Page 1


Bütün ülkelerin proleterleri, birleşinizI •

YENI

4(130) Nısan

v

1975

ÇAG

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enfo rmasyon dergisi

Alman toprağından bir daha harp çıkmasın Fridrih Ebert ASBP MK Politbüro üyesi

Bu ilkbaharda, Alman Demokratik C u m h uriyeti halk ı 1 975 yılı n ı n e n ö n e m l i g ü n ü n ü, faşizmden k u rtu l u şu n 30. yıldönü m ü g ü nü n ü kutluyor. Alt­ ı:n ı ş yılı aşan bir politik hoyot boy u nca, çeşitli k a ra kterde b irçok « u n utul­ maz g ü n ler» görm üşümdür. Ne Kayzer Alma nyası'nda, ne Vaymar C u m ­ hu riyeti'nde, n e d e H itler d i ktatörl ü ğ ü a ltındaki dönemde b u belirli g ün­ ler hiç b i r za m a n yu rttaşların t ü m ü için bayra m niteliği t a ş ı ma m ı ştır, çün­ kü sınıfsal b i r s ı n ı r çizg isi bir yanda sömürülen yığ ı n ı , öte y and a b i r avuç sömü rücüyü b ı ra karak h a l k ı i kiye bölm üştür. B u bak ı m d a n , faşistler t a rafından 1 939'da açılan harbin en nihayet 8 Mayıs 1 945 gunu sona ermesine, ayrı m yap m a ksızın, sağ ka lan bütü n Almanların sevi ndikleri ta h m i n edilebilir. Şu var ki, sayıca sınırlı a nti -faşist d ireniş birl i ğ i n i n a ktif savaşçıl a rı bir yana, h a l k ı n geniş çevrelerinde p a n i k derecesi nde bir korku va rd ı ve faşizmin bütün i nsanlığa ka rşı işlediği ci nayetlerden ötürü öç a l ı n ma sı olası l ı ğ ı ndan kork u l uyord u . Almanya n ı n onyı l l a r boyu nca izlediği a nti­ komünizm ve a nti-sovyetizm politikası ve bunun en tepe noktası o l a ra k 22 Haziran 1 941 'de Sovyetler Birliğine karşı g i rişilen faşist saldı rı Al m a n halk ı n ı n bilincinde v e bel leğinde derin o l u msuz izler bırak m ıştı. 8 Mayıs 1 945'te, halkımızın g eniş çevreleri nin bil i nc i nde, ş i m diki kesin ­ l e ş m i ş a nlayış, yan i Sovyetle r Birliğinin utkusu n u n d a H i t l e r A l m a nyası n ı n yenilgisi g i bi bir tarihsel yasa l l ı k o l d u ğ u anlayışı h e n ü z yer etmiş deği ld i . Oysa o za m a n gerçekleşen o l g u , ya lnız bir o rd u n u n d iğ e r o r d u üzerinde ut ku sağ laması d eğ iL, aynı zamanda ta m a nl a m iyle i nsancıl sosyalist top­ l u m düzen i n i n kıyı cı bir sömürü, ezgi ve i nsan kırımı sistemine ü stün gel285


mesiyd i ; sosyal ist devlet ve toplum d üzeninin emperya lizme her bakımdan üstünlüğü de bu utkuyla pekişm iş oluyord u . O zaman, bu utkunun halkı m ızı n hayatında tarihsel bir d ö n ü m noktası olduğunu, şanlı Sovyet silôhlı kuvvetleri tarafından faşizmden kurtuluşun Büyük Oktobr Sosyalist D evrimi'nin açtığı yol üzre d ünya sosyalizminin gelişmesinde önemli bir aşama olduğ unu, işçi sınıfı mızın içindekiler de dahil, yeteri nce derin bir M a rksist-leninist teorik bilgiye sahip o l mıyan ilerici güçler bile birdenbire kavrıya m a mışlard ı . Fakat o zamandan beri Sovyetler Birliğinin ve SBKP' n i n eylemsel maddi ve mô nevi d esteğiyle Alman Demokratik C u m h u riyeti'nin devlet ve toplu m d üzeninde oluşan değişmeler, faşizmden kurtuluş g ü n ü ne ADC emekçi halkının hayatında sürekli bir yer sağ ladı ve bunu pekiştirdi. Bug ü n biz bu tarihsel yıldönü­ münü bütün ilerici insa nlıkla birlikte büyük törenlerle kutluyoruz. Faşizmin kayıtsız şartsız teslim oluşundan ADC'nin sosya list devletler topluluğunun ayrı lmaz bir parçası olarak varl ığını sürd ü rmekte olduğu g ü n ü m üze kadar, başarılı ve aynı za manda g üçlü klerle dolu karmaşık bir yol geçmiş bulunuyoruz. Bug ü n a rtık her şeyden önce tek tek her sosya­ l i st devletin ve bütünüyle sosyal ist topluluğun g itgide sağ l a mlaşan mad­ di-teknik temeline dayanılara k, çözülen problemlerle çözü m ü n gerektir­ diği olanaklar a rasındaki bağı ntı g itgide daha çok dengeleniyor. Oysa 8 Mayıs 1 945'ten hemen sonra, Alman işçi h a reketinin politik bil inçli g üç­ leri o zaman çözümü ola naksız görünen soru nlarla karşı karşıya bulunu­ yorlardı. Ve ne olursa olsun, bu sorun l a r çözüme kavuşturulmalıydı. Ka ­ vuşturuldu da. Sovyet askeri birliklerinin Alman halkını açlıkta n kurta rmak için a ldık­ l a rı sayısız ted bi rler, fabrika ve işletmeleri, taşıt a raçlarını onarı p eyleme g eçirme, kültür kurumlarını tekrar ça lışır hale getirmede gösterdikleri yar­ d ı mlar, milyonl a rca insa n ı n kafasında kalıplaşmış a nti-bolşevik önyargı ­ ların yavaş yavaş sili n mesine yol açıyor, aynı zamanda sarsıl maz bir dostluğun, bugün ADC yurttaşlarını Sovyetler Birliği halklariyle bağlıyan dostluğ un kurulup gelişmesi olanağını yaratıyord u . Sovyet komünistlerinin çokyan l ı v e çıkar gözetmez destek ve yard ı m­ larının, harbin korkunç sonuçlarını giderme bakı m ı ndan, toprakları ndan başka halklara karşı artı k b i r daha harp çıkmayacak bir devlet kurma ba kımından kesin bir önemi va rdı. Her iki işçi partisinin (Al m a n Kom ü ­ nist Partisi v e Al man Sosyal-Demokrat Partisi) üyeleri bunu kuvvetle his­ sediyorla rd ı . Sovyet Ordusu subay v� erleri, sosyalist toplu m u kurmadaki zeng i n deneylerini Al man yoldaşlariyle seve seve paylaşıyorl a rd ı . Alman işçi hareketinin politik bakı mdan e n olgun g üçleri, önlerindeki asıl soru nun, ana ödevin ne olduğunu bili nçle kavrıyorlardı. Her şeyden önce, Sovyetler Birliğinin ve a nti- hitler koalisyonu halklarının kazandık­ ları utku sonucu olara k meydana gelen elverişli g üçler dengesinden ve 286


aynı za manda dü nya emperya lizminin şiddetlenen bunal ı m ı ndan aza mi ölçüde ya ra rlanı larak, Al man- toprağ ında emperya lizmin ve militarizmin kökü nün bir daha türemiyecek biçimde kazı nması gerekiyord u. B u da işçi sınıfı n ı n politik egemenliğ inin, sosyalist toplum düzeninin kurulması için gerekli temellerin atıl ması anlam ına gel iyordu. Gelgelelim, 8 Mayısta, bu elverişli durumdan yararlanı l masını engel ii­ yen etkenler hôlô daha eylem gösteriyordu. işçi ha reketi henüz tek bir savaşkan Marksist parti nin kişiliğinde bir devrimci öncüye sa hip deği ldi. işçi sınıfının içinde daha Birinci D ü nya Savaşı sırası nda meyda na gelen parçalanma, milyon larca emekçi nin emperya l izme karşı savaşı n ı n zayıf­ la masına neden olan ve Hitlerci diktatörlüğün kurulmasına öneml i dere­ cede yard ı m eden parça lanma henüz g ideri l memişti. B u yüzden, Alman işçi sınıfı 1 933-1 945 yılları a nti-faşist sava ş ı m ı bo­ yu nca büyük kayıplara uğradı, sayısız m i l itanları öldürüldü, nice işçilere işkenceler yapıldı. Ernst Telman ve R. Braytşayd'ın adları, faşist barbar­ lığa karşı ka hrama nca savaşan ve bu savaşta canlarını da esirgemiyen . onbinlerce Al manı komünist ve sosya l -demokratı nı simgeleştirmektedir. G izlilik koş u l la rı nda, toplama kampl a rı cehenneminde, yabancı ü lkelere göçeden mi litanlar çevresinde örg ütlenen direniş ha reketinde hep şu ana yargı oluşuyordu: Emperyalizmin harpler ve bunalımlar burgacıina bir daha geri gelmemek üzere son vermenin biricik çaresi emperya lizmin bü­ tün egemenlik temellerinin kesin l ikle ortadan kaldırılmasıd ı r ; bu devrimci dönüşümü gerçekleştirebilecek durumdaki biricik güç de Marksizm-leni­ nizm tabanı üzerinde doğrulmuş tek pa rtiye sahip ol ması gereken işçi sınıfıdır. ) Faşizmden k u rtu luşun gerçekleşmesinden,hemen sonra , her iki işçi par­ tisinin üyeleri birlikte eylemlere can atmaya başladıla r. Fa kat candan ve dürüst birleşme istekleri ile bu objektif gerekliğin pratik olarak gerçekleş­ ' tiril mesi arasında, karmaşıklığı nı bugün yeni kuşaktan olanların a ncak zorlukla tasavvur edebilecekleri bir safha vard ı . B u sürece tanık olan ve gel işmesine a ktif biçimde katı lan bir kimse olarak, o za manki Alman Sos­ ya l - Demokrat Partisinin nice dürüst mil ita nlarının d üşü nce tarzını ve dav­ ra nışiarını gayet iyi hatırlıyorum . Ma rksist-leninist ta rih bilimi şu h usus­ l a rı tam olarak tespit etmekted i r : « Bu sosya l-demokratların düşünce ve eylem leri, daha çok, egemı'ın l i k a racı olara k işçi sın ıfına hizmet edecek i lkesel bakımdan yeni bir devlet örgütü için savaşı g üçleştiren b u rjuva­ parlô menter görüşlerden oluşuyordu. Birçok sosya l -demokrat, başla ngıçta, Sovyetler Birliğine karşı olumlu davra nışı sadece politik yararı öne alan bir buyruk olarak ka bu l ed iyor, fakat bu davranışın Sovyetler Birliğiyle dostlukta temeli oluşturan proleta rya enternasyonal izmi istemleriyle ve köklü sınıfsal uyg unluğunu henüz anlamıyorlardı. AKP'yle eylem birliği an laşmasında beli rlenen a nti-faşist demokratik tedbirlerin hayata geçiri l ­ mesini ola nca güçleriyle destekliyen birçok sosyal-demokrat, b i r yandan 287


mesiydi ; sosya list devlet ve toplu m düzeninin emperyal izme her bakımdan üstünlüğü de bu utkuyla pekişm i ş oluyord u . O zaman, bu utko n u n halkı m ızın hayatında tarihsel bir d ö n ü m noktası olduğunu, şanlı Sovyet silô hlı kuvvetleri tarafı ndan faşizmden kurtuluşun Büyük Oktobr Sosyalist Devrimi'nin açtığı yol üzre d ünya sosyalizminin gelişmesinde önemli bir a şama olduğ u n u , işçi sınıfı mızı n içindekiler d e d a h i l , yeterince derin bir M a rksist-Leninist teorik bilgiye s a h i p ol mıyan ilerici güçler bile birdenbire kavrıyo ma m ışlardı. Fakat o zamandan beri Sovyetler Birliğinin ve SBKP' n i n eylemsel maddi ve mô nevi d esteğiyle Alman Demokratik C u m h u riyeti' nin devlet ve toplu m düzeninde oluşan değişmeler, faşizmden k u rtul u ş g ü n ü ne ADC emekçi halkının hayatında sürekli bir yer sağ ladı ve bunu pekiştirdi. Bugün biz bu tarihsel yıldönü­ münü bütün ilerici insanlıkla birlikte büyük törenlerle kutluyoruz. Faşizmin kayıtsız şartsız teslim oluşunda n ADC'nin sosya list devletler topluluğunun ayrı lmaz bir parçası ola ra k va rlığını sürd ürmekte olduğu günü müze kadar, başarıl ı ve aynı za manda güçlüklerle dolu karmaşık bir yol geçmiş bulunuyoruz. Bug ü n a rtık her şeyden önce tek tek her sosya­ list devletin ve bütünüyle sosya l ist topl uluğun g itgide sağ lamlaşan mad­ di -teknik temel ine daya n ı l a ra k, çözülen problemlerle çözü m ü n gerektir­ diği olanaklar a rasındaki bağıntı g itgide daha çok dengeleniyor. Oysa 8 Mayıs 1 945'ten hemen sonra, Al man işçi hareketi nin politik bilinçli g üç­ leri o za man çözü m ü olana ksız görü nen sorunlarla karşı karşıya bulunu­ yorla rd ı . Ve ne o l u rsa olsun, bu sorunlar çözüme kavuşturulmalıydı. Ka­ vuşturuldu da. S ovyet askeri birliklerinin Alman halkını açlıktan kurtarmak için aldık­ l a rı sayısız tedbirler, fabrika ve işletmeleri, taşıt a raçları n ı onarıp eyleme geçirme, kültü r k u ru m la rını tekrar çal ı ş ı r hale getirmede gösterdikleri yar­ dımlar, milyonlarca insan ı n kafası nda ka l ı plaşmış a nti-bolşevik önyarg ı­ ların yavaş yavaş silinmesine yol açıyor, aynı zama nda sarsılmaz bir dostluğun, bugün ADC yurttaşları n ı Sovyetler Birliği halklariyle bağlıyan dostluğun kurulup gelişmesi olanağını yaratıyord u . Sovyet komünistlerinin çokyanlı v e ç ı k a r gözetmez destek ve yard ı m ­ larının, harbin korkunç sonuçlarını g iderme bakımından, toprakla rı ndan başka halklara ka rşı a rtık bir daha harp çıkmayacak bir devlet kurma bakımından kesin bir önemi va rdı . Her iki işçi partisinin (Al m a n Kom ü­ nist Partisi ve Al man Sosyal-Demokrat Partisi) üyeleri b u n u kuvvetle his­ sediyorla rd ı . Sovyet Ordusu subay ve erleri, sosyalist toplumu kurmadaki zengin deneylerini Al man yoldaşlariyle seve seve paylaşıyorl a rdı. Alma n işçi hareketinin politik bakımdan en olg u n g üçleri, önlerindeki asıl soru nun, ana ödevin ne olduğunu bilinçle kavrıyorlardı. Her şeyden önce, Sovyetler Birliğinin ve a nti- hitler koa l isyonu halklarının kazandık­ l a rı utku sonucu olara k meydana gelen elverişli g üçler dengesinden ve 286


aynı za manda d ü nya empe rya lizminin şiddetlenen bunalımı ndan aza mi ölçüde yara rla nılarak, Al man' toprağ ı nda emperyalizmin ve m i l itarizmi n kökü n ü n bir daha türemiyecek biçimde kazı n ması gerekiyord u. Bu da işçi sınıfı n ı n politik egemenliğinin, sosya list toplum düzeninin kurulması için gerekli temellerin atıl ması a nl a m ı na gel iyordu. Gelgeleli m , 8 Mayısta, bu elverişli d u rumdan yararla n ı l masını engelii ­ yen etkenler h a l a daha eylem gösteriyordu, i ş ç i ha reketi henüz tek bir ' savaşkan M a rksist partinin kişiliğinde bir devrimci öncüye sahip değildi. işçi sınıfı n ı n içinde daha Birinci Dünya Savaşı sırası nda meyda na gelen parçalanma, m ilyonlarca emekçinin emperya lizme karşı savaş ı n ı n zayıf­ la masına neden olan ve Hitlerci diktatörlüğün kurulmasına önemli dere­ cede yard ı m eden parça lanma henüz g ideri l memişti. B u yüzden, Alman işçi sınıfı 1 933-1 945 yılla rı a nti-faşist savaşımı bo­ yunca büyük kayıplara uğradı, sayısız militanları öldürüldü, nice işçilere işkenceler yapıldı. Ernst Tel m a n ve R. B raytşayd'ı n adları, faşist barbar­ lığa karşı kahrama nca savaşan ve bu savaşta ca nları n ı da esirgemiyen . onbinlerce Almanı komünist ve sosya l -demokratını simgeleştirmektedir. G izlilik koşuıı a rında, toplama kampl a rı cehenneminde, yabancı ülkelere göçeden milita nlar çevresinde örgütlenen direniş h a reketinde hep şu a n a yargı oluşuyordu: Emperyalizmin ha rpler ve bunalımlar burgacıina b i r d a h a g e r i gel memek üzere s o n vermenin biricik ça resi emperyalizmin bü­ tün egemen lik temelleri n i n kesinlikle ortadan ka ldırılmasıd ı r ; bu devrimci dönüşümü gerçekleştirebilecek durumdaki biricik güç de Marksizm-Leni­ nizm tabanı üzerinde doğrulmuş tek partiye sa hip ol ması gereken işçi sı nıfıdı r. Foşizmden kurtuluşun gerçekleşmesinden,hemen sonra, her iki işçi par­ tisin i n üyeleri birlikte eylemlere can atmaya başlad ı l a r, Fakat candan ve dürüst birleşme istekleri ile bu objektif gerekliğin pratik olara k gerçekleş­ ' tiril mesi a rasında, karmaşıklığı nı bugün yen i kuşaktan olanların a ncak zorl ukla tasavvur edebilecekleri bir safha vard ı . B u sürece tanık olan ve gel işmesine a ktif biçimde katı l a n bir ki mse olarak, o za manki Alman Sos­ yal- Demokrat Partisinin n ice dü rüst m ilitanlarının düşü nce tarzı nı ve dav­ ra nışiarını gayet iyi hatırlıyorum. Marksist- Leninist tarih bilimi şu h usus­ l a rı to m olarak tespit etmekted i r : « Bu sosya l -demokratların düşünce ve eylem leri, daha çok, egem�ın lik a racı olarak işçi sınıfı na h izmet edecek i lkesel bakımdan yeni bir devlet örgütü için savaşı g üçleştiren burjuva­ parlamenter görüşlerden oluşuyordu. Birçok sosyal-demokrat, başlangıçta, Sovyetler Birliğine karşı olumlu davranışı sadece politik ya rarı öne a l a n !:lir buyruk ola rak ka bul ed iyor, fakat bu davra n ış ı n Sovyetler Birliğ iyle dostlukta temeli oluşturan proletarya enternasyonalizmi istemleriyle ve köklü sınıfsal uyg u nluğunu henüz anlamıyorlardı. AKP'yle eylem birliği anlaşmasında belirlenen a nti-faşist demokratik ted birleri n hayata geçiri l ­ mesi ni ola nca g üçleriyle destekliyen birçok sosyal-demokrat, b i r yandan 287


emperyalist işgal devletleri hakkınd a çoğu kez hayale kapılarak bazı yer­ siz refor mist metotlara da başvuruyorla rd ı . Bunlar içten bir ina nışla ko­ münistlerden yana savaş yürütüyorlarsa da, a rdıcıl sayı lamıyacak ola n tutu mları, işçi sınıfı n ı n gücüne olan ina ncı sarsmoda, a nti-komü n izm ve a nti-sovyetizmi körükleme ve böylelikle işçi sın ıfı içindeki parça l a nmışlığı yeniden derin leştirmede sağcı oportünist l iderlere olanaklar veriyordu . » (i) O zaman Sovyet işgal bölgesinde sosyal-demokratların ateşli tartışma­ ları nı gayet iyi hatırlıyorum. Düzenlenen ta rtışmalarda, yunker'lerin (2) ve büyük çiftli kçilerin egemenliği damgasını taşıyan Alman köyünde sınıf­ sal yapılışı ne suretle değiştirmenin a maca uyg u n olacağı konusu ele a l ı n ıyordu . Kom ü n i st yoldaşlar, 1 1 Hazi ra n 1 945 günü yayımladıkları «Şe­ hir ve köy emekçi leri! Erkekler ve kad ınlar! Alman gençliği!» hitabiyle başlıyan tarihsel çağrıda, büyük toprak mülkiyeti nin ta mamen ve bir daha geri gel memek üzere ortadan kaldırı l masında, bunların top rakları n ı n bütün yurtl uklariyle birlikte tarım işçi lerine v e topra ksız köylüye dönüşmüş yoksu llara dağıtılmak üzere taşra idareleri veya topra k reformu daireleri emrine veril mesinde ısrar ediyorlard ı . Bug ü n biliyoruz ki, bu tedbir, en önemli a l a n lard a n biri olan tarımda 1 9 1 8 Kası mında başlamış olan bur­ j uva-demokratik devri mini ta mamlama n ı n biricik doğru yoluydu. Işçi sı nıfı ile emekçi köylü ler arasında bağ laşma n ı n sağla m teme l i a ncak böyle meydana getirilebil i rdi. Anaya sa mızia saptanan sosya list gerçekliğin ta­ banı (dolaysız ve dolaylı a n l a m iyle) böyle hazırla n m ı ştı. Anayasa mız söz­ konusu sosyal ist gerçekliğ i şöyle n itelendi ri r : «Alman Demokratik Cum­ h u riyeti işçilerin ve köylülerin sosya list devleti d i r. B u cu m hu riyet, işçi sını­ fının ve bu sınıfın Ma rksist-Leninist partisinin yönetmenliği a ltında şehir ve köy emekçilerin i n politik ö rg ü tü d ü r. » (3) 1 945 yılında sosya l-demokratları n birçoğ u , yunker'ler ve çiftl ikçiler elin­ deki büyük top rakları n göçmenlere, yoksullara , ı rgatlara dağıtılması ge­ rekliğini kuşkusuz kabul ediyor, fakat bir daha geri veri l memek üzere el koyma yönelimini ve aynı zamanda işçilerle köylüler a rasında bugü n ADC'nin doğal v e sarsı lmaz temeli ola n tarihsel bağlaşı klığı n yaratı lma­ s ı na yönel i m i kavrayamıyorlardı. Sovyet yoldaşlar bu kesin ve önemli soru n u n da ideolojik açıdan açık­ lığa kavuşturulmasına yard ı m ettiler. Lenin'in partisi tarafından eğitilmiş ve savaş ateşinden geçmiş olan bu yoldaşlar, eylemsel a rdıcıllığı arka-

(1) Klassenkampf - Tradition - Sozialismus, Von den Anfö ngen der Ge­

schichte des deutschen Volkes bis zur Gesta ltung der entwickelten sozialistischen Gesellschaft in der Deutschen Demokratischen Repu ­ blik. GrundriB , V E B Deutscher Verlag d e r Wissenschaften, Berl i n 1 974, S. 500-501 . (2) Alman büyük toprak sa hibi. C) Verfassung der Deutschen Demokratischen Republik vom 6. April 1 968 in der Fassung des Gesetzes ıur Ergönıu n g und A nderung der Ver­ fassung der DDR vom 7. Oktober 1 974, s. 9.

288


daşça yardı mseverli kle bağdaştı ra ra k, sahip oldukları zeng i n deneyi Al­ man emekçileriyle seve seve paylaşıyorlard ı . Bununla beraber, vaktiyle Sovyet Rusyada köylü lerle bağ laşma k u ru l ması için a l ı n m ı ş olan tedbir­ lerin basma ka lıp uyg u lanması değ i l , eylemde Ma rksist-Leni nist ya naşırn ı n kı lavuz edinil mesi sözkonusuydu . ADC'deki uyg ulama b u n u n inandırıcı bir kanıtıydı . Sovyet komünistleri, A l m a n Komü nist Partisi'yle Alman Sosyal - Demokrat Partisi'nin Ma rksizm temeli üzerinde birleşmeleri için ideoloji k birliğin şart olduğ u n u n açı kça kavra n ması nda bize özel likle yard ı m etti ler. Faşizmden k u rtuluşta n sonra, öncelikle her iki partinin eylem komitelerinde yüzbin­ lerce komünistin ve sosyal-demokratın birlikte ça lışmaları nda, çoğ u kez kendiliğ inden-gelme bir atı l ı mla istenen örgütsel birleşmeden önce, sorun ü.zerinde etraflı bir ideolojik açıklığa varı l ması gereğ i n i n küçümsendiği haller ol uyord u . Alman işçi hare ketinde vaktiyle yol verilen örgütsel bö­ l ü n meyle işlenmiş olan büyük hata nı n bir an önce düzeltilmesi sabı rsız­ Iığı, bu d ü rüst istek, sosyal - demokrat yoldaşlar a rasında birçokla rı n ı n ön­ cel ikle Leni n'in yeni tipten partiye ilişkin savaşı nın � zlüğ ünü yeterince bil med iklerini veya bu savaşın ola nca önemini kavramadıklarını gösteri­ yordu. AKP' li yoldaşlara düşen ve bundan daha az karmaşık olmıyan d iğer bazı soru n l a r da va rd ı . Bir yandan, « bütün üyeleri n, faşizınden k u rtuluş­ ta n sonraki işçi h a reketinin yeni soru nlarını ta mamiyle anlamaları, dog­ matik ve sekter etkilerden silkinebilmeleri için, etraflı bir ideolojik-politik eğ itim ça l ışması yap ı lması gerekiyord u. AKP ile ASD P a rasında ortak eylem a nlaşması n ı n gerçekleşti ri l mesi karmaşık bir politik ve ideolojik savaştı . » ei) Anti-faşist, demokratik düzen için ortak savaşta ki gelişme sü recinde bi rçok p roblem çözüme kavuşturuldu. Ta rihin verdiği ve çoğ u da acılı i bret dersleri gereken birleşme emel i n i boyuna besliyor, g üçlendiriyord u . Sonuç olarak, A l m a n Komünist Partisi Başka nı V. Pik ile A l m a n Sosya l ­ Demokrat Partisi Başka n ı O. G rotevol el sıkıştı l a r ve böylece K. Marks, F. Engels ve V. i. Leni n ruhunda Alman birleşik işçi ha reketin i n doğ uşunu simgeleştiren Alman Sosya l ist Birlik Partisinin kuruluşunu pekiştirmiş ol­ d u l a r. Bu kaçı n ı lmaz tarihsel eylem, a ncak Sovyet komünistleri nin sürekli ve çokya n l ı ideolojik, politik ve maddi desteğ iyle gerçekleştirilm iştir. O za man Almanya n ı n Batı işgal bölgelerinde (ora l a rdaki komünistlerin ve birçok d ü rüst sosya l-demokratların birleşme çı rpını şları içinde olma­ larına karş ı n) görülen ba m başka ve üzücü gelişmelerden d oğ a n durum bunun açık bir kanıtı d ı r. Birleşmeyle meydana getirilen ASBP'nin 1,3 milyon üyesi, ideolojik açı k­ liği ol uşturma s ü recinin böylesine başa rı l ı gelişmesinden ve birleşme

(I,) Klassenkampf - Tradition - Sozialismus . . . a. a . O., S. 501 . 289


olanağ ı n ı yaratmasında n ötürü haklı bir kıvanç d uy uyorlardı: Fa kat Mark­ sist temel ü zerinde birliği meydana getirmek, kesin ve çözümleyici olsa bile, sadece ilk adı mdı. Ozellikle o zamanki ödevleri mizin boyutları nı gösterebilmek için , şu hususun tekrar tekrar hatı rla nması gereki r : «Alman Sosya list Birlik Partisi, Al man işçi h a reketin i n bütün devrimci gelenekle­ rini sürdürerek, kuruluş süreci içinde (kursif benim - F. E.) Ma rksist­ Leni nist bir partiye dönüşmüştür. B u parti, SBKP'yi örnek tutarak \Ye onun zeng i n deneyinden yara rlanarak, sınıf savaşı n ı n çetin koşulla rı içinde işçi sınıfı n ı n ve bütün emekçilerin öncüsü sıfatiyle bütün sı nama lara daya n­ m ıştı r. » (5) Bu sü reç boyunca öncelikle parti içinde ne gibi p roblemlerin çözülmesi gerekiyordu ? ASB P' n i n sosyal-demokrasi safla rından gelen üyelerinin bi­ l i nçlenmeleri, V. i. Lenin'in, emperya lizmin oluşma çağ ında K. Marks' ı n v e F . Engels'in dôvasını sürdüren bir d e h a olduğ u n u daha derin a n l a m a ­ l a r ı , öğ renmeleri gerekliydi. Emperyalist p ropaganda, ASDP sağcı lider­ Ieri n i n hoşgörüsüne ve hattô desteğ ine daya narak, Len i nizmi, SBKP'yi, SSCB'yi ve bunlarla ilgilen meyi kötü ıüyordu . Bu d u ruma son veri l me­ liydi. Aynı zamanda Alman işçi ha reketi tarihi, somut olarak XX. yüzyı l ı n başından o günlere kadarki dönem, eleştirisel açıdan yenibaşta n ele a l ı n­ malıydı. Bu konuda çok çeşitli fikirler ileri sürü l üyordu . ASBP'ni M arksist­ Leni nist pa rtiye dönüştürme işi, ayrıca, demokratik sçı ntra lizm p rensipleri­ nin , eleştiri ve özeleştiri ni n , bilinçli disiplinin her üyede doğal ideoloj i k ed i n i m haline gel mesini gerektiriyord u. Bolşevik partisi üyeleri, ça lışmalariyle bize örnek, yardı mcı ve savaş a rkadaşı olmuşla rd ı r. B u n u uzun uzadıya ispat gereksizdir. Alma nya 'da o zamanki Sovyet Askeri Idaresi'nde görevli yoldaşlarla ve SBKP yönetimi üyeleriyle çok sayıda kon uşmalarımızı iyi hatırl ıyoru m. B u konuşma larda, faşist hileli plônlara , emperyalist müdahale ve işgale karşı demokrati k gelişmeyi sağlama soru nları ele alı nıyor, 1 945 Potsda m Konfera nsı kara r­ larında ve Müttefik Devletler Kontrol Komisyonu kara rna melerinde sap­ ta nan silôhsızlanma, Naziliğin kök ü n ü kazı ma ve demokratioşma tedbir­ lerinin gerçekleştirilmesiyle ilgili sorun l a r ve aynı za manda iç partısel gelişme p roblemleri üzeri nde duruluyord u. B u görüşmeler, ekonominin örg ütlenmesi, plônlamada ilk adı mların atılması, demokratik devlet egemenliğinin örg ütlenmesi ve kültür haya ­ tının canlandırılması bakımından kesin bir önem taşıyordu . Bundan baş­ ka, Sovyetler Birliği bize yiyecek maddel eri, tohuml uk, hasat-harman ma­ k i neleri ve traktörler göndermek su retiyle de paha biçilmez maddi ya r­ d ı m l a rda bulunuyordu . Alman halkının a nti -faşist, demokratik temel üze-

(5) 25 jahre Deutsche Demokratische R ep u bl i k - ein Viertelja h rh undert Kampf für Frieden, Demokratie u n d Sozialismus, Staatsverlag' der Deutschen Demokratischen Republik, Berli n , 1 974, S. 1 0.

290


rinde yeniden doğ uşunu sağlamaya yönelik geniş Sovyet tedbirleri yurttaşlarımızın Sovyet Ordusuna karşı i lişkisini değ iştirdi. Sovyet Ordusu erleri nin ve Sovyetler Birliği halkları n ı n Alman emekçileri için yardı mcı ve sınıf kardeşleri oldukları, bu emekçi lerin de düşledikleri kutsa l a maca ulaşmak, yani Alman toprakları ndan bir daha harp çıkması ola nağ ı n ı ortad a n kaldırmak i ç i n elden gelen h e r şeyi yapmak istedikleri bili nci oluşmaya başladı. insanları n bilinci ndeki bu değ işme, çok geçmeden hal­ kın d i l i ne de yansıdı; Günlük konuşmalarda « Ruslar»a, «dostları mı z » den­ miye başla n d ı ve bu söz bug ü n ADC ölçüsünde yayg ı n bir kavram oldu. SBKP i l e ASBP arasındaki savaş birliği, iç ve d ı ş gerici l i ğ i n em perya­ l izmi d iriitme politikasının Batı kesimini de kapsayan tek, barışsever, de­ mokratik Alman cumh uriyetinin yaratılmasına olanak vermediği görü ldük­ ten sonra, çok daha büyük bir önem kaza nd ı . Batı 'da Federal Alman Cumhuriyeti'nin kurulmasına verilebilecek biricik. karş ı l ı k olarak 7 Ekim 1 949'da Alman Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. B u doğ uş ta ma miyle halk i radesi n i yansıtıyord u. Mevzilerin i FAC çerçevesinde bir kez daha canlandırabilen emperyal izm, el bette, emekçilerin bu politk adımını ken­ d i varlığını tehdit eden bir kışkırtma, bir meydan okuma sayıyord u. Çü n­ kü ADC'nin k u ru l ması Alman toprağı nda sadece iki nci bir devlet yarat­ ma eyleminden iba ret değ i ldi. Bu devlet a nti-faşist, demokratik dönümün başa rılarını da pekiştiriyordu. Ayn ı za manda Alma n toprağ ında sosya lizm yolu nca bir gelişme (ki ASBP bunu daha başla ngıçtan itibaren program hedefi edinm işti), bu devletin kuru l ma siyle uyg u lama safhasına girmiş oluyordu (em perya l iz m için asıl tehlike de buydu). Daha Ku rucu Kongre tarafından ka bul edilen "Alman Sosya list Bir­ l i k Partisi'nin temel prensipleri ve hedefleri » belgesinde, bu prensip ve hedefler hakkında şu önemli noktalar beli rtiliyordu: " . . . Şu var ki, önemli problemlerin çözü mü, henüz, ka pita list sömürü ve ezgi sistemini, ortadan kaldırmıyor, kapita list üretim tarzı anarşisine son vermiyor, barış için sağ lam bir g a ra nti sağ l a m ı ş olmuyor. » (6) Ve ASBP, işçi sınıfının ta rihsel misyonu n u gözönünde bulundura rak, bundan şu sonucu çıkarıyord u : « Bu, sınıf, sömürü ve ezg iden, a ncak tüm topl u m u sömürü ve ezg iden kurtar­ d ı ğ ı ve sosya list topl u m u kurd u ğ u ta kdirde kurtulabilir. Sosya lizm bütün u l uslara, bütün insanlara , hakları n ı n serbestçe gerçekleşti ril mesi ve kabili­ yetieri nin alabildiğine geliştiri l mesi olanaklarını sağ lar. Insanlık a ncak sosya lizmde özg ü rlük ve topyekun esen lik d ü nyasına g i rer. » (7) Parti, bunun kesfn koşu lu olarak da, işçi s ı n ı fı n ı n Ma rksist-leninist pa rti tara ­ fından yönetil mek ve d iğ er emekçilerle bağlaşma kurmak suretiyle politik

(6) G rundsötze und Ziele der Soz ial istischen Einheitspartei Deutsch la nds,

z itiert na ch revolutionöre deutsche Parteiprogra m me, vom Kom mu­ n i stischen Manifest z u m Prog ra m m des Sozia lism us, Dietz Verlag, Ber­ l i n 1 967, S. 205. (7) Yine orada, S. 205-206. 291


egemen liği elde etmesi gerekliğini açı kça beli rtiyordu. Bu istemler ADC'­ nin k u rulması s ı ra sı nda esas itiba riyle yeri ne geti rilmişti. 1 946 Nisanı nda "Alman Sosya list Birl i k Partisi demokratik cumhuriyetin topraklarında bu yen i devlet için savaşıyor» (8), denilerek ilôn ed ilen a maç, 7 Eki m 1 949'da ADC'nin politikası n ı n yapıtaşı oluyordu. ADC' n i n kuru l ması, Alma n halkı n ı n ve diğer Avrupa hal kları n ı n tari­ hinde bir dönüm nokta sı d ı r. Bu başa rı, a ncak Leninci partinin yönetimi a ltındaki Sovyetler Birliği halkları n ı n paha biçi lmez yard ı m ve katkı ları sayesinde elde edilebilm iştir. ASBP MK Biri nci Sekreteri E. Honeker yoldaş, bu ta rihsel gerçeg ı, ADC'nin 25. kuruluş yıldön ü m ü n ü kutla ma toplantısınd a ya ptığı konuşmada şöyle bel i rtti : " . . . Sovyet halkının ka h rama nca savaşı halkı mızı faşizmden kurta rmış ve ileri l i k yol una koyulması olanağını ya ratmıştır. Alman De­ mokratik Cumhuriyeti' n i n gelişmesi Sovyetler ül kesiyle ka rdeşçe bağ laşık­ i ı k dışı nda ola naksızdı ve bugün de olanaksızd ı r. Pol itika mızın bu şaşmaz prensipinin kökü derinlerde, daha Büyük Oktobr Sosya l ist Devrimi' nden itibaren, i n sa n l ı ğ ı n geleceğ i n i simgeleştiren Bolşevik Partisi ve Sovyet devletiyle bağ l ı lıklarını beli rtmiş olan Alman işçi sı nıfı n ı n en iyi .eleman­ larının savaşındad ı r. Bu elemanlar 1 945 y ı l ı nda Sovyetler Birliğ iyle dost­ l u ğ u aynı ruhta yurttaşlarımızı n kafalarına ve kal plerine ma letme çaba­ sına koyul m uşlard ı r. Attığı mız ilk adımla ra koşut olarak, Sovyetler Birli­ ğ iyle dostluk fikri de gelişmiş devletimizin kuruluşuna temel olmuştur. Bug ü n Alman Demokratik Cumhu riyeti, bu dostluk sayesinde ve sosyal ist topl uluğun ayrılmaz bir bölümü olarak, dünya n ı n en kudretli ve etkili gücünün, ya n i yeryüzü n ü n üç kıtasında sapa sağ lam tutun u p kök salmış olan sosya l izm güçleri n i n bileşi m i nde yer a l ma ktad ı r . » (9) Aynı jübile törenine katı l a n SBKP MK Genel Sekreteri L. i. Brejnev yoldaş, yaptığı konuşmada, bugünkü esasl ı sonuçlara varıl ması için ve­ rilen savaş ı n çetinliğini şöyle bel i rtti : " . . . Emperya list çevreler, cumhuri ­ yeti (ADC'yi) yoketmek, Avrupa topra ğ ı nda kök salmasına engel o l mak, egemen bir devlet olarak uluslara rası çapta tanınmasına yol vermemek için az mı çırpı ndılar?» (10) Brejnev yoldaş şöyle devam etti: " Em per­ ya lizmin sayısız politik, ideolojik, ekonomi k ve askersel a raçlarla yürüt­ tüğü savaş daha başla ngıcından itiba ren başa rısızlığa hükümıüydü. Em­ perya list çevrelerin bütün yeltenişleri kardeş sosya list devletlerin ortak ça balariyle suya düşürüldü. ADC' n i n uluslara rası hukuk k u ra l l a rı gere­ ğ i nce tanınması isteği, Varşova Antlaşması'na g i ren ül kelerin bütün dış

(8) G ru nd sötze und Ziele .. ., a . a . O., S. 206. (9) E. Honeker, Alman Demokratik Cumh uriyeti' n i n 25. k u ru l uş yıldönü­ m ü n ü kutlama toplantısında ya ptığ ı konuşma. " Pravda », 7 Ekim 1 974. i. Brejnev, Alm a n Demokratik Cumhu riyeti' nin 25. k u ruluş yı ldö­ nümünü kutlama topla ntısında yaptığı konuşma. " Pravda», 7 Ekim 1 974.

(10) L.

292


politika prog ra m dokümanlarında, komünist partilerinin Avrupa ça pındaki ve u l uslara rası danışma topla ntı ları n ı n kara rları nda en önemli hedefler­ den biri olarak yer a l ıyordu. Böyle bir ta nımanın sağlanması için savaş, SBKP XX iV. Kongresince kabul edilen Barış Progra m ı ' n ı n içerdiği en önemli maddelerden bi riydi. N i hayet, olması gereken şey oldu, gerçek­ leştiriid i : Alman Demokrati k Cumhuriyeti (ta ri hte Alma n emekçileri n i n i l k devleti) bugün pratik olara k bütün dünyaca resmen tan ı n mış v e Bir­ leşmiş Mil letler örgütü nde haklı yerin i almış bulunmaktad ı r. (11) ..

