Issuu on Google+


Bütün ülkelerin proleter/eri, birleşiniz! •

YENI

10(136)

v'

ÇAG

Ekım 1975

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Avrupa için bir barış yasası Edvard Gerek Pa/onya Bir/eşik işçi Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Helsinki'de yaptığ ı m konuşmada, Polonya halkının Güvenlik ve Işbirliği Konferansı lararlarını Avrupa için bir barış yasası saydığını söyledim. Oyle sanıyoru m ki, kıtamızın bütün halkları konferansın kararlarını böyle kabul etmiştir ve tarih de böyle niteliyecektir. Büyük, olağanüstü önem taşıyan bir eser meydana getirildi: otuz yıldan beri süren barış sağlam­ laştırıldı ve bunun Avrupanın geleceği üzerine tüm perspektifleriyle yayıl­ ması sağlandı. Konferansın son dönemi ve kabul ettiği belgelerin törenle imzalanm ' a sı tam da halkların faşizme karşı utkularının, insanlık tarihinin gördüğü en yıkıcı harbin' sona ermesinin otuzuncu yıldönümüne rastladı. Bu çok önemli bir olaydır. Sovyetler Birliği Komünist Partisi MK Genel Sekreteri Leonid B rejnev'in Helsinki'de belirttiği g ibi, .. bu konferansın tarihsel öne­ mini, Ikinci Dünya Harbinin korkunç g ünlerini yaşamış olan kuşaklar her­ kesten daha iyi anlamışlardır. Konferansin amaçları barış içinde büyü­ ' yen, b cağını ve varol maması gerektiğini düşünen Avrupalı ların duygu ve dü­ şünceleri açısından da kutsaldır.» (1) Hiç kuşkusuz şunu da belirtebiliriz ki, Ikinci Dünya Harbi'nde en büyük zararlara uğ rayan, utku ve barış uğrunda en fazla kurban veren halklar başta ol mak üzere, tüm Avru pa kamuoyu aynı kanıdadır. Faşizme karşı savaşta en büyük ağ ı rlığı omuzlarına yüklenmiş olan büyük Sovyet halkı ile Polonya halkı bunlardandır. Memleketimiz harp döneminde ve Hitler­ cilerin işgali zamanında vatandaşlarından 6 milyon kadarını kaybetti. (1) "Pravda» 1 Ağ ustos 1975.

845


Ulusal servetlerin yüzde 40'ta n fazlası yokedildi. Sa bırsı zlıkla beklenen ve nice kahra ma n lıkl a r dolu mücadele ve a nti-h itler koalisyo n u n u n çaba ­ larına yapılan azami katkı lar sayesi nde kaza n ı l a n ytku,. gerçekten feci bir durumda bulmuştur. Bun un içindir k i halk/m ı z özgü r­ ' l üğün ve barı Şu otuz yıl içinde geçtiğimiz sosyalizm yolu yalnız harp yara l a rı n ı: sar­ ma mıza değ i l , vata nı mızın büyük çapta kalkınmasına, ekonomi k 'pota n­ siyel i n i n artması na, u l usal gelirin sekiz kattan fazla yü ksel mesine, yaşam ve g , ' ya nısıra Polonya n üfusunda önemli bir a rtış kaydedil mişti r : Harp sonra ­ sında 2 4 milyon o l a n n üfusumuz bugün 3 4 milyonu aşmıştır. Toplumu­ muzun büyük çoğunluğunu sosya l izm ve barış koşulları içinde doğ muş ve büyümüş olan genç kuşa k oluşturma ktadır. Ka h ra man ordusu nun toprak­ ları m ızı kurta rd ığı Sovyetler Birliğ iyle bağ la n a n kardeşçe ittifak sayesinde Polonya Halk Cu m h uriyeti başlıca ul usal sorunla rı nı çözüm lemeyi başar­ mıştı r. Adil ve elverişli s ı n ı rlar, sa pasağ lam gara nti a ltında bağ ı msızlık ve güvenlik elde etmiş ve ü l kenin mutlu gelişmesi için gerekli bütü n .koşul­ ların yaratı l masını sağ lamıştır. Bugün, şu otuz yıldan gerektiği gibi fay­ dalanmış olduğumuzu söyliyebi l iriz. Eski kuşaklar harbin feci a n ı l a rını u n utmad ı l a r. Bu a n ı l a r halkımızın kolektif hafızasında yer etmiş bulu nuyor. Kaderleri ni barışIR kaderine bağla mış olan genç kuşaklar ise barış koş u l l a rı içinde yaşamayı istiyor, ve başka ,bir perspektifi akıı/a rı na getirmiyorlar. Bence Avru pa'daki d iğer halklar da bu temel soru na aynı görüş açısı ndan yanaşmaktadı rla r. �arış ve h a rp soru nları n ı n çağdaş yaşamda olağa nüstü bir önem ka ­ za ndığ ı n ı ta ma miyle anlıyoruz. Bilim ve tekniğin son y ı l l a r içinde ve g ü n ü m üzde h ızla i lerlemesi uygarl ı ğ ı n gelişmesi ne, insa n ı n uzaya g itmesi dahil, görü l memiş olanaklar sağ lamıştır. Fakat bunun ya nısıra yeni kor­ kunç silô h l a r ve yığ ı nsal i m ha a raçları meydana getiri l miştir ki, bunlar ha lkları n varlığı için dehşet verici bir tehdittir. Bu nedenle yeni bir d ü nya harbine engel olmak ta rihsel bir zarunl uk, za manımızın bir buyruğu ol­ m u ştur. insanlığı h a rpten koruma bakımından özel bir soru m l u l u k taşı­ ya n, d ü nya n ı n en güçlü iki devleti Sovyetler Birliği i l e Amerika Bi rleşi k Devletleri a rasındaki görüşmelerde, bütün d ü nya için önem ta şıya n bu sorunun baş yeri a l ması rastgele değild ir. Sürekli bir ba rı ş ı n temelini atmak gibi, büyük bir iş, her iki dü nya harbine d e sahne olan, en fazla yığınsal imha silôhları stoku n a sah i p bulunan ve her ciddi çatışmanın yeni bir d ü nya savaşına dönüşebileceğ i Avrupada başlanması, h i ç kuşku­ suz ki sadece kıta mız içi n önem taşımıyor. işte bu görüşlere ve bu soru na verilen büyük öneme daya nı larak Avrupa güvenlik ve işbirliği konfera nsı n ı n ya p ı l ması fikrine varılmıştır. Sovyetler Birliğ i, Polonya ve diğer sosya list ü l kelerin çoktan i leri sürd ü kleri bu fikir 846


Avru padaki bütün komü nist ve işçi partileriyle tü m i lerici güçler tarafı n­ d a n desteklen miş, bu uğurda sürekli bir savaş yürütü l m ü ştür. Helsinki'de törenle imza l a n a n sonuç belgesi nde yer alan konfera ns sonuçları, buna katılan devletlerin ça ba ları n ı n meyvasıdır. Fakat tartışma götürmez bir gerçek var, o da, konfera nsın toplanması g i rişiminin, sürekli barışı ideo­ lojik ve politik bir i l ke sayan sosya list ülkelere ait olması d ı r. Tartışma götü rmeyen ve herkesçe kabul edilen d iğer bir gerçek de, bu g i rişimde Sovyetler Birliğ i n i n son derece önemli, çözü m leyici bir rol oynadığı ve ça lışmaları n iyi bir son uca bağ l a n masında SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Leonid i l i ç Brej nev' i n payı n ı n büyük olduğ udur. Bundan otuz yı l önce faşizmin ezi l mesine herkesten fazla katkı da bulun muş, Avrupa halkları n a yeniden özg ü rlüğe ve barışa kavuşmaları için ya rd ı m etmiş olan Sovyetler Birliği bug ü n kıtamızda ve bütün dü nyada sürekli bir barışa kavuşma ça ba l a rı n ı n öncüsüd ü r. Bu gerçek, SBKP'nin 24. Kongresi prog­ ra mı nda ta m ifadesin i bulm uştur. Avrupa'da, barışçı il işkilerin, yumuşama sayesinde güçlenmiş olması sosyalist topl uluğun uyumlu u l u slararası politikasının başlıca hedefidir. Bu hedef son yıllarda Varşova Antlaşması Danışma Komitesi'nin toplantı­ l a rında ka !=ı ul edilen tüm ortak bildirilerde ve Kırım toplantı l a rı nda tekra r tekrar bel irtilm iştir. Bu da sosya list ülkeleri n uIlJslara rasl alanda başka devletlerle yü rüttüğ ü ikili veya çok taraflı görüşmelerdeki somut eylem­ lerle ta mamiyle doğrulanmaktad ı r. Polonya Halk Cumhuriyeti, bütün ola­ naklarından yararl a n a ra k bu ortak politika n ı n biçimlenmesine ve pra ­ tilde uygulan masına önemli bir katkıda bulunmaktad ı r. Avrupa Güven lik ve işbirliği Konfera nsı'nın topla nması, Len in'in daha " Sovyetlerin meydana getirildiği, ya ni sosya list ve ka pita list olmak üzere birbirinden fa rklı ve bjrbirine zıt iki rejimin karşı karşıya geldiği yeni tari h ­ sel koşu l l a r do layısıyle ortaya attığı barış içinde yanyana yaşama i l kesi ni � kabul edil mesi sayesinde m ü m k ü n olm uştut. Fakat bu rejimierin barış içinde yaşa maları n ı n tari hsel bir zoru n l u k olduğu a n laşılı ncaya kada r uzun ve çetin bir yolun aşılması gerekm iştir. Bu yolun önemli aşamaları n­ dan birini, Sovyetler Biriiğ i ile ABD, i ngi ltere, Fransa ve diğer ka pital ist ü lkeleri n ça ba larını, halkların özg ü rlükleri n i n ve demokrasinin koru nma­ sında birleştirmiş olan büyük a nti -hitler koal isyonu teşkil etmiştir. Ne yazık ki bu büyük denemeden, ha rpten sonra gerici güçlerin körü klediğ i « soğuk harp" dolayısıyle uzun y ı l l a r yara rlanmak mümkün olmadı. Sos­ ya list topluluğun meydana gel mesi ve g üc ünün du rmadan a rtması saye­ sinde Avru pada ve d ü nyada yeni bir g ü çler dengesinin oluşması barış içinde yanya na yaşama i l kesi n i n ta n ı nması ve gerçekleşmesi perspektif­ leri ni sağ ladı. Bu il ke, yeni bir d ü nya harbi n i n halklar için bir ölüm teh­ l i kesi olduğu g ünümüz koşulları nda biricik a lternatiftir. Barış içinde yanya na yaşama iki sistem a rasındaki zıtl ığı ortadaıı ka l847


Ul usa l servetleri n yüzde 40'ta n fazlası yoked i ldi. Sabırsızl ıkla beklenen ve n ice kahra manlıklar dol u mücadele ve a nti - h itler koa lisyonunun ça ba­ larına yapılan aza m i katkılar sayesi nde kazanılan ytku.. Polonya halkını ' gerçekten feci bir durumda bulm uştur. Bunun içindir k i halkı l ü ğ ü n ve barışın değerini çok iyi bil mekted ir. Şu otuz yıl içinde geçtiğimiz sosya lizm yolu ya lnız ha rp yaraları nı: sar­ ' mam ıza değ i l, vata n ı m ızın büyük ça pta kalkınma sına, ekonomik 'pota n­ siyel inin artması na, ul usal geliri n sekiz kattan fazla yü kselmesine, yaşam ve gelişme için yepyeni temeller yaratı l masına olanak sağlam ıştı r, B u n u n yanı � ı ra Polonya nüfusunda önemli bir a rtış kayded ilmiştir: Harp sonra ­ Sinda 2 4 milyon olan nüfusumuz bugün 3 4 milyonu aşmıştır. Toplumu­ muzun büyük çoğ u n l uğ u n u sosya lizm ve barış koşulla rı içinde doğ m u ş ve büyümüş olan genç kuşak oluştu rma ktadır. Ka hraman ordusunun toprak­ l a rım ızı kurta rdığı Sovyetler Birliğiyle bağ lanan kardeşçe ittifak sayesinde Polonya H a l k Cu m h uriyeti başlıca ul usal soru nlarını çözümlemeyi başar­ mı ştır. Adi l ve elverişli sınırla r, sapasağ l a m gara nti a ltında bağ ımsızlık ve g üven l i k elde etmiş ve ü l kenin mutlu gelişmesi için gerekl i bütü n .koşul­ ların yaratılmasını sağ lamıştır. Bugün, şu otuz yıldan gerektiği g i bi fay­ dalanmış olduğumuzu söyl iyebiliriz. Eski kuşaklar harbin feci a n ı l a rı n ı unutmadılar. Bu a n ı l a r halkımızın kolektif hafızasında yer etmiş bulunuyor. Kaderleri ni barışIR kaderine bağ l a m ı ş olan genç kuşak l a r ise barış koş u l l a rı içi nde yaşamayı istiyor, ve başka ·bir perspektifi akıllarına getirmiyorlar. Bence Avru pa'daki d iğer halklar da bu temel soru na aynı görü ş açısından ya naşmaktadırl a r. �arış ve h a rp soru nları n ı n çağdaş yaşa m da olağanüstü bir önem ka­ zandığ ını tama miyle a n l ı yoruz. Bilim ve tekniğin son yıllar içi nde ve g ü nümüzde h ı zla ilerlemesi uyg a rlığ ı n gelişmesine, insa n ı n uzaya g itmesi dahil, görü l memiş olanaklar sağ l a m ı ştır. Fakat bunun ya nısıra yeni kor­ kunç silôhlar ve yığ ınsal imha a raçları meydana geti ri lmiştir ki, bunlar halkların varlığı için dehşet verici bir tehdittir. Bu nedenle yeni bir dü nya ha rbine engel olmak tarihsel bir zorunl uk, zama nımızın bir buyruğu ol­ muştur. i nsanlığı harpten koruma bakımından özel bir saruml u l u k taşı­ yan, d ü nya n ı n en g üçlü iki devleti Sovyetler Birliği i l e Amerika Birleşik Devletleri a rasındaki görü şmelerde, bütün d ü nya için önem ta şıya n bu sorunun baş yeri a l ması rastgele değ i l d i r. Sürekli bir barışın temel ini atmak gibi, büyük bir iş, her iki d ü nya harbine de sa hne olan, en fazla yığ ınsal imha silôhları staku n a sah i p bulunan ve her ciddi çatışmanın yeni bir dü nya savaşına dönüşebileceğ i Avrupada başlan ması, hiç kuşku­ suz ki sadece kıta mız içi n önem taşımıyor. işte bu görüşlere ve bu soruna verilen büyük öneme daya n ı l a ra k Avrupa g üven lik ve işbirliği konfera nsı n ı n yapı lması fikrine varılmıştır. Sovyetler Birliği, Polonya ve diğer sasya l ist ü l kelerin çokta n ileri sürdükleri bu fikir 846


Avrupadaki bütü n komünist ve işçi parti leriyle tüm i lerici g üçler ta rafı n­ d a n desteklenmiş, bu uğ urda s ü rekli bir savaş y ü rütü l mü ştür. Helsinki'de törenle imza/anan sonuç belgesinde yer a la n konferans sonuçla rı , buna katılan devletlerin çaba l a rı n ı n meyvasıdır. Fakat ta rtışma götürmez bir gerçek var, o da, konferansın topla nması g i rişiminin, sürekli barışı ideo­ lojik ve politik bir ilke sayan sosya l ist ülkelere ait olması d ı r. Ta rtışma götürmeyen ve herkesçe kabul edilen diğer bir gerçek de, bu g i rişimde Sovyetler Birliğinin son derece önemli, çözü mleyici bir rol oynadığı ve ça lışmaların iyi bir sonuca bağ lanmasında SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Leonid lliç Brejnev'in pay ı n ı n büyük olduğ ud u r. Bundan otuz yı l önce faşizmin ezi l mesine herkesten fazla katkıda bulun muş, Avrupa halklarına yeniden özg ü rlüğe ve ba rışa kavuşmaları için yard ı m etmiş olan Sovyetler B i rliği bugü n kıta mızda ve bütün d ü nyada sLirekli bir ba rışa kavuşma ça ba larının öncüsü d ü r. Bu gerçek, SBKP'n in 24. Kongresi prog­ ra mı nda ta m ifadesin i bulm uştur. Avru pa'da, barışçı il işkileri n , yumuşama sayesinde güçlenmiş olması sosyalist topluluğun uyumlu uluslararası poliHkasının başlıca hedefidir. Bu hedef son y ı l l a rda Varşova Antlaşması Danışma Komitesi' n i n toplantı­ larında ka � ul edilen tüm ortak bildirilerde ve Kırı m topla ntıları nda tekrar tekrar beli rtilmiştir. Bu da sosya list ülkelerin uluslara rası a l a nda başka devletlerle yü rüttüğü ikili veya çok taraflı görüşmelerdeki somut eylem­ lerle ta ma miyle doğ rulanmaktad ı r. Polonya Halk Cumhuriyeti, bütün ola ­ naklarından yararlanarak bu ortak politika nın biçimlenmesine ve pra­ tikte uygula n ma s ı na önemli bir katkıda bulun maktad ı r. Avrupa Güven lik ve işbirliği Konfera nsı'nın topla nması, Len in'in daha " Sovyetlerin meyd a na getiri ldiği, yani sosya list ve ka pita list olmak üzere birbirinden fa rklı ve bjrbirine zıt iki rej i m i n karşı karşıya geldiğ i yeni tarih­ sel koşullar da layısıyle ortaya attığ ı barış içinde yanyana yaşama i l kesi ni � kabul edil mesi sayesinde mümkün olm uştur. Fakat bu rejimierin barış içinde yaşa maları n ı n tari hsel bir zoru nluk olduğu anlaşılı ncaya kadar uzun ve çetin bir yolu n aşıl ması gerekmiştir. Bu yolun önemli aşamaların­ dan birini, Sovyetler Birliği ile ABD, i ngi ltere, Fra nsa ve diğer kapita list ü lkeleri n ça ba larını, halkları n özg ürlü kleri n i n ve demokrasinin koru nma­ sı nda bi rleştirmiş olan büyük a nti-hitler koal isyonu teşkil etmiştir. Ne yazık ki bu büyük denemeden, ha rpten sonra gerici g üçlerin körü klediğ i « soğuk harp» dolayı sıyle uzun yıll a r yara rl a n ma k m ü mkün ol madı. Sos­ yalist topluluğun meydana gel mesi ve g ü c ü n ü n du rma dan a rtması saye­ sinde Avru pada ve d ü nyada yeni bir g üçler dengesi n i n oluşması barış içinde yanyana yaşama ilkesi n i n ta n ı nması ve gerçekleşmesi perspektif­ lerini sağ ladı. Bu i lke, yeni bir d ü nya ha rbi n i n halklar için bir ölüm teh­ l i kesi olduğu günümüz koş u l l a rı nda biricik a lternatiftir. Barış içinde ya nya na yaşama iki sistem a rasındaki zıtl ığı ortadan ka l 847


dı rmaz. Ikisi a rası nda politik, ekonomik ve toplu msa l alanlarda köklü fark­ lar vard ı r ve daima olaca ktır. Bununla bera ber, barış içinde yanyana yaşa ma, harbin önlen mesi için, her halkın memleketinin politik düzeni n i özg ürce, barı ş koşul ları içinde çözü mlemesi yolunda gerçek olanaklar sağ lıyor, halklar a rası nda ba rışçı ve dostça işbirliğini olağan hale ge­ tiriyor. Helsinki belgeleri nin imza l a nmasıyle sonuçlanan büyük g ı rışımın ba­ şarısı, a ra l a rındaki bütün farklara rağ men, sosya list ve ka pital ist ü l ke­ lerin uyu mlu ça lışmaları sayesinde sağ lana bil miştir. Bu sonuç çeşitli d ü ­ zenlere bağlı devletler a rası nda barış içi nde yanya na yaşa manın m ü mkün olduğ unu gösteren parlak bir delildir. Diğer önemli bir nokta da bu sonuca Avrupa g ibi, birbirine zıt iki sistemin beşiğ i olan ve onları en uzun süredir barı ndıra n bir kıtada varı imış olmasıdır. Helsinki'de konuşmalarda olduğu rumiarda da konfera nsı n Avru pa'da ve yeni bir devrin başlangıcı olduğu doğ rud ur. Konfera nsın böyle yü ksek bir nitelik kazanması da bundandır.

kadar, konferansla i l g i l i çeşitl i yo­ harp sonrası dönem ine son verdiği bel irtildi. Bence bu görüş ta mamiyle bir düzeyde toplanması ve ta�ihsel

Harp sonrası dönemi derken, bu süre içinde Avru pa'da meydana gelen derin değişikl iklerin dönüşsüz niteliğinin herkes tarafı ndan benimsenmiş olması nı kasted iyoru m . Bu değ işikli klerin en önemlisi kıta mızda sosya­ list devletler topluluğunun doğmuş olmasıdır. «Soğ uk harp» döneminde « komü nizmin ezi lmesi n i », «özg ü rlüğ ü » v.b. teşvik eden doktri nlerin ta ma­ mıyle tutarsız olduğu meydana çıkmıştı r. Bugünkü orta mda, şimdiki güç­ ler dengesi koşu lları a ltında sosya lizmin en azg ı n düşma n l a rı bile onun mevzi leri n i n sa rsı l mazlığ ını kabul etmek zoru ndadırla r. Şu son otuz yıl içinde kıta mızı n poiltik haritası yepyeni bir şekil a l m ıştır ve bu manzara barış davası için çözüm leyicidir. Avrupa tari h i boyunca sürekli bir barış sağ l a nması için defa l a rca dene­ meler ya pılmıştır. Fakat barış hiçbir za man uzun süre deva m etmemiştir ve edemezdi de, çünkü k. ı ta n ı n nüfuz bölgelerine ayrı l ması, bazı ü l kelerin diğerlerine hakim olması g i bi çürük bir temele dayanıyordu. Bağ l a n a n barış a n laşmaları, sık sık ortaya atı la n toprak talepleri yüzünden tuzla buz olmuşlardır. Nasıl ki, bugünkü Avrupanın durumunu diğer devletlerdeki durumla karşılaştırmak mümkün değ ilse, Helsinki Konferansını da geçm iş­ tekilerden herhangi bi riyle kıyaslamak olana ksızd ı r. Helsin ki'de imza la­ nan belge Avrupa'da meydana gelen ve yepyeni bir tarihsel kategori olan yeni koşulları n ifadesidir. Avrupada barış, tarihte i l k defa olarak, kıta m ızın bütün devletleri nin egemenl i k hakları n ı n ve çıkarları n ı n herkesçe ta nı nması temeline dayanmakta, Avrupa halkları n ı n g üven liği ve gel iş­ meleri için elverişli koşullar yaratma ktadır. Bu barış aynı zamanda Avrupa 848


g üvenliğinin gerektirdiği koşullara tama men uygu n b u l u nmakta, halkların faşizme karşı elde ettikleri utk u n u n ve o n u izliyen gelişmelerin sonucu olon bug ünkü pol itik-topraksal durumun temeline daya nm a ktadır. Sı nırların dokunul m azl ığı n ı n ve topra k bütü n l ü ğ ü n ü n devletler için taşı­ dığı kesin önemi belirleyen sonuç belgesi Avrupa'daki statüko n u n doku­ n u l mazl ı ğ ı n ı ve değişmezliğini ilôn etmiştir. Bu demektir ki, konfera nsa katı lan devletlerin tümü, geçm işte i leri sürü lm ü ş olan topra k iddiaları n ı n sonrasız olara k çözümlendiğini resmen i l ô n etm işlerdir. Ya ni konfera n s Avru pa'da barı ş ı n politik-topraksal temellerinin dokunulmazlığ ını kesi n­ likle doğru lamı ştır, H elsinki'deki konuşmamda da belirttiğ i m gibi, Avrupa'daki bugünkü d u ­ rum, kıta m ızı n bütün h a l klarına bir a rada dostça yaşa m a k i ç i n elverişli koşu llar sağ l ad ı ğ ı ndan başka, iki Alman devletinin komşulariyle ve diğer ü l kelerle barı şçı il işkiler kurma l a rı için imkônlar yaratmıştı r. Polonya H a l k Cumhuriyeti ile A l m a n Demokratik Cumhuriyeti' n i n halkları mız a rasındaki uzun ve çetin komş u l u k il işkileri tarihinde kesin bir dönüşüm sağlama ları büyük bir önem taşımakta d ı r. Bu dönüş G m ancak sosya lizm sayesinde mümkün olmuştur ve bu 'd üzenin h a l kl a rı n sadece iç yaşayışını değil, ul us­ l a ra rası il işkilerini de derinden etkilediğinin a paçı k bir deli lidir. Buna sos­ ya list ü l keler a rasında yeni tipten olan, M a rksizm-leninizm ve proletarya enternasyonalizm i i l keleri ne daya nan, çok taraflı işbirliği n i n, karşılıklı ya ­ kınlaşma ların, halkların ideoloji k daya nışma sı nın ve dostluğunun temel koşullarını hazırlayan i l işkilerin bütünü de ta nıklık etmektedi r. 1 970 Anlaşmasıyle Federa l Alma nya Cumhuriyeti'nin Oder-Nayse s ı nı rı ­ n ı n dokunulma z ve kesin olduğunu ta nıması ndan sonra i l işki lerin normal­ leştiril mesi, geçmişten kalan mirasın ortadan kaldırı l ması, Polonya Halk Cumhuriyeti i l e Federal Alma nya Cu mhuriyeti a rasında barışçı işbi rliğ i n i n yürütül mesi i ç i n gerekli koşu llar yaratı lm ıştı r. Bu yolda i lerlemeler kay­ dedilmesi için geçmişten a rtaka l a n ve il işkileri mizi g üçleşti ren soru n l a rı n çözü mlenmesini gerektiriyordu. Bu soru n l a rı n çözümlen mesi için gerekli a n l aşmaya, Helsin ki'de, konferansın ruh u na uyg u n faaliyet yürüterek ula­ şabilmiş olmamız d i kkate değer bir olaydı . I l g i l i belgelerin i m za la nması ve bunların h ayata geçiri l m esi, ü lkelerimiz a rasındaki il işkilerin normal­ l eştiri l mesi süreci n i n genişleti l mesi ve deri nleştiri l mesi için gerekli ye-ni yeni olanaklar ortaya çıkaracaktı r. PHC ile FAC a rası nda varı l a n a n laşma devletlerarası i lişkiler konusunda konferansın a ldığı kara rları n pratikte gerçekleştiri l mesi n i n i l k örnekleri nden birini teşkil etmektedir. O rta Avrupa'da yeni temellere daya n a n yeni i lişkiler kuru lması, tüm kıtada sürekli bir barışın sağ lanması için çok büyük bir önem taşımaktad ı r. Avru pa'da politi� hava n ı n iyileşti ri l mesinde ve özellikle konfera nsın top­ l a n masında ve ça lışmaları sırası nda son y ı l l a rda SSCB, PH C, ADC ve 849


ÇSSC ile FAC a rasında i mza l a n m ı ş a l a n a ntlaşmal a rı n ne önemli bir rol oynadığı herkesçe bilin mektedi r. Avrupa Güvenlik ve I şbirliği Konferansı fikri, bu konferansın toplanması, cereya nı ve kararları uluslara rası yumuşamaya sıkı sıkıya bağ lıdır. Sosyalist ülkelerin girişim iyle başlayan, işçi ve kom ünist ha reketi ve tüm barış g üçleri tarafından desteklenen bu önemli ve olumlu süreci n ul us­ larara sı il işkilere yeni bir n itel ik kaza ndırdığı kuşkusuzdur. Bu süreç « soğ uk harp » ve sonuçlarına son veril mesi ni, teh likeli a n laş­ mazl ı kları n sınırla ndırı l masını ve çözü mlenmesini kolaylaştırmakta, dev­ letler a rasında karşılıklı ve çok taraflı işbirliğini ca n la n d ırma kta ve zen­ ginleştirmekte, Avrupada ve d ü nyada d a ha iyi bir hava n ı n esmesi ni sağ­ lamaktadır. Bunun ya n ı sı ra ul uslara rası ekonomik il işkileri n yeni bir temele otu rtu lmasına yard ı m ettiği gibi, d ü nyadaki çağdaş gel işmelerin ortaya koyd uğ u soru n l a rı n ortaklaşa çözü m lenmesini sağ l a makla yü­ kümlüdür. Büyüklüğü ve sahip olduğu potansiyeli ne olursa olsun, her ülke ger­ ginliğin daha da azalmasında önem l i bir rol oynaya bil ir. Sovyetler Bir­ liği ile Birleşik Amerika a rası ndaki yapıcı işbirl iğ i çok büyük önem taşı­ m aktadır, çünkü bütün memleketler ve özellikle Avrupa ü l keleri a rasındaki il işkilerde sözkonusu süreci n gelişmesi ni kolaylaştırmaktadır. Avrupa Güven l i k ve işbi rliğ i Konferansı'nın başarısı, yumuşama süre­ cinin dönüşsüz bir nitel ik a l ması şansları n ı artırmış, bu sü rece yeni bir içerik sağlama koşulları n ı ya ratmıştır. Bu da devletler ve halklar a rasında dostl uğa ve karşı lıklı yarara daya n a n i l işki lerde ifadesini bulm uştur. Bu­ nunla beraber bu a landa da büyük çabalar gerektiği a paçıktır. Politik y u m uşamanın silôh stoklarının sın ırlandırı l m a sı ve aza ltılması yoluyle sağ lanan a skeri bir yumuşamayla ta m a ml a n ması gereğ i büyük bir önem taşımaktad ır. Uluslara rası hava n ı n iyileşmesine rağ men silôhlanma a rtmakta, hattô, yoğ u nlaşara k g itg ide daha büyük ve tehl i keli bir düzeye ulaşma eğ ilimi göstermektedir. Silôhlanma yarışını d u rd u rmak, silôhlı kuvvetleri ve silôhları tarafları n savunma gücüne zara r vermeden azaltmak sürekli barışın zoru n l u koşullarından bi rid ir. Viyana görüşmelerine çok büyük önem vermemizin nedeni budur. Bura da aynı zama nda uza k gele­ cek de sözkonusudur. Sosya l i st ü lkeler, uzun za mandır, kıta mızı n ve dün­ yanın askersel - politik gruplara böl ü n mesine yavaş yavaş son veri l mesi g örüşünü savunmakta ve Avrupada kolektif bir savu nma sistemi n i n mey­ dana geti ri l mesi ni istemekted irier. Bu evvelce olduğ u g i bi şimdi de kutsal bir a maçtır. Avru pada barış pol iti kası n ı n biçim ve i l keleri ni sa ptayan konfera ns ka­ ra rla rı, aynı zama nda ticaretin serbestçe gelişmesi, sa nayide ve bili msel­ teknik a la n la rda işbirl iği gibi barışın m addi temel leri n i de genişletmekte850


d i r. Böylesi hem Doğ u, hem de Batı için fayda l ı d ı r, her ü lkenin başarıyle gel işmesi ve ortak sorunları n çözüm lenmesi açısından zorunlud ur. Ve özel l ikle, kara l a rı n ve denizlerin bağrı ndaki zeng i n l i klerin rasyonel biçi m­ de kullanılması, çevrenin koru n ması, ulaştırmaya ya ra r a lt-ya pının geliş­ mesi g i bi soru n l a r için geçerlidir. Helsinki'de yaptı ğ ı m konuşmada konferansın kültür değişotokuşu ve diğer a l a n l a rdaki il işki lere d a i r kararından halklar a rasında ka rşı l ı k l ı g üven in artması, barış psikolojisinin aşılanması uğrunda ya rarlanmamız gerektiğini de belirttim. B u n u n son derece büyük bir öneRıi va rdır, çünkü uza k veya daha ya kın geçm işteki büyük facialar ve sa ncı l ı yara l a r, h a l k­ ların belleğ ine sayısız kuşkular ve önyarg ı l a r yerleştirmiştir. Fakat tarih bizlere çok g üzel gelenekler de bırakmı ştır. Yeni k uşakları eğ iti rken bu geleneklere uymalıyız. Gençlere, her h a l kın insa nlığın ortak hazinesine ya ptığı katk ı l a r karşısında saygı duymalarını öğ retmeliyiz. Karşılıklı dost­ luk duyguları n ı n zihinlerde derin kökler salması için çaba göstermeliyiz. Bu a l a nda bütün ülkelerde eğitim sistemi ne, edebiyata , sa nata ve her­ şeyden önemlisi yığınsal h a berleşme a raçlarına büyük görevler dü şmekte­ d ir. Biz komün istler, h ü m a n izm temel leri ne daya n a n ideoloj i m izden esin­ lenerek şu kanıyı besliyoruz ki, kültür değ işotokuşu ve halklar arası ndaki diğer i l işkiler {ki biz bunları n d u rmaksızın genişlemesi nden ya nayız} her­ şeyden önce halkların her bakımda n , karşılıklı olarak, zenginleşmesine hizmet etmeli, g üvenlik içinde haysiyetli ve m ü reffeh bir yaşam sü rmele­ rine ya rdı mda bulunmalıdır. Ayrı ayrı toplumsal düzenlere sa h i p ü l kelerin barış içi nde yanyana ya­ şaması n ı n ideolojik savaşa son vermediğini çok iyi bil iyoruz. Fikirler, kanılar, görüşler a rasındaki savaş sü rüyor ve sü recektir. Fakat bu, bizim, uluslara rası gerg i n liğin son kerteye va rdığı dönemin bir kalıntısı olan «psikolojik h a rbi" ben imsediğimiz anlamına gel mez. O dönemde g i rişilen ve en azılı a nti-komünist merkezlerce desteklenen ideolojik ve politik kundakçı l ı k hareketleri nin tümü, tıpkı başka ü l kelerin içişlerine karışmanm ve dışa rdan ya pılan baskı nın her çeşidi gibi ba rış içinde yanya na yaşa­ ma ilkesine aykırıdır Şunu da iyice a n lıyoruz ki yumuşa m a n ı n bundan sonraki gelişmeleri de­ ı sra rl ı bir politik savaşı, « soğ uk ha rp'" heveslileri n i n uluslara rası il işkile­ rin iyileşmesinin düşmanları n ı n saldırı la rına karşı deva m l ı, mücadeleyi; gerektirecektir. Fakat yaratı l m ı ş koşul lardan ve tüm ba rışçı g üçlerin faa ı: işbirliğinden yara rlanara k yumuşama sürecinin dönüşsüzl üğünü sağlaya­ cağ ı mıza inanıyoruz. Halklar a rasında g üven ve dostl uk bağ l a rı sağ l a makla, konfera nsııı kara rlarını yeri ne getirme bili nci i çi nde, ta ri h i n çağ ım ılO ema net ettiğ i ve gerçekleşmesi için elle tutul u r olanaklar bulunduğ una inandığımız Av­ rupada sürekli ba rışı sağ lama davasına faa l olarak katı l acağız. 85t


Avrupa Güven l i k ve I şbirliği Konfera nsı'n ı n başarıyle sonuçlanması, konferansın topla n ması ve başarıyle sonuçlanması uğrundaki savaşa faal olara k katı l a n bütün devletlerin, tüm toplumsal güçlerin yüce zaferidir. Avrupa komünist ve işçi hareketi bu davada büyük bir rol oynad ı . Kıta ­ m ızdaki bütün devletlerin temsilci lerini bir topla ntıda bir a raya getirme, komünist ve işçi p a rtilerinin konferans ve toplantıla rında gündemden in­ meyen bir konu idi. Bu, kıtamızın g üvenliğinin sağ lamlaştırı l ması uğrun­ daki sava şta emekçi yığ ınları n ı n seferber ed il melerinde önemli bir rol oynadı. Diğer barışçı güçlerin desteği de paha biçilmez bir yard ı m oldu. Bu a rada 1 972 ve 1 975 yıllarında kamuoyu temsilcilerinin Avrupada g üven­ liğin ve işbirliğinin sağl a n ması a macıyle Brüksel'de ya ptıkları iki toplantı ile d ü nya barış g üçlerinin 1 973'teki Moskova topla ntısı büyük bir önem taşı d ı . Ş i m d i Avrupa komünist v e işçi partileri n i n konferansı i ç i n ya pılmakta olan hazırl ıklar başarıyle sürd ü rü l mektedir. Bun un gündemi şimdiden bel­ l i d i r : Konfera ns barış, g üven l i k, işbirliği ve toplumsal gelişme uğ rundaki savaş sorunlarını görüşecek. Kom ü n ist ha reket, ortak ça ba ları n ı bu sorun­ lar üzeri nde bir a raya getirmekle, bunları n her halkın ve kıta mızdaki tüm h a l kların yararı na, bütün dünya emekçilerini n yara rı na çözümlenmesi uğ ­ runda savaşta oynadığı öncü rol ü doğrulama ktadır.

852


Halkın yararına tarım politikası Yan Baril ÇKP Prdzidyumu aday üyesi ve tvlK Sekreteri

Şiddetli buna lı m l a rla sarsı l a n kapita list d ünyada n ayrı m i ı olara k, sos­ ya list Çekoslovakya ve aynı zamanda EYK üyesi d iğ er sosya l ist ü lkeler dinamik bir ü retim artışı içinde bulunuyor, topl u msal gelişme temel ödev­ lerini deva m l ı olara k yerine geti riyor, halkın hayat seviyesini biteviye a r­ tırıyorlar. Çekoslovakya nın başarı l ı gelişmesinin temel lerinden biri, sosya l ist köy ekonomisidir. Bu önemli kesimde gerçekleştiril mekte olan köklü değişim­ ler, sosyal ist temel ler üzeri nde ÇKP iX. Kongresinden (1 949) sonra baş l ı ­ y a n yeniden kuruluşun son ucudur. Sosya list üretim i l işkileri nin ta mamiyle üstün geldiğ i ÇSSC köy ekonomisi (1), büyük temel fonlara, güçlü b i r tekniğe, orta v e yüksek öğ renimli büyük bir uzma nlar ordusuna, gelişkin bir a raştı rma örgütü ve geniş bir hizmetler örg üsüne dayanıyor. Birleşik Köy Ekonomisi Kooperatifleri (BKEK). yavaş yavaş, büyük mal üreti m i n i etkinlikle geliştirme, genişleti l m iş yeniden üreti m ve köylü lerin yaşama d üzeyini yü kseltmek için gerekli birikimleri yaratma yeteneğ ine sa hip çağdaş sosya list kuru l uşlar h a l i ne geliyorlar.

'

ÇKP XLV. Kongresi, 1 968-1 969 buna l ı mı ndan sonraki oturuşma sürecinin başarı larını çıkış noktası ya parak, sosya list köy ekonomimizin daha öte gel iştiri l mesini öngören bir komple program kabul etti. Kongre, beşinci beşyı l l ı k plônın ana ödevi olarak, başl.ıca üretim malları türleri tüketimin­ deki a rtışı n yerli üreti mle gideril mesi isteğ ini ileri sürdü, Buna d a köy ekonom isini daha fazla yeğ in leştirme, üretimi yoğ unlaştırma ve aynı za­ manda i htisaslaşmayı derinleştirme yolundan ulaşılaca ktı. ÇKP MK N isan Plen umu (1 972), bu a landa birçok somut ted birler \lldı. Biz, partinin çaba ları, kooperatif üyesi köylülerin ve ta rım işçilerinin özveri l i ça lışmaları ve bir yandan da köy ekonomisi ile sa nayi a rasında g iderek a rtan işbirliği sayesinde iyi sonuçlara ulaşmış bulunuyoruz. Köy ekonomisindeki kalkınmayı, üretim g üçlerinin gel işmesinin koşu lladığını ve başa rıyı bu kesimin sosya list kara kteri nin derinleşmesine borçlu oldu­ ğ u m uzu bil iyoruz ve buna il kesel bir önem veriyoruz. Bütün bu etkenler, tü müyle, memleketimizde köy ekonom isinde yeni bir gel işme aşamasına g i rildiğini gösteriyor.

