yeni leştirmenin a n a htarı d ı r ; ta ri h i n devri m lokomotifi ni doğru yönde y ü rütmektedir. Komünizmin maddi-teknik temelini kurmak için yü­ rütü len yayg ı n savaşım, komünist top l u m k u rucu l u ğ u n u n yeni yeni soru n­ l a rı n ı n a ra lıksız çöz ü l mekte olması, bilimin, Sovyet topl u m u n u n yaşa m ı n ­ d a k i büyük yen ileştirici rol ü n ü açık seçik gözler ö n ü n e sermektedir. Ger­ çek bili msel temel ler ü zerinde gelişmekte olan topl u m u m uz, komünizmi k u rabileceğ i n i çok iyi bil iyor. Onun bayra ğ ı nda şunlar yazı l ı d ı r : " Herkes­ ten yeteneğ ine göre, herkese gereksinimlerine göre ». (1)

(7) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 20.

48


Siyonizme karşı savaşım sınıf savaşımıdır Meir Vilner israil Komünist Partisi MK Genel Sekreteri

Barış içi nde ya nya na yaşama politikası ve u l u sl a ra rası gerg i nliğ i n azal­ ması bütün halkları n yararı n a d ı r. Yu muşa ma, u l usal kurtuluş savaş ı m ıyla, demokra si , sosyal ilerleme ve sosyal i zm savaşımıyla çel işmiyor. Tersine, yumuşama. bu savaş ı m içi n daha elverişli koşu l l a r yaratıyor. Yumuşama koş u l l a rı nda yeni bir atı l ı m kaza n m a kta olan ideolojik cep­ heleşme, s ı nıf savaşı m ı n ı n önemli bir bi leşen böl ü m ü d ü r. Bunun kesim­ lerinden biri de siyo nizme karşı savaş ı m d ı r. Mem leketi miz koş u l l a rında, bu sava ş ı m , emekçi lerin çı karl a rı n ı , gerçek u l usal çıkarları eylemde savu n­ mak istiyen, israil devleti n i n siyon istlerce izlenen politika yüzünden teh l i ­ keye d ü ş m ü ş g üven l i k v e geleceğ i n i temi nata kavuşturmak istiyen her­ kesin boyun borcud ur. Siyonizmin gerçek yüzü n ü açı kça bel i rten bir olayı n öncesinde bulunu­ yoruz. Uluslara ra s ı ve isra i l l i siyonist çevreler, 1 976 Şubatında yapı laca k olan SBKP XXV. Kongres i n i kendilerine göre « ka rşı l a ma »ya hazırla n ıyor­ l a r. Siyonist l iderler a rtık kong reden b i r hafta önce NATO'nun merkezi olan Brüksel'de g ü ndemi « Sovyetle r Bi rliğinde Yah ud i leri n kovuşturul ması .. konusundan oluşacak bir d ü nya kongresi açaca klarını d uyurmuş b u l u n u ­ yorla r. Siyon ist h a reketi d a i m a e m perya l ist burjuvaziyle elele vererek u l uslara ­ rası devri mci işçi h a reketine karşı cephe a l m ıştı r. Oktobr Devri mi'nden sonra siyonistler Sovyetler Birl iğ i n i n düşma n ı kesildiler; ikinci Dü nya Sa ­ vaşından sonra d iğer sosya list ü lkelere karşı da d üşmanca bir tutum takı n d ı l a r. Ne var ki, bu, p roblem i n ya l n ı z bir ya n ı d ı r. Bununla bağlı diğer ya n ı , siyonizmin, Ya k ı n - Doğuda ve d ü nya n ı n öteki kesi mleri nde h a l kların ulusal ve sosyal kurtuluş h a reketine karşı s ü rekli bir savaş ı m ha­ l i nde ol uşud u r. i sra i l Kom ü nist Partisi n i n XVi . (1 969) ve XVI I. (1 972) Kon­ g releri belgelerinde proble m i n bu iki ya n ı üzerinde özel bir d ikkatle d u ­ ru l ma kta d ı r. Partimiz, aynı za manda Marksizm-len i n izm pren siplerinden h a reket ' ederek, siyonizmi isra i l halkıyla ve diğer mem leketlerin Ya hudi a h a l isiyle bir tuta n, siyo n izme karşı savaşı mı i sra i l h a l k ı na ve bütü n d ü nya Ya h u 49


d ilerine karşı savaşım biçimde gören ve a nti-semitizm alara k a nlayan herkese kesin bir d i reniş gösteriyor. Bug ü n siyanist l iderleri bile, Ya h u d i lerin ve siyonistlerin iki ayrı kavram olduğunu itiraf ediyorl a r. Bakın, M ichael Shashar 6 Kas ı m 1 975 g ü n l ü .dediot Achronat» g azetesinde neler yazıyo r : « Bi rleşik Amerika Ya hudile­ rin i n çoğ u n l u ğ u a rasında siyon izme karş ı i lg isizl i k a rtıyor. G iderek siyo­ nizmin onlara yük h a line geldiği bile söylenebilir. Amerikan Ya hudi lerinin çoğ u, eğer kavra m ı n temel a n l a m ından, yani bir Ya h u d i n i n Siyon'a (ıs­ ra il'de dağ) göçmesi gereğ i nden h a reket edersek, siyoni st değil lerdir. Bun­ lar kültür bakı m ı ndan d a siyonist sayıl a mazlar. Amerikan Ya h u d i leri n i n ya lnız % 20'si « B i rleşik isra i l çağ rısı » fonuna para vermektedi r. » Işte bi.zzat siyonist l i derleri n itirafl a rı na göre d uru m budu r. O ha lde, bunlar, � iyonist ideoloji ve pratiğine karşı savaşımı neye daya narak Ya­ hudilere karşı veya g iderek ısra i l h a l k ı n a karşı sava ş ı m sayıyorl a r? Bundan daha büyük bir ya l a n d ü ş ü n ü le mez. Gerçekten de, şimdi, siyo­ nistler ve Ya h u d iler, siyonizm ve isra i l kavra m ları n ı birbirine karıştırmak üzere, iyice uyu m l u bir siyonist-em perya l i st kampanyası örgütlemiş bulu­ nuyorla r. Birleşmiş M i l letler Genel Kuru l u ' n u n XXX. Toplantı Döneminde kabul edilen ve siyonizmi ı rkçı l ı ğ ı n ve ı rk ayrı m ı n ı n bir biçi m i olara k suç­ \ ıya n kara rdan sonra, siyonist ve emperya l i st çevreler demogojik bir gü­ rü ltü koparıyor ve bu kara rı ısra i l devleti nin varl ı ğ ı na karşı yöneltii m iş a nti-semitik bir kara r o l a ra k g östermeye ça l ışıyorla r. Bunlar, « Tutun h ı r­ sızı ! » d iyerek başka l a rı n ı gösteren usta h ı rsız örneğ i, kavra m l a rı birbirine ka rıştırarak, ı sra i l yöneticileri n i n işgal ve bölgesel yayılma politika s ı n ı , bunun ya nısıra d a siyonist örgütleri n i n i leri l ik, u l usa l kurtu luş ve sosya ­ l izm güçlerine karşı g i riştikleri eylemi haklı göstermek istiyorlar. Sözkonusu kampanyaya önayak o l a n l a r, siyonizmi suçlıyan kara rla i l g i l i olara k g örü ltü koparmakla, Genel Kuru l u n Filistin problemine i l işkin kara r­ l a rından di kkati uza klaştırmak istiyorla r. Bilindiği üzere, bu kararlard a Fi­ l i stin Kurtuluş Drg ütü'ne (FKD), Ya k ı n - Doğ u'yla i l g i l i bütün görüşme ve konfera n s ı a ra katı l m a hakkı ta n ı n ma sı ve daha somut o l a ra k Cenevre Barış Konfera nsı'na FKD'n ü n de diğer bütün katı l a n l a rla eşit o l a ra k çağrı l ması isteniyor. B u kara rlar, aynı zamanda, Birleşmeş M i l letler Genel Kuru l u'na bağ l ı bir özel komite kuru l masını ve bu komitenin, Fil istin Arap h a l k ı n ı n kendi yazg ı s ı na buyru k l u k h a k l a rını, bu a rada kendi devlet örgütünü yaratma hakkını som utla n d ı rm a yol l a rı soru n u n u ele a l masını öngörüyor. Bütün bu kara rları yozlaştı rmayı h edef tuta n siyonist-em perya l ist kampan­ yanın, ı srai l halkının özlem ve emelleriyle hiç bir il işiğ i olmadığı, barış dôvasına yard ı m etmediği, bütün bunlara ters düştüğü besbel lidir. ı sra il Komünist Pa rtisinin (iKP) XVi i . Kongresi ka rarları nda, Yahudi bur­ juvazisinin gerici ideoloji ve pratiğ i olara k siyonizmle savaş ı m ı n, ı srai l 50


h a l k ı n ı n ve d ü nya n ı n bütü n memleketlerindeki Ya hudi yığı n l a rı n ı n ç"ı k a r­ l a riyle çel işmedi kten başka, bu çıkarl a ra en büyü k bir sadakatle hizmet ettiği bel i rtil iyor. Ma rksist-Leninistler, siyonizme karşı savaş ı m ı a nti-semi­ tizme karşı savaş ı m la sımsıkı bi rleştiriyorlar. Siyonist h a reket ise, a nti­ semitizmden kendi çık a rcı hedefleri yolunda yara rla n a ra k, ı rkçı ve g e rici güçlere yard ı m ediyor. B u n d a n ötürü, siyonizme ka rşı ideoloj i k savaş ı m a nti-semitizme k a rşı savaşı m l a o rg a n i k biçimde bağ l ı d ı r. B u n u n la birli kte, siyon iz m ve ı srai l h a l k ı , siyonizm v e Ya hudi halkı kavra m la rı a rasına açık v e i lkesel b i r s ı n ı r çekmek gayet önemlidir. Siyon izme karşı savaşı m, sınıfsal ya klaşım ister, Leninci kritrey u m l a ra daya n m a k ister. Anca k böyle bir i l kesel yaklaşım, b a rış, özg ü rlük, d emokrasi ve sosyalizm dôvası n ı n bir böl ü m ü olara k, i srai l h a l k ı n ı n ve Ya hudi h a l k yığ ı n l a rı n ı n yazg ı sı n a g erçek ö zenle bağ­ daşa b i l i r. B u zorunlu koşu l l a rı n gözetil mesi dôvaya sadece zara r verebili r. ideoloj i k ve politik d ü ş m a n la rı m ız, a nti-komü n i st ve a nti-sovyetik uyd u r­ m a l a rı fayra p etmek i çi n , her şeyden, en küçük bir d ikkatsizlikten bile ya rarlanıyorlar. Ve böylece, gerici siyonist ideoloji ve pratiği m askeIe­ meye, israil yöneticileri n i n s a l d ı n ve başka l a rı n ı n topra k l a rı n ı i l h a k politik hattı n ı g izlemeye ça l ışıyorl a r. Aynı zama nda, olağa n ü stü büyük bir ça­ bayla, Sovyetler Birliğ i n e ve izlediği Ya k ı n- Doğu pol iti kasına karş ı iftira­ l a r k a l ı pl ıyorl a r. Biz ı srai l komün istleri, Sovyetler Birl i ğ i n i n Ya k ı n-Doğ u politikası nı, u l us­ lara rası barış ve güve n l i k, bölgemizin bütü n h a l kl a rı n ı n ve devletleri n i n yasal u l u s a l h a k l a rı n ı koruma özen i nden güç a l a n i l kesel, Leninci b i r politika o l a ra k değerlendiriyoruz. ırkçıl ı k , u lusa l ezgi , u lusçu l u k temeline daya l ı bütün ayrı m biçim ve metotları hep ka pita l iz m i n ü r ü n ü d ü r. ı rkçı l ı ğ ı n ve ayrı m ı n ekonomik ve sosya l - s ı nıfsal kökleri yal nı z sosya lizmde kazı nabil iyor. Bütü n h a l kl a ra p ratikte özg ü rl ü k ve h a k eşitliği sağ la n a bi l iyor. Sovyetler Birliği bütü n u l usla n n ve halk g ruplarının sadık dostuydu ve sadık dostud u r. B u devlet Ya k ı n - Doğuda hem Ara p l a rın, hem ı sra i l h a l ­ k ı n ı n sa m i m i dostud u r. SSCB, i sra i l h ü k ü meti n i n ve siyonist yöneticileri n politikası i l e isra i l h a l k ı n ı n v e Ya hudi h a l k yığınları n ı n gerçek çıkarl a rı a rasında i l kesel b i r ayrı m ya pmaktad ı r. B u n u n içind i r ki, siyonist ideolojiye ve ı sra i l yönetici çevreleri n i n poli­ tikasına k a rşı savaşım, a nti-sovyetizme k a rşı sava ş ı m la kaçı n ı lmaz o l a ra k birl eşiyor. Bu savaşı m, barış v e sosya l izm genel dôvasına, ısra i l h a l k ı n ı n ve bütü n d ü nyadaki Yahudi yığ ı n l a rı n ı n yaşa msal ç ı ka rl a rı n a büyük bir sadakatle hizmet ediyor. ısra i l komünistleri n i n görü ş ve tutu m u bud ur. ı srai l Kom ü n ist Partisi n i n XVi i . Kong resi, « siyonizmin ı sra i l h a l k ı n ı n g ü ­ venliğ i n i sağ lamadığına, ta m ters i ne, tehl ikeye d ü ş ü rdüğü »ne işa ret etti. 51


Kongre, siyo n i st e lebaşıarın pol i ti ka s ı n ı , ya n i ısra i l ' i n yazg ı s ı n ı bile bile büsbütün emperya l izmin iradesine bağlayan, mem l eketi Arap d ü nyas ı n ­ dan, sosya l ist topl u l ukta n, u l usa l ve sosyal kurtuluşları için savaşa ndan yalıtan tutumu çöz ü ml edikten sonra bu sonuca vard ı . Kongre, işte bunun için, siyonizm ideoloji ve pratiğ i n e k a rşı sava ş ı m ı , ısra i l yurtseverl i ğ i n i n bir bel i rtisi olarak, ısra i l h a l k ı n ı n gerçek u l usal çıkarl a r ı n ı , bütü n Ya hudi emekçilerin çıkarl a rı n ı savunma olarak, ba rış, h a l k l a rı n bağ ı msızlığı, de­ mokrasi ve sosya l izm genel dôvasına b i r katkı olarak niteled i . Siyonizme karşı sava ş ı m , biz ısra i l komün istleri için, yu rtseverl iğ e ve aynı zamanda devrimciliğe yara ş ı r bir s ı nıfsal sava ş ı m d ı r. Siyon ist ideoloj i n i n a n a kaynağ ı burj uva m i l l iyetçi l i ğ i ve giderek ı rk­ ç ı l ı kt ı r. Bu ideoloji, a nti -sem itizm i n nedenleri n i , Ya hudi lerin kovuştu ru l ­ ması neden lerini sadece Yahudi lerin Ya hudi ol maya nlar a rasında yaşa­ m a l a riyle açıkl ıyor. Siyonistıere göre, a nti-semitizm, feod a l izme ve kapi­ talizme özgü b i r s ı n ı fsa l olgu değ i l , her şeyden önce d iğer h a lklara öz­ g ü ve b u n l a rı n a rasında Yahudi lerin varoluşundan i leri gelen « doğ a l » b i r şeydi r. Siyonistıerin «teori »sine göre, çıkış çaresi, u lusa l ezg iyi, ı rk­ Çrlığı, ı rk ayırı m ı n ı ve bu a ra d a a nti-semitizmi doğ uran söm ü rücü d üzenin ortadan k a l d ı rı l ması nda d eğ i l , sosya l i st topl u m u n k u ru l masında da değ i l , Ya h u d i e m ekçileri n i n diğer memleketler emekçilerinden izole edil mesinde, Yahudi lerin Siyon d a ğ ı n ı çevrel iyen bir kes i mde yoğ u nlaşmaları nda giz­ leniyor. Bu görüş, bugün ısra i l devleti va rken de, kuruluşundan önce olduğu g i bi , gerici bir ütopyad ı r. Bir kere, yeryüzü nde Ya h u d i emekçileri n i n bü­ y ü k çoğ u n l u ğ u kendi yazg ı l a rı n ı bu devleti n yazg ısiyle bağ l a mıyor. ate yandan, bu devletin varl ı ğ ı , kapital ist memleketlerde ı rkçı l ı ğ ı ve bunun bileşen bir bölü m ü olan a nti-semitizmi ortadan kaldırm ı ş değ i l d i r ve kal­ d ı ra maz. Tarihsel deney, Ya h u d i soru n u n u , ya ni Ya hudi yığ ı nları n ı u l usal ezg iden kurtarma ve a nti -semitizmin kökü n ü kazı rma nın, a ncak sosyalizmin üstün gel mesi yoluyle ı rkç ı l ı ğ ı n en a nti-sem itizm i n s ı n ıfsa l temell eri yoke­ d i lerek tam a men ve kesinlikle çözülebileceğ i n i g österiyor. Bundan ötü rü, Ma rksist- len inistler, siyonist hareketi ni, bir u l usal k u r­ tuluş h a reketi o l a ra k değ i l , gerici - u l usçu h a reketi olarak, za m a n ı m ı z ı n üç o n o devrimci g ücü ne, ya n i d ü nya sosya l ist sistem i, u l uslara rası devri mci işçi h a reketi ve u l usal kurtuluş a nti-emperya l ist h a rekete k a rşı sava ş ı m d a e mperyalizm tarafından a ktif biçimde kufl a n ı l a n Y a h u d i burjuvazinin ô l eti olara k ele a l ıyorl a r. Biz isra i l komünistleri de siyonizmi böylece değerlend iriyoruz. i K P XVi . Kongresi, siyonist h a reketi prog ra m v e pratiğ i n i n emperya l izme karşı savaşıma değ i l , e mperya lizmle bağlaşmaya daya l ı olduğunu önemle be­ l i rtti. Ka pitalist ü l kelerd e bu hareket komü nist hareketine k a rşı büyük burjuvaziyle işbirl iğ i yapıyor, Ya h u d i emekçileri n i n s ı n ı f kardeşlerinden

52


kopa rı l masını, varolan düzeni değ iştirmek için, sosya lizm için savaşımdan el çekmesi ni öğ ütl üyor. Ve Ya k ı n - Doğ u'da, siyonist hareketi nin, d a i m a , israil h a l k ı n ı n u l usal çıka rlarına aykırı olsa b i l e , Ara p h a l k l a rı n ı n u l usa l kurtul u ş hareketi ni boğmaya ça lışan emperya listlerin sad ı k bağlaşığı o l a ­ ra k ka ldığı görül üyor. (1) H a l e n israi l siyonist yöneticileri, emperya lizmle e lele, başka larının topra k larını gaspetme politikası uyg u luyor/ar. isra i l ' i n içind e d e siyonist hareketi emekçi yığ ı n la rı n ı n çıkarl a rına ters d üşüyor. Bu h a reket, a ra l a rına Arap sınıf kardeşlerine karşı g üvençsizl i k tohum l a rı ekerek Y a h u d i işçileri ni ayırıyor, şövenizmi ve u l usçu aşırı g u ­ ru ru körü k l üyor. B u n u n l a birli kte, isra i l h a l k ı n ı n yabancı sermayeye ve emperya lizme bağ ı m l ı l ı k zincir/erinden kurtu l u ş u n a engel ol uyar. Siyonizm uluslara rası a landa, e m perya l izmin elinde, öncel ikle Sovyetler Birliğine ve diğer sosyal ist ü l kelere karşı yönelik global plônları n ı ger­ çekleştirme yolunda k u l landığı bir ô l ettir. isra i l Komün i st Partisi, i lerici b i r siyonizm ol madığı ve olamıyacağı kanısındadır. Siyonist ideoloj i , tüm siyonist h a reket pratiğ i g i bi , özünde g ericidir. Pa rtim ize göre, i srail topl u m u n u n sınıflara ayrıl m ası önem l i bir nokta d ı r. Siyonist ideoloji, strateji ve taktiğ i n i bu temel üzeri nde işl iyor. Siyonizmin yandaşları a rasında politik g örüş ayrı lıkları d a ortaya çıkıyor, sosya l çel işkiler beli riyor. isra i l'de, siyonizm ideolojisine bağ l ı olsa l a r bile, tek tek topl umsal-po l itik problemlerde doğ ru bir tutu m takınan bazı siyo­ nistler ve siyonist g rupları va rd ı r. Bunun için, pa rti m iz, .somut sosyal ve politik soru n l a rda böylel eriyle işbirliğini m ü m k ü n ve gerekli saym ı ş ve sayma kta d ı r. Parti miz aynı zama nda sosya lizme k a rşı ideoloj i k ve pol itik savaşımı d a yü rütmeye devam etm iş ve etmektedir. i KP, bunu nla birl ikte, emekçiler a rasında, yaşa msa l ç ı k a rl a rı uğrundaki savaşımda eylem bi rliği sağ l a nması için, h ü k ü met politikasına karşı olan, barış istiyen herkesi birleştirecek bir tek cephe yaratı l ması için savaşıyor. Bizi m g örüş ve tutu m u muzda çelişki b u l maya ça l ışa n l a r soruyorl a r : Mademki siyonist ideoloji v e pratiği gericid i r, öyleyse siyonistlerle nasıl o l u r d a işbirliği ya pa b i l i rsiniz? Demek ki, görüş ve tutu m u nuzun ya bi­ rinci, ya i kinci böl ü m ü hata lı d ı r. Biz böylelerine şu karşılığı veriyoruz : Evet, çelişki va rd ı r, a m m a bizim görüş ve tutu m u m u zda değ i l , bu siyonist­ lerin ve siyonist g rupların davra nışlarındadır . . . Orneğ i n , çoğ u kez oldu kça geri l i m l i geçen send ikal savaş ı m ı ele a la ­ l ı m . işçiler v e d iğer emekçi tabaka l a rı g revler ya pıyor, polisle ça rpışıyor, iş a n laşmazl ı k l a riyle u ğ raşan m a hkemelerin işçi düşmanı kara rlarına kar­ şı d uruyorlar. G revciler, ücretlerini savunmak, yaşama düzeyini, medeni h a k l a rı n ı ve özg ü rl üklerini yitirmemek için bunları göze a l ıyorl a r. Ne yazı k ( L) Osm a n l ı egemenliği ve Britanya mandası za manı nda da böyleydi . 53


