Issuu on Google+

SAYIN OKURLAR "YENI ÇAG» - «BARIŞ VE SOSYALIZM PROBLEMLERI»

dergisi yeni yılınızı candan kutlar, sizlere işinizde ve sava­ şınızda başarılar, özel hayatınızda sağlık ve mutluluklar diler.

1976 yılında Bilimsel

Komünizm

fikir/erinin yayılması,

Marksizm-Leninizm ve proletarya enternasyonalizmi temeli üzerinde dünya komünist ve işçi hareketi saflarının güçlen­ mesi uğrunda yeni yeni başarılara ulaşılmasını, barış, de­ mokrasi, ulusal bağımsızlık ve sosyalizm savaşında yeni yeni zafer/er elde edilmesini diler.


YENI

12 (138)

v'

Aralık

ÇAG

1975

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Avrupada yeni koşullar ve ideolojik savaş Knud Espersen Danimarka Komünist Partisi Başkanı

Helsinki'de toplanan Avrupa Güvenlik ve Işbirliği Konferansı, haklı olarak, kıtamızın tarihinde çok önemli bir olay sayılıyor. Avrupadan 33 memleketle ABD ve Kanada'nın devlet ve hükümet yöneticileri, gergin cepheleşme durumuna ve «soğuk harp»e son vermeyi ve sosyal düzen ay­ rımına bakmaksızın bütün Avrupa ülkeleri arasında barış içinde beraber­ liği ve karşılıklı yarara dayanan işbirliğinin gelişmesinde yeni aşamanın başlangıcı olmayı amaçlıyan bir belge imzaladılar. Ne var ki, barış içinde yanyana yaşamanın benimsenip yerleşmesi «ideolojik barış» demek değildir. Barış içinde yanyana yaşama, sınıfsal savaş biçimi olarak ideolojik savaşımın terkedilmesini, sönüp gitmesini gerektirmez. Durumdaki yenilik, iki sosyal sistem arasındaki ideolojik cepheleşmenin, bundan böyle, dünya politikasının ana sorununu, yani ulus­ lararası gerginliği azaltmakta daha ileri gitme sorununu çözüme kavuş­ turma işiyle bağlanmakta olmasıdır. Burjuva toplum görüşü ile sosyalist toplum görüşü ne kadar keskin biçimde çarpışırsa çarpışsın, bu cepheleş­ menin barışı tehdit eden tehlikeyle ilişiği yoktur. Uluslararası yumuşama ve barış içinde yanyana yaşama, ideolojik ayrilığa bakmaksızın uluslara. rası ilişkilerin sürdürülmesini gerektirmektedir. Böyle bir değişim elbette birdenbire olamaz. Uluslararası gerginliğin azaltılmasını suya düşürme ve ideolojik savaşımı (barış içinde beraberliğe karşıt olarak) sosyalist ülkelere karşı «psikolojik harp» yoluna yöneltme amaçlı çabaların bugün de ardı arkası kesilmiyor. Ama yeni durum şu gerçeği ortaya koyuyor: Emperyalizmin en saldırgan ve gerici çevreleri için, öteden beri ileri sürdükleri fikri, yani sosyalist dünyayla ilişkilerin an­ cak «askersel çözümler»le yoluna konabileceği fikrini inandırıcı temellere dayandırmak ve buna taraftar bulmak gitgide zorlaşıyor. Emperyalist dev­ letlerin belirli yönetici çevreleri barış içinde yanyana yaşama prensipini 1021


kabul etmek zorunda kalarak, «soğuk harp»in açık yandaşı görünmekten elden geldiğince sakınmayı daha uygun buluyorlar. Emperyalizm ideolojik eylemini yeni koşullara uydurmaya çalışıyor. Eski hedeflere ulaşmanın yeni yollarını arıyor. Eski hedefler de bellidir: Kapitalist memleketlerde komünist fikirlerin yayılmasına engel olmak; sosyalist ülkelerdeki politik ve sosyal-ekonomik düzeni zayıflatıp sarsmak; sosyalist ülkeler topluluğunu ve uluslararası komünist hareketini parçaIa­ mak . . . Netekim, uluslararası gerginliğin azalması, Batı Avrupada anti­ komünizmin ve anti-sovyetizmin yayılması çabalarında hiç bir gerilemeye yol açmış değildir. Her şeyden önce (hele bizim memleketimiz ve diğer bazı memleketler açısından bakarsak), bunun tersi olmaktadır. Oyle ki, ' emperyalizmin ideologları ve politikacıları, gerginliğin azalmasının yığın­ larda «tehlikeli düşünceler» uyandıracağından korkmaktadırlar. Son zamanlarda, Danimarka'da, emperyalizmin ideologlarının anti­ komünizm propagandasında her araca başvurmaktan çekinmediklerine bir kez daha tanık oluyoruz. 17-19 Ekim 1975 günlerinde, «Danimarka'ya sığınmış Doğu'lu göçmenler komitesi»nin girişimiyle, Meclis binasında anti-komünist ve anti-sovyetik gericiliğin en kötücül ve dişli temsilcilerinin bir toplantısı yapıldı ve buna «Saharov duruşması» adı verildi. işin ilginç yanı, böyle bir «uluslararası yargılama»nın sahnelenmiş olması değildir. Bu düşünce tam bir fiyaskoya uğradı ve «yargılama» bir keşmekeş içinde sona erdi. Basın ve diğer yığınsal enformasyon araçları bu düşünceye fırsatçı ve körükleyici bir tutumla yanaştılar. Bu «yargılama» etrafındaki gürültü ve reklamlar, daha önceki yargılamalarda, yani Viyetnam halkına karşı girişilen saldırıyı, Şili'deki askersel cuntayı ve faşizmi suçiıyon yar­ gılamalarda görülen tutumdan apayrı bir şeydi. Ne var ki, gericilik iste­ 'diği sonuçlara ulaşamadı. Silah geri tepti, ve «yargılama» kendi girişim­ cilerini kötü duruma düşürdü. Bu sonucu görünce, kamuoyu önünde hiç bir yankı uyandırmayan bu kaba anti-sovyetizmin sorumundan sıyrılmak üzere çeşitli bahanelere sığınmak zorunda kaldılar. Yaptıkları iş Folke­ ting'i (Meclis'i) küçük düşürmekten, uluslararası itibarını zedelemekten başka bir şeye yaramadı. «Yargılama»nın fiyaskoyla sonuçlanması, anti­ sovyetik eğilimlerin güçlenmesine karşın, uluslararası yumuşamanın anti­ sovyetizmi açığa vurrııa bakımındgn da kesin bir önemi ve etkisi oldu­ ğunu gösterdi. Böylelikle, her gün meydana gelen buna benzer olaylar, barış içinde yanyana yaşamanın, emperyalist ideolojinin artık daha az anti-komünist olduğu anlamına gelmediğini bize hatırlatıyor. Sosyalist ideoloji de daha az anti-emperyalist olmuş değildir. Bu durum, uluslararası sınıf savaşımı­ nın iç niteliğinden ileri geliyor. Marksist-leninistler, sınıfsal temelleri varol­ dukça ideolojik çelişkilerin sürüp gideceğini hiç bir zaman inkar etmemiş­ lerdir. Ama Marksist-leninistler, sınıflar ve sosyal sistemler arasındaki 1022


ideolojik savaşımın, ülkeler ve halklar arasında askersel çatışmalara yol açmadan, barış koşulları içinde yürütülebileceğini ve yürütülmesi gerek­ tiğini söylemişlerdir ve şimdi de her zamankinden daha büyük bir kesin­ likle söylemektedirier. ideolojik savaşım, yalnız karşıt toplumsal sistemler arasında savaşım olarak uluslararası alanda değil, ulusal çapta da keskin bir çarpışma biçimi olma niteliğini yitirmiyor. Bu aynı olgunun iki bakış açısından gö­ rünüşüdür, ve bunlar birbirinden ayrılamaz; üstelik anti-sovyetizmle sava­ şımın gereği olmadığı, zira böyle bir savaşımın kendi öz memleketindeki sınıf çarpışmalariyle hiç bir ilişiği bulunmadığı, «yabancı» ve «özden yoksun» bir şey olduğu gibi bahenelerle birbirine karşı da konulamaz. Bunları birbirinden ayıran ve birbirine karşı koyan görüş ve tutum, za­ manımızda «çeşitli sosyalist ideolojiler», yani kapitalist memleketler işçi sınıfı için elverişli bir sosyalizm türü, bir de ayrıca çeşitli sosyalist ülkeler için elverişli sosyalizm türü bulunduğu tezine dayanıyor. Böyle anti-leninist görüşler elbette eleştirilmeye bile değmez. Ve böylesi görüş, sosyalist ideolojinin kendi enternasyonal karakterini kay­ bettiğini savlamakla birdir. Doğaldır ki, çeşitli memleketler komünistle­ rinin ideolojik politikalarında ayrımlar vardır. Bu yadırganamaz, zira bazı devletlerde burjuva ideolojisi, buralarda egemen olan sınıfın ideolojisi hüküm sürmekte, diğer bazılarında da sosyalist ideloji hüküm sürmekte­ dir. Değişik savaşım koşullarında ideolojik çalışmanın somut hedefleri de birbirinin aynı değildir ve olamaz. Ama bütün bu gibi ayrılıklar, gerçek sosyalist ideolojinin, coğrafya ve iklim koşullarına ve aynı zamanda devlet sınırlarına bakılmaksızın, her yerde birbirinin aynı olduğu gerçeğini de­ ğiştirmez. Gerçek sosyalist ideoloji her yerde birdir, çünkü bir tek bilim­ sel-teorik temele, yani Marksizm-leninizme; bir tek sınıfsal temele, yani bütün dünya ülkeleri işçi sınıfının yaşamdaki sosyalizmden ayrılamıyacak olan temel menfaatlerinin ortak oluşuna dayanmaktadır. Esasen, sosyalist ideolojinin gücü, hasımlarımızın zayıflatmaya, daha somut olarak ayrı ayrı halkalarını birbirine karşı koyarak sarsmaya çalıştıkları güç de bun­ dan ilerici gelmektedir. Anti-sovyetizmin amacı ve hesabı da budur. Anti-sovyetizm, sosyalizmi karalamak, barış içinde yanyana yaşamayı baltalamak, dünya devrimci sürecini yazıflotmak için kullanılan araçtır; bundan ötürü de komünistler anti-sovyetizme karşı savaşım yürütmektedirier. Bu savaşım olmadıkça. işçi sınıfı ve halkın büyük çoğunluğu sosyalizm fikirlerinden yana kaza­ nılamaz. Bu alanda Danimarka komünistleri daha DKP XX. Kongresi'nde (1958) bir sağcı elemanlar grupuyla boğuşmak zorunda kaldılar. Parçalanmanın bize geçici bir zarar vereceğini bildiğimiz halde, kesin ve katı davranmaya karar verdik. Anti-sovyetizme göz yummak çeşitli alanlarda prensipsizliğe 1023


yol açıyordu. Bunu, bizden ayrılan sağcı grupun Sosyalist Halk Partisi'­ ndeki eylemi de doğruladı. Emperyalist propaganda anti-sovyetizmden yıllar yılı yararlandı. Emek­ çilerin kendi çıkarları uğrundaki savaşımını önlemek için hep bu araca başvurarak korku aşılamaya çalıştı. Emperyalist propaganda, bu yolda, Sovyetlerin gizliden gizliye Batı Avrupaya karşı bir saldırıya hazırlandığı, kendi sosyal düzenini askersel güce dayanarak «ihraç etme» emelinde olduğu, kapitalist memleketlerdeki komünistlerin «Sovyet planları»nın gerçekleştirilmesi hizmetine koşulmuş «yabancı ajanları» oldukları terane­ lerini dilden düşürmüyordu. Biz bütün bu teraneleri iyi biliyoruz. Bu eski anti-komünizm ve anti-sovyetizm klişeleri elbette etki gücünü büsbütün yitirmiş değildir. Bunlar emekçilerin savaşımını köstekliyen kör inançlar olarak hala daha kullanılıyor. Ve bu kullanımda, sosyalist ülkelerin «gizli planları»na ilişkin şaşırtıcı haberler ve daha nice uydurmalar katılarak. her birine yeni bir biçim verilmeye çalışılıyor. Ne var ki, biz bugün bütün bu kuduz propagandanın iskambil kôğı­ dından köşk gibi nasıl yıkılıp gittiğine tanık oluyoruz. Sosyalist üikelerle iyi ilişkiler kurulmasını ve geliştirilmesini istiyen çevreler gitgide genişli­ yor. Anti-komünizm ve anti-sovyetizm propagandasının halklarımız üze­ rindeki zararlı etkisini gidermek için çok daha elverişli koşullar yçıratılmış bulunuyor. Bu koşullar cümlesinden olarak. Avrupa şimdi yine sosyalizm ve emper­ yalizm tarafından gösterilen yollardan birini seçme durumundadır. Bilin­ diği üzere, Birinci Dünya Savaşı'nın sonucu, Avrupayı ilk defa olarak «Sosyalizm mi, emperyalizm mi?» sorunuyla karşı karşıya getirmişti. Ok­ tobr Devrimi bu sorunu Rusyada sosyalizm yararına çözcW ve böylelikle. Avrupa da dahil olmak üzere, uluslararası politik durumu değiştirdi. 1930 yıllarında, halkların sosyal seçim sorunu bir başka biçim aldı: «Faşizm mi, yoksa sosyalist ve burjuva-demokratik güçlerin anti-faşist birliği mi?» Ikinci Dünya Savaşı içinde ve savaştan sonra bu sorun birçok memlekette üstün gelen sosyalizm yararına çözüldü; bunun yanısıra diğer birçok mem­ lekette de halklar burjuva-demokratik rejimieri tercih ettiler. Sonra «so­ ğuk harp» Avrupayı yeni bir harp, ya da barış içinde yanyana yaşama şıkları arasında bir seçim yapma zorunluğuyla karşı karşıya getirdi. Ve bu sorun do son yıllarda daha çok sosyalizm güçleri tarafından gösterilen yol lehine çözüme kavuşturulmaya çalışılıyor. Böylelikle ülkelerin iç sosyal problemleri politik yaşamlarının ortagöbe­ ğinde yer olmaya başladı. Işçi sınıfı ve bağlaşıkları ile tekelci burjuvazi arasındaki cepheleşme daha da belirginleşti. Yeni sosyal ilerleme yolları açıldı. Yeni olanakların, her şeyden önce sosyalist ülkelerin katkısı ve aynı zamanda bütün ilerici güçlerin savaşımı sayesinde barış içinde yanyana yaşamayı sağlamadaki başarılara bağlı olduğu bir döneme girilmiş oldu. 1024


Kapitalizmin genel bunalımının ";'erinleşmesi dolayısiyle kapitalist sis­ temin iç çelişkilerinin olanca keskinliğiyle belirmesi ve köklü sosyal dö­ nüşümlerin gerekli olduğu bilincine varanların gitgide çoğalması bu dQnemin önemini daha da artırıyor. ikinci Dünya Savaşından sonraki dönemde bilimsel-teknik devrimden ileri gelen üretim güçleri artışı, sosyalist ülkelerin başarılarının önemini birçoklarının gereği gibi değerlendirmelerine engel oluyordu. Bu ülkelerin sürekli ve hızlı tempolarla gelişmesi, «gerikalmışlık»la, hareket noktası olan «taban düzeyi düşüklüğü»yle, «küçük sayılar»ın «büyük sayılar»dan daha çabuk büyüyebileceği savıyla açıklanmak isteniyordu. Sosyalizmin örnek olabileceği düşüncesi, «biz daha zenginiz» savına dayanılarak red­ dediliyordu. (1) O dönemde (savaştan sonraki dönemde). kapitalist eko­ nomi bunalımlarının sonuçları oransal olarak daha kolay giderilebiidi. Bu bir yandan da yeni-sömürgeciliğin emperyalist devletlere öncelikle düşük hammadde fiyatları dolayısiyle önemli aşırı karlar sağlamakta ol­ masından ileri geliyordu. Şimdi durum değişti. Kapitalist ekonomi bütün temel mekanizmalarını altüst eden genel kapsamlı bir bunalım geçiriyor. Sınıf savaşımında önemli gelişmelere karşın, emekçiler yaşama düzeyinde düşüşün önüne geçemediler. Düne kadar aşıldığı ve unutulduğu söylenen yığınsal işsizlik işçi sınıfını kasıp kavuruyor. Veni-sömürgeci sömürü alanında da bunalım başgösteriyor. Bunun içindir ki, emekçilere normal yaşam koşulları sağ­ layabilmek üzere, köklü sosyal değişimlerin gerekli olduğu bilincine va­ ranlar gitgide çoğalıyor. Şimdiki dönemin ana niteliği, büyük bir kararsızlık ve bu durumdan çıkış çaresi arama bocalamasıdır ve bunun başka türlüsü de düşünüle­ mez. Burjuva ideolojisi toplumu çıkmaza sokmuş bulunuyor. Bu koşullar altında, sosyalist dünyanın varoluşu, emekçilerin kendi sosyal çıkarlarını savunma güveni kazanabilmeleri bakımından kesin bir önem taşıyor. Burjuva ideolojisinde kesin değişiklikler oluyor. Artık «genel refah top-

(l) Bu gibi savların gerçek durumu yansıtmadığını şu kanıtlar gösteriyor:

1960 yıllarında, şimdi Ortak Pazar'ı oluşturan 9 kapitalist memleket elektrik enerjisi, çelik ve madeni gübreler üretimi bakımından EVK üyesi 9 ülkeyi geride bırakırlarken, 1970 yılları başında durum artık değişti: EVK ve AH ülkelerinde elektrik enerjisi üretimi 1950'de sıra­ siyle-135 ve 193 milyar kwt-s, 1960'da 406 ve 426 milyar kwt-s oldu, bunalım öncesi 1973 yılında ise artık 1.222 ve 1.033 milyar kwt-s'e çıktı. Aynı yıllar içinde, yine sırayla, 36 ve 48 milyon ton, 86 ve 98 mil­ yon ton ve 178 ve 150 milyon ton çelik üretildi. Halen EVK ülkelerinin toplam sanayi üretimi AET memleketlerinin sanayi üretimi hacmini hemen hemen iki kat aşıyor. Ve görüldüğü gibi, «küçük sayılar» artık sosyalist ülkelerin değil, kapitalist memleketlerin göstergeleri oluyor. Buna karşın, adeta ista­ tistik kanunlariyle çelişircesine, «büyük sayılar» .. küçük sayılar»dan daha çabuk büyümeye başlıyor. 1025


lumu»nun durmadan yükselişinden söz ettikleri «mutlu altmış yılları»nın övünçlü iyimserliği gerilerde kalmış bulunuyor. Şimdi, doğallıkla, sosyal düzenin karakterinden değil, artık «insan olanaklarının tükenmesi»nden ileri geldiği söylenen bir karamsarlık hüküm sürüyor. Başıboş tüketimin, her an yeryüzü hammadde ve enerji kaynaklarının büsbütün tükenmesi gibi bir sonuca götürebileceğinden söz ediliyor. Bundan ötürü, toplumun «sıfır» veya «olumsuz» artış yolunu tutması isteniyor. Böylece de kapita­ list ekonominin bunalımından ileri gelen üretim ve tüketim azalışını haklı göstermek istiyorlar. Bu ideolojik atmosfer içinde, emekçi yığınlarının, sosyalist ülkelerdeki bunalımsız, enflasyonsuz gelişmeyi, işsizlikten azat gelişmeyi görmeleri çok yararlı oluyor. Bu da, feıaketlerin dağasal nedenlerden ileri gelme­ diğinin, toplumun karekterinden doğduğunun canlı kanıtı oluyor ve bun­ lardan kurtulmak için kapitalist düzenin değiştirilmesi gerektiği kanısını kazandırıyor. Kapitalizmin artık ayakta kalıp kalamıyacağını soranlar git­ gide çoğalıyor. işte burjuva propagandasının daha saldırgan bir dil kullanmasının altında bu neden yatıyor. Bu propagandanın eski toplumu koruma çaba­ larıyle harıl harıl yeni kanıtlar araması bundan ileri geliyor. Bütün bunlar emperyalist propagandada yeni bir yol tutulmakta oldu­ ğunu gösteriyor. Yeni yolun özü de, halkların kendi sosyal düzenlerini değiştirme hakkını barış içinde yanyana yaşamayla çelişir göstermekte toplanıyor. Barış içinde yanyana yaşama, iki sosyal sistem arasında, sosyalist ülke­ leri, kendi toplumlarında devrimci dönüşümler yapmakta olon halklarla dayanışmadan geri durmakla yükümleyen bir .<ideolojik uzlaşma» olarak gösteriliyor. Bir yandan, emperyalizme kendi «etki alanı» saydığı dünya kesimine karşı devrim ihraç etme .. hakkı» tanınıyor. Ostelik bazıları bu tür ideolojik uzlaşmayı, barış içinde beraberlik prensipleri temeli üzerinde uluslararası ilişkiler kurma ve geliştirmenin koşulu olarak ileri sürmeye çalışıyorlar. Bunlar, genel barışın sınıf savaşımına son verilmesiyle öden­ mesini istiyorlar. Ne var ki, toplumda uzlaşmaz çelişkili sınıflar bulundukça, sınıf sava­ şımı durdurulamaz. Şimdiki durumda sınıf savaşımını durdurma amaçlı politik hat, her şeyden önce, kapitalist memleketlerde sosyal düzeni değiş­ tirme savaşımı vermekte olan emekçilere karşı yöneltiimiş bulunuyor. Gerçekten de, Amerikan emperyalizminin yönetici temsilcileri, istedik­ leri gibi .. tedbir alma» hakkını açıktan açığa benimsiyor ve bunda direni­ yorlar. Batı Avrupa'nın birçok sağcı sosyal-demokrat devlet yöneticisi de, halkların devrimci hareketine dışardan karışmayı haklı göstermek üzere epeydir hep bu gibi savlara dayanıyorlar. Bu tutum, elbette, barış içinde 1026


yanyana yaşama temel prensiplerine, Helsinki'de varılan anlaşmaların özüne ve sözüne aykırıdır. Barış içinde yanyana yaşama prensiplerinin sınıfsal içeriği, bunların hiç­ bir memlekette iktidar sorununa ilişkin yanı olmayışında, dolayısıyla her­ hangi bir sosyal ve politik statükonun korunması anlamına gelmeyişinde toplanıyor. Bu prensipler, her halkın kendi sosyal ve politik düzenini seçme ve bu seçimi gerekli gördüğü biçimlerde yapma hakkıyla çelişmiyor. Barış içinde yanyana yaşama devrim yoluna çekilen bir set de değildir. Tersine, barış içinde yanyana yaşama politikası, halkların politik ve sos­ yal düzen sorununu kendi başlarına çözebilmeleri için yeni olanaklar yaratıyor. Komünist partileri 1969 yılında yaptıkları Uluslararası Danışma Top­ lantısı'nda görüş ve tutumlarını apaçık ortaya koydular. Toplantıda kabul edilen belgede şöyle deniyor: Barış içinde yanyana yaşama politikası «emperyalizme karşı ulusal ve uluslararası çapta sınıf savaşımının geliş­ mesine yardım ediyor. Tekellerin ve tekeller egemenliğinin ortadan kal­ dırılması için, gerçek demokratik düzenin yerleşip pekişmesi için, her yola başvurularak sosyalist egemenliğin kurulması için kesinlikle sınıf savaşımı yürütmek kapitalist memleketler emekçilerinin ve bunların komünist par­ tilerinin geri alınamaz ve tartışma götürmez hak ve ödevleridir. Bütün dünya komünistleri bu haklı savaşımlara dayanışma göstermektedirler. «Emperyalizme karşı yığınsal eylemler, barış içinde yanyana yaşama politikasını gerçekleştirmenin koşullarından biridir.» (2) Gerginliğin azal. tılması döneminden önce formüle edilen bu prensipler bugün de yürür· ıüktedir. Komünistler, Maocuların savundukları görüşlerin tersine, barış içinde yanyana yaşama koşullarına da emperyalizm zincirinden yeni hal· kalar koparılabileceği, köklü demokratik dönüşümler yapılabileceği, emek· çilerin egemenliğinin kurulabileceği ve sosyalizm utkusuna ulaşılabileceği kanısındadırlar. Emperyalist propaganda, bunun tersine, halkları korkutmaya, onların kendi yazgılarına buyruk olma istek ve çabalarını kırmaya çalışıyor. Bu propaganda, barış içinde yanyana yaşama koşullarında, belirli bir mem· lekette sosyal duruıiıu değiştirme olanağı kalmadığını, çünkü bu propa· gandaya göre, böyle bir memleketin dünya sosyalizminden izole ve onun desteğinden yoksun duruma düşerek kapitalist dünyanın birleşik gücüyle karşı karşıya gelebileceğini telkin etme çabasındadır. Şimdi, emperyalizmin ideologları, hücumlarını, dünyanın bütün ülke· lerinde komünistlerin ve diğer demokratik güçlerin Portekiz'deki devrimci demokratik süreç konusunda gösterdikleri enternasyonal dayanışmaya karşı yöneltiyorlar. Danimarka komünistleri bu hücumlara kesinlikle karşı

(2) Komünist ve Işçi Partilerinin Uluslararası Danışma Toplantısı, Mos· kova 1969. S. 33-34.

1 027


koyuyor ve asıl ABD ve AET'nin bu sürece karışma yeltenişlerinin barış içinde yanyana yaşama prensipleriyle çeliştiğini açıklıyorlar. Biz, Dani­ marka sosyal-demokrat liderlerini, Portekiz halkının ve uluslararası işçi sınıfının çıkarları ve haklarıyla böyle açıkça çelişen bir dôvada emper­ yalizme yardım etmekle üstlendikleri sorumluluk konusunda uyarmaya çalışıyoruz. Emperyalizm ideolojik savaşında kendini duruma uydurma bakımından epeyce esneklik ve beceriklilik gösteriyor. Ama buna karşın, gitgide daha geniş halk çevrelerinin, uluslararası ilişkilerdeki yumuşama sayesinde ve kapitalizmin bunalımının keskinleşmesi sonucu olarak, eninde sonunda sosyalizme geçişe yönelik köklü sosyal dönüşümler gerekliliğini günden güne daha iyi kavramalarına engel olabilmiş değildir. Bu bizim memleketimizde göze çarpar bir gerçektir. Biz bugün Dani­ markada yalnız sosyalizme geçişe elverişli objektiv koşulların varlığını tespit etmekle kalmıyoruz. Bunun için gerekli sübjektiv ve aynı zamanda ideolojik ön koşulların olgunlaşmakta olduğunu da görüyoruz. Bugünkü durumdan duyulan hoşnutsuzluk ve yeniye yönelme isteği, Danimarka'nın politik hayatında önemli bir etken haline gelmiş bulunuyor. Bunun nedenleri, her şeyden önce, işçi sınıfının nice kuşaklarını avutan ve Danimarka büyük sermayesi ile yabancı büyük sermaye tarafından mevzilerini güçlendirme ve kazançlarını arttırma yönünde maharetle ya­ rarlanılan çeşitli reformist hayallerin uçup gitmesinde aranmalıdır. Bu hayaller, 1950'Ierin sonunda ve 1960'Iarın başındaki yüksek konjonktür döneminde epeyce sağlam kökler salmıştı. O dönemde, kapitalist taplum, «gelire oranla progresif olarak artan vergi sistemi» ve «etkin sasyal ka­ nunlar» sayesinde «yoksulluk kalıntılarının hemen hemen büsbütün arta­ dan kalktığı» bir «refah devleti» olarak gösteriliyor, artık sınıfların ve her türlü ideolojilerin ortadan kalkacağı ve böylece işçinin kapitalizmde .« partnör» haline geleceği teraneleri dilden düşürülmüyordu. Burjuva ve sosyal-demokrat propagandacılar, sosyalist dönüşümleri, geri kalmış ül­ keler için belki de elverişli, fakat ıskandinavya ülkelerinin sosyal-liberal toplumu için büsbütün gereksiz bir şey olarak göstermeye çalışıyorlardı. Oysa, gerçek, Danimarka komünistlerinin birçok belgesinde belirtildiği üzere, bambaşkaydı. Gelir dağılımındaki, servetlerin birikimindeki ayrım­ lar gitgide büyüyor, sömürü durmadan artıyordu. Asıl sorun, devlet tekel yöntemlerinin geniş ölçüde uygulanmasıyla, özellikle servet ve gelirlerin devlet sektörü yoluyla yeniden dağılımıyla, halkın çoğu bölümünden ger­ çek durumun gizlenebilmiş olmasıydı. Ne var ki, 1970'Ierin başlarına doğru manevra olanakları artık tükenmeye yüz tuttu. Danimarkada dünya genel ekonomik durgunluğundan bir veya iki yıl önce derin bir politik ve ideolojik bunalımın başlamış ve bunun 1973 Aralık ayındaki parlômento seçimlerinde iyice kendini göstermiş olması dikkate değer. 1028


Halkın varlıklı bölümüne ve özellikle büyük sermayeye hiç dakunulma­ dan emekçilerin daha ağır bir vergi yükü altına girmeleri gerektiği an­ laşıldıktan sonra «refah devleti» masallarının boş laf olduğu görüldü. Halkın hoşnutsuzluğu. parlamento seçimleri sırasında. «bütün vergilerin kaldırılması»ndan yana olduğunu açıklayan ve en yüzsüz vergi kaça k­ çılarından biri olan M. Glistrup'un yönetmenliği altında bulunan «ileri­ lik Partisi» tarafından alabildiğine sömürüldü. Ama komünistler de. emek­ çilerin vergi yükünün hafifletilmesi ve büyük sermayenin vergilerinin art­ tırılması gibi istekleriyle. seçmenlerin büyük ölçüde dikkatini çekmeye muvaffak oldular. Bu seçimlerde partimiz politik bir başarı kazandı. «Genel refah toplumu» reformist hayallerine yığınsal işsizlik ve üretim azalışiyle kendini gösteren ekonomik düşüşün baş·ladığı bir darbe indirildi. Mevcut düzenden hoşnutsuzluk. değişiklik istekleri ve sosyalizmin ortaya koyduğu örneğin çekim gücü birçok alanda beligin­ leşti. .

Komünist Partisinin etkisi hızla arttı. Partinin parlômentoda. belediye­ lerde ve sendikalardaki mevzileri nitel bakımdan sağlamlaştı Komünist­ lerin sayısı. iki misli. daha da fazla büyüdü. Parti tarafından örgütlenen çeşitli girişim ve aksiyonlara emekçilerin katılımı yığınsal bir nitelik ka­ zandı. işçi sınıfının. gençliğin ve diğer emekçi tabakalarının savaşım ak­ siyonları görülmedik ölçüler aldı. 1974 yılında Folketing binası önünde birçok büyük gösteri yapıldı. Bunlara katılanlar. bunalım yükünün ödeme gücüne sahip olanların sırtına aktarılmasını istediler. .

Memleketin her yanında bir kaynoma ve kaynaşma göze çarpıyor; emekçilerin sosyal ve demokratik kazanımlarına karşı sağcı güçlerin gi­ riştikleri ve genişletmeye çalıştıkları saldırıyı durdurmak üzere yeni sava­ şım biçimleri aranıyor. Bu nitel bakımdan yeni politik durum. 1976 Eylü­ lünde yapılacak XXV. Kongrelerine yaklaşmakta olan Danimarka komü­ nistlerinin eylemine damgasını vuruyor. 4-5 Ekim 1975 günlerinde yapılan Ulusal Konferans. yeni parti programı tasarısının bütün üyeler ve kamuoyu tarafından görüşülmesini kararlaştırdı. Komünistler. Danimarka toplumunun harekete geçen bütün güçlerine, Danimarkayı bunalımdan çıkaracak ve sosyalizme açılan yolca ileriye yöneltecek köklü dönüşümleri gerçekleştirmenin somut yollarını göstermeyi ona ödev soyıyorlar. Memleketimizde ideolojik savaşım. bütün Avrupa kıtasında olduğu gibi. gitgide sosyalizm yönünde hareket sorunu üzerinde daha çok yoğunlaşı­ yor. Bu da. kuşkusuz. Batı Avrupada işçi sınıfının. yumuşamanın ve barış politikasındaki başarıların yarattığı yeni uluslararası koşullar altında. kendi temel çıkarları uğrundaki yeni sosyal çarpışmalarının önemli haber­ cilerinden biridir. 1029


Uluslararası kadınlar yılı Tarihe ilk Uluslararası Kadınlar Ytlı olarak girecek olan 1975 ytlı sona eriyor. Bu ytlln "eşitlik, gelişme ve banş» belgisi yeryüzünde milyonlarca kadımn emel/erine cevap veriyor, bütün ilerici insanlığın isteklerini dile getiriyor. Komünistler bu ytlı her şeyden önce kapitalist memleketlerle azgelişmiş ülkelerde kadınlan sınıfsal kurtuluş savaşımına daha büyük bir etkenlikle çekmeye, sosyalist ülkelerde de yeni toplumu kurma çaftşma­ lanna etkenlikle kattlmalanm sağlamaya önem vererek kutladtlar. Komü­ nist ve işçi partileri, bütün ilerici güçlerle bir/ikte, kadınlann gerçek hak eşitliğini sağlamak için, onlan üretim çaftşmalanna, politik, toplumsal ve kültürel hayata çekmek için büyük çabalar harcadtlar. Yakın geçmişte otuzuncu çaltşma ytlım tamomityan Uluslararası De­ mokratik Kadınlar Federasyonu ve diğer kadın örgüt/eri, bütün dünyada banşln sağlamlaştlfllması dôvaslna, sosyal ilerleme ve ulusal bağımsızftk savaşımına, emperyalist saldırının ve gericiliğin kurbanlariyle enternas­ yonal dayamşma aksiyonlanna büyük bir katkıda bulundular. Ekim ayın­ da Berlin'de yaptlan ve Uluslararası Kadınlar YıIt'na hasredilen Dünya Kongresi'ne 140 ulusal ve BO'den fazla uluslararası örgütün temsilcileri olarak 2.000 kadımn kattımış olması, kadın örgütlerinin katkısından söz ettiğimiz eyleminin ölçüleri ve demokratik kadın hareketinin giderek bü­ yüyen otoritesi hakkında bir fikir vermeye yeterlidir. Berlin Kongresi, uluslararası kadın hareketinin, banş ve toplumsal iler­ leme için savaşan bütün güçlerin büyük kapsamit hareketinin tarihçesine yeni parlak sayfalar kazandırdı. Kongre, Dünya Kadınlarlna çağn'slnda "kadınlann gerçek kurtuluşunun memleketin ulusal ve sosyal kurtuluşuyle sağlanabileceğini, kadınların yazglSlmn kendi haklarının yazgısiyle sım­ sıkı bağlı olduğunu» belirtti ve şu isteği ileri sürdü: "Bütün yeryüzünde banş, demokrasi, ulusal bağımsızltk ve sosyal ilerilik üstün gelmelidir!» Kongrenin kabul edip yayımladığı bildiriyle, kadınlar, hükümetleri ve par­ lômentolaTl, politik partileri ve toplumsal hareketleri, uluslararası yu­ muşamanın kaltmlı olması ve daha ileri götürülmesi için, eşitlik, gelişme ve banş gibi hümaniter ve soylu fikirlerin utkusu adına banş içinde yan­ yana yaşama ve işbirliği prensiplerinin uluslararası jfjşikilerde tamamiyle benimsenip uygulanması için el/erinden geleni yapmaya çağITdtlar. Bu ytl içinde, «Banş ve Sosyalizm Problemleri» dergisinde, sosyalist, kapitalist memleketlerde ve gelişme halindeki ülkelerde kadınlann duru­ munu, komünist/erin görüş ve tutumunu, kadın hareketindeki çaltşma de­ neyimini konu edinen yazdar yayımlandı. (1) Uluslararası Kadınlar Ydı'na

(1) Bak: «Barış ve Sosyalizm Problemleri» dergisi, sayı 1,3,7, 10,1975; 1030


hasredilen bu yazı dizisini, ASBP MK Politbüro aday üyesi ve MK Sekre­ teri I. Lange'nin ve Moğolistan Kadınlar Komitesi Başkanı S. Udval'ln aşağıda okuyacağlnlz yazi/ariyle sona erdiriyoruz. Doğal olarak, konunun kendisi bundan böyle de derginin sayfalarında önemli bir yer almaya devam edecektir.

Yeni hayatın aktif kurucuları Inge Lange ASBP MK Politbüro aday üyesi ve MK Sekreteri

Alman Demokratik Cumhuriyeti'nde, diğer sosyalist ülkelerde olduğu gibi. işçi sınıfının partisi olon ASBP'nin yönetmenliği altında sosyalist toplum düzeninin kurulması boyunca bir devrimci dönüşümler süreci gerçekleş­ tirildi. Bu sürecin bir sonucu olarak, erkeklerle kadınlar arasında eşitliğe de ulaşıldı. Memleket nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan kadınların hayatında, kısa bir süre içinde temelli değişimler oldu. Bu değişimlerin bütün sosyalist kuruluş için büyük bir önemi vardı. ASBP MK Birinci Sekreteri E. Honeker yoldaş, Parti Viii. Kongresinde okuduğu MK eylem raporunda bu olayı şu sözlerle belirtti: «Hangi alan­ da olursa olsun, elde ettiğimiz bütün başarılara ulaşmamızda kadınların oynadıkları önemli rolü belirtmeden, memleketimizde sosyalizmin geliş­ mesinden söz edemeyiz.» (2) Toplumsal hayatın bütün alanlarında kadın­ ların başarıları, gelişmiş sosyalist toplumun yaratılmasına aktif olarak ka­ tılmaya ve bunun için gerekli bilgi ve alışkanlıkları edinmeye hazır olduk­ larını gösteriyor. Sosyalist devletimiz, kadınların katılımı olmadan sosyalizm kurulamı­ yacağı düşüncesinden hareket ederek, kadınların yaratıcı yetenek ve kabiliyetıerini geliştirme ve bu orada kadınların mesleksel çalışma ile analığı daha iyi bağdaştırmalarına olanak verecek koşulları yaratma yo­ lundaki bütün çabaları sebatla ve pıanlı biçimde destekliyor. A. Bebel daha 1879 yılında yayımladığı «Kadın ve Sosyalizm» adlı eserini şu söz­ lerle bitiriyordu: «Gelecek, sosyalizmindir; yani her şeyden önce işçinin ve kadınındır.» (3) Bebel'in bu öngörüsü Alman Demokratik Cumhuri­ yeti'nde tamamen gerçekleşti. Sosyalist gelişme pratiği, ancak insanın insanı sömürmesinden arınmış olon toplumsal düzenin, erkeklerle kadınlar arasında eşitlik gibi insanlığın

(2) Erich Haneeker, Bericht des Zentralkomitees der SED an den

Viii. Par­ teitag der SED, Berlin 1971,S. 61-62. (3) A. Bebel, Kadın ve Sosyalizm. Moskova, Politik Yayınlar, 1959, s. 588.

1031


ilerlemesi bakımından çok önemli bir sonunu çözebilecek durumda oldu­ ğunu en inandırıcı biçimde gösteriyor. Bu gerçeğin etkisi sosyalist dün­ yanın sınnırları ötesinde de hissediliyor. Kapitalist memleketlerde ve genç ulusal devletlerde, işçi sınıfının ve bütün ilerici güçlerin sömürü ve ezgiye karşı, barış, demokrasi ve sosyal ilerilik için yürüttükleri sosyal savaşım­ lara hiç bir zaman bu kadar çok kadın katılmış değildir. Sömürücü düzen koşullarında kadınların oynamak zorunda bırakıldıkları buağımlılık rolünü burjuva ideologları haklı göstermekte artık zorluk çekiyorlar. Ve bütün bunlar, 1969 yılında Moskova'da yapılan Komünist ve işçi Partileri Ulus­ lararası Danışma Toplantısı'nın çıkardığı sonucun parlak bir kanıtı oluyor: Toplantıda kabul edilen belgede şöyle deniliyor: «Kadınlara tam hak eşitliğinin garantilendiği sosyalist ülkeler örneğinin, kapitalist dünyada kadınların bu uğurda yürüttükleri savaşım bakımından büyük bir çekim gücü vardır.» (4) Kadınların hak eşitliği her zaman devrimci işçi hareketinin temel istek­ lerinden biri olageldi. Bu istek ilkönce «Komünist Partisi Manifesti»nde ve Marksizm-leninizmin kurucularının diğer eserlerinde dile getirildi. Şimdi, toplumda kadının durumu ile egemen toplumsal ilişkiler arasında sıkı bir bağlantı olduğu anlayışı, artık örgütlü işçi hareketinin sınırların­ dan öteye de yayılıyor; kadın sorununun sınıfsal karakterini tartışmak ve­ ya maskelemek gitgide zorlaşıyor. Bu her şeyden önce sosyalist topluluk ülkelerinde kadınların hayatını değiştiren, yenilikler getiren tarihsel ula­ şımlarla açıklanabilir. Bu açıklamayı bir de şu belirgin olay kanıtlamak­ tadır: Kapitalist dünyada, emek eylemine veya emek hakkı için savaşıma bugün her zamankinden daha büyük sayıda kadın katılmakta, ve bunlar, kapitalist sistemin giderek artan derin bunalımının ve bununla ilişkili sos­ yal sarsıntıların öncelikle kadınları ve gençleri daha büyük bir güçle et­ kilediği günümüzde kendi bağımlı durumlarını ve iki kat sömürüldüklerini daha açıkça anlamaktadırlar. Bütün bunların, BMT Genel Kurulu XXVIII. Dönem Toplantısı'nın, Ulus­ lararası Demokratik Kadınlar Federasyonu tarafından ileri sürülen öneriyi dikkate alarak, 1975 yılını Uluslararası Kadınlar Yılı ilôn etme kararını almasına etki yaptığı güvenle söylenebilir. BMT'nın bu yıl için belirleyip gösterdiği hedefler (erkeklerle kadınlar arasında eşitlik sağlanması için çaba gösterme, ülkelerinin ekonomik, :sosyal ve kültürel gelişmesine kadınların da katılmalarını sağlama, dev­ iletler arasında dostluk ilişkileri kurulmasına ve bütün dünyada barışın sağlamlaştırılmasına kadınların katkısını daha da arttırmaya yardım etme hedefleri), Alman Demokratik Cumhuriyeti'nde her günkü uygulama so­ runları oldu.