(1) 1 974 y ı l ı nda köy ekonomisinde sosya list kesim, % 63'ü Birleşik Köy Ekonomisi Kooperatiflerine, % 3 1 ' i Devlet Çiftl iklerine ait olmak üzere, işlenir toprakları n % 94'ü nden ol uşuyordu. 853


1 940'ları n sonunda ve ellinci yılları n başında kuru l a n BKEK' n i n ekono­ mik önemi, küçük ve orta köylülere ait olan birleşik e meğ i n ve üretim a raçları n ı n daha etki n biçimde k u l l a n ı l masından ileri geliyordu. Fakat u n utmıya l ı m ki, ha rpten sonraki ilk y ı l l a rda Çekoslova kya n ı n köy ekono­ m h inde kol emeği ve atlı koşum ağır basıyord u. Bunun için, köyde ko­ operatifleşmenin daha i l k adı mlarında, parti ve devlet, köy ekonomisini teknik bak ı mdan temel li olara k yen i baştan donatmak, maki neleştirmek, elektrikleştirmek ve kimyasa l l a ştırmak üzere bütün gerekli tedbirleri a ld ı ­ l a r. Sanayideki hızlı gelişme v e yapısal dönüşüm, köye yavaş yavaş daha çok makine ve sunu g ü bre gönderi l mesine, yeni, modern üretim maki ne­ leri n i n hizmete konulmasına olanak verdi . 1 960 yılları orta ları ndan iti­ baren ve özel likle son za manlarda, işçi sı nıfının büyük yard ı m l a rı ve dev­ let fon ları ndan büyük ödenekler ayrı l ması sayesinde, köy ekonomisinde sermaye yatı rı mları oldukça arttı , bu kesim i n üretimsel temel i n i n çağdaş bilim ve tekniğin başa rı l a rı n a daya n ı lara� teknik ba kımdan yeniden kuruluşuna hız verildi. Somut bir örnek verel i m : 1 974 yılı nda 1 hekta r işlenir toprağa, besle­ yici maddel eri hesa planmış olara k 265 kg suni gü bre düşüyordu. Bu mik­ tar, Fra nsa, Avustu rya veya ita lya g i bi ül kelerdekinden daha fazladır. Memleketim izde hububat rekoltesi tamamiyle maki nelerle kaldırıl ıyor. Diğer bitkiler rekoitesinin büyük bir böl ümü de maki nelerle topl a nıyor. Hayva ncıl ıkta büyük çapta üretime geçi l mesi de hızlı tem polarla gerçek­ leştiriliyar. 1 973 y ı l ı nda sanayi teknolojisiyle donatı mlı kuruluşlar, yumurta üreti mi topla m ı n ı n % 76'sl nl, kümes hayva n l a rı eti nin 67 %'sini ve domuz eti n i n % 40' l n l verdi. Karma yemler üretimi sa nayi i n i n gelişmesi ba kımından, ÇSSC, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi ü l kelerin birçoğ u n u geçmiş bulunuyor. Sermaye yatı rı mları n ı n a rtması köy ekonomisi üreti m i n i sürekli olara k a rtı rma n ı n objektif koşu l u n u ol uşturuyor. Bunun çözümleyici sübjektif etkeni de, kendi yaşarN;ı d üzeyleri n i n yükselti lmesi nin büyük çapta koope­ ratif ü reti mine bağ l ı olduğunu iyi bilen kooperatif üyesi köylüleri n emek g i rişim leri ve yüksek vasıfla rıd ı r. Kooperatiflerin ve devlet çiftlikleri n i n yö­ netim cihazı boyuna yetki n l eştiril iyor. Kooperatif ve devlet çiftl iği yöneti­ cileri, modern tekniği ve bili msel metotları geniş ölçüde kullanara k büyük ça pta üreti mi başariyle örgütlemeyi öğrendiler. Bütün bunlar, a rtık 9 yıl­ d ı r Çekoslovokyada köy ekonomisi üretim i n i n niçin du rmadan a rttı ğ ı n ı açıkl ıyor. 1 966-1 972 y ı l l a rı döneminde y ı l l ı k orta l a ma a rtış temposu bakı­ m ı ndan (% 4,5 idi). Çekoslova kya, bu göstergenin % 2,9 olduğu AH ü l keleri n i geride bırakıyordu. Birçok köy ekonomisi kolu nda elde edilen sonuçlar bak ı m ı ndan ÇSSC Avru pada en ileri ül keler a rası nda yer a l ıyor. Mem leketimiz y ı l l a r yılı büyük mi ktarda yiyecek maddeleri, hububat, çe854


şitl i yemler ve tarı msal hammaddeler ithal ediyord u. Sovyetler Birliğin­ den hu bubat ve d iğer ü rünler ith a l i elverişli koş u l l a rla ya p ı l ı rken, kapi­ ta list ül kelerden yaptığımız itha lôt, d ü nya fiyatları n ı n yüksel işi ve d ü nya kapita l ist paza rındaki genel durum yüzünden bize çok pahalıya maIolu­ yordu. Biz beşi nci beşyı l l ı k plônı (1971-1 975) başarıyle yeri ne geti rerek, g itg ide a rta n et, tereyağ ı ve yumurta gereksin memizi ana hatlariyle a rtı k yersel ü retimle giderebilecek d uru ma gelmiş bulunuyoruz. Son dört yılda memleketi mizde i nsan başına y ı l l ı k orta lama et tüketimi 7 kg a rtarak 1 974'te 79 ki logra m ı buldu. Böylece, birçok AET ü l kesindeki et tü keti mi düzeyi n i a ş m ı ş olduk. Hu bubat ü retiminde de kesin b i r ilerleme kaydettik. 1 974'te h ububat ü reti mi, 1 961-1 965 yılları dönem i n i n y ı l l ı k ortal a ma ü reti mine kıyasla % 90 a rttı ve memleket ta ri hinde i l k defa olara k 1 0 mi lyon ton u geçti. Yine 1 974 y ı l ı nda buğday ü retimi 1 hektard a n 40 kenta l (2) ü rü n ü buldu. Ne var ki, partimiz bu başa rı larla yeti nm iyor, yeni yeni rezervierin keş­ fed il mesi ve yetersizli klerin ve kusurların gideril mesi için emekçilerimizi seferber ediyor. Biz, köy ekonomisi kuruluşlarında ça lışmala rı iyileştirme çabasiyle, hemen hemen aynı koşu l l a r a ltında çalışan ayrı ayrı işletmele­ rin elde ettikleri sonuçları kıyaslamayı g itg ide sıkla ştı rıyor, göze çarpan ayrı mları n nedenleri ni eleştirisel açıdan çözüml emeye, geri ve orta d u ­ rumdaki kuru l uşları isteklendirmek üzere öncü deneyi mi yaymaya ça l ı şıyo-. ruz. Arazi fonunu iyileştirmek için, bili msel-teknik gelişmeyi hızla ndırmak ve büyük çapta ya pıcılığı yetkinleştirmek için, köy ekonomisinde sermaye yatı rı mlarını daha etkin biçimde kullanmak için, bu kesimdeki ü reti m i n ya pısını, h a l k a yiyecek maddeleri sağ lanması işlerini sistematik olara k iyi leştirme sorununun çözüm üyle uyu mlaştı ra ra k yetkinleştirmek i ç i n par­ timizin yöneti mi a ltında çok büyük çabalar harcanıyor. Köy ekonom isinde ulaşılan gelişme derecesi, bizim bu yolda daha büyük bir azimle yürü mem ize olanak veriyor, d ü nya paza rında meydana gelen durum da bunu gerektiriyor. ÇKP MK'nin Kası m (1 974) Plenumu, ÇKP M K ' Genel Sekreteri G . H usak yoldaşın raporuyle, öhü m üzdeki birkaç y ı l için­ de hubu bat gereksi nmesinin yersel ü reti mle gideri l mesini ve yiyecek mad­ deleri sağlamada daha çok kendi olanakları mızın k u l l a n ı l masını öngören prog ra m istemini ileri sürd ü . 1 975 Temm uzunda yapılan ÇKP M K Plenumu, diğer birçok soru n l a birlikte, a ltıncı beşyıl l ı k plan (1976- 1 980) d i rektifleri hazırl ı ğ ı n ı n gidişini görüştü kten sonra, işçi sın ıfı i l e kooperatif üyesi köy­ l ü ler a rasındaki bağ laşmanın bundan böyle de sağ lam laştırı l masını, yiye­ cek maddeleri ve köy ekonomisi hamma ddeleri gereksininemizi d a ha çok kendi olanaklarımızia ka rşıla mayı a rtırmak üzere köy ekonomimizin büyük mal ü retici niteliğinin g üçlendiril mesi ni kararlaştırd ı . Bu karar gereğince,

(2) Kental, yüz kilogram ağırlığı nda tartı birimidir. 855


a ltıncı beşyı l l ı kta köy ekonomisi ü reti minin % 15 oranında a rtırılması ön­ görü lüyor. Bu maksatla, her şeyden önce, kö yekonomisinin teknik temeli d a ha fazla güçlendirilecek, bütün ü retim kol l a rında komple makineleştirmeye geçilecek, a rtış tempoları n ı n düşmemesi için bil imsel a landa elde edilen başarı lard a n geniş ölçüde yara rla nı lacak, sa nayi ile köy ekonomisi a ra ­ sındaki işbirliği genişletilecektir. Bugün a rtık büyük b i r rol oynadığı söz götürmiyen u l u slararası sosyalist entegrasyon u n önemi g itgide a rtıyor. Orneğ in, yüksek veri m l i Sovyet buğday türleri nin ta rı m ı m ızda geniş ölçüde uyg u la nması, son yıllarda memleketi m izde hububat ü retiminin hızla geliş­ mesi n i n öneml i etkenlerinden biri oldu . Şunu da söyleyelim ki, elde edilen sonuçlara karşın, biz gerçekte büyük sosya l ist köy ekonomisi ü retimi koşulları nda bilimsel-teknik devri m i n bütü n olanaklarından yararla nmanın henüz eşiğ inde sayı l ı rız. Fakat ed inilen deneye daya n a rak, önü müzde, köy ekonomisinde heryönlü kalkınma ve devrimci dönüşü mler için, ka pita lizmin ulaşamıyacağ ı yeni perspektifler açılmakta olduğu sonucunu ç ı ka rabiliyoruz. Sosyalizmde büyük ça pta ü re­ time geçiş, kapital ist devletlerde olduğundan ayrı m i ı olarak, planlı bi­ çimde, emekçi köylü lerin çıkarla rı gözetilerek ve yaşama d üzeyleri d u r­ madan yü kseltilerek gerçekleştiril iyor. Bizde, hayat, köy ekonomisinde büyük ça pta sosya l ist üreti min olanaksızlığı na, a maca uyg un ve etki n olmadığına ilişkin, bu alanda ka pitalist yolun sözde ü stünlükleri ne, kişisel çiftçiliğe daya n a n özel tarı mcılığın yaşamsal gücüne i l işkin burjuva ve revizyonist teorileri yalanlıyor. Ha rpten sonra en gel işmiş bazı kapita l i st ü l kelerin köy ekonomisi üreti minin yeğ in l i k derecesinde u laştıkları bel irl i ü stünlük sadece geçicid ir. B u üstü n l ük, ka pita l i st işletmeciliğin iç nitelik ve biçimlerinden değil, her şeyden önce sanayiin geçmişteki daha yüksek gelişme düzeyiyle, köy ekonomisine d a ha çok ödenek ayırma olanaklariyle i l işki li nedenlerden i leri gel iyor. Ne var ki, sosya list ü lkelerdeki teknik i lerleme sayesinde, büyük çapta sosya l i st köy ekonomisi üreti m i n i n ser­ maye yatırı mlarından etkinlikle yararla nma yeteneğ i n i n a rtması sayesinde b u üstü n l ü k yavaş yavaş erimiş bulun uyor. Bundan ötürü, sosyal ist köy ekonom isinin kapitalist köy ekonomisiyle yarışmada tama men üstün gel­ mesi reel perspektifinin eşiği nde bulunuyoruz. üretimde yoğ u nlaşma ve ihtisaslaşma n ı n yeni nitel d üzeyi, yuka rıda da belirttiği miz g i bi, ÇSSC'nde köy ekonomisi gelişmesinin karakteristik çizg isidir. Fakat daha büyük güçte köy ekonomisi tek n i k donatı m ve a raç­ l a rı sağla nması ve yeni projelerin gerçekleştiri l mesi bu donatım ve a raç­ l a rdan aza m i ölçüde yararlanma koşu l l a rı n ı n yaratı l masını gerektiriyor. Ne var ki, pratiğin gösterd i ğ i gibi, bizim genel likle köy çerçevesinde ku­ rul u p eyleme geçirilen ve çoğ unda çeşitli kollariyle geleneksel üretim ya pısı n ı n korunduğu Birleşik Köy Ekonomisi Kooperatifleri'mizin büyük 856


sayı lamıyacak olan boyutları hızla büyü mekte olan üreti m g üçleri ni kös­ tekliyordu. Bunun içindir ki, Çekoslovakya'da kooperatifler durmad a n iri­ leştiriidi. Bunları n sayısı 1 970'te 6.270 kada rken, bu yılın başlarında 2.800'e i ndirildi. Sonuç olarak, BKEK a razi kesiminin orta l a ma ölçüsü 638 hektardan hemen hemen 1 .500 hektara çıktı. Devlet çiftlikleri sayısı do 336'da n 252'ye indirildi ; bunl a rı n a razi kesi mi orta la m a ölçüsü de 4.275 hektardan 5.700 hekta ra ve giderek daha fazlasın çıktı. B KEK'nin irileşti ri l mesi, kooperatif üyelerinin gönüllü kara riyle, ekonomik ya ra rl a rı ve tüm toplumun çıka rla rı d i kkate a lı n a ra k gerçekleşti rildi. Bu tedbir, bü­ tünüyle, a razi fonunun, teknik a ra çları n ve uzma n kadroların daha iyi kul l a n ı l masına, ü retimde yeğ in l iğ i n a rtırı l masına ve harca m a l a rı n azaltı l ­ masına olanak veriyor, a s ı l önemlisi d a h a öte yoğun laşma ve ihtisaslaşma olanakları ya ratıyor. Kooperatifler a rasındaki il işkilerin gel iştiri lmesi üreti mde yoğunlaşma ve i htisaslaşma süreci nin olağanüstü önemli bir yön üdür. Orneğ in, bitkici­ l i kte, kır işlerini örgütlemede ve ma hsulü kaldırmada, teknik bitki ler yetiş­ tirmede ve a razi fonunu en a k l a uygun biçimde kul l a nmada işletmeler­ a rası işbirliği geniş ölçüde yayg ı n d ı r. Bu il işkiler gitg ide sağ l a m laşıyor, uzun vadeli bir kara kter taşıyor ve plônlarda öngörü l ü p sa pta nıyor. Kooperatifler ve devlet çiftlikleri tarafı ndan ka rma köy ekonomisi kuru­ luşları meydana getirilmesi pratiği gitg ide gel işiyor. Devlet bu yöndeki uygulamaları destekliyor, elverişli krediler açıyor, vergi indiri mleri ve diğer ya rd ı m l a r sağ lıyor. Böglelerde büyük çapta köy ekonomisi üreti mini geliş­ tirme perspektif plônları hazırl a nıyor. 1 Haziran 1 974 durumuna göre, memlekette 334 kooperatifler-a rası birl i k vard ı . Bunlar yapıcı lık ve a razi ıslah işleriyle, yem üreti miyle, toprağı kimyasal maddeler kulla narak iş­ lemekle, d omuz ve kü mes hayva nları bakımı, yumurta üreti miyle uğraş­ maktad ırlar. Böylece kooperatiflerin kooperatifleşti ril mesi önemli sosya l-ekonom ik so­ nuçlar veriyor. Birkaç BKEK'nden meydana getirilen kuruluşla r, ü retim i daha yü ksek düzeyde toplumsa llaştırmayı oluşturuyor, sosya list kooperatif işletmeleri nin d evlet çiftl ikleriyle yakı nlaşmalarına pratik olara k yard ı m ediyor. B u eğ i l i m, BKEK v e devlet çiftl iklerinden oluşa n karma kuruluşl a r meydana getiri l mesinde d a ha parlak biçimde simgeleşiyor. Bu durumda sosya list mülkiyetin iki biçi m i n i n (devlet ve kooperatif) ya kınlaşma l a rı, gi­ derek bir bütü nde birleşmeleri bir gerçekl i k oluyor. ÇKP,. halk ekonomisinin reel olanaklarını ve B REK' n i n hazı rl ı k derecesini d i kkate a l a ra k, koopera­ tifleşme sürecinin plônlı ve a maca yönel i k biçimde geçmesi ne, köy eko­ nomisinin gereksinme ve ödevlerinden geride kal mamasına özen gösteri­ yor, zira böyle bir geri kalma kooperatif üyelerin i n çıkarları na, ekonomik gelişmesi ne, işçilerle köylüler a rasındaki sı nıfsal ya klaşmanın güçlenmesi­ ne za rar verebilir. 857


Köy ekonomisi ile sanayiin, hele makine ya pımı ve işleme gibi sanayi kol lariyle birleşmesi, köy ekonomisinde kooperatifleşme süreciyle sağ lam bir birlik halinde gelişiyor. Sosya list köy ekonomisi ve sanayi, sosyal-ekonomik kara kterleri bakı mından ayrımiı olmadı kları için, bizim koşulları mızda, kapita l izmin koşu l larına ka rşıtl ıkla, tarı m-sanayi kom pleksi ku rma süreci, köy ekonomisinde meydana geti rilen a rtık-değerin elden geldiğ ince büyük bir böl ü m ü n ü beni msemek için çı rpı nan tekeller ta ra ­ fı nda n köylü lerin sömürül mesi nin şiddetlendiril mesi eşliğinde değil, arka­ daşça işbirliğinin güçlendirilmesi eşliğinde yü rütü lüyor. Sa nayi ile köy ekonomisi a rasında karşı l ı kl ı i l işkilerin gelişmesi emekçi lerin yara rına ger­ çekleştiriliyor, harca nan ödeneklerin aza m i etkinlikle kulla n ı l masını sağ l ı ­ y o r v e tü m topl umun çıkarlarına ceva p veriyor. Bütün bunlar, sosya list köy ekonomisinde ta m da şimdiki yoğ u nlaşma ve ihtisaslaşma safhasında, Marksizm-leni nizm klôsikleri n i n tarım i l e sanayi arasında organik bağ ­ laşma sentezine ilişkin dô hiyane öngörü lerinin gerçek ol maya ba şladığını gösteriyor. Dretim g ü çlerin i n gelişmesi, tek tek köy ekonom isi kooperatifleri için­ de ve tü m tarım kooperatif sektörü çerçevesinde sosya l ist ü retimin i l işki le­ ri nin yetkinleşti ri l mesi ni gerektiriyor. Köy ekonomisi kooperatifleri kanun tasarısı yak ı n g eçmişte köylüler ta rafından g eniş ölçüde görüşüldü. B u kanunun, son yıllarda ta rım kooperatifleri nde oluşan değişimlerin yerleş­ mesi için, bunları n sosya list kara kteri nin daha fazla gelişmesi için, ko­ operatif ve genel halk m ü l kiyeti nin bi rbirine yaklaştı rı lması için, koopera­ tifierin yöneti m i n i n ve iç örgütünün iyileştiril mesi için, ekonomik eylem­ lerinin sonuçları konusunda toplum karşısındaki sorumluluğunun a rtırı l ması için sağ l a m bir temel olacağını düşünüyoruz. Bilindiği üzere, diğer birçok sosya l ist ü l kede olduğ u gibi, Çekoslovak­ ya'da da, sağ l a m köylü özel m ü l kiyet gelenekleri dikkate a l ı n a rak, ko­ operatiflerin meydana getiri lmesi döneminde topra k kamulaştı rı l mış de­ ğ i ldi. Fakat toprağın sürekli olara k kolektifçe işlenmesi, aynı zamanda diğer ü retim a raçları üzerinde top l u msal (kooperatif) mül kiyet, köyl ü lerin psikolojisini g itg ide daha çok değiştiriyor ve toprak üzeri nde özel m ü lki­ yet geleneğ i yavaş yavaş silinip gidiyor. Bütün bunlar, toprağın, h ukuki ba kımdan hôlô özel mülkiyet olara k kalan topra ğ ı n, ekonomik, ya n i ger­ çek olara k kamulaştırı lması süreci ni dile getiriyor. işte bunun için, kamu­ laştırma eğ ilim ini ta mamiyle ya nsıtan ve bir ya ndan da teşvik eden söz­ konusu kanun tasarısı, Bi rleşik Köy Ekonomisi Kooperatifleri'ne, kuru l uşta üye köylü lerin kattı kları toprağ ı (bu toprak üzerinde köylülerin özel m ü l ­ kiyeti biçimsel olara k korunmakla beraber). sonrasız v e para sız olara k kullanma hakkı ta nıyor. Topra ğ ı n gerçekten kamulaştırılması süreci, köy­ l ülerin çıkarlarına ve kooperatif d üzen i n i n d a ha öte gelişmesi ne tama­ men uyg u n bulun uyor. 858


Sanayileşme ite ihtisaslaşma kooperatiflerin iç örg ütünde ciddi değ işik­ likler gerektiriyor. Kooperatiflerde sosya l ist sa nayi kurul uşlarına özg ü yö­ netim prensi plerinin ve özel likle kendi masrafları n ı kendi karşılayarak çalışmak, tek tek ü reti m dallarında tekbaşlı ida r�ye daya l ı kalifiye yöne­ tim pratiğ inin g itg ide daha geniş ölçüde uygu lanması gereği doğ uyor. Hayat, büyük kooperatiflerde seçi mle görevlendi rilen organl arın ya nı­ sıra, tek tek dalların yönetmenlerinden o l uşan ve ü reti min çabuk ve etkili yönetiıuiyle uğraşan bir yü rütücü yönetim cihazı meydana getiri l mesi ge­ reksin mesini dayatıyor. Emekçilerin yönetime d iğer katı l ı m biçimlerini (örneğ in, bileşimine iş­ letme temsilcilerinin g i rd i kleri bölge köy ekonomisi idarelerine bağ l ı d a ­ nışma organları sistem lerini) yetkileştirmeye, aynı zama nda kooperatif d üzeni sorun larının görüşül mesinde bütün emekçi köylü lerin çıkarlarını temsi l eden toplu msal örg üt olara k Köylü Kooperatörler Birliği'nin rol ü n ü a rtı rmaya büyü k b i r önem veril iyor. Biz köy ekonomisinde plônlı yönetimi yetkinleştirme, köy ekonomisi ko­ operatiflerinde, bunları n ekonomik rol ü n ü a rtırma koşu l l a rı a ltında ü retim ve dağ ı l ı m sü reçleri üzerinde parasa l ve ekonomik kald ı raçları n etkisini güçlendirme sorununa da özel bir d ikkat g österiyoruz. Bu cümleden ola­ rak, sanayi malları ve köy ekonomisi ü rü nlerinde istikra rlı fiyatlar sağ lan­ ması, kooperatiflere, uzun vadel i ü retimsel ve ekonomik perspektife da­ ya l ı bir işletmecilik eyl emi yürütme, tarım emekçilerine de tam olara k yarı nına g üven le yaşama olanağı veriyor. Bütün bunlar, ÇKP'nin, bu yeni koşu llar a ltında da sosyal istköy ekono­ misi kooperatif d üzeninin kara kterini gözönüne a l maya ve bu düzenin, işletme üyelerinin verdikleri emeğ i n son uçlariyle maddi ba kımdan son derece ilgi lenmeleri g i bi, kooperatif-içi demokrasi prensipleri vb. g i bi üstü nlüklerinin en dolgun biçimde bel i rmesini sağla maya gösterdiği öze­ nin kanıtları d ı r. Köy ekonom isinde topyekun sa nayi leşme, kooperatif üyesi köylülerin yaşama ve çalışma koşu l l a rı n ı n iyileştiri l mesi üzerinde, d u rumları n ı n işçi sınıfının du rumuna yaklaştı rılması üzerinde, sanayi, ve köy ekonomisi emeğ i a rasında, şeh i r ile köy a rasındaki ayrı mları n g ideril mesi üzeri nde dolaysız bir etki yapıyor. Emek veri m l i l iğ inin a rtı rı l ma sı ve maddi teşvik. ve ilgi lendirme sistemi sayesinde, köylü lerin emek geliri yı ldan ·yıla a rtı­ yor. Köyl ünün orta la ma ayl ı k gel iri, artı k, prensip itiba riyle, bir bütün. olara k halk ekonomisi alanında çalışan işçilerin ortalama ayıığ iyle eşit­ lenmiş bulunuyor. Şunu da önemle belirtelim ki, kooperatif üyesi köyl ülerin emegının· ödenmesi düzeni de old ukça değişiyor. Kooperatifler, esas itiba riyle, artık 85C;


parayla ödemeye geçtiler. Kooperatifin her üyesine, ölçüsü ken. d i vasıfla­ rına, verdiği emeğin niceli k ve nitel iğ i ne, kooperatifi n işletme eylemi n i n sonuçlarına bağ l ı bir aylık ücret sağ lan ıyor. Devletin tek satı nalma fiyat­ l a rı sistemi ve gelirin ôdil dağ ı lı m ına hizmet eden ayrı miı za m l a r da, kooperatiflerde « eşit işe eşit ücret» prensi pinin iyice kökleşmesine yar­ dı m ediyor. Pa ra l ı ödeme usulüne geçilmesi, toplumsal işletmenin geliş­ mesiyle, kooperatif üyesi köylü lerin maddi durumları n ı n iyi leşmesiyle daha çok ilgilenmelerin i sağ l ıyor ve ü retimsel etkenl i klerini teşvik ediyor. Bununla ilgili olarak, bel irtmeyi gerekli gördüğümüz bir durum da şu­ dur: Köylü lerin, kendilerine ya rdı mcı olara k veri len ek işletmelerin rolü, yiyecek maddeleri gereksin meleri n i n yeterince g ideril mesi sayesinde g it­ gide azal ıyor. Da ha d ü ne kada r, bu ek işletmeler, köyl üler için, hem maddi, hem de psikolojik bakımdan epeyce öneml iydi. Ne va r ki, toplum­ sal işletme g iderek güçleniyor, kooperatif üyeleri n i n pa ra gelirleri a rtıyor, kü ltürel ve mesleksel düzeyleri yü ksel iyor ve bununla birli kte ek işletme dediğimiz belirli bir toprak parçası n ı özel olarak işlemeye gösterd i ğ i ilgi azalıyor. Köylü lerin ve hele gençlerin, özel olara k işlemeleri için kendi­ lerine bıra kı l m ış topra k parça l a rı nd a n vazgeçmeleri sıklaşıyor. Kooperatif­ lerin % 38'sinde a rtı k özel ek işletme ortadan ka lkmış bulunuyor. Bug ü n bu özel işletmelerin ü retimi, t ü m köy ekonomisi ü reti m i n i n ancak % 1 1 'i:ıi oluşturuyor. Bu süreci n sosyal önemi, köyl ü n ü n de, aynen işçi nin olduğu gibi, maddi düzeyinin yükselmesini a ncak topl umsal işletmeyle bağ l ı görmesinde topla nıyor. Bundan başka, emekçi leri n i n serbest saatleri çoğ a lıyor. Bundan da, en çok, toplumsal ü reti me d a ha büyük bir etkin­ l i kle katı lma ve kü ltü rel ve mesleksel d üzeylerini yükseltme olanağı bulan kad ı nl a r yararlanıyor/ar. Devletim iz, kooperatif üyesi köylü lerin çalışma d u ru m u n u, sosya l ve h u k u ksa l durumunu devlet kuru l uşları işçi l eri n i n du rumuyla yavaş yavaş eşitlemeye büyük bir özen gösteriyor. iş Ka nunundaki hükümlerin uygula­ ma çerçevesi köyl ü leri de kapsıyaca k biçimde genişletiliyor. Kooperatif üyelerine sosyal yard ı m l a r, önce bütü n yurttaşlar g i bi kendi lerine ayrı lan devlet ödenekleriyle, ikincisi de, kooperatif fonlariy le gerçekleşti ri liyor. Da ha şimdiden, çocuk za m l a rı, a n a l ı k izinleri, geçici iş görememezlik h a l lerindeki ödentiler g i bi yard ı m ve kolaylıklard a n yara rlanmada emekçi köylülerle d iğer bütün işçiler a rasında hertürlü ayrı m ortad a n kalkmış b u l u n uyor. Köy ekonomisi kooperatifleri nin büyük çoğ u n l uğu, üyelerine, devlet kuru l uşlarındaki koş u l la rı n benzeri koşul larla para l ı izin veriyor. Kooperatifler, sosyal ve kültürel fonla rı ndan, köyl ü leri n özel kurslarda meslek eğ iti m i görmeleri için gereken para ya rd ı m l a rı nda bulu nuyor, d i nlenmelerini örgütlüyor, çocuk kurumları n ı n çal ışması nı sağl ıyor. Yine kooperatifler, u l usal komitelerle birli kte, kreşler, çocuk ba hçeleri, sağ l ı k merkezleri, k a m u hizmet servisi mağaza l a rı, spor v e kültür tesisleri yapı860


cılığına katı l ıyorl a r. Gerçekte, bayı ndırlık bakım ından, artı k köy evleri ile şehirli yurttaşların konutla rı a rasında her hangi bir ayrım göze çarpmıyor. ÇKP Merkez Kom itesi nin Nisan Plenumu (1 975) büyük bir önem taşıyor. Bu plenumun onayladığı prensipler gereğ i nce, önümüzdeki yıldan itibaren. kooperatif üyeleri köyl üler de d a h i l , bütün emekçi ler için tek emekl i l i k sis­ temi uyg u lamasına geçilecektir. Köy ekonomisi emeğ i n i n kara kteri kesi nlikle değişerek, a rtık sanayi eme­ ğ i çizgileri kaza n ı yor. Teknik ilerleme, köy ekonomisi işçileri n i n mesleksel bileşiminde ciddi değ işikliklere yol açıyor. Orta ve yü ksek öğ reni m l i uz­ manları n , aynı zamanda traktörcüler, biçer-döğer makinistleri, şoförler, onarı m işçileri ve makinistler g i bi vasıfl ı işçilerin sayısı durmadan a rtıyor. Her bin işçiye a rtık 220 vasıflı işçi ve orta ve yü ksek öğren i m l i 40 uzman düşüyor. Parti, köy ekonomisi kooperatiflerinde üretimi a rtı rma ve bunların eko­ nomi lerini g üçlendirmenin, kooperatif üyesi köylüler sınıfı n ı n 'sosya l - politik gelişme süreçleriyle ve bu sınıfın işçi sınıfına yaklaşmasının hızlandırıl­ masiyle uyu m l u bağdaşımı için gereken ça bayı esirgemiyor. Köylülerin eski, özel mül kiyetçi psikolojisi nin kalıntıları yavaş yavaş kayboluyor, sos­ yal ist bili nçleri a rtıyor, köylünün ÇKP'yle birliği g üçleniyor. Lenin'in büyük çapta köy ekonomisi kooperatif üretim i ne ilişkin fikirleri köyl üleri mizin bilincinde g itg ide daha köklü biçimde yer ediyor. Köylü ler, bu fikirleri n, çıkarlarına tama men uyg un olduğuna kendi deneyleriyle ina nıyorlar. Çekoslovakya köyünün d a ha önce hiç bir za m a n böylesine yüksek bir maddi ve kültürel d üzeye ulaşmamış olduğunu biliyorlar. Ve köy ekonomisinde emek veri m l i liğinin hızla a rtması sonucu olara k kooperatif üyesi köyl ülerin toplam sayısı ve memleket nüfusu içindeki payı aza l m a kta olsa da, bu köyl üler işçi sınıfiyle bağlaşma ha l inde sosya l ist topl u m u ­ m uzun temel v e egemen sı nıfla rı nd a n biri olmaya deva m ediyorla r. Büyük ça pta köy ekonomisi üreti minin gerçekleştiri l mesi partinin çok büyük politik ve örgütsel ça lışmaları na dayan ıyor. Yeni aşamada parti n i n yönetimsel v e örgütsel işlevinin d a h a fazla güçlendiril mesi gereği a rtıyor. Son yıllarda. gerçekte bütün köylerde bölgesel prensip üzere kuru l a n köy parti örgütleri meydana getirildi. Bunlar kooperatifleşmede, sonra da kooperatiflerin komünistler tarafı ndan yönetil mesinde kesin bir rol oyna­ d ı l a r. irileştiri l m iş kooperatiflerin kurul masiyle, bu kooperatiflerde, sa­ nayi kuru l uş l a rındaki parti örgütlerinin sa h i p oldu kları haklar ve dayan ­ d ı kiarı temel prensi plerle ça lışan erkin parti örgütleri meydana getiri l mesi gereği ortaya çıktı. Fakat bu karmaşık soru nun a d ı m a d ı m çözül mesi gerekiyor. Birçok Birleşik Köy Ekonomisi Kooperatifinde a rtı k bu g i bi parti örgütleri kuru l m uş bulunuyor, birçok yerde de köy örgütleri hôlô korunu­ yor, zira u lusal kom iteler politik yönetiminden, toplu msa l örgütler ve köy­ lerdeki toplu msal hayat yöneti m i nden bu isteniyor. Kooperatiflerde parti 861


örgütleri kurulmasını tam a m l a m a n ı n koşulu, köylüler a ra sı nda parti saf­ larının güçlend iril mesidir. Köylü lerin önemli bir böl ü m ü , ul usal ve demokrati k devrim dönemi nde, topra k için ve topra k reformu için savaşım yılları nda pa rti safları na g i rd i . Bununla birlikte y ı l l a r boyunca, köylü gençlerin, yaşama v e çalışma ko­ ş u l larını kendi çıkarlarına ve gereksin melerine daha uygun buldukları şeh irlere akını deva m etti. Bugün köy örgütleri üyeleri n i n nispeten daha yaşlı olmaları bununla açıklanabilir. Bunun için, bizler, ÇKP XiV. Kongre­ sinin kara rları gereğ i nce, genç köyl ülerin partiye a l ı n masına daha büyük bir d i kkat çeviriyoruz. Bu sorunun çözü m ü için çok elverişli koşu llar yaratı ldı. Bilindiği g i bi, kapita l ist ül kelerde köy ekonomisinde yoğ u n laşma süreci küçük ve orta köylü lerin yıkı m iyle son uçla nıyor, yoksu llaşa n m ilyonl a rca köylü emekçiyi, özel likle gençleri şehirlerde veya yabancı ül kelerde iş a ra m a k zoru nda b ı ra kıyor. Bu yığınsal göçler tümüyle n ice köy ekonomisi bölgelerini ıssız­ laştırıyor, öte ya ndan da şehirlerde olağan üstü bir nüfus sıkışıklığı yara­ tıyor. Çekoslovakyada bu ba kımdan durum ba m başkadı r. Gerçekten biz­ de hala köyden şehre işgücü a k ı n ı vard ı r. Sosya list endüstri nin ve d iğ er ekonomi kolları n ı n gelişmesi ta m a m layıcı bir işgücü gerektiriyor, köy eko­ nomisinde emek verimliliğinin a rtması da bu ekonomi a l a n ı nd a n bir bö­ l ü m emekçilerin serbest bıra k ı l masına olanak veriyor. Son beş yıl içinde köyden şehre 1 42 bin kişi geçmiş bulu nuyor. Bunların çoğ u halk ekono­ m isinin d iğer kol larında işçi oldular. Biz bunu olumlu bir olgu sayıyor ve köy emekçi leri ordusundan 90 bin kişi daha a l ı p a kta rmayı düşün üyoruz. ate ya ndan, tarı mda sanayileşme sürecinin gençlerin köy ekonomisi işleriyle kaynaşmaları na ya rd ı m ettiği de gözden kaçı rı l m a ması gereken bir olayd ı r. Gençler, şehi rlerde otura n l a r da dahil, köy ekonomisi emeğ i ne olan i l işkilerini kökten değişti rmişlerd ir ve bu çalışmayı g ü nden g ü ne daha i l g i nç ve çekici bul uyorlar. Her yıl, öğrenimierini ta mamlamış olan bin­ lerce yü ksek okul, teknikum, köy ekonomisi okulları öğ rencisi köylerine dönüyorla r. Bu d u rum, doğal olarak, köyl ü nüfus içi nde yaşlılar kesi­ minin aza l masına yol açıyor. Bugün köy ekonomisinde ça lışan emekçiler topl a mını n % 30'undan çoğ u 34 yaşı na kada r olanlard ı r. Bütün bunlar, köy ekonomisinde parti kadrolarını g ü çlendirme sorununu çözmemize yard ı m ediyor. Biz partiye üyeler alınmasındaki elverişli dö­ n ü m ü önemli bir politik başarı sayıyoruz. ÇKP XLV. Kongresinden sonra, köylerin ve köy ekonomisi kuruluşla rı n ı n parti örgütlerine, çoğ u 35 yaşın­ dan genç olmak üzere, 40 bin kada r üye a l ı n mış bulu nuyor. Memleketimizde büyük çapta kooperatif köy ekonomisi üretim i n i n so­ nuçları, Len in Kooperatif Planı'nı ol uştura n fikirlerin doğruluğunu ve uluslara ra sı önemi n i ta m a m iyle ispat ediyor. ÇKP' nin XLV. Kongrece for862


m ü l e edi l mi ş tarı'm politikası n ı n bütünüyle dayandığı bu fiki rlerin g ucu ve yaşa msallığı, memleketi mizde köy ekonomisi gelişmesin i n şimdiki aşa­ masında yeniden onayla n ı p pekişmiş ol uyor, G ü n ü m üzde derin ekonomik bun a l ı m ı n ağır sonuçları kapita list ü l keler emekçi leri nin sırtı na yü kleti l mişken, Çekoslovakya Sosya list Cumhuriyeti' ­ nde sosya list köy ekonom isinin ka lkınması, milyonlarca emekçiye, anca k köy ekonomisini yeniden kurmaya ilişkin Leni nci prog ra m ı n , ağır ça lışma koşulla rından ve yarın g üvensizliğ inden kurtu lacaklarına dair sağ l a m bir perspektif, sosya l durumları n ı n d u rmadan iyileşmesi perspektifi sağ ladı­ ğını bir kez daha kanıtl ıyor.

863


Amerika'mııın tam bağımsııllğına doğru Volodio Teitelboim Şili Komünist Partisi MK Politik Komisyonu üyesi

Kıta mızda ispa nyol sömürge egemenliğinin sona erdiğini müjdeliyen Aya kuço savaşından yüzeı li yı/ sonra , Amerika mızın sürekli ve kayıtsız şart­ sız bağ ı msızfığ ı hôlô bir gerçeklik değ ildir. Lôti n Amerika ve Karayip Böl­ gesi ü lkeleri komü nist partilerinin 1 975 Hazira n ı ndaki Havana top la ntı­ sında kabul edi len bild iri işte bu sözlerle başlıyor. Sürekli, sağ l a m ve kayıtsız şartsız bağı msızl ı k, şimdi devrim gerçekleştiril meden, sosya l izm yoluna g i ril meden sağ lana maz. Bu sorunların çözümüne yardımcı olabil­ mek için, Lôti n Amerikadan 24 ü l kenin komün ist partileri temsilcileri, Amerika nın i l k özg ü r toprağında, sosyal izmin Bolivar ve Marti'nin (1) d i l iyle konuştuğ u ül kede, halkları sözlerini bundan sonra söyliyecek olan kıtanın yeni kurtuluşu savaşımına g i rişen memlekette topland ı / a r. Biz komünistler, bütün gerçek devri mciler g i bi, yeni kurtuluş epopesine katı /an kişileriz, Amerika n ı n ta mamlanamamış olan kurtuluşunun miras­ çı /arıyız. Ondokuzuncu yüzyı /da başlamış olan savaşım deva m ediyor. Ne var ki, doğ a l olarak, za manın kendisi ve çağımızın kara kteri bu sava­ şımın içeriğini oldu kça değiştirdi. Tam ve kesin kurtuluşa, yeni -sömürge­ ciliğin, Ameri kan em perya lizminin ve yerl i bağ laşıklarının yen ilgiye uğ­ ratı / ma ları son ucu nda ulaşı /aca ktı r. Bu bütün insa n l ı ğ ı n kurtuluşu uğrun­ daki savaşımın bir parçası, dünya devri minin bir parçasıdır, ve bu sava­ şı mda elde edilecek başa rı, Bol iva r za manındaki gibi burjuvazinin fikir­ lerinin utkusu değil, proleta rya nın fikirlerinin, Marksizm-Leninizm fikir­ leri nin, h a lkların menfaatlerinin utkusu olaca ktır. Gerici g üçler her zaman devrimci fikirleri « ya ba ncı kökenl i " olduğu baha nesiyle hiçe saymaya, değersiz göstermeye yelten mişlerdir. Doruğ u Ayakuço çarpışması olan desta nsal savaşın önderi Simon Bolivar ve on­ dokuzuncu yüzyı / kurtuluş savaşının daha nice kahra ma n l a rı sömürgeciler " tarafından aforoz edilmişlerdi. Bolivar'ı .< iblisle dostl ub.la, «şeyta ni " ki­ taplar (Lok, Monteskiyö, Volter, Russo) okumakla suçluyorlard ı . çağ ı mızdaki b i l i m ve ileri l i k düşmanları komün ist parti leri nin ulusal ka rakteri ni inkôr etmiye ça lışıyorl a r. Biz Bolivar'ın öğ retmenlerinden ders a l m ı ş olmasak d a , aynen onun g i bi, bütün dü nya devri mi kü ltürü nü ken­ dimiz için ed inim sayıyoruz. Biz yeni kaynaklardan, çağdaş toplum bili­ minden, yani Marks, Engels, Lenin öğ retisinden bilgi ed in iyoruz.

