Issuu on Google+


Bütün ülkelerin proleterleri, biri e şini z !

YENI

3(129) Mart 1975

v'

ÇAO

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Büyük utku ve verdiği ibret dersleri Mareşal Andrey Greçko SBKP Merkez Komitesi Politbüro üyesi ve Sovyetler Birliği Savunma Bakant

1 945 yı l ı ba harında faşis t A l m a nya n ı n yeni l m es iyle Avrupada iki nci D ü nya H a rbi s ona erd i . B u n u n başlıca içeriğ i, H itlerci h a rp m a k i n es i n i d a rm a da ğ ı n eden, özyurd u n u işgalci l erden temizliyen ve Avru pa kıtas ı h a l k l a rı n ı n faşizme kölelikten k u rtu l m a l a rı d ôvas ı n a kes i n b i r katkıda b u l u n a n Sovyetler B i rl i ğ i n i n Anoyu rt H arbiyd i . Sovyet h a l k ı n ı n utkus u d ü nya tari h i n i n d a h a s onraki gelişmes i ni büyük ölçüde peşi nen bel irled i . B u utku, önemi z a m a n l a h i ç d e gölgelenip aza ı m ıya n en der olaylarda n biri d i r. Bugün, h a rbin s ona ermes n i d en otuz yıl s onra, yeryüz ü n ü n bütü n n a m us l u i ns a nl a rı , faşizme karşı o yüce s avaşta g üçleri n i ve giderek ca n la r ı n ı es irgememiş o l a nla rı n pa rlak a n sı ı önünde ba şl a rın ı eğiyorlar. B u s ava şın s onu çları ve ç ı ka rı l a n i bret ders ­ leri es kis i g i bi bug ü n de bütü n i ns a n l ı k için g ü ncel l iğ i n i koru m a ktad ı r. •

1.

B ü y ü k An a y u rt H a rbi y u rd u m uzun g o r u p geçirdiği b ü t ü n h a rp leri n en çeti n i ve en k a n l sı ıydı. H itlerci elebaşı l a r, Sovyet d üze n i n i yoketmeyi, SSCB h a l k l a r ı n ı n v a rl ı ğ ı n ı orta d a n k a l d ı rmayı, ü l ke topra k l a r ı n ı ve u u l s al s ervetlerini e l e g eçirmeyi a ma çlıyorl a rd ı . A l m a n faşizmi bu su retle ken­ d si i için d ü nya egemenliği yolu n u açmak si tiyordu . Sovye tler Birliğine k a rşı s a l d ı rı p l ô n l a rı nda H itlerizm y a l n ı z değ i l d i . Em perya lis t devletlerin yönetici çevrel eri, d ü n ya n ı n i l k s os ya l si t devleti ne karşı yü rüttü k leri m ü cadel ede A l m a n fa şizm i n i kend i leri için bir s ı n ı fs a l bağ laşı k s ayıyorla rdı . 1 930 y ı l la rı ka pital si t dü nyas ı nda u lus l a ra ras ı i l iş­ k i el r her ne kadar karmaş ı k o sl a da, SSCB'ye k a rşı s a d l ı r ı n ı n h a z ı rl ı ğ ı n a 191


ve Alman faşis t ardus u n u n meydana geti ri l m es i ne ya lnız Alma nya n ı n değil, dolaylı veya dolays ız bütü n d iğer em perya l si t devletlerin de ola nca g ü ç ve a raçları n ı n has redildiği s öz götü rmez bir g erçekti. 192 4 y ı l ı n d a n 19 30'a kad a r Alma nya d i ğ e r memleketlerden 3 0 m i ly a r marktan fazla kredi a l d ı . 19 40'ların başı nda faşizmin sahip olduğu büyük askersel pota ns iyel, birçok em perya l si t devleti n paras a l ve tek n i k yardı m la rı ol­ madan, bu devletlerin H itlerizmi « us landı rm a » dedikleri pol itika ları ol­ madan kolay kolay yaratılamazdı. B u ya rd ı m ve politika, emperyalizmin d ü nya halkları k� rşı sında işlediğ i en bü y ü k suçtu. Kıs acas ı, h a rp öncesindeki u l us la ra rası ekonomik ve politik sü reçler, em perya list sis temin kendi cibil l iyeti bakı m ı ndan yasal ol a ra k saldırıyı doğ u rduğ u n u ve bir d ü nya h a rbi ya n g ı n ı tehlikesi yarattığ ı n ı a çı kça gös teriyordu . B u koşullarda Sovyetler B i rl iğ i Kom ü n si t Pa rtisi v e SSCB hükümeti, harbi önlemek için ellerinden geleni yaptı lar. Sovyetler Birl iğ i hazırlan­ ma kta olan s a ldırıya toplu bir d ireniş gösteril mesi g i rişimini üzerine aldı; faşizm i n h a rpçi plô n l a rı n ı n suya d ü ş ü rü l m esi için u l us la ra ras ı güçlerin birleştirilmes i yolunda birçok öneriler i leri s ü rd ü . Ne y a z ı k ki, A B D , ingi ltere, Fra nsa v e d i ğ e r kapital ist devletlerin yöne­ ' tici çevreleri, barış ve halkları n g üvenliğ i uğrunda mücadelede bir ortak cephe yaratı lması için SSCB ile işbirl iğ i yapmak si temediler. Bu devlet­ ler, faşizmi değ i l , s os yalizm i ; Hitler Alma nyas ını değil, Sovyetler Birli­ ğini başdüşman s aymaya devam ettiler. Oyle ki, bu hes a plara karşı n, savaş iki em perya list koalisyon a ras ı nda çarpışmayla başla d ı ğ ı za man bile, s özü geçen devletler, s ilôhlarını Sovyetler B i rl iğ ine ka rşı çevirmes i için H itleri kışkı rtmaya ça lışıyor, Alma nya ile SSCB'nin birbirlerine g i re­ rek yıpra ma l a rını istiyor ve bu suretle d ü nyada kendi mevzilerini geniş­ letip s ağ la mlaştırmayı düş- ü nüyorlardı. Ote yandan, faşis t s a ld ı rı n ı n ilk kurba n ı olan burjuva devletleri, ona karşı etkin bir d i reniş de gösteremiyorla rdı . Netekim, bir yıldan az bir za m a n içinde, H itlerciler, kapita l si t h ü kümetler çevrelerinde hüküm süren tesli m iyetçi psikolojiden de yararlanarak, Batı Avrupa ü l keleri ord u la rı n ı birer birer hakla mayı ve Avrupa n ı n büyük bir kes i m i n i işgal etmeyi başar­ d ı la r. N ispeten ça buk ve kolay ulaşılan bu başar ı l a r, fa şis t Al ma nya ta rafından Sovyetler Birliğine ka rşı s avaşı n hazırlanmas ı nı ve açılmas ı nı bir hayli kolaylaştı rdı ve süratlendirdi. Avrupa devletlerin i n işgal altına a l ı nması, Hitlerci lere, s avaşta, bu devletlerin ekonomik potans iyeli nden de yara rlanma olanağı verdi. Parti miz, daha Sovyet egemenliğ i n i n ilk kuruluş g ü n ü nden i t düşman em perya list kuşatmas ı içinde bulund ukça, s asya l izm ü l kes inin s ü rekli olarak a skersel bir sa ldı rıya uğraması olas ı l ı ğ ı n ı n varlığını açıkça 19 2


kavrıyord u. Bu ndan ötürü de emekçilere d a i ma Lenin'in şu s öz lerin i hatı rlatıyordu : " Politika mızın ilk buyruğ u, bütü n işçilerimizin v e köyl üler i­ mizin benims emeleri gereken ilk ibret ders i , . . . bizden a l a bildiğ ine nef­ ret ettiklerini açı kça s öyl iyen k i ms el er, s ı nıflar ve h ü kü metlerle s a r ı l m ı ş olduğ u m uz u akııdan çıkarmada n da i ma uya nık v e tetikte b u l u n mak­ tır. " (l) Es as en, pa rti mizin ve hükü meti mizin, olas ı bir s a ldırıyı püs kürt­ mek için gerekli teknik-ekonomik, mora l -pol itik ve as kers el önkoş u l l a rı y a ratma yolunda durmadan ve yorulmadan özen gös termes i de bundan i leri gel iyord u . SSCB'nin s avunma gücünü artırma s orunu a ncak s os yalizm kurucu­ luğunun g enel başa rıları temeli üzeri nde gerektiği g i bi çözülebilirdi. Orneğ in, s avunma s a nayi i n i n gelişmes i ni hızlandırma, bilgi nlerin ve m ü hendis lerin yen i s il ô h l a r meydana getirme ça lışmaları n ı gen işletme ola nağı a ncak s os ya l si t s a nayileşmenin genel başa rı lorına bağ l ıydı. Memleketin s avunma pota ns iyel i n i n a rtı rılmas ı nda köy ekonomis i ni kolektifleştirme işlerinin çok büyük bir önemi vard ı . Sömü rücü s ı nıfların ta mamen ortadan ka ldırı l m as ı, kültür devri m i n i n gerçekleştiri l m es i , çoku ­ l us lu ü l kemizin halkları a ras ı nda dos tl u ğ u n s ağ l a m la ştırı l mas ı , Sovyet top l u m u n u n mora l - politik birliğinin güçlendiri l m es i g i bi h us us la rı n heps i , s os ya l si t ord u n u n pers onel kad ros u nu, ya ni devri min, s os yalizmin kaza­ n ı m la rı n ı korumaya, göğüs leri n i kalkan ederek s avunmaya hazı r as ker­ yurts everler, enternas yona lis t s avaşçılar hazı rlayı p yetiştirmede baş a rı n ı n zoru n l u koş u l u v e g a ra ntis iydi. SSCB'de s os ya l izmin üs tün gelmes i , Sovyet s i l ô h l ı kuvvetleri n i n tekn i k bakımdan başta nbaşa yeniden kuruluşuna, o dönem için modern s avaş a raçlariyle yeniden donatı m ı na g i rişilmes i ne olanak verdi . Ord u n u n ve donanma n ı n kalifiye komuta heyetiyle, politik ve teknik kadrolarla ikma li, Sovyet as kerleri nin s avaşı m ve mora l - politik nitel ikleri n i n yüks elti l m es i orduda yeniden kuruluş ve donatım dediğimiz işin ayrı lmaz bir parças ıydı. Memleketin s avunu prog ra m ı n ı n gerçek­ leşti rilmes i, Sovyet halkından ya l n ı z g ergin bir ça lışma değil, aynı za­ manda belirli maddi yoks u n l u klora katlanma fedakarlığı si tiyord u . Pa rti­ m zi o za ma nki d u r u m u şöyle değerlendirmektedi r: «Memleket bir dilem karşıs ı ndayd ı : Ya y u rttaşların yaşa m düzeyini bile bile s ı ni rlıyarak, kahra manlığa eşit ça ba larla ve en kıs a s ü re içinde güçlü bir ekonomi yoratmak ve s avunma g üc ü n ü a rtı rmak, ya da gericiliğin birleş i k g üçleri karşıs ı nda yenik düşmek.» (2) Ve pa rti mizin politikas ı nı tama miyle des tek­ !i s eçti. Sovyet s i lôhlı kuvvetleri n i n yeniden kuruluşu ve modernleşti ri lmes i g i bi (I) V. i. Lenin, Bütü n es erleri, c. 44, s . 296. e) Büyük Oktobr Sos ya l si t Devri mi 'nin SO .yı l ı . SBKP M K' ni n tezleri, 1 967, s . 27. 1 93


çok büyük bir işin tekm illenmesi el bette za man isterd i. Artık pratikte, kaçı nı lmazlığı g ü nden g ü n e daha' çok hissedilen harbin başl a mas ı n ı n elden g eldiğ i nce g ecikti ri lmesi nde yara r vard ı . Hitler Alma nya s ı n ı n a rtık Avrupada harp h a rekôtı na g i riştiğ i, Batı devletleri n i n de a a nti -sovyetik siyaset hattı nı ı sra rla uyg ula maya deva m etti kleri sıra l a rda bize düşen ödev buydu. Bu koş u l l a r a ltı nda, Sov yetler Birl iği için Alma nya ile bir sa ldı rmazl ık pa ktı i mzala makta n başka çıkış yolu yoktu. Bu sayededir ki, mem leketi mizin savu n u g üc ü n ü n a rtı rılabil mesi için son derece ge­ rekl i olan iki yıla ya k ı n bir za m a n kaza n ı l a bildi. Demek oluyor ki, 1 945 y ıl ınd a kaza n ı l a n yüce utkuyu, memleketi mizde sosya lizmin savaşta n önceki başarı larına, SSCB'nin sav u n u yeteneğ i n i a rtırmak i ç i n parti mizin a ld ı ğ ı ted birlere, ilkesel leni nci d ı ş politikaya ve Sovyet diplomasi sa natın a borçlu olduğum uzu g üven le söy l iyebil iriz. 2. Hitlerci strateji uzma n l a rı , Sovyetler Birliğ ine karşı savaşa g irişirken, çok sayıda tank, piyade ve uçak g ücüyle ve memleketimizin en önemli merkezlerine hızla sok u l u p çullanarak, i l k vu ruşta her şeyi yıkıp atacak­ larını , ü l kemizi d ize g etirecekleri ni hesap ediyorla rdı. 22 Haziran 1 941 'de işte bu hesa pla 5,5 mi lyon l u k bir ordu memleketi mize g ri d i . Bu sal d ı rıya 4.300 ta nk ve zırhlı a raç, 5.000 kadar uçak, 48 bin ka dar da top ve hava ntopu katı l ı yord u . Sal d ı rı n ı n a nsızın oluşu, kahpece sa l d ı ra n düş­ m a n ı n ava ntajıyd ı . Bu a rtık ka pita l ist topl u m u n o za m a na dek yarata bil­ diği en büyük h a rp makinesinin, enine boyuna d ü ş ü n ü l m ü ş ve titizlikle hazı rla n m ı ş sa l d ı rı sıydı. H itlerciler bu i l k vuruşta ve Ba ltı k'tan Karadenize ktl dar uza n a n bir cephe boyu nca bu vuruşun a rd ı ndan g i riştikleri taa rruzda, ya l n ı z faşist Rayh ' ı n ve bağ laşıkları n ı n ola nca gücünü yoğ u n l a ştırmakla kal mayı p, iki nci Dü nya Harbi' n i n o g ü nlere kadarki bütü n deneyini, titizlikle seçi­ len ve özel eğ itimden g eçirilen er ve su bayla rı n ı n bütü n savaş h ü nerini de k u l l a n d ı l a r. Harp Sovyetler Birliği için son derece elverişsiz koşullar a ltında baş­ ladı. Ord u n u n ve don a n m a n ı n yeniden silôhlandırılması g i bi karma ş ı k problemlerin çözü m ü nde k ı s a sürelerin yetersizliğ i derha l sözü n ü söyledi. A l ı n a n bütü n etkin ted birlere karşın, memleketin olası bir sa l d ı rıyı püs­ kürtmek üzere ya ptığı hazırlık, sa ld ı rg a na gereken sertli kte bir karşı-dar­ ben i n ind iril mesine yeterli bir biçim bulabiimiş değ i l d i . B u ndan başka, Sovyetler Birliği silô hl ı kuvvetleri, tepeden tırnağa silôhlan mış, gözü dön­ m ü ş ve kana susa m ı ş bir düşman karşı sı nda modern a nla mda bir savaş verebilmek için yeterli deneye de sahip değ ildi ler. Sovyet insa n l a rı 1 941 yılı yaz ve so nbahar aylar ı nda, barış içinde ça l ışma g ün lerin den düşma nl a am an sı z bir savaş dönem n i e geçme k, 1 94