(4) Komünist ve Işçi Partileri Uluslararası Danışma Toplantısı, Moskova 1969, s. 27.

1032


Dıkemizin 25 yılı aşan yeni tarihi bayunca, yukarıda da söylediğimiz gibi, kadınların yazgısında önemli değişimler oldu. Partimiz, kadın soru­ nunu çözmenin her şeyden önce toplumsal bir ödev olduğu anlayışiyle hareket ederek, bütün toplumsal güçlerin bu dôvaya aktif olarak katıla­ bilmeleri için, hak eşitliği uğrundaki savaşımda kadınların kendilerini de seferber etmek ve onlara bu uğurda savaşmayı öğretmek için olanca çaba ve etkisini kullandı. Bugün cumhuriyetimizde kadınlar erkeklerle aynı hak ve ödevlere sahiptirler ve eşit haklı, bilgili, ekonomik bakımdan bağımsız ve kendi niteliklerinin bilincinde sosyalizm kurucuları olarak toplumsal üretim sürecine etkenlikle katılıyorlar. Kadınların görüş ufku alabildiğine genişledi; ilgi ve istekleri evvelce hemen hemen büsbütün esiri oldukları aile çevresi ve ev-içi kaygıları sınırlarının çok ötelerine taştı. Milyonlarca kadın bilgi ve deneyimini artırıp genişletti. Kadınlar sana­ yide ve köy ekonomisinde, bilim ve teknik alanında başariyle ödev yapı­ yorlar: Ulusal eğitim, sağlık ve ticaret alanlarında çalışanların ezici ço­ ğunluğu kadınlardan oluşuyor. Nice kolektifleri kadınlar yönetiyor, tutarı milyonları aşan devletin ve ulusun malı nice maddi değerler onların buy­ ruğu altında hizmete giriyor. Tek sözle, ADC'nde kadınlar, kendi yaşam­ sal çıkarlarına uygun olan gelişmiş sosyalist toplum kuruluşuna özen ve yaratımla katılıyorlar. Hepsi de, mesleksel eylem ve toplum karşısındaki sorumluluklarını yaşamalarının ayrılmaz bir parçası sayıyor ve artık bun­ suz bir yaşam düşünemiyecek bir bilince ermiş bulunuyorlar. Şimdi ADC'nde kadının durumunu gösteren bazı rakam ve somut ka­ nıtlar verelim. Cumhuriyetimizde kadınlara çalışma hakkı tanınmış ve bu hakkın ger­ çekleştirilmesi güven altına alınmıştır. Bugün çalışabilir durumdaki' bütün kadınların % 85,9'u çalışıyor, ihtisaslarını yükseltiyor veya okullara devam ediyorlar. Her iki işyerinden birini kadın alıyor. Ve erkekler kadının ça­ lışmasını çoktandır doğal bir şey sayıyorlar. Erkeklerle kadınlar, öğrenim, mesleksel eğitim ve ihtisaslarını yükseltme alanında da eşit haklara sahiptirler. Kadınların bu haklardan (onların hak eşitliğinin önemli bir organik parçası olarak), ne denli yararlandık­ larını şu olay iyice gösteriyor: Erkeklerle kadınların öğrenim düzeyleri arasında kapitalist geçmişten devralınan bir ayrım vardı, Bu ayrım artık giderilmiş bulunuyor. Bugün çalışabilir durumda ve mesleksel öğrenimli 1.000 işçinin 470'i kadın; teknik okul bitirmiş 1.000 emekçinin 450'si ka­ dın; yüksek öğrenimli 1.000 uzmanın da 311 'i kadındır. Bununla birlikte 15-60 yaşları arasındaki çalışan kadınların % 56,6'slnın mesleksel, orta veya yüksek öğrenimi vardır; 35, yaşın altındaki kadınlarda bu oran 70'j bulmaktadır. Oransal olarak yüksek diyebileceğimiz bu öğrenim düzeyi, sosyalist . 1033


toplumun ne kadar ardıcıl bir tutumla. gereken koşulları, giderek sosya­ list öğretim sisteminden yararlanabilecekleri yaşı aşmış olan kadınların bile yaşlılara özgü yetişme ve yetkinleşme kurslarına devam ederek bilgi edinmeleri koşullarını yaratmış olduğunu gösteriyor. Bu yolda asıl sorun, öğrenim görmemiş veya yeterince okuyamamış işçi kadınlara mesleksel vasıflar kazanma olanağı verilmesiydi. Bugün de gündemde olan bu so­ runu ortaya koyarken, ASBP'nin gözönünde bulundurduğu iş, sadece er­ keklerle kadınların bilgi ve kalifikasyon düzeyleri arasındaki kapitalist geçmişten miras kalan ayrımı giderme gerekliği değildi. Biz diğer önemli etkenleri de, her şeyden önce kadınların işçi sınıfına, toplumumuzun bu yönetici gücüne mensup olmaları etkenini de dikkate aldık. Sanayide çalışan kadınların göreceli payı gitgide büyüyor. Mesleksel hazırlık ve bilgi, kalifikasyonu artırma ve birçoğu için de ikinci ihtisas edinme çaba­ ları, kadınların, çağdaş bilimsel-teknik gelişme istemleri düzeyine çıkma­ larına olanak veriyor. Bu alanda, 1972 yılında onaylanıp yürürlüğe giren ve üretimde çalışma ile öğrenimi bağdaştıran kadınlar için elverişli koşullar sağlamayı amaç­ Iıyon yeni hukuk normları sayesinde, son yıllarda kayda değer başarılara ulaşıldı. Bu normlar gereğince, sanayide çalışan ve daha yüksek kalifikas­ yon için öğrenime devam eden kadınlar, ortalama aylığı işlernek üzere, bir yere kadar işten serbest bırakılıyorlar: Yalnız 1973 yılında 12 bin ka­ dar kadın, bu sayede, çalışma ile öğrenimi bağdaştırabildi ve mesleksel sınavlarda başarılı oldular. Bu tedbirler, artık bir meslek sahibi olan ve çalışan evli kadınlara orta veya yüksek öğrenim yapma olanağı vermek için alındı. Biz bu biçim eğitime «kadınların sosyal hazırlık sistemi» adını veriyoruz. Bu sistem, diğer ayrıcalıklardan başka, öğrenime devam eden­ lerin sınav izinleri boyunca ortalama aylıklarının % BO'ini almalarını da öngörüyor. Bütün bu tedbirler sayesinde binlerce kadın öğrenimierini başaroıyla sonuçlandırıp, vasıflı uzmanlar oldular. Ama daha şimdiden tam bir gü­ . venle söyliyebiliriz ki, birkaç yıl sonra, kadınların meslek kurslarından ve meslek öğrenimierinden geçmelerine ilişkin elverişli koşulların bütü­ nüyle sürdürülmesine belki de gerek kalmayacaktır. Zira anayasamızda genç erkek ve kızların aynı mesleksel öğrenimi görmelerine ilişkin bir madde vardır ve bu madde tamamiyle hayata geçirilmektedir. Teknik okullarda ve yüksek okullarda öğrenimierine devam etmeyen genç kız­ ların hemen hemen % 99'u birer meslek edinmektedir. Orneğin son üç yılda, meslek eğitimi sınavlarını başarıyla veren kız öğrencilerin % 40'­ ından fazlası birer üretim ihtisası edindiler. Orta özel ve yüksek okullara devam edenler toplamı içinde genç kız ve kadınlar göreceli payının art­ makta olması da söz konusu anayasa maddesinin başarıyla uygulandığını göstermektedir. 1974 yılında bütün üniversitelerdeki ve yüksek okullardaki öğrenciler toplamının yaklaşık olarak % 47'sını, orta özel okullardaysa 1034


% 60'ınden çoğunu oluşturuyorlardı, Oniversite ve yüksek aku/ların birkaç yıl öncesine kadar kadınların az olduğu fakültelerinde, öğrencilerin bile­ şiminde büyük değişimler oldu. Bu cümleden olarak, son on yılda, teknik bilimler öğrenimi yopan kız öğrencilerin payı % 5,6'dan % 30'a çıktı. Kadınların mesleklerinde çalışma ve öğrenim yapmalarının sağlanma­ sındaki başarılar, bunun için gerekli maddi koşu/ların yaratılmasıyla ve eğitim işleriyle yakından ilişkilidir. Sosyalist toplumda kadının rolü ve yeri hakkında memleketimiz!n bütün yurttaşlarının yeni bir fikir edinmele­ rini sağlamak için, partinin yönetmenliği altında, sendikaların ve devlet organlarının yardımlarıyla büyük işler yapıldı. Bununla birlikte parti, her­ kese şunu anlatmak istiyordu: Kadınların hak eşitliğinin yalnız kanunda değil, hayatta da gerçekleştirilmesi için (5) belirli harcamalar gerekliydi. Bu yoldaki ulaşımları yine bazı rakamlar ve kanıtlarla göstermeye ça­ lışalım. Once, okul öncesi ve okul çağındaki çocukların eğitimine ve bunlara özen gösterilmesine toplumun katılımı gibi önemli bir sorundan başlaya­ lım. Oç yaşına kadar olanlardan 1.000 çocuğa kreş/erde 403 yer düşüyor; okul öncesi çağında her 1.000 çocuğa da çocuk b�hçelerinde 804 yer düşüyor. Vasıflı eğitciler ve çocuk hekimleri, ana-babalarla birlikte, ço­ cukların beden ve kafaca sağlam gelişmelerini sağlıyor/ar. Birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadarki öğrenciler toplamının yaklaşık olarak üçte ikisi, öğrenim saatleri dışında, ders çalışma odalarına devam ediyor. Bunlar, anneleri çalıştıkça kontrolsüz bırakılmıyor. Oku/larda yemek verilmesi, kuruluşlarda ve dairelerde çalışanların bu­ ralarda öğle yemeği yiyebilmeleri, ev işlerine harcanan vakti bir . hayli azaltıyor. Şimdi çalışmakta ve öğrenim yapmakta olanların % 65 kadarı, haftanın beş günü, öğle yemeklerini evde yemiyorlar. Hizmetler alanı durmadan genişletiliyor, ev kadınları için modern ev işi ve yaşam için gerekli teknik araçlar sağlanıyor. Bütün ailelerin % 70'inin çamaşır makinesi, % 80'inin buzdolabı var. Yaşamsal gerek­ semeIeri karşılayan kimyasal madde çeşitlerinin artırılması da ev işlerini hafifletiyor ve diğer işler için vakit kazandırıyor. Bundan başka, evli ka­ dınlara, 18 yaşına kadar çocukları olan yalnız anolara ayda bir, «ev işi günü" olarak ücretli izin verilmesini öngören bir genel hukuksal kural uygulanıyor. Ama yine de, ev işlerinin, hele çok çocuklu ailelerde hôlô kadınların birçok vaktini ve gücünü aldığı söz götürmez. Bu yüzden, çoğun, kadının var gücüyle çalışması, bilgi ve alışkanlıklarını toplumun selômeti için uygulaması zor oluyor. Doğumun geçici azalışı da, diğer nedenlerin yanı­ sıra, bununla açıklanıyor. ilginç olan şudur ki, doğuranların genel sayı(5) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 40, s. 157. 1035


sında değil, birkaç çocuk doğuran anaların payında azalma vardır. Bes­ belli ki, bunda, birçok kadının üretimde ve toplumdaki yeni durumlarına tamamen uygun bir evlilik yaşamı gereksemesinin, evli erkeklerin bu ge­ reksemeyi anlama ve her günkü aile hayatında bunun gerçekleştirilmesine yardım etme yeteneğinden daha çabuk gelişmekte olmasının etkisi de az değildir. Bugün bir problemler kompleksinin gündemde oluşu, devamı boyunca kadının toplumsal durumunda köklü bir dönüşümün yapıldığı belirli süre içinde, toplumda erkek ve kadın arasında, karı-kocalıkta, ailede yüzyıllar yılı yaratılagelmiş karşılıklı ilişkilerdeki bütün eşitsizlik elemanlarını orta­ dan kaldırmanın objektif olarak olanağı bulunmadığını gösteriyor. Ve hak eşitliği de tek başına sorunu çözmüyor. Onemli olan, ASBP VIII. Kon­ gresinin ısrarla üzerinde durduğu gibi, birkaç çocuklu çalışan anaların eşitlenen haklarından tamamiyle yararlanabilecekleri koşulların derece derece yaratılması için elden gelen en büyük çabanın harcanmasıdır. Bu yolda artık önemli adımlar atılmış bulunuyor. Sekizinci Kongre'de kabul edilen, üç veya iki çocuklu çalışan anaların dur � muna ilişkin sos­ yal-politik programın gerçekleştirilmesi boyunca, analar vardiya üzere çalıştıkları takdirde, iş ücreti değişmeden, 40 saatlik iş haftası uygulama­ sına geçildi (olağan iş haftası 43 saat 45 dakikadır). Işçi anaların yıllık izinleri, çocuklarının sayısına bağlı olarak, 6-12 gün arasında uzatıldı (24 işgününe kadar). Kadınların, ayrıca çalışma yılları toplamına da bağlı olan emekli aylığı tutarının belirlenmesinde, çalışma süresine, doğurup eğittikleri her çocuk başına bir çalışma yılı ekleniyor. Analık izni dört hafta daha uzatıldı ve bugün artık 18 haftayı buluyor. Yeni doğan her çocuk için aileye bir defaya özgü olarak 1.000 mark veriliyor. Analık yar- dımları cümlesine giren daha birçok tedbir arasında, gebeler ve anne­ ler, çocuk ve ana sağlığı konsültasyonlarından parasız olarak yararlanı­ yorler; ana olacak işçi kadının ağır ve zararlı işlerde çalıştırılması yasak ediliyor; ana olma zamanını ve kaç çocuk edineceğini kendi başına be­ lirleme hakkı da kanunla güven altına alınıyor. Yukarıda da belirtildiği gibi, yüksek okullara, teknikumlara ve mesleksel öğrenim kurslarına devam eden analara, her bakımdan yardım ediliyor, ve destek olunuyor. Bunun­ la, doğumun, ana olan işçi kadının öğrenimini ve mesleğinde ilerleme çabalarını aksatmasına elden geldiğince engel olma amacı güdüıüyor. Bu tedbirin sonucu da ortadadır: Gebelik ve analık nedeniyle öğrenimi kesintiye uğrayan genç kız ve kadınların oranı, öğrenimi yarıda bırakan genç erkekler oranını geçmiyor. Çalışmakta olan yalnız anaların sosyal koşulları da epeyce iyileştirildi. Orneğin, eğer çocuk için yuvada bir süre yer bulunamıyorsa, bu çocuğa bakan yalnız anaya, hastalanma halinde aldığı ölçüde aylık yardım yapılıyor. Bu durumdaki anaya, hasta çocuğa baktığı sürece de aynı biçimde yardım ediliyor. Aile kurulmasını kolaylaştırmak üzere, genç evlilere, faizsiz olarak 1036


5.000 mark kredi açılıyor. Bu ödünç sekiz yılda ödeniyor. Birinci ve ikinci çocuğun doğumundan sonra, aile, bu kredinin bir bölümünü, üçüncü doğumundan sonra da bütününü ödemekten bağışık tutuluyor.

Parti Viii. Kongresinin önerdiği sosyal-politik programın omurgası konut yapımı programıdır. Uzun bir perspektif gözetilerek hazırlanan bu prog­ ram, cumhuriyetimizde konut probleminin 1990 yılına kadar kesinlikle çözümünü öngörüyor. 1971 yılından 1 975 Nisanına kadarki dönemde 500 bin apartman dairesi (ev) kuruldu ve ıslah edildi. Böylelikle birbuçuk mil­ yon yurttaşın barınma durumu iyileştirildi. Yeni kurulan apartman daire­ lerinin üçte ikisi kadarı işçi ailelerine, % 12'si çok çocuklu ailelere verildi. Bu aileler, örneğin kira indirimi gibi, şehir taşıt araçlarında indirimli bilet vb. gibi daha başka ayrıcalıklardan da yararfanıyorfar. Eğitim-öğretim, kültür, sağlık ve sosyal yardım toplumsal fonlarından devlet harcamaları durmadan artıyor. 1974 yılında dört nüfuslu bir aile, çeşitli hizmet ve nimetlerden yararlanmak suretiyle toplumsal fonlardan -her ay ortalama 511 mark alıyordu. Kuruluş ve kooperatifferin sosyal ve kültürel tedbirfer fonlarından yapılan harcamalar bu yekGna dahil de­ ğifdir. Partimiz, uyguladığı politikada, sosyalizmin, insanların iyilik ve selômeti için, halkın mutluluğu için, işçi sınıfının ve bütün emekçilerin menfaatleri adına her şeyin yapılması anlamına geldiği düşüncesinden hareket edi­ yor. Kadınlar bunu iyi anlıyor, toplumsal işlere bilinçli bir yanaşımın ve özveriyle çalışmanın örneğini veriyorlar. Kadınların büyük çoğunluğunun politik etkenliği ve olgunluğu artıyor ve bunlar kendi öz devletlerinin dô­ valarını gerçekleştirme yolunda hak eşitliği ve güvenle sorumluluk yüküm­ leniyorfar. Kişiliğin gelişme koşullarında kadınlarla erkekler arasındaki ayrımların hemen hemen büsbütün ortadan kalkmasının sonuçları gözle görülürcesine ortadadır. ASBP Viii. Kongresinden sonra kadının toplum­ sal durumu daha da sağlamlaştı. Halk savetlerindeki üyelerin ve Halk Meclisi'ndeki halkvekillerinin üçte biri kadarı kadındır. Her üç yargıçtan biri ve her iki mahkeme kurulu üyesinden biri keza kadındır. Köy, bucak ve şehirlerde bütün halk saveti başkanlarının % 21'i kadındır. Toplumsal örgütlerde seçilerek görev alan kadınların sayısı da, onların yüksek bir sosyalist bilinç düzeyinde olduklarını gösteriyor. Drneğin, 1974-1975 yıllarında sendikalarda yapılan seçimlerde, kadınlar da hemen hemen erkeklerin sayısınca seçildi ve görevlendirildiler. Gelişmiş sasyalist toplumun daha öte kurulmasına ve yavaş yavaş ka­ münizme geçiş koşullarının yaratılmasına paralel olarak, kadınların bu sürece etkenlikle katılımına elverişli yeni önemli koşullar oluştu. Şimdi, sorun, toplumun gelişmesi kadar kadınların da gelişmesi için, bu koşulla­ rın gerektiği gibi kullanılması ve artık ulaşıimış olanın içerdiği bütün olanakların (sözün tam anlamiyle) etkinlikle ortaya çıkarılmasıdır. 1037


Bu büyük ve yüksek bir istemdir. Ve bunun, kapitalist geçmişe özgü hak eşitliği savaşımının klasik sorunlariyle hiç bir ilişiği yoktur. Biz bu sorunlan esas hatlariyle çözmüş bulunuyoruz, ve sömürücü düzenin yüz­ yıllanmış zincirleri sonrasız olarak kınimış bulunuyor. ADC kadınlan, sosyalizm kuruluşuna hak eşitliği ve kendilerine güven duygusuyle katılan yurttaşlanmızdır. Bu yılın Ekim ayında ADC başken­ tinde yapılan ve toplumsal ilerleme uğrunda, kadınlann hak eşitliği uğ­ runda, banş, demokrasi ve sosyal güvenlik uğrundaki savaşıma yeni atı­ lımlar kazandıran ve Uluslararası Kadınlar Yılına hasredilen Dünya Kon­ gresi'ne katılan bütün kadınlar buna inanmış bulunuyorlar.

Moğolistan kadınının dünü

ve

bugünü

Sonomin Udval Moğolistan Kadınlar Komitesi Başkanı

Geçmişle kıyaslama bugünü daha iyi anlamamıza yardım eder. Moğol halkının gE!çmişine, 1921 Halk Devrimi'nden önceki döneme bir göz ata­ cak olursak, halkın en gerikalmış, cahil ve her haktan yoksun bölümünün kadınlar olduğunu görürüz. Yüzyıllar yılı, kadına köle gözüyle bakmışlar. Bunun içindir ki, daha Moğolistan Devrimci Halk Partisi'nin ilk progra­ mında, erkeklerle kadınlar arasında hak eşitliği fikirleri yer alıyordu. Ve 1924 Anayasası, memleketin bütün yurttaşlannın, ulus, dinsel inanç ve cins ayınmı yapılmaksızın, eşit haklara sahip olduklannı ilan etti. Ama kadın sorununun çözümü için yalnız deklarasyonların yeterli ol­ madığı bilinen bir şeydir. Partimiz, devrimin her aşamasında bu alanda somut ödevler ortaya koyuyor, kadınlann hak eşitliğini gerçekleştirme yo­ lunda somut adımlar belirliyor ve hayata geçiriyordu. Orneğin, kadın­ lara, politik hakların yanısıra, medeni haklar ve ekonomik haklar da tanındı. Nikah bedelini (çeyiz düzme ağırlığı, baba hakkı) kaldıran ve zorla evlenmeyi yasak eden kanunun çıkanlmasiyle, aile hukukunun te­ meli atılmış oldu. Köy ekonomisinde kooperatif hareketinin üstün gelme­ siyle de köyde kadın emeğinin sörülmesine son verildi. Kadınlar, parti ve devlet organlarını oluşturacak kimseleri seçme ve buralara seçilme hakkına kavuşmakla kalmadılar; bu hakkın gerçekleş­ tirilmesi için gerekli koşullar da yaratıldı. Orneğin, toplumsal hayata daha kolay çekilebilmek için, kadınlar kefil tavsiyesi olmadan da partiye alınıyorlardı. 1926 yılında bütün ülkede 400 okur-yazar kadın vardı. Bu­ nun için her yerde kadınlar için okullar ve kurslar açıldı, kırmızı çadırlar kuruldu. 1038


Bu tedbir ve uygulamalar, ..devrilen sömürücü sınıfların direnişiyle kar­ şılaştı. Karşı-devrimciler, Moğol kadınlarını kölelikten kurtarma hareketi militanlarını öndürecek kadar ileri gittiler. 1 930 yılında, Devrimci Genç­ lik Birliği taban örgütü sekreteri D. Bor'u yüksek bir kayadan aşağı attı­ lar, komünist genç kız G. Send'i diri diri yaktılar. Bunlar ölümlerinden sonra « Moğolistan Halk Cumh uriyeti Kahramanı» ilôn edildiler. MDHP'nin ve MHC hükümetinin kadın sorununu çözme yolunda güt­ tükleri ardıcıl politika ve Moğol emekçi kadınlarını aydınlatma ve top­ lumsal hayata çekme yönündeki büyük eylemleri olumlu sonuçlar vermekte gecikmedi. Sosyalizm, kadınları, toplumun tam haklara sahip üyeleri haline getirdi, tutucu gelenek ve göreneklere son verdi. Çağdaş Moğol kadını artık bütün haklara sahip özgür kişidir ; sosyalizm kurul uşuna ve toplumun yönelitmesine aktif olarak katılmaktadır. Bu kadın artık öğ­ renimli, kültürlüdür; zengin ve içeriği dolgun bir hayatı vardır. Moğolistanda işgörür kadınların % 74, 1 'i topluma yararlı bir çalışma yapıyor. Bu kadınlar, MDHP XVi. Kongresinin kararlarını yerine getirme savaşımına, sosyalist yarışıarını yaygınlaştırmaya aktif olarak katılıyorlar. MHC Büyük Halk H ural'ı (Meclis) Başkan Yardımcısı olan ve kişisel beş­ yı llık plônını yerine getirmeye çalışan dokumacı kadın B. Gunjilam'ı, şehirlerden ve köylerden 60 bin emekçi kadın örnek tutuyor. Kadın terzi -Ts. Amgalan, bir beşyıl lık içinde on yılın işini gördü. Bu kadın « MHC Emek Kahramanı » nişanını kazandı ve Büyük Halk H ural'ına üye seçildi. Memlekette erkeklerle kadınlar arasında yeni bir işbölümü başladı. Binlerce erkek nice ağı r işlerde kadın/arın yerini a/dı ; kadın/ar da vak­ tiy/e « sırf erkek işi » sayılan nice meslekler edindiler. Orneğin, 1 928 yılın­ da Moğolistan'da yalnız bir kadın doktor vardı; bugün ise sağlık persone­ linin % 70'inden çoğu, doktorların da % 54'ü kadındır. Eğitim-öğretim personelinin % 54'ü de kadındır. Bir başka deyişle, kadın/ar, halk eğitimi ve sağlığı işlerinde yönetici bir rol oynuyorlar. Bugün MHC'nde eğitim görmüş bütün yurttaş/arın % 44,4'ü ve bütün okul lara devam etmekte olanların da % 49,8'1 kadındır. Yüksek okul ları bitirenlerin % 50'si kadınlardan oluşuyor. Bilim işçilerimizin % 38'i ka­ dındır. Memleketimizin, MHC halk artişti, yazar, bilgin ve Devlet Odülü kazanmış E. Oyyun gibi, köy ekonomisi bilimleri doktoru R. Serendulam ve daha niceleri gibi tanınmış kadınları vardır. Oğrenimli kadınımız bugün olanca bilgi ve yeteneğini toplumun geliş­ tirilmesine adamaya çalışıyor. Işsizl iğin bu l unmadığı memleketimizde, kadının çalışmasının ve öğrenim yapma isteğinin maddi düşüncelerden ileri gelmemesi dikkate değer bir olaydır. Moğollar insanın çalışmadan tam haklara sahip bir toplum' üyesi olamıyacağını anladılar. Emek ve politik hayata katılım onlar için bir gereksinme haline geldi. 1039


Cu mhuriyeti mizin en yüksek egemenlik organı olan Büyük Halk Huralı'­ nda 77 kadın halkvekili var. Yersel iktidar organlarında bütün halkvekil­ Ierinin üçte biri de kadındır. Kapitalist memleketlerde böyle bir şey gö­ rülemez. Mağol kadınının üreti mde ve toplu m hayatında önemli bir rol oyna­ ması, onun iyi bir ev kadını ve iyi bir ana olmasını engellemiyor. Moğol anaları, sosyalizm kuruluşuna katılırken, bir yandan analık mutluluğuna da pekaıa erebiliyorlar, zira artık çocuklarının yarınına ilişkin bir endişe­ leri yoktur. Bundo n başka, devlet, kodınların ekonomik ve toplumsal hayata katılımla analığı bağdaştırma isteklerini her bakımdan destekli­ yor. Orneği n, bundan elli yıl önce, halkımız, kreşler ve çocuk bahçeleri, okul-yurtlar gibi kuru mların, kadın emeğini esirgeme özeni nin vb. ne demek olduğu nu bile bilmiyordu . Bütün bu nlar, kadı nın hak eşitliği ni pratikte gerçekleştirmenin bu zorunlu koşulları, bugün yeni, sosyalist ya­ şam tarzının elemanlarını oluşturuyor. Son 15 yılda memleketimizde kreş­ lerin ve çocuk bahçelerinin sayısı üç misline çıkarıldı ve bu artış bugün de devam ediyor. 1975 yılında yalnız çocuk yuvaları yapıcılığıyla uğraşo­ cak özel bir yapıcılık örgütü kuruldu. Memleketi mizde çok çocuklu ana­ lara devletçe «analık şerefi » nişanı veriliyor ve ayrıca yardım ediliyor. Yalnız 1974 yılında bu yardım içi n 72,2 milyon tugrik ödenek ayrıIdr. Arat (hayvancılık/a uğraşan emekçi köylü) kadınların durumunda halk egemenliği yıllarında gerçekleştirilen köklü dönüşü mler, objektif olarak, halkımızın ortaçağ feodal düzeninden sosyalizme doğru ne büyük bir SıÇ­ rama yapmış olduğunu gösteriyor. Memleketimizde 1 924 yılı nda kurulan Moğolistan Kadınlar Birliği günü­ müze kadar önemli çalışmalar yaptı. Çokyanlı bir eylem gösteren bu ör­ güt, kadınların toplumsal hayata çekil mesinde rol oynadı, onların çocuk­ larını eğitmelerine yardım etti, kadınlara ilişkin yasaların ve yönetme­ liklerin yeri ne getirilmesi üzerinde, toplumsal denetimi sağladı. Dü nya Demokratik Kadınlar Federasyon u'nun üyesi olan Moğolistan Kadınlar Birliği, dünya demokratik kadın hareketiyle sağlam ilişkileri ni sürdürüyor, uyumlu olarak çalışıyor; barış, demokrasi ve sosyal ilerilik içi n , bütün dü nyada kadı nların ve çocukların hakları için savaşım yürütüyor; kapita­ list ve bağımlı memleketlerde, gelişme halindeki ülkelerde yürütülrnekte o/an savaşıma dayanışma gösteriyor. Orgütümüze 1 974 yılında 50. kuruluş yıldö n ü m ü m ü nasebetiyle « Kızıl Emek Bayrağı» nişanı verildi. Bugün Moğolistan Kadınlar Birliği örgütlerinde 20 binden fazla militan çalışı­ yor, 5 bin kadar kadın kurulu eylem gösteriyor. Orgütü m üz, biçi m ve yön­ temleri yıldan yıla daha çok çeşitlenerek zenginleşen çalışmalarında önemli bir deneyim edi nmiş bulun uyor. Biz bu çalışmalara birçok bilgi ni, kültür ve sanat adamını geniş ölçüde çekiyoruz ; iktidar organlarının, eko­ nomik örgütlerin ve kamuoyu nun büyük katılımı ve desteğiyle dt' kıvanç duyuyoruz. 1040


Bizce, kadınlarımıza, çocuklarını enternasyonal kardeşlik ruhunda, yur­ dumuzun bağımsızlığının ve gelişip yükselmesinin garantisi olan Moğol­ Sovyet dostluğu ruhunda eğitmelerinde yardımcı olmak, temel ödevleri­ mizden biridir. Uluslararası Kadınlar Yılı örgütleme ve gerçekleştirme fikri memleketi­ mizde parti ve hükümetçe onaylandı. Bakanlar Kurulu Başkon Yardımcısı prof. D. Tsevegmid'in başkanlığında, cumhuriyet çapında bir özel komis­ yon kuruldu. Komisyon üyeleri, kuruluşları, köy ekonomisi birlik ve kurum­ larını ziyaret ettiler ; kadınların yaşamı ve çalışmasiyle ilgili incelemeler yaptılar, kadın sorununa ilişkin kanun ve kararname/erin nasıl yerine ge­ tirildiğini yokladılar. Bununla ilgili olarak, komisyon, birkaç bakanın ve yetkili yöneticilerin raporlarını görüştü. Moğolistan kadınları, bütün halk çapındaki dôvanın, yani memleketi­ mizde sosyalizmin maddi-teknik temelini yaratma dôvasının gerçekleştiril­ mesine aktif olarak katılıyorlar. MDHP MK Birinci Sekreteri ve MHC Büyük Halk Huralı Prezidyumu Başkanı Y. Sedenbal yoldaşın Moğolistan Kadınları iV. Kongresindeki konuşmasında belirttiği gibi, Moğol kadınları barış ve halklar arasında dostluk amaçlı savaşıma olanca güçleri ve bil­ gileriyle katılıyorlar. Moğolistan Devrimci Halk Partisi de, diğer komünist ve işçi partileri gibi, kadının hak eşitliğini gerçekleştirme yolundaki çalışmalarda büyük bir deneyim edinmiş bulunuyor. Moğol kadınlarının ve bütün halkımızın selômetini amaçlıyan bu büyük çalışmalara MDHP'nin bundan böyle de aynı ardıcıl ve dirençli çabayla devam edeceği şüphesizdir.

1 041


Birleşik Amerika'da kapitalizmin bazı evrim çizgileri Haym e n Lum e r ABD Komünist Partisi MK Komitesi üyesi

ve "Politica! Affairs » dergisi redaktörü Amerikan kıtasında ilk burjuva devriminin 200. yılı Birleşik Amerikada yönetici çevrelerin ve aynı zamanda geniş yığınların dikkatini üzerinde topluyor. Resmi propaganda her araca başvurarak, memlekette varolan burjuva demokrasi�inin üstü nlüğü nü göstermeye çalışıyar. Bu demokrasi dü nyada benzeri olmayan bir düzen olarak, «serbest rekabet toplumunda bireysel girişim» in eseri olarak gösteriliyor. Kapitalizmin savunucuları bu sistemi böylece dile getiriyorlar. Ne var ki, geniş halk tabakaları bu yıldönümünü bir başka biçimde an­ lıyor ve dile getiriyorlar. Bunlar ABD ekonomik sisteminde temelli dönü­ şümler yapılması zamanın ı n geldiği kanısındadırlar. Bu kanı çeşitli bi­ çimlerde ve bu orada memleketin tanınmış bazı enstitülerinin yaptıkları kamuoyu yoklamaları nın sonuçları biçimde kendini gösteriyor. ABD'nin 200. yıldönümü nde Bağımsızlık Bildirisi'ni anımsamadan ge­ çemeyiz. Bilindiği üzere, Bağımsızlık Bildirisi, herkesin vazgeçilmez ve özüne dokunulmaz yaşama, özgürlük ve mutluluk hakları olduğunu ve halkın bu hedefleri boltalayan yönetim biçimini değiştirme veya bertaraf etme ve yeni yönetim biçimleri getirme hakkı olduğunu ilôn ediyordu. Kapitalizmin gelişmesi bu hakların çiğnenmesine ve büyük ölçüde de­ ğersizleşmesine yol açtı. Kamuoyunun konısı budur ve birçok kanıt bunu doğrulamaktadır. Birleşik Amerika'da kapitalizmin tarihçesi, « serbest rekabet toplumunda bireysel girişim "in artık çoktan masal olduğunu in­ kôrı olanaksız biçimde ispat ediyor. Şimdi memleketin sosyal, ekonomik, politik ve ideolojik hayatını (tekelci devletin desteğiyle) dev korporasyon­ lar belirliyorlar ; hem de dev korporasyonlar bu işi halk yığınlarının men­ faatine değil, bir avuç aşırı zengin tekelcinin çıkarına yapıyorlar.

Devrimden iç savaşa

En büyük emperyalist devletin tarihsel geçmişi üzerinde objektif olarak düşü nmek ve yargılara varmak, bizce, yalnız Amerikan kamuoyu için gün(*) Kuzey Amerika'da devrimin 200. yıldönümü münasebetiyle ABD'den aldığımız mektupları yayımlomoya devam ediyoruz. « Barış ve Sosya­ lizm Problemleri " - «Yeni çağ dergisi, sayı 7, 1 975. ••

1 042


cel olmakla kalmıyor. Böyle bir objektif çözümlemenin, genç bağımsız devletlerde, hele kapitalist gelişme yolu ile kapitalist olmayan gelişme yolu arasında bir seçimin geniş ölçüde tartışılmakta olduğu ülkelerde de gereği vardır. Gerçi, Birleşik Amerika'nın geçtiği yolu bir tek yazı çerçe­ vesinde enine boyuna tahlil etmek olanaksızdır. Ama biz Birleşik Ameri­ ka'da kapitalizmin evriminin bazı çizgilerine değinmeyi yerinde buluyoruz ve bunu yapmaya çalışacağız. Kapitalizmin doğuşu Kuzey Amerika'da ingiliz kolonilerinin belirdiği za­ manlara rastlıyor. Bu kolonilerin birincisi olan jamestown kenti (Virjiniya) 160l'de kurulmuştu. Tüccarlar ve feodaller, Britanya Krallığının merha­ metine sığınarak arazi edindikten ve tekel ayrıcalıklarına konduktan son­ ra kumpanyalar kurdular ve Ingiliz yoksullarının Yeni Dünya kıyılarına doğru yığınla göçmelerini örgütlediler. Birçok göçmen, Okyanus aşırı yolculuk harcamalarını kapatabilmek için belirli bir süre kölece çalışmaya razı oldular. Zamanla, küçük fermer (çiftçi) ve zanaatçıların saflarına katılan, ticaret burjuvazisi ile zengin çiftlikçiler tarafından sömürülen bu göçmenler Yeni Ingiltere (gelecek Kuzey-Doğu eyaletleri) ekonomisinin temelini oluşturdular. Güney'de, ekonomi büyük çiftliklerde kara derili kölelerin emeğinden yararlanarak pamuk, tütün ve şeker kamışı üretimine dayanıyordu. in­ sana acımasız, kıyıcı nitelikteki kölelik emeği sistemine son verilmesi yo­ lunda savaşım ABD'nin ekonomik gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Büyük liman şehirlerinde ve kıyı kolonilerinde, balıkçılığın ve gemi in­ şaatının gelişmesiyle, emeğini satarak geçinen bir serbest işçiler zümresi ortaya çıktı, fabrika üretiminin ilk belirtileri kendini gösterdi. Bunun kaçı­ nılmaz sonucu olarak da ilk işçi birlikleri belirdi ve daha sonra ilk grev­ ler başgösterdi. Göçmenlerin yerleşik olduğu koloniler Britanya ticaret burjuvazisi için gelirli bir alışveriş kaynağıydı. Bu arada, kolonilerin emekçi ahalisini sömürenler tabakasına ek olarak, yerli tüccarlar ve zengin toprak sahip­ leri zümresi türedi. Bunlar da bir yandan Britanya ticaret sermayesinin ezgisini sırtlarında hissediyorlardı. Kuzey Amerikan kolonileri ile ingiliz Krallığı arasında çatışma kaçınıl­ mazdı. Britanya bezirgônlığı kendi mallarını dayatarak ve bunlar için aşırı derecede yüksek gümrükler alarak kolonileri sömürüyor, yerli ticaret ve endüstrinin gelişmesini kendi çıkarı için sınırlıyordu. Devrimci savaş (1 775-1 783) ve Britanya egemenliğine karşı bağımsızlığın elde edilmesi, bu sınırlamolara son verdi ve kapitalist gelişme yolunu açtı. Kuzey Amerika'da bu savaş sırasında başlayan endüstriyel gelişme, savaşın sona ermesinden sonra da devam etti. 1 800 'yılına doğru fabrika üretimi artık bir hayli ilerlemişti. Daha sonraki onyıllar boyunca kapita1043


lizm g itg ide i lerliyar, burjuvazi zen g i nleşiyord u ; a m a bütün bunlar g ide­ rek artmakta olan işçi sınıfının a l a bildiğine kıyıcı l ı kla sömürü l mesi, kızı l deri l i halkın soyu lması ve jenosid metodlarıyla k ı rı l ması, toprakları n ı n ve m a l l a rı n ı n elinden a l ı nması pahasına ol uyord u . Ve işte tücca rla rı n , ba n ­ kerleri n, a razi spekülôtörleri n i n v e burjuvazinin d i ğ e r g ruplarının a ş ı rı servetleri n i n temeli o y ı l l a rd a atı l d ı . B u n u n doğal bir sonucu olara k d a sınıf savaşımı sertleşti v e işçileri n çıkı şları kana boya n maya başladı. Gü ney eya letleri ndeki köle emeğ i uyg u la ması memleketin end üstriyel gelişmesini köstekl iyord u. Büyük çiftlik işletmecil i ğ i sistemi kölelerin sö­ mürül mesi pa hasına gelişip genişl iyord u. Köle sa h i p leri Batı toprakları n ­ d a yurtla nm a v e yerleşmeler sonucunda oluşan yeni eyaletlerde köle­ liğin yayg ı nlaşma ve yasa l l a şması n ı sağ lamaya ça l ışıyorlard ı . Ama bu, g itg ide g üçlenen ve « serbest» işçi emeği ne, a raziye ve paza rlara gerek­ sinme d uyan sa nayi burjuvazisi ile köle sahi pleri a rasında sert bir ça­ tışma doğ masına yol açıyord u . Bu yüzden, burjuvazi yeni kesi mde köle­ l iğ i n yayg ı nlaşmasına ka rşı çıktı. Küçük çiftçi ve ücretli işçilere geli nce, ucuz köle emeği uyg u laması bunların yaşamsal çıkarları n ı tehdit edi­ yard u . Bu uzlaşmaz çel işki l i sosyal görüşlerin çatışması iç savaşa yol açtı ( 1 861 - 1 865). Başlangıçta Kuzey ya l n ız· köleliğin yayı lmasına karşı savaşı­ yord u . (1) Fakat çok geçmeden, K. Ma rks' ı n bel irttiği üzere, Kuzeyli lerin, a ncak kölel iğ i n büsbütün ka ldırı l ması nda d i renmek suretiyle Gü ney'e üstün gelebi lecekleri a n laşıldı. C u m h u rbaşkan ı A. Linkaln, i lerici güçlerin baskısı a ltında ve bir askersel gereklik olarak, yayı mladığı Aza tl ı k Beya n ­ na me'siyle zencileri köle d u ru m u nd a n çıkarmak zoru nda ka ldı. 1 Ocak 1 863'te yürürlüğe g i ren bu belge, Kuzey'in utkusunu g a ra ntileyen bir dev­ rimci eylem a n l a m ı n ı taşıyord u . Kölel i ğ i n ka ldırıl ması, ABD'de ka pita l iz­ min gelişmesi için çok büyük potansiyel olanaklar yarattı.