(1) Simon Bolivar ve Hose Marti, Lôtin Amerikan ı n kurtuluşu savaşı n ı n efsanevi kahra manlandır. Not. red. 864


Marksist-Lenin ist yapıtlar bir kutsa l kita plar yığını, gizeml i deyimler derlemesi değil, somut koşullarda eylem kı lavuzud ur. Bu yapıtlar, Latin Amerikada metropolleri n egemenliğine son vermenin, geçen yüzy ı l ı n kur­ tuluş savaşçı larının düşledikleri gibi politik dönüşümler ya pmanın yeterli olmadığını öğ retiyor. Gerçek kurtuluş, topl um hayatı n ı n bütün a la n l a rı nda devrim ya pılmasını gerektiriyor. Jamayka'dan mektuplarında, Bolivar, I spanyolları n kovul ması ve özg ür bir hükümeti n işbaşına getiri lebil mesi için bağlaşmanı n gerekliliğini be­ lirtmişti. Bu bağ laşma gökten zembille düşmiyecek, a ncak a maca yönelik çabaları n ürünü olaca ktır. Biz, komünistler, Hava na'da, bağlaşma g e re­ ğini bir kez daha belirttik. Ve sözkonusu topl antı, kıta n ı n bütün devrimci, anti-em peryalist, ilerici güçlerinin sı kı bir topl uluk meydana g etirmelerinin temeli olan birliğ i m izin parlak bir gösterisi oldu.

D D N YA D E V R i M I N I N G O Ç L E RI Bildiride, haklı olara k, Latin Ameri kadaki değişimlerin, devrim yoluyle ka pitalizmden sosyal izme geçiş kara kterli çağ ı m ızda sosyal ilerlemeye doğ ru gel işen evrensel sürecin bir parçası olduğu bel i rtiliyor. Ana n itel i ğ i sosyalizm g üçlerinin büyü mesi v e em perya l izmin g itgide daha ç o k zayıf­ laması olan yeni uluslara r6s1 du ru m, kıta mız üzerinde o l u m l u bir etki ya pıyor. Viyetnam halkının Amerika ü lkelerinde de büyük yankılar uya n ­ d ı ra n yüce utkusu değişmekte o l a n g üçler dengesinin en parlak bel irtisi oldu. Şili faşist cuntası n ı n elebaşısı Pi noçet' i n , Saygon'da kanlı kukla Tiyö'nün düşmesi üzerine büyük bir telaşa kapıl ması rastgele değ i ldi. Pinoçel bu olayda yaklaşmakta olan kendi sonunu da gördü. Viyetnam halkının utkusu, Avrupada faşist ord u l a rı n ı n yenilg iye uğratıl­ masından, 30. yıldönümünü yakın geçmişte kutladığımız utkudan sonraki en büyük tarihsel olaylar a rasına girdi. Bugün her kıtada faşizm yeniden ortaya çıka bilir. Fakat za manı mızın beli rleyici çizgisi, faşizm in ve emper­ yalizmin aşırı sağcı dikta rej i mieri n i n güçlenmesi değil, özg ürlük, demok­ rasi, barış ve toplumsal gelişme güçlerinin i lerlemesidir. Portekizde halkın üstün gelmesi bunun bir örneğ idir. Bu ü l kede « ha l k-silah l ı güçler .. denk­ lemi bugün devrimi gara ntil iyor. Şili 'deki ağır d u rumdan a l ı nan dersleri gözden uzak tutmıyan Portekiz devrimi gel işiyor ve şimdi ü l kede sözü­ mona demokrasi m askesi altında eylem göstermekte o l a n emperyalizm, gericilik ve faşizmin balta l a ma ma nevra l a rı n ı suya d üşürüyor. I şte bunun için, biz a rtık söylenmiş olanı bir kez d a ha tekra rl ıyoruz : « D evrim haklıdır ve savunulmalıdır. Portekiz Avrupada Şili'nin tekrarı olmamalıdır. .. Topl u msal düzenleri ayrı devletlerin barış içinde yanyana yaşama ları politikası n ı n baskısı a ltında « soğu k h a rp .. gerilemek zorunda kaldı. Sos865


yalizm Avrupada, Asyada ve Amerikada halkın ve tüm insa n l ığ ı n k a lı mlı bir kaza n ı m ı olara k yerleşti . Lôtin Amerika l ı l a r, kardeş Küba'nın kişiliğin­ de, kıta mızın kurtuluşu için, ta m bağımsızl ı ğ ı n elde ed il mesi ve i nsa nın insa n ı söm ürmesine son veri lmesi için çarpışmış olan savaşçı ların bütü n emel l eri n i n simgesini görüyorlar. Küba coğrafya ba kımından bir ada olsa bile, politik ba kımdan tam kurtu luş uğrunda savaşan kıta n ı n ayrı lmaz bir parçasıdı r. Bu açıdan, La­ tin Amerika da bir ada değil, Oktobr şafağıyla, Kışlık Sa ray'a hücumla başlıya n yeni haya t için savaşıma g i rişmiş olan dünya n ı n önemli bir par­ çası d ı r. O za mandan beri, Sovyetler Birliğinin ve diğer sosya list devletlerin va rlığı, itibarı, sağlamlaşması ve eylemi gezegenimizin çehresini değ i ş­ ti rdi. işte çağ ı m ızın kesin bel i rtisi de budur. Bütün dünyada g üçler dengesindeki değişmenin çok önemli etken i, Av­ rupa ve diğer kıta l a r ka pita list ülkelerindeki işçi sı nıfı nın ve bütün demok­ ratik güçlerin savaşımıdır. Yeryüzü nde barışın elde ed i l mesi ve korunması haya l i bir a maç değild ir. Bu çaba, bütün a la n l a rda gericil iğe karşı, m i l i ­ tarist tehlikenin ana kaynağ ı sıfatiyle faşizme v e neo-fa şizme karşı yürü­ tülen savaşımla ya kından ilişkilid i r. Silôhla nma yarışının ve astronomik askersel ha rca maları n yükünü halkları n sırtına yükleyen ka pita lizm ve emperya lizmdir. Avrupa ve d iğer kıta l a r gelişmiş ka pital ist ülkelerindeki işçi sı nıfı, yal nız daha fyi yaşama koşulları için mücadele etmekle ka l m ı ­ yor, aynı zamanda sa ldırgan militarist politikaya ka rşı, tekellere v e tüm gerici liğe karşı, u l uslara rası gerginliğin aza ltılması için günden güne daha da büyüyen bir savaşım yürütüyor. Za manımızın güçlü devrim ha reketi nin bir kolu da, gelişme halindeki ü l kelerin kurtu luş hareketidir. Bunlar a rasında birbirine benzemiyen, ta ­ ri hsel, sosya l ve politik gelişme bak ı mı nd a n değ işik düzeylerde bulunan bir öbek devlet vardır. Fakat hayatın bütün alanlarında gerikalmışlığa karşı, gerçek bağı msızl ı k uğrunda savaşım, hepsinin birleştirici çizgisidir. Ve her yerde, komünistler, devrimci ve savaşçıd ı rla r, ilerlemeni n kata l i ­ zatörleri rolünü oynuyorlar. Bu neden le, dün olduğ u gibi, b u g ü n d e , a nti­ komünizm ve a nti-sovyetizm, bütün bel irti ve biçimleriyle gerici liğin ve faşizmin, em perya lizmin ve saldırga nlığın politik-ideolojik daya nağ ı d ı r. Anti-komü nizm yalnız komün istlere karşı değ i l , aynı zamanda bütün de­ mokrasi, sosyal ilerilik ve devrim savaşçı larına karşı yöneı ti l miştir. Anti­ komü nizm tek tek ü l kelerin u lusal çıkarlarına değ i l , tüm insa n l ı ğ ı n çıkar­ ları na aykı rıd ı r. Şimdiki ta ri hsel durumun özelliği, kapita l izmin genel buna l ı m ı n ı n a l a ­ bildiğine keskin leşmesidir. Kapitalizmin övg ücü leri, b u n u n dü nya çapında buna l ı m olduğunu iddia ediyorlar. Oysa değ i ld i r. Sosyal izm, bu bunalı­ m ı n yıkıcı sonuçlarından azat olup, g üvenle ileri hareketine devam etmek866


tedir. Bu karşıtlı k, sosya lizmin buna l ı m l a rdan azot bir d ünya n ı n g üvencesi olduğunu kanıtl ıyor. Sosya lizm, insanlar için, ya l n ız insa n ı n insanı sömür­ mesine son veri l mesini sağ lamakla, o n l a rı ekmeğe, işe, ada lete, esenlik ve kültüre kavuştu rmakla kalmıyor, aynı ıa manda uluslara rası gerg i nfiği ve silah lanma yarışını da aıaltmaya çalı şıyor.

lAT i N A M E R i KA DA Y E N i D U R U M Topl a ntıdan sonra yayı n l a n a n bildiride, sosyalizmin, latin Amerikanın daha hızlı tempolarla tarih sel gel işmesi ni gara nti edebilecek biricik sis­ tem olduğu ve memleketleri m izin bu gereksi nme içinde bulunduğu söy­ leniyor. Küba, kardeş halklara, çağı mızda Amerika kıtasında sosyalizm kuruluşuna başlana bileceğ i n i gösteriyor ve bu yolda olağa nüstü büyük boşarılara ulaşmış bulunuyor. Bildiride şu nokta da önemle beli rtil iyor : Şu var ki, sosya l izm, a ncak emekçilerin dolaysız deneyi temeli üzerinde azimli bir savaşım ve kökl ü dönüşümler boyunca, bütün sosyal izm yandaşları n ı n ardıcıl ve d irençli ideolojik sava ş ı m ı sonucu olarak, bütün latin Amerika ü lkeleri nde bir an önce gerçekleştiril mesi olanaklı bir program h aline gelebilir. Küba devri m i n i n utkusu (Ameri ka n emperya lizmi için kara basa n, bütün kıta çapındaki gericilik için korkunç bir haya let), kıta m ızin hayatı nda kes­ kin, ta rihsel bir dönüşü mün başlangıcıdır. Ve vaktiyle, emperya list:er, do­ ğ uş halindeki Sovyetler Cumh uriyeti' n i nasıl boğ maya ka lkıştı larsa, Küba devri m i n i de öylece boğ ma denemeleri n e g i riştiler. Halkı n kahra m a n l ığı sayesinde, başı nda Fidel Kastro'nun bulunduğu politik öncü nün bilge ve cesur yöneti mi sayesinde, sosyalist d ü nyan ı n ve öncel ikle Sovyetl � r B i r­ l iğ i n i n desteği sayesinde, aynı zamanda latin Amerika ve bütün dü nya halkların ı n sempatileri sayesinde, Küba'da sosyalizm tutundu, yerleşti ve kalımiı bir olaya dönüştü. Biz şimdi Ya nkiler' i n stratejisi n i n iflası na ta nık ol uyoruz. « Soğuk harp» dogmaları ve « Sovyet sa ldırısı » uyd urma l a rı temeline oturtulmuş b i r asker­ sel ve hukuksa l komple olan sözümona Amerika l ı l a r-arası sistem bir buna­ lım dönemine g irdi . ABD Dışişleri Bakanlığı, g iderek eski "Sömürgeler Baka n l ığ ı », ya ni Ameri kan Devtetleri Orgütü'nde bile gü nden güne sert­ leşen çel işkilerle karşı karşıya geldi . Kıta, çokuluslu tröstlerin a rpalığı olara k ka lmak istemiyor. Gitgide daha büyük sayıda memleket, Küba'yla: ve diğer sosyalist devletlerle di plomatik, ticari ve kültürel i l işkiler kuru­ yodar. Ya lnız işçi sın ıfı değ il. bütün emekçiler ve h a l k ı n en i l erici ta bakaları da, emperyalizmin egemenliğinde. yıkımın, bağ ı m l ı durumun ve gerikal 867


mışlığın nedenleri n i görüyorl a r. Dahası, emperya l izmi düne kadar kendi yenil mez bağ alaşıkları saya nlar bile, a rtık çok açık ve acı konuşa n nice kanıtlar karşısında ondan' şüphe etmeye başlıyorl a r. Yüzyıl boyu nca, feo­ d a l ve yarı-feoda l oligarşinin ve uzlaşıcı burjuvazinin desteğ iyle em per­ ya lizmin boyuna içeri sızmasından sonra, bugün, Lati n Amerika ne du­ rumdadır? Bu kıta a rtık uçsuz bucaksız topra kları üzeri nde h a l kları n aç­ lığa ve sü rü nmeye hükümlü oldukla rı bir kıtadır. Bugün her ü ç Lati n Amerikalının biri yeterince gıda a la mıyor. (2) « Eğ iti m a tı l ı m ı » dedikleri dö­ nem içinde Latin Amerika hala koskoca okuma -yazma bil memezl ik leke­ leri taşıya n kıta olara k kalıyor. çoğ u okul çağı çocuklar okula gidemiyor ve yü ksek öğ renim ,b ir sı nıfsal ayrıca l ı k ol maya deva m ediyor. Onemli bir böl ümü hala işlenmemiş ve ne yopılaca ksa bundan sonra yapılacak olan geniş bölgeler ve kesi mlerde işsizl i k giderek korkunç öl­ çüler a l ıyor. Lati n Amerika bug ü n de gerçekte sadece hammadde ü reti­ cisid i r. Ekonomisi keşmekeş içi nded ir ve alaca bul aca bir moza iki andırı r. Köylüler tükenmez ümitleri ni katı k ederek, d a ha çok para kaza nma düş­ lerinin peşinde kentl ere a kı n etmekte, kenar semtlerin yoksu l l u k ve işsizlik çukuruna yuva rl a n ma ktad ı rl a r. Latin Ameri ka, emperya lizme, bu baş tefeciye, nice büyük zenginl ikler sun uyor. 1 975 yılı nda yalnız iki memleketin (Brezilya ve Şili) dış borçları 20 mi lyar doları aştı. Bununla birlikte Lati n Amerikanın ul uslara rası tica­ rete katı lı mı azalıyor. Odeme dengesi açığı büyüdükçe büyüyor, Amerikan tekellerinin gelirleriyse g ü nden g ü ne çoğa l ıyor. 1 964-1971 yılları döne­ mi nde, bunları n bilinen kwa nçl a rı 23 milyar doları buldu. Son onbeş yıl içinde Latin Ameri kada insan başına gel ir payında y ı l l ı k arta l a ma a rtış hızı ancak % 2,8'e çı ktı. Bu d ü nyada en düşük a rtış hızı ora nlarından biridir. Ve aynı dönemde Latin Amerika n ı n ithal ettiği malları n fiyatla rı a la bildiğ ine yükseldiği h a ld e, sattığı h a mmaddelerin fiyatları düştükçe d ü ştü, Latin Amerika, ü lkeleri dü nya n ı n enflôsyon d üzeyi en yüksek ü lke­ l eri a rasında yer a lıyorla r. Faşizmin çizmesi a ltındaki Şil i bu enflôsyon konusunda hazin bir d ünya rekoru kırmış bulunuyor. Ne' va r ki, tari h i n a kışını ne emperya lizm, ne de gericilik d u rd urabili r. Kıta mızı n nice ül kelerinde çeh resi değişen, daha yü ksek kal ifikasyon ve kültürün gerekli olduğu büyük sanayi kuruluşlarında yoğunlaşmakta o l a n işçi sı nıfı n ı n görel i payı büyüyor. işçi sınıfı send ika birl iklerinde örgüt­ leniyor, nice değişim lerin omurgasını oluşturarak daha yüksek bir politik

(2) Beni m yurdumda (Şil i), faşizm, çocukları m ızı, Salvador Allende h ü k ü ­ meti za manında ked ileri ne veri len y a r ı m litre parasız sütten de yok­ sun etti. Bugün sokaklarda a ç l ı kta n bay ı l ı p d üşen çocuklarımız çok. Çocuk ölüm leri ora nı büyüyor. Şil i'de yeni doğa n çocuklar a rasında ölüm ora n ı , her hangi bir gelişmiş kapitalist ül kelerdeki ölüm ora­ nının dört m islidir. 868


d üzeye çıkıyor, toplumun hayatında yönetmenl i k rol ü ne hazı rlanıyor. (3) üretim a lanı nda ça lışan kadınları n sayısı a rtıyor. Kıta n ü fusunun daha " büyük bölü m ü , haklarının veri l mesinde d irenen, g ü neşin a ltında kendi ­ lerine yer vermekten ikiz olan sosyal d üzene karşı çıkışları n ı gitgide sık­ laştıran gençlerden oluşuyor. Birçok ü l kede şehir halkı orta taba ka ları sayıca büyüyor, bunların proleterleşmeleri süreci hızla nıyor. Biz şimdi sendikaları n gerek u lusa l çapta, gerekse kıta çapı nda birl i kte eylemleri için elverişli bir döneme g i riyoruz. işçi sı nıfı örg ütleri nin bir hayli genişlediği, bu sınıf i çi ndeki çeşitli akımları n ve sendika merkezleri n i n yekpôre bir birlik v e topl u l uğa doğru gelişmekte oldukları, sı nıfsal bilincin hızla yükseldiği söz götürmez. Proleta rya n ı n yekpôre bir top l u l u k meydana getirmesi süreci, emper­ yalizme bağ ı mlı olmanın zararlı sonuçlarını topl u m u n proleter olmıyan yeni yeni tabaka l a rı n ı n hissetmeye, doğ a l servetleri savunma bayra ğ ı al­ tında bi rleşerek, em perya l izme karşı, demokrasi ve ul usa l bağ ımsızlık uğ­ ru nda savaşıma katıl maya başlad ı kla rı koşullar a ltında gelişiyor. işçi sınıfı n ı n sayıca büyük yeni yeni bağ laşıkla rı kendinden yana kazana biIe­ ceği zaman gelmiş bulunuyor. Bildiride şöyle deniliyor : L,ô tin Amerika ü l keleri nde gelişmekte olan ekonomik süreç, yerli burjuvazinin en seçkin bölü m ü n ü n kendi ü lkelerinde emperya l ist egemen lik meka n izmasının org a n i k bir parçasına dönüşmesi sonucunu doğurdu, Fakat bu, Lôtin Amerika burjuvazisi içi nde kend i Çı­ karları n ı n em perya lizmin çıkarlariyle ters d ü ştü ğ ü n ü n bilincine vara rak, a nti-emperyalist savaşımda, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık ve tam u l usal egemen lik uğrundaki savaşımda proleta rya nın, köylülerin ve kapi­ talist olmıyan d iğer tabaka l a rı n tutu muna uyg un bir tutum a l a n ta bakal a r bulunmadığı demek değild ir. Bu değ işimler fonu üzerinde, ilerici eğ i l i m l i bazı sivil veya askersel hükü metlerin bağı msızl ı k ve egemenliğ i savu nmaları, u lusal servetleri geri almakta direnmeleri ve bu yüzden emperyal izmle dolaylı veya dolay­ sız olarak çatışmaları olayı hiç de rastgele olmayıp, tarih d iya lektiğ i n i n bir bel irtisidir. Bir yandan Peru, Panama, Ekvador, Honduras'ta, öte yandan Meksika ve Venezüellô'da gelişmekte olan süreçleri n, aynı zamanda Ka ­ rayip bölgesinde ve Amerika n ı n d iğer kesimleri nde görülen değişimlerin kendi özel çizgi leri vard ı r, a m ma bunların hepsi en çok ekonomik bağ ım-

(3) Son on beş yılda , proletarya sayıca % 50 oranı nda büyüdü. Işçi sı nıfı­ nın sa nayideki çekirdeğ i de büyüyor. Bu, Lôti n Amerikada hemen he­ men bütün komünist partileri n i n beslenme orta mıdır. ücretl i emek işçileri nin % 40-60 kadarı send ikalarda örg ütlüdür. Bu raka m, Avrupa göstergelerinden daha düşük olsa da, Asya'daki nden üç defa daha yüksek, Afrika'daki nden bundan da daha büyüktür. 869


sızlığa ve yabancı egemenliği nden kurtuluşa yönelik bir değ işimler selinde bütü nleşmektedir. Vaşi ngton, kendi m evzilerine karşı, d ü nya halkları n ı n ve bu arada kıta­ mız h a l kl a rı nın, g i riştikleri taa rruza hiç de kayıtsız kalmıyor. Halkların kurtuluş yol u n d a ki i leri hareketini engellemek için bütü n a raçları kullanı­ yor, hiç bir şeyden geri d u rmuyor, g iderek faşizme bile başvuruyor. Şili'de emperya lizmin mora l - politik yüzü en çirkin biçimde ortaya çıkmış bulunu­ yor. Emperya lizm, Brezilyadaki rej i m i destekl iyor, Guatema la, Uruguay, Bolivya g i bi ü l kelerde aşırı gerici liği kullan maya çalışıyor. Emperyal izm Arjantin için de ciddi bir teh like olmaya deva m ediyor. Daima perde a rkasında ka l m aya ça lışan emperyal izm, boyuna sınır anlaşmazlıkları doğu ruyor ve körü kl üyor. Bizim Amerika mız bir orta k düşmana karşı, a ma çok çeşitli d u ru m ve koşullar altında, mücadele ediyo r ; çünkü (yukarıda söyled iği miz gibi), 20'den fazla u lus, sosy a l izmi kurmakta olan Küba'dan, sömürge boyun­ d uruğ u altındaki Porto Riko'ya kadar, hemen hemen bütü n-sosya l ekono­ m i k gelişme düzeylerinden oluşma a laca b i r görüntü meydana getiriyor­ l a r. Bunlar a rasındçı, gerika l m ı ş feodal ve yarı-feodal kalıntı larla , önce­ likle tarı ma daya n a n ü l keler var; orta d üzeyde ka pita list gel işmel i ü l keler, ve giderek devlet-tekel kapita l izminin doğuşu dönem i ne g i rmekte olon ü lkeler vardır. Bu ü l kelerden her biri n i n sosya l -ekonomik durum özellik­ leri, üzerinde her halkın bir savaşım vermekte olduğ u, kom ü n ist partileri ile k u rtuluş hareketlerine katıl a n geniş h a l k yığ ınlarının baş düşmana karşı ortak savaşı fonu üzeri ndeki eyleminde hareket noktası hizmetini gören reel taba nı ol uşturuyor. Gc:;ici yenilgi ler ve çel işkiler, olayların a n l a m ı n ı ve özü nü gölgelem iyor, bunların giderek hızlanan gel işmesi n i n yönlerini değ iştirm iyar. Emekçilerin ve geniş yığınları n çıkışları a rtıyor. Komün istleri n rol ü büyüyor. Kökenleri ve görüşleri birbiri nden ayrı m i ı güçlerin sımsıkı birleşmeleri süreçleri derin­ leşiyor. M arksistler, d i ndarlar ve d i nd a r o l m ıyan l a r, a ra l a rında işbirliği yapabilirler ve ya p m a l ı d ı rl a r. Çünkü ü l keleri m izin bağı msız gelişme emel­ leri ile emperya l izme bağ ı m l ı d u ruma düşürül meleri a rasındaki temel çelişki n i n keskinleşmesi, kıta m ızı n bütün u l usl a rı n ı n ve halklarının dra m ı ­ d ı r. Hiç bir yu rtsever bu dra ma karşı kayıtsız kala maz. Havana toplantısına katı lanlar, ortak eylemler gerekliği üzeri nde d u r­ d ular, birliğe ulaşma yollarını ve çeşitli baskı koşulları altında savaşmakta olan h a l kl a rla dayanışma biçi mleri ni bel irlediler; işçi sınıfı n ı n , bütün h a l k taba ka l a rı n ı n v e yığ ı nsal hareketlerin a y n ı savaş bayrağı a ltı nda toplan­ malarına yardı mcı olmak üzere, ortak düşmana karşı savaşımı vakitlice uyu mlaşt!rma konusunda a n l a ştı l a r. Yi rminci yüzyı l ı n i ki nci yarısında, karşı-devri mcilik, ya l n ız sınırsız a l çak870


lığını değil, aynı zamanda ola nca kurnazlık ve ustalığını da ortaya koyu­ yor. Şili'de hü kümet darbesini çağdaş metotlarla, bili msel - teknik k a rşı­ devrim metotlariyle yanki ler emperya lizmi kalıplamış ve uyg ul a m ı ştır. Em­ perya l izm i n meyd a n okumasına karş ı l ı k verme za manı gelmiş bulun uyor. B i l i m ve tekniğin başarılarından, bundan böyle devri m i n çıkarına olmak üzere yararlanmada düşmandan da bir şeyler öğ reneceğ iz, oma onu mut­ laka geçeceğ iz. Tarih bize bu ödevi veriyor.

Ş i L i ' D EKi D U RU M U N VERDI GI İ B RET DERS L E RI Havana topla ntısı Şili faciası üzerinde de d ikkatle d urd u . Dayanışma hareketi nin eşsiz boyutları, savaşta d üşenlere sem pati bel irtisinin de öte­ sindedir. Bu her şeyden önce özlü bir enternasyona l izm belirtisidir. Bu böyle olsa do, kesintisiz deva m etmekte olon daya nışmanın çok büyük boyutla rı n ı açıklıyan yalnız bu değ i l di r. Şil i d ü nyan ı n bütün h a lk la rı n ı heyeca nlandıra n bir problem, emperya lizmin stratejisi karşısında uya nık ve tetikte bulunma konusunda ciddi bir çağ rıd ı r. (4) Ne va r ki, biz karamsar değ i l iz. V. i . Leni n 1 905 Rus Devri mi'nin ba­ şarısızlığ ı nda Oktobr' un gelecek utkusunu görmüştü. Biz kend i hata l a ­ rı mızdan da ders o l a rak, Şili'de 1 973 yen ilgisinde, emperya l izme v e e m ­ peryal izm ajanlarına karşı d i reniş v e savu nu yeteneğ ine sa h i p h a l k ı n üstün gelmesine va rdı racak olan yalun başla ngıcını görüyoruz. Fidel Kas­ tro yoldaş ı n şu isabetli sözlerini bütü n kalbi m izle beni msiyoruz : Biz bu kıtada e m perya lizmi n çöküşünü, batışını görüyoruz, bu kıtada em per­ yalizmin batışını gerçekleştirmeye biz başladık ve bu kıtada em peryal iz­ min sonunu h a l kl a rı mız göreceklerdir. Şili kom ü n i stleri Şili problemi denilen soru nun görüşül mesini gerekli buluyarlar. Bu, uygulayıcılık ödevleri nin kararlaştırııl masına i l işkin bir görgü sorunu değ i l , ideoloj i k bakış açısına ve i bret dersleri n i n bili msel açıdan çözü mlen mesine kapalı olam ıyacak bir sorunlar kom pleksidir, kar­ maşık bir komplekstir. Ve bu, yalnız Şili'lilerin tekeli a ltında ol mayıp, tüm uluslara rası devri m hareketinin dôvasıd ı r. Problem gerg i n tartış m a l a r, Şili deneyi üstüne çeşitli yoru mlar dağ u rdu. O l u p bitenlerin nedenleri sürekli olara k incelen iyor, i bret dersleri gelişti ri­ l iyor, çıkarı mlar yap ı l ıyor ve perspektifler bel irleniyor. Yoldaşlarımızın, d ü nya n ı n her köşesinden dostlarımızın düşü nceleri bize yard ı m ediyor,

(4) Bildiride şöyle denil iyar : Cumhurbaşkanı Ford, kabaIığ ı n ağır bastığı demeçlerinde, kıtadaki balta lama eylemleri ni Bir/eşik Amerika h ü kü­ meti nin yönetmiş olduğ u n u itiraf etti. Bundan başka, bir hayli yuka rı­ d a n atara k, « ülkesinin en iyi çıkarlan a d ı n a ", buna gelecekte de de­ va m etmenin yerinde olacağ ı n ı iddia etti. 871


daha derinine çözü mlemeleri kolaylaştı rıyor, bu yard ı m objektif bilimsel yaklaşıma daya n d ı kça özeleştiri sürecini zenginleştiriyor, halkımızın sa­ vaşı m ı n a destek oluyor, düşmanın eline silôh vermiyor. Işte Havana top­ lantısına katı lan kardeş partiler temsilcileri de bu ruhta kon uştu lar. Problemin incelen mesi sona ermiş değildir. Bu inceleme daha uzun za man da deva m edecektir. Çünkü za manı mızın en önemli sorunlarından biri, yani devri me m utlaka silôhlı savaş yoluyle ulaşma dışında yanaşı m olanağı sözkonusud ur. Şili'de h a l k hükü metinin devri i m i ş olması, bizce, Leni n ' i n ender, a m a a l a bildiğ ine değerli o l a ra k n iteled i ğ i olanağı reddet­ mez ve ya lanla maz. Bizim ka n ı mızca da, Şili'nin Halk Birliği deneyi, karşı­ devri min silôhlı hücumunu püskü rtecek güçler olmadıkça, devrimci hükü­ meti n tutunam ı yacağ ını gösteriyor. Biz, örneğ in, Portekiz devrimcileri n i n, Şili faciasını incel iyerek çok şeyler öğrendiklerinden şüphe etmiyoruz. U ma rız ki, Şili'de halkın kanıyla yazı l a n ı n benzeri bir faciadan, bunu dik­ katle inceleyip gereken dersleri çıkara rak, başka halklar da kaçı nabile­ ceklerdir. Fakat en büyük ibret ders i n i Şili devrimci h a reketinin kendisi çıka rma l ı ­ d ı r. B i z ayağ ı mızı iki kere a y n ı taşa vurmak istemiyoruz. Ve b u , bizi, Şili'­ de olup bitenleri sadece olağan b ir facia, bir tarihsel dönem saymakla kalmayıp, her şeyden önce, Şili Komü nist Pa rtisinin ve Halk Birli ğ i n i n poli ­ tik strateji v e taktiğini a rtık zeng in leştirmekte olan ve geniş cephenin ya ratılma sına yard ı m eden bir d eney kaynağı saymakla yükümlüyor. Bu cephe, faşizmin yenilgiye uğratılmasına, Halk Birliği zama n ı ndakinin ay­ nen tekrarı ol mıyacak bir d üzeni n k u rul ması na yol açacaktır. Geniş cephe aynı zama nda, faşist ve gerici komplocuları ezecek, CiA'in dokunaçlarını ve ona ajanlık edenlerin dolar avuçl ıya n ka nlı ellerini kesecek olan devrimin gelişmesi n i güven a ltı na a l m a l ıdır. H a l k ve tüm u lus, yalnız Allende h ü kü meti nin 1 .000 g ü n l ü k yöneti mi­ nin sonucu ola n kaza n ı m ları n değ il, aynı zamanda Şili işçi sınıfı n ı n ve tüm halkının yarı m yüzy ı i ı aşan sava ş ı m ı n ı n sonuçları n ı n nasıl çiğnendi­ ğini görüyor. Sıradan insan l a r, Halk Birliği hükümetin i n iktidarda olduğu g ü n leri, ya l n ı z iktidarın bir böl ü m üne sahip olmakla kalmayıp, aynı za­ ma nda bütün Ş i l i tari hinde eşi görü l med ik dolgunlu kta bir h ü rriyet ve demokrasi koşulları a ltında yaşadıkları dönem olara k iç acısiyle a n ı msı­ yorl a r. O g ü nleri ekonomide ve top l umda n ice dönüşümleri i çeren bütü n bir dönem olara k a nıyorlar. Biz varı l a n acı sonucun yazgısal denecek kadar kaçı nı lmaz olmadığı kanısındayız. Facianın nedenleri nden biri, karşı-devri m i n, devrimden d a ha çabuk davra n masıdır, devri min önüne geçmesid i r. Aşı rı sağcıları n ve sol­ cular a ra sındaki yardakçı l a rı n ı n yoğ u n hücumu, halk h ü k ü meti n i n sosyal ta ba nının ve m evzi leri n i n durmadan g ü çlenme ve gelişmesinden doğ ması beklenen süratli ve güçlü direnişle karşı lanama mıştır. 872


Bug ü n a n l ıyoruz ki, hiç bir şeyden geri d u rmıyan düşman, eğer seçi m­ lerin ve halkın i radesini bel irtmesinin sonuçları n a boyun eğiyorsa, bu, sa htece davranıştan ve ikiyüzl ü l ü kten başka bir şey değ i ld i r. Bizde, halk, iktidar probleminin çözümünü sonraya bırakmama lıydı. El bette ki, bir şeyin söylen mesi, başarı l masından daha kolaydır. Netekim, Ş i l i'de de iktida r problemi n i n çözü m ü a l a bildiğine zordu. N e de olsa, özel likle H a l k Birliği'nin oyların büyük çoğ unluğunu kaza ndığı 1 971 belediye seçim leri n­ den sonra, devlet ci hazı üzeri nde kontro l ü n a rtırı l a bileceğ i, o za manki komuta heyetinin rızasiyle ord uda bazı değ işim lerin yapı labi leceğ i, yani faşist güruhun kökü n ü n kazı nabi leceği anlar vardı. Bütün bunlar, doğal olara k, geniş cephenin geliştiril mesiyle, devri mci dönüşüm lerin merkezi ve motoru sıfatiyle işçi sınıfı n ı n bütün g üçleri n i n geliştiril mesiyle, top l u m ya pısı nın değ işmesinde h e r başarı n ı n pekiştiri l m esiyle, h a l k yığınla rı n ı n ve a nti-demokratik elema nlardan a rınmış silôhlı güçlerin desteğ i n i n kaza n ı l ­ masiyle bi rlikte başarı l ma l ıydı.

ORDU PROBLEMI Hava na topla ntısı bizce çok önemli olan ord u problemi n i de ele a ld ı . itiraf etmeliyiz k i , b i z politi k a m ızda b u n a pek dikkat çevi rmedik. H a l k yığınla rı a rasında, silôhlı g ü çlerin meslekleri çerçevesi nde v e tarafsız kalmaları gibi, kanunlara bağ l ı l ı k ve politik hayata karışmazl ı k l a rı gibi birçok basmaka l ı p fikir yayı ldı. Bunlar, böyle olmakla beraber, hepsi ikinci plônda ve güçler dengesine bağ l ı kal ıyord u . Oysa Lenin'in öğ ütleri ni un ut­ mamalı ve ord u n u n sınıfsal kara kteri ni önemsemezl ik etmemeliyiz. Devletin dışında, politikanın dışında ord u yoktur ve olamaz. (5) Şili 'de silôhlı kuvvetler, diğer birçok ü lkede olduğu g i bi, bileşim bakı­ m ı n d a n türdeş değ i l d i r. Silôhlı kuvvetler içinde gericiler de, demokratik elem a n l a r da vard ı r. (6) Lôtin Amerikanın bazı ü l kelerinde, ord u m ensup­ l a rı a rasında demokratik ve u l usa l-yurtsever elemanlar ağır basıyor, geri­ ci leri aşıyorl a rd ı . Peru olayı bunu açıkça gösteren bir örnek sayı l a b i li r. Ord u çerçevesinde çeşitli ideoloji lerin ve politik görüşlerin ya nya na vara­ luşu, gericilik ve ilerici l i k g üçleri a rasında, her ü l kenin yurtsever g üçleri ile em peryalizm ya nlısı elemanları a rasındaki savaşımla ilişkilidir. Askerlerin birçoğ unda bir b i l i nçlenmenin, sosya l ist topluluğun g üçlen(") Boris Ponomaryov . .. Uluslara rası d u rum ve devri mci süreç». " Ba rış ve Sosya lizm Problemleri » ("Yeni çağ ») , sayı 6, 1 974. (6) Şili silôhlı kuvvetleri ABD a skersel kuru m l a riyle daima yakın i l işkiler kurmuş ve sürdürmüşlerd i r. Pratik olara k bütün komuta heyeti Ameri­ kan harp a kademi lerinde eğ itim görmüştü r. Ve ya nkilerin, Lôtin Ame­ rika ü l kelerinde balta l a m a işlerine özel bir önem verd i kleri de b i l i n­ mektedir. 873


mesiyle i l g i l i olara k d ü nyada yeni gerçeklikleri kavra ma uyanışının. Şili askersel oku l l a rında klôsik ve yenil mez diye tanıtı lan H itler ordusunun Sovyet silôhlı kuvvetleri tarafı ndan bozg una uğratı ldığı bilincinin oluş­ maya başladığı görül üyor. Ote yandan, bu bil ince vara n l a r, ul usa l gerçeklikle karşılaşıyor, emek­ çileri n ve tüm halkın sava ş ım ı n ı görüyor, top l u mda egemen sı nıfların ge­ leneksel dayanoklarını zayıflata n, ki lise ve kışıolara da sızan yeni esintileri hissediyorlar. Lôtin Amerika ord u l a rı sürgit gericiliğin daya nağı ol ml'fa ­ caklard ı r. Bu ord u l a r da, top l u m hayatı n ı n dışında kala mıyacakları için, değişikl iğe uğ rıyaca klard ı r. Bu değ işmeler, ya lnız za manla değ i l , aynı zamanda fikirleri n i, gerçek yurtsever ve kurta rıcı n itel ikli politik plôtform­ larını silôh taşıya n halk evlôtları na do d uyurma hakkı ola n ve duyurma­ ları gereken ha l kçı g üçlerin büyük ça ba l a r gerektiren ciddi çalışmalariyle ol uşuyor. i şte Şili Kom ü n ist Partisi bu ru h ve a n lamda, sürek l i , ka rmaş ı k ve çetin bir ça lışmaya g i rişmek niyeti ndedir. Böyle bir ça l ı ş m a , kazanı lması nda silôhlı kuvvetleri n, ya da bir böl ü m ü n ü n de katkısı olması gereken h ü rri­ yetin elde edil mesi için kesinlikle gereklidir. Bundan ötürü, bizler, sekter bir a nti-mil ita rizmden ta mamen uzak bulunuyoruz. Biz, askerler ile siviller a rasına değ i l , kışlalarda ve kışlo l a r dışı ndaki faşistler ile a nti-fa şistler a rasına bir ayrım çizg isi çekiyoruz. Şili Komünist Pa rtisinin silô h l ı kuvvetlere ve kara bi nyerler tugayına hitabeden çağrı­ sında (Ey l ü l 1 974), a hlô ksız, h i leboz ve bencil bir azı n l ı ğ ı n , ezici halk ço­ ğ u nluğunu yoksu l l u k ve yoksu n l u k uçuru muna sürü klemek üzere, kendile­ rinden yararlan maya çal ıştığı açıklan ıyor. Silôhlı kuvvetleri m izi h ci lkın askerleri o l ma kta n çıkara rak, halkın zindancı ları h a l i ne getirm iş bulunu­ yorla r. Sözkonusu belge, silôhlı kuvvetleri, aynı za ma nda, Şili'de bu yüz­ kızartıcı dönem i n bir on önce sona ermesini istiyen çoğ u n l uğa katı l m aya, konu nsuz, zorba , kıyıcı, a hlôksız ve beceriksiz hükü mete ka rşı d urmaya çağı rıyor. Bugün a rtı k cunta n ı n içte ve dışta tama men yalıtık d u ruma düştüğü nü, politik ve ekonomik ba kımdan büsbütü n iflôsı n ı n silôhlı kuvvetler için­ de çatlaklar meydana getirdiğini gösteren söz götürmez bel irtiler va rdır. Böylece ordu mensu pları a rasında tartışmalar dönemi başlıyor (bu tartış­ malar şimdilik parasa l-ekonomik sorunlar üzeri nde görüşmelere indirgeni­ yor) . Demokrati k elema nlara yöneltilen ca navarca baskılara karşı n, söz­ konusu süreç başlamıştır ve politik d uru m u n , halkın giderek a rta n hoş­ nutsuzl uğunun ve yığ ı n l a rın sava ş ı m ı n ı n etkisi a ltında g ü nden g ü ne kes­ kinleşecektir. Dikkatle i ncelenmesi ve gözönünde tutu l ması gereken bütün özel l i k­ leriyle, silôhlı kuvvetler, son çözümde sınıf savaşımı yasa l a rına bağ lı o l a n 874


bir yığınsal cepheyi ol uşturma ktadır. Bunun için, ordu mensupları n ı n b u böl ü m ü n ü veya çoğ u nluğunu demokratik v e ulusal-kurtulu ş"çu güçlerden yana kaza nmak, halk hareketinin birincil ödevidir. Faş izmin başka ldırma­ sına yol vermiyen askersel kurumlar, Portekiz'de olduğ u g i bi, devri mci sürece katılabi/ir ve kati / malıdırlar.