ki, çoğ u emekçiler, sağcı siyonist çevreler tarafı ndan, büyük askersel h a r­ comolara , halk yığ ı nları n ı n yaşama d üzeyinin d ü ş mesine yol açan saldırı ve bölgesel yayı l m a politika s ı n ı n zara rlı sonuçlarını haıa d a ha görmüyor­ l a r. Emekçilerin çoğ u, memleketin ekonomik ve politik d u ru m u nu n kötü ­ leşmesi ile, Amerikan tekellerine boyun eğme, Ara pl a rı n u l usa l ve sosyal kurtuluş hareketine karşı, sosyal izme karşı yü rüttüğ ü savaşımda Amerikan emperyalizmine uşaklık etm e arasındaki ilişkiyi kavraya mıyorlar. Bu koş u l l a r a ltında, öyle o l uyor ki, yönetici çevrelerin izledikleri pol itik a n ı n olu msuz sonuçlarına karş ı kesinlikle savaşan nice yurttaş, a y n ı za manda bu politikayı destekliyor. Aynı şey ba rış savaşı m ı için d e söylenebi l i r. i sra il tarafı nda n 1 956 ve 1 967 yılla rında, birincisi Fransız ve I n g i l iz emperyal i stleriyle b i rli kte, ikin­ cisi Amerikan emperya l iz m i n i n desteğ iyle açılan sa l d ı rı savaşları n ı bütü n siyonist p a rti ve örgütleri desteklediler. Sal d ı r ı n ı n ta mamen beli rli hedef­ leri vard ı ve her şeyden önce Mısır ve Suriye'de a nti-empe rya l i st ve ilerici reji m i eri a laşağı etme a m acı g ü d ü ı üyord u . Bu savaşlar, pratikte, siyonist politikayı, yani toprak i l ha k ı ve yayı l ma , isra i l yönetici siyonist çevrelerin i n Arap d ü ş m a n l ı ğ ı n ı n başlıca k u rba n ı olon Filistin Ara p halkının u l u s a l varlığ ına s o n verme politisa sını hayata geçiriyord u. Ya bancı topraklara yayı lma (her defasında d u ru m u n elverdiği ölçüde), i sra i l 'deki Ara p a ha ­ l iye karşı ayırım v e ulusal ezg i, e mperya list devletlerin maddi desteğine daya n a n bir aşırı ulusçu g u ru r bu politikanın ayırdedici çizg i leridir. Ara p topraklarının işga l i n i n böyle deva m edemiyeceğ ini, i sra il için g üya olağ a n ü stü tehlike olduğ u söylenen Fil istin Ara p halkının h içe sa­ y ı l a m ıyacağ ı n ı b i rçok i n sa n a n lamaya boşlayı ncaya kadar yıllar geçti. Bu fon üzerinde, pa rti mizce, 1 967 Hazira n ı nda işgal edilen bütün Arap top­ ra kları ndon isra i l ' i n çeki l mesi için, Fil istin Ara p halkının kendi yazg ısına buyru k l u k ve isra i l ' i n yanısıra kendi bağı msız devletini kurma hakkı da dahil olmak üzere bütü n yasal hakların ta n ı n ması için yürütülen sava ş ı m , şimdi isra i l kam uoyunun y e n i y e n i çevreleri ta rafı ndan her za m a n kinden daha büyük bir a n layışla korşılanıyor. D ü nyada ve Ya kın-Doğuda oluşan yeni g üçler dengesinden ileri gelen bu gelişmeler, hele 1 973 yılı Ekim savaşı'ndan sonra, ısra i l ' d e politik gerçekçi l i k temeli üzerinde geniş bir barış cephesi kurulması u ğ rundaki savaşımı g el işti rme koşulları yarattı. ı srail Komü n i st Partisi, m em leketin barı şsever g ü çleri n i bi rleştirmek için elinden geleni ya pıyor. Bu güçler, bi rleştikçe, politik kararların alı nması üzerinde etki yapabilmek ve böylelikle resmi politikayı değ iştirmek üzere yeni ve d a ha geniş olanaklara kavuşacaklard ı r. Biz bir barış cephesinin temel lerini yaratmoda gözle g örül üyor b i r i lerleme kaydettik, amma bu a l a ndaki g ü çlükleri aşma yolunda ya pıl ması gereken asıl iş henüz önü­ müzded i r. Ara p - ı srai l çatışmasında ve Filistin soru nunda gerçekçi b i r tu­ tum takınmış olan nice eylem a d a m ı ve politik çevreler temsilcileri, a nti54


komünist önyarg ı l a rı yüzünden pa rtim ize el vermek ve bera berce eylemlere katı l m a k istemiyorl a r. O n l a ra göre, komünist lerle siyonistler arasında poli­ tik işbirliği ideolojik soru n l a rda uzlaşma temeline daya n m a l ı d ı r. Besbelli ki, bu .tutum gerçekçi değ il d i r ve böyle bir uzlaşma ola maz. Kom ü n istler, başka ideolojik görüşlere sa h i p olan kimselere peşin koşul olara k Ma rk­ sizm-leninizmi kabul etmeyi önermiyorlar. Eğer şimdiki resmi politi k a n ı n sürdül mesinde ı sra i l i ç i n b ü y ü k bir teh l i ke gizlendiği görüşü nde hepim iz bi rleşiyorsak, barış ve politik gerçekçi l i k güçlerini ideolojik ayrı ml a rı nd a n ötürü pa rça layıp dağıtmaya kalkışa n l a ra o oranda büyük bir sorumluluk d üşüyor demektir. Yakın- Doğuda ve yeryüzünün d iğer kesimlerinde ba rışsever, a nti-emper­ ya list ve ilerici güçler de, ı srai l 'de, resmi pol itikayı değiştirebilecek, bunu bölgemiz ü l keleriyle barış ve işbirliği politikasına çevi rebilecek gerçekçi düşü nce sahiplerinin elden geldiğince büyük sayıda bira raya gelerek birleşmeleriyle yakından i l g i l e nmektedirler. 1 973 yılı Ekim savaşı, ısra i l 'd e halkın belirli tabakaları ndaki olağa­ nüstü g u ru r ve kendisine güvene ciddi bir darbe i ndirdi. Anyı şeyi Bi r-. leşik Ameri kadaki Yah udi çevreleri içi n d e söyliyebili riz. Bazıları (bunl a r sayıca küçük d e d eğ iller) dağru sonuçlar çıkard ı l a r. Diğer bazı l a rı , savaşı n sonuçl a riyle dehşete düşmüş olanlar da, giderek şu soruyu sorma kta n kendi lerini a la m a d ı l a r : Bu ısra i l devleti acaba daha ne kada r yaşa r? Bu konuda, siyon ist hareketinin gençlik soru n l a rı kolu yönetmeni U ri Gordon'un, « Davar» g azetesi nin 9 Eyl ü l 1 975 günlü sayı­ sında yayı m l a n a n yazısı çok a n l a m l ı ve i b ret vericidir. Gordon, « birçok Ya hudi ı sra il devletinin geleceğ ine kara msarlı kla bakıyor» diyor ve bu devletin ayakta kalabileceğ inden şüphe edenleri n a z olmadığına işaret ediyor. Amma, ısrail hükü metin i n pol itikas ı n ı ve doğ ru ltusunu değ iştirmesi gerekliliği g i bi dağ a l bir sonuç çıkaracağı yerde, sadece Amerikan Yah u ­ dileri a rasında propaganda ça lışmalarının a rtı n ı masını salık veriyor. IKP XVi . Kon g resi, siyon i st pol itika sının, ı srai l 'de gelişmekte olan Ya­ hudi ulusuna zarar verd i ğ ini, bu politikanın devletin geleceğ i n i tehl ikeye düşürmüş olduğunu ve düşürmeye devam ettiğ ini, em perya listlerin yar­ d ı m iyle tutul a n yayı l m a yolunun ı srai l ile Arap ü l keleri a rasında ôdil bir banş sağ l a nmasına engel olduğ u n u bel i rtti. Kong re ka ra rında ş u tespit vard ı r : « Yahudi ler, bütün ısra i l yu rttaşlan probemi, yabancı sermaye ve e mperya list devletlere bağ ı m l ı l ı ğ a son veril mesi, komşu Ara p ü l keleriyle, ta rafların haklarına, bu a ra d a Filistin Ara p halkının yasa l haklarına k a r­ ş ı l ı k l ı sayg ı gösteri l mesi temel ine daya l ı bir ba nşa ulaşılması problemi­ d i r. » I KP, ı sra il'de egemen siyonist çevrelerin resmi politika s ı n ı n memle­ keti sürüklediği çık m azdan k u rtuluş çaresini a ncak bunda görüyor. Komü nistler, meml eketin belirli çevrelerinde yaygın olon, ısra i l i n « a s55


kersel üstü n l üğ ü » i n a ncı ndan ve Amerikan e m perya l izminin yard ı m l a rı n ­ dan i leri gelen olağanüstü g u ru r ve kendine g üveni redded iyor ve aynı zamanda bunun öbür ucu ola n eğ i l i rne, ü m itsizliğe karşı koyuyorlar. Artı k birçokları, isra i l ' i n ş i m d i k i politikası n ı n gerçekl i kten ta ma men kopmuş olduğ u n u , d ü nyada ve Ya k ı n - Doğ uda oluşan g üçler dengesine uyma d ı ­ ğ ı n ı , i sra i ! h a l k ı n ı n ö n ü nde her hangi b i r o l u m l u perspektif açmadıktan ba�ka , bir d e ulusal intihara eşit bir ulusal felôket tehlikesi gizled i ğ i n i a n l a m ı ş bulunuyorlar. Fa kat bu gibileri, çoğ u kez, bütü n bunlard a n , i srail devleti n i n a rt ı k geleceğ i olmadığı g i bi bir ya nlış sonuç çıka rmaya yatk ı n oluyorlar. Biz komün istler, yönetici çevreleri n g üya isra i l h a l k ı n ı n çıkarl a rı n ı yan­ sıta n siyonist pol itikası n ı n , ya l n ı z Ara p ülkeleri d ü ş m a n ı , komünizm düş­ m a n ı olmakla ka l mayı p, aynı za m a nda bir o kadar da isra i l d ü ş m a n ı , u l u s d ü ş m a n ı olduğ u n u defa l a rca söylemişizdir. Biz . . K ı l ı c ı n a g üvenen beri gelsi n ! » prensipine daya n a n , Ara p - isra i l çatı şmasını hep askersel yoldan çözmeye yönelen pol itika nı n eni -sonu yeni lg iye uğrayacağ ı n ı söyliyerek defa l a rca uya rı da bulunduk v e bulun uyoruz. B i z aynı zamanda, d u rumdan çıkış çaresi de olduğunu, Ara p h a l k l a rı n ı n isra i l ' i denize döke­ cekleri l ô k ı rd ı l a r ı n ı n tuta rsı zlığ ı n ı , komşu Arap devletleri n i n i sra il'le ôdi! b i r barış imzala maya hazır bulunduklarını ı srarla ispatladık ve ispatl ı ­ yoruz. Dahası v a r : B u Arap h a l k l a rı, ı srail'in dön mesi gereken 4 Haziran 1 967 s ı n ı rl a rı n ı tanı mayı kabul etmekle böyle bir barışı kolaylaştı rmaya da hazırd ı rl a r. Son za m a n l a rda Fil istin Kurtuluş O rg ütü de böyle bir görüş ve tutuma yönel iyor. 1 975 Eyl ü l ü nd e FKO Başka n ı Yaser Arafat, .. Newswee k » dergi­ sine bir m ü lô kat verd i . Derg i n i n redaktörü kend isine şunu sord u : .. Diğer Arap l i derleri, bana, eğ er i sra i l 1 967 s ı n ı rlarına dönerse ve eğ er Urd ü n ı rmağı batısında v e Gazza'da F ilistin devleti k urulaca k o l u rsa, a ncak o za man gerçek Arap-isra i l barışına ulaşılabileceğ i n i ve sürekli barı şa ka­ vuşulacağ ı n ı söyled i l e r. Siz de bu fikirde m i si n i z ? » Arafat şöyle cevap verd i : .. Bu barı ş yoluyle çözü m e varılabi lecek demekti r. » işte isra i l'de ve emperya list memleketlerde yığı nsal enformasyon a raçları n ı n yaymaya çalıştığı hiç bir sahtec i l i kle g izlenem iyecek olan gerçek budur. Bir başka deyişle, yönetici siyanist çevrelerin politikası isra i l ' i gayet ciddi bir tehlikeye d ü ş ü rü rken, biz M a rksist- Lenin istler, i sra i l h a l k ı n a barış ve g üven l i k içinde yaşama yolunu, Arap h a l k l a riyle dostl uk ve karşı l ı kl ı işbirliği yol u n u gösteriyoruz. Barış çaba l a rı n ı n isra i l'de i ktidarda bulunan siyonist çevreler tarafı n ­ d a n ısrarla sa bote edi l mesine v e A B D emperya l istleri n i n kendi lerine her ba k ı m ı ndan destek o l m a l a rı na ba kma ksızı n, biz isra i l komünistleri, şimdi d ü nyada oluşa n g üçler dengesi koşulla rında, e m peryal izme ve isra i l siyo56


n ist yöneticileri a rasındaki e m perya lizm aja nlarına gerçekçi politikan ı n dayatıla bileceğ i nden şüphe etmiyoruz. 'isra i l , 1 967'de işga l ettiği bütün yabancı topra k l a rd a n çeki l mek ve Filistin Arap h a l k ı n ı n hakları n ı , kendi yazg ıs ı na buyrukl uk hakkını, ı sra i l devletin i n ya n ı s ı ra varolacak bağ ı msız b i r devlet kurma hakkı n ı ta n ı m a k zorunda kalaca kt ı r. Parti mizin XVi i . Kongresi nde ş u n l a r belirti ldi : .. U l u s l a ra rası a l a nda ve bölgemizde g üçler dengesinde deva m eden ve herholde Vaşin gton'la yard a kç ı l a rı n ı n yararı na olmıyan değ işme, Arap h a l k l a rı n ı n a nti-emper­ ya l ist sava ş ı m ı n ı n g itg ide g üçlen mesi ve ısra i l ' i n kendi içinde sava ş ve i l h a k politika s ı na karşı m u h a lefetin büyümesi, Amerikan em perya l istleri n i v e isra i l yönetici çevreleri n i s o n çözü mde sa l d ı rı serüveninden vazgeçmek zoru nda bı rakacakt ı r. » Böyle bir gerilemenin i l k bel i rtileri de d rtık meydandad ı r. Bug ü n hôlô, Amerikan e mperyalizmi ve israil h ü k ü m eti, bazı Arap ü lkeleri sağcı lider­ Ieri n i n de rızasiyle bu sürece hôlô engel olabil iyorl a r. B u n l a r i n sa n l a rı şaşırtıyorlar. Yakı n Doğ uda yeni b i r savaş da çıka ra b i l i rler. Ne var ki, b u n l a r, tari h i n , bütün engel lere karş ı n , bizim bölgem izde d e ba rış, ulusal bağ ı msızlı k ve sosyal ileri l i k dôva s ı n ı n utkusu na doğ ru götü rmekte a l a n genel a k ı ş ı n ı geri çevirebilecek d u rumda değ il d i rler.

57


Asya ve Afrika ülkelerinde kapitalist gelişmenin bazı özellikleri " Barış ve Sosyalizm Problemleri» dergisi komisyonunda görüşme

Görüşmeye, derginin «Asya ve Afrika U/kelerinde Ulusal Kurtuluş Savaşımı Problemleri» komisyonunun şu üyeleri ka­ tt/dt/ar: N. Aşhab: Urdün Komünist Partisi MK üyesi; A. Aşur: ısrail Komünist Partisi MK üyesi; A. Dansok o : Senega!

Af­

rika Bağımsızltk Partisi MK Politbüro üyesi; /. Koks : Dergide Büyük Britanya Komünist Partisi temsilcisi; H.

Lava : Filipin

Komünist Partisi MK üyesi; S. Mitra : Hindistan Komünist Partisi Ulusal Konseyi üyesi; H. Safari: Iran Halk Partisi Yürütme Bürosu üyesi; A. Stavru : Dergide Kıbrıs Emekçi Halkı Ilerici Partisi (AKEL) temsilcisi; S. Sudiman : Endonez­ ya Komünist Partisi Yönetim Kurulu üyesi;

O.

Taybi: Cezayir

Sqsyalist Oncü Partisi Yönetim Kurulu üyesi; A. Haba: Irak Komünist Partisi MK aday üyesi . . . Aşağıda bu

görüşmede yaptlan

konuşmalann

kısa bir

özetini sunuyoruz.

Ulusa l kurtuluş devri m i çağdaş aşamasının karakteristik çizg ı sı, bu devri min başl ıca ödevleri ni (ekonomik bağımsızl ı ğ ı n elde edi l m esi, eko­ nomik ve sosyal gerika lmışlığ ı n gideril mesi) yerine g etirm e savaşı mı bo­ yunca , eski söm ü rg e ve ya rı-sömü rgelerde top l u msal gelişme doğrultu­ sunun ne olacağı soru n u n u n d a çöz ü l mekte o l ması d ı r. B i rçok ü lke sos­ yal i st yöneli m i seçtiler. Diğerleri kapita l ist gelişme yolunu tuttular. - Asya ve Afrika ülkelerinde kapitalizmin sosyal-ekonomik yapıltşlarl nası! oluşturu/uyor? - Kapitalist gelişmenin özellikleri nelerdir? - Bu gelişmenin sınultltğı hangi olayda beliriyor?

Komisyon başka n ı S. Mitra ' n ı n öze l l i kl e belirttiğ i üzere, adlarını say­ d ı ğ ı mız üyeler, kon uya i l işkin toplumsal süreçlerin ta m bir kara kteristiğ i n i yapmayı savl a m a ktan uzak olara k v e daha çok kendi ü l keleri n i n gerçek­ lerinden a l ı n m a materya l e daya nara k yürüttükleri görüşme boyunca işie bu sorulara cevap vermeye çalıştı lar. 58


Kapitalizmin sosyal-ekonomik kuruluş/art

Görüşmede, Asya ve Afrika ü l kelerinde sanayileşmenin hızlandığ ı n ı ve göreceli o l a ra k geniş ölçüler a ld ı ğ ı n ı gösteren birçok kanıt ortaya konul­ du. 1 960 yı l l a rından beri işleme sanayii kol l a rında yeni k u ruluşların sü­ ratle belird i ğ i görü l üyor. B u ü l kenin daha gelişkin a l a n l a rı nd a ağır sa­ nayi d e büyüyor. Orneği n H i nd i sta n'da ağır sanayideki sermaye yatırı m ­ l a rı topla m ı bütün yatırı m l a rı n % 50'sini aşıyor. Ulusal burjuvazi d e h ızla büyüyor, sermaye biri k i m i süratle çoğalıyor ve yerli m i lyonerlerin sayıs ı d u rmadan a rtıyor. Filipi nler, Pakista n ve hele H i nd i sta n g i bi ü l kelerde yersel tekeller ortaya çıkıyor ve g üçleniyorlar. Ne var k i , burjuva ekonom istleri bunların kapita l ist mem leketler dev tekel>­ lerine kıyasla cüce tekeller olduğunu i leri sürüp d u ruyorlar. Gerçekten de, H i n d i stan'ın parmakla gösterilen tekelci Tata a i lesinin a ktifi, sözgelişi bir « G enera l Motors»un a ktifi n i n % 1 ,58' i , ya da bir « Royal Dutch-Shell »in a ktifi n i n a ncak % 1 ,52'si kada rd ı r. S. Mitra: Ama H i ndistan tekelleri n i n nüfuzunu H i nd i sta n ' ı n kendi bo­ yutları ndan hareket ederek bel i rlemek gerekir. En önde gelen sanayi kon­ sernleri nden 75' i n i n 1 967-1 968 yılları ndaki a ktifi topla mı 40 m ilyar 320 m i lyon rupi, ya n i özel sektör genel a kti fi n i n yarı s ı n d a n fazlasıyd ı . Bu tekel­ leri n ilk 20'si 1 .005 ku mpanyaya s a h i p b u l u n uyor ve çok daha fazlas ı n ı da kontrol ed iyor. B u n a karşın, u l u s a l burjuvazi yabancı tekellerin d a h a k üçük partnörü d u r u m u n d a kalıyor v e d ünya kapitalist ekonom i s i siste­ m i nd e hak eşitliğine ulaşma çabaları sonuç verm iyor.