8 Mayıs 1 945'ten sonraki ta rihsel gelişme, SBKP ile ASBP a rası ndaki savaş birliğ i n i n ta rihsel önemini kesin ve açı k olara k ortaya koydu. 250 m i lyon luk SSCB halkla rı a i lesiyle 1 7 m ilyonluk sosyalist ADC y u rttaşları a rası ndaki derin, sa rsı lmaz ve g iderek g enişliyen dostl uk işte bu birlik­ ten doğdu. Ben, doğuşundan beri ASBP yöneti m i nde görev almış bir kişi ve yıl­ larca Alman-Sovyet Dostl u k Cemiyeti başka nı olarak, lenin'in partisiyle savaş birliğ i n i n gel işmesin i , halkımızın Sovyetler B i rliği halklariyle dost­ luğunun kökleşmesini sağ lama çaba l a rı n ı n yakın tanığ ıyı m ve bu ça ba­ lara aktif ola ra k katı lmış bulunuyorum. B u bana halkımızın faşizmden k u rtuluşunun otuzuncu y ı ldönümü öncesi nde, kendi deneyime de daya­ narak, bazı il kesel yarg ı l a ra değ i n me hakkı vermekted i r. Kurtul uşta n beri geçen otuz yıl, a nti-faşist direni ş ka h rama nları n ı n , ke­ sin gücünü Sovyetler B i rl iğ i n i n ol uşturduğu a nti- hitler koalisyonu savaş­ çı ları n ı n vasiyetlerini a rdıcıl biçimde yerine getirmek için başarı l ı bir sa­ vaş dönemid i r. 8 Mayıs 1945 bütün kıta larda barış, demokrasi ve sosya­ l izm uğrundaki savaşta yeni safha n ı n bağ langıcı oldu. Cumh uriyetimiz ve yurttaşla rımız, tari hten a l ı na n dersler ve ka pita lizmden sosyalizme ge­ çiş çağ ı n ı n ka rakteri gereğince, kend ilerini, barış ı n korun ması ve güç­ lendiril mesi kutsal davası na, aynı za manda bütü n dünyada demokrasi ve sosyal adaletin gerçekleşti ril mesine ada mışlardır. Şimdi y u rttaşları­ m ız, ASBP Viii. Kong resi (1971 ) tarafı ndan belirlenmiş olan hedeflere ulaşma yol u nda büyü k başarı lar elde etmekte, faşizmden k u rtuluş y ı ldö­ nümünü, bu büyük ve u n utulmaz günü, sosyalizm adı na, sürekl i barış adına ilerici düşünce ve ey lemlerle kutla ma ktadı rl a r. Kurtuluşun otuzuncu y ı ldönümü, bugün Ma rks, Engels ve lenin'in fikir­ leri n i n üstü n gel mesi için mücadele eden a rdıcıl bir savaşçı olara k bütün dünyada haklı davamızın dostları tarafı ndan takd i rle karşılanan ve bu dava n ı n düşmanla rı tarafı ndan yeri len Al man Sosyalist Birlik Partisi ' n i n yaratı l masında v e Ma rksist-leninist savaş partisi olara k ol uşması nda Sov­ yetler Birliğinin ve SBKP' nin otuz yıl l ı k sürekli kardeş yard ı m ve desteği dönemid i r.

(Il)

L. i.

B rejnev, ADC'nin 25. kuruluş y ı ldönümü nü kutla ma topla ntısın­ da yaptığ ı konuşma . .. Pravda », 7 Eki m 1974. 293


K u rtul uşun otuİuncu yıldönümü , aynı zamanda ADCde gel işmış sos· yalist topl u m u n kurul ması nda Ma rksizm-leni nizm teorisi nin yaratı mla uy­ gula nması dönemini oluşturan otuz yıl demektir. Cumhuriyetimiz toprak­ larında burjuva ideolojisinin bütün çeşitleri ve nüansları kesin bir yenil­ g iye uğratılmıştı r. Kurtu luşun otuzuncu yıldönümü, dünya sosyal ist sistem inin oluşmaya devam ettiği ve emperyal izmle vu ruş mada kesi n bir güç haline geldiği otuz yıllık dönem demektir. B u savaşta, sömürücü düzen ta rihsel önemde bir yenilg iye uğratı l m ı ş bulun ma ktadı r. Kurtuluşun otuzuncu y ı ldönümü, 1 7 milyo n l u k ADC yu rttaşları n ı n da sonrasız olara k mensup bulund ukları sosyalist devletler a ilesi nin, bu on­ m ilyonları aşan ailenin ol uştuğu otuz yıllık dönem demektir. Sosya l ist devletler topl uluğunun birliği (her şeyden önce SSCB'de ger­ çekleştirilen leni nci ulusal politika sayesinde) K. M a rks' ı n d&hice ö ngö­ rüsünü simgeleştiriyor. M a rks şöyle diyord u : « Halklar gerçekten bi rIeşe­ bil mek için, ortak menfaatlere sa h i p olma lıd ı rlar. Menfaatleri nin ortak ola bilmesi için, varolan mülkiyet ilişkileri ortada n kaldırılmalıd ı r, çünkü yü rü rlükteki mülkiyet i l işkileri bazı halkların diğerleri tarafı nda n sömürü 1mesin i koşulland ı rıyor. Yü rü rlükteki mü l kiyet i lişkileri n i n ortada n kald ı rı l ­ ması nda yalnız işçi sınıfı n ı n menfaati va rd ı r. B u n u yapabilecek d u rumda olan biricik güç de bu sınıftır. Proleta rya nın burjuvazi üzerindeki utkusu, aynı zamanda halen halklar a rasında düşmanlıklar doğ u rm a kta olan bütü n ul usal ve endüstriyel a nlaşmazl ı k ve çatışmaların g ideril mesi an­ l a m ı na gel iyor. » (12) Sovyetler Birliğinin faşizm üzerindeki utkusuyle başlıyan gelişmenin mantıki bir sonucu da, ADC'nin 25. kuruluş yıldönü mü ne doğ ru oluşan ta rihsel değişimlerin yüksek yasa ma organı kara riyle Anayasaca da sa p­ ta nmış ol masıd ı r. Bu dönem içinde, sosya lizme, barışa, halklar arası nda karşı l ı k l ı a nlayış ve güvenliğe h izmet eden bir dış politika izlenmes i ; barış içinde yanya na yaşama prensipleri ni gerçekleştirmek, sömürgeci liğe ve diğer bütün ezg i biçimlerine son verme a maciyle emperya l izme karşı savaşan devletleri ve halkla rı her ba k ı mdan desteklemek üzere müca dele yürütül mesi a rtık denenmiş prensipler h a linde yerleşmiş bulunuyor. ADC halkı n ı n bugünlerde en büyük güçle hissettiği şu gerçek bundan böyle ve sonrasız olarak a nayasal bir prensi p halinde beni mseniyo r : «Alman Demokratik Cu m h u riyeti, Sovyet Sosya list Cumhuriyetleri Bir­ l iğ iyle sonrasıı ve dönüşsüz dostl u k ilişkileriyle bağl ıd ı r. SSCB'yle sıkı ve kardeşçe birlik, Alman Demokrati k Cumhuriyeti halkı için sosyal izm ve barış yolu nda daha i leri gelişmeyi garanti lemektedir . . . Alman Demok­ ratik Cumhuriyeti sosya list devletler toplu l uğ u n u n ayrı lmaz bir organik

(12) K. Ma rks v e F, Engels, Eserler, c. 4, s. 371 . 294


bölü müdü r. Sosyalist enternasyonalizm prensiplerine sadakatle bağ l ı olan ADC, sosyal ist toplu l uğ u n sağ lamlaşmasıni:ı, bütün sosyalist ü lkelerle dosluk, etraflı işbirl iği ve y a rdı mlaşma n ı n gelişme ve güçlen mesine kat­ kıda bulunmaktadır. » (13) Demek ki, Sovyetler Birliğiyle sarsılmaz dostl u k ve kardeşçe işbirl iği, sosyalist devletler topluluğunun giderek sağ lamlaşması halkımızı n gele­ ceğinin g a ra ntisid ir. ADC y u rttaşları, Lenin'in ülkesiyle bağ laşık olmanın yaşamsal bir güç kaynağı olduğunu kavrama ktadı rlar. Bundan ötü rü, kur­ tuluşun otuzuncu yı ldönümü, bizi m cumhuriyeti mizi de, üstün gelenlerin safları nda, dünya ça p ı nda bir atı l ı m la sosyalizmin parlak geleceğe doğ ­ ru ilerleme tari hi ni n bu utkuy u kendilerine verdiği ü l keleri n a rasında bul­ maktadır.

(l:J) Verfassung der Deutschen Demokratischen Republik vom 6. April 1968 i n der Fassung des Gesetzes zur Ergö nzung und iX nderung der Verfassung der Deutschen Demokratischen Republik vom 7. Oktober 1 974, Art. 6 (2). Staatsverlag der Deutschen Demokratischen Repu ­ blik, Berlin 1 974, s. 1 2. 295


italya'da neo-faşizm Mikele Ro ssi "Bafiş ve Sosyalizm Problemleri» dergisi Yazı Kurulu üyesi

Otuz y ı l önce, Avrupa ve bütün dünya ha lkları harbin sona ermesini sevi nçle karşı lamışlardı. Çeki len büyü k acı lara karşın, harbin getirdiği büyük yıkıma karşın, bir tek d uyg u, dünya n ı n faşizmden sonrasız olara k kurtulduğu, bütü n insanlara karşı yönelti imiş olan ezgi n i n , kovuşturma­ ların, ı rkçı lığın, i nsan kırı m ı kampları n ı n , barbarca cinayetlerin uzun gecesinin a rtık sona erdiği duygusu ağ ı r basıyordu. Rayhştag'ın üzerinde özgürlük bayrağı dalgala nıyordu. Bu bayrağ ı, oraya, fa şizmi kendi ininde boğarak utkuya en büyük katkıda bulunan kahraman Kızı l Ord u n u n erleri çekmişlerdi. Bu ordu, harbin başl ıca ağırlığ ı n ı om uzla rında taşıyan, 20 milyon kurban vermiş ola n SSCB halklarını temsil ediyordu. Sovyet hal­ k ı n ı n ve silahlı kuvvetleri n i n yürüttükleri savaş, Avrupada faşizm i n ve nazizmi n boyund u ruğ u n u kırı p atmak için silaha sarı lmış olan bütü n a nti­ faşistler ve yurtseverler için bir örnek olmuştu. Ne var ki, işte dünyanın yazgısını değiştiren tari hsel utkunun elde edi l ­ mesinden otuz yıl sonra, günümüzde, yeniden bir faşist tehlikeden söz ed il iyor. Son beş yıl içinde, ita lya, neo-faşist örgüt ve g rupları n sayısız ci nayetlerine ve terörist a ksiyonlarına sa h ne oldu. (1) italyan neo-faşizmi, eylem ölçüleri ve etkenliğiyle, Batı Avrupa memleketlerinde eylem göste­ ren ve "Avrupa neo-faşist merkezi » çerçevesinde birbirlerine bağ lı olan g rup ve örgütler a rasında başrolü oynuyor. Bunun nedeni herhalde bu­ gün ita lya'nın Avrupa ka pita lizmi zincirinde en zayıf halklardan birini ol uşturmasında, demokratik ve işçi güçler a rasında sağ lam bir birliğ i n yaratı ldığı b i r memleket olma sında g izlen iyor. Bu böyle olsa d a , gayet haklı olara k bazı sorular doğuyor: italya'da faşist tipten b i r gerici değ i -

(1) Ş u birkaç ci nayet olayını saymak yeter lidi r sanıyoruz: 1969 Ara l ı k

ayında Milono Tarım Ba nkası önünde g irişilen saldırı olayında 1 6 kişi öldürüldü ve 88 kişi ya ra landı. Geçen yıl, Mayıs ayında, Breşniya ken­ tinde yapılmakta ola n a nti -faşist miting sırasında, " Ka ragömlekliler» tarafı ndan konu lan bir bomba n ı n patla ması üzerine 8 kişi öldü, 90 kişi yarala nd ı . i k i ay daha sonra, Roma-Mü n i h seferi ni yapmakta olan « ita l icus» yolcu ekspresinin bir vagonunda bir bomba patlatıldı ; çıkan ya ngında 12 yolcu telef old u, birçokları da ya ra landı. Rejisör Paolo Pietra nceli ile gazeteci Paolo Ca mbescia'nın « Uni­ telefi l m » stüdyosundo çektikleri « Beyaz ve siya h » adlı dokümanter fi l mde, neo-faşizm üzerinde d u rulurken, ya lnız son üç yıl içinde M i­ la no'da faşistlerin her iki günde bir suikast veya a n i baskın yaptı kları bildiril iyor. Roma'da 1 969 yılından beri 1.500 faşist serkeş l i k olayı kay­ dedilmiş bulunuyor.

296


şiklik tehlikesi var mıdır ve bu tehlike ne derece ciddidir? Olayları n gidi­ şini bu doğrultuya hangi nedenler ve g üçler yöneltiyor? Faşizmi yenme ve kö künü kazı ma savaşı hangi metotlarla y ü rütülebilir? Ka pita list d ü nyay ı burgacında kıvra ndı ra n şimdiki buna l ı m ı n memle­ ketimizde ba m başka d ra matik biçimler a lması ve bunun da ekonomik buna l ı m ı n ağır ve sürekli politik, sosyal ve moral krizle örül mesinden ileri gel mesi problemi n keskinliğini artı rıyor. Kapitalizmin ekonomik bunalı­ m ı n ı n gelişmesin i koşu llaya n etkenler, ıta ly a ' n ı n zay ı f ve tarihsel bakım­ dan gerika lmış ekonomik yapılışı yüzü nden, egemen s ı nıfları n ı n şimdiye dek uyg u ladı kları politika n ı n iflas etmiş olması y üzünden daha da g üç­ leniyor. Artık bızı % 24 bulan enflasyo n giderek şiddetleniyor. B u enflas­ yonu, Amerikan em peryalizminin egemen çıkarlarına boy u n eğ me duru ­ m u ndaki kapitalist d ü nya n ı n başvurduğu karmaşık v e çelişik oy unla bile durd u rmak zord ur. Işçi isti hdamına ağır bir da rbe olan ü retim d üşüşü alıp yürüyor. B u koşullarda, idare işi, h �r şeyden önce bunal ı m ı n sonuç­ l a rı n ı n bütün yükünü emekçilerin sırtına yüklemeyi amaçladığı için, ala­ bildiğine g üçleşiyor. Emekçi halk kendini savu nma azmiyle dolup taşıyor. Ama açgözlülük ve kabi/jyetsizlikleri yüzünden, bunalım tehlikesi karşı­ sında memleketimizin başka ül kelere kıyasla daha çaresiz kalması n ı n nedeni old u kları h a lde, kesenin ağzını birtürlü açmak istemiyen büyük tekeller de kendi d i renişlerinde öylesine azimli görünüyorlar. Devlet yapı­ Iışı ve örg ütü, iç ve dış problemler y umağ ı nı kapital izm çerçevesinde ge­ leneksel metotla rla çözmekten aciz kalaca k n itelikte old uğu zama n , el bette çıkış y o l u a ra n maya başlanıyor. Burjuvazinin en geri kal m ı ş ve gerici bö l ü m ü a rasında, karmaşık politik durumun içinden « k uvvet pozis­ yon u »yle çıkış çaresi a ra m a , şu veya bu biçimde otoriter bir rejim kur­ mak suretiyle çıkma fikri doğuyor. Çıkış yollarından biri (ama biriciğ i değ il) olara k böyle bir çözümü da­ yatma denemelerinde ıtalya n Sosy a l Ha reketi (ISH) adındaki neo-faşist partiden yararl a n ıyorl a r. Kuruluş y ı l ı olan 1 946'dan 1 960 y ı l ı na kadar, bu pa rtide, biri ö ncel ikle gü neyiilerden oluşan ve h ı ristiyan-demokratların merkezci politikasının «yedek tekerlek»i ol maya ça l ışan « ı l ı m i ı ka nat», öteki de ö ncel ikle « Sa l o » c u m h u riyeti (2) ka l ı ntıları ola n « ka l ı n sap a » teo­ risyenlerinin girdiği « sert tutum kanad ı » olmak üzere başlıca iki kanat ça rpışageldi. Alm i ra nte, pa rti nin başı na geçtikten sonra, bu iki akım a ra ­ s ı nda a racı rol ü ne g i rerek, iSH'dan ay rılan v e a rtık a ç ı k kışkırtı, eşkiyaca ani baskın ve askeri isy a n hazırlığı ka rakterli ey lemlerini geliştirmekte olan aşırı g rupları tekrar pa rtiye çekmeye muvaffak oldu . 1 972 y ı l ı nda, ı sH, parlamento seçimlerine hazırlık s ı rasında, monarşist partinin kendisine katıl ması üzerine ad değ işti rdi. 1973'te yapılan son

(2) Sola Cumhuriyeti : 1 943 Ey lül ünde ıta lyanın Alman-faşist askeri birlik­ lerince işgal edilmiş kesiminde, ha pisten kaçmış bulunan Musalini'nin başka nlığında kurulan ku kla faşist cumhuriyet. Not. red .

297


kongrenin açıkladığı verilere göre, ita nya n Sosyal Hareketi - Ul usal Sağ Güçler (parti a rtık bu adı a l mıştı) - toplam 400 bin 'ilyeli 4.335 şu­ beye sa h i p bulunuyord u . Sosyal bileşimi de şöyleydi : % 35 devlet, ya rı­ devlet dairelerinde ve yersel yönetim organlarında memur ve hizmetli; % 27,7 tüccar ve esnaf; % 10 köy l ü ve bir o kadar da işçi . . . Geri ka l a n böl ü m ü n sosyal bileşim niteliği bel irtilmemekle beraber, bunları n serbest meslek sahipleri, operatör ekonomistler ve sermayeciler, ü n iversite öğren­ cileri ve aynı zamanda g üney bölgelerinden bazı işsizler oldukları nı kes­ tirrnek zor deği ldir. Partinin sosy a l bileş i m i ve etkisi, daha çok sosyal ayrı mlaşma n ı n ve aydınlar a rası nda işsizl iğin en geniş ölçüde yay g ı nlaştığ ı ve neo-faşist demagojiye en elverişli orta mı oluşturduğu g üneyde ve öncelikle kent­ lerde yoğ unlaşan g üçlerin i n coğrafi dağ ı l ı m ı na uyg undu r. ıta lya n Komü­ nist Pa rtisinin hafta l ı k dergisi « Ri nascita "nın yazdığı üzere, « bu kentler yalnız arazi a l ı m -satımı spekülôsyonları sonucu olarak a la bildiğine serpi­ l i p genişledi. Bunları n biricik ekonom i k temeli « üçüncü a l a n » dedikleri (tica ret, ulaştırma, taşıt vb. - not. red.) ey lemlerden oluşur. Sanayileri yönetime bü' s bütün d iğer tutucu zü mrelerin elinde yoğ u nlaşmış durumdad ı r. Bu nlar, toprak kirasiyle i l işkili, h ı ristiyan-demokratların söz sahibi old u kları yersel ege­ menlik organlariyle bağ lı küçük burjuva asalak y ı ğ ı n ı sayesinde, bir de iktidar partisini düşü ncesizce destekleyenler çevresi ne düşmeye ça baIa­ yan l ü m pen proleterler sayesinde, sadece birkaç y ı l içinde türemiş ve haddinden fazla serpilip büyümüş kentlerdir.» (3) Gü ney italya'daki durumu karakterize eden şu verilere de dikkatle eği l ­ rn e k yerinde olur: B u kesimde birkaç büyük endüstri kompleksinden baş ­ k a , ülkenin t ü m y a p ı m sanayiinin sadece % 1 3,5'i yoğ u n laşmış durumda­ d ı r. Genel gelirler topla m ı içinde « üçü� cü alan»ın ve belediye hizmetleri gelirleri n i n payı N a poli i l i nde % 62, Recio-di-Kalabriya'da % 56,3, Ka­ tanya'da % 5B,4, Palermo'da % 60,3, Mesina'da % 5B,B'dir. (") Eğer g üneyde işçi ücretleri fon u n u n hizmeti i ücretleri, emekli ay l ıkları ve para yard ı m ları genel yeku n u ndan daha az olduğu da gözönünde tutul u rsa, memleketin bu kesi mindeki durumla faşizmin aktifleşmesi a rasındaki iliş­ k i gözle görü l ü rcesine ortaya çı kaca k, kendisini destekliyenler ve asalak elema nlar y ı ğ ı n ı na dayanan H ı ristiy a n-Demokrat Partisi i ktida rı n ı n ne denli bir tehlikeyi ol uşturduğu açı kça anlaşılacaktır. işte faşizm tehlike­ sinin a rtmasına y a rd ı m eden besleyici ortam bud u r. Bütün bunlar el bette neo-faşizmin sırf g ü neyde doğduğ u ve gel iştiği anlamına gelmez. I pleri ellerinde tutanlar Milôno ve Torino'da bulun­ maktadırfar. Bunların 1 920-1 922 yılları nda faşizmi yaratanlardan ayrı m ı yoktur. 0 t e yandan , neo-faşizm, g ü ney bölgelerinde k ü ç ü k burjuva orta-

(3) « R inascita », n. 3, 19 gennaio 1 973, p. 9. (") « Rinascita », n. 3; 19 gennaio 1 973, p. 9. 29B


m ı nda belirli bir temel ya rata bil mek, üzere elverişli bir ortam bulmuş olsa da, sahip bulunduğu olanakları küçü msemek doğru ol masa da, henüz G üney italya halkının daha büyük böl ümünü etkiliyebi lecek durumdan çok uzaktır. Seçimlerde mem leket ölçüsünde oyların ortalama % 8,6'sını kazanan neo-faşistler, g ü neyde a ncak % 1 3,7 ora n ı nda oy elde edebili­ yorlar. F aşizmin k u zeye sokul u p yayıl ma a maçlı her ,denemesi, şimdiye kadar, giderek küçük burjuvazi nin, yani geçmişte yığ ınsal temel edindiği orta m ı n çoğ u böl ü m ü tarafından b i l e kesi n b i r direnişle karşılanıyor. B u d urum, kuzeyde başka bir ekonomik ve sosyal yapılışı n oluşmuş bulunmasından, sağ lam politik geleneklerin varlığından ileri geliyor. Bunda yakı n geçmiş­ teki faşizme karşı d i reniş hareketi ve k u rtuluş savaşı deneyinin de kuş­ kusuz büyük etkisi vard ı r. Kuzeyde, send ika birlikleriyle, komü nist ve sos­ yalist partileriyle, geniş ve sağlam bir demokratik ve a nti-faşist örg ütler ağ ıyla güçlü bir işçi hareketinin varlığı söz götürmez. B u koşullarda gericilik birtek çıkış yol u görüyor. Bu, zorkullanım eylem­ leri, «gerginlik stratejisi .. yol udur. (5) Bunun böyle olduğ u n u , Milô no'da, faşist zorba l ı k eylemleri uzun zinciri nin başla ngıç hal kası olan 1 969 « sıcak sonbahar» dönemi kanlı olayları n ı n g idişi açıkça gösterdi. O dönem rast­ gele seçil memişti. O za man milyonlarca emekçi çetin bir savaşa g iriş­ mişti, memleketi toplu sözleşmelerin yenilen mesi isteğiyle girişilen eşi görülmedik bir g rev dalgası kapla mıştı. Ekonomik ve sosy a l yapı l ı şiarın temelli yenilenmesi için yü rütü len sosya l - pol itik savaş şiddetlenmişti. Neo­ faşistler işte böyle bir zamanda bilinen kıyı cı eylemlerine g i riştiler. Yap­ tıkları çıkıŞ, kendi hesa pları nca, 1 933 yılında Rayhştag'ın ateşe verilme­ sinin oynadığ ı rol g i bi bir rol oynamalıydı (italya ça pında). B u çıkıŞ, işçi sı nıfı n ı n derhal gösterdiği d i reniş sayesinde, yüksek sorum d uyg usu ve politik sezgisi sayesinde başarısızlığa uğrattıdı. ıtalyan işçi sınıfı, büyük sermayenin otoriter rejimini ve işletmelerdeki ça lışma sistemini tehdit eden bir azimle, kendi haklı hedeflerine erişinceye kadar sürecek olan savaşına devam etmektedi r. Gerici liğin karşı -hücuma geçmesi ve sınıf savaşının sertleşmesi koşu l la rında faşistlerin balta lama eylemleri daha büyük ölçüler a ld ı . Memlekette faşistlerin yarg ı l a n ı p ceza la nd ı rı l ması ve faşist savaş örgütlerinin eylemine son veri lmesi yön ü nde gitgide a rtan is­ teklere ceva p olarak, i ktidarın ana partisi (Hı ristiya n- Demokrat Parti) aşırı sağ larla aşırı solları eşitliyen, aynı tahtaya koyan « iki aşırılık .. teo­ risi n i i leri sürdü. Bu kasıtlı tutum ka m uoyun u yanı ltıyor, saptırıyo r ; yürüt­ me organla rı n ı faşizmin ezil mesi ba kımından hareketsizl ik ve pasifliğe yöneltiyor; polis, ad liye ve ord u gibi devlet kuru m la rı nda katıl ı m , hoşgörü ve katlanma psikolojisini güçlendiriyor ve gerçekte faşistleri yüreklendiri(5) Bak : Daha tdy rı ntıl ı bilgi « Ba rış ve Sosya lizm Problemleri .. derg isi, sayı 12, 1 974, s. 16-21. 299


yordu. B u yüzdendir ki, faşistler h iç bir ceza korkusuna kapı lmadan, uzun bir süre örg ütleri n i sereserpe kurabildiler. eylem lerini a l a bi ldiğine geliş­ tirme. silôh ve para sağlama, askerleşti rilmiş sahra ka mpları kurma, sui­ kastler tasarlama, adam öldürme ve hatta hükümet da rbesi ne g irişme olanağı bulabildiler. (6) Bütün bu olaylar ve gerçekler, Kom ü n ist Partisi nin sistemli ça baları sayesinde, kamuoyu ta rafı ndan geniş ölçüde bilinmekte. reddi olana ksız nice kanıto daya nan kovuşturma sonuçlariyle de ispatlanmış bulunmak­ tadı r. Bunları n karşısı nda kaskatı susanlar ya l n ız resmi görevlilerdi r. Fa­ kat yığ ı n la rı n topyekun direniçli baskısı bu görevlileri de gerçekleri itiraf etmek zorunda bırakıyor. Komü nistlerin g i rişimleri, demokratik g üçleri n seferber olması. tek a nti -faşist komiteler kurulması ve bu pratiğin u l usal ölçüden yersel ölçüye kadar yayg ı n laşması, bölge ve belediye kurulları n ı n aktif eylemi (i). g iderek devlet ci hazı içindeki demokrati k g üçlere d e cesa ret vererek, engelleri a ş m a k üzere ha rekete geçmeleri ola nağ ı n ı sağ­ lamış bulunuyor. Bazı cesur ya rgıçlar kovuşturm a l a rı doha etkin biçimde derin leştirdiler, ve karşı laşılan bin lerce g üçl üğe rağ men. faşizmin balta­ lama eylemleri nin. u l usal ve u l u slararası çapta komplolar ö rgüsünün g izlediği tehl ikeni n . aynı zamanda bunu hafife alma, buna katılma teh ­ l ikesi n i n büyü klüğü hakkı nda b i r fikir edin ilmesine yeterli i l k gerçekleri ortaya çıkara biidi ler. (8)

(6) Son denemeler 1 970 Ara l ı k ayında, daha sonra da 1 974 Ocak ve Ağustos aylarında görü ldü.

e) Tek a nti -fqşist komiteler öncelikle komünistlerden, sosya l istlerden, sos­

ya I-demokratla rda n, h i ri stiya n-demokratla rda n, cumh uriyetçilerden, sendikalar, partiza n dernekleri, d i reniş hareketi ve bütün yığı nsal de­ mokratik örg ütler temsilcilerinden oluşuyor. B u komiteler 27-28 Hazi­ ra n 1 974 'te Breşniye'de u lusal çapta bir topla ntı ya ptı lar. Bölge kurul­ ları da, faşizm l e savaşta eylem uyu m u sağ lama amaciyle; 16 ve 17 Ara l ı k g ü nleri Recio-d i-Kala briya'da iki nci u l usal konfera nsı yaptı lar. (S) ıta lya'da eylem gösteren faşist örgütlerin en önemli leri şunlard ı r : « Ordine nuovo » (Yeni düzen) örg ütü (ha len I S H mensubu b i r m i llet­ vekil i olan, Milôno'daki yığ ınsal cinayetle eli olduğundan şüphe edi­ l en Pino R a uti tarafından kurulmuştu r ; ka patı l ması için çıkarı l a n ka­ nunun yürürlüğe gi rmesinden sonra « Ordine Nero » (Kara düzen) adı a ltında yeniden türemiştir ; birçok suikastlen sorumlu tutu l m a ktadı r) ; « Avanguardia nazional e » (Ulusal öncü) , « Fronte naziona l e » (Ulusal cephe) örgütü (Nazilerin saflarında. ünlü « MAS Onuncu Filotilla »sı komuta n ı olarak hizmet etmiş ve sonradan ıspa nya'ya sığınmış olan ve 1 974 Ağustosunda arada ölen da rbeci katil Va lerio Bargeze tara ­ fından kurulmuştur); « Squadre d'azione M u ssol i n i » (Musalini eylem müfrezeleri) örgütü (da ha çok M i l ô no ve başkent çevreleri nde eylem­ dedir) ; « La Fenice» örgütü (Torino-Roma ekspresine ya pılan saldırıyla ilgili ya rg ı la madan anlaşıldığı üzere. ISH'yle ilişikli olan. ondan para ve direktif alan ve onun yararına seçi mönü ka m pa nyası yürüten balta­ lama grupudur) ; « La roza deivont i » (Rüzgôr g ü l ü) örgütü (yüksek rütbeli s u baylarla, sa nayicilerle, S I D' le bağ l ı olo n ve varlığı 1973 yı­ l ı nda ortayo çıkarı lan en güçlü örgüt/erden biridir) ; «Anno zero» ör300


Yargı organları ta raf ı ndan deri n leşti rilip genişleti len kovuşturma sonu­ cu olarak, en çok, faşistlerin Milano aksiyonu ve « rüzg a r gülü» dedikleri örgütün uyg u lamak istediği başarısız hükümet devirmesi g iriş i m i a çık­ lığa kavuşturu ldu. Bu devirme g i rişiminin başa rı sızlığa uğra ması üzerine, Ordu Ha berleşme Servisi (Si D) eski şefi general Miçeli tutuklandı. Adli kovuşturma, arkasında bi rbiri ne örü len ve birbirini bütünliyen (kruvaze kostü m l ü bi r nezaket si mgesi olara k!) legal iSH-USG partisi n i n v e ille� al terörist örg ütlerin yer aldı kları kara komplonun ola nca içyü­ zünü ortaya çıkardı. Kovuştu rma n ı n sonuçları, faşist balta lama eylem­ leri ne karşı savaşın, devlet ya pısını yenileme ve Hı ristiya n- Demokrat Par­ tisini iktidar sistemi içinden çıkarma (zira bu partinin yöneticileri, ordu­ nun, polisin ve ya rgı orga nları n ı n belirli çevrelerini faşistlerle a n laşmaya, demokratik k urumla rı koruyacak yerde kendilerine yara şmıyacak işlevleri yerine getirmeye itelemişlerdir) problem ine bağ l ı olduğ u n u da pek iştirdi . Bunda n ötürü de « bütün hukuk normları n ı n v e adalet dağ ıtı m ı n ı n yeni­ lenmesi ve a nayasanı n sözüne ve özü ne uyg u n hale geti rilmesi, devletin, ordunun, g üven lik servisleri nin ve pol isin yönet imi ne bir çekidüzen veril ­ mesi isteği» kuvvetle i leri sürülmeye başla ndı C) Partimiz bu yönde de girişimlerde bulunuyor. i KP'nin girişimiyle, 1974 Ş u batı nda, Roma'da « askersel kurumlar ve anayasa düzeni» konulu bi r topla ntı ya pıldı. « Devlet Reformu Sorunları Araştı rma M erkezi» tarafı n ­ dan örgütlenen b u toplantıda, askersel örgütte eski tüzük v e yasaları gözden geçi recek, geçm işin a l ı şka nlık ve sapla ntı larına son verecek, siıah l ı k uvvetleri memleketteki demokratik gerçeklikle uyg u n adıma geçi: recek, ord u ile halk a rası ndaki ya pay uçurumu ortadan kaldıracak olan bir demokratik reformla ilgili problemler ele a l ı nd ı . Topla ntıya katı lan­ lara reform tasarı sının a n a maddeleri d e a nlatıldı. (to) Yak ı n gelecekte böy le bir topla ntı daha örgütlenecek ve burada polis g üçlerinin gereksing ütü (Tori no'da yarg ı la n ma s ı n ı n uyandırdığı geniş yank ı lar sonucun­ da, eski elçi ve Li beral Pa rti l ideri Edga rdo Soniyo ile il işkisi de açık­ Ianmıştır) ; «Giustizieri d'ital ia» (italya ceııatları) örgütü (suikastler terti plernede, yargı ç/ a ra, sendika milita n/a rı n a ve kü ltü r adamla rı na gözdağ ı vermekte uzmanlaşmış bir örgüttü r) ; « Movimento d'azione rivoluziona ria » (Devrimci eylem ha reketi) örgütü (bunun şefi, Valte­ li no'daki bi rçok suika stle ilgili olara k dört yıl önce yarg ı la nan, sonra kayırı lara k aklanan, siıah l ı eşkiya g rupları n ı n vfC askerleşti rilmiş kamp­ ları n i lh a mcı ve örgütçüsü olan, geçen yı l ı n 9 Mayısı nda ya pılması ta sarlanan isya n ı n terti pçisi olan ve halen ha piste bulunan Karlo Fumaga li'dir); « Fronte della g iovanti» (Gençlik cephesi) ve « G iova ne italia» (Genç italya) örgütü (bu nlar aynı za ma nda ISH'nin ü rünleri olup, onunla birli kte, Almira nte içi n ya raşık bir koru nak yerini tuta n «susk u n çoğ un l u k»u ol uşturmaktadır) . (9) « Rinascita», n . 50-51 , 27 d icembre 1 974, p . 2. (10) « Les commu nistes italiens», Bulleti n pour l'Etra nger par le P.c .ı., n. 2, mars-avril, p. 5. 301


diğ i reformla ilgili soru nlar ele a l ı nacaktır. Yarg ı lama ve ada let dağ ı ­ tı mı sistemi ni n yeniden kurul ması v e ceza usulünün iyi leştirilmesi i ç i n sa­ vaş devam etmekte, bu a l a nda halk g üçleri n i n ve politik g üçlerin büyük çabalar harcad ı kları görülmektedir. Komüni stler orta tabakalar bakımın­ d a n da daha kesi n ha reket etmeye başla mışlard ı r. 1 974 Kasımında yapı­ l a n " bunalım karşısında küçük ve orta sa nayii n durum u » konulu konfe­ ra ns bu plandaki önemli çalışmalardan biridir (konfera nsı Ekonomi Poli ­ ti kası Problemlerini i nceleme Merkezi ve " G ramsci Enstitü sü» örgütle­ mişlerdir). Lombard iya'da iKP bölge komitesi, "yeni doğ rultu »da politika ve ekonomi sorunlarını ele a lacak olan bi r sü reli dergi çı karmaya baş­ ladı. Bu dergi nin ödevleri nden biri de, küçük sanayi problemleri nin gö­ rüşül mesini genişletmek ve derinleşti rmek olacaktı r. Geçen yıl Hazira n ayında Groseto'da' i KP'n i n gi rişi miyle örg ütlenen turizm ulusal konfera n­ sında, 30 bin kadar küçük ve arta özel işletmenin ekonomi k g üçlü kleri ve kurul uşları n ı n yeni lenmesiyle i lgi l i soru nlar görüşüldü. iKP, parlamentoya orta tabakal a r yara rına ve önceli kle bunlara kredi veri l mesi n i ve eylemlerini n teşvik edi l mesini istiyen ka n u n tasarı ları sun­ d u . Yöneti mi kam ü nistleri n eli ndeki bölge kurullarında (Emiliya - Rama niya, Toskana, Um briya), bu gibi öneriler, zanaatları ve ticareti gel iştirme plan­ ları biçi minde ve bunalımla savaş ted birleri alarak gerçekleştiriliyar. Bu ça lışma lar, faşizme ve tekellere karşı savaşta işçi sınıfı ile orta ta baka lar arasında bağlaşmanın genişleme ve g üçlenmesine ya rd ı m edi­ yor. Şi mdiye dek demokrasi düşmanlarının yeni lgiye uğ ra m a larının ve demokratik güçlerin yeni başa rılar elde etmeleri ni n nedeni, " her şeyden önce işçi sınıfı n ı n savaşı, memleketi n geleceği hakkında sorumluluk duy­ gusu ve aynı za manda orta tabaka lar a rası nda yaygı n olan demokratik ve a nti-faşist psikolojidir.» (lt) italyan i şçi sı nıfı, 1 920-1 922 yılları nda d ü ştüğü izole durumun ceremesini, bi r daha böyle hataya d üşmiyecek kadar, pahalı ödemişti . Objektif olarak, mücadele ettikleri hası mları n ı n deği rmenine su taşıyan aşırı sol gruplar, bilerek veya bilmiyerek, bu hata n ı n tekra rlanma sı n ı i stiyorlar. Neo-faşizmin uğradığı yeni lgiler a rası nda 1 974 yılı nda ya pılan başan ­ m a refera ndumu, iSH- USG i ç i n sadece bir başa rısızlık olmakla kalmıyor, aynı za manda iktidar adaylığı içi n mücadele rolüne girecek geniş bir sağ güçler birliği meydana getirmek üzere H ı ristiya n - Demokratik Parti nin en tutucu ve gerici böl ü m üyle bağlaşmayı a maçlayan planları n ı n da suya düşmesi anlamına geliyord u . Kom üni stlerin yeni bi r başarı elde etti kleri Sard u nya bölge seçimlerinde iSH- USG ve HDP'ye veri len oyların aza l · m a s ı n ı n daha büyük bi r önemi va rd ı . Yığ ı n ların v e önceli kle gençliğ i n a nti -faşist bili ncinin gel işmesi için, bütün propaganda biçi mleri ni n (yazı lı ve sözlü propaganda, faşizme dair

(II) " Rinascita», n. 50-51 , 27 dicembre 1 974, p. 8. 302


bol bol politik ve tarihi materyal) ve bütün yığ ı nsal enformasyon a raç­ ları olanakları n ı n sözün to m o nlo miyle kullanıl ması gerekl idir. B u cüm­ leden olarak, Emil iya-Romaniya bölge kuruluna bağ l ı olarak bir demok­ ratik yayınevleri birliği meydana getirilmiştir ve buna birçok büyük ulu­ sal yayınevi g i rmektedi r. Bunlar kitap yayı mını, kültür sava şında, demok­ ratik ve a nti-faşist prensipleri gerçekleştirme, politik ve sosyal yenileşme savaşında bir silôh saymakta d ı riar. Orta ta baka larda bir endişe ve bozu ntu n u n a l ı p yürüdüğü, buna l ı m tehl i kesi n i n işçi sınıfı n ı n bazı birlikleri n i de tehdit ettiğ i şimdiki g i b i kar­ maşık bir d u ru mda, ideolojik ve kültü rel çalış rr;ıa özel bir önem kaza nıyor. iKP şunları bel irtti : « Gerek u l usal, gerekse u l uslararası çaptaki tüm a n ­ la miyle gelişme v e i lerleme problemlerine yeni b i r yonaşım bugün geniş ideolojik savaşı n temeli olara k yerleşiyor ve yerleşmesi gerekiyor. Şim­ diki buna l ı ma i l işkin çeşitli sahtecili kler bütün içyüzüyle açığa vuru l ma l ı, şaşk ı n l ı k ve ölümcül yazgıcı lıkla, soru msuz « bunalım felôketi » o �un uyle savaşılmalıdır. » (IZ) Eğitim ve öğretimde kültürel ve ideolojik savaşı do i K P şöyle görüyo r : .< i l kokul d a n itibaren, ancak a nti -faşizm ideolojik sa­ vaşın tek temeli ola bi l i r . . . Onemli olon, gençliğ i n mi litarizmi ve ı rkçı l ığ ı reddedecek ruhta eğitilmesi, ona halkları n eşitliği v e uluslararası daya ­ nışma idea l leri n i n aşılanmosı, topl umsal hayatta emeğ i n oynadığı rolü n gösteri l mesidir . . . Ancak böyle doğru v e geniş b i r ya naşımla ça l ı ş ı l ı rso, devlet oku l u birliğe temel olabilecek, bütün demokratik eğ i l i m l er için (Iôik ve katolik, ma rksist olon ve ol mıyan) serbestçe savaşa açık olacaktı r. » ( 13) /

Komünist Partisinin çizdiği bu hattın, Ş ubat ayında yapı l a n her kade­ meden okul kurul ları ve ü niversite kurulları seçi m lerinde üstü n geldiğini memnu niyetle kaydedebil i riz. Bu seçi m lere topla m 20 mi lyonu aşkın öğ­ renci, a na- baba, öğ retim üyesi ve h izmet personeli temsilcisi katı ldıl a r. Hemen hemen her yerde, d emokratik ve a nti -faşist g üçler adayla rı n ı n ortak l i steleri oyların çoğ u n u kazandı ; sağ g üçlerin ve faşistlerin adayları izole du ruma düştü ler ve büyü k bir yenilg iye uğ rad ı l a r. i şte a rtık beş yı l var ki, halk yığ ı n ları sürekli bir gerg i nl i k içinde ve savaş için her on tetikte bulunmakta, plônları şimd iye dek birbiri ard ı nca suya d üşürülen faşistlerin çevirdi kleri ma nevra ları di kkatle izlemektedir­ ler. Sağa kayma önlenmiş olsa bile, ne ekonomik ve sosyal a la nda, ne de politika ve iktidar orta mında kesin değişmeler olmuş değild ir. Bir başka deyişle, memleketi faşist tehli keden koruyacak nitelikte değ işmeler olmamıştı r. Bu demektir ki, faşizm politik plônda d urd urulabilir ve yeni­ lebi l i r, fakat kökünden kozı nobil mesi için politik d oğrultunun esaslı ola­ ra k değişmesi, ekonomik ve sosyal bü nyen i n kökten d eğişmesi g ereklidir.