G E N I Ş KAPSA M L I B i RLI K Şimdiki koşullarda, yuka rıda değindiğimiz soru n u n çözümü için, her şeyden önce, bütün anti-em peryalist, demokratik g ü çlerin işçi sınıfı etra­ fında toplanacakları güçlü bir yığ ı n hareketinin, a nti-faşist cephenin ya­ rati / ması g erekiyor. Bu hareket ve cephenin köşetaşı kom ü n istlerle sosya-, listleri n sıkı birlik ve bağ laşıklığıdır. H a l k birliği daha geniş bir koa l is­ yonun çekirdeğidir. Bu, darbe öncesinde veya ddrbe sırasında başka gö­ rüş ve davra n ı şta olsalar bi le, halen cu ntaya karşı mücadele etmekte olan herkese açık bir cephedir. Bu cephede, faşist diktatörl ü ğ ü n a laşağı edil­ mesinde ve Şili tari h inde yeni dönemin başla masında menfaati olan güç­ ler birleşmektedir. Böyle bir birliğin sınırları pro blemi birçok tartışmaya yol açıyor. Biz, faşizmi devirmek için yarati/an geniş ve güçlü koa lisyonu, çeşitli sınıfla r, ideolojiler ve politik görüşler temsilcilerinin kati / ma ve özellikle geleceğe ilişkin değişik formü l lerle ilgili çel işkilerin belirme ,Ortamı olara k düşü nsek bile, cu ntaya karşı dura n hiç kimseyi sınamadan bu birliğin dışı nda bıra­ kamayız ve bırakmamal ıyız. Daima açık bir görüşümüz olmalı ve hayale kapi / a malıyız. Biz, cephenin o m urgası olan işçi sınıfı n ı n etrafı nda, kar­ şi/ıklı çıkarlar gözön ünde Qulund urulara k hı ristiya n-demokratlar da içinde olmak üzere orta taba kaları n büyük böl ü m ü n ü ka psıyacak bir politik bir­ lik meydana geti ril mesi gereği nden hareket ediyoruz. I llego l sava ş ı m ı n çetin koşulları içinde, ya lnız faşizme karşı savaş ı m ba kımından değ i/, gelecekteki Şili top l u m u nu n çehresin i n ne o lacağ ını ta nı m l a ma bak ı m ı n ­ dan da önem li rol oynıy,acak y e n i etkenler beliriyor. Sın ıfsal v e ideoloji k ba kımdan türdeş ol masa lar bi le, geniş yığınlar, özel likle hı ristiya nlar v e katolikler, oçğ unluğ uyle a ktif bir tutum takı nıyor, i nsa n haklarını çiğ ne­ mekte olan cuntayı yeriyor ve u l usa h izmet edebilecek bir hükümetin iş­ başına gelmesinden yana olduklarını açıkl ıyorlar. Kendi kendilerine «sol» diyen güçlere gelince, biz, hiç bir ayı rım yaJ:}­ madan, sadece kendi leri ni aykı rı çekenleri bırakarak, hepsi ni, birlik ol maya çağı rıyoruz. Kom ü nistler birlik sorunları n ı n kendi tekelleri a ltına a l mıyor, a nti-faşist h a rekete k i m i n kati/ocağı, k i m i n dışında ka lacağ ı soru n u n u çözmede keyfi h a reket etm iyorlar. Bu soru nu h a rekete sözde değil, eylem­ de katı lanları n kendi leri çözüyorlar. Aşırı sol lar devrimci h arekete büyük 875


ölçüde za ra r verdiler; em perya l ist komplo pla nlarında, bunları n gerçek­ leştirilmesine bir sürü kışkırtıcı konuşmalar ve saçma davra n ı şlarla bilerek veya b i l miyerek yard ı mda bulunmak suretiyle önem l i bir rol· oynadılar. Fakat bunların a rasında, şü phesiz ki, a l ı n a n dersten sonuçlar çıkaran, birl i ğ i içerden sarsarak Truva Atı rol ü oyna mak değ i l , faşizme karşı d ü ­ rüstlükle savaşmak istiyenler vard ı r. Va rsın böyleleri a ra m ıza gelsinler. Şili'nin iyin iyetli yurttaşları na, gerçek a nti-faşistlere kapı ları m ız açı ktır. M i R'e (Solcu Devrimci Ha reketi denilen örgüt) gel i nce, bu hareket şim­ d il i k acı deneyimden her hangi bir ders a ld ı ğ ı n ı gösterebi i m i ş değ ildir. En çeşitli güçlerin eylembirl iği ya pmaları zoru nlud ur. Fakat işçi sınıfının partileri, kendi bağ ı msızlıklarından, fikir savaşımından, görüş ve tutu m­ larda ayrı m laşmadan öd ü n veremezler ve �rmeleri de doğ ru olmaz. Bu ' nokta cephenin sağ l a m laşmasının önem l i koşulud u r. Ancak bu böyle olursa, cephe ya rı n yıkılıvermez, iç çatışmalara boğ u l u p gitmez. Cephe­ n i n, yekpare bir bütü n olan düşma na, ya n i emperya l izme ve faşist yar­ d a kçıları n a karşı d i renmeye, onu bozg una uğratmaya olanak verecek tek b i r yönetimi, birleşik bir strateji ve taktiğ i olmalıd ı r. Cunta i l k kara rnameleri nden biriyle, Şili Komünist Partisini ve bütün Halk Birliğ i partilerini ka nun dışı ilan etti. Bununla beraber, tarih, komü ­ n ist partisinin yokedilemiyeceğ ini b i r kez d a h a gösterd i ve kanıtladı. Parti g izlilik koşulları n ı n istemleri ne göre yeniden örg ütlendi ve bütü n mem­ lekette eylem gösteriyor. Sekreterlik, politik kom isyon, Merkez Komitesi, bütün i i kom iteleri, bin lerce hücre ça l ı şıyorl a r. Aynı şeyi Komünist Genç­ lik Orgütü için de söyl iyebi liriz. Pa rti cihazı g izli eyleme çeki l m i ştir, fakat yığınlar a rasında g ü n ü gü n ü ne ça lışmaktadı r. Pinoçet ve cunta nın diğer elebaş ı l a rı parti nin varl ı ğ ı n ı itiraf etmek zoru nda ka lm ış la rd ı r. Cunta par­ timizi canavarca bir baskı ve terörle ezmek i sted i. Ama parti ölümsüzdür.

U L U S LA R A R A S I D A YA N ı Ş M A N ı N O N E M i Pa rti m iz, H ava na topl a ntısında, dü nyada gericiler cephesi yaratı l ma­ sına ça nak tuta n, uluslara rası gerginliğin azaltı l masını engellemeye ve a nti-sovyetizmi yaymaya ça lışan Maoizmin gayet tehl ikeli politik hattı konusundaki görüş ve tutu munu açıkla mayı da gerekli buldu ve açıkladı. Şili'liler, bu problemi, bir de Pekin h ü k ü meti nin faşist cuntayla açıkça işbirliği ya pmasından ve Pi noçet' i n sempatisini kaza n m ı ş olmasından ötürü, sükCıtla geçiştiremezler. Peki n h ü k ü meti, bu tutumuyle, enternas­ yon a l izm ve dayanışma prensipleri n i çiğnemektedi r. Bizler, büyük ve parlak laflara özenmeden, sükCı netle konuşmaya ça­ lışıyoruz. Fakat Şi l i h a l kıyla daya nışma konusunda Pekin yöneticilerine teşekkür edeceği m iz bir şey yoktur. 876


Bunun tersine, Sovyetler Birl iğ i Kom ü nist Partisine, ezici çoğ unluğ uyla sosya list ü l keler kardeş partilerine son derece ş ü kra n borçluyuz. Toplan­ tıda, kıta m ızı n ve d ü nya n ı n diğer kesimleri n i n bütün komü nist partilerine de, Şili'yle uluslara rası d aya nışma hareketi ni meyd ana getird i klerinden ötü rü, şükra n d uyg uları mızı bel irtmiş bulun uyoruz. Onları n yü kselttikleri dayanışma sesi, bir ü m itsizli k çığ lığı değ i l , i şlenen ci nayetleri öfkeyl e suç­ layan olağ a n bir çıkış da değ i l , her za man Marksizm-Leninizmin köşetaşı olan prensipe, proletarya enternasyonalizmine dayanan bir görüş ve tu­ tumun güçlü ifadesi d i r. Bug ü n bu alanda d a komünistler bayra kta rl ı k ya pmaktadırlar, ç ü n k ü Şili 'yle dayanışma, e n değişik kanılara sa h i p t a ­ baka l arın v e insa nları n a y n ı savaşım bayrağı altında toplanmaları na yar­ d ı m eden en kapsa m l ı ve derin ortak payda l a rdan biridir. Bu, faşizmi n en zayıf noktası v e halkımızın savaşımında gelişmenin çok öneml i et­ kenidir. Bug ü n Antonio Maydana, Hayme Peres yoldaşları n ve kom ü nist olmıyan savaşçı Lotila Lebron'un serbest bırakıl ması isteklerine bizler d e ola nca sesimizle katılıyoruz. Parti mensu biyetleri ne olursa olsun, bütü n Şifi'fi siyasi tutu klu ve hüküm l ü leri n serbest bırakılmalarında ısra r ediyoruz. Hür­ riyet ve demokrasiye değer verenleri n, insan hakları için mücadele eden­ lerin a rdıcıl ve d i rençli ça ba l a rı, a rtık kaç defa d ı r cel latları Luis Korval a n yoldaşa kıymaktan a l a koym uş bulunuyor. Fakat tehl i ke ortadan kalkmış değ i ldir. Luis Korva lan'ın faşist cu nta n ı n pençesi nden kurta rı lması gere­ kiyor. Havana topla ntısı n ı n en önemli sonuçları dokuz kilit altı nda tutulacak sır değildir. Kardeş partilerce ka bul edilen bildiri, proletarya, köylüler, ü niversiteliler ve gençlik, şehir ve köy küçü k burjuvazisi ve ayd ı n l a r için bir devri mci eylem prog ra m ı d ı r. Ku rtu l uşçu bili msel sosya lizm fi ki rleri en geniş yığ ı n l a rın di mağ larında toprağa saçıl a n toh u m gibi yer etm i ş bu­ lun uyor. Bildiriyi ol uştura n fi kirler yu rtsever düşünceli askerlere de ulaş­ tırı l m a l ı d ı r. Bu fikirleri onların bilincine de ma letmek, a nti-komünizme ve anti-sovyetizme g ü çl ü bir karşı koyuş olacaktır. Toplantıya katı lanlar, kom ü nist partileri n i n bağı msızlığının, em perya­ lizme ve yerli gericil iğ e karşı sava ş ı m d a g itgide d a h a sıkı işbirliği yap­ maları temeline daya ndığ ı n ı da bel irttiler. Yaşi ngton kurmayl ı ğ ı n ı n buy­ ruğ uyla ha reket eden d ü şma na, uyu m l u eylemlerle, devrimci içeriği o l a n yaratı mlı g iriş i m lerle karşı l ı k vermemiz gerektiği i ç i n , hayat bizim d a ha sık buluşup görüşmemizi istiyor. Memleketim izde Şili Komün ist Partisi yöneti mi, Latin Amerika ve Karayip Bölgesi kom ü n ist pa rtileri a rasında bir d a n'ışma topla ntısı örg ütlenmesi fikri ni heyecanla karşı ladı ve topla ntıya da, bildiri n i n hazı rl a n masına d a aktif olara k katıldı. Pa rtim iz, yine böylece, belirli b i r zaman sonra, yeni 877


bir komünist ve işçi partileri u l uslara rası danışma top la ntısı yapılmasını a maca uyg un bulmaktadır. Biz, kıta m ızın ve bütün dünyanın i l erici g üçleriyle birlikte hareket ede­ rek, oybirl iğiyle kabul edilen bildiri n i n ana fikri n i gerçekleştirmeyi, Ame­ rika m ızın tam ve sürekli bağ ı msızlığına ulaşmayı başara bileceğiz. Bu amaca varılabilmesi için, bütün deney ve enerjimizi kullanacak bizler, ça bayı esirgemiyeceğ iz.

878


Emek. kişilik. yaratıcıl ı'k Prof. Tadeuş M. Yaroşevski Polonya Birleşik Işçi Partisi MK üyesi

Bili msel-teknik devrim çağdaş ü retimin çehresi ni gözlerimizin önü nde değ iştirdi ve bunun ya nısı ra yüzm ilyonlarca çağdaşımızın uğ raşı olan emeğ i n kara kterin i ve içeriğ i n i, koş u l la rı n ı da başkalaştı rdı. Bu değişimlerin köklerin i daha derin lemesine kavrıyo bil mek için, ilk sanay i devrimiyle şimdiki bilimsel -tekn i k devri m i n sonuçları n ı (insan eme­ ğ i n i n kara kter ve içeriğ i açısından) karşılaştırmak yararlı olacaktır. i l k , sanayi devri mi, o za mana kadar yayg ı n olan zanaatçı emeğ i ne son verdi. Bu zanaatçı emeği pek yü ksek veri mli değildi, fakat uğraş edinen için çokya nlı ve çeşitli niteliğ i n i koruyordu. Maki neleş meden sonra, işbö­ lümü, daha önce b i rleşti rilmiş tek tek işlem süreçleri n i n birb i ri nden ayrıl­ ması geldi ve bunun tekrarı o za mandan itibaren ü retici emeğ i n a na içeriğ i oldu. Çağdaş bilimsel-teknik devri mde bunun karşıtı bir eğ i l i m görü l üyor : Daha bugün sanayide otomasyon, geçerli deyimiyle küçük işlem emeğ i ­ n i n, yani işçi n i n bütün eylemleri n i n i y i bel lenmiş v e boyuna tekra rla n a n işlemlerden ibaret olduğu emeğ i n b i r kenara itilmesine yol açıyor. Artık yaratıcı olmıyan, meka nik işlemler karma şık çağdaş tekniğin sı rtı n a ne kadar çok yü kletiliyorsa, ya ratımlı ve g i rişimli çalışma yeteneğ ine sa h i p insanlara gereksinme doğa l l ı kla o kadar büyük, ayarcı l a r, işletmecilik uzmanları, onarı m işçileri vb. gibi yeni mesleklere sahip olanlar o kadar daha gerekli oluyor. Şimdi ca n l ı emek daha çok doğ ruda n doğ ruya ma­ ki nelerin ya nı nda değil, ü reti m hazı rlığı, teknik yöneti m, proje a l a n ı nda, a ra ştırma lôboratuva rla rı n da kullanı lıyor. Bütün bu büyük değ işimler ka rşısında, gelecekte emek süreci n i n çok daha fazla, büsbütü n değ işeceğ i yolunda cesur düşü nceler ileri sürü l ü ­ yor. V e emeğ i n , ka biliyet v e yetenekleri, ka lifikasyonu, yaratı m l ı düşü nceyi g itg ide daha çok geliştirmeyi gerektirdiği, eylemin dolaysız ve ayrı ayrı sonuçları üzeri nde mora l soru m l u l u k d uygusu isted iği gerçeği ta rtışmasız kabul edil iyor. Oyle ki, i l k sanayi devri mi za manında ekonomik büyüme daha çok yapı ve donatım yatı rı m l a rı n a bağ l ıyken ve işçi n i n kişiliği ü retimde hemen he­ men rol oyna mazken, bugün durumun kesin likle değ iştiği g örülüyor : işçi­ lerin vasıfları n ı n a rtması, bilgi ve usta lık bakımdan yükselmeleri, yaratıcı fantezi n i n gel işmesi, tek sözle kişi l i ğ i n gelişmesi, ekonomik ilerlemenin en önem l i koşul l a rı ndan biri, ü retimin önemli bir kaynağı ol uyor. 879


işte dikkate değer bir kanıt : Insa n ı n çokya n l ı gelişmesi yaşa msal ikti­ sadi gereksinmede h ü m a n iter bir d i l eğe dönüşüyor. Emeğin karakterinde, ü retim güçleri n i n ya pısında köklü bir değişme ol uyor. Bunun kadar önem l i başka bir ka nıt da ş u d u r : Bilimsel-teknik devri mle ilgili tartışmalarda doğal, teknik bilgilerin giderek ortrnokta olon rolü balOn tekya nlı olarak bel irtiliyor. B u n u n böyle olduğu söz götürmez. Fa­ kat « i nsa n etkenleri »nin yeni a n l a m ve önemi üstü ne söyled iklerimizin tü münden, bir de topl umsal bilimlerin işlevleri n i n kesinlikle değişmekte ve öneminin a rtmakta olduğu sonucu çıkıyor. Emeğin sosyal leşmesi, yani emek aktivitesi ni teşvik, ü retim ve yönetim örgütü n ü iyi leştirme, işçilerin kişisel i l i şkileri ni yetkinleştirme, ve da hası, topl u msal ilişkileri n büsbütü n yenilenmesiyle i l işkili ted birler g i bi temel p roblemlerin çözümü ilkönce topl u msal bilimlerin boşarı larına bağ l ı d ı r. I nsa n yedekleri ekonomisi, emek psikoloji ve sosyolojisi, yönetim bilimi gibi yeni sosyal bilimler doğ­ rultuları n ı n beli rmesi ve gelişmekte olması rastgele değ ildir. Kadroları n yetişti rilmesine v e mesleksel eğiti minde temell i reform l a r ya pılması d a rastgele değildir. Burada a rtık kon u m uz ba kımından önemli olan ilk sonucu çıkarabil iriz : Tarihsel olarak kapitalizmin ilerlemesini bel irl iyen i l k sa nayi devri mi, dö­ n üşsüz olarak, emeğin yaratıcı içerikten yoksun edi l mesine, işçi n i n m a ­ kineye ca nlı bir eklenti h a l i n e getirilmesine y o l açıyordu. Kapitalizmin genel bunalımı döneminde ve yeni, sosyalist ü retim i lişkilerin i n utkusal gelişmesi çağ ında oluşan bilimsel-teknik devrim, kendine özg ü iç eğ ilim­ lerin zoruyla, emeğin zenginleşmesi, işçin i n rol ü n ü n ve kişiliğinin yü ksel­ mesi koşuı!arım hazırlıyor. Şu da, var ki, eğilim dediğimiz şeyin henüz gerçekliğin kendisi olmadığını da u n utmamak gerekir. Çağdaş teknik i lerlemen i n akışına ve reel sonuçlarına, toplumun sosyal düzeni kesin damgasını vuruyor. Emeğ in sosyal l eşmesi gereg ı n ı n ve bunun g ü ncel l iğ in i n tedricen ka '1ra ndığı, bu a rada en gerçekçi ve öngörü l ü düşü nen burjuva fikir ve eylem a d a m la rı n ı n da bunu yavaş yavaş kavradıkları görül üyor. Yüzyı lımızı n 30 yıllarından itibaren, ka pita list ü l kelerde, emeğ i n yeğ in lik ve etkinliğini o rtırm a n ı n bağlı olduğu çeşitli etkenleri n geniş ölçüde i ncelenmesine baş­ landı. I nsa n ı n psiko-fizik olanakları ve çalışma ritimleri, atelyelerde ısı ve rutubet rejim Ieri, iş g üvenliği, sağ l ı ğ ı ve estetiğ i rejimIeri, yöneticiler ile a stlar a rasındak r i lişkiler eniko n u i ncelendi. Bundan başka, haddinden fazla işbö l ü m ü ne kaçm a n ı n, kılı kırk yarar, dar görü ş l ü ve titiz bir kon­ trolle işçi nin her hareketine karı ş m a n ı n , ü retimde gerg i n temponun gözle görü l ü r olu msuz sonuçlar doğ urduğu tekrar tekrar tespit edildi. Bu gibi koşullar a ltında insa n ı n g irişkenlik ve çalışma zevkinin lOyıfladığl ; tek­ d üzen l iğ i n dikkati aza lttığ ı veya ta m tersine, sinir bozduğ u ; ça lışma yeğ in­ liğinin aksadığı, kaliteni n bozulduğu a nlaşıldı. Kapitalist ülkelerin uzman880


ları, bütün bunları d ikkate aldıktan sonra , birçok sağıitıcı sosyal-teknik ' tedbirler düşü nerek, bunları pratikte de gerçekleştirmeye giriştiler. Bu cümleden olarak, işçiyi firm a n ı n problemleriyle tanıştı rmaya, örg ütlemede, teknolojide vb. onu elverişli çözümler a ra maya çekmeye özen gösterir oldular. Bu uzma nların bazı yapıtlarında, kendi deyimleriyle « emeğ i n de­ zalienasyonu »na (ya bancıloşma ktan k u rta rma) değiniliyor, yani kişi nin emek sürecinde beliren yabancı laşmasını gidermenin, ü retim s ü recinde işçilerin daha göz doldurur bir va rl ı k göstermelerine yard ı m etmenin çarelerini bulma gereği nden söz ediliyor. Ne yandan baksanız, zam a n ı n ruhuna uygu n olara k kapital ist ü retim i n modern leşti rilmesi sözkonusudur. Ve itiraf edelim ki, bu yönde büyük bir çaba gösteriliyor. Gerçi, baza n, problemin çözü m ü için «küçük çapta sos­ ya"eşme» dedikleri işlemin (örneğin> çalışma g üvenliğ ini, sağ l ı k ve este­ tiğ ini norma/leştirme g i bi, personeli hoddinden fazla gerilimle çalıştı rma ­ dan sakınma gibi, onu ufak-tefek rasyonalizasyona çekme vb. gibi dene­ meler) yeterli olduğu söyleniyor. Fakat « küçük çapta sosyal leşme», çağ­ daş karmaşık ü retimin yetkili bir yönetim gerektirdiği, kapitalizm koşul­ lorı ndoysa, bunun (<< çağdaş», « h ü manist» metotla rla h a reket eden) yeni elit tarafından (o kadar insansızca ol masa bile) zorlandığı, a m m a ger­ çekte olağa n işçilerin gi rişimini sırf işi yürütme eylemine indirgediği ger­ çeğ ini bir kenara bıra kıyor. Bu tehlikeyi sezen sosyologlar, emeg ı n örgütlenmesinde ve sözümona yönetim sosyo-tekniği nde denemelerle yetinm iyorlar. Bir yandan, ü retim d em okrosisi sorunu, işçiler bir bütün ola ra k kuruluşun eylemiyle ilgilen­ dikleri ve bütün firma çapı nda işbirliğine çekildikleri takdirde keşfedile­ bilecek psikolojik-toplumsal büyüme rezervleri sorunu da ortaya konulu­ yor. Bunun içinse, a rtık emeğ i n sosya/leşmesinden çok, burjuva ideolog­ ları nı n terimiyle «ilişkilerin sosya /leşmesi ». « ekonomik hayatın demokratik- 'eşmesi » gerekl idir. i şte neo-kapita lizm in modern psikolojil i m ü ritlerinin esi nlediği çeşitli ek denemeler; işçileri n « kuruluş yöneti m i »ne katı l ı mını örgütleme, firma n ı n kaza nçlariyle ilgilen melerini sağ lama denemeleri de bundan ileri gel mektedir. Ne var ki kapitalizm koşu/larında bu girişimler de sınırl ı d ı r, zira kapi­ talist d ü zenin temellerine> yani özel m ü lkiyet kurumuna dokundukla rı yok­ tur. « Pa rtnörl ü k » ve «teknik-ekonomik danışmalar» a ncak vurgun çıka r­ l a rını tehdit etm ed i ğ i ölçüde teşvik g örüyor. Oyle ki, halk hisseleri »ni ortaya süren kapital istler, insa n l a rda «ortaklık çıkarları benzerliğ i » d uy­ gusu uya ndırmaya bel bağlıyorl a r. Gerçekteyse, bu « ha l k hisseleri » sahip­ lerinin gelirleri, işçi nin kuruluş içi ndeki reel etkisi gibi gayet zayıftır. Ger­ çekler ve kanıtlar, sermayenin çeşitli yeniliklerden emekçilerin gerçekten ' kurtuluşu için değ il, daha kurnaz ve maskeli biçi m lerde hareketle i nsan­ ları aldatarak, egemenli ğini ilerid e de koruyabilmek için yararlandığ ı nı ..

881


gösteriyor. Işçi sı nıfı örgütlü birlikleri n i n gitgide güçlenen d irenişinin çoğ u kez bu denemeleri sonuçsuz bıra kması, rastgele değ i l d i r. Kapita list topl u mda bili msel-teknik devrim hayatta a ğ ı r sonuçlar doğ u ­ rarak oluşuyor; bilinen problemleri keskinleştiriyor v e b i r ya ndan yenileri ni doğuruyor (örneği n doğal çevre kirlenmesi, hayatı n giderek ağırlaşması, kötüleşmesi gibi .) Zi ra bilimin gelişmesinde başarı l a r bir gü nde ü retimi ta n ı n mıyocak kada r değ iştireb i l i r ; a m ma i nsa nları n yarı na güveni. ed i n ­ . d ikleri vasıfları v e a ldı kları g ündeliği kaybetmiyecekleri g üvenci boyuna aza lıyor. Yeni bir meslek ed inme daha çok vakit istiyor, gerektirdiği har­ ca malarla aile bütçesine a ğ ı r geliyo r ; çalışma yeteneği dönemi de yaşa m süresi ne ora nla azalıyor. Ensonu, tekeller, ama nsız rekabet savaşımı ko­ ş u l l a rında sıkı bir tasa rrufa yönelerek, güvenl i k tekniğine önem verme­ meye yatk ı n oluyorl a r. Bu da hiç de az sayılamıyacak i ş kazaları n a yol açıyor, bazan da işçilerin hayatı na malol uyor. Kısacası, kapital izm koşulları nda bilimsel-teknik devrim gayet karmaş ı k çağdaş problemlerin otomatik olarak çözü m ü n ü hiç de gara ntilemiyor. � Bili msel -tekn i k devrim « hüma niter değerler için tümel bir tehlike» de değ il d i r. Bazı burjuva ideolog l a rı bu düşünceyi de ileri s ü rüyorlar. Oysa, işin özü odur ki, teknik ilerlemeden doğ a bilecek teh like (bi l i m i n kaza n ı m ­ l a rı n ı n i n sa n ı n zararın a kulla n ı l ma sı olanağı) burjuva top l u m u n u n teknik meka n izmasında değ i l , sosyal meka nizmasında yuva l a n ma kta d ı r. Çağdaş Batı sosyolojisi, isteyip istemed iğ i bir yana, emeğ i n ve ü reti m i l işkileri n i n geniş ölçüde sosya/ leşmesi gereği n i kendine göre kabul ediyor, fakat ,bu iş kapitalist d üzeni n olanaklarını aşıyor. Bili msel-teknik devrim, sosyal devrime daya ndıkça, Ma rksist-leni nist fikirlerin utkusuyle bi rleştikçe, sosyalizm kuruluşu ve gel işmesiyle bir­ l eştikçe en büyük yarar sa§ lıyor. i nsanla r, d iyor K. Marks, «bir kere edi n ­ dikleri şeyden hiç bir z a m a n vazgeçemezler, a mma bu içinde bel i rl i ü re­ tim g ü çleri edinmiş oldukla rı toplu msal biçi mden vazgeçmiyecekleri demek değ ildir. Tam tersine. Elde ettikleri son uçtan yoksun olmamak için, uyg a r­ lığın n imetlerin i yitirmemek için, insa n l a r kalıtım olara k devra l d ı k la rı bü­ tün toplumsal biçimleri değ iştirmek zorundadırl a r. » (1) Sosyalizmde, ü reti m a raçları n ı n toplu mca ve plônlı ola rak kullanı l ması sayesinde, ü retim g ü çleri n i n gelişmesi, emek kayna kları n ı n dağıl ımı, kad­ rol a rı n yetiştiril mesi ve yeniden eğ itimi işleri peşi nen pıônlaştı rıl ı r. Top­ lumun sonrasız olara k işsizlikten, insanlar da işsiz kalma korkusundan, işten atılma korkusundan azat olu.r. Teknik ilerleme sayesinde sağ l a n a n emek tasarrufu çalışma süresi n i n kısaltı lmasiyle uyu m l u biçimde bağdaş­ tırı l ı r. i ş sürecinde insa n ı n kişi l i ğ i n i yitirmesine, onun kaderiyle oynanma-

(1) K. M a rks ve F. Engels, Eserler, c. 27, s. 403. 882


sına olanak verilmez, çünkü politik egemenlik ve aynı zamanda ü reti m a raçları halkın elindedir. Bilimsel-teknik devrim, yukarıda da söylediğ imiz g i bi, emeğ in zengin­ ' leşmesi için, işçinin rol ü n ü n ve kişiliğ inin yü kselmesi için gereken maddi koşulları yaratıyor. Ve ka pitalizm koşulları nda emeğ i n sosyalleşmesi g i bi i l k bakışta soyut bir moral değerin ü retimsel bir yara rl ı k kaza nması do­ ğal olmadığı halde, sosyalizmde beklenmedik veya çel işki li hiç bir şey yoktur. Komünistler, emeğ i n kurtuluşunu, yüceltil m esini, yal n ı z teknik-eko­ nomik veya sosya l -teknik (yönetim etki nliği) bir problem değ il, aynı za­ manda kendi ideallerinden b i ri ve toplumun en y üksek hedefi sayıyorla r. Ma rksistıere gör�, emek hiç bir za man sadece varl ığı sürdü rme a racına indirgenemez ; kabiliyetleriyle, onur d uygusuyle, toplumun ka rşısı nda so­ rum l uluk d uygusuyle ve insanları n selômeti için çalışma özeniyle insa n ı n bütün yaratıcı özlüğü emekte ifadesini b u l u r. Emek, insanı topl umsa l ha­ yata katar ve b u da topl u m u kişiliğin ol uşup beli rebilmesi için bütün gerekli olanakl a rı yaratmakla ödevlendiri r. Doğaldır ki, bu olanaklar sosyalizmde de otomatik olara k gerçekleş­ tiriIemez. Emeğ in da ha öte sosyal /eşmesine yöneli k ted birler çok dikkat istiyor, vasıflı kadrola r ve örgütsel a l ı şkanlıklar gerektiriyor. Baza n, in­ sanlar, ü retimin teknik yanına, işçilerin emeğe olan ilişkisin i belirliyen toplumsal ve kişisel neden ve gerekçelerden daha çok özen gösterdikçe, çeşitli güçlükler de çıkıyor. Mü hendis ve teknisyen yetişti rmeni n sosyal­ leşmesi, yüksek okul/arda felsefenin, politik ekonominin, yönetme bilimi­ nin, sosyolojinin, topl u msa l psikolojinin, genel mesleksel a h lôkın ciddi­ yetle öğren ilmesi ve aynı zamanda kuru l uşların teknik personeli ile yöne­ tim personeli a rası nda eğ itim ça l ı şması emeğe teknokratça ya klaşı m ı n böyle n ü a nsla rı n ı n g ideril mesine hizmet etmelidir. Sosyal izm öyle bir düzendir ki, diyor V. i. Lenin, bu düzende " ha l k yı­ ğ ı n l a rı ya l nız seçimlerde oy kul l a n maya değil, aynı zamanda herg ü n kü yönetim işine serbestçe katılım d üzeyine yükselecektir. (2) Bununla bera­ ber, a paçık görülüyor ki, ü retim yöneti mine geniş yığınları n katı l ı m ı hak­ kındaki bu fikri genel karakterl idir; buna karşılık, katılımın somut biçi m­ leri çeşitli olmalı, yalnız her mem leketin kend ine özg ü ul usal özelliklerine­ değ i l , sosya l izmin şu veya bu a şa masına da ceva p verebilmelidi r. ..

Bunu pratikte izliyecek olursak, Sovyet egemenliğinin ilk y ı l l a rındaki işçf kontrolü gibi, daha sonra da fabrika parti ve send ika örgütlerine verilen. yönetim eylemini denetleme hakkı vb. g i bi, i çinde Lenin'in fikri n i n sim­ geleştiğı biçimlere işaret edebiliriz. SSCB'de ve diğer Avrupa sosyalist ü l kelerinde d a i m i eylem ha lindeki fa brika ü retim toplantıları, Polonya'da

(2) V.

i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 33, 5. 1 1 6. 883


işçi yönetim konfera nsıa rı g i bi özel işçi yönetim orga nları da bunlar arasındo sayı labilir. Sosya list ü retim demokrasisi öyle birden ve en yetkin biçi mde bel irip o luşuvermiyor; bili msel-teknik devrim bu demokrasinin gel işmesi için yeni perspektifler a çıyor. Bilimsel-teknik devri m, özell ikle, halkın egemenl iğ in i n gerçekleştiri l mesi yolu nda öteden beri va rolan iki güçlüğü, ya ni serbest vakit kıtlığı ile geniş emekçi tabaka l a rı n ı n kültür ve öğrenim yetersizl iğini ortad a n kaldırıyor. Sosyal ist ü l kelerde, ekonomi ve topl umsal hayat yöne­ timi sistemi nde gerçekleştirilmekte olan dönüşü mler, yığınların çeşitli bi­ çimlerde yönetime katı l ı mı n ı n sürekli olara k gel iştiril mesiyle i l işkil idir. iktisad i sorunlar (aşırı santra l izasyondan vazgeçme, kuruluşları n- ve kuru­ luş birliklerinin haklarını genişletme, sendika ların ve bilimsel-teknik ör­ g ütlerin yetkilerini a rtırma). yersel yöneti m problemleri (bölgesel yöne­ timi gelişti rme), eğ itim ve kültür, politik (temsili) demokrasiyi yetkinleştir­ me g i bi a la n l a rı n her bi rinde, sosyal ist h a l k iktidarı n ı gel iştirme, yöne­ timde işçi sınıfı n ı n rol ü n ü ve etkenl iğ in i yü kseltme eğ i l i m i gözle görü l ü r­ cesine ortadad ı r. Sosya lizmde bilimsel -teknik devri m i n, ka pita lizmdekine kıyasla, verdiği sonuçlardaki il kesel ayrı ml a rı n ne kadar büyük olduğu hakkında, günün sorunu olan serbest vakit pro blemi de yeterli bir fikir veriyor. Birçok bur­ juva ideolog l a rı , geleneksel olarak, serbest vakti (aynı zamanda kültürel yaşa mı) yal nızca, insan yaşa mına kişi liğini kaybettiren, onu deforme eden emeğ i n yükünü (yorg u n l uğ u ve yı pra mayı) giderme süresi olara k kabul ediyorl a r. Marksist ise, serbest vakti emeğ i n ya l ı n işlevi, işgücü nü yeni­ den ü retme ve yen ilemen i n olağ a n biçi mi olara k kabul edemiyeceğ i g i bi, hiç bir suretle, emeğ i de d i nleme ve öğrenmenin ödeşme karşı lığı saya­ maz, emekte serbest vakit işlevi göremez. 'M a rksist-Leni nist, geleceğ i n insa nı nı, « homo fa ber» veya bir başka tek­ yan/ı yaratık olara k değ i l , çeşitl i nitel ikleri (<< homo faber», « homo eco­ nom icus», « homo politicus», « homo sapiens» ve « homo ludens» vasıfla rı nı) diya l ektik biçimde kendinde bi rleşti ren kişil i k olarak düşünüyor. Komünist­ lere g��re, kişi, insa n l ı ğ ı n ulaştı ğ ı mô nevi başarı ları benimsemem işse, d ü nyayı ve d ü nyadaki yeri ni çözü ml eme üzeri nde düşünm üyorsa, yete­ nek ve yükümüne göre ça lışmıyorsa, tam ve yetkin ola maz. Denge teorileri de kapitalist düzende ciddi çel işkileri n h ü k ü m sürd ü ğ ü n ü gösteriyor. Eg emen sınıflar, kendi i ktidarlarını savu nu rken, ücretli emeğ i n kara rd kteri nde azçok kaleme g e l i r değ işim lere yol vermez v e bu yüzden yığınları n di kkat ve ilgisini daha çok anlamsız avuntul a r üzeri nde topla­ maya ça lışırlar; toplu msal etken l i k idea l i n i de bi reysel girişkenliği put­ laştırmayla, «yığınsal kültür»ün takl itlerine obur bir işta hla değiştirirler. Ça rça buk « refa h devletleri » olara k ilôn edilen bir d izi memleketle « yok884


sullukla sava ş », ne yazık ki, emekçiler için mô nevi zengi nlik ve g erçek kültürel gelişme kaynağı olmuş değild i r. Birçok kan ıt, işin d a ha çok bunun tersi olduğ unu gösteriyor. Oyle ki, bu memleketlerde, kültür, d ü pedüz bencil çıkar temeline daya n a n ve özden yoksun tüketim taklitleri n i n teh­ didi a ltında bulu nuyor; insa n l a r ise gerek çalışma sırasında, gerekse ser, best saatlerinde yorg u n l u k hissediyor, zava l l ı durumları ndan ötürü bez­ g i n l i k d uygusundan kurtu lam ıyorl a r. Sosya list toplum, yaşa manın anlam ve değeri hakkındaki an layışında, ya lnızca g itgide a rtan yığ ınsal tüketim değerleriyle ve serbest vakitlerin çoğalmasiyle bağlana maz. Buna ça lışma süresi değerini, insa n yaşa m ı n ı n ana içeriğini v e kişinin heryönlü gelişmesinin koşu l u n u oluştura n emek değ eri ni de eklemek gerekir. Sosya list uyga rlığın ilerlemesi, yuka rıda bel irttiğ i m iz g i bi, i nsa nların emekte kişisel bir hoşnutluk bulara k g itg ide daha yaratıcı biçimde çalış­ mala rına ya rd ı m ediyor. Bu açıdan bak ı l ı nca, emek ile serbest vakti bir­ birine ka rşı koymanın olanağı kalmıyor ve problem a rtık h ayatı n her alanında insa n l a rı n yaratıcılığa hazırlan ması problemi ol uyor. Gerek ü re­ ti mde, gerekse « serbest» a l a ndaki a ktif i nsa n çok değer verdiğimiz kişi l i k örneğ i olduktan sonra, toplumsal hayatı n bu a l a n larının da o n a g öre uyu mlu bir gelişme göstermesi gerekiyor. Yoksa, örneğ in sadece serbest vaktin örg ütlen mesine özen göstermek ya n l ı ş olur. Ne var ki, bütü n dik­ kati ya lnız ü retim a la n ı üzeri nde toplamak da daha küçü k hata değild ir. Bilimsel-teknik devrim dolayı siyle, ü retici olan ve ü retici olmıyan a l a n ­ l a r ı n (aynı zamanda toplumsal hayatı n) ekonomik böl ü n üşü old ukça de­ ğişiyor. Eğ iti m -öğreti min bazı a la nl a rı nda birçok bilim kol l a rı, K. Ma rks' ı n öngördüğü g i bi, « doğruda n doğ ruya üretimsel güç» (3) haline gel iyor. B u d u rum, yatı rı mlar politikasında da değerlerin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Düne kadar ü retimsel olmıya n d iye bildiğimiz h a rca malar, gü nden güne ekonomik büyü meyi hızlandırıyor ve a rtık ü reti msel ol uyor. Elug ün, ü retimsel olmıyan hedeflere il işkin ödenekleri ne ora nda a rtı r­ manın yara rlı olacağı ve şimdi daha hızlı ekonom ik gelişmenin buna n e derece bağ lı olduğu bizi pratik olara k çok ilg ilendiriyor. Orneğ in, konut semtleri nde ve dinlenme evlerinde top i umsal yaşa mın ca nlandırı l masına yöneltilen ek yatırı mları n belirli bir ekonom ik etkinliği olacak mıdır? Taşıt a raçları örgüsünü gel iştirmek g i bi, etki n sağ lık yard ı mları, iyi ör­ gütlü dinlenme g i bi toplumsal hizmetlerin yararı el bette söz götü rmez. Bu hizmetlerin genişletil mesi için h a rca nan ödenekler kat kat a rtara k geri geliyor. Ama burada eğitimsel, mora l değerler de öneml idir. Eğer, söz­ gelişi, konut semtlerinde ve d i nlenme evlerindeki atmosfer, bireycilik be­ Iirtilerini, esnafça yabancılaşma ve benci lliği d ü rtükler ve teşvik ederse,

(3) K. M a rks ve F. Engels, Eserler, c.