Tekelci kapitalizmin

doğuşu

iç savaşta, kölel iğin kaldırı l masından yana olanları n üstün gel mesinden sonra, Güney'de yeniden kuruluş dönemi başladı. Bu dönem boyunca, i l k defa olara k, halkın bütün tabaka l a rı n a burjuva demokratik hakları ta n ı nd ı . 1 877'ye doğru, Kuzey sanayicileri ve Güney çiftlikçileri n i n katı l ı mı ve elbirl iğ iyle bu kaza n ı m l a r çiğ nendi. Azatla n m ı ş olan köleler, ortakçı olarak çalışmaya, ayırım ve segregasyon politikası ve kıyı cı kovuşturma­ lar yard ı m ıyla gerçekleştirilen insa n lık dışı bir sömürüye katl a n maya hü­ kümlü d u ruma düşürüldüler. I rksa l ezgi sistemi bütü n mem leketi ka plad ı .

(1) 1 772'den 1 860'a kadar zenci kölelerin sayısı hemen hemen 1 0 misli a rttı ve yaklaşık olara k 4 m i lyonu buldu.

1 044


" Çikanos»lar (Meksika kökenl i Amerikalılar) . Portoriko'lu l a r, yersel Ame­ rika n kızıl derilileri, Asya kökenli Amerika l ı l a r g i bi ezilen d iğer m i l l iyetle r de bu sistemin ku rba n ı old u l a r. Memleket nüfusu n u n beşte biri n i ol uştu­ ra n bu u l usal azı n l ı kların a m a nsızca sömürü l mesi, çağd a ş Amerika Bir­ l eşik Devletleri ' n i n büyük sermayed a rl a rı n ı n aşırı kazançları n ı n başlıca kaynakları n d a n biri oldu'. Bundan ötürü, bütün u l usa l ve ı rksal ezgi tür­ ' lerine karşı, bütün belirtileriyle ı rkçı lığa karşı sava ş ı m ABD'de işçi sınıfı n ı n g enel sava şımı bakı mı nd a n a labildiğine büyük b i r önem taşıyordu ve taşıyor. Iç savaş sa n ayiin gel işmesine güçlü bir etmen oldu. 1 859 yılından 1 899'a kadar, sa nayi kuruluşları sayı sı 1 40 binden 51 2 bine ; bu kurul uş­ l a rd a çalışan işçilerin sayısı 1 ,3 m i lyon d a n 5,3 m ilyona ; ü reti len malları n değeri d e 1 ,9 m i lyar dolardan 1 3 m i lya r dolara çıktı. Batı n ı n hen üz şehi r­ leşmemiş bölgeleri ekonom i n i n gelişmesi için önemli bir yedek durumun­ daydı. B u bölgelerin uçsuz bucaksız yoz toprakları 'genel likle emekçi lerin eline değil, devlet yard ı mıyla kendileri n i sömüren ve doğal zeng i n likleri işletmek üzere özel demiryoll a rı döşemeye çalışa n ka pital istlerin eline g eçiyord u. Bundan başka, yerli kızıl derililer ya kırı l ı p geçiriliyor, ya d a e n kötü topraklard a sı n ı rl a rı bel irli özel ka m p l a r içinde yaşa mak zorunda bıra k ı l ıyord u . Birçok emekçi daha i y i bir geçim v e yaş a m ü midiyle Batı'ya akın edi­ yor, bu d a öteki eya letlerde işgücü yetersizl iği ve dolayısıyla dış ü lkeler­ den sürekli bir yeni göçmen a k ı n ı doğ uruyordu . B u g ibi olaylar iş ücreti­ n i n Avrupa ülkelerinde olduğ un d a n daha yüksek bir düzeye çıkarı l ması koşulları n ı yaratıyordu. Bütün bunlar, ü reti mde makineleşmenin gen işleti l ­ mesini, emek yutma derecesini azaltma metodl a rı a ra nması n ı v e Amerikan sanayiinde teknik i lerlemen i n hızla n d ı rı l masını gerektiriyord u. Maki neleştirme ve yığınsal üretimde ileri a d ı m l a r atıldıkça, sa nayi ku­ ruluşları n ı n büyütü lmesi ve sermayeni n süratle belirli ka pital istlerin elinde birikmesi süreci de ona göre gelişiyord u . Bir ya ndan küçük kuruluşlar reka bete daya na mayıp yıkıma uğ ruyor, ya da daha büyüklerce yutu l u p g i d iyordu. Ote ya ndan, sermayelerin i birleşti rmek su retiyl e rekabet sava ­ şımı nda d u ru m larını g üçlend i receklerini u m a n firm a l a rı n bütü n l eşmeleri süreCi deva m ediyord u. M ü lkiyetin merkezleşmesiyle atbaşı g iden bu yoğ u nlaşma, şu veya bu sanayi kolunda, g itg ide daha sık o l a rak, ü re­ timde a ğ ı rlığı o l a n ve mal ü retim i n i gerçekleştirme koşulları n ı istediği g i bi dayata n birkaç büyük firm a n ı n m eyda n a gelmesin e yol açıyordu. Böylece de tekellerin temel leri oluşuyord u . 1 900 y ı l ı na doğru, sanayiin en önem li kol l a rı n ı n çoğ u nda. özel likle ağır sanayiide tekeller egemen d u ruma geldi ler. I lginç bir örnek olara k hatı r­ lata l ı m ki, 1 901 yı l ı nda, memlekette top l a m çel i k ü retim i n i n yaklaşık ola­ ra k üçte ikisi n i " Un ited States Steel " firması çıkarıyord u . 1 045


V. i. Leni n « Ka pita l izmin en yüksek aşaması : Em perya l i z m » a d l ı ya pı­ tında, 1 909 yılında Birleşik Amerika'da şöyle bir d u ru m meydana geldi­ ğ i n i bel i rtiyor : « Memlekette bütün kuru l uşların toplam ü reti m i n i n hemen hemen yarısı, kuruluşlar topla m ı n ı n yüzde birinin elinde bulu nuyor . . . Bundan a nlaşılıyor ki, birikim, yoğ un l a ş ma, gelişmesinin beli rl i bir aşa­ ması nda, kend iliği nden ve d iyebiliriz ki doğrudan doğruya tekele yol açıyor. Çünkü yirmi otuz dev kuru l uş kolayca a ra l a rı nda a n l a şa bi l i rler . . . Rekabetin böylece tekele dönüşmesi, en yeni ka pita lizmin ekonomisi nde, en önemli olgu d i,yemesek bile, en önem l i o l g u la rdan biridir . . (2) .

»

Bu sü recin a n a son uçları, büyük sermayeciler örgütünün yapısal biçi m i olara k. korporasy o'nların oluşması v e herşeyden önce tica ret banka l a rı s a ­ yısın ı n genişletil mesi yoluyle kredi n i n gelişmesi o l d u . i ç sovaştan sonra ba nka l a r yağ m u rda n sonra ma nta r biter g i bi türüyordu. Oyle ki, 1 865 ' y ı l ı ndan 1 900'e kadar ba nka sayısı 1 .643'ten 1 0.382'ye çıktı. Bu banka­ l a rı n a lacakları aynı d önem içi nde 1 .4 mi lyardan 1 0,8 mi lya r dolara yükseldi. Bir yandan yatı rı m ba nka ları bel i rd i . Bunlar a rasında Morg a n firması (<< bug ün Morg a n , Stanley and Company») önde gel iyord u . 1 870 yı l ı nda « Standard Oil "ün ö rg ütlenmesi Rokfeller'ler i mparatorl u ğ u n u n başlangıcı oldu. Bunun kuruluş sermayesi 1 milyon dola rı bul uyord u . « Sta ndard Oil »; 1 891 y ı l ı nda kendi ba nkası nı kura n petrol tekel i n i n temel i n i oluş­ turd u . Ve bu ba nka yard ı m iyle sanayiin diğer kol l a rına sokuldu. i mpa ra­ tormuk a rtı k hep aynı ba nka n ı n kontrolü a ltı nda olan yeni yen i kumpa nya ve birl i klerle genişl iyord u . B u a rada, yatırım için elleri nde m uazza m aktifleri olan büyük sigorta k u m pa n ya l a n ortaya çıktı . Çok geçmeden, sah nede yatırım tröstleri be­ l i rd i . Bu kuru m l a r, büyük sayıda küçük sermaye yatırıcıları n ı n ödenek­ lerinden oluşan fon l a rdan ya ra rl a n a rak, büyük sanayi ve finans firma­ l a rı nda egemen du ru ma geçmeye çalı şıyorl a rd ı . Böylel ikle, sanayi tekel leri n i n gel i şmesi sanayi v e ba n ka sermayesı n ı n bi rleşmesiyle atbaşı g id iyord u . Bankerler sanayici, ol uyor, i şa d a m l a rı a ra ­ s ı n d a sanayi v e f i n a n s korporasyonlarını kontrol etmeye çabalıyan yeni tipten bir kapita list- m a liyeci beliriyordu. Finans oligarşisinin büyümesi

Ondokuzuncu yüzy ı l ı n son onyı l l a rında ortaya çıkan tekeller ve finans sermayesi, y i rm i nci yüzy ı l ı n ilk yarısı nda a l a bi l d iğ i ne gelişerek dev bo­ yutlara u l a ştı. B u döneme özg ü iki ayırdedici çizg i vard ı r. Birincisi, Birleşik Amerika kapita l izmi için karakteristik ola n, korporas-

(2) V. 1 046

ı.

Leni n , Bütün eserleri, c. 27, s. 311-312.


yonlar sayısı n ı n a rtması, öze l likle ya p ı m sanayii nde, ulaştırmada, ma den­ cevher sanayiinde ve fi n a ns işlerinde dev korporasyon l a rı n hızla büyü­ mesidir. Dev korporasyonlar nice ekonomik değerlere g itgide d a ha büyük ölçüde el koydu l a r. 1 948 yılı nda en büyük 200 kadar Amerikan sanayi korporasyon u memleketin a na sermayeleri n i n % 48,2'sini ellerinde b u l u n ­ duruyorIard ı . 1 972 yılı nda bu yekun % 60'0 çıkrı. (3) Korpora syonların bu gelişmesi n i n ve sermaye yoğ unlaşması n ı n başlıca sonucu, tekel lerin g ücü n ü n ve kapasitesinin a rtması oldu. Sa nayi i n i n bü­ tün kol l a rı nd a bir avuç firma ü reti m ve m a l sürü m ü üzerinde kontrolü ele geçiriyor ve bu kontrol ona rekabeti ortad a n ka l d ı rm a ve fiyatları karşı lıklı a n laş mayla bel irleme olanağı veriyord u . Ara la rı nda rekabet et­ mekte olan daha küçük firm a l a r hala büyük m i kta rd a m a l ü retebil iyorlar. Fakat, genel l i kle, artı k onyı l l a rd a n beri ü retime yön verme ve fiyatları belirleme işi çokluk rekabet süreci boyunca değ i l , fiyatlar üzeri nde tekelci uzlaşma ve a nlaşmalarla başarı l ıyor. Bununla beraber, birikim ve yoğ un­ laşma süreci gelişmeye deva m ediyor. Son yirmi y ı l d ı r ABD' n i n e n büyük 500 korporasyonunun yı l l ı k l i stesini yayı m l ıyon « Fortune» derg isi b u n l a r hakkında ş u n l a rı yazıyo r : «Şü phe yok k i , bunlar ş i m d i , derg im izin bu l is­ teleri yayı m l a maya başladığı za mana kıyasla, ABD ekonom isi n i n çok daha önemli bir böl ü m üne sa h i p bulunuyorl a r. » (4) Ne var ki, bütün bunlar genel ta blonun sadece bazı görü ntülerid i r. Dev korporasyon l a r bağı msız örg ütler ol mayıp, çerçevesi içinde ba n ka ve sa­ nayi sermayesi n i n bi rbiri ne örülerek birleş i p g ittiği fi nans im paratorl uk­ ların birer böl ü m ü d ü rler. On planda fi nans sermayenin başlıca g ru p l a rı n­ d a n sekizi bulunuyor ve bunlar topyekun fi n a ns oligarşisini oluştu ruyor. Bu oligarşi içinde ağır basa n büyük ba nkalar ve finans sermayen i n bun­ l a ra sa h i p olan iki bin kadar kod a m a n ı memleket ekonomisini etki n l ikle kontrol ediyorlar. Bu oligarş i n i n ola nca g ücüyle yoğ u n la ştığı merkez New York'ta Wa l l-Street dedikleri büyük ba nka l a r caddesidir.

Birleşmeler

ve yığışımlann meydana gelmesi

Ka pita list zen g i nlikleri n çoğ a lışı süreci Birleşik Amerikada hem kum­ pa nya ları n içerden büyüyüp genişlemeleri, hem de kuruluş ve korporas­ yonla rı n birleşmeleri biçi minde oluşuyord u . Ardarda birleşmeler dalga­ s ı n ı n karakteristik n itel i ğ i olara k da a payrı cinsten mallar üreten kuru l uş. ve firm a l a rı n birl i ğ i olan yığ ı ş ı m l a r (konglomerat' l a r) ortaya çıkıyord u . (5),

(3) Statistical Abstract_of the United States, 1 974, Washi ngton D.C., 1 974. p , 487.

(4) « Fortu ne», May 1 975, p. 241 . (5) 1 968 y ı l ı ndaki birleşmelerin % 90'1 konglomeratlar meydana getirmeyi amaçl ıyord u .

1 047


Başlang ıçta yığ ışımları n ortaya çıkıŞı, her şeyden önce firm a l a rı n diver­ sifikasyona yönelmeleriyle, yani işkolu ba k ı m ı ndan çeşitli kuru l uşlara ser­ maye yatırı m l a rı yapa ra k d u ru m l a rını g üçlend irme çabalarıyla açıklanı­ yordu. fakat daha sonra böyle b i r pratiğin daha ziyade korporasyonlar için yeni ekonomi kol larına soku l mayı a m açladığı anlaşıldı. Her türlü kuruluşu yutan yığışı m la r, boyuna -genişl emeye ve « tepe »ye, sanayi kor­ porasyon ları üst g ru buna yükselmeye bakıyorla ı:. Saya bileceğ i miz i l k yüz konsern a rasında « I nternational Telephone and Telegraph », (<< Ling­ Temco-Vought», «Litton i n d ustdes », « G ulf and Western i n d ustries», « Tex­ tron " vb. gibi yığışı m l a r (konglomeratlar) görüyoruz. Bunları n çoğ u asker­ sel ü reti me dayan ıyorlar. Yığ ı ş ı m la rı n doğ uşu ve g ü çlenmeleri ABD'de sermaye biriki m i ve mer­ kezleşmesinin yeni bir belirtisidir. B u tipten tekellerin gel işmesi tekelci sermayenin a sa laklığ ı nı a rttırma eğ ilimini ka nıtl ıyor. Yığ ı ş ı m l a rı n geniş­ lemesi banka lar ve sigorta kumpa nyaları n ı n açtı kları uzun vadeli kredi­ lerle fina n se ediliyor. Ve ba nka l a rla sigorta kumpa nyalan bu sayede ko­ m uta mevzi leri n i d a ha d a g üçlendiriyorlar.

Yabancı ülkelerde yalıTımlar

ve çokuluslu korporasyonlar

V. i. lenin, emperyal izmi ta n ı m l a rken, a n a ka rekter çizgileri a rasında sermaye i h racına değ in i r ve « Sermaye i hracı, m a l ihracından ayrı m l ı ola­ rak, çok büyük bir önem kaza n ıyor» der. (6) B u olgu sömürg ecilik siste. m i n i n gelişme temelidir. ABD em peryalizmi bu alanda yayıl m a ya son un­ culard a n biri olara k başladı. 1 908 yılında Birleşik Amerikanın d ı ş ü l ke­ lerdeki dolaysız yatırı m l a rı tutarı sadece 1 ,6 m i lyar dolarken 1 945'de bun­ l a rı n topl a m ı 8,1 milya r doları b u l uyordu. Ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaba ncı ü lkelerdeki yatm m l a r birden yükseldi ve ABD bu bakı m d a n dünya n ı n en önde gelen devleti oldu. 1 973 yı l ı son una doğru, dış ü lkelerdeki dolaysız özel yatırı ml a r 1 07,2 m i lyar doları buldu. Geçmişte başlıca Amerikan sermayesi yatı rım a la n l a rı Ka­ nada ve Lôti n Amerika ü lkeleri i ken, bugün artık Batı Avrupa ön plôna çıktı. ABD Ticaret Bakanlığ ı n ı n 1 974'de yayımladığı verilere göre, Ameri­ ka n d ı ş yatı rm l a rı şöyle sıra l a nıyor : Avrupa'ya 37,2 m i lyar dolar, Kanada'­ ya 28,05 m ilya r dolar, latin Amerika ü l keleri ne 1 8,4 m i lyar dolar . . (1) Ne var ki, Amerikan dış sermaye yatırı m l a rı n ı n coğ rafyasındaki bu de­ �işim, hiç de ABD emperyalizminin gelişme h a l i ndeki ül kelerin doğ a l .

(6) V . i . lenin, Bütün eserleri, c. 27, s. 386. (1) «Survey of Current Business», Aug ust 1 974, Vol . 54, No 8, Part I I, p. 1 6.

1 048


kaynaklarını tal a n etmede ve işçileri ni sömürmede bir a d ı m olsun geriIe­ diğ; a n l a m ı na gelmiyor. (8) Ekonom i k ve parasal yayı l ma n ı n bir başka çizgisi de çokuluslu kor­ porasyonları n kurulmasıd ı r. Bunlar m ü l kiyet karekteri bakı m ı nd a n değil, operasyonları n ı n u luslara rası boyutları bakımından çoku l usl udur. Ya­ bancı ü l kelerde kolları olan Amerika n korporasyonunun yeri n i, şimdi bir­ çok memlekette ve bu a rada ABD içinde (<<yavru » kuruluşları olan ve Amerikan finans sermayesi tarafı ndan kontrol ed i len u l uslara rası kor­ porasyon a l mış bulunuyor. Gerçi, çokuluslu korporasyonlar diğer kapita­ l ist ü lkelerde de meyda na geti ril iyor; fakat operasyon boyutları ve atı­ l ı m ı bakı m ı nd a n Amerikan çoku luslu korporasyonları ra kiplerini fersa h fersah geride bıra kıyorl a r. Hesaplara göre, bu Ameri kan kumpa nyaları n ı n d ı ş ü l kelerdeki koll a rı y ı l d a 200 m i lyar d o l a r tutarı nda mal sağ l ıyorla r. Bu, sözü geçen kumpa nyal a rı n ABD'den yaptı kları i h racat hacminin 4-5 mislinden fazla olup, çoğ u gelişmiş kapita list memleketlerin gayrısafi u l usal ü rü n tuta rı nı aşmaktad ı r. Daha büyük kazançlar ve vurg unlar sağlamak a macıyla çokuluslu kor­ porasyonl a r tarafı ndan ü reti min enternasyonalizasyonu, çeşitli ü lkeler işçi­ lerinin ortak düşmana karşı savaşında dayanışmayı a rtırmo larını gerektiri­ yor. Amerikan işçileri ile diğer ü l keler işçilerinin çıkarl a rını çatıştıran ı rk­ çılık ve u l usçu şövenizm ortadan ka ldırılmalı, Meanys sendikal bü rokrasi­ sinin çokuluslu korporasyonlarla ve genellikle Amerikan em peryal izmiyle yüz kızartıcı sınıfsal işbirl iğine son verilmelidir.

Tekelci sermaye ve devlet

Amerikan devrimi, ka pitalizmin gelişmesi sayesinde feodalizmin ege­ menliğine meyda n okuya bilen burjuva -demokratik devrim sürecinin bir parçasıydı . Bu süreç burjuva devletinin doğ masına yol açtı. K. Marks ve F. Engels bu devlet için şöyle ded iler : «Şimdiki devlet egemenliği tüm burjuva sı n ı fı n ı n genel işleri n i yöneten bir komiteden başka bir şey de­ ğ il d i r. » (9) Devlet, kapitalist m ü lkiyet ve söm ü rü siste m i n i yasollaştırma ve aşı­ lama aracı oldu. Ostelik, ABD tari h i n i n başlangıç dönem inde, bu devlet, uçsuz bucaksız a razi yurtlukları bağ ışl ıyor ve memleketin u l usal servet­ lerini satıyor, en olağa n birikim kaynağı olara k hizmet ediyordu. Daha

(8) Yaza rın « Birleşik Amerika' n ı n Lôtin Amerika'daki ekonomik söm ü rü ­

cülüğ ü » (<< Political Affairs», Ekim 1 972), «ABD em perya l izmi ve G ü ney Afrika » (<< Pol itical Affa irs», Tem m uz 1 973) gibi yazı ları, gelişme h a l i n­ deki ü l keleri n ABD emperyal izmi tarafı ndan sömürü l mesinde en yeni eğ i l i mlerin a n a l izine hasred ilmiştir. (a) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 4, s. 426. 1 049


sonraki yıllard a , devlet borcu ve devlet eshamıyla ya p ı l a n da lavera l a r bir ek birikim kayna ğ ı oldu. Bir başka deyişle, devlet hazi nesi n i n ka pita l i st­ ler tarafı ndan soyul ması hiç de yen i bir olay değ i l d i r. Tekelci sermayenin büyümesiyle, devlet, 'g enel l ikle sermayenin değ i l , h e r şeyden önce tekelleri n yöneti m a racına döndürüldü. Birinci Dü nya Savaşı ve Oktobr Devri mi, kapita l izmin genel buna l ı m ı n ı n başlangıcını bel i rledi. Bu koş u l l a r a ltında tekelci sermayeni n devlet cihazıyla örü l ü p birleşmesi d a h a d a gözle g ö rü l ü r bir n itelik kaza nd ı . V . i . Leni n ş u n l a rı yazd ı : « Em perya list savaş, tekelci kap ita l izmin devlet-tekel ka pita lizmi n e dönüşmesi sürecin i a la b ildiğine çabuklaştırdı v e keskinleştirdi. Kapital ist­ lerin en güçlü birlikleriyle sarmaş-dolaş o l u p birleşen devletin emekçi yığ ı n l a r üzeri ndeki korkunç baskısı g itg ide daha m üthiş bir hal a l ı ­ yor. » (10) ABD federal hükü meti i l e finans sermayenin bağıntı l a rı i ki nci Dü nya Savaşı'nda daha da sağ l a mlaştı. ABD'nin a skersel harca m a l a rı Birinci Dü nya Savaşı'ndan sonraki dönemde bu h a rca malar çok d a ha yüksek bir d üzeyde tutu l maya devam edi l d i . ikinci Dü nya Savaşı'ndan son ra b u h a r­ camaları n her yıl 1 m i lya r dolar a rttırı ldığı g örüldü. Hükü metin g üUüğü « soğ uk sava ş » pol itikası koş u l l a rı içinde « askersel-sa nayi kompleksi » oluştu. D. Ayzen haver' i n getirdiği bU kavra m, askersel siparişlerin aslan payı n ı benimseyen korporasyonları n g ruplaşması a nl a m ı na gel iyor. Tekeller ile devlet a rasındaki sıkı bağ l a rı n bir başka ka nıtı da emekl i g enera l ve a m i ra ll ere büyük sermaye kurmayl ıkları nda dolgu n aylıkıı ü yelikler veri l mesine karşı lık, y ü rütme organlarının d a en önde gelen kor­ porasyonları n temsilcileriyle dolduru l masıdır. Devlet-tekel ka pita l izmi, kapita l izmin genel buna l ı m ı n ı n ü rünüdür. Genel buna l ı m , ka pita lizmi, giderek daha çok devlet kaynaklarına da­ ya n mak, bunları memleket içinde kaza nçlarını a rttı rma ve memleket d ı ­ şında tala ncı v e kıyı cı plônları n ı gerçekleştirme ka ldıracı olara k k u l l a n m a k zorunda bırakıyor. Bunalı mda bu seferki deri n l eşme, tekel leri, gitgide d a ha çok devlet yard ı m ı n a başvurmaya zorluyor. Devlet-tekel kapita lizm i n i n gel işmesi aynı zamanda ü reti mi top l u m ­ sallaştırmadaki ilerlemenin, bilimsel-tekn i k devri m i n ve bil i m i n ü retimsel g ü ç olara k oynadığı rol ü n artması n ı n bir son ucudur. Devlet, çağdaş sana­ yiin gerekti rd iği a raştı rma \le uyg ula maların g iderek a rtan ha rca m a l a rı için, modern tekniğ in geliştiril mesi yönünde gerekli büyük yatırı m l a r için başl ıca finans kayna ğ ı ol uyor. işbaşındakiler, vergi yükleme, kredi dağ ı ­ l ı m ı v e federal bütçe harca m a l a rı m a n ivelôları n ı işleterek, finans serma ­ yen i n d iğer halk tabaka l a rı n ı n sırtı ndan zeng i n leşmelerine elverişli koş u l -

(tO) V . 1 050

i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 3 3 , s . 3 .


lar yaratıyorlar. Hükü met aynı za manda tekellerin dış ü lkelerdeki çıka r­ ları n ı n savu nucusu olarak ça l ışıyor. Devlet ekonomiyi « aya rlama », ekonomideki çevri msel ikircimleri n kes­ kinliğini yumuşatma denemel eri yapıyor. Ama bu işi, emekçi lerin sırtına yeni yükler sararak ve böylelikle ü retim ile tüketim a rasında kapita lizme özgü çelişkiyi sertleşti rerek, hep tekellerin çıkarına ya pmaya ça l ışıyor.

Işçi sınıfının savaşımı

Ondokuzuncu yüzyılda sanayi ü reti m i a rtışına parelel ola ra k, sanayi proletaryası da sayıca büyüd ü ve sınıf savaşı m ı g itgide şiddetlendi. Bir­ leşik Amerikada işçiler Avru pa'daki sınıf kardeşlerinden daha az kıyı­ cılıkla söm ü rü l müyord u . işçi ler patronlara ka rşı d i reniyor, sendikaların safları ka barıyor, savaş ı m güçleniyordu. 1 866'da ilk proleter örgütü, ya ni ancak bir kaç yıl yaşaya bilen Ul usal Işçi Bi rliğ i kuru l d u. 1870 ve 1880 yı lları nda, u l usal işçi örg ütü « Emek şövelyeleri», önce gizli gizli, sonraları açıkta n açığa eylem gösterd i . 1 88 ı 'de ilk u l usal sendika örgütü olan Amerikan Emek Federasyon u ortaya çıktı. Antrasit ocaklan madencileri 1 874-1 875 yıllannda 7 ay boyunca g rev ya ptı lar. Bu g rev sırası nda, hükümet yetkilileri « Molly Maguires» dô­ vası (11) d iye bilinen bir büyük provokasyona g i riştiler. Masaçusets eya­ leti Fol-River kentinde tekstil işçi leri büyük bir g rev yaptı lar. 1 877 yılı demiryolcuları n büyük bir g reviyle tarihe geçti. l 885'te madencilerin bir hayli çekişmeli geçen yen i bir g revi başgös­ terdi. 1 894 yılı başta n başa madencilerin ve « Pu l l ma n » kumpa nyası demir­ yolcuları n ı n g revleriyle geçti. O yı l lardaki savaşı m ı n en başta gelen isteğ i sekiz saatl ik işg ü n üydü. Bu savaşımda 1 Mayıs 1 886 g revleri tepe noktası oldu. Yetkililer bu g revin örg ütçü lerine karşı a ğ ı r bir provokasyona g i riştiler; Şikago' n u n Haymarket a l a n ı nda bir bomba patl amasını bahane ederek ha rekete geçtiler. So­ n uçta, işçi sınıfı n ı n yöneticilerinden dört kişi asıldı, diğer birçoğ u zinda n ­ lara atı ldı. 1 886 y ı l ı n ı n bu olayla rı, emekçileri n uluslara rası daya n ışma günü 1 Mayıs' ı n başla ngıcı oldu. Tekelci sermayeni n ortaya çıkmasıyla, küçük ü reticilerin de kendi var­ l ı klarını tehdit eden tröstlere karşı sava ş ı m ı başladı. Kong re, 1 890 yılı nda bu ha reketin baskısı altı nda tröstlere karşı « Sherma n » k a n u n u n u kabul

(11) « Molly Maguires » : B u rjuva bası n ı n ı n uyd u rduğu ve

XiX. yüzyılın 60-70 yılları nda Pensi lva nya'da eylem gösterdiğini savladığı bir i r­ landa madencileri g izli terörist örgütü n ü n a d ı . Bu uyd u rma n ı n amacı, ABD maden kömürü sanayi indeki işçi örgütleri yönetici l eri ne karşı ya p ı l a n kovuşturma ve ka n l ı baskılan hakl ı göstermekti.

1 051


etti. Bu ka n u n 1 9 1 4 y ı l ı nd a yine tröstlere karşı "Clayto n » ka nunuyla, 1 930'­ l a rda da d iğer bazı yasal ka ra rla rla g üçlendiriidi. Ama bu ka n u n ve kara r­ nameler tekellerin palazlanmaları n ı önleyici bir etki yapmadı. Ve tekelci sermayeni n palazl a nmasını s ı n ı rl a m a a racı olara k serbest rekabet g ü n­ lerine dönül mes i n i düşleyen küçük iş a d a m l a rı ve çiftçilerin çıkarları nı savunma ha reketi de böylece pratikte h içbi r sonuç vermed i . Devlet-tekel kapital izmi çağında, sınıf savaşı m ı nd a politik yönel i m i n g üçlenmesiyle, i ç n itel i ğ i bak ı m ı n d a n başka bir a nti-monopolist hareket doğdu. işçi sı nıfı, devlet kaynakları n ı n, tekeller yara rına değ i l, bütün emekçilerin yara rı n a kullanı lması için sava ş ı m a geçti ; ezg i n i n ve büyük sermayeni n ku rba nı olan d iğer bütün halk ta baka l a rı işçi sınıfı n ı n bağ­ laşığı oldular. Yeni a nti-monopolist hareketin temelinde kurtuluş sava ş ı m ı yürütmekte olan i ş ç i sı nıfı i l e zenci halkın birliği y e r a l ıyord u . Yürüttükleri savaşım ı n hedefi, serbest rekabetin canlandırılması d eğil, tekellerin ege­ men l iğ in i n d izgi n lenmesi, bunları n eylemi üzeri nde demokratik kontrol sağlanmasıyd ı ; ve bunları (ensonu sosyalizmin maddi koşullarını yaratmak üzere) en önemli sanayi kol l a rı n ı n m i l l i leşti rilmesi nin izlemesiydi . G ü n ü ­ m üzde de özü bak ı m ı nd a n böyle bir demokratik sava ş ı m yürütülüyor. Sava ş ı m ı n ön safl a rında 1 9 1 9 yılında kurulmuş olan ABD Komü n ist Par­ tisi yürüyor. Bu parti, d a ha 1 852 y ı l ı n d a Weaydemeyer' i n başka nl ı ğ ında Amerikan işçi B i rliği' n i n örgütlenmesiyle başlaya n uzun ve şanlı bir yol geçegeimiş bulunuyor. Parti m iz, sosya list Amedka B i rleşik Devletleri uğ­ rundaki sava ş ı m ı n öncü g ücüdür. işçi sınıfı n ı n ve bağlaşıkları n ı n önderl iğ inde yürütülen a nti-emperya l ist sava ş ı m boyunca ve ul uslara rası gerg i n liğin azaltılmasına yönel işin elve­ rişl i koşulları a ltında, a rtık mem leketimizin pa rlak geleceğ i n i n , sosyalist ABD'n i n a n a çizg ileri belirmeye başlıyor. Amerikan h a lkının ABD'ni n 200. kuruluş yıldön ü m ü n ü kutla m akta olduğ u günü müzde, yürüttü ğ ümüz sava ş ı m daha d a hızla n ıyo r. ABD'nde kapita l izmin esas gelişme aşa mala rı n ı çok kısa olara k g öz­ den geçird i ğ i m iz za m a n bile, sınıf savaşı m ı n ı n durmada n şiddetlendiğini, işçi sınıfı n ı n ve bağ laşıkları n ı n üstün gel meleri kaçı n ı l mazlı ğ ı nı tam bir açıklıkla görebil iyoruz:.

1 052


Geleceğe doğru g üvenli adımlar Luis PadiJIa « Barış ve Sosyalizm Problemleri " dergisinde Bolivya Komünist Partisi'nin temsilcisi Otto Sançes «Barış ve Sosyalizm Problemleri » dergisinde Guatemala Emek Partisi'nin temsilcisi

Küba Kom ü nist Pa rtisi'ni n B i ri nci Kong resi yaklaşıyor. Bu, Hava na 'd a ya pılan Latin Amerika v� Karay i p Bölg esi ü l keleri komü nist pa rti leri da­ nışma topl antısı n ı n yanı sıra, Lôtin Amerika kıtası n ı n son za manlardaki önemi en büyük politik olayıdır. Danışma top l antısına katı l a n d iğ er kardeş partiler temsilcileri g ibi, bizler de, devrimci Küba ' n ı n eriştiğ i büyük başarı l a rı gördük. Sosyal izmi başa riyle kurmakta olan ka hra m a n Küba h a l kı n ı n hôrikulôde sevinçli çalışma g ünlerin i n atmosferi bizleri de sard ı . Küba devrim i , biz Lôtin Amerika l ı l a r için, bütün kıtada sosya l izmin yaklaşan utkusu n a g üveni n tüken mez kaynağıdır. Bu yazıyı kaleme a la n l a rdan biri bundan 1 0 yıl önce Küba 'yı ziya ret etti. Memleket o zam a n l a r için kaçınılmaz olan ve d a ha çok emperyal i st a blukadan i leri gelen maddi g üçlükler içi ndeydi. Ağ ı r ve endişe verici g ü n lerdi. Belleği mden bir Kuzey Amerikan casus gemisinin ölümcül silueti çıkmıyor. Bu gemi, yankiler em perya lizminin sa l d ı rg a n l ı ğ ı n ı n ca nlı ka nıtı olara k, Küba devri mini d a i m a n a m l ul a rı n tehdidi altında tutma ça ba ları ­ n ı n kan ıtı olara k, K ü b a başkenti açıklarında devriye g eziyord u. Büyük b i r heyeca n v e atı l ı m la yeni topl u m u ku rmaya g i rişen emekçiler uya n ık l ı ğ ı elden b ı rakmıyorl a rd ı ; bir k a p ı ş m a olası l ı l ı ğ ı nı gözönünde tutarak h e r a n tetikteydiler. Hava na'da, bütün caddelerde devri mci silôhlı g üçleri n zeytin yeşil i ü niformasiyle, ya d a halk m i lisi ü niform asiyle dolaşa n savaşçı l a r g örül üyord u . Şimdi d urum ç o k değ işti. Abluka pa rça l a n d ı . Dünyadaki g ü çler denge­ sinde o l u m l u değ i ş i mler, Küba devri m i n i n başa rı l ı a d ı m l a rı, Amerika Dev­ letleri Drgütü'nü, üyelerine, Kü ba'yla il işkileri soru n u n u kendi başlarına çözme hakkı n ı ta n ı m a k zorunda b ı raktı. Giderek, Birleşik Amerika hükü­ meti. bile, Küba etrafı � daki ekonomik a b l ukasını sınırlamak zorunda kal­ d ı . Artık Küba başkenti caddelerinde daha az askere rastlanıyor. Mağa­ za ları n ön lerinde kuyruk yok. Restora nlar çalışıyor. Otomobil sayısında bir hayli a rtış h issediliyor . . . Daha b u gibi b i rçok o l u m l u d eğ işiklik saya1 053


biliriz. Ama iş sadece değ işiklikte değ i ldir. Ası l önemlisi, bizce, mem le­ ketin politik gelişmesinde yeni bir aşamaya g iri l m iş olmasıd ı r. Parti, sosya l -ekonomik dönüşümleri gerçekleştirmeye devam ederek, ol­ g u n sosya list devlet örgütü biçimleri n i yaratma sorununu, emekçi yığ ı n ­ l a rı n ı n devlet yöneti m ine sürekl i olara k katı l ı m ı n ı sağ lamak a maciyle memleketin hayatında demokratik kural ve yöntemlerin gara ntilenmesi soru nunu birinci plôna alıyor. Şimdi, meml ekette yalnız bir iktidarın, yani emekçi halkın iktidarı n ı n bulunduğu tarihsel gerçeği hukuk açısından onaylayı p pekiştirecek bir yeni, sosya list a n ayasa hazırl a n ması sözkonusu­ dur. Fidel Kastro'nun dediğ i g i bi, bunun yalnız iç durum bakımından değ i l, aynı za manda u l uslara rası önemi vard ı r. Bu işlem, geçici karakterli olan şimdiki d eıırim delileti nden kesin deıılet tipine geçil mesine olanak Ilerecektir. Sözkonusu a nayasa n ı n her bakımdan iyi düşünülüp hazırla n­ m a sı ve yığ ı nlarl a en geniş ve etraflı biçimde görüşülmesi gerekmektedir. Anayasayı yığ ı n la rl a görüşme . . . Bu uygula ma, a nayasa ları n (eğer genellikle çiğ nenmiyorsa) yığınları n iradesine aykı rı Ile yığınlara karşı uyg ulanmakta olduğu Bofiııya, G uatemala ve daha birçok lôtin Amerika ülkesi halkları için elbette şaşmaya Ile i m ren meye değer bir başarı d ı r. Bilind iğ i gibi, a nayasa tasarısını i nceleme Ile kesin leştirme işi de Küba kom ünistlerinin kongre g ündemine a l ı n m ı ş bulunuyor. Bizim bu özg ürlük adasında bul unduğ u m uz g ü nlerde, tasarı halkçct g örüşülmeye sunul­ m uştu. Sendika örgütlerinde, Devrimi Savunma Komiteleri'nde, Küba Ka­ dınlar Federasyonu'nda, Genç Komü nistler Birliği'nde, uğradığımız h er yerde, h a ra retli ta rtışmalar yapı lıyor, öneriler ileri sürül üyordu. Ateşl i söz­ cü leri, ta rtı şmaları n heyeca n iyle kızaran yüzleri gördü kçe, ister istemez ş u n l a rı a n ı msıyord u k : O yıllarda, Küba'da g üya hürriyet ve demokrasi olmadığını savlayan burj uva bası n ı n ı n ya l a nl a rı az usta l ıklı değildi. Demokrasiden söz etmeye moral bakımdan hiç de hakları olmıyo n l a rl a u z u n uzadıya tartışmaya girişmek el bette gereksizdir. B i z onları n « demok­ rasi »sinin kaç para ettiğ ini, Bolivya, G uatemala, Şili, Brezilya örneklerine ve kıta n ı n daha nice ül kelerindeki uyg u l a maya bakarak gayet iyi bili­ yoruz. Küba'da 1 Ocak 1 959 utkusu, a rtık geleceği ku rmaya başla m a hakkı, emperya lizmin ci nayete eşit kışkırtıları na gereken ceva bı verme hakkı, yüce devrimci hedefler uğrunda kesin savaşıma devam etme ha kkı a n l a ­ m ı na geliyord u . B i z s o n 16 y ı l ı n ne kadar g üçl üklerle boğ uşulara k geçtiğ ini iyi biliyoruz. Henüz hiç bir ayak izi olmıyan yold a n geçmek daima zordur. Küba işte bu zorluğa göğüs gererek, lôtin Amerikada sosyalizme g ötüren yolu açtı. Sınıf düşmanı, her a raca başvurarak kudurm uşçası n a bir direniş gösteri­ yordu. Politik şantaj, kıŞkırtı, kundakçı lık, sil ô h l ı müdahale, her şeye baş1054


vuruyordu. Amacı devrimi ezmekti. Emperyalizmin sürekli tehditlerine kar­ Küba, tüm halkın kıvanç duyduğu bir savunu sistemi meydana getirdi. Askersel bakımdan Küba devrimi bugün her zamankinden daha güçlüdür.