(12) « L' Unita», 1 4 gennaio 1 975. (13) L'U nita », 1 4 g en naio 1 975. 303


Biz ıta lya n komü nistleri için, faşizm, « sadece bu kapitalist d üzenle bağ ı n ­ tısı o l a n bir o l g u değil, kökü d a h a deri n lerde, ıtalya'da yönetici kapita­ l ist s ınıfları n kendine özgü çizgileriyle, onları n sosyal ve politik birlikleri sistem iyle, politik iktidarı gerçekleştirme metotlariyle koş u l l u bir gerçek­ l i k »tir, (14) B u n u n içindir ki, partimiz, faşist tehlikeni n yeniden belirebileceği an­ layışında hiç bir zaman yan ı i m ı ş değ i ld i r. Daha 1 946 yı l ı nda P. Toliatti faşizmin yeniden başkaldıra bileceğ i n i söyliyerek uyarıda bulun uyordu. (15) 1 949 yılı nda da şu nları yazıyord u : « Bizim a macı m ız, memlekette ekono­ mik ve sosyal yapılışlarda köklü bir reformu gerçekleştirmektir. Ya bu reformu başaracak, ya da ikinci dereceli soru nlarla ve bunları n doğ ur­ duğu kötü l ü klerle boğ uşa boğ uşa, ha rpten sonraki faşist gaddarlığı do­ ğ ura n du ruma benzer koşul la rla yüzyüze geleceğ iz. » (16) Hayat ve deney, bizim reformlar strateji mizin etkinliğini doğruladı. Bu­ g ü n a rtık ıtalya'da politik gerçekliğ i n ana soru nu ola n bu strateji , faşiz­ min kök ü n ü n sonrasız olarak kurutu l ması nı, emekçilere yeni ve daha bi­ l inçli başa rılar yol u n u açacak demokrasinin ekonomik ve sosyal temelle­ rinin yaratılmasını hedef tutuyor. Fakat buna karşı d ura n g ruplar sadece aşırı sağ, neo-faşist ka nadın ileri sürdü kleri nden ibaret değildir. Bunlar aynı za manda ve öncelikle « serüven partileri »nde, ya ni « ş i mdiki hükümet çoğ u n l uğ u na, özel likle H ı ristiya n-Demokrat ve Sosyal -Demokrat Parti le­ ri nin bazı çevreleri ne ve b u a rada uluslara rası ilişkileri ne ve dış uza ntı­ l a rına giren g üçler kompleksi ıınde (17) g izlen mektedirler. Demek ki, ası l sorun bu güçlerin yenilg iye uğratı l masıdır. Bir yandan, gerek iç, gerekse dış politika a l a n ı nda, mem leketimizin bağ ı msızl ığını g üven a ltı na almak için, onu hertürlü d ı ş müdaha leden korumak için yü­ rütülen mücadele de şiddetleniyor. Şüphe yok ki, kara komployu yöneten i plerin başka memleketlerde de uçları vard ı r. ıtalyan faşistleri çok güven­ dikleri Portekiz ve Yunanistan gibi iki önemli üssü yitirdiler. Ama sürekli müdahaleleriyle, çokuluslu k u m pa nya ların ve tüm Amerikan imparator­ luğunun koruyucu kanatları a ltında eylem gösteren g izli ajanları ve servisleriyle ABD emperya l izmi yerli yeri ndedir. « Panora m a » derg isi şöyle soruyor : «SID ul usal g üvenl iğ i n sağ la,nmasına ya rd ı m ediyor mu, yoks� , tersine, CIA'in kontrolü a ltında bulunarak, darbeci elemanlarla mı dolup taşıyor?» Aynı derg i, general Miçeli'nin, kendi n i savu nmak için « NATO'­ n u n sırları n ı Batı karşı-istihba rat sistemini » ifşa edeceği nden Amerika l ı ­ ları n d uydukları endişeleri en büyük koz olarak kullandığ ı n ı i d d i a ediyor. Bunun içindir ki, ABD Devlet Sekreteri Kissincer, Roma 'yı son ziyareti sırasında, Mora'ya « g enera le karşı i htiyatlı hareket edilmesi »ni sa l ı k ver-

(14) « R inascita », n. 42, 27 attobre 1 972, p. 1 .

(15) Y in e orada.

(16) Yine o rada. (17) « R i nascita », n . 7, 1 2 febbraio 1 97 1 , p. 3.

304


miş bulun uyor. (18) « New York Times»e göre, Kissincer' i n Amerikan Kon­ g resi'nde, CiA' i n eylemini incel iyen kom"isyon önünde yaptığı şu konuşma çok daha ilginçti r : « Siz Şili 'deki eyleminden ötürü beni suçl uyorsunuz. Peki, bir ıtalya'da veya diğer Batı Avrupa ü l kelerinde komünistlerin ikti­ d a ra gelmeleri n i önlemek için hiç bir şey yapmazsak, burada çok daha ciddi suçlamalarınız karşısı nda kalacak değ i l m iyiz?» Biz, ıtalya'da veya başka ül kelerde cumhuriyete kastedecek bir hükü­ met darbesi için yan ı p tutuşa nlara şu uyarıyı bir daha tekra rlıyoru�: « Biz, ül kemizde zaferle sonuçlanan partizan savaşı nda başlıca g i rişim ve örgüt­ lenme g ücü rol ü n ü oyna mış olan bir partiyiz. Biz, h ü rriyet ve demokrasiyi savunmak sözkonusu' olunca, daima bütün g üçlerini ve yetenekleri ni seferber ederek savaşa atı labilen bir partiyiz. Emekçilerin d iğer büyük g üçleri, gericiliğin manevralarını toplu bir d i ren işle suya düşürmek ve bu savaşı sonuna kadar sürd ü rmek üzere, tıpkı bizim gibi, gereken her a raç­ tan yararlanma azmiyle d ol u p taşan g ençlik de, yurttaşlar da, öteki par­ tiler ve demokratik örgütler de bizi mle beraber eylem gösteriyorlar. italya g i bi bir ülkede zorba lar ve gericiler i ktidarı n ı n bütün hü rriyetleri boğarak her hangi bir düzen kurup tutunabileceğini düşünmek, büsbütün yanlış hesa plar yapmak demek olur; çünkü böyle bir şey akla hayale sığm ıya ­ cak kadar büyük bir kaos yarata bil ir, devlet eylem i n i de, ekonomik ve üretimsel hayatı da felce uğ rata bil i r. Doğal olarak, deneyin de göster­ diği üzere, a nayasa rejimine karşı, en azg ı n ve kıyıcı hücumlard a n tu­ tunda yasa l / ı k maskesine bürü n m üş olanlarına kadar, her biçi mde sal­ d ı rıya geçilebil i r. Ama emel/erine bu biçimde ulaşmayı tasarlıya nlar hiç de hayale kapılmamalıdırlar. Halkın di renişi, a nti-demokratik g üçlerin yapaca kları çıkışları n kara kterine bağ l ı olarak çeşitli biçim lerde kendi n i gösterse bile, h e r a hvalde çok g üçlü v e ezici olacaktır. (19) ıta lya n komünistleri nin böyle bir uyarıda bulunma la rı ve bunu tekrar­ lamaları sert çatı şmalara pek meraklı olduklarından ileri g elmiyor. On­ lar daima demokrasi çerçevesinden çıkmıyan yol ve yöntemleri yeğ lemiş­ lerdi r ve yeğlemektedirler. B u hükmün, mücadelede demokrasi çerçeve­ s i nde ka lmanın, cumh uriyet a nayasasına geçiril mesi için, Faşizme Karşı Direniş ve Kurtu luş H a reketi'ne katı l a n bütün g üçler çaba göstermişler­ d ir. Faşizmi n yenilgiye uğratı lmasının bu 30. yıldönümü nde, memleketi­ mizde bütün a nti-faşist g üçlerin ve başlıca akımların (komü nistler, sos­ yalistler, katolikler), bunca kurba n ı n kanlariyle yazı l m ı ş olan bu a n ayasal hükme sadık kalmaları zorunluğunu bir kez daha hatı rla mamız gerek­ mektedir.

(18) " Panora ma», n . 457. (19) " L'Un ita », 1 1 d icembre 1 974. 305


Emperyalizmin ··barut depolar. Rakamlar ve kanıt/ar

Komünist ve işçi partilerin i n 1 969 y ı l ı nda yaptıkları Ulusla rarası Da­ nışma Toplantısı, h a l kları, bütün biçimleriyle m i litarizme karşı, özellikle ABD ve diğer emperyalist devletler askersel-sanayi kompleksine ka rşı savaşı g üçlendi rmeye çağ ı rdı. Kapita l i st ü lkelerde, en önde komü nist ve işçi parti lerinin yürüdü kleri harp a l eyhtarı g üçler m ilitarizme k a rşı koyuyorla r. Son yıllarda a nti­ emperyalist cephe bir hayli genişled i . Ha rpçiler, emekçilerin en önemli ekonomik ve sosyal gereksin meleri nin g ideril mesi için gerekli ödenek ve a raçları yuta n sald ı rg a n emeller peşinde koşuyorlar. Bunlara karşı savaşa burjuva topl umunun g iderek daha yen i tabakaları katı lıyorl a r. M i litarist­ ler gerilemek. çeşitli ma nevral a r çevirmek zorunda kal ıyor ve g iderek bazı hal lerde barışçı görünüşün d u m a n perdesi a rdına gizlenmeye ça lışı­ yorla r. Fakat bugün, i ki nci D ünya Savaşı' n ı n sona ermesinden 30 yıl son­ ra da, m i litaristler esas mevzilerini terketmek niyetinde değ ildi rler. Devlet-tekel kapitalizminin gelişmesi birçok burjuva memleketinde mili­ ta rizmi n şiddetlenmesiyle atbaşı gidiyor. Em peryalizmin yarattığı harp makinası sosyalist devletlere ka rşı yöneltiimiştir. Buna veri len ödevler, sömürücü düzeni koru mak ve g üçlendi rmek, işçi s ı nıfı n ı n ve bütün demok­ ratik g üçlerin g itg ide büyüyen a nti-monopolist eylemlerine karşı savaş yürütmek, ul usal k u rtuluş hareketlerin i bastı rmaktır. NATO üyesi devletler hükü metleri, bu saldırgan blokun bütün varlığı boyunca, askeri hazırlık­ l a ra harıl harı l deva m etmişlerdir ve etmektedi rler. Çeşitli emperyal ist ü l kelerin silôhlı kuvvetlerin i n ve silôh donatımları n ı n nitel v e nicel düzeyleri başka başkadır. ABD, ingiltere, ve Fra nsa n ü k ­ leer s i l ô h a sahiptirler ve bu devletlerin stratejik görevleri silôhlı birlikleri d e vard ı r. Oteki burj uva devletleri, nü kleer potansiyele sahip olmasalar bile, olağan silôh hazinelerin i durmadan yenilemekte ve yetkinleştirmek­ tedirler. Ha rpçiliğin hükümeti n sivil daireleri a ra s ı nda da etkisini a rt ı rı p yay­ g ı n laştırma ça baları, politik hayatı askerleşti rmenin tehlikeli bir çizgisidir. Amerikan Harp Ba ka nlığı bütün federal i ktida r yü rütü m organları nda ve Kongre'de 500'den fazla 'drtibat subay ı » bulundu ruyor. (1) Geçen yıl, Kurmaybaşka nları Komitesi yönetim kurulunun bilgisi a ltında, askeri şef­ leri n 1 971-1972 yılları nd a Beyaz Saray içi nde g özlemler ve casusluk ya p­ tıkları gerçeğ i suyüzüne çıktı. 1 974 Şubatında « Le D ra plau Rouge » gaze­ tesi (2), Belçika Ordusu Başkomuta n lığı'nca hazı rlanan « komünist balta-

(1) «Ti me», January 28, 1 974 .

(2) « Le Drapea u Rouge», 20 fewrier 1 974 .

306


NATO üyesi ülkelerin askersel harcamaları ( .)

( 1 973 yılı fiyatlar ı n a g öre) alke

Para bir i m i

1 949

1 954

Belçika Kanada Da n i marka Fra n sa FAC Yunan istan ıtalya Lüksemburg Hollanda Norveç Po rte kiz Türkiye Büyük Brita nya ABD I NATO (toplam)

Belç. fra n k ı (mi lyon) Kan. doları (milyon) D . kro n u (milyon) Fr. fra nkı (mi lyon) B. AI. mark ı (milyon) Yu. dra h m i (mi lyon) ita l . l i rası ( m i lya r) L ü . fra n k ı (mi lyon) g u lden (mi lyon) N or . kro n u ( m ilyon) eskudo ( m ilyon) T. l i rası (m i lyon) i n g . funt str ei i n (milyon) Amer. doları (mi lyon) Amer . dolar ı ( m i lyon)

8.273 372 360 4.787

20.707 1 .771 885 1 1 .7 1 0 6.287 3.428 543 565 1 .583 1 . 1 41 2 . 1 00 934 1 .569 42.786 56.3 1 4

1 .630 301 1 12 680 370 1 .4 1 9 556 779 1 3.503 1 8.71 3

1 967

1 969

1 971

30.396 1 .965 2.249 28.91 2 2 1 .408 9.390 1 .359 413 3.200 2.097 9.575 4.596 2.276 75.448 1 00. 1 90

33.892 1 .899 2.640 3 1 .700 21 .577 1 2.762 1 .4 1 2 391 3.682 2.502 1 0.779 5.395 2.303 8 1 .443 1 06.392

39.670 2.1 32 3. 1 95 35.000 25.450 1 5.480 1 .852 442 4.466 3.022 1 4.699 8.487 2.800 74.862 1 04.981

1 973 49.075 2.391 3.71 1 41 .460 31 .597 1 9.478 2.385 575 5.651 3.621 1 2.483 3.481 78.462 1 20.827

1 974-1 975 mali yılı için ABD Harp Bakanlı ğ ı n a 82 milyar dolar ayrı lmıştır. Bir kıyas/ama fikri verebilmek için, NA­ TO üyesi diğer birçok memleketin 1 974 yılı askersel harcamaları (Amerikan dolarına çevrilmiş olarak) şöyledir: FAC 7 7 milyar, Büyük Britanya 8,5 milyar, Fransa 8,5 milyar, ıtalya 4 milyar, Türkiye 7 milyar, « NATO Review » No 4, 7974.

1

( ) Cetvel, ka pital ist ü lkeler i n istatistik ver i l er ine, kı lavuzlar d a n a l ı n a n bilgi lere, monogr afilere ve süreli basına daya­ *

nilor ak hazırlanmıştır.


Siıahlı kuvvetler ve silahlar ( 1 972 yılı d urumu)

Silah çeşitleri

Silahlı kuvvetler Olke

ABD FAC Büyük B ri ta n ya Fra n sa

Toplam s a yı 2.738.000 500.000 370.000 570.000" 490.000 85.000 1 10.000 1 20.000 366.000 270.500 80.500

italya

Kanada Belçika Hollanda ispanya Japonya Avustralya

Piyade b i rl i k leri -

Hava

Deniz

kuvvet-

kuvvet-

leri

leri

1 .107.000 757.000 327.000 104.000 1 76.000 329.000 295.000 33.000 71 .500 76.000 220.000 179.000 40.000

1 10.000 104.000 70.000 37.000 20.000 2 1 .500 33.500 4 1 . 700 22.700

Uçak 1 Gemi Ta n k

2

623.000 36.000

4.7593 2.540

1 .210 321

3.300

83.000 68.500 45.000 1 5.000 5.000 1 9.000 47.500 38.300 1 7. 800

1.569 3.581 1 .707

452 367 285 64 47 1 32 1 66 295

1 .000 1 .375 1 .000 400

642

454 714

862

1 .295 727

78

1.005 1 .000 200

Kaynaklar; « The Almanac of World Military Power». Second Edition, Lon­ don, 1 972.

i Bu dilimde, ABD hariç, öleki ülkelerin bütün uçaklart yansılilmışllf. 2

Bu dilimdeki boşluklar veri eksikliği yüzündendir.

3 Bunlar savaş uçaklarıdır. Ayrıca, çeşitli askersel sınıfların yardımcı iş­ t,

levIerde ku{{anıfan t oplam 25 uçağı vardır. Veri 1 973 yılına aittir. «Le Monde», 25 avrif 1974.

lama eyl emi yle savaş konulu bir gizli plandan özetler yayımladı. B u planda, ordunun memleket savu nmasından daha çok, sosyal rejimi ko­ ruma işlevi için hazırl a n masını öngören yönergeler vard ı r. »

çoğu NATO ü l keleri nde « pa ra - m i l itery» adı verilen yarı-askersel birlik, servis ve ö rg üt/er (<< hazır kuvvet ekipler;,.), mi li ta ri zmin önemli d ayanak­ ları d ı r. Bunlar sözü geçen ü l kelerin bazı l a rı nda doğ rudan doğruya a sker­ sel birlikler bileşimine girmekte, diğer bazılarında da bağ ı msız olarak eylem göstermekted ir. Bu ekiplerin ödevi, zaman za man patlak veren halk hoşnutsuzluğu çıkışlarına yol vermemek, emekçi leri n hak arama eylem­ lerini bastırmaktır. Birleşik Amerikada 469 bin kişiyi bulan Milli M u hafızlar ya rı-askersel güçleri n omurgasını oluştu ruyor. Muhafız gücünün Pentagon'a bağ l ı ken­ di k urmayı vardı r. Barış zamanında m uhafız b irlik /eri bütün eya/et/ere yerleştiril i r ve eyalet va li lerinin komutası a ltında bulunur. Birleşik Ameri ­ kada 1 967-1968 yılı ndaki Zenci ayaklanmasından sonra. M i l l i M u hafız308


lar'ın « usla ndırm a » operasyo n la rı yürütecek biçimde eğ itimine özel bir önem verilmeye başla ndı. i n g iltere'de toplam sayısı 56.4 bini bulan Böl­ gesel ve askersel Gönüllü Komando b i rl iklerinin de buna benzer bir işlev ve görevi vardır. FAC'de bu yarı-askersel birl ikleri, 64 b i n kişilik bölgesel silôhlı g üçler, 22.282 kişilik sı n ı r polisi birlikleri ve 1 7,5 bin kişil i k iç g ü ­ ven l i k g üçleri görevli leri oluşturmaktad ı r. Sı n ı r polisi birlikleri açıktan açığa Nazilere tutkunluk ruhunda eğitilmektedir ve b u birlikler içinde öç a l ma fikirleri n i n en azgın yandaşları yuvalanmış d urumdadır. italya'da yarı -askersel birliklerin çekirdeği, 80 bin kişiyi bulan kara bi nyerler tugayı n­ d a n oluşuyor ve bunları 30 b i n kişi l i k g üvenl i k güçleri tamamlıyor. Fra n­ soda 65 kişilik jandarma tugayı na 85 b i n kişilik ordu yedek b i rl ikleri ve 1 5 b i n üyeli cumhuriyet emniyet güçleri «yardım» ediyorlar. isponyodo jandarma birliklerine (65 bin kişilik) ord u subayları komuta ediyor. E m perya list harplere ve sömürge h a rplerine katıl m ı ş olan veya silôhlı kuvvetlerde görev almış bulunan yedeklere ve eski m u h a ri p lere m i litarizm büyük bir yer veriyor. Yığınlar a rası nda mil itarist görüşleri ve a nti -komü ­ n ist fikir/eri yaymak için bunlard a n geniş ölçüde yarar/anı lıyor. Ya lnız Bir­ leşik Amerikada 29 bin eski m u harip var. Bunlarla i l işkileri bir özel Fede­ ral Daire yönetiyor ve bu d a i re, görevliler sayısı ba kımından ( 1 97 b i n k i ş i ) H a rp Bakan l ı ğ ı 'ndan sonra ikinci yeri alıyor. Federal Almanya'da yedekler 1 ,8 milyonu bul uyor. Bunların çoğu öçalma fikirleri n i n yayg ı n ­ laştığ ı 1 950 y ı l la rında ve 1 960'Iarın başında Bundesver'in hizmetinde b u ­ l u n muş o l u p , birçoğu da halen okullarda v e ü niversitelerde öğretim üye­ liği yapmakta ve gençliği açıktan açığa m i litarizm ruhunda eğitmektedir­ l er. Belçika'da 600 binden fazla, Holla nda'da 350 bin, Norveç'te 1 60 bin vb. yedek bulunduğu bilinmektedir. Çağdaş a skersel-sanayi kompleksIerinin yapılışında, silôh, cepane, do­ natı m ü reti miyle ve silôhlı kuvvetlere hizmetle görevli korporasyonlor seç­ kin bir yer tutuyor. Birleşik Amerika'nın en büyük konsernleri 1 53 m i lyar dolar tutarı nda 1 1 6 çeşit silôh sistemi ü reti m i için peşin gara nti l i sipa rişler almış bulunu­

yorior. (3) Bu yekCınun yarı sı na yakını a rtı k sözkonusu konsernlerin kasa­ larına g irmiş d urumdadır. «Trident .. t i pi yeni denizalt ı n ı n yapı m ı çal ı ş ­ maları deva m ediyor. Askeri sanayiciler bu ti p denizaltı l a n n h e r b i r i için 1 ,3 milyar dolar a lacaklard ı r. « B - l .. tipi yen i bombard ı m a n uçağı silôh konsernlerine 1 1 m i lyor dolor kazanç sağlıyacaktır. (I,) 1 972 yı l ı nda, daha çok a skersel siparişleri yerine geti rmekle uğraşa n ingiliz korporasyonları, şu ölçüde safi kazançlar sağlad ı l a r : «Vickers . 1 3, 1 milyon sterl in ; " H owker Siddeley » g rupu 47 mi lyon ; " EMi .. 42,1 m i l ­ yon ; " Pl essey Co » 44,1 m i lyon ; .dozeph Lucas . 38,1 m ilyon ; «General

.

.

(3) " Congressional Record .., S. 1 3521 , July 1 6, 1 973.

(t,) "Time .., Februery l l , 1 974.

309


Electric » 1 6 1 m i lyon vb . . . . (5) 1 973 y ı l ı nd a askersel si parişler I ng iliz h a ­ vacı l ı k işletmeleri sahiplerine 500 milyon sterl i n kaza nç sağladı. Batı Alma nya'da önde gelen askersel -sanayi tekelleri şunlard ı r : " M B B » (" Messersch m itt- Bölkow- Blohm »), " Rheinmetal l .., " Dornier .., « Dieı .., " VFW-Fokker .., « Flick», «Thyssen .. . . . çoğu kez, bu konsernler, savaş tekniği ü reti mine yatı rılan sermayelerin kazançla rı n ı n % 30-50'sini o l m aktadı rlar. Askersel sipariş ve a l ı şverişin özell iklerinden biri odur ki, hükü metten sipariş o l o n korpora syon lar, daha sonra ya p ı m sürecinde, ürettikleri silô h ı n mal iyeti n i isted ikleri kada r a rtı rı rlar. Bu do onlara akla sığmıyo­ cak kadar büyük kazançlar getirir. Orneğ in, ingiliz firmaları hükü mete, 1 ,5 mi lyon streline malolacak yeni b i r çokamaçlı savaş uçağı üretmeyi vaadetmişlerd i r. Ya p ı m işi bitmeden, daha şimdiden, bu uçağa 9 m i lyon sterlin değer biçilmektedir. (G) Askersel firmalara herhangi bir kontrol uygula nmaması, yasa ma ve yürütme orga nları n ı n bunlara ka rşı hoşgörül ü il işkisi nden i leri gelmekte v e bu başı boşl u k çoğu hallerde örtü l ü -örtüsüz yolsuzluklara olanak vermektedir. Çokuluslu tekeller silôhlanma yarı ş ı n ı n kızışmasına büyük bir ilgi gös­ teriyorlar. NATO k urmaylıkları n ı n sipa rişleriyle, bunlar, ulusal tekellerle birli kte, uçak, heli kopter, tank, top, tüfek ve makinel itüfek projeleri çiz­ mekte ve bunları ü retmektedi rier. Kuzey Atla ntik Paktı komutanlığı, bloka g i ren küçük devletlerin askersel gücünü ve aynı za manda gelişme halin­ deki ü l kelerin askersel gücünü uyum laştı rmaya çalışmaktadır. Yirmi yıl içinde (1 950'den 1 970'e kada r) ABD'nin başka ülkelere a skersel « yar­ dım ..ı 34,3 m ilyar doları, son on yılda ingi lterenin askersel y a rd ı m ı da 1 milyar doları bulmaktadır. Emperya l ist askersel bloklar (NATO, SENTO, SEATO ve ANZUS), kendi içleri ndeki çelişkilere karşı n, b u g ru pl a ra g i ren ü lkelerin toprakları nda, havalarında, denizlerinde ve okyan uslarında süreli olarak çeşitli adlar a l ­ tında ortak ma nevralar ya pıyorla r. Ya bancı ül kelere yerleştiri l m iş o l o n e m ­ perya l ist devletler askersel üsleri d u rmaksızı n modernleştiriliyor v e güç­ lendiriliyor. Gerçi, son yı l l a rda ABD, sını rları dışı ndaki üslerin miktarını ve bu ü slerdeki silôhlı g üçler sayı sını bir yere kada r azaltm ıştır, fakat bunlar Pentagon'da en ha rpçi çevrelerin yayıl ıcı plônlarında eskisi gibi önemli bir rol oyna maya devam etmektedir. Birleşik Amerikan ı n 27 ya­ bancı ü lkede toplam 1 0 bin kilometrekareyi a şa n bi r a razi üzerinde 429 büyük ve 2.297 küçük üsse yerleştiri lmiş silôhlı kuvvetleri vardır. Tekelci burjuvazinin sa h i p bulunduğu yığınsal enformasyon a raçları do m i l itarizmi n yardı mcıları d ı r. FAC'de A. Springer bası n tröstü korkunç

(5) « Sa nity», April, 1 974. (6) « Morning Star .., April 6, 1 974. 310


bir ün kazanmıştır. « United States News a n d World Report» dergisi Pen­ tagon'un borazanı, « National Broadcasting Compa ny » radyo-televizyon sistemi de Amerika'da silôhlanma ya rı ş ı n ı körükliyenlerin en önde gelen­ lerinden bi ridir. R. Thomson ' u n basın i m pa ratorlu ğ u ile Ingiliz a skerseI­ sanayi kompleksieri a ra sında sıkı bağ lar va rd ı r. Komü nist ve işçi pa rti leri nin 1 969 yı l ı nda ya pılan Uluslara rası Da nışma Toplantısı'nın, milita rizme karşı savaşı g üçlendi rme çağrısı şimdi de g ü n ­ celdir. Gerici çevreler d ü nyada olumlu değişimleri önlemeye çalışıyor, gerginl iğin azaltı lması sürecini d urdu rmak ve geri çevi rmek istiyorlar. Otuz yıl önce Alman faşizmi ve Ja pon milita rizmi üzeri nde elde edilen utkular, buyurucu bir tonlo, milita rizmin tarihsel hükümlülüğünü hatırlat­ makta d ı r.

31 1


Marks'ın öngörüleri Kurt Hager Asap Politbüro üyesi

ve MK Sekreteri

K. Marks'ın « Gotha Program ı n ı n 1 00. yıldönümü üstüne

Eleştirisi" adlı yapıtın ı n

Bundan yüz yıl önce, 1 875 Nisanında ve Mayıs başlarında K. Ma rks «Alman işçi Partisi Prog ra m ı na kenar notla rı »nı yazdı ve bunla rı V. Bra­ ke'ye bir mektubuyle birlikte Eisenach Partisi yönetim kuruluna g önderdi. B u belgeler bili msel komünizm hazinesine « Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi » adıyle gird i . » (1) «Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi » , « Komünist Partisi Manifesti » ve « Kapi­ ta l »den sonra K. Ma rks'ın en önemli teorik ya pıtı d ır. M a rks' ı n kapita list ü retim tarzı ka n u n la rı üzerindeki'! onyılla rca süren i ncelemelerinin ve Pa ris Komü nü'nden çıkarı lan ibret dersleri nin sonuçları bu yapıtında for­ müle edilmiştir. Ma rks ve Engels, a ncak bilimsel teoriyle silôhlanmış tek, birleşik, dev­ rimci partinin bütün işçi sınıfı n ı n temel menfaatlerini d i le g etirebileceği n i b i l i m açısından ispatladılar. Onlara göre, işçi s ı nıfı ya lnız bilimsel d ü nya görüşü sağ la m temeline daya narak kendi tarihsel m isyonunu yerine ge­ tirebi l i r ; bu sınıfın devrimci partisi de sözkonusu misyonun amacını, ger­ çekleştirilme yol larını ve mücadelenin çeşitli durum ve koşu l l a rı içinde izlenmesi gereken strateji ve taktiği belirliyebilir. Gotha Prog ram ı Ta ­ sarısı'nın yayımlanmasından birkaç ay önce F. Engels iş çi hareketi önder­ lerine d üşen ödevi şöyle hatı rlatıyord u : « Bütün teorik sorunlar üzerinde gitgide daha çok derine i nmek ve aydınlığ a kavuşmak, Itski d ü nya görü­ şüne özgü geleneksel palavraların etkisinden gitgide daha çok kurtulmak, ve sosya lizmin a rtık bilim halini aldıktan beri, kendisine karşı bilime ya '

(1) 1 875 Mayısı sonunda Gotha şehrinde ya pılan Bi rleştirici Kongre'de,

«Sosyal -Demokrat Işçi Pa rtisi » (başta Bebel ve Libkneht olmak üzere Eisenach'lılar) ile «Alman Genel işçi Birliğ i » (lasa l'cı lar) «Alman Sos­ yalist I şçi . Partisi » ni meydano getirdiler. Marks' ı n program tasarısı üzeri ndeki eleştirisi ancak 1 891 'de ve hem de eksik olara k yayı mlandı. F. Engels'in A. Bebel'e yazd ı ğ ı ve yine bu tasarı hakkında etraflı bi� eleştiriyi içeren 1 8/28 M a rt 1 875 günlü mektup, i l k olarak 1 9 1 1 yılın­ da ortaya çıktı. Gerçi her iki belge de Gotha'da yapı la n Birleştirici Kongre'nin ça lışma ve kararları üzeri nde dolaysız bir etki ya pmadı. Fakat bunların Marksist-leni nist teori ve devrimci hareket bakımından ka lımlı bir değer taşıdı kları söz götürmez.

312


naşı l ı r g i bi yanaşı l mayı, yani inceleni p öğ renilmeyi gerektirdiğ i ni daima gözönünde bulundurmak . . . » (2) .. Gotha Prog ra m ı n ı n Eleştirisi»nde bizim d ü nya görüşümüzün savaşkan vJ yaratıcı karakteri inandırıcı biçimde beli riyor. M a rks, b u rj uva ideolo­ jisini, Lasal'cı ve bayağ ı-demokratik görü$leri amansızca eleştirerek, pro­ leta rya d i ktatörlüğünün ilk ta rihsel örneğ i ola ra k Pa ris Kom ü n ü 'yle baş­ Iıyan yeni dönemde uluslara rası işçi hareketi gelişmesin i n ortaya koyduğu temel soru l a ra cevap verdi. Ve bu cevap bilim açısında n o kadar doğru­ dur ki, bug ü n de (yüz yıl sonra) kom ünist ve işçi partilerinin yolu n u ayd ı n latmakta d ı r. .. Gotha Progra m ı n ı n Eleşti risi » ya pıtı n ı n özünü, iktidar sorunları, devrimcilerle oportünistler a rasında daha o zaman m ü cadelesi ya pılan proletarya devri mi ve proleta rya d iktatörl üğünün gerekliği soru n­ l a rı ol uştLlfuyordu. Sınıf savaşı n ı n bu ana sorun l a rı üzerindeki tahlil, M a rks'a, proletarya n ı n politik ve ekonomik savaşına i l işkin, işçi sınıfı n ı n eylem birl iği v e bağ laşmalar politikasına ilişkin sonuçlar çıkarma olana­ ğını verdi. .. Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi »ni 1 891 'de Engels ilk defa olara k yayı m­ ladığı zaman, bu belge, Al man sosya l-demokratlarının Erfurt Kongresi' ­ n d e ( 1 891 ) A l m a n işçi ha reketine M a rksizmi n yerleşmesine başlangıç olan bir prog ra m ı n kabul edilmesini büyük ölçüde etkiledi. Engels .. Ma rks'ı n eleşti risi n i n etkisini tamamiyle gösterdiği »ni memnuniyetle kaydetti. C) Ve işte a rtı k yüzyı ldan beri de bu eleştiri devrimci güçlere oportünizme karşı savaşl a rı nda yardımcı oluyor. Oportü n istlerin ve burjuva ideologl a rı n ın, .. Gotha Prog ra m ı n ı n Eleş­ tirisi »ndeki fikirlerin propagandası nı daima engellemeye, bu eleşti rinin önemini küçümsemeye ve içeriğ ini değiştirip yozlaştırmaya ça lışlffiş olma­ la�ı anlaşılır şeydi r. Bunun tersine, u l uslara rası devrimci işçi ha reketinin en iyi temsilcileri, sınıf savaşının karmaşık sorunların ı çözmede M a rks'ın i l kesel ya rg ı larını kılavuz edi nmişler ve b u n la rı prati kte de gerçekleştir­ m işlerd i r. Bu konuda V. i. Leni n ' i n ça lışması değerli bir örnektir. Lenin, emper­ yalizm ve sosyalist devrim çağ ı nda işçi hareketinin karşı karşıya geldiği soru nları analize ederken, devlet ve devrim hakkındaki Ma rksist öğ retiyi geliştirirken .. Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi»ne tekrar tekrar başvwmuştu. Lenin, M a rks'ın öğretisini zeng i nleştiriyor, oportünistçe hücumla ra karşı ardıcıl bir d ireniş gösteriyordu . .. Gotha Program ı n ı n Eleştirisi »nin bütün içeri ğ i n i yen i koşul l a rı n fon u üzerinde derinden derine i ncelediği .. Devlet ve Devri m » adlı yapıtında M arksizm i l e Len i n izmin birliği elle tutul u r ve gözle görü l ü r bir açıklıkl a dile getirilmiş bulu nuyor.

(2) K. Ma rks ve F. Engels, Eser/er, c. 1 8, s. 499. C) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 38, s. 1 57. 313


Marks' ı n kapitalizmden sosya l izme devrim yoluyle geçişin yasa l l ı kla rı hakkı ndaki öngörü leri bugün bizim için özel bir önem taşıyor. Marks'ın « Gotha Programının Eleştirisi .. nde belirlediği o l u ml u fikirler utkusal sos­ yalist devrimler boyunca geçilen sı nava pratik olarak daya n m ı ştır. Bu fikirler, gel i şmiş sosyalist toplulnun oluşması nda ve a d ı m a d ı m komü ­ nizme geçilmesinde yen i yeni onoyla r kaza n ma kta d ı r. Marks'ın öngörüle­ rin i n doğ ruluğu, Büyük Oktobr Sosyal ist Devri mi'yle, Sovyetler Birliğ i n i n ta rihsel gelişmesiyle, d ü nya sosyal ist sistemi n i n kurulması v e güçlen­ mesiyle, toplumsal uyg u lamalarla, m i lyonlarca emekçin i n yaratımlı çalış­ maları n ı n sonuçla riyle, komünist ve işçi partilerinin eylemleriyle kanıtlan­ ma ktadı r. Ta ri h ve zamanımız şuna tan ı k l ı k ediyo r : Uluslara rası işçi sınıfı n ı n bü­ tün savaşlarında, sosyalizm ve kom ü nizm yolu nda atı l a n her ileri adı mda « Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi ..ni yarata n ı n dehası tekrar tekrar beliriyor. Marksizmin yüz y ı l boyunca eskimiyen bu coşku ve atı l ı m dolu belgesi, biz komü nistler için, kapitalist sömürü ve ezgiye karşı, burjuva ideoloji­ sine karşı savaşta . komün i st top l u m d üzenini kurma sorunları n ı işleme ve çözmede eşsiz bir eylem kılavuzu olara k kalıyor. Işçi sınıfı n ı n devlete ka rşı tutu m u hakkı nda Marks' ı n yaptığı konuş­ m a l a r. yüz yıl önce olduğu g ibi. bugün de. işçi sınıfı n ı n evrensel-tarihi m isyonunu yerine getirmek için yürütülen savaşın bilimsel temele daya­ nan strateji ve taktiğinin işlenmesinde yol gösterici ödevini görüyor. Oportü n istlerin burjuva devletini idealize etme, o n u n sınıfsal özlüğünü gözlerden sakla ma ve s ı n ıfların üstünde bir kurum ola ra k gösterme dene­ meleri ne karş ı l ı k. Marks ve Engels. bunun biçimleri ne kadar değ işik ve çeşitli olursa olsun, gerçekte daima b u rjuva diktotorası olduğunu açıkça gösterdiler. Bug ü n sosya l-reformistleri n. tekelci sermaye devletine herke­ sin çıkarları na hizmet eden ve a ncak «daha büyük demokra s i »n i n ger­ çekleştiril mesi a n la m ı nda bir d üzeltmeye gereksinen « sosyal h u k u k dev­ let i » adını vermeleri, iktidar orta mında kapita list i l işkileri g izleme ve bun­ l a rı sonrasızlaştırma çabasından başka bir şey değ il d i r. Kapita l izmde hayat (işsizl ik, enfıôsyon. i lerici g üçler temsilcilerin i n bel irli görevlere ge­ tiril meleri n i n yasaklanması vb.) bugün bu g i bi sovların tutarsızlığ ı n ı her za mankinden daha büyük bir açıklıkla ortaya koymakta. Ma rks ve Engels tarafı ndan temerrendirilen yarg ı nı n. ya n i kapitalist sistemin mutlaka aşıl' ması gerekliğ i yarg ı sı n ı n d oğ ru l u ğ u n u pekiştirmektedir. Devletin sınıfsal özlüğ ü n ü n Ma rks tarafı nda n keşfedi l mesi, hemen. sos­ ya l ist d üzeni ya ratma n ı n kesin ö n koşulu sıfatiyle proletarya d i ktatörlü ­ ğ ü n ü n bil imsel olarak temel lendirilmesine y o l açtı . Marks şu n la rı yazı­ yord u : « Ka pita list toplu m l a komünist toplum arasında, birincis i n i n devrim yoluyle ikincisine dönüştün.i l m esi dönemi vardır. Politik geçiş dönemi de bu dönemi karş ı l a r, ve bu dönemin devleti proletarya n ı n devri mci d i kta 314


törlüğü'nden başka bir şey olamaz. ., (I,) Marks'ın bu yargısı, leni n ' i n de­ yimiyle, " bütün devrimci öğretisin i n bJJa nçosunu ol uşturur. ., (") Leni n, sınıf savaşın ı kabul ederken, a ncak proletarya d i ktatörlü ğ ü nü de tanı­ yana Marksist denJJebileceğ i n i defalarca bel irtmiştir. işçi sınıfı n ı n egemenliği, bu sınıfın d iğer emekçilerle bağ laşmasına da­ . ya nır, zira bunların temel menfaatleri a rası nda uzlaşmaz zıtlıklar yoktur. Bunda n ötürü, sosya list devlet topl u m u n çoğ u nluğuna hizmet eder ve bu devlet, kend isi nden önce gelen, azı nlığ ı n, sömürücü sınıfı n egemenlik a racı olan her türlü devlet iktida rından tamamen ayrı l ı r. Sosya list devlet kendi sınıfsal iç niteliği dolayısiyle tarihte eşi g örü l ­ med i k ödevleri yeri ne getirmekle ödeviidir. B u devlet, sosya lizm kuru­ culuğunun, bu düzen i n bütün üstü n l ü kleri n i geliştirmenin ve bunlardan yararlanmanın en önemli a racıdır. ASBP' n i n V i i i . Kongresinde (1 971 ) E. Honeker yoldaş şunları söyled i : " Proletarya diktatörlüğü, bütün dün­ yada dostla rımız tarafı ndan hararetle sela mlanan ve düsma nları mız tara ­ fı ndan nefretle karşı lana ,;" egemenlik biçimidir. B u n u � i ç i n d i r ki, biz, işçi sınıfının d iktatörlü ğ ü n ü ve yönetmenl i k rol ü n ü gözbebeğ imiz g i bi koruyacak ve sosyal ist top l u m u n daha sonraki gelişmesi içinde ona daha büyük bir önem kazandıracağ ız . ., (n) iktidardan uzaklaştı rıimış bulunan sömü rücü sınıf üzerinde baskı yap­ m a k, yeni üretim i lişkileri n i n üstün gel mesiyle ve " k i m kimi ., sorunu sos­ yal izm yararına çözüldükten sonra önemini yavaş yavaş kaybeden sosya­ l ist devletin geçici bir ödevid i r. Bu devletin öteki ödevleri (ekonomik, sos­ ya l - politik ve kültürel dönüşü mleri gerçekleştirme ödevleri) ise, gelişmiş sosyal i st topl umda gitgide a rtan, sosyalizm kuruculuğ u n u n genişlemesi ora n ı nda, Ma rksist-Leninist parti n i n yöneti mi altındaki işçi sınıfı n ı n yönet­ me ve planlama işlevini g ü nden güne daha b i l i nçli olarak yeri ne getir­ mesi ve bu suretle bütün toplu msal sü reçlere yön vermesi ora n ı nda a rta n b i r önem kazan maktadı r. Sosyal ist devletin g üçlen mesi ve sağlamlaşması bütün daha sonra ki başarı ların önkoşu ludur. Sosya l izmin en büyük üstünlüğü ekonomi k ve sosyal süreçleri her ba­ kımdan planlama ola nağ ı ndadır. Bilimsel-teknik devrim böyle bir plan­ la manın gereklik ve önemi n i a rtırıyor. Kapita lizmden sosyalizme geçiş döneminde olduğu g i bi, gelişmiş sosya list toplum döneminde de, devlet halk ekonomisini planlama ve yönetme işlevini, bu çokya n l ı ve karmaşık işlevi gerçekleştirme yeteneğ ine sa h i p biricik örgüt olara k kalıyor. Sosyal ist devletin önemli bir karakter çizg isi de sosya list demokrasidir. Sosyal i st demokrasi durmadan yetkin leşti ril iyor ; işçiler ve diğer emek-

(I,) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 27. (") V. i. lenin, Bütün eserleri, c. 37, s. 24 1-242. (Ii) Alman Sosya list Birlik Partisinin VI II. Kong resi. Moskova, Politik eser­ ler yayınevi, 1 972, s. 52.