46,

s. 2 1 5. 885


bu sonra üretim alanı nda, zaten hôlô daha kişisel sivri l me, emeği hafife a l ma , kızg ı n lık, topl u m u n m a l ı n ı çarçur etme ve benzerleri g i bi kusurl a ra rastlamakta olduğ umuz üretim a l a n ı nda da kendini göste �mez m i ? Dretimsel olmıyan a la nlar üzerinde di kkati n a rtırı l ması sosya lizme özgü hümanist değerbilirliğe uygund ur. Çünkü sosya l izm (ve hele gelişmiş sos­ ya l izm), ya l nızca üretim a raçları üzeri nde toplumsal mülkiyet ve plônlı ekonomiden ibaret değ il d i r ; sosyal izm aynı za manda i nsa n l a r a rasında ada let ve a rkadaşça işbirliği temeli n e daya l ı yeni i l işkiler demektir, yeni açıdan bir hayat görüşü, yeni nitel ikte bir yaşam demektir, emekçilerin kültürel hayata ve yöneti me gitg ide a rta n katı l ı m ı ve enson u yeni ve mônen zeng i n i nsa n demektir. Çağdaş bilimsel-teknik devrim koşullarında « Komünist Partisi M a nifesti »nde yer aldığ ı n ı bildiğimiz fikir, ya n i eski, burjuva topl u m u n u n yerini « her birey i n serbest gelişmesi bütün herkesin serbest gelişmesinin koş u l u » (4) olaca k bir birlik ve bağlaşma n ı n a lacağı fikri ola nca g ücüyle doğru l a n ıyor.

(r.) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c.

886

4,

5.

447.


Anti-komünizm karşı-devrimin silahıdır

. _

Marksist-Leninist teori, tekelci burjuvazin i n sosyalist ü l kelere, ul uslara­ rası komünist ve işçi hareketine, u lusa l bağı m sızlığı uğrunda savaşan hal klaro, demokrasi ve ilerlemeden yana olon tü m güçlere karşı yürüt­ tüğü savaşta saldırı ideolojisi olara k kullandığı a nti-komü n izmin, tom bir tarifi ni ya pmıştır. En gerici olma nitel iğini taşıya n bu ideoloji, kardeş partilerin çeşitli belgelerinde, kongre kara rlarında bütü n ayrıntılarıyle incelenmekte ve yeril mektedir. Orneğ i n, SBKP'nin Progra mında şöyle deniliyor : « Emperyalistler, alda­ tıcı anti -komün ist belgeler a rkasına gizlenerek, tüm ilerici ve devri mcileri kovuşturma ve baskı a ltında tutmakto, işçilerin a rasına kama sokmaya, proletarya nın savaş azmini kırmaya çalışmaktadır. Bugün, bu kopkoro bayra ğ ı n altında, finans oligarşisi ve mil itarist kl ikler, faşistler ve gerici din adamları, söm ü rgeciler ve büyük toprak sahi pleri, em perya l izmin tüm ideolojik ve politik yard ı mcıları v. b. g i bi topl u msal ilerlemeni n bütü n düşmanları toplanmaktad ı r. (1) Marksist-Leni nistleri n a nti-kom ünizmi ve onun çoğ ı mızı n politik haya­ tında oynadığı karşı-devrimci rol ü değ erlendirmelerindeki doğ ruluk hiçbir za man g ü n ü m üzde olduğu kadar açıklı kla anlaşılmamıştır. Anti -komüniz­ min Şili faciosının hazırlanmasında ad �ta çözü m leyici rol oynadığı söy­ lenebilir. U l uslara rası ve yerli gericiliğin bir çi rkef sel i halinde yayı lıcı a nti-komünist yolan ve iftira l a rı, Portekiz devri m i n i n kaza nı mlarını sili p süpürmekle tehdit ediyor. Artık bunu g örenler yalnız komünistler değ i l ­ di r. i ngiliz işçi Partisi'nin sol konodına mensup Ken Coats, Portekiz'i i k i defa ziya ret ettikten sonra, Londra'da çıka n hafta l ı k «Tribune» dergi­ sind e : « Rus otokrasisinin ortadan kaldırıl masından bu yana, Portekiz'de olduğu kadar, hiçbir ü l kede politik olaylar hakkında bu kadar yalana başvurulduğunu sa nmıyoru m » diye yazmıştı r. (2) Bunlar boş lôf değildit. Komünistlere ve demokratlara karşı yolan ve iftiral ara, küçük düşü rücü söylentilere, sahte belgel ere başvurul makta, kı sacası her şey yeniden uyg ulanarak, Portekiz devri mini savunanların kafa l a rı karıştırılmakta, bir kısmı ü rkütülmekte, baz ı l a rı aldatıl makta, Por­ tekiz Komünist Partisi'nin hedef ve metodlarıyle, sosyalist topl u l uğ u n üyesi memleketlerin ilke ve politikala rı hakkında yozlaştı rı lmış, sahte fikirler aşılanma kta d ı r. Gözeti len a maç, demokrati k g ü çlerin bölü n mesi, dev­ rimci iktidarı n zayıflatılması, komünistlerin yalıti o n ması, böylelikle tüm demokratla ro ve yurtseveriere karşı sa ldırı l a r yol unun açılması, devrimin, " ı l ı m i ı » burj uva-demokratik renkte boya la rlo boyan m ı ş bir görüntü halin­ de sınırlandırı l ması yol uyle, yavaş yavaş d u rdurulmasıdır.

( 1) SBKP Progra mı, Moskova, Politizdat, 1 971 , s. 52. (2) «Tribune » July 25, 1 975, p. 1 2. 887


G ü n ü müzde a nti-kom ünizmin çeşitli yüzeyleri vard ı r ve gericiliğin i hti­ yaçları na göre, türlü tü rl ü biçimlere g i rerek, çeşitli meslekler takınmakta ­ d ı r. Dış görünüşteki bütün bu farklara karş ı n , a nti-kom ü n izmin iç bünyesi d a i ma toplumsal devrime, gerçek sosyal izme karşı kinle dolup taşmakta­ d ı r. Köklü toplumsal değ işikl ikler karşısında d uyulan korku, dağ başındaki ca h i l bir köy papazı n ı , l i beral ü niversite profesörü bir « a limi tatlı d i l l i sağcı sosyalist bir avukatı, el i nde patlayıcı madde taşıyan pogrom me­ raklısı bir faşisti aynı cephede birleştirmektedir. Anti -komünizmin propa­ gand a dağarcığı nda genel olara k aynı şeyler yer a l m a ktad ır. Hiç değ i ş­ meden hep kom ü nistlerin «saldırg a n » oldukla rı, d iğer insanlara ve parti­ lere egemen olmayı isted ikleri, şiddetten başka bir şey ta n ı madı kları, de­ mokrasinin ve bireysel özg ürlüklerin yeminli düşmanı, «tanrı d üşman ı » oldukları i leri sürülmektedir. Netekim Portekiz'de, başp iskopos Fra nsisko Mari a da Silva, Braga şehrinde kom ü n ist katlia m ı n ı n sinyalini verirken aynen bu deyimi kullanmıştır. »,

Genel olarak Portekiz olayları (daha önce de Şili olayları) Marksist­ lenin istıerin a nti-komünizm i n amaçları, yerli gerici liğ i n ve yabancı em­ perya l izmin demokra siye ve i lericiliğe karşı savaşta başvurdukları nam uz­ suzca metodları hakkındaki teorik görüşleri nden çoğ u n u n ca nlı bir kan ıtı olm uştur. Bu a rada, özell i kle şiddete karşı tutum son derece i bret vericid ir. Por-, tekiz devriminin en barışçı biçi mler a ltında gel iştiği ayla r boyunca komü­ nistlere her taraftan suçlamalar yağ d ı rılarak, şiddetten yana oldukları, muhalefete dayanamadıkları, demokratik yöntemlerle güvenmed ikleri i leri sürül üyordu. Oysa aslında ne old u ? Evvelô şiddete sağcı çevreler baş­ vurdular ve başlıca hedefleri komünistler oldu. Gerici l i ğ i n, 25 Nisandan sonra da güçlü mevzi leri ni koruduğ u -kuzeydeki birçok şeh ir ve kasabada, faşist k ü l h a n beyler Komünist Partisi nin yersel merkezlerine kundak soktu­ lar, Marksist kitap ve dergileri sokakla rda yaktılar, birçok komün isti n ev­ lerini ya kıp yıktılar, a rd la rında ö l ü ve yara ldar b ı ra ktılar. Bu d u rumda, Portekiz demokrasisi için komünistlerin değ i L . faşist şid­ detin tehlike olduğ unu anlamamak için insa n ı n kör olması gerekir. Oysa « demokratik sosyalizmi n » Batı Avrupa'daki patentli savu nucuları (ve onların Sosya list Enternasyonaldeki destekçileri) bu durum karşısında göz­ lerini i natla kapamakta ve bütün g ü n a h ları Komü nist Partisi'nin üstüne yıkmaya kalkışmaktadı rla r. Ama acaba, demokrasinin gerçek ta rafta rla rı, bütün eylemlerinden Portekiz halkının menfaatleri ni her şeyden üstün tuttuğ unu gösteren Komünist Pa rtisi'nin, Portekiz fa şizm ine karşı savaşa, herkesçe kabul edilen katkı sını un uta bil irler mi? Aca ba insa n l ı k faşist güç­ lerin, komünistlere yüklendikten sonra, demok rasi ve toplumsal ilerleme uğrunda savaşa n bütün g üçlere darbeler vurdu klarına d a i r, anti-faşist savaştan çıkarı la n en önemli tarihi dersi unuta bilir m i ?

888


Olayların ta h l ili, Portekiz'de devrimci sürecin gelişme ve derinleşmesine düşman olan çevrelerin a nti-komü nizm ideolojisi temelinde birleştiklerini kuşkuya meyda n vermeyecek biçimde ortaya koymaktadır. Bu çevreler gericileri ka pkara bir bayrak a ltında toplamışlar, 25 N isan devri m i n i n · kaza n ı m la rı i ç i n ciddi b i r teh like yaratmışlard ı r. Sü bjektif niyetleri n e o l u rsa olsun, sosyalist parti yönetim indeki sağcı elemanların, Portekiz'de bütün gericiler için ilgi merkezi h a line geldiklerine dair gerçek karşı­ sında göz yummak mümkün değ i ldir. Bunu I ngiliz işçi Partisi'nin resmi orga nı « Labour Weekly» dergisi bile üzüntüyle kabul etmek zorunda kal­ mı ştır. Sözkonusu derg i «sosya list partisi bugün her soydan ve her boydan sağcı ile büyük toprak sahipleri ve kapitalistler tarafından destekleniyor» dedikten sonra, bunun « h iç te h oşa gitmiyecek, a ğ ı r sonuçlar verecek bir şey » olduğunu bel irtmektedir. (3) ingiliz dergisinin, Sosyal ist Partisindeki sağcı çevrelerin caneiğer hale geldikleri gerici eleman larla ilgili l iste kolayca u zatı labil ir. Orneğ in mem­ leketten kaçan general Spinola'ya g izlice sempati besleyen ve hatta Portekiz'de Pinoçet olmayı hayal eden tutucu subaylar bu l istede yer a labilir. Bu a rada katolik kilisesinin prensierini de u nutmamak gerekir. Katolik kil isesi Salazar ve Kaetano zamanında kendini ra hat h issediyor ve Vatika n ı n bütün yeni eğ i l i m l eri karşısında kayıtsız kalıyord u. Böyle olduğu halde k i lise, Portekiz Komünist Partisi'nin dini ina nçlara sayg ılı olmasına ve kil iseye karşı çıkmamasına rağ men, devrime ve komün istlere karşı girişilen « haçlı seferler»e hemen katı ldı. i

Kuzeydeki katli a m l a rı n sadece faşist elema nlar tarafı nda n işlenmediği, bunlara Braga'daki başpiskopos da Silva g i bi din adamla rı tarafı ndan al­ datı l a n mütea sıp dindarl a rı n da katı ldığı komünistler için bir sır değ i l d i r. ı talya n komünistlerinin gazetesi « Unita » da Silva'yı, haklı olarak, « Por­ tekizi sivil h a rp uçurumuna sürüklemekle» suçlam ıştır. Anti-komünizmin kil ise kanad ı n ı temsil eden da Si/va ' n ı n kişi liği üzerinde d uran gazete, başpiskoposu n « son za manlara kada r Salazar'ın faşist rejimini göklere çıka ran, söm ü rge harplerine katıl maya giden askeri birlikleri dualarla uğurlayan, Papa 2 3 . Cova nninin fetva ları n ı Ia netleyen ve değiştiren eski din adamla rı ta kımınd a n » olduğ u n u yazma kta, Salaıar'a ra h met di/emek için ka leme a ldığı metinde fa şist di ktatörü övmekten geri kalmadığ ını bel irtmektedi r. (4) Portekiz devriminin gelişmesini entrika ve provokasyonlariyle gölgeleyen anti- kom ünist ittifa kın çerçevesini imtiyazlarına dört elle sarı l a n eski ege­ men sınıfl a rın temsilcileri, daha önceki rejim za manı ndaki yü ksek rütbeli subaylar a ra sı ndaki tutucular, yobaz d i n adamları, fa şist rejimin süprün­ tüleri ve fı rsat kollayan kod a m a n la rı , ul uslararası tekel lerin müşterileri ve em peryalistlere ait gizli servislerinden aja nları ve nihayet kendi ken-

(3) «labour Weekly» August 8, 1 975. (") « Unita », 13 agosto, 1 975, p. 1 . 889


d ilerine demokrat ve sosyalist d iyen, fa kat tü m sağcı gürühun politik des­ teğ i nden fayd a l a n a n l a r meydana getirmektedir. Hiç şüphe yok ki a nti­ komünizmi resmi pol itika h a l i ne getiren NATO devletleri Portekiz'de sağ­ cı güçlerin lehinde ka baca mücadelede bulunmasalardı yerli gericiler bu kadar ileri gitme c ü retin i gösteremezlerdi. Burjuva propagandası, ka muoyu n u n d ikkatini emperya lizmin terti ple­ rinden sa ptırarak, sa hte izlere yöneltmek için elinden gelen her şeyi yap­ makta d ı r. Avusturya, I ngi ltere, ı talya, Fransa, Federal Al manya, ı sviçre ve I sveç'­ ten 35 bilim ve kültür a d a m ı n ı n , burjuva bası n ı n ı n Portekiz devri m i n i n problemleri ni sa hte bir ışık altında ya nsıtmalarını protesto i ç i n yayı n­ ladı kları ortak bildiride : « Sa lazar ve Kaeta no' n u n d i ktatörl üğü a ltındaki Portekiz'i n sorunları üzerine eğ il mekten uzun yıllar boyunca d ikkatle ka­ çınanlar, bugün bu ü lkeni n içişlerine uta n mazca karışıyo rlar» denil mekte­ dir. e) « M oskova ' n ı n el i » masa lı tekra r piyasaya sürü lerek, Portekiz olay­ larını bu el in yönettiği i leri sürü ldü, aynı derecede eski m iş olan « M os­ kova 'nın a ltı nları" uyd u rması da tekrar ortaya atı lara k Portekiz kom ü n ist­ leri n i n altın içi nde yüzd ü kleri iddia ed ildi. Ne var ki iftiracılar iddialarını ispatlayacak tek del i l ortaya koya mıyorlar. Ta m tersine, NATO ve Ortak Paza r'ı n politik şa ntaj denemeleri a paçık ortadadı r. Em peryalistler büyük pol iti k tavizler koparmak, devri mi yarı yolda d u rdurmak için Portekiz' i n ekonomik güçlüklerinden faydala nmaya kalkış ıyorl a r. Böylel ikle de Hel­ sinki belgelerinde yer alan ve şu veya bu devletin iç geliş meleri ni değ iş­ ti rmeyi a maçlayan her türlü ekonomik baskıyı yasaklayan maddesi ka­ baca çiğ nen mektedir. Ortak Paza r Baka n l a r Kurulu başka n l ı ğ ı görevi ni üzerine a l a n ı rlanda Dışişleri Baka nı Fitzcerı ld Dublin televizyon u na ver­ diği b i r demeçte Portekiz'e a ncak « komünizme karşı bir kale» teşkil ede­ cek bir toplumun meydana gel mesi şartıyle «yard ı m » edilebi leceğ i n i a pa­ çık söylemiştir. (6) B u n l a r bilinen sözler! Oyle ya, NATO politikacıları için Portekiz'deki eski rejim ideal bir « ko m ü n izme ka rşı kale» değ i l miyd i ? B u satı rlar, Portekiz devri m i n i n büyük politik gerg i n likler ve istikrarsız­ l ı klar dönemini yaşadığı bir sırada kaleme a l ı n m ı ştı r. Gericilerin saldırı­ larına yiğ itçe karşı koyan Portekiz kom ünistleri i ntikam ve şiddet yol u n u tutma k istemedi klerini belirtmekte, bir vata ndaş ha rbi tehl i kesine . ka rşı uyarı l a rda bulunmaktad ı ri a r. 1 5 Ağ ustosta Lizbon'da toplanan 20 bin kişinin karşısında b i r konuşma ya pan PKP Genel Sekreteri Alvaro Ku nya l, « a kl ı m ızdan böyle bir şey geçi rseyd ik, kom ü n istler, gerici partilerin 24 g ü nde ya kıp yıktı kları parti merkezleri kadar bi nayı 24 saatte yerle bir edeb i l i rlerdi. Fakat bizim tutu m u m uz i ntikam yol undan yürü memize mü­ saade etmiyor» demiştir. Gerçek demokrat ve devrimci olan komünist-

(5) « Vol kssti mme» 30. Aug ust 1 975. (6) « I rish Workers Voice» N 946, June 7, 1975, p. 2. 890


lerin tutu mu, onl a rı, i ktida r bunalımıyle ortaya çıkan sorunlar dahil, en çetin problemlerin politik yold a n çözü mlenmesi yönünde a ra l ı ksız çaba­ l a ra zorlama ktadı r. Bunun için d e bütün pol itik enerji leri solcu g ü çleri birleştirer� k devri mi ve kaza n ı mlarını savunma yönünde yoğ unlaşmıştır. B u n u n için de, Silôhlı Kuvvetler Hareketi ' n i n birliğ i n i kuvvetlend i rmek, genç demokrasiyi i ç ve dış gericiliğ i n saldırı l a rı ndan koru mak için SKH ile halkı birleştirmek yönü nde çaba harca maktadırlar. Bu savaşta Avrupa n ı n çeşitli ü l keleri nde ve bütün dünyada düzenlenen Portekiz devri miyle daya n ışma ha reketi önemli bir rol oynamıştır. Milyon­ l a rca insan, Portekiz'in Avru pada bir Şili olmasına karşıkoymaktadır. Ve her za man olduğu g ibi, bu defa da proletarya enternasyonalizmi il ke­ sine sada katieri ni gösteren komü nist partileri ve u l uslara rası işçi h a reketi bu daya n ışma kampanyası n ı n ön safl a rı nda yer a l maktadıri a r. Sovyetler Birliği Kom ü n ist Partisi, sosya list ü l kelerde iktidarda olan d iğ er komünist ve işçi partileri, Portekiz devri m i n i destekledikleri n i belirtmiş­ lerdir. Başka ü lkeleri n içişleri ne karışmama i l kesi n i kesi n l ikle uyg ulayan bu ü l keler, Portekiz h a l k ı n ı n kendi yazgısı n ı kend i n i n tayin etmesini ısrarla istemekted irler. Fra nsa, italya, i ngiltere, Finla nd iya , Amerika Birleşik Devletleri, Federa l Alma nya, Belçika, Kanada, Meksika, i rla nda ispa nya v. b. g i bi ü l kelerin komü n ist partileri Portekiz'deki komünizm aleyhtarı eylemleri kınamı şlar, bu ülkedeki kardeşl eriyle daya n ı şmaları n ı ortaya koymuşlardır. Birçok yığ ı nsa l emekçi örgütleri : sendika, kadın, gençl i k v. b. kuruluşları tara ­ fı ndan da aynı yönde kararlar a l ı n m ı ştır. Fra nsa'da Komün ist Partisi, Sos­ yal ist Partisi ve Sol Radikal ler Ha reketi ortak bir bildiri yayı nlayrak Por­ tekiz'deki son şiddet hareketleri n i ve özellikle komünistlere karşı g i rişilen va hşice sa ldırı l a rı kınamışlard ı r. Dü nya Send ikalar Federasyonu Portekiz emekçileriyle, onları n sendikal örgütü olan Entersendikalle daya nışmasını dile getirmiştir. B u n u n ya nısıra birçok yığı nsa l örgüt ve politik pa rti, Por­ tekiz'de devri min i l k dönem inde başarıyle işbirliği yapa n güçlerin, kom ü ­ nistlerle sosya listler a rasındaki birl iğ in yeniden kurul ması isteğ i n i belirt, mişlerd ir. Şil i'deki feci tecrübeden sonra Portekiz'de gerici l i ğ i n faal iyeti ni artır­ ması ve demokratik cephede parça l a n m a n ı n sürüp g itmesi, insa nların tehl i kenin büyükl ü ğ ü n ü a n lamaları n ı kolaylaştı rma ktad ı r. Yığ ı nlar a nti­ komünizmin karşı-devri min zehirli bir silôhı olduğunu da a n l a maktadı rlar. Tomas Man, a nti-kom ü n izmi zama nı m ı zı n en büyük a pta l lığı diye nite­ lemişti. Portekiz'de son dönemde geçen olaylar a nti-kom ü n izm karşısı nda her tavizin, devri m i n menfaatlerine, tüm kurtuluş hareketlerine karşı cina­ yetleri n en büyüğ ü olduğ u n u ispatlam ıştı r. L. ş. 891


Barı, ve ilerleme sava,çılarının saflarında Toplumsal gelişmenin zorunlu gücü Fanni Edelman Dünya Demokratik Kadınlar Federasyonu Genel Sekreteri

Barış ve sosyal ilerlemeden yana güçler, 1 970'Ierde tarihsel başarı l a r elde etti ler. Demokratik kadı n örgütleri yu muşama süreci n i n yayı l ması, barış içinde yanyana yaşama ilkeleri n i n yerleşmesi, halkların sosya l dö­ nüşümler yolunda ilerleyişinin hızl a n masına büyük katkıda bulundular. Politik ve ideolojik görüş ayrı l ı k l a rı n a karşın kad ı n l a r, 20. yüzyı l ı n son 25 y ı l l ı k döneminde insa n l ı k önünde d u ra n ödevlerin çözümüne etki l i bir şekilde katı l ıyorla r. Zaten 1 975 Uluslara rası Kad ı n l a r Yı lı (UKY) ' n ı n (1) başlıca özel liklerinden biri de milyonlarca kad ı n ı n yeni hayatın kurul­ masına katı lması olan uzun süreli a maçların, elde edilen başarı lara da­ ya nara k tespit ve koordine edilebil mesi içi n , çeşitli ul uslara rası, bölge­ sel, ul usal konferans, seminer ve karşılaşmalardan yararl a n m a ktı r. Dü nya Demokratik Kad ı n l a r Federasyonu (DDKF), UKY' n ı n gi rişimci­ lerindend ir. (2) D D KF, 30 y ı l l ı k tari h i boyunca kad ı nların ekonomik, poli­ tik ve sosyal hakları, silahsızlanma ve barışın güçlen mesi uğrunda aktif olarak sava şmakta, ul usal kurtu luş hareketleri ni desteklemekte, çocuk haklarının savu nul ması ve çocukları n terbiyesine büyük önem vermektedir. Sosya list ve gel işmekte olan ü l keler kadın kuru l uşları n ı n , ka pita list dev­ letlerdeki demokratik hareketlerin geniş ölçüde katı l masıyle, DDKF ger­ çekten bir yığ ı n örgUtü oldu. ' Federasyon, � MT' n ı n UYK ya pılmasıyle ilgili kararının içeriğ i n i tü m d ü nya kadınlarına, bütü n d ü nya kamuoyuna tanıtmaya ça lıştı. Federasyona üye ulusal örgütler, devlet organları, h ü kü met dışı örgüt­ ler, sendika l a r, köylü, gençlik ve barışsever güçler hareketleri, çeşitli kil ise vb. temsilci leri a rasında geniş bir işbirliği temeli üzerinde, UKY' n ı n uy­ gulanmasını örgütl iyecek komiteler ol uşturulmasının girişimini ya ptı l a r.

(1) 1 975 yı l ı , BMT Genel Kuru l u n u n Ara l ı k 1 972'de aldığı bir. kara rla Ulusl a ra rası Kad ı n l a r Yı l ı ilan ed ilm iştir. (2) Bununla ilgili öneri DDKF tarafı ndan 1 972 yılı başları nda BMT Kadı n­ lar Komisyonu'nu n 24. topla ntı sına sunulm uştur. 892


Hareketi mizin, derin sosya l-ekonomik değ i şiklikler ve bilimsel-teknik dev­ rim i n h ızla gelişmesiyle n itelenen çağı mızda, kadın sorunlarıyle i l g i l i tutu mu, açı ktı r. Federasyonumuz, kad ı n yığ ı n l a rı n ı n büyük bir g ü ç o l a ­ rak katkısı o l m a d a n , topl umsal ilerlemen i n m ü m k ü n olamıyacağ ı açısı n­ d a n hareket etmektedir. Kad ı n l a rı n g ünden g ü n e daha fazla üretime katı lması, onların politik bilincinin artması, kap ı n ların eşit haklara kavuş - · m a s ı uğrundaki savaşın, gerçek demokrasi n i n uyg u la n ması, u l usal bağ ı m­ sızlığın g üçlenmesi ve sürekli b i r barış sağ l a n ması yönündeki savaşla sımsıkı bütünleşmesi soru n u n u g ü ndeme koymaktadır. UKY'nda yapı l a n içtenli tartışmalarda kendi görü şlerimizi açıkla maya, diğer h a reketler ka­ d ı n temsilcilerinin d ilek ve dertlerini a nl a m aya çalıştık. Biz, örneğ in, bazr feminist örgütlerle olan i l işkileri mizi genişletiyoruz. (3) Ama bunu ya parken, kad ı nları politik ve sosyal-ekonomik savaşta n sa p­ tı ra n bazı i l kesel tutumlarla razı ola mıy� cağ ı m ızı açı kça söylüyoruz. Ka- · d ı nl a rı serüvenci eylemlere iten sa hte solcu grupların yakı nlaştığ ı femi ­ nist hareketlerle a s l a a nlaşomayız. Görüş ve ça lışma metotlarındaki ayrı l ı klara karşı n , çeşitl i kad ı n hare­ ketleri n i n eylembirliğini ve koord i nasyonunu m ü m kü n ve zoru n l u yapan, birçok önemli sorun vardır. Bunla rı n başı nda, ka pita list ü lkelerin çoğ u n ­ da h ô l ô mevcut olan v e kadınlara karşı uyg u l a n a n ayırı m ı n her çeşid i n i n kök ü n ü kazı mak soru n u gel mektedir. Bu amaca ulaşı l ması uğrundaki savaşta, sosya lizmin gerçekleştiği ü l ke­ lerde kad ı n sorunları n ı çözme örneğ i, büyük bir önem taşıma ktad ı r. Bu ü l kelerde özel ü reti m a raç ve gereçleri n i n orta dan kald ı rılması ve insa n ı n insan tarafı n d a n söm ürülmesine s o n veri l mesi kadınları n erkeklerle eşit haklara kavuşması n ı n ekonomik, sosya l , politik, kültürel ve hukuki temel ­ leri n i yarattı. Sovyetler Birliğ i ve öteki sosya list toplumlarda kad ı n ların elde ettiği başa rı l a r, d ü nyadaki bütü n demokratik kad ı n ları n savaşı için tü ken mez bir esin kaynağ ıdır. Son yıllarda kapitalist ü l keler demokratik kadı n h a reketi ekonomik, sos­ yal ve politik haklarıyle ilgili birçok istekleri ni gerçekleştirmeyi başa rd ı . Fakat tekelci devlet sistemi, önceleri olduğu gibi b u g ü n de kad ı n lara karşı, erkeklere karşı uyg u l a n a n d a n daha sert ve geliştirilmiş söm ü rü yöntemleri uyg u l a m a ktad ı r. Kadı n l a rı n eşit haklı vata ndaş olmaları n ı, de­ mokratik reformlar uğrunda a ktif savaşa katı lmaları n ı b i l hassa engelle­ meye ça lışmaktadır. .. Mutlak özg ürlük ve demokrasi »den ba hsetmeyi se.­ ven bazı burjuva ideolog ları, kad ı n la rı n b i l i ncini, toplumdaki rol ü ne i l iş­ kin ve bağ ı mlı kalmalarını, eşit haklı o l m al a rı ndan daha yararlı soyo n ,

(3) Birçok ka pita list ü l kede özel likle aydın kad ı nları n ol uşturduğu fem i ­ nist örg ütle rin ortak nitel iği, cinsel fa rkları v e «erkek şovenizm i n i » kad ı n lara karşı uygulanan ayırı m politikasın ı n başlıca nedenlerinden saymaları d ı r. 893


a rtık maziye karışmış ve önemsiz yeniliklere bürü n m ü ş yarg ı i a ra esir et­ meye ça lışıyorlar. Burj uvazinin yığınsal enformasyon orga n la rı ayni a maçla, kadı n sorunlarını a n laşılmaz, çok defa da kaba ve a normal bir şekilde ortaya koyuyorlar. Em peryal ist ü l keleri saran bug ünkü ekonomik buna l ı m koşu lları nda, işsizliğin a rttığı ve enflasyon u n deri nleştiği dönemde, işçi kad ı n la r, sı n ıf kardeşleriyle birlikte sermayenin egemenliğine karş ı yürütülen savaşın ön sıralarında yürüyorlar. Mal fiyatla rında, mesken, sağ lık hizmetleri ücret­ lerindeki a rtışları n yükünü s ı rtında d uya n kadınlar, birçok hallerde tekel­ lerin derinleşen sosya l-ekonomik krizin sonuçlarını emekçilerin omuzlarına yükleme denemeleri ne karşı, yığı nsal protesto, yürüyüş ve boykot hareket­ lerinin g irişimcisi rol ünü üzerlerine a lıyorlar. Bazı demografi uzmanları n ı n hesaplamala rına göre, d ü nya nufusunun 2 m i lyarı n ı kadınlar ol uşturmakta d ı r. BMTnın, d ü nya nufusunun % 70'ni gelişmekte olan ü l keler halkları n ı n ol uşturduğuna dair veril erini gözö­ nünde tutarsak, kadınları n ezici çoğ unluğunun da bu ü l kelerde yaşadığı sonucuna varırız. (5) Ya lnız b u bile, d ü nya nın bu bölgesindeki devletlerde kad ı n hareketleri ö n ü nde d u ra n sorunları n boyutları nı göstermektedir Bu devletlerin birçoğ unda hôla kız ve kadı nları köle durumunda tuta n ekonomik gerikalmışl ık, sefalet, okuma-yazma bil meme, hastalıklar, asır­ lord a n kalma önyargıları n üstesinden gelmek gerekiyor. UKY dolayı siyle Meksiko'da ya pılan BM Dü nya Konfera nsında, geliş­ mekte olon ülkelerin soru nları, 1 33 devletten gelen delegelerin başlıca konusu oldu. Birçok k a pitalist devletler temsilcileri konferansı soyut tar­ tı şmalara doğru yöneltmeye çalıştı lar. Buna karşın, gelişmekte olan ü l keler delegeleri, sosya l ist devletler temsilcilerinin kesin desteğ iyle, h ü kümetlere, h ü kü met dışı örgütlere, yığı nsal enformasyon organ larına yöneltiimiş ve kadınları n hak eşitliği sorununun pratikte nasıl çözü mleneceğiyle ilgili önemli tavsiyelere geniş yer ayrı lan Meksiko Bildirisi ve 1 975-1 985 dönec mini kapsayan Eylem Pla nı'nın ka bulünü sağladılar. Bu belgelere göre, söm ü rgecilik, yen i-sömürgecilik, ı rkçı lık, faşizm ve siyonizmin ortadan kal­ d ı rı l ması, devletlerin ekonomik h a k ve yükümlükleriyle ilgili Yasa n ı n uy­ g u la n ması ; (6) eşit haklara daya n a n ekonom i k i lişki ler kurulması ; dev­ letler a rasında bili msel-teknik ve kü ltü rel ilişki lerin gel iştirilmesi, bu yön­ de önemli rol oyna maııdır. Güçler dengesi nin sosyalizm, demokrasi ve i lerleme yararı na değ iştiğ i, Eylem Plô nı'nın g iriş bölü münde önemle be­ li rtil miştir. Burada, « tarih, kadınların erkeklerle birlikte, halkları n maddi ve ma nevi olanla rda gelişmeleri ne ve topl u m u n olumlu yönde gelişme süre(4) "Time." July 1 4, 1 975, p. 28. (5) « World Plan of Action .,. United Nations World Conference of the I nternational Women's Yea r. Mexico City, 1 975, p. 2. (6) BMTnca Ara l ı k 1 974'te kabul edildi. 894


cine katkısını kanıtlamakta, çağı mızda kad ı nl a rı n kuvvetli, devrimci bir sosyal güç olara k oynadığı rolü n a rtacağ ı n ı göstermekted ir» den mekte· d i r. c) Meksiko konferansı n ı n önemi büyüktür. Burada kadınların d u ru m u ger· çekçi bir açıdan değerlendirildi, bütün ü l kelerde kad ı n lara erkeklerle eşit hak ve soru m l u l uklar ve eşit ola naklar sağ lanmasına yönel ik eylem plônı kabul ed ildi. Eylem Plônı, tüm demokratik, ilerici g üçler için önemli bir belgedir. Bu plônın uyg u l a n ması uğru nda savaşmak, burada yer a l a n tavsiyeleri n ger· çekleşmesinin bütü n insa n l ı k ya ra rına olacağı için, yalnız kadı n la rın işi değildi r. Söz konusu plônı n gerçekleşmesi için demokratik kadın örgütleri elden geleni yapacaklard ı r. Demokratik Kad ı n l a r H a reketi demokratik güçlerin, özel likle kom ü n ist ve i şçi partileri nin kad ı n ları n davası na ya ptı kları katkıya, büyük değ er biçmektedir. Ko münistlerin h a reketimize katı l ması, kadı n l a rı n bağ ı m l ı ve eşit haklardan ma hrum olmaları n ı n sosya l .ekonomik kökenleri n i n açığa vurulmasına ya rd ı m etmekted i r. Kadın örgütlerinde eylem gösteren komü· nistler, kadınların ideolojik ve felsefi i l kelerine sayg ı gösterd i kleri, on· l a rla ka rdeşçe d iya log kurdukları için, kad ı n la rı n somut, özel isteklerini, tüm tol pumu ilgi lendiren soru n l a rla bağdaştırmak gibi önemli bir konuyu doğru olarak ortaya koyd ukları için saygı, güven ve etki kaza nmaktad ı rl a r. Marksizm·len i n izm i lkelerine bağlı kadın h a reketi militanlarının coşku l u ça l ışmaları, kad ı n yığ ı nl a rı n ı n poritik bilincinin a rtması na ya rd ı mcı olmak· tad ı r. Uluslara rası Kad ı n l a r Yılı nda kadınları ilgi lendiren bütün soru nlara çözüm bulmak olanaksızd ı r. Yine de, şi mdiye kada rki başarılarımızı azı m· sayamayız. Birçok çetin soru n u n etrafı i olara k görüşül mesi, gerçek d u ru· mun şimd iye kadar bilinmeyen yanları n ı n açıklanmasına olanak ya rattı, birçok politik ve toplumsal örgütlerin kadın sorunlarının çözü m ü ne katıl· masını, birçok ü l kelerde emekçi kadın ların durumunun iyi leşti rilmesine yö­ nel i k somut girişimlerin gerçekleşmesin i sağladı. B u sü rece, Berl i n'de yapılacak olan Dü nya Kad ı n l a r Kong resin i n de katkısı olacaktı r. Demok­ ratik Kad ı n l a r H a reketine yeni güçler katı l ma kta, yeni örgütler kuru l· makta, a ma halô milyonlarca kad ı n ı n bu savaşa katı l madığ ı da ortada­ dıe Bizim en önemli ödevimiz, eşitsizlik ve ayırım politikası n ı n a ltı n · da en çok ezilen kadınların katı l masını sağ l ıya rak, hareketi mizi geniş. letmektir. Burada kastettiğ im, özellikle ka pita list ve birçok gelişmekte olan ü lkelerdeki işçi, köylü ve genç kadı n l a rd ı r. Kad ı n örg ütlerine ba rış, silô hla nma y a rışına son verme, politi k yumuşa· mayı a skersel yum uşamayla ta mamlama, birçok halklar için kırım olan fakirliğe, açlığa, g ıdasızlığa karşı yedek olana kları n seferber edilmesi (7) ..World Plan of Action ». Üp. cit., p. 3. 895


uğrundaki savaşta, büyük soru m l u l uklar düşmektedi r. Dünyada, bu sorun­ ların çözümlenmiyeceğine ina nm ış b i rçok erkek ve kadın vard ı r. Böyle bir görüş, yığınları h a reketsiz hale getirebilir, b u n u n için de yal n ı z gerici g ü çlerin işine yarar. Bizim görüş açımız başkadır. Biz, karmaşık sosyal ­ ekonomik sorunların çözüm leneceğine i n a n ıyoruz. Barış içinde yanyana yaşama ilkeleri n i n yerleşmesi ve değişik topl umsa l düzenli devletler a ra­ sı nda, eşit haklara daya n a n işbirliği kurulması yön ü nde önemli bir a d ı m olan Helsinki Belgesi ni imzalayan 33 Avrupa devleti, ABD v e Kanada'nın yü ksek seviyedeki yönetici leri n i n , ta rihte eşi görü l memiş konfera nsını ha­ tırla mak, görüşüm üzü doğ rulamak için yeterlidir. Demokratik kad ı n örgütleri sürekli ça lışmalarıyle, d ü nyada gelişen ve kadın sorun l a rı n ı n tam olara k çözümlenmesi için yeni perspektifler açan olumlu değ işikliklerin yerleşmesine ve derinleşmesine yard ı mcı olma kta ­ dırlar.