ya lnız emekleri n i n sonuçl a rı n ı değ i l , aynı za manda özg ü rlü klerini ve giderek yaşama haklarını savu nmak zorunda kaldılar. Yurtt a şları mız kahra m a nca bir savaş gerektiren o dehşet dolu g ü n l eri asla u n utmıya ­ ca klard ı r. Sovyet halkı, onun Kızıl Ordusu, nice büyük sa rsı ntılar geçirmiş ve nice a ğ ı r durumlara düşmüş olmasına karşın, Hitlerci strateji uzman­ lar ının h a rbi kaza n m a k için yeterli olacağ ı n ı sa ndıkları o ilk güçlü vu ruşa daya n d ı l a r ve üstesinden de g elebi idi ler. Sovyet askerleri, üstün düşman kuvvetleri karşısı nda zoru n l u bir çekilişi uyg u l a rken bile, hiç bir karış topra ğ ı savaşsız terketmiyorlard ı . Alman faşist ordusunun her "i l bir ya nda n g ü c ü n ü a d a m a k ı l l ı sa rsa n çok büyük kayı plara malol uyord u. H itlerciler deva m l ı güç yitirerek, en sonunda tari h i n en büyük yenilgisine uğra d ı l a r. Sovyet insanı, Sovyet eri, o a mansız sınav g ü n lerinde, bütün d ü nya n ı n ka rşısı nda, yüksek môneviyatı ve savaş ı m nitel ikleriyle, en g üç koşullar içinde de yiğitliği v' e her a n kahra manlıklara hazır özverisiyle göründü. Sa l d ı rgana ka rşı bütün h a l kça g i rişilen s 91P şı n örg ütçüsü Kom ü nist Pa r­ tisi'ydi . Pa rti m iz çetin sava ş yıllarındaki IS"Li eyleminde V. i . lenin'in ilgili öğütlerini t a m a m iyle ve a rd ı c ı l biçimde kı lavuz ediniyordu. l eni n şöyle d iyord u : " . . . iş bir kere ha rbe dayandıkta n sonra, a rtık her şey savaşın g erekleri emrine veril meli, memleketin tüm iç hayatı bu g erek­ Ierin yerine g etiri l m esine yöneıti l melid i r ; bu konuda en küçük bir ikir, cime de yer yoktur.,. (3) ..

Pa rti, h a l k yığı nlarına sosya list yurd u m uzun üstüne tehlike bul utları ağd ı ğ ı nı, savaşı n ağ ı r, amansız olaca ğ ı n ı ve pek çok kurb a n istiyeceğ ini kısa süre içinde a nlatabildi. Faşist sa l d ı rganların kıyıcı hedeflerini hal­ kın gözleri önüne serd i, veril mesi kaçı n ı l maz savaşın Sovyetler Birliği açısından haklı kara kterini gösterdi ve sosya l ist kaza n ı m l a rı savu nmak üzere tüm halkı kutsa l savaşa yöneltti. Pa rtinin dir ektifi g er eğince bütün ü lke yekpôre bir askersel kampa dönd ü rü ld ü . Parti Sovyet yurttaşlarını düşmanla a mansız bir savaşa g i riş meye, Sovyet şehir ve köyleri için kanları n ı n son damlasına kadar döğü şmeye, düşman eline düşen bölge­ lerde partizan birlikleri ve kun da kl düşman ve yarda kçı l a rı için en çapraşık koş u l l a r ya ratmaya, onları her a d ı mda izleyi p yoketmeye, g i rişecekleri her ha reketi suya düşürmeye çağ ı rd ı . Pa rtinin " her şey cepheye, her şey zafer için!" I.> elgisi her Sovyet yurttaşı için bir yasa oldu. Komün ist Pa rtisi gerçekten savaşan bir pa rti h a l i ne geldi. Pa rtinin ana g üçleri düzenli ord u n u n içinde bulu nuyor ve ordu kadrosu n u n ya rısın dan çoğ u n u oluştu ruyord u . Her dört Sovyet a skerinden biri Kom ü nist Pa rtisi üyesiydi. En g üç ve soru m l u işleri kom ü nistler yükümleniyor, eşsiz bir

(3) V. i. lenin, Bütün eserleri, c. 41 , s. 1 1 7. 1 95


cesa ret ve yi ğ itli k g österiyor, bulundukları birliklerdeki askerleri b üyü k kahramanıoklara yöneltiyorla rdı. Parti M erkez Komitesinin yönetmenliğ i altında memleketin bütün h ayatı savaş koşulları raylarına b i nd iri l iyord u Bir an önce düşman istilôsını göğüslemek ve bunun y a n ı sı ra en kısa süre içinde silôhlı g üç­ l eri seferber ed i p geliştirmek, ekonominin askers el temeller üzeri ne geç­ mesini sağ la mak, h a rp sanayii ni n g elişmesi ne hız vermek, mem leketin bütün maddi ve manevi g üçlerini seferber ederek düşmanı bozg una uğratma hedefi ne yöneltmek gerekiyord u. .

Parti bu soru nların çözü mü yolunda çok büyük i şler başard ı . Düzen l i v e hızla büyüyen bir savaş ekonomisini örg ütlemenin en k ı s a v e g üvençli yol l a rı n ı beli rl iyen parti, cephenin g ereksemeleri ni zamanı nda ve yü ksek niteli kte yerine getirmek, a ra l ı ksız bi r silôh ve cepa ne, bunun yan ısıra da yi yecek ve g iyecek sağla mak üzere cephegerisinde � mekçilerin güçlü bir yu rtseverli k h a reketini n yaratı l masına önayak olmayı da başardı. Ve bug ü n, o çetin g ü n ler üzerinden otuz yıl geçti kten sonra da, işçi s ı n ıfı n ı n v e bütün Sovyet h a l k ı n ı n , i l k savaş yı l ı n ı n alabildiğine g ü ç v e çetin ko­ şulları içinde, yüzl erce sanayi işletmesi n i cepheden bin lerce kilometre içeri lere aktarmak, yeniden k u ra ra k eyleme geçirmek, ayrıca yeni işletme ve fa brika l a r k urmak, m aden ocakları , petrol k uyuları ve diğer öbekler açmak gi b i çok karmaş ı k savu nma sorunla rı n ı nasılı çözebildikleri ne hayra n ol maktan kendimizi a l a mayız. Kol hoz köyl ü leri, bütü n maddi g üçlük ve yoksu nluklar içi nde, fiziksel ve ti nsel g üçlerini i n a n ı l mayacak derecede zorl ıyarak, orduya ve h a l ka yi yecek maddeleri , sanayie de h a m madde sağ l a mayı başaro rak, mem­ leket ölçüsünde g erçek bir k a h ra m a n l ı k örneği ortaya koyd ular. Hitlerci strateji uzmanları, ha rbe başla rken, harp s ı rası nda ortaya çıkacak güçlü klerin Sovyet halkıyla Komü nist Partisi a rası ndaki perçinli birliğ i sarsacağ ı n ı ü m i t edi yorl a rd ı . Bu onların en büyük hata l a rı ndan b i riyd i. Partiye sonsuz bir sadakatle bağ l ı olan halkımız ve silô h l ı kuvvet­ lerim iz, savaşta i l k başa rısızl ı k g ü nlerinin en a ğ ı r koşu l l a rı a ltında da, cephede ve cephegerisinde büyük başarılara u laştı ğ ı m ı z g ü n lerde de, aynı sadakatle pa rti ni n i zinden yürü meye deva m etti ler. Fa şist Al ma nya n ı n yöneticileri, Sovyet ekonomisi n in harp koş u l l a rı geri l i m ine daya n a m ıyacağı ü mi tleri nde de ya n ı l ıyorla rd ı . G erçek d u r u m bu hesa pları da boşa çıkardı. Harbi n daha i l k ayları, ü retim a raçları üzeri nde toplumsal m ü l kiyet ve merkezsel plô n l a ma örg ütü temeline daya nan halk ekonomi si sistem i m izin savaş za m a n ı g ereksemelerini en etkin biçimde sağ l a m a k üzere en kısa süre içi nde kuruluşunu yeniden ayarlıyabi lecek d u rumda olduğ u n u gösterdi . Kendi k u r u l u ş u itibari yl e ı rkçı l ığa, mi l l iyetçi ideoloji ye daya n a n faşizm, 1 96


ü mitlerinde d a ha da ileri g iderek, harp yüzünden çokuluslu Sovye t halk­ ları ai lesi nin dostl uk ve birliğ i n i n de sarsı l acağ ı na bel bağ l ıyord u . Ger­ çekteyse, çeşitl i ul uslard a n Sovyet askerf eri n i n sağ l a m savaş dostl uk ve birl iğ i H itlerci saldı rıya en yeri nde ceva p oldu., Oyle ki, Ruslar ve Ukray­ n a l ı l a r, Litva nya l ı l a r ve K ı rg ızlar, Belorusya l ı l a r ve Kaza h l a r, G ü rcüler ve Letonya l ı l a r, Ozbekler ve Moldavya l ı l a r, Tacikler ve Ermenil er, Azeriler, Türkmenler ve Estonya l ı l a r, tek sözle bütün SSCB halkları n ı n oğ u l l a rı ve kızları, sosya list a nayurd u savu nmak üzere omuz omuza savaştı lar. Oyle ki, daha h a rbin bizim için bel l i nedenlerle iyi sonuçlar vermediğ i dö­ nemde bile, H itlerist strateji n i n başlıca düşü nce ve hesapları n ı n tuta r. s� zi ı ğı apaçı k ortaya çıkmış ol uyord u. Sırf askersel açıda n, bu her şeyden önce v ı l d ı r ı m harbi planla rını n ba­ ş a rıs ızlığa uğra ması a n l a m ı n a geliyord u. H itlercilerin birkaç haft a içi nde So vyet ordu ve donan ması n ı n temel g üçlerini yoketme ve SSCB'ye karşı ha rbi daha kış gelmeden sona erdirme planı hiç de beklenen sonucu vermedi. A l m a n komuta n l ı ğ ı «yı ldırım harbi» fikri n i n şaşmazl ı ğ ı n a o ka­ dar inanıyordu ki, g ücü yetmezl ik veya harekatı yoğ unlaşt ı rma gereksi n­ mesi g b i i bir problemle karşı karşıya geleceğ i n i, Sovyet i nsanları sava ş ı m ı n ı gerçek b i r Anayurt Harbi h a l i ne g etiren t ü m h a l k ça pında bir d i renişle karşı laşacağ ı n ı a k l ı ndan bile g eçi rmiyord u. Askerlerimiz, daha 1 941 yı l ı yaz ve güz aylarındaki kanlı çarpı şma­ l a rda nice değerli utkular kaza n d ı l a r, g üçlü bir düşmanla boğ uşa bo­ ğ uşa değerl i bir savaş deneyi ed indi ler. L utsk, Brodi ve Rovno çarpış­ maları nda, Brest, Kiyef ve Odesa ' n ı n kahra m a nca savu nulmalarında, Smolensk'teki başa rı lı h a rekatta, Len ingrad'da ve Sevastopol'daki eşsiz d i re nçl i savu nmala rda, Sovyet a skerleri, düşmanın nice sayı sız seçk in tü menl eri n i yı pratıp erittiler, bu su retle de Hitlerci kom uta heyeti n i n B atı Avr u pada başa rı l a n d a ha önceki seferler g i bi bel bağ ladığı « doğu» yıldırım seferi planları n ı a tl üst etti ler. Göbels propaga ndası n ı n ve fa şist g enera l el ri n Hitlerist ord u l a ra vaadettikleri kolay ve çabuk zafer, u m ­ dukl a rı gibi gerçekleşmedi. 3. Parti miz ve Sovyet komuta heyeti, Hitleri st yıldırım ha rbi stratejisi ne, faşist h a rp makinesinin ve Nazi devletinin ezi lmesini a maçlaya n tü m h a lk çapında sava ş stratejisiyle, a ktif savu nu ve karşı -taa rruz stratejisiyle karşı koydular. Sovyet-Al m a n cephesindeki çarpışmaların tarihçesi geniş, ölçüde biliniyor. Fakat askersel d ü şü nce bu çarpı şmaların ana lizine bug ü n de tek ra r tek ra r eğ ilmekte, d ü ğ ü m yerini tutan hangi ha rekatı n sava ş ı n g i d i ş i n i ve son ucunu bel i rled i ğ i n i n a nlaşılmasına o l a n a k veren dersler çıka rmaya çalışmaktadır. Evet, şimdi Büyük Anayurt Harbinin son ucunu hangi çarpı şmaların bel irlıc d iği sorusunu ya nıtla maya ça l ışa l ı m . 1 97