315


çi/er top l u m yönetimine gitgide daha geniş ölçüde celbediliyor. Sosya­ list demokrasinin bütün halkala rında yu rttaşlar etkin ve kalitel i bir iş görüyor. topl u m u n selômeti ve topl u m u n her üyesi nin sel,ô meti için reel egemenliği gerçekleştiriyor/ar. Ma rksiim-Leni n izm kıôsikleri. sosya l ist halk egemenliği problemini. demokratik santralizmin g üçlendirilm esi ve sosyal ist demokrasinin bite­ viye gen işletil mesi ola ra k ele al ıyor/ardı ve netekim bu problem Sovyet­ ler Birliğ i nde ve öteki sosyalist ül kelerde böylece çözülmektedir. işçi sı nıfı n i n dolaysız. en yokın ödevlerini. Ma rks. " Gotha Progra m ı n ı n Eleşti risi »nde proleta rya n ı n k u rtuluş savaşı n ı n büyük hedeflerine yönel işle bi rleştiriyordu. B u n u n la beraber. Mo rks. işçi sınıfı n ı n . sermaye egemen­ liğine son verme ve sosyalizmi kurma a maçlı devrimci savaşı nda her bi­ limsel öngörü ve her strateji k yönelimin mutlaka toplumsa l ilişkilerin ve aktif gelişme kanunlarının titizlikle çözüm lenmesi temeline daya nması gereğ i n i çıkış noktası ya pıyord u . M a rks ve Engels gelecek topl umu tasar­ la mada haya l ler kurm � ya ve sa hteciliklere daima kesinlikle karşı koyu­ yor/ a rd ı . Onla r. komü nist topl u m u n gerekliğ i ne. onun başlıca doğrultu­ larına ve ka rakter çizg ilerine ilişkin hükü mleri hertürlü haya lcilikten uzak olarak ve bili msel bir kesinlikle formüle edebi ldiler. Bu düşü nceler. V. i. Lenin tarafı ndan işlenen. Sovyetler Birliği ile öteki sosyalist ülkeleri n uygulamalariyle pekişen sosyal izm ve komünizm k u ruculuğ u tümel teo­ risinin temeli oldu. Geleceğ i n topl u m u na ilişkin ve " daha ôdil dağıtı m »ı onun en önemli k riteryum u saya n küçük b u rjuva-sosyalist görüşlerine karşı sert ve uzun bir tartışmaya g i rişen M a rks. komünist toplumsal gelişme safhası nı n yeni nitel çizgi lerini bel i rledi ve b u n u n kapitalizm karşısı ndaki, kesin ü stünlük­ lerini karakterize etti. Bunda n başka. " ü retim tarw.nın her şeyden önce mül kiyet i lişkileri nin ve bu a rada " tü ketim maddeleri dağ ı l ı m ı »nı da be­ li rliyen il işkilerin çözümleyici rol ü ne özellikle di kkati çekti. M arks, a ncak ü retim a raçları üzerinde toplu msal mÜlkiyetin var/ ı ğ ı ve insanın insa n ı sömürmesine s o n veri l mesi koşullarında işçilerin v e bütün emekçilerin kendi emekleri n i n ürünü nimetlere sahip ve kendi yazgıl a n n a buyruk ola bileceklerini beli rtti. ,

Sosya l i st ül keler komünist partileri. emekçilerin çaba larını. sosya list mülkiyeti' plô n l ı ve etki n biçimde kulla nmaya. elden geldiği nce h ızla çoğaltmaya ve korumaya yöneıtirken., M a rks'ın va siyetlerin i yerine getir­ miş oluyorl a r. Tarihsel deney. sosyal ist ü retim tarzının, Sovyetler Bir/iği n ­ ' d e ve b ü t ü n ka rdeş sosya l i st ül kelerde şimdiki başarıların ve bu ü l keleri n gücünün temeli olduğ u n u . gerçekleşmiş ola n sosya lizmin u l u sl a ra ra sı a la nda g iderek arta n çekim gücünün eninde sonunda bu ül kelerin eşsiz atı / ı m l ı gelişmesinden ileri g eldiğini g österiyor. Sosya list ü lkelerde .. ü retim maddi koşu l l a rı »n ı n « işçilerin kendi kol ek316


tif m ü l kiyet i » (1) olması, toplumda emekçi lerin nitel bakımdan yepyeni d u ru m u na yol açmıştır. Sosya l ist mül kiyet i lişki lerinde doğrudan doğruya ü reticilerin kendilerinin yararı olduğu, maddi refah ve kültür d üzeylerinin gözle görülürcesine yükseldiği bugün daha büyük b i r belirginlikle o rtaya çıkıyor. Hem b ireysel tüketim i n biteviye yü kseltilmesi, hem de « gereksinmeleri kolektifçe g iderme»nin (8) daha büyük bir hızla gelişmesi için özen gös­ termekle bizler de Marks'ın öğütlerini yerine getirmiş ol uyoruz. Yüzyıl önce, Ma rks, gereksinmeleri kolektif olara k g iderme payı n ı n « çağdaş/top­ l u mdaki ölçüsüne kıyasla derhal önemli derecede a rtacağ ı n ı ve yen i top­ l u m u n gelişmesiyle g itgide daha çok büyüyeceğ i n i » (9) öngörd ü. Gerçek­ ten de, örneğ i n bizim memleketi mizde, 1 975 yılı halk ekonomisi plônı gereğince halka toplumsal fon la rdon sağlanacak h izmet ve yard ı m l a r 1 974 y ı l ı n a kıyasla 2,5 milya r m a r k yada % 7 oranı nda a rtacak v e 37, 1 milya r m a rkı bulacaktır. Meydana getirilen fonları n kullanımı, eğitim , sağ l ı k, sosya l yard ı m i htiyaçları · için, kültürel hayatı n gelişmesi i ç i n öde­ nek ayrı l masını, yiyecek maddel eri (örneğ i n süt> tereyağ ı, et, ekmek, ba l ı k vb.) tüketim fiyatlarının, a y n ı za manda geniş ölçüde k u l l a n ılan sanayi m a l ları tüketi m fiyatlarının düşük tutulması n ı n gerektird iği ödemeleri ve konut ya pımı ek ödemelerini içermektedir. Bundan başka, halk işletmeleri ve sosya list ü retim kooperatifleri, kendi plônları gereğince, işçilerin k ü l ­ türel v e sosyal gereksinmeleri için büyük ödenekler ayırmaktadırl a r. ,

Oyle «eleşti ridler» va rdı r ki, biz komünistlere Ma rks'ı n gerçekte neyi öngördüğü n ü öğretmeye kalkışır, Sovyetler Birliğ inde ve öteki sosya list ü l kelerde gerçekleştirilmiş olana kıyasla güya daha da iyi leştiri imiş yeni yeni sosyal izm « modeller»ini bize dayatmaya çal ış ı rl a r. B u « öneriler»e daha d ikkatle eğilecek o l u rsak, bunlorda çoğu za man M a rks tarafından daha « Gotha Prog ra m ı n ı n Eleşti risi »nde bili msel açıda n yalanlanmış olon tasarı mların yer aldığını görü rüz. Biz bu « eleştiriciler»in öğ ütlerine kulak osmamak ve Marks' ı n yönergelerine bağ l ı kalmakla doğru ha reket etmiş bulunuyoruz. Marks tarihsel gelişmenin soyut olara k kuru l m uş idea listçe tasarımlara uyd u rulmasının bilime aykırı l ı ğ ı n ı ve politik bakımda n za ra rlı olduğunu ispat etti. Orneğin, herkesçe bili ndiğ i g i bi, emeğe göre ödeme sosya l ist prensipi işçi sınıfı n ı n kapitalist toplumdaki durumuna 'kıyasla çok büyük bir tarihsel ilerleme ve kom ü n i zm e doğru daha sonraki gelişmenin baş­ lıca kaldıraçlarından biridir. Ve daha M arks zamanından bilinmekted i r k i , içinde bulunulan d u r u m için « emeğ i n eşit ölçü'yle ölçüldüğ ü " (10) b u

e ) K. Ma rks v e F . Engels, Eserler, c. 1 9, s . 20.

(8) K. M arks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 20. (9) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 1 7.

(10) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 1 9. 317


tarihsel eşitl ik biçiminde de henüz eşitsizlik vard ı r. Emeğ e göre ücret sosyalist prensipine burj uvaca ve anarşistçe yapılan hücumlara, Mao­ culann denkleme, eşitleme tera neleri ne, burjuva kibirlilik veya küçük bur­ juva katla nmasızlığ ı ideologları n ı n uydurmala rına Marks' ı n bir yarg ısı toptan cevap vermektedir. Bu yarg ı ş u d u r : Emeğe göre ödeme prensipiyle ilgili eşitsizlik komünist topl u m u n ilk safhası için kaçı n ı l mazd ı r. « Ha k hiç bir zaman ekonomik düzenin ve bununla şartlı top l u m u n kültürel geliş­ mesinin daha üstüne çıkamaz. » (ll) Kapita l izm d ü nyası n ı n bunalımla rla salsı ldığı ve enflôsyon u n arttı ğ ı , emperyalizmin fikir yapıcıları n ı n ekonomide « sıfır a rtış »tan söz ettikleri ve tüketim i n sınırlanmasını öğütledi kleri, ka pita l ist ü l kelerde emekçileri n sos­ yal g üvensizliğinin a rttı ğ ı kosul la rd a sosya lizmin üstü nlü kleri daha belir­ g i n biçimde ortaya çı kıyor. E konomi� i n halk yara rına dinamik gelişmesi örneğ i n i yalnız sosya list d üzen veriyor. Emekçilerin yaşama düzeyini daha fazla yükseltmek, sosya l izm kuru­ culuğunun ana hedefi, ASBP Vi i i . Kong resi tarafından ve sosya list toplu­ luk ülkeleri kardeş pa rti lerin i n kongreleri tarafı ndan belirlenen ana ödev­ d ir. Bugün sosya l izm, henüz ü retim d üzeyi bakı mından en gelişmiş kapi­ talist memleketleri geçememiş olsa bile, emekçilerin (ta m istihdam ve emeğ i n koru nması g i bi, öğren i m ve sağ l ı k koruma, d i nlenme g i bi, analık hakların ı n ve çocuğu n savunulma sı g ibi) yaşamsal önemde bi rçok gerek­ sinmeleri nin daha tam olara k g ideril mesi ni sağ lıyabiliyor. Sosyal izm ka­ d ı nları n hak eşitl iğini gara ntil iyar, gençliğin hakları n ı n tam olara k ger­ çekleştirilmesini sağlıyor, ihtiyarlara sosyal yard ı m ı güven a ltına a lıyor, emekçilere ulusal kültürün ve d ü nya kültürü n ü n değerlerinden yara rlanma olanakla r ı veriyor. Sosyalist toplumda ayrıcal ı k sahibi sınıf veya tabaka­ lar yoktur; varlı kları devam eden s ı nıflar a rası ndaki ayrı mlar da yavaş yavaş g ideril mektedir. Uluslar ve halklar a rası nda, yurttaşla devlet a ra ­ snıda yeni i l işkiler meyd a na gelmektedir. Sosya lizm, toplum ile k i ş i a ra ­ sı nda yabancılaşmaya yol aça n sosyal nedenleri süratle ortadan kaldır­ maktadır. Bu top l u m yüksek ahlôk niteliklerine sa hip olan insanın yaratıc ı kabiliyetıeri ni geliştirmek üzere a rdıcıl koşullar yaratarak gerçek özgür­ lüğü sağ la makta d ı r. Sosyalizmin « Gotha Progra mı n ı n Eleşti risi»nde ortaya çıkarılan gerçek anlamı sosyalist topl u l u k ül keleri nde daha ta m olara k gerçekleştirilmektedir. Ma rks'ı n öngörüleri n i n bilimsel karakteri, kapital izmden komünizme doğru geçişin birtek sıçrayışla birdenbire gerçekleştirilemiyeceğ i ni, bu geçişin uzun bir dönemi, bir toplumsa l d üzenin devrim yoluyle diğeri�e dönüşmesi dönemini kapsıyacağını, komünist toplu m aşaması n ı n sosya­ l izm ve komünizm olarak iki olgun laşma safhası olduğ u n u kanıtlama­ s ı nda kend ini gösteriyor. B u safhalar a rası ndaki ayrımlar' şundan ileri

(11) K. M a rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 1 9. 318


geliyo r : "Sosyalizm kendi özel temeli üzeri nde gelişmiş

bir komünist top­ l u m değ i ldir». tersine «ka pita list toplumdan henüz doğ m u ş olan ve do­ l ayıs iy le her bakımdan (ekonomik. moral ve u l usal bakımıardan) bağ rın­ dan çıkıp yetiştiğ i eski topl u m u n kalıtım belirtilerini taşıyan bir komünist toplumd u r. " (12)

Ne va r ki. bu iki safhanın şematik ola rak böl ü nmesi doğ ru ol maz. ASBP Vi i i . Kong resi kararları. doğ ruluğu Sovyetler Birl iğ i n i n deneyiyle pekişen Marksist-leni nist hükmü, yani sosyalizm ve komünizmin tek toplumsa l-ekonom ik gelişme aŞaması ola ra k kom ünist toplu m u n gelişme­ sinde iki safhı;ı olduğu hükmüne dayanıyor. Bu iki safha a rasında uyumlu . geçişler va rd ı r.

Gelişmiş sosyalist top l u m da sosyalizmin aşamasıdır. Bu aŞam a içinde safhasına geçiş hazırlığı oluşur, bunun maddi ve mô­ nevi koşu lla rı olgu nlaşır. Bu geçiş. ta ri hsel olarak. a ncak sosyalizmin bü­ tün üstünlüklerini ve üretim g üçlerin i sözün tom onlamiyle geliştirme ve kullanma temeli üzerinde gerçekleştirilebi l i r. Yeni topl um. gel işmesi bo­ yunca çeşitfi aşamalordon geçtiği için. her a şa m a n ı n top l u m u n u n sosya l­ ekonomik olg u n l u ğ u önya rgısız ve ta m ola rak ta h l i l edil meli ve b u temel üzerinde daha sonraki ödevler belirlenmeli. gerçekçi bir sosya l i st kurucu­ luk politikası izlenmelidir. Lenin. politikada bütün güçlük ve bütün h ü ne­ rin. her döneme özgü soru nların özelliklerini. parti n i n eylem orta mı olan koşu lların özell iklerini isabetle gözönüne o l makta kendini gösterd iğine işa ret eder. komünizm yüksek

içinde bulunduğ umuz aşamada bize düşen ödevler. sosya l i st toplu m u n ü reti m g üçlerini daha ça buk gel iştirme. bu toplu m u n bütün ü stünlükle­ rinden toplumsal ü reti min yeğ i nleştirilmesi nde. sosyalist ekonom i k enteg­ rasyonun gelişti ri l mesinde ve bili msel-teknik ilerlemeni n hızlandırılma­ sında yara rlanma ödevleridir. Bizler «Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi » ru­ hunda h a reket ederek, başlıca üretim gücünün insanın kendisi olduğ u gerçeğ i n i h i ç bir zaman u nutm uyor. kol ve kafa emeği arasındaki çeliş­ kiyi g idermeye çalışıyor. bütün emekqtlerin yetenek ve kabiliyetleri n i n ge­ lişmesine. öğ renim ve kültür düzeylerinin yükselmesine özen gösteriyoruz. Böylelikle. daha şimdiden. sosya l ist toplumda yaratıcı emeğ i n en önemli yaşamsal gereklik olacağı komünist toplum yüksek safhası için karak­ teristik olan çizg i fe r belirmeye b aşlıyo r. Marks. komü nizm i n ulaşılacak hedef olara k bir an bile gözden uzak tutmad ı ğ ı m ı z ikinci safhası hakkında şu nları yazıyo r : « Komünist topl u m u n yüksek safhası nda. i n s a n ı köleleştiren işbölü müne bağ lı lı k v e b u n u n la bir­ likte kol ve kafa emeği a ;asındaki karşıtlık ortadan kalktığ ı za ma n ; emek sadece bir yaşam a racı ol makta n çıkarak en önemli yaşamsal gereklik

(12) K. M a rks v e F. Engels. Eserler. c. 1 9. s. 1 8. 319


haline geldiği za ma n ; bireylerin etraflı gelişmesiyle birlikte ü retim g üç­ leri de büyüdüğü ve bütü n toplumsal servet kayna kları dolgun bir ırmak gibi a ktığı za man, a ncak o za man, burjuva hukukunun dar çevreni ta­ mamen aşı locak ve a rtık o topl u m kendi bayra ğ ı na ,Herkesten kabiliyet­ lerine göre, herkese gereksinmelerine göre f.. sloga nını yazabi lecek­ ti r. (I:l) ..

Ma rks «Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi .. nde önemli problemleri, sosyaliz­ min gerçekte enternasyonal olduğu noktasından h a reket ederek ele a l ı ­ yor. Bu temel belge, u l uslara rası işçi h a reketinde uyum l u b i r eylem için, proletarya enternasyonalizmi için Mark s ve Engels' i n sürekli bir müca­ dele yürüttü klerinin kanıtıdı r. Marks, Gotha Progra m ı Tasarısı ' n ı , prole­ tarya enternasyonalizmine bağlılığı kabul edip ayrıca saptamadığı içi n , sadece « işçi hareketine en sını rlı u l usal açıdan baka n » (14) lasal ' ı n g ö ­ rüşü n ü yansıttığ ı için şiddetle eleştirmişti. M a rksizm -leni n izm, ulusal olanla enternasyonal olanın, sosyalist yurt­ severl i kl e proletarya enternasyonalizm i n i n birlik ve karşılıklı bağ l ı l ı ğ ı n ı d a i m a önemle belirtir. Ma rks'a göre, ulusa l l ı kla sınırl ı ya naşı m, ulusal sı nırlara rağ men karşısında ortak düşman bulunan proletaryan ı n objektif sı nıfsa l menfaatleriyle ta ma men çelişir, ters düşer. Bundan ötü rü, Gotha Prog ra mı Tasarısı ' nd a yer o lo n ve burjuva milliyetçiliğine ödün vermekle bir olan hükümlere, « ha l kların uluslararası kardeşleşmesi .. gibi belirsiz teze Marks'ın karşı koydu ğ u açık sınıfsal istek şuyd u : « Çeşitli ü lkeler işçi sı nıfları n ı n egemen sı nıfl a ra ve bunları n hükü metlerine karşı ortak savaş­ ta uluslara rası kardeşleşmesi (15). işçi sınıfı n ı n enternasyonal birliği, bu sınıfı n başarı l ı savaşının başlıca koşuluydu ve bugün de başlıca koşul u olara k kalma ktadı r. ..

Zamanı mız, proletarya enternasyona l izminin yenil mez bir yaşamsal g üce sa h i p olduğuna ta n ıld ı k ediyor. işçi sınıfı n ı n rolü bug ü n ne dere­ cede d urmadan a rtıyorsa, d ü nya devrimci s ü recinde proletarya enternas­ yona lizminin önemi de o derecede a rtmaktadı r. Proleta rya enternasyonalizminin geleceğe yönelik ve n itel bakımdan daha yüksek derecede gel işmesi, za manı mızın kesin devrimci g ücü ha­ line gelen sosya list devletler toplu l uğ u n u n gelişmesinde, bu devletlerin ka rdeşçe ka rşılıklı ilişkilerinde ve Sovyetler Birliği etrafı nda sıkı bir birlik meydana getirmiş olmalarında, sosyalist ekonomik entegrasyonda, d ünya komün ist hareketinin gelişmesinde, bu hareketin birlikleri nin, yani ta rih­ sel amaçlarda, ideolojide (Marksizm-leni nizm) ve ortak d üşmana karşı savaşın menfaatlerinde birlik temeline daya nılara k meydana gelmiş eylem

(13) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9, s. 20. (1") K. Ma rks ve F. Engels. Eserler, c . 1 9, s. 22. (15) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 1 9. s. 22. 320


koJJarının daha yakın etkileşme ve daha sıkı hareket birliğinde ifadesini bulmaktadı r. Sosyalist topl uluğun daha kudretli bi r va rl ı k haline gel mesi ve çekim gücünün süratle artması, kardeş partiler a ra sında işbirliği ve b i r eylem uyumu yaratı lması, uluslara rası g üçler ora n ı n ı n bundan böyle de sosya­ lizm yararına değ işmesi nin, SBKP XXiV. Kongresi tarafında n belirlenen Barış Programı'nı gerçekleştirmede, barış ve güven lik mücadelesinde elde edilen değ"e rli son uçla rı n pekişme ve genişleti l mesi n i n önemli koşulları­ d ı r. Devrimci güçler ne kadar toplu ve uyu m l u hareket ederlerse, a ra ­ ları nda eylem birliği ne kadar sağlam olursa, başarıları do o kadar büyük olacaktır. Proletarya enternasyonal izmi bug ü n her şeyden önce SSCB ve diğer sosya l i st top l u l u k ü lkeleriyle ka rdeşçe bağ ıoşman ı n güçlenmesinde ; ko­ m ünist ve işçi partilerinin kenetli birlik ve topluluğunu daha da sağ lam­ laştırmak için savaşta ; kapita list ü lkeler işçilerinin savaşı ve ulusal k u r­ tuluş h a reketiyle daya nışmada, em perya lizme karşı, barış, demokrasi ve ' u lusal bağ ımsızlık için savaşan bütün güçleri desteklemede ; a nti-komü­ nizme ,ve a nti-sovyetizme karşı, burjuva m i l l iyetçiliğ i ne ka rşı, sosyal i st topl uluğu ve komü n i st ha reketin i pa rça lo mayı a maçlayan hertürlü dene­ meye karşı ardıc" bir savaşımda dile gel mektedir. Bundan böyle de bu denenmiş yolca y ü rümek, Ma rks ve Engels tara­ fından «Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi "nde ta n ı m l a nm ı ş olan fiki rleri a rd ı ­ cıl olara k uygulama a n lamına, Ma rksizm-lenin izm fiki rleri nin hayata ge­ çirilmesi v� yaratıcı biçimde geliştirilmes i için yorulmak bilmeksizin çalış­ ma anlamına gelmektedir.

321


Sosyalist demokrasinin çağdaş problemleri ve gelişme perspektifleri Uluslararası teorik konferans Sofya'da, " Barış ve Sosyalizm Problemleri .. dergisinin Bul­ garistan Komünist Partisi Merkez Komitesi'yle birlikte örgüt­ Iediği «Sosyalist demokrasinin çağdaş problemleri ve ge­ lişme perspektifleri .. konulu bir uluslararası teorik konferans yapıldı. Konferansa Alman Demokratik Cumhuriyeti, Bul­ garistan, Çekoslovakya, Küba, Moğolistan, Macaristan, Po­ lonya, Romanya ve Sovyetler Birliği parti yöneticileri ve bil­ ginleriyle " Barış ve Sosyalizm Problemleri.. dergisi yazı ku­ rulu üyeleri katıldılar. Bu sayımızda, konferansta yapılan tartışmaların özet/erini ve dergimiz başredaktörünün. kapanış konuşmasını ana hatlariyle veriyoruz.

Işçi sınıfının partisi sosyalist demokrasinin garantisidir

Konferansta söz a l a n la r ı n çoğ u, sosya list � emokrasinin halk çoğ u n l u ­ ğ u n u n v e h e r şeyden önce sömürücü azı nlığın egemenliğ inden kurtul m u ş olan işçi sınıfının kazanımı olduğunu belirttiler. Bu özel li k sosyalist de­ mokrasinin ana çizg ilerini ve burjuva demokrasisi ka rşısındaki kesin üs­ tünl üklerini belirlemektedir. Bundan ötürü de, işçi sı nıfı n ı n partisi sosya­ l i st demokrasinin başlıca g a ra ntisidi r. ,

SBKP Merkez Komitesi şube şefi ya rdı mcısı, hukuk bilimleri doktoru G. Şahnazarov demokrasinin sağlanmasında ve gelişmesinde komünist partisinin rol ü konusunda bir konuşma yaparak özetle şunları söyled i : Bilindiği üzere, a nti-komünist propaganda, sosyalizm politik sistem inin uygulamadaki bu o l uşmasiyle çeşitli kanı ve menfaatlerin gözetil mesini Ile korun masını güven a ltına almadığı savı na başlıca kozla rı ndan biri olara k dört e l le sarı lıyor. Ve buna daya na ra k, burjuva örneğ i politik " pl ü ralizm"in yeğ lenmeye değer olduğ u n u beli rtiyor. Gerçekteyse d u ru m bunun ta m tersidir. Bir kere, b u rjuva sistemi biçimsel açıdan bile top l u m u n bütün katları­ n ı n ve öbeklerin i n i radesini yansıttığını hiç bir suretle iddia edemez. öyle ki, burjuva parlômenta rizminin kendi özlüğü gereği olarak, m u ha le­ fet sadece hükü meti eleştirme hakkını kullanır ve h ü kü met de onun ka n ı ­ sını dikkate a l ma k v e hele muhalefet partilerince temsil edilen sosyal 322


zümre ve politik akımların çıkarlarını politikasında gözönünde bulund ur­ mak zorunda değildir. Dediğim gi bi, bu biçimsel açıdan bile böyledir. Işin özü ne inersek, herkesçe bil indiğ i gibi, burjuva iktida r partileri de, muha lefet partileri de, eninde sonunda sermayeni n çıkarlarını savun­ maktad ı r/ar. Sosya l ist topluma gelince, durum değişir. Bu toplu m u n en karakteris­ tik çizgisi halkın bütün sınıf ve tabakaları nı n kök l ü yaşa msal menfaat­ lerinin u yg u nluğudur. Toplumun komünist partisi tarafından yö�etil m esi olanağı ve gerekl i ğ i de bundan ileri gelir. Sosya lizmin politik sistemi, her şeyden önce izlenen siyaset hattiyle emekçilerin genel menfaatlerinin uy­ g u n l u ğ u n u güven altına alarak, halkın çeşitli katmanları n ı n özgül men­ faatlerin i n her bakımdan gözetil i p korunmasını sağlar. Gerçekten de, Sovyetler Birliğinde bütün halkın temel menfaatlerinin birliği söz g ötürmez ama, örneğ i n kadınları n , öğrenci gençlerin, emek­ I ilerin kendilerine özgü ayrı kayg ıları d a vard ı r ; bunun gi bi, köy orta ­ m ı nda çalışan makinistlerin, ulaştırma ve hizmet ala nları işçi lerinin, ü lke­ n i n güney kesimlerinde, merkez kesi minde ve k uzey bölgelerinde yaşıyon ­ ların, SSCB nüfusun u oluşturan çeşitli u lusların ve h a l k g ru pları n ı n d a özg ü l i l g i v e menfaatleri olabilir. B u çok çeşitli gereksinmeleri doğ ru bir yanaşı mla ve vakitlice dikkate a l mak, bunların gideril mesi işini ôdil b i r düzene bağlamak ve b u n la rı bütün h a l k ı n menfa a tleriyle uyumlaştırıp bağdaşt ı rmak olağanüstü önemli ve son derece karmaşık bir sorundur. Böyle bir sorun u a ncak Komünist Partisi çözebilir ve netekiı:n pratikte çözmektedir. Buna da partin i n o l uşma bileşimi sayesinde, yani Sovyet topl u m u n u n bütün sınıf ve katmanlarının öncü kişi lerini saflarında top­ lamış olması sayesinde; bir yandan da SBKP'nin bölgesel, u l usal, ü retim ­ sel, mesleksel temel üzerinde ve y a ş g ru pları n a göre oluşan menfaat v e gereksinmeleri dile getiren bütün devlet ve top l u m örgütleri nin çalış­ ması n ı uyumlaştırması sayesinde ulaşılmaktad ı r. Komü nist Partisi, kişiliğ inde bütün Sovyet insanlarının, toplumun tec­ rübeli ve g üven i l i r politik öncüsünü gördükleri için, tek tek sosyal g rup­ ların toplumsal menfaat ve gereksinmeleri ni uyu m l u biçimde bağdaştır­ mayı başarabilmektedir. G. Şahnazarav sözlerini şöyle bitirdi : Kendiliğinden a nlaşılıyor ki, genel ve özel menfaatleri başariyle uyumlaştırma işi, parti ile bütün emekçiler arasında sağl a m bir bağıntı gerektiriyor. Komü nist partisinin yönetmen­ lik rolünü d aha geniş plônda gerçekleştirmek sosyalist demokrasi pren­ siplerin i n kayıtsız-şartsız gözetil mesini istiyor. B u prensiplerden ödün ver­ me a nlamında her geri adım, her biçimde keyfi hareket, ü l kenin u lusal menfaatlerine ve sosya lizm dôvasına ciddi zararlar verebilir. Maacuların "kültür devri m i » bunu yeterince açıklıkla göstermektedir.

323


Konferansa katılanlardan birçoğ u, sosya list demokrasi mekanizması içinde partin i n rolü ve yeri sorun u üzerinde özel bir dikkatle d urdular. Varşova Oniversitesi' n e bağ l ı Devlet ve Hukuk Bilimleri Enstitüsü müdürü S. lavadski şunlara değ i ndi : Burjuva görüşüne göre, bil i msel -teknik dev­ rim koşul la rı nda bütün ekonomi sorunları g üya mesleksel karakterl idir ve b u nları yalnız uzman çözebilir. B u türlü yanaşım elbette demokratik ku­ rumları i n kô ra , politik partilerin rolünü küçümsemeye yol açıyor. Ve bütün bu ymgdar her şeyden önce sosya l ist devlete ka rşı yöneltilmiş bulu nuyor. Ama gerçekte, bilimsel-teknik devri min gelişmesi, pa rtin i n yönetmenlik rolü n ü aşağdamak şöyle dursu n, tersine bu rol ü n daha da artması son u ­ cunu doğu ruyor. Bu arada ekonomiye i l işkin kararf a rı n toplu msal -politik değerini ve bunun önemini yükseltiyor. Bu yoldaki her kara rı n önce sos­ yalist düzenin değerfer sistemi açısından, emekçi yığ ınları n ı n sınıfsal menfaatleri açısından, sonra da mesleksel açıdan değerfendirilmesi ge­ reklidir. Bu kara rfarı n top l umca görüşül meye sunul ması büyük bir önem taşır. Ve ancak işçi sınıfının partisi ş u veya b u p roblemi her yönden ele alıp düşü nebi lecek ve çözümün olanaklar çerçevesi ndeki en iyi komple biçimine u laşa bilecek d u rumdadır. Ne var ki, gelişmiş sosya list toplu mda parti nin yönetmenlik rolüne ya l ­ nıZCa karar ve çözü mlerin en iyisine yöneliş sorunu açısından bakıla maz. Şunu da dikkate a l ma k gerektir ki, bu toplumda ileri olanın tutucu karak­ terli olg u l a ra karşı mücadelesi belirli ölçüde g iderek sertfeşir, zira hay� ­ tı n gelişme hızı arta r ve değ işmeleri daha büyük bir süratle dikkate a l ­ mak gerekir. Bu koşullarda bütün ilerici güçleri birleştiren partin i n öncü­ lük rol ü büyür. Parti top l u msal gelişme progra m ı n ı hazırlar ve bunun uy­ g u l a nmasını yönetir. Çeşitli sözcüler, konuşmalarında, çağdaş aşamada yal n ı z partin i n yön verici çalışmasının içeriğindeki değişmeyi değil, b u çal ışmanın metot­ larını yetkinleştirme yollarını do d ikkatle i ncelediler. Bu a rada, Macaris­ ta n Sosya list Işçi Partisi M K üyesi ve Şube Yönetmeni P. Roman'a şöyle bir soru yöneltiidi : "Yaptığı nız konuşmada, sosya lizmin olg u nl u k dere­ cesinin yükselişiyle pa rtin i n toplumsal gel işmeyi yönetme metot/arında bazı değişme eğili mlerinden söz ettiniz. Buna i lişkin olarak, kom ünist partisin i n ana işlevin i n sadece eğitsel etkileme ve tartışmalar örgütle­ meden i ba ret olduğu hakkındaki görüşe ne dersiniz? .. P. Roman bunu şöyle yanıtlad ı : Biz parti yöneti minin bütün biçi m ­ lerini önemli saymaya devam ediyoruz. Sosyalizmin bütün tarihsel gelişme dönemi boyu nca parti n i n rolü n ü zerrece hafife o l maya gel mez. Sosya list toplu m gelişmesi ne kadar çok çeşitli ve daha karmaşıksa, partinin bel­ gin politika sı n ı n ve politik yönetiminin önemi d e o kadar büyük ola­ caktır.

Bir de şu va r : Partin i n yönetimi yalnız şu veya bu soru n doğrudan doğ324


ruya pa rti orga nları tarafı ndan çözü mlendiğ i za man değ i l , komünistlerin yığınlar arasında partinin politik hattı nı uygu lamaları sırasında d a söz­ konusu almalıdır. Orneğ i n devlet temsil orga n la rı seçimleri için aday gös­ termek üzere ya pılan seçi mönü topla ntı larına, yurttaşların ya nısıra , parti orga nları n ı n görüşünü bilen ve bu görüşü savunmak üzere kanıtlar ileri sü ren komünistler de katı lıyorlar. Bu başka türlü de ola maz, zira parti işçi sınıfı n ı n ve bütün halkın menfaatlerini dile getirmektedir. Romanya delegelerinden Y. Çeterki, yaptığı konuşmada, Romanya'da parti "e devlet orga nları n ı n işlevlerini bağdaştırma pratiğ i nden söz ettiği için, delegasyona şu soru soruld u : .. B u bağdaştı rmoda, devlet hayatında demokratik normların gözetimi üzerinde parti kontrolü n ü n zayıfla ması nası l önleniyor? Bürokrosiye karşı nasıl mücadele ed iliyor? .. Romanya Kom ünist Partisi M K üyesi ve .. Era Saciolista .. dergisi haş­ redaktörü Ş. Voyku soruyu şöyle ya ntı ladı : Bizde i l parti komitesi sekrete­ rinin aynı za manda ii halk şurası başka nı ol ması, parti ve devlet dalları nda tek elden yönetim ve kontrolü sağlıyor. Işlevlerin böylece bağdaşımı ko­ lektif ça lışmaya kapalı değildir. Temsil organ la rı halk tarafı ndan, genel, eşit ve g izli oyla mayla seçiliyor. 1 975 M a rtında yapılacak seçim lerde, bir şura üyel iği (ha l k vekilliği) için birden fazla aday gösterilme usulü uy­ gula nacaktır. Bu uygulama bizce demokrasinin genişletil mesi demektir. Ote ya ndan, yığ ı n l a rı n kontrol sistemi ve devlet orga n l a rı n ı n eylemi üze­ rinde toplumsal kontrol vardı r. Oy/e ki, sendikaların ve öteki yığı n örgüt­ leri nin temsilcileri, hükümete, baka n l ı k kadrol a rına, işletme ve kurum komiteleri yönetim k u ru l la rı n a kotılabiliyorlar. Bundan başka, şura üyeleri (ha l k veki lleri) ve devlet cihazı soru m l u görevl ileri çalışmaları hakkında ' emekçi/erin önü nde hesap vermekle yükümlü bulunuyorlar. Devlet katında bir yönetmenlik görevine atanmo, prensip itibariyle, . yarışmayla ve m ut­ laka sözkonusu adayın çalıştığı kolektifin önerisiyle oluyor.

ş. Voyku sözün ü şöyle bağlad ı : Ben bu sözlerimle elbette memleketi­ m izde formal izmi ve bürokrasiyi a rtık ta mamen ortadan koldırdık demek istemiyorum. Bu yolda daha pek çok çaba gerekiyor. Ve parti miz bu illetlerle a rdıcd biçimde savaşıyor. Moğolistan Devrimci Halk Partisi MK aday üyesi, felsefe bilimleri dok­ toru S. Namsaray, M oğol ista n'da kuşa ktan kuşağa işçi sınıfının oluşma­ sının sosya l i st demokrasinin gelişmesi üzeri nde nasıl etki yaptı ğ ı soru n u üzeri nde d u rdu v e özetle şöyle dedi : işçi s ı n ı f ı n ı n sayıca büyü mesinin yanısıro, bileşi minde de nitel değ işimler oluyo r : Doğ ruda n doğruya a rat' ­ l ı ktan (hayvancılıkla uğraşa n köylü) yetişenlerin payı azalıyor, işçi ve memur orta m ından yetişen işçilerin payı a rtıyor, 7-1 0 sınıflı genel öğre­ n i m okulları nı, mesleksel-teknik okulları ve teknikumları bitiren işçilerin sayısı çoğ a lıyor. işçi sınıfı, M DHP'nin yönetimi a ltında, sosya lizme özgü bir politik ya 325


şam mekanizmi ve demokrasi biçimleri yaratıyor. B u n u n o n o niteliği, politik demokrasiyle sosyal-ekonomik hayat demokratizmini birleştirmesi­ dir. Sosyalist demokrasi ya lnız bir sınıfı n değ i l , bütün halkın menfaat­ leri n e hizmet ediyor. B u n u n gara ntisi de, devlet işlerinin yü rütülmesinde yönetmenlik rolü n ü n Moğolistan işçi sı nıfı na düşmesidir. M H C Büyük Halk Hural'ı (meclisi) halkvekil lerin i n (1 973) dörtte biri işçidirler. işçilerin sosya l -politik a ktifliği, kişin i n her yönlü gelişmes i n i n g itgide daha önemli etkeni o luyor. işçi sı nıfı her büyük toplumsal uyg ula maya en etki n biçimde katılıyor, her ilerici g irişim i n inisyatörü oluyor. Sosyalist demokrasi ni il gelişmesinde işçi sınıfı n ı n yönetmen l i k rol ü n ü n bel irtilerinden biri d e , parti, devlet, sendika, gençlik örg ütlerinin eyle­ mine bu sınıfın aktif olarak katı l ma sıdır. 1 940 yıl ı nda M DHP'nde işçiler bütün üyelerin a ncak % 6,4'ü koda rken, 1 971 yılında a rtık ii/O 30'unu oluşturuyorlardı. Konferansta söz o l a n ları n birçoğ u, sosya list demokrasinin gelişmesinin, kendiliğinden-gelme bir sü reç değ i l , sosya l izmin objektif yasa l l ıkları uya ­ rınca bili nçle yön verilen bir süreç olduğu n u beli rttiler. B u süreçte esas güç, yönetici güç rol ü n ü halkın öncüsü olan komünist partisi yerine getiri­ yor. Sosyalist düzende demokratizmi derin leştirmenin kesin g üvencesi de bil hassa bu partin i n eylemidir. Demokrasi, özgürlük, sorumluluk S. Zavadski, sosyal i st demokrasinin gelişmesini şartla ndıran etkenler a rasında, ekonom i k karakterli gereksin melerin başta geldiğini söyledi ve şöyle devam etti : Polonya Bi rleşi k işçi Partisi, iç politikada, yü ksek ekonom i k gelişme tempoları sağlama, topl u m u n sosyal ve kültürel yaşam koşullarını iyileştirme hedefin i güdüyor. Fakat bütün emekçilerin g irişimi biteviye genişletil medi kçe, bu sorunun çözü m ü olanaksızd ı r. Bu yolda, emekçilerin, toplumun yazg ısı ba kımından kendilerine düşen ve bütün ü l ­ kenin sahibi oldukları gerçeğinden ileri gelen soru m luluğun bilincine varmaları g ü nden güne daha büyük bir etmen olmaktadı r.