Ulusa l burjuvazinin k a ra rsız tutu m u da bundan ileri geliyor. A. Dansoko şöyle dedi : Bir yere kadar emperya l izmden doğ a n ve ona bağ l ı olan ulu­ sa l burjuvazi dü nya kapital ist sisteminde daha büyük bir entegrasyona yöneliyor. Ka nı m ı zca, aşı rı soll a r g i bi h a reket edi p de, ul usal b u rjuvazi ile emperya lizm a rasında bel i ren ve bel irmekte olan çelişki leri hafife a l ­ m a k doğ ru o l maz. D a h a büyük ölçüde bağ ı msızlık isteği h e r belirli ü lke­ nin ekonomisi üzeri nde kontrol ' sağ l a ma k için yabancı sermayeyle sava­ ş ı m , objektif olara k , burj uvaziyi u l usçu mevziler a l m a k zorunda b ı ra kıyor ve bir böl ü m burjuvazi a ra s ı nda a nti-emperya l ist duygu l a r yaratıyor. Kapita l ist i lişkiler köy ekonomisinde de yayg ınlaşıyor. Asya'da ve birçok Kuzey Afrika ü l kelerinde, bu olay, topra k reformları uyg u l a m a l a riyle de i l iş k i l i d i r. Bu reforml a r süreci içi nde, köyde feoda l , yarı -feoda l ilişki ler, tefec i l i k ve i l kel kapital ist söm ü rü biçim leri ortad a n kal kıyor veya s ı nırl a n ı ­ yor. H . Lava, S . Mi/ra H . Safari v e A . Haba' n ı n beli rttikleri g i bi , F i l i p i n ­ lerde, H i nd i stan'da ve i ran'daki reforml a rla, köyde ka pital ist i l işkileri n i n yerleşmesi yoluyle köy ekono m i s i n i k a l k ı n d ı rm a a m acı g ü d ü ı üyor. ,

çoğ u ü lkelerde, reform l a r, eski feoda l leri n bir böl ü m ü n ü n ka pita l ist 59


tipten büyük topra k sahipl � ri haline gelmelerine yol a çıyor. i ran'da bun­ ların bazı l a rı 20-25 bin hekta r a raziye sahip bulunuyor. H i ndista n'da eski feodal lerin elinde kalan a razi topl a m ı 64 m i lyon a k ra'yı bul uyor. Yoksul köyl ü lerin büyük bir böl ü m ü (Hind ista n'da köylü nüfusun % 8 1 'i) reform­ dan hiç bir şey elde etmedi. (1) Bu yüzden, köyde s ı n ı rl ı bir köy b u rjuva­ zisi z ü m resi tü remeye başl a d ı . Köy burjuvazisi, bir de,� H. Lava ve A. Haba'nın beli rttikleri üzere, çoğ u nca eski feoda l lerin yÖ nettikleri kapi­ ta list kooperatifler k u ru l ması yoluyle y a ratı l d ı . i. Koks, tropikal Afrika'da fermer (çiftlik sa h i bi) burjuvazinin i h ra ç bitkileri ü reti len bölgelerde türe- . diğini bel i rtti. Sözcüye g öre, N ijerya'nın g ü n ey kesimindeki köylerde bu fermer b u rjuvazi öneml ice bir alt ta baka meydana getiriyor. Görüşme s ı rasında, yersel burjuvazinin, end ü striyi ve köy ekonomisini geliştirme yolunda değ i l , sermaye ve dolaşı m ı n ı n hızla oluştuğ u eylem a l a n larına (konut ya p ı m ı , ev ve a rsa spekü lôsyonu, tica ret, karayolu taşıt­ l a rı vb.) sermaye yatı rmaya çok hevesl i olduğuna işaret edildi. Işte bu ta ban üzerinde, a d ı ulusal olan, ama gerçekte u lusal gelişmenin en önemli gereksin melerine kulak a smaya n burjuvazi türeyi p gelişmektedi r. Bunun yanısıra , b u rjuvazinin karşıtı olan s ı n ıf, ya n i proletarya oluşuyor. Sa nayi gelişmesinin ve köy ekono isinde ka pita lizmin yerleşmesinin ye­ terince geniş ölçü ler a ld ı ğ ı ü l kelerce işçi sınıfı sayıca gözle g ö rü l ü rcesine büyüdü ve bir hayli g üçlendi. Hindistanda sa nayi proletaryası kolu a rtı k 1 0 milyonu aşıyor; köy ekonomisi işçileri köydeki bütü n işg ücünün % 30'u n u ol uşturuyor.

f

Görüşmeye katı l a n l a r, aynı za manda, Asya ve Afrika ü l kelerinin sosyal ­ ekonomik yapılışında ka pital istçe dönüşüm leri n boyutla rı n ı abartmaktan kaçınma gereğine de işraet ettiler. Kapitalizm, toplu m u n çokya pılı kuru­ luşunu aşamadı, eskiden olduğu g i bi bugü n de h a l k ı n ana yığı nı n ı kap­ samakta olan ka pitalizm öncesi ve küçük ka pital ist kuruluşla rı buyruğu a ltı na a la madı. S . Mitra şöyle ded i : H i ndistan'da sa nayi ü reti minin % 28'ini küçük sa nayi veriyor. B u küçük sa nayi çoğ u hal lerde çağdaş tekni k-ekonom i k a ra ç ve metotlara eremiyor. Buna karş ı n b ü y ü k sa nayiden daha çabuk büyüyor. EI zanaatları geniş ölçüde yayg ı ndır. Köyde ka pita list işletme­ cilik biçim leri işlenir a razinin ancak bir çeyreğ inden üçte birine kadarı n ı kaplıyordu. lşlenir a razinin bir çeyreği feod a l v e ya rı -feoda l kuruluş çer-

(1) Gerçek toprak reformu ya l n ı z Hi ndista n'ın Kera la eyaletinde yapı l d ı . ' Bu eyalette iktida r komünist Açutha Menon'un başka n l ı k ettiği B i r­ leşik Cephe hükü meti nin eli nded i r. 1 975 yazında i. Gandi hükü meti, a rtık kabul edi l m iş bulunan topra k k a n u n l a rı n ı n bir an önce gerçek­ leştiril mesi, Hindista n ı n öteki eya letlerinde de topra k reform l a rı n ı n esaslı o l a ra k uyg ula nması için ted birler a l d ı . .

60


çevesinde işleniyor. Geri k a l a n b ü l ü m ü (bütü n toprakların yarısı kada rı) henüz kapitalist n itelikte o l mıya n küçük çiftçi ocakları n ı n elindedir. A. D a ns a ko : Tropikal Afrik a ' n ı n h i ç bir za m a n büyük toprak m ü lkiyeti b u l u nmıyon köyleri nde, i l k ba kışta, ôdeta kapital ist i l işkilerin gelişmesi için meyda n a ç ı l m ı ş g i bi görü n ü r. Ne var ki, o ra l a rda kapita list ü retim çepçevre k u şatı l m ı ş bir kara kter gösteri r ve pek büyük olmıyan çift­ l i klerden ol uşur.

Dolayışiyle, Asya ve Afrika ü l keleri n i n sosyal yapılışı nda da kapitalizm öncesi ve küçük kapita list kuruluşla rla bağ l ı tabaka l a r ağır basar. H a l k ı n çoğ u n l u ğ u n u oluştura n köylüler bu ü l kelerde en a m a nsız söm ü rüye konu o l u rl a r. Bu kesi mde devri mci süreci n 'gelişmesi, büyük ölçüde, köylü lerin tutu muna, işçi sı nıfı n ı n ve pa rtis i n i n köyl ü lerle sağ l a m bir birlik ve bağ­ laşma k u rm a hü nerine bağ l ı d ı r. Küçük burjuvazi sayıca büyüktü r. Görüşmeye katı l a n l a r, b u b u rj uvazi n i n tutu m u n u n ikiya n l ı kara kterine i l işkin Ma rksist-Le n i n ist ya rg ıyı hatırlattı­ l a r. B i l i n d i ğ i üzere, V, i . len i n'in işaret ettiğ i gibi, küçük b u rj uvaziyi bir yandan kapital ist ol maya ca n atar ve küçük ü reti m , her g ü n , her saat kapitalizm doğ u ru r. Dte yandan, bu, yerl i ve yabancı büyük sermaye tarafı n d a n ezilen ve sömürülen s ı nıftır. Bundan ötü rü, Asya ve Afrika ü l ke­ l erinde küçük burj uvazi epeyce a nti - ka pita l i st pota nsiyele sa h i ptir. Bu potansiyelden yararl a nmak, s ı n ı fsal bağlaşmalar stratej i s i nd e bunu gözö­ n ü n e a l a n işçi sınıfı n ı n ve parti s i n i n önemli bir ödevid i r. Yeni-sömürgecilik bağ/an S. Mi/ra ş u n u belirtti : Kapita l izmin boy atması h akkında fikir edinebi l ­ mek içi n ya l nı z feoda l ve diğer kapita l izm öncesi i l işki ve k u ru l uşlardaki dönüşü mleri sapta m a k yetmez ; bu ka pitalizmin ka rakterini belirlemek gerekl i d i r.

Görüşmeye kat ı l a n l a r, Asya ve Afrika ü lkeleri nde kapita l i st gelişmenin en genel çizgisinin, bu g elişmenin bağ ı m l ı ve tabi k a ra kteri olduğu n u bel i rtti ler. Söm ü rgeci l i k döneminde b u böyleydi ; birçok a hva lde b u bağ ı ml ı lığın biçim l e ri köklü değişikliğe u ğ rasa da, d urum b u g ü n d e böyled i r. A. Dansako : ç oğ u ü l kelerde kapita l izm ul usal taban üzeri nde doğ m u ş değ i l d i r ; dışardan söm ü rgeci l i k tarafından geti ril miştir ve dışa rd a n aşı­ I a n maya d evam ed il mekted i r. Tropika l Afrika geneleksel topl u m u nda ka­ pitalizmin doğ uş u için temel koşul l a r (her şeyden önce büyük mikta rd a pa ra h a l i n d e sermaye n i n v e serbest işg ücü n ü n varlığı) eksikti. Söm ü rge­ ciler, tek bitkiye daya n a n tarı m ı (Senego l için fıstı k ta rı m ı nı) dayatara k. milyonlarca küçük ü reticiyi d ü nya kapital ist sistemi içinde yapay olara k

61


harman ediyorl a rd ı . Başlıca ekonomik eylem (ticaret) yabancıları n elinde kalıyord u . Böylece de, dış d ü nyaya yönelik, onun pazarı n ı n gereksinmele­ rine bağlı ve gelişmek için onda n g ü ç alan kapita l izmi yaratıyordu . I . Kok s : B u el bette Asya ve Afrika'da k a pitalizmin genellikle u l usal t a ­ ba n üzerinde gelişmediğ i a n l a m ı na gel mez. Şu var ki, şimdi ora l a rda doğmakta olan kapita l izm sosya l -ekono m i k k u ru luşları , keza bağ ı m l ı l ı k damgasını taşımakta o l u p, kapita list gelişme yabancı tekelci sermayeyle işbirliği koş u l u n a bağ lıd ı r. Ostelik, bu gelişmenin kendisi, özellikle H. Lava, i . Koks ve A . Haba ' n ı n bel i rttikleri gibi, bir yere kadar em perya ­ lizmin politikasında ol uşacak değişikliklere bağ l ı d ı r.

Sömürgecilik dönemi nde ve bağ ı msızlığa kavuşu ldukta n hemen sonra (1 950'lerde), emperyalizm, sa nayi leşmeyi geçiktirme politi kası uyguluyor, Asya ve Afrika ü l kelerini hammadd e kaynağı durumunda elde tutmaya çalı şıyordu. H. Lava, ABD em perya lizm i nin, Filipinler'de sömürgelik döne­ minde ve bağımsızl ı ğ ı n ilk 1 0- 1 5 yılında, bu ü lkede endüstri n i n geliş­ mesini nasıl engellediği ne, u lusal burjuvazi n i n büyü mesini nasıl köstekle­ diğine d a i r kanıtlar ileri sürdü. Sosyal bak ı md a n emperya l izm feoda l ve kom prador ta bakalara (tica ret ve a racı l ı k burjuvazisi) daya nıyordu. 1 960' ları n başından itiba ren emperya lizmin stratejisi d eğ i şmeye başladı. E mperya lizm d ü nyadaki tümel değişmeleri d i kkate almak zorunda kaldı. B u değ işmelerin en önem l i l eri, A . Haba'nın belirtti ğ i üzere, şunlard ı r : Dü nya a l a n ı nda sonuç bel irleyici b i r g ü ç h a l i ne gelen reel sosya lizmin politik, ekonomik ve ideolojik etkisin i n a rtması ; emperya l izm i n söm ü rge­ cilik sisteminin çökmesi, halkları n u l usal kurtuluş şava ş ı m ı n ı n sosyal kur­ tuluş savaşı m ı n a , kapital ist gelişme yol unu terketme savaşımına dönüş­ mesi ; ka pita l ist sistem i n genel buna l ı m ı n ı n derin leşmesi ; devlet-tekel ka­ pitalizm i n i n gelişmesi, çokuluslu tekelleri n ortaya çıkması ve kapitalist entegrasyo n ; bilim sel-teknik devrim . . . A. Haba şöyle deva m etti : işte bütün bunlard a n h a reket ederek, emper­ ya l i zm, yeni bir strateji , yen i söm ü rgeci l i k stratejisi hazı rlıyor. B u strate­ j i n i n özl ü ğ ü , eski söm ü rg e ve yarı sömürg eleri elde tutmaya deva m etmek ve daha a ma nsızca söm ü rmek, bu maksatla da bunları d ü nya kapita l i st ekonomi sistemine daha sıkı, org a n i k biçimde bağlamak, i lerici dönüşüm­ ler yol una koyulmuş olan sosya list devletlere ve gelişme hal i ndeki ü l ke­ lere karşı savaşımda b u n l a rdan yararl a n m aktı r.

Görüşmeye katılanla r, ko pita l i st yold a n gelişmekte olan Asya ve Afrika ü l keleri endüstrisinde yabancı sermaye yatırı mlarının hızla a rttığı n ı gös­ teren sayısız kanıtla r ileri sürdüler. B u n l a rı n bi rçoğ u nda (Endonezya, Fili­ pinler, Senego l vb.), önde gelen özel kapital ist sektör yaba ncı l a r kesimi­ d i r. Endonezya'da, dedi S . Sudiman, 1 967'den 1 974'e kadar, d olaysız ya­ bancı sermaye yatı rı mları yaklaşık olara k 3,5 m i /yar dola rı buluyord u ; bu m ikta r ulusa l sermaye yatırı mlarının üçbuçuk m i s l i nden fazlqd ı r (<< yard ı m » 62


adı a ltında a lı na n 5 m ilyar dolar bu hesa bın dışındadır) . Senega l 'de, dedi A. Dansoko, resmi istatistiklere göre, ekono m i n i n « çağdaş sektör» dedikleri kesim i n i n % 85\ yabancı l a rı n, öncelikle Fra nsızla rı n elinded i r. i. Koks ve S. Mitra ş u n l a rı bel i rtti ler: Yeni yabancı yatı rı m l a rı n ı n büyük b i r böl ü m ü işleme sanayiine (ya bancı tekelleri n kolları ve karma ş i rketler) d üşüyor. Bunları n tüketim eşyası ü reten kol l a rdaki payı do epey büyü ktLir. Hind ista n g i bi u l usal ka pita lizmi görecel i gel işkin bir ü l kede bile, bu kol­ l a rdaki yabancı sermaye payı n ı n % 60' 1 geçtiği h a l ler az değ i l d i r. Bu bir yere kad a r ucuz işg ü c ü n ü n bel i rlediğ i ve boza n % 40'1 d o aşan (2) yüksek i kazanç normuyla açıklanabilir.

Ne var ki, yabancı sermaye son za m a n l a rda a ğ ı r end ü striye ve bu o ra ­ da demir- çelik, petro-kimya v e petro-gaz (örneğ i n i ran'da) kollarına do sokul maya başl ıyor. H. Sofari'n i n işaret ettiği g i bi, bu, özelli kle b i l i msel­ tekn i k devrimden, enerji ve ekoloji buna l ı m ındon ileri gel iyor. Emperya l ist devletler, enerji ve h a m madde kayna k l a rına yakın yerlerde i l erici tekno­ lojik s ü reçlerle fabrika l a r kura ra k kendi gereksin meleri n i gidermeye ve bunun ya nısıra doğ a l çevre kirl enmesi problemini çözme kü lfeti nden kur­ tul maya çalışıyorl a r. Ya bancı sermaye, oluşma h a l i ndeki kapital ist işletmeciliğ in en önem l i kol l a rında kilit nokta l a rı n ı e l e geçiriyor. B u d u ru m , i l g i l i h ü kü m etlerden kendi çıkarları n ı n g a ra ntilenmesi ni istiyen u l usa l burjuvaziyle çel işme ve çatışmaların objektif temelini hazırl ıyor. Bilindiği üzere, bi rçok memlekette, giderek ka pita l i st yoldan gelişmekte olanlard a bile, yabancı yatı rı m l a rı s ı n ı rlıyon konunlar çıkarı l m ış, diğer bazı larında m i l l ileştirmelere (to m veya kısmen) g i d i l m i ş b u l u n uyor. Yabancı tekelleri g üven a ltına o l m a k üzere, g itg ide sıkıaşan bir uyg u l a m a olarak, « ka rm a » k u ru l uş l a r (ul usal serma­ yen in katı l ma siyle), ya do gerçekte çokuluslu korporasyo n l a rı n kollarından başka bir şey olmıyan « u lusal şi rketler» meyda n a getirme pratiğine boş­ vurulduğu görülüyor. Bunun sonucu olarak, u l usa l burjuvazi yabancı te­ kelci sermayeyle g itgide d a ha sıkı bağla n ıyor ve d a ha do bağ ı m l ı hale gel iyor. Bundan başka, görüşmede bel i rti ldiği üzere, çağdaş teknik u l a ­ ş ı m iarın çok u l u s l u korporasyo nları n kolları tarafından k u l l a n ı l ması, bağ ı m­ l ı l ığ ı n oluşması için bir temel daha meydana geti riyor. A. Dansoko' n u n bel i rttiğ i g i bi , g e l i ş m e h a l i ndeki ü l kelerde a ğ ı r endüstri doğ maktadır, fa kat b i l i m sel-araştı rma merkezleri, finans kaynakları ve sürü m paza rları gelişmiş kapita l izm mem leketlerinde ka l ma ktadır. Görüşmeye katı l a n l a r bu konuda şu sonuca vard ı l a r : Asya ve Afrika ü l kelerinde ka pita l ist gelişme ve yen i-sömürgecilik kopmaz biçimde bir­ b i rine bağ l ı d ı r ; hem de birincisi, i kincisi o l m a d a n gerçekleşemez. Bağ ı m ­ s ı z ekonomik gelişme i ç i n savaşan v e u l usal burjuvazinin u l usal egemen-

(2) Orneğ i n kozmetik ve ilôç sanayiinde. 63


liği savunma mevzileri nde yer a l a n çevreleri ni tutan komün i st partileri izledikleri politikada bunu gözön ünde tutuyorlar. Komü nist pa rtileri, « ka rşı l ı k l ı bağ ı m l ı l ı k » g i bi yeni moda birta k ı m yeni ­ sömürgeci slog a n l a r ardı na g izlenerek yabancı tekel l erin daha büyük öl­ çüde buyruğ u altına g i rm e yolundan yü rüyen uzlaşmacı elema n l a rı yoru l ­ m a k bilmeden a ç ı ğ a vuruyorl a r. Arap ü l keleri komü nist pa rti leri n i n 1 975 i lkba h a rı nda yaptıkları d a nışma topla ntı s ı n ı n kabul ettiğ i belgede şöyle deniliyo r : « Buna d ikkati çekmek ve bundan sak ı n mak, gelişmiş kapita l ist ü lkelerle ekonomik i l işkileri n kesi l mesini istemek demek değ i l , bu i l işkile­ rin, u l usal egemenliği g a ra ntil iyen ve ekono m i k bağ ı msızlığı zedelem iyen sağ l a m bir temel üzeri nde k u ru l m a s ı n ı istemek demektir. » Görüşme s ı rası nda, gelişme h a l i ndeki ü l kelerin son za manlarda bu yolda bel irli başa rı l a ra u laştı klarına işa ret edi l d i . Petrol ü reten ü l kelerin pol itikasına deği nen i. Koks, g iderek, bu ülkeleri n kendi koşullarını emper­ yalizme dayatma o l a n a ğ ı n ı elde ettiklerini söyledi. Ama söz a l a n l a rı n çoğ u eğer emperya lizm i l e u l usal k u rtu luş h a reketi a rasındaki cepheleş­ med e ulusa l k u rtul u ş hareketi mevzileri gerçekten güçleniyorsa, b u n u n her şeyden ö n c e sosya l ist ü l kelerin desteği sayesinde olabildiğ i n i belirt­ ti ler. A. Dansoko, öze l l ikle, u l usa l k u rtuluş sava ş ı m ı n ı n verildiği ü l kelerin ro­ l ü n ü a b a rtmaktan da kaçı n m a gereğ ine işa ret etti. Petrol ü reten devlet­ lerin politi kası n ı n, eğ er sadece kendi g üçlerine daya n a ra k u l uslara rası em perya l izmin baskısına karşı d i renmeleri gerekseyd i, bu kadar etk i n ola­ m ıyacağı açı ktır. A . Dansoko, N . Aşhab ve A . Stavru, güçlü b i r sosyal ist top l u l u ğ u n varl ı ğ ı n ı n , Asya ve Afrika ü l kelerinin gerçek bağı msızl ı k 'uğ ­ runda ki sav 9 ş ı mı nda başarı ların temeli olduğunu bel irttiler. Bu olay, sözü geçen ü l keler yönetici çevrelerinin, g iderek bunlar a rasında şimdiye dek em perya l izmin ve u l u s l a ra rası tekel l eri n çıkarl a rı na bağ l ı l ı klariyle ta n ı n ­ m ı ş olanları n , görüş v e tutu m l a rı ndaki değişime de yansıyor.