Harbin i l k y ı l ı nda en önemli olay Moskova önlerinde verilen t a ri hsel savaştı r. Burada Sovyet ordula rıyla Alman faşist orduları n ı n başlıca bir ­ l ikleri karşı kar şıya geldi ler. Ağ rı ve çetin ça rpışmalar sonucunda düş­ m a n yen i idi, başkentimiz önlerinden atı l d ı ve bütün Sovyet-Al man cep­ h esi boyunca savu nmaya geçmek zor unda bır ak ı l d ı . Moskova savaşının çok büyük bir askersel - politik önemi var dır . Harbin gidişinde köklü dö­ n ü m buradan başladı. A l m a n faşist ord u s u n u n yen i l mezliği efsanesi, bu uyd u rma ve şişirme efsane tuzla buz ed ildi. Hitlerci genera l l er ve bunların y an ı s ı ra ta rih kalpazanlıkları yapan bugü nkü burj uva ideolog ları, Moskova önlerinde uğ rad ıkları yenilg iyi aklamak için g erçekle hiç bir il işkisi o l mıya n kanıtlar ileri sürüyorl a r. B u n l a r, her şeyden önce, yol yokl uğundan ve pek yıld ıkları Rusya kışı nın dehşetinden ya kın ıyor, karşı -taa rruz sırası nda kend ilerinden « g ü ç ve a raç ba kımı ndan onbeş-yirmi misli üstü n Sovyet silô h l ı birlikleri» nden söz ediyorlar. Oysa gerçek ba m başkadır : Moskova s avaşı nda üstün g elen, kahra m a n Sovyet h a l k ı n ı n ve ord usun u n irade ve yiğitl iğidir. Büyük Anayur t Harbi'nin ikinci y ı l ı başında, askersel harekôtın ağırlık noktası Sovyet-Al m a n cephesi n i n g ü ney ka nadına geçti. Bu kesimde, 1 942 yazı nda, Don ve Volg a ırmakları kıyı larında, içerilere dal mış b u l u ­ nan b ü y ü k ölçüde Alman faşist birlikleriyle ç o k çetin savaşlar oldu. B u n ­ l a r ka rşı l ı k l ı olara k birbirine bağ l ı iki olağan üstü olayda, ya n i Sta l i n g rad ve Kafkas savaşla rı nda yoğ un laştı . Faşist sa ldırganlar memleketin büyük suyolu Volga'y ı ele g eçir mek, Kafkasların petrolüne, Don 'un ve Kuban'ın buğdayına el atmak ve böylelikle memleketi mizi büyük ekonomik sıkın­ t ı l a ra d ü şü rer ek teslim olmak zorunda bırakmak istiyor la rd ı . Yaptıkları hesa plardan bir i de, Kafkasları aşmak su retiyle Ya kı n - Doğu ü l kelerine doğ ru sa rkma ktı . Bütün memleket i n ve bütü n d ü ny a n ı n d ikkati Sovyet-A l m a n cephesi g ü ney kanadı üz erinde topla n m ıştı. Altı buçuk ay sü ren Sta l i n g rad sa­ vaşı, g ü nden g ü ne d a ha da g erg i n leşen çarpışma l a rla g eçerek, Sovyet Ordusunun ta m utkusuyle sona er di. Düşman s i lô h l ı g üçleri burada 1 ,5 mi lyon kadar er ve su bay kaybetti ler . Bu utku, ya l nı z Büyük Anayurt Ha rbi'nde değ i l , aynı zama nda tümüyle ikinci Dü nya Savaşı n ı n gi dişinde temelli bir dön ü m sağla nmasına çok büyük bir katkı değerindeyd i . Sta l i n g rad savaşı n ı n ya n ı s ı ra Kafkaslar da da şiddetl i çarpışmalar o l u ­ yord u. L . i . Brejnev bu çarpı şmaları şöyle değ erlendird i : « Sta l i n g rad'da büyük kuşatma, 330 bin kişilik faşist ordusunun ezi l mesi ve esir a l ı nması, Sl a l i n g rad'lıların eşsiz kahra m a n ıl k ve savaş usta l ı ğ ı , Kafkas cephesi askerleri için de esin kayna ğ ı oldu. Kafkaslarda çarpışa n silôhlı birlik· leri m iz, büyük boyutlu eylemleriyle, H itlercileri bu cepheden Sta l i ngrad'a kuvvet akta rma ola nağından yoksun ediyorl a rd ı . Sta l i n g rad'da faşist or d u l a rı n ı n bozg u na uğ ratı lması Kafkas'ta ki utkumuzu da çabuklaş198


tı rd ı . » ('o) Gerçekten de, Kafkas cephesini tutan silô h l ı birli klerim iz, Baku ve Tua pse'ye kada r daya n a n faşist bi rlikleri n i yı prattı lar, daha sonra da Novorosiysk ve Ta man'da, Sa lsk steplerind e ve Rostov kesi minde taar­ r uza geçerek, düşma n ı ağır bir yeni l g iye uğrattı lar, Sta l i ng rad ve Kafkas dağları önleri A l man faşist istn ôcıları n ı n vara­ bildikleri son sınır oldu. Sovyet ord u l a rı Volga kıyılarından karşı-taar­ ru za geçerek ve l en i n g rad'daki a b l u ka çem berin i yararak, i leri ha rekôtı Veliki e l u ki'den Ka radeniz'e kadar geliştirerek, düşmanı 600-700 kilo­ metre geri attı l a r. Ordul a rı mızın bu utkuları s ı n ı rl a rı mız d ı ş ı nda da geniş ya n k ı l a r uya n d ı rd ı . Sovyet si l ô hl ı kuvvetleri böylece stratejik g i rişimi elle­ rine geçirdi ler ve harbi n son una kada r da bırakmad ı l a r. 1 943 yazında Orel ve Belgorod önl erinde, Ku rsk bölgesi nde çarpı şma­ l a r başladı. Hitler ordusu komuta n ları yitirdikleri. g i rişimi tekrar ele geç i rmeye ça l ı şı yorlard ı . H itler Ku rsk sava ş ı n ı kaza n a ra k, ordusu n u n môneviyat kı rı k l ı ğ ı n ı gidermek, sa rsı l a n uluslara rası prestijini takviye e t­ mek, faşist koa l isyo n u n u çökmekten kurtarmak istiyordu. Fakat Kursk ' savaşı başka sonuçlar verd i . H itlercilerin yenilşı isiyle sonuçl a n d ı . Ara l ı k ­ s ı z e l l i g ü n s ü ren savaşlarda d ü ş m a n ı n 3 0 tümeni d a rmadağı n edildi (bunların yed isi ta n k tümeniyd i ) . H itlerciler ya rı m mi lyon ölü ve yara l ı verd i ler v e 3.700 uçak, 1 .500 tank v e 3.000 top kaybettiler. Böylece H itler Alma nyası bir daha bel i n i doğru lta m ıyacak kadar ağ ı r bir da rbe yemiş oldu, bu büyük kayı pları n ı da hiç bir suretle gideremed i. Ve bu yen ilgi, ya l n ı z Verma ht' ı ve Almanyayı değ i l , bütü n faşist bloku temel i nden sarstı. Ku rsk savaşı ndan sonra, Alman faşist kom uta n l ı ğ ı a rtık g i riştiği yeni harekôtta bu kada r büyük bi r taarruz birliğ i y ı ğ ı ş ı m ı meydana g eti re­ medi. Bu ordu a rtık sadece savu nma savaşları veriyor, H itlerci Uçüncü Rayh politik yönetici leri de sadece a nti- hitler koa lisyo n u n u ol uştura n devletler a rasındaki çelişki lerden ya ra rla nara k ingi ltere ve ABD ile başa baş bir barı ş imza la m a k ve bu suret le saldır ga n l ı ğ ı n cezasını çek­ mekten kurtu l m a k ü m id iyle savaşı savsakla maya bakıyorl a rd ı . Ne v a r k i , H itlerci işgalci leri n bu p l ô n ı da g erçekleşemedi. 1944 y ı l ı Büyük Anayurt Ha rbi tari h i n e Sovyet silôhlı k uvvetleri n i n kesin utk u l a r yılı olarak g ird i. B u yıl içinde, gerek SSCB' n i n h issed i l i r dereced e a rta n kudretine, g erek se Sovyet savaş sanatı n ı n yü ksek düzeyine ta n ı kl ı k eden n ice büyük boyutlu harekôta gi rişii di. So vyet,Al m a n cephesi ni n çeşi tli kesi mlerinde aynı za manda ve a rd ı c ı l da rbeler i nd i ri lerek g elişti rilen ha rekôt, düşman g üçleri n i n örgütsel bütü nlüğ ü n ü bozdu ve onu bir ke­ simden ötekine yedek güçler a ktarmak zoru nda bı raktı . Ordularımıı ı n l en i ngro d 'da , Kırım'da ve Batı Ukrayna'da, daha sonra d a Belorusya' da, (,i) Bak: "Pravda" gazetesi, 8 Eylül 1974. 1 99


Moldavya 'da, Baltık kesi mi nde ve daha kuzeyde giri şti kleri taa rruz hare­ keti , düşma n ı n Sovyet topraklarından ta mamen sürü l ü p çıkarı l masi yle sonuçla ndı. Polonya, Çekoslovakya, Bulgari stan, Roma nya ve Y ugoslavya ord u l a rı ve bi rli klerinin de a kti f katı l ı mi yle, Sovyet Ordusu, Avrupa halklarını « ka hverengi veba denilen fa şi zm i l leti nden kurtarma harekôtı na geçti . 1 945 yılı başında Vi sla -Oder a rası nda, Doğu Prusya. Pomeranya. Si lezya kesimlerinde ve B udo peşte çevresinde ç ok büyük taa rruzl ar gelişti riidi. Ensonu, düşmanın mi lyonluk bi r yığışı m ı n ı n ezi ldi ği Berli n savaşı Büyük Anayurt Harbi 'ni n en tepe noktası ve ka pa nış safhası oldu. Sovyet si lôhlı bi rli kleri faşi st Almanya n ı n başkenti , Nazi zmi n son dayanağı olon Berli n'i ele geçi rd i ler. ••

Berli n savaşı, Büyük Anayurt Harbi 'ni n en dev çarpı şması olarak, Sov­ yet Ordusunun parlak utkusuyle sonuçl a ndı . 1945 yılı 8 Mayısı nı 9 Mayısa bağ l ıyan g ece. Karlshorst'ta. Almanya n ı n kayıtsı z-şartsız tesli mi a n laş­ ması i mza l a ndı. Böylece, Sovyet yüksek komuta heyetince hazı rlanan ve uygu l a n a n ha rekôt plônları ve Sovyet strateji si ni n Hitlerci lere karşı verdi ği savaşlar ve eşi görül medi k çeti nli kte çarpışma lar bütün savaş ı n gi di şi n[ ve so­ nucunu beli rlemi ş oldu. Bu demekti r ki , iki nci Dü nya Harbi ni n bütü n tari hi , ne sadece Hi tler ord u l a rı n ı n 1 941 yazı taa rruzuyle, ne 1 942 y ı l ı nda Volga 'ya varma ve Kafka slara daima ça ba l a ri yle, ne 1 943 y ı l ı nda Kursk bölgesi nde geni ş bir ka rşı -taa rruza geçme denemeleri yl e, ne de son ü mit olara k Batı cepheleri ni gevşetmek suretiyle olanca g üçlerin i topye­ ku n Berli n'i n savu nu lması i çi n yoğ u nlaştırma l a ri yl e ol uşturulamazd ı . Ta m tersin e, Büyük Anayurt Harbi 'nin geli şmesi ne, partimi zi n, Sovyet halkının ve onun si lôhlı kuvvetleri ni n ideoloji k gücü, eylemi ve kahra m a n l ı ğ ı yön veriyord u . 4.

Sovyet halkının Büyük Anayurt Harbi' ndeki utkusu, bütün d ü nya geliş­ mesi üzeri nde, insa n l ı ğ ı n yazg ısı üzerinde çok büyük bi r etki ya ptığı için , evrensel-ta ri hi bir önem taşıyord u . SSCB'ni n uluslara rası etki ve iti ba rı her za manki nden fazla a rttı . Em peryali zmin en saldırg a n ve geri ci güç­ leri yl e savaşta, Sovyet devleti , anti-hi tler koali syonu, ba rış, demokrasi ve sosya l i leri l i k g üçleri üstün gelmi şlerdi. Avrupa. faşi zmi n boy u n4. Sovyet si lôhlı kuvvetleri ni n hi zme ti yle başarıld ı . Bu kuvvetlerin Sovyet ü lkesi sı nırl a rı d ı şı ndaki i leri hareketi , harbi n son g ü n ü ne kada r çetin bi r d ireni ş gösteren faşist sa ldırganların ta mami yle ezi l mesi bakı m ı ndan bi r zoru nluktu. B u aynı zamanda. h a l kları faşi zm boyu nd uruğ undan k u rtarmak üzere si l ô h l ı oğ u l l a rı Avrupaya kada r gelmi ş a ları Sovyet 200