Emekçi yığ ı nl a rı n ı n idare işlerine katı l ı m ı n ı genişletmeden, s�sya list devletin çeşitli işlevleri yerin e getirilemez. Bu yargı, sosyal ve k ültürel politika bir yana memleketin savu n u l ması, asôyişin sağ l a n ması ve ada­ letin koru n ması işlevleri için tamamen geçerlidir. Böyle bir katı l ı m hiç bir zam a n parlômentarizm geleneksel çerçevesine sığmaz. B u katı l ı m bütün devlet yönetimi katlarında derin bir demok ratizmi gerektirir. S. lavadski kendi kanısı nca, sosya list demokrasinin gelişkinlik düze­ yini belirliyen birçok kriteryum sayd ı : Devlet idaresine emekçilerin katılm a derecesi v e devlet kararla rın ı n içeriği üzerindeki reel etkileri ; sosya list a nayasayla gara ntil i yurttaşlık hak ve özgü rlüklerinin gerçekleşme dere,

326


cesi ; hukuk alanı nda, politik, ekonomik ve sosyal hayatta eşitli ğ i n ger­ çekleşme derecesi ; sosyal ist yasa l l ı k prensipi n i n hayata geçirilme dere­ cesi vb. g i bi. Demokratizmi n gelişmesi tek tek bu kriteryumlard a n her birine daya n ı la ra k değerlendiri lse bile, yine de bunların a ncak komple olarak uyg u la nması sosya list demokrasinin gelişkinliği hakkında tam bir fikir verebi l i r. SBKP M K görevlilerinden, felsefe bilimleri doktoru Y. Krasin, konuşma­ sında, sosya l ist demokrasinin en önemli öğelerinden b iri olan eşitlik ko­ nusu üzerinde d u rd u . Gerçekleştirilen sosyalizmin bütün ta rihi, g iderek daha tam bir eşitl iğe doğru sapmasız bir ha reket olarak da ta n ı m la na ­ bil i r. B u sü reç, sınıfsal uzlaşmaz zıtlıkları n ortadan kaldırı l masında, kol ve kafa emeği, köy ve şehir a rası ndaki karşıtl ığın g ideri lmesi nde, top­ lumun sosya l - politik birliğ i n i n pekişmesi nde, sınıfsal ayrı lıkları n aşama aşama g ideril mesinde ifadesi n i b u l ur. B u a l a nda ulaşılan başarılar, sos­ yal ist demokrasinin burjuva demokrasisine üstünlüğünü ortaya koyar. Bundan ötürü, burj uvazi, sosyal eşitl iği b i r fikir ola ra k da gözden d üşür­ meye ça lışıyor ve bu bakımdan burj uva toplumsal fikir ya pıcısı olan kla­ siklerin demokratik kalıtımı ile d e ilişiğini kesmiş oluyor. Reel sosya lizmin deney, sosyal eşitl iğin bir haya l, bir düş olmadığ ı n ı gösteriyor. Ta m sosyal eşitlik, emek eyleminde çeşitli türlerin v e a l a n ­ ların sosyal a n l a m ve önemi n i n a y n ı d ü zeye getirilmesini gerektirir. Çe­ şitli emek türlerin i n eşdeğerliği, yü ksek idare işlevlerinin yerine getiril­ mesiyle ilişkili eylem tü rleri n i n olağan üstü l ü k ayrıca lığını yavaş yavaş giderecektir. Top l u m ve topl u m u n bütün üyeleri, her b i ri n i n top l u msal işböl ü m ü nde kendi eğ i l i m ve yeteneklerine en uyg u n yeri o l ması nda ya­ ra r görecek, buna can ataca klard ı r. Sömü rücü düzen tarafı ndan küçüm­ sen miş olan emek eylemi türlerinin toplumsal açıdan değeri n i yükselt­ meyi sağlıyacak maddi ve manevi koş u llar a rtık olgunlaşmaktadır. Burj uva ideolog l a rı n ı n, topl u m u n özg ü rl ü k veya eşitli k g i bi bir i kilemle karşı karşıya geldiği yolundaki savları d a saçma d ı r. Onlar, özgürl üğü n çeşitlilik gerektirdiğ ini, eşitliği nse monotonluğa yol açtığ ı n ı söylüyorlar. Oysaki, eşitlik ne özg ü rl ükle, ne d� demokrasiyle çel işir. Sosyal eşitlik hiç de monotonluk demek değ ildi r. Tam tersine, bu eşitli k, i nsa n l a r a rasın­ daki yapay engelleri ortadan kaldıra ra k, kişiliğin çok yönlü gelişmesi için, bütün kabil iyetlerinin ortaya çıkabilmesi için en elverişli koşulları yaratır. Konferansta sosyal eşitlik soru n u n u n böylece ele alınmasiyle i l g i l i ola­ rak, « Ba rış ve Sosyalizm Problemleri» dergisi yazı k u rulu üyelerinden, Bü­ yük Britanya Komünist Partisi temsilcisi i . Koks, Sovyet delegasyonuna şu soruyu yöneltti : « Bütün konuşmacılar, sosya list demokrasi koşulla rı nda ulaşılan i lerlemenin gözalıcı b i r tablosunu çizdi l er. Erkekle kad ı n ı n hak eşitl iği sosya list ülkelerde prensip olarak ilan edilmiş ve pratikte de bü­ yük ölçüde gerçekleştiri imiş bulunuyor. Ne var ki, bu ü lkelerin hükü met327


lerinde ve iktidardaki Ma rksist-Leninist pa rti lerin merkez komitelerinde sorum l u görevler alan kadınları n sayısı önemsiz denecek kadar a zdır v e kadınların bu ü lkeler nüfusu içindeki payı ile ora n l ı değildir. Bence geç­ mişin kalıtımı olan bu eksiklik özeleştiriye değer bir konu değil midir ve sosyalist ü l keler bunun g iderilmesi için daha enerjik tedbirler a l m ıyacak­ lar mıdır? » G. Şahnazarov bu soruyu şöyle yanıtladı : Ma rksizm-Leninizm klôsik­ leri kad ı n l a ra ayrı m i ı işleme son verileceğini, onların da öğrenimde ve ü retici çalışmaya katılımda ' geniş olanaklara kavuşacaklorını, sosyal ve hukuksal durumlarıntn erkeklerin durumuyle eşitleneceğ i n i öngörmüşlerd i . Bu öngörü sosya l i st toplumda büyük ölçüde gerçekleşti. Sovyet devletinin her gelişme aşaması nda, halk ekonomisi sisteminde, kültür, eğ iti m-öğre­ tim, bilim ve sanat alanları nda g itg ide daha çok sayıda kadın sorum l u yönetim görevleri n e getiriliyor. B u g ü n birçok kadın ı m ız, Birlik Cumhuriyet­ leri parti örgütleri merkez komiteleri sekreteri ola�ak, SBKP bölge ve semt komiteleri sekreteri olara k ça l ı şıyorla r. Dlkemizde yersel sovyetler halk­ vekilleri n i n % 47,4'ü ve SSCB Yüksek Sovyeti halkvekillerinin de % 31 ,3'ü kadı nd ı r.

Bununla beraber, itiraf etmeliyim ki, bu soru n u n çözü mü yol unda daha bir hayli mesafe almamız gerekiyor. Kadınların hükümet organ l arında ya raşık ölçüde yer a l malarını engelliyen nedenler haıô g iderilmiş değildir. Sosya list ü lkelerde de kad ı n l a rı n ev işleriyle, çocukların eğitimiyle had ­ d inden fazla yüklü oldukları, parti ve devlet işinin de insanı büsbütün a ngaje ettiği, hemen hemen serbest vakit bı rakmadığı bir gerçektir. SBKP bütün bu problemleri iyice görüyor ve toplum hayatının bütün alanları nda kad ı n l a rı n erkeklerle tam sosyal-politik eşitliğinin sağlanmaslnt bir prog­ ra m ödevi ola ra k beni msiyor. Şu da va r ki, bu sü reç, el bette bel irli sos­ yal -politik ve ekonomik önkoşulların varlığını gerektirmektedi r. Bu koşul­ lar da gelişmiş sosya l ist topl u m u n yetki nleştiril mesi boyunca yaratı lmak­ tad ı r. J. Koks şunları söyled i : Bana ka l ı rsa, sosya l i st ü lkelerde kadınlar konu­ sunda ayırıma ta mamen son veri l miş olsa bile, kadınlara yönetim kat­ l a rında görev verilmesinde haıa belirli bir geri kalma va rdı r. Burjuva demokra sisi koşulla rında, yönetici sınıf, kadınlara hiç bir zaman gönüllü olara k bu gibi olanaklar vermiyor. Fakat geniş yığ ı n ha reketleri karşı­ sında, kadınlara bu ba kımdan bira z daha önem vermek zorunda ka ldılar ve örneğ i n şimdi Büyü k Britanya hükü met orga nları kadrosu nda kadı n­ ların ora n ı biraz a rttı. Sorun öncelikle maddi koş ullar sorunu değildir, zira sosya list ül kelerde bu koşullar kapitalist memleketlerdekine kıyasla çok daha iyid i r. Sorun, ben i m kanı mca, erkeklerin bu probleme yanışı­ m ı nda düğümleniyor. Çocuklara niçin ya lnız a n ne bakacaktır? Ailede bu ya lnız onun ödevi midir? Bence ,sorun aynı za ma n da ideolojik plônda ortaya konulmalıdır. Bundan yüz yıl önce K. Mark s « bütün ölü kuşak -

328


ları n geleneği sağ ların dimağlarına bir kara ba sa n g i bi çöküyor» (1) de­ mişti. Ve işte erkekler de gelenek uyarı nca yönetim katları na yerleşiyorlar. Biz sosyal izmde kad ı n ların da erkeklerle eşit olara k yönetim katları nda görev alabilmeleri için ça l ışmalıyız ve ça lışacağız. Bulgaristan Komü nist Partisi M K üyesi ve " Novo Vreme .. ("Yeni Zaman­ lar ..) dergisi soru m l u redaktörü prof. N. iribacakav, çeşitli toplumsa l ­ ekonomik sistemlerde kişilik i l e demokrasi ara sı ndaki bağı ntı konusuna değ indi ve özetle ş unları söyled i : Bu iki toplumsal olgu birbirinin varlı­ ğını gerektiriyor ve şartlandı rıyor. Bu nedenle tarihte kişi lik ve demokrasi aynı zamanda ortaya çıkmışlard ı r. Eski Doğu, kayda değer uyga rlıklar ve g üçlü impa ratorluklar ya ratmıştı, fakat insan kişiliğini tanı mıyordu . Eski Doğ u'da i nsan ya tanrısal bir zorbaydı, yada kişiliksiz yığ ına karış ı p gidiyordu. B u n d a n ötü rü, eski Mısı r'da, insa n ı n , ölümü nden sonra " a h ret miza n ı » kurulduğunda, sağ l ığ ı nda başka la rı ndan bir ayrı mı olmadığını, giderek olmasını da düşünmediğ ini, yani kişilik sa hibi olmadığ ı n ı ispat­ laması zoru n l u sayılıyordu. insan kişiliği kavra m ı , eski Yunanistanda demokrasinin ortaya çıkı­ şiyle birlikte doğdu. Ne var ki, bu demokrasi yalnız " özgür vata ndaş ..ı kişilik sayıyordu. Bu demokraside köleler " hayva n » yada " konuşan ôlet » sayı l ıyor ve onlara köleci nin kişiliğinin uzantısı gözüyle bakılıyord u . Bur­ juva demokra sisi kölelik devri demokrasisine kıyasla elbette daha yük­ sek tipten bir demokrasiydi, fakat bu da sınıfsa l bakı mda n sınırlıydı ve sınırl ı olarak ka l maktadır. Kapita l izmde kişiliğin değer ölçüsü özel mülki­ yettir. Tek tek insa n lar a rası nda i l işki leri, toplumda bunların rolünü ve önemini de özel mülkiyet beli rlemekted ir. işte bunun içindir ki, sosyal ist demokrasi yeni tipten bir demokrasidir, demokrasinin yüksek biçimidir, çünkü kendi varlığı ve gelişmesi, topl u m u n bütün üyelerinin gerçek kişili kler haline, sosya l - politik hayatı n v e ta rihsel yaratıcıl ı ğ ı n aktif kurucuları haline, kendi sosya l -tarihsel varoluşunun efendileri haline getiri l mesini gerektirir ve ister. BKP MK üyesi ve BHC Devlet Konseyi üyelerinden prof. Y. Radev, S. Zavadski'nin i leri sürdüğü fikri, yani hak ve özgü rlükleri n hacm i n i n demokratizmin temel kriteryumlarından biri olduğu görüşünü destekledi ve şöyle deva m etti : Bulgar topl u m u n u n halen içinde bulunduğ u ta rihsel aşama, yu rttaşların hu kuksal statüsünde deva m l ı değ işiklikler yapılmasını gerektiriyor. Sosya l ist a nayasayla gara ntilenen hak ve özg ü rlükler giderek daha tam ve çokyanlı bir uygula mayla yerleşiyor. Toplu m u n ekonomik ve sosyal yapısındaki nitel değ işimlere uyg u n olarak yeni haklar da doğuyor. Orneğ i n yu rttaşları n yasama işlerine (ka n u n yapıcılığa) daha eylemsel biçimde katı lmaları nda kendini gösteren pol itik hakların genişlemesi şim­ diki aşa m a n ı n önemli bir ayırıcı vasfıdıf. Yurttaşların seçim hakların ı n

(1) K. Ma rks v e F . Engels, Eserler, c. 8 , s. 1 17,. 329


içeriğ i, özel likle halkvekil i adayları nı gösterme g ı rışı m ı n ı n seçmenlere bırakılması ve kendi l erine gereği ha/inde ho/veki llerin i geri çağ ı rm a so­ rununu g izli oyla kara rl a ştı rma ola nağ ı n ı n veri lmesi sayesinde, deri n ­ leşmiş bulun uyor. Emek eyleminden d oğ a n haklar da g iderek genişliyor. Halen hazırlan ­ makta, görüşülmekte o l o n iş Ka nunu Tasarısı emek. i lişkilerinde yeni ve daha yetkin bir sistemi öngörüyor. Sosya li st demokrasinin olağanüstü önemli bir öğesi de yu rttaşları n kişisel hakları d ı r. Bu alanda do bi rçok Yeni normlar oluşuyor. Bu cüm­ , leden olarak', BHC Anayasası, kişi dokunulmazlığı g üvencelerini geniş­ leterek, yurttaşa, kişisel ya şamına, aile hayatı na yöneli k kanu nsuz müda­ halelere karşı , iyi ad ve ününün korolanmosına karşı savunma hakkı tanıyor. Bir başka önemli eğ i l i m de, toplumun üyelerine, sahip old u kları hak ve özgürlü klerden reel, a ktif olarak ve sözün tam o n lamiyle yara rlanma olanağı sağlayan maddi ve d iğer g üvencelerin genişletilmesidir. Sosya­ list demokrasiyi biçimsel burjuva demokratizminden ayıran ana çizgiler­ den biri de budur. PBiP M K sorum l u görevlilerinden, sosyal bilimler doktoru V. Dobjitski, konuşmasında özellikle şunla rı bel i rtti : Emperyalizmin sa ldırg a n g üçleri, uluslara rası i l işkilerdeki yumuşamayı, iyileşme sürecini, sosya l ist ü lkeler topluluğuna karşı h ücum ve kışkırtıla r için kötüye kullanma fırsatları kol­ l uyorlar. B u kötücül tutum, fikir değiştokuşu ve haberleşme" kültür ala­ nı nda işbirliği, yabancı memleketlere seyahat vb. gibi birçok pol itik hak ve özgürl üklerin gerçekleşti rilmesi sorunundaki cepheleşmede apaçık ken­ dini gösteriyor. B u rjuva ideolog ları bu sayd ı ğ ı m ı z isteklerden pek i nsancıl bir ağızia söz ediyorlar. Ama prqtikte, kapitalizmin övgücüleri, « serbest fikir değ iştokuşu»nu, sosyal düzenlerine ba kılmaksızın bütün Avrupa halk­ larının aynı biçimde düşünmeleri ni sağ lama a racı olarak a nlıyor, « ha ber akımı »nı do sadece batıd a n doğuya yönelik biçi mde kabul etmek i sti­ yorlar. Ka pitalist ü l kelerin « serbest değiştoku ş » sloga n ı n ı n temelinde sos­ yalist ülkeleri evrim yoluyle « değ iştirme» ü mitleri yatıyor, b u hedefe ulaşma a racı olarp k da' i nsanların düşünme ta rzı nı kendi istedikleri g i bi eşitleme m ücadelesine belbağ lıyorlar. Böylece a nladıkları ve dayatmak istedikleri « serbest değ iştokuş », vaktiyle em perya lizm tarafı ndan yürütü­ len « psikolojik harp »ten pek a z ayrı mlanı'yor. Biz gerçek kültür a lışverişinden, insa n l a r a rasında temasların geniş· Ietilmesinden, turizmin geliştiril mesinden vb. yanayız, fakat bütün bunlara uluslara ra sı fera hlo mayı geliştiren bir a raç gözüyle bakıyoruz ve bunların d iğer memleketlerin içişlerine ka rışma a racı , olarak kulla n ı l masına göz yumomayız. Bu görüş ve tutu m u, sosyalist devletlerin dış politika pratiği de tamamiyle doğrulamakta d ı r. 330


Alman Sosyalist Birlik Partisi heyetine şu saru soru ld u : «Al m a n Demok­ ratik Cumhu riyetinde, coğrafi d u rum özellikleri, burjuva propaganda mer­ kezlerine ya kınl ık, sosya l i st demokrbsiyi geliştirme koşulla rı na ne ölçüde etki yapıyor ? " A D C Bili mler Akademisi üyelerinden prof. V , Vayhelt soruyu şöyle ya ­ nıtladı : Birçok a hva l var ki, burj uva idelojisinin memleketimize sokulma­ sını kolaylaştırıyoL FAC-ADC sınırı boyunca, bu ma ksatla özel hoparlör ve d iğer teknik araçla r yerleşt i rilmiştir. FAC'de radyo ve televizyon prog­ ramlarının çoğu zaman enformasyon özgü rlüğü yle hiç bir ilişiği yoktuL Hayat, emperya lizmin, bu enformasyon özg ü rlüğ ü kavra m ı ndan sadece a nti-komü nist propag a nda serbestliği anladığını gösteriyor, Ama biz ger­ çek enformasyon özg ürlüğünden yanayız, b u n u n dezenformasyon özgür­ lüğÜ olara k a n laşılması n ı istemiyoruz. Bu nedenle, memleketimizde, ideo­ lojik harp hizmetine koşulmuş, düşman fiki rler aşılayan kitap, derg i ve gazetelerin yayı lmasına el bette izin vermiyoruz. ASBP, b u rjuva propagandasın ı n etkisine engel olmak için, sosyalist demokrasinin sı nıfsal özlüğünü ve üstünlüklerini gösterme yol undan yü­ rüyor, bunu elle tutul u rcaslOa kavratmaya çal i şı yoL Burj uva demokrasisi sözgelişi işletme ve fabrika kapıları önünde d urup kalıyor, a m ma sosya­ list demokrasi ta m da bu işletme ve fabrika n ı n içinde başlıyor. ADC yurt­ ' taşları, a ncak bir işçi-köylü egemen liği ül kesinde emekçilerin menfaat­ leri n i n devlet politikası soru nu olabild iğini görme ve buna inanma ola­ nağı buluyorla L ADC' ni ziyareret eden (son zamanlard a memleket i mizi birkaç m ilyon FAC ve Batı Berlin yurttaşı , ziya ret etti ler) ve doğalfı kla burjuva görüşleri ni de beraberleri nde getiren FAC yurttaşları, sosya l izm­ deki gerçek ve sağlam demokratik hayata hayra n ol uyorlar. ADC'de a po­ litik oldukla rını kendil eri söyliyen ve sosyalist demokrasi hakkında her hangi bir teorik bilgileri de olmıyan nice pa rtisiz yurttaşı mız, bu demok­ rasiyi ve kendi devletlerini, inanç ve övünçle, aktif bir çabayla savunu­ yorlar. Em perya l izmin s ı n ı rl a rı mıza yak ı n oluşu, burjuva propagandasının bütün manevralarını d ikkatle izlememizi, karşı mızdakilerin gerekçe ve kanıtlarına süratle ve ilkesel bir tutu mla cevap vermemizi gerektiriyoL Bu bakımda da, sosyal ist demokrasi meka nizma sı nı teorik olarak esaslı biçi mde işleme ve sürekli pratik ça bala rla gel iştirme işi büyük bir önem kaza n ıyoL Deney zenginliği ve çeşitliliği Konfera nsa katılanlar, kendi ülkelerinde demokratik hayat pratiğini ayrıntıla riyle a nlattı l a r ; kardeş partilerin kolektif deney hazi nesini zengin­ leştiren başa rı ları çözümlediler ve sentezler ya ptı lar. G.

Ş ahn azarov, demokrasi ile devlet idaresi etkinliği arasında kopmaz 331


bir bağ bulunduğunu bel i rtti . Ma rksizm-Leninizmin kurucuları, yeni tip tarihsel egemenliğin tutunmasını sağlama sorununu, hiç bir zaman, top­ l u m u ve topl u m ekonomi ve kültürünü topyekün yeniden kurma, insanlar için her şeyi yeterince g a ra ntili bir yaşa m ı n koşullarını ya ratma sorun­ larından, son çözü mde sosya l izm ve komü nizm kuruculuğu sorunlarından ayırmamışlard ı r. V. i. Lenin, devlet yönetimine başta n başa bütün emek­ çilerinin katı l malarının sağ lanması şiarı nı ileri sürerken, bu gereklikte ya lnız tari hsel bir adalet eseri değ i l, aynı zamanda, kend i deyimiyle, Sov­ yet devlet cihazı nın gücünü bir sol ukta on katı na çıkarma n ı n a racını görüyordu. (2) Demokrasi problemlerine böyle bir yanaşı m ı n olağanüstü büyük bir pratik önemi olduğu ispat istemez. Çünkü bu iş, yönetim sürecinin bütün safha larına her yurttaşın hangi biçimde olursa olsun katı lmasını sağ­ lama soru nu değ i ldir. Eğer, sözgelişi teknolojik bir çözü m gerektiren her sorun genel görüşme ve gereksiz tartışmalar konusu ya pılacak olursa, böylesi a ncak ü retime ve dolayısiyle emekçilerin yaşamsal menfaatlerine za ra r getirir. Yönetim halkasının enformasyon topla ma g i bi, problemi oluşturup or­ taya koyma g i bi, tasa rıla rı hazı rla ma, işi yapacak olanları belirleme ve g ü n l ü k yoklama g i bi safha ları, sırf bu iş için kendileri ne yetki ve ödev verilmiş olan yönetici ve uzmanlar tarafından denetlenmelidir. Bunların dışındaki safha larda, soru nları n toplumsal örgütler ve emekçi kolektif­ lerince gözden geçiri l mesi yalnız olanaklı değ i l , aynı zamanda gereklidir. Orneğ i n , önemli kararlar alma, kontrol, sonuçları değerlendirme ve ge­ nelleme safhaları b u türdendir. SSCB Bilimler Akadem isi'ne bağ l ı Devlet ve Hukuk Enstitüsü müdür ya rd ı mcısı, hukuk bilimleri doktoru Y . Tihomirov, sosya list toplu m u n yöne­ timinde demokrasi i le profesyonalizm a ra sı ndaki bağıntı problemi üze­ rinde d u ra ra k şöyle konuştu : Bili msel -teknik devri min başarı ları ndan ya­ rarla nma, sosyal ilerleme eğ i l i m leriyle çelişmez, a henkleşir. Demokratik kurumlar daha sağ lam bir bili msel-teknik temele oturtu larak yetkinleşir. Orneğin çağdaş yığı nsal enformasyon a raçları kamuoyunu n rolü n ü a rtırı­ yor, enformasyonların değerlend iril mesine ve önemli kararlar alı nmasına emekçi lerin katı l ı m ı nı daha çok g&nişletiyor. SBKP demokrasiyi geliştirme sorununu yönetimin yetkinleştirilmesiyle sımsıkı bağ lı ola ra k ele a l ıyor. Yönetim eyleminin ve ekonomik yöneti m i n d üzeyi s o n çözümde a rdıcı l bir demokratikl eşmeye, yığınların etkenl iğinin artı rılmasına bağ l ı d ı r. I şletme ve fa brika l a rda, bil hassa ü retim alanında, emekçilerin g i rişimini toplayıp yoğ unlaştıran çok çeşitli toplum örgütleri eylem gösteriyor.

(2) 332

V. i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 34, s. 3 1 3.


Sosya list il işkilerin gel işmesi soru nlarını, gitgide daha çok karmaşık­ laşan bu soru nları vukufla çözme yeteneği ne sahip kadroların rolü n ü ar­ tırma soru n u üzerinde de büyük bir dikkatle d u rul uyor. Yönetimde bu a n la mda profesyonalizm, bütün toplu m u n menfaatlerine uyg u n ve iç niteliği bakı m ı ndan do demokratiktir. N. iribacakov, sosyalist devletin örgütlenmesinde ve işlevinde demok­ ratik santral izm prensipinin önemine ve g ü ncel l iğ i ne işaret ederek, san­ ıra lizm i l e demokrasi a rası ndaki karş ı l ı klı il işki üzerinde d u rdu ve şu nları söyledi : Şunu un utmamak gerekiyor ki, santra lizm, demokrasinin değ il, demokrasiyle h iç de bir tululamıyaca k olon s ı n ı rsız de-santra lizasyo n u n to m karşıtıdır. Toplumda etkin v e otoriter bir merkezsel devlet iktidarı 6lmıya bilir, yersel egemenlik organları ise kara rla r olma konusunda bü­ yük bir bağımsızlığa sahip olabilirler. Ama bu, h iç de demokrasinin ege­ men olduğu anlamına gelmez. Ve bunun tersine, g üçlü ve yüksek otori­ tel i bir merkezsel devlet iktidarı pekôlô demokratik olabilir. Devletin demokratik karakterini, onun merkezsel olup olmadığı d eğ il, merkezsel ve yersel devlet egemenliği organları n ı n halkın elinde bulunup bulun­ madığı, halkın irare ve menfaatlerini yansıtıp yansıtmadıkları , bu organ­ ların eylemine yığ ı n ların doğrudan doğruya katıl ı p katı l madığı h ususları belirler.

Demokratik santra lizm ve bir de bürokratik santra lizm vardır. Fakat ikincisi demokrasiyi yadsı madır. Ve devletin yığı nlara yabancılaştı rılması, onların tepesinde korkunç bir kuvvete dönüştürül mesi, a ncak bürokratik santra l izmin ayırıcı vasfı d ı r. Biz, sosya list toplu m u n yönetiminde santra­ l izmi genişletme ve yetkinleştirmeden söz ederken, her şeyden önce onun demokratik iç niteliğ i n i geliştirme ve yetkinleştirmeyi, bürokratizmden kesin l ikle kurtarılmasını gözönünde bulunduruyoruz. Fakat emekçiler devletin ve tüm toplumun yönetimine somut olarak nasıl, hangi kurum ve a raçların ya rdımiyle katılacaklard ı r ? Söz alanlar, bu katı l ı m ı n her şeyden önce temsil organları yard ı miyle olduğ u n u be­ l i rtti/er. Doğrudan doğruya halk tarofı ndan seçilen ve onun g üvendiği kişilerden oluşan temsil orga nları aynı za manda tüm devlet i ktidarı n ı n temelini meydana getiriyorlar. V. Vayhelt ş un la rı belirtti : Bunun, içindir ki, benim mem leketimde (ADe), son yıllarda, halk temsi lciliğ i n i gelişti rmede, temsilci lerin çalışma etkinliğini ve halkvekillerinin otoritesi n i artırmada önemli adımlar a tıldı. Bizde emekçilerin gereksinmeleri, menfaatleri ve önerileri devlet organ­ larının yürütme eylem i nde geniş ölçüde ve etki nlikle ya nsıtılıyor. V. Vayhelt, bilimsel-teknik devri min demokratik yoldan politik kararlar alınmasını fazla ve gereksiz hale getirdiği h ususunda, bu işlevin a rtık yakında hesa p makinelerine devredileceği hususu nda burjuva ideolog ­ ları n ı n ileri sürdürkleri savla rın yersiz ve tuta rsızl ı ğ ı n ı da göstererek şun333


ları ekledi : Devlet yönetim i nde çağdaş tek n i ğ i n uyg u lanması ve yerleş­ mesi, emekçilerin ekonomi k ve diğer toplumsal etkenler konusunda sürat­ le ve sözün tam onlamiyle' enformasyon almaları için yardımcı a ra ç oL­ maktad ır. Bu da, kendi başı na, devlet yöneti m i soru n l a rı üzerinde temeli sağlam kararlar a l ı n masına her biri n i n katı l ma s ı n ı n önemli koşulud u r, Bulgar heyetine şu soru yönelti idi : .. Bir m ü l ki idare birimi (il, i lçe vb.) ahalisi, yersel değ il de merkezsel iktidar organlarına bağlı bir işletme veya fa bri k a n ı n eyle m i n i nasıl kontrol edebi l iyor? .. Sosyal Yönetim Enstitüsü müd ürü prof. i. Nikofov bunu şöyle yanıtladı : Emekçiler bu kontrolü yersel halk savetleri (şüra) aracı l ığ iyle yapıyorlar. Sözkonusu işletme veya fabrika nın plônları hakkınd a ilgili bakanlıklara savetler fikirlerini bildiriyorlar. Savetler, bundan başka, işgücü ne i l işkin bütün soru n l a r üzerinde kontrolü gerçe�leştiriyor, doğ a l çevrenin koru n­ ması ted birleri n i de izliyorlar. Bütün bu kontrolde send i ka birlikleriyle sıkı bir işbirl iğ i halinde ça l ı şıyorlar. Demokratizm ve temsil sistemi i l işkisi, iktidar org a n l a rı n ı n nasıl seçil­ d iğ i ne, ha lkvekilleri kadrosu n u y urtta şları n doğ rudan doğruya belirleme ve kendileriyle d a i m i ilişki ve teması koru ma hakkı n ı n ne kadar gara ntil i olduğuna büyü k ölçüde bağl ı d ı r. Moğolistan Halk Cumhuriyeti B i l i m ler Akademisi'ne bağ lı Ta rih B i l i m leri Enstitüsü şube yönetmeni M. Sanjdorj, konuşma sı nda bu soru n l a r üzeri nde d u rd u ve özetle şu nları söyled i : Sos­ ya l i st ü lkelerde ve bu a rada Moğolistan'da seçim siste m i d urmaksızın gelişip yetkinleşiyor. Orneğ i n , yurttaşa a ktif ve pasif seçim hakkı n ı n ta ­ nınmasından yaş haddinin indirilmesi bunun bir belirtisidir. Seçimlerin yapı lış düzeni de yetki n leştiril iyor. H a l kvek i l i adayı gösterme prati ğ i , daha çok seçmenlerin g iriş i m i n i genişletme eğ i l i m i ne daya n a n bu uyg u la m a g itg ide d a h a demokratik b i r nitel i k a lıyor. Sosyalizm politik sisteminde topl u msal yığın örgütleri nin durumu ve rol ü , bunların komün ist partisiyle ve devletle karşı l ı k l ı i l işki leri sorun l a rı da konferansta derin çözümlemelere konu oldu. Çekoslovakya Komünist Partisi MK görevli lerinden Y. Mateyiçek, Çekoslovakya koşu l la rı nda işçi sı nıfı, köylü ler ve emekçi aydı n l a r a rasında, uluslar ve ha l k grupları a ra ­ s ı nda bağlaşma n ı n ifadesi o l a n M i l l i Cepl)e'nin büyü k rolü n ü bel i rterek şunl a rı söyled i : .. ÇSSC'de M i l l i Cephe ve bunun temel çalışma prensip­ leri .. başlı k l ı belgede (1 971 'de kabul edilm iştir) , memleketimizde sosya­ l ist i l işkilerin gelişmesi ve g üçlenmesi için ça lışan ve komünist partisin i n yönetmenl i k rolü n ü bilinçle k a b u l eden bütün sosyal ist örg ütlerin M i l l i Cephe'ye üye olabilecekleri söyleniyor. B i z bu cepheye g i ren örg ütlerin, yurttaşla rı devlet yönetimi işleri ne çekme bak ı m ı ndan, sosya l ist yaşam tarzı n ı n oluşması bakımından, genç kuşa ğ ı n eğ itil mesi bakımı ndan gö­ revli olduklarını ve soru m l u l u k taşıdıklarını her zam a n özellikle belirti­ yoruz.

334


Küba heyetine, türü kendine özgü bir toplumsa l - politik örgüt olan Dev­ ri mci Savunma Komiteleri (DSK)' n i n rolü ve önemi hakkı nda b i r soru yöne,l tildi. Soruyu Matansas i l i nde yersel egemenlik organla rı ku rmakla görevli g rup üyeleri nden L. Rodri ges şöyle ya n ıtladı : DSK diğer topl u m ­ sal v e politik örgütlerle birlikte proleta rya d i ktatörlüğü sistemine g irmek­ tedir. Bunların hepsi örgütsel bakımdan bağ ı msızd ı rl a r ve Küba Komünist Partisi tarafı ndan hazırla n ı p kabul edilen program çerçevesi nde eylem göstermektedirler. Devri m i Savunma Komiteleri ' n i n özelliği, en yığ ı nsal örgütler olarak bölgesel prensip üzere k u r u l ma l a rı ve s ı n ıfsa l veya sosyal mensu biyetlerine bakı l ma ksızı n şehirli ve köylü yu rttaş l a rı birleşti rmeleri­ d i r. Ta ban örgütleri şehir mahalle ve semtlerinde, kon u m yerleri nde ve köylerde kuruluyor ve ça lı şıyorleı r. Daha yukarı basamakları ol uşturan örg ütler bölgelerde k u ru l a n DSK belediye veya bölge komiteleri, daha sonra da i llerde meydana g etirilen ve DSK u lusal komitesine bağ l ı olan ii komiteleridir. Orgüte, K ü ba Devrim i ' n i beni msiyen, olumlu ka rşı l ıya n ve 14 yaşını ta m a m l a m ı ş olan her yurttaş g ö n ü l l ü ola ra k g i rebilmektedi r. Bütün yönetim katlarında seçim l e görev a l ı n ı r. Komiteler, olonca çaba larını ideoloj i k ça lışma üzeri nde yoğ u nlaştı rı ­ yor, aynı za manda sağ l ı k tedbirleriyle i l g i l i yığı nsal ça lışmalara yard ı m ­ da bulu nuyor, a nti-topl umsal veya karşı - devri mci olası çıkışla r konu­ sunda gayet tetik ve uya n ı k davra nıyor, gereği h a l i nde ü retim ödevleri için emekçileri g ö n ü l l ü a ksiyonlara seferber ediyorlar. DSK ça l ı ş m a l a riyle edi n i len o l u m l u deney, memlekette halk egemen­ liği org a n l a rı siste m i n i n kurulması ndan sonra da bunların önemini yitir­ medikieri düşü ncesine hak verdiriyor. Komiteler toplu msa l karakterli so­ runlara da dört elle sarılacak ve özellikle temsil organ l a rı n ı n çalışmala­ rına yardımcı olacaklard ı r. ADe Devlet ve H u k u k Akademisi üyelerinden prof. G. Egler bir başka noktaya değ i nd i : Sosyal ist demokra s i n i n gelişmesi nde esaslı bir eğ i l i m de sendi ka birlikleri n i n rol ü n ü n ve öne m i n i n a rtması, b u n l a r ı n sosyal ist devletle işbirliğ i n i n derinleşmesidi r. Bu i k i örg ü t işçi sınıfı n ı n ta rihsel mis­ yonunu gerçekleştiriyorlar, fakat işlevleri ayrı d ı r. Bizim sendikaları m ı z sosya l izm oku l u , i şletmecil i k ve yöneti m eğ itimi oku l u d u r. O n l a r ı n eylemi I sayesinde işçi sınıfı n ı n top l u msal ve devletsel gelişmede, işçi-köylü ege­ menliğ i n i g üçlendirmedeki rol ü a rtmaktadır. Bununla beraber, sendika­ ları n özel işlevleri n i n körleni p gitmesi, sınıf düşmanlarımızın savladıkla rı gibi « m i l l i l eştirilmesi » filon değ i l , devletle sıkı bir işbirl iğ i yapma l a rı söz­ konusudur. Ka n u n la rı mız, devlet egemenliği merkezsel ve yersel org a n l a r ı n ı sen­ d ikala rla sıkı bir işbirliği yapmakip yüküml üyor. Böylece, ADe Baka nlar Kurulu, Alman H ü r Sendikalar Birl iği merkez yönetimiyle birlikte, emek335


çilerin ça l ı şma koşulları, sağ l ı k d u ru mları, kültürel ve sportif eylemleriyle i l g i l i tedbirleri beli rliyor. Yine Matansas i l inde yersel egemen l i k org a nları kurmakla görevli g ru p üyeleri nden H . Akosta, Küba'da sendika ları n çağdaş ödevlerinden söz etti ve özetle şun ları söyled i : Küba Emekçileri Send i ka Birl i ğ i ' n i n 1 973 yılı nda yapılan X i i i . Kongres i n i n sosya l izm kuruculuğu sürec i n i n gelişmesi ba k ı m ı ndan özel bir önemi va rdı . Bu kongre, sosyal ist dağıtı m prensipini a rdıcı l lıkla uyg u l a m a n ı n , ya n i " herkesten kabiliyetlerine göre, herkese emeğ ine göre» prensipini gözetmenin kesin önemi n i bel i rtti ve tektük bel i rtileri parti tarafı ndan şiddetle suçlanan denkleme (dağ ıtı mı, verdiği emeğe ba kmaksızın herkes için eşitleme) eğ i l i m iyle mücadele ted birlerin i beli rledi . Send ikalara , örneğ i n emekçileri ü retim yöneti m i ne, işletmenin plônlarını hazırlama işlerine çekme g i bi diğer bazı önemli problemlerle de uğraşmak düşüyor. Tek sözle, Küba send ikaları n ı n çalışmaları, Lenin'­ i n sendikaları komünizm oku l u saya n yarg ısı temeli üzeri nde gü nden güne daha da gelişiyor. Topl u msal örg ütlerin durumu ve rol ü soru nu, sosya l i st demokra s i n i n gelişme perspektifleri açısından, sosya lizm politik siste m i n i n komünist topl uma dönüşmesi açısı nda n özel bir önem taşıyor. Bu konu üzerinde duran BKP MK aday üyesi Prof. N. Yahiel özetle şunları şöyled i : Bu süreç sosya l i st devri m i n üstün geldiğ i a ndan itibaren gelişiyor ve g ü nden g ü ne daha gözle görü l ü r biçi mler a lıyor. Bunlardan biri, devlet idaresinde top­ l u msal tabana daya n a n uyg u l a m a n ı n g itgide daha büyük ölçü l er a l ma s ı ­ d ı r. Bulga rista n'da bu cüm leden olarak y e n i t i p , topl u msal-devletsel or­ g a n l a r meydana getiri l m i ş bulun uyor. Orneğ i n , kültür ve sanat a l a n ı nda en yüksek yönetim organı kültür yapıcılarından o l uşan kongred i r. Bu kon­ greye katılacak ola nlar, k ü lt ü r ve sanat birlikleri ve toplumsal-politik ör­ gütler tarafı nda n seçil mekte ve aynı za manda i l g i l i devlet org a n l a rı tara ­ 'fı ndan da kendilerine yetki veril mektedir. Kong re, Sa nat ve Kültür Komi­ tesi ' n i ve komite başka n ı nı seçmektedi r. Bundan sonra da, H a l k Meclisi, bu komitenin başka n ı n ı Baka n l a r Kurulu üyeliğine seçmektedi r. Komite plen u m u (genel kurulu), kendi yönünden Yürütme Bürosu' n u seçmekte­ d ir. Demek ol uyor ki, bu komite, seçilerek görevlendirilen bir toplumsal ­ 'devletsel organdır. Bu h i ç de yaratıcı birliklerin (kültür v e sanat birlik­ lerinin) yeri ni a l maz. Kültür ve sanat birlikleri n i n kend ine özgü karakteri hiç bir suretle sınırlanmış o l maz. Tam tersine, yaratıcı cephenin, kültür ve sanat cephes i n i n adamları, kültür a l a n ı nda izlenecek politika n ı n bel i rlen­ mesine ve uyg u l a nmasına daha a ktif olarak katıl m a olanağ ı bul urlar. Sovyet heyetine şu soru soruld u : " Sosyal i st' devlet sistemi ni n komünist topluma dönüşmesi koşul l a rı gelişmiş sosyal i st top l u mda ne dereceye ka­ dar olgunlaşıyor? » Soruyu Y. Krasin şöyle ya nıtladı : Sosya l i st devlet sistemi ve toplumsal