Daha d ü nya ka pita li st ekonomik çerçevesi içinde ekonomik bağ ı m sız­ l ı k savaşı m ı nda beli rl i başa rı l a ra ulaşma olanağı d i rençli bir savaş ı m süreci boyunca gerçekleştiriliyor ve hep politik sa rsıntılar tehl i kesiyle örü­ lüp gidiyor. S. Mitra ve N. Aşh ab'ın bel i rttikleri g i bi, gelişme h a l i ndeki ü l kelerin hiç biri, ş ! mdiye dek, e mperya lizmle ekono m i k i lişkilerde eşit haklı partnör d u ru m u na erişebil m iş değ i ldir; bu ü l keler u l usla ra rası ka­ pita list işböl ü m ünde ve d ü nya kapita l ist pazarı nda bağ ı m l ı d u rumda kal­ maya deva m ediyorl a r. Devletin

rolü

Asya ve Afrika ü lkelerinde kapita l ist gelişmenin ka rakteristik çizgisi, devletin giderek artan rol ü , ekono m i k ve sosyal s ü reçleri n akışına büyük 64


ölçüde karışmasıd ı r. özeıd kapita l izm i n gel işmesi çoğu kez h ük ü metin bile bile g üttüğ ü pol iti ka n ı n sonucud u r. Devlet m ü d a h a lesi n i n daha önem l i bel i rtisi de devlet ekono m i sektörü n ü n oluşma s ı d ı r, ve hemen he­ men genel b i r s ü reçtir. S. Mitra ş u n l a rı bel i rtti : Genç devletlerde kapital istler s ı n ı fı devleti n dolaysız müda halesine gereksin m e d uyuyor. Bu durum, u lusal burjuva z i n i n o l g u n l u k ve bağ ı msızl ı k noksa n l ığıyla, sermayelerin yetersizl i ğ iyle (bi l i m ­ sel-tekn i k devrim koş u l l a rı nda çağdaş sanayi kol l a rında fabrika ve işlet­ meler meyd a n a getirmek için gerekl i yatı rı m l a r d ü zeyi bir hayli yü ksektir), bu sermayelerin çabuk kazanç vaa detmiyen kuruluşlara yatı rı l m a k isten ­ memesiyle açı k l a n a bi l i r. Devlet sektörü, özel sektörcüler için g erek l i a lt­ yapıyı sağ l ıyor, ona ucuz fiyatla enerji, meta l vb. veriyor. U l usal burjuvazi yabancı sermayeyle k a rmaşık i l işkilerinde d e devletin koruyucu l uğ u na ge­ reks i n me duyuyor. S. Mitra şöyle deva m etti : Son y ı l l a rda H i nd ista n'da devlet sektörü özel kapita list sektörü nden d a h a ça buk büyüyor. e) Sosya l açı d a n ba k ı ­ lacak o l u rsa, devlet sektörü büsbütü n burjuva yöneti m i n i n isti kra rı n ı sağ­ lamaya yönel miş olan devlet kapita li z m i d i r. Ne var ki, baz ı l a rı n ı n savIa ­ d ı ğ ı gibi, bundan H i n d ista n'da devlet sektörü n ü n s ı rf kapita l ist gelişmeye h i zmet ettiği a n l a m ı çıkarıla maz. B u n u n ters i n i n en iyi kanıtı, buna ne H i n d i sta n büyü k b u rjuvazis i n i n , ne de yabancı tekel lerin i n a n ma kta oldu­ ğudur. (Bunu doğ rula mak üzere, S. Mitra, a d ı geçen çevreleri n devlet sektörü n ü n genişletil mesine nasıl kıyasıya karşı koyd u k l a rı n ı gösteren bir­ çok k a n ıt i leri sürd ü .) S. Mitra ş u n l a rı ekledi : işin önemli ya n ı odur ki, çokya n l ı bir yapısı o l a n top l u md a devlet sektörü n ü n i ç n itel iğ i ikiya n l ı bir özlü k gösteriyor. Bunun böyle o l ması Asya ve Afrika ü l kelerinde devlet i ktidarı n ı n büyü k bir ba­ ğ ı msızlığa sa h i p olmasından i leri gel iyor. Bu i ktida r y a l n ızca büyük bur­ juvazi n i n i rades i n i yansıtmakla k a l mıyor. örneğ i n , H i nd ista n ' ı n i ktidar pa rtisi olan H i n d i sta n U l usa l Kongre Partisi (HU KP), Kom ü n ist Partisi n i n progra m ı nda bel i rtildiği üzere, bütün u l usa l burjuva z i n i n ç ı ka rla rı n ı d i l e getiriyor. H ü k ü met, devlet sektörü n ü gel işti rmek ve ikti d a r olara k büyük özel sermayeye h i zmet etmekle, bir yandan büyük özel g i rişimi s ı n ı rl a ­ maya ça l ışıyor, küçük ve orta sa nayi v e zanaatçı l ı k ü reti m i n i teşvik ed iyor ve birçok ekonomik eylem türü n ü kendisine sa k l a m ı ş o l uyor. Bir başka

(3) Halen maden kömürü ve demir-çelik sa nayi i, enerji, ağ ı r m a k i n e ya­ p ı m ı , finans ve k redi kurumları, taşıt, u laştı rma ve ha berleşme, sulama sistemleri, sa nay i lisansları üzeri nde kontrol, döviz rezervleri n i k u l l a n ­ ma hakkı, d ı ş tica ret v e diğer devletlerl e işbirliğ i hep devlet i n eli nde­ d i r. Geniş tüketim m a l l a rı ve öze l l i k l e tekstil ü retimi nde devletin payı sürekli a rtıyor. " Yeşil devri m » dedikleri eylem bölgelerinde köy ekono­ m i s i n i n kapital ist temel ler üzeri nde yeniden k u ru l uşunda devlet kesin rol ü oynuyor. 65


deyişle, devlet, ka pita lizm k a n u n l a rı n ı n « serbest oyu n »u n u bir yere kada r donduruyor. işte bu koşu l l a rda, devlet sektörü, memleketin yo ba ncı tekeller tarafı n­ don sömürül mesine karşı, büyük sermoyenin doymazlı ğ ı n a karşı savaş ı m ­ d a bir a ra ç olara k da k u l l a n ı l a b i l i r. Devlet sektörü bu kara kteriyle H i n ­ d ista n'ın bağ ı msız gelişmesinin desteği o l a b i l i r ve ol uyor. V e bu sektörü n, sosyal ist ü l kelerin ve öncel ikle Sovyetler Birliği'nin kesin ya rd ı m l a riyle yaratı l m ı ş olması çok a n l a m l ıdır. Hindista n Komü nist Partisi (H KP) bu çözü m lemeden h a reket ederek, devlet sektörü nü, şimdiki h a l iyle bile, H i n ­ d ista n'ın ka pita l ist olmayan gelişme y o l u n a geçişinin m a d d i temeli sayıyor. Kom ü n ist Partisi, sınıfsal bağ l a ş m a l a r, özellikle H U K'nin sol ve merkezi çevreleriyle bağlaşmaya yönel i k politikasında bütün bunları gözönünde bulunduruyor. Çünkü, ekonomi politikası nda devlet sektörü n ü n kapital ist o l mayan gelişme yolu için gerçekten temel ol masına yol açabilecek i l erici değ işmeler ancak işçi sı nıfı n ı n ve bu sınıfın partisinin yönetmenliği a ltın­ d a yürütülecek geri l i m l i ve a maca yönel i k bir sınıf savaşımıyla sağ l a n a ­ b ilir. Bu fikri görüşmeye katı lanların h e p s i k a b u l ettiler. Böylelikle devletin yen i rol ü, devlet ka pita l izmi ya pısı nın i kiya n l ı nite­ liği, tekparça bir b u rjuva yönetici s ı n ıfı b u l u n mayışı, komü nist pa rtilerine ka pita list gelişme yolunda göreceli o l a ra k epey ileri g itmiş olan memle­ ketlerde bile kapital ist ol maya n yola geçilebileceğ i tezini i leri sü rme o l a ­ n a ğ ı n ı veriyor. Bu o l a n a k , öze l l i k l e H K P v e F i l i p i n Kom ü n ist Partisi prog­ ra m l a rında gözö n ü ne a l ı n m ı ş bulunuyor. Asya ve Afrika'nın bütün ü lke­ leri nde, kom ü n i stler devlet sektörü n ü n g üçlen mesi için, bağ ı msız gelişme yararına k u l l a n ı la b i l mesi için savaşıyorl a r. S. Sudiman, olayların ters yönde bir gelişme göstermesi olanağı da bu­ lunduğunu söyledi. Ve Endonezya 'da Suharto rej i m i n i n çoğ u sa nayi k u ru­ luşlarını ve çiftl i kleri yerli ve yabancı özel m ü l kiyetçilere nasıl geri verd i­ ğ i n i , köyde ya rı -feoda l işletme sistemini nası l ca nla n d ı rd ı ğ ı n ı kanıtlarla gösterd i . M i l l i l eştirmeden böylece geri dönüşün, Endonezya'da çağ daş ka pita l ist gelişmenin özel l i ğ i olduğ u n u bel i rtti.

Devlet sektörü n ü n ilerici pota nsiyel olanakları , h a l k düşmanı di kta reji m ieriyle yönetilen, yazg ı l a rı e m perya lizme, yen i-söm ü rg eciliğe ve çok­ u l uslu korporasyonlara bağ l a n mı ş olan ü l kelerde ş i m d i l i k keşfed i l memiş o l a ra k kalma kta d ı r. A. Aşur, bütün varlığiyle yabancı tekellere, yerl i özel sermayeye bağ l ı v e onların çıkarl a rı h izmetinde b i r devlet sektörü örneği vererek, ş u n l a rı söyledi : Asya ve Afrika için yü ksek sayı l a n bir ka pita l i st gelişme d ü zeyi n ­ d e k i i sra i l 'de, yabancı tekeller ve i srai ! kapital istleri, h ü k ü metin tam des­ teğ ine daya n a ra k devlet sektörü dedikl eri k u ru l u ş l a ra (Histadrut Sendi­ kalar Birliği ne, kooperatiflere ve beled iyelere oit kuruluşlar sözkonusu)

66


b üy ü k ölçüde yatırı mlar yapıyor ve bu sektörün eylemini kesinlikle etkili­ yorlar. H. Safari ş u n l a rı a n lattı : i ran'da, devlet sektörü, feod a l toplu m u n (tepeden in me, a ş ı rı gerici despot rej i m i n eliyle) kapita l ist topl uma dö­ nüştürül mesi sü reci içinde doğdu. Devlet çok büyük bir ü reti msel ve pa­ rasal kapasiteye sahip b u n l u n uyor. Ozel sektörde tekellerin yokluğ u yü­ ı Jnden, devlet, genişleti l m iş ka pita l i st yen iden ü reti m s ü reci ni g üven altı­ n a alan b i r dev tekel gücü o l a ra k h a reket ediyor. (1,) i ktid a rdaki rejim, memlekete başl ı başına pa rasa l-ekonomik ve politik g ü ç o l m a k isteyen burjuvazinin savları n ı silkip atıyor. i ran'da g itgide büyüyen devlet sektörü bug ünkü reji m tarafı ndan u l u s l a ra rası devlet-tekel kapita lizmiyle işbirl i ğ i yapı l a ra k yaratılıyor ve o n u n l a entegrasyona doğ ru gid iyor. Memlekete yabancı sermaye a k ı n ı hiç b i r za man bu kadar büyü k o l m a m ı şt ı . Kısacası, i ra n'da devlet kapita l iz m i n i n ilerici potansiyel o l a n a k l a rı geleceğ i n soru­ n u d u r ve bu devlet kapita l izminin şimdiki sosya l - politik yönel i m i henüz bu konuda konuşma olanağı vermiyor. Görüşmeye katı l a n l a r, b i rçok mem leketin topl umsal hayatında devletin rol ü n ü n a rtması olayı nın, i d a re cihazı n ı n büyü mesi g i bi, yol suzl u k ve a h ­ lôksızl ı k g i bi, kapita l i st gelişmenin sosyal daya n oğ ı sıfatiyle ü reti mle bağ l ı olan zayıf u l usal burjuvazinin yeri ni a labilecek bir bü rokratik b u rjuvazinin ortaya ç ı kması g i bi olu msuz sosyal sonuçlarına da değ i n d i ler. S.

Sudiman :

Endonezya'da yolsuzluk ve a h lô ksızlık, u l usa l geliri n

% 30'u rüşvetçi lerin ceplerine i necek kadar a l ı p y ü rü m ü ş bulunuyor. Oyle ki, devlet kuruluşları ve servisleri yöneticileri için kapital ist-bürokra t a n ­ l a m ı n a gelen « Kabir» teri m i n i n k u l l a n ı m ı yayg ı n laşıyor. Ka b i r' ler g itgide büyük sermayeci h a l ine gel iyorl a r. N. Aşhab: O rd ü n'de devlet cihazı n ı n gelişmesi çok sağ l ı ksız biçimler a l maya başlad ı . Bu d u ru m , em perya l izmin O rd ü n'e her şeyden önce stra­ tej i k açı dan önem vermiş ve mem leketi pratik o l a ra k ekonom i k sömü rü a la n ı saym a m ı ş o l m a s ı nda n i leri gel iyor. Bunun sonucu olara k , k a m u hiz­ metleri ve ticaret kesim leri, idare ve ordu sektörleri ölçüsüz-oransız ge­ lişme gösterdi . Sanayi ve köy ekonomisi u l usal gel i ri n a ncak % 30'u n u veriyor. Çağdaş sa nayi ü retimiyle i l işkili işçilerin sayısı 1 0 bini geçmezken, orduda 70 bin kişi bulunuyor. Ocretli ça l ı ş a n l a rı n üçte birinden çoğ u dev­ let cihazında yer a l ıyor. lYIemlekette kom prador kara kterl i bir büro k rati k burjuva asalak tabakası bel i riyor ve bu ta bakaya aşiret beyleri ile bun­ ların ya k ı n a kra ba l a rı , büyük topra k sahipleri ve geleneksel kom pradar uurjuvazi g i riyorl a r. Memleketin bütün hayatı n ı beli rleyen bu taba ka, ikti-

(1,) Devlet, ulaşt ı rmada, sulama, enerji, demir-çel ik, makine yapı m ı , h a ­

berleşme a l a n l a rı nda ve petro-ki mya sanayiinde, y a n i büyük ölçüde sermaye biri k i m i gerektiren alanda ağır basıyor. 67


d a rdaki despotik rej i m i n ve O rd ü n'de e m perya list egemenl iğ i n sosyal tem e l i n i ol uşturuyor. Görüşme sırasında, komün istleri n, yabancı egemenliğine karşı , demok· ra si için yü rütülen savaşımda h a l kı geniş ölçüde birleştirmeye ça lıştı kları bel i rti ldi. Bu savaşım şiarları objektif o l a ra k aynı za manda kapita l ist ge· lişmeye karşı yönelti l m i ş b u l u n uyor. Ozcesi, Asya ve Afrika ü l kelerinde, özelci kapitalizm, gelişmesi boyunca hem yabancı sermayeye, hem de devlet sektörüne ve devlet müdC!ha lesine bağ l ı d ı r. Bu öze l l i k, onun kendine özg ü temel ü zerinde gelişme yetene· ğ i nden yoks u n l uğ u n u bel i rl iyor. Ve bu, elbette onun hiç gelişmediğ i an· l a m ı n a gelmiyor.

Kapitalist gelişmenin meyvalart

Son y ı l l a rd a , H i nd ista n , i ra n , Filipinler g i b i kapita l i st yönel i m l i birçok ü lkelerin ekono m i k gelişmesinde başa rı l a ra ulaşı ldı. I ra n uzma n l a rı memle�ette şaşı rtıcı bir ekonomik başa rı d a n söz eden yazı l a r yazıyorl a r. Dörd ü ncü beşy ı l l ı k plôn döneminde (1 968-1 973) ya n i petrol fiyatl a r ı n ı n y ü kselmesinden önce), genel u l usal hasıla n ı n % 1 07 a rttığı görüldü. H i ndistan'a g elince, b u rj uva teorisyenleri, k a p italizmin, genç bağ ı msız devletler proble m i n i çağ ı mı zda bile çözü m l eyecek durum· da olduğ u n u ispata yeltenerek çokçası H i n d i sta n'ı örnek gösteriyorlar. Bununla birlikte, sanayi ve köy ekonomisi m a l l a rı ü reti m i ndeki büyük a r· tışa, yerli a ğ ı r sa nayi i n kurulmasına, b i l i m a l a n ı nda ve bu a rada n ü k · leer fizik v e eğiti m·öğ reti mdeki başa rı l a ra d ikkati çekiyorl a r. Ne var ki, g ö rüşmeye katı l a n l a rı n bel i rtti kleri g i bi, bir ekbnomik sistem ya l n ı z üretim hacmine ilişkin ra k a m l a rla, işin y a l n ı z teknik-ekonomik yanı d i k kate a l ı narak, ekon o m i k gelişmenin sosya l · politik ya n l a rı küçü msenerek değerlendirilemez. Söz a la n l a r, 1 969'da Moskovada ya p ı l a n Uluslara rası Danışma Topla ntısı'nda komün istleri n vard ı k l a rı sonucu, ya n i « kapital ist yola koyu l m uş o l a n ü l keler karşılaşt ı k l a rı temel problem leri n bir ta nesine bile çöz ü m geti remed i l e r » e) ya rg ı s ı n ı doğru l uya n kan ıtla r ileri s ü rd üler. Görüşmede, çeşitli sanayi kolları n ı n gelişmesindeki büyük eşitsizlik ve d ü zensizliğe işa ret edildi. i ra n'da 1 972-1 973 y ı l l a rı nda genel u l usa l hasıla içinde sanayi m a l l a rı payı ya l nız % 20, a ktif n üfusu n °/'0 4 1 ' i n i n çal ı ştığı köy ekono m i s i n i n payı % 16 kadard ı . Dörd ü ncü beşyı l l ı k plôn döneminde s a nayi ü retiminde yıllık a rtış % 1 5, köy ekonomisinde yalnız % 2,5 idi.

(-» « Ko m ü n ist ve işçi Partileri n i n Uluslara rası Danışma Topla ntısı . » Mos· kova, 1 969, s. 30.

68


N üfus a rtışı n ı n % 3 olduğ u dikkate a l ı nacak olursa , . bu en önemli eko­ nomi sektöründe bir d u rg u n l u ğ u n varl ı ğ ı söz götürmez. H i n d i stan hakkında d a benzer veri ler i leri s ü rü l d ü . Memlekette, sanayi, göreceli gelişmesine karşın, genel u l usal h a sı l a n ı n a ncak % 20'si kada­ rı n ı , köy ekonom isi (köylerde memleket nüfusunun % 70'i yaşıyor) % 50's i n i ü retiyor ve a s ı l bu sektör t ü m ekonomiyi geri geri çekiyor. Son derece g erika l mışlık, köy ekonomisinin a ğ ı r basan ayırıcı vasfı d ı r (Hin­ d isda n 'd a 1 hekta rd a n alınan orta lama ü rün, değeri bak ı mından, Japon­ ya'da alınan ü rü n ü n tutanndan 10 defa daha düşüktür) . Görüşmeye katı lanlar şunu da belirttiler: Gelişmedeki eşitsizlik ve d üzen­ sizliğin temel nedenlerinden b i ri, Asya ve Afrika'daki bağ ı m l ı kapitaliz­ m in, gerek sanayide, gerekse köy ekonomisinde ka pital iz m öncesi ü reti m tarzla rın ı n entegrasyon u n u sağ lıyobilecek du rumda o l mayışı d ı r. Kapita­ lizmin çepçevre kapa l ı d uru m u ekonomiyi bütünüyle çağdaş raylare bin­ d i rm e yeteneğ inden yoksun oluşu, onun teknik-ekon o m i k gerika l m ış l ı ğ ı g iderme ve b u n u n l a i l işkili sosyal problemleri çözme yeteneği yoksunlu­ ğ u nu d a büyük ölçüde bel i rlemektedir. Ekonomide durg u nluğun bir başka nedeni de dünya ekonomik buna­ I ı m ı n ı n etkisid i r. Söz a l a n l a r bu neden üzeri nde önemle d u rdular. Gerçek odur ki, emperya l i st devletlerin sermayeleriyle birl i kte, bu devletleri sarsa n buna l ı m l a r da « i h raç» edil mekte ve b u n l a r Asya ve Afrika ü lkelerinde alabildiğine sağ lıksız, karşıt ve aykırı biçimler a l m a ktad ı r. Geri ka l mışlığın en i na n d ı rıcı kanıtı ve göstergesi h a l k ı n korkunç yok­ s u l f uğudur. S. Mitra' n ı n H i n d i sta n Başbakanı i nd i ra G a nd i ' n i n bir deme­ cinden a kta rd ı ğ ı cüm lelere göre, h a l k ı n % 40' ı n ı n geliri resm i asgari geçim düzeyinin de altı nd a d ı r (kaldı ki, bı.ı asgari geçim düzeyi de (ayda 27 rupi) alabildiğine düşüktür) . (6) H. Safari'nin dediğine göre , Iron'da, bütün başkentli ailelerin % 73'ü n ü n aylık geliri 10 bin real i bile bulmu­ yor (resmen asg ari geçim d ü zeyi 1 6-22 b i n realdir) . Konutlann % 70'ini, i ra n Sosyal Araştı rmalar Enstitüsü, k u l ü be ve gecekondular kategorisin­ den sayıyor. Resmi veri lere göre, köylerde h a l k ı n % 90' ı n ı n iki yakası bir o raya gel miyor. Emperya list m em leketlerdeki dörtnala giden enflôsyon u n d ü rtükled i ğ i başdöndürücü fiyat a rtışları, Asya ve Afrika ü l kelerinde kapi­ tal i st gelişmenin genel yasa l f ı ğ ı h a l i ne gelmiş bulu nuyor. Okuma yazma bil miyenıerin ora n ı yüksekti r : i ran'da köylü a ha l i n i n 66'sl ; Hindistan'da nüfusun % 70' ; okur-yazar değ ildir (bu ü lkede 1 1 - 1 4 yaşla rı a rasındaki çocukları n yalnız % 4 1 ' i , 1 4-1 7 yaşları a rasında­ k i lerin d e ancak % 24' ü okula g idebi liyor). i. Koks'a göre, Tropikal Afri ka

%

(6)

i . Gandi h ü k ümeti, son zamanlarda, hazırl a mış olduğu i lerici sosya l. ekonom i k tedbirler progra m ı çerçevesi nde, adımlar atarak, halkın e n m a ğ d u r ta ba k a l a rı n ı n d u rumunu iyileştirmeye çalışıyor.