h a l k ı n ı n enternasyonal ödeviyd i. Güven le diyebi l i riz ki, Sovyetler Birliği ve o n u n silahlı kuvvetleri n i n kesin eylemleri olmasayd ı , Avrupayı faşizmin egemen liği nden kurtarmak olana ksızla şırd ı . N a z i Alma nyası n ı n yenil mesi, Japon em perya l izmi n i n bozg u n a uğra­ tılmasını, böylelikle i k i nci Dü nya Harbinin ul usa l kurtul uş, demokrasi ve ileri l i k g üçleri yararına kesi nlikle sona ermesini de önceden bel i rledi ve çabuklaştı rd ı . Sovyetler Birliği yükümlendiği bağ laşıklık ödevleri ni yerine g etirerek 1 945 Ağ ustosu nda Ja ponyaya harp ilan etti. Bu, mem leketi mi­ zin devlet menfaatlerini ve Ja pon em perya lizminin sa l d ı rısına uğrayan bütün diğer memleketlerin menfaatlerini savun mayı a maçlaya n haklı bir ha reketl i. Sovyet ordusu, Moğolista n Halk Cumhuriyeti sila h l ı kuvvet­ leriyle birl ikte savaşa gi rişerek, milyonluk Kva ntu n ord u su n u 23 g ü n içinde bozg una u ğ ratlı . Em perya list ka ragericiliğin Uza k- Doğu ocağ ı n ı n söndürül mesine Sovyetler B i rl iğ i n i n a ktif katı l ı m ı , Asya ülkeleri n i n u l usal yazg ı la rı ba k ı m ı nd a n, bu ü l kelerde a nti-emperya list kurtuluş savaşları n ı n gel iştiri lmesi bak ı m ı ndan büyük bir ö n e m taşıyord u. Faşizmin ve Japon m i l itariz m i n i n ezil mesi sonucu olara k d ü nyada d u ru m kökten değ işti. B i rçok Avrupa ve Asya ü l kesinde devrimci dönü­ ş ü m l er için elverişli u l uslara rası koşullar meydana geldi. Polanya, Çekos­ lovakya, Bulgarista n , Romanya, Macarista n, Alman Demokratik Cumhuri ­ yeti, Yugoslavya, Arnavutluk, Kore Demokratik Halk C u m h u riyeti, Ç i n Halk Cumhu riyeti, Viyetnam Demokratik Cumhu riyeti emekçileri ser­ mayeci leri n ve büyük topra k sa hipleri n i n egemenliğine son vererek kökl ü sosya l-ekonomik dönüşü mleri gerçekleştird iler. Böylece dü nya sosya list sistemi meyd a na geldi, g üçlü bir sosya list devletler top lu lu ğ u teşekkül etti. Al man faşizmine ka rşı savaşta Sovyetler Birl iğ inin üstü n gelmesi, d ü n ­ yada sosya lizmi yıkabilecek, i n sa n l ığ ı n sosyal i lerleme yolundaki h a re­ ketin i durd u rabi lecek ve tar i h i n tekerleğ i n i g eri döndürebilecek g ü ç o l madığı n ı gösterd i. Ola yl a r len i n ' i n sözlerini ta mamen doğ ru ladı. Len i n şöyle d iyord u : « işçi v e köyl ü çoğ u n l u ğ u n un, kendisi n i n o l a n Sovyet egemenliği için, ya ni emekçi lerin egemenliği için ça l ı ştıkla r ı n ı ve bu egemenliği savu ndukları n ı , utkusu kend i leri ve çocukları için bütün kültür n i m etlerinden, insan emeğ i n i n bütün ü rü nleri nden ya ra rlanma olanağı yaratacak olan davayı savu nduklarını öğrenen, hisseden ve gören bir halk asla yenilemez.» (5) Sosya l ist topl u m ve devlet düzen i n i n kesin üstü n l ü kleri ni ortaya koya n utkum uz, sosya lizmin, M a rksizm-Len i n izm fikir leri n i n çeki m gücünü kat kat a rtırd ı . ikinci Dü nya Harbi v e elde edilen utku, yeni, sosya list ti pten ord u n u n söm ü rücü topl u m u n ordusundan i l kesel ba kımdan ne k a d a r üstün oldu­ ğunu ortaya koyd u. C') V. ı . L en i n , Bütün eserleri, c. 38, s. 3 1 5. 201


Elde edi l en utku, Sovyet sosya list askersel örgütü n ü n , Sovyet savaş b i l i m i ve sanatı n ı n da utkusuyd u . H a l k ı n bağrından çıkan, hedef ve menfaat birliği dolayısiyle halkla sımsıkı bağlı olan Sovyet silahlı güç­ l eri, kend ilerine düşen yu rtseverl ik ödev i n i ve enternasyon a l ödevi şerefle yeri ne geti rd i ler. Kom ü nist Partisi n i n etrafında sıkı bir top l u l u k meyda na geti ren bu güçler, anayurda sonsuz sadakatin, komünizm id. eal lerine bağ l ı l ı ğ ı n parlak bir örneğ i n i verdi ler. Savaşı n sonuçları, Sovyet savaş b i l i m ve sanatı n ı n burjuva savaş bilim ve sanatından ta rtışma götürmi­ yecek kadar üstü n olduğ u n u doğ ruladı. Faşist Almanya askersel ba k ı m ­ dan kapital ist d ü nya n ı n en g üçlü devletiyd i. O n u n savaş sanatı A l m a n m i l itarizm i n i n yüzy ı l l a r boyu nca sa l d ı rı harplerinde ed indiği deneye daya nı yord u . Ama yine de Sovyet savaş sanatıyla boy ölçüşemedi, yen i idi. Sovyet askerleri n i n ya n ı s ı ra , düşman tarafı ndan işgal ed i l m i ş bölg e­ lerde Sovyet partiza n l a rı da kahra m a nca savaştı lar. Bütü n memleket ça pı ndaki savaşta düşmanın cephegerisi Anayurt Ha rbi utkusal strateji­ s i n i n ayrı lmaz bir pa rçasıyd ı . Ta rih üzeri nde kalpaza nl ı k l a r yapan çağd aş burj uva ideologları, S ov­ yetler Birl i ğ i n i n elde ettiği utku n u n u l uslara rası önem i n i ve b u n u n özgü r­ l ü ksever d ü nya ha l kl a rı için bir esin örneği olduğ u n u i n ka ra yelteniyor­ l a r. Bu boşuna çabad ı r. Zira Büyük Anayurt H a rb i ' n i n sava ş a l a n l a rında sosya lizm ile em perya lizm karşı karşıya g el m iş, bu iki karşıt topl umsal siste m i n gücü ve yaşama yeteneğ i kanlı çarpı şmalarla çetin bir sınav­ dan geçmiştir. Ve eğer yarg ıda objektif olmak gerekirse, burj uva ideo­ log l a rı n ı n birtürlü ta n ı m a k istemedikleri şeyi, ya ni sosya li z m i n kapital ist topl u m düzenine üstü n l üğ ü n ü kabul etmemiz doğru o l u r. B u rj uva ideolog l a rı , gözle görü l ü r kanıtlar ortadayken, yine d e faşist Almanya n ı n yenilg iye uğratı lması nda Sovyetler Birliğinin kesin rol ü oynadığını i nka r etmek istiyorlar. ikinci Dü nya Harbini konu edinen burj uva literatüründe tarihsel gerçek değiştiril iyor. Savaşa i lişkin ya r­ gı l a rda, Sovyet-Al m a n cephes i n i n, Sovyet h a l kı n ı n k u rtarıcı görev i n i n ö n e m i d a i m a küçü mseniyor, Sovyet silahlı birlikleri n i n savaş ha rekatı n ı n kara kteri yozlaştı rı l mak, Hitler Alma nyası üzeri ndeki utkumuzu bel irliyen etkenler 5 uskunlukla geçişti rilmek isten iyor. B u rj uva sözcü leri bug ü ne kadar da tutumlarını değ iştirmiyor, SSCB'ye karşı faşist sa l d ı rı n ı n başa rısız l ı ğ a uğraması nedenlerine i l işkin eski uyd urmaları g eveleyip d u ruyor ve bir ya ndan da yenileri n i uydu ruyorlar. Bunlar sözkonusu nedenleri sayarken, kah « başarısızl ı ğ ı n doğ a l neden­ leri» n i (sert iklim ve çok büyük boyutlar), ka h «sübjektif etkenler» i (Al­ man komuta n lığı n ı n plan ve eyl emleri n e H itlerci büyükleri n aşırı karı� ­ maları, yada « Rus u l u sal kara kteri ndeki g izem» ) ön plana a l ıyorlar . ç oğu ker e de, faşist Alma nya ü zerinde kesin utk u n u n Moskova önl eri nde, 202


S ta l i ngr ad'da, Kur sk'ta ve Ber / i n 'de değ i l , «A tla ntik Sava şı» nda, Kuzey Afrikada, A kden izde, A ntant ü l kel er i silahlı kuvvetler i n i n kuzey Fr a nsa har ekatı nda vb. elde edildiğini savlayan sesler duyuluyor . Bazı har p tar ihçiler i de, d ü nya ölçüsü ndeki a nti-faşist sava ş ı n gelişmesinde Ame-. r i ka Bir /eşik Devletler i 'nin savaşa g ri mesi n i n başlıca r ol ü oyna d ığ ı n ı yazıyor la r. Ne va r ki, ger çek ger çektir ve tar i hten tuğla kıpırdatıla maz. Sovyet­ Alman cephesi i k i nci Dü nya Har binde her bak ı mdan, hem boyutlar iyle, hem çar pışan tar aflar ı n kuvvet m i ktar iyle, hem har ekatı n ger g i n l i k ve sür ekli ğiyle, hem de a l ı n a n sonuçlar iyle a na cepheydi. Bütün savaş dö­ nemi boyunca' Sovyet-A l man cephesi düşma n ı n kuvvet ve ar açlar ı n ı n d a h a çoğ u n u a ngaje ediyor d u. Her saat v e dakikası çeti n savaşlar ı n g er il i miyle g eçen ve demir döğer cesi ne utkumuzu oluştur a n 1418 g ü ndüz v e g ece boyunca, Sovyet-A l m a n cephesinde, faşist Almanya ve bağlaşık­ lar ı n ı n 607 tümeni yen i l m i ş ve yoked i l m işti. Oysa, A mer ikan ve ingiliz silahlı güçler i, Kuzey A fr ika ve Batı A vr u pada , hem de fa şist A l manya n ı n yenileceğ i ar tık a nlaşıl maya başlad ıkta n sonr a, ya n i d a h a çok har bi n sonuna doğr u, düşma n ı n a nca k 176 tü meniyle sava ş m ı ş v e bunlar ı yene­ r ek esir a l m ışlar dı . işte ya l nı z bu r a kamlar bile, savaşın asıl ağır l ı ğ ı n ı Sovyet halkı n ı n çektiğ i n i i n kar ı olanaksız biçimde kanıtl ıyor . Şu var k i , Sovyet insanlar ı , faşizmin yenilgiye uğr atıl masında ü l kemizi n ve sil a hlı ku vvetler i m izin kesin rol ü n ü belir ti rken, her za man b u n u n aynı z a manda bütü n özg ü rl ü k ­ sever halklar ı n, b ü t ü n d ü nya ülkeler i demokr atik ve yur tsever /er i n i n or tak utkusu olduğuna i şar et etmişlerd i r ve etmektedir e l r . Sovyet halkı bug ü n utkumuzun otuzuncu yıldön ü m ü n ü a nar ken , Sovyet Or dusu i l e omuz o muza savaşmış olan Polonya silahlı kuvvetler i n i n , Çekoslova kya tugayı­ nın kahr a ma n l ı klarını da u n utm uyor . Sovyet insanlar ı , a nti-hitler koalis­ yonuna g ri en, faşist A l m a nya n ı n yenil mesinde ve utkuya ul aşı lması nda önemli h izmetleri olan A BD, i ngi lter e, Fr a nsa, Kanada ve diğer ü l keler h a l klar ı n ı n katkısına da yar aşık olduğu değer i ver iyor /ar . Fr a nsız « Nor­ mandiya - Neman» hava fi los u n u n yiğit pilotlar ı da Sovyet topr a klar ı nda başar ı l ı savaşlar verdiler . Sovyet insanlar ı , a nti-faşist savaşa katı l a n bütü n g üçleri, Slova k Uluso l A ya k l a n ması kahr a ma n lar ı n ı n , Var şova v e Pr ag'da, Bulgar ista n v e Roma nya'daki de vr i mci h a l k ayaklanmalar ı ka h ra � a n l ar ı n ı n, Yugoslav Halk Kur tuluş Or dusu yiğit savaşçı ve yur t­ sever /er inin, Ar n avutlu k ve Yun an ista n partizan lar n ı n ı , a nti-f aşist gizli eyleme katı l a n Macar ista n yur tsever /eri n i n , en çetin terör koşullar ı nda h ü r A l ma nya için mücadele eden Alman h a l k ı n ı n en iyi a ğ ullar ı ve kız­ lar ı n ı n katkısına büyük bir değer veriyor lar . Faşizmin çizmesi altına düşen bütün topr a klar da Hitler izme kar şı savaşar a k büyük dir eniş har e­ keti ne kat ı l a n bütü n ka hr a man yur tsever /er e, bu d ri enişte düşen ler i n a n ı l ar ı na sayg ı m ı z to mdır . 203


A nti- hitler koal isyon u, saldırgana ka rşı ortak savaşta topl u msal d üzen ­ Ieri ayrı ü l keler a rası nda başa rı l ı işbirliği örneği olara k ta ri he geçti. Savaş boyunca, kendi devletleri nin u l usa l bağı msızl ığını, demokrasiyi, sosyal ileriliği el birliğiyle savu n maya g i rişen toplumsal g üçlerin geniş enternasyonal birliğ i meydana geldi. Bu a nti- faşist g üçlerin ön safl a ­ rında işçi sı nıfı v e komünist parti leri y e r a l d ı l a r. Hitler Al ma nyası n ı n bozg u n a uğratı l masında Sovyetler Birl i ğ i n i n kesin hizmet payı ve d i reniş ha reketi nde komün istl<i rin yöneticilik rolü, u l us­ lara rası işçi s ı n ıfı n ı n , çağ ı m ı z ı n ortagöbeğ inde yer alan kurtarıcı sınıfın yüce tari hsel misyon u n u n yasal bel irtisidir. 5. Büyük A nayurt Ha rbi deneyi bize ne öğretiyor ve bu savaşta n çıka ra ­ bileceğ imiz en önemli ibret dersleri nelerdir? Büyük Anayurt Harbi ve tümüyle ikinci Dü nya Harbi, topl umsal- ta ­ ri hsel gelişmede h a l k yığ ı nl a rı n ı n bel irleyici rol ü n ü in kôrı olanaksız biçimde pekiştirdi. iki kapita l ist koa l i syon a rası nda çarpışma olara k başlıyan harp fa şizme �a rşı haklı bir kurtuluş savaşına dönüştü. Milyon­ ları aşan halk yığ ı n l a rı n ı n savaşa katıl ması, saldırg a na karşı ôdil hedef­ ler g üdüldüğünü a n l a ma l a rı , fa şist A l ma nya n ı n ve uyd u l a r ı n ı n yen i l g iye uğratı l ma l a rı n ı n en önemli etken lerinden biri oldu. Savaşı n sonucu, Sovyet devletine ve dü nya sosya l ist sistemine karşı h a rp açma plônlarından vazgeçm iyen çağdaş em perya lizm g erici güç­ lerine ciddi bir uyarıdır. i lerici toplu msal düzene el uzata n, ona kıymak istiyen Alman faşizmi , kendi kendini kaçı nıl maz bir yenilg iye h ü k ü ml edi, çünkü za m a n ı n ı yaşa m ı ş olan eski topl u m düzeni n i n yeri ni a l maya g elen sosya l izmin doğuşu ve gel işmesi önüne g eçilmesi olanaksız, yasal bir sü reçtir. B u süreç d u rd u ru l a maz. B u g ü n, d ü nya gericiliğinin karşısında güçlü bir sosya list ü l keler topl u l u ğ u nun, geniş bir devrimci işçi ve u l usal kurtuluş ha reketinin ve bütün d ü nya ilerici g üçleri n i n yer a l d ı ğ ı koşu l l a r içinde ola nca g ücüyle kend i n i ortaya koya n ta ri hin k a n u n u budur. 'Büyük A nayurt Harbi ve ikinci Dü nya Harbi, sa l d ı r ı n ı n g erçek suçlusu­ nun, h a rplerin biricik tertipçisinin, saldırgan cibilliyeti ve yay ı l ıcı pol iti­ kasiyle uluslara rası em perya lizm olduğunu gösterdi. Bundan ötürü, yeni bir d ü nya savaşı n ı n önlenmesi bak ı m ı ndan h a l kl a rı n en önemli ödevi, emperya lizme karşı savaşmak, onun sa l d ı rgan g üçlerini d izgi n lemek ve m i l ita rist emel lerine karşı koymaktır. S ovyetler Birliğ i n in, d iğer kardeş sosya list ü l kelerin ve dü nya i lerici g üçlerinin çaba l a rı sayesinde, bug ü n yeni bir d ü nya h a rbi tehli kesi g iderilmiş bulu nuyor. Fakat em perya list devletlerin harp hazırl ıkları zayıflamak şöyle d u rsun, bel irli a n la mda gitgide daha çok a rtıyor. NA TO 204