336


yönetim birbirinin karşısına konula maz. Gelecek komünist topl u m u n yö­ neti m meka n izması, devletin dışı nda değ i l , her şeyden önce sosya list dev­ leti n temeli üzerinde biçi mlenip ol uşuyor ve ol uşmaya devam edecektir\ Doğal olara k , bu sü reçte, çeşitli topl u msal örgütler de (devletin a ksine değ i l , onunla sıkı işbirli ğ i h a l i nde) kend i lerine düşen rol ü oynıyacak l a r­ dı r. Bundan ötürü, sosya l i st devletin ölüp gitmesi n i n (ki bu, komünist top­ l u m yönetimine dönüşmesiyle aynı a n l a ma gelmektedi r) , bu devletin daha ileri doğ ru gelişip g üçlenmesine karşı kon u l ması doğ ru ol maz. Oluşunda bu birleşik (tek) bir s ü reçtir. Sosyalist devlet sistem i n i n komünist toplu m yönetimine dönüşmesi, biz­ ce, hiç de merkezleşmiş yöneti m i n yerin i yersel yönetim i n , belediyeler komglomeratı n ı n o l ma s ı demek değ i l d i r. Bu her şeyden önce devletin toplumla, halkla karışması, dolayı siyle her düzeyde top l u m hayatı temel sorun l a rı n ı n çözümüne emekçilerin topyekun gönüllü katı l ı m ı d ı r. Bu dönüşme sürec i n i n ne kadar süreceği konusu nda do şunu bel irtmek isterim ki, gelişmiş sosyalist toplu m u n komünist toplu m a dönüşme yol u n ­ dan to m 'o l a ra k h a n g i aşa m a l o rdon geçeceğ i n i kimse söyliyemez. Toplum hayatı n ı n en önemli o l a n ı olon üreti mde sosya l ist demokrasi prensiplerini a rdıcıl olara k uyg u lama ve yetk i n l eşti rmeni n büyük önem ini sözcülerin birçoğ u bel i rttiler. Bu konuda, MSiP M K'ne bağ l ı Topl u m s a l B i l i m l e r Enstitüsü müdür yard ı mcısı T. Ha/ai şu nları söyled i : Biz, işçilerin işletme ve fabrika yönetimine katı l ma l a rı nı n , onların ya l n ı z hakkı değ i l , aynı za manda pratikte h e m dolaysız demokrasi biçim leri (üretim l e i l g i l i görüşmeler, sendika toplantı ları), hem de temsil demokrasiyle gerçek­ leşen ödevleri olduğu noktasından ha reket ediyoruz. Tek tek kurumların önemi ve rol ü her işletmede aynı çleğ ildir, a m m a a s ı l iş bunları n her bi­ rinin üretim hayatı n ı n yöneti m inde işçilerin hakları n ı reel olara k gerçek­ leştirmesidir. Yaptığ ı m ı z i nceleme ve gözlemler, işletme ve fa bri k a n ı n eylemi nde de­ mokratizmi derinleşti rmenin, her şeyden önce parti örg ütleri n i n ça lışma düzeyinin yükseltil mesi n i ve bir yandan do bunları n sendikal org a n l a rlo i l işkileri n i n güçlendirilmesini g erektirdiğ in i gösteriyor. Ayrıca işletme ida­ reciliği de yetki n leştirilmeli, tekbaşlı yönetim prensipi en önemli kara rları kolektifçe görüşerek belirleme prensi piyle doğru biçimde bağdaştı rıl ­ m a l ı d ı r. Şunu do beli rteli m ki, yürürlü kteki kurumların üretimsel demokrasiye sağ ladıkları zengi n olanakla rdon henüz sözün to m o nlo miyle ya ra rl a n ı l ­ m ıyor. PBiP MK şube şefi ya rd ı mcı larından H. Kanistki, Polonya 'da işçi de­ mokrasisi sistemi nden söz ederek ş u n la rı a n lattı : işletme ve fabrika larda demokrasi, sosya l i st demokra s i n i n başl ıca biçi mlerinden biri olarak, mem-

337


leketi m izin çoğu fa brika ve işletmelerinde eylem halinde olan işçi yöne­ tim kom iteleri temeli üzerinde gelişiyor. işçi yönetim kom itesi bileş i m i ne, PBiP işletme komitesinin, işletme sendi ka k u rul u n u n ve işçi konseyi nin bü­ tün üyeleri ve aynı zama nda işletmenin gençlik örgütü, ekonomik ve tek­ n i k örgütleri temsilcileri g i riyorlar. Komiteler, işletme parti komitesin i n yöneti mi a ltı nda yılda birkaç toplo ntı yapıyorla r. Bu topla ntı larda, işlet­ mecilik eylem iyle ve aynı zama nda işçi lerin ça lışma ve yaşa m iyle i l g i l i bütün soru n l a r üzerinde fikirler i leri sürülüyor ve görüşül üyor. işçi yönetim kom iteleri, işletme kolektifi karş ı sı nda soru m l u l u k ta şıyor ve bu kolektife hesap vermekle yükümlü bulunuyorla r. Bu k i m itelerin k u rul madığ ı işletme ve fa brika l a rda, sözkonusu işlevi ü retim toplantı ları yerine getiriyorlar. Bulgar heyetine soruldu : « Ta rı m - sa nayi kompleksierinde, kooperatif­ Ierin s ı k sık devlet işletmeleriyle birleştikleri bilinen bu birliklerde ko­ operatif demokrasisi nası l geliştiriliyo r ? » Soruyu i . Nikolov şöyle yanıtla d ı : Biz bu g i b i kom pleksieri meydana getirirken, kooperatif demokrasisinin bütün temel prensi pleri n i gözetmeye ve d a ha fazla gel işti rmeye ça lışıyoruz. Tarı m-sanayi kom pleksieri (TSK) devletle ilişki bakı mından tam ekonomik bağ ı msızlığa sahiptirler. Bütün tarı m-sanayi kompleksieri n i n yönetim organları seçilerek görev a l ı r, ve delegeler toplantısına hesa p vermekle yükü m l ü d ü rler. Bunlar her beş işçiye bir delege prensipi üzere seçili rler. Delege toplantısı da kendi yü­ rütme organlarını seçer ve bunları n ça lışmasını kontrol eder. TSK işçileri toplu msal fonların dağıtı m ı na, idarenin bütün eyleminin deneti mine a k ­ t i f olara k kat ı l ı rlar. Bazan t e k t e k sorunların çözü m ü için işçi temsilcileri topla ntı ları ya pılı r.

iki dünya, iki demokrasi Sosya list demokrasinin a nal izi, kaçı n ı l maz ola ra k ve birçok nedenle, bu demokras i n i n burjuva demokrasisi karşıtı olara k ele a l ı n ı p kıyaslan­ m a s ı n ı gerektiriyor. Sosya list demokrasi, insanl ı ğ ı n politik kültürü n ü n daha önceki ulaşımları içi nde, bu a rada burjuva demokrasisi n i n (ta rihsel gelişmede yeni adı m ı n b u rjuva devri mleriyle bağ l ı olduğu dönemde do­ ğ a n) bütün ilerici ula ş ı m la rı içinde en iyi ne varsa hepsinden yaratımh olarak yara rlanıyor. Ozcesi, sO,syalizm, vaktiyle devri mci burjuvazi tara­ fından ilôn edilen hürriyetlere, biçi msel değ i l , reel bir kara kter kaza n ­ dı rıyor. Şu va r k i , ş i m d i i k i demokrasi a rası nda birarada va rol ma v e ya­ rışma, ik) toplumsal sistem a rası ndaki barış içinde yanyana yaşa ma ve ya rı ş m a n ı n bir böl ü m ü olarak, hergü nkü politik gerçekl i k halini a l m ı ş bulun uyor. BKP MK aday üyesi ve MK şube yönetmeni Prof. 5. Mihay/ov ş u n l a rı bel i rtti-: Bug ü n emekçi lere burjuva demokrasi a nlayı ş ı n ı ve demokrasiyi

338


değerlendirmede b u rjuva k riteryumlarını dayatma denemeleri a nti -sosya­ l i st propaganda içinde g itgide daha beli rl i bir yer a lıyor. M arksist-Leni ­ nistler, bu ça balara üç yönden ka rşı koya bil i rler : Birincisi, sosya l i st de­ mokrasinin başa rı l a rı na biraz daha çok daya nı l a rak, bu demokra s i n i n g e l i ş m e eğ i l i m leri nin gözönünde tutu l ması yön üdür. Sosya l i st demokrasi, reel bir gerçeklik olarak, sosya list ülkelerde yaşam atmosferini büyük öl­ çüde bel irlemektedir. Sosya l i st demokrasi prensiplerini propaganda etme­ nin somut gerçekl i k lerden kanıtlar gösterilerek i n a n d ı rıcı olma çaba­ lariyle organik biçimde bağdaştırılması özel l i kle öneml idir. ikincisi, kar­ Şıt toplumsal sistemlerdeki demokratizmin değerlend iri l mesi ve kıyaslan­ mosı için daha derinlemesine kriteryumlar işlenip saptanması yön ü d ü r. Sosya l i st demokrasi, özel l ikle, emekçilerin çalışma etk i n l i k ve sosyal a ktifl i ğ i n i n d u rmadan yükseltil mesine, kişiliğ i n heryö n l ü g elişmesine ola­ nak veren tipten politik örgüt ve i l işkiler olara k da ta n ı m l a n a b i l i r. Oçün­ cüsü, b u rjuva demokrasisi teorilerini açığa vurmakla s ı n ı rl ı kal mayıp, bu demokrasinin reel içeriğ i n i , emekçi çoğ u n l uğ u n çıkarlarına karşı yöneltiI ­ m i ş oldu ğ u n u d a h a geniş ölçüde göstermeye önem verme yön ü d ü r. B u r­ juva demokrasisi n i n «yüksek nitelik"ini kanıtla mak üzere b u rjuva propa­ ga ndası n ı n i leri s ü rd ü ğ ü savlara karşın, bu demokrasi, b u rjuva toplu­ munda kişi n i n yaba ncı laşması yığ ı nsal s ü reçleri ni, çoğu kez örgütlü suç işlemelerde, n a rkomanide, işsizlikte, bilimsel -tekn i k başarı l a rı insanlığa ayk ı rı yönde k u l l a n mada kendini gösteren bu s ü reçl �ri d u rdura bilecek d u rumda değ i ld ir. « Barış ve Sosyal izm Problem l eri " dergisi yazı k u ru l u üyelerinden italyan Kom ü n i st Partisi temsilcisi M. Rosi, konuşmasında, sosya l i st demokrasi ve burjuva demokrasisi problem leri üzeri nde durdu. Siya h ve beyaz renkler a rası nda bunların bi rçok oyl u m u , n u a n s ayrı m la rı da b u l u nduğuna işaret eden sözcü, her şeyden önce, bu problem lerin ele a l ı n masında şematizm­ den kaçı n ı l masını i stedi ve şöyle deva m etti : Bugün gelişmiş kapita l ist ü lkel � rde bundan elli yıl önceki anla miyle burjuva demokrasisinden söz ed i l emez. Her belirli ü l kede, demokrasinin' gerçekleşmesi ni u lusal ve ul usla ra ra sı tari hsel koşu l l a r, sosya l -ekonomik ya pılış, yığ ı n ları n sosyal ve kültürel b i l i nç düzeyi, sınıf g üçleri n i n ora ntısı, devri mci parti n i n eylemi, örg ütlü ve birleşik işçi hareketi, işçi sınıfı n ı n toplumda yönetici güç ola­ rak hareket etme yeteneğ i belirlemektedir. italya 'da örneğ i n, demokratik hü rriyetler el bette büyük b u rjuvazi ta ra ­ fından a rmağan edilmedi. Bu hü rriyetler, işçi sı nıfı, h a l k yığ ı n l a rı tara­ fından nice kurbana malolan çetin bir sava şla elde ed ildi. Bu savaş emekçi lerin hakları n ı genişletti ve sermayecilerin egemen l i ğ i n i bazı ba­ ' k ı m la rdan bir yere kada r s ı n ı rladı. Emekçiler, çoğ u n u n başında komün i stlerin ve sol g üçlerin b ulund uğ u yersel organların bileşimi ne, bir ya n­ d a n d a a rtık sadece " propaganda k ü rs ü s ü " gözüyle bakmadığımız par­ lômentoya katı l a b i l iyorla r. 339


Sermayeciler işletmelerde a rtık istedi kleri g i bi ha reket edemez olmuş­ lard ı r. Sendika l a r, memleketin ekonomi politika s ı n ı n belirlenmesi üzeri n­ de etki yapabil iyor, hükü metle görüşmelerde yasal bir yanı oluşturacak d u ruma gelmiş bulu nuyorla r. Yığ ı n l a rı n sava�ı, burjuva demokrasisinin burjuvazi tarafı ndan hiç bir za m a n uyg ulanmıyo n prensi plerin gerçekleş­ tiril'm esine ve g enişleti l mesine doğ ru yönel iyor. Bu yolda, sosya l i st ü l ke­ lerin varoluşu ve hayatın bütün a l a nları nda elde ettikleri başarılar da, u l u slara ra s ı ilişkilerde em peryalizmin ma nevra a l a n ı n ı n d a ra l ması da elverişl i koşu l l a r yaratıyor. Parti miz, işçi sı n ıfı ve bütün emekçi leri, sosyal i st, demokratik ve plüra ­ l ist bir top l u m için savaşa çağ ı rıyor. Bu hedef, sosya lizmi pekiştirme, de­ mokrasiyi büsbütün gerçekleştirme a n la m ı ndadır. Bu da kendi yönünden laik bir devletin va rlığ ı n ı , kişi özg ü rl ü kleri n i n g üven a ltına a l ı nması n ı , parti p l ü ralizminin, sendikaların özerkliğini, di nsel i n a n ı ş serbestliğini, kü ltürel, sı nıfsal ve bili msel eylem serbestliğ ini gerektiriyor. B i r yandan da ekonomi problemleri n i n sosya l istçe çözü l mesi gerekiyor. işte bunun için, bence, bug ü n burjuva demokrasisinden, « parla menta rizm »den söz ederken soyut ve ya l ı nkat konuşmak doğru o lmaz. Kapita l i st mem leketlerde hala i nsan insanı sömü rüyor. Yen i lik, bug ü n işçi lerin, kapita l izme üstün gelebi l menin koşu l l a rı nd a n biri olarak, hak­ ları için, demokratik özg ü rl ü kler için savaşmaları gerekl iğ i n i n g itg ide daha çok b i l i ncine varmal a rı ndadır. Onü müzde çetin bir savaş vardır. Tekeller, gerici ve faşist komplolar da içinde, her a raca başvurarak tu­ tun maya çalışaca k l a rd ı r. Bu nedenle, s ı n ı f savaş ı , y ı ğ ı n h a reketi, mem­ leket ' hayatı n ı n bütün ana problem lerin i n görüşül mesine ve çözü müne partimizin katı lması, sosya l izm fikirleri n i n giderek yaygı nlaşması ve etki­ sini a rtırması bizi m için olağan üstü büyük bir önem kaza n m a ktadı r. G. Şahnazarov şunları söyled i : Ma rksistler,' burj uva demokrasisi n i n d a ha önceki feodal egemen l i k biçimlerine veya faşizm g i bi bir b u rjuva terörist egemenlik biçimine kıyasla o l u m l u yanlarını ve önemini daima beli rtmişlerd i r. Ostelik, sosya l ist demokrasi, V. i. Leni n ' i n defa l a rca beli rt­ tiği üzere, halkların hü rriyet uğrunda yüzyı l l a r boyunca savaşla yarattık­ ları en iyi şeyleri (demokratik kurumlar, k u ruluşla r, daireler) kalıtı m ola­ ra k benimsemişt i r. ca) Bunlar, burjuvasal olduklarından ötürü değ i l , bu­ d a n m ış olsa l a r dahi biçim bakımından yine de demokratik old ukları nda n ötürü benimsenmektedir. Sonra, siyah i l e beyaz a rası nda oylu m l a r ve nüans ayrı mları olduğu ne kadar doğruysa , beyazı n beyaz, siya h ı n siya h olduğu da öylece doğrudur. Ben daha önceki konuşmamda ş u n u beli rt­ m i şti m : Burjuva politik sistemi, biçimsel açıdan bile, azı n l ı ğ ı n, çeşitli zü mrelerin d ü şü ncelerini hesaba kattı ğ ı n ı savlayamaz. Ve a paçık orta-

(o) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 36, s. 1 90. 340


d a d ı r ki, iktida rdaki bUJjuva çoğ u n l u ğ u , oluşundo, topl u m u n çoğ u n l u ­ ğ u n u n , emekçilerin i rade v e çıkarlarını gözönüne a l m a maktadı r. Ote yan­ dan, komünist partisi barışçıl yoldan, parlômentodan yararla n a ra k i kti­ d a ra gelebi l i rse, el bette ki o da örneğ i n tekel lerin çıka rla rını gözönüne a l mıyacaktır. Biz burjuva demokrasisi n i n faşizme kıyasla i lerici bir içeriği olduğ u n u görüyoruz, a ma sosyal ist demokra s i n i n burjuva demokrasisi nden k a t kat, sonsuz d iyebileceğ im i z kadar üstün olduğunu da a paçık görüyoruz. B u h i ç de kapita list ü l kelerdeki i l erici g üçlerin başa rılarını hafife a l d ı ğ ı m ı z a n l a m ı na gelmez. işin özüne ba k ı l ı rsa, bu başa r ı l a r, burjuva-demokratik yöntemler sayesi nde değ i l, demokratik k u ru m l a rd a n yara rlanan emek­ çiLerin savaşımı sayesinde elde edilebiliyor. B u rjuvazi her yerde, gücünün yetebi l d i ğ i her yerde, komünistleri n ve d iğer i lerici g üçlerin i ktidara gel­ melerine gönüllü olara k yol vermiyor ve vermiyecektir. B u rjuva demokra­ sisi, Len i n' i n bi rçok defa bel irtti ğ i g i bi , bir devlet biçi m i olarak za m a n ı n ı yaşa mış b u l un uyor ve a rtı k i leri ha reket bu demokrasi sayesinde değ i l , kapita l i st politik sistemi n varl ı ğ ı na karşın, s ı n ı f savaşındaki y e n i güçler ora n ı sayesi n d e oluşuyor. M. Mateyiçek, p l ü ra l izm teorisi hakkındaki kanısını beli rterek şunları söyled i : Kapita l izm. koş u l l a rında p l ü ra l izm, politik güçlerin serbest oyu n u , burjuvazi n i n k e n d i s ı n ı f d i ktatora sını, k e n d i gerçek m utlakiyetini maske­ le me işlevlerinden başka bir şey değ i l d ir. Sosya l izmde, emekçi lerin temel menfaatleri, işçi sınıfı n ı n , bu sınıfın partis i n i n yönetmenliği a ltında ger­ çekleştiriliyor. Bu c ü m l eden olarak, Çekoslovakya'da M i l l i Cephe, işçi sınıfı n ı n , köyl ü lerin ve emekçi ayd ın l a r ı n sı nıfsal bağ laşması olara k bel i ri­ yor. Bu cepheye komünist partisinden başka partiler d e g i riyorlar. Her biri n i n kend i yönetim org a n l a rı , kendi gazeteleri ve diğer yayınları var­ d ı r. Fakat sosya l i st çokpartil i sistemde (pl ü ra l izm), uzlaşmaz zıtlığa yer yokt u r ; .< i ktidar ve m u h a l efet p a rti s i » sistemi için, « politik güçlerin ser­ best oyu n u » için orta m yoktur. M i l l i Cephe'ye g iren bütün partiler sos­ ya l izmden yanadı ria r ; emekçi lerin menfaatleri n i ya nsıtır ve savu n u rl a r ; komünist partisi n i n yönetme n l i k rol ü n ü ta n ı r l a r. Sosyal i st demokrasi ve burjuva ideolog l a rı n ı n anladığı gibice politik « pl ü ra l izm » bağdaşı r şeyler değ i l d ir. Sosya l i st devlet işçi sınıfı n ı n ve bütü n emekçilerin iktidar orga­ n ı d ı r. Sosyal izm koş u l l a rında politik « pl ü ra l izm » istemek, i ktida rı n yayıl­ masını istemek, gerçekte işçi sınıfı egemenli � i n i n ortadan kaldırılmasını istemekle birdir, ve Çekoslova kya'daki 1 968"':'1969 olayları bunun böyle olduğ u n u elle tutu l u rcasına bir kez daha g östermiş b u l u n m a ktad ı r. Y. Radev, burjuva demokrasisinin gelişme eğ i l i m l eri n i n tam karşıtı ola­ rak sosyal ist cremokra s i n i n gelişme perspektifleri üzerinde d u rd u ve özetle şunları söyled i : Hakların yal n ı z i l ô n edi l m esi yetmez ; hakları etk i n l ikle

gerçekleştirme koşu llarının genişleti l mesi (sosya l izmde başarı ldığı gibi),

341


çok daha önem l i d i r. Burjuvazi gerçi bazı haklar ilôn etmiştir, a m a h i ç de­ ğ i l se birtek demokratik prensipi sistemli ve s ü rekli ola ra k uyg u l a m ı ş m ı ­ d ı r? Burjuvazi, en g e l i ş k i n burjuva demokrasisini b i l e hiyera rş i k örgüt hal i ne geti ren sı nıfsal ayrı ca l ı kları koru maktad ır. Sasya l ist demokra s i n i n g elecek gel işmesi n i n ana doğ rultu ları konusuna değ i nen Y. Radev, özel l i kle bunların ikisi üzerinde d u rd u : idare organ ­ ları üzeri nde yığ ı n ların kontro l ü n ü n genişleti l mesi, h e r gerçek demokra s i ­ n i n en ö n e m l i soru n u d u r. i ki nci doğ ru ltu, sosyal idarede devletsel o l m ı ­ ya n biçi m lerin gel işti ril mesi, idare işlevleri n i n yavaş yavaŞ devlet org a n ­ l a rı n d a n toplu msa l orga n l a ra geçmes i n i n sağ lanma s ıd ı r. Bu s ü reç, geliş­ miş sosya l izm k u rucu l u ğ u aşaması n ı n özel bir ka rakteristik çizgisidir. « Barış ve Sosya l izm Problemleri » derg isi yazı k u ru l u üyeleri nden ve ABD Kom ü n i st Partisi M K Pol itik Komitesi üyesi J. Pitman özetle ş u n ­ l a r ı beli rtti : Uluslararası gerg i n l i ğ i n aza ltı l ma s ı koş u l l a rı nda Birleşik Amerika'da tekelci sermaye, el i ndeki bütün a raçlarla (ki bu a raçl a r aZ da değ i l d i r), halkların kapıldığı burjuva demokrasisi haya l lerini besleyip sürdü rmeye ça l ı şıyor. Bu çaba l a rı n ana metotlarından b i ri de sosyal ist demokra s i n i n kara l a n masıd ı r. Bi rleşi k Amerika halkı, gece g ü ndüz, ger­ çekleştiri l m iş olan sosya l izm hakkı nda a l a b i l d i ğ i ne tah rif ed i l m iş bir en­ formasyon sel i n e boğ ul uyor, bu demokra s i n i n burjuva demokra sisine üs­ tünlüğünü ispatlp ödevii oluşu çürütülmek isteniyor. Bu koşul l a rda, sos­ ya lizmin başa rı l a rı n ı n gerçeğe sadakatle halklara a nlatılmasının, aynı zamanda çok çeşitli ve zeng i n sosyal ist demokrasi deneyi hakkı nda bu konferansta söylenenlerin de duyuru l ması n ı n büyük b i r önemi vard ı r.

Sosyalist demokraside yeni olgulartn bilimsel temeli « Ba rış ve Sosya l izm Problemleri » derg isi başredaktörü, tarih b i l i m leri doktoru K. Zarodov, kapa n ı ş konuşmasında, görüşmeler s ı ra sı nda en çok i l g i uya ndıra n birçok sorun üzeri nde d urd u. Bu nları n birincisi, demokrasiyi! Ma rksist-le n i n i stçe anlama, sosya list demokratizmin kriteryum ve ölçüleri soru n ud u r. Bunlar en önemli h usus­ l a rda burjuva top l u m u biçimsel demokratizmi n i n yüksek kriteryu m la rına uyg u n düşmez veya temelli ayrı l ı rl a r. Kapital izmde ve sosya l izmde de­ mokratik örg ütün sözgelişi dümdüz kıyasla nması n ı n ası lsız olduğu düşün­ cesin i kabul etmekten kaçına mayız. Bu ya l n ı z biri n i n yerine ötekini koy­ m a n ı n bel irli optik etkisinden ötürü değ i l d i r. Demokrasi s ı n ıfsal kavra m ­ d ı r. iki karşıt sosyal-ekonom i k sistem çerçevesi içinde o n u n özlü ğ ü başka başkadır. Sosya l ist demokra s i n i n ü stünlüğü, burjuva demokrasisiyle me­ k a n i k olarak. k a rş ı l aştırılmakta, n icel kıyasla mayla, birkaç kalem daha fazla olan aynı h ürriyetierin bilô nçosuyle ispatl a n maz. Bu bir n itel üsİÜ n-

342


lük, öncelikle toplu msol hayatı n en önemli alanı olan üreti msel -ekonom i k a l a nda, i n sa n l a r ara s ı ndaki m ü l kiyet il işkilerinde gerçek demokrasi pren­ siplerin i n enine boyuna yay ı l ması üstü nlüğüdür. Burjuvazi, sağcı reformistler ve revizyonistler, demokrasinin özel likle sosya l -ekonom i k ya n ı n ı anmadan geçmeye yada her suretle küçümse­ meye ça lışı rlar. Orneğ i n , Bruno Krayski'nin geçenlerde M ü n i h 'te yayı m­ lanan « Demokratik sosya lizmi n görünüşleri .. baş l ı k l ı kita bı nda ve aynı za manda uluslararası sosya l-demokrasinin diğer birçok kita p ve belge­ sinde, kendilerinin komün istlerle olan ilkesel a n laşmazlıkla rı n ı n özü n ü n ü retim a raçları üzerinde mül kiyet biçimleri soru nundan i leri gelmediği savla nıyor. O n l a r hattô sosya list ü l kelerdeki toplu msal mül kiyete « itiraz etmiyorlar .., çünkü emekçilerin bu m ü lkiyetin özel m ü lkiyete çevril mesini istemediklerini ve buna izin vermiyeceklerini kendileri de kabul ediyorlar. Onların komünistlerle il kesel ayrı lı ğ ı , kendi deyiml eriyle, komü nistleri n inkôr ettikleri kişisel demokrasi ve özg ü rlüğün ta n ı n masıdır. Sosya l i st ü lkeler komünistlerine verdikleri dersler a rası nda ne « inciler .. yok ki ! Kôh demokrasinin « politik g üçlerin oyu n u .. olduğundan, kôh « is­ ted iğ i n şeyle uğraşma serbestl i ğ i .. olduğunda n, kôh da «ayrı ka n ı ı a rda i nsa nları n yanyana yaşa maları .. demek olduğundan (hattô bu «ayrı ka­ n ı l a rda .. oluşun ardında halkın temel menfaatlerine ve kabul ettiğ i dev­ let ka n u n l a rına aykı rı eyl�mler g izlense bi le) söz ediyorlar. Giderek, de­ mokra s i n i n ya l nı z Avru pa' halklarının eski geleneği ve nerdeyse u l us a l çizgisi olduğ u n u , Batı ' n ı n "demokratik tipten .. politik sistemi, Doğ u' n u n « a nti-demokratik .. pol itik sistemi g i b i kategori lerin varolduğunu savlayan garip görüşler de i leri sü rüyorlar. Orneğ i n , şu Roje Garodi g i bi sosya l ist demokrasi «eleştirmen ..i n i n ne i l g i nç bir evrim geçirdiğine bakı n : Bilindiği üzere, sosya l ist demokra s i n i n burjuva demokrasisini y a d s ı m a ola mıyacağı , a ncak "onun s ı n ı rları n ı n g e ­ nişleti l m işi . . o l a r a k kabul ed ilebileceğ i g i b i sağcı-revizyon i st bir tezle başlıyan G a rodi, burjuva " Le Monde .. gazetesi sütu n l a rı n d a n FKP Ola­ ğ a nüstü X X i . Kongresine " hariçten gazel .. öğütler vermeye kalkışarak, "Vur ku rmayl ı k l a ra ! .. gibi hazin bir slogan ileri süren yarı-deklôse ele­ manlar yardı miyle sosya l ist devletin seçi m l i (yasama) orga nları n ı n a l a ­ şağ ı edilmesini gerçek sosya l i st demokrasi örneğ i olara k i l ô n edecek k a ­ d a r i l eri gitti.

Ma rksist-Leninistler bütün bunlara köklü bil i m sel ve i l kesel bir ya na­ şımla karşı koyuyorlar. Şöyle ki, oluşunda, emekçilerin politik hak ve öz­ g ürlüklerini i l k defa i l ô n eden ve ya l n ı z i l ô n etmekle de kalm ıyara k, bun­ l a rı topl u msal hayat prati ğ i nd e pekiştiren, ça lışma hakkını, öğ renim, bi­ l imsel ve kültürel eylem özg ü rlüğünü, insa n l ı ğ ı n ya ratmiş olduğu mô nevi nimetlerden ya rarlanma özg ü rl ü ğ ü n ü eylemde gara ntileyen sosya lizmin ta kendisidir. i nsanoğ lu n u n serbestçe meslek seçme, bütün eğ i l i m ve

343


kabil iyetleri ni engelsizce geliştirme emelleri a ncak sosya l izmde yavaş ya­ vaş gerçekliğe dönüşmektedir. Tek sözle. biz Ma rksist-Leni n istler. demok­ rasiyi, ekonomik, sosya l - politik ve ideolojik i l i şkileri kapsaya n bütü nsel bir sistem ola rak kabul ediyoruz. Bu sistemin temel i de, ekonomik de­ mokrasidir, ya n i emekçi i nsa n ı n her şeyden önce sermayenin ezg isi nden kurtul masıdır. Bu gerçeği belirtirken, b i r yandan bizim sı nıfsal yanaşım tarzıinız da beli riyor ve biz bunu zaten g izlemiyoruz. B u rjuvazi emekçi leri bu gerc;p.k­ ten saptırmaya ça l ıştığ ı zaman da, onun burjuva sı nıfsal yanaşı m tarzı kendi n i gösteriyor, a m ma (örneği n b u rjuva demokrasis i n i n temeli olara k ekonomik egemenl iğ i n önemini kendi kendi n e çok i y i a nlasa bile) b u yanaşımı titizl ikle g izlemek istiyor. Burjuva demokratizm i n i n göstermelik biçimsel kara kteri fon u üzerind�, gerçek halk egemenliği ola rak sosya l i st demokra s i n i n dolgun içerikli ka­ rakteri ba mbaşka bir açıklıkla beli riyor. Bunu yalnız sosyal i st iktidar or­ ga nları n ı n, Leni n ' i n dediği g i bi, emekçilerin b i l i m üzere ta n ı n a n menfaat­ lerini objektif olarak yansıtmal a rı olayı ve bunların yalnız emekçiler için değ i l , aynı zamanda emekçilerin kendinden yönetim organları olma ları göstermekle ka lmıyor. (4) Sosya lizmde komü n i st partisi tarafından yöne­ tilen vukufl u , yetkil i ve bilimsel yoldan en yüksek yetki n l i ğ e u laştı r ı l a b i l i r devlet egeme n l i k organla riyle, yönetime g ü nden g ü n e daha g e n i ş ölçüde katılan emekçi ta baka l a rı n ı n yaratı m l ı g i rişimi bir bütünde birleşmektedir. Sosyal ist ülkeler komünistleri, burjuva-demokratik devletleri n i n birço­ ğ unda, emekçilerin, çetin s ı n ı f savaşları sonucunda kendi menfaatleri ni bir yere kadar savun maya ve devrimci savaşı m ı n gelişti ril mesine yara ­ yabilecek özgürlükler de elde ettiklerin i gayet iyi anlıyorlar. B u n u n içi n , sosya l ist demokra s i n i n b u rjuva demokrasisini yadsıma o l d u ğ u söylenir­ ken, elbette, emekçilerin elde ettikleri bu özg ü rlükleri n ortadan ka ldırıl­ ması sözkonusu değ i ld i r. B u rada diyalektik yadsıma, s ı n ıfsal ya naşı m söz­ konusudur. Ve bu ya naşım, 1 ) b u rjuva demokrasisi çerçevesinde elde edi lecek hiç bir parça buçuk başa r ı n ı n , toplumda ezi len s ı n ı f olara k proleta ryan ı n yerin i , kapitalizm ekonomik v e politik sistem inde emekçile­ rin d u ru m u n u temelli d eğ i ştirebilecek halde olmadığ ı n ı ; 2) bu başa rı ­ ların, burjuva d i ktatorası biçimlerinden biri olan ve olmakta devam eden burj uva demokrasisinin çerçeves i n i - devrim yoluyle kıra rak d,!şına çıkma­ dıkça, s ü rekli olamıyaca ğ ı n ı öngörmekted ir. Ote yanda n, sosyalist demokrasinin, kapita l izme ta ban tabana zıt ola n yeni d üzen i n i ç nitel iğ i nden doğ a n kanunlar gereğ ince kurulduğu apaçı k ortadad ı r. Bu kanunlar, özl ük ba kımı ndan, a rtık sosya l izm ve ko­ münizm yoluna koyul m uş ve aynı za manda halkları bu u ğ u rda savaş­ makla olan bütün ü l keler için t.e ktir. Bu ka n u n la r, besbelli ki, gerçek de-

(4) V. 344

i. Lenin, Bütün eserleri,

c.

38,

s.

1 70.


makro s i n i n göstermelik biçimsel demokrasiden ayı rded i l m esine olanak veren kriteryum ve sınırları belirlemektedi r . .

K. Zarodov ikinci soruna g eçerek şu nları söyled i : Burada, konferansa katıl a n ve konuşmaları nda her biri öncelikle kendi partisinin deneyine dayanan sözcülerin ortak çabala riyle, sosya list demokrasinin çeşitli sos­ yalist ül kelerdeki en iyi başarı l a r ı temeli üzerinde genellenmiş bir tablo­ sunu, bir bilimsel modeli n i çizmeye muvaffak olmuş bulunuyoruz. V. i. le­ n i n, belirli ül kelerde her ayrı deneyimin, şu veya bu tekya n l ı l ı k çızg i s i n ­ d e n , şu veya bu eksiklikten ötürü sağlı ksız olabileceğ i n i gözönü nde b u ­ l u n d u ra rak, yetkin sosya l izmin a ncak " bütün ü lkeler proleterleri n i n dev­ rimci işbirl iğ i sayesinde yaratı labi leceğ i n i bel i rtiyord u . (5) Şu do var ki, M a rksizm-leninizmi kılavuz edinen her ülke, sosya l izm k u ruc u l u ğ u na şu veya bu açıdan, değerli, özg ü n bir katkıda bulunabilir ve bulunmaktad ı r. Bununla i l g i l i ola rak, bug ü n hala, sosya l ist demokrasiyi tekdüzen bir tablo ola rak, bütün parametreleriyle kesenkes çizilen ve aynı za manda her ü l keye zorla dayatı l a n bir devlet biçi m i olara k göstermeye kalkışan kimselerin bulunabilmesi karş ı s ı nda şaşmamak elden gelmiyor. Bu dediğimiz, el bette ki, demokratik idare sistemi nin, belirli bi r sosya­ list ül kede, keyfi olarak kôh şu, kah bu ayrıntısı seçilerek ya l n ı z a k ı ı yor­ domiyle çizilen her hangi bir soyut şemaya göre kurula bileceği a n l a m ı na gel mez. Demek istediğ i m i z başka d ı r. Marksizm-leni nizm temeli üzerinde genel leşti rilen sosya l ist demokrasi portresi, 1) sosya list düzen tarafı ndan bu alanda a rtık reel olara k ulaşılmış ola n ı n tah l i l edilip değerlendiri l ­ mesine ; 2 ) çeşitli sosyal ist ül kelerin e n i y i başa rıları gösterilerek, kardeş parti lerin karşı laştı kla rı problemlerin ve güçlükleri n pratik deneyi temeli üzeri nde çözül mesine, gelişme perspektiflerinin, sosya l ist demokra s i n i n gelecekte kazanacağı çizg i lerin daha isabetli olara k öngörül mesine yar­ d ı m etmektedi r. Ensonu, b u sosya l i st demokrasi portresi , d ü nya sosyal i st sisteminde gelişmekte ve gelecekte ekonomik alandan başka toplu msal hayatın diğer a l a nlarını d a yavaş yavaş kapsayacağı şüphesiz olon enteg­ rasyon sü reçleriyle i l g i l i ola ra k da gözönünde bulunduru l m a l ıd ı r. Her parti, yeni top l u m u n k u ruculuğu genel yasa l l ı klarını kı lavuz edinerek ve kendi ü l kesinin somut koşu l l a rından ha reket ederek, d iğer ü l kelerin de­ neyinde değerli olon her şeyi özenle seçmekte ve kendi eylemi nd e bun­ lardan yoratımlı biçimde yararlanmaktadı r . Konfera nsa katı l a n l a r, üçüncü soru n olarak, sosya list demokrasi n i n g e ­ lişmesinde y e n i problemler, y e n i o l g u l a r üzerinde etraflıca d u rdular. K. Zarodov, bunlar a rasında öncelikle uluslara rası politika i l e sosya list demokrasinin reel etki leşme ve eylembirl i ğ i nden doğ a n teorik ve pratik­ politik soru n l a ra işa ret ederek şöyle devam etti : Orneği n şöyle bir sorun

(.ı) V. i . lenin, Bütün eserleri, c . 36, s . 306. 345


ortaya çıktı : Uluslara rası gerg i n l i ğ i n azaltıl masiyle oluşan dönüm; sos­ ya l i st demokrasi meka nizma s ı n ı n gelişme ve işlemesi üzerinde ne g i bi bir etki yapmakta dır? Bir ya ndan, şüphe yok ki, gerg i n liğ in aza lması koş u l ­ larında sosyal ist demokra s i n i n gelişmesi i ç i n ( b u gelişmenin başlıca et­ men leri öncelikle iç ilişkilerde g izli olsa bi le) geniş bir çevren açıl ıyor. Ote yandan, burjuvazi nin, devletler a rası nda barış içinde yanyana yaşa­ mayı kabul etmekle beraber, bunu kendi maksatları çıkarına kullanmak istediğ ini de gözönünde tutmak gerekiyor. O ha lde, enformasyonun ge­ nişlemesin i n de, yumuşama koş u l l a rı nda kapita list ve sosya l ist ü lkeler halkla rı a rasındaki temasların da, sosya li st demokrasiyi bütün üstü n l ü k ­ leriyle propag a nda i ş i n e g iderek daha b ü y ü k ölçüde yardı mcı olabi l mesi için, düşmanları mızın bu temaslard a n sosya list demokrasiyi sarsmak mak­ sadiyle ka n a l olara k ya ra rla n ma la rı önlemek için ne yapı l ması gerekiyor? işte çözü l m esi zoru n l u olan önemli politik ve teorik problem budur. Bilindiği üzere, sosya l i st demokrasi prensipleri ya lnız iç topl umsal i l iş­ kilerde değ i l , sosya l ist ü l keler a ra s ı ndaki i lişkilerde de başariyle işliyor ve gelişiyor. Ekonomik Ya rd ı m laşma Konseyi çerçevesinde bu bakı mdan olağa nüstü zeng i n bir deney birikimi vard ı r. Fakat uluslara rası sosyal i st entegrasyonu geliştirme ve deri n l eştirme işi birçok problem ortaya çıkarı­ yor. Orneğ i n, EYK'nde uyg u l a n a n prensip, yani en önemli sorunların çö­ zümü nde oybirliği prensipi, g ü ncel soru n l a rı n operatif olara k çözü münü, üye ü l kelerin ü stlendi kleri ödevleri yerine getirmelerinde soru m l u l u k duy­ g u s u n u n artırı lmasını gerektiren orta k ü retimsel eylemi geliştirme norm­ la riyle nasıl bağdaştırı lacaktır? Sosya l i st demokrasinin gelişti rilmesine ilişkin başka problemler de var­ d ı r. Şu veya bu sosya list ü l kenin kendi içinde çözüme kavuşturulsa bile, çağdaş aşamada bütün sosya l ist topl u l u k devletlerine özgü olan bu prob­ lemler a rasında, her şeyden önce, işçi sınıfı n ı n partisi ve gelişmiş sosya­ lizmi kurma ve yetki nleştirme koş u l l a rı nda demokrasinin işlemesi bakı­ m ı ndan bu partinin çözümleyici rol ü soru nu önde geliyor. Bu rol, parti n i n ya l n ı zca sosya l ist top l u m u n politik örg ütünde y e r a l masından, yönetici sınıfı n politik öncüsü durumundan iba ret değ i l d i r. M a rksist-Leninist parti, işçi sı nıfı n ı n ve bütün emekçilerin en önde yürüyen ve en bili nçli bölü m ü olarak, eylemiyle, iç hayatiyle sosya l ist demokratizm örnekleri ortaya ko­ yar. Ve bu a n l a mda da, parti, topluma, gelecek sosya list demokra s i n i n bir bütün olarak i l k örneğ ini verir. Konferansa katı l a n l a r, sosya l izm ve komü n izm k u ruculuğ u n u n çağdaş yen i aşamasından doğ a n diğer birçok g üncel soru nlara de değ i ndiler. Orneğin, bili msel-teknik devri min doğ u rduğu eğ i l i m, yani üretimi daha fazla yoğ u n laştı rma ve yönetim i merkezleştirme eğ i l i m i , sosya l izme özgü olan demokratizmi deri n l eştirme ça basiyle nası l bağdaştırılacaktır? Bu sorun, doğ rudan doğruya, bili msel-teknik devrimi sosya l ist sistemin üstü n 346


l ükleriyle bi rleştirme konusundo SBKP XXiV. Kongresi tarafından beli r­ le nen ödevden i leri geliyor. Bir de, gelişmiş sosyalizm aşaması nda alt­ yapı i l e politik üstyapı a rasında etkileşme ve eylembirliği g i bi, parti ve devlet hayatı na ilişkin Len inci prensiple ri demokra s i n i n gelişmesi ve ya­ s a l l ı ğ ı n güçlenmesi koş u l u ola ra k gözetme ve uyg u la m a gerek l i ğ i g i bi daha genel bir sorun ortaya çıkıyor. Bir ya ndan da, uyumlu biçimde bağdaştı rılması gereken bazı diyalek­ tik s ü reçler sözkonusudur. Bunları şöyle sıralıya b i l i ri z : Devlet orga nları n ı n g üçlenmesi v e yönetirnde topl umsal temel i n h e r yönden gel işmesi ; çoku­ luslu devletler çerçevesinde ulusları n g iderek tekvücut bi r topl u l u k mey­ dana getirmeleri, u l usal bilinç ve kültürün yü kselmesi ; idare metotları n ı n yetkinleşmesi ve ekonomi k yönetim metotları n ı n gel işmesi ; mô nevi teşvik etmenleri n i n ya nısıra maddi teşvik etmenlerinden de yararla n ı l ması ; so­ ru m l u l u k d uygusu ve disipl i n i n , yığ ı n ların yaratıcı girişi m i n i n etraflı ola­ ra k gelişmesi vb . . . . Bu sorunların ve benzerleri n i n başa riyle çözümü, a ncak Ma rksizm­ Len i n izm klôsi kleri n i n temel teorik yönergelerine daya n ı l a rak, aynı za ­ manda yığ ı n l a rı n deneyiyle yoklamadan geçm iş olan çok zeng i n pratik eylemi i nceleme ve genellerne temeli üzerinde sağ lanabilir. Bu yönerge­ ler, bu deney ve pratik eylem, dü nya sosya lizm i n i n, bütün işçi ve komü­ nist ha reketi n i n paha biçi l mez ed i n i midi r. Biz bunlara daya n a b i l i r ve bunlarla haklı ola ra k kıvanç duyabili riz.