69


ü lkelerinde çocukları n büyük çoğ unluğu daha 1 2 yaşında (ya ni ilkokulu bitirir bitirmez) öğreni m i bı ra k m a k zorunda ka lıyor. Halkın sağ l ı k durumu do yürekler acısı d ı r. I ro n'da 32 milyon nüfusun a ncak 12 bin doktoru va r ve bunları n do yarıs ı na yakını başkenttedir. Tropikal Afrika'da, i. Koks' un verilerine göre, çocuk öl ümü ora nı (bir ya­ şına kadar olanlarda), g elişmiş ka pita l ist ü lkelerdeki ara n ı n çok üstünde­ di r. işsizlik büyük ölçüler alıyor. Hindistan'da, 1 950'lerin başından 1 970 yı­ l ı n a kadar, işsizlerin sayısı hemen hemen üç misli a rtarak, 5,3 milyondan 14 mi lyona çı ktı. Ya klaşık h esa plara göre, bunları n sayısı, içinde bulun­ duğumuz onyı l ı n sonlarına doğru 37 milyonu bu laca ktı r (veriler daha çok şehirleri ka psıyor) . Köy ekonomisi ndeki d urgunluk, yığınla köylerden şehir­ lere a k ı n ı doğ uruyor ve sonrasızlaştı rıyor. A. Dar.soko'nun belirttiğ i üzere, bugün, Asya ve Afriko'da yedek emek ordusu, görecel i sayısı bakımdan, Avrupa'da kapitalist gelişme dönemi başlangıcı için kara kteristik olan düzeyi kat kat aşıyor. B u du rum yönetici çevrelere, işçi sı nıfı üzeri nde baskı ya pmak üzere g eniş olanaklar veriyor. Bu fon üzeri nde sosya l çel işkiler, karşıtlıklar a rttıkça a rtıyor. Bir yandan gelişmiş kapital i st ü lkelerdeki burjuva seçkinleri n i n yaşam tarzı nı taklit eden «tüketim topl u m u » kapalı çevreleri meydana g eliyor. A. Aşur'un be­ lirttiği üzere, ısrail'de 1 970-1 973 yılları nda iş ücreti payı ulusal g el i ri n % 60,5'inden u, 'o 45,2'ye d üştü. Bunun ya n ısıra , kapitalistlerin kazançları görülmedik bir düzeye yükseldi. Oyle ki, ya l n ı z 1 973'te bu kazançları n % 50-80 oranında a rttığ ı görüldü. Bazı hesaplara göre, Asya'da (veriler g el işme halindeki sekiz ü lkeye a it) , nüfusun % S'i n i g eçmeyen tepedeki grup ulusal g elirin % 25,4' ini benimsiyor (bu miktar halkın % 60'l nl oluş­ turan ve u lusal geliri n % 28,1 'ini alan aşağı zümreye d üşene yakındır) . Afrika'ya i l işkin ra kamlar (1 5 ülkenin veri leri daha keskin karşıtlıklar gös­ teriyor : Aynı sırayla sözü geçen zümreler ulusal g elirinin % 34,8'i n i ve % 22,1 'ini beni msiyorla r. Bu do tepedeki zümre yara rına 1 ,5 misli bir faz­ l a l ı k g österiyor. Bu d u rumda Asya ve Afrika ül keleri emekçileri n i n mevcut sömürü dü­ zenini değiştirmek için g itgide daha büyük bir azimle savaşma l a rı nda şaşılacak bir şey yoktur. Buna karşı lık, yönetici çevreler, h a l k düşmanı davra n ı şlara, despotik idare metotla rına başvuruyorl a r. B u durum, görüş­ mede bel irti ldiği g i bi, kapital ist üretim ta rz ı n ı n yerleşmekte olduğu ü lke­ ler için karakteristik bir çizgi o luyor. Kısacası, Asya ve Afrika'da kapitalizm, bağ ı m l ı l ığa son veri lmesi, geri­ kalmışl ı ğ ı n, yoksulluğ u n, işsizliğin ve daha n ice yoksu nlukların gideri lmesi g i bi en önemli sosya l-ekonomik problemlerin hiç birini çözemedi . Böy70


lece, Hindistan Komünist Partisi x'. Kongresi politik kara rında bel irti ldiği üzere, kapita l ist gelişmenin buna l ı m ı başgösterd i . Bunalım, Asya v e Afrika ü lkelerinde sosya l çelişki lerin a la bildiğ ine kes­ kinleşmesine yol açtı ve sınıfsal ve politik güçlerin yeni dağ ı l ı mını bel i r­ l edi. Bu ülkelerde, h a l k yığ ı n l a rı n ı n, topl umun çeşitli taba ka larının, geniş bir demokrati k çerçevesinde ve ekonomik bağ ı msızl ı k içi n, gerikal m ı ş l ı k ve yoksu l l uğun gideril mesi içi n savaş ı m temeli üzeri nde bi rleşmelerine elverişli koşullar ya ratıyor. Bu cephede, söz a l a nl a rı n bel irttikleri gibi, işçi sınıfı ve bu sınıfın partisi kesin rolü oyna m a ı ı d ı rl a r. Gerçi bugün bir­ çok memlekette proletarya henüz zayıftır. Buna karşın, g erek özel sektör­ de, gerekse devlet sektörü nde, sanayide ve köy ekonomisinde p roleta rya süratle oluşuyor. Sınıf bilincine henüz her yerde e rişil memiş olsa bile, proletarya, ul usa l birliği sağlama yeteneğ ine sa h i p biricik sınıftır ve gele­ cek bu sınıfındır. Asya ve Afrika kıtalarında sosya l i lerlemen in yazg ısı, bu sınıfın köylü lerle, sayıca kalaba l ı k küçük burjuva tabaka l a riyle, aydınlarla savaşkan bir yurtseverl i k bağlaşması yaratma, ulusal burjuvazinin a nti­ em perya list d üşünceli ta baka ları n ı bu bağlaşmaya çekme yeteneğ ine bağ l ıd ı r. A. Stavru'nun beli rttiği g i bi, işçi sı nıfı, a nti-em perya l i st savaşım, ulusal kurtuluş sava ş ı m ı koşul l a rında en önemli politik-ekono mik sorun­ ların çözü müne yard ı m edebilecek gerçekçi bir pol itika gütmektedir. Görüşmede şu önem l i kon uya işaret edild i : Bu bölgenin birçok ülkesi n­ de ve bu a rada en büyük ü l kesi olan H i ndista n'da son za manlarda bütün a nti-emperya l ist ve anti- monopol ist g üçleri birleştirmede önemli başarı­ l a ra ulaşan komünist partileri, yukarıda beli rl enen koşullardan ha reket ederek, strateji ve ta ktiklerini işlemektedirler.

Kapitalist olmayan gelişme perspektifi

Görüşmeye katı l a n l a r, bir bilô nço yaparak, Asya ve Afrika ül keleri nde kapita l i st gelişmenin, Avrupa ve Kuzey Amerika ü l keleri nin burjuva­ demokrati k devri mleri sı rası nda geçmiş old ukları yol l a rı tekrarlamadı­ ğ ı n ı bel i rttiler. O . Taybi özelli kle şuna işaret etti : Asl ı na ba kı l ı rsa ulusal kurtu luş devri m i bugünkü aşamasında bir başka tari h sel çağ ı n , ya n i d ü n ­ y a ölçüsünde kapitalizmden so sya l i zme geçiş çağ ı n ı n koşullorı içinde ger­ çekleştiril iyor. Bugün, genç devletlerde bile, kapita l izm a rtık ilerici ka­ rakter/i, gelişmeli bir ü retim tarzı değ ildir. Za m a n ı mızda i ler/eme her yer­ de sosya lizmle bağ l ı d ı r. Kapita lizm, her yerde, kend ine özgü en zoru n l u çel işki leri çözmekten aciz, ta rihsel ola ra k çü rüyüp gitmekte olan düzend i r. Bu çizg i ler, Asya ve Afrika ülkelerinde doğuş h a l i nde alan ka pita l izmin daha başla ngıcı nda suyüzüne çıkma kta d ı r. Bu istikrarsız d u rumun olağ a n ü stü önemli bir başka etkeni de, devlet 71


iktidarı n ı n karakteri nden, sosya l -ekonomik yapılışiarı n kapitalistçe tra ns­ formasyonu ndaki s ı n ı rl ı l ı kta n doğuyor. Görüşme sırası nda bel i rtildiği gibi, bu kesi mde, pratik o l a rak, h ü kümeti n kesin ve a rdıcıl bir tutu mla ya lnızca u l usal burj uvazinin çı karl a rı nı d i l e getirdiğ i ; yönetici çevrelerin mevzi le­ rinde yerli büyük sermayenin hiç de bütün gelişme kanunlarını bel i rle­ mediği top l u m u n çokya n l ı bel irsiz yapılışı n ı n yansımakta olduğu ü l ke de vard ı r. Gerçi, büyük ya ba ncı sermayeyle bağ l ı bir yapılış ve kuruluş başı çekeb i l i r ve sistem oluştu ra b i l i r. Ama bu aynı zamanda iç çelişkileri ve bu a rada u l usa� burj uvazinin içindeki çelişkil eri keski nleştirmektedir. S. Mitra ş u n u bel i rtti : Bu etkenl erden h a reket ederken, Asya ve Afrika'­ nın her hangi bir ül kesi nde a rtık ka pital ist gelişme yolunun kesinlikle ve dönüşsüz o l a ra k seçil miş b u l u nd uğunu, burada y a l n ı z ka pital ist geliş­ meden ve ka pita list yöneli mden söz edilebileceğini savlıyamayız. Kaldı ki, iç çel işkiler, çözümde ister istemez kapital ist gelişme çerçevesi n i n d ı ş ı na çı kıl mayı gerekti recek kad a r büyüktür. işçi sınıfı n ı n ve p a rtisinin ödevlerini bel i rl eyen de budur.

Kapita list yönel i m l i ü l kelerde, daha işin başında, kapital ist olmıyan ge­ lişme yol u için savaşı m a l ı p yürüyor. Sosya lizm için savaşan g üçler işçi sı nıfı ve bu sınıfı n Ma rksist- Leni nist partileri, bu kesim i n çoğ u ül kelerinde henüz zayıf ve baz ı l a rı nda henüz oluşmamış olsa l a r bile, bu savaşım baş­ lamakta ve yü rütü l mektedir. Bu konuda, küçük burj uvazi nin ya lnız a nti­ emperya list değ i l , aynı zama n�a a nti-ka pitalist pota nsiyel olanaklara sa­ hip olması olağa nüstü bir etken önemi kaza nıyor. B i l i ndiği g i bi, bu ül­ kelerde küçük b u rj uvazi köyl ülerle birlikte sayıca en büyük sın ıftır. Dene­ yin gösterdiği üzere, küçük b u rj uva yığ ı nları devrimci demokrasi plôt­ formu üzerinde yer a l a b i l i r, bu sınıfı n en iyi temsi lcileri ka pita list olmıyan yola geçil mesi ne önayak olabilirler. üstelik bunlar b i l i msel sosya lizmi beni mseme düzeyine yüksel me kabiliyeti nden yoksun d a değ i l d i rl er. Sözü­ müz odur ki, böylelikle, ka pita list gelişme kesi lebil i r ve bu dönem sosya­ list temel üzeri nde deği lse, genel demokratik temel üzerinde gerçekleş­ tirilebilir. Bugün sosyal ist yönelim, kurtu l u ş l a rı na kavuşmuş Asya ve Afrika ül keleri için ana yol ol uyor. işçi sı nıfı, kom ü nistler ve d iğer ilerici güçler, mem­ leketi kapita list yold a n çıkarabilecek, hem de ka pita lizmin bunun için gerekli « kıôsi k >. sosya l-ekonomik koş u l l a r ol uş\uracak kada r olgunlaş­ masını beklemeden yapabi lecek geniş bir s ı nıfsa l bağlaşma ya rata­ b i l i rler. Görüşmeye katı l a n la rı n beli rttikleri gibi, bu olanakların hayata geçiri l­ mesi, yeni söm ü rgeciliğe karşı ekonomik bağ ı msızlık uğ runda yürütülen savaşı mda elde edil ecek başarı l a ra, ya n i anca k sosyal ist ül kelere daya n ­ m a k , g ü ç l ü sosya list top l u l u kla dostl u k ve işbirliğini a rd ı c ı l biçimde geliş­ tirmekle ulaşılabilecek başa rı l a ra büyük ölçüde bağ lıdı r. 72


Işçilerin sınıf bilinci : Gelişme güzeyi ve eği l imleri Jose/ Schlei/stein Frank/urt-Main Marksist Araştırmalar Enstitüsü Direktörü

Johannes H. von Haiseler Frank/urt-Main Marksist Araştırmalar Enstitüsü mensuplaf/ndan

Geniş işçi yığ ı n larında sınıf bilincinin oluşma ve gelişmesi, Federal Al­ ma nya Cumhuriyeti 'nde ilerici güçlerin başa rı ları n ı n önemli bir önkoşu l u ­ d u r. A l m a n Komün ist Partisi, Lenin'in ya rg ı larını kılavuz edinerek, işçile­ ri n sosyal ve politik sava ş ım l a r boyunca edindikleri deneyin gelişkin bir politik bilinç düzeyine çıkarı lması soru nu üzerinde özel bir dikkatle d u ru­ yor. Sosyal psikoloji ve emekçi lerin sınıfsal bilinci problemleri , Marksist partinin yığınlar a rasında ideoloj ik ve politik etkiyi g enişletmeye yönelik eyl emiyle sımsıkı bağ l ı d ı r ; bu problemler Ma rksistlerin burjuva ideolog ­ la riyle, sağ ve « sol » oportün istlerle tartı şmaları nda birbiri a rd ı nca ortaya çı kmaktad ı r. Federal Alman Cumhuriyetinde işçilerin bilinç d u ru m u üzerinde, bu bi­ lincin oluşmasına i l işkin ekonomik, politik ve ideolojik koş u l l a r ve gelişme eğ i l i mleri üzeri nde gerçekçi bir değerlendirme, her şeyden önce « s ı n ıf bilinci» kavra m ı n ı n içeriğ i n i n açıklanmasını gerektiriyor. Bu soru nun açık­ l o nması, i dealist ve mekan i k görüşlere etki n l i kle karşı konulmasına ve sübjektif etkenin rol ünün sözün tam a n l a miyle bel i rtil mesine olanak vere­ cektir. Biz, K. Ma rks ve V. i. Lenin'in fikirleri ni kı lavuz edin irken, işçileri n sınıf bilincinin kara kteri ni beli rlemede, bunun yapısını, kend i l iğ i nden-gelme ve bilinçli öğelerin, psikolojik ve ideolojik öğelerin bağ ı ntı ve etki leşmesin i di kkate a l m a k g erektiği düşü ncesinden hareket ediyoruz. Bu açıdan ba ­ kacak o l u rsak, sınıf bilincini, meka n i k olarak, savaşım içinde işçilerde kend iliğinden-gelme biçimde oluşa n tasavvurlara indirg emek de (örneğin, bunu «orta bilinç» olarak gösterme denemeleri), y ı ğ ı n ların gereksinme ve isteklerinin bilinç ba k ı m ı ndan gelişmelerinde oynadığı rol ü inkôr etmek de ya n l ı ştı r. Çeşitli sınıf ve ta bakaları n bil inç ve sosyal psi kolojileri nin köklerini, maddi yaşa mda, toplumun ekonomik temelinde a ra ma l ıyız. Bununla be­ raber, ideolojik a l a n ları n yaşa mdaki üstya pısı politik il işkilerle ve g eçmiş 73


çağ ların çok çeşitli düşünsel mirasiyle karşı l ı k l ı bağ ı ntısını da d ikkate a l ­ m a m ı z g erekiyor. Ka pita lizmde işçi sınıfı n ı n ekonomik ve politik d u rumu, bizzat yaşa ma koşulları, kapital ist toplumdaki çelişki ler ve uzlaşmaz zıtl ıklar, bu topl uma özg ü ada letsizli k ve il letler, ekonomik, politik ve mora l buna l ı m ve sa rs ı n ­ tılar, olgunlaşmış sosya l problem leri çözmekten ôciz oluşu işçilerde m u h a ­ lefet psikolojisi, a nti-ka pital i st görüşler ve istekler uya ndı rıyor. Bunun ya ­ n ı s ı ra, işçilerin kapital ist sistemdeki yaşama koş u l l a rı yüzünden işçi s ı n ı ­ f ı n d a kend i l iğ i nden-gelme biçimde o l u ş a n bilinç, burjuva ideolojisinin etki izlerini taşıyor. Bu bilinç, birdenbire ve kendiliğinden, toplu msa l i l işki leri bütün karşı l ı k l ı kara kteriyle anlama, temel sın ıfsa l çelişkiyi ve ka pita lizmin tarihsel geçici kara kterini kavrama düzeyine çıkıvermiyor. Sonuç olarak, kend iliğinden-gelme biçimde oluşan bil inç, i lkel muhalefet biçimlerini de ka psıyorak, burjuva ideolojisi çerçevesi içinde kalıyor. işçi sınıfının kendi sınıfsal çıkarları n ı n ve bunlara ta rih sel hedeflerin bilincine va rmaya başlaması kend iliğinden, düzen l i , yığı nsal biçimde ve birdenbire olm uyor. Bu olay, sübjektif etkenin, öncel ikle işçi s ı n ıfı nın, yani g eri kalan proleta rya yığ ı n ı ndan ayrı m I ı olara k a rtık proleta rya hareketi­ nin gelişme koşulları n ı ve g enel sonuçlarını anlayacak kada r yüksel miş bulunan sl rı1fı n Ma rksist partisinin olağan üstü büyük önemini belirl iyor. işçi sın ıfı a rasında eylem gösteren bil inçli g üçler ve Ma rksist parti, işçi­ l erin a nti-ka pital ist isteklerinden ve kend iliğinden-gelme olara k sosya ­ l izme bağ l a n ma larından ya ra rl a n a rak, sınıf bilincinin gelişmesi ne, işçi sınıfının örgütlülük ve savaşkanlığ ı n ı n a rtırı l masına yard ı m edebi l i rler. V. i . Lenin, s ı n ıf bil incinin gelişmesi yolunda ka rşı laşılan ve işçi s ı n ı ­ fı n ı n kapital izmdeki toplumsal d u ru m u nda, söm ü rü ve egemenlik biçim­ lerini ka pitalist topl uma özg ü maskeleme metotlarında g izlenen objektif .g üçıük ve engelleri çözü m ledi kten sonra, işçi sınıfı a rasında kend iliğin­ den-gelme biçimde oluşan fikirleri treydünion ist veya sendika l bilinç ola­ ra k n iteliyor ve bunu sınıf bil i ncinin i l k bel i rtile ri olara k ele a lıyord u. Ve « kend iliğinden-gelme eleman, oluşunda, bilincin ilk belirti lerinden başka bir şey değ ildir», d iyordu. (1) B i l i ncin bu « i lk bel i rtilerini », a ncak işçi sınıfı n ı n kendi temel çıkarlarını anla ması halinde sözkonusu olabi lecek gelişkin s ı n ıf bilincinden ayı rdet­ mek g erekiyor. Gelişkin sınıf bili nci (pol itik bil i nç), K. M a rks'ın deyi miyle « kendisi için s ı n ıf»ın bil incid i r. (2) Bu b i l i nç sermaye ile emek a rasındaki sın ıfsal çel işkinin ve bunun tüm topluma yayıl ması n ı n kavra n masını, pol i ­ tik sın ıfsa l savaş ı m gereğ i n i n bilincine varı lmasını, işçi s ı n ı fı n ı n a ncak politik iktidarı ele g eçi rmek ve kapital ist sistemin va rl ı ğ ı n a son vermek

(t) V. i . Lenin, Bütün eserleri, c. 6, s. 29-30. (2) K. Marks ve F. Engels, Esetler, c. 4, s. 1 83. 74


suretiyle kurtulabi leceğ inin anlaşıl ması n ı gerektir-iyor. Ve kendiliğinden anlaşıl ıyor ki, çağ ı m ı zda, proleta rya n ı n gelişkin sınıf bil inci, işçi sınıfının a rtık politik i ktidarı elde etmiş olduğu sosya list ü l kelerle daya nışma zo· ru nluğu a n lay ı ş ı n ı da ka psıyor. Oyle ki, gelişkin sınıfsa l bili nç, bili msel sosyalizmin işçi s ı nıfı tarafı ndan kabulü ve beni msenmesi a nlamına geli. yor. Bu açıklamadan sonra, şimdi, Federal Alma nya Cumhuriyetinde işçi sınıfının bugünkü bilinç durumunu ve bunun gelişme eğ i l i m leri ni çözüm· Iemeye geçebiliriz. FAC'de 1 973 yılında enstitümüz tarafı ndan örgütlenen sın ıfsal yapı ve sınıfsal bil i nç problemleri kon u l u bili msel konferansta, bilinç gelişmesinin doğ ruda n doğ ruya emeğ i n yapısal.teknik koş u l l a rı na bağ lı olduğu görü şü reddedi l mişti. Bundan başka, sınıf b i l i nci düzeyini ve gelişme eğ ilimlerini, s ı rf işçi sınıfı n ı n sosyal durumunun çözü m len mesin. den ha reketle açıklama denemesi de eleşti ri idi. Zira böyle bir yanaşı mla, işçi sınıfının çeşitli kol ları nda sınıf bilinci düzeyleri a rasındaki büyük ay· rı mı, çeşitli kapita l ist ülkelerde işçi ha reketinin gelişmesindeki d üzensiz· liği a n lamak zordur. Konferansta, sosyal ·ekonomik i lişkileri n (üretim süreci nde a l ı na n yer, sosya l d u rum, yaşama ve ça lışma koşulla rı), sınıf bilincinin o l uşması ve yayg ı nlaşması için bel i rleyici bir temel olarak a ncak son çözümde di kkate alınabileceği belirtildi. Politik ve i deolojik karakterli önkoşullar da (örne· ğ in, şu veya bu ka pita list ü l kede politik il işkilerin çok veya az göreceli sağ l a m l ı ğ ı ve bununla bağ l ı olara k kapita l ist egemenlik metotları n ı n çok veya az ma nevra kabiliyeti ve esnekliğ i ; işçi sınıfı n ı n belirli bir memle· kette yü rüttüğ ü sınıf savaşları n ı n atı l ı m ve boyutları ; yakın geçmişte ve halihazırda sınıf g üçlerinin oranı ; bütün biçim ve türleriyle burjuva ideo· lojisinin etkisi ve bu a rada « sosyal partnörlü k » ve sosyal reformizm ideo· lojisine işçi sı nıfı nın kapı l ma dereesi ; sendikaları n ne kada r güçlü olduğu, aynı za manda sınıf çıkarl a rı n ı savu nma yolunda savaşım yeteneğ i ve emekçi yığı nları n ı seferber etme rol ü ; Ma rksist güçlerin, özellikle komü· n ist partisi nin işçi hareketindeki yeri ve rol ü , işçi sın ıfı üzeri ndeki örgütsel ve ideolojik etki dereceleri) büyük bir önem taşı makta d ı r. (3) Al man faşizminin ezil mesi nden sonra başl ıyan tekelci restorasyon süre· cinin (Batı Alman Sendikalar B i rliği bu süreci resmen eski mülkiyet ve egemenl i k i lişkilerini ca nlandırma süreci olara k ta n ı mladı) FAC'de işçi sınıfı nı n bilincinin oluşması üzeri nde ne büy ü k bir etki ya ptığ ı biliniyor. « Soğuk savaş»ın, devlet politikası haline getirilen a nti·komünizmin, Sov· yetler Birliğ ine, ADC'ne ve d iğer sosyajist ü lkelere ka rşı g i rişilen azg ı n i ntika mcı v e şovenist propagandanın, emek i l e « değişen kapita lizm » ara·