devletleri harp harca maları bütçelerini yıldan yıla a rtı rıyor, silôhlanma yarı şını kızıştı rıyor, yığınla insa n kırımı a raçlarını çoğa ltıyorla r. Dü nyada durumu tehli keli derecede gergin leştirebi lecek yeni askersel provokas­ yonlar tehlikesi de hiç aza l m adan deva m ediyor. Neteki m, Çin- Hindi'nde hôlô ôdil barış sağ lanamam ıştır, Ya kın- Doğ uda durum pol itik görüş­ melerle bir çözüme kavuştu ru l m uş değ i l d i r ve Doğu Akdeniz bölgesinde gerginlik ocağ ı n ı n varlığ ı deva m etmekted ir. Em perya l ist devletlerin a rd ı a rkası kesi l m iyen harp hazırlı kları karşı ­ s ı nda, sosya l ist ü l kelerin savunma yeteneklerini a rtı rma, gerici em per­ ya list güçler tarafı ndan gelebilecek hertü rl ü entrika ve serüvene karşı koya bilme kabil iyetleri ni yü kseltme yönündeki di kkat ve özenin hiç aza l ­ madan deva m etmesi g erekiyor. Dü nyada meydana gelen d u r u m u bu aç ıdan değerlend iren kom ü nist ve işçi parti leri 1 969 y ı l ı nda Moskova'da yaptı kları Uluslara rası Danışma Topla ntısı'nda şunları bel i rttiler : « Du r­ madan a rtan ekonomik gücüne ve savu nma yeteneğine daya n a n d ü nya sosya l ist sistem i , em perya lizmi olduğu yere m ı h latmakta, onun karş ı ­ devri m ihra ç etme olanaklarını sınırlamaktad ı r . . . Sa ldırgan NATO bloku varoldukça , Va rşova Antlaşması Drg ütü, emperyal ist devletler tarafında n gelebilecek bir a skersel sal d ırıya kar şı sosyalist ü l kelerin g üvenliğ ini sağ la makta ve barışı g a ra ntilemekte önemli bir rol oynıya ­ caktı r. » {G} Sov yetler Birliği Komü nist Pa rtisi, SBKP XXiV. Kongresi nde bel irlenip kabul edilen Barış Progra mı'nı a rd ı c ı l çaba l a rla gerçekleştiriyor. SBKP Merkez Kom itesi nin ve Sovyet devletinin dış pol itika eylem inin belirleyici çi zg isi, toplumsal d ü zenler i ayrı ü l kelerin barış içinde yanyana yaşa ma ­ lar ı ilkesidir. B u politik hat, Sovyetler Birliğ i n i n ka pita list dü nya i l e il iş­ k li erind e y ı l l a rdan beri süregelen stratejik çizgiyi ya nsıtıyor. Hayat bu pol aza ltı lması nda ve yeryüzünde politik hava n ı n iyileştiril mesinde olumlu ' bir rol oynadı ğ ı n ı , öneml i bir etki ya ptı ğ ı n ı gösteriyor. G ü n ü müzün ödevi, yumuşama sürecini dönüşsüz k ı l mak, politik a l a ndaki fera hla mayı asker­ sel al anda da f erahl amayl a bütünl emektir. Şu da var ki, Sovyet devl eti­ nin barı şsever dış politikası, her sa l d ı rgana karşı gereken di renişi gös­ terme hazırlığiyle birleşip kaynaşmıştı r. Doğal olarak, Sovyet halkı n ı n , Sovyet silôhlı kuvvetlerin i n ve aynı za ­ manda bütü n d ü nya ilerici g üçleri nin, ikinci Dü nya Ha rbi yılları nda edindikleri deney ve çıka rd ı k l a rı i bret dersleri sadece bu raya kadar say­ dı kl ar ı mızda n ibaret değil di r. Asıl ödev bu deneyi daha deri nl ere i nerek i ncelemek, ha rpten çıkarı lan derslerden, barış ve u l uslara rası g üven lik

{li} « Komü nist ve işçi Parti lerinin Ul uslara rası Danışma Topla ntısı» , Mos­ kova 1 969, s. 23. 205


mG cadelesi nde, em perya lizmin gerici g üçleri nden gelebilecek bi r sal ­ d ı rı ya karşı d i renişi örg ütlemede usta l ı kla yara rl a n m a ktı r. L. i. Brej nev yo ldaş şöyle ded i : « Ko m ü n istler yeni bir d ü nya h a rbi ya ng ı n ı n ı n uç ver­ mesini bekliyemezler ve beklememeleri g erekir. Bütün d ü nyada ko m ü ­ n i stlerin ödevi, o layları n bu yönde g elişmesini önlemek, emperyal istleri n yeni bir h a rp açma l a rı na o la n a k vermemek, d ü nya ko m ü n i st hareketinin birl i ğ i n i g üçlendirmek üzere g ereken her şeyi ya pmaktı r. » cı So vyet h a l k ı , Büyük A nayurt Ha rbi'nde A l man faşist sa l d ı rg a n l a rı üze­ rinde elde ed ilen evrensel-ta ri h i utk u n u n o tuzuncu yeldönümünü, po litik a l a nda ve ça lışma hayatı mızda, S BKP XXiV. Ko ng resi tarafı ndan bel ir­ l enen planların başariyle yeri ne g etiril mesi so nucu o la n ço k büyük atı­ l ı m l a r içinde karş ı l ıyo r. So sya l i st k urucul u ktaki başa rı l a r, SSCB'nin savunu kab i liyeti n i n ve So vyet silahlı kuvvetleri n i n savaş g ücünün yü kselti l mesi için g üven i l i r bir temel sağ l ı yo r. Ko m ü nist Partis i n i n gösterd iğ i özen ve So vyet halkı n ı n özveri li ça l ı şm a l a rı sayesi nde, si la h lı kuvvetlerimiz h e r sa l d ı rg a n ı g eri püskürtmek için g ereke� bütü n a ra ç ve o la naklara sa h i p bulunuyo r. So vyetler Birl iğ i n i n bir ko lektif g üven l i k sistemi yaratılması yönü nde 1 940 y ı l l a rı eşiğ inde h a rcad ı ğ ı ça ba l a r başariyle so nuçl a nm a m ı ştı. O z a m a n l a r SSCB d ü nya n ı n biricik so sya list devletiydi ve kapit al ist k uşatma çemberi içinde bulu nuyo rd u . Bugü nse durum başkadı r. Oyle ki, g eçen o tuz yıl içnde, A vrupa n ı n ve d ü ny a n ı n yüzü, po litik yaşa m l a rı n ı n yapı­ Iı ğ işti. D ü nyadaki g üçler dengesi nde so syalizmin yara rı na ve em perya l iz­ mi n zararına değ işmeler o ld u . So syal i st devletler to p lu lu ğ u ve bu dev ­ letler o rd u l a rı n ı n birliği güçlendi ve gelişti. B u g ü n a rtık emperya l iz m i n askersel üstü nlüğü kalmadı. So vyet devleti n i n sav u n u g ücü ve yeteneğ i, memleketim izde ko m ü nizm ku rucu l u ğ u için g üven i l i r barışçıl ko şullar ya rata bilecek kadar a rttı . Halkların barış ve g üven l i k m ücadelesinde sını fsa l, devletsel ve to plu msal g ü çlerin geniş ölçüde bağ l a ş ı m ı sağla n d ı . B u bağlaşmanın varlığı v e gücü, bug ün emperyal i z m i n saldırgan iç n itel iğin den do ğ a n belirt i leri so n uçsuz bı rakı yo r. Dünya so syal zi m i n i n ve yeryüzü nün bütü n i l erici g üçleri nin bu başa rı l a rı bir rastlantı değ i l , o b­ jekti f bir ta rihsel yasa l l ı ktır. Dünya so sya list sistemi, so sya l ist ü l keler o rd u l a rı n ı n g ücü, işçi, ko m ü ­ nist ve ulusal kurtuluş ha reketleri, yeryüzün de sürekli b ir barışın kurul­ ması için yeterl i sağ l a m g a ra nti lerd i r. Ve şüphe yo k ki, bundan böyle so sya lizm yapısını silah g ücüyle yı kmaya kal kışocak o lan, herhalde kendi mahvını kendi elleriyle hazırla mış o laca ktı r.

C> lo i. Brej nev, Lenin'in yo l u nda, c. 1 , Mo sko va 1 970, s. 154 206


25

Nisan Yolunda Alvaro Kunyal

"Banş

Portekiz Komünist Partisi Genel Sekret eri v e Sosyaliz m Problemleri» dergisinin sorul annI yamtliyor

So u r . Mem leketin izde an ti-faşist ve demo kratik güçlerin şimd i ki eylem dön em n i n i kara kteristik çizgil eri n elerdir? Yomt. Memleketimi z faşist di ktatörlük ka ran lığın dan sıyrıla lı n eredeyse bir yıl o l uyo r. Bir yıl va r ki, bizde de temel özg ü rl ü kler sağlan m ı ş, a l i k ı ­ ran başkesen gizli siyasal po lisin ko rkun ç egemenl iğin e, yurtseverlerin ko vuştu rulmasın a ve söm ü rg e harbi fecaatin e son veri l m iş bulunu yo r. 25 Ni san 1 974 o layları, Po rtekiz h a l kın n ı en içten l ikli özlemlerin ni , elli yıla yakın bir za man dan beri ken d isin i faşist rejime karş ı savaşa esin l i­ yen emellerin gerçekleşmesi yo l un u açtı . Ordu men supların nı 2 5 Nisan da elde etti kleri başarı, bilhassa diktatörl üğe ve söm ü rge h a rbin e karşı yürütülegelen halk savaşı sayesin de gerçekleşti. Bu utku bir yan dan da f aşist reji m ni i ç çelişki/ erin n i ve izo le d ur uma d üşmesin ni sonu cu o /du. En son u, bu utku, An go la, Gin e-Bisau ve Mo za mbik halk/a rın n ı yürül tü k­ leri kurt u l uş savaşı sayesin de, uluslara rası dayan ı şma ve destek saye­ sin de sağlan a bildi.

Faşist h ü k ü metin devirilmesiyle son uçlan an askersel aksiyon dan son ra , demo kratik g üçler v e h a l k yığın la rı fa şizmin o rtadan kaldırı l ması şi n i e en g en iş ölçüde katı l d ı l a r ve böylelikle d n i a m i k ve köklü devri mci dön ü ­ ş ü m lerin gerçekleştiril mesi o lan ağın ı sağ l a d ı l a r. Memleketin hayal nı da o l uşan keskin dön ü m, Po rtekiz Ko m ün ist Partisin in u l usal -demo kratik devrim o la rak tan ı mladığı tari h sel sü recin o bjektif bel irtisin den başka bir şey değ ildir. Po rtekiz şimdi bu devri m n i ço k ön emli bir aşamasın ı yaşıyo r. Bun a, faşist devletin or tadan k a l d ı rılması, özgürlüklerin yerleşmesi ve yen i, demo kratik devletin ya ratı/ ması aşaması diyebiliriz. Demek ki, bi z u lusa/­ demo kratik devrim so run la rın nı çözü l mesi yo l un da i l k a d ı m la rı atmakta­ yız. Bu a d ı m la rı mı zın an a hedefleri de, demo kratik özg ür/üklerin yerleş­ mesin i sağ la mak, büyük tekellerin varl ığın a son verme k, top ra k refo r­ mun u gerçekleştirmek, kü ltürü gel iştirmek, emekçi yığın ların n ı yaşa ma ko şulların ı ön emli ölçüde iyi leşti rmek, emperya lizmin zin cir/ erin den ta­ mamiyle kurtulmak, bağ ı msız bir ekono m i k geliş meye yön el m ek ve ayn ı zaman da Po rtekiz sömürgeciliğin n i köleleştirmek istediği halkları n hc'; ların ,ı yan i ken di yazg ı l a rın a buyrukluk ve bağı msı zlı k hakların ı gerçek­ ten hayata g eçi rmektir. 207


Bu hedeflere henüz varı l m ı ş değ i l d i r. Fa kat, Portekiz devri minin, şim­ diki aşamada, memleketi n durumunu kökü nden değiştiren v.e demokrasi, ilerilik ve u l usa l bağ ı msızl ık yolunda muazza m bir a d ı m say ı l a n tari h sel başarılar sağ la d ı ğ ı n ı g üvenle söyleyebi l i riz. Hemen belirtelim ki, a rtık faşist devlet ortadan kaldırı l m ış, halkın özg ürlükleri elde ed i l m iş ve yeni, demokratik Portekiz' i n kurul ması na geçi l m iştir. Güçlükler ve tökezlemeler az değildir. Ama bug ü n mem leket h ayatı n ı n bütü n a l a nlarında faşizmin ağır kalıntıları n ı n g ideril mesi yol u nda adım adım il erleme sağlayan de­ ğ işimler oluşmaktad ı r. Bu değişimlerin çok kısa bir za ma nda gerçek­ el ştiri l miş olması n ı gözününde tutarak, memleketimizde devrimci sürecin hızlı tempolarla gelişmekte olduğu sonucuna vara bi l i riz. Soru. Bu süreci dönüşsüz, k a l ı m l ı k ı l m a n ı n , Portekizde gerici liğin ka rşı ­ taarruzunu ve faşizm i n ca n l a n d ı rı l ması tehlikesini g idermenin koşull a rı ve g a ra ntileri n elerdir? Yanıt. Mem leketimizin demokratikleşmesi yolunda hem politik, hem de ekonomik ba k ı md a n hala bazı tehlikeler va rd ı r.