ŞI,

Küba halkı, Fidel Kastro yoldaşı n, kapitalist sömürüden ve uluslararası tekellerin doymak bilmez hırslarından ileri gelen ekonomik ve kültürel gerikalmışlığın giderilmesi için seferber olma çağrısını oybirliği ve heye­ canla karşıladı. Batista zulüm saltanatını alaşağı etmenin, sömürücülerin çalıp-çırpma servetlerini geri almanın ve silôh elde devrimi savunmanın yeterli olmadığı anlayışı bütün kafalara yerleşiyor� u. El11ekçilerin, ulusal servetleri kullanmayı, ekonomiyi yönetmeyi de öğrenmeleri gerekiyordu. Devrimci Küba, kapitalist düzenden, yalnız bir ürün, yalnız şeker üre­ tim ve ihracına yönelik sağlıksız bir ekonomi devraldı. Küba öncelikle tarım ülkesiydi. işte bu nedenle, her şeyden önce, köy ekonomisini ve bu ekonomiyi besliyen sanayi kollarını (yapay gübre üretimi, hammadde iş­ leme fabrikaları vb.) etrafı i olarak geliştirme ve etkinliği artırma yolu tutuldu. Sulama sistemleri kurulması ve köy ekonomisi bitkilerinin işlenir araziye biiimseilikle dağılımı nı öngören bir tarıma geçilmesi için geniş tedbirler alındı. Şeker kamışı rekoitesinin toplanması azami ölçüde ma­ kineleştiriidi ve ekonominin ana kolu olan şeker sanayii daha öte geliş­ tiriidi. Et ve süt üretimi artmaya başladı. Yıllık balık avı, 1 959 yılına kı­ yasla 10 misli arttı. iç birikim kaynaklarının seferber edilmesinden sonra, esas stratejik eylem doğrultusu ekonomide üretim kollarını çeşitlendirme oldu. Yeni sa­ nayi kolları kuruldu. Ekonomik Yardımlaşma Konseyi'ne üye olduktan sonra, Küba da uluslararası sosyalist işbölümü sistemin e katıldı. Şimdi memleketin ekonomik gelişmesini öngören beşyıllık bir pıa n (1 976-1 980) hazırlanıyor. Küba halkı yapıcı çalışmalarında her gün dostlarının yardımını görü­ yor. Sosyalist topluluk ülkeleri ve özellikle Sovyetler Birliği büyük yardım­ larda bulunuyorlar. Sovyetler Birliği Küba'da artık 1 00'den fazla sanayi işletmesinin kuruluşuna ve yenilenmesine katılmış bulunuyor. Küba Ko­ münist Partisi'nin 50. kuruluş yıldönümünü kutlama toplantısı nda, Fidel Kastro yoldaş şunları söyledi : « Uluslararası devrimci hareketin ve özel­ likle sadık dost ve kardeşimiz olan Sovyetler Birliği'nin yardımlariyle Kü­ ba'da yeni toplumu kurmak halkımız için bahtiyarlıktır. » (1) Ekonomik dönüşümleri yapabilmek için birçok mühendis, teknisyen, ekonomist, yönetici, tarım mühendisi ve kalifiye işçi gerekliydi. Teknisyen kadro yetiştirme işi sözün tam anlamiyle sıfırdan başladı. Küba'nın zaten çok az uzmanı vardı; devrimden sonra bunların bir bölümü memleketi terkettiler. Eski üniversiteler yeniden örgütlendi ve yeni okullar açıldı. (2)

(1) « Gronma », 25 de agosto de 1 975. 1 055


Köy ortaokul/arında, tekniku m l a rda, politeknik ve teknoloji enstitülerinde, öğretim süreci (ka l ifiye uzm a n l a r yetiştirme amaciyle) ü reti m pratiğiyle bağdaştı rıldı. Emekçi leri n genel kültü rünü yükseltmek ve teknik bilgi leri ni genişletmek üzere, ortaokul progra m la rı n ı içeren özel kurslar ve işçi-köylü fakülteleri açıldı. Orneğ in, Salvador Allende adını taşıya n öğretmen okul u n u ziyaretimiz, bizde silin mez izlenimler bıraktı . Havana yakı nı nda ya pımı henüz ta mam­ l a n m a m ı ş ol a n bu çok büyük öğretim sitesinde 3.500 genç kız ve erkek okuyor. Sitenin çağdaş donatı m l ı lôboratuva rla rı , yemekhaneleri, yurtları ve spor tesisleri var. Bu büyük okulun öğ reti m üyeleri ve öğrencileriyle kon uşan kişi, ka rşısında işçi ve köylü çocukları olan genç halk ayd ı n ­ ları n ı n gerçek temsilcileri n i, emeğe v e emekçilere sayg ı, devri me bağ l ı l ı k ruh unda eğitilen ü m i t kadrosunu görüyor. Sağ l ı k hizmetleri a la nı nda eşi g ö rü l medik başarı l a r elde ed ildi. Ul us­ l a ra rası Sağ l ı k Orgütü ' n ü n veri lerine g öre, Küba bütün diğer Lôti n Ameri­ ka ü l kelerini bu a l a nda 20 yıl geride b ı ra k m ı ş bulunuyor. Bütün halkı sağ l ı k h izmet ve yard ı m ı sistemi içine a l ma dôvası çok kısa bir süre için­ d e başarı ldı. Sağ l ı k işçilerinin sayısı 1 958 yılına kıyasla 1 1 defa a rttı. Tı p fa kültesi 1 959'da yılda 245 doktor yetiştirirken, bug ü n yılda 1 .000 doktor yetiştiriyor. B u büyük başarı , Küba'da yalnız sağ l ı k hizmetleri nin niteliğini yükseltmekle kal m ıyor, diğer kardeş halklara yard ı mcı doktor g rupları g önderi l mesine de olanak veriyor. Ve doğ a l felôketlere uğrayan Latin Amerika l ı l a r bunu iyi biliyorlar. Küba'da bugün felce yol açan sinir sistemi hasta l ıkları, kuşpalazı, kolera, sıtma, çiçek ve kıza m ı k g i bi hasta l ı klar kesinl ikle önlenmiş bulu nuyor ; d iğer Lôti n Amerika ülkelerinde binlerce kurban a l a n verem ve tifüS: g i bi hastalıklar da bir hayli aza l ıyor. Konut yapı m ı g itgide geniş ölçüler a l ıyor. Ve konut ya p ı m ı na da, okul ve hastane ya pımı gibi büyük bir önem veriliyor. Böylelikle, karşı-devri mcilerle em perya l istlerin eski düzeni ca n l a n d ı rma yön ünde defa larca g i riştikleri denemelere karşın, Hü rriyet Adası ' n ı n emekçileri kısa b i r ta rihsel süre içinde memleketin çeh resini temelli değ iştirmeyi başardı l a r. Biz Küba'da birçok yabancı konukla görüşmeleri­ m izde, cumhuriyetin sosya lizmi kurma yönü ndeki kayda değer başa rıl a rı ­ n ı n , vaktiyle, geçerli deyimiyle « Batı yarı mküresinde sosya l ist deneme »ye kuşku l u gözlerle baka n l a rd a bile sempati uya ndırdı ğ ı n ı gördük. Bugün M a rti'nin yurdu yoksu l l uk, cehalet ve söm ü rü ned i r bilmiyor, d iğer birçok halkın bugüne dek acı yazg ısı olan bu kötülük ve felôketler Küba'da a r­ tık tarihe ka rı ş m ı ş bulunuyor. Çeşidi sına m a l a rd a n d a ha da çelikleşerek çıkan Küba bug ü n g üvenle

(2) Küba yüksek oku l l a rı nda 65 bin öğrenci var (1 959'daki öğrenci sayı­ s ı n ı n üç misli nden fazla).

1 056


g eleceğe doğ ru i lerl iyor. Lôtin Amerika ve Karayip Bölgesi ülkeleri komü­ nist partileri n i n danışma toplantısı bildi risi nde bel irtildiğ i g i bi , « Kü ba devri m i Lôtin Amerika n ı n hayatında ka l ı m i ı bir sosyal etken o l m u ş b u ­ l u n uyor. » (3) ülkede sosyal-ekonomik dönüşümler, Küba Komü n ist Partisinin yönet­ menliği a ltında gerçekleştiriliyor. Bu parti sosyal izm kuruluşu sorun l a rı n ı çözme savaşı m ı n ı n başındadır. G ü c ü n ü yığ ı n l a rla s ı k ı ilişkisinden a l a n parti, d a i ma emekçilerin psikolojisini, özlem v e emellerini dikkate a la ra k h a reket etmekte, onları n ideolojik v e politik düzeyin i yükseltmekte, y ı ­ ğ ı nl a rı ö rg ütlemekte v e seferber etmekted i r. Küba'da olayları n g i d i ş i n i izliyen herkes, özellikle son yıllard a yığ ı n örgütlerini g üçlend irmede, emekçi lerin emekte ve top l u mdaki a ktifl i ğ i n i geliştirmede Küba komünist­ leri n i n büyük başarılara u la ştıkları n ı yakı n d a n bilmektedi r. Memlekette işkol u sendika l a rı sistemi kuru l m uş, Kü ba Emekçi Sendika­ l a rı Birliğ i ' n i n olağan X i i i . Kong resi ya p ı l m ış, Küba Kad ı n l a r Federasyonu'­ nun ii. Kongresi top l a n m ı ş bulunuyor. Beş mi lyona yakın üyesi olan Dev­ ri m i Sav u n ma Komiteleri daha yı ğ ı nsa l bir n itel i k a l ıyor. Küba Genç Komünistler Birliğ i'nin eylemleri daha da ca n l a n ı p genişl iyor. Parti bu temel üzeri nde devletsel kuru l uş soru n l a rı n ı n çözü m ü ne topyekun bir atı­ I ı ml a g i rişme olan a"ğ ı n ı bul uyor. Memleketin ka rşı karşıya cru l u nduğu soru n l a rı n çözü m ü ne g itgide d a ha geniş yığınları çekebilen parti, sosya ­ list demokrasiyi g üçlendirmeye, yakın gelecekte devlet yöneti m i n e ka m uo­ yunun ve tüm halkın doğruda n doğruya katı l m a larına a racı olabi lecek devlet org a n l a rı n ı meyd a n a getirmeye ça lı şıyor. Içinde b u l u nduğu muz y ı l a Küba'da « Küba komünistleri n i n Birinci Kon­ g resi yı l ı » adı veriliyor. Ne var ki, yıllara her yen i a ş a m a n ı n ana sorun ­ l a rı na uyg u n birer ad verme geleneğ i n i bir y a n a bı ra ksa k bile, Kü ba'yı ziyaret eden herkes, tüm emek ve top l u m haya tı na ve memlekette bu kongreyi hazırlama ve uyg u l a m a ça l ış m a l a rı n ı n ton verdiğini görmektedir. Biz bunun gerçekten tüm halk ça pınd a bir olay olduğu ka n ı s ı na var­ dık. Pa rti n i n itibarı ve etkisi gayet büyüktür. Çöıü müne çal ıştığı p roblem­ ler her Küba yurttaş ı n ı n a n ladığı, ilgi lendiği, beni msed iği şeylerd i r. Küba Komü n ist Partisi M K Pol itbürosu n u n halka çağ rısı nda şöyle deniliyor : « Kongre, devri m i savun m a ve sosya lizmin kuruluş temelini yaratma sava ­ şı m ı nda g eçtiğ i m iz yıllar boyunca partice ve hal kça ya p ı l a n ça l ı ş m a l a rı çözüm leyi p değerlend irecek ; parti n i n iç ve d ı ş politika a ! a n ı ndaki gelecek eylem prog ra m ı n ı hazı rl ıyaca k ; Parti Tüzüğ ü'nü kabul edecek, sosyal i st a nayasa tasa rı s ı n ı gözden geçi recek ; ekonomi yöneti m i içi n yetki n bir sistem i şleyip önerecek, halk egemen liği arg o n l a rı n ı n ça l ışma l a rında izli­ yecekleri ha reket hattı nı bel i rl iyecek ve ö n ü m üzdeki yıl ların pol itik, eko-

(i) « G ra n m a ", 22 de junio de 1 975. 1 057


n o m i k eylem toplumsal ve a na doğ rultul a rı na ilişkin d i rektifleri kabul ede­ cektir . . . (1,) »

Şimdi halk coşkun bir yaratıcı eyleme g i rişmiş bulunuyor. Bu eylemin, görü l medik ölçüler alan sosya l ist yarışı g i bi, şehirleri g üzelleştirme g i bi, kongreyi ya raşık bir davra nışla karşı lamak üzere herkesi n bir emek kat­ kısında b u l u n ma çabası g i bi yönleri var. Kong re hazırlığı yığınları n fikir düzeyi n i n ve politik bilincinin yükselmesi ne yard ı m ediyor. Her yerde, proleta rya enternasyona l izminin, Sovyetler Birl iği'yle ve d iğer sosyalist ü l kelerle dostluğ u n g üçlend i ril mesine, politik bilgi ve savaşka n l ı ğ ı n yet­ k i nleştiri l mesine, emek verimliliğinin a rtırı l masına vb. çağ ı ra n şiarlar gö­ rü lüyor. Bütün bunlar, Küba ' n ı n dostları na, hayatın ortaya koyduğu prob­ lemleri Hü rriyet Adası' n ı n gelecekte de başa riyle çözeceğ i, yakında yapı,­ lacak o l a n kong reni n .. Vurd u n ve sosya lizmin utkuları uğrunda .. belgi­ sinin devrimci halkın büyük emek atı l ı m l a riyle can l ı bir gerçeklik haline getirileceği g üven i n i veriyor.

(4) " G ra n ma . , 16 de a bril de 1 975. .

1 058


Savaşımın sonucunu yığınlar belirliyecek Reyna/do Marin Paraguay Komünist Partisi Birinci Sekreteri

Paraguoy Komünistleri Partinin olağan LV. Kongresine hazırla nıyorlar. B u kongre, Uçüncü Kong reden (1) ayrı m i ı olarak, Tüzük'çe bel i rlenen süre içinde yapılıyor ve başl ı başına bu olay da partide d u ru m u n iyileştiri ldi­ ğ i ne ta nıklık ediyor. Paraguay Komünistleri son yıl l a rda karmaşık ve g üçlüklerle dolu b i r yol geçtiler. Kreydt'in (2) partin i n başında b u l u nduğu sıralarda partiye indiri l en a ğ ı r d a rbeler etkilerini göstermişti. Partin i n içinde düşmana hiz­ met için yuvalanmış bir ajanlar g rupu hemen ve büsbütün açığa vurula­ mamıştı. Uğradığımız baskılar yüzünden, PKP'nin iki örgütsel hal kası bir­ biri a rd ı nca dağıldı. Merkez Komitesinin hemen heme tümü. Politik Ko­ m isyon ve Sekreterlik başka ü lkelere göçmek zorunda kaldı lar. Bilindiği üzere, yığ ı n l a rı n doğruda n doğruya sava ş ı m ı nd a n uzun süre ayrı kalmak, çoğ u kez, memleketteki politik olayları değerlendirmede süb­ jektivizme yol açıyor, savaş ı m mô neviyatını sarsıyor, oportü nistçe d uyg u ve d ü şü ncelerin yayılmasına yard ı m ediyor, görüş ayrı l ı kları n ı a rtı rıyor. Sürekli politik göçmen liğin bütün bu olumsuz çizgi ve bel i rtilerin i n kaçı­ n ı lmaz olduğu el bette söylenemez. Bizde bunlar görüldü, çünkü iç anlaş­ mazlıkları g i derme savaşımı yan l ı ş ideolojik-politik mevzilerden hareketle yapılıyor ve bütün ça balar ana ödevin, ya ni yığ ı n la rla i lişkileri yenileme ödevin i n çözüm ü üzerinde yoğu nlaştırı l mıyord u . Bunun sonucu olarak, Uçüncü Kongreden kısa bir süre önce partide böl ü n me oldu ve bir para ­ lel örgüt meydana geldi. B u ağır dönem a rtık gerilerde kaldı. 1 974 y ı l ı n ı n Ara l ı k ayında, parti n i n birliği konusunda «genel anlaşma ..y a varıldı. Bu bütün komü nistlerin, işçi ve halk ha reketinin büyük bir utkusu, öte yandan da Stresner otokrasi­ sinin ve em perya lizmin yenilgesi oldu. Böylece, parti çalışmaları n ı n a ğ ı rl ı k merkezi yeniden memleket içine geçti. Bizler, Dörd üncü Kong reye hazı rl ı k çalışmaları mız içinde, bi rlik anlaş­ mosını uyg u lamada a rdıcıl ola rak gerçekleştirmeye, parçalanmanın za -

(1) PKP Uçü ncü Kongresi (1971) I�inci Kongresinden 22 y ı l sonra yapıldı. (2) Kreydt, u l u slara rası komünist hareketi nin genel politik hattı n ı n ateşli

tarafları olara k ortaya çıkıyor, a nti-sovyetizmi a nti-komünizmin en kö­ tü türü sayar görü nüyord u . Provokatörlü ğ ü açığa vurulup da, 1 967'de partiden çıka rılmasından sonra, Maoizme saptı. Şimdi Pekin'de büyük bir saygıyla kabul görüyor. 1 059


ra rlı sonuçl a rı n ı g idermeııe, pa rtiyi gerçekten birleşik bir bütün haline geti rmeye, parti safl a rı n ı i l kesel temel üzerinde kenetlemeye ça l ışıyoruz. Parti birliğini g üçlendirmek bütün komünistlerin biri ncil ödevidir. Yakında yapılacak Dörd ü ncü Kon g remizin g ö rüşeceği problemler a ra ­ s ı nda, Pa rag uay'da sosya l-ekonomik ve politik durumu değ işti rmeye ve aynı za manda komünistlerin yeni savaş ı m a şa m a sı ndaki ödevlerine iliş­ kin sorunlar en önemli yeri a l ıyor. Pa raguay bugün de Latin Amerika nın en gerika l m ı ş ü l keleri nden biri­ d ir. lJl kede sosya l -ekonomik ya p ı l ı ş sakatl a n m ı ş' bulunuyor; ka pita list ü retim a ğ ı r ve çel işki li gelişiyor, emek veri m l i l i ğ i en düşük düzeyde ka l ı ­ yor. Bütün bunlar h e r şeyden önce emperya list egemen l i kten i l eri geliyor. ABD tekelleri, ba nka l a ra, kara ve hava u la ştırmasında bütün a raçlara , petrol boru hatlarına v e elektrik santra l lerine sa h i p bulunuyorla r ; Kuzey Ameri kan " Standard O i l .. kumpa nyası Pa ra g uay toprakları n ı n % 6'slnl elinde tutuyor. Kapitalizm öncesi ü retim ta rzı n ı n kal ı ntıları olan latifu n­ d iya lar d a memleketin ekonomik gelişmesi n i a ğ ı rlaştı rıyor. Ne var ki. Paraguay'da ka pitol izm öncesi üreti m i l i şkileri n i n a ğ ı r bastı­ ğ ı n ı d ü ş ü n mek de ya n l ı ş ol ur. Böyle bir sonuç çıkaran a ra ştı rıcılar, genel­ likle latifu ndiya l a r sistem i n i n varl ı ğ ı na ve köylü nüfusu n u n a ğ ı r basma­ sına (% 60'ta n fazla) daya nıyorla r. Gelgelel i m Paraguay latifundiya ları ücretli emekten ya ra rl a n a n ka pital ist kuru l uşlard ı r (hem tarı mda, hem de hayva ncı l ı kta ve orm a n işletmeciliğin de). Çeşitli toprak kira la m a biçim­ leri kapita l ist birik i m kaynakları oluyor. Köydeki n üfusun hepsin i köylü­ lerle bir tutmak d a doğru olmaz; köyde epey ka labalık bir ta rım işçi leri tabakası, aynı zamanda büyük sayıda çok yoksul köylüler ve y ı l ı n belirli aylarında g ü ndel ikle toprak sa h i pleri için ça lışmak zoru nda ka l a n köy ya rı - p roleterleri va rd ı r. Şehirlerde de birçok esnaf ve zanaatçı va rdı r, fakat bunlar genellikle kapitalist kuruluşlar için ça l ı ş ı r ve yaptıkl a rı iş ka rş ı l ığ ında ücret a l ı rlar. Topl a m u l usa l geliri n ana böl ü m ü kapita l ist üretim ilişkileri ' çerçeve­ sinde ü retil iyor; Pa rag uay ekonom isinin kara kteri ni ve gelişme eğ i l i m ­ lerini doğ ru biçimde bel i rlemek için, bu nokta n ı n gözönünde bulundurul­ ması gerekir. Bu böyle olsa da, kapita lizm öncesi ilişkiler kalı ntı l a rı n ı n memleketin toplu msal v e politik yaşa mı üzeri nde h issed i l i r b i r etki yap­ maya deva m ettiği bir gerçektir. Kapita lizmin sağ l ı ksız gel işmesi ve em perya list ca navara bağ ı m l ı l ı ğ ı n a rtması yüzünden, Para g uay'ı çokta n d ı r kası p kavura n ekonom i k b u na l ı m sertleşiyor. Memleketin d ı ş borcu son yirmi y ı l içinde 80 defa a rttı . Stres­ ner, bütü nüyle d ı ş pazara yönel ik olan ekonomik politi kasını bile bile Amerikan em perya l izmine ve Brezilya yönetici çevreleri ne bağl ıyor. Ve bu eylemi nde, Pa raguay' ı n küçük ve yoksul bir ülke olduğunu, başkaca çıkar yol b u l u n ma d ı ğ ı nı ileri sürerek kendi n i haklı g östermeye çal ışıyor. B u ' 1 060


« kanıt» a ncak general Stresner'in ya bancı efendilere dalkavukluğ u n u ortaya koyar. Dünyanı n hiç bir devleti, ne k a d a r küçük v e yoksul olursa olsun, böyle korkunç bir yazgıya hükümlü değ ildir. Ornek olarak, ara­ ları nda sosya l-ekonomik bakı mdan Pa rag uay'd a n da geri d urumda kal­ mış, fakat bağ ı msız gelişme yolunu tutmuş olanları n da bulunduğu nice petrol ü reticisi ülkeler gösterilebilir. Parti mizin belgelerinde, ü reti m i n kasten i h racata yönelmesinin ve bu­ nun çok büyük dış borçla rl a örülmesin i n emekçi yığı nlarına yeni sıkıntı ve acılar getirmekle kal mayı p (3) , ü retim a rtışını da yavaşlattığı, ekono­ miyi a l a bildiğine sağ l ı ksız d u ruma getirdiği defa larca beli rti lmiş bulunu­ yor. Ama Stresner di ktatörlüğü, ekonomik gelişmede öncel ikle iç pazarı süratle genişletmeye, aynı zamanda sosya list ü l keler de içinde, bütün ü lkelerle tica ret ilişkileri k u rmaya yönelm ek gerektiği yol undaki bütün a k ı l l ı uyarı la rı (ki böyle uyarı lar burjuva çevrelerinden de gel iyordu) ha­ fife almaya devam ediyor" Stresner g ru bu, g iderek a rtma kta olan ekonomik ve parasal g üçlükleri görmezlikten gelerek, d ü nya pazarında Para g uay' ı n elverişli bir konjonk­ türe sah i p olduğ u teranesiyle öğ ü n ü p du ruyor. Uluslara rası Para Fonu'­ nun tavsiyelerine göre hareket eden hükümet, aşağı yukarı 7 yıl bo­ yunca (1 964-1 971 ) , guara n i n i n satı nalma gücünü (para birimi : 1 26 gua­ rani 1 Amerikan doları) ve borsa değerini bir yere kadar değ işmez bir d üzeyde tuta bi l mişti. « Döviıı istikrarı diye d ilden düşürmedikleri bu d u rum, d iktatörıÜğü n çok sevdiğ i bir sürekli propaganda 'konusu oldu. Fakat emekçi yığ ı nları için b u « istikrar» g ü ndeliklerin dondurulması ndan ve vergilerin artırı l masından başka bir anlama gelmiyord u . ••

Ongördüğümüz g i b i , o « döviz istikra rı »nı n i z i b i l e kalmadı. Enfıasyon b u n u silip götürdü . Hükümet ve onun borusu n u öttüren bası n, bu en­ fıasyonu, « ithal malı .. olara k göstermek, sırf d ı ş nedenlerle, özel likle petrol ve petrol ü rünleri fiyatları n ı n yükselmesiyle açıklamak için çırpın­ dılar ve çırpı n ıyorlar. Gerçi, emperya lizm, bizim memleketi miz de dahil, azgelişmiş ve bağ ı msız ü lkeler emekçi lerinin sırtına ek yükler sararak enflasyon i h ra ç ediyor. Ama Paraguay'da enflasyon helezanu, daha 1971 yı l ı ndan itibaren hükümetin parasa l-ekonomik politikası n ı n ve d ı ş ticaret d u ru m u nu n' kötüleşmesinin sonucu olarak, yüksel meye başladı. Petrol i h ra ç eden ü l kelere gelince, onların davra n ı şı asıl enfıasyondan sakı nma isteklerinden ileri g eliyord u . Dünya pazarı konjonktürün ü n Paraguay g i bi azgelişmiş devletler için uyg u n olmadığı daha 1 974 yılı orta la rı nda a n laşıldı. 1 975'te durum daha da kötüleşti ; Para g uay' ı n et, pam uk, soya vb. g i bi geleneksel i h ra ç mal-

(3) Di ktatörl ük Paraguay'ı korkunç bir yolsuzl uğa sürü kled i . Memlekette

ortalama ömür 28 yıldır. D ünyaya gelen her 1 .000 çocuğun 1 25'i ya­ şını dodurmadan ö lmektedir. Not. red. 1061


ları n ı n dış paza ra sürülmesinde g üçlükler çıkmaya başladı. Bunun neden­ leri, yalnız d ü nya fiyatlarını n düşmesinde değil, aynı zamanda (rekabetin a rtması yüzünden) sürüm pazarlarının yitiril mesi ndeydi. Hükü meti n pa ra ­ sa l güçlükleri, o n u , g ü m rükleri ka ldırmak veya b i r yere kadar azaltmak suretiyle ihracatı teşvik olanakları ndan yoksun ediyor. Diktatörlük, Pa rag uay'ın döviz rezervleri n i n 75 milyon doları bulma kta olmasiyle öğü nüyor. Ama uluslararası ödemelerde a ra ç ola rak değer yi­ tiren (altı na göre) doların kullanılması, azgelişmiş devletlerde, özell i kle Paraguay'da dolar rezervlerinin h ızla erimesi ne yol açıyor. Bazıl a rı dış yard ı m a güveniyorlar. Ne var ki, büyük kapitalist devletleri n kendi leri bü­ yük bunalım içinde bulunuyorlar; her biri, gel işmiş veya azgelişmiş « part­ nörl eri »nin sırtına basarak kurtuluş çaresi arıyor. Komü n i stler, bu koşul­ larda (ve bunda n önce de) ekonomik. çıkmazdon sıyrı labi l mek içi n her hangi bir reel yard ı m beklemenin boş haya llerle oyalanmak olduğ unu söylüyorlar. Emperyalizmin acımasına a ncak tekel leri n sodaka l a rı na alış­ kın ola n Stresner g rubu (sod ı k uşakl ı ğ ı n karşı lığı ola ra k) bel bağ l ıya­ bilir. (4)

Diktatörlüğün ekono m i k ve sosyal politikasının ölümcül sonuçla rı halkın en geniş yığ ı nlarını harekete geti riyor. E mperya list bası n ı n diğer lôtin Amerika ülkelerindeki çalkantı lı olaylara karşı Pa raguay' ı n « pol i tik sü­ k u n »unu ileri sürerek dili nden düşürmediği sözde « dirlik ve d üzen l i k »ten eser bile kal madı. Oysa sözkonusu sükun mezar sessizl iğinden başka bir şey değ i l d i . Kıyıcı baskılar, her hangi bir karşıt görüşü n belirtil mesine olanak vermiyordu. Paraguay y urttaşları n ı n çoğu açı kça bağ ı rıyorlardı : « Böyle yaşamak olanaksız, bu böyle g idemez l » 1 974 y ı l ı başında yapı lan PKP Ulusal Konfera nsı 'nda işçi sınıfı n ı n sava­ şım gücünün arttığına işaret edildi. 1 973 Martından 1 974 Martı sonuna kadar, işçiler ü ç defa ücret a rtırımı (% 1 0, % 1 5 ve % 20) sağ lamaya m uvaffak oldular. « Acaray-2» işçilerin i n g revi, 1 974 Ocak-Şubat ayları n ­ d a en önemli g ü nlük gereksemelerinin giderilmesini sağlamak üzere y ü ­ rütülen savaşı m ı n tepe noktası oldu. Bu savaşı m, birçok sendika lideri n i n bağımsız v e savaşkon b i r tutum a l dı klarını, Paraguay Emekçiler Konfede­ rasyonu (PEK) satı/ık yöneticilerin e yora nmak a macıyla vaktiyle yaptık­ ları g i bi boşeğ mekten vazgeçtiklerin i gösterd i. 1 974 yılında işçi sendikaları n ı n yasak olduğu iç bölgelerde g revler a l ı p yürüdü. 1 975'te, gündeli klerin artırı l ması v e diğer ekonomi k istekleri n ye­ rine getirilmesi için yürütülen savaşı m yeni bir g ü çle kükredi. Bundan korkan PEK yöneticileri, gerçek emekçi temsilcilerine kapalı, ama dikta-

(4) Kuzey Amerikan'ın parasal « yard ı m »la rı, yal n ı z Stresneri n kişisel ge­ reksemelerine ve aynı za ma nda sürüsüne bereket hir baskı cıhazın ı n ayakta tutulmasına harcanıyor. Not red. 1062


törlüğün birçok temsi lcisine ve ,Amerikon em perya lizminin aja nları n a açık tuttukları bir Send ika Birliği kongresi ya pmaya ka ra r verdi ler. işçi s ı n ıfın ı n başlıca bağlaşığ ı olan köylüler g itgide d a h a kesin bir savaşıma geçiyorlar. Artık yı l l a r var ki, d i ktatörlük, köylü örgütlerine ka rşı yoğ un bir kampa nya uyg ul uyor, onların örgütsel bütünlüğünü bozmaya ve bütün halkalariyle örgütlerin varlığına son vermeye çalışıyor. Köylü bir­ li kleri yöneticileri zında n l a ra atıl ıyor ve kend ilerine canavarca işkenceler ya pıl ıyor. Fa kat terör örgütlü köylü leri n d i renişini kıra bil miş değ i l d i r ; bu köyl üler büyük toprak sahip l erinin a razisine g i riyor, tarım ürü n l erine adil fiyatlar kon u l ması nda ısra r ediyor, köyl ü birliklerinin hakla rı n a sayg ı gösteril mesini istiyor. 1 974-1 975 yı l l a rı nd a ün iversite ve lise öğrenci lerinin hareketinde bir canlanma ve gelişme görü l d ü . G iderek a rta n olg u n l uğu ve savaşım ma­ neviyatiyle ü niversite öğrencileri demokratik basını g ü nden g ü ne geniş­ l eyip yayg ı n laştı. Demokratik temel üzerinde birleşmeyi sağ l ıyacak bir üniversitel iler federasyonu kurul ması ka m pa nyası daha da genişledi. IJni­ versiteliler, yüksek oku l l a ra g i rişte bütün gerici sınırlamalara son veri l­ mesini, öğ retim harca m a la rı ve özellikle ü niversiteler bütçe/erinin yete­ rince a rtırılmasını istiyorlar. Oğ rencilerin en önemli gereksemelerin i ka­ bul ettirme savaşımı, h a l k ı n demokratik özg ü rlükler uğrunda, u l usa l ege­ menliği savun m a uğrundaki savaşı mıyla g ltgide d a h a sıkı örülüyor. Hoşn utsuzl ukları g iderek a rta n devlet memurla rı da hükümete ka rşı cephe a l ıyorlar. Bu emekçiler kategorisi memlekette en düşük aylık a l a n ­ l a rdan oluşuyor, bunların geçi m d u ru m u büsbütün devlet bütçesi kredi le­ rine bağ l ı bulu nuyor: Memurları n d a ha yüksek ayl ı k isteme d i renişleri g itgide politik b i r önem kazanıyor, zira m e m u rl a rı n kişiliğinde reJ ı m ı n daya n a ğ ı n ı görmeye a l ı şa gel miş o l a n h a l k ı n ilgisini çekiyor v e destek­ Ieniyor. Memlekette kaçakçıl ı k a la bildiğine gelişen « ekonomi d a l ı »dı r. (3) Ge­ rek kaçakçı l ı kta n, gerekse Amerikan ve Brezilya sermayesiyle işbirl iğ i nden (ABD ve Brezilya, Pa raguay'da sanayi m a l l a rı ve yiyecek maddeleri sağ­ l ıyorl a r) g itg ide palazlanan bir yerli büyük zenginler züm resi vard ı r. işte çıkarları bu büyük zeng in lerle çelişen küçük ve orta sermayeci ve tüccar­ l a rı n hoşnutsuzluğu da durmadan a rtmakta d ı r. Sözü geçen Ulusa l Konfera ns'ta, h a l k a rasında bütün bu hoşnutsuzluk

(5) Kaçakç ı l ı k, geniş tüketim m a l l a rı ticareti de içinde, bütü n a la nları sarıyor. Asunsion'da çoğ u mağazal a rd a kaçak mallarl a dolu ayrı bö­ l ü m ler vard ı r. Memlekette a rtık tabutla r bile ka n u nsuz ithal konusu oluyor. IJreti m, Sa nayi ve Tica ret Federasyon u yöneticisi, g ü n ü n bi­ ri nde memleketin biricik saygı n iş adamları n ı n kaçakçı l a r olacağ ı n ı söylüyor. Not. red.

1 063


ve çıkışların, henüz birleştirici bir bağ ve uyumdan yoksun olsa bi le, halk yığ ı n la rı n ı n pek yakı n geniş ve bi rleşik eylem leri ni müjdelediği bel irti ldi. H a l k savaşımı ndaki gelişme, memleketle açık veya g izli bütün politik partileri etkiliyor. febrerist Parti ve Hı ristiya n -Demokrat Partisinin yönetim kurulları nda (6) , diktatörlüğe karşı oldukları n ı g izlemiyen, geçmişin uz­ l aşıcı politikasını a rtık b ı rakmak gerektiğ i n i savu n a n güçler çoğal ıyor. Açı k muha lefetin a n a gücü olan Li bera l - Radikal Parti'nin (LRP) safların­ da büyük bir değişme görül üyor. B u parti n i n lideri d-r Domingo Laino, parıa mentoda ve parlamento dışı nda, hükümetin de karıştığı büyük ka,çak­ çı l ı k da lavera la rını, memlekette petrol işleme fabrika ları n ı ve petrol ürün­ leri ticareti ni kontrolü a ltı nda b u l u nd uran Amerikan « REPSA» kumpan­ yası n ı n soyg u nc u luklarını açığa vurmakla ve ita ipu bölgesinin Brezilya'ya veri lmesini öng ören a ntlaşmaya karşı demeçleriyle ta n ı nıyor. LRP yöne­ tim kurulu, politik tutu klu ve hükümlü lerin, bu a rada 17 yıldır hapiste b u l u n a n PKP Başka nı Antonio Ma idana ile Merkez Komitesi üyeleri nden H u l i o Rohas ve Alfredo Alkorta ' n ı n serbest b ı ra k ı l mala rı isteğ iyle bir miting örg ütledi . Bu miting, yığ ı n ların desteğ i nde bir savaş ı m cephesinin kurulabileceği ü m idini veren önem l i b i r a ksiyon oldu. Kil ise faşist rejimle i l iş iğ i ni kesti. (7) Rejmin ana dayanağı olan ordu­ da, henüz çekingen ve ü rkek de olsa, bir m u h alefet belird i . Iktidardaki Kolorado Partisi içinde bile şimdilik d urumdan hoşn ut olmıyanlar vard ı r. Kom ünist Partisi memleketin politik yaşa m ı na enerjik ve savaşkan b i r davra nışla yeniden dalmış bulunuyor. Bu Paraguay gerçekliğ i n i n önemli bir etkenidir ve bütün demokratik ve i lerici güçlerin birleşme eğ i l i m leri n i n g üçlen mesine yard ı m etmektedir. Şimdiki aşamada komünistleri n savaşım taktiği nedir? Seçim kampan­ yalarından ü m itli olan bazı muha lefet partileri nden ayrı mlı olara k bizler, Pa rag uay'da politik rejimin « seçi mler»le değ i ştirilemiyeceği, kıyıcı bir baskı ve açık dalaveralarla yapılan « seçi m ler»le böyle bir sonuca ulaşı­ l a mıyacağı kanısı ndayız. Kom ünistler, d i ktatörlüğün politik takvimini g özönüne olsalar bile, buna uymadan açık eylem olanaklarından da yararlanmaya di kkat ederek ça­ l ış ıyorlar. Biz « seçi mler»i pasif bir davra n ı şla boykot etmeye veya « ku r­ tarıcı » bir dönüm beklemeye karşı olduğu muz gibi, yığı nlard a n kopuk silah l ı g ruplar halinde eyleme ve bireysel teröre de kesinlikle karşıyız.

(6) Devri mci febrerist Pa rti, bir böl ü m şehir orta ta baka l a rı n ı n. subay­ ların ve u lusal burj uvazin i n çıkarları n ı temsil ediyor. H ı ristiya n­ Demokrat Pa rtisi şehir ve köy küçük burjuva ta bakaları n ı n çı karl a rı nı savu n uyor. Not. red. (7) 1 975 yılı başında. ordu ve polis, memleketin çeşitli bölgelerinde d i n adamla rına v e katalik köylülere büyük eziyetler ettiler. Not. red.