Rakamlar

ve

kanıtlar

Çeşitli toplumsa l düzen leri olan ü l kelerde kad ı n l a rı n durumu, onları n toplumun ekonomik, sosyal ve politik gel işmesine katıl m a ora n ı n a göre değerlendirilebi l i r. Uluslararası Emek Bürosu' nun (UEB) verileri, çeşitli ü l ke ve bölgelerde emek a l a n ı nda' a ktifliği n gelişmesi temposundaki nispetsizliğe karşın , kadı nların topl umsal ü retime katılmaları n ı n a rttığı n ı gösteren genel bir eği l i m i n varl ı ğ ı n ı doğrulamaktad ı r. Bu, sosyal ist ü l kelerde en açık bir biçimde beli rmektedi r. Orneğ i n Sovyetler Birliği nde, çalışma yeteneği -ol a n tüm kadınların yüzde 92,5'i halk ekonom isinde çalışma kta ya da okumakta d ı r. Sovyetler Birliğinde işçi ve memurlar sayısında kadı n l a rı n ora n ı 1 940'da yüzde 39'dan 1 974'de yüzde 5 1 ' e çıkmıştır. (1) Maca rista n'­ d a 1 96(j)'da % 36'dan, 1 973'de % 43'e, Polanya'da 1 946'da % 3rden 1 974'de % 46'ya. Çekoslovakya'da 1 94B'de % 37,B'den 1 972'de % 47,5'e çıkmıştı r. (2) Kad ı n emeğ i n i n k u l l a n ı l ması ka pita list ü l kelerde de a rtıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde genel çalışma gücünde kadınları n ora nı , 1 950'de % 30'dan 1 972'de % 38'e, Kanada 'da 1 960'da % 27'den 1 970'de % 33'e, Ingi ltere'de 1 951 'de % 32'den 1 971 'de % 36'ya çıkmıştır. (3)

(1) « Sovyetler Birliğinde kadınlar .., Moskova, « I statistik .. 1 975, s. 5. (2) « Ka d ı n ların toplumsal ü retime katılması ... 1 7-20. 9. 1 974. Sovyet Ka ­ d ı n l a r Komitesi a rşivinden. (3) « Eg a l ife de cha nces et de traitement pour les travaifleuses. B. i. T. GenElVe, 1 975, p. 1 1 896


Fra nsa'da 1 962-1 972 döneminde çalışan kad ı n l a rı n ora n ı ndaki a rtış % 26'yl bulurken, erkeklerdeki bu a rtış a ncak % 13 ora n ı nda olmuş­ tur. (4) Kadın emeğinin karakteristiği ve istihdam oranı. Sosya list ü l kelerde kad ınların ü retime katı lma olana kları gen iştir. Meslek seçimi nde, kal ifiye ' iş alanları da dahil, kadın ve erkeklerin eşitliği genel yasal/ı ktır. 'Orneğin, Sovyetler Birliğinde halk ekonom isinin sa nayi koll a rında ça lışan kadın­ l a rı n oranı 1 940'da % 38'den 1 974'de % 49'a çıkm ıştır. Ci) M ü rekkep. cihazları yönetme gibi işlerde ça lışan kad ı nları n sayısı da a rtmaktadır. 'Orneğ in otomatik ba ntla rda ça lışan operatörlerin % 77'si ve otomat ay­ gıtlarda ça lışan makinistleri n % 42'si kadındır. Alman Demokratik Cu m­ hu riyetinde sanayide ça lışan kad ı n la rı n ora n ı 1 965'de % 39'dan 1 974'de % 45'e çıkmıştır. Sovyetler Birl iğ i nde proje işlerinde ça lışan tüm mü hen­ dislerin % 35'i kadındır.

Kapita list ü l kelerde kadı n emekçi lerin çoğ u ya vasıfsız ya da yarı va­ sıflı işçi olara k ça lışmaktad ı r. 'Orneğ in, CGT' n i n veri lerine göre, Fra nsa'da · tüm ça lışanları n % 29,6'nl, yeterli derecede uzma nlaşmamışları n % 22,9'­ nu, kal ifiye işçileri n % 1 5,8'ni, teknisyenlerin % 1 1 , 1 'ni, m ü hendislerin % 3,4' nü kadınlar oluşturmaktad ı r. (6) i ngi ltere'de kadın mü hendislerin sayısı 500'dür. Amerika Birleşik Devletlerinde ise, kadın m ü hendislerin oranı tüm m ü hendislerin '010 l 'nin a ltındadır. Ja ponya 'da yü ksek oku l / a rda öğretmen olara k ça lışanların ancak % 8'i, i l k ve orta oku l müdürlerinin % 1 ,3'ü, doktorları n % 1 0'nu kad ı ndır. Batı Avru pa'da ça lışan kadı nların isti hdam ora nı italya'da en düşük­ tü r. Bu ül kede tü m kadınları n ancak % 1 7,7'si ça lışmaktad ı r. Federal Alma nya'da % 34,8, Fransa'da 0 '0 4 1 , Belçika'da % 38,9, işviçre'de % 27, 4. Kapital ist ü l kelerde erkeklere ora n l a kadınlar a rasında işsizl ik daha da yüksekti r. Uluslara rası Emek Bürosu nun resmi verileri de bunu doğ ruluyor. Emeğin karşılığı ; Kapita list ü l kelerde kad ınlarla erkekler a rasında eme­ ğin karşılığının ödenmesi farkı % 20 ile 50 a rasındadır. ingi ltere'de-41 , Avustura lya'da-24, Belçika'da-36, Danima rka'da-22, i rlanda'da-43, Fin­ la ndiya'da-29, isveç ve Fra nsa'da-1 7, Federal Alma nya'da-29, isviçre'­ de-35, Ja ponya'da-53 v.s. (7) ABD' nde erkelere ödenen ücret kadın ücret­ lerinden % 66 d a ha fazlad ı r. Bu a rada aynı iş için beyaz kadı nlara kı­ yasla zenci kadı nlara iki misli daha az ödenmekte ve bu da erkeklere

(4) « 5-e Conference nationale de la C.G.T. 1 7 et 1 8 ma i », Paris, 1 973. (") « Sovyetler Birliğinde kad ı n la r». Moskova, « istatistik », 1 975, s. 5. (6) « 5-e Conference nationale de la C.G.T. 17 et 18 mai 1 973». Paris, 1 973. (7) « Eg a l ite de cna nces et de traitement pour les trava illeuses » , B I T, Geneve, 1 975, p. 41 -42. 897


1 973'de işsizlerin tüm aktif oranı ! (yüzde a l a ra k)

Avustra lya I ngiltere ı talya Kanada ABD Beyaz ı rkton alanlar Beyaz ı rkta n olmaya n l a r I sveç Ja ponya

nüfusa

Erkekler

Kadınlar

1 ,4 3,3 2,6 4,3

2,6 1 ,2 4,5 5,2

3,0 6,5 1 ,8 0,9

5,0 9,2 3,1 1 ,1

' Kaynak : « Egalite de cha nces et de traitement pour Ies travailleures» .B. LT. Geneve, 1 975, p. 1 9. ! 1 974'de Batı Avrupa'da erkekler a rası nda işsizlik % 25, 1 , kadınlar a ra ­ sında i se % 37,1 ora nı nda a rtmıştı r. ödenen para n ı n % 25' ni geçmemektedir. (8) Birçok Afrika ü l kesinde ka­ dınları n aldıkları ücret erkeklere kıyasla 3-4 misli daha azd ı r. Sosyalist ü l kelerde eşit işe eşit ücret i l kesi kayıtsız şartsız yerine geti­ ri l mektedir. Erkekler ve kadınlar için tek ödeme sistemi kabul ed ilm iştir. Asga ri maaş ve emeğ i n karşı lığını belirlemede aynı yöntimin uygulan­ ması yasayla sa pta nmıştı r.

Sağhğı koruma: Dü nya Sağ l ı k Drgütü'nün verilerine göre, ka pitalist ü l kelerde, özel l i kle azbest, çinko, k u rşun ve d iğer toksik maddeler ü reti m i a lanlarında mesleki ka nser çeşitlerine yaka lanan kadın emekçi lerin ora n ı g ittikçe büyü mektedir. Drneğ i n Fra nsa'da çevredeki zararlı ki myasa l mad­ deleri n kadın orga nizmine etkisi sonucu her 25 çocukta n b i ri si gelişmemiş olara k doğ makta d ı r. Japonya'da su kaynakları n ı n civa ve kadmiyum gibi maddelerle ki rlenmesi özell ikle hamile kadınlar için zararlı hasta lık la ra yol açmaktad ı r.

Sosya list ü l kelerde, halka , parasız tıbbi yard ı m servisi ve top l u msal yard ı m sistemi kadınları n sağ lığına dikkatle eğ i l me, koruyucu ted birler o l ma ola nakları sağla maktad ı r. Geniş çapta kadın poliklinikleri, fabrika­ lardaki kad ı n sağ l ı k evleri, sürekl i tı bbi a raştırma l a r, hamile kad ı n l a rı daha hafif işlere değ iştirme, sanatoryumlarda parasız tedavi ola nakları sağlama işlemleri buna katkıda b u l u n maktadır. Drneğ i n Bulgarista n'da i ş Ka n u n u , hamilelik dolayısıyle iş sözleşmesinin imza l a n ma masını ya-

(8) ABD 898

Ekonomik D a n ışmanlar Komitesi'nin verilerine

göre.


saklıyor, hamile kadınların sağ lığı için zararlı görü len iş kollarını deva mlı olaro k gözden geri riyor. Anne ve çocuk hak/an. Kapitalist ü l kelerin b i rçoğ unda, yalnız b i r kısım kad ın emekçi hamilelik dolayısiyle sürekli izin hakkından yara rlanabil­ mektedir. B i rçoğ u da bu dönem içinde kaybettikleri emek karşı l ı ğ ı n ı n tazminatı nı alamamaktadırlar. Kad ı n l a rı n önemli b i r böl ü m ü (köylüler, ev kadınları v.s.) a n neliğ i koruma sistemine dahil değ ildi rler. Devletçe fina nse edilen çocuk kreş ve yuva l a rı sistemi az gel iştiri l miştir. Bunların çoğ u geniş emekçi yığın ları çocuklarına kapa lı d ı r. Japonya'da birçok kumpanyala r, evlenme ve doğ u rma h a l lerinde kad ınları zorla işten at­ maktad ırlar. Sosya list ü l kelerde d uru m bambaşkadır. Kad ı n l a r hamilelik ve annelik hallerinde 3-4 ay ödemeli izin o l maktadırla r. Ayrıca kıdem süreliğinin kesil memesi koşu l uyle ödemesiz izin de o l a b i l mektedi rler. Loğ usa kadın­ ların çalışma g ü n ü tam ol mamasına rağ men, maaşında bir değ işiklik ya pılmamaktad ı r. Çoçukları n hastalanması hallerinde a n neler işi nden ser­ best bı rakılmaktad ı r. Bu h a l lerde de kadı n ı n maaşı nda belirli b i r süreye kadar bir değ işiklik ya pılmama ktad ı r. Sovyetler Birliği nde, sürekli veya yılın bel irli za manlarında ça lışan ço­ cuk kreş ve yuva larına 1 4,5 milyon çocuk gitmektedir. Bulgarista n'da 3 ile 7 yaş arasındaki çocukların üçte ikisi, Çekoslovakya'da 3 ile 5 yaş ara ­ sındaki çocukların % 55' i , M aca rista n'da 3 i l e 6 yaş a rasındaki çocuk­ ları n % 58'i, Alman Demokratik Cu m h uriyetinde 3 ile 6 yaş a rasındaki çocukları n % 73'ü çocuk ba hçelerine gitmektedir. (9) Politik aktil/ik : Ka pita list ü l kelerde, kadınlara politik yaşama katı lma hakkının ta nı nması ile bunun pratikte gerçekleşmesi a rasında bel i rl i bir dengesizl ik va rd ı r. Avrupa ü l keleri kadınlarının Nisan 1 975'de Brü ksel'de ya pılan seminerinde açıklanan verilere göre, kapita list ü lkelerin parla­ mentoları nda kadın sayıavların ora n ı şöyled i r : Ja ponya'da % 3, Fra nsa '­ da % 5, Belçika ve Federal Almanya'da % 7, Norveç'de % 1 6, 1 . (10) . Amerika Birleşik Devletleri'nde 435 saylavdan ya lnız 1 8' i kadınd ı r. Sena­ toda ise tek kadın yoktur. Avustralya parla mentosunda yalnız bir kadın saylav va'rdı r. Sosya list ü lkelerde kad ı nl a r devlet yöneti mine aktif bir biçimde katı l ma ktad ı rl a r. Sovyetler Birliği Yüksek Şura s�nda kad ı nların ora nı sürekli olara k artmakta d ı r. 1 970'de 463 ve 1 974'de 475 kad ı n h a l k­ vek i l i seçil miştir. Bu da Sovyetler Birl iği Yüksek Şurası'nda tüm halk­ vekil lerinin üçte birini ol uşturmakta d ı r. Birlik ve Ozerk Cumhuriyetler Yük­ sek Şuraları'na da 3 bin kadın h a l kvekili seçil m iştir. Bu da tüm h a l k-

(9) « Egalite de cha nces et de traitement pour les trava il leuses», BIT. Geneve 1 975, p. 71 . (10) «XXI. yüzyı l ı n eşiğ i nde Avrupa kadı n ı n ı n ekonomi k bağ ı msızl ı ğ ı » ko­ n u l u Avrupa semineri materya lleri. Brüksel 24-26 Nisan 1 975, 5. 277. 899


vekilleri n i n % 36' sı n ı o luşturmakta d ı r. (11) Alman Demokratik Cumhuri­ yeti Halk Meclisinde 1 59 kadın halkvekili va rd ı r. Bu da tüm h a l kvekilie­ ri n i n % 4 1 ,S'n i oluşturma ktadır. Moğolista n Yüksek H a l k H u ra l ı halk­ vekil leri n i n % 29,7'sini kadınlar ol uşturma ktadır. Sıralanan raka mlar ve kanıtlar, sosyalist ü l kelerde kadınların ekonomik, toplumsa l - pol itik a ktifl i ğ i n i ispatla maktad ı r. Aynı za manda V. L . Len i n ' i n « sermayenin egemen o l d u ğ u yerde, üstü n l ü k her za m a n erkeklerde ola­ caktır» sözlerini bir kez daha d oğ rulamaktadır. (12) E. Biinova Sovyetler Birliği Bilimler Akademisine bağli Uluslararası Işçi Hareketi Enstitü­ sünde bilim işçisi

(11) « SSCB'nde kad ı n l a r.. M. « I statistik 1 975, s. 3. (12) V. i . Lenin, Bütün ese rleri, c. 39, 5. 1 99. ..

900


Demokrasi ve sosyaliım savaşında köylüler Dergimizde işçi-köylü bağlaşıkhğı, köylülerin sosyal-ekonomik durumu, anti-emperyalist savaşta yeri ve rolü problemleri sürekli aydınlatıhyor. (Bak. S. Alvares, «Köylüler en önemli bağlaşık olarak kaltyor», sayı 1 0, 1 973; G. Plisonie, « Köydeki değişimler ve köylülüğün yannlan», sayı 6, 1 974; J. Flavien, « G ündemde: köylülerin durumu», sayı 4, 1 975). Dergimizde Marksistlerce başlattlan tartışmayla ilgili olarak Redaksi­ yon, işçi sınıfıntn en yaktn bağlaşığı olan köylülerin rolü konusunda gö­ rüşlerini açıklamak için Avrupa kapitalist ülkeleri komünist partilerinin Mayıs 1 975'te yapılan konferanstna kattıanlara çağnda bCllundu. Şimdiye kadar gelen olumlu yanktian ve tarttşmaya kattıanlara bazı sorular yö­ nelten Kanada'lt okuyucumuz R. Kenni'nin mektubunu yaytnhyoruz.

Tarım sorununun anti-monopolist içeriği Lüdvig MüJler Alman Komünist Partisi Yönetim Kurulu ve Sekreterlik üyesi

Sermaye birikimini yoğunlaştırarak, Ortak Paza r ı n kurul ması, rekabeti ve emekçi köylülerin tekel/erce sömürülmesini görü lmedik ölçü lere var­ d ı rd ı . Ayrıca ta rım ü retimini d u mura uğrattı, coğrafi bölgeler ve ü lkeler a rasındaki dengesiz g elişme s ü recini daha da h ızland ı rdı. Somut olara k Federal Alma nya Cumhuriyeti'nde (FAC) son 2 5 y ı l içinde 750 binden faz­ la köylü ocağ ı yokedildi. Avrupa Ekonomik Topluluğu (AH) kurulalı beri köyl ü lerin sayısı yarı yarıya azaldı. Ortak Paza r'ı n d i kte ettiği ve Bonn h ü kü metinin uyg u ladığı köylü düşmanı politika yüzünden d a ha 1 00 bin köylü ocağı yokolma teh likesiyle karşı karşıyadır. FAC köylülerinin, tarım ü rü n leri a l ı m fiyatları nın a rtırılması, tarım ü rü n ­ leri i ç i n sürekl i bir paza rın gara nti ed i l mesi, tarı m a raç ve gereçleri için uygun fiyatların tespit edilmesi, köy emekçilerine daha fazla serbest za­ man sağ lan ması g i bi istekleri bugüne kada r gerçekleşmiş değ i ldir. Köylü, tarı mda veri m l i l i k a rtışının d iğer endüstri kol/arına kıyasla daha yüksek ol masından da hiç bir yarar sağla mıyor. idareci leri n, ü retici köylüye ga­ rantil i bir yaşam düzeyi ve istikrarlı bir pazar sağ lamak, tü keticiye orta fiyatla besin maddeleri temi n etmek gibi vaatleri de askıda kalmıştır. Köy emekçi leri n i n orta lama emek gel irleri 1 0 yıldan beri işçileri n orta l a m a gelirlerinden yüzde 20-50 ora n ında d a ha düşük bir düzeyde ka l ma ktadır. Tekelci devlet kapitalizm i n i n buna lımla rının yarattığı koşullar içinde ta · rı m işçileri nin, küçük ve orta köy l ü n ü n söm ürül mesi d a ha da şiddetleni901


yor, tekellerin soyg un politikası ndan tüm çiftçi katmanları zarar goruyar. Bütün b u n la r, büyük sermaye rejiminin köy ve köylü sorunlarını çözmekten aciz olduğunu açı kça ortaya koyuyor. Deneyler gösteriyor ki, büyük sermayen in egemenliğ i sınırlanmaz ve ortadan kaldı rıl mazsa, köylü leri yıkımdan kooperatifler bile kurtaro mayo­ cak. 1 967-1973 döneminde 6 yıl içinde FAC'nde tarı m ü retimi, satış ve tarım araçları satı n a l ma kooperatiflerine üye olanları n sayısı nda 55 bin kişilik bir aza l ma olm uş, süt ü retimi kooperatifleri üye sayısındaki aza l ma ise 1 95 bini bulm uştur. Parti miz, köylüler için garantil i bir yaşa mın ancak sosya lizmde sağ l a na bi leceğ i n i her za man belirtmektedir. Batı Avrupa'da köyl ü ler tekellere karşı, demokratik dönüşü mler ve sos­ yalizm için savaşta büyük bir g"üçtür. Köylülerin önemi, onların sadece sayı bakımından büyük olmasından i leri gelmiyor (bugün ya lnız AET'na üye ülkelerde yaklaşık olara k 9,6 milyon köylü va rd ı r). Bu önem, en gad­ d a r bir söm ü rüye ta bi tutu lan köyl ü lerin a rtık aktif bir savaşa geçmelerin ­ d e n de ileri gel iyor. AET « ta rı m pazarı "n ı n k u rulması köylü ha reketleri nin daha geniş ölçüler a l masına ve b u çıkışların daha sert bir nitel ik kaza n­ masına yol açtı. Köylü h a reketlerinin en yü ksek düzeye çıktığı 1 974 yılın­ da köylü ler, Ortak Pazar'ın tarım fiyatları konusundaki politikasını ve fiyatların büyük tekel ler ve ticaret şirketlerince dikte edilmesini protesto a macıyle Fransa, Belçika, Hollanda ve FAC'de oldukça geniş ölçüde ortak eylemlerde bulundular. Köyl ü lerin uzun y ı l l a rdır s ü rdü rd üğü çetin savaşlar sonucunda sanayi ve tica rete hakim tekellerin besin maddeleri üretimini ta ma men kontrolleri a ltına a l m a gi rişimleri önlendi. Al man Komünist Partisi (AKP) kendi amaç ve i lkeleri ni kent ve köy emekçileri arasında yaymak, onları tekellere karşı y ü rütülen savaşa çek­ mek için özenle çalı şıyor. Partimiz, köylülerin en yayg ı n savaş biçimlerin ­ d e n , ya ni tarım ü rü n leri n i a l ı m fiyatları üzerinden halka doğrudan doğ­ ruya satma biçimlerinden yararlanarak, dağıttığı bildirile�le, düzenlediği soh betlerle emekçi lere a l ı m fiyatla rıyla perakende fiyatları arasında bü­ yük bir fark olduğunu, fiyatl arı n tekel lerce dikte edildiğini anlatıyor, açık­ lıyor. Başka bir deyişle AKP, hem işçi n i n hem de köyl ü n ü n büyü k sermaye tarafından sömürüldüğ ü n ü , büyük ticaret şirketleri nin küçük ve orta esna­ fın yıkımını hızla ndırdığını somut olara k ortaya koyuyor. AKP, alım fiyat­ l a rı üzerinden satışlar düzenl iyerek, « Fiyatla r donduru l m a l ı " k a m panyaları açarak tekellere karşı eylemin gelişmesine katkıda bulunuyor, egemen çevreleri n işçi ve köylüleri enflôsyonun suçlusuymuş gibi gösterme çaba­ ları n ı n saçma olduğunu açığa vu ruyor. Köy emekçileri nin demokratik ve anti- monopolist dönüşümler uğrun­ daki savaşının başarısı işçi sı nıfıyla sıkı bir bağ laşıklık kurulmasına bağ ­ lıdır. işçi sınıfı n ı n köylülerle bağ laşıklık kurmaya i htiyacı olduğu g i bi, köylüleri n de işçi sınıfı n ı n örgütlenmiş milyo n l u k ordusunun sürekli deste902


g ı ne i htiyacı vard ı r. Böyle bir savaş bağlaşı klığı kurulmadan, fiyatların sanayi ve tica rete hakim tekeller ve büyük bankalar ta rafından d i kte ed ilmesi n i n ö n ü ne geçmek, AET' n i n köy emekçi lerine karşı izlediği ta rım pol iti kasını engellemek m ü m k ü n değ i ld ir. Böyle bir bağ laşıkl ı k (bunun güçlenmesi i ç i n olanaklar objektif olara k a rtıyor) olmadan yüzbi n lerce köyl ü oca ğ ı n ı n sönmesi pahasına a rtan sermaye birikimi d u rd u ru l a maz, köyl ü n ü n ta rı m ürü n leri için uyg u n a l ı m fiyatları gara nti altına a l ı na maz, gönüllülük prensibi üzeri ne çeşitl i satış kooperatifleri n i n kuru l ması ger­ çekleşemez. Böylece kapitalist ü l kelerdeki komün ist partil eri n i n önünde, örgütlenmiş sı n ı fıyla büyük sermaye ta rafı ndan gaddarca sömü rü len ve bug ü n yokolma tehli kesiyle karşı karşıya b ul una n köyl ü l ü k arasında ta rihsel bir zoru n l u k olan bağ laşıklığı gerçekleştirme görevi boylu boyu nca du ruyor. Komünist partileri, tarım ve end ü stri ala nlarındaki problemlerin geniş emekçi ler yararına çözü m ü n ü n a ncak ve a ncak büyük tekel lerin egemen­ liği ve baskı sından kurtu lmakla gerçekleşebileceğ i görüşünü işçilere ve köyl ü lere ma letmek için bağ laşıklığı daha yayg ı n ve etkin h a le getirmeye ça l ı şmak ve qı:ı yönde ortak ça ba harca mak zoru ndadırlar. işçi

Kom ü n ist pa rti leri n i n tari h i, emekçilerin u l usal ölçüde giriştikleri savaş­ kan eylemlerinin ç eşitli biçim ve yöntemlerin i i çermektedi r. Bundan baş­ ka, bazı öneml i aşamalarda belirli a maçlara ulaşmak ya da ta m a m layıcı bazı ödevler; gerçekleştirmek için uluslara rası ölçüde, özellikle bugünkü koşu llarda uyu m l u bir savaşin yürütül mesi olanakları da artmakta d ı r.

Yeni gelişmeler incelenmelidir Değerli Redaksiyon ! {şçi sınıfıntn müttefikleri konusunda dergide başlıyan tartışmada bence günümüzün köylülüğü üzerinde önemle durmak gerekiyor. Sık sık ortaya atılan sorunlardan biri de şudur: Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da aktif nüfusun ancak % 4-8'ini oluşturan köylüler bugün (özel­ likle tarihsel perspektif açısından) işçi sınıfının önemli bir müttefiki sayı­ labilir mi? Aynca, ileri sürüldüğüne göre, köylü sayısındaki bu azalma eğilimi ileride de devam edecektir. Ürneğin, Mansholt plônında, Ortak Pazar üyesi ülkelerde 1 967'de tarımda çalışan 1 1 milyon aktif nüfusun 1 980 yi/tnda 5 milyona düşeceği belirtiliyor. Fransız hükümetine bağ" Tanm Sorunlafı Üzel Komisyonu Başkanı Vedel'in plônı ise daha radikal bir nitelik taşıyor. Buna göre Fransa'da bugün 3 milyon u aşan taflm nüfusu 1985'te 600-700 bine düşecektir. Sorun sadece köylü sayısının azalmastnda da değildir. Üretici köylüle-

903


rin sosyal durumlan ve yaşam koşullannda meydana gelen nitel deği-­ şimieri de hesaba katmadan olamayız. Okuyabildiğim bazı sosyolog ve ekonomistlerin yapıt/annda, köylülerin önemli bir kesiminin bugün yeni bir sosyal kategori oluşturduğu ve geleneksel köylülük anlayışıyla hiç bağdaşmadığı söyleniyor. Orneğin /VI. Gervais, C. Servolin ve J. Weil'in ,�Köylüsüz Fransa» adft kitabında, son evrimle köylülüğün ortadan kalk­ tığı, köylülerin, Amerikan fermerleri gibi küçük ve orta kapitalist işletme­ ciler olduğu iddia ediliyor. Tekelci devlet kapitalizmi koşullannda köy­ lünün sömürülmesi biçimlerinin değiştiği gerçeği gözönünde bulundurul­ duğunda bu gibi nitelemelerin ve yargıların doğru olup olmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Kantmca, bazı ülkelerde köylü sayısıntn az olması, tart m nüfusunda azalma eğiliminin devam etmesi, tarım üretimindeki değişiklikler, kısaca bütün bu faktörler dağıttfması gereken tereddütler yaratıyor ve incelen­ mesi zorunlu olan sorunlart ortaya koyuyor. Bana göre, dergide açılan tar­ tışmada şu soruya aynntılt yantt/ann verilmesi yararft olur: Gelişmiş kapi­ talist ülkelerde, işçi sınıfının ulusun çoğunluğunu teşkil ettiği yerlerde işçi sınıfı içinde birliğin sağlanması, ya da tekelci devlet kapitalizmi ve bi­ limsel-teknik devrimi koşullannda saytfan hızla artan ara ve orta katman­ larla bağlaşıklığı güçlendirme pro blemleri karşısında işçi sınıfıntn doğal müttefiki olan köylülükle bağlaşıklık problemi acaba ikinci plôna itilmi­ yor mu? Son olarak, kantmca, gelişmiş kapitalist ülkelerde (belki de buralarda gerçekleştirilen tan m reformlanntn bir sonucudur) son 1 0- 1 5 yıl içinde köylü hareketlerinde, ulusal kurtuluş savaşlan dönemine kıyasla belirli bir düşüş göze çarpıyor. Bununla ilgifi olarak, dünyanın bu kesimindeki çağ­ daş köylülüğün ne derece devrimci olanaklara sahip olduğunu, günümüz­ de işçi-köylü bağlaşıkltğı sorununun özelliklerini öğrenmek istiyorum. Saygtfanmla Robert Kenni Toronto, Kanada

Yeni gerçeklik, işçi-köylü bağlaşıkl ığının temellerini sarsmıyor Emanuele /VIakaluzo ıtalyan Komünist Partisi Yönetim Kurulu üyesi

Bug ü n ı talya'da işçi sınıfı n a yoksul, topraksız köylülerden başka toprak sahibi, d a h a varl ı kl ı köylüler de bağlaşık olabilirler. Kapitalist Avrupa'da 904


bu köylülerin sosyal durumu şimdi, yakın bir geçmişte olduğu g i bi değ il, başkadır. B ug ü n tekniğ i n ve pazarların gelişme koşul la rında toprak sahibi köyl ü ücretli işgücüne daha az i htiyaç d uymakla birl ikte, ü rettiği ürünü satın alan ve kendisine makine, gü bre, da mızlık dava r, eki m l i k toh u m v.s. sağlayan tekelci endüstri i l e d a h a büyük ölçüde bağ l ı d ı r. V e b u ü retici köylü, düşmanları n ı n büyük endüstri v e tekelci-devlet ka pita lizmi olduğu bilincine giderek daha çok erişmektedir. Bu köylü, geleneksel bi reyciliğin ortadan kaldırı l ması ve birleşme zoru n l u ğ u n u gitgide daha çok h issediyor. Büyük sermayenin sadece işçin i n emeğ i nden değ i l , aynı ' zamanda kendi emeğ i nden de a rtık değer çıka rd ı ğ ı n ı a nlıyor. Ve devlet­ tekelci kapita l izmi köyl ü l ü ğ ü şiddetle söm ü rdüğü oranda, devlet, devletin niteliği ve yö'n eti mi sorun u da daha sert biçi mde ortaya kon uyor. Birçok bakımdan yeni o l a n b u gerçeklik işçi sınıfı ile köydeki orta katmanlar a ra ­ sındaki bağ laşıklık i ç i n objektif koşullar ya ratıyor. Fakat b i z ş u n u da görüyoruz ki, orta katma n l a rı n oldukça büyük bir kısmı, egemen d u ru m ­ d a k i katolik veya diğer tutucu parti leri n etkisi altında bulu n uyor ve yönetici kodaman burj uvazi bloku n u n önemli bir parçasıymış gibi dav­ ra n ıyor. D l kemizde küçük ü retici birliklerinden başka ü retici köylü leri bir çatı a ltında birleştiren Köylü Birliği (Köylü Kooperatifleri Birleşik Demokratik Orgütü) ve Köylü Katolik Orgütü gibi iki örg üt de b u l u n uyor. Köylü Kato­ l i k Orgütü n ü n eskiden koyu h ü k ü met taraftarı bir tutumu ve açı k a nti­ kom ü n ist, işçi düşmanı bir doğr"u ltusu vard ı . Büyük kooperatif kuru luş­ larını, bankaları, tıp ve eczacılık hizmetleri n i denetimi a ltında b u l u nd u ra n b u i k i örgütte son iki-üç y ı l içinde kooperatifçiliği h i maye politikası n ı n etkisiyle bazı çel işki ler belird i . B u politika, Ortak Pazar, h ü kü met v e sa­ nayi tekel lerince izlenen siyasetin küçük işletmeleri sürükled iğ i b u n a l ı m ı ne yumuşata bildi v e ne de g izliyebildi. Köylü Katolik Orgütüne üye köy­ l üler ilk defa yığ ı nsal gösteriler yaptılar, yeni bir politika izlenmesini istediler ve ü rkek bir şekilde de olsa, Köylü Birl iğ i ile işçi sendikaları a ra­ sında diya log ya pılmasını açı kça istemeğe başladılar. Geniş köylü yığ ı n ları n ı n bu katolik örgüte yönel mesi, gerek tarihsel açıdan Kil isen in ve köydeki kil ise örgütleri n i n yü rüttüğü geniş ça lışmaların, gerekse i l k önce sosya list hareket, daha sonra belirli bir dönemde Kom ü ­ nist Partisi tarafı ndan işlenmiş hataları n bir sonucudur. Burada söz konu­ su olan şey, tarım işçileriyle köylüler a rasındaki a nlaşmazlıklar ve bütün toprakları n kollektifleştiri l mesi n i n en ya k ı n a maç olara k beli rlenmesidir ki küçük toprak sa h i pleri n i n ta rlalarına da el kon u l masını gerektiriyord u. Katolikler, daha doğrusu onları n bir kesi mi o zam a n ta m tersine, küçük toprak m ü l k iyeti n i n desteklenmesi, yoksu l ve topra ksız köylülere toprak veri l mesi için savaştı l a r. Küçük topra k sahipleri n i n partim ize ve sosya l ist geleceğe karşı güvensizliği a ncak propagandayla ortadan kaldırı l a bi l i r. 905


M a alesef bu propaganda her zaman köylü/ere ulaşmıyor. Işte b u nedenle biz, siyasal ve yığı nsal eylem lerden, köyde gerçekleştirmek, topl u m u yeni baştan kurmak ve sosya l izme yöneltmek için isted iğimiz bütü n tedbi rleri ve plônları m ızı açıklaya n açık bir programdan ya nayız. Eğer işçi sınıfı n a sağ l a m bir bağ laşıklar sistemi ku rmayı düşün üyorsak, böyle bir girişim, mutlak zoru n l u ktur. Amacım ız, geniş köylü yığı nlarına kendisine karş ı savaşmaları gereken gerçek düşmanı göstererek iktidardaki büyük burjuvazi blokunu parço l a ­ maktır. Biz, onları ya l n ız propaga nda a raçlarıyla etki/emek i ç i n çaba har­ camakla yetinm iyor, aynı zamanda açık bir a nti-monopolist platform öneri­ yoruz ve a n laşmazl ı kları köylü lerle top l u m hesa bına uzlaştırmaya ça lışan kooperatif hi mayeciliğine de karşı çı kıyoruz. Köyl ü l ü ğ ü n aci/ g ereksinme ve istemleri önem l i de olsa bunları savu nmak için yalnız kampa nya aç­ makla yetin mememiz gerektiğ i kanısı ndayız. Bu cümleden olara k diğer yönlerde de ça lışmalar ya p ı l masını zoru nlu sayıyoruz. Netekim ortak savaşım, çiftçi köyl ülerin bağı msız ve demokratik bir örgütte bi rleşmesi n i sağ lamak a macıyle h e r şeyden önce, bunları temsil eden b ütün g üçlerin savaşıma çekilmesi ni gerektiriyor. Politik a n lamda bu doğ rultu, ta rımsal ve a nti-monopolist reform uğrundaki savaşta ortak konumlara gelebil me­ miz için, köylü leri etki/iyen sosya listler, katol ikler ve sosya l-demokratlarla a nlaşmaya varmamıza yard ı m etmel idir. Politik, ideolojik ve pratik alanda hem kişisel, hem de kooperatif üyesi küçük köylü mül kiyetinin olumlu rol ü n ü d i kkate a l mamız gerekir. Köyl ü n ü n maddi i l g i göstermesi v e emek verimliliğini yü kseltmesinin g a ra nti edil­ mesi için köylüler gönüllü olara k birleşmelidir. Ka n ı m ızca böyle bir politi­ ka, değ i l ya lnız italy a n ı n sosya lizme geçişi için, aynı zamanda sosya list toplum için de uyg undur. Çünkü bu sosya list topl um, ü lkenin ul usal özel l i k­ lerine göre ve köyl ü lerin işçi s ı nıfı ve ü l kede sosya lizmin, köy ekonomi­ sinin gelişmesinde menfaati olan d iğer sosyal katmanlarla birl i kte katı la­ cağı demokratik bir temel üzeri nde kurulacaktı r. Biz ita lyan Kom ü n ist Partisinin safl a rı n a başlıca gençlik a rasındah ol· mak üzere yeni üyeler çekmek ve çiftçi köyl ü leri n yerli örg üt/ere geniş ölçüde katı lmasını sağ la m a k a macıyla partinin köydeki ça lışmaları n ı önemli derecede iyi leştirme zoru n l u ğ uyla karşı karşıta bulunuyoruz. Bu politika, Avrupa ve d ü nyada yumuşama, barış, AVfu pa'nın bütü nleş­ mesine yeni bir içerik sağla nması uğrundaki sava ş ımımızla sıkı sıkıya bağ l ı d ı r.

906


i,çi-köylü bağla,ıklığı çözümleyici etken olarak kalıyor Giorgis Panitsidis Yunanistan Komünist Partisi

Toplumumuzun yaşadığ ı şiddetli bunahm ü l kedeki işgucu nun % 40'nın çalıştığı köy ekonomisine de yansıdı. Köy ekonomisi nin, burj uva devletinin desteğ i nden ya ra rla nan yerli ve yabancı tekellere bağ ı ml ı lığı g ittikçe büyü mektedi r. Ve tekeller, ü l kedeki köy ekonomisi işletmelerinin % 90' l n l oluştura n k ü ç ü k v e orta köylülerin varl ı ğ ı n ı tehdit etmektedi r. B u n u n başlıca neden i, köy ekonomisi ü rü nleri nin fiyatları ile köy ekonomisinin gel işmesi için gerekli endüstri mal larını n fiyatları a rasındaki çok büyük farktır. Ta rı msal ü reti m harca maları n ı n karşılanması için devletçe ya pılan yard ı m işe hiç denilecek kadar azd ı r ve dolayısıyle durumu kurta rma kta n yok uza ktı r. Tekelleri n köy ekonomisine a ktif bir biçimde g i rmesi, ölümcül sonuçl a ra yol açmaktadır. Bu sonuçlar, tefeci sermayenin sömürüsü a ltında ezi len küçük ve orta köylü işletmeleri n i n köleleştiri l mesinde, binlerce köylünün işled iği toprağı terkederek kentlere veya yadellere göç etmesinde ken­ d i n i hissettirmekted ir. Devletin izlediği ithalat- i h racat politikası da büyük sermayeni n çıkar­ larına hizmet ediyor. Bu politika genel likle tarı msal üretimle köy ekono­ misi ürü nleri nin endüstriyle işlen mesi a rasında, hayva ncı lıkla tarım a ra­ sında uyumun bozu lmasına yol açıyor. Yunan ista n ı n Ortak Pazarka olan tek yön l ü ilişkileri de köylü lerin d u rumunun kötü leşmesi ne yol açıyor. Partimiz, ü lkeni n Avrupa Ekonom ik Toplu luğuna katı l masına karşıdır, çün­ kü böyle bir üyelik, AET üyesi büyük ü l kelerin ve Birleşik Amerika Devlet­ leri n i n Yu nanistan ekonomisi üzerindeki deneti mini şiddetlendirecek ve köy ekonomisi soru nunu daha da keskinleştirecektir. Oysa sosya list ülke­ lere ya pılan tarım ü rün leri i h racatında mevcut olanaklar, Yunanista na g ittikçe a rtan yararlar sağ ladıktan başka sosya list ül kelerle ya pılan den­ gel i, açıksız a l ış-veriş, hem köy ekonomisinin, hem de tüm ekonominin istikrara kavuşmasını g a ranti etmektedir. işte bu nedenle köylü lerin a nti-emperya l i st, a nti-monopolist sava ş ı ma a ktif olara k katı lması sorunu g ü n ü müzde özel bir önem ta şıyor. Yunanis­ ta n köylü leri, diktatura y ı l l a rı nda çıka rla rını savunmak için yoğ u n bir mücadele yü rüttüler. Bu savaşım, 1 974 Temmuz değ işikliğ inden sonra büyük bir atı l ı m kazandı. Köylüler Karamanlis hükü metinin sermayenin çıkarl a rı n ı temsil ettiğ i ne ve az sayıda ka pita list köylü katmanlarını des907


tekled i ğ i ne gü nden g ü n e daha fazla i n a nmaktadırlar. Yun a n i standa köy­ l ü leri n devrimci gelenekleri yeniden ca n l a n d ı rı lıyo r : Köyl üler hemen he­ men her g ü n , işçi sın ıfı tarafından desteklenen grevler, m iting ler, yü rü­ yüşler düzenlemektedirler. iX. Kongreni n kara rları ve YKP Merkez Komitesinin « Emekçi köylü lerin d u rumu ve Parti n i n köydeki ödevleri » kon u l u ka ra r tasarısı, parti mizi n köydeki ça lışmaları n ı n iyileştiril mesi, köylü hareketinin gel iştiri l m esi ve işçi hareketiyle olan bağ l a rı n güçlendiril mesi amacını gütmektedir. işçi­ köylü bağlaşıklığı bugün ü l kedeki a nti-monopolist güçlerin etrafı nda bir­ leştiğ i bir merkezd ir.