Once politik d u r u m u ele a l a l ı m . G erici lik reel bir g üce dayan ıyor, devı let cihazında önemli mevzileri hala eli nde tutuyor. Bundan ötürü de, yen i, demokratik devleti g üçlendirme soru nu büyük bir önem taşıyor. G erici liğin 28 Eyl ülde yenilg iye uğramasından sonra, bu yönde önemli a d ı m l a r atıldı. G erici eğ i l i m l i genera l ler U l usa l Kurtu luş Kol) seyi kadro­ sundan çıkarı l d ı , C u m h u rbaşkanı görevi nden çekildi, ord u n u n kilit nok­ talarına yeni komuta n l a r geti ri ldi. Devlet cihazındaki y eniden örg ütleme veya daha ziyade temelı1 bir temizliğe bu cihazı g üçlendirmek ve sağlci mlaştı rmak a maciyle g i rişiidi. Bütün bunlar, demokratik düzenin, demokratik devletin g erçekten bir ho yli g üçlend irildiğine ta n ı k l ı k ediyor ve bu ileri yü rüyüşe bundan böyle de deva m ed ilebi leceğ i, daha köklü dönüşümler ya pıla bi leceğ i i na ncı n ı veriyor. G i ne-Bisau C u m h u riyeti'ne bağ ı msızl ı k ta n ı nd ı ktan ve Moz� m bik'te g eçici hükü met kuruld uktan sonra, Angola ' n ı n , Yeşil Burun Ada la rı ' n ı n v e diğer bazı toprakların dekolonizasyonu (söm ü rge ol ma kta n çıkarı l­ ması) süreciyle ilgili olarak ciddi problemler ortaya çı kıyor. Portekiz geri bırakı l mış bir ülked ir ve büyük kaynaklara sa h i p değ i ld i r. Söm ü rgelere bağ ı msızlık ta n ı m a işi daha bir hayli ekonomik ve parasal olanak ge­ rektiriyor. Ostel ik, şimdi en azından Portekiz silahlı kuvvetleri n i n Afrikada bulundurul ması zoru nluğ u deva m ediyor. Dekolon izasyon soru n u n u n çözü mlenmiye ça lışıldığı ü l kelerde yer alan olaylar, Portekizde şimdiki iç politik durum üzeri nde önemli etkiler yapa bilir. Bu olayl a r, faşist ve gerici örgütlerin ve Portekiz içinde komplo pususuna yatm ı ş g üçlerin palazla nmalarına yol aça b i l i r. Demek ol uyor ki, dekoloniza syon sü reci nin 208


elden geldiği nce hızla gel iştiril mesi ve şimdiye kadar Portekiz sömür­ g eci liği n i n boyun d u ruğuda tutulan bütü n halklara bir a n önce ta m ba­ ğı m sı zl ı ğ ı n tanın ması gerekmektedir. Ekonomik a l a nda g erici lik hôlô başlıca mevzileri eli nde tutuyor. 'Politik egemenlik a rtık demokratik g üçlerin elinde olsa bile, ekonom ide kom uta ' katları na hôlô eskisi gibi tekeller ve lôtifund istler çöreklenmiş durum­ dadır. Tekeller ve lôtifundistler, ekonomik hayatı sa bote ediyor, köy ekonomi­ sinde ve çeşitli sanayi kolları nda ciddi zor/v k lar y a ratıyor/ar. A yrıca, ücret ödemeleri n i g ecikti riyor, binlerce emekçi sok �ğa atıl ıyor ve işsiz­ liği artı rı yor/ ar. B r i yandan parası zlı kta n yak ı nı rken, öte ya ndan y a ba ncı ba nkalara gizliden gizl iye milyar/ar a ktaran tekel ler ve l ô tifundistler, kü­ çük ve orta sanayicilere, tücca rla ra ve köylülere kredi açmaya ya naşm ı ­ yor, ağı r ekonomik d u ru m u n suçunu yeni rej i me yükleyerek, halk ara­ s ı nda bu rejimden hoşn utsuzluk ya ratmaya çal ışıyor/ a r. Böylece g üttük­ leri hedef, ka rşı-devrimci hücum için elverişli bir orta m yaratmaktır. Kısaca sı, g erici g üçlerin geniş bir eylem a l a n ı vard ı r ve bunlar Porte­ kiz'de demokratik düzen için tehlike yaratabilir ler. A ma bu böyle g i demez. Memlekette ya kendi kötücül sömürü sistem­ leri n i dayatmak üzere tekeller ve lôtH undistler tekra r politik iktidarı elde edecek ve di kta rej i m i n i yeniden kuracaklar, yada yeni, demokratik Portekizi k urmaya deva m etmek üzere demokratik g üçler tekellerin ve lôtifundistlerin ekonomik egemenl i ğ i ne son vereceklerd ir. Başka a lter­ natif yoktu r. işte b u n u n içi n, biz komünistler, demokratik gelişmenin eko­ nomide en önemli kol ların m i l l ileşti ril mesi ni ve lôtifund istlerin eli ndeki toprakların köylülere veri lmesini gerektirdiğini söyl üyor ve bunda ı sra r ediyoruz. Portekiz Kom ü nist Pa rtisi, Silôhlı Kuvvetler ,Ha reketi' n i n ve kend isinin de katı l d ı ğ ı g eçici h ü kü meti n, tekeller ve lôtifundistleri ekonomik mev­ z ilerinden çı karı p atmak, en azı nd a n bunları n ekonomik egemenliğini s ı n ı rla mak üzere g itgide daha kesin ve a rdıcı l ted birler aldığını gör­ mekte ve bu olayı m e m n u n iyetle kaydetmektedir. Bugün memleketi mizde a na ödev, tekellerin ve l ôtifundistlerin ekonomik egemenliğini sı nı r/ a ­ maktı r. Ozcesi, demokratik devletin meydana g etiril mesi, dekolonizasyo n u n g erçekleştiril mesi v� tekellerle lôtifundistleri n ekonomik egemenliğ i ne son veril m esi, memleketi m izde demokratik devrim süreci n i dön üşsüz k ı l ­ m a n ı n ü ç g üvencesidir. Soru. Portekiz Komü nist Pa rtisi devri m i n şimdiki aş a masında ne gibi soru nları n çözü m üyle uğraşmaktad ı r? 209


Yanıt. Pa rti mizin olağanüstü kongresi, biraz önce sözü n ü ettiğimiz üç ana yönde şu tedbirlerin gerçekleştiri lmesini önerd i :

Ozg ü rlükleri savunmak, demokratik devletin org a n la rı n ı g üçlendirmek, memleketi n bundan sonraki gelişmesi ni sağ l a ma k üzere ekonomik istik­ rarı koru maya ça lışmak ve dekolon izasyon sürecine deva m etmek . . . Ozg ü rlüklerin savu n u lması ve demokratik devl eti n güçlendiril mesi ni her şeyden önce şöyle a n l ıyoru z : - Bütü n devlet cihazı nı sağ l şimdiki pol itik rej i m i n temsilcileri n i getirmek ; - Askerleştiril miş emniyet ve polis g üçlerini demokratik düzeni savun­ ma g ü çleri haline g etirmek ; - Büyük ulusa l sorunları n çözü m ü n e halkın \geniş ölçüde katılmasını sağ lamak ; hü kü met, devlet kurumları, yersel egemenlik orga nları , pol ti ik pa rtiler, sendika birlikl eri, bütün demokratik, halkçı ve yığı nsal örg ütler arasında sıkı işbirliği yapmak ; - Ka rşı -devri mci komploculara ve ekonomik sa botaja karşı sert ted­ birler a l ma k ; - Ve ensonu, h a l k ı n eylemde v e özg ü r. olara k iradesini belirtebileceğ i Ku rucu Meclis seçim l eri yapmak. Olağ a n ü stü kong remiz tarafı n d a n kabul edilen plôtformda, mem leke­ tin ekanom i k ve finans d u r u m u n u n istikra r düzeyinde tutul masına olanak verecek geniş bir ted birler progra m ı da sapta n m ı ş b u l u n uyor. Bizler bu ödevleri g erçekleşti rme yol u nda, birincil önemde sayı lam ıya ­ c a k amaçlarl a yap ı l a n devlet harca m a l a rı n ı n v e askersel harca maların biteviye azaltı lması için, sıkı bir tasa rruf rejimi için, a nti-enflôsyonist bir politika, devlet da ireleri n i n yönte m i n i esaslı olara k iyileşti rme, devlet sermaye yatırı mlarını a rtırma, mal i kontrolü, özel ba nkala rı n eylemi ve sermayeleri n ha reketi üzeri nde devlet kontrol ü n ü g ü çlendirme pol itika sı g üd ü lmesi için m ücadele ediyoru z ve edeceğiz. Portekiz Kom ü n i st Partisi, sa nayi a l a n ı nda , ü retim hacm i n i n hiç de haklı bir temele daya n ı l madan azaltılmasına karşı, fabrikaların kapatı l ­ masına, y ığınl a işten çıka rmalara karşı enerjik ted birler a l ı nmasından, çeşitli işkol l a rı nda devlet işletmelerinin ve devletin katı ldığı işletmelerin mevzileri n i n g üçlendirilmesinden, ekonomik gelişmeye katkıda bul u na ­ bilecek küçük ve orta işletmelerin koru nmasından yanadır. Portekizde köy ekonomisinin problem leri de, mali problemler ve ,sa ­ nayi problem leri kadar ciddidir. Köy bir sürü güçlü kle boğ uşuyor. Bu gü çlükleri n bir a n önce g iderilmesi gerekiyor, zira burada m i lyonlarca Portekizl i n i n yaşa msal menfaatleri sözkon usudur. Şeh irde hızlı tempo­ lorlo gelişmekte olan demokratik devri m i n köyde yenilg iye uğramasına el bette razı ola mayız. 210


Köy eko no m isi ko nusunda bizim d ü şü ncemiz şud u r : Devlet, işlenm iyen to prakları tespit etmel i, bunlara el ko ymalı ve hepsini işlemek i steyen­ lere dağıtma l ı dı r. To prak kira l a m a sistemi esaslı o la ra k gözden geçiri l i p yetkinleşti rilmeli, k ü ç ü k ve o rta, çiftçiler k redil erle, ayrıca l ı k l a rlo, so sya l v e teknik ya rd ı mlarlo ko runma l ı v e koo peratiflerin gelişmesi teşvik ,edi l ­ melidir. 25 Nisan o laylarındon so nra Po rtekiz emekçi lerinin, menfa atleri n i n gözeti l mesi ve g ereksi nmeleri n in yerine getiri l m esi a l a n ı nda, faşist d ikta ­ törlüğ ü n h ü k ü m sürd ü ğ ü yı l la r bo yu nca o lduğundan ço k daha fazlasına u laştıkları zerrece kuşku götürmez. Ne va r ki, memleketin eko no m ik ge­ l işmesinde karşılaşılan g üçlüklerin, emekçi lerin so sya l a l a nda elde ettik­ l eri başa rı ları yo ketmesine de yo l veri l emez. B u ndan ötü rüd ü r ki, biz ko m ü n istler, emek ücretleri n i n fiyat a rtışla riyle o ra n i ı o la rak pe ryo d i k biçimde yükselt i l mesini, to plu iş sözleşmelerinde sapta nan ko şulların karş ı l ı klı ve zo runlu o larak yeri ne geti ri l m esini, so sya l ayrıco l ı klor siste­ m i n i n daha fazla g üçlend iri l mesi ni, haksız yere işten çıkarma l a rı n YDsak ed il mesi ni, ek işyerleri ve to plu msal ça lışma örgütleri meydana geti ri l­ mesini istiyo ruz. Olağanüstü ko ng remizde, Po rteki z emekçilerinin kül­ fette ve ni mette eşitl i k istediklerini, ya ni eğ er kavuştukları özg ü rlüğü p a halı ödiyeceklerse, memleket zeng inl iklerini ellerinde tuta n l a r tarafı n­ dan do bunun aynı biçi mde ödenmesini istediklerini belirtmiş b u l u n u ­ yo ruz. Ve bu isteğ i şöyle özetliyo ruz : " Evet, bizler yurd u n menfaatlerine çalışmak istiyo ruz, söm ü rücülerin çıkarına değ i l ! " işte memleketimizin v e parti mizin önü ndeki o n o so runlar özetle bun­ l a rd ı r. işçi sınıfının pa rtisi, bu sı nıfın devrimci öncüsü o lon PKP, bu so runları n çözü m ü ne a ktif o larak katı lıyo r. Sözko n usu o lon, herhalde ko layca a n laşı lacağ ı g i bi, parti m izin ileri sürd ü ğ ü ted birlerd i r ve bun­ ları n hükümetçe yerine getirilmesi zo runludu r. Bize d üşen, kadro suna katı ldığımız hükümete bu ted birlerin hayata g eçiril mesinde ya rd ı mcı o l ­ mak, bir ya ndan da yığ ı n l a rı n mücadelesi ni, halkımızın mücadelesini örg ütlemeye ça lışmaktır. Biz, özg ü r l üklerin pekiştirilmesinden ve devletin sağ l a mlaştı rılmasından so nra, en önem li eko no m ik pro bleml erin çözü l m esi ve deko o l nizasyo n sürecine kesi nlikle deva m edi l mesi gerektiğ i kanısındayı z. B u g ü n de, ya rın da, halk bütün bu so run l Pa rtimize gel ince, o no d üşen ço k çeşitli ödevler vardı r. Biz gizli ça ­ lışma ko şullarından çıkmış bulunuyo ruz ve yen i ko şul l a l ı şmaya başlıyo ruz. Düne kad a r ko vuşturmalara uğrayan partimizin, bugün h ü kü met içinde temsi lcileri vard ı r. Hayat bizim ajitasyo n-pro pa ­ ga nda çalı şm a m ı zdan, kadro la rı mı zdan şimdi ba m başka ödevler bekli­ yo r. Daha aşı lması gereken pek ço k zo rlukla bo ğuşmakta o lsa k bile biz a rtık yeni ko şullarda ça lı şmaya g eçişi başarıyle g erçekleştirmiş bu/u21 1