1 064


Yıllar yılı savaşım deneyi, memlekette Stresner grubunu devi rmenin ve demokratik kura l l a rı egemen k ı l m a n ı n biricik yolu olduğ unu, b u n u n d a diktatörlüğe karşı b i r u l usal cephe kurmakta toplandığ ı nı gösterd i. Bugün böyle bir cephe her zam a n ki nden daha gerekli ve yaratı lması olanağ ı d a h e r za mankinden daha büyüktür. Terörle ayakta d u ran, yolsuzluk v e a h laksızl ıklar bata ğ ı na sa planmış olan d i kta rejimi, uyg u ladığı açl ı k poli­ tikasiyle, u l usal servetleri çarçur etme politikasiyle tü m h a l k ı n düşmanı­ d ı r. Biz, d i ktat�rlüğe karşı u l usal cephede, herkesin (Kolorado Partisi, Li bera l- Radikal Parti, febrerist Parti, H ı ristiya n-Demokrat Partisi, Komü­ nist Partisi temsilcilerinin, işçilerin, köylü lerin , ü niversite öğrencileri nin, küçük ve orta sermayecilerin, belirli durumlard a da yönetici çevreler tem­ si lcilerinin) yeri ol ması gerektiği kanısındayız. Ve komünistlerin kanısı nca, şu istekler ortak eylemlere temel olabilir: Baskılara bir an önce son veri l mesi ; bütün politik tutuklu ve hüküml ülerin serbest bırakılması ; sıkıyönetimin kaldı rı lması ; açlığı n pençesindeki işçi­ lerin, öğretmenlerin, memurların ve diğer kategorilerden emekçi leri n üc­ retlerin i n artırı lması ; köyl ü l erin toprakla rından çıkarı l ma sına son veri l ­ mesi ; köy ekonomisi ü rü n lerinin adil işlem görmesinin sağla nmas ı ; sen­ d ika h ü rriyetlerin i n ta nı nması ; ita i pu bölgesinin Brezilya'ya bıra kı l ması nı öngören a ntlaşma n ı n yeniden gözden geçi ri l mesi ; Amerikan .. REPSA .. kumpanyasının millileştirilmesi, bir u lusal endüstriyi koru ma ka n u n u çıka­ rılması ' " Kom ü n istlerin bu istekler yönünde önerdikleri ortak eylemlerin prog­ ra m hükümleri ve aynı zamanda bu uğurda savaşı m yöntemleri el bette d i ktatörlüğe karşı g i rişil ecek a ksiyo n l a r boyunca yetki nleştiri lebilir. Biz, savaşı m sorunlarına ilişkin görüşlerimizi muhalefet güçlerinin çoğu temsilcileri n i n benimsedikleri n i bil iyoruz. Onları n nice şiarlar ve çağrı­ ları da bunu gösteriyor. Ne var ki, bugün a rtık birlik çağ rı ları n d a n (bun­ ların önemini el bette kabul ediyoruz) daha öteye, doğrudan doğ ruya dik­ tatöriüğe karşı ulusal cep henin kurulması eylemine geçil mesi gerekiyor. Bu ya lnız politik parti ler yöneticilerinin değ i l , aynı zama nda sıra üyeleri­ nin soru n ud u r. Bütün şehirlerde ve köylerde, fabrika larda ve konum yer­ lerinde, kolejlerde ve ü niversitelerde muha lefet g üçleri el birliğiyle h a reket etmelidir. Ortak eylemler mütevazi ölçü ler içinde, örneğ i n politik tutukl u ve hükü m l ülere yard ı m veya pa halılığa ve kaçakçılığa karşı ortak çıkışla r biçiminde başlıya bilir. Bundan sonra, yeni ve daha büyük soru n l a rı sava­ şım konusu ya pacak o l a n muhalefet güçleri, bütü n halkı birleştirebilecek ve Stresner otokrasisine karşı kesin savaşıma seferber edebileceklerdir. Memlekette a ncak işçi sınıfının öncü l ü ğ ü ndeki yığ ı n l a r bugünkü duru ­ m u kökünden değiştirebilir. Menfur d iktatörlüğü s a rsabilecek, sonra d a devirebilecek reel güç a ncak yığ ı n l a rdadır. Ve burada kesin rol , emek­ çi lerin öncüsü sıfatiyle biz komünistlere d üşüyor. Bundan ötürü, parti ' 1065


örgütlerinin çalışmasında, işçi sınıfı saflarının, sendikaların ve diğer yığın örgütleri nin birliğini güçlend i rme, yığ ı n la rı tek bayrak a ltında top­ lama, onlarla sağ lam i l işkiler kurma sorunu ön plôna alı nıyor. iş ç i sı nıfı , köylü lerin, küçük burj uvazi nin, şehir orta tabakalarının ve u lusal b u rj u ­ vazi nin isteklerini dekteklemel i d i r. B i z bir ya ndan da h a l k a rası nda kendi fikirleri mizi yaymalı, prog ra mı mızı tanıtmalı, bütün halk ta baka ları a ra ­ s ı n d a politik ve örgütsel ça l ı şmaları mıza hız vermeliyiz. Diktatörlük en çok ha lktan korkuyor. Stresner ve avenesi her ne kadar kendilerine g üvenli olsalar da, halkın birleşmesinin dikta reji minin ma hvı demek olduğ u n u anlıyorlar. Onlar, yığınla rı tek bayrak altı nda toplıya­ bilecek biricik gücün komünistler olduğunu da gayet iyi bil iyorlar. Bu yüzdendir ki, reji m , a nti-komü n i st kampa nyayı körükl üyor, a rdıcil demok­ ratik ve a nti-emperyal i st bir davranış gösteren muhalefet partileri yöneti­ cilerini baskı a ltına a l maya ve onla rı da « Ma rksizmle savaşı m » a katı l­ mak zoru nda bıra kmaya çalışıyor. Fakat Pa rag uay'da, diktatörlüğün bas­ kı ları şiddetlend irmek için a nti-komü nizm korkuluğ u n u öne sürdüğünü kavrıya nlar gü nden g ü ne çoğal ıyor. Bugünkü yöneticiler, halkı dış d ü nya­ dan yalıtmak için çırpınıyorlar. Fakat halkı mız, yüzyı l ı mızın en önemli başarı ve ulaşımları n ı n komünistlerin eylemiyle bağ l ı olduğ u n u bil iyor. Anti-komü nizm silôhı yalnız tutukluk yapmaya başlama kla kalmıyor, aynı zamanda diktatörlüğü, ulusun i lerlemesi için savaşan bütün güçlerle karşı karşıya geti riyor.

1 0M


Sosyalizmde aydınların perspektifleri Bronislav Golembevski Polonyalı sosyolog

Polonya ' n ı n deneyi, özellikle işçi sı nıfı ile ayd ı n l a rı n bağlaşıklığı soru­ n u n u n geçici bir slog a n olmadığını, h a rı geçipte u nutu l u p g iden bir şey olmadığ ı nı doğruluyor. Bu, proletaryan ı n tarihsel misyonu boyunca, ko­ m ünist toplumun tamamen kurulmasına kadar gerçekleştireceği uzun va­ deli bir sorundur. Bu sorun memleketimizde bugün de, önemli aşamalar-_ d a n birini PBIP Vii. Kongresi'nin teşk i l edeceğ i gelişmiş sosyalizmin ku­ ru luşu döneminde de g ü nceldir. Biriktirilen deneye a n l a m kaza n d ı rm a n ı n, birl ikler görüşünü geliştirme­ nin, komünistleri n temeli sağlam ve eylemsel bir politika bel i rlemeleri n i n g üveni l i r kayna ğ ı d ı r. Sosya l ist devrim , aydı n la rı sermayenin ücretli bir g ücü olmaktan çıka­ rıp, bütün halkın gerçekten yaratıcı bir entelektüel gücü haline getire­ rek, onun işçi s ı nıfıyla bağlaşıkl ığını genişleti p deri nleşti riyor, önünde yaşamsal eylemi için yen i ufuklar a çıyor. PBiP işçi sınıfı n ı n partisidir. Ama E. Gerek yoldaş PBIP MK Xi i i . Plenumunda (1 974) şunları belirtmi ş b u l unuyo r : « Biz aynı zamanda devrimci h a reketi m izde h e r za m a n önemli bir rol oyn a m ı ş olan Polonya ayd ı nları n ı n p a rtisiyiz. Halkın bağrı nda n _ çıkan, h a l kçı Polonya'da eğiti m görmüş olan ayd ınları mız ideolojik ba­ kımdan p a rtiyle, sosyal izmi e bağl ı d ı ri a r. B u ayd ı n la rı n büyük çoğ unluğu ü retim hayatına doğrud a n doğruya katı ltyor ve her gün işçi sınıfıyla sıkı bir işbirliği h a l i nde bulunuyor. Biı: a yd ı n l a rı n rolü n ü n artmasına, bu züm­ renin g i rişim ve yaratıcı d ü ş üncesinin geliştirilmesine, mesleksel ustalıkla düşünselliğ i bağdaştırm a h üneri edinmesine her yön lü bir i l g i gösteri­ yoruz» (1) işçi s ı nıfı ile ayd ı nların bağlaşıklığını g üçlendi rme sorun u niçin bu çağ d a ş aşamada g ü ncel liğini koru maya devam ediyor? Gelişmiş sosya­ l izm koşullarında aydı nların gelişme perspektifleri nelerdir? Partimiz, bu sorulara ceva p verirken, her şeyden önce, g erek işçi sını­ fı n ı n ve köylüleri n, gerekse ayd ı n l a rı n ve diğer, sosyal tabakal a rı n yönel ­ d ikleri a ma ç birl i ğ i n i (sosyalist topl u m u kurma) beli rtiyor, Bu o maca bağ­ laşma yoluyla, halkın sosya l - pol itik birliğini güçlendirme yoluyla varı l a ­ caktır. Sosyalist aydınlar züm resin i n oluşturul ması, devri m i n utkusunda n he-

(1) Xiii plenum KC PlPR (15 Juty 1 974) Warszawa, 1 974, s. 22. 1 067


men sonra iki yanlı bir soru n u n çözüm ü n ü gerektiriyor : Eski ayd ın l a rı n büyük böl ü m ü n ü sosyal izmden yana çekmek ve yeni bir aydı n l a r kadrosu yetiştirmek . . . B u n u n la beraber, tarihsel deneyim i n gösterd iği üzere, memlekette ü retim g üçleri n i n gelişme düzeyi ne kadar yüksek ol u rsa, ay­ dınlar zümresi de sayıca o kadar büyük ve dolayısıyla bu zümreyi sos­ yalizm kuruluşuna katma sorun u do o kadar geniş kapsa m l ı oluyor; ve bunun tersine, geri kalmış bir memleketin koşullarında kendi öz ayd ı nlar kadrosu nu yaratma gereksi n mesi çok daha belirg i n bir biçimde hissedili­ yor. Oyle ki, komünistler, koşullara bağlı olarak, çeşitli sorunlarl a karşı karşıya geliyorl a r. Şimdi Polonya'nın Ikinci Dünya Savaşından sonra ki tarihine dönelim. Sovyet ordusu ile Polonya silôhlı birliklerinin 1 944-1945 yıllarında Po­ lonya toprakları ndan H itlerci işgalcileri sürüp çı karma ları sayesinde h ajk egemenliği kuruldukta n sonra, PBi P, mem leketin kalkındırı lması ça lış­ maları na, sosyal reforml a rı n ya pıl masına, yığ ınları ayd ı nlatma ve eğitme sisteminin yaratıl masına a ktif olara k katı l m a yeteneğinde bir yeni sos­ yalist ayd ı nlar zü mresinin oluşturulması için büyük çabal a r harcad ı . Bu çaba lar, 1 939 Eyl ül ünden önceki Polonya ' n ı n küçük sayıda bir yüsek vasıflı aydı nlar kadrosuna sahip olması, savaşın bunları d ü nyan ı n dört bir ya­ nına dağıtması, işgalcilerin de olanağını buldukça kıyasıya yoketmesi . nedeniyle bir kat daha gerekli ol uyord u . (2) Işçiler ve köylüler arası ndan yeni ayd ı n kadroları yetiştirme sorun u epeyce h ızlı tempoyla gerçekleştirildi. B u n u ş u örnek açı kça g österiyor : 1 931 yılında kol ve kafa emeğ i n i uğra ş edinenler sayısı sırasıyla 3,5 m ilyon ve 600 bin kişiyken, 1 970 yıl ı nda bunun 6,8 m ilyon ve 3,7 m i lyon kişiye çıktı ğ ı görüldü. (3) Sosya lizm kuruluşuna para lel ola rak, yeni ü retimsel ve politik i l i şkiler temeli üzerinde ayd ı n l a r kadrosu do' hızla büyüdü. Bu büyüme, toplu m u n gelişmesin i , m a d d i v e tinsel-kü ltürel d ü zeyinin yükselmesini olumlu yönde etkiledi. Aydı n l a r kadrosun u n nicel a rtışı, kalifikasyon ve uzmanıaşma eğitimi yapı lışı ndaki değişmeler, mem leketin sosya l -ekonomik gelişmesini h ızlandırmanın koşu l u oldu. Uzmanlara olan gereksemenin, istemin a rt-

(2) Ya lnız barbarca ayd ı n kırı m ı (Hitlerciler buna «AB a ksiyonu »diyorlardı)

yüzünden, 1 94 1 - 1 943 yı lları döneminde 3.500 kişi ve daha da faz­ lası yokedildi. Polonya'da Hitlercilerin ci nayetlerini inceleme komis­ yonu, Polonya aydınla rı n ı fizikman yoketme ölçülerini bel irleme çalış­ malarına devam ediyor. Bugüne kadar ki tespitlere göre, yokedilen­ lerin sayı sı 37 meslek ve branştan 20 bin kişiyi aışyor. B u kayı pların, memlekette sosyal izm kuruluşu başlangıç aşamamosına yansımış ol­ ması doğaldır. (3) Bak : S. Widerszpil. Klasa rabotnicıa : inteligencja we wspolczesnym spoleczenstwie socjalistycznym. W. Idee Lenina a m iedzynazodowy ruch rabotniczy. Ksiazka i Wiedza. Warszawa, 1 975. s. 62. 1 068


masında, kuruluşların yönetim mekanizmasının yetkinleştirilmesi ve top­ lumsal yönetim için, bunun çeşitli halkaları için yüksek vasıflı kadrolar yetiştirme zorunluluğuda önemli bir rol oynadı. Son genel sayım veri­ lerine göre (1 970), Polonya'da 655 bin yüksek öğrenimli yurttaş vardı ve bunların % 31'i mühendis-teknisyen branşlı uzmanlardı. (4) Parti, PBiP M K Vii. Plenumu'nun (1972) gençliğin eğitimi konulu sorun­ 'arla ilgili kararına dayanarak, kafa emeği kadrolarının öğrenim ve kali­ fikasyon düzeyini yükseltme çalışmalarındaki hızlı tempoları bunda n böyle de sürdürecektir. Şimdi yapılmakta olan eğitim ve öğretim sistemi refor­ munun a na hedefi, genel orta öğrenimi gerçekleştirmek ve aynı zamanda öğretim programları ile öğrenim düzeyini Polanya'da gelişmiş sosya list toplum kuruluşunun gerekseme ve sorunlarına uygun biçimde oyarlamayı sağlamaktır. Eldeki öngörülere göre, 1 990 yılına kadar yüksek okullardaki öğrenci sayısı iki misline çıkarılacak ve yaklaşık olarak 650 bini bula­ caktır. Çeşitli vasıflı uzma nlar yetiştirmede bu artış tempoları, üretimi yük­ sek öğrenimli kadrolarla doyurma göstergesinin yaklaşık olarak istihdam edilenlerin % 5-10'u oranı nda yükseltilmesine olanak verecektir. (5) Sosyalist aydınlar, yeni sosyal düzenin orga nik bir parçasıdır, eseridir. Bunlar, yönetimseL. ekonomik-örgütsel ve kültürel-eğitimsel sorunların çö­ zümünde önemli rol oynarlar. Ne var ki, devrimin üstün gelmesinden son­ ra, aydınlar tümüyle ve birdenbire sosyalist oluvermez. Aydınlar çevresin. de, işçi sın ıfıyla bağlaşıklık temeli üzerinde sosyalist fikir ve kanıların oluşması belirli bir süre ister. Her şeyden önce, toplumda aydınların durumunun ve oynadıkları rolün nitel olarak değişmesi gelir. ikinci Dünya Savaşından sonraki Polonyada aydınların oluşması, yığınların kültür ve öğrenim düzeyinde genel yükseliş kouşulları içinde geçiyordu. Sosyalist toplumda, emekte genel bir entelek­ tüelleşme süreci gelişiyor. üretim ala nı durmada n genişliyor. Bu geniş alanda, orta teknik öğrenim yapmış yüksek vasıflı işçilere gerekseme var­ dır. (1 964 yılında işçilik görevlerinde 23 bin kadar orta öğrenimli teknis­ yen vardı ; 1972 yılında bunların sayısı artık 1 50 bini geçiyordu.) Bu süreç, yüksek öğrenimli uzman sayısının artışına paralel olarak bundan böyıe de gelişecek, ilerde sanayi işçilerinin çoğu orta öğrenimli olacaktır. üre­ timin örgütçüsü olarak çalışan mühendis ve teknisyen olarak çalışan işçi çağdaş Polonya'da her yerde görülen olağan bir olgudur ve kol ve kafa �meği arasındaki sınırların yavaş yavaş silinmekte olduğunu göstermekte­ dir. 1975 yılında değiştirilen iş Kanunu ve yönetmelikleri, kol ve kafa emeği işçileri arasında sosyal haklar bakımından herhangi bir ayrım gözetmemektedir.

(4) Adı geçen eser s. 66. (5) Bak : M. Zawadzki. Glowne problemy rozwoju kraju w planie perspek­ tywicznym do 1990 r. «Ideologia i Polityka .. N. 9, 1974, s. 38. 1 069


Sonra, işçi sınıfı n ı n politik ve ekonomik çıkarları ile aydı nları n ve her­ şeyden önce ü reti mle en sağ lam biçimde bağ l ı ve mensu pları büyük sa­ yıda olan entelektüel emek meslekleri, örneğ i n mühendis-teknisyen gö­ revleri ve bilimsel branşlar, aynı za manda ü retim ekonomisiyle bunu örgütleme, p l ô nlama ' ve yönetmeyle ilişkili bronşlar temsilcilerin i n çıkar­ l a rı a rasındaki ortaklık g itg ide daha açık olara k bel iriyor. En son bir de ayd ı n la rı n kökeni soru nu gel iyor. Çağdaş Polonya'da daha yaşlı kuşakları n temsilcileri n i n birçok ailede işçi oldukları, çocukları­ n ı n da yüksek vasıflı uzma nlar olara k yetişti kleri haller sık sık görü l mek­ tedir. Bugünkü ayd ı n la rı n % 60 kadarı işçi ve köylü çevresi nden yetişmiş­ lerdir. Bunlar daha okul s ı raları nda sosya list prensipler ruhunda eğ iti l m iş o lup, işçi sınıfının yönetmenlik rolü fikri n i kolayca ve doğallı kla kabul etmektedirler. Oysa, bundan yalnız 1 0- 1 5 yıl öncesine kada r, eski PO­ lonya aydı nları n ı n önemli bir böl ü m ü n ü n bunu çoğu kez kabul etmedik­ leri bir gerçektir. Sosya lizmde işçi sınıfı mô nevi ve entellektüel gelişmesi bakı m ı ndan da büyük olanaklara kavuştu. Bütün bunlar, ayd ı nları n « kü ltürel üstü n­ lüğü" ne il işkin geleneksel efsa nelerin çürütü l mesi ne yol açıyor. ate yan­ dan, ay.d ı n ları n vasıflarına ve emek katkı ları na i lişkin y üksek toplu msa l değerlendirme, bug ü n onları n d uru munun topl u mdaki reel yeriyle bir ve aynı kabul edildiğini gösteriyor. Partice belirlenip uygulanan ve bütün emekçilerin özlem ve ü mitlerine uyg un olan politika, ayd ı n ı n eylem ve yaşa m ı n ı tüm halkın çıkarları na bağlayarak, aydın a d ı n ı yeni bir düzeye yükseltti. Greti m, top l u msa l - politik hayat ve kültür alanı nda, birarada sosya list Y<ışamda kol ve kafa emeği işçileri a rasındaki sıkı işbirliği, hele memle­ ketin dinamik gelişme stratejisini belirley�n PBiP Vi. Kongresinden sonra (1 971 ) , toplum umuzun bütün eylemine yansıyor. Bu işbirliği, ü reti mde çalışanları n bilimsel-teknik i lerlemedeki çağdaş� u laşı mları benimseme isteğ ini dile getiriyor, sosya l izm kurul uşuyla ilgili ekonomik, politik ve kül­ türel sorunları n çözü müne Leninci fikirler gereğ i nce komple yanaşım pren­ sibini simgeleşti riyor. Yeni ayd ı n l a r zü m resi n i n doğ uş u ve oluşması, sosya l izm yol una koyuI­ muş olan u l usun sosya l-kültürel hayatında yasal süreçlerd i r ; çünkü bu d üzeni n özl üğü ve içeriği bilim ve tekniğin ulaşı m la rından etraflı olara k yararlanmayı v e bunları benimsemeyi, y ı ğ ı n la rı n entelektüel düzey i n i yükseltmeyi v e sosyal birliğ i n i geliştirmeyi gerekti riyor. Ayd ı n la r zümresi­ nin n icel bakı mdan h ızla büyümesi, bazı burjuva sosyologları n ı n savladık­ ları g i bi, sözün sosya l-ekonomik a nlamıyla yeni bir sı n ıfın doğ makta ol­ duğu, ya da bağlaşma sorununu g ündemden çıkardığı a n l a m ı na gelmiyor. Ta m tersine, sosya list ayd ı n l a r zümresin i n g üçlenmesi, bu zümrenin işçi , 1 070


sınıfıyla bağlaşması n ı n genişleyip derinleşmesi, toplumda sın ıfsal ayrı m ­ ları n g ideri l mesi sürecini geliştiriyor. Ayd ı nları n yaratıcı eylemi v e çıkar­ l a rı, Polonya ' n ı n ve diğer sosyal ist ü l kelerin deneyi nin gösterdiği g i bi, kom ü nist idea llerden, sosya lizm kuruluşundan ayrı la maz. i şçi sınıfı n ı n bağlaşı ğ ı sıfatiyle ayd ı n l a r sorunu, onları n toplu msal ya­ şamdaki işlevinin kavra nmasiyle kopmaz biçi mde bağ l ı d ı r. B u işlevi ge­ rektiği g i bi değerlendirmemek bağ laşma dôvasına zarar verir. V. i . Lenin, «Ayd ı n l a r, bütün toplumda sınıfsal çıkarları n ve politik kü meleşmelerin gelişmesin i en bilinçli, en keskin ve en tam biçimde yansıttığı için bu a d ı taşımaktödırlar», diyordu. (6) Sözkonusu işlevi haddinden fazla değerlen­ d i rmek de, a yd ı n la rı n başlı başına, işçi s ı nıfı olmadan da sosyal gelişmeyi belirliyeceğ ini i leri sürerek, oynadı kları rolü haksız yere sa lt değere çıka r � a k olur. Hayat ı n gösterdiği üzere, sosya l ist top l u m değ erleri sisteminin, yani kişinin uyu m l u gelişmesine ve insanları n sosya list yaşam ta rzının oluşma­ sına yard ı m eden sistemin yaratı lmasında işçi sınıfı n ı n rolü gitgide a rtıyor (bazıları n ı n savladı ğ ı gibi, bu rol ü n ayd ınlara « geçmesi» d iye bir şey yoktur). işçi sınıfı, sosya l izm kuruluşu deneyiyle d u rmadan zenginleşerek, bu rol ü n ü yalnız mesleksel bakımdan değil, hüma niter bakımdan da ye­ ri ne getirmeye, kültürü ve sanatı anlama ve benimsemeye g itg ide daha hazı rl ıklı hale geliyor. Ote yandan, sosya list kültürü oluşturmada, şehirde ve köyde olg u n sos­ yalist il işki leri gel iştirmede ayd ı nları n işçi sı nıfı na yard ı m ettikleri söz götürmez. Bunu nla birli kte, ayd ı nları n bu yeni rolü, gelişmiş sosya lizmde sosya l-ekonomik ve kü ltürel karakterli en önemli sorunla rı n çözü münde daha da büyüyecektir. Bu en önemli sorunları şöyle sıralıyabi l i ri z : - Bilimsel-teknik devri min başarılarını sosya list düzenin üstü nlü kleriyle birleştirmek. Bu sorun ayd ı nları " belirli bir böl ü m ü a rasındp hôlô rast- . lanan pragmatizm ve teknokratizm belirtileriyle, seçki nlik eğ ilim leriyle sürekli bir savaşım gerektiriyor; - Sosya list ideoloji ve bili nci daha öte geliştirmek, sosyal ist ahlôkı oluşturmak ve bunun prensiplerin i günlük yaşa mda benimseyi p yerleştir­ mek. Bu sorun, Marksizm-Len inizm teorisinin kavra n ması ve tüm ayd ı n la r ta rafından yalnız h ü ma niter açıdan değıil , aynı zamanda teknik açıda n başariyle hayata geçirilmesi konusunda daha yüksek istemler gerekl iğini doğ u ruyor ; - Sosyal ist demokrasiyi geliştirmek v e devletin eylemini, özellikle eği­ tici işlevlerini daha f{]Zla yetki nleştirmek. B u soru n da, yönetici kadro­ l a rı n daha iyi yetiştiril mesi ve dağıtılması, bu kadroları n toplu m u n bütün tabaka l a rı ve özell i kle işçi sınıfı tem si lcileriyle sürekli olara k takviyesi

(G) V.

ı.

Lenin, Bütün eserleri, c. 7, s. 343. 1 071


sistemi n i n iyileştiril mesi zorunluğ uyle i l işkilid i r. Sosyalist demokrasiyi ge­ liştirmek, bireycilik ve sefa hat ideolojisiyle, mevki düşkünlüğü ve demago­ jiyle savaşım g erektirmektedir. Gelişmiş sosya list toplu m u n kurulması koşullarında ayd ı n l a rı n bu yen i n itel i k v e yeni d u ru m u n u oluşturma işinin temeli, safları g ü nden g ü ne daha çok sayıda yüksek öğ renimiilerle dolmakta olan partinin yönetmen­ lik rol ü n ü n a rtırıl ması, g üçlendiri lmesidir. Emekçilerin politik öncüsün ü n üyeleri sıfatiyle ayd ı n l a ra yöneltilen istemler el bette artmaktad ı r. Işçi sınıfı ile ayd ı n l a rı n bağ laşıklığı, g elişmiş sosyalizmin kuruluşu dö­ neminde partin i n yönetim i a ltında olarak iki a n a doğrultuda gelişip g üç­ leniyor. Birincisi, toplumda s ı nıfsal ayrı mları n ortadan ka ldırı l masına ve Ö nce­ likle kol ve kafa emeğ i a rasındaki sınırları n gideri lmesine gerek işçi s ı n ı ­ fı n ı n, gerekse ayd ı n l a rı n katı l ı m ı n ı n genişlemesidir. Bu a l a nda, E . Gerek yoldaşın işaret ettiğ i « usta l ı k ile düşü nsel liğin birl iğ i » özell ikle önemlidir, çünkü Polonya'da bilimsel -teknik devrimin gelişmesinin sosya list karak­ teri n i bel irl iyecek olan budur. Bu problemin çözü m ü , usta l ı k i l e düşün­ sell i k a rasında birlik sağ lama, işçilerle aydınları n ortak dôvasıdır; PBIP'­ nin fikir-eğ itim cephesi eylemcilerinin özel bir d ikkatle eğ ilecekleri bir kon udur. I kinci doğrultu, « köy-şehir», " köy ekonomisi emeği ve sanayi emeg ı », « köyde ve şehirde kültürel hayat koşu l l a rı » tipinden belirli sosya l yapılış­ lardaki ayrı mları n ortadan kaldırı l masına işçi sınıfı n ı n ve ayd ı n l a rı n g it­ gide daha a ktif biçimde katıl m a l a rı d ı r. PBiP MK XV. Plenumu'nda (1 974) ka bul edilen köy ekonomisini ve yiyecek maddeleri üretimini geliştirme perspektifleri gereğince, 1 975-1 980 yılları dönem i nde makineleştirme, m a ­ d e n i g übreler üretimi v e işleme sanayii a l a n l a rında sermaye yatırı m l a rı önceki beşyı l l ı k plôn dönemindekine kıyasla birkaç defa artı rılacaktır. Bu­ n u n sosyal sonucu olarak, köyde kültür düzeyi yükselti lecek ve bunda çağdaş ü retim a raçları üreti mini gerçekleştiren işçilerin, .teknisyenlerin, proje uzma nları n ı n yapaca kları çalışmaların reel sonuçları etkil i olaca ktır. Doğ rud a n doğ ruya köy ekonomisi a l a n ı nda çalışan ayd ı n l a r sayıca a rta­ caktır. Işçi sın ıfı ve ayd ı n la r, köy ekonomisinde çağdaş teknik donatım ve gereçlerin üreti mini elbirl iğ iyle uyg u layıp gerçekleştirecek, halkçı Polon­ yad a temel s ı nıfsal bağlaşmanın, ya ni işçilerle köylüler a ra sındaki bağ­ laşma n ı n sosyal içeriğ i n i derin leşti . rerek, köy töresini, yaşam tarzı nı, kültürü n ü değişti receklerdir. Toplumumuzun son 30 y ı l l ı k gel işmesi, yeni, sosya l ist aydı n l a r ile işçi sınıfı ve köylüler a rası nda sağ l a m i lişkiler kurulması na, ayd ı nları n bu sınıflarla bağlaşıklık rolünü kavramasını, bunun bilincine varmasını sağ­ la maya yönelti i m iştir. Ekonomiyi geliştirmeye, halk devletini g üçlendi ri p 1 072


gel iştirmeye, yığı nların sosyalist eğitimi ve kültürel kalkınma süreçlerin i derinleştirmeye ilişkin pa rti programı , işçi sınıfının köyl üler v e h a l k aydın­ lariyle bağ laşı klığı temeline daya nmaktad ı r. Parti, kol ve kafa emeği işçi leri arasında ardıcıl bir bağ laşma politikası g üderek, insan eylem i n i n bu iki türü arasındaki kopmaz organik bağ ı belirtmektedir. 1 969 yılı Uluslara rası Danışma Topla ntısı'nın dokü manın­ da, bu bağlaşma nın « ba rış, demokrasi ve sosyal ilerilik savaşı mı nda g it­ gide daha önemli bir güç haline gel mekte olduğ u » bel irtil iyor. C> Sosya­ l izm koşu l larında aydı nları n bilgi, yetenek ve yaratıcı g i rişimleri n i n en etkin biçimde bel irmesi, uygulama alanı bulması ve topluma yara rlı ol­ ması için gereken en geniş alanı, işçi sınıfı n ı n yönetmenlik rol ü , partinin bilimsel temele dayd i ı , halkın sosya l -politik birliğini g üçlendirmeye yöne­ lik doğ ru politikası sağ la makta d ı r. (') Kom ü n ist ve Işçi Partileri n i n Uluslararası Danışma Toplantısı. Mos­ kova, 1 969, s. 26.

1 073


Komünist ve işçi partileri hakkında kısa bilgiler Kore Eme k çiler Partisi, Fas ilerilik ve Sosyalizm Partisi, Ekvador Komünist Partisi, fVlartinik Komünist Partisi, Lesotho Komünist Partisi ve Salvador Komünist Partisi hakkında aşa­ ğıda okuyacağlntz yazdar, bir s üredir yayımlamakta olduğu ­ muz «Komünist ve işçi partileri hakkında kısa bilgiler» baş­ Itkft dizinin son materyal/eridir. Uç yddır 75 komünist ve işçi partisi hakkında böylece kısa bilgiler vermiş bulun uyoruz. Bu bilgiler partilerin kendileri tarafından verilmiş, yalntz pek azı, ilgili partiler hakkında parti baslntnda çıkan materyal­ Iere dayandarak hazırlanmışttr.

KORE EMEK PARTiSi (KEP) Kore Emek Partisi, Kore halkının Japon sömürge ezg ısıne karsı Kim ir Sen yoldaşın yönetmen l iğ i a ltında yürüttüğü devrimci savaşımda doğ u gelişen şa nlı devri mci geleneklerin dolaysız mirasçısıdır. Memlekette uya­ nışı a maçlıyan bu savaşın ateşleri içi nde, her türden grupçuluğa ve opor­ tünizme karşı yürütü len çetin savaşımda, partinin yaratı l ması için gerekli sağ lam örgütsel -ideoloj i k temel ler atıldı. Kore'nin kurtuluşundan sonra, Kim ir Sen yoldaşın girişimiyle ya pılan hazırlığa dayanılarak, 10 Eki m 1 945'te Phenya n'da partinin Kurucu Kongre'si toplandı. Kongre, Kore Komünist Pa rtisi'nin kurulduğ unu ilôn etti ve Kuzey Kore Komünist Partisi Merkez Komitesi'ni meydana getirdi (Kore'de 10 Eki m, Kore EI)1ek Pa rtisi'­ nin kuruluş günü bayramıdır) . Devri min gelişme istemleri ne uyg u n olarak, Komünist Partisi'nin kendisi de gel işti ve Emek Partisi adını aldı. Bu Emek Partisi, emekçi halkın yı­ ğ ı nsal partisi sıfatiyle, biçi msel bakımdan Kuzey ve Güney Kore Partileri hal inde i kiye bölü nerek eylem gösteriyordu . Bu bölünme şöyle old u : Ku­ zey Kore'de 1 946 Ağ ustosunda, Marksist-leninist parti kuruluş prensipleri temeli üzerinde, Komünist Pa rtisi, d iğer emekçi partisi ola n Yeni Demok­ ratik Parti ile birleşti ve Kuzey Kore'nin bi rleşik partisi halini a l d ı . G ü ney Kore'de 1 946 Kasımında Komü nist Partisi Yeni Demokratik Parti ve Halk Partisi ile birleşti ve Güney Kore Emek Partisi adını aldı. 1 949 Hazira ­ nında Kuzey Kore Emek Partisi i l e Gü ney Kore Emek Partisi bir tek parti halinde bütü nleştiler ve Kore Emek Pa rtisi'ni meydana getirdiler. KEP, Kore'de işçi sınıfı n ı n ve bütün emekçi yığ ınları n ı n örg ütlü öncü birl i ğ i olarak, işçiler, köylüler, aydınlar ve d iğ er emekçiler arasından ile1 074


rici savaşçıları saflarına a ld ı . Parti a rma s ı n ı n çekiç, ara k ve resi m fırçası öğeleri bunu simgelemektedir. KEP bölgesel-üreti msel prensi p üzere kuru l m uştur. Temel parti örgütü, fabrika l a rda, köy ekanamisi kooperatiflerinde, devret çiftliklerinde ve kül­ tür kuru m larında meydana getiri len taban örgütü, yani h ücred i r. Hücreler ait oldukları ilçe, şeh i r ve semt örgütlerine gi rmekte, bu örgütler de bölge örgütleri n i ve dolaysız olarak bunlara bağlı veya eşit olan şehir örgüt­ lerini oluşturmaktadı r. Parti örgütleri bütün basa maklariyle Kore H a l k Ord usu içinde de vard ı r. KEP'nin en yü ksek organı Kongre'dir. KEP Merkez Komitesi Kongre tara ­ fı ndan seçi l i r. Merkez Komitesi d e Politbüro'yu, Sekreterlik'i ve M K Genel Sekreteri' n i seçer. KEP'nin basın organla rı gürlük « Nodong Sinm u n » (<< işçi gazetesi ») ve aylık « Kyllodscha » (<< Emekçi ,,) teorik dergisid ir.

FAS ilERiliK VE SOSYAliZM PARTiSI Pa rti 1 974 Ağustosunda eylem a lanına g irdi. Bilindiği üzere, 1 943-1968 yılları arasında, Fas Komünist Partisi memlekette aktif bir eylem gösteri­ yordu. 1 968'den sonra, bu parti temeli üzerinde Kurtuluş ve Sosya l izm Partisi kuruldu. N e var ki, pratikte, Fas kom ü nist hareketi daha doğ u ­ şundan itibaren legal çalışma hakkı nda n yoksun ed i l d i . Fra nsız protek­ torası dönemi nde ve bu dönem i n 1 956'da sona ermesi ne kadar, komü­ n istler derin bir g izlilik içi nde çal ıştı la r. Halkın ulusal bağ ı msızlığ ı elde etmesinden sonra, meml ekette politi k , durum, bazan i llegal, bazan l eg a l ça lış maya ya kındı. Anti -em perya list ha reketin yeni b i r hız kaza n ması so­ nucu olarak, Fas'ta legal i leri l i k ve Sosya l izm Partisi kuruldu. Fas ileri l i k ve Sosyalizm Pa rtisi, a rdıcıl a nti-emperya l ist savaşım için, ekonomik, sosyal ve kültürel a la n l a rda i lerleme için geniş ve yapıcı bir prog ra m önerdi. Bu savaşımda, parti, bilimsel sosyalizm teorisi temel ine daya n a n ul usal demokratik devri m i n bütü nlen mesi ve gerçek sosya l ada­ lete daya l ı topl u m u n kurul ması için savaşıma kara rlı bir politik örgüt sıfatiyle, işçi sınıfı na ve yoksul köylü tabaka larına öncü lük ediyor. Parti, u l usal - demokratik devrim aşamasında, memleketin politik ve ekonomik bağı msızlığını savunmayı, toprak reform u n u n ya pıl ması nı, ul usal ekono­ m i n i n emperyalizmi n egemenl i ğ i nden tama men kurtarılmasını, en önemli ekonomik sektörleri n i n m i l li leştiri l m esini en dolaysız ödevleri a rasında sayı­ yor. i lerilik ve Sosya lizm Pa rtisi, hôlô ispanya ' n ı n işga/i a ltında bul u n a n bölgelerin kurta rıl ması v e Fas'ı n toprak bütü nlüğünün sağ l a n ması iste­ ğ i n i savun uyor. Hükümetin genel u l usal çıkarları savu n maya, işçi sınıfının, köylü lerin ve 1 075


bütün emekçilerin yaşama ve ça lışma koşul larını iyileştirmeye ilişkin ted­ birleri ni destekliyen parti, memlekette ilerici ve demokratik güçlerin dev­ let işlerinin çözü m ü ne katı l maları n ı gerici çevrelerin engelleme dene­ melerine karşı çı kıyor; işçi sınıfı n ı n ve diğer emekçi ta bakaları n ı n u l usa l birlik içinde kendi sosya l -ekonomik a ğ ı rl ı k ve politik dinam izmlerine uyg un bir yer a l m a ları gereğ ini savunuyor. I leri lik ve Sosyaliz m Partisi, bütün anti-emperyalist güçlerin temsi lcileri nden ol uşacak bir ulusal birl i k h ü ­ kü meti kurulmasını istiyor, bütün politik tutuklu ve hükümlülerin serbest bıra k ı lması için savaşıyor ve halkın egemenliğini tanıyaca k, onun bütün özlem ve emellerine uyg u n içerikte olacak, çağ ı mızın tarihsel, politik ve sosyal -ekonomik gereksemelerine ceva p verecek n itelikte bir yeni a n a ­ yasa hazı rla n ı p k a b u l edi l mesinde direniyor. i lerilik ve Sosya l izm Partisi, dış politikada, emperyalizme, yenı -somur­ geci l iğe, siyonizme ve iç gericil iğe karşı savaşa n bütün g üçlere destek ola rak, uluslara rası i şçi ha reketin i n aynı savaş bayra ğ ı a ltında sımsıkı bir­ lik olması için, ulusla ra rası komünist ha reketin i n birliği n i g üçlendirm�k amaciyle kardeş partiler a rasındaki ilişkilerin sağ l a mlaştı rı lması için ça­ lışıyor. Parti, Fas hükü metinin a nti-emperya list bir dış politika gütmesinde ı srar ediyor. 1 975 yılı başı nda ve ta mamen leg a l koşul l a rda Fas I leri l i k ve Sosya­ l izm Partisi'nin Ulusal Kongre'si ya pıldı. Kong re, Merkez Komitesi'nin poli­ tik ra porunu onayl ad ı ; parti tüzük ve progra mı n ı kabul etti ; parti yöne­ ti m organları n ı seçti. Parti Tüzüğü'nde, parti nin demokratik santralizm prensipi gereğince kurulduğuna işaret ediliyor. ileri l i k ve Sosyalizm Par­ tisi nin taban örg ütü, en az üç üyeden oluşan ve bunları n çalışma ya d a oturma yerlerinde kurulan parti g rubu'dur. E n yüksek organ, i k i yılda bir toplanan Ulusal Kongre'dir. Kongre, Merkez Komitesi'ni, Merkez Kontrol Komisyonu'nu ve Ulusal Mali Kontrol Komisyon u'nu seçer. Merkez Komi­ tesi de kendi bileşi m i içinden Politbüro'yu, MK Sekreterliği'ni ve Genel Sekreteri seçer. Kongre'nin belirlediği politik hat gereğince partinin yö­ neti mini MK gerçekleştirir. Fas Ilerilik ve Sosyal izm Partisi, Arapça olarak aylık «AI - Mabadi» (<< Prensipler») dergisini çıkarmaktadı r. Parti Genel Sekreteri Ali Yata yoldaş, g ü n l ü k bağ ımsız «AI-Bayane» (<< Ma n ifesH gazetesinin d i rek­ törü d ü r.

EKVADOR KOMONiST PARTıSı (EKP) Parti 1 925 yılında « leni n » adlı " Komünist Propoganda ve Eylem Seksi­ yon u » temeli üzeri nde kuruldu. 1 926'da ya pılan Ekvador Sosya list Partisi Kuruluş Kongresi, partiye g i ren komünist g rupları n ı n etkisi altında Komi n 1 076


tern'e kpatı l mayı kararlaştırd ı . 1 93 1 'de topl a n a n Ikinci Kon g re partiye şim­ diki adını verdi. Ekvador Kom ünist Partisi, işçi sı nıfı n ı n, köylülerin, ayd ı nların ve üni­ versiteli leri n temsilcilerini birleştiriyor. 1 944 yılı nda, komünistler, cum hur­ başka nı Aroio del Rio' n u n gerici rejimine ka rşı g i rişilen ayaklanmaya ak­ tif olarak katıldılar, Kurucu Mec l is'in ve hükümeti n birleşimine g irdi ler ve 1 945 ilerici anayasası n ı n hazırl a n masına önayak oldu lar. EKP mem­ Ieketteki ABD üsleri n i n ka l d ı rı l ması için. savaştı ve bütün demokratik güç­ leri n desteğ iyle, hükü meti n, Birleşi k Ameri kayı 1 948 y ı l ı nda Ekvador top­ ra klarındaki askersel üsleri n i ka ldırmak zoru nda bırakma çabalarına yar­ d ı m etti. EKP, sendikala rda örgütlü işçilerin ve memurları n % 80 kadarını bir­ leştiren Ekvador Emekçi leri Konfederasyonu gibi, Ekvador Kızıl Deri li leri Federasyon u , Universite Oğ rencileri Federasyonu, Kıyı Bölgeleri Ta rı m işçileri Federasyon u vb. g i bi yığınsal örgütlerin g i rişimcisi ve kurucusu oldu. Askersel d iktatörlük döneminde (1 963-1 966) EKP gizli çalışmak zo­ ru nda bırakıldı, kıyıcı kovuşturmalara uğradı, tutuklanan ve ağ ı r ceza lara çarptırı l a n nice yöneticilerinden bazı ları zinda n l a rda can verdi ler. 1 966'da d i ktatörlüğ ü n devri l mesinden sonra , EKP kendi ka rariyle gizl i l i kten çıka ­ rak, emekçilerin yaşamsal çıkarları v e part i n i n progra msa l hedefleri uğ ­ runda sava ş ı m ı n başına geçti. EKP Sekizinci Kongresi (1 968) pa rti prog­ ra m ı n ı ka bul etti. Prog ramda, pa rtinin amacı n ı n , daha sonra sosya list devrime dönüşecek a nti-em perya list, a nti -feodal ve demokrati k devrim olarak ul usal kurtu luşu gerçekleştirmek olduğ u bel i rtil iyor. H ü kümetin i lerici a d ı m ları n ı destekl iyen, bir yandan da 1 972'de ikti­ dara gel mesinden sonraki beya n larına ters düşen eylemlerinden öturü onu eleştirmekten geri du rmıya n Komünist Partisi n i n etkisi günden güne o rtıyor. EKP Dokuzuncu Kongresi, mem leketin iç d u ru m u n u , partinin eylemleri n i k o n u edi nen ro porlo rı di n led i v e görüştü ; yeni Merkez Komitesini seçti ; Ş i l i halkıyla daya n ı şmayı d i l e getird i . EKP, demokratik sa ntra l izm prensi plerine göre kurul muştur. Parti n i n Merkez basın organı hafta l ı k « E I Pueblo» gazetesid i r.