(3) Bak : Klassenstruktur und KlassenbewuBtsein i n der B RD, Frankfurt· Main, Verlag Marxistische Blötter, 1 974. 75


sında (sözü mona « ekonomik mucize» ve oransal olarak sürekli bir yüksek ekonomik konjonktür teraneleriyle beslenen) « pa rtnörl ü k » hayallerinin, ASDP sağcı liderleri nin devlet-tekel ka pita l izmini dört elle tutma, işçilerin bütün birlik ve daya nışma h a reketlerine ka rşı sava şıma g eçme, iftira lara başvurma, komün ist partisini yasaklama ve ama nsızca kovuşturma mev­ zilerinde yer a l a ra k g ü ttükleri politika n ı n , bütün bu hususla rı n , işçi sınıfı n ı n g e n i ş ta ba kaları a rasında belirli bir boca lama ya ratması, onun s ı n ı f bilin­ cinin gelişmesini yavaşlatması olağa ndır. B u rjuva ideolog ve politikacı l a rı, sınıf sava ş ı m ı n ı n a rtık « bertaraf ed i l m i ş » olduğu, işçi sınıfının « so n »u geldiğ i tera nesini tutturd u l a r ve FAC'den a rtı k bir «orta ta bakalar top­ l u m u » örneğ i olara k söz etmeye başla d ı l a r. « Sosya l partnörl ü k » ideolojisi ve a nti-komünizm işçi çevreleri a rasında da derin kökler saldı. Ama işçi hareketi için bu ağ ı r ve karmaşık dönemde bile, burjuvazi, işçi s ı n ıfı nın bil incindeki en olağan deneyi, kendi reel sın ıfsal d u rumuna da­ ya lı deneyi büsbütün dağıtıp çü rütemedi. B u rjuva sosyolog ları, a m p i rik i ncelemeler ya parken, büyük Batı Alman kuruluşlarında ça l ışma kta olan işçilerin topl u m u « üst tabakalar» (kapita listler) ve « a l t ta ba kalar» (işçi­ ler) olara k ikiye böl ünmüş saymaya deva m ettiklerini bel irtmekten kaçı­ namadı l a r. B u sosyolog l a r, işçilerin hiç de isti hdamın sağ la m l ı ğ ı na, sürekli ve kesintisiz ça lışmaya deva m edebi leceklerine güven i p de gevşemed ik­ l erini ; tersine, çalıştıkları yeri her g ü n kaybedebilecekleri korkusuyle yaşadıklarını itiraf etmek zoru nda kald ı l a r. Işçi sı nıfı bu y ı l l a r boyunca da kendi toplumsal d u ru m u n u kavra maya i l işkin bazı elemanları koruya­ geldi. Ama bu elemanlar tuta rl ı değ i l d i ; işçilerin görüşlerinde genişlik yetersizdi, tarihsel perspektif a n layı şı noksa n l ı ğ ı vard ı . işçilerin önem li bir bölümü, ya varola n koşu l l a rı değ iştirilemez sayıyor, ya da işçi sınıfı n ı n bunları değişti rme yeteneğine inanam ıyorl a rd ı . Yaklaşı k olara k 1 960'Iarı n orta larından itiba ren, çok ağ ı r v e düzensiz de olsa, d u rum değişmeye başladı. Bu, her şeyden önce, memleketi n ob­ jektif gel işmesiyle bağ l ı ydı, ya ni savaşta n sonraki elverişli konjonktürün düşmesinden, devlet-tekel sistemi çelişkilerinin keskin leşmesinden, ma den sanayiindeki ya pısa l buna l ı m , ADe konusunda Bon hükü meti nin izlediğ i « k uvvet pozisyo n u » politikası n ı n iflası vb. g i bi olgulardan ileri geliyordu. 1 966-1 967 buna l ı m ı , işçi sınıfı n ı n geniş taba kaları arasında, çağdaş ka pita lizmin krizlere düşmeden ve tam istihdamı zedelemeden sürekli bir gelişmeyi sağl ıyabileceğ ine bağ lı haya l lerin sa rs ı l ma sürecinin başlangıcı oldu. Bu buna l ı m 700 bin kişinin işten çıkarı l m a sı na, eksik işg ünü uyg u l a ­ ması n ı n g enişlemesi ne v e böylelikle işçi sınıfı n ı n yaşama dü zeyinin olduk­ ça d üşmesine yol açtı. i l k aylarda işçi çıkışları birden alevlenmed i . Ancak patronlar buna l ı m d u ru m undan ya rarlanara k işçi hakları na karşı geniş bir saldı rıya g eçmeye, işçi ücretleri n i düşürmeye, toplu sözleşmel erle sap­ ta nmış işçi kaza n ı m l a rı n ı ta n ı m a maya kal kıştıktan sonradır ki, bütün 76


memlekette savun m a g revleri a l ı p yürüyüverd i . 1 967 ilkbaharı n d a n 1 968 ilkba harı n a kadar. maden işleme sanayiinde böylece 200 g rev ya pıldığı g örüldü. Aynı dönemde nice maden ocağ ı n ı n kapatılmasını protesto eden Prusya madenci leri nin savaşımı en yüksek noktasına ulaştı. Madenciler ve demir-çelik işçileri bu sava ş ı m boyunca politik şiarlar da ileri sü rmeye başladılar. 1 969 y ı l ı nda en a ktif örnekleri ni çel ik döküm. meta l işleme ve maden sanayii kuruluşları nda gördüğümüz Eylül g revleri s ı ra s ı nda «sosyal part­ nörl ü k » politikasına i l işkin haya / l e r d a ha çok sarsı l d ı . B u g revlere 69 k u ru ­ lu şta n 1 40 bin işçi katı l d ı . G revler. i l g i l i sendi ka org a n l a rı n ı n resmi çağrısiyle değil (ki bu org a n l a r. tôrife anl aşması yürürl ü kte olduğu sü rece « sükCınu koru ma k " la yükümlüd ürler), işçi toplu lukları nı n kendi kara riyle başladı. Patronlar. kamuoyu hazırl a ma sisteminin kendilerine bağ l ı . k ı l ı n m ı ş olma­ sından ya rarlanara k (g revler her za m a n örg ütlü o l a ra k yap ı l d ı ğ ı ha lde) . « ka n unsuz». «ya ba n i » g revlerden. sendika liderleri de « kendiliğinden­ gelme» g revlerden söz etmeye başladılar. 1 969 Eylülü gösteri leri. işçi sınıfının bel irli bir böl ü m ü nün bilincinde önem l i değişimler olduğunu gösterd i. savaşıma g eçen kuru l uşlar kolektif­ leri n i n yü ksek bir birl i k ve disiplin ruhu nda hareket ettikleri ni ortaya koy­ du. Bu gösteriler. sendikal bilinç biçi mlerinde gözle görü l ü r bir ca nlanma olduğuna. işçi sınıfı n ı n ücretleri n i n a rtı rılması ve ça lışma koşu llarının iyi­ leştiri l mesi g i bi i l kel ekonomik istemler için savaş ı m hazı rl ı ğ ı n ı n arttığ ına ta n ı k l ı k ediyordu. Eylül gösteri lerinde. işçi ler. FAC tari hinde i l k defa ola­ rak. kuru l uşların eylemde işgal altı na a l ı n ması g i bi bir sava ş ı m biçi m i ne de başvurd u l a r. 1 969 Eyl ü l ü g revleri üzeri nde enstitü müz tarafı ndan yapılan sosyolojik i nceleme şu sonuçla rı n çıkarılmasına olanak verd i : işçi ler toplumdaki sınıfsa l çel işkinin (en çok kuru l uşlar çerçevesinde işçi kolektifleri ile pat­ ronların çıkarları a rasında çel işki biçi m i nde) bilincine varıyorla r. işçilerin hoşnutsuzl uğu. kaza nçl a r ile işçi g ü ndelikleri a rasındaki uçuru m u n derin­ l eşmesinden. aynı za m a nda işverenlerin keyfi ha reketlerinden ileri g eliyor. Bu hoşn utsuzl uk a rt ı k kuruluş çerçevesinden taşıyor. g enel u l usa l prob­ lemler işçilerin ve memurların dolaysız gerekseme ve istekleriyle i l işki li oldukça ve bu i l işki iyice kavra ndı kça . bu alana kad a r da yayı l ıyor. Düş­ man kavra m ı artık « ka pita list» veya « ka pita listler» a n l a m ı n a geliyor. (4) Bir başka deyişle. sözkonusu g revlere katı l m ı ş olan FAC işçi leri n i n ezici çoğ u nluğunda şimdilik ya l n ı z rüşeym biçimleri nde sınıf bilincinin varl ı ­ ğ ı nd a n söz edilebi l i r. Orneğ in. grevler boyunca kuruluşlar çerçevesinde komünist iş a rkadaşlarını işverenlerle görüşmeler içi n g üven i l i r kişi ve ü reti m konseyleri üyeleri o l a ra k seçmiş bulunan aynı işçi lerin. politik se-

(I) Die Septp.mberstreiks 1 969. Beitröge der i MSF 1 . Fra nkfurt/Main. 1 969. 77


çimlerde çoğ u kez kendi ça lışma arkadaşları olan komünistlerin adayla­ rına oy vermedikleri bir g erçektir. Bu böyle olsa do, 1 969 y ı l ı ndaki savaşkan çıkışlarda kendilerini göste­ ren işçilerin b i l i ncindeki değişimler küçü msenemez. Her şeyden önce, bu g revler, egemen sın ıfları n FAC'nin « g revleri en küçük sayıda " ka pita ­ l ist memleket olmasiyle öğ ündükleri bir ü lkede ya pıldı. Bundan ötü rüdür ki, burjuva bas ı n ı va ktiyl e g rev hareketi nden söz ettikçe, bunun bir Fran­ sa, bir ingiltere veya bir başka memleket kaşulları nda (fa kat Batı Alman­ ya koşulları nda değ i l !) başgösterdiğini belirtiyordu. Ama bu defaki g rev­ ler, işçilerin .kurul uşlar çerçevesinde eylemlere g eçmede ne kada r olanak­ lara sahip oldukları n ı kavramalarına yard ı m etti, uzun yı llar süren pasif­ liğin bertaraf edi l mesi sürec i n i n de başlangıcı oldu. Böylece, işçilerin öncelikle kendi deneyim lerinden ders a l d ı kları, savaşım içinde elde edilen deneyin de bir ya ndan işçi sınıfı nın sava ş ı m yeteneğ ini yeni bir düzeye çıkardığı hakkındaki Leninci d üşünce b i r kez daha doğrulandı. Bu g rev­ l er, kamüni stler i l e sol sosyal -demokratla rı n sendika örg ütlerinde daha büyük bir nüfuza sa h i p oldukları ve e l birliğiyle hareket ettikleri yerlerde işçi kalektiflerin i n gücünün ve kapasitesin i n arttı ğ ı nı gösterd i . Sınıf bilincinin uyanışı, daimi bir yükseliş çizgisi boyunca ol masa bile, daha sonraki y ı l l a r;! a da devam etti. Bu uyanışta en çok demir-çelik ve metal işleme sanayii merkezleri nde hızlı bir ilerleme g örü ldü. 1 970 yılı nda metal işleme sanayiinde g ü ndeliklerin artırı l ması için savaşım çerçeve­ sinde ya pılan g rev ve gösterilere, send ikaları n verilerine göre 700 bin işçi ve memur katı l d ı . 1 971 'de, k ı rk yıldan beri i l k defa alarak, Batı Alman tekelci sermayesi n i n egemenlik merkezlerinden biri olan ki mya sanayiinde büyük bir g rev yap ı l d ı . Bu g reve katı lanları n sayısı 1 50 bini buldu. Kimya sanayii işçileri n i n çıkışları gayet anla m l ı d ı r, zira asıl en önde g iden kimya konsernleri « sosyal partnörlü k ., palavra l a riyle a l a bildiğine spekülôsyon yaptı lar. Bu grevlerin bir başka ayıncı vasfı , geniş işçi ve memurların ve aynı zamanda öğ rencilerin de katı l m ı ş olmalarıdır. 1 972 yılı nda ve 1 973 yazı ndaki sınıf savaşları n ı n ayırdedici çizgisi, d iğer işkollarında, özellikle küçük ve orta kuruluşlarda ça lışan işçilerin g rev ha­ reketlerine çekilebiimiş olmaları d ı r. I şçi s ı n ı fı n ı n daha önce pasif davra­ nan kolları n ı n savaşıma katı lması, ileri sürülen istekler çerçevesi n i n g eniş­ l emesi, işçilerin bu bölümünün bilincinin büyük kuru l uşlardaki işçilerin bilinci düzeyine yükselmekte olduğunu gösteriyor. Bir başka özel lik de, kad ı n işçil erin geniş ölçüde savaşıma çeki lebiimiş olmasıdır. Kaldı ki, 1 973 yı l ı n ı n birçok çıkışları nda yabancı işçiler ( i l k defa böylesine geniş ölçüde) önemli bir rol oynad ı lar. FAC işçi sınıfının yalnız iş ücretleri n i n a rtırıl ması için değil, aynı za­ manda ça l ı şma ve yaşama koşullarını iyileştirecek ted birler alı nması için 78


savaşıma hazır oiuşu Baden-Württemberg kesimi madencilerinin 1 973 güzündeki örgütlü, güçlü çıkışlarında ifadesin i buldu. Bu madenciler, üc­ retli küçük din lenme uyg u lamasına g eçi lmesi, ba nt sistemi çalışmada d a r anla mda daha öte ihtisaşlasma n ı n yasak edil mesi, y a ş l ı işçilerin işten çıkarı l ma l a rı n a karşı gerekli ödemenin sağla nması ve bunların hakları n ı n savu nulması, aynı za manda götürü ça l ı şa n l a r için g a ra nti li b i r indirim ta n ı nması g i bi istekler ileri sürdü ler. Bu i stekler, 1 974 yılı başında yapılan g r�vde kereste sanayii ve yapay maddeler fabrika ları işçileri tarafı ndan da desteklend i . 1 969 Eyl ü l ü s ı n ı f savaşlarının FAC'de geleneksel olara k işçi sınıfı n ı n a n a kol l a rı nd a n sayı l a n işçilerde send ikal bilincin uya nması sürecine yol a çtı ğ ı n ı kabul edersek, 1 973 yaz aylarındaki g revlerin ve aynı zamanda ka m u hizmetleri kesiminde ça lışanların 1 974 y ı l ı ndaki g rev hareketi nin d iğer kategorilerden işçilerde de bu bilincin uyan ı şı s ü recin i n başlang ıcı olduğunu söyl iyebil i riz. B iz FAC'de işçilerin s ı n ı fsa l bil incindeki gelişmeleri olumlu saymakla beraber, treydü nioncu bilincin s ı n ı rlı ve tekya nlı kara kteri ni de bel i rtiyor ve işçi sınıfını bilimsel sosya lizm düzeyine çıkarmaya ça lışıyoruz. Anyı za ­ manda, parti m i z, işçilerde sınıf bilincini geliştirme eyl eminde, fo izzat yı­ ğ ı nları n rol ü n ü , g ereksi nmelerini ve isteklerini di kkate a l ma zorunluğunu çıkış noktası yapıyor. Olaylar bu tutu m u n doğ ruluğunu gösterdi. Eskiden olduğu g i bi , bugün de, dolaysız sosya l -ekonomik gereksinmelerin gideril­ mesi için savaş ı m , yani neo-reformistferi n ve aşırı solcuların yeniden de­ ğer biçerek « eski miş» veya sadece « niceı » buldukları savaşım, geniş işçi yığ ı n larına, topl umdaki durumları nı değerlendirmeleri için materyal veri­ yor, d a ha etkin savaşım için onları esinl iyor. Işçi h a reketi bak ı m ı ndan d a ha gelişkin olan diğer ka pita list ülkelerdeki büyük kapsa m l ı sınıf savaş­ ları n ı n gösterd i ğ i g i bi, bu istekler, sınıf bilincinin oluşma ve gelişmesi için önemli hareket nokta ları d ı r. işçi s ı n ıfı nın belirli bir böl ü m ü n ü n bilincinin gelişmesinde, sosyal ve ekonomik isteklerin g erçekleştirilmesini sağlama ça l ı şmaları n ı n ya nısıra, « olağa nüstü kanunlar» a karşı savaşım, Viyetnam h a lkıyla daya nışma ha­ reketi, Moskova ve Varşova Antlaşm a l a rı n ı n imza la n ma s ı n ı i steme gibi politik çı kışla r da önemli bir rol oynad ı . Ama hemen bel irtel im ki, « ola­ ğ a n ü stü kanunlar» ı n çıkarı l masına ve Bundsever'i n yeniden mil itarize ed il mesine karşı a ktif savaşıma (bu hareketlere en büyük sayıda işçi ka­ tıl m ı ş olsa bile) ancak sendika l a rı n a ktif üyeler çekirdeği çekilebiidi. B u. ti pten pol iti k hareketler büyük olanaklar gizliyor. Faşizm üzerinde kaza n ı ­ l a n utk u n u n 30. yıldön ü m ü m ü nasebetiyle yapılan büyük g österi bunu bir kez daha doğruladı. Birkaç sözle de, bugünkü buna l ı m ın, işsizlerin ve tam işgünü ça lışaını­ yanlar sayısı n ı n çoğ a l masının, g itgide ileri iyen enflasyonun FAC emek79


ç i leri n i n topl umsa l-politik bil inci üzeri ndeki etkisine değ i nelim. Memleke­ timizde, uzlaşma ve katlamayı yeğ l iyen ruh h a l i n i n güçlenmesine, yarın g üvensizliği ve korkusunun a rtmasına, daya nışma d uyg usunun zayıfla­ masına baka rak, buna l ı m olg u l a rı n ı n , bütünüyle, sınıf bilinci nin genişle­ _mesini ve b i l i nç düzeyi nin yükselti l mesini güçleştirdiğini söyl iyebi l i riz. Yeni istekler ileri sürül mesinde işçilerin g itgide daha pasif davrandı kları ve a ncak a rtık elde edi l m i ş ola n ı savunma zorunluğu h a l lerinde topl uca eyleme g eçmeye yatk ı n oldukları görül üyor. Sendika örg ütleri i şçilerin sa ­ vaşıma hazı r oluşundan her za man ve en uyg u n biçi mde yararl a namıyor­ l a r. Işçi sınıfının savaşım yeteneğ i n i a ktif biçimde geliştirme soru nuyla karşı karşıya geldikleri ha lde, sendika örgütleri nin b u sorunu çözmen i n gerektird i ğ i düzeyde görünebildikleri söylenemez. Bununla beraber, ka pital izmin g enel buna l ı m ı n ı n yeni safhası koşu l ­ l a rı nda politik v e ideoloj i k savaşı mda şiddetlenme a l ô metleri de görü l ü ­ yor. Bunun, örneğ i n , kapita lizmin kara kteri n i n h e r şeyden önce g e n ç k u ­ ş a k ta rafı ndan d a ha i y i a n laşıl ma kta olması nda görüyoruz. Genç işçilerin a ğ ı r durumu, mesl eksel hazı rlı k sistemi ndeki yetersizlikler, öğ retimde öğrenci yeri sayıs ı n ı n azaltı lması, memleket ölçüsündeki işsizliğe kıyasla g ençli k a rasında daha büyük alan işsizl i k gibi hususla rı n h epsini g enç i şçiler öyle sesiz sedasız sineye çekmiyorl a r ; tam tersine, son aylarda gö­ rüldüğü üzere, gösterilere ve diğer yığ ı n eylemlerine genç i şçiler ve memurlar d a ha geniş ölçüde katı l ı yorlar. FAC'de devlet-tekel ka pita lizmi koşul l a rı nda işçilerin sınıf b i l i ncinin daha çabuk gelişmesi yolunda başl ıca engeller nelerdir? Işçilerin bir böl ü m ü kend ileri n i doğ rud a n doğ ruya i l g i lend i ren sosyal soru nları g ü n ­ den güne daha i y i kavra makta olsa da, bu kavrayışın o n l a r ı n politik g ö­ rüş ve tutumlarında esaslı değ i şi m ler yaratmasını engel liyen birçok neden­ l erin varl ı ğ ı söz götürmez. Bu neden ler a rası nda, her şeyden önce, ege­ men çevrelerin, çeşitli etki leme metotla rı ndan yara rla n a ra k devlet-tekel kapita l izmi sistemi içinde işçi sı nıfını harman edip « eritme» çaba l a rı geli­ yor. Devlet ve büyük konsernler, işçileri ve memurl a rı egemen sisteme « ba ğ l a ma » yolunda çeşitli a raçlara başvu ruyorlar. Bunlar a rasında, «va r­ l ı k edi n me », « kazançlara katı l ı m », k u ruluşları n kazanç payı ölçülerine göre prim vaatleri, k u ru l uş fonlarından işçi lere konut ve kredi ler sağ lama vb. g i bi sözümona ted b i rler vard ı r. Sınıf bilincinin gelişmes i n i önl iyen diğer engel burjuva devleti nin ka­ rakteri konusundaki reformist düşüncelerin daya n ı k l ı oluşudur. FAC'de b i r­ çok işçi, onyı l l a rdan beri sosya l-demokrat ve sosya l - reformist ideolog l a rı n kendi l erine aşı layageldikleri üzere, devlete, sınıfl a r a rasında «ta rafsız a racı » gözüyle bakmaya deva m ediyor. 1 969 Eyl ülünde «yaba n i » g reve g eçmiş olan işçilerin, sadece bi rkaç ay sonra, seçi mler s ı rasında ASDP'ne oy vermiş olmaları dikkate değer. 80