Uzun süren gizlilik koş u l l a rı n a ve karşı laştığı güçlüklere rağmen YKP, emekçi köylüler a rasında büyük bir güven ve etkiye sahiptir. Partimiz emekçi köyl ü lerin parl a mento içi ve parl a mento dışı sava ş ı m ı n ı a rdıcıl olara k destekliyor, bu sava ş ı m ı n a n l a m ı n ı n açı kça a nlaşıl ması ve halk tarafı ndan desteklen mesi için elinden gelen her şeyi ya pıyor ve bütün emekçilerin ortak savaşı ndaki birliğ i n geliştiril mesi için ça lışıyor. YKP, Kara m a n lis h ü k ü metinin köylülere karş ı izlediği politika n ı n köylü lerin durumunu daha da kötü leştireceğ i, köy ekonomisi nde, bütün ü l kede buna­ l ı mı deri n leşti receği kanısındadır. Yu n a n komünistleri a nca k, köylülerin birlik ve a rdıcıl savaşımı, işçi sınıfı n ı n ve bütün kent emekçileri n i n des­ teğ i, bağ laşı klığıyla bunalı m ı n ön lenebi leceğ i n i ve emekçi köylülerin is­ tem leri n i n yerine geti rilebileceğ i n i bel irtiyorlar. Aynı zamanda kölüler de savaşım sürecinde, sorunla rı nı n ancak sosya­ l izmde tamamen çözü m lenebi leceğ ine gitgide daha çok inanmaktadı rlar. Yazı Kurulu, derginin okurlaundan tartışmada ileri sürülen sorunlar konusundaki fikirlerini bildirmelerini rica ediyor.

908


Küçük ve orta işletmeler ve Fransa halkının tekellere karşı birliği Jean Chatain «Economis et Politique » Dergisi Genel Sekreteri

Fra nsız Komünist Pa rtisi nin XXi. Kongresinde d i kkatle üzerinde durulan başl ıca konu « demokratik bir değ işim için Fransa h a l k ı n ı n birl iğ i » idi. lJl keyi tekeller iktidarı n ı n sürüklediği çıkmazdan ku rta rmak için işçi sını­ fı n ı n etrafında a nti-emperya list cepheni n kurul ması koşu l l a rı da ayd ı n ­ latı l m ı ş v e ayrı ntı l a rı ile sa ptan mıştı. Fra nsız top l u munun buna l ımları derinl eşiyor. Bu n a lım ulusa l yaşa m ı n h e r yön ü n ü sarıyar. Dte ya ndan tekellerin sömü rüsü genişl iyor. fi nans oligarşisinin ve ona h izmet edenlerin dışında bütün h a l k ı kapsıyor. I şçi sınıfını. genel olara k g ü ndel i kçileri. ai lece ça l ı şa n köylüleri doğrud a n doğ ruya. a y n ı zamanda da gittikçe a rtan bir ölçüde zenaatkô rla rı. esnaf. küçük ve orta işletme sa h i plerin i de sarsıyor. Orta tabakalar karşısında iktida r birbiri ile bağdaşmaz iki istem a ra ­ sında sıkışmıştı r : bir ya ndan o n l a rı ideoloj i k ve politik bakımıard a n eli a ltı nda tutmaya. ve onları büyük burjuvaziye yardı mcı olma d u ru munda tutmaya ça l ışıyor. Dte yandan tekeller. bunalımın ağ ı rl ı ğ ı n ı bütü n ü lkeye. özellikle küçük ve orta işletme sa hipleri çevresine yayıyor. Ekonom i n i n ya pısını yeniden kurma çaba larını. ul uslarüstü b ü y ü k şi rketlerin u l usa l bağı msızl ığı mıza ka stederek memleket zengi n l ikleri n i n bütünü üzerindeki egemenliğini g ü çlendirmek yönündeki ça ba ları n ı hızlandırıyorla r. Buna­ lımın başlangıcından bu yana. devlet üç yönden tekeller yara rı na müda­ hale pol itikası nı çeşitlend irmişti r : vergileri a rtırara k emekçi halk ve te­ kellerin dışındaki tabaka l a r üzeri nde mali baskıyı ağırlaştırmak ; kredileri d a ha . büyük ölçüde en büyük tekel lere (özel l i kle i h racatçı olanlara) yö­ neltmek ; halkın tüketimini daha da kısmak. Bu ted bir küçük ve orta g irişimcilerin d u rumunu daha da ağ ırlaştı rıyor. çünkü bunları n başta ge­ len sürü m pazarı iç tü ketimdir. Bütün bunlar, bir yanda n rekabet bakı­ mından zayıf d u rumda olan küçük işletmeleri ortadan ka ldırma süreci ni hızlandıra rak. bir ya ndan da tekelci birikime elverişli olan küçü k ve orta işletmeleri n yutu lmosı için finans oligarşisine fazladan olanaklar sağl ıya­ rak bu politika. ü reti min ve dağ ıtı m ı n tekeller dışı sektörü n ü n yağ masını teşvik ediyor. Merkez Komitesi üyesi ve Küçük ve Orta I şletmeler (P.M. E.) yönünde ça lışmalar seksiyon unun soru m l u su Georges Va l bon yoldaş " Küçük ve

909


Orta Işletmeler: Kara r saat; » kita bı n ı n önsözünde, bu iki yönlü g idişin politik düzeyde birleştiri ğ i n i kaydediyor. « Bu tabakaları n yağması, onları n bilinçlenmesi ile son uçla nıyor. Büyük tekelci b u rjuvazin i n soru nu örtbas etme ça baları da bunu gösteriyor. Poli­ tik ve ideolojik g irişi m lerin amacı bu tabakal a rı n ortadan kaldırı l masın­ da soru m l u l uğ u n u inkôr etmektir. Fakat aynı zamanda ihtiyaçlarına göre bu çevreler P. M.E.'nin « uyma kabil iyeti n i » «yenilenme gücü n ü », konjoktür iniş ve çı kışlarına karşı çabuk kendini derleyip toparladığını i leri sürü­ yor . . . " (1) Kom ü nistlerin küçük ve orta işletmelere karşı tutu mu üç etkeni gözö­ nünde bul undurarak tespit ediliyor. a) Orta ve küçük iş/etme/erin ekonomik mekanizmadaki önemi. Bu önem ingi ltere, Federal Al manya ve Birleşik Ameri ka g i bi bi rçok gelişmiş ka pita l ist ülkelere kıyasla daha büyüktür. Birkaç ra kam bu ger­ çeği göstermeye yeter: Fra nsa'da 1 .800.000 sa nayi ve tica ret işletmesin­ den 1 .400.00'ü ya hiç işçi ça l ı ştı rmaz, ya da çalıştı rdıkları işçilerin sayısı beşi geçmez. Yal n ı z çalışan veya a i l e gücünü kullanan zanaatkôr ve es­ nafı n tek başı na sayısı 800.000 işletmeyi b u l u r, ki bu tüm işletme sayısı n ı n % 47,5'i d i r. b) Orta ve küçük iş/etme/erin ücretli emek yapısındaki önemi.

' Dcretli işçilerin yarısından fazlas ı n ı kapsar. (1 7 milyondan 9 mi lyonu). 1 - 1 0 işçi b u l u n d u ra n işletmelerde 4 mi lyon işçi ça lışır. 1 0-500 işçi çalış­ tırı l a n işletmelerde 5 milyon işçi ça lışır . . . Sorun şundan ötürü de önem­ ' l i d i r : En d üşük ücretler, en uzun çalışma saatleri, isti hdamda en büyük kara rsızlıklar b u a landadır. Yine bu alanda, işçilerin söm ü rüye karşı sa­ vaşması ve menfaatleri nin savun u l ma sı için örgütlenmede en büyük zor­ l u klarl a karşılaşılıyor.

c) Işçi sınıfının savaşımı i/e orta tabaka/artn hoşnutsuz/uk/artnt birleş­ tirme o/anak/art. Olanaklar d u ru m a göre değişiyor. Orta tabakal a r ayn ı türden değ ildir: Sosya l işin örgütlenmesinde onları n yeri ve rol ü , örneğ in ü retim sektö­ rü ne bağ lı olmalarına, (zanaatkôr, küçük ve orta sa nayi) yahut ü retici olmala rı na (küçük satıcı, hizmet ya panlar) , küçük patron veya orta işlet­ melerde yönetici olma ları n a göre değişiyor. Böylece, savaşı bi rleştirme konusu d u ruma göre çok değişik yön lerle beli riyor. Zanaatkôrl a r, küçük tüccar ve küçük işletme sahipleri için, yani gelirleri ni kendi emekleri ile sağ laya n l a r için, koş u l l a r, işçi sınıfı n ı n köy emekçileri ile bağ laşıklığı ko-

(1) Ba k : Jean Chatai n et Goger Gaudon. " Petites et moyennes entre­ prises : I'heure du choix. » Editions Sociales, 1 975. 91 0


ş u l / a rı nd a n farkl ı d eğ i l dir. Kurba n ı oldukları ta l a n ı n b i l i ncine vard ı k l a rı ora nda orta işletmeciler için de bu olanaklar vard ı r. Fransız Kom ü n ist Partisi XX i . Kongresinin kara rl a rı nda şöyle denil mek­ ted i r : Sermaye birikimi ted birleri n i n kurbanı olon küçük ve orta işlet­ meler yöneticileri kendi geleceklerine end işeyle bakma ktod ı rl a r. Onları tehdit eden, işçilerin, Kom ü n i st Pa rtisi tarafı ndan desteklenen haklı is­ tekleri değ il d i r. O n l a rı tehdit eden büyük şirketleri n, banka ların, iktidarın politikasıd ı r. Bu d u ru m onları demokratik değişimler isteyen h a l kçı güç­ lerle birlikte hareket etti rmel iyd i . » (2) Fronsız Komünist Po rti sinin esnafa, zanaatkôra, küçük ve orta sa na­ yicil ere anlatmak isted iği şurd u r : işçilerle düşmanları orta ktır. Bu düşman da i ktida rda olan tekelci büyük burjuvazid ir. Eylemlerini bu ortak düş­ mana ka rşı çevi rmek ve onun ul usal zeng i n l iğ i küçük bir azı n lığ ı n ta lan etmesini sağlaya n rejimine son vermek, herkesin çıka rına uyg u n d u r. Baş­ ka bir deyimle temel çel işki ekonom iye ve devlete egemen bir kastlo, Fran sızları n ezici çoğ u n l u ğ u a rasındad ı r. Orta taba kalar tek bir blok olmakta n uzaktı rlar. iki büyük sınıf a ra­ sında birçok a ra dereceleri va rd ı r. Bu ayrı l ı k, tekelci çıkarlarlo, tekelci olmayan çıkarlar a rasındaki çukurun, onları n a ğ ı rl ı ğ ı yönünde deri nleş­ tiğ i gerçeğ ini g izleyemez. Bu çıka rları n g ittikçe o rtan çel işkisi, tekeller iktida rı n ı n soru m l u l u ğ u n u taşıdığı bunalımdan çıkmayı denemek için a l ­ dığı bütü n tedbirlerde açıkça görü l mektedir. Küçük ve orta işletmeleri tekelci çıkarla ra bağ l a ma n ın biçimleri değ i ­ şiktir v e b u n l a r g ittikçe d a h a fazla sistemleşmekted i r. Oligarşi tekelci o l ­ mayan çevrelerde yaratı lan a rtık değeri çeşitl i yol l a rdan çekerek buna­ lımın sonuçları n ı hofifletmeye ve birikim yapma olanakları n ı a rttırmaya ça l ışıyor. Bu çekmen i n özel biçim leri nden biri de bugünkü sa nayide ikinci dere­ celi işletmeleri yayg ı n laştırması d ı r. Bunun başlıca a macı « kuma nda edici » büyük işletmelerin kôr ora n ı n ı a rtırmaktır. Aif ü reti m yapan küçük işletmelerde ça lışan emekçilerin i n safsızca söm ü rü l mesiyle büyük işlet­ meler tarafı ndan sağ lanan a rtık değer d u rmadan a rtmakta d ı r. Alt-üretim, aynı zamanda devletin ekonomik rol ü n ü n kuvvetlend i ril mesi, bug ü ne ka­ dar daha az bir a raya toplanmış olan iş kollarında işletmelerin kapa­ tılma süreçleri n i n hızlandırılması, küçük mül kiyeti inkôr etme eğ i l i m i , biri­ kimin genişleti lmesinin, yeniden ü reti min ve tekelci m ü l kiyetin şartı ola­ ra k bel i riyor. Son za manlarda beliren bir örnek işçi savaşımı ile orta tabakaların (2) Resolution adoptel a u X X i e Cong res. « l'Huma nite» 31 octobre 1 974, p. 8. 91 1


hoşnutsuzlukları n ı n birleşme olanakları n ı , aynı za manda bu birl eşmede ideoloj i k engelleri belirtiyor. Küçük ve orta sanayiin bazı örgütleri, kre­ d i lerin seçilerek dağ ıtılması nı ve i h racatçı uluslararası şirketler yararın a m a l i tedbirleri p rotesto i ç i n lokavta gitmek tehd idini savurd u l a r v e böy­ lece de karşıla ştıkları zorl ukları a n layamadı kları n ı gösterdiler. Gerçekten de bu örgütler düşmanı seçmekte aldanıyorla r : işletmelerin kapatıl ması dalgası n ı n kökeni, işçi leri n haklı i stekleri değildir. Tekellerin hizmeti nde olan bugünkü iktidard ı r. Böylece onlar gerilen tuzağa düşü­ yorl a r : Lokavt, ekonomi politikasında işsizliğe başta gelen bir yer veren iktidarı geri letemez. Fransız Komünist Partisi bu g i bi eği l i mlere karşı savaşmakla yetinmiyor, bunun a ldatıcı, erişilmek istenen hedefe uymayan n iteliğini de açığa vuruyor. Ayrıca küçük ve orta işletmecilere şunu do gösteriyor: Tekellerin birikim politikasına karşı istekleri işçi sınıfı n ı n çalışma hakkını savunma için yü rüttüğü savaşıma daya ndığı ta kdirde bugün eksik olon etkenliği kaza nacaktır. Tekel ler dışı tabakaların biraraya gel mesi, biçimsiz, << içeriği olmayan, i l kesiz bir birlik, birlik için birlik a nla mına gelmemeli. Her halde onun « ka rş ı l ığ ı » işçi sınıfı için h i ç bir za m a n yakın isteklerin i n aza ltılması a n ­ l a m ı n a gelemez. Fransız Kom ünist Partisi Genel Sekreteri Georges M a r­ chais yoldaş XXi. Kongrede şunları belirtmişti : « Bizim için birlik, emekçilerin savaş gücünü a rtıran, demokratik ve ulu­ sal güçleri büyük sermayeni n rejimine karşı savaşa seferber eden b i rl i ktir. Biz tekellerin i ktidarını yenmek, i leri bir demokrasi kurmak, sosya l izme doğru yürü mek için birlik istiyoruz . . . Birliğ i n başka türl ü a nlamı işçi sınıfına h izmet edemez. Bu, işçi sınıfı n ı burjuvazi n i n veya onun bir kıs­ m ı n ı n kuyruğuna tokmak olur. » (3) XXi. Kongre tarafı ndan ortaya atı l a n Fra nsa halkının birliği sloganı, kapsadığı bazı sosyal tab.akaları n çel işkilerini görmemezlikten gelmez. Tersine, bütün sosyal tabaka ları n tekeller iktida rı n ı n b u g ü n kurba nları olduklarını, bug ü n için bunalımın gel işmesinden doğ a n birbirine fi i l i yak­ laşmayı göstererek, bu tabaka l a rd a n her biri n i n kend i temel çı karları nı savun m a k için savaşımlarına en çok etkenliği vermenin yolunu saptar.

Tekelci propaganda ve XiX. yüzyıldan kalma ideolojiterin mira sı orta ta baka lara baskı l a rı n ı sürdü rüyor ve onları n b i l i nçlenmesini geciktiriyor. Gerici çevreler, bazı profesyonel örg ütlerin yöneticilerin i n de yardımı i l e, onla rı aldatara k emekçi ta bakalara ka rşı çıkarıyor ve onları n isteklerini ulusal çıkarlara ters d üşen yoll a ra sü rüyorlar. özel li kle her za m a n yen i

(3) Georges Marchais. Rapport a u XXi e cong res d u PCF. « Le Parti com­ m u niste propose » , edite por le PCF. Paris, 1 974, pp. 63-64. 91 2


yeni biçim lerle g ü ndelikler ve fiyatla r saru nunu ortaya atıyorlar. Bunu yaparken tekeller tarafı ndan sağ l a n a n muazza m karl a rı söz konusu yap­ mayı «unutuyorlar». Bir örnek. Enflasyo n u n nedenleri o l a ra k petrol fiyat­ ları ndaki yü kselmeler gösterilirken, petrol tekelleri n i n yü ksek karları nda n söz edil mesi « i h m a l » edi l i r . . . Bu propagandanın a macı açıktı r : Fransa halkının tekeller sömürü s ü n ü n kurbanı o l a n değ işik tabaka l a rı n ı n bira raya gelmesini engel lemek, k ü ç ü k v e orta m ü l k sa h ipleri i l e emekçiler a rasındaki çel işkileri yapay b i r biçimde sivri ltmek v e bu ta baka l a rı böl mek, esas çelişkiyi, y a n i tekelci burjuvazi ile bütün öteki ta bakalar a rasındaki esas çel i şkiyi örtbas etmek. Fra nsız Komünist Pa rtisi'nin ileri sürdüğü anti- monopolist cephe işçi sınıfı ile küçük ve orta işletme sa h i pleri a rasında mevcut çel işki leri kü­ çümsemiyor. Bununla beraber parti, finans ve sa nayi tröstleri nin kumanda mevki inde oldukları n ı ve bunların bütün topl u m u kollektif olara k sömür­ d üklerini açıkça gösteriyor. Fra nsa'da küçük ve orta işletme sa h i p leri nin toplumsal ü reti min örgüt­ len mesindeki rolü, g ü nden g ü ne daha fazla tekeller hesabına a rtık değ er topla maya yönel mektedir. Onların sömü rücü nitel iği ortadan kalkmış olma makla bera ber, tekelci söm ü rü meka n izminin a ra ha lkası d urumunda kalmıştı r. Alt ü retim örneği ve bu d u ru m u n g ü n ü m üzde genişlemesi bunu gösteriyor. Demek ol uyor ki, emekçi lerin çıka rl a rını savunma sava ş ı m ı başta gelen savaş olara k kal ıyor. Fakat bu savaş, Georges M a rchais yoldaşın da be­ l i rttiği g i bi küçük ve orta işletme sahi pleri ne yapılacak davetle birlikte olması gerek : " . . . cephelerin i iyi bel lemeli ve ya n l ı ş düşman seçmemel i . . . Bugün büyük şirketleri n, bankaları n ve iktidarın politikası küçük ve orta işletme sa h i plerinin ezici çoğ u nluğunu tehdit etmektedir. Onların baş d ü şmanı büyük şi rketler, bankalar ve iktidard ı r. Demek oluyor ki, onların çıkarları bizim i leri sü rdüğümüz demokratik reformların ü stün gelmesindedir. Çünkü bu reformlar tekel lerin gücünü kıracak ve kend ilerine gelişme olanakları sağlayaca ktı r. Biz bu gelişmeyi Fransız ekonom isinin dengeli ve d i n a mi k nitel iği için faydalı bul uyoruz.» n ,

Ancak bu koş u l l a rda, tekel ler yönetiminin memleketi sürü klediğ i sürekli buna l ı m l a ra çare bulunabilir. Demokratik değişim lere yol açacak olan bir birlik, zanaatkarl a r, esnaf, küçük ve orta işletme sa hi pleri için de yara r­ lıdır. Çünkü onlar için bugünkü koşullarda tek perspektif tekeller ta ra­ fı ndan ortadan s i l i n mek, yutulmak veya baskı a ltına a l ı n ma ktı r. Tekelci(") Georges M a rcha is. Rapport a u XXi e Congres d u PCF. « Le Pa rti com­ muniste propose», id ite par le PCF. Paris, 1 974, p. 78. 913


devlet kapita l izminin ve a n u n b u n a l ı m ı n ı n koşullarında, Fransa h a l k ı na yap ı l a n a nti-monopolist çağrı yı, sosyal ve politik il işkilerin gel işmes i ve ü retici g üçlerin gelişme d üzeyi açısından ele a l m a k gerek. Başta gelen bir ilke beliriyo r : Demokratik değ iş i m , tekelci burjuvazi n i n ve pol iti k h iz­ metçilerinin dışı nda herkesi ilg ilend iren bir iştir. Bu da ekonomik d üzeyde zanaatkarlara, esnafa, küçük ve orta sa nayiciye demokratik devlette ken­ di lerine göre bir yer ayrı l masını zoru nlu k ı l a r. Bu devlette o n l a ra a rzuları ile birlikler kurmak için kolayl ı k l a r gösterilecek, ve onlara bugünkü rejim i n reddettiğ i yenilenme v e modernleşme olanakları sağlanaca ktır. " Küçük ve orta işletmecileri n bizim uğrunda savaştığı mız toplumda yer­ leri olacaktır. Bu konudaki tutumu muz iki yüz l ü l ü kle veya taktik end işe­ lerle değild ir. Ka n ı mıze göre, küçük tica ri, sanayi ve tarım işletmeleri sosya l ist Fra nsa 'ya faydalı olaca ktır.» (5) Tüketicileri n i htiyaçları n ı n yerine getirilmesi için bir merkezde topl a n ­ maya n k ü ç ü k hizmetler v e dağ ıtı m ağ ı n ı n olması zoru n l u ktur. Sa nayi i n birçok kesi m lerinde küçü k v e orta işletmeler, tü ketim ürünleri n i n ü retimi, küçük buluşların, küçük seri ü ret im inin tanıtılması için daha uygu n d u ­ ru mdadırlar . . . Demokratik devletin kurulması i l e yaşam d üzeyi bütünüyle yü kselecek­ tir. Bu da küçük ve orta işletmelerin ekonomideki rol ü n ü genişletecektir. Banka sektörü n ü n ve sa nayideki kilit nokta la rı n ı n m i l l i leşti ri l mesi, küçü k ve orta işletmeleri tekellerin egemenliğinden kurtaracaktır, buna pa rlel ola­ rak, küçük işletmelerin a ra l a rında, küçük işletmeler, genişleti lmiş ve de­ mokratlaştı rı lmış kamu sektörü, küçük işletmeler ve yerel topluluklar a ra ­ sında kendi a rzuları i l e işbi rliğ i n i n gel işmesi için gereken bütü n tedbirler a l ı n acaktır. Başka a la nlarda olduğu gibi, bu a l a nda da Fra nsız Komü nist Partisi öncü rol ü n ü oyna m a kta dır. Parti emekçilerin menfaatleri ni savun uyor, büyük burjuvazinin oJ\a tabaka l a rı a ldatmak için yaptığı propaga ndaya karşı d u ruyor, işçi sı nıfın ı n etrafı nda, topl umun demokratik değişimi ile ilgilenen bütün ta baka l a rı toplamak için, sava ş ı m ı n bütü n ölçülerini gös­ teriyor.

(5) Georges M a rcha is. Le defi democratique. Paris, 1 973, pp. 55-56.

914


Komünist ve işçi partileri hakkında kısa bilgiler YUGOSLAVYA K O M O N ISTLER B i RLi Ö I 20-23 'Nisan 1 9 1 9'da, memleketin çeşitli bölgelerinde eylemde b u l u n a n sosya l -demokrat v e işçi partileri v e örgütleri n i n birleşmesiyle Yugoslavya işçi (Komünistler) Partisi kuruldu. Yugoslavya Komü nist Partisi adı I kinci Kongre'de (Hazira n 1 920) kabul ed ildi. 1 920 Ara l ı k ayı son unda, kra l hükü meti YKP'n i n eylem i n i yasa kladı. Y K P 1 941 yılına k a d a r i l lego l ça lıştı. 4 Tem m uz 1 941 'de (1) Yugoslavya Komünist Partisi, Yugoslavya hal kları n ı n v e ulusları n ı n faşist işgalcilere karşı v e ul usal -sosyal kurtuluş uğrundaki kahra ma nca sava ş ı m ı n ı n başına geçti. Halkçı kurtuluş savaşımı halk ege­ menliğ i n i n utkusuyle sona erdiği za m a n YKP'n i n üye sayısı 1 41 bin 066'ya çıkmış b u l u n uyord u . Partin i n 1 941 'de 12 bin üyesi vardı. YKP Beşi nci Kongresi (Temmuz 1 948) kurtu luşuna kavuşan sosya l i st ü l kede yapı l a n ilk kongreydi . 1 952 Kasımı nda yapılan Altıncı Kongrede YKP'n i n a d ı n ı n değiştirilmesi kara rlaştı rıldı ve parti a rtık Yugoslavya Kom ü n i stler Birl iğ i (YKB) adını a l d ı . YKP' nin Yedinci Kongresinde (Nisa n 1 958) YKB Prog ra mı kabul ed ildi. Sekizinci Kongre 1 964 yılı Ara l ı k ayı n­ da, Dokuzuncu Kongre ise 1 969 Martı nda ya pıldı. YKB Onu ncu Kongre­ sinde (Mayıs 1 974) Yosip .Broz Tito yoldaş süresiz olarak YKB Başka n l ı ­ ğ ı na seçi ldi. Tito yoldaş 1 937 y ı l ı ndan beri Yugoslavya Kom ü n istler Bir­ Iiği'nin (aynı zamanda YKP' nin) başındadır. 1 973 yılı sonunda YKB' n i n 1 .076.71 1 üyesi va rd ı. Sosya l bileşim şöy­ leydi : işçi % 29, 1 ; köylü 0/o 5,6 ; m ü hendis ve teknisyen % 5,8 ; doktor ve öğretmen % 1 3, 7 ; idare görevli leri % 1 2 ; yöneticiler % 7,3 ; ü n iversite ve lise öğrencileri % 5,4 ; Yugoslavya H a l k Ordusu ve Güven l i k Organları personeli temsilcileri % 7,7 ; emekliler vb. % 1 3,4 . . . YKB'n i n en yü ksek organı dört yılda bir toplanan kongredir. Kongrede YKB Başkanı seçilir ve YKB Merkez Kom itesinin, Kontrol Komisyon u n u n ve Tüzük işleri Komisyon u n u n bileşim leri onayla n ı r. YKB Merkez Komitesi, kendi politik yürütüm orga n ı olara k Prezidyum'u seçer. YKP M K kongreler a rası dönemde yüksek yönetim orga n ı olarak çalışı r. Merkez Komitesinde, a ltı cumhuriyet Kom ü nistler Birliğ i'nin üyeleri eşit sayıda, iki özerk yöre Kom ü n i stler Birliği'nin üyeleri ve Yugoslavya Halk Ordusu'ndaki YKB örgütleri kendi ölçü lerinde temsil ed ilirler. YKB Prezidyu mu, c u m h u riyet ve yöreler Kom ü nistler Birlikleri Merkez Komite-

(1) A'ynı g ü n YKP MK Yugoslavya halklarını topyekun ayakla nmaya ça­ ğ ı rd ı . 4 Tem m uz Yugoslavyada Sava şçı lar G ü n ü olara k kutla nıyor. Not. red. 915


leri Başka nlarından oluşur. YKB Merkez Komitesi ve Prezidyum u Y. Borz Tito yoldaşın başka nlığı a ltında ça l ı ş ı r. Prezidyum yü rütme komiteleri se­ çer ve komisyonlar kura r. YKB' n i n yayım organları .. Komü nist» haftalık gazetesi ve .. Sosyalizm» derigisidir.

S U R i Y E K O M LJ N i S T P A R T i S i (S K P) 1 924 y ı l ı nda kuruldu. 1 944 yılına kada r, Su riye ve Lübnan komünistlerin i safl a rında birleştiriyord u. Su riye ve Lübnan'ın Fransa' n ı n mandası a ltında bulundukl a rı koşul­ larda, SKP halk yığ ı nları a rası nda büyük bir propaganda ve aydınlatma işi görüyor, emperya l izme karşı, u l usal bağ ı msızl ı k için, yaba ncı asker­ sel b i rl i klerin Su riye ve Lübnan toprakları ndan çekil meleri için yürütülen savaşımda o n l a rı örgütlüyord u. 1 948-1 958 yı l l a rı dönem inde Su riye ve Lübnan kom ü n istleri bi rleşik Suriye ve Lübnan Kom"ü n ist Partisi çerçevesinde birl i kte ça l ıştı l a r. Suriye Komün ist Partisi, 1 954 y ı l ı nda Şişekli di ktatörlük rejimini devirme hazı rl ığına aktif olara k katı ldı, em perya l i stlerin askersel blokla r meydana geti rme ve Su riyeyi de bu bloklara çekme plô n la rı na karşı, sosya list ü l ke­ ' lerle il işki lerin gen işleti l mesi için, u l usal ekonom inin geliştiril mesi ve emekçilerin yaşama koş u l l a rı n ı n iyi leştiri l mesi için savaştı. SKP, Surye'de, Bağdat Paktı'na karşı , Süveyş Ka nalı bölgesinde 1 956'da g irişilen üçlü saldı rıya karşı ve 1 957 yılında Su riye'ye karşı em perya l i st kışkırtı larının hazı rlanması döneminde halk yığınları n ı n seferber edil mesinde büyük bir rol oyna d ı . Su riye gerici l iği, Suriye'n i n Birleşik Ara p Cumhuriyeti bileşimine girme­ sinden yarariana ra k (1 958- 1 961 ) , i lerici güçlere karşı bir savaş açtı . 1 958 Martında Su riye'de bütün pol iti k partilerin ka patı lması kanununun çıka­ rı l masından sonra, Komünist Partisi giz1 i liğe geçmek zoru nda kaldı. 1 959'­ da parti iktida rda ki yöneticiler ta rafından kovuşturu ldu, baskı lara uğradı. 8 Mart 1 963'teki Su riye devri minden, özellikle 1 966 Şubatında sol baas­ çıların iktidara gel meleri nden sonra, komün istler ile sol baasçı lar a ra­ sında h ü kü met düzeyinde işbirliği ya pıldı. H ü kü met kadrosuna bir SKP temsi lcisi de g i rd i . SKP, i ktida rdaki Ara p Sosya list Uya nış Pa rtisi yöneti­ m i n i n politikasındaki i l erici eğ i l i m leri, sosya l -ekonom ik tedbirlerini, Sov­ yetler Birl iğiyle dostluk i l işkilerini g ü çlend i rmesini, dış pol itikada a nti­ emperya list yönelimi derinleştirmesini a ktif olara k destekliyordu. 1 970 Kası mında, SKP, Hafız Esat' ın başka n l ı ğ ı ndaki yeni devlet ve ASUP yöne­ timini destekled iğini açıkladı ve h ü kü met bileşi mine de (iki bakanla) gir916


di. Suriye Komünist Partisi ile Ara p Sosyalist Uyanış Partisi a rası ndaki işbirl iği gerçekte Komünist Pa rtisinin açık çalışmaya geçmesi a n lamına gelen Ulusal i lerici Cephe' n i n (UiC) kurulmasiyle yeni bir aşa maya yük­ seldi. Yersel Yöneti m organları ve Halk Konseyi (parlômento) seçi m­ leri nde, SKP, ASUP'yle ve diğer ilerici partilerle ortak bloka katı ldı. SKP'­ n i n pa rlômentoda h a len 7 m i lletvekili vard ı r. Suriye Komünist Partisin i n bası n org a nı " N idal a l -Şaa b » (<< Halk Sava­ şımı ») gazetesidir.

V E N EZ O E l lA KO M O N i ST PARTı sı

(V K P)

Parti 1 931 y ı l ı nda kuruldu. Bazı kısa süreler (1 945-1 948 ve 1 958-1 961 ) bir yana, gizlilik veya yarı-gizl i l i k k<;?şu l l a rı a ltında ça l ı ştı . Şimdi leg a l olara k ça lışıyor. 1 946 Kası mı nda Venezüellô Kom ü n ist Partisi Birinci Kongresi ni yaptı. Bu kongrede parti n i n politik tezleri ve tüzüğ ü kabul ed ildi. 1 957 Şuba­ tında topla nan VKP M K Plen u m u , partiyi, bütün demokratik ve ilerici örgütlerin birliği temeli üzerinde, ikt'i da rda ki diktatörl üğe karşı sava ş ı ma çağ ı rd ı . Aynı yılın Eyl ü l ü nde, VKP' n i n g i rişimiyle, gizl i l i k koş u l l a rında, memleketin dört politik partisin i n temsilcilerinden oluşan b i r yurtsever c unta meydana geti rildi. Komünist Pa rtisinin a ktif katı lı miyle 1 958 y ı l ı n ı n Oca k ayında d iktatörl ü k rejimi devirildi. 1 961 yılında VKP devrimci dönüşümler için savaşıma g i rişti. Ama başa­ rı lı olamadı. 1 967 Nisanında top l a n a n VKP M K Viii. Plen u m u , bel irli ko­ şullarda çete hareketinin beklenen sonuçları verm iyeceğ i kararına vardı ve partiyi barışçı yoldan sava ş ı m biçim leri ne geçmeye çağ ı rdı. Plenum, halk a rası nda, ilerici ve demokratik değişimler için geniş bir hareket ya­ ratı lması gereğ ini kabul etti ve VKP' nin seçim kampa nyasına katı l masını kararlaştı rdı. Venezüellô Komünist Partisi n i n Vi. Kongresi (Oca k 1 97 1 ) , emekçilerin çı karları uğru Qda, u l usal kurtul u ş uğrunda kom ü nistlerin yürüttükleri sa­ vaşı m ı n sonuçlarını genelledi, devrimci dönüşümler, demokrasi ve sosyal ilerilik için sava ş ı m ı n yeni ödevlerin i bel i rledi, Kong re, Venezüellô komü­ nistleri nin Marksizm-leninizme bağ l ı l ı klarını ortaya koydu, oportü nizmle emansız bir savaşım örneği verd i . VKP Kongresi, parti nin varl ığ ı na kaste­ den bölücü Petkov-Markes grupuna katı lanları oybirliğiyle parti safları n­ dan çıkard ı . Dörd ü ncü kongreden sonra parti n i n g ü çlend iril mesi i ç i n büyük çalış­ malar ya pıldı. Bu a rada Kom ü n ist Gençl ik Orgütü de yeniden kuruldu. VKP Beşinci Kong resi (Kasım 1 974), Parti Progra mı'nı ve politik bil917


d i riyi kabul etti, parti tüzüğü nde baz; değişikl ikleri onayladı. Kongre, partiye, VKP' ni örgütsel bakımdan daha fazla g ü çlendirme, bütün komü­ nistlerin emekçiler a rası ndaki ça lışmaları n ı hızlandırma, partide ideolojik ça l ışma düzeyini yükseltme ödevini verdi. VKP Ulusa l Kongre'ye (parlô mento) iki mil letvekil iyle katıl ıyor. Pa rti haftal ı k «Tribuna Popular» (<< H a l k Sözcüsü » ) gazetesini yayım­ lıyo r.

T U N U S K O M O N i S T P A R T i S i (T K P) Tunus'ta 1 920'den itibaren oluşan ve Fra nsız Kom ü n ist Partisi bi leşimi­ ne g i ren kom ü n i st g rupları nı n bir p raya gelmesiyle 1 939 Mayısında ku­ ru ldu. Tunus komünistleri ü lkede Marksizmin yayılması için çok çalıştılar> u l u sa l kurtu luş fi kirleriyle proletarya enternasyona l izminin a ktif ve a rdıctl iletkenleri oldular, halkın ul usa l kurtu luş sava ş ı m ı na katı l d ı l a r. i kinci Dünya Savaşı y ı l l a rı nda Tunus Kom ü n ist Partisi a nti-faşist savaşımın ba ­ şma geçti. Tunus'ta ıtalyan-Alman işg a l i dönemindeyse d i reniş h a reketini yönetti. O yıllarda partinin birçok yönetmeni ve m i l ita nı öldürüldü veya hapislere atı l d ı l a r. 1 943'te Tunus'un işgal a ltından kurtu lmasından sonra , TKP gizlilikten çıktı ve 1 952 y ı l ı n a kadar legal, açık ça l ı ştı. Sömürgecilerin baskı ları yü­ zünden 1 952'de TKP epey zayıfladı. Bundan başka, parti, Tunus halkının 1 952-1 954 dönemindeki silôhlı savaşının ka rakteri ni yanlış değerlendirdi ve bu savaşa katı lmadı. 1 954 Tem muzundan itibaren yine açık ça lışmaya başladı. Parti, protektora reji mine, üstü kapalı bağ ı m l ı l ı k durumuna son veri l mesi için h a l k ı n g iriştiği yığ ı nsa l savaşı mda önemli bir rol oynadı. Memleketin bağı msızlığa kavuşmasından sonra, TKP, toplumsal hayatın demokratizasyonu, toprak reformu ve halkın yaşama düzeyinin yü kseltil­ mesi istekleri ni i leri s ü rd ü . TKP' n i n Beşi nci ve Altıncı Kongreleri (1 956 ve 1 957), Tunus halkı nın ul usal bağı msızl ı k sava ş ı m ı n ı n sonuçla rı n ı genelleştirdi, bütün yurtsever gü çlerin eylemini eleştirisel açıdan inceleyip değerlendirdi. Yeni parti progra mı (<<Tunus örneğ i sosya lizm yol u » ) kabul ed ildi. TKP Yed inci Kon­ gresi (Mart 1 962) a ldığı kararlarla, h ükümetin, Tunus'un bağı msızl ı k ve egemenliğ ini g ü çlendirmeye, ekonomide bir devlet kesim i yaratmaya. yabancı tekelci sermaye egemenliğ i n i s ı n ı rla maya ve bu sermayeyi yavaş yavaş memlek.etten çıka rmaya yönel ik ilerici ted birleri n i destekledi. Komü­ nistler, iktida rdaki Destur Sosya list Partisinin (DSP) dış politikasını. özel918


l i kle sosya list ü l kelerle dostluk i lişki lerini gel iştirme, em perya l izme ve si­ yonizme karşı mücadele politik hattı nı da destekled iler. 1 963 Ocak ayında, Tunus Komünist Partisi ve partinin basın org a n ı " At-Ta lia . . ("üncü . .) gazetesi yasaklandı, bazı yöneticileri p o l i s baskısına uğ radı ve kovuştu ruldu. Parti gizlilik koş u l l a rında çalışmaya devam ediyor. iktid a rdaki DSP' nin Tunus emekçi halkının çıkarlarına uyg u n olan ted bir­ lerini desteklemekle beraber, yönetici çevrelerin iç ve d ı ş politikadaki tutarsızl ıklarını, hele 1 969 yılından sonra ilerici sosya l-ekonomik dönüşüm­ ler politikası ndan vazgeçmeleri ni şiddetle eleşti riyor. Pa rtinin Yed inci Kongresinde seçilen Merkez Komitesi 1 2 üyeden, M K Pol itbürosu 6 üyeden oluşuyor.