MARTiN iK KOM U N iST PARTiSi (M KP) Marti n i k'te komün ist hareketi 1 920 yılında başladı. Memlekette Mark­ sist/eri bir a raya getiren ·Komü n istler Grubu 1 936'da federasyon haklariyle 1 077


Fransız Komünist Partisine katı ldı. 1 957'de Martinik Komünist Partisi ola­ rak yeniden örg ütlendi. M KP, M a rtinik'e yeni bir politik statü ta nı nmasını istiyor, özerk bir de­ mokratik egemen liğin kurulmasını savunuyor. Bu yolda, genel seçimle bir meclis meydana getiri lmesi, bu meclisin karşısında soru m l u olacak bir yürütme organı ve bir de Fra nsa'yla işbirliği organı kurulması öngörülü­ yor. Bu hedefe varabil mek için de, M KP, özü işçi sınıfından ve köylüler­ den oluşacak bir a nti-kolon iya l cephe yaratı l masına çalışıyor. M KP, Fra nsa'nın. « Deniz-aşırı illeri »ndeki anti-emperya list örgütlerin 1 971 Ağustosunda Morne Rouge kentinde (Martinik) yapılan konferan­ sının g i rişimcilerinden biri oldu. Bu konferansta, sözü geçen i l lere özerk­ lik ta nı nması isteğ ini içeren bir bildiri kabul edildi. MKP Beşinci Kongresi (30-31 Ara l ı k 1 972) geniş kapsamlı bir kara r a l d ı . Bu kararla, pa rtin i n bütün dikkat v e enerjisi, Martin ik'in özerkliğ i için savaşıma ve aynı zamanda d ü nya komünist hareketinde birliği g üç­ lend irme çabalarına yöneltil iyordu. Kongre, a nti-koloniyal ha rekette, sö­ mürgeciliğe karşı savaşımda birlik ol mayı engelliyen sol tehlikeye önemle işaret etti ; komü nistleri,' partiyi g üçlendirmeye, emekçi leri n istemlerini yerine getirmek için çalışmaya, sağ oportü nizmi ve « sol » revizyon izmi açığa vurmaya çağ ı rd ı . Pa rti bölgesel-üretimsel prensip üzere kurul uyor. Ta ban örgütleri kuru­ luşlarda, işkol ları nda, oturma yerlerinde meydana getiriliyor. Bütün mem­ leket yüzeyinde parti ta ban örgütleri vardır. MKP dört ilin belediye kurul­ ları nda yönetici durumdadır; ayrıca iki ilin belediye kurulları nda temsil­ ci leri vardır. Genel Kurul'da dört komü nist üye bulunma ktadır. M KP'nin en yü ksek organı Kongre'dir. Kongre dört yılda bir toplanır. Merkez Komitesini kongre seçer. Merkez Komitesi de Politik Komisyonu, Sekreterlik'i ve Genel Sekreteri seçer. Partinin merkez organı g ü n l ü k .dustice» (<<Adaleb» gazetesidir. Parti bir de « L'Action » adlı teorik dergi çıkarmaktadır.

LESOTHO KOMUN IST PARTISI (LKP) Parti 5 Mayıs 1 962'de kuruldu. Kurucu Kongrede partinin prog ram ı ve tüzüğü kabul edildi, yönetici organları seçildi. Kong re, LKP'ni tü m ulusun çıkarları nı savunan ve ana amacı n ı n ülkede proleta rya diktatörlüğ ü n ü n sağ la nması v e sosyalist toplumun kurulması olan işçi sın ıfı n ı n Marksist­ Leni nist partisi olarak niteledi. LKP'n in sosyal temelini genellikle Gü­ ney Afrika Cu mhuriyetinde fabri kalarda ve çiftliklerde politik ve ekonomik savaş okulu ndan geçmiş işçiler teşkil etmekted ir. LKP, e,n yakı n amacını, 1 078


bağ ı msızl ı k ve u l usal demokratik bir devletin kurul ması uğrunda savaş olara k belirtti. Parti, bu a maca u laşa bilmek için tekcephe çerçevesinde d iğ er yurtsever güçlerle işbirliğ i yapma n ı n gerekl iğini açıkladı. 1 967 y ı l ı nda u l usal demokratik güçlerin birliği politika sına karşı çıkan aşırı sol elema nlar partiden kovuldular. 1 968 Ekiminde partinin ıv. Kon, gresi ya pıldı. Kongre, pa rtinin yen i-sömürgecilik rejiminin ortadan kaldırı l ­ ması uğrunda savaşta ulusun t ü m yurtsever g üçleri n i n birleştiril mesi yo­ l undaki politikası nı onayladı ve ülkede değişmeleri gözönünde bulund ura­ rak ulusal demokratik bir devletin kurulması ödevlerin i bel irl iyen LKP'­ nin yeni program tasa rısını gözden geçird i. Kong re, parti n i n ideolojik ve örgütsel birliğinin sağ lanmasına özel bir d i kkat ayırdı. 1 970 Şubatında yapılan gerici d a rbeden sonra LKP kanundışı ilan edildi ve parti g izli çalışmaya başladı. LKP, tüm bu yasaklamolara ve kovuştur­ malara karşın Lesotho halkı n ı n ve uluslararası işçi sınıfı n ı n önünde d uran ödevleri i leride de yerine getirmeye kararlı olduğ unu belirtti. LKP, proletarya enternasyonalizmi i l kelerin i ve u l uslararası komü n ist hareketinde birliğin daha da g üçlenmesin i savunmakta d ı r.

SALVADOR KOMUN iST PARTiSi (SKP) Parti, 1 930 y ı l ı nda kuruldu. Kuruluşundan bu yana g izli çalışmaktad ı r. Parti, emperya lizme karşı, demokratik özg ürlükler ve ülkenin bağı msız ekonomik ve politik gelişmesi uğrunda savaşta tüm demokratik ve i lerici g üçlerin eylembirl iğinin sağla nması için ça lışmaktad ı r. Parti, ülkede ulu­ sal bağ ı msızl ığı savunacak demokratik bir hü kü meti n kurulmasını sağ l ı ­ yacak, ha lkçı içeriği bakı mından demokratik, ekonomik dönüşümler bakı­ m ı ndan a nti-feoda l, anti-em perya list içeriğ i bakı mından ul usal kurtul uşçu bir devri m i n yapılmasını baş ödev saymaktadır. Sa lvador Komünist Partisi hükü met ve gerici g üçler tarafı ndan deva mlı olarak kovuşturulmaktadı r. Pa rtinin merkez organı .. La Verd a d » (.. Gerçek») gazetesid i r.

1 079


öZEL SAYFALAR

çağrı işbirl i kçi burjuvazi ve h ü kümetinin, halka, işçi sınıfına, yurtsever genç­ liğe ve subayla ra karşı ka nlı sa ldırıları g ittikçe yoğ u nlaşıyor. H ü kü meti n tertiplediğ i öldürmeler, baskı n l a r, tutukla malar, Devlet Güven lik Mah­ kemelerinin terörü, söm ü rü d üzeni s ü rüp g i diyor. Oğrenci, öğretmen, memur, geniş halk tabaka l a rı n ı n elde ka lmış en küçük demokratik ha kları n ı kullanmala rını bile hükü met, egemen çevreler engell iyor. B u n l a r, yalnız vurucu faşist komandoları, Maocuları değ i l , or­ d u n u n başını tutan m i l i ta rist kliği, c u m h u rbaşka nını da kullanıyorlar. Hal­ kı yeni bir sıkıyönetl mle tehdit ediyorlar. Bu saldırıda, hükü met, NATO egemen çevreleri ne, Amerika n emperya lizmi ne, CiA'ya daya nıyor. Buna karşın, işçi sınıfı n ı n yığı nsa l , örg ütlü, bilinçli ve disiplinli d irenişini bu tür baskı ve yöntem lerle, korkutmaca l a rl a d u rd u ram ıyorla r. Baskı ve tehd itlerle birl i kte, işçi sınıfına karşı Maocuları, polis, MiT aja nları nı, Türk- iş'in başını tutan Tunç grubu g i bi sarı send ika ağaları n ı daha açı kça i leri sürüyorlar. Bunlar, işçi ve send ika hareketini yozlaştırmak, en gerici, ta la neı burjuvazinin, em perya l izmin kullandığı anti-kom ünizmi körük­ leyerek işçi sınıfını, birliğ ini pa rçalamak taktiğ i n i uyg u lamak istiyorlar. Büyük b u rjuvazi nin işçi sı � ıfına karşı olan politikasını maskelemek a ma­ eıyle, za man za man « g enel g rev » lôfla rını ortaya atıyorlar. Ama bununla işçi sınıfını aldata mıyorl a r. Bu olgu, sendika ları n Türk- i ş'ten kopma süre­ cinin a rtması ile açıkça görül üyor. i şçi sınıfı n ı n bu d i renişi hükü metin, mi lita rist kliğin, işbirlikçilerin, bü­ yük sermaye çevreleri nin bug üne kadar old u ğ u g i bi, orduyu hemen hal­ k ı n üzeri ne sü rmelerini engelliyor. Çünkü işçi sınıfının d i renişi geniş emekçi yığı nlarını, yurtsever g üçleri uya rıyor, yüreklendi riyor. Faşizme, kara teröre, em perya lizme Ja rşı , demokratik haklard a n yana geniş bir eylembirliğinin bel irlmesinin kolaylaştı rıyor. Böylesi bir d u rumda bazı CHP yönetici leri n i n AP ile işbirliğ i yol l a rını a ra ma l a rı demokratik g ü çlere değ i l , aşırı gerici, kara, sa ldırgan çevrelere, emperya lizme yardım eder. Böyle bir eğ ilimi CHP'ye bağ lı yığ ın ların, Ata­ türkçü lerin kabul etmemesi doğ a l d ı r. Hükü met, cumhuriyetin en azı l ı düşmanla rının, en koyu işbirl ikçi leri n, faşistleri n, şeriatçı l a rı n eli ndedir. Türkiye Kom ün ist Partisi, böylesi duru m­ da hükü met soru n u n u başa a l ıyor. Demirel ortaklığı sürdürüld ükçe terö­ rün, enflasyonun, paha l ı lığın, yoksulluğun, işsizliğ in önlenmesi şöyle d u r­ sun, bunlar d a ha da üsteleyecektir. Amerika n em perya lizminin boyunduru­ ğ u na koşulduktan bu yana, çeyrek yüz yıllık deneyler ve olaylar, Partimi­ zin bu görüşünü doğru l uyor. 1 080


TKP, bunalı mlardan, baskı ve terörden kurtulmanın yolunu bu hükü­ meti n memleketin başı ndan atıl masında, demokratik bir hükü metin işba­ şına getiri l mesinde görüyor. Bu a maca ulaşabil mek için TKP, em peryalizme. faşizme. terör ve bas­ kılara karşı. demokratik haklardan. barışta n. sosyal i lerleme. bağ ımsızlık ve özg ü rlü kten yana bütün g ü çlerin, örgütlerin. ord udaki yurtseverleri n elele vermelerini zoru n l u buluyor. 8 Ara l ı k 1 975

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi

Türkiye Komü nist Partisi Merkez Komitesinin halkımıza yeni yıl mesajı Işçi sınıfı m ız. emekçi halkımı z, her bakı mdan a ğ ı r buna l ı m larla, zorluk­ larla, aynı zamanda güçlü savaşlar ve atı l ı mlarla dolu bir yılı daha geride bırakıyor. Geçtiğimiz 1 975 yılında, em peryalizme bağ ı ml ı l ı ğ ı n ve kapita list gidişin yıkıcı süreçleri ola nca etkisini emekçi yığınları n üzerinde g östermeye de­ va m etti. Yerli ve yabancı tekel lerin söm ü rüsü. siıôhlanma. enflôsyon, hayat pa h a l ı l ığ ı ve işsizlik emekçi yığı nları n ı n yoksu llaşma sürecini h ız­ landırd ı . Ekonomik buna l ı m, politik bunal ı m la rı körü klemeye devam etti ; Dem i rel hükumeti. buna l ı m ı n yükünü emekçi yığı nları n ı n sırtına yükleye­ bilmek için eldeki pa rla menter yöntemlerle yetinemez oldu. Sokak cina­ yetleri. faşist komando baskınları, Kürt halkının üzerinde baskı. a nti­ demokratik yasalar ve uyg u l a ma larla faşizme tırmanma sürecine g i rd i . Demirel h ükü metinin b u ekonomik v e politik gerici liğine karşı l ı k. d ü n ­ y a d a ve Türkiye'de devri mci süreçler gelişti. Boşta Sovyetler Birliği olmak üzere sosya list ülkeler. sosya lizm ve ko­ m ü n izm kuruculuğundaki başa rı larıyla. halklara pa rlak birer esin kaynağı olmakla kalmadı. ulusal kurtu l uş savaşları n ı n yeni zaferler kaza nması nda, ve yeryüzünde barışın g ü çlen mesinde çözü mleyici rol oynadı. Helsinki Konfera nsı. barış içinde yanyana yaşamanın em perya list güçlere dayatı l ­ ması n ı n pa rlak bir örneğ i oldu. Türkiye'de işçi sınıfı mızın send ikal ve politik savaşımı güçlendi. bir­ birine yaklaştı. sınıfsal birlik eğ i l i m leri hız kaza ndı. Köylü yığınları n ı n top­ rak ve özg ü rl ü k savaşı m ı gelişti. Gençl i k ve kadın ha reketi yeni atılı mlar yaptı. i lerici. Atatürkçü, devri mci aydınları n, öğ retmenleri n. subayların fa­ şist tırmanışa alet olmama yol undaki direnişleri bel i rg i n leşti. Eylem ler 1 081


yığı nsal boyutlara u laştı. Bütün bu gelişmelerde Türkiye Komünist Partisi'­ n i n örgütsel ve ideolojik atı l ı m ı baş yeri tutuyor. TKP'nin mi lita n kadroları işçi sınıfı n ı n içinde örg ütleniyor ve ardıc" olara k ideolojik savaştan geri d u rm uyorlar. Maoculuğun, Troçkiciliğin, Kıvılcı mlıcılığın, bütün sapık akı mların burjuvazinin safında oldukları iyiden iyiye açığa çıkmıştı r. Bazı Kıvı lcımlıcı ları n em perya lizm i n ve işbirl ikçi burjuvazinin TKP'ni yıkma, par­ çalama plô nlarını uygulamak maksadıyle TKP-R d iye sahte kom ünist par­ ti leri kurma g irişim lerine karşı da savaş gerekiyor. Bu kişilerin bilinen kiml iklerin i açıklamak i leride devrimci bir ödev olacaktır. Savaş zor, fakat TKP, bütün komünistler, bütün devri mciler ve yurt­ severler 1 976 yılına yeni umut ışı kla rıyle g i riyorlar. işbirli kçi burjuvazinin hükü metini parlamento içi ve dışı yöntemlerle, tüm yurtseverlerin ortak çaba larıyle a la şağı etmek, işçi sınıfı n ı n katı lacağı demokratik bir hükü­ meti işbaşına getirme görevini yeni bir g üçle yükleniyorlar. Türkiye Komünist Partisi Merkez Kom itesi bu u l usal ve sosyal kurtuluş savaşının öncüsü olan tüm kom ü nistlere, işçi sınıfım ıza ve bütün devrimci yurtsever güçlere 1 976 yılı nda yeni yeni başarılar d iler. Türkiye Komünist Partisi

30 Ara l ı k 1 975

Merkez Komitesi

ispanya Kom�nist Partisi Başkanı Dolores Ibaruri Yoldaş"a Sevg i l i i ba ruri Yoldaş, Türkiye Kom ünist Partisi adına 80. doğ um y ı l ı nda sana, yeni yeni ba­ şarılar, sağ lık ve uzun ömür d i leri m . Sen, ispa nya v e dünya kom ün ist v e işçi hareketinin en parlak önder­ lerinden birisin. Seni n Ispa nya Komünist Partisi'nin başı nda, faşizme kar­ Şı, özg ürlükler için yü rüttüğün savaşımı ve Marksizm-leni nizm üzerine otu rtu lmuş enternasyonalizmini biz Türkiye komü n istleri hiçbir za man u nutamayız. Sevg i l i yoldaş, Seni kardeşçe seıô mla nz . Türkiye Komünist Partisi

7 Aralık 1 975

1082

Merkez Komitesi Genel Sekreteri J. Bi/en


Komintern'in 7. Kongresinin 40. yıldönümü ve dünya işçi hareketinin bazı sorunları A. Soydan

Komi ntern, proleta rya enternasyonalizminin somut ve örgütsel gucu ol arak d ü nya işçi ta ri h inin ve genel likle tari h i n en can a l ıcı bir kesi m i nde önemli bir rol oynamıştı r. Birinci Dü nya Savaşının sonuyla i ki nci Dü nya Savaşı a rasında kalan devir Avrupa ve d ü nya halkları için bir dönüm noktası say ı l ı r. Büyük Oktobr Sosya list Devri mi başarıya ulaşmış, yeryü ­ zünün a ltıda biri üzerinde tarihin ilk sosya list devleti, Sovyetler Birliğ i' ku­ rulmuş ve insa n l ı k tari hine yeni, devrimci kurtuluş yolunu açan bu büyük olay insa n l ığ ı n yazgısını etki lemek sürecine g i rmiştir. Dü nya komü nist ve işçi h a reketi, ul usları n kurtuluş savaşı olağan üstü atı lı mlar devri ne g i rmiş, fakat bir yandan da em perya lizm ve kapita l izm faşizmi tarih sahnesine dayatmıştır. i talya'da, daha sonra Al manya'da faşizm ve nazizm iktidarı ele al mış, Ja ponya'da militarist klilt egemen du ru ma gelmiş ve bu üç aşırı ve kanlı merkez bir yörünge etrafı nda,n birleşmişlerdi r. Bu birleşme Sov­ yetler Birl iğ ine, d ü nya komün ist ve işçi hareketine ve ha lkların kurtuluş savasına karsı d ı r. "

.

Başka başka şartla rla ve değişik ü l kelerde savaşmakla beraber komü­ nistlerin Marksizm in -leninizmin genel i l kelerine daya l ı ortak bir stratejiyle emperya lizmin faşizm ve nazizm yoluyla bir d ü nya harbini hazı rlqmasına, söm ü rgecil iğe ve söm ü rü düzenine karşı çıkmaları ve bunun için de örgüt­ lenmeleri, proleta rya enternasyona lizmini dayanışmalı ve örgütsel bir biçimde yürütmeleri bir zorunl uktur. Komi ntern bu ta rihsel zoru n l uluğu onurla başarm ıştır. Komintern'in 7. Kong resi örgütün gelişme süreci içi nde başlı başına ve yeni savaş perspektifleri açan bir aşamadır. Komi ntern'in 7. Kong resi (25 Temmuz-20 Ağustos 1 935) faşizme, ha rbe, sömürgeciliğe karşı devrimci bir stratejiyi planlaştı rd ı . Bu devrimci strate­ jinin temel noktası ayrı ayrı ü l kelerdeki komünistlerin, işçi sınıfı n ı n birl i ­ ğine, faşizme, ha rbe karşı olan bütü n güçlerin orta klığ ı na dayan ıyordu. Bunun için komün ist partileri n i n daha gen iş ölçüde işçi sınıfı n ı örg ütleme­ leri, yığı nlarla daha yakından bağlanma ları gerekiyord u. Faşizm i n, komü­ nist partilerin i yoketmek, m il itan kadrolarını kırmak, yani komünist hare­ keti tamamen izole etmek taktiği böyle önlenebil i rdi. Fa şizmin egemen olduğu italya ve Alma nya'da komünist ve işçi ha reketini ezmek yönünden bir hayli yıkıma sebep olduğ u , e n seçkin, en bilgi l i ve en tecrübeli kadro­ l a rın önem l i bir kısmını yokettiği, böylece bu ü l kelerde demokratik ve sosya list gelişmeyi geçici bir za man için de olsa ön lemeyi başard ı ğ ı doğ1 083


rud ur. Hatta bu yıkım, yalnız Almanya ve italya'da sınırlanmadı. Avrupa'­ nın daha bi rçok ü l keleri nde kapita l izmin en gerici, en faşizan kol ları italya ve Almanya'daki kanlı olayl a rd a n hız a la ro k komün istlere ve onlarla beraber ha rbe, faşizme karşı savaşan devrimci demokratik güçlere sa ldırı ­ l a rını yoğ unlaştırd ı l a r. A m a Avrupa'nın bi rçok ü l kelerinde, Fra nsa, ispan­ ya ve Skandinav memleketlerinde olduğu g i bi, kom ünist partileri ve on­ larla birl i kte olan a nti-faşist g ü çler bir a raya gelebildiler. Ve Halk­ Cephesi hareketi ni oluşturd u l a r, bu harekete yığ ınsal bir temel verebiI­ d i l er. ispa nya, Fra nsa gibi ül kelerde seçi mlerle iktidara bile gelebi idiler. ıta lyan faşistleri ve Alman nazileri faşist genera l Fra n ko'yu Halk Cephesi Hükü metine ka rşı ayaklandırı rlar, halkın seçtiğ i hükü meti kan içinde boğ­ mak üzere zırh l ı birliklerini, hava filoları n ı genera l Fra n ko'nun emrine verdi ler. Komintern ispa nyol halkına yard ı m etmek için elinde olan bütün olanakları ha rekete geçirdi. Avru pa' n ı n bütün ü l keleri nden, Güney Ame­ rika'dan, Ya kın ve Orta Doğ u'dan ve bu a rada Türkiye'den komü nistler ve a nti-faşistler Komintern'in kurd u ğ u Enternasyonal Tümende savaşmak üzere ispa nya'ya g ittiler, faşizme karşı savaşta kan döktüler, proletarya enternasyonalizm i n i n ca nlı örnekleri n i verdiler. Bu a l a nda, yani faşizme karşı savaşta enternasyonalist daya nışmada ve askeri bilimde çok kıy­ metl i bilgi ve deneyler elde ettiler. Komintern ve onun bayrağı altında sava şa n komünistler ispanya'da ha rbe, em perya l izmin, ka pita l izmin en kanlı diktatorası olan faşizme karşı savaşırken, aynı zamanda bir dü nya ha rbi nin çıkması nı da engellemeye çalışıyorl ardı . Çünkü H itl erciler ispanya'yı plônlaştırdıkları i ki nci Dü nya Ha rbi nin bir tecrübe ta htası haline getirmişlerd i. ikinci Enternasyonal ve ona bağlı sosya list ve sosyal demokrat parti lerin tutumu ba mbaşka oldu. Bunlar «ta rafsızlık», « i spanya ' n ı n içişlerine karışma mak» parava nası a r­ d ı nda sa ldırg a n faşizmle dolaylı bir 'suçl u l u k pol iti kası nı yü rüttüler. Fra n­ sa'da o sıralarda i ktidarda olan « Sosyal ist>. Leon B l u m hükü meti Fransa'­ nın ispa nyayla olan sınırlarını ka pata ra k faşizme karşı savaşmak isteyen­ lerin Fransa üzerinden ispa nya'ya geçmelerini engelledi. Halkın seçtiği hükü mete karşı ayaklanan Franko'ya ve onu destekleyen Nazi Al manya ­ sının, faşist italya' n ı n ispa nya toprakları nda kanlı bir sa ldırı ha rbi yürü­ ten silôhlı kuvvetlerine yard ı m etti. Komintern'in, komünistlerin g örüşü doğru çıktı. Faşizm, Ispanya Cum­ h u riyetini kan içinde boğdukta n kısa bir za man sonra, yani 1 939'da ikinci Dü nya Harbi'ni başlattı. Avrupa ve d ü nya h a l kl a rı Komi ntern'in kurucusu Lenin'in ü l kesi nin, yani Sovyetler Birliğinin Nazi Almanyası nı yendiğ i güne kadar faşizmi n kanlı terörü ve korkusu içinde yaşa d ı . Sovyetler Birliği'nin Nazi Alma nyası nı ve faşizmin kanlı harp mekanizmasını yıkması Avrupa halkları na özg ü rl ü ğ ü n, demokrasinin ve sosya lizmin yol l a rını açtı. Dü nya sosyalist 1 084


sisteminin kurulmasına önayak oldu. lenin'in ül kesi ve partisi ta rihsel gelişmelerin bütün ayrı ntıları içinde halkları n özg ü rl ükleri, demokratik hakları ve sosya list d üzen kurma isteklerin i her yerde her za man destek­ ledi. G ü ney Doğ u Asya halkları n ı n a nti-emperyal ist ve sosya list -bir ge­ lişme için yürüttükleri savaşta, Afrika halkları n ı n , Gü ney Amerika ülke­ leri n i n kurtuluş savaşında Sovyetler Birliğinin ve daha sonra dü nya sosya­ l ist sisteminin bu özg ürlükçü pol itikası nı şaşmadan uyguladığını gör­ mekteyiz. i kinci Dü nya Harbi'nde ağır yıkımlara uğramalarına rağ men, Ekonomik Yardı mlaşma Konseyi'ne bağ lı sosya list ülkeler kalkınmada olağanüstü bir ca nlılık gösterdi ler. Bu olağanüstü canlılık ve kalkınma hızı sosyalist düzeni n özünden gel iyordu . Bu ülkeler 1 950 yılında d ünya sa nayi ü reti ­ minin % 1 7,5'ini veriyordu, (Sovyetler Birliğ i tek başına % 1 2'sini sağ lı­ yordu.) Bu ülkeler 1 974'de d ünya sanayi üreti minin % 37,5'i n i sağ l a r du­ ru ma geldiler. (Sovyetler Birl i ğ i tek başına % 23,8'i n i sağ ladı). Ote yan­ dan, Bi rleşik Amerika'nın d ü nya sanayi üretimi ndeki payı 1 950'de % 43,6 iken, 1 974 yılında % 25,4'e düştü. Ortak Pazar ülkelerinin üretimi ise % 2l ,S'den, % 1 6,6'ya düştü. 1 951 y ı l ından 1 973'e kadar sosyalist ü lke­ leri n sanayi ü retim inin artış hızı ortalama yüzde 1 0, l 'dir. Kapita list ü lke­ lerinki ise yalnız 5,4'tÜr. Ne var ki, sosya l ist ülkelerin ekonomisi, işsizlik, enflôsyon g i bi kapita l ist ekonominin sağ l ı k bulmaz hasta lıklarına tutul­ madan gelişiyor. Ka pitalist ülkelerde ise ekonomik gelişmenin aslan pa­ yını büyük tekeller, sermayeci ler, egemen çevreler alıyor. Emekçi yığ ı nla­ rını sa ra n işsizlik ve yoksulluk g ittikçe artıyor. Bugün Ortak Paza r ü l ke­ lerinde işsizlerin sayısı 12 m i lyon civarı ndadır. Birleşik Amerika'da 10 m i l ­ yonu n üstünde. Oysa, başta gelen özg ü rlük i nsa nları n yarı n karkusundan, yoksullukta n, işsizlikten, sömürüden kurtulmasıdır. i nsan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyine ulaşmaktı r. Sosya list ülkeler bu ba kımdan insan hak­ larını en geniş ölçüde uygulaya n ve bu hakların sürekli gelişme ve geniş­ lemesin i sağla maktad ı riar. Ote yandan ka pita l ist ülkelerde işsizl iğin, en­ f1ôsyon un g ittikçe artan bir ölçüde emekçi yığınlarını sarması, insan hak­ ları n ı n , demokratik özg ürlüklerin sü rekli olarak içeriğini kaybetmesi ve anla msız hale gelmesiyle son uçlanıyor. Burjuvazi bu yıkı m ı nı halk yığ ı n ­ larından g izlemek i ç i n parlamentarizmi " Hayd Park demokrasisini .. de­ mokratik d üzen olarak kam uoyuna kabul ettirmek çabasında d ı r. Oysa işsiz, yarın güvenliğinden yoksun bir emekçinin söz özgürlüğünün anlamı olur m u ? Ka pital ist ül kelerde burjuvazi nin sosya lizme karşı yürütülen sı nıf sava­ şında özg ürlük konusunu gittikçe arta n bir ideolojik silôh olarak kullanma eğ i l i m i geliştiril iyor. Bu ideoloj ik silô h ı n en sivri uçlarından biri de a nti­ sovyetizmd i r. Burjuvazi, Sovyetler Birl iğ i n i kötü lemek a macıyle Nobel Ar­ mağanı Kuru m u'nu bile Sovyetler Birliğine karşı, NATO' nun, CiA'n ı n bir şu besi durumuna getirdi . Sol jenitsin g i bi din m i stisizmine saplanmış, Sa1 085


harov gibi Şili'deki faşist terörü öven, Amerika n em perya lizminin değ i r­ menine su taşıya n, barışı, yumuşamayı ba lta lamak için em perya l izmin en azı l ı ideologla rıyle bütü nleşen kişileri Nobel « ödül »ü ile mükôfatlandırı ­ yor. Sovyetler Birliği'nde a d i suçl uları n terbiyesi, meslek v e kültür sa h i bi olmaları için açı l m ış olan ça lıştırma merkezleri ni «toplama ka mpları » gibi gösterme çaba l a rı burjuvazi n i n sosya lizme, sosyal ist ülkelere karşı yürüt­ tüğü sınıf savaşında moral d üşüklüğ ü n ü n g ittikçe derinleştiğ i n i gösteren delil lerdir. Burjuvazinin işçi sınıfına, dü nya sosya list sistemine karşı yü rüttüğ ü sınıf savaşında bu tutu mu Komintern' i n 7. Kongresinde a nti-sovyetizmi, a nti­ komü n izmi yenmek üzere i leri sürü l en fikirlerin bugün hôlô ca n l ı oldu­ ğunu gösteriyor. Faşizm burjuvazinin halk y ı ğ ı n l a rı na karşı sömürüyü kan l ı yöntemlerle yü rütmeye koyulmasıdır. Sömürü pekleştikçe, işçi sı nıfı n ı n, emekçi yığ ı nlarının bilinçleri n i n a rttığı görüşü doğ rudur. Ne varki, bunun görüntü leri, koş u l l a ra göre değ işir. Faşizm in egemen olduğ u yerlerde komünist parti leri nin' tecrü beli, bilg i l i kadrolarını kırdığ ı, işçi sınıfı n ı n burjuvaziye karşı sınıf savaşı mı n ı d urd urmak isted iği v e bu şa rtlarda sınıf savaşı n ı n güçleştiği görüşü doğru dur. Fakat bir yandan da bi l mek gerek ki, faşizmin kanlı görüntüsü, demokratik haklardan yana ve ka nlı teröre ka rşı olan herkesi ve bütün akımları bira raya getirmek için açık ve çıplak bir hedef olduğu da doğrudur. Nazileri n işgal ettikleri Avrupa ülkelerinde a nti-faşist, a nti -em perya list mücadeleden sosya l ist dünya sistemi doğ d u . Bu oluşurnda Sovyetler Birliğinin kurta rıcılığı başta gelen bir rol oynadı. Fakat Nazi işgali, bu gelişmeyi hızlandırd ı . Alman topraklarında ilk işçi­ köylü devleti, Alman Demokratik Cu mhu riyeti yine bu koşullarda doğdu. Fra nsa, ita lya g i bi ü lkelerde ise, kom ünist partileri n i n gücü nazi işg a l i ne veya faşist yönteme karşı savaşta olağanüstü bir gelişme gösterd i. Bu d uru mda bir soru bel iriyor: Harplerin sosya lizmin gelişmesi nde, ko­ münist pa rti lerin güçlenmesinde olumlu etkileri olur m u ? Hayır. Dünya sosyalist sisteminin barış i çinde kapital izme üstü n olan gel işme gücü vardır. H a rp, sosya lizmin özüne ters d üşen, i nsa nlıkdışı bir olayd ı r. H a rp, emperya lizmin, faşizm in, ka pita l ist d üzeni n özü nde vard ı r. Kom ün istlerin ödevi harbe ve harp k ı şkırtıcıla rına ka rşı sürekli ve yorulmadan savaş­ maktır. Bu soru n 2. Enternasyonalin Stutga rt'ta yapı l a n 7. Kongresinde (1 907, 1 8- 1 4 Ağ ustos) enine boyuna ele a l ı n mıştır. Bu kong reye, Rusya bolşevik­ leri a d ı na katı lan Lenin, Alma nya temsilci lerinden Roza Lüksenburg'la birlikte, burjuvazi nin başlattığı ha rpleri sınıf savaşına dönüştürmek ko­ nunsu üzeri nde d u rmuştur. Lenin'le Roza Lüksenburg'un Kongreye sunduk­ ları ortak öneride bu konuda şöyle deniyordu : « Sosya l demokrasinin öde­ vi, ya lnız her a raçla, sınıf savaşının en keskin şekliyle harbi önlemek veya onun en kıs'a zamanda bitmesi için savaşmak değ i l , harp patla1 086


y ı nca onun ya rattığ ı buna l ı mdan, burjuvazi nin devri lmesi ni hızla ndırmak için yararla n maktır. Herşeye rağ men harp patladığı takd irde, işçi sınıfı n ı n ve onun parla mentodaki temsilcileri n i n ödevi, harbin yarattığı ekonomik ve politik buna l ı mda n bütün g ü çleriyle yararlanmak, halk yığınları n ı hare­ kete geçirmek ve kapitalist hakim iyetin yıkılmasını. hızlandırmaktır. " Leni n ve Roza Lüksenburg'un bu tezi, 1 91 0 Kopenhang Uluslara rası Kongre'de doğ ru landı ve 1 9 1 2'de Bale Kongresi kara rına a lın d ı. 1 9 1 4'te ise, 2. Enternasyonal'in büt ün kal burüstü partileri, Bolşevikler hariç, bu karara ihanet etti. Komintern'in 7. Kongresinden bu yana 40 y ı l geçti. Bu zaman içinde topl u msal yaşamda, işçi sınıfının yapısında önemli değ işiklikler oldu. Oretim araçlarında da bili msel-teknik yöntemler, modern tekl"]oloji daha büyük bir rol oynamaya başladı. Ka pita lizmin buna l ı m ları n ı n deri n leşme süreci hızlandı. Fakat işçi sınıfı nı n , emekçi halkın söm ü rüsü ve bu söm ü ­ rü nün doğurduğu sorunlar esasta değişmed i. Bu bakımdan Komi ntern'in 7. Kongresi nde sözkonusu olan işçi sınıfı n ı n birliği tüm demokratik güç­ lerin eylem birl i ğ i konusunda i leri s ü rülen fikirler bugün hala canlılıkl a rını koruyorlar. Ne varki, faşizm Avru pa'da insanlığı tehdit eden bir sistem olarak yıkılm ıştır. Ama faşist yöntemler ve yer yer faşist da rbe teh likeleri ortadan kalkmış değ i l d i r. Her ü lkenin şartlarına göre, em peryal izme, sö­ m ü rüye, faşizme karşı bütün devrimci güçlerin eylembirl iğ i bugün g ü n ­ demde yeri o l a n bir sarundur. Kom ünist pa rti lerinin, sosya list v e sosyal demokrat partilerle. bu kon ularda eylembirliğine g i rişmeleri bazı mem­ leketlerde gerçekleşme yoluna g i rmiş, Türkiye gibi başka ü l kelerde ise u laşılması gereken bir hedef d uru munda kalmıştı r. Cephe sorununun uygula n ması Fransa, italya, ispa nya ve Portekiz g i bi ü l kelerde çözüm bekliyen yeni yeni sorunlar yaratmaktadır. Bunların ba­ şı nda kom ün istlerin ve küçük burjuva sosyalistleriyle diyalogları nda bazı hedefler etrafında cepheleşmelerinde sınıf savaşının biçim değiştirerek deva m ı ve politik « Osmose »un daha genişl iyerek etkisini artı rmasıdır. « D emokratik Sosyalizm » gibi deyimlerin bazı Avrupa kapital ist ü l kelerin­ deki sol akı m larda geniş ölçüde kullanı l maya başlanması, sosya lizmin demokratik olan, olmayan g i bi tamamen ya nlış bir a nlamın yerleşmeye başlaması burjuva çevreleriyle, büyük tekellerin iktidarları tarafı ndan ba­ rış içinde ya nyana yaşa ma politikasını, ideolojik detanta, yani sınıf barı­ şına dön üştürmek istiyen girişi mleri n artması üzerinde d u rulacak konu­ lard ı r. Demokrasi sosya lizm i n özünded i r. Marksizme, Leninizme daya nan soya list düzen toplumları n bugüne kadar ulaştığı en yüksek demokratik düzeydir. « Demokratik sosya lizm » gibi sloganlar sınıf savaşını yum uşat­ mak, sınıfla r arasında işbirliğ ine dönüştü rmek, yani büyük burjuvazinin egemenliğini aya kta tutmakta n başka bir anlam taşımaz. Kom ünist par­ tileri burjuvazinin bu tuzağına düşemez. Küçük burjuva sosya list ve sos1 087


yol akım larıyla barış, demokratik haklar ve faşizme karşı ittifaklar, d iya­ log lar kurulur, a ma bu süreç içinde işçi sınıfının ideolojisinin sağ lam bi­ çimde koru n ması ve günün koş u l la rına uyularak geliştiril mesi, Mark­ sizmin-leninizmin zenginleştirilmesi sınıf savaşı nda. üstü n gelmenin ka­ çını lmaz koşu lları d ı r. Ispanya Komünist Partisi Genel Sekreteri Sa ntiago Karrillo ıtalyan « la Sta npa » derg isine verd i ğ i bir demeçte, Gü ney Avrupada komünistlerin, sosya l istlerin, katoli klerin ortaklaşa hükü meti ele alma olanaklarından, Avrupada ayrı bir blok yaratmakta n söz ettikten sonra, « eski enternas­ yonalizm, tarihsel bir ka l ı ntıd ı r, kaybolup g itmeye mahkumdur» d iyor. « < le Monde» 1 7 Ara l ı k 1 975.) Fra nsız Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi organı «L'Huma nite » g aze­ tesi parti a d ı na yayı nladığı bir yoru mda Karril io'nun bu çıkışına ka rşı cephe aldı. Kapitalist Avru pa'da yeni bir blokun kurulmasiyle Fra nsız hal­ kının egemen lik hakları n ı n azalacağ ını bel irtti. Ayrıca, enternasyonalizmi « kaybol maya mahkum bir ka l ı ntı » d iye adlandıran Karrilio'nun bu söz­ leri n i de şiddetle yeren « L'Huma nite» g azetesi, tamamen tersine, enter­ nasyonal izmi daha da güçlendirmek gerektiğ ini beli rtti. (<<L'Huma nite » 17 Ara lık 1 975.) Batı Avrupa kapitalist ülkeleri n i n bazı işçi çevrelerinde sosyalist devri­ m i n a ncak istisnasız bütün i nsa n l a rı n özg ü rlük ve demokratik ha kları­ nın sürekli gel iştirilmesi ve genişletil mesi süreci içinde gerçekleşeceğ ini ileri sü rmektedirler. Bu tutumda da bir sosyal demokrat etkinin belirdi­ ğ i n i söylemek gerekir. Çünkü sosyal demokrasi için önemli olan sın ıfsa l çatışma ve burjuvazinin sömürücü n iteli ğ i değ i l, toplum içinde ü retim a raçları n ı eli nden tuta n egemen zümreyle sömürülen işçi sınıfı n ı n, emekçi yığınlarının sınıf ba rışı ve « eşit»l iğ idir. işçi sınıfı n ı n iktidarı n ı n sosya list devrimin emekçi yığınla rına daha ge­ niş ölçüde özg ürlük ve demokratik hakla r sağ lama süreci içinde gelişeceği ve yerleşeceğ i nden şüphe yoktur. Iş, ekmek, özg ürlük, emekçi yığınları n ı n kü ltürel düzeyinin yükselmesi, yarın g üvensizliğinin ka lkması , özgürlüğün gel işeceğ i temel daya naklard ı r. Ama egemen liğ i ne son verilen büyük ser­ mayeci lerin, tekelcilerin ve bunlara bağ lı sömürücü zü mrelerin i ktidarı ve hegemonyayı kendi a rzularıyle teslim edeceği veya i ktidar ve hegemonya ellerinden al ındığı takd irde, bunların, karşı sa ldırı l a ra geçip kaybettikle­ ri ni tekrar elde etmeye kalkışmıyacakları düşünülebilir m i ? Bunu düşün­ mek sınıf savaşını, yani kapita l i st toplumdaki gerçek durumu i nkôr etmek ve oportünizmin ça muruna batmak, işçi sınıfı n ı n iktidarını im kônsız kılmak anlamına gelir. Bundan ötürü sosya l ist devri mde sözkonusu olan emekçi yığ ı nları n ı n özgürlüğünün, devlet ve hükümet organlarını yakından kon­ trol edecek kadar a rttı rı lması, şahsi veya zümresel diktatörlüklerin kurul­ ması n ı n engellenmesi, a ma işçi sınıfı n ı n kaza n ı m ları n ı n da koru nması, 1 088


egemen z ümrelerin provokasyon ve sa ldırılarının önlenmesi sosya list dev­ rimi başa rma nın, işçi sınıfını n , emekçi yığınla rı n ı n egemen liğini sağ la­ manın en emin yoludur. Yine Batı Avrupa kapitalist ü l kelerinde işçi sınıfı n ı n bazı politik çev­ releri, küçük burjuva sosya listleri, sosyal demokratlar ve d i n i çevrelerle parla menter yol larla ve orta klaşa hükü mete g i rmeyi pıônlaştı rıyorlar. Bu­ güne kadar parlamenter yoııarla işçi sınıfı n ı n iktidara geldiği, egemenliğe yerleştiği ve orada ka ldığı görülmem iştir. Komü nist parti leri nin bazı kapi­ talist ülkelerde sosya listler ve sosyal demokratlarla hükü met ortaklı kları kurdukla rı g örülmüştür. ispanya'da, ıtalya'da, Fra nsa'da, Şili'de, Suriye ve I rak'ta olduğu g i bi. Bu ül keleri n bazı ları nda bu ortaklı klar kanlı faşist darbeleri engel l iyememiştir. Bazı ları nda anti-emperya list ve sosyal iler­ leme yönünde bazı i leri adımlar sağ lanm ıştır. Fakat hiç birinde kapita lizm­ den sosya lizme geçiş sağlanamam ıştır. Fransa ve ıtalya g i bi ül kelerde ise, komün istlerin hükü mete katı lmalarına kısa bir za man sonra son veril miş­ tir. Ka pitalizmin bunalı mlarının derin leştiği, halk yığı nları n ı n işçi sınıfı n ı n d i renişleri nin kapitalizme karşı sertleştiği bu a ş a mada komünist parti­ leri nin, küçük burjuva sosya listleri ve sosyal demokratlarıyla hükümeti ere a l maları, onları, burj uvazinin buna l ı m ları n ı yüklenmek ve kapita lizmin işleri n i çeki p çeviren durumuna düşürmez mi? Kom ü n istlerin iktidarı kü­ çük burjuva partileriyle paylaşmaları, a ncak işçi sınıfının i lerdeki iktidar ve egemen liğini hazı rlaması şartıyle kabul edilebilir. Fransa ve ıtalya g i b i ülkelerde komünist partileri yerel iktidarın önem li bir kısmını elde etmiş­ lerdir. Belediyelerin çoğ u onları n elindedir. Emekçi yığ ınları kom ü nistlerin bu yerel iktidarından son derece hoşnuttur. Fa kat buralarda bile büyük sermayenin, tekellerin egemen liğine son veri lmiş değ i l d i r. Ayrıca yerel ik­ tidarla ülkenin merkez yönetim i n i elde etmenin arasında fa rklar büyüktür. Fakat hükü meti elde etmekle de iş bitm iyor. Devri mci dönüşü mleri başa­ rabilmek için egemenliği büyük sermayenin, büyük çiftlik beylerinin, ulus­ l a rarası tekel leri n, mil itaristıerin elinden a l mak, işçi sınıfının egemenliğini kurmak şarttı r. Egemenliğe yerleşmeden iktidarı a l m a k bile köksüz bir ağaç duru m u na gelmekten farksızdır. Hükü meti elde etmek, egemenliğe yerleşmenin yolları ndan biridir. Fakat egemenliğ in kendisi değildir. Kapita list ü lkelerde i ktidar ve egemenlik sorunlarını ele a l ı rken, em­ peryalizmin varlığını, onun kendisine m üttefik olan sınıf ve zümrelerin ikti­ darı ve egemenliği kaybetmemeleri için elinden geleni ya pacağ ı n ı da un utma mak gerek. Burjuvazinin sınıf savaşında stratejik hedefi, işçi sınıfının ve onun öncü politik ve sendikal örgütleri ni parlamentarizme, daha geniş anlamıyle, burjuvazinin topl u m d üzenine enteg re etmek, sınıf barı ş ı nı bu g i bi dolayı i bir yoldan elde ederek hegemonyasını sürdü rmektir. işçi sınıfı n ı n birli­ ğini komünist partilerle, sosyal demokrat ve küçük burjuva sosya lizmine 1 089