347


Bunalım ve harp: Problemin çağda, içeriği Burj uva dünya s ı n ı n egemen ideolojisi yıllard ı r ka pita l izmin a rtık buna­ l ı msız g el işmenin a na htarını b u lduğ u hayaliyle avunuyordu. Oysa bu uzun yıllar boyunca ü reti mde d üşüş de vardı, isti hda m düzeyinde alça l ı p yüksel meler de vardı, mal v e para paza rlarında bir hayli ciddi sarsı ntı lar da görülüyordu. Bütün bunları burjuva politik ekonomisi sadece g eçerli konjonktü rün önemsiz aksakl ıkla rı sayıyor, kapita l i z m i n genel ekonomi k istikrarsızlı ğ ı n ı n beli rtisi olarak kabule birtü rlü ya naşmıyord u . Bug ü n artık yak ı n geçmişe kadarki safdil i yi m serliğe hemen hemen yer kalmadığı görül üyor. Tekellerin « büyük bası n »ı bi le, her şeye gerçek a d ı n ı koyma k zorunda kal ıyor. Bu bas ı n a rtık ekonomide olağan bir değ işken l i k ve a k ­ saklıktan s ö z edi p i ş i kapatmıyor. ister istemez, bunca yıldır çözülm üş sayılan, g ündeme a l ı n m a k iste n m iyen ana problemi, yani kapitalizm eko­ nomik siste m i n i n derin ve çokya n l ı b u n a l ı m ı problemi n i ele al ıyor, i nceli ­ yor, eleştiriyor. Birleşik Amerika'da işsizlerin sayısı ha rpten önceki b u n a l ı m dönemi d ü ­ zeyine yaklaştı ğ ı n d a n sonra, a rtık bel i rl i bir endişeyle « büyük d u rg u nl u k » döne m i n i n tekra rl a n ması olas ı l ı ğ ı nd a n söz edil meye başlandı. lJretim i n bundan sonra da h ızla düşeceğ i ne, yığ ınla lokavtlara gidi leceğ ine v e zin­ cirleme iflôslar olacağına dair ta h m i nler azdeğ i ld i r. Ne ki, şimdiki eko­ nomik buna l ı m ı n olabileceğ i ölçülerle i l g i l i hesa pların ve ta h m i n lerin ya nısıra, bir d e bundan çok daha ölü mcül olan şu soru ileri sürü l üyor : Acaba ekonomideki böylesine ciddi bozu k l u k aynı za m a nda u l uslara rası bir politik ve askersel felôket gizlemekte değ i l midir? Fra nsa'da çıkan « Le Monde d i plomatique» aylık derg isinde şunları okuyoruz : « Bugün, Rayh'ın tesli m oluşundan otuz y ı l sonra , belki de, ya lnızca önde gelen devletlerin ekonomisinde değ i l , aynı zamanda u l uslara rası barı ş ı n yapısında da i l k gedikler açı l m ışt ı r. » (I) Bu çok kara msar bir va rsayı mdır. Ama ne olursa olsun, dikkate a lmaz­ iık edemeyiz. Bir kere tari hsel deneyi bir ya na itemeyiz. Birinci Dü nya Savaşı, 1 9 1 3 y ı l ı nda başlıyan v e hemen hemen bütün gelişmiş kapita l ist ül keleri sar­ m ı ş olan ü retim fazlası çevri msel b u na l ı m koş u l la rı içinde patla k verd i. 1 929-1933 y ı l l a rı dönemi n i n görül med i k derecede a ğ ı r ve bunun a rd ı n ­ d a n 1 937-1938 y ı l l a rında ka pita lizmin ekonomisinde görülen y e n i d u rg u n ­ l u k I kinci Dünya Sava ş ı ' n ı n başlangıcı oldu. Bunalım i le savaş a rası nda şü phesiz belirli bir i lişki va rdı r. M arksist-

( I) « Le Monde d i plomatique», Novembre 1 974, p. 1 1 . 348


Leni nist politik ekonomi, halk ekonom isini askersel raylaro bindirmenin, silôhlanma yarışiyle ve devletin askersel siparişleriyle konjonktür enjeksi­ yonlar ı yapma n ı n , emperya lizmin iç niteliğine tomomiyle uygun bir metot, ekonomi k etkenl i ğ i koruma metodu olduğunu inandırıcı biçimde ispatlı ­ yor. Toplu msal yeniden ü retimde yeni b i r çevrime geçilebilmesi için, ka­ pital izmin temel sermayeyi yenilemesi gereklidir. H a rp da, o zamana kadarki ekonomi yapı lışını kaçınılmazlıkla (tamamen yıkmasa bile) yıkıma u ğ ratan harp da böyle b i r yenileme biçimi olabilir. Ve netekim, d ü nya kapita l izmi 1 930 y ı l l a rı buna l ı m ı ndan çıkış çaresini ha rpte bulmuştur, Bugünkü olaylara bir göz atacak olursak, şimdi de ekonomideki son buna l ı m d u rumlarının a rtışiyle birl ikte, burjuva devletlerin i n iç hayatında gerici eğ ilim lerin g üçlend iğini ve emperya l izmin u l u slara rası politika s ı n ı n en tehlikeli çizg ileri n i n bel i rg i n l eştiğini görmezlikten gelemeyiz. Orneğ in, ABD em perya list çevreleri, açıktan açığa, bütün kapitalist ü l ­ kelerin ta m egemen önderi olma rollerini ca nlandıra bi l mek i ç i n şimdiki ekonomik kaos durumundan yararlan maya ça lışıyorlar. Vaşington'un dek­ larasyonlarında bu savları desteklemek üzere d ü nyanın şimdiki d u r u m u i l e 1 945-1949 yılları dönemindeki u l u s l a rarası durum arasında paralell er çiziliyor. Herkes bil iyor ve a n ı m sıyor ki, tam do o yıllarda ABD'nin hege­ monyacı emelleri « soğ uk harp»in başlangıcı oldu, silôhlanma yarı ş ı n ı n a l ı p yürü mesine y o l açı ldı, bölgesel harplerde yüzbinlerce i ns a n k ı r ı l ı p g itti v e bütün bir k u ş a k gerg i n l i k v e korku havası içinde yaşa maya h ü ­ kü mlendi. Gericilik dünyada gerg i n l i ğ i n azaltı l ması s ü reci n i d urdurm a k için büyük çaba l a r h a reıyor. Barış içinde yanyana yaşama fikrinin d ü ş ma nları, 1 972'­ de i mza lanan Sovyet-Amerikan ticaret a nlaşması nın bozul ması işini ken­ dileri örg ütlediler ve bunu bayağı başarı sayd ı l a r. Bunlar, bundan sonra do böyle hareket etme niyetlerini, yani Sovyetler Birliğ i ve d iğer sosyalist ü l kelerle il işkilerde Batı devletlerinin eski « kuvvet pozisyo n u » politikasına dönmelerini istediklerini g izlemiyorlar. Ta nı n m ı ş Amerikan gözlemcilerinden A. Zewis'in, ABD'nin «Viyetnam sindromu .. nun (ufunet birikimi) tepmesinden söz etmesi d ünya kam uo­ yu nda haklı bir endişe uyand ı rm ı ş bulu nuyor. (2) Pentagon, kendi yöne­ ticisinin ağzından Birleşik Amerika'nın Viyetnam'daki müdahalesinin ye­ nilenebileceğ i n i açıkl ıyor. Basın, Çin-Hindinde şimdiki durumla i l g i l i Va­ şi ngton'un resmi görüş ve değerlemelerinin, 1 960'ların başı ndaki Ameri­ kan saldırı hazırlığı s ı rasında söylenenleri şaşırtacak kadar a n d ı rd ı ğ ı n ı belirtiyor. B a z ı yorumcu l o r, bunu, çü rüyen Soygon rejimini destekleme yo­ l u nda sadece bir politik gösteri ve ona yeni silôh yard ı mı n ı haklı göstere­ cek psikolojik bir destek olara k kabul etmeye yatkın görünüyorlar. Diğer

(2) « International Herald Tribune», January 1 7, 1 975. 349


bazıları da, Viyetnam'da yakın geçmişteki d u ruma dönüş olası l ı ğ ı tel m i h ­ lerin i n, A B D ' n i n i ç i n e düştüğ ü ekonomik feıaketlerden Amerikan halkının d i kkatini saptı rmak için en etkin ara ç olarak k u l l a n ı l d ı ğ ı kanısı ndadırlar. Bu yorum l a rı n hangisi doğru olursa olsun, emperyalizmin ÇinoHindi do­ layında askersel-politik bir a ktifliğe geçmesi apaçık ateşle oynamad ı r ve ya l n ı z Gü ney- Doğ u Asya için değ i l , bütün d ünya için tehl ikel i d i r. Tekellerin kazanç h ı rsı ve kapitalizmin ekonomik i l l etleri nden ötürü her­ türlü soru m l u l u ğ u omuzlarından atma çabaları , gerek burjuva toplu m u n ­ da sosyal geri l i m i n g i derek a rtması n ı n , gerekse u l uslara ra s ı i stikrarı sar­ san dış politika a d ı m l a r ı n ı n temel neden i n i oluşturuyor. B u açıdan bakı­ lı nca, tekellerin emekçilerin haklarına karşı yeni hücumu ve emperyalist­ lerin petrol üreten Ya k ı n - Doğ u devletlerine yönelttikleri tehditler bu tür olaylard a n sayı labilir. Son za manlarda hemen hemen bütün en gelişmiş kapitalist ü lkelerde, a l ı p yürüyen enfıasyonun başlıca soru m u n u proleta ryaya yüklemek ve o n u n ekono m i k hakları u ğ ru ndaki mücadelesini enflasyonun temel nede­ ni olara k göstermek a maciyle geniş bir kampa nya açıldı ve geliştirii d i . Vaşington milyarderlerinin d i liyle konuşan « The Economist» derg isi (Lon­ dra), hemen hemen her sayısı nda, bugün i ng iltere için b i ricik k u rtuluş çares i n i n « hadd i n i bilmez send i ka la r»ı dizginlemek ve b i r devlet müda­ ha lesiyle işçi ücretlerin i dondurmak olduğ u n u savlayıp duruyor. (3) Tekelci sermaye, herha lde, burjuvazinin yüzyı l la n m ı ş emel i n i , yani iş ücreti ölçü­ sünü ka n u n l a sı n ı rlama emeli n i gerçekleştirme ola n a ğ ı n ı ekonom i k güç­ lük ve bozuklukların yığ ı l masında görüyor. B u n u n gibi, buna l ı m ı n dış sorumlusu olara k da petrol ü reten ü l keler gösteriliyor. Artık birbuçuk yıl var ki, burjuva propag a ndası habire şo­ venci bir h i steri körükl üyor, kapita l iz m i n bugünkü ekonomik feıaketlerin i n başl ıca nedeni n i n Ya k ı n - Doğ u ü lkeleri n i n petrol politikası o l d u ğ u savıyla yaygara kopa rıp d uruyor. Böylece yoğ u nlaştı rılan Araplara karşı bir psi­ koz aylardan beri dünya n ı n politik havası nı zeh i rledi ve bazı ABD devlet yetk i lileri Yak ı n - Doğ u' n u n petrol ü reten ü l kelerine karşı askersel g ü ç k u l ­ Ianmasına da h a z ı r oldukları n ı söyliyecek k a d a r i l eri g idebildiler. Bu teh­ dit, Vaşi ngton'un bunu i l eri sürme gerekçe ve koşulları ne ol ursa olsun, u l uslara rası g üven l i ğ i n yazg ı s ı bakımından ciddi bir endişenin nedeni ol maya devam ediyor. Kısacası, genel olarak söylemek gerekirse, kapitalizmin şimdiki buna­ I ı m ı n ı n doğ u rduğu durum, gericiliği d ü rtükleyip ca n l a ndırmış, dü nyayı yeniden « soğuk h a rp » koşulları n a döndü rmek üzere onu yeni denemelere yöneltmiş, emekçi yığı n l a rına karşı, emperya list boy u n d u ruğ undan kurtul­ m u ş halkları n egemenlik haklarına karşı saldırı n ı n şiddetlendirilmesine yol açmış b u l u n uyor.

(3) Bak : «The Economist », December 28, 1 974, p. 56. 350


Bu durum karşısı nda, ne tarih, ne teori, ne de dünya n ı n bugünkü somut durum ve koşu lları, kapita lizmin ekonomik sarsı ntı l a rı i l e em perya l i st sal ­ d ı rı v e harp a rası nda kes i n b i r sebep v e sonuç bağ ı ntısı bulunduğunu d üşünme hakkı verebilir. Toplumsal olgular genel o l a ra k ve hele bunların bağı ntı ve etk ileşme mekanizmi çok karmaşıktı r. Bunla r, kapita list eko­ nominin her derin bu'nal ı m ı n ı n kaçı n ı l mazlıkla ha rbe yol açacağı görüşü gibi tek taraflı bir yarg ıya olanak vermez. Bu g i bi yargıların a paçık ya n l ı ş l ı ğ ı n ı en az iki şey ortaya koyuyo r : Bi­ rincisi, harp doğrudan doğruya ekonomiden doğmaz. Klôsik ta'n ı m l a maya göre, harp, politika n ı n başka a raçla rla deva m ı d ı r. i ki ncisi, eğer ekonom ik b u n a l ı m l a r g enel likle kapita lizmin iç özelliği ise, b u n l a rı n her biri n i n tarihsel olara k kendine özgü çizg ileri vard ı r. işte bundan ötürü, şimdiki kapita l ist bunal ı m ı n d üyna n ı n yazgısı bakı mından olası sonuçlarını değer­ lendirirken, dü nya gel işmesinde bugünkü aşa m a n ı n özellikleri ni tama­ miyle gözönüne a l ma m ı z gerekmektedir. Bunlar a rasında, şüphesiz ki, ü reti m d u rg u n l u ğ u ile önlenmesi a l a na k · sız enflôsyonun birleşmesi en ö n d e gel iyor. Ekonomik g e l i ş m e tempola­ rında kesin düşüşün aynı za manda d ü nya kapita liz m i n i n döviz-finans i/iş­ kileri, enerji ve yiyecek m a l la rı ü reti mi a l a n l a rı nda ya rattığ ı ya p ı n ı n çö­ küşü koş u l l a rı nda görül mesi olayı n ı n da geçmişte benzeri yoktur. Bunda n ötürü, ABD ' n i n b u rjuva politik ekonomisi büyük otorite/erinden P. Sa m u ­ e/son, « Bence de g üçlük/er va r önümüzde, ama b u n l a r 1 930-1933 y ı l l a ­ rındaki güçlüklerden ayrı m i ı o/aca k demekte el bette h a k l ı d ı r. (") N e v a r ki. b u rjuva i ktisatçı ları, ş i m d i k i buna l ı m ı n özel l i ğ i n i sadece s ı rf işletmecilik i l işkilerinin özel l i ğ i n i oluşturan yönde görüyorla r. Oysa, ekonomik meka­ n izm sı n ı rl a rı n ı n dışında k i etkenlerin de çok büyük önemi vardır. ••

Uzerinde d u rd u ğ u m uz bu sorun açısı ndan, kapita l i st ekono m i n i n şim­ diki buna l ı m ı n ı n, d ü nya n ı n henüz eşini görmediği uluslararası ve u l usal koşul la r içinde gelişmekte olduğ u n u bel i rtmek de gayet önemlidir. Bu koşul l a r, her şeyden önce, devletler-arası i l işkileri ka psayan dü nya ölçüsü ndeki sistemdeki değ işikliklerdi r ; top l u msal düzenleri ayrı ü l kelerin barış içinde ya nyana yaşa m a l a rı normla r ı n ı n da bu i l işkiler sistem ine ka­ tıl masıdı r. Gerg i nl i ğ i n azaltı l masını sadece bazı etk i l i devletler arasında u l a ş ı l a n politik anlaşmaların rastgele bir topla m ı n d a n i ba ret saymak ya n ­ l ı ş o/ur. Gerçekte, gerg i n l i ğ i n aza l m a s ı n ı n sağ l a m bir maddi içeri ğ i var­ d ı r ; bu fera hlama d ü nya g üçleri a ra sı nda şimd iye kadar görülmedik yeni bir dengeye daya nıyor; bu fera hlama aynı za manda sosyal izmin d ü nya durumu üzeri ndeki etki s i n i n a rtışından ayrı düşünü lemez. 1 930 y ı l l a rında Sovyetler Birliği ha rbi önleme m ücadelesinde yalnızdı. Bugü nse, u l us l a ra ­ ra sı g üvenlik, sosyal ist topl u l u ğ u n muazza m savu nucu-ekonomik pota n-

(4) « N ewsweek», October 26, 1 974. 351


siyeline daya n ı yor. işte g unumuzun a ğ ı r ba san gerçekliği budur ve ege­ men emperyaıist çevreler politik kara rlarında bunu dikkate a l mazlık ede­ mezler. Ağ ı r basan bu gerçeklik, ekonomik bunalı mdan harp yoluyle Çı­ k ı ş a rama denemelerin i adamakıllı güçleştiriyor ve yerinde m ı h l ı yor. Şimdiki kapita l ist bunalı m ı n ı n olası sonuçları n ı ta h l i l ederken za m a n ı ­ mızın u n utulmaması gereken bir başka özelliği d e , burjuva topl u m u n u n kendi içinde sınıfsal ve siyasa l g üçlerin ora n ı nda g izlen iyor. 1 930 yı l l a rı buna l ı m ı n ı n harbe yol açabilmek için önce H itler'i iktida ra getirmesi ge­ rekti. Ve bugün de sağcı g üçlerin gemi azıya a l m a la rı teh li kesi asla ha­ fife a l ı na maz. Fakat şimdi kapita l i st ü lkelerde işçi s ı nıfı ve demokratik güçler ortak cephesi aşırı g erici l i ğ i n yolu n u kesebilecek bir d u ru mdad ı r. Proletaryan ı n sınıf bilinci, h a l k y ı ğ ı n la rı n ı n politik deneyi ve sol g üçlerin örgütl ü l ü ğ ü , a rtı k tekellerin çıkarları nı savunma adına demokratik rej i m i boğ ma denemeleri karşısında g üçlü b i r d i reniş oluşturacak k a d a r a rtmış ve gelişmiş b u l u n uyor. Kom ün ist ve işçi partileri ş u n u önemle beli rtiyorla r : Emekçilerin, bütün demokratik g üçlerin a nti-monopol ist m ü cadelede sımsıkı birleşmeleri, sağ tehl ikeyi önlemeni n , sosyal ve politik ilerleme için yen i olanaklar sağ l a ­ m a n ı n emin yol udur. Genel likle ü retimde a za l m a n ı n eşl i k ettiğ i işsizl i k a rtı şından. sermaye­ nin hiç ol mazsa g rev ha reketin i n aza lması gibi bir politik çı karı va rdı r. Ne var ki, şimdiki b u na l ı m süreci içinde yığ ı n l a işten çıkarmalar g rev ha reketi n i n etkenliği ni körletebi l m i ş değ i l d i r. Tersine. daha i l k buna l ı m y ı l ı nda. grevler sayı v e süre topla m ı bakımından ha rpten sonraki dönem için rekor denilebilecek bir d üzeye çıkmıştı r. Bu da. ekonomik g üçlüklerin artması koş u l l a rı nda emekçilerin sı nıfsa l - politik pasifliğine g üvenerek. te­ kellerin öyle istedi k leri gibi at oynata mıyacakları demektir. Bugün emperya l izm bunalı mdon çıkabilmek için vaktiyle sömürgelerden sağlıyobildiği kaynaklara da sahip değ i ldir. Genç bağı msız devletler ege­ menlik haklarını başariyle savunuyorlar. Gelişme hal indeki ül kelerin ulus­ lara rası durumu. emperya l izmin, kapitalist ekonomiyi kıvra ndı ra n buna­ l ı mı azgel işmiş memleketler hesa bına yum uşatma denemelerin i son uçsuz bırakabilecek kadar güçlenmiştir. Ma rksist-Leni n i st teori, dü nyada yeni güçler dengesinden hareket ede­ rek. yeni bir d ünya h a rbi n i n hiç de yazgı sal bir kaçı n ı l mazlık olmadığı sonucuna varıyor. Bu yarg ı , devrimci. a nti-emperya list savaşta komünist­ lerin il kesel strateji k kı lavuzla rı nda n biri ol uyor. Bu yarg ı n ı n, sağ l a m te­ meli ve doğ ru l u ğ u . za m a n ı n yoklamasından geçmiş, son onyı l l a rı n pratik deneyiyle, topl u msal d üzenleri ayrı ü lkeleri n barış içinde yanyana yaşa­ maları normları n ı n uluslara ra s ı hayatta yerleşmesi n i sağ lama başa rı­ lariyle de onayl a n m ı ş b u l u nuyor.

352


Bu oloğ a nüstü önemli ya rg ı , em perya l i st geric i l i ğ i n buna l ı m d u r u m u n ­ d a n k e n d i ç ı k a r ı n a yararlanarak u l u sl a ra rası a l a nda y e n i zorluklar yarat­ maya ça l ıştığ ı g ü n ü müzde yapıtaşı yeri ni tU,ta n a n l a m ı n ı koru makta d ı r. Evet, emperyal ist gerici l i ğ i n bu zorl u k l a r yaratma ça ba l a rı barış için teh­ l i keli so�uçla r verebi l i r. Fa kat bütün sorun, bu zorl ukların kaçı n ı l maz olup o l ma d ı ğ ı nda, g ideri l i p g ideri lemiyeceğ i nde topla nıyor. Bug ü n , kimi leri i ktidarda o l m a k üzere, öyleleri vard ı r ki, ya l ı n kat-şematik düşü ndüklerin­ den m i , yoksa kendi politik hesapları n ı gözettiklerinden m i ned i r, za ma­ nı mızın çel işkileri « ergeç bir d ü nya harbine yol açacaktır, ve halklar buna hazır o l m a lıdı r » diyebil mektedi rler. Ma rksist-Leninistler bu görüşü kes i n ­ likle silkip atıyorlar. Fra nsız komünistleri n i n gazetesi bu konuda haklı o l a ­ ra k ş u n l a rı yazıyo r : « Bu form ü l , a ncak h a r p kaçı n ı l maz bir şey olara k k a b u l ed i l i rse, gerçekl i k d uyg usu uya ndırabi l i r. Fakat bu ya n l ı ş v e teh­ l i ke l id i r, çünkü barış için sava şan kamuoyu nu gevşetip dağıtma a racın­ dan bGlşka bir şey değ i l d i r. » C'l Bu g i bi yazg ıcı görüş sahi pleri n i n ya ratmak isted ikleri ruh h a l i ne ka p ı l ­ m a k , barış içinde yanya na yaşama politikası n ı n en a z d ı düşmanla rı n ı n çaldık/arı havaya göre oyn a m a k demek o / u r. Z i ra bütün dikkafa" « soğuk harp» yandaşları, son çözümde, sosya l ist ülkelerle i l işkilerde « katd ı k » istekleri n i n esa s dayanağı olarak, u l u slara rası fera hla mayı geliştirmeye yönel i k bütün ça ba l a rı n « faydasızl ığ ı " tera nesine kuvvet vermektedi rler. Burj uva propagandası şimdiki b u n a l ı m ı dü nya ça pında bir bunalım olarak göstermeye ça lışıyor. Gerçekte b u n a l ı m ı n s ı n ı rl a rı o kadar geniş değ i ldir. Bir kere, sermaye d ü nya sındaki ekonom i k kaosa ka rşı lık, sosya­ l izmde s ü rek l i bir iktisadi yüksel me görül mekted i r. 1 930 y ı l l a rı nda da durum böyleydi. Fakat o yıl l a r sosya l i st ekonom i n i n bir tek dev/et çerçe­ vesinde ol uşma dönemiyd i . Bug ü n ü n gerçekliği ise, olgun bir ekono m i n i n sosya l ist ü l keler topl u l u ğ u boyutları içinde d u rmadan yüksel işidir. Aynı gerçekl i ğ i n öbür yanı da, kapita l izmin i ktisadi s itemindeki buna l ı m duru­ munun u l u sl a ra rası ekonomik ve politik i l işkilerin yapısı nda a rtık " belirli değ işikl iklere yol açmada n geçem iyecek kadar keskinleşmiş olmasıdır. Soru n, olg unlaşmakta olan değ işi mlerin ne s u retle gerçekleşti rileceğ idir. Besbell i ki, u l u sl a ra rası i l işki lerde ciddi bir değ işme sayı l a n gerg i n l i ğ i n aza ltılması bu problemi n barışçd çözü m ü i ç i n reel olanaklar içermektedi r. Sovyetler Biçliği ve öteki sosya l i st ü l keler, u l uslara rası gerg i n l i ğ i azalt­ manın dönüşsüz bir süreç h a l i ne geti rilmesinde ı sra rlı a d ı m l a r atıyorla r. Kapita l ist ü l keler komün ist ve işçi parti leri, dü nyada s ü rek l i bir barış uğ­ runda mücadeleyi daha da geliştirmek üzere h a l k y ı ğ ı n l a rı n ı seferber ediyorlar. Bununla beraber, doğ a l olarak, sal d ı rgan g üçlerin çeşitli m a ­ nevra l a r ı n ı n nice tehl i keler doğ u rabileceğ i n i d e , bu nedenle h a l k l a r ı n

('il « L'Huma nite », 21 janvier, 1 975. 353


d a i ma yü ksek bir uya n ı k l ı k göstermeleri gereğ i n i de gözden uza k tut­ m uyorlar. Komü n i st ve işçi parti leri n i n 1 969 y ı l ı nda yapılan Uluslararası Danışma Toplantısı, ödevimizi şöyle ta nı m l a m ı ş bulu nuyor : « Emperya lizmin insa n ­ l ı ğ a karşı s u ç işlemeye eşit politika s ı n ı n içyüzü nü açığa v u rmaya kuvvet vermek, onun sa l d ı rgan niyet ve plô nları bakımı ndan kamuoyun u n u'y a­ n ı k l ı ğ ı n ı d u rmadan a rtırmak . . . . (G) za manım ızda bu ödevin g ü ncelliği g itgide daha çok a rtıyor, çünkü kapita l izmin bu n a l ı mı n ı n alabildiğine şid­ detlenmesi barış dôvası için tehl ikeli eğ i l i m l eri körükl üyor. .

Şu var ki, ekonom ik güçlüklerin a rtması, em perya lizmin çel işkileri nin derin leşmesi a n u n u l u sl a ra rası mevzilerini zayıflatıyor. Biz, sosya l izmin ve dü nya devrimci hareketinin, barışı ya lnız savunabilecek değ i l , aynı za­ manda dayatabilecek d u rumda olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Yan Prajski

(6) « Komün ist ve işçi partileri u l u slara rası danışma toplantısı .., Moskova,

1 969,

354

5.

39.


�El

SAYFALAR ------'

çağrı Halkı mıza tepeden inme bir karma hükü met daha dayatı l d ı . Başı AP yöneticileri, Demirel grubu çekiyor. Bu hükümet tutucu, işbirlikçi, a ş ı rı gerici ve faşistlerden k u ru ldu. Böylesi b i r ka rma h ü kü met, büyük sermaye, işbirlikçiler, em perya l izm, NATO çevreleri ve özellikle Kissi nger'i n An­ kara'daki eylem leri ile ol uşturuldu. Yeni orta k l ı ğ ı n a n l aşma protokolü hükü metin nitel i ğ i n i açıkl ıyor. Anti­ komünizmi ycğ u n laştırmayı, yabancı sermayeye k a p ı l a rı daha geniş aç­ mayı, NATO, SENTO, Ortak Pazar g i bi em perya lizmin askersel, politik ve ekonomik örg ütlerine daha da sıkı bağ l a n mayı başa a l ıyor. B u n u n tek a n l a m ı vardır : Sömürü, vurgun, pahalılık, i şsizl i k , h a l k ı n yok­ s u l l a şması daha da a rtacak, baskı, terör, a nayasa l, demokratik hakları çiğ neme yöntemleri daha da yoğ u n laşaca k. Demi rel ve orta kları öteden beri hükümet kurmuşlar, hükümet sürmüş, iç yüzierini halka iyice göstermişlerdi r. Bunlar azı l ı , halk düşma n ı , yerl i yabancı tekellerden, toprak beylerinden yana b i r politika yü rütmüşlerd i r. Kimi zaman M eclisi basmışlar, kimi zaman Mecl isi kend i lerine basa mak ya pmışl a r, k i m i zaman parlamentoyu, terörü, sı kıyönetimleri uyg u l a mak, Anayasayı çiğnemek için a raç olara k k u l l a n m ı ş l a rd ı r. 12 M a rt sonrası hü­ kü metler bu politikacıl a r ı n desteği i l e işbaşına getiri l miştir. Büyük kent­ lerin bası l ması, ista n bu l , Ankara, i z m i r'in aranıp ta ranması, toplama kampl a rı nın, kontrgeri lla merkezlerinin, işkence viI I o l a r ı n ı n , idam sehpa­ ları n ı n kurulması bu politikacı ların destek ve oyl a rı ile olmuştur. San aylarda komando bask ı n l a rı, devri mcilerin öldürü l mesi, g revlerin yasaklanması, a l ı p yü rüyen terörü b u n l a r, ı rmak h ü k ü m eti ile birlikte yü­ rütmüşlerd i r. O rd u n u n tepesindeki m i l itarist klik b u n l a rı n vu rucu g ücü, yumruğudur. Aşı rı gerici ve faşist politikacılar, işçi sınıfı n ı n , devri mcilerin, i lerici yurt­ severlerin d a ğ ı n ı k b u l u n m a larından, bir eylem birliği k u rmamış o l m a ­ l a r ı n d a n yara rlandı l a r, bütün halka, bütün u l usa karşı bira raya geldiler ve h ü k ü meti a l d ı l a r. Sosya l i st ü l keleri n, en başta büyük komşu muz ve ka ra g ü n dostumuz Sovyetler Birliği'nin çabaları i l e yeryüzünde gergi nlik yumuşuyor, barış g üçleniyor. Halkların a nti-em perya l i st, u l usal bağ ı msızl ı k savaşları g el işi355


yor, yeni yeni başarı l a r kazan ıyor. Viyetna m'da, Kam boç'ta, Amerikan emperya l iz m i n i n daya nakları halkl a rı n güçlü yumrukları a ltında yıkılıyor. Bu d u ru mda yurdu m uzda buna l ı m l a r içi nde boca layan emperya l izmle daha da bağ lanan en gerici parti yöneticilerin i n hükümet kurması, bölge­ mizde barışı, halkların kurtuluş savaşını daha da tehdit ediyor. Gerici, h a l k düşmanı, saldırgan blokl a ra bağ l ı bir hükü metin işbaşına gel mesi i le, devri mcilerin uya n ı klığı a rtırmaları , kadrolarını koruma ları, pol is ve Maocuların provokasyonlarına. düşmemeleri de günün önemli soru n u d u r. Bu gerici hükü meti a laşağı etmek, halkçı bir hükü met kurmak için bü­ tün devrimci, a nti-emperya l ist, demokratik ve a nayasal h a k l a rdan yana gü çlerin eylem birliğ ine g i rişmeleri, ordudaki yurtseverlerin bu eylem bir­ l i ğ i ne katı l m a l a rı ulusal, ta rihsel bir zoru n l uktur.

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi

2 Nisan 1 975

356


Türkiye Komünist Partisinin

1

Mayıs belgileri

• 1 Mayıs, işçilerin u l usal bağ ı msızlık, demokrasi ve sosya lizm için ul us­ l a ra rası savaş ve daya nışma g ü nüdür !

• Emperya lizm, büyük burj uvazi halkı mıza Demirel hükü metini dayattı.

Bu hükü met işbirlikçi, aşırı gerici, faşist partilerden, politikacdardan ku­ ruldu. Anay u rdumuzun üstüne çöken tehl i ke büyüktü r !

• B u teh l i keyi önlemek için, bütün i l erici, yu rtsever, devrimci g üçler ve örgütler, işçi sınıfının savaş çizg isinde elele vermel i d i r !

• TKP, bu aşırı gerici hükü meti devirmek, demokrati k, halktan y a n a bir h ü kü meti n k u ru l ması savaşında halkımızın yanı ndadı r !

• işçi sınıfı n ı n send ikal, pol itik haklarını budaya n bütün yasa ve yasak­ l a rı n ka ldırıl ması, işçi ha reketi n i n sarı sendi ka a ğ a l a rından temizlen mesi için savaş ! Işçi sınıfı n ı n birliği için savaş !

'. TKP, köy emekçi yığ ı n la r ı n ı n toprağa, özg ü rlüğe kavuşmak, ağalığı kökünden yıkmak için yü rüttüğ ü savaşı bütün olanakları i l e örg ütlüyo r ! Işçi köy l ü bağ laşıklığı g ü n ü m üz ü n başta gelen politik savaşıdı r !

• i lerici, yurtsever gençliğ i n işçi sınıfı i l e bağ laşı k l ı ğ ı n ı n g üçlenmesi için savaş ! Moocu, Troçkist, a n a rşistlere karşı sava ş !

• Emekçi kad ı n l a rı n eşit işe eşit ücret hakkı n ı n ta n ı n ması için sava ş ! Evde v e yaşa m ı n politik, sosyal h e r a l a n ı nda kadınların demokratik hak­ larına kavuşması, aşağ ı la n m a ktan kurtulma l a rı için savaş !

• Bütün u l usal azı nlıkların, özellikle büyük bir yığ ı n olan Kürt halkının u lusal, demokratik hakları na kavuşması için savaş !

• S i l a h l ı Kuvvetler, emperya l izmin, NATO'nun, işbi rli kçilerin , m i litarist k l i ğ i n elinden kurtarı l m a l ı . h a l k ı m ızı n ul usal bağ ı msızlık, barış. demokrasi için em perya l izme ve yerl i ortakları na karşı yü rüttü ğ ü savaşa destek olma l ı d ı r !

'. işsizliğe. pa h a l ı l ığ a , enflasyona, bugünkü soyg u n d ü ze n i n i maskele­ mek için körüklenen a nti-komü nizme ka rşı sava ş !

• Sıkıyönetimlere. faşist koma ndo bask ı n larına ka rşı savaş ! • Em perya lizmin çatıştı rd ı ğ ı ha rpçı blokla rda n çıkmak. toprakları mız­ daki NATO ve Amerikan üslerinin kaldırılması için sava ş !

• TKP halkımızın bütün sava ş ı m l a rı n ı Eylem Progra m ı na a l mıştı r. TKP'ye konan yasağı n kaldırılması u l usal bir sorun ve zorunluktur!

• Dü nyada, Avrupada ve bölgemizde ba rış ve g üven l iğ i n güçlenme�i için savaş !

-357


• Büyük komşu m uz Sovyetler Birl i ğ i, öteki sosya list ü l keler ve Ara p halk­ ları ile ve bütün memleketlerle yakın dostl uk ve karşı l ı kl ı ya ra rlı i l i şkilerin kurul ması için savaş !

• Yaşasın Türkiye işçi sı nıfı ! • Yaşasın d ünya barışının desteği, Lenin'in kurduğu ilk sosyali st d evlet Sovyetler Birliği, sosyalist ü l keler to p l u l uğ u !

• Yaşası n ulusal kurtuluş hareketleri ! • Yaşas ı n proleta rya enternasyonalizm i ! • Yaşasın Türkiye Komünist Partisi ! • Yaşası n 1 Mayı s !

358


Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne Çok değerli yoldaşlar ! Büyük komşu muz Sovyetler Birliğinin, bundan 30 yıl önce Hitler Al man­ yası ve uyd u l a rı üzerinde kaza n d ı ğ ı kesin zaferin yıldönümünü, bu tari h­ sel bayra mı Türkiye işçi sı nıfı a d ı na , halkımızın bütün i leri g üçleri a d ı na kutlarız ! Türkiye Komünist Pa rtisi, bu zaferin sağ lanmasını Leninci usta l ı kla ör­ gütliyen Sovyetler Birliğ i Kom ü n ist Partisi'ni yü rekten selô m l a r ! Böylesi çetin, dü nya ta rihinde görülmemiş bir zaferin kaza nılması uğrunda ca n­ l a r ı n ı esirgemiyen komünistleri n, ölü msüz Sovyet batı rla rı n ı n kutsa l a n ı ­ l a r ı önü nde eğ i l i riz ! Sovyet ·Ord u ları , emperya lizmin en vu rucu g ücü olon faşist Almanyayı, s i l ô h l ı güçleri n i , Japon militarizmini başta nboşa ezdi , yendi. Faşist Al m a n boyu ndu ruğ u a l t ı n a düşen p e k ç o k ü l keleri kurtard ı . insanlığ ı n , d ü nya uyga rlığ ı n ı n önüne d ikilen korkunç bir teh likeyi kaldırd ı . Böylece, Lenin'in kurmuş olduğ u ilk sosya l ist devlet, ta rihsel k u rta rıcı l ı k ödevini, enternas­ yonal izm m i syonunu yeri ne getirdi . B u n u n l a, Büyük Oktobr Devri m i ' n i n i n sa n l ı ğ ı n önünde a ç m ı ş o l d u ğ u yepyeni çevreni daha do ayd ı n lattı, b u y o l u daha do genişletti. Büyük zaferin o l a nı üzerinde sosya l i st devletler topl u l u ğ u kuruldu. Dün­ yada kapita l izmle sosya l izm a rası ndaki g ü ç dengesi kökünden değişti. Sömü rgec i l i k sistemi daha da çöktü. Dü nya sorun ları, başını Sovyetler Birliği çeken sosya list devletlerden sorul u r oldu. Dü nya komünist ve işçi h a reketleri, ulusal bağımsızlık, demokrasi, barış, sosyal k u rtuluş ve sos­ yal izm ha reketleri g ü nden g ü ne kuvvetleniyor. Faşist, h a l k düşmanı rej i m ­ l e r birer birer çöküyor. Em perya lizm i n genel buna l ı m ı sertleşiyor, derin­ leşiyor. Sovyetler Birl i ğ i ' n i n şaşmaz barış politikası, SBKP' n i n XXiV. Kongresi­ n i n barış prog ra mı s ü rekli başarı kaza nıyor. Sovyet Komünist Partisi'nin otoritesi her g ü n daha do a rtıyor. Bütü n bunlar, bütün komünist ve i şçi partileri için savaşlarda tükenmez g ü ç kaynağ ı oluyor. Bütün bu oluşmalar Türkiye'yi de etkilemekted ir. Gerici egemen çev­ relerin u lusal çı ka rıa ra aykırı, NATO'cu politikaları genel bunalımı h ız­ landı rmıştır. Bu pol itikaya karşı geniş halk y ı ğ ı n l a rı a ra s ı ndan gelen d i re­ niş yeni boyutla r a l ıyor. Ul usal bağ ı msızl ık, demokrasi, barış ve sosyal kurtuluş için g iden savaş, g ittikçe yeni yeni h a l k katm a n l a rı n ı kucakl ıyor. Bölgemizde, Avrupa'da, d ü nyada ba rış ve g üven l i ğ i n sağ lanma sı istemi

359


savaşı. yavaş yavaş yığ ı n la ra m a l ol uyor. Halkı mız. bütün komşu larımızla. en başta Sovyetler Birl iğiyle karşı l ı k l ı ya rarlı il işkileri. iyi komşu luk. dost­ luk kurmak isteğ ini g ü ncel sava ş ı m ı na koyuyor. NATO·lara . sa ldırı üsle­ rine. barış düşmanlığ ına hayı r ! Diyor. Yaşasın dü nya barışı n ı n y ı k ı l maz ka lesi yüc � Sovyetler Birliğ i ! Yaşası n Türkiye - Sovyetler Birliği halkları n ı n dostluğ u ! Yaşasın Sovyetler Birliğ i Komünist Partisi ! Yaşasın Leninizm !