919


L

öZEL SAYFALAR

-----

Bildiri Ara seçim ler yapıldı. Bu seçi mler gerici faşist karması hükümetin geniş ölçüde uyguladığı baskı ve terör yöntemleri a ltında geçti. Böylesi bir baskı nın a macı, h ü k ü mete ve onu ol uştura n politikacı lara, partilere karşı olan emekçi y ığ ı nları n ı sandıkta n uza k tutmaktı. Maocu l a r, anarşistler, bazı sosya listler hükü metin bu pol itika sına a raç oldular. Seçimlere katıl­ ma ora n ı n ı n düşük olmasının nedenleri nden biri de budur. Hükümeti ol uştura n partiler, özellikle AP ve Demirel g rubu hükü met olanakları n ı : Polisini, j a nd a rmasını, öteki baskı a raçları n ı büyük para sa l kaynakları n ı , Amerikan emperya lizminin, NATO'nun desteğ i n i , a nti-komü­ n izmi, din sömü rücü lüğünü seçi m kam pa nyası nda geniş ölçülerde kul­ landıla r. AP büyük bir yeni lgiden, büyük bir yıkımdan böylesi bir dav­ ra nışla kurtuldu. Seçim sonuçları h ü kü meti ol uştura n gerici, işbirl ikçi, faşist parti ve poli­ tikacı ların, özel likle AP yöneticileri nin, ortaklarını bir hayli yutması na rağ men a maçları na ulaşmadıklarını gösteriyor. Buna karşın i lerici, yurt­ sever, demokratik haklardan yana, a nti-emperya list adayların başarı ka­ za nmakta olduğu beli riyor. işçi sınıfı nın, devrimci, i lerici g üçlerin yoğ un olduğ u bölgelerde AP ve orta kları kesin bir yenilg iye uğ ramışlard ı r. Bu da geniş emekçi yığ ınlarında a nti-em perya l ist ve demokratik haklardan yana gelişmenin gittikçe g üçlendiğ ini gözler önüne seriyo r. Seçim sonuçları aynı zamanda, TKP' nin seçim lerde uyguladığı taktiğin, pol itik sloga n l a rı ­ n ı n doğ ru, memleketin gerçek durumuna v e halk yığınları n ı n eğ i l i m i ne uyg un olduğ u n u da gösterd i. Anti-kom ü n izmin ve din sömürücü l ü ğ ü n ü n aşırı gerici, söm ü rücü, işbirlikçi politikacı lara eskisi gibi yarar sağlama­ dığı da ortaya çıktı. Ara seçi mler ya pıld ı . Ama memleket soru nları old uğu g i bi d u ruyor. Bu h ü kü met işbaşında kaldıkça, bu anti-demokratik düzen değişmedikçe, halkın ana sorunları çözü m lenmeyecek, buna l ı m l a r daha da derinleşecek­ tir. Demirel tak ı m ı yeni sömürülere, talanlara , baskı ve teröre hazırl a n ı ­ yor. Bu h ü kü met Amerika n em perya l izmi nden, NATO'da n görd ü ğ ü desteğ i n fatu rası n ı halk yığınları n a ödetecektir. Pahalılık, işsizlik, yeni yeni zamlar daha da bindirecektir. Bu h ü k ü meti örgütlü bir savaşımla devirmek ve demokratik bir hükü920


metin işbaşı na gelmesini sağ lamak soruriu daha da kesinleşiyor. Demok­ ratik bir hükü meti işbaşı na getirmek, mem leketi yıkımdan kurtarmak, de­ mokratik hakları genişletmek, barışçı bir politika uyg u l a mak için her savaş biçimi yöntemi demokratiktir. Türkiye Kom ün i st Partisi Merkez Komitesi 1 5 Ekim 1 975

921


12

Ekim a ra seçimlerinin gösterdi kleri A. Soydan

Türkiye, kapita l izmin dengesiz gelişme yasa l l ı ğ ı n ı n en keski n ve bu yasallığın bütün çelişkilerini içeren ü lkele�en biridir. Anadolu'nun Doğu ve G ü ney-Doğu bölgelerinde halkın bir kısmı aşiret düzeni içinde yaşıyor. Aşi ret d üzeni içinde yaşıya n halkın önemli bir kısmı da Kürt yurttaşları­ mızdan ol uşuyor. Bura l a rı yatırı mları n a nca k yüzde biri n i n yapıldığı yer­ lerd i r. Oretim kapitalizm öncesi ü retim biçimleri n i n hepsini bünyesinde toplar ve genel likle ka palı ev ekonomisinin ötesinde bir varl ı k gösteremez. Bu bölgelerdeki insanların önemli bir kısmı ü rettikleri ni tü ketirler. Daha geniş olanaklara, ya ni büyük topraklara ve toprağı işl emeye yarayan a raçlara sa hip olan büyük topra k beyleri n i n ü retim sürecinde yine orta­ çağ ı veya kapita l izm öncesi koşu l l a r da ü reti me ya rdı mcı unsur olara k katı lırlar. Kürt emekçi yığ ı n l a rı genel likle b i r yandan ul usal, bir ya ndan da mevcut ü reti m d üzen i n i n yani aşiret düzeniyle toprak beyliğ i n i n eko­ nomik, politik baskısı altındadıriar. Anadol u'nun bu bölgeleri nde ul usal sorun çok i lkel şartlarda belirmektedir. Türk burjuvazisi Kürt emekçi yığınla rına karşı uygulanan baskıdan başta politik terörü, memleket öl­ çüsü ne yayg ın m i l itarist bir egemen lik yürütmeni n basa mağ ı d u rumuna getirmiştir. Memleketin sa nayice gelişmiş bölgelerinde Marmara, Ege ve kısmen de Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde büyük burjuvazi, emperyal ist itti­ fa kının mil itarist klikle birli kte sürekli baskısı hissedil mekle birl i kte, bura­ larda, Doğ u Anadolu, Doğ u, Gü ney-Doğu, i çanadolu bölgelerine kıyasla daha başka koşu l l a r belirmektedir. Oretim i l işkileri özellikle Ista n bul, Ada na, izmir, Ankara g i bi büyük şehirlerde ta mamen başka nitel ik a lmaktad ı r. Hattô yer yer gelişmiş ka pita l i st bir görü ntüye bürü n mekte­ di r. Bura l a rda işçi hareketleri nden büyük atı l ı m l a r öylesine gelişmekted ir ki, büyük burjuvazi özellikle çoğ unun kökü gelişmiş kapital ist ü lkelerde, u l uslara rası tekel lerle bağ l a n m ış olan, holdi ngleşme ve tekel leşme süreci içinde b u l una n burjuvazin i n temsilcileri işçi h a reketin i n ezil mesi, g rev­ lerin du rd uru l ması, top l u sözleşmelerin burjuvazi n i n yararına değiştiri l ­ mesi, gündel iklerin dondurul ması g i b i istekleri sık sık i leri sü rüyorla r. De­ mirel hükü meti ve daya ndığı çevreler büyük burjuvazi n i n bu istekleri ni yerin e getirme yollarını a rıyorl a r. Gençliğe k a rşı yapı l a n ve g ittikçe a rta n kışkı rtma l a r, saldırılar büyük burjuvazi nin yeni bir 12 M a rt koşu l ­ ları n ı ya ratma çabası ndan başka b i r şey değ i ldir. Büyük burjuvazi nin, emperyalizmin ku rmayl a rı eski a l ışka n l ı klarla ve Maocul a rı n da yar­ dımıyla provokasyon g i rişi mlerini hep gençlik a rasında uyg ul a mayı deni­ yorl a r. i şçi sı nıfı n ı n sınıf savaşı nda gerek sı nıfsal, gerek ul usal büyük 922


hedefler etrafında taplanması onları n pravokasyonlarını işçi sınıfı a ra­ sında uygulamalarını önlüyor. Bu a rada ileri sürdükleri Türk- I ş'in başını tuta n sarısendikacıl a rdır. Fakat sarı sendikacı l ı k da işçi sı nıfıyle mevcut çelişkileri n çıkmazına g irmiştir. Bu çıkmaz bazan öylesine belirg i n b i r h a l a l ıyor k i , sarı sendikacı lar za man z a m a n işçi sınıfı n ı n yararına i l erici bir tutum takınmak, örneğ in g ü ndeliklerin dond uru l ması gibi büyük burjuva­ zinin isteklerine karşı çıkmak zoru nda kal ıyorlar. Fakat bu tutu mları, on­ l a rı n , büyük burjuvaziden yana sınıfsa l nitel ikleri ni ortadan ka ldırmaz. Büyük burjuvazi n i n palitikası nı işçi sınıfı a rasında yürütme durumunda oldukları gerçeğ ini de inkôr etmez. Büyük kentlerdeki ü retim i l işkileri son yıllar içinde büyük gel işmeler gösterm iştir. Sınıf savaşı burjuvazinin sa ldırı l a rı sonucunda sertleşm iştir. Burjuvazi nin iki kolu a rasındaki ayrışma lar gelişmiş, bağdaşmazl ı klar de­ ri nleşm işti r. Büyük burjuvazi ü retim i l işki lerine, bağ ı m l ı l ı kta emperya l izme daha yakından bütün leşme dışı nda yeni bir u nsur katmamıştır. Dte ya n­ d a n üretim süreci içinde önemli bir rol yükümlenmekte olan uzma nların, mü hendislerin, teknik elemanları n yü ksek seviyede b i l i m adamları n ı n işçi sın ıfıyle bütünleşme süreci de a rtmıştı r. i şçi sınıfı n ı n savaşımı ise gerek politik, gerek sendikal yönde hızlı atı l ı m l a r içindedir. TKP'nin örgütsel ve ideolojik açı lardan işçi sı nıfı içi nde ve ulusal plônda söz sahibi ol maya başlaması, işçi sınıfı n ı n ideolojik birliği a l a n ı nda, yani Marksizm-len in izmi işçi sınıfı a rasında yerleştirmede sağ lam adımlar atmaya b � şlaması Tür­ kiye'de sınıf savaşında, hattô ü retim ilişkileri nde işçi sınıfı açısınd a n yeni gelişmelerdir. işçi sınıfı n ı n sendikal plôndaki savaşımı g ü n l ü k, ekonomik, ulusal ve politik hedefler etrafı nda bi rleşmeye yönel i ktir. Memlekette yer yer ilerici, devrimci send ikalar ta rafından terti plenen yığınsal mitingler işçi sınıfı n ı n sendikal, ekonomik v e politik hakları n ı savu nmaya, pahalılığa ka rşı yöne­ lik olduğu g i bi, faşizme, emperya lizme, topra k beylerine ve büyük bur­ juvazinin egemen liğine karşı da yönel iktir. Bu du rumu daha iyi kavrıya bilmek için ekonominin sın ıfsal yapısına ve bu sınıfsal ya p ı n ı n nitel iğine kısa bir göz atma mız gerekiyor. Çalışma Bakanlığı ve Devlet istatistik Enstitüsü'nün yayı nladığı ra ka m­ l a r, sermayeda rl a rı n gel irleri hızla a rtarken, işçilerin gerçek ücretleri nin yüksek hayat pahalılığı karşısında düştü ğ ü n ü göstermektedir. M i l l i gelir a rtışı 1 970'de % 5,6 iken, 1 971 'de % 1 0, 1 'e yükselmiştir. işçileri n gerçek ücretlerinde a rtış ise 1 970'de 0,8 iken, 1 971 'de (% - 5, 1 ) o l m uş, yani a rtma yerine aza l m ıştır. M i l l i gel irdeki b u a rtış nereye g it­ miş? Rakamlar onun da ceva bını veriyo r : Sanayi kesi mi ndeki gelir a rtışı 1 970'de % 2,1 iken, 1 971 'de % 1 0,4'e fırlamıştır. Türkiye'nin en büyük 1 00 sanayi şi rketi nin, verg i ler çıktı ktan sonraki net kôrları 1 972'de 1 m i l 923


yar 6 1 7 mi lyon l i ra iken, 1 973'te 3 milyar 288 milyona yüksel miştir. Yani işçilerin gerçek ücretleri n i n hızla d ü ştüğ ü yıllarda bu büyük sermayedar­ ları n kôrları iki misl iden daha faz la a rtmıştır. Send ikaları n hesa plarına göre, sermayenin bu birikimi 1 975 y ı l ı na ka­ dar a rtara k gelişm iştir. Bu yıla kada r işçi ücretlerindeki nominal artış % 30 cıvarı ndadır. fakat işçi ücretleri nin gerçek satı n a l ma g ücü % 6 aza l m ı ştır. Bunun da sebebi hızla a rta n fiyatla r ve enfıôsyondur. Türkiye burjuvazisinin ekonomik ve politik ba kımdan dışa bağ ı m l ı l ı ­ ğ ı n ı n bir yönü de bu y ı l ı n itha lôt v e i h racat dengesidir. Bu y ı l ı n i l k 9 ayında ya pılan i h racat geçen y ı l ı n a y n ı dönem ine kıyasla % 1 3,6 ora­ n ı nda aza l m ıştır. Bu y ı l ı n yine 9 ayında ya pılan ithalôt ise, geçen yılın aynı dönem ine kıyasla % 40,4 oranı nda artı ş gösterm iştir. Dış tica ret açığı Ekim ayına kadar 3 milyar dolar cıva rındayd ı . (Ticaret Bakanlığ ı n ı n veri lerine göre.) Dünya olaylarına gelince, Helsinki Konferansından sonra, d ü nyada yu­ muşama sü reci devam ediyor. fakat bu yumuşama n ı n ba rışçı g ü çlerin ve bu g ü çlerin başı nda bulunan sosya l ist ü lkeleri n gelişmesine bağ lı ol­ duğu gerçeği d a ha da bel irlendi. Helsinki'de bütün fikirlerin serbestçe dolaşımı tezi ni savunan ka pital ist ü l keler bu a rada Birleşik Amerika ve Türkiye, il erici, devrimci, barı şçı yum uşa madan ve genel silôhsızlanmadan ya na fikirleri savunan örg ütlere ve en başta komünist partilere yasa klar koymaya ve onların eylemleri ni engellemeye devam ettiler. Sosya l ist ü lke­ ler ve en başta Sovyetler Birl iğinin harpçi, ı rkçı, fa şist fikirlerin dışı nda bütün fikirlere sınırl a rı n ı açmasına ka rşı, Türkiye'de Komünist Partisi'ne konan yasak devam etti. Helsinki Konfera nsından önce Birleşik Amerika Komün ist Partisi'nin kong resi ya pıldı. Amerikan hükü meti, bu kong reye katı l ma k üzere Bi rleşik Amerikaya g i rmek isteyen komünist partileri n i n 200 k a d a r delegesine i z i n vermedi . Helsinki'den sonra Birleşik Amerikaya girmek isteyen, i talya n Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi üyeleri nden Sergio Seg re'ye Amerikan hükü meti g iriş vizası vermed i. Batı Almanya'da komün istlere karşı uyg ulanan « meslek yasağ ı » Helsinki'den sonra da devam edegeldi. Demek ol uyor ki, birçok kapitalist ü l ke Helsinki Kon­ feransı nda fikirlerin serbestçe dolaşmasına müsaade etme yönünde ver­ dikleri imzayı çiğnemeye devam ediyorlar. Türkiye'de 12 Ekim a ra seçim leri özetle bel irttiğ imiz bu ulusal ve u l us­ l a ra rası koşu llarda ya p��ldı. Bildiğ i m iz g i bi, seçim' ka m panyası hükü meti elde tuta n partileri n ya ni AP'ye, MSP'ye, M H P'ye, CGP'ye egemen olan çevrelerin, faşist komand91arı n , şeriatçı militanların, gizli-açık polisin, ilerici, yurtsever, a nti-emperya l ist güçlere karşı kanlı sa ldırılarıyle geçti. Dem irel ve ortakları halkı y ı l d ı rm a k ve sa ndık başından uzak tutmak tak­ tiğ i n i uyg u ladılar. N iyetleri bu yolda n yıkımları n ı önlemekti. Yıkımları n ı önlemek bile, kendi leri i ç i n b i r başarı sayı laca ktı. Seçimleri n kısmi olması, 924


ya ni, genel seçimler niteliğini ve onun « ha rı n ı » taşı maması, h ü k ü met tara ­ fından uyg ulanan baskı larla birleşi nce seçi mlere katı lma ora n ı çok düşük oldu. Buna rağmen demokratik haklard a n yana, emperyal izme ve faşizme karşı g üçler ilerleme kaydettiler. Işbirlikçi leri n, büyük topra k beyleri nin politik g üçleri geriledi. Anti -kom ü n izm ve din söm ü rücülüğü etkenliğini eskisi gibi y ü rütemedi. AP'nin kaydettiğ i kaza n ı m öteki sağcı partilerden aldığı oyla rı n ya nsımasından başka bi rşey değild ir. i şçi sınıfının yoğ un olduğu sa nayi merkezlerinde, özellikle I sta nbul g i bi büyük bir merkezde AP yıkı l m ıştır. Böylece işçi sınıfı, mil itarist klikle bir­ leşerek Türün g i bi işkenceci bir sı kıyönetim kom uta nını aday gösteren­ lere karşı olduğ unu bel irtmiştir. AP, MSP adayl a rı sanayi merkezlerinden uzak, kara n l ı kta ka lmış, ağa ve derebeyleri nin yumruğu a ltındaki kırsal bölgelerde halkın oyunu çelmek olanağı bulmuşlard ı r. Amerikan em perya lizmi, silah ambargosun u kısmen kald ı rmak yol uyle, bir de CiA uzma nlarıyle Demirel'in yard ı m ı na koş ma­ sıyle de işbirli kçi çevreleri gerilemekten kurtara mamıştı r. Eğer Demirel ve orta kl a rının elinde iktidar olmasaydı, bu gerileme yıkım olabilird i . B u n l a r devlet organ larını, polisi, jandarmayı, büyük sermayenin pro­ paganda a raçlarını, komandol a rı, Maocuları halkı yıldırmak ve sa ndıklar­ d a n uzak tutmak için geniş ölçüde kullanm ışlard ı r. Ancak bu g i bi i l legal yol larla daha büyük yenilg iye uğrama kta n, yı kımdan kurtulabil mişlerd ir. Bu demektir ki, seçimlerle iktidar soru nu birb irine sıkı sı kıya bağ l ı d ı r. Devlet organları n ı elde tuta n zü mreler üstün gelmenin veya yıkımdan kurtu lmanın yollarını buluyorl a r. Bundan ötürüd ü r ki, seçimlerin demok­ ratik denecek bir düzeyde yapılabil mesi i çi n iktidarı n demokratik g üç­ lerin elinde bulunması şarttır. Mevcut şartları, kuvvetler dengesini iyi hesa plama.k şartıyle demokratik güçlerin ortak demokratik eylem leriyle gerici g ü çleri yenilgiye uğratmak, iktidarı elde etmek olanakla rı vardır. Aşırı gerici, faşist, işbirlikçilerden, tala ncı g ru plard a n kuru l u Demirel hükü metini devirmenin tek yolu ille de seçimler değildir. Sınıf savaşı biz­ lere, bu a maca u laşmak için daha başka demokratik yolları n mevcut olduğunu da g österiyor. Şu noktayı iyi bil mek gerek : Demirel, Erbaka n , Türkeş orta klığı memle­ ketin çözüm bekleyen soruları n ı n hiçbiri n i n üstesinden gelem iyecektir. Ne i ç barışı sağlıyabilecek, ne de dışarıda barışçı bir politika izliyecektir. En· flasyonu, pa h a l ı l ığı d u rdura m ıyacak, emekçi lerin ta lanını önl iyem iyecektir. Hizmet ettiği sı nıfların, emperya lizmin, büyük burjuvazi n i n çıkarları bu g i bi çözümleri imkansız kıl ıyor. Mem leketteki buna lı ml a r bundan ötürü gelecekte daha da a rtacaktır, d a ha da derinleşecektir. ' Egemen burjuva­ zinin em perya lizme, NATO egemen çevrelerine bağ ı m l ı lığı daha da pek­ leşecektir. Büyük talancı çevreleri n, hazine soyg uncuları n ı n , g a ngster züm­ relerin cesa reti d a ha da a rtacaktır. 925


Bundan ötürüdür ki, Türkiye Kom ü n ist Partisi'nin seçimler vesilesiyle halka çağrısında ve seçimlerden sonraki bildirisinde belirttiğ i g i b i , örgüt­ sel ve bütü n devrimci, i lerici güçleri kapsayan bir savaşım taktiğ i seçim sonrası devrede de geçerlidir. TKP' n i n seçi m kampa nyasında uyg u l adığı takti ğ i n memleketin gerçek d uru mu n u yansıttığı, işçi sınıfı n ın, emekçi halkın eylem ve istekleri ni dile getirdiğini seçim sonuçları da doğ ru la­ mıştır. Türkiye'de işçi sın ıfı ve o n u n sınıfsal partisi parlamentonun dışı ndadır. Parla mento ezici çoğunlu ğuyle ya lnız burj uvazi n i n egemen l i ğ i ndedir. iş­ birlikçiler, büyük sermaye ve topra k sa hi pleri bu egemenliğin önemli bir payı nı ellerinde tutuyorlar. Türkiye'de parla mento n u n işçi sınıfına, emekçi yığ ı nları n a karşı olması, ü l kemizde gelişmiş ka pitalist memleketlere kı­ yasla parla menter yoldan işçi sınıfı n ı n egemen liğini ve yöneti mini kurmak, egemenliği büyük sermaye sa h i pleri ve topra k beylerinin, yabancı tekel­ lerin eli nden a l m a k olanakları n ı azaltıyor.

926


Türkiye işçi Partisinin Programı (4) A. S.

Bundan önceki yazı ları mızda da görüldüğü g i bi Ti P progra mında önü· m üzde d u ra n devrim aşaması sosya list devrim olara k gösteriliyor. Onü. müzde d ura n devrim aşamasını bu biçimde sa ptad ı kta n sonra, bütü n a nti. emperya list, demokratik g üçleri bu doğrultularda bir a raya getirmek, on· lar a rasında eylembirliği kurmak, aşırı gerici, faşist g üçlerin sa ldırı l a rını eylembirliği ile karşı lamak soru nu da kendine göre özel liklere bürü nüyor. Da :ıa açık bir deyimle işçi sı nıfı için anti-em perya list, ulusal bağı msızlık devri mini ta mamlamak için orta ta bakalar, burjuvazi n i n ilerici kol u içi nde müttefi kler bulmak işi daha da zorlaşıyor. Sosya lizme açılan dev· rim aşamasında emperya lizmin ve yerli ortaklarının, işbirlikçi burjuva ­ zi nin, toprak beyleri nin egemen liğine son vermek, işçi sınıfı n ı n, emekçi yığınlarının demokratik haklarını genişletmek ve sasyalist devrime geçiş koşu l l a rını hazırlamak çok önemlidir. TKP progra mında il eri demokratik aşama d iye adlandırılan bu a şa maya ulaşmak için işçi sınıfı n ı n m üttefik­ ler bulması, bütün ul usal güçleri bu hedeflere yöneltmesi d a ha kolayd ır. Bilindiği g i bi bu aşamada başta gelen çel işki em perya lizm-işbirlikçi bur­ juvazi ile bütün h a l k a rasındadır. Bundan ötürü bu aşamada uyg u l a n a ­ cak olan devrim taktik v e strateji si bu b a ş ç!!lişkiye uyg u n v e bu baş çelişkiyi çözümler niteli kte olması gerekir. Aksi halde ya ni baş çel işkiye uyg u n bir taktik ve strateji uygulanmadı mı, devrim hareketi ya boşa döner, veya ters devri mci güçlere, egemenl ikleri ni değişik yollarla sürd ü r­ mek olanakları açı l ı r. Ya ni devrim yapayım derken, ters devri mciliğe yol açılır. Leni n bu endişe ile mevcut koşu lları, çel işkileri, kuvvet dengesi ni iyi hesa plamadan ileri atı l a n en devrimci şiarların. i l l e de en devrimci sonuçlar vermediğ ini, hatta devrimci bile n itelendirilemeyeceğ ini bildir­ miştir. Devri mci şiar, taktik ve strateji topl umun içi nde bul unduğu koşu l ­ lara uym a l ı v e topl umun d a ha ileri bir aşa maya geçmesini sağ layabil­ mel idir. Buna rağ men a nti-emperya list, demokratik g üçlerin eylembirliği birçok­ l arımızın zan nettiği g i bi bu şartları n bir a raya gel mesi ile hemen başa rıla­ cak nitel ikte, kolay ve tek yönlü bir iş değ ildir. Herşeyden önce cephe hareketinde egemen liğin kimlerde, hangi g üçlerde olduğu önemlidir. Eğer egemenlik burjuvazide ise, a nti-emperya list, demokrati k yönde elde edilen geçici b J tü n başarı l a ra rağ men, cephe hareketi eninde son unda burjuvazi nin egemen liğini g üçlendirmekten ve bunun bütün sonuçları n ı topl uma yüklemekten başka bir sonuç vermez. M i l l i Ku rtu luş Harbinden b u yana Türkiye burjuvazisinin, emperyal izme karş ı silôhlı bir m ücadele927


den, NATO'ya, ikili a n laşma lara , toprakları m ızdaki yabancı üslere kadar gerilemesi, Türkiye' n i n emperya lizmin bir uydusu h a l i ne gel mesi bunun en parlak ve düşündürücü örneğ idir. Bu konuda örnekleri daha da a rtı r­ mak mümkündür. Cephe hareketinde ya işçi s ı nı fı egemen olmalı, ya da onun egemen­ ' liğini sağ layacak koşu llarda cephe hareketine g i rişilmeli d i r. Ve o zamana kada r burjuvazi ile kısa vadeli ittifaklar politikası uyg u l a n m a l ı d ı r. Unu­ tulmamalıdır ki esas hedefimiz işçi sınıfı n ı n , emekçi yığı nları n tek başına iktidarı al maları ve sosya list toplum düzenine yönel melerid ir. Bu yöne­ l işte anti-em perya l i st, demokratik g üçlerin el birliği ile ul usal bağ ımsızlık devri m i n i sonuçlandırmak zoru n l u olduğu için yeri ne göre cephe, yerine göre daha kısa vadeli ittifa kla r taktiğ i n i uyg u lamak, her ü l kenin za ma na, zemi n e göre değ işen koşullarına göre esnek bir taktik uygulamak gerekir, bu esnek deyiminden de h i ç bir zaman, i l kesizlik, hedeften şaşma ve oportünizm a n laşılmamalıdır, N iyetimiz burada cephe politikas ı n ı n teşri h i n i yapmak değ ildir. T I P p rogra m ı n ı n bu konuda ortaya koyduğ u sorunlara kısaca değinmektir. T I P bu progra m ı ile esasta çok çetin olan bu soru n u daha da zorlaştı r­ m ıştır. TiP progra m ı n ı hazırlayanlar cephe veya ittifaklar soru n u n u gereken cidd iyetle ele a l m ı ş değ i ldirler. Progra m ı n özellikle son kısmı nda "TI P iktidara geldiği za ma n » deyi mi sık sık kulla n ı l maktad ı r. Bundan da a n ­ laşı lan şu : TI P yöneticileri bir koa lisyonla değ i l , tek başı na i ktidara gel­ meleri ni düşün üyorlar. Doğa ldır ki her parti tek başına i ktidara gelmeyi ister, progra m ı n ı da ona g öre hazı rlaya bilir. Ama özellikle T I P gibi, daha devrim aşaması n ı n i l k basamaklarında o l a n bir parti bir yandan da itti­ faklarla, koalisyonlarla işbaşına gel meyi d ü şü nd ü ğ ü kada r, iktidarı başka akımlar ve partilerle paylaşmayı da düşünmeli ve buna hazırlı klı olmalı, daha doğrusu bu zorunlu aşamayı gözönünde tutmalı. Devri m i n geliş­ mesi n i n i l k aşamasında işçi s ı n ı fı n ı n bile tek başı na i ktidara gelmesi zor­ dur. i şçi s ı n ı fı top l u m u n her alanında yönetici, çekici g üçtü r. Herşeyden önce ul usal zeng i n l ikleri yarata n, ul usal yaşamı sağ layan, topl u m u n da­ marları nda dolaşan ka n d ı r. Toplumda devrim hareketinin baş ı n ı çekmek­ tedir. Tek başına i ktidar olması gereken bir g ü çtü r. Ne var ki, politik örgütleri b u objektif durumu toplumun politik alanı nda gereği gibi kıy­ metlendi rmek ola nağ ından şimdilik yoksun oldukları ndan, söz konusu olan işçi sınıfı n ı n tek başına i ktidarı ile sosyalizme g itme aşamasın d a n önce bu i ktidarı hazırlamayı öngören i leri demokrasi devrim i n i hazı rla­ maktır. TI P progra m ı n ı hazırlayan la r bu boşl uğu d uymuş olacaklar ki, progra­ m ı n i lkeler kısm ı n ı n dışında ve sonuna doğru g ü ncel ve ivedi sorunların çözü m ü n ü öngören bir başlık açmak zorunluğ u n u d uymuşlard ı r. Bu baş928


Iıkta TI P'in tek başına yapacağı işler, ulaşmayı hedef aldığı a maçlar sayı lmıştır. Bunlar kısaca : Em peryalizmin her türlü baskı ve etkisinden kurtulmak, Demokratik hak ve özg ürlüklerin geliştiri l mesi, - Şiddet politikasına son veril mesi, - Işbirl ikçi, tekelci büyük sermayenin, toprak beylerin i n egemenliğine son veri lmesi, - işçi sı nıfı ve emekçi yığınları n ekonomik, sosya l, kültürel yaşa m dü­ zeyinin yükseltil mesidir. Prog ramda bu g üncel ve ivedi sorunlar sayı ldıkta n sonra şu cüm leler vard ı r : « Tü rkiye I şçi Partisi, bu somut hed eflerin gerçekleştiri lmesi, de­ mokratik hak ve özg ürlü klerin geliştiril mesi, ülkenin demokratikleşmesi ve em perya lizmin gerij etilmesi için tüm demokratik olana kları son una ka­ dar kullanara k mücadele eder. Türkiye I şçi Partisi, bu hedefler etrafında bütün anti-emperyal ist ve demokratik güçlerin daya nışmasını ve eylembirl iğ i n i sağla mayı ödev bilir. » Burada düşündürücü bazı nokta lar vard ı r : Once prog ra m ı n baş kıs m ı n ­ da parti nin i lkeleri, hedefleri tesbit edi l i rken hedef sosya l ist devrimdir, Türkiye'de M i l l i Demokratik Devrim başarı lmıştır, ded i kten sonra, demok­ ratik devri m i n sonu·çla ndırılması, ileri demokratik aşa maya ulaşma a n ­ l a m ı na gelen bu ilkelerin sayılması neyi gösteriyor? TiP progra m ı n ı h a ­ zırlıya nların, prog ra m ı n s o n kısmiyle b a ş k ı s m ı n ı i n k ô r ettiklerini gösterir. Eylembirliğine geli nce : Dayanışması sağla nacak olan a nti-emperyalist, demokratik güçler hangilerd i r? Bunlar topl umun neresinde bulunuyor? Bunlar yalnız emekçi yığı nlar mıdır? Sı nıfsal çıkarları n ı n baskısı ile de­ mokratik haklardan yana olan bir burjuvazi var mıdır? Onunla açık ve somut hedefler etrafı nda bazı ittifa klar, eylembirl iğ i kurula bilir m i ? Programda « işçi sı nıfı v e müttefik emekçi kitleler" deyi mi s ı k sık geçi­ yor. Bu deyime göre, TiP yöneticileri için müttefik yalnız emekçi kitleleri­ dir. Bu emekçi kitleler hangi ta baka ve zü mrelerdir? işçi s ı nıfı ile köy emekçileri a rasında zorunlu olan bağlaşı klığın yeri nerededir? işçi sınıfı ile köy emekçileri bağ laşıklığı g i bi çok önemli olan bir soru n bu genel deyim içine mi alı nmıştır? Emekçi kitleleri deyi mi içi nde orta tabaklar, küçük burjuvazi va r m ı ? Bütün bu sorun v e sorular açıkça, emekçi leri tereddütlerden kurtara­ cak biçimde çözü mlen miş, ceva plandırılmış değildir. Burjuvazi a rasındaki çel işki ve ayrışmalar hakkında, progra mı hazır­ laya nların bu konuda nasıl davrandı kları ve ona nasıl ya naştıkları hak929


kı nda bize i p uçları verebilecek bir para g raf vard ı r . Deniyor ki .. Tekel dışı sermayeni n tekelci sermaye ile olan çatı şması temel uzlaşmaz bir çel işki değ i ld i r. ()ysa işçi sı nıfı ile çelişki b u n iteliktedi r, » Burjuvazide sürekli b i r ayrışma vard ı r. A m a bu ayrışma ile bölünen burjuvazi n i n bütü n kol ları da söm ürücüd ü r. Burjuvazinin bütü n kol l a rı n ı n i ş ç i sınıfı. emekçi yığınları ile olan çel işki leri uzlaşmazd ı r. Burjuvazinin değişik kolla rı a rasındaki çatışma ve çelişkinin sınıfsal nitel ik taşıdığı da açıktır. Ne var ki. burjuvazinin sürekli ayrışması ile oluşan değişik kolları a ra­ sındaki ayrışmanın uzlaşmaz olmamasına rağmen. topl u m gelişmesin i n bel irli b i r a şa masında bağdaşmaz b i r nitelik kaza nabil iyor. V e bu bağ­ daşmazlık biçiminde bel i ren ç.elişki yine topl umun devrimci gelişmesi nin bel irli bir aşamasında. işçi sınıfı n ı n büyük burjuvaziye karşı s ü rdü rdüğü sınıf savaşımı. emperya lizm-işbirli kçi burjuvazinin egemen liğini ayakta tutmak için faşist yöntemlere başvurmak zoru nda kalması koşullarında. burjuvazi nin iki kolu a rasındaki bağdaşmazl ı k biçiminde bel iren çel işki kanlı bir niteli k bile kaza nabiliyor. Erzincan. Tokat. Adıya man ve daha bazı i l lerde AP ile CHP yanlıları a rasında meydana gelen kanlı çatışmalar g i b i . Bu çatışmaları n kanlı olması günün birinde AP ile CHP yöneticile­ rinin bir a raya gel melerini engellemez. Ama buna ba kıp da burjuvazi içindeki ayrışmaları küçü msemek. devrimci bir ta kti k ve strateji çizerken onlara gereken önemi vermemek. burjuvazi n i n ilerici kolu ile ittifa klar kura rak. en sa ldırg a n , en sömürüc��, ta lancı. işbirl i kçi kolunu tecrit etmeyi denememek, bizzat Leninin deyimi i le .. Ma rksizmden nasibi olmamak .. a nl a m ı na gelir. Leg a l sosya list akımla, TKP a rasında bir daya nışma kurulsaydı işçi sınıfının politik hareketi bundan çok şey kaza nabileceğ i gibi, a nti-emper­ yal ist kurtu luş ha reketi de d a ha hızlı, d a ha sağ l ı l ı kıı gelişme olanakları n ı bulaca ktı . . Leg a l sosya list akıma bağ l ı olan bazı elema nların kendilerine göre bir a nti-komünizmi vardır. Bunlar kendi lerinden olmaya nları komünist diye ilôn etmekle bilerek veya bilm iyerek provokasyon yapıyor, polise hizmet eder d uruma düşüyorlar. Sıra ile kuru l a n legal sosyalist partilerin, böl ücü. parça layıcı nitel iği açıktı r. Ti P prog ra m ı n ı n eleştiril mesi vesilesiyle burada bu konuyu tartış­ mak istemiyoruz. Türkiye Kom ünist Partisi, bütün akımlara karşı uyg u ladığı il kesel tutu­ m u n u leg a l sosya list partilere karşı da uyg u layacaktır. TKP bu partilerin bütün ileri, olumlu, a nti-emperyalist, demokratik gelişmeye yard ı m eden. sosyal izmi yaya n girişi m lerini tutacak, destekleyecektir.

'930


··Yeni çağ •• dan Okurlara Federal Alma nya 'daki okurla rımız «"eni çağ'" dergisini ve TKP' nin di­ ğer yayı nlarını, l istesini yayınladığımız kita pçı lardan satın alabilirler. 1.

1 ,- D M

« Yeni çağ "

2. «Atı l ı m " .

0,50 DM

.

3. L. i . Brejnev, « Lenin'in 1 00. yıldönümü, SBKP'nin XXiV. Kongresi, SSCB'nin 50. yıl ı " .

5,- D M

4. Nazım Hikmet, Bütün Eserleri (8 cilt) ci/di

7,50 DM

5. Bili msel komünizm

7,- D M

6. Len in (biog rafisi)

5,- D M

7. Sovyetler Birliği Komünist Partisinin Progra mı

3,- D M

8. Büyük Oktobr 50 yaşında

3,- DM

9. S. Ostü ngel, «Savaş Yol u »

1 0,- D M

1 0. S. Ostü ngel, « G ünü müzde TKP"

5,- DM

1 1 . S. Ostüngel, « G ü neşli Dünya " .

5,- DM

1 2. S. Ostü ngel, «Türkiye Olayla rı

-

1 ,- DM

1 973" .

1 3. A. Soydan, «Sı nıf sava şında yeni aşa m a "

5,- DM

1 4. A. Soydan, «Alman Demokratik Cumhuriyeti " .

3,- DM

1 5. A. Soydan, « Yedi Sosyalist O/kede Dün-Bugün-Ya rı n »

3,- D M

1 6 . A. Soydan, «Sovyetler Birl iğ i nde 1 2 G ü n " .

.

.

.

.

2,- D M

Ayrıca dergim ize a bone o l m a k v e TKP'nin d iğer yayı nları n ı edi n mek istiyenler aşağıdaki adrese başvura bilirler : 1 BERLIN 1 0 Postfach 1 00229 Ber/ i n (West) Batı Berl i n adresine ödem/er şu kente numarasına yap ı l ı r : Buch h a nd l u ng Postscheckkente 342 441 Berlin (West)


"Yeni çağ .. dan Okulara Komü nist bası n ı n geleneklerini sürdürerek .. Barış ve Sosyalizm Problemleri » - .. Yeni çağ » dergisi sürekli olara k okurlara başvuru­ yor ve derg i n i n daha ilginç, içeriğinin daha zengin olması için önerilerini bildirmelerini rica ediyor. Aldığ ı mız mektuplardaki tavsiyeler, dilek ve istekler, eleştiriler çalışmala rımızı aya rlamamızda bizlere büyük yardımda bulunuyor. Sizlere tekrar başvurarak aşağ ıdaki soruları yanıtlamanızı rica ediyoruz : - Dergide yayımlanan yazılardan hangileri sizde derin bir iz buaktı ve niçin ? - Hangi yazılan beğenmediniz ve niçin ? Dergide hangi kon ularda yazdar okumak istiyorsunuz? Derginin s ayfala nnda kimlerin yazdanm okumak istiyorsunuz? Dergide ne gibi yeni bölümler görmek istiyorsunuz? - Başka önerileriniz var mı ? OkurlanmlZln

bu

soru/anmızı

yamt/ama/armı

bekliyor,

tup/anm aşağıdaki adrese gönderme/erini rica ediyoruz.

Adresimiz : Yeni çağ - Stredisko pro rozsi rovani tisku,

Praha 6, Thakurova 3 Chechoslovakia

.32

mek­


iÇiNDEKiLER Sayfa

Edvard Gerek

·

Avrupa için bir barış yasası Yan Baril

·

Halkın yararı na tarım politikası Volodia Teitelboim

·

Amerika 'mızın tam bağ ı msızlığ ı na doğru . Tadeuş M. Yaroşevski

·

Emek, kişilik, yaratıcı l ı k L . ş. Anti -komünizm karşı-devri m silôhıdır

·

845

853

864

879

887

Fanni Edelman ·

Toplumsol gelişmenin zoru n l u gücü

892

E. Biinova

896

Ra kamlar ve kanıtlar . xx :

901

Demokrasi ve sosya lizm savaşı nda köylüler .

jean Chatain

909

Küçük ve orta işletmeler ve Fransa h a l k ı n ı n tekellere karşı birliği . xx :

91 5

Komünist ve işçi partileri hakkı nda kısa bilgiler .

OZEL SAYFALAR

xx :

·

TKP Merkez Komitesinin bildirisi .

920

A. Saydan 12

Ekim a ra seçim leri n i n gösterd i kleri .

·

.

922

A. S.

Türkiye işçi Pa rtisi nin Progra mı (4)

.

.

.

927


i


yc_75_10