- bağlı partileri n birliği halinde gören ler, bu rjuvazinin bu stratejik ma nev­ resına ka pılanlard ı r. Sosyal demokrat ideoloji bir burjuva ideolojisi ola­ rak işçi sınıfına yabancıdır. Sözkonusu olan bundan önce de defa­ larca bel irttiğ imiz gi bi, işçi sınıfının sayı sal birliği değ i l , söz konusu olan işçi sın ıfı n ı n kendi öz ideolojisi Marksizm-leninizm temelinde öncü kolu­ nun birliği ve bu öncü kol u n u n emekç.i yığ ı n ları n ı sınıf savaşında birleş­ ti rmesid i r. Komi ntern'in işçi hareketinin birliğini, Marksizm -len i n izmi canlı bir şekilde uyg u lama, faşizme ve ha rbe karşı geniş emekçi yığın ları n ı bütü n a nti -faşistleri bir araya toplama fikirleri geniş ölçüde Türkiye'ye de yansı­ mıştı r. Çünkü TKP 1 920'de kuruluşundan hemen sonra Komintern'e üye olm uştur. TKP' nin m i l itan kad roları n ı proleta rya enternasyonalizmiyle eğit­ mesinde, onlara yü ksek bir sınıf bilinci vermekte Komi ntern'i n öğretileri büyük bir rol oynamıştır. TKP, li kidatörlere, oportü nistlere, işçi sınıfı n ı n g izli-açık düşma nları na karşı savaşı nda v e e n zor terör ve i l legol şartlarda dü nya komünist ve işçi hareketiyle bağ lanması, ka rdeş partilerin daya n ış­ ması nı sağ la ması Kom i ritern'in dü nya kom ü nist hareketi nde terbiye ettiğ i kadrolar ve bıraktığı zengi n enternasyonalist gelenekler sayesinde ol­ m uştur. TKP'de bugün de bu gelenekler ca n l ı d ı r. Parti, enternasyonal il işkilerde bunlardan esinlendiği g i bi, işçi sınıfının ve emekçi halkı mızın kurtu luş savaşını örgütlemede de bu zengin geleneklere dayanmakta d ı r. Em perya l izme, faşizme karşı günü müzdeki savaşıma, Komi ntern'in yöneticilerinden Georgi Dim itrov'un teorik çalışma ları ve pratik uygulama­ ları hôlô ışık tutmakta d ı r. Marksist ol maya n legal sosyalist akımlara ka rşı tutumda da bu düşün geçerlidir. Bugün Türkiye'de ya lnız burjuvaziye açık işçi sınıfına kapalı bir burjuva parlamentarizmi uyg u la n m a ktad ı r. Sağcı parla menter düzende faşist yön­ temlere, ka nlı sa ldırı lara, egemen çevreler ve hükü met tarafı ndan geniş bir yer veril iyor. Bu koşullard a legal sosyal ist partilerin sayısı 5'tir. Yani Kom ü nist Par­ tisi'ni yasaklayan gerici burjuvazi, egemenl iğ in in süsü olarak küçük, yı­ ğ ı nlarla hemen hemen il işkisi olmayan, işçi sınıfı n ı örgütl iyemiyen, fakat sosya list edebiyatla geçinen partilerin va rlığına ta h a m m ü l ediyor ve hatta onları n elden geldiği kada r çoğ a l ması nı elaltından kışkı rtıyor. TKP, işçi sınıfı n ı n birl iğ ini sağ la mayı kendisine başta gelen bir i l ke olara k ka bul etmiştir. Çünkü devrim i n temel dayanağı bu birl i kti r. Ayrıca em perya lizme ve büyük burjuvazinin egemenliğine ka rşı bütün ul usal güç­ lerin eylembirliğ ini gerçekleştirmeyi, sosya l izme varmak için geçilecek yol­ da bir aşama olan ileri demokrasi düzeninin zoru n l u bir temeli olarak ka bul eder. Bu ba kı mdan sosya l ist a k ı m ı n birl i k ve bütü nlüğünden yana1 090


d ı r. Ama legal sosya l ist a k ı m ı n bugün bölük pörçük bir d urumda olduğ u da bir gerçektir. lega l sosyal ist akı mda iyi niyetli, sosyal izme içtenlikle bağlı yönetici ve m i l ita nların da bulunduğu inkôr edilemez. TKP, bun­ larla eşitl i k şartları nda dialoglar ku rma n ı n zorunluğuna inanmışt ı r. Bun­ dan ötürü legal sosya l i st akımda olup bitenleri, gelişme ve geri lemeleri ya kından bil memiz gerekiyor. TiP Genel Başka n ı sayın Boran Tüm iktisat­ çılar Birl iğ i lokal inde verd i ğ i bir konferansta, önü müzde duran devri m aşaması n ı n sosya l ist devrim olduğ u noktasında yine ı sra rla d u rdu. TiP'i i şçi sınıfı nı n tek partisi olara k g örmek istedi. Marksizm - Leninizm, işçi sınıfı dışı nda kimsen in, hiçbir a k ı m ı n tekelinde ol madığı g i bi, işçi sınıfı da kimseni n tekelinde değ i ldir. işçi sı nıfı nın ve davası nın sa hibi de onu ve davası n ı B i l i msel Sosya lizm temel inde benim­ siyenler ve bizzat işçi sınıfının kend isidir. Bir akımın işçi sı nıfı n ı n partisi olabilmesi için, onu i ktida ra ve egemenliğe yöneltecek bir prog ra m ve politikayı uyg ula ması şarttı r. Ancak bu gibi a k ı m işçi sınıfı n ı n hareketi ne sa hip çıkabil i r. M a rksizm -Len i n izm, ya n i işçi s ı ı nfı n ı n savaş teorisi ve ideo­ lojisi herkese açıktı r. Ne varki, M a rksist-Leninist olmak, M a rks' ı n , Engels'­ in, Lenin'in fikirlerini papağa n gibi tekrarlamak değ i l , onları n düşü nce­ sini, yöntemleri n i za m a n ı mızın ve ü l kemizin somut şa rtlarına göre ca n l ı v e yaratıcı b i r şekilde uyg ul a m a k, işçi sın ıfına, emekçi halka devri min ve kurtu luşun yol l a rını göstermek ve açmaktır. Bili msel Sosya lizm ışığı nda bugün memleketi n içinde bulunduğu düzeye baktı ğ ı m ızda önüm üzde du­ _ ra n aşamanın doğ ruda n doğruya sosya list aşama olmadığı derhal görü l ü r. Türkiye, em perya lizmin ve büyük burjuvazi n i n hegemonyasında ekonomik gel işmesi bu g üçlerin plôn ve çıkarlarına göre ayarl a n m ı ş, gerçek de­ mokratik devri mlerin önemli ölçüde uyg u l a n ması engel lenmiş olan, işsiz­ lik, yoksu lluk süreci n i n a rttı ğ ı , enflôsyonun g ittikçe kaba rdığı bir ü l kedi r. Faşist yöntem ler hükümet tarafından gençliğe ve işçi sı nıfına karşı mem­ leket ölçüsünde uygulanıyor. H ükümet, ord uyu bir daha halkın üzerine sürme olana kları n ı a radığı gibi, bir ya ndan da pa rla mentodaki çoğunlu­ ğ u na daya n a ra k işçi sın ıfına ve halkın elde kalmış demokratik haklarına karşı « sü k Cı n » kanun tasa rıları hazırl ıyor. Fakat işçi sınıfı, Türk-iş'in başını tutan birkaç sarı send i kacı hariç bütü n send ikalar, emekçi yığ ı nları n ı n demokratik hakları n ı savu nmak için ha rekete geçm işlerd i r. 20'den fazla send ika SSK'daki işçileri n d i renişini ben i msed i ğ i n i ve onlarla daya nışma halinde olduğunu i l ô n etm işti r. CHP yöneticileri, Senato'daki Milli Birl i k Grubu duru m u n g i ttikçe gerg i n leştiğ i n i , çok teh l i keli bir aşa maya ulaştı­ ğ ı n ı bel i rtmekte, bu hükü metin m utla ka, değiştiril mesi ni istemektedider. Bilindiğ i g i bi, TKP, Demirel h ü kü meti n i n kurulduğ u g ü nlerde, onun mem­ Iekete yoksu l l u ktan, işsizlikten, pa h a l ı l ıkta n, enflôsyondan, buna l ı m l a rdan, kanlı bir terörden başka bi rşey getirm iyeceğ i n i , devri l mesi gerektiğini, yerine de işçi s ı nıfı nın da katı lacağ ı ve bütü n demokratik g üçlerden kuru l u bir hükü metin işbaşı na getirilmesi gerektiğini bel i rtmişti. Onümüzdeki i l k 1 091


aşama n ı n başta gelen hedefleri sosyal izme yol açan demokratik reform­ ları, devrimleri başarma ktı r. Bugün i çinde bulunduğ u m uz bunalı mla ra, faşist sa ldırı lara başka türlü son verilemez. Topl umun sosya l izme yöneli k demokratik b i r düzene geçmesi başka türlü sağ lana maz. Bu somut hedef­ leri çiğneyerek, onları n üstünden atlıyo rak, bug ünkü aşamada «sosya l ist devrim " gibi soyut hedeflere yönelme çabası, yığınları demobilize etmek­ ten, onları uyuşturmaktan, yani bu rjuvazin i n stratejisine uymakton başka bir sonuç vermez. TiP yöneticilerine ya kınlığ ıyle ta nınan « Yürüyüş» dergisinde çıkan bir yazıda, Türk Ceza Ka n u nu'ndaki 1 41 ve 1 42. maddeler kaldırı l madan da, bili msel sosya l izme daya nan legal bir partinin kurulabileceğ i iddia edil­ mektedir. Bu idd iayı TIP Genel Başkanı Boran'ın önüm üzdeki aşamanın sosyalist devrim aşaması olduğu sapta masıyle bi rleştirdik mi, çok sert bir çel işki beliriyor. Çünkü 1 41 ve 1 42. maddeleri sosya l ist gelişmeye engel saymayan a nlayışla, sosya l ist devri m, işçi sınıfı n ı n egemenl i k ve d i kta­ torası fikri bi rbiriyle bağdaşamaz. Ama bu çel işki gerçek sosyal ist bir devrim gözönünde tutulduğ u zaman sö�konusudur. Sayın Boran sosya l ist devrim derken neyi kastediyor? Bu açık değ i ld ir. işçi sınıfının egemenli­ ğini, proletarya diktatorası n ı gözönünde mi tutuyor, Aybar' ı n « g üler yüzl ü » sosyalizmini m i ? Yoksa Avrupa ka pitalist ülkelerinde Ma rksist" olmayan sosyalistlerin i leri sürdüğ ü «demokrati k » sosya l izmi mi? Ayrıca, sosya l ist devrim nasıl başarı l acaktı r? Seçi mlerle, parlamenter yollarla m ı , burjuva­ zinin şiddetine karşı devri mci şiddeti kullanarak mı? Burada açık olan bir şey varsa, « g ü ler yüzl ü » veya «demokrati k » sosya l izm laflarını ortaya ata n ların, sosyalizmin demokratik özün ü i n kôr ettikleri, küçük burjuva oportünizmine kapıldı klarıdı r. Bir de "Yürüyüş » derg isi sorum luları n ı n 1 41 ve 1 42. maddeler g i bi Kom ün ist Partisini yasaklomakla kal maya n, bütün ilerici, devri mci, demokratik fikirleri kanlı faşist baskıların kapsa m ı na alan, faşist ıtalya'dan a ktarı lan hüküm leri kabullen melerid ir. Işçi sınıfı başta olmak üzere Türkiye'de bütün demokratik g ü çler kanun­ larımızda n faşist ve anti-demokratik madde ve hüküm lerin, en başta 1 41 ve 1 42. maddelerin kald ırı ması için yıllard a n beri mücadele etmektedir­ ler. TKP, bu maddelerin Ceza Kanunu'na alındığı 1 936 yılından beri bun­ ları n büyük sermayenin, toprak beyleri nin ve bürokrasinin d iktatorasını, egemenliğini halka , yığ ı nlara dayatmak için getirildiğini bel irtmiş ve daha o zaman bunlara karş ı savaş bayrağını açmıştı . Bugün u lusal bur­ juvazi nin ilerici kol unun da, geniş emekçi yığ ınları n ı n da işçi sınıfı n ı n sendikalarıyle birlikte bu faşist maddelere karşı savaştı kları bir gerçektir. Bu d u rumda "Yürüyüş » derg isi gibi bu maddelerin varl ı ğ ı n ı kabullenir bir tavır takınmak, işçi sınıfı nın, emekçi halkın, TKP'nin elbirl iğ iyle yürüttüğü anti-faşist, anti-em peryal ist savaş ı m ı n ı a rkadan vurma k, aşırı gerici, fa­ şist pol itikacıların, büyük burj uvazinin değ irmenine su akıtmaktan başka bir anlama gel mez. TKP'nin legale çıkmasından korka nlar, TKP legale 1 092


çıtkığı takd i rde bulanık suda ba lık avlamak olanaklarını büyük ölçüde yitireceklerini a nlıyonlar sosyal ist maskesi a rdı nda faşist yöntemlere sarıl­ maktad ı rl a r. i şçi sınıfı bu iha neti işl iyenleri görüyor. Lega l sosya list akı­ m ı n legalcileri, ya lnız komünistleri pol ise ihba r eden tutu mlarıyle yetin­ m iyorla r, TKP'ye, işçi sınıfına ve genelli kle halkımızın kurtuluş hareketine karşı burjuvazinin en gerici kolu ile bütü nleşiyorl a r. T i P ve öteki leg a l sosyal ist partilerdeki gerçek sosya listlerin bu iha neti nefretle karşılad ık­ Iarına şüphe etmemek gerek. Gerçek sosyal istlerin bu i hanete karşı TKP'­ nin devrimci bir platformda eylembirliğine g itme teklifinin devri mci kıy­ meti ni daha iyi ölçtü kierine de şüphe etmemek gerek. Bu gelişmeye paralel olara k .. Halkın Sesi» derg isi etrafında toplanan Maocular, Tü rkiye Komünist Partisi'nin kurucusu Mustafa Suphi'yi d ü nya komünist ve işçi hareketine ve en başta Sovyetler Birliğine karşı çıkarma­ ya, onun bıraktığı zengin teorik ve ideolojik m i rası Maocu luğun iha net po­ litikasına basa mak hal ine getirmek istemekted iri er. Maocuların ta ri hsel gerçekleri bile değ iştirmekten çekinmeyecek mora l bir düşüklük içinde olduklarını biliyoruz. Bundan ötürü Mustafa Suphi'nin büyük hatı rasını lekelemeye kalkıştıklarına şaşmıyoruz. Ancak bu konuda şunu hatırlatmak gerek : TKP'yi Komi ntern'e üye kaydeden onun kurucusu ve i l k başka nı M ustafa Suphi'd i r. TKP' nin kurcusu, Sovyetler Birliği ile içten bir dostlukla bağla nmış, anti-sovyetizmle savaşmayı her zaman hem yurtseverl ik, hem de enternasyona l ist bir ödev saymış!ı.

1 093


Komünist Enternasyonal (KOMiNlERN) hakkinda kısa bilgiler • Komintern ' i n Biri nci (Kurucu) Kongresi 2-6 Mart 1 9 1 9'da Moskova'­ da yapıldı. 21 ü l keden 35 parti ve g ru bu temsi len 52 delege katıldı. Ko­ m i ntern'in kuruluş amacına, program ve savaş platform una i l işkin rapor V. i . leni n tarofından okundu . • Komintern'in 2. Kong resi 1 9 Tem muz 1 920'de Petrogrot'ta (lenin­ g rot'ta) ça lışmalarına başladı, 23 Tem muzdon itibaren Kong re çalışma­ ları 17 Ağustos'a kadar Moskova'da sürd ü rüldü. 2. Kon g reye 37 ülkeden 67 örgütü temsilen 2 1 7 delege katı ldı. 67 örgütten 27'si Komünist Par­ tiler'd i . Kong rede len i n ' i n « Uluslararası d urum v e Komintern ' i n o n o ödevleri » kon u l u raporu ta rtışı ldı. 2. Kong rede, Komi ntern'e üyeliğin «21 şartı » bel irlenerek kabul ed ildi. Böylece Komi ntern'e oportü nist, reformist ve d iğer sapık akımları n sızmasına engel olundu. Bu şartları n en önemlileri şunla rdı r : Komi ntern'e üye olon partiler, devrim sava ş ı n ı n ve Marksizmin temel il kesi olon proleta rya diktatörlüğünü kabul ederler; reformist ve merkezçi (Santrist) unsurlarlo tüm i l işkileri kesmek ve partiyi bunlardan tem izlemek ; legal ve i l legol şavaş yöntemleri n i uyu mlu bir şeki lde uy- , gulamak ; demokratik santra lizmi, parti nin başlıca örgütlenme biçimi ola ­ rak kabul etmek ; Proleta rya enternasyonalizmine içtenlikle bağ lı ka l mak ; işçi sınıfını ve yığ ı nları kaza nmak için sürekl i savaşmak vb . . . . .

-

Komi ntern'in bu üyelik şartları nı kabul etmiyen ve sosya l-demokrasinin merkezci, oportünist ideolojisinin etkisinden kurtula mıya nlar Mart 1 921 'de Viya na'da toplanara k ta ri he « iki buçuk Enternasyona l " adıyla geçen « Uluslara rası işçi Sosya list Partileri Birliğ i »ni kurdular. Bunlar 1 923'te Bern'de toplanan «Sosyal ist Enternasyonal »e katı l d ı l a r. Komi ntern'in 2. Kon g resinin önemi üzeri nde dururken leni n şöyle di­ yord u : « Komünistler önce kend i il keleri ni bütün d ü nyaya açıklamak za­ ru ndayd ılar. Bu, Biri nci Kongrede yapıldı. Bu ilk adımdl. iki nci adım ise, Komünist Enternasyonal'in biçimlenmesini tamamlamak, ono üyel i k koşul­ larını, yani santrislerden, işçi hareketi içindeki burjuvazi n i n açık ve g izli aja n ları ndan kesi nlikle ayrı lma koşul ları n ı bel irlemek oldu. Bu da i kinci Kongrede yapıldı . » (lenin, Tüm yapıtları, c. 44, s. 96.)

• Komintern'in 3. Kong resi 22 Haziran - 1 2 Temuz 1 921 ta ri hlerinde Moskova'da ya pıldı. Kong reye 52 ü l keden 1 03 parti ve örgütü temsi len 605 delege katı ldı. (Kong reye Türkiye Komü nist Partisi de bir heyetle katı ldı.) 1 094


Kong reye Len in ta rafı ndan hazırl a n a n ve Komüni st Partileri nin işçi yığ ı n l a rını daha geniş ölçüde kaza nabifmesi yönünde yeni taktikleri içeren bir tasa rı sunuldu. Alma nya, Avusturya, italya ve Çekoslovakya Komü n ist Partileri heyetleri nin bazı üyeleri bu tasarıyı « sofcu » açıdan eleştirdifer ve Lenin'i « Kong renin sağ kanadında yer a l makla» suçla d ı f a r. Lenin'in «yığ ı nl a rı kaza nmak için sava ş » çizg isine ka rşı bu «soleular» «taa rruz teorisi»ni iferi sürdüler. V. i. Leni n bu eleştirilere ceva p olara k 1 Temmuzda tarihsel konuş­ ması n ı yaptı. Komi ntern'in ta ktiklerini savunan Lenin, komünistlerin yeni koşu l l a r içinde, hızla değişen d u ruma göre savaş takti kleri uyg ulamak zorunda oldukları n} bel i rterek şöyle d iyord u : « Geçm işte doğ ru olan, fa­ kat bugünün koşu l l a rında g ü ndemin dışında ka lan slog a n l a ra sarılma­ mak, Marksizmi n genel d u ru m l a rını papağan g i bi tekra rlamaktan ka­ çınara k meydana gelen somut d u rumu i ncelemek ve ona göre politik çiz­ gi ve taktikler sapta mak, işte devri mcilerin, komü nistlerin usta l ığı bura ­ dadır. »

Lenin, 1 921 y ı l ı n ı n orta larında meyda n a gelen d u rumda burjuvaziye karşı « hemen taarruza geçilmesi » görüşünü savunanların, isteyerek ya da istemeyerek işçi sınıfını serüvenlere, Komünist Parti lerini de yıkıma sürükleyebi fecekleri n i bel irtti . Lenin, kendisini böylesi bir serüvencifiğe kaptıran bir parti nin, eninde sonu nda yığı nlardan kopmuş bir g rupçuk, ordusu olmıyan genera l ler d urumuna dü şeceğ ini önemle bef irtti. Lenin «solcu »ları n bu görüşünün bütün teorik tutarsızlığ ı n ı ve pofitik zararını gözler önüne serdikten sonra komünist pa rti leri n i n hem santrizme ve sağcı oportü nizme ka rşı, hem de « solcu l uğa » ve sekterl iğe ka rşı amansız bir savaş yürütmeleri ni isted i . Lenin, komünist pa rti leri n i n işçi sın ıfı n ı n ön­ cüsü olma yolu nda yürü rlerken işçi sınıfı n ı n birliğini sağ lamak, yığınları kendi ilkeleri etrafında toplamak için diğer politik akım ve pa rtilerle ge­ rektiğinde işbirliği yapma, bazı ödünler verme usta lığını da öğrenmeleri gerektiğini beli rtti .

• Komi ntern'in 4. Kongresi 5 Kası m 1 922'de Petrograt'ta (Leningrat'­ ta) toplandı ve 9 Kasım - 5 Ara l ı k dönemindeki ça lışmalarını Moskova'­ da sürdürdü. Kong reye 58 ülkeden 66 parti ve örgütü temsilen 408 delege katıfdı. Kom intern'in 4. Kongresinde 3. Kongrede ele a l ı n a n bazı sorunların görüşülmesine deva m ed ildi. Kongrede ayrıca Lenin tarafı ndan hazırl a ­ nan v e Büyük Oktobr Sosya list Devri mi'nin 5 . yıldöünmüne hasred ilen rapor okundu. Leni n bu ra porunda, Oktobr Devrimi'nin tari hsel önem ini bel i rtirken kardeş kom ün ist partilerinin Bolşevik Pa rtisi'nin zeng i n deney­ lerinden yapıcı bir biçimde y a ra rl a n m a l a rını önerd i . Dördüncü Kongre, Macarista n v e italya'da faşist dikta rejim ieri n i n 1 095


kurul ması üzerine, faşizme ka rşı savaş konularını da inceled i . Kongre, faşizme karşı en etki n savaşın, tüm i lerici ve demokratik güçleri tek­ cephede birleştirmekle yürütü lebileceğ i n i bel i rtti ve sendikal birl iğ i n sağ­ lanmasının büyük önemi üzeri nde d urd u. 1 923 y ı l ı n ı n başları nda ka pi­ ta lizmin kısmen bir istikrar bul masıyla para lel olarak, sosyal demokrasi­ n i n ve reformist sendikaların sağcı l iderleri de aktifleşti. Bunlar işçi s ı n ı ­ f ı n a bir ya ndan burjuva ideolog l a rı n ı n uydurduğu "sınıfsal işbirliğ i » g i bi teorileri aşıla maya ça l ı ş ı rken, bir yandan da burjuvaziyle açık işbirliğine gittiler. Bazı komünist partilerinde sağcı oportün istlerle, solcu sekterler, Troçkistler başka ı d ı rmaya başladılar. 1 924 y ı l ı n ı n Ocak ayında Len i n hayata gözleri ni kapadı. Bu, d ü nya komünist hareketi için büyük bir kayı ptı . Lenin'in ö l ü m ü nden sonra Troçki ve taraftarları Len i n ' i n devrim teorisine ve Ko mintern'in Leninci taktik­ lerine açı kça karşı çıkarak Bolşevik Pa rtisi'ni ve Komi nterni " d ü nya dev­ ri m i » tezi altında serüvenciliğe sürüklemeye çal ı ştılar. Troçkizme karşı a mansız bir savaş açı ldı. Bolşevik Partisi'nin Sovyetler Birl iğ i nde sosya­ l izmi kurma yönünde Leninci çizgiyi başarıyla savunmuş olması, Troçkizmi yenmesi, dü nya kom ü nist hareketi n i n ve Komi ntern'in büyük bir başarır oldu .

• Komi ntern'in 5. Kongresi 1 7 Hazira n - 8 Tem muz 1 924'te Moskova'­ da ya p ı l d ı . Kong reye 49 komünist partisinden, 1 devri mci halk pa rtisinden ve 1 0 uluslara rası örgütten 504 delege katıldı. Komi ntern'in bu kong resi tarihe Bolşevik Pa rtisini ve Leninci ilkeleri savu nma kong resi olarak geçti. Kongrece kabul edilen ana belgede, Len inci partinin özellikleri şöyle sıra­ lan ıyordu : Yığ ı n l a r a rasında sıkı bağ l a r kurmak, partiyi yığ ı n örgütü ha­ line getirmek ; her türlü dogmatizmi ve sekterl iği ortadan ka ld ıracak esnek bir taktik uygulama k ; Marksizmin devri mci ilkelerine sıkı sıkıya bağ lı ka l ­ mak ; demokra tik santra l izm i lkeleri ni titizlikle uygulamak . . . Ancak 5. Kongre ka rarları a rasında, işçi sınıfı n ı n birliği ve geniş cephe konusunda komün ist parti leri n i n diğer parti ve örgütlerle işbirl iğ i yap­ masını sınırlayan bazı durumlar da yer a l ıyord u . Bu ise, komünist parti­ leri n i n diğer parti ve örgütlerle üst düzeyde görüşmeler yapmasına engel oluyord u. Beşinci Kongre tezleri nden bir başkası nda ise, sosya l-demokrasiyle fa ­ sizm a rasında ayrım yapılmıyordu. Bu da i leride faşizme ka rşı geniş iş­ birliği ya pılmasını zorlaştırd ı . Bu hatalar Komi ntern'in icra Kurulu Ple­ num unda a l ı na n yeni karla rla gideri ldi ve sekterliğe ka rşı savaş açıldı. Ayn ı zamanda Komi ntern, komün ist ha reketi için büyük bir tehlike haline gelen Troçkizme karşı savaşmayı da başlıca görev olarak bel i rledi ve Troçkizmi karşı -devri mci bir akım olarak niteled i . . Komi ntern'in 6. Kongresi 17 Temmuz - 1 �ylül 1 928'de Moskova'da

'

1 096


ya pıldı. Kong reye 57 ü l keden 65 parti (bunlardan 50'si komü nist partisiy­ di) ve örg ütü temsilen 515 delege katıldı. Kongre, kapita l izmin yeni bir bunal ı m dönemine girdiği, sınıf savaşlarının ve u lusal kurtu l uş hareket­ lerinin keskin leştiği bir sırada topla ndı. Kongre, 9. Plen umca onaylanan taktik çizg iyi benimsedi. Buna göre, komü nist partileri n i n , ka pital ist ü lke­ lerde meydana gelebilecek derin sosya l-politik buna l ı m karşısı nda hazı r­ lıklı olma ları gerekiyord u . Ancak kon g re, bu buna l ı m ı proletarya devri mi açısı ndan değerlendiriyor, faşizm tehlikesini küçümsüyord u . Oysa, en ge­ rici çevreler fa şizmi yerleştirmek için bu derin buna lımdan yararlan mayı tasa rlıyorlard ı . 1 933 yılı nda Alma nyada faşizm in iktida rı ele g eçirmesi, d ü nya kom ü nist ve işçi hareketi için ciddi bir ders oldu. Faşizm, Avrupada a rtık reel bir teh l i ke olara k kend i n i gösterm işti. Kom i ntern'in ve bütün komünist partileri n i n önünde faşizme karşı savaş birincil ödev olara k d u ­ ruyordu . Ancak tü m a nti-faşist g üçleri b i r tek cephede birleşti rmeyi a ma ç­ Iıyon yen i dönemin koş u l l a rı n a göre savaş biçim ve yöntemlerini belir­ leyen taktik çizg i l er hazı rla n m ı ş değildi. Komi ntern'in önü nde böylesi önem l i bir ödev d u ruyord u. Bu ödevi Komi ntern'in ta ri hsel 7. Kongresi yerine getird i.

• Komintern' in 7. Kong resi 25 Temmuz - 20 Ağustos 1 935'te Moskova '­ da ya pıldı. Kong ren in toplandığı sıralarda Kom intern'e bağ lı 76 komü nist partisi ve örgüt vardı. Bunlard a n 1 9'u Komintern'e sempatizan örg ütlerdi. Bu parti ve örgütlere üye olan kom ü n i stlerin sayısı 3 m i lyon 1 4 1 bindi. Kapita list ü l kelerdeki kom ü n istlerin sayısı 785 bin civarı ndaydı. Kom ünist partilerden sadece 26'sı legal çalışma olanaklarına sahipti. 50 parti il le­ gal ça lışmak zoru nda bıra k ı l m ı ştı ve komünistlere karşı sert bir terör uy­ g u l a nıyord u. 7. Kong ren in ça lışmalarına 65 pa rti ve u l uslara rası örg ütü temsilen 51 3 delege katı ldı. Kongrenin fe hri başka n l ığ ı na o za manlar faşist Al­ ma nya zında nlarında bulunan E. Tel m a n seçildi. Kongre şu soru nları görüştü : 1 . Komünist Enterna syonal icra Kurul u'nun faal iyet raporu (ha ­ zı rlaya n V. Pieck) ; 2. Ulu sla ra rası Denetim Kom isyonunun faaliyet raporu (hazırlayan Z. Angaretis) ; 3. Faşizmin yayı l ması ve faşizme karşı işçi sını­ fı nın birliğini sağlama savaşında Komi ntern'in ödevleri (hazırlayan Georg i D i mitrov) ; 4 . Em peryal i stlerin h a rp hazırlığı v e Komintern ' i n ödevleri (ha­ zırlayan P. Toliyatti) ; 5. Sovyetler Birliğ inde sosya lizm k uruc u l uğ u n u n sonuçları (hazırlayan D. Z. M a n u i lski) ; 6. Yönetim org a nl a rı n ı n seçi m i . 7 . Kongrenin tarihsel önemi herşeyden önce komünist partilerinin faşiz­ me ve yeni bir d ü nya harbi teh likesine karşı savaşta uyg ulayacakla rı yeni bir strateji ve takti k çizg i sini bel irlemesi nden il eri gel mektedir. Kongre, iktidarda bulunan faşizmin sınıfsa l nitel iğini şöyle formü le etmişti r : « Fa ­ şizm, finans kapita l i n en g erici, en şövenist, en em perya l ist çevrelerin açık terörcü diktatörlüğüd ür. " Kongre, faşizmin iktida ra gel mesi ni, burjuva hü1 097


kü melleri nin geleneksel değişmesi değ i l , burjuvazi n i n sın ıfsa l egemenlik biçi mi, parlô menler demokrasi yeri ne en gerici, açık terörcü di ktatörlü k biçi minin g etiril mesi olara k ta nımla mıştır. Kong re, faşizme karşı geniş bir halk cephesinin kurulması prensipleri n i belirlemiştir. Georg i Dimitrov'u n « Faşizmin yayıl ması v e faşizme karşı işçi sınıfı n ı n birliğ ini sağlama sava­ şında Komintern'in ödevleri " başlıklı ra porunda bu konu enine boyuna işlendi. Kong renin bu konuda aldığı kara rlard a n birinde, işçi sın ıfı nın birleşik cephe temeli ü zerinde tüm halk katmanları n ı n ; geniş köylü emek­ cilerinin, şehir küçük burjuva yığ ı n l a rı n ı n , ayd ı n la r ve d iğer a ra tabaka­ ları n faşizme karşı savaşta birliğinin sağla nması n ı n zoru nluğu belirtildi. 7. Kongrede ele alınan başlıca sorunla rd a n biri de ulusal kurtuluş hare­ ketleriyd i. Kongre şu şiarı ileri sürd ü : Ulusal ve sosyal kurtuluşları için savaşa n sömürg e ve bağımlı ü l kelerin halkla rı tüm ulusal g üçlerin a nti­ em perya list cephede birleşmesi için savaşmalıd ı rlar. 7. Kongreden sonra Fra nsa, ispanya, Bulgarista n, Çin ve diğer komü­ nist partileri, Kong re ka rarları ru hunda ha reket ederek, fa şizme ka rşı savaş biçim ve yöntemlerin i daha da zen g inleştird iler. Bu ü lkelerde komü­ n ist parti leri n i n sürekli savaşı sonucunda Halk Cepheleri kuruldu. Kom in­ tern yöneticileri Sosya list Enternasyonal yöneticilerine faşizme karşı sa­ vaşta işbirliği ya pılması önerisinde bulundular. Komi ntern ıCra Kurulu temsilcilerinden Kaşen ve Torez Sosya l ist Enterna�yona l i n bazı yöneticile­ riyle Brü ksel ve Paris'te görüşmeler yaptılar. Ancak Sosya list Enternas­ yona l'in sağcı sosya l-demokrat yönetici leri nin tutumu yüzünden bu görüş­ meler olumlu sonuç vermedi. Sosya list Enternasyonal'in sosya list partile­ rinin tutumu faşizmi n sürekli tırmandığı ve yeni bir harp teh li kesinin de­ vamlı olara k arttığ ı orta mda uluslara rası işçi hareketinde birliğin sağ ­ lanmasını engelledi. Sovyetler Birliği Komünist Pa rtisinin ve Sovyet halkının faşizme ka rşı savaşta gösterdiği kahramanlık, Polonya , Yugoslavya, Fra nsa, italya, Çe­ koslava kya , Bulgarista n, Maca ristn, Moğol ista n, Arnavutluk, Yuna nistan, Romanya, Norveç, Belçika, Danimarka, Hollanda, Lü ksen burg , Çin, Kore, Viyetna m kom ü nistleri n i n yiğit a nti-faşist savaşları, iSR,anyol, Alman, Fin­ land iya ve Ja ponya a nti -faşistleri nin kahra ma n l ı k dolu di renişi, uluslara­ rası komü nist hareketi nin savaş biçim leri ni zeng inleştirmiş, harp sonrası gelişmeyi büyük ölçüde etkilem iştir. Komintern'in Birinci Kongresinde, Ko­ m ü nist Enternasyonal'in kuruluşunu, örgütsel ve yönetim biçimlerini zo­ runlu kılan şartlar 1 940 yılla rında geçersiz olmuştur. i kinci Dü nya Savaşı yıllarında meydana gelen d u ru m d ü nya n ı n çeşitli bölgelerinde sorunları n d a h a karmaşık b i r h a l a l ması Komü ni st parti lerinin b i r merkezden yöne­ tilmesini zorlaştırmıştı r. Komünist Partilerden bir kısmı sa ldırgan ül kelerde, bir kısmı da sa ldırıya uğrayan ülkelerde faal iyet yürütmek zorunda kal­ mışlard ı r. Bir kısmı leg a l , d iğer bir kısmı ise illegol koşu llar altında, d iğ er 1 098


bir kısmı da som urge ve işg a l edilen ü l kelerde ça lışmak zoru nda bıra ­ kılmışlard ı r. Komün ist partileri için, ü l kelerin somut koşul l a rını inceleyi p yeni savaş yol l a rı a ra ma k kaçı nı lmaz bir zorunluk olmuştur. Bütün bunlar, dü nya komünist hareketinin bir merkezden yöneti l mesini daha da imkôn­ sızlaştırmış, hatta bunu gereksiz k ı l m ıştır. Ayrıca, faşizme karşı savaşmak isteyen u l usal ve ul uslara rası güçler a rasında geniş cephen in kurulmasını zorlaştıran bütü n. engel lerin, bu a rada komün ist partilerinin « d ı şa rdan yöneti ldiğ i » yolundaki iddia nın yokedi l mesi de gerekiyordu. Bu neden lerden dolayı Mayıs 1 943'de top­ lanan Komi ntern İcra Kuru l u Prezidyu mu Komintern'in dağıtı l masını ka­ rarlaştırd ı . Bu karar Komi ntern'in bütün seksiyonlarınca onaylandı. Komi ntern, Marksizm-leninizm öğ retisini sağ ve « sol » oportü nistlere karşı savu nmakla, Marksizm -leninizmin uluslara rası alanda işçi hareke­ tiyle birleşmesini gerçekleştirmekle, bu öğ retiyi yeni strateji ve taktikle zeng"inleştirmekle, faşizme karşı savaşta geniş bir halk cephesi nin oluş­ ması nı sağ la m a kla ve faşizmin bir sistem olara k d ü nya ölçüsünde yenil­ giye uğratılmasına büyük katkıda bulun makla, Bolşevi k Partisi, ul uslara ­ rası kom ün ist ha reketi v e u l usa l kurtuluş ha reketleri a rasında sağ l a m bağ l a rı n kurulmasını gerçekleştirmekle tari hsel misyonunu yerine getir­ miştir. Komi ntern enternasyonalizm bayrağını daima yü kseklerde dalga­ Iandırmış, kom ü n izm fikirleri nin bütün dü nyaya yayılmasını sağ l a mıştır.