nuyorüz. B u cüm leden olarak, parti- içi ça lışmaCIa iyi sonuçl a ra u la ştık. Bugün yeterince geniş bir ajitasyon-propaga nda ça l ışması yürü tüyoruz. Kadroları m ı z yeni d u ru m u n istemlerine göre eylem göstermeye ça lışıyor­ lar. Pa rti m ize şi mdi çok genç g üçler katılıyorla r. Tek sözle, PKP'n in kong­ rece kendisine verıf en ödevleri yerine getirebileceğ ine i n a nı yoruz. Soru. Y en i , demokratik Portekiz için savaşta halk ile silôhlı kuvvetler a rası nda bağlaşmayı Portekiz Komü nist Partisinin nasıl değerlend irdiğ i hakkın da d a birkaç söz söyl er misin iz ? Yamt. H a l k ı n silô h l ı kuvvetlerle bağlaşıklığı, memleketim izde demok­ ra sinin kesinlikle otu rması n ı n çözümleyici etkenidir. Bu bağlaşma bozu­ l u rsa, demokrasi derhal tehli keye d ü şer. Bunun içindir ki, pa rtim iz, bir ya ndan halkın ve demokratik g üçlerin birliğini, öte yandan da halk hareketi ile Silôhlı Kuvvetler Ha reketi a rası ndaki bağlaşmayı g üçlendir­ meye ça lışmaktadır. Silô hlı Kuvvetler Hareketi' n i n kendi içinde birlik de birincil bir önem kaza nı yor. Silôhlı Kuvvetler sadece bir tek s ı nıfı n temsilcilerinden oluş­ m u yor. Bun ların safların da çeşitli sosyal z ü m reler vardır. B u durum ordu mensupları a rasında çel işkiler ve görüş ayrı l ı kl a rı doğuruyor. Demek ki, eğer işçi s ı ı;ı ıfı n ı n köylerle, şehir küçük burjuvazisiyle ve orta burjuva­ zinin bel irli çevreleriyle bağ laşıklığı sa rsı l ı r ve zayıfl a rsa, bu d u r u m silôhlı kuvvetler içindeki çeşitli ki mselerin davra n ışlarına da ya nsıyaca k­ tı r. Politik d u r u m ve koşu l l a r, silô h l ı kuvvetlerin içsel birl i ğ i n i n ve mem­ lekette demokratik dönüşü m ler için savaşa n sosya l g üçlerle bağ laşıklı­ ğ ı n ı n sağ l a m ol m�n ı gerektirmektedir. Memleketim izdeki Silôhlı Kuvvetler Ha reketi, kendine özgü bir sü reç sonucu ol a ra k d oğ a n özel bir ha rekettir. Sil ô hl ı Kuvvetl er Hareketi'n i n özel politikası, ordu mensupları n ı n son y ı l l a rda, hele 2 5 Nisandan sonra oluşan demokratik moral prensipleriyle bağdaştı rı l ıyor. Demek ol uyor ki, bu ayrı ayrı politik pa rtiler temsilci leri n i n hareketi değ i l d i r. Demokratik g üçleri n birliği n i n güçlenmesi ve politik partil eri n eylem­ birliğ i n i n a rtmasıyle Silô hlı Kuvvetler Hareketi ' n i n kendisi de sağ l a m ­ laşaca ktı r. Ama . politik parti ler a rası nda görüş ayrı l ıkları doğacak ve çatışmalar başgösterecek olursa, bu durum kaçı n ı l maz olaraz silôhlı kuvvetlere de yansıyacaktı r, bu orta mda çel işkilerin sertleşmesi ne yol açacaktır. Dolayısiyle Silôhlı Kuvvetler Hareketi' nin halk hareketiyle bağlaşması üzeri nde de olumsuz etkiler ya pacaktı r. Bu nedenle, biz, demokratik g üçlerin politik birliğ i n i n sarsı l ı p zayı fla ması hali nde, Sil ô h l ı Kuvvetler Ha reketi içinde birliğ i n v e bu hareketin halk hareketiyle bağ ­ laşıkl ı ğ ı n ı n da bundan zarar göreceği ka nısı ndayız. H a l k ı n yü rüttüğü m ücadeleye geli nce, bunun şimdiki d u r u m ve koşul ­ l a ra uymaya n bazı biçim leri, belirli s ı n ıflar, ya ni işçi s ı nıfın ı n bugü nkü 21 2


devrim aşamasında bağlaşıkları olan küçük burjuvazi a rasında ve bazı orta burjuvazi çevrelerinde endi�e uya ndıra b i l i r. Bu g ibi m ücadele biçi m leri, halkın bazı ikirc i m l i kaUarınl politik eylemden uza klaştıra b i l i r v e s o n çözümde ordu v e h a l k a rası nda hoşn utsuzl u k doğura b i li r. B u n u gözön ünde b u l u nd u ra n gerici provokatörler, g erçekte gerici l i ğ i n çıkarla­ rı na �izmet eden sözü mona halk eylemleri örgütleme çabasına düşmek­ tedir/er. 1 974 Kas ı m ı nda lizbon'da başgösteren olaylar, sağcı b i r zü m renin (şi mdiki reji m ta rafı ndan sağlanan pol itik özg ü rl ü kten yara rla nma hak­ kına sa hip alsa bi le) m iting ya pmasına engel o l u n m a k istenmesinden doğ muştu. Bazı sorumsuz elema nları n politik pa rtilerden biri n i n binasına dalıp zorba l ığa kalkışma ları n ı n halk hareketiyle hiçbir i l işiğ i yoktur. Bu­ ra da doğ rudan doğruya, halkı temsil etm iyen sor u msuz bir azı n l ı ğ ı n ve faşis t g rupları n eylemi sözkonusudur. Bu gibi eylemler g erek halk yığın­ ları a rasında, g erekse silôhlı kuvvetler içinde el bette kuşkular doğura­ bi l i r. B u provokasyonlar asker ve sivil yurttaşların bağ laşıklığını zayıfla­ ta bilir ve bunların il işkileri nde a n laşmazlı klara yol a ça b i l i r. Doğal olarak, aşırı solcularda n ve g ericilerin esi nlediği her soydan ve boydan serüvenci lerden başka , gericiliğin kendisi de, silôhlı kuvvetler ile halkımız a rasına bir set çekmeye çal ışıyor. G erici lik h a l k a rasında silôhlı kuvvetlere karşı g üvensizl i k havası yaratmak, bunları n halkın özg ü rl ü k ve menfaatleri ni savunmadığı fikri ni tel kin etmek istiyor. Ote yandan, aynı gericilik, ordu mensu plarını da, işçi sınıfı n ı n ve halk yığınları nın silô h l ı kuvvetleri feda ederek i ktidarı kendi ellerine a l m a k isted ikleri ni söyleye­ rek kışkı rtma çaba larına a ra verm iyor. Ve ordu mensupları na, memle­ ketin hayatında kendilerine düşen rol ü oynama hakkını tan ı m a k istemi­ yor. Böylece, silôhlı k uvvetlerle halkı birbirinden ayı rmayı a maçlayan bütü n karşı - devrim kara kterli entrika lar belirli bi r teh l i ke g izliyor. Şu var ki bu zorluklara ka rşı n, biz, h a l k ha reketi ile Silô h l ı Kuvvetler Hareketi a ro s ı ndaki bağlaşmayı yine de g üçlend i rebi l i riz. Bu bağ laşma, memleketimizde özg ürlüklerin yerleşmesi ve sağ l a m laşması, demokratik düzenin pekişmesi için, serbest seçimlerin ya pılabi l mesi için, h a l k ı m ı z ı n kendi yazg ı sı na buyuruk olacağ ı y e n i , demokratik Portekiz' i n ya ratı l m a sı yolunda ilerlemesini sağ la m a k üzere ekonomik reformların gerçekleştiril­ m esi içi n bug ü n de, yarı n da g ereklidir. Soru. Portekiz komünistleri devri m i n geleceğ i n i nasıl görüyorlar? Yamt. Biz başarılara da u laşacağ ı z, başarısızl ıkları m ız da olacak, sağa ve sola sa pmalarla da uğraşacağ ız. Karmaşık, çel işik ve bora lı bir süreç bir doğru çizgi boy u nca gelişmez. Ama biz, Portekizde demokrasi­ nin yerleşip g üçleneceği ne, köklü sosyal dönüşü m lerin gerçekleştirile­ ceğ ine inan ıyoruz. Acele etmiyoruz, olayları çabuklaştı rma çabası ndÇl

213


değiliz, henüz ulaşı l m a ko şulları o lg unlaşmamış hedeflere varmayı do a maçla m ıyaruz. Memleketi m izde demo krati kleşme sü reci devam ediyo r. Bu sü reçte işçi sınıfı n ı n ro lü a rtırılacak, yeni, demo kratik Po rtekiz' i n kurulması yara rı na o la ra k bu sı nıfın d i ğ e r to plu msal g üçlerle bağl ışıklığı g üçlenecektir. Biz Po rtekiz to p l u m u n u n yüzünü değiştirecek o lo n köklü dönüşü m ler yo l u nd a n yü rüyeceğ iz. B u g ü n anti-mo no JElo l ist so runları çöz­ meye ça lışıyo ruz, daha so nra do so sya lizme do ğ ru yöneleceğ iz. Bu perspektife inanıyo ruz. Bağ laşıklarım ızla o m uz o m uza, acele etmeden, sabırla i lerliyo ruz. Parti o la rak, sınıf o la rak, izo le d u ru mda değ i l iz. Biz, tekel lere ve lôtifu ndistlere karşı savaşan diğer sınıf ve katla rlo birli kte y ü rüyo ruz ve bağ laşıkl a r ı m ızla elden g eldiği kadar uzun süre beraber o l mak istiyo ruz. Ve eğer parti miz bundan so nra da bu ta rzda ha reket ' edebil irse, memleketi m izde demo krasi dôva s ı n ı n üstün geleceğ ine ve so sya list Po rtekiz'in ya ratı lacağ ına inanıyo ruz.

214


işçi sınıfının öncüsü ve toplumsal gelişme dinamiği ( 1 ) Prof. Hanna Volf Alman Sosyalist Birlik Partisi MK üyesi ve " K. Marks» Yüksek Parti Okulu Rektörü

Çağdaş M arksist-Leninist pa rtinin en karakteristik çizgi lerini tah l i l ederken, bizce, doğal olarak, işçi sınıfı n ı n devri mci pa rtisinin, bu sınıfı n kendisi g i bi, doğada, toplu mda v e düşüncede h er olgu g i bi, d iyalektik kanunların etkisi a ltında bulunduğunu gözönünde b u l u nd u rma n ı n önemi vard ı r. Komü nist pa rtisinde, i l kelden y ü kseğe doğru, basitten m ü rekkebe doğ ru, daha az yetkinden daha çok yetkine doğ ru sürekli bir gelişme süreci nin varl ı ğ ı n ı ya lnızca metafizi kler tartı şabilirler. Yeni ta ri h sel du­ rum ve olguların Ma rksist-Leninist ana lizi sonucu olarak, pa rti durmak­ sızı n dü nyaya dair, top l u m u n hayatı ndaki yasa � l ı k l a ra d a i r yeni bilgi ler kaza nıyor. Ve bu öyle olağan nicel değişimler birikimi sü reci değ i l d i r ; b u n d a nitel ba kımdan yeni basa maklar da bel i rir. Demek ki, çağ ı mızın Marksist-Leni nist partisi, işçi sınıfının ve bütün emekçilerin ideolojik, politik ve örg ütsel ba kımdan d u rmaksızın gel işen öncüsüdür. Bu deva m l ı g el işme sü reci m ü m kündür, çünkü komü nist pa rtisinin ey­ lemi tari hin akışı boyu nca doğ ru l u ğ u ta mamiyle kanıtlanan ve komü­ nistlerin zerrece tôviz vermedikleri temel prensiplere dayanıyor. Bu sağ ­ l a m ve sarsılmaz prensipleri n bazılarını şöylece soya biliriz : Marksizm-Leninizm pa rtinin ideoloji k-teorik temel i d i r ; parti onun bü­ tün « so l " ve sağ -oportürıist sahteciliklerden arı klı ğı nı uzlaşması z olarak savu n u r ; Parti, işçi sınıfı n ı n ka pita l izmden komü nizme geçişi a maçlaya n sava­ ş ı n ı n bütün aşa maları nda (demokrasinin elde ed ilmesi, gel iştiri l mesi ve savu n u l ması ; işçi sınıfı n ı n politik egemenliği için sava ş ; sosya list ve komü nist topl u m u n kurul ması aşamakırında) bu sınıfın bilinçli, örg ütlü ve disiplinli öncüsü olmakla ödevi i d i r ; Kom ü n ist partisi a rdıcıl proleta rya enternasyonalizm i örg ütüdür. M a rksist- Leninist pa rti ancak temel prensiplere daya n m a k suretiyle d a ha i leri doğ ru g elişebil i r ve nitel ba kı mdan yeni basamaklara çıkabi(t) " Çağdaş Marksist-Leninist pa rti " konulu uluslara rası fikir değ iştoku­ şuna deva m ediyoruz. Ba k : « Barış ve Sosya lizm Problem leri » ("Yeni Çağ») , sayı 2, 5, 6, 1 0, 1 974, sayı 2, 1 975. 215