B u rjuva devleti nin, hükü met politikası n ı n ve özel likle sosya l -demokrat­ l a rı n yönettikleri hükü meti n güttüğ ü politikanın nispeten «ta rafsız» ka rak­ teri ne i lişkin haya ller, burjuva ve sosya l -demokrati k ideolojiye ve aynı zamanda « sol » sekter g rupları n ideolojisine özgü ve hôlô gücünden bir şey yitirmemiş olan a nti -komünist önyarg ı l a rl a sıkıca bağlıdır. Bu önya r­ g ı l a r, kuruluşların ve sendika ların çerçevesi içinde komünistlerle sosya l­ demokratla rın ortak eylemleri n i a rtık d u rdurabilecek d u rumda ol masa da, işçi lerin kuru l uşlar içi ndeki savaş ı m deneyi ni değerlendirmeleri n i hôlô epeyce güçleşti rmekte, bu deneyin kuruluşlar çerçevesinden çıkara k bütün topl uma yayı l masına engel olma ktad ı r. Ve üstelik, ilerici görüş sahibi nice a ktif işçiler, bu önyarg ı l a rı n etkisi altında, AKP'ne hôlô kendi politik çıkarla rının temsilcisi gözüyle bakmaktan uzak bulunuyorl a r. Bu gibi işçi­ ler, birçok soru nla i l g i l i olara k sosya l-demokrat yöneticileri ve özellikle g ütlükleri ekonomi politikas ı n ı şiddetle eleştirdikleri halde, kendilerini hôlô ASDP'yle bağ lı saymakta deva m ediyorla r. Sendika önderlerinin sos­ ya l-demokratlarla ya kın i l işki leri de gözden kaçmıyar. Ama ne de olsa, seçi mlerde sosya l-demokratla ra oy verm iş olanların içinden epeyce işçi, ASDP yöneticilerinin oldumolası işçilerin değ i l , büyük sermayeci lerin çıkarları n temsil ettiğ i n i ve AKP'nin FAC'de anti-ka pital ist ve sosya l i st görüş ve tutumu ardıcı l l ı kla savu nan biricik parti olduğunu anla maya başl ıyor. işçilerin sınıf b i l incinin düzeyi ve gelişme eğ i l i m leri konulu incelemeni n a macı, işçi hareketine bilimsel sosya lizm fi kirleri ni i letmek g i b i karmaşık bir politik ve ideolojik problemi n çözü müne ya rd ı m etmektir. Bu proble­ min yalnız mem leketi miz Ma rksistleri içi n değ i l , diğer ül keler Ma rksistleri için de birincil b i r önem taş ı d ı ğ ı kanısındayız. FAC Marksistleri, işçi sını­ fı n ı n d ü nya görüşünün geliş mesinde K. Marks, F. Engels ve V. i . Len i n tarafı ndan keşfedilen yasa llıklara ve mem leketi miz işçilerinin b i l i nç d ü ­ zeyi üzerindeki gerçekçi değerlendirmelere daya n a rak, bugün işçilerin kuruluşlar çerçevesindeki sayısız savaşla rda edi n i len deneye daya l ı ola­ rak oluşan b i l incini kendi temel sın ıfsa l çıka rlarının devlet-tekel kapita­ · lizmi sistemiyle bağdaşmazlığı.nı a rtık a n la maya başladıkları daha yü ksek b i r düzeye çıkarma sorununun en başta yer a l d ı ğ ı n ı düşün üyorla r. Bu soru nun çözü mü nde, sü bjektif etkenin ve özellikle FAC' n i n biricik örgütlü g ücü olan, işçi s ı n ıfı nın günlük çıkarla rı nın anti- monopol i st ve sosyal ist perspektifle örüldüğü bir Ma rksist progra mı kı lavuz ed i nen AKP'nin ola­ ğanüstü büyük bir rolü vard ı r. Birçok mem leketin deneyi, işçi sınıfının kendisi için sınıf olarak ol uşması n ı , b i l i nçlilik, örgütlülük ve savaşka n l ı k derecesini büyük ölçüde komün ist partisinin g ü c ü n ü n v e etkisinin belir­ led i ğ i n i gösteriyor. Bu yargı, AKP'nin bir yığ ı n partisine dönüşmesinin işçi s ı n ı fı n ı n ve bütün ilerici g üçlerin çıkarl a rına uyg u n d üştüğ ü memleketimiz için de geçerl i d i r.

81


Uluslararası örgütler hakkında kısa bilgiler Uluslararası " Halklar Arasında Barışı Güçlendirme » Lenin Odü/leri Komitesi Yazı Kurulu, okurlarımızın isteği üzerine uluslararası örgütler hakkında kısa bilgiler serisine başlıyor. Tüm uluslararası örgüt/er hakkında dergi sayfalarında bilgi vermek elbette ki olanaksızd". Çünkü bugün dünyada üçyüz kadar devletlerarası örgüt, 2.500'den fazla da devletlerarası olma­ yan örgüt bulunmaktadu. Bunlardan bir kısmının genel, diğerlerinin özel bir karakteri vardlf. Bunlar politika, ekonomi, bilim, kültür, spor vb. alan­ larını kapsamaktad"lar. ikinci Dünya Savaşından sonra uluslararası ör­ gütlerin sayısının hızla artması, dünyada baflşln güçlenmesi, halklar ara­ sinda işbirliğinin kuvvetlenmesi uğrunda savaşan toplumsal güçlerin ak­ tifleşmesinden, onlafln otoritesinin ve rolünün artmasından ileri gelmekte­ dir. 1 976 yılı içinde biz bu örgütlerden bazdafl hakkında bilgi vermiye çalışacağız.

insa n l ı k ta rihi nde i l k olaro k sosyo list devlet Lenin Barış Buyrultusu'yla dü nyada demokratik, adil ve sürekli bir barış için savaşıma başladı. SSCB Yüksek Şurası Prezidyu m u tarafı ndan U l uslara rası " Ha l k l a r Arasında Ba­ rışı Güçlend i rm e » Lenin Odül leri Kom'itesi'nin kurul ması bu savaşımda önemli bir aşama olm uştur. 25 yıl önce kurulan bu komiteni n başl ıca a macı dünya barış hareketini pro paganda etmek ve a ktifleştirmek, bu hareketin önde gelen savaşçı larını halklara ta n ıtmaktır. SSCB Yüksek Şura sı Prezidyumu ta rafı nda n kurulan bu komitede Sov-. yetler Birl iğ inden çeşitli toplum a d a m l a rı ve başka ü l kelerden demokra ­ t i k örg ütlerin önerd ikleri temsilciler yera lmaktad ı r. Komite b i r başkan ve 14 üyeden o l u şur. Oyelerin yetki süresi 6 yıl d". Her iki yılda bir komi­ tenin üçte biri yenilenir. Lenin ödülleri, hangi ü l keden, hangi ı rkta n olduğuna, hangi partiye üye olduğuna, politik görüşlerine, di nsel inançlarına bak ı l maksızın büyük ba rış savaşçı larına veri l ir. Lenin öd ül leri aynı zama nda, eserleri dü nya barışı için bir katkı teşkil eden bilim ve sanat adamları n a veri l i r. Lenin öd ül leri yarışmasında adayla r u l uslararası ve ul usal demokratik örgütler, bili msel kuruluşlar, öğretim kuru m l a rı, bilim, kültür ve sanat işçileri birlikleri ve ayrıca Komite üyeleri ta rafı ndan gösteril i rl er. Her yıl Mart-Nisan aylarında Moskova'da komiteni n topla ntısı y a pı l ı r, ödü l lerin kime veri leceğ i açık oyla mayla ve çoğ u nluk sistem ine göre tesbit ed i l i r. Odül kazananlara d i plom, üzerinde Lenin kabartması bulunan mada iye ve 25 bin ruble para verilir. 82


2� yılda Uluslara rası Lenin Odül leri Komitesi 54 ü l keden 1 28 politikacı, toplum ve devlet adamına Lenin Odülü vermişti r. B u nl a r arası nda büyük bilgin, ateşli barış savaşçısı Frederik Jolio Küri (Fransa), yaza r Anna Segers (ADC), Küba Komünist Partisi MK Birinci Sekreteri ve Bakanlar Kuru l u Başka n ı Fidel Kastro Rus, Dü nya B i l i m Işçileri Federasyon u Baş­ kanı Erik B u rol (Ingi ltere), Şili Komünist Partisi Genel Sekreteri Luis Kor­ valan, Tsola Dragoyçeva (Bulgarista n) ve Ng\-lyen Thi Din (Gü ney Viyet­ nam) g i bi topl u msal ve politik eylemciler, protestan papazı Martin Ni mel­ ler (FAC) , b i l g i n Laynus Poling (ABD), Uluslara rası Hukuk Profesörü Kaoru Yasui (Ja ponya), Ispa nya Komünist Partisi Başka nı Dolores I ba ruri, ressam Renoto G uttuzo (ıtalya), Dü nya Barış Konseyi Genel Sekreteri Romeş Ça ndra (Hindista n) da b u l unmakta d ı ri a r.

Uluslara rası « Ha l k l a r Arasında Barışı Güçlen d i rme» Lenin Odülünün, d ü nyada barışın g üçlen mesi için yoru lmak ned i r bil meden ça l ı şa n ve ça lışmaları tüm dü nya h a l kl a rı ta rafı ndan sayg ıyla karşı lanan SBKP MK Genel Sekreteri L. i . B rejnev'e veri l mesi tüm barışsever g üçler için büyük bir olay olmuştur. Insa n lı ğ ı n aydın geleceğ i, savaşın u l uslara rası i l işkiler a lanından çıkarı l ması, yüce Lenin'in fik i rleri n i n hayatta gerçekleşmesi için savaş a n l a rı n safları d u rmadan a rtma kta ve g üçlen mektedir. Barış u ğ ­ runda tüm d ü nyada verilen savaşıma Uluslara rası " Halklar Arasında B a ­ rışı G üçlendirme» L e n i n Od ü l l eri Komitesi de katkıda b u l u n maktad ı r. N. Blohin Uluslararası « Halklar Arasında Baf/şı Güçlendirm e » Lenin Odü/leri Komitesi Başkanı ve SSCB Tıp Bilimleri Akademisi üyesi

83


OZEL SAYFALAR

1975

yılına toplu bir bakış A.

Soydan

Geride bı raktığ ı m ı z 1 975 y ı l ı n ı n esas niteliği em peryalizmin, ka pita liz­ min b u n a l ı m l a rı n ı n deri nleşmesi, enflasyonun hızlanması, işsizliğ i n a rt­ ması, ka pital ist ü l kelerdeki işçi ha reketi nin gen işlemesi, g ittikçe d a ha geniş emekçi y ı ğ ı n l a rı n ı ka psa ması, öte yandan sosya list ü l kelerin sağ­ l ı k l ı bir şekilde gelişmeye deva m etmel eri, barışın, güven liğin daha da g üçlenmesidir. Ortak Pazar ülkeleri nde, B irleşik Amerika'da, Japonya'da, ya ni dü nya kapita lizm i n i n bu üç esas merkezinde 1 975 y ı l ı nda bun a l ı m l a r kapital iz­ min 1 930'Iardaki büyük buna l ı m ından bu yana görü l memiş ölçülere va r­ dı. Amerikan doları resmen veya piyasada ve borsa larda bi rkaç defa de­ val Cıye ed ildi, kıymeti n i a ş ı n d ı rd ı . Orta k Paza r ülkelerinde işsizlerin sayısı 12 milyonu, B i rleşik Amerika'da ise 1 1 milyonu aştı. Ja ponya'da işsizlik ve istihdam sorunu ka pita lizmin kapanmaz ya rası olara k kaldı. Ta m işsiz­ l i ğ i n y a n ı başında Birleşik Amerika, Ortak Paza r ülkeleri ve Ja ponya'da kısa süre ça l ışma, yani yarı işsizlik de geniş ölçüler a l d ı . Ka pita lizm, geniş emekçi y ı ğ ı n l a rı na ya rı işsizlik yöntemini dayata ra k b i r yandan işsiz­ ler ordusunun kendisi için tehlikeli ol maya başlayan noktayı hızla aşma­ sını önlemek, yığınları yarı sefalet, ya rı u mutsuzluk orta mı nda tutarak daha ra hatça söm ü rmek olanakları nı sistem haline g etirdi. Gelişmiş ka pital ist ü l kelerde işsizl iğin, yarı işsizliğin böylesi geniş bir kapsam o l masında çok, ul uslu tekellerin halkları sömürme politikası önemli bir rol oynuyor. Batı Alma nya, Birleşik Amerika, Ja ponya g i bi ge­ lişmiş ka pita list ül kelerdeki egemen, çok uluslu tekel ler yatı rımlarını montajc ı l ı k biçiminde etki çevrelerinde bulunan Afrika, G ü ney Amerika, Asya ülkelerine yöneltiyorl a r. Bu ülkelerdeki ucuz işgücünden, g rev ve işçi hareketine konan faşist biçimi yasaklardan, kı sıtla malardan, sosyal hakların azl ı ğ ı ndan ya ra rlanmak için. B u d u rum karşısında ka pita lizmin ideolog ları n ı n burjuva parlamenta riz­ m i n i n emekçi yığınları için demokratik bir düzen olduğuna ina ndırma yö­ nü ndeki zorl u kl a rı g ittikçe a rtıyor. Halk yığ ı n l a rı, emekçi insanlar işsiz ve yarı n g üveninden yoksun bir insa nın demokratik haklarından söz edile­ miyeceğini gittikçe daha g eniş ölçü d e anlıyorl a r. Çünkü emekçiler için 54


başta gelen demokratik hak sömü rüden kurtulmak, fikirsel ve fiziksel emek ü rü nlerine sa h i p çıkmaktır. Sermaye sahiplerinin bu ü rünlerin bir kısmına el koymalarını engellemektir. Fakat bu büyük a maca yani sosyalist dü­ zene ulaşı ncaya kadar geçilecek uzun ve çetin savaşlarla dolu yol var. Emekçi nin insan g i bi yaşa masını, ya rı n korkusunda n kurtulmasını sağ ­ layacak koşul ların yaratılması yönünde bir savaşım sözkonusudu r. Ka pi­ tal ist ülkelerdeki emekçi ler, 1 975 yılı içinde bu olanakları d a ha geniş ölçüde yitird i ler. Bundan ötürüd ü r ki, ka pita list ülkelerde işçi sınıfı n ı n , emekçi yığı n l a rı n u l uslara rası tekeller hegemonyasına v e hükü metleri ne karşı savaşımı geniş emekçi yığ ı n l a rı n ı sard ı . Fra nsa, italya, i n g iltere, Bir­ leşik Amerika, Ja ponya ve Batı Almanya'da g revler, yığ ı nsa l gösteri ler ve değ işik d i reniş biçi mleri büyük ölçüde a rttı. Bu ü l kelerde sosya l i st, sosyal demokrat partil ere bağ l ı emekçi ler komünist partileri ne, Marksçı -Leninci işçi hareketine, g erçek sendikalara daha geniş ölçüde bağ landılar. On­ ların saflarında toplanara k büyük tekellerin pekleşen baskı sına ve söm ü­ rüsüne karşı daha güçlü bir şeki lde savaşmak olanaklarını elde edebi l­ d ikieri ni gördü ler. Bu d urum, ita lya ve Fra nsa'da bazı sosya list ve sosyal demokrat yöneticileri komünist partileriyle daha yakın bir işbirl iğine g i riş­ meye zorladı. Fakat sosya list ve sosyal demokrat yöneticiler, bir yandan da işçi s ı n ı fı n ı n öncü partisine, yani bu iki ül kedeki komün ist partilerine, gerçek send ikalara karşı burjuvazinin sınıf sava ş ı n ı yürütmekten, onlara çelme takmaya, işçi hareketini kendilerine çekmeye uğraşmakta n g eri d u rmad ı l a r. Dü nya devri m sürecine g eli nce : Dü nya devri m sürecinin başını sosya list ü lkeler ve en güçlü sosyal ist ü l ke olan Sovyetler B i rl iğ i çekiyor. Sovyetler Birliği ve öteki sosya list ü l ke­ lerin sosya lizmi kurma, geliş mekte olan sosyal ist toplum düzen ini a ma ç­ ları n a vard ı rma ve komünizmin maddi temelleri n i atma süreci içinde elde ettikleri başa rı l a r, ka pita list ülkelerdeki demokratik gelişmelere ya rd ı mcı olduğ u g i bi, işçi sınıfı n ı n büyük tekellere karşı yü rüttüğü savaşını da g üç­ lendiriyor. Dte yandan, d ü nya devrim sürecinin başlıca daya naklarında n biri olan h a l k l a rı n emperyalizme k a rşı yürüttüğ ü ul usal ve sosyal k u rtu­ luş savaşını daha da ca nlandırıyor, onları d a ha da sağ l a m bir biçimde hedefleri n e ula ştırıyor. Geride b ı ra kt ığım ız yıl içinde bu durumu Gü ney Doğ u Asya ü l kelerinde Viyetnam, Laos ve Kam boç'ta gördüğ ü m ü z g i bi, Afrika'daki eski Porteki z söm ü rgelerinden Angola'da da gördük. Güney Doğ u Asya h a l kları em perya lizmin boyunduruğ unu k ı rd ı l a r. Ulusal bağım­ sızlığa kavuştu lar. Gü ney Viyetna m h a l k ı , emperya lizmi ve işbirlikçileri ke­ sin olara k toprakları nd a n kovd u . Ve bu sava ş ı m ı n para l el i nde demokra­ tik ve '�osyal izme açı l a n bir gelişme yoluna g i rdi. B u süre içinde emper­ ya listlerin böldüğü ülkeyi birleştirmek, sosya lizme doğru açılan yolda bir aşama teşkil etti. Viyetna m halkı birliğini kurdu. Viyetnam'daki bu ge85


lişme ayrıca bugün Viyetna m h a l k ı n ı n önünde d ura n mem leketi o na rma, Amerikan em perya l izm i n i n sebep olduğu ya ra l a rı sarma, sanayileşme sü­ recini h ızla ndırma, köy ve kentleri kalkı n d ı rma sorununun çözü m ü nde de d ü nya sosyalist sisteminin ve onun başlıca gücü olan Sovyetler B i rli ğ i n i n ekonomik, politik, tekn i k yard ı m l a rı sonuçla ndırıcı b i r n itel ik taşıyor. Angola'ya gelince : Bu ü l ke de geçen y ı l ı n sonlarına doğru bağ ı m sız­ l ı ğ ı n a kavuştu. Bağ ımsızlık h a reketini örgütliyen Angola H a l k Kurtuluş H a reketi (MPLA) Angola halkının kurtu l uşunu başarıya u l aştı rdı . H a reke­ tin başında b ul un a n Augostino Neto, Angola halkının kurtuluşunu örgüt­ l iyen başarı l ı bir önder olara k belirdi. Sovyetler Birliği ve öteki sosyalist ü lkeler, d ü nya kom ü nist ve işçi hareketi, Afrika'n ı n a nti-em perya list, h a l kçı devletleri M PLA' n ı n savaşımını sonuna kadar desteklediler ve des­ teklemektedirler. Ne vark i , Amerikan em perya lizmi ve merkezleri Fra nsa, ingiltere ve Batı Alma nya'da bulunan u l uslara ra sı tekeller çok zengin doğ a l kaynaklara zengin alan Angala'yı yutmak, onun u l usal bağ ımsızlık h a reketini ezmek kara rı ndaydı l a r. Amerikan emperya listleri hem doğru­ dan dağruya, hem de Güney Afri ka ı rkçı l arı eliyle genç Ang ola Cumh uri­ yeti'ni yıkmak için sa ldırı l a ra g i riştiler. Amerika n emperya l istleri kira l ı k askerlerden kuru l u birl ikleri Angola toprağına sürdü ler. Fakat genç An­ gola Cumhuriyeti'nin ord u l a rı ve halkı emperya l ist saldırganiara karşı demokratik bir h a l kçı c u m h u riyeti başarıyla savundu. Geride bıra ktığ ı mız yılın olayla rı na daya n a ra k şu tespiti ya pabiliri z : D ü nya devrim süreci nin gelişmesi ni güçlendiren başlıca etken dü nya sos­ yal ist sistemidir. Kom ü nist ve işçi hareketi nin birliğ i n i n ve proleta rya en­ ternasyonalizmi n i n kuvvetlen mesi ve bu kuvvetten doğ a n gücünü em per­ yalizme, kapita l izme karşı s ı n ıf savaşında daha belirgin bir şekilde ortaya koymasıdır. Bu kon uya TKP de birçok kardeş partileri gibi büyük bir önem vermektedi r. B ütün u l uslara rası topla ntı larda dü nya komünist ve işçi hareketinin birl i ğ i n i, proleta rya enternasyona l izminin g üçlenmesini ve sosyalist ü l kelerle kardeşçe bağ l a rı n sürdü rü l mesini savu nmaktadır. TKP, geride bırı ktığ ı mı z yılda da a nti-komü n izme, a nti -sovyetizme karşı kara rl ı savaşımını sürd ü rd ü . Anti -sovyetizm, a nti-komünizmin en bel irgin ve en tehl ikeli biçim lerinden bi rid ir. Emekçi yığ ı n l a rı sömürü düzeninde tut­ mak, devrim sürecinin temel daya nağı o l a n işçi sı nıfı n ı parça lamak, a nti­ em perya list, demokratik a k ı m l a rı a maçlarından şaşırtmak için emperyalizm ve büyük burjuvazi ta rafı ndan sürekli uygul an a n bir taktiktir. Em perya­ lizm, kapita l izm i n en ya man ideolog l a rı bütün sosya list ü lkelere karşı de­ ğ işik biçim lerde bir kampanya yü rütürler. Fakat emperya lizmin ideolog ları Sovyetler B i rliğini vurmaya, yani a nti-sovyetizme özel bir önem verirler. Bu da, Sovyetler B i rl iğ i n i n dü nya devri mci sürecinde temel dayanak ol­ mak nitel iğ i nden i leri gel ir. Anti-komünizmi, a nti-sovyetizmi geri letmeye, yen meye çalışmak, bu savaşı mda h a l kl a rı n bil inç seviyesini yü kseltmek, 86