1 099


TKP'nin gelişmesi ve bu gelişmeyi engel leme çabaları M. Eğeli

Memlekette sınıf savaşları, i lerici, devrimci yurtsever g üçlerin işbi rl ikçi hükümete, Amerikan uyduluğuna karşı savaşı sertleşiyor, gelişiyor. Ana devrimci güç olan işçi sın ıfı bu savaşta başı çekiyor. işçi sı nıfı n ı n sava ­ ş ı m ı giderek daha bilinçli, daha örgütlü ve disiplinli ol uyor. Halk düşmanı hükümeti alaşağı etmek, ileri demokratik bir hükü meti işbaşına getirmek savaşı d urmadan genişl iyor, yığı nsal bir nitelik a l ıyor. Bu g ü ncel savaşa yeni yeni g üçler katı lıyor. Bütün bu olumlu gelişmeler, Türkiye Kom ünist Partisi'nin son -yı llardaki atı l ı m larından, yığınlar arasında, özel likle işçi sı nıfı içinde yayg ı n olarak örgütlenme, sosya list bil inci yığ ın lara indirme savaşından ayrı düşünü le­ mez. TKP'nin yeni prog ra m ı , stratejisi, taktiği, savaş belgi leri her g eçen g ü n i şçi sı nıfına, geniş emekçi yığı nlarina daha geniş ölçüde mal olmakta, Parti'nin başta işçi sınıfı olmak üzere tüm halkı m ızı söm ü rüye, em perya­ l izme, faşist baskı lara karşı savaşa yöneltme politikası etki nliğini arttır­ makta d ı r. TKP'nin g ü çlenmesi, işçi sınıfının başını çektiği ve bütün ulusu kapsaya n kurtuluş hareketinin g üçlenmesi demektir. Emperya lizm ajanları, gerici burjuva çevreleri, TKP'nin sesi ni boğ mak, onu halk yığ ı n larından koparmak, işçi sınıfına u laşması nı engel lemek için kanlı bir terör, zorba lık ve iftira kampa nyası yürütmüşlerdi r. TKP, 55 y ı l l ı k savaşında 5 3 y ı l ı nı g i z l i çalışmak zoru nda bırakı lmıştı r. Bir yanda n d a , oportünistler, Maocu lar, Troçkistler, l i kidatörler, bozg uncular, TKP'nin ideolojik, politik, örgütsel bütünlüğünü kı rma hedefi nde burjuvazi nin ya­ n ı nda yer a l m ışlard ı r. Bu çok yön lü sa ldırı la r, başa rısızlığa uğramıştı r. TKP, Marksçı -leninci öğ reti nin aydı n lattığı yoldan şaşmadan yürü m üş, işçi sınıfı n ı n devri mci savaş ı m ı n ı örg ütlemekten geri d u rma mıştır. Bugün onun toplum yaşa­ mındaki artan etkisi işçi sınıfı nı n , yığınların, em perya lizme, sömü rüye, fa­ şist saldırılara karşı savaşımı nda öncülük görevini daha geniş ölçüde başarma sı, onun yeni tür bir parti olma n itel iğinden ileri gel mektedir. Türkiye Kom ü n i st Partisi, Tü rkiye toplumunun en ilerici ve devri mci gücü olan işçi sınıfı nın politik örgütü, onun savaşkan öncü koludur. Bilimsel sosyalizmi, devrimci bili msel teoriyi kendisine kılavuz edinen, Marksçı1 1 00


Leni nci i lkelere daya nan bir partidir. Programı, tüzüğ ü, stratejisi, taktiği, bunları uyg u la ma yöntemleri, örgüt ve savaş biçimleri Leninci ilkelerden kaynaklanı r. Bug ü n TKP' n i n dışı nda, legal olarak kurulan sosya l ist partilerin varlığı somut bir olgudur. Böylesi partilerin !;ayısı yarı m d üzineyi bulmuştur. TKP'nin sosya l ist partilere karşı tutum u ilkeseldir, açıktır. Parti, bu tutu­ m u n u çeşitli biçimlerde, çeşitli yolla rla ortaya koymuştur. TKP, her nerden gel i rse gelsin, em perya lizme, faşist baskı lara karşı, u lusal kurtuluştan, demokrasiden yana atı l a n bütü n adımları destekler, işçi sınıfı n ı n birl i ­ ğ ini, sosya l ist a k ı m ı n birliğini va r g ücüyle savunur. Birlik için savaş, ayrıl ıkçı lığa, bölücülüğe karşı yürütülen savaştan ay­ rıl maz. TKP işçi sınıfı n ı n birl i ğ i için savaşırken, send ikaları n pa rça lan­ masına, işçi sınıfı n ı n örgütsel, ideolojik bölün meleri ne var gücüyle karşı durmaktadır. Bu demektir ki, TKP, diğer sosyalist parti lere karşı tutu m u n u bu par­ tilerin yönetici leri nin kimliklerine, bu partilerde yer alan bel irli kişilere g öre değ il, söz konusu partilerin emperyal izme, b u rj uvaziye karşı savaşta tuttukları safa, uyguladı kları politikaya göre beli rler. TKP'nin başta gelen a macı, bütün diğer Ma rksçı-Leninci örgüte bağ l ı o l a n kom ü nist partileri gibi, kapita l izmden sosya l izme geçmektir. Sömürü d üzeni n i ortadan kaldı rmaktır. Işçi sınıfı n ı n ve tüm halkın kurtu luş müca­ delesini zafere u laştırmaktır. Fakat bu hedefe ulaşmak için toplum geliş­ mesinin her aşamasına uyg u n bir strateji ve taktik u yg u lamak gerekir. Toplu m u n gelişmesinin değ işik a şa malarını gereği gibi saptaya mayan, Marksist-Len in ist öğretiyi değ işik aşamaları n koşulları na göre uyg ulaya ­ mayan parti ler, y a yığınlarla bağ larını koparır, y a d a devrim ha reketinin dışı nda ka lır. TKP, anayurdu, emperyalizmin, NATO'nun boyu nduruğ undan kurta rmak, sosyal izm yol u n u açacak i leri demokratik bir düzeni kurmak için sosya­ list akımın, işçi sınıfı n ı n birliğini güçlend irmek, bütü n a nti-em perya list, demokrasiden yana g üçler a rasında, iş ve eylem birl iğ inin şartlarını ya­ ratma yol undan yü rüyor. TKP'nin arta n etkinliği ka rşısı nda partiye yönelen sa ldırıların, provo­ kasyonları � son za manlarda yoğu nlaşması, en sinsi biçi mler al ması şaşır­ tıcı olm uyor. Sa hte komünist partiler kurdurarak, işçi sınıfını i l legalde . bölme gi riş i m leri, işte böylesi bir provokasyond ur. Birkaç ay evvel «TKP-R .. imza lı bild iriler dağ ıta rak ortaya çıkan ve komünist kadroları ve sempatiza nları şaşırtma, yetişmekte olan kuşaklara tuzaklar kurma, TKP'yi arkadan vurma hedefini g üden provokatörlerin kiml ikleri bugün bili niyor. Bunlar bir sosya list partinin yöneticileri arası nda yer a l mışlard ı r. TKP, 1 1 01


bu porvokatörlerin eylemleri işçi sınıfının devrimci hareketine, u l usal ve sosyal kurtuluş savaşı m ı na zarar verecek ölçüye ulaştığı za man, bunları n maskelerini düşüreceğ i n i , kimlikleri ni açıklayocağ ını, b u n u devrimci bir ödev saydığını ilan etmiştir. Ayrıca şunu da bel i rtmek gerek : bugün a rtık emperya lizmin hizmetinde karşı-devrimci bir a k ı m olduğu iyice ortaya çıkan Maocular, bozg uncu provokatör M i h ri Bel l i g i biler pis el lerini pa rti nin a d ı na, d ü n ü ne, savaş tari hine, onun kurucusu Mustafa Suphi yoldaşa uzatıyorlar. Maocular kendileri ne TKP (Ml) adını takıyorlar, dergilerinde, gazetelerinde, komü ­ nistleri, sosyalistleri, gerçek sendikacıları polise i h ba r ediyor, en iğrenç yalanları kusuyorlar. Partin i n adını, tarihini, savaş birikimlerin i korumak, bunlara uzanan el leri kırmak, devrimci bir görevdir. Bütün bunlar işçi sınıfı n ı n hareketi ni pa rçala maya, işçi sınıfı n ı n dev­ rimci partisi TKP'nin, ideolojik, örgütsel bütü n lüğünü bozmaya, o n u yığın­ lardan koparmaya yöneliktir. Bunlara karşı savaş süreklidir. Bu arada bazı yeni TI P'l ilerin TKP'ye karşı sistemli biçimde yürüttüğü, işçi h a reketini bölmeye, sosyalistleri b i rbirine düşürmeye ve komünistleri polise jurnallemeye yönelik ka m pa nyasını da görmemezlikten gelemeyiz. TKP'nin Bili msel Sosya l izm yol unda yürümesi, leninci örgüt ve savaş bi­ çimleri ni uygula ması, legol ve illegol yöntemleri uyumlaştırması ve yığın­ lara i şçi, send ika hareketine yön vermeye, savaş alanı nda yığınlara , ön ­ c ü l ü k etmeye çalışması, sahte parıa mentarizme öd ü n vermemesi karşısın­ da, bazı yeni Ti P'l ileri n, en gerici çevreleri n a nti-komü n izmine ayak uy­ d urd uklarl.görü lmektedir. Geçmişte TKP legal bir sosya list parti olan eski TI P'e bir yandan doğru devrimci strateji ve taktikleri göstermeye, eksikliklerini a nlatmaya çalı­ şı rken, bu partiyi var g ücüyle desteklemesi nden, onun güçlenmesine yar­ d ı mcı ol makta n da geri d u rmamıştır. TKP, eski Ti P'i kardeş parti olara k görmüş, o n u burjuvazin i n sa ldırı la rı na, bozg unculara, örgüt yıkıcılarına, M DD'cilere, anarşistlere karşı koru muştur. Eski TIP'in M a rksist-Leninist öğ retiye ters düşen bazı yönleri bulund uğu; partinin ideolojik doğrultusundan sosyal ist ol mayı ya lnızca sınıfla r mü­ cadelesi kabul etme, Bilimsel Sosyalizmi yalnızca bir yöntem, bir bakış açısı olara k ele alma, Bili msel Sosyalizmin i şçi sı nıfı n ı n devrim savaşında en keskin silôh olduğ unu a n lamama eğ ilimlerinin ağır bastığ ı, partinin proleta rya enternasyonal izmi eğ ili mlerini çiğ neyen bazı tutum ve karar­ ları aldığı da bilinen b i r gerçektir. TKP eski TlP'e bilimsel sosya lizm yo­ l u n u göstermek uğrunda elinden geleni yapmıştı r. TKP'nin bu ilkesel Len inci tutu m u n u bugün ya nlış anlayanlar va r. Bugün bazı TlP'l iler legal1 1 02


açık çalışma üzerine işçi sınıfı nın d evrimci mücadelesinin y önetimi üze­ ri nde kendileri n i n söz sahibi bulunduğu iddiasını taşıyorlar. Burada şunu bel irtmek gerek. Yen i TiP eski TiP değild ir. 1 2 Mart sıkıyönetim terörü dönemi nde, em perya list tekelleri n NATO'ya bağlı işbirl ikçi burjuvazi ve onlara y u m ruk olon mi litarist paşalar erklerini sürdürmek, çürüyen sömürü ve ta l a n d üzeni n i ayakta tutmak içi n ord uyu, faşist komandoları, i lerici g üçlerin, örgütlerin üzerine sürd ü ler. Eski TIP bu dönemde kapatı ldı. Drgütsel varl ığı sona erdirildi. Partiye bağ l ı kad­ rolar dağ ınıklık içine düştüler. Eski TIP' i n kadrolarından bir bölüğü sos­ yalizm savaşından uzaklaştı, bir bölüğü burjuva partilerinin kuyruğuna yapıştılar. TiP' i n kopotı lmasıyla oluşan bazı kümeler, bugün hôlô dar g ru pçuluk eylemlerine devam ediyorlar. Eski TiP üyelerinden kimileri ise, legal izm batağ ı na sa planmış bulunuyor. Bunlardan kimi leri de, polisin, işbirl ikçi hükü meti n işine yaraya n « örgütçül ü k », «gizlilik» oyunları oynuyor. TiP üyeleri nin pa rti kapatı l d ı kta n sonra böylesine savru lması n ı n kay­ nakları parti örgütü n ü n sın ıfsal birleşimi nde, pa rti üyeleri nin sı nıfsal ya­ pı larında a ra n malıdır. TIP'in bugün böylesine çapraşık bir duruma düş­ mesi nin başl ıca bir nedeni de, bu partin i n Leninci örgütlenme normları n ı uygulayan TKP'n i yana itmesidir. Bugün bu deneyden zorunlu dersleri çı karmak ve daha d i kkatli olmak bir zorunluluktur. Eski TIP içinde yer a l ­ mış Bilimsel Sosya l izme bağ l ı mi lita nlar, b u g ü n de işçi sınıfının, devri mci savaşları n içinde yollarına devam ediyorlar. 1 4 Ekim seçi mlerinden sonra sınıf savaşında, u l usal bağ ı msızlık d i reni­ şinde yeni bir aşamaya girildi. B u dönemde eski TIP'lilerden bir-iki g ru p yeni TiP'i kurd u l a r. Bugün T i P yeni b i r örgüt olarak ortaya çıkmış bulunu­ yor. Yen i TiP ayrıca ideolojik ala nda da yeni bir program, R'ol itikayla belirlenm iştir. Bütün bu nedenlerle TKP'nin eski TiP'e karşı aldığı tutu mla, bugünkü TiP'e karşı tutumu n u n fa rkl ı biçimler a lması kaçı n ı l mazdır. TKP somut koşu llara göre somut eylemler uygular. Bu, Marksçı -Leni nci öğ reti nin gereğ idir. Yoksa yeni TiP yöneticileri arasında yer alan bazı d öneklere özel ve kişisel bir tutum söz konusu değildir. Kaldı ki bugün TKP'ye karşı en iğ renç kampa nyayı yü rüten lerin arasında daha yeni TiP kurulmadan komünistlere yanaşıp, « bu işin başı nı bu kez sıkı bağ lamak istiyoruz» deyip, kapıdan çıkı nca, kendi hesa bına entri kalar çevirenler -de yer almaktadır. Bugün legal sosya list akımın üyeleri ve yöneticileri arasında, gerçekten işçi sınıfı n ı n davası na içtenlikle inanmış d ü rüst sosya l istler va rd ı r. Bazı , TiP'lilerin Komü nist Partisi'ne çel me tokmak, onu a rkada n ha nçeriemek yal unda.n yürümeleri , sosya lizme gönül verenleri de şaşırtmaktadır, ilerici 1 1 03


yurtsever g üçler, sosyali stler arosında söyleşi bağlorı kurma olanaklarını önemli ölçüde zedelemektedir. Yeni TlP'in belirfi yöneticileri a rasında bulunan ve a nti-komünizm batağ ına yuva rfanmış olanlar, d iğer sapık akımlarfa açıkça işbirliği içinde, komü n ist m i l itanları tehdit etmekte, polise i h ba r etmekte, MIl'e çağrı larda bulunmaktadı r. TKP, komünistler saldı rıya uğradığı zaman kendisini her savaş yön­ tem iyle savunmakta n geri d u rma mıştır, d u rmaYacaktır. Yeni TIP içinde yer a l a n ve TKP düşmanlığını körükleyen, M il'i TKP' n i n üzerine sü rmeye yönelen b u gibi ki mselere karşı parti mizin politikası kesin olacaktır. Bu g ibileri devrim hareketine iha net eden provokatörfer olarak ilôn edip, yalnızca maskelerin i indirmekle yetinmiyecektir. Onlara karşı burjuvaziye, emperyalizm ajanlarına karşı yürüttü ğ ü savaşı, yöntemleri uygu layacaktır.

1 1 04


«Y E N i Ç A G » D E R G i S i N i N 1 975 Y I L i N A A I T 1 2 S A Y ı S ı N D A Ç ı K A N Y A Z ı L A R ( S A Y ı 1 -1 2 )

Sayı

Buda peşte'de yapılan hazı rlık topla ntısı nın bildirisi xx: Viyetnam halkının utkusu ve bunun u l uslararası önemi Y. Barif: Halkın yararına tarım politikası

xx:

2

Sayfa

95

7

565

10

853

J. Batmunh :

8

653

xx:

Asya'da uyanışın şafağ ı . Barış halkların hakkıdır . . . .

9

749

Avrupa için bir barış yasası .

10

845

E. Gerek:

Amerikan em perya lizmi ve Batı Avrupanın yazgısı . . . . . . . . . . K. Espersen :

K. Espersen :

.

6

481

Avrupada yeni koşul la r ve ideolojik savaş

12

1 021

6 9

469 754

.

Devrimci savaş için yen i olanakla r .

V. Kaştan :

.

.

.

Avrupada yeni i lişkileri n temeli . . . . . Yüzyı llarca geri ka l mışlıktan gelişmiş sosyalizme doğru . . . . . . . . . . xx:

.

D. Kunayev:

.

.

Avrupada barış ve g üvenlik adına . H. Mies: Büyük Oktobr ve za manımız . . . . . Sosya list diplomasi -halkçı diplomasi

P. Markovski:

P. M/adenov:

7

572

8

663

11

933

11

945

9

757

Amerikamızı n ta m bağ ımsızlığına doğru

10

846

Parlamenter savaşım ile yığ ınları n hareketi a rasında bağı ntı . . . . . . . . . .

11

956

7

588

ş. Raşidov : Sosyalist yaşam ta rzı ve u l usal bilinç . V. Teitelboim : E. Tuominen :

.

Sosyal ist toplu mda ord u n u n rolü

V. Yaruzelski:

19

A. Mohammed:

Bizim sağl a m daya nağ ı m ız .

B. Ponomaryov:

Çağdaş d ü nyan ı n gelişmesinde sosya­ . . . . . .

lizmin rolü

.

.

.

.

.

.

.

.

Büyük utku ve verdiği ibret dersleri

A. Greçko:

G. Husak: D ünya tarihinde yüce bir aşama M. Rossi: F. Ebert:

ıtalya'da neo-faşizm

H. Volf:

.

.

.

.

.

Gizlilikten çıktıktan sonra .

191 373

4

297

4

.

9

285 795

.

3

215

Alman toprağ ından bir daha harp çıkmasın

V. Venetsanopulos :

dinamiği

.

3 5

Işçi sınıfı n ı n öncüsü ve toplumsal gelişme .

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

1 1 05


Sayı K. Koşta: Ekonomide meydan savaşı

.

.

8

Cu m h u riyetle yaşıt kuşak .

.

8

E. Krenz :

P. Kurtie : fra nsa'da halk birliğ ine doğ ru

2

V. Lamberts: G ü n ü m üzde ideolojik çalışmalar .

6

/. Lange : Yeni hayatın a ktif kurucuları

. . . R. Marin: çatışmaları yığınlar çözü m liyecektir .

xx:

12 12

çağı mızın Ma rksist-Leni nist partisi

5

M. Ovari: Gelişmiş sosyalizm kuruluşunda yeni aşama .

8

J. Pittman : ABD komün istlerinin memleketin gelişmesine il işkin görüşleri S. Udva/: Moğolistan kad ı n ı n ı n d ü n ü ve bugünü .

11

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

R. Urbani: Komünistlerin fa brika larda çalışmaları

12 6

H. Şmirge/d, S. Sudiman, H. Haba, T. Namsaray ve A. Vo/kov: Komünistlerin alternatifi .

9

H. Adamo: Eski ve yeni yanlariyle a nti-komünizm

6

.

.

.

B. Go/embevski: Sosya l izmde ayd ı n la rı n perspektifleri .

12

K. Zarodov: Leni n iz m ve devrimci utkunun güçlenmesi

5

sorunu xx:

Demokratik birlik savaşında komün istler

.

.

.

.

7

H. Mis : federal Alman Cumhuriyeti nde sosyal çatışmalar artıyor . . . . . . . . . . . '. ' . .

5

N. Papazov : Sosya l izm ve bilim .

.

6

Anti-emperyalist savaşı m ı n ön sıra la rı nda

9

.

E. Pastorino :

.

.

.

.

.

.

.

Gi Pe/aşo: Sıfı r a rtı ş » öneren ideoloji ve politika

8

..

V. Per/o : Birleşik Amerika'da ekonom i k çelişkiler sertleşiyor . . . . . . .

5

xx:

işçi sınıfı ve bağ laşıkları .

.

7

xx:

Demokrasi ve sosya l izm savaşında köylüler

10

/. Sinha:

.

.

.

.

Köylüleri n durumu ve devri mci olanakları

11

A. Eska/a: Ayd ı n ları n sosya l -politik görüş ve tutumları

11

xx: Sosyalist demokrasinin çağdaş problemleri ve gelişme perspektifleri

4

K. Hager: Marks'ın öngörü leri

4

Küçük ve orta işletmeler ve Fra nsa halkı n ı n tekellere karşı birl i ğ i . J. Chatain :

.

1 1 06

.

.

.

.

.

.

.

10


Sayı

. . Emek. kişilik. yaratıcılık Y. Arafat: Halkı n çiğ nenen haklarını yeniden kaza nma yolu . . . . . . . . . . . . . . . F. Balagtas : Filipinlerde değ işme eğ i l i m leri . G. Vays: Prensipsiz birl i k . . . . . T. Yaroşevski:

.

Sayfa

10

879

3 8

245

5 2

702 447

Güçlü kleri yeneceğ iz xx: Yeni dünyanın ü niversite öğrencisi A. Kunyal: 25 Nisan yol unda . . .

8

1 43 681

3

207

Topl u msa l i l erleme kriteryumu olara k kad ı n ların durumu L . Ş. : Anti -kom ü n izm karşı-devrim siıôhıdır . . . .

7

619

10

887

Çağdaş kapita l izmin temel çel işkisi

2

97

12

1 053 626

H. Prado : Devri min kesi n aşa ması .

7 9

808

Y. Prajski:

4

348

F. Kosta Gomeş :

.

E. Lagadinova :

F. Muri:

L. Padilla, O. Sançes: Geleceğe doğru g üvenl i adımlar J. Pittman : Burjuva hü rriyetleri n i n beşiği olma ktan devlet-tekel kapital izmine doğru . . .

. Buna l ı m ve harp : Problemi n çağdaş içeriği

Y. Prajski: Çağı mızı n gerçeklikleri ve e mperya l izmin

.

.

.

.

.

7

630

L. Zapirain : Fra nkizm' i n son silôhı terör .

.

.

.

.

11

1 000

S . Hadjeres: Kurtuluş cephesinden kuru l uş cephesine

6

533

3

234

politikası .

D. Henin :

.

.

.

.

.

.

.

.

.

Tehl ikeli ve düşü ncesizce bir politika

.

.

H. Alvarado: Devri mci süreç. bağ ı msızlık. uluslara rası

i l işkiler

.

.

.

.

3

242

Barış savaşçıları n ı n jübilesi

.

.

.

11

977

10

892

.

R. Çandra: F. Edelman :

.

.

.

.

.

Toplumsal gel işmenin zorunlu g ücü

E. Var : Kad ı nların d u ru m u . R. Gioldi:

.

.

.

.

.

.

.

57

.

28

Bütün d ünya için esinleyici bir örnek .

xx: Sosyal çelişkileri n derinleşmesi ve sınıf mücadelesinde yükseliş . . . . . . . . . . . . . ,

T. Görög :

Devrim ve yeni topl u m kurucuruğ u bilimi .

3

226

2

121

2

1 33

10

896

A. Lourenço : Portekiz gerici l i ğ i büyük oynuyordu ve ço k kaybetti . . . . . . . . . . . .

49

"

/. Nör!und:

Yen i yol lar a raştırma. prensiplere bağ l ı l ı k .

E. BIinova: Rakamlar

ve kanıtlar

.

.

.

.

.

.

.

1 1 07


Sayı

T. Dragoyçeva : Devri m i n silôhlı güçlerini meydana getirmede Bulgarista n Komü n ist Partisi'nin deneyi N. Din Çi : Bütün borı şsever g üçler bizden yanadır .

Sayfa

2

151 58

B EL G EL E R VE KAN ıTLAR Gelişen yola bir bakış

.

.

.

.

37

Em perya lizmin ba rut depoları

4

306

I ki nci Dü nya Savaşı'nın istatistiği

5

386

Komünist ve işçi partileri hakkında kısa bilgiler

Viyetnam Emekçiler Partisi, ısviçre Emek Partisi, . . . . . .

6

Türkiye Komünist Partisi, Senegol Afrika Bağ ı msızlı k Partisi, Dominik Komünist Partisi, Sudan Komünist Partisi, Nikaragua Sosya list Partisi, Haiti Birleşik Komünist Partisi . . . . . . . . . . . . . . . . . .

7

636

Yugoslavya Komünistler Birliği, Suriye Komünist Partisi, Venezüella Kom ü nist Partisi, Tunus Komünist Partisi . .

10

915

Honduras Komünist Partisi

.

Peru Komü nist Partisi, Reünyon Komü nist Partisi, Meksika Komü nist Partisi, San-Marino Komü nist Partisi, Kosta - Ri ka Oncü Halk Partisi, G uadelup Komü nist Partisi Kore Emek Partisi, Fas Ilerilik ve Sosyalizm Partisi, Ekvador Komü nist Partisi, Martinik Komünist Partisi, Lesotho Komünist Partisi, Salvador Kom ü nist Partisi . .

.

545

.

11

.

.

. 1 005

12

.

.

1 079

OZEL SAYFALAR TKP Merkez Komitesi'nin halkımıza çağ rısı .

1

TKP Merkez Komitesi'nin Bildirisi

60

2

1 62

TKP Merkez Kom itesi'nin çağrısı

.

.

.

.

4

355

TKP'nin 1 Mayıs Belgileri .

.

.

.

.

4

357

4

359

.

.

TKP Merkez Komitesi'nin SBKP Merkez Komitesi'ne mesajı 1 1 08


Sayı

TKP Merkez Komitesi'nin Bildirisi . TKP Merkez Komitesi'nin Bildirisi .

.

.

.

.

. . . . TKP Merkez Komitesi'nin PKP Merkez Komitesi'ne mesajı . . . . . . . . . . . . . . . . TKP Merkez Komitesi'nin Halkı m ı za çağrısı

TKP Merkez Komitesi'nin B KP Merkez Komitesi'ne , m esaji . . . . . . . . . . . . . . . . TKP Merkez Komitesi'nin Bildirisi . . . . " TKP Merkez Komitesi'nin SBKP Merkez Komitesi'ne mesaji . . . . . . . . . . . . TKP M K'nin Hindistan Kom ü nist Partisi Ulusal Konseyine mesajı . . . . . . . . . TKP Merkez Komitesi'nin çağrısı TKP Merkez Komitesin i n halkı mıza yeni yıl mesajı

Sayfa

6 7

549 644

8 9

735

10

832

10

920

11

1010

11

1 01 1

12

1 080 1 081

818

12

TKP MK Genel Sekreteri i . Bilen yoldaşın SBKP MK Pol itik Büro aday üyesi Ponomaryov yoldaşa mesajı .

62

TKP MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın FKP M K'ne mesajı . . . . . . . . . . . . . .

63

TKP MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın BKP M K Sekreteri Telalov yoldaşa mesajı . . . .

64

TKP MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşı n konuşması

65

TKP MK Genel Sekreteri i . Bilen yoldaşın MSIP'nin X. Kong resinde yaptığı konuşma . . . . . . .

3

254

TKP MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın MSIP organı « Nepszabadsa g » gazetesine demed . . . .

3

258

TKP M K Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın FKP M K'ne mesajı . . . . . . . . . . . . . . . . . .

4

360

TKP MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşı n Ispa nya Komünist Partisi Başka n ı Dolores Ibaru ri'ye mesajı . . . .

12

1 082

TKP M K Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın « TKP'nin Sesi» ve « Bizim Radyo » muhabirierine verdiği d emeç

4

361

TKP MK Genel Sekreteri i . Bilen yoldaşın Ingiliz Kom ü nist Partisi M K organı « Morning Sta r» gazetesine demed

6

TKP MK Genel Sekreteri i . Bilen yoldaşı n 10 Eyl ül 1 975'de TKP'nin 55. kuru l uş yıldön ü m ü dolayısiyle yaptığı konuşma

9

820

9

828

TKP MK'ne gelen kutlama mesaj ları .

.

.

.

.

.

.

. 551

1 1 09


Sayı TKP'riin 1 2 Eylü l 1 922'de yasaklanması üzerine M K'nin p rotestosu . . . . . . . . . . . . . . .

.

ıtalyan Komünist Pa rtisi'n i n 1 4. Kongresinde TKP tem­ . . . . . . . . silcisinin konuşması . .

3

Avrupa Kapita l ist Dikeleri Komünist Partileri'nin Düssel­ dorf Toplantısı n a katı l a n TKP delegasyonunun raporu

3

TKP temsilcisinin Düsseldorf " Unsere Zeit» şenliğinde yaptığı konuşma . . . . . . . . . . . .

9

.

.

.

A. Soydan: Sınıf partisi, yığın partisi (2)

.

.

.

A. Soydan: Türkiye'de sınıf savaşında gelişmeler, k uvvetler dengesinde değişiklik . . . . . .

2

A. Saydan : Karl M a rks'ın yapıtı " Gotha Prog ra m ı n ı n Eleştirisi»nin 1 00. yı ldönümü . .

3

A. Sayd a n :

4

.

Faşizm

ve neo-faşizm (1)

A.

Soydan : Faşizm ve neo-faşizm (2) .

5

A.

Saydan: Faşizm ve neo-faşizm (3) .

6

A. Sayda n :

7

Yeni gelişmeler, yeni kaza n ı m l a r .

A. Saydan : Işçi sı nıfı ve

(1)

demokratik eylembirl iği

8

9

A. Soydan : Işçi s ı nıfı ve demokratik eylembirliği (2) A.

Soydan : 1 2

Ekim ara seçi mleri n i n

gösterdikleri

.

10

A. Soyda n : işçi sınıfı n ı n birliği ve ona bağlı soru n l a r

11

A . Soydan :

Komintern'in Vii. Kong resinin 40. yı ldön ümü ve d ü nya işçi hareketinin bazı sorunları . . .

12

Komünist Enternasyonal hakkında kısa bilgiler

12

C.

Ali N.

2

Irem : Yıkıcı l a ra ka rşı Durmasın: Türkiye'de faşizm tehlikesi

3

Kaya : Uluslara rası Kad ı n l a r Yıl ı

3

A . S. : Türkiye Işçi Partisi'nin Program ı (1)

5

A. S. : Türkiye Işçi Partisinin Progra m ı (2)

6

A. S. : Tü rkiye Işçi Partisi'nin Prog ra m ı (3)

8

A. S. : Türkiye Işçi Partisi'nin Progra m ı (4)

10

A. S. : Türkiye'de sınıf savaşınd a gelişm eler

11

M. Eğeli: TKP'nin gelişmesi ve bu gelişmeyi engelleme

çabaları

.

.

.

.

1 1 10

12

Okuyucu mektupla rından

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.


..Yeni çağ" dan Okurlara Soym

okur/ar,

Derg imize karşı istekler g ünden güne a rtıyor. Biz bu istekleri elimizden geldiğ i kadar karşıla maya çalışıyoruz. Okurla rı mızdan, a d resleri açık ve doğru olara k yazmalarını, özellikle şehir ve ma­ halle numaralarını titizlikle belirtmelerini rica ederiz. Adresleri n i değiştirenler, yeni a d reslerini bize derhal bildirmelidirler. Dergiye a bone olmak ve d iğer yayınlarımızı edinmek istiyenler a d resimize bir mektu pla bildirebiNrler. Son ra Avrupadaki okurları­ mız aşağıdaki a d rese başvura bilirler: 1

Bedin 10

Postfach 1 00 229 West Berli n ödemeler ş u konto numarasına- yapılır: Buchhandlung Postscheckkonto 342 441 West Berl i n 1 . L . ı. Brejnev, "LENIN'iN 1 00. YILDONOMO, SBKP' N I N XXiV. KONGRESI, SSCB' N I N 50. YILI ..

2. NAzıM HIKMET, B OTON ESERLERI (Şim diye kadar 8 cilt çıkmıştır), 3. B I LI MSEL KOM O N I ZM, 4.

LEN I N (Biografisi),

5. BOYOK OKTOBR 50 YAŞıNDA 6. S. Ostüngel, "SAVAŞ YOLU,. (3. baskı)

7. S. Ostüngel, " G O N O MOZDE TKP

..

8. S. Ostü ngel, " G O N EŞLI DONYA,. 9. A. Saydan, "ALMAN DEMOKRATIK CUMHURIYETI .. 1 0.

A. Sayd a n, "YEDI SOSYALIST OLKEDE DON-BUGON­ YAR I N ,.

1 1 . A. Saydan, " SOVYETLER B I RlI(;INDE 1 2 G O N ,. Adresim i z : Yeni çağ - Stredisko pro rozsirovani tisku, Praha 6, Thakurova 3, Czechoslovakia

1111


"Yeni çağ» dan Federal Al ma nya'daki okurları mız «Yeni çıla rd a n satın alabi lirler:

Adam-Kuckhoff- Buchhandlung 5 1 00 Aachen Löhergraben 4 Buchhondlung l udwig feuerbach 8600 Bam berg Obere B rücke 3 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 5070 Bergisch-Gladbach Bensberger StraBe 1 28 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 4800 Bielefeld Feilen StraBe 1 0 Progress-Buchhandlung 5300 Bonn Oxford Stra Be 17 Wissen und Fortschritt Buchhondlung 3300 Braunschweig AdolfstraSe 1 Dein Buch Volksbuchhandlung 2800 Bremen 1 Richtweg 4 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 6100 Darmstadt Leuteschlöger 3 Büchershop Angela Davis 4600 Dortmund Kam pstra Be 80 Heinrich- Hei ne- Buchhandlung 4000 Düsseldorf Ackerstra Be 3 Li bresso-Buchzentrum Sa bine Weber 8520 Erlangen SchiffstraBe 5

1112 '


Karl-liebknecht-Buchhandlung 4300 Essen 1 Viehofer Platz 1 4 Tat- Buchhondlung -dohanna Kirchner 6000 Frankfu rt/Ma i n

..

Schuman nstra Be 56 Buchzentrum in der GoethestraBe 6000 Frankfurt/Ma i n Goethestra Be 56 B u chhandlung Walter Herbster 7800 Freiburg An der Mehlwaage 2 Wissen u n d Fortschritt Buchha ndlung G m bH. 6300 GieBen Schiffenberger Weg 1 Wissen und Fortschritt Buch handlung 3400 Göttingen B u rgstra Be 24 I nternationale Buchhandlung GmbH. 2000 Hamburg 1 3 Joh nsa llee 67 Wissen u n d Fortschritt Budıhandlung 3000 H a nnover-linden lim merstraBe 1 06 Buchhandlung collektiv GmbH. 6900 Heidelberg Plöck 64a Wissen u n d Fortschritt Buchhandlung G mbH. 3500 Kassel Werner- Hil pert-StraBe 5 Collektiv-Buch h a n d lung 2300 Kiel 1 Folckstra Be 1 6 Wissen u n d Fortschritt Buchhandl ung 5000 Köln Fleischmengergasse 31 Buchhandlung Rosa Luxemburg 4 1 50 Krefeld St.-Anton-StraBe 86 1 1 13


Sücherzentrum Süd-West 6500 Mainz SilhildisstraBe 1 5 Wissen und Fortschritt Buchhandlung 6800 Mannheim U 2. 3 Wissen und Fortsehritt Buehhandlung GmbH. 3550 Marburg Grün 56 Budıhandlung Libresso 8000 M ü n ehen 40

Am

TürkenstraBe 66 Karl-Liebkneeht�Buchhandlung 4400 M ü nster Steinfurter StraBe 1 5 Libresso-Suehzentrum S a bine Weber 8500 N ü rnberg Wei nmarkt 1 2 a Dein Bueh Volksbuehhandlung 2900 Oldenburg Am Damm 26 Libresso-Suehzentrum Sabine Weber 8400 Regensburg Glockengasse 7 Lenchen Demuth-Buchladen 6600 Saarbrücken

N a uwieser Stra Be 1 3 Wissen und Fortschritt

Butnnandluog

5900 Siegen Freudenberger StraBe 18 Buch handl ung Harnung und Steinbach 7000 Stuttgart Wilhelmsplatz 1 Buchhandlung W. A. Bastigkeit 5500 Trier LindenstroBe 1 0 Friedrich - Enge/s-Buchhandlung 5600 Wuppertal - Elberfeld Gathe 55-57 1 1 14


«Ven i çağ•• dan Okurıora Ingiltere'deki okurlarımız ..Yeni çağ .. dergisini aşağıda ki kitap­ çılard a n satı n alabilirler : Central Books Ltd. 37

G ray's I n n Rd.

London W.c.ı. Collel's London Bookshop

64-66, Charing Cross Rd. London W.c. 2 Key Books 25, Essex St.

Birmingham B 5

1115


y

.. V E N i Ç A G .. i

OKU VE

OKUT!

1116


ıÇiNDEKilER Sayfa Knud Espersen Av rupada y e n i koş u l l a r ve i d e o l o j i k savaş

1 021

.

inge Lange 1 03 1

Yeni hayatı n oktif kurucuları .

Sonomin Udval 1038

Moğolista n kadı n ı n ı n d ü n ü ve b u g ü n ü

Haymen Lumer B i rleşik Amerika'da k a p i ta l i z m i n bazı

evrim çi zg i l e ri .

1042

Luis Padi/Ja, Otto Sançes 1053

G e l eceğe doğ ru g ü v e n l i a d ı m l a r

Reyna/do Marin 1 059

Savaşı m ı n s o n u c u n u y ı ğ ı n l a r beli rliyecek

Bronisfav Gofembevski Sosya lizmde aydı n l a r ı n xx :

perspektifleri

.

Ko m ü n ist ve i ş ç i p a rt i l e ri h a k k ı nda k ı sa

aZEL

1067

bilg iler .

1 074

SAYFALAR

1 080

xx:

T K P Me rkez I<o m ites i n i n ç a ğ r ı s ı

xx :

T K P M e rkez K o m i te s i n i n h a l k ı m ı za y e n i y ı l mesajı

xx:

T K P MK Genel Sekreteri

1 081

i. Bilen yolda ş ı n i s p a nya

Komü nist 1 082

Partisi B a ş ka n ı D o l o res i ba ruri 'ye mesajı .

A. Soydan K o m i nter n ' i n 7. K o n g res i n i n 40. y ı l d ö n ü m ü ve d ü nya nin xx:

M.

bazı

işçi hareketi­ 1 083

soru n l a rı

1 094

K o m ü n i st E n terna syo n a l h a k k ı n d a k ı sa b i l giler

Eğeli

T K P' n i n g e l i ş mesi ve b u g e l i ş m eyi engel l e m e

çabaları

.

1 100


yc_75_12