27 Nisan 1 975

TORKiYE KOMUN iST PARTıSı M ERKEZ KOMITESI

Fransız Komünist Partisi Merkez Komitesine Sevg ili yoldaşlar. Türkiye Komü nist Partisi Merkez Komitesi adına Sizlere içten başsağ lığı d i leri m. Jak Düklo yoldaş. Fra nsız işçi sınıfı n ı n yorul m a z savaşçı larında n bi riydi. Kapita l izme ve sömürüye karşı. demokrasi. barış ve sosya l izm için savaştı. O . d ü nya komü n ist ve işçi h a reketinin en seçki n savaşçı larından bi riyd i . Gelecek kuşa kları n a n ı l a rında herza man yaşıyacaktı r. Merkez Komitesi Genel Sekreteri Türkiye Komün ist Partisi ı . Bilen

360


Türkiye Komünist Partisi MK Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın ··TKP'nin Sesit. ve ··Bizim Radyo.. muhabirierine verdiği demeç Soru : Bilen yoldaş, 1 Mayıs geldi . Dü nya emekçi leri n i n daya nışma, sa­ vaş ve bayram g ü n ü geldi. Bu y ı l k i 1 Mayısın özell ikleri Sizçe nelerd ir? Yamt: Bu özellikler dü nyada, sosyal i st ü l kelerde, kapita l ist ü l kelerde birbirine benzemez, ayrıdır. Türkiye'de daha da başka d ı r. Bütün dü nya, bu yıl, i sa n l ı k tari hi nde en büyük bir zaferi kutl uyor. Sovyet ord u l a rı , bun­ d a n 30 y ı l önce, dü nya em perya l iz m i n i n en vurucu gücü olan Hitler AI­ manyasını baştan başa ezd i. H i tler, bu ca navar, Berl i n'de sığındığı i nde bir a krep g i bi geberd i . Sovyet orduları, 30 N isanda zafer bayra ğ ı n ı Rays­ tag'ın tepesine çekti. Böylece Sovyet halkı, onun şanlı orduları d ü nyamızı, uygarlığı en korkunç bir yıkımdan kurta rdı . Büyük Oktobr Devrimi'yle kurulan ilk sosya l ist devlet, böylece bütün halklara daha mutlu bir g ele­ ceğ in ışı nIı çevrenlerini açtı.

i k i nci Dü nya Savaşı'nda Sovyetler Birliğ i ' n i n kazandığı büyük zafer, söm ü rgec i l i k sistem i n i tô köklerine kadar sarstı, onun yı k ı m ı n ı hızlandırd ı . Avrupa'da pekçok ü l k eleri, Sovyet orduları, faşizmi n Hitlercilerin boyun­ duruğundan kurta rdı . Dünya n ı n her ya n ı nda u l usal k u rtuluş ha reketleri a l d ı yürüdü. Asya'da, Afri ka'da yeni yeni devletler kuruldu. Bug ü n 30 Nisan. Viyetnam halkının 30 yıllık savaşı büyük bir zaferle sona erd i . Saygon düştü, tesl i m oldu. Kukla hükü met, Tiyö kaçtı. Dü nya ­ n ı n baş ı na ağa kesi l mek isteyen Amerikan emperya lizmi, Viyetnam'ı baş­ ta n başa ya kıp yıkan çağ ı m ı z ı n bu vanda l l a rı büyük bir yenilg iye uğ rad ı . Halkları n u lusal bağ ı msızlık, demokrasi, sosyal kurtuluş v e sosya l izm için verdi kleri savaş yeni yeni başarı lara, boyutlaro u laşıyor. Avrupa'da, bölgem izde de bu y ı l 1 Mayıs çok daha başka bi r hava içi nde karşı lanıyor. Portekiz'de faşizm i n a laşağı ed ildiğinden bu yana i k i nci 1 Mayıs ol uyor. Devrim süreci , demokrasi ve sosyal kurtu l u ş h a re­ keti Avrupa ' n ı n bu başında hızla gelişiyor. Komşumuz Yunanistan'da 1 Mayıs bu y ı l yepyeni bir hava içinde kutlanıyor. Halk yığ ı n la rı n ı n sü­ rekl i savaşı Yuna nistan'da ya lnız faşist cu ntayı a laşağı etmekle ka lmadı, onlara a rka olan Amerikan em perya l i stleri n i n kon u ml a r ı n ı da sa rstı . Ame­ rika Yuna n ista n'daki üsleri nden atıl ıyor. Amerikan köleliği nden kurtu lmak için yeni yeni atı l ı m l a r ol uyor. Bütün bunlar Türkiye' n i n çevresi nde, d ü nyam ızda ol uyor. Barış ve g ü ­ ven l i k için en başta Sovyetler Birl i ğ i n i n sürekli yü rüttüğü savaş yeni yeni başa rılar kazanıyor. 36 1


Diyeceksiniz ki, bütün bunların Türkiye üzerindeki etki leri nelerd i r ? Etkileri, hiç kuşkusuz vardır. Bununla birl i kte, Türkiye'de işbi rl ikçi burju­ vazi, azılı gerici g ü çler ve pa rti ler yeryüzündeki bu yen i gelişmelere ta ban tabana aykırı bir yolda yürüyüp g idiyorlar. Bir sürü ayak oyu nl a rıyla, baskı ve saylav pazarları k u rmakla a ş ı rı gerici pa rtiler ortak bir hükü met k u rd u lar. Bu hükü mette : Amerikan tekel leri n i n , k u m pa nya l a r ı n ı n , Va şing­ ton'un has adamı ve ajanı Dem i rel başba kandır. Göbel s'in çömezi Tür­ keş başba kan ya rdımcısıdı r. Din tüccarı ve hacıağ a l a rı n, borsaların ada­ m ı Erbakan da başbaka n ı n yrdımcısı d ı r. Bankalarl a , toprak beyleriyle sımsıkı bağlı Feyzioğ l u bu ya rd ı mcılardan biridir. Bu hükü met, prog ra m ı nda a nti-komünizmi başa a l mıştır. Bunu hükü­

metin resmi politikası yapmıştır. Bu politikayı va rg ücüyle uyg u l a m aya

koy u l m u ştur. Komando bask ı n ları daha da yoğu nlaştı rıldı. Memleket baş­ ta n başa komandolar için bir atış poligon una çevril miştir. Yara l a n a nl a rın, ölenlerin l i steleri uzayıp g i d iyor. Halkımız 1 Mayıso böylesi ka n l ı bir terör ve baskı havası içinde g i riyor. Soru : Bu d u ru m k a rşısında Türkiye Komünist Partis i n i n savaş çizgisi, politikası, plôtformu nedir? Yanıt : Terör Ile baskı, halkımıza, işçi sınıfına karşı yeni değildir. Hele, Komünist Partisine karşı hiç yeni değ i l d i r. Bug ünkü sert bask ı l a r tô Cum­ huriyet k u ru ld uğ u nd a n beri, diyeb i l i riz ki, daha 1 92 1 'den bu ya na s ı k ı ­ yönetim lerle uygula nagelmiştir. Komando bask ı n l a rı bir g ü nde, bir g e ­ cede gel medi. D a h a önceleri Saraçoğ l u hükü metleri d e , Peker hükümet­ leri de bunların benzeri baskıl a rı uyguladıla r. i nönü'Ierin, Menderes­ Baya rların, Apa rt ı m o n M u stafa'ları, Demirel' i n H a m idoları, şimdi Türkeş­ leri vard ı r. B u n l a r Meclisi de bastı l a r, basımevlerin i de k ı rd ı döktüler, kitap evlerini de yaktılar. Şimdi Tü rkeş'i n faşist koma ndoları bunu mem­ leket çapında uyg u l uyor.

Komünist Partisi öteden beri bütün bu kanlı terörlere ka rşı savaşage/­ m i ştir. Komünist Pa rtisi, öteden beri halk düşmanı h ü k ü m etlerin, işbirlikçi sömürgen sınıfların karşısına d i k i l m iştir. Komünist Partisi bugünkü h a l k düşmanı orta k faşiza n, baskıcı, terörcü hükü metin a laşağı ed i lmesi i ç i n savaşıyor. Bu savaş bütün ilerici g üçlerin, örgütleri n : sosya l i st/erin, komünist/erin, C u m h u riyet H a l k Pa rtisi'nin, bütün işçi nin, köylünün ortak savaşıdır. Ko­ m ü nist Partisi bu ortak savaşı n ortak bir prog ra m , ortak bir plôtform üzeri nde yürütülmesi için bundan böyle de va rg ücüyle çal ışacaktır. Bilen yoldas, yanıtla rınıza d i n leyicileri miz adına teşekkür ederiz.

362


Faşizm ve neo-faşizm (1) A. Saydan

i nsa n l ı k bu günlerde faşizmden k u rtuluşunun 30. yıldön ü m ü n ü kutl uyor. «Anti-kom i ntern Pakt»ıyle birleşen « M ihver Devletler»inden Berli n-Roma­ Tokyo üçlüsü n ü n en güçlüsü ve faşist ittifa k ı n temel dayanağı H itlerci Alma nya 8 Mayıs 1 945 g ü n ü Batı l ı m üttefiklere, bir gün sonra yani 9 M a ­ yıs 1 945'de Sovyetler Birl iğ ine teslim ol uyordu. M usol i n i yöneti m i d a h a önce italyada yıkı l mıştı. H itler Almanyasını, Berli n-Roma-Tokyo mihverin i çökerten Anti-hitler Koal i syon u, yani Sovyetler Birliği, Birleşik Amerika, i ngi ltere orta k l ı ğ ı oldu. Bu Anti -h itler Koa l i syon u n a daha sonra «Hür Fra nsa » hareketi d e ka­ tıldı. Anti-hitler Koal isyonu u l uslara rası faşizm ittifakına karşı mücadelenin dış ve resmi yönüydü. Gerçekte u l u s l a ra rası faşizmin bel kemiğ i n i kıran, dü nya tari h i n i n en güçlü harp makinasını, H itler'i n ord u l a rı nı yok eden Sovyetler Birliğ i, Sovyet Ordusu oldu. Anti-hitler Koalisyonuna katı l a n öteki devletlerin rol ü i k inci plô nda k a l d ı . B u n d a n ötürü insa n l ı ğ ı ve e n başta Avrupa h a l k l a r ı n ı fa şizmin boyunduruğ undan kurta rmak o n l a ra demokrasi ve sosya l izmin yol u n u açmak onuru en başta Sovyetler Birl i · ğ i ne, Sovyet hal klarına a ittir. Avrupada ikinci D ünya H arbi sonucunda faşizm sistem olara k yıkıImış­ tı r. ispanya'da rej i m olara k ka l m ı ştı r. Ne var ki faşizm, bir rastlantı, «010ğ a nüstü » bir durum ve tutum değ ildir. Kapita l izmin egemenlik a raçların­ dan biridir. Bundan ötürü kapita l izm, ve onun emperya l izm biçimi, d ünya tekeller i m pa ratorl ukları, em perya lizm i n başka ü l kelere, ham madde kay­ nağı ve sürüm pazarı olara k egemen olma eğilimleri sürd ükçe, faşizm teh l i kesi de i n s a n l ı k için kalacakt ı r. Ve her zaman büyük sermaye çevre­ leri parlamenter biçimlerle egemenliklerini sürd ü remediği her yerde, fa ­ şist veya neo-faşist yöntemlerle bu egemenliği sürd ürmenin yoll a rı nı a ra­ yacaklardı r. Ama bu yol l a r eskiden de olduğu g i bi ü l keden ü l keye değ i ­ şecektir. Gelişmiş kapita l ist ülkelerde başka, Türkiye g i b i azgel işmiş ülke­ lerde başka yöntemlerle kendi n i gösterecektir. Dü nyada kuvvet dengesi hızla değ işiyor. Dü nya sosya l ist sistem i d ünya komünist ve işçi hareketi, a nti-emperya l ist u lusal k u rtuluş ha reketleri hızla gelişiyor, g üçlen iyor. Viyetnam, Kamboç halklarının, devrimci güçlerin Amerikan emperya l izmine, g enel l i k l e emperya list kampa karşı kazandık­ ları tari hsel zafer, emperya lizm i n çöküş aşaması n ı n ne kadar hızlan d ı ­ ğ ı n ı , hattô b i rçokla rı n ı n tah m i n i nden fazla hızlandığ ı n ı gösteriyor.

363


Bugün için sorun şudu r : Dünya d evrimci güçleri n i n hızla geliştiği, e m ­ perya l izmin çöküş sürec i n i n hızl a n d ı ğ ı bugün'kü koş u l l a rda faşizm, neo­ faşizm tah l i k el eri halô mevcut m u d u r ? Cevap şudu r : Evet, mevcuttur. Faşizm, neo-faşizm soru nları nı her ülke için ayrı ayrı ele a l ma k, genel­ I i k ierden kaçı n m a k gerek. Faşizmi n özü nü açı klayan nitelendi rmeler, özel­ l i kl e Komintern' i n 7. Kongres i nde ya pılan ta n ı m la m a doğ rudur. Ama 7. Kongrenin yapıldığ ı 1 935; den bu yana ta m kırk yıl geçti. Devlet tekelci kapitalizmi kuruldu. Devlet tekelci kapita l izmi burjuvazi içindeki ayrı şma­ l a rı daha belirg i n, hatta daha uzlaşmaz hale getird i . Devlet tekelci kapi· ta l izmi u lusal geliri daha geniş ölçüde tekellere peşkeş olanakları n ı hazır­ ladı. Büyük tekeller daha geniş ölçüde devlet org a n l a rı n ı elde etmek, devleti kendi zümresel çıkarlarına göre yöneltmek imkônlarını buldular. Devleti. gerek kendi üklelerinden emekçi yığ ı n la rına. orta taba k a l a ra , burjuvazinin b i r kısmına. gerekse başka h a l klara özel likle az gelişmiş ü l keleri talan etmek üzere yöneltmek olanaklarını daha geniş ölçüde elde ettiler. Bu durum. milli gel i rden payı nı a l mak. devlet org a n l a rı ndaki ye­ rini elde tutmak isteyen orta ta bakalarla yerli burjuvazi n i n bir kısmını objektif olara k tekelci burj uvaziye karşı yöneltti. Bu ü l kelerin işçi sınıfı, orta ta baka l a rda. burjuvazinin bir kısmı nda yeni yen i m ü ttefikler buldu. Fra nsa'da Komü nist. Sosya l ist ve Sol Radikaller a rasında k u ru l a n orta k­ l ı k. italya'da Kom ü n i st Partisinin faşist a k ı m l a r dı şında bütün partileri bir araya getirmek ma ksadıyla i leri sürdüğü « tari hsel kompromi » hep bu g i bi bir gelişmenin. burjuvazi arası nda meydana gelen yeni ayrı şm a l a rı n sonuçları d ı r. Bu durum aynı za manda bu yüksek derecede sanayileşmiş kapita list ü l kelerde faşizm teh l ikesin i bir hayli azaltıyor. Çünkü faşizm her zaman her yerde orta tabaka lara. küçük burjuvaziye. onla rı n politik güçlerine ya daya nara k. ya da onların pasifl iği nden, a nti-komünizminden yarar­ lanarak. plônlı bir biçimde i ktidara tırmanm ıştır. Hitler bu yöntemlerle ve uzun vadeli bir plôn ve eylemle M ü n i h mey­ ha nelerinden başbakanlık. daha sonra da başbuğ l u k (Führer) koltuğuna yerleşmiştir. Bu gel işmede Al m a n Sosyal Demokratları n ı n ta rihsel soru m ­ l u l u ğ u büyüktür. Bunları n büyük bir kısmı Alma nya Komünist Partisinin, faşizme yol vermemek! için ortak eylem önerileri n i reddetmiş. hattô Reichstag'da Hitlercilere g üvenoyu vermişlerd i r. Bugün. faşizm. neo-faşizm görüntülerini kıymetlendiri rken Alman faşiz­ m i n in. N a syona l -sosyal i z m i n n itel i k l erinden ha reket etmek yanlış sonuçlar verir. N a syonal sosya l izmin «tek halk, tek imparatorl uk. tek başbu ğ » (ein Volk. ein Reich, ein Führer). şiarlarını Türkeş'in plônları nda rastlıyoruz, ama Türkeş'in faşizmi n i n ya n ı başında Feyzioğ l u . Demi rel gibi neo-faşist yöntemleri daha yeğ bulanlar va rdı r. Amerikan em perya lizminin genel tutum u da bu yöndedir. 364


Neo-foşizmin özü nü iyi a n laya bilmek için G ü ney Viyetnam'daki Tiyö, G üney Kore'deki Park rejimierinin yapısını iyi incelemek g erekiyor. Bu demek değ i l d i r ki. G ü ney Viyetnam'daki, Gü ney Kore'deki neo-faşist re­ jimlerle Türkiye'deki rejim tıpatıp aynıd ı r. Güney Viyetn a m Tiyö rej i m i i l e Gü ney Kore Park rejimi a rasında 1 2 M a rt M u htırası ile başlayan ve 29 ay s ü ren sıkıyönetim rej i m i i l e, bugün iktidarda olan a ş ı rı gerici, faşist karı ş ı ğ ı politikacılar i ktidarı a rasında paraleller b u l m a k m ü m k ü n d ü r. Bu konuyu enine boyuna ele a l madan Georgi Dim itrov'un daha 1 928'­ de bel i rttiği, 1 935'de Komi ntern'in 7. Kongresinde form ü l e ettiğ i faşizmin nitel i kleri hakkı nda yazdıklarını buraya a ktarmakta fayda vard ı r. Di mit­ rov, Komi nternin 7. Kongresine sunduğ u raporda ş u n l a rı bel i rtiyo r : Faşiz­ min ve faşist diktatura s ı n ı n gelişmesi değişik ü l kelerde o ü l kenin tarihseL. . sosyal ve ekonom ik koş u l l a rına, u l usal özelliklerine ve u l us l a ra ra sı koşul ­ l a ra göre değ iş i k biçimler a l ıyor. Faşizm in geniş y ı ğ ı n la ra daya nmadığı ve b u rjuvazi n i n faşist kol unda i ç çel işkilerin kuvvetli olduğ u bazı ü l ke­ lerde, faşizm ilk a d ı m l a rı nda parla mentoyu ortadan kaldı rmaz, öteki kü­ çük b u rjuva partilerine, hattCı sosyal -demokrasiye bazı legal iteleri bırakır. Devri m i n patlayacağ ı n ı gören öteki ü l kelerde egemen b u rjuvazi tek bir da rbe i l e s ı n ı rsız politik tekel i n i kurar. Veya bütün karşıt parti ve g ru p ­ l a ra ka rşı terör ve baskıyı kuvvetlend i rir. Faşizm, d u ru m d a h a da a ğ ı rlaş­ ması i l e temel dayanağ ı n ı genişletmek, sı nıfsal özü nü değ iştirmeyerek, açık terörcü d iktatura s ı n ı , parla menta rizmin i l keleri ni ölçüsüz, kal pazanca değiştirerek gel iştirir. (G. D i mitrov, Faşizme karşı işçi sınıfı n ı n b i rl iğ i », Fr. çeviri. Sofya 1 969.) D i mitrov'un yıl l a rı aşan bu görüşü g ü n ü m üz ü n olaylarına, neo-faşizm gel işmelerine de ı ş ı k tutuyor. Türkiye g i bi az gelişmiş ü l kelerde neo­ faşizm, Dim itrov'un kırk yıl önce tespit ettiğ i g i bi g elişmiş kapita l i st ü lke­ l ere kıyasla başka koşu l l a rda gel işiyor. Gelişmiş kapita l i st ü lkelerde de, örneğin Birinci D ünya Harb i nden sonra Almanya ve italyada daha sonra ispanya'da, faşizmin yerleşmesine yerli büyük sermaye ve toprak beyleri ile u l u slara rası kapita l izm ve emperya lizm de yard ı mcı ol muştur. A l m a n ­ ya'da Hitleri Alman, Amerikan, i n g i l iz v e Fra nsız tekel leri Almanya'da iktidarı a l a ca k kadar g üçlenen işçi s ı nıfına, Komü n i st Partisine k a rş ı ol­ duğu kada r yeryüzü n ü n i l k sosyal ist devletine, Sovyetler B i rl i ğ i n e karşı da bir harp hazırlamak için i ktidara get i rd i l er. Ama küçük b u rjuva yığ ı n ­ l a rı H itlerc i l i kte Alma nya'ya öz b i r hareketin nitel i ğ i n i görüyord u . Burjuva partileri ile birlikte bütün partilerin kapatıl masını, sendika l a rı n s ı n ı fsal nitel iğine son veri l mesini, onların büyük tekellere ya rdımcı ve işçi s ı nı fına karşı b i r politika uygulamalarını, iş yaşa m ı nda kışla d i s i p l i n i n i normal b u l uyorlardı. Faşizmi n başta gelen sloga n larından b i ri de sınıfların yokluğ u , ser­ maye ile emeğ i n « bi rbirini tamamlaya n » iki unsur oluşuydu. 365


Türkiye, Güney Viyetnam Tiyö idaresinde, Güney Kare Park yönetiminde durum ve koşullardan başka bir nitelik gösteriyor. Tiyö ve Park yönetimle­ rinde dolaysız faşist yöneti m, neo-faşist görü ntülerle uygulandı, uygulanı­ yor. Gü ney Viyetna m 'da Tiyö yöneti minde parlamento ve partiler mevcuttu. Ama gerek parla mento, gerekse politik yaşa m işçi sınıfı n ı n politik yöne­ ticisi komünist partisine ve gerçek sınıfsal sendikalarına kapalıydı. Ama sosyal demokrasi � itel iğ i nde bir muha lefete yer veri l mişti. Azg ı n bir a nti­ komünizm geçerliydi. Dört yılda bir « seçi mler yapıl ıyor ve b u nları Tiyö' ­ n ü n partisi ezici bir çoğ u n l ukla « kazanıyor»d u . Ama öte yandan Viyetna m halkına karşı sömürgecilik ta ri h i n i n gördüğü en kanlı, en barbar bir sa l ­ dırı harbi, Amerikan em perya l istleri i l e elele yürütülüyordu. ••

B u harbin pa ralelinde toplama kampları gerçek yurtseverlerle ağzına kadar doluydu. B u ralarda H itlercilerin yığınsal k ı rı m ve işkence yöntemleri uygulan ıyordu. Demek oluyor ki, em perya l izmin, işbirl i kçilerle elele dayat­ tığı faşizm, neo-faşizm yöntemleriyle karışık uygula nıyordu. Burjuvazin i n yu rtsever kesimi, orta tabakaların, ayd ı n la rı n önemli bir kısmı, komünistlerle birlikte hem em peryal izme, hem de faşizme, neo­ faşizme karşı uzun yıllar boyunca savaştı lar. Burjuvazi n i n gerici kesimi, büyük toprak beyleri, aferistler, en ka nlı, en büyük vurg uncular Tiyö kliği ile yakın bir işbirl iği kurdular. Ama burj uvazin i n bu kısmı gittikçe a rtan bir h ızla burjuvazi içinde izole duruma düştü. B u gelişmede, Sovyetler B i rliği n i n , öteki sosyal i st ülkelerin , dü nya ko­ m ü nist hareketinin daya nışma ve çok yönl ü yard ı mları sonuçlandırıcı bir rol oynadı. Kamboç da buna ya kın iki yön lü d iyalektik bir gelişme sonucunda emperya l izme, lon Nol işbirlikçilerine üstün geldi. Böylece, g ü n ü müzde gerek em perya lizme karşı. sosya l izme açılan u lusal, demokrati k bir düzen için savaşta, gerekse emperya lizmin doğ urd uğu faşist rejimiere, veya fa­ şist yöntemlere karşı savaşta burjuvazi n i n tutumu. burjuvazide meydana gelen ayrışmalar önemli bir rol oynuyor. Bundan ötürü komünistlerin ve öteki devrimcilerin burjuvazideki ayrışma l a rı gözönü nde tuta n devrimci bir taktik ve strateji uyg ula ma la rı şarttır. Bu ayrışmaları gözön ünde tutan bir ta kti k ve strateji hiç bir zaman. işçi sınıfını burjuvaziye taviz vermeye, onu burjuvazi ile a nlaşmaya yöneltmek a n lamına gelmez. Aksine, işçi sınıfı n ı n demakratik haklarını genişletmek, işçi s ı nıfını burjuvaziye karşı sınıf savaşında g üçlendi rmeye amaç edind iğinden bu taktik ve strateji devrimci bir nitelik taşır. Türkiye'de bazıları tarafı ndan en zor a n laşılan da bu devrimci taktik ve stratejidir. Orneğ in, sayın Bora n yen i kurulan TiP'in yay ı n organı sayı­ lan « Yü rüyüş» derg isinde şunları yazıyo r : « Burjuvazin i n kendi içindeki sürtüşme ve çekişmelerin temel, uzlaşmaz çelişkiler olmadığını u nutma366


mak gerek. Şimdi birbirinden ayrı gorunen pol itik eğ ilimleri g iderek bir potada eriyip kaynaşarak az çok ideolojik bir bütünleşmeye yönelebilir, veya biri öbürüne egemen duruma gelebil i r. » (<<Yürüyüş » dergisi. Sayı 2, sayfa 3.) Burjuvazi n i n kendi içindeki sürtüşme ve çekişmelerin temel, uzlaşmaz çel işkiler olmadığı genellikle doğ rudur. Burjuvazi bütünüyle sömürücü bir sınıftır ve işçi sınıfı n ı n iktidarı a l masına, sömürü düzenine son vermesine, sosya lizmi k u rmasına karşıd ı r. Ama bu genel i lken i n topl u m gel işmesi nin bazı aşamaları nda, bazı özel likler gösterdiği de gözden uzak tutulması doğ ru ol maz. Bugün bir ya nda Cu'mhu riyet Halk Partisi n i n temsil ettiğ i burjuvazinin bir kolu i l e AP, MSP, CGP orta klığının temsil ettiğ i öteki kolu a rasında kıyasıya g iden boğ uşmayı nasıl izah edeceğ iz? Bu boğ uşma burjuvazi. nin iç çel işkisid i r. Burjuvazi n i n bu iç çel işkisi, işçi sınıfı n ı n büyük burzju· vaziye, em perya lizme karşı başl ıca devrimci güç ola ra k yü rüttüğü savaşta yardı mcı ola biliyor. Çünkü burjuvazinin bu çelişkisi genel likle memleketin objektif gelişmesin i n bir sonucudur. Burjuvazi nin gerçekten yerli sa nayici kısmı, orta tabaka lar gittikçe daha fazla em perya l izmin, ya bancı sermayeni n ağırlığ ı n ı omuzları nda hisse· diyorlar. Emperya l izmin yerl i müttefikleri olan işbirl ikçi burjuvazi ta lanın en dolaysızını uyg u l uyor. Devlet hazi nesini, k redi olanaklarını en haya· sızca yöntemlerle yağma ediyor. Ote yandan g ittikçe a rtan bir ölçüde u l usal gel i re, devlet organlarına, polise, silôhlı kuvvetlere el koyuyor. Ve bu olanakla rı g ittikçe a rta n ölçüde zü mresel çıkarları için kulla nıyor. Yerli yabancı tekeller, holding ler birikim lerin aslan payı nı yutuyor. Ul usal bur· juvazi yatı rı mları için gereken olanakla rı bulamıyor. Ayrıca ulusal ü retim a racı üreten ağır sanayiin kurul ması büyük ölçüde i ç pazarın va rlığı i l e m ü mkündü r. Oysa toprak beyl iğinin egemenliğinde olan g e n i ş köy emek. çileri yığ ı n ı nı n . satı n alma gücü çok cılızdı r. B u yığ ınları n adam başına d üşen yıllık geliri bin l i ra civarı nda d ı r. Ayrıca 3 milyona va ra n işsizler or· dusunun varlığı u l usal ekonom iye iki yönden za ra rd ı r. Bu yığı nlar ü ret· mediği g i bi, tüketim olanakları da çok azdı r. U l usal burjuvazi topl u m gelişmesinde emperyalizm.işbirl ikçi egemen· liğinin sebep olduğu bu tı ka nıklığı bazı reformlarla gidermek i stiyor. Fa­ şist ita lya'dan a l ı n ma kanun maddeleri ile topl u m gelişmesinin sonuna kada r tıkanamayacağ ını, bunların kaldırı l masını, gerçek kapitalist bir gelişme yoluna g i ril mesini savun uyor. En gerici zü mrelerin, emperya l izm i n hegemonyasına ka rşı, kendi ölçüsü nde, M a rks v e Engels'in « Komünist Manifestinde» bel i rttiğ i i lerici rolü oynuyor. CHP de, AP, CGP, MSP g i bi a nti·komü nisttir. CHP yöneticileri bunu g izlemiyorlar. CHP esasta öteki burjuva partileri ile birleşiyor. Ama bi· 367


çimde ayrılıyor. Anti-komünizmi sosya l , politik a l a nda uygu layacağı re­ formlarla uyg u lamak kararında. öteki burjuva partiferi ise, a nti-komü­ nizmi holkın demokratik hakları n ı çiğniyerek, konlı bir terörle, sı kıyöne­ timlerle, ağır ceza larla, sehpala rla yürütmek kararında. Görüldüğü g i bi burj uva pa rti leri arasında üstya pıda görülen ayrı l ı k l a r, devrim süreci ne yardımc'i alabi fecek, temel nitel ik de kazanabil iyor. Çünkü bu ayrı l ıklar esasta ü retici güçlerin gelişmesinin, sosyal dengen in işçi sınıfı ya ra rına değişmesinin bir sonucudur. Sanayileşmede gelişme, işçi sınıfı n ı n nicel ve nitel ba kımıard a n güçlen­ mesine para lel üretim i lişkilerinde gereken değişikliğin meydana gelme­ mesi, sosyal ü reti min a ksine daha fazla büyük sermayecileri n, yabancı tekellerin eli nde toplanması, mevcut toplam düzenine karşı baskıyı geniş­ letiyor. Düzene karşı sosya l , politik basınç artıyor. Ayrıca sa nayileşme sürecinin dışa, em perya lizm i n Türkiye'deki genel egemenlik plan ve pol i ­ tikasına b a ğ l ı o l u ş u , yoksullaşma s ü reci ni, işsizl iği, iç v e dış göçleri d e artı rıyor. Bu da emekçi yığı nlarla em perya lizmle işbirlikçilerinin arası nda mevcut ta rihsel çel işkiyi daha da sertleştiriyor. Türkiye'de işçi sınıfı n ı n gel işmesi kendine has özellikler taşıyor. Işçi sın ıfı n ı n nicel ve nitel bakımıard a n güçlend iği, geliştiği objektif bir ger­ çektir. Ama bu gelişmenin g ittikçe artan işsizliğ i n ve köylerden sürekli alara k sanayi merkezlerine akan köy emekçiferi yığ ı n la rı n ı n baskısı a ltın­ da olduklarını do u nutmamak gerek. Kendi sosya l, d i n sel, geleneksel ve çoğu zaman tutucu görüş ve a n layışlarını birlikte taşıyan bu yığ ı nları n önemli b i r kısmı, büyük kentlerde, sa nayi merkezlerinde altproleta rya n ı n saflarını ka ba rtıyor. Ya rın güven i nden yoksun, sefaletin koyu kucağ ında şaşkı n bu oltproleta rya yığ ınları za man za man kendileri n i bu duruma getiren düzen i n ve işbirl ikçi zümrelerin ekonomik, politik olanlarda vurucu gücü durumuna düşüyor. Erzincan, Ma latya olaylarını aşırı gerici, faşist politikacılar köylerden şehirlere a k maya , topraktan kopmaya hazır bu yığ ı nlar eliyle uygulamışlard ı r. Hatta bu yığ ınlar sarı sendikacı l ı ğ ı n 1 .000'i bulan sendika enflôsyonunun sosyal taba n ı nı teşkil ettikleri gibi, g rev k ı rı cı lı ğ ı n ı n bir u nsuru haline de gelebi liyorlar. işbirli kçilerin sosyal, yığın­ sal ve « sa n d ı k "sal yığınının önemli bir kısmını bu a ltproleta rya d u ru­ muna gel m iş veya gelmeye hazır yığ ı n la r teşkif ediyor. Bundan da şu sonuç çıkıyor : italya, Fra nsa gibi sanayileşmiş, Türkiye g i bi gelişmekte olan bazı ülkelerde, işçi sın ıfları n ı n nitel bili nçlenme d üzeyi, savaşla, de­ mokratik haklarına kavuştuğ u, ekonomik, kültürel olanakları n ı a rttırdığı, endüstride, özellikle a ğ ı r endüstride kökleştiği ora nda artıyor. italya, Fra nsa g i bi ül kelerde de tekelci burjuvazinin en geniş sosyal, politik d a ­ ya naklarından biri g e n i ş köy emekçi yığınları, ü lkeni n en az gelişmiş yerleridir. Kapita list ü l kelerdeki dengesiz gelişme, sosyal, politik tabanda da 368


kendini kuvetle dayatıyor. Emekçi yığı nları nda, bu dengesiz gelişme so­ n ucundadır ki, burjuvazi kapitalist ü lkelerde işçi sınıfını bölmek olanakla­ rı n ı buluyor. Dünya n ı n hiç bir ka pita list ülkesinde işçi sınıfı n ı n politik, sendikal birliğinin kurulma ması n ı n nedenlerinden biri de bu ekonomik dengesiz gelişmedir. Türkiye bu yolda hızla gelişiyor. Türkiye'de TKP'nin yasaklanmış, işçi sınıfı n ı n en keskin savaş silôhının Ma rksizm-leninizmin faşist kanun mad­ deleri ile ağır cezaların tehdidi a ltına alınmış olması, işçi sı nıfı n ı n öncü, en bilinçli kısmını legal, gerçekten de devrimci, bilimsel sosyalizme bağ lı bir partide ö rg ütlenmesini engell iyor. Oysa italya ve Fransa proletarya­ sının bu olanağa sahip olma ları işçi sınıfı n ı n öncü ve en bil i nçli kesi­ minin geniş emekçi yığınlarını hattô orta ta bakaları da sürekli olarak bilinçlendirmek, onları a rta n ölçü lerde tekelci burjuvaziye karşı savaşta örgütlemek olanakları nı yaratıyor. Türkiye'de legal a l a nda bu olanak yoktur. Buna karşın, küçük burjuva sosya l izmine « burjuvazi n i n ta ha mmülü " oranı nda legal olanaklar açı ktır. Bundan ötürü sıra sıra kurulan sosya list partiler ulusal, sosyal kurtuluş savaşının sağ lam bir biçimde örg ütlen mesi yönünde çetin soru nlar ortaya koyuyor. Bu sorunlardan biri işçi sınıfı n ı n pol itik yönden de parça lara , fraksiyonlara ayrı lmasıdı r. Bilindiği gibi son g ü nlerde kurul ması kara rlaştı rılan TiP'nin de bir « işçi taba n ı " oluşturulacak. Bazı send i ka yöneticileri bu parti n i n kuru­ cuları a rasında yer a lacak. Yi ne bilindiği gibi TSı P'nin de « işçi sınıfı n ,,­ dan bir taba nı va rdı r. Bazı sendikacı ve sendikalar bu parti n i n saflarında yer a l mışlard ı r. Sosya list etiketi a ltında kurulan öteki partilerin de az veya çok bu g i bi taba nıarı vard ı r. lega l alanda kurulan ve . yasakları n m ü ­ saade ettiği dozda « sosya l ist" ol maya m a h k u m parti yöneticilerinin başta gelen eylemlerinden biri de sendika ve sendikacı avıdır. Bu partiler birbi ri ne karşı kurulduğuna, bunlar arası nda sübjektif çekiş­ me ve kavgaları n , sürtüşmelerin de başta geldiğ ine göre. bu partilere yamanan sendika l a r. bu sendikalara üye işçi ler de otomatik olarak bu ayrı lıklara, iç kavgalara , sürtüşmelere sürüklenmektedirler. Burjuvazinin a rayıp da bulamadığı bir durumdur bu. TKP'n i n önerdiği gibi işçi sı nıfı n ı fa brikalarda, ü reti m merkezlerinde. sendikalarda sınıf savaşı için örg ütlemek ve bu savaşa yöneltmek başka , şeyd i r. « taban sağlama k " için sendikaları daha da parça lamak. anları birbirine karşı sürtüşmelere. iç kavgalara sürüklemek. onları elbirliği ile sermayeye. emperyalizme karşı savaş hedefinden şaşırtacak biçimde par­ ça lamak başka şeydi r. işçi sınıfı n ı n sınıf savaşı n ı frenleyecek en ufak bir tutum bile devrimcilik değ i l , ters devri mciliktir. Böylece Türkiye'de kendileri n i sosyalist ilôn eden bazı politikacıları n 369


sekterliği, bencil l iğ i, küçük hesa plar a rdı nda olmal a rı i l e sağcı Alman sosyal demokratların l i bera lizmi bir noktada birleşiyor, I şçi sı nıfı a nti-em perya list, demokratik ve sosya l izme açılan devrim ha reketi n i n lokomotifidir, Ma rksist-Leni nist ideoloji ile onun sava ş ı n ı bir­ likte örgütlemek tarihsel bir ödevdir. Bundan ötürü TKP'ni n bütün demokratik, sosya list ve yu rtsever örgüt ve partilere el uzatması tari hsel devrimci bir davra nıştır. Demokratik bir hükümeti işbaşı na geti rmenin, faşist yöntemleri önle­ meni n , topluma sosya l izme yönelik, demokratik bir düzen sağ lama n ı n tek olanağı, işçi sınıfı n ı n devrimci eylem birliğinden geçiyor. Işçi sınıfı n ı n devrimci eylem birliği u lusal ölçüde demokratik, a nti -emperyalist bütün g üçlerin ey lem birliq i n i n ha reket noktası ve temel dava naQI olacaktır.

370


"Yeni çağ» dan Okurlara Saym okurlar, Dergimize karşı istekler g ü nden güne a rtıyor. Biz bu istekleri eli mizden geldiği kadar karşı lamaya çolışıyoruz. Okurları mızdan, adresleri açık ve doğru olarak yozmaları n ı , özel likle şehir ve ma­ halle numaralarını titizlikle belirtmelerini rica ederiz. Adreslerini değ iştirenler, yeni adreslerini bize derhal bi ldirmelid irler. Dergiye a bone olmak ve diğer yayı n l a rı m ızı edinmek istiyenler a d resimize bir mektupla bildirebHi rler. Sonra Avrupadaki okurları­ mız aşağ ıdaki adrese başvura b i l i rler:

1 Berlin 10 Postfach

1 00 229

West Berlin Odemeler şu konto numarasına yapı l ı r : Postscheckkonto

342 441

West Berlin

1 . lo ı . Brejnev, .. l E N I N ' I N 1 00. YllDON O M O, SBKP' N I N XXiV. KONGRESI, SSCB' N I N 50. YIlI M

2. NAZıM HIKMET, BOTON ESERLERI (Şimdiye kadar 8 cilt çıkm ıştır),

3. BILI MSEL KOM O NIZM, 4. lEN I N (Biografisi), 5. SOVYETLER B I RLlöl KO MON IST PARTISI N I N PROGRAMI 6. BOYOK OKTOBR 50 YAŞı N DA,

7. S. Ostüngel, .. G O N EŞLI D O NYA .. 8. A. Soydan, .. ALMAN DEMOKRATIK CUMHURIYETI .. 9. A. Soydan, .. YED I SOSYALIST OlKEDE DON-BUGON­ YARIN »

1 0. A. Soydan, .. SOVYETLER BIRl'Iö I N D E 1 2 G O N ..

Ad resimiz : Yeni çağ - Stredisko pro rozsirovani tisku, Praha 6, Thakurova

3, Czechoslova�ia


y

.. Y E N i Ç A G .. i

OKU VE

OKUTI


ıÇiN DEKILER Sayfa Fridrih Ebert

A l m a n topra ğ ı n d a n b i r d a ha harp ç ı k m a s ı n

285

Mikele Rossi

297

i ta ıyo'da neo-faşizm xx :

Em perya l i z m i n barut depo l a rı

306

Kurt Hager

M a rks' ı n ö n g ör ü l eri

31 2

xx : Sosya list dernokra s i n i n çağda ş pro b l emleri ve gelişme perspektifl eri

322

Yan Prajski

B u n a l ı m ve harp : Problem i n çağdaş içeriği .

348

aZEL SAYFALAR

xx:

TKP Merkez Kom itesi n i n çağrısı

355

xx :

TKP' n i n 1 M a y ı s Belgi leri

357

xx :

TKP Merkez Komites i n i n SBKP Merkez Komitesi n e mesajı

.

359

TKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri i. B i l e n yol d a ş ı n Fransız Komün ist Pa rtisi Merkez Komites i n e mesajı .

360

xx : TKP MK Genel Sekreteri i. B i l e n yol d a ş ı n "TKP' n i n Sesi » ve « Bizim Radyo » m u ha bi rierine verd i ğ i demeç .

361

xx :

A. Soydan

Faşizm ve neo-faşizm ( 1 )

363


yc_75_04  

Nısan 1975 4(130) Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi 285 ASBP MK Politbüro üyesi Fridrih Ebert v sediyorlardı. Sovye...