d ü nya devrim ha reketi n i n hedeflerine ulaşılması nı kolaylaştırıcı bir un­ sudur. Ka pita lizmin bunal ı m l a rı n ı n Türkiye'ye yansıması 1 975 yıfı nda da a rta­ ra k deva m etti. Fakat gelişmiş ka p ita l i st ül kelerdeki bunalım, enflôsyon, işsizlik azgelişmiş bir ü l ke olan Tü rkiye'ye d a ha geniş boyutlarfa ya nsı d ı . Resmi raka m l a ra göre, Türkiye'de işsizlik 2 , 5 m i lyonu aştı. Bu, büyük şeh i rferdeki tama men işsiz ola nları n sayıs ı d ı r. Bir de, kı rsa l bölgelerdek i gizli, açık işsizler var. B unları n toplam sayısı 1 0 m i lyonun üstünded i r. Kı rsa l bölgel erdeki bu işsizlik, toprak ve ü retim i l işki lerinden, büyük m ü l ­ kiyetten, derebeylik kalıntılarından, büyük burjuvazinin sanayileşme prog­ ra m ı n ı n zümresel niteliği nden doğduğu için s ü rekl i olara k geliş mektedir. Bu koşullar sonucunda d ı r ki, köylerden kopan emekçi yığınları büyük şehi rferi doldurm a kta n ve ekmek parası peşi nden dış ülkelere akmak istemektedi rier. Fakat dış ülkelere a kmak ola nağ ı da bug ün a rtık sıfıra yaklaştığ ından, köylerden kopan emekçi yığ ı n l a rı daha yoğ un b i r şekilde kentlerde birikmekte ve sefa let kuşa kları nı daha genişletmektedi rfer. 1 975 y ı f ı içinde bu konuda görülen bir gerçek de şudur: işsizler ord u ­ s u n u n sü rekli a l a ra k a rtması , çal ışa nlar üzeri nde burjuvazinin u m u t ettiği kadar geniş baskı etkisini yarata mıyor. Burjuvazi d urma d a n ka ba ra n işsiz­ ler ordusuna daya n a ra k işçi sınıfı n ı n d i renişi ni, savaşı m ı n ı kı rmayı isted iği ölçülerde başara m ıyor. Sanayi kesim i n i n önemli bir kolunda uzma nlaşmış işçileri n yeri ne, ka ra işçileri ça lıştıra mıyor. Bu durum, Türkiye'de işçi hare­ ketinin gelişmesinin niteliklerinden biridir. Ve gelişmiş ka p italist ü lkeler­ de bu a l a ndaki d u rumdan başka özel l ikler taşı makta d ı r. 1 975 y ı f ı içinde Türkiye'de işçi hareketi b i rl iğ e doğru gel işti. Hem pol i ­ tik, h e m sendikal birliğe doğru. Sendikal a landa Türk-iş yöneticileri d a h a g e n i ş ölçüde demaske oldular, büyük burjuvazinin i ktidarıyle, egemen çevrelerle Türk-iş başları n ı n işbirl i ğ i geniş ölçüde açığa vuruldu. TKP'nin uzun yıflardan beri Türk-iş'in başını tuta n sa rı send i kacıfarı , T unç-Şide grubunu demaske etmek, o n ların işçi sınıfında sebep olduğu bölünmeleri önlemek için, bu g rubu tecrit etmek yol unda harcadığı ça balar geçen y ı l içinde olumlu sonuçlarını vermeye başlad ı . Sendikalarda Türk-iş'ten ayrı l ­ mak, DiSK'e katı lmak süreci hızlandı. Burjuvazi b u gelişme karşısında başka bir ta kti k uyg ulama çabasına g irdi. Bu taktik şuyd u : Sendikala rı Türk-Iş çatısında tutmak zorlaşmıştır. Bundan ötürü i ki nci, üçüncü kon­ federasyonlar k u rmak, işçi s ı n ıfı n ı n gerçek konfederasyonunda bi rfeşme­ s i n i engellemek. Bu ta kti ğ i n uyg ulanması için Türkeş'i n koma ndolarından, patronları n g a ng sterlerinden, l ü m pen lerden, sınıfını u nutmuş elem a n l a r­ dan yararf a n ı f d ı , patronlar ve hü kü met bazı « sendikalar» kurd u rdu. Bun­ lara konfederasyon l a r çatıştı rma olanakları veri ldi. Patron ların ve resm i çevrelerin beslediği işçi, emekçi d üşma n ı bu elema n l a rı n çaba ları büyük sermayeci lerin bekled iği sonuçla rı vermedi . işçi sı nıfı bunları kendi iha87


netleriyle başbaşa b ı rakmakla yeti nmedi, onları hareket içinde demaske ve tecrit etti. Bu olay, 1 975 yılı nda sendikal a l anda kayded ilen olumlu, i leri ve umut verici bir a d ı mdır. Fakat bu olumlu a d ı m ı daha ileri götürmek, sendikal ha rekette b i rliği daha geniş plal") l a ra oturtmak komü nistlerin, işçi ve sendika milita nları n ı n önünde b i r ödev olara k d u ruyor. B u konuda Türk-iş yığınını oluşturan sendika ve işçilerle bağ l a r k u rmak ba şlı başına bir soru ndur. Büyük b u r­ juvazinin sömürü ve baskı pol itikası bütün işçi sınıfını ka psa maktad ı r. Türk-iş'e bağlı i şçi ve sendi kacı l a r da bugünkü halk düşmanı sömü rü dü­ zen inin ağ ı rlığ ı n ı öteki işçiler g i b i çekmek zorunda kalmaktad ı rlar. Türk-'iş g enel başkanı Tunç g i bi evinde 500 bin l i ra l ı k a kvari umu olan bir işçi veya g erçek bir sendikacı düşünü lemez. Esasen Tunç'un ve onun düze­ yinde olanların sendikacı l ı kla bir il işkisi yoktur. Büyük burjuvazi Tunç gibi­ lerine mültimi lyonerlere h a s bu lüksü neden sağl ıyor? Onları i şçi s ı n ıfı içinde sömürü � üzeninin ajanları olara k tutmak için. Bu adamların de­ maske olma süreci a rttığ ı ndan, Türk-i ş'e bağ l ı işçi ve içten sendikacılarla bağ l a r kurmak daha da kolaylaşmaktad ı r. Pa halılığa, sömü rüye, baskıya karşı g i rişilen g rev, m iting, yürüyüş gibi eylemlerin örgütıen mesi sırasında fabrikalarda, işletmelerde, bürolarda Türk-iş'e bağ lı işçi ve sendikacı larla ortak eylem komiteleri kurmak, işçileri n yığ ı n sa l hareketleri nin örgütlen­ mesini o n l a rla elbirliğ iyle başarmak, işçi sınıfı n ı n sendika l, politik birli­ ğini g üçlendirmek yönü nde çok olumlu sonuçlar sağ layacaktır. Politik di­ yoruz, çünkü send ikaların memleketin ana soru nla rıyla uğraşmalarını ya­ saklayan yasa l a r ölü doğm uştur. Uyg u la na maz duruma gelmiştir. Bundan ötürü sendika l a r planında başarı lacak b i rlik, işçi sı nıfı nın politik birliğinin sağ lanmasına da büyük ölçüde yard ı m edecektir. Geçen yıl içinde işçi s ı n ıfı politik planda da birliğe yöneldi. Ve bu yönel işini TKP saflarında ve Marksçı -leni nci ideolojiyle yoğ urdu. Bu işin başarı lması TKP m i l ita n kadroları n ı n g eçen yıl içinde elde ettiğ i en olum­ l u sonuçtur. i şçi h a reketi tarihinde olduğu gibi, TKP tarihi nde de bir dö­ n ü m noktasıdır. işçi s ı n ıfı n ı n yığı nsal gösterilerle varl ı ğ ı n ı egemen züm­ relere daha geniş ölçülerle kabul etti rmesi, özellikle Ta ksim mitinginin başarı l ması, refera ndum hakkı ve öteki demokratik haklar için zincirleme g revlerin, mitinglerin tertiplenmesi, yürüyüşlerin ya pılması g eride bıra ktı­ ğ ı m ı z yıl içinde i şçi sınıfı nın birliğine doğ ru attığ ı en sağ l a m yığı nsal a d ı mlard ı r. Yine geçen yıl içinde komü nist pa rtisi nin ça balarıyla işçi sı nıfı yığı nsa l eylemlerinde g ü nlük, ekonomik istekler ve şiarlarla birlikte, bütün emekçi halkın politik şiarları n ı bi rleştirmek ve işçi s ı n ıfını bu şiarlar etrafı nda toplamak yönünde başarı l ı a d ı m l a r atı ldı. işçi mitinglerinde, g revleri nde başta g elen ş i a rl a r, faşizme, em peryal izme, sömü rüye karşı, bağı msızl ı k, demokrasi, sosya l izm ve praletarya enternasyonalizminden ya n a d ı r. Türkiye işçi sınıfı öteki ka pitalist ülkelerdeki kardeşleri n i n daya88


nışması nın, kendi öz kurtuluş sava ş ı m ı ndaki kıymetini anla maya başladığı g i bi, öteki ü lkelerdeki işçilerin savaşım ında kendi daya nışmasını göster­ menin zoru n l u ğ u n u da kavra maya bağ la mıştı r. TKP safl a rında örg ütlen­ meye başlayan, ekonomik ve politik sava şı m ı n ı Marksçı - leninci ilkelerle yürütmeye koyula n işçi sınıfı n ı n bu yoldan birliğine yönelmesi, g eride bı raktığımız yılın başta gelen o l u m l u gelişmesidir. Bu Qlanda işçi-köylü bağ laşı klığ ı n ı n, şehi r ve köy emekçileri n i n büyük sermayeye, toprak bey­ lerine ka rşı sava ş ı m ı nda temelleri atı lıyor. Köy emekçileri nin yürüyüş­ lerinde, topra kları ağa-derebeyi işgal inden kurta rmalarında, miting lerde yükseltti kleri " Toprak-özg ü rl ü k ! " "Topra k reformu ve bağ ı msızl ı k ., gibi şiarlar köy emekçileri safl a rında TKP şiarl a rı n ı n geniş ölçüde yerleştiğini göstermekted i r. i şçi hareketinde TKP progra m ı n ı n ve politikası n ı n uyg ulan maya başla­ d ı kta n sonra, elde edilen b u g elişmeler karşısında büyük burjuvazinin hükü meti faşist sa ldırganlığını daha kanlı biçi mde sürdürmeye çal ışarak, TKP'ye karşı Kıvı lcımlıcı eğ i l i m l i bazı legalci sosya l i st yönetici leri kullana­ rak " TKP- R ., g i bi sa htekô rl ı k l a r yaparak önlemeye ça l ı ştı. Fa kat işçi sın ıfı bu " TKP-R ..cileri za manında demaske ederek, kimli klerini saptadı. ideo­ lojik ve politik plônda bu adamların işçi sı nıfına yaptığ ı ihaneti ortaya koyabildi. Geçen yıl içinde burjuvazi nin çatışmaları, iç çel işkileri daha da derin­ leşti. Kısmi seçim kampanyası nda büyük burjuvazi nin iktidarı yen ilgisini önlemek için değ i l ya lnız komün istlere, CHP g i bi burjuva4.inin l i bera l ko­ l u na karşı d a kanlı sa ldırı l a r terti pledi . Memleket bir i ç savaştan kıl payı kurtuldu. Mil itarist klik, Demirel'in ve ortaklarının kanlı sa ldırı l a rına kanat gererken, silôhlı kuvvetlerdeki yurtsever subay ve erlerin b u d u ru m u önlemek için g i riştikleri eylem ler genişled i . Direnmenin b u genişliği kar­ şısı nda mil itarist klik, d u raklamak zoru nda kaldı. Hükümetin sı kıyönetim i l ô n etme istekleri b u baskı sonucu nda bazı komuta n l a r tarafı ndan k a bul edilmedi. Fa kat bir yandan büyük sermaye çevreleri, bir yandan da h ü kü ­ met, işçi hareketini, g revleri d u rd u rmak için çareler a ramaya koyu l d u l a r. Yeni yeni baskı tasarıları hazırladılar. Başbakan ve AP Genel Başkanı Demirel anti-komün izmi resmi devlet politikası olara k ilôn etti. Türkiye Komüni st Pa rtisi'nin politikası n ı ve prog ra m ı n ı işçi sınıfı, emekçi yığ ı n la rı safla rında uygula maya başlaması ve örgütlenmesi karşısında Demirel ve ortak l a rı paniğe uğradı, çı l g ı na döndü. Anti-komünizmi resmi devlet pol itikası ilôn etmesine rağmen hükü met, Sovyetler Birliği, Bulga ristan ve Çekoslovakya g i bi sosya l ist ü l kelerle d a ha yakın bağlar kurmak zorunda kaldı. Bu, egemen çevrelerin sürd ürdüğü a nti-komü nizm politikasıyle, emperya lizmle işbirliğinin iflôsı anlamına gel iyor. Yakın ta rih Türkiye'nin Sovyetler Birl i ğ i ve öteki sosyalist ü lke­ lerle, a nti -emperya list bir politika izl iyen komşu Arap memleketleriyle 89


içten, barışçı ve her ala nda yakın bir işbirliğini öngören bir pol itika yü­ rütmeden buna l ı m l a rdan k urtulamıyacağ ı n ı , gerçek bi r sanayileşme ve ka lkınma sorununu çözü ml iyemiceğ ini göstermiştir. Ya k ı n ta rih ayni zama n­ da emperya l izmle, özellikle Amerikan em perya l izm iyle, NATO'ya egemen çevrelerle bütünleşmenin memleketi iflôsa sürükjediğini de gösterm iştir. Bugün halk yığ ınları bu duru m u somut yaşamıyla anlıyor. Geçen y ı l ı n bu gelişmeleri bu y ı l ı n perspektifleri nitel iğ i nded i r. Bu y ı l içinde Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfının sendikal, politik birl iğini daha geniş ölçüde sağla maya, bu yönde geçen yıl kaydedilen başarı ları genişletmeye kara rl ı d ı r. Parti, bütün devrimci güçleri, em perya l izme ve faşizme, sömürü ve talan d üzenine karşı eylembirl iğ i n i n beli rlenmesine, parlamenter olan. olmaya n yollardan, işçi sınıfının da katı ldığı demokra­ tik bir hükü meti işbaşı na getirme. faşist yasa ları ka l d ı rma, sosya l izme açı lan demokratik bir düzen kurma çaba ları na daha geniş ölçüde hız verecektir.

90


"Yeni çağ.. dan Okurlara Federal Almanya'daki okurlarımız « Ye n i çağ » dergisini ve TKP' n i n di­

ğer yayı n larını, l i stesin i

yayınladığımız kitapçı lardan

satm a l abili rler.

1 . « Yeni çağ »

1 ,- DM

2. «Atı l ı m » .

0,50 DM

.

3. lo i . Brejnev, « Lenin'in 1 00. yıldönümü, SBKP' n i n XXiV. Kongresi, SSCB ' n i n 50. yı l ı » .

5,- DM

4. Nazım Hikmet, Bütün Eserleri (8 cilt) cildi

7,50 D M

5. Bili msel kom ü n izm

7,- DM

6. Lenin (biog rafisi)

5,- DM

7. Sovyetler Birliği Kom ü nist Partisin i n Programı

3,- DM

8. Büyük Oktobr 50 yaşında

3,- DM

9. S. Ostüngel, « Savaş Yol u »

1 0,- DM

1 0. S. Ostüngel. « G ü n ü müzde T K P..

5.- DM

1 1 . S. Ostüngel, « G ü neşli Dü nya » .

5,- DM

1 2. S. Ostüngel, « Türkiye Olayları - 1 973» .

1 .-

1 3. A. Soydan, « Sınıf savaşında yeni aşama» .

5,- D M

1 4. A. Soydan,

3,- DM

«Alman Demokratik

Cumhuriyeti » .

DM

1 5. A. Saydan, «Yedi Sosyalist Olkede Dün-Bugün-Yarın»

3.- D M

1 6. A. Saydan, « Sovyetler Birliğinde 12 G ü n » .

2.- D M

.

.

.

Ayrıca derg i mize a bone olmak v e TKP'n i n diğer yayınlarını edinmek istiye n ler aşağıdaki a d rese başvura bili rler:

1 B ERLIN 1 0 Postfach 1 00229 Berl i n (West) Batı

Berlin a d resine

ödemeler şu konto numarasına ya pılı r :

B u chhandlu ng Postscheckkonto 342 441 Berlin (West)

91


Yeni çağ.. dan Okurlara

cc

Komünist bası n ı n g elenekleri n i sürd ü rerek « Barış ve Sosyalizm Problemleri » - « Yeni çağ » derg i si sürekli olarak okurlara başvuru ­ yor ve derg i n i n daha ilg inç. içeri ğ i n i n daha zeng i n olması için önerilerini bildirmelerini rica ediyor. Ald ığ ı m ı z mektuplardaki tavsiyeler. d ilek ve istekler. eleştiriler ça lışmaları mızı ayarla mamızda bizlere büyük ya ,dı mda bulunuyor. Sizlere tekrar başvurarak aşağ ıdaki soru ları ya n ıtlamanızı ri.:: e d i yor uz ; - Dergide yayım/anan yazı/ardan hangileri sizde derin bir iz bıraktı .ve niçin ? - Hangi yazlla" beğenmediniz ve niçin ? - Dergide hangi konu/arda yazılar okumak istiyorsunuz? Derginin sayfa/a"nda kim/erin yazlla"m okumak istiyorsunuz? Dergide ne gibi yeni bölüm/er görmek istiyors unuz? - Başka önerileriniz var mı? Okur/a"mızln

bu

soru/arımııı

yamt/ama/anm

bekliyor,

tup/a"m aşağıdaki adrese gönderme/erini rica ediyoruz.

Adresimiz :

Yeni çağ - Stredisko pro rozsi rova ni tisku. Praha 6. Thakurova 3 ezechoslava kia

92

mek­


·.yeni çağ" dan Okurlara Federal Almanya'daki okurlarımız "Yeni çağ » dergisini aşağıdaki kitap­ çı lardan satın alabil irler : Ada m- Kuckhoff- Buchha ndi ung 51 00 Aachen Löherg raben 4 Buchha ndlung Ludwig Feuerbach 8600 Bam berg Obere Brücke 3 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 5070 Bergisch-Gladbach Bensberger Stra Be 1 28 Wissen und Fortschritt Buch handlung 4800 Bielefeld Feilen StraBe 1 0 Progress-B uchhandlung 5300 Bonn Oxford StraBe 1 7 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 3300 Brau nschweig AdolfstraBe 1 Dein Buch Volksbuchhand lu ng 2800 Bremen 1 Richtweg 4 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 6 1 00 Darmstadt Leuteschlöger 3 Büchershop Angela Davis 4600 Dortmund KampstraBe 80 Heinrich- Heine-Buchhandlung 4000 Düsseldorf Ackerstra Be 3 Libresso-Buchzentrum Sa bine Weber 8520 Erlangen Schiffstra Be 5 , 93


Ka rl-liebkneeht-Buehhandlung 4300 Essen 1 Viehofer Platı 1 4 Tat-Buchhandlung .dohanna Kirehner» 6000 Fra nkfu rt/Main SchumannstraBe 56 Buchzentrum in der GoethestraBe 6000 Frankfurt/Main GoethestraBe 56 Buchhandlung Walter Herbster 7800 Freiburg An der Mehlwaage 2 Wissen und Fortsehritt Buchhandlung GmbH. 6300 GieBen Schiffen berger Weg 1 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 3400 Göttingen B u rgstra Be 24 Internationale B uchhandlung GmbH. 2000 Hamburg 1 3 Johnsol lee 67 Wissen und Fortschritt Buehhandlung 3000 H o n n over-linden limmerstroBe 1 06 Buehhandlung collektiv G mbH. 6900 Heidel berg Plöck 640 Wissen und Fortschritt Buchhandlung GmbH. 3500 Kassel Werner-Hilpert-StraBe 5 Collektiv-Buchhondlung 2300 Kiel 1 Falckstro Be 1 6 Wissen und Fortschritt Buchho ndlung 5000 Köln Fleisehmengergasse 31 Buchhondlung Rosa Luxemburg 4 1 50 Krefeld St.-Anton-StraBe 86 94


Bücherzentrum Süd-West 6500 Mainz

Bilhild isstraBe 1 5 Wissen und Fortschritt Buchha nd l u ng 6800 Mannheim U 2, 3 Wissen und Fortschritt Buchhondlung GmbH. 3550 Marburg

Am Grün 56 Buchha ndl ung libresso 8000 Mü nchen 40 TürkenstraBe 66 Karl-liebknecht-Buchhondlung 4400 M ü nster

Steinfurter StraBe 1 5 Li bresso-Buchzentrum So bine Weber 8500 Nürn berg

Weinmorkt 1 2 a Dein Buch Volksbuchhandlu ng 2900 Oldenburg

Am Damm 26 li bresso-Buchzentrum Sobine Weber 8400 Regensburg

Glockengasse 7 Lenchen Demuth-Buchladen 6600 Saa rbrücken

Nauwieser Stra Be 1 3 Wissen u n d Fortschritt Buchhondlung 5900 Siegen Freudenberger Stro Be 1 8 Buchhandlung Hornung u n d Stei nbach 7000 Stuttgart

Wil helmsplatz 1 Buchhandlung W. A. Bostigkeit 5500 Trier

Lindenstro Be 1 0 Friedrich - Engels-Buchhandlung 5600 Wuppertal -El berfeld Gathe 55-57 95


y

.. Y E N I Ç A G » i OKU VE OK U T I

96


ı Ç i N D E K i L E R

Sayfa

Rodney Arismendi Barış içinde yanyana yaşama diyalektiği ve devrimci dönüşümler

ib Nörlünd

Geleceğ i mizin

15

tablosu

Alvaro Moskera

28

Gerici liğin « so l » kolu Seygey Trapeznikov

Bilim ve komünizm

35

Meir Vi/n er Siyonizme karşı savaşım s ı n ıf savaş ım ıd ı r .

49

xx:

Asya ve Afrika ülkelerinde ka pita l i st

geli ş me n i n bazı özel l i kleri

58

Josef Sch/eifstein, Johannes H. von Haise/er

işçilerin sınıf bilinci : Gelişme düzeyi ve eğ i l i m leri xx :

Uluslara rası örgütler hakkı nda kısa

b i l g i ler

.

.

73 82

OZEL SAYFALA R

A. Soydan

1 975 y ı l ı na ta p l u

b i r ba kış

84


yc_76_01  

1 (139) Ocak 1976 Rodney Arismendi Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi Uruguay Komünist Partisi Bütün ülke/erin p r o...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you