l i r. Dıinya komü nist ha reketi nin 1 973 yı l ı nda kutlad ı ğ ı RSD i P 2. Kong­ resi nin 70. yıldönümü bu gelişmenin ne kadar dinamik olduğ unu bir kez daha gösterd i. Bu kong rede V. i . Len i n ta rafı ndan kurulan ilk yeni tip parti (Bolşevikler Partisi), gerika l m ı ş ça rlık Rusyasını bir sosya l ist dev­ l ete dönüştürd ü . Bu devlet şimdi kom ü nizmi kurmaktad ı r. Ve bug ün hiç bir uluslara rası ciddi problem bu devletin katı lı m ı olmadan çözü lemez. Sovyetler Birliğ i Kom ü n ist Pa rti si, buna, daima emekçi yığ ı nl a rı n ı n g it­ g'ide a rtan g üvenine dayanarak ulaşabiidi. Bu pa rti, y ı ğ ı nlara , ana hedefi (işçi sınıfı n ı n politik eg emenliğini elde etme ve sosya lizmi kurma) açı kça ve elle tut u l u rca sı na g östermeyi beceriyor, bazan ka rşı laşı lan g ü çl ü kl eri ya l n ı z açıklamakla yeti n m eyip, aynı zama nda yenerek, bu ana hedefi g erçekleştirmenin reel yol u n u açmayı başa rıyord u. V. i . Lenin'in partisi, her za m a n (örneğ i n Büyük Anayurt Harbi yılları n ı n g ü ç koşulla­ rı nda bile), yığınları proleta rya enternasyonalizm i ruhunda eğ itiyor ve bu eğiti m i bir an bile a ksatmıyord u. Ve g eçilen bütün bu yol boyunca, pa rti, yeni deneyi a ra l ıksız olara k değerlendi riyor, yeni bilgi ed in iyor, eylemini yerki n leştiriyord u. Besbel li ki, SBKP' n i n bug ü n XXiV. Kongresi­ nin kararl arı nı hayata geçirerek ulaşmış ol d u ğ u ve ul aşacağı büyük başarı l a rı n a na htarı bundadır. Pa rtimizin bütün tari hi, ASBP V i i i . Kong resi ( 1 97 1 ) tarafında n hazır­ lanan bugü nkü parti strateji ve taktiğ ini gerçekleştirme ça lışmaları, Marksist- Len i nist pa rtinin politika sı nda geçişlilik ve sürekliliğin, eskiyeni, yaşa n m ı ş ola n ı , objektif g erçekl iğe ve topl umsal gelişmenin yeni istem­ l erine karşı kon u l a n ı koru ma, konserveleştirme olara k meka nik biçimde yoru m l a n masını ya lanl ıyor. Bizce, sağla m devrimci g eleneklerin olgunlaş­ m ı ş yeni problemlerin çözü m üyle, devri mci öngörüyle , ya kı n ve uzak ge­ lecek özen ve düşüncesiyle org a ni k biçimde bağdaştırıl ması, ASBP yöneti minin ben imsemeye ça l ı ştığı Leninci ça lışma sti l i n i n ayırdedici çizgilerinden birid ir. Ya l n ı z geleceğ i n a raştı rıcı l a rı, pa rti mizin ta ri h i n i yazacak ola n l a r değ i l , bizler, b ug ün ü n ta n ı kları, daha şimdiden, ASBP Vi i I . Kong resinin pa rtimizin gel işmesinde bizi nitel ba k ı mdan yeni bir basa mağa çıka rdığı nı, objektif ol a ra k gerekl i bir dönüm noktasına ' ulaştırd ığ ı n ı g üvenl e söyl iyebiliriz. C u m h u riyeti m iz, eğ er bug ü n tari hsel açıdan ba k ı l ı rsa, komü nist top­ l u m sal gelişme devri nin, Sekizinci Kang rece gelişmiş sosya lizm olara k nitelenen oluşma aşaması nda b u l u n uyor. Bu a ş a m a n ı n başlıca nitel çizg ilerinden biri, yönetici sosyal güç olara k işçi sınıfı n ı n dinamik bir yüksel iş gösteren büyük bilinçli etken liğidir. Bu sınıfın a l a bildiğine a rtan etkisi ve top l u mdaki yönetmenlik rol ü, bağlaşıkları n ı n , ya ni kooperatifçi köyl ülerin, sosya l ist ayd ı nların ve aynı zama nda g ençlerin ve kadınların ya ratıcı g irişi m i n i n a ktifleştiri l mesini sağl ıyor. Bu gi rişim, Sekizinci Kongre tarafı ndan ortaya kon u l a n ana ödevin, halkın maddi ve kültürel düzeyi ni daha fazla yü kseltme ödevinin yeri ne g etiri l mesine yöneliktir. 216


Alman Demokratik Cumhu riYEtli nde gelişmiş sosya lizmin oluşmasında yeni aşama, objektif ta ri hsel etkenlerin etkisinin bir sonucu, Marksist­ leninist parti mizin a rd ı c ı l ve a maca yöne l i k eylem i n i n sonucudur. Buna asla kend i l iğ inden gelme süreçlerin olağan sonucu gözüyle ba k ı l a maz. Sosya lizmin temellerinin kurulması sırasında ü reti m i l işkileri nin devrimci temeller üzerinde yeniden düzen lenmesi sonucu olarak, işçi sınıfı n ı n bilincinde esaslı bir dön � m g erçekleşmiş, b u sınıfın sanayice g elişmiş sosyal i st toplu m d a karmaşık süreçleri yönetme yeteneği yeni bir d ü zeye çı k m ı ş bulu nuyord u . Sosya l ist m ü l kiyetin büyümesi, yerleşmesi v e etk i n l i kl e k u l l a n ı l ması, sosya lizmde sosyal i l i şki lerde, insanlar a rasınd a k i ilişkilerde nitel bak ı m ­ dan yeniyi, ya l n ı z işçiler i ç i n değ i l , bağ laşıkları i ç i n de elle tutu l u r hale g etirdi, onlar için sosya lizmin eski sömürücülük düzenine üstün l üklerini açıklığa kavuşturdu. A De emekçileri, yaşamlarındaki elle tutulur iyileş­ menin «yukarı» da n her hangi bir bağ ı ş değ il, sömürüden azatla n m ı ş olan kendi emekleri n i n bir ü rünü o l d u ğ u n u g itgide daha ç o k a n l ıyorla r. Temelde, a ltya pıdaki devri mci değ işimler, dolayısiyle t ü m top l u m u n ya ­ şama koşul l a rı nda, aynı za manda bireyi n, tek insa n ı n yaşa m ı nda oluşan değ iş i m l er, d ü nya görüşünde de bir hayli değ işikliğe, yığı nsal bili nçte sosya l i st topl u m u n s ı nıf ve katma nları a rasındaki i l i şkiler konusunda b i l i msel tasa r ı m la rı n kök s a l masına yol açma ktadı r. i şçi sınıfı n ı n etkisi a ltında, h a l k ı n büyük çoğ un l u ğ u şu b i l i nce varıyo r : Ulaşılan başarı ların kesin koşulu, işçi sınıfı n ı n yü ksek pol i tik' örgüt biçimi olara k Ma rksist­ Leninist pa rti ta rafı ndan g erçekleşti rilen ve sosya l izmin gelişme kanun­ larını b i l i msei likle tanı maya daya n a n tek birleşik yöneti mdir. Bilinç 0 1 g u n l uğ u nda bu ta ri hsel yü ksek d ü zey ve M a rksist-Leninist partiye g üven duyg usu. yal n ı z yığınlar a rası nda propaga ndayla sağ l a n m ı ş değ i l d i r ; bu b i l i n ç düzeyi ve g üven duygusu, V . i . Lenin'in deyi m iyle, a y n ı za ­ manda « bu yı ğ ı nların kendi öz politik deneyi» ni n sonucud u r. (2) Zeng i n leşen politik deney, i şçi sınıfı n ı n ve tüm emekçi h a l k ı n bilin­ cinin y ü kseldi ğ i yeni d ü zey, partimiz tarafı ndan önce Merkez Kom ites i n i n 1 4. Plenumunda, sonra da ASBP V i i i Kongresinde za manı nda v e deri n ­ lemesine t a h l i l edi l m i ş v e değerlend irilmişti. Böylece, pa rti, kendi eyle­ mını ışçı sınıfının ve bu sı nıfın bağ laşıklarının menfaatleri ve bilinç düzeyiyle ta mamen uyumlaştırmayı başa rd ı ve içinde bu lunduğumuz aşamada izliyeceği politik hattı isabetle belirledi. Sekizinci Kong re önünde okuduğu hesapverme raporu nda E. Honeker yoldaş şunları söy­ led i : « i şçi sınıfının Ma rksist- Leninist partisi olara k ASBP' n i n ödevi, bilim­ sel temellere daya nan bir strateji ve taktikle ADC'de toplumsal geliş­ menin politik yöneti m i n i g erçekleştirmektir. Bu parti, sosya list düzenin daha fazla ser pilip g elişm esi için, bütün yurttaşl a rı n g i ri ş i m i n i uyandırı-

eı v. i. l enin, Bütün eserleri, c. 4 1 , s. 78. 217


yor ve gel iştiriyor . . . Merk ez Komitesi, parti nin yöneticilik eyleminin merk ezinde top l u m u n politik yöneti m i n i n yer aldı ğ ı n ı belirtiyor. » (:l) Gelişmiş sosya l ist topl u m , ideolojik düşmanları m ı zı n görüp göstermeye yeltendik leri gibi sosya lizm ve k om ü nizm yolunda bizi m uyd urd uğ u m uz bir ek safha değ il, objek tif ola rak k oşullanmış bir tari hsel aşa madır. Parti n i n politik ası böyle bir tari hsel aşama sıfatiyle gelişmiş sosya lizmin özl ü ğ ü n ü iyice a nla ma temel ine, ADC'de ü retim g üçleri n i n objek tif ge­ lişme düzeyi nin, sosya l-ek onomik ilişk i lerin olg u n l uğ u nu n ve g i derek yaygı nlaşan bili msel-tek n ki devri m k oşulları nı n ta h l i l i temeline, aynı za­ manda sosya list topl u l uk ülk eleri n i n ek onomik enteg rasyon g erek semele­ rine daya nmak tadır. ADe işçi s ı nıfı, sosya lizmin üstünlük leri ni halk ı m ı z ı n ve tü m ul uslara­ ra sı sosya lizmin yara rı na ola rak daha dolgun biçimde k ul l a n maya ve geliştirmeye ça l ı şıyor. işçi sınıfı m ı z, k endi öncüsü Alman Sosya list Birlik Partisinden, bu bak ı m d a n da büyük hizmetler bek liyor. Gelişmiş sosyalist toplu mda Mark sist-L eni nist pa rtinin rol ü n ü n yasa llık la a rtması da esas iti bariyle bundan i leri g eliyor. Ve k eza, Mark sist-Len inist teori ve prati­ ğin esk i, fak at her za man g ü ncel problemine, ya n i parti ile s ı n ı f ve yığınlar a rasında deva m ıl ola rak uyu m l u ilişk i ler oluşturma problemine ASBP' n i n hele Viii. Kongresinden sonra büyük bir önem vermesi de bun­ d a n ileri gel iyor. Her Mark sist-Le n i n ist pa rti n i n hem bug ü n ü , hem de g eleceği bu prob­ lemin Leninci ru hta çözü müne bağlıdır. B u n u n çözü mü prensipleri, hak lı ola rak Mark si st-Len i nist pa rti adını ta şıyan pa rtiyi burjuva pa rtilerinden yada sosya l-demok rat parti lerinden ayı rdeden en önemli ölçütleri nden biridir. i

Olduk ça ü n l ü politik a yazarlarından O, Flectheim, FAC'de yayı m­ ladığı " Pa rtilerin hôlô g eleceğ i var m ı d ı r? » (4) başlık l ı yazısında bazı itirafla rda n k açı nam ıya rak şöyle diyo r : " Pa rtilerin, d a i ma, görüş ve tutu mları, düşünüş tarzları ve ideolojileri . . . pa rtilerin politik a s ı n ı büyük ölçüde sı n ı rl ıya n ki tida r sahipleri n i n ve zeng in lerin dolaysız özel çık a r­ larını g erçek leştirmede menfaati vard ı r . » Yazar şöyle deva m ediyor : Dünya çapında bel i rg i n ve bug ü n artık g erçek ten devri mci boyutlar a l a n reform v e yenilik gerek semeleri k a rşı sında, bu partilerin " büyük değ i ­ şimler» y a p m a yeteneği " g ü n ü n istemleri nden k ork u nç derecede g eri k a l m ı ş » bulun uyor. Doğaldır k i, bay Flechtheim, burada, söm ü rücü top­ l u m u savu n a n partilerden söz etmek tedir. Ve bundan ötürü de, bir bur-

(I) Eri h Honek er, ASBP MK'nin Vi i i . Kongreye hesapverme ra poru . Berl i n 1 5-19 Hazira n 1 971 , s. 61 . C,) " Das Pa rla ment » derg isinin ek i, 5 Ocak 1 974. 218


juva eleşti ricisi için g ayet d i kkate değer bir yargı �a varmakta d ı r : « Bu­ g ün, parti, bir kura l olara k, bütün insa n l ı ğ ı n uzu n vadeli menfaatlerini, kısa vadeli ve birbirinden ayrı istek ve düşüncelere tabi kı ldığı için, bu­ gün de eskisi gibi her şeydir, fa kat h erhalde g eleceği n pa rtisi değ ildir . .. Bir ka pita lizm övgücüsü olan Flechtheim'ın bu itiroflo rı, Mo rksist­ leninist partinin çok büyük üstü n l ü k ve yaşo msa l g ücünün bir ek kanıtı olar�k ele a l ı nabilir. Gerçek hayat da göstermektedi r ki, SBKP ve diğer M arksist- leni nist partiler g i bi ASB P de ş u veya bu ayrıcalığı olan grup­ ların değ il, işçi s ı n ıfının, bütün emekçilerin menfa atlerini savunmaktad ı r. Bu gerçeklik, sosyalizm düşma n l a rı n ı n ve lenin'in yeni tipten parti öğretisi ni yozlaştı rma ça basından, bunu her hangi bir « elit .. in teorisi olara k yoru m l a ma k suretiyle ifti racı l ı kton kend ilerini a l a m ıya n ve prolei tarya d i ktatörlüğ ü n ü parti diktatörl üğü olarak, bi r :ıgizli .. cihazı n mutlak egemenliği olara k g östermek istiyen her soyda n ve boydan « sol .. ve sağ oportü nistlerin entrika l a r ı n ı ya lanlı yor. Bu hususta za ma n ı mızda ileri �ü rülen uyd u rm a l a r özl ü k bakı m ı ndan hiç de yeni değ ildir.

V. i . lenin d a ha 1 920'de bunları şöyle ya lanl ıyord u : « Da ha sorunun, . pa rtinin diktatorası veya sınıfın diktatorası?, önderlerin diktatora sı (par­ tisi) veya y ı ğ ı n l a rı n diktatorası (partisi) biçiminde ortaya kon u luşu, d ü ­ şü ncede en i n a n ı l maz v e en içinden çıkıl maz b i r karışıklığa ta n ı k l ı k ediyor. (5) B i l i ndiği üzere y ı ğ ı n l a r s ı n ıflara ayrı l ı r, genellikle ve çoğ u hal/erde sınıflar politik pa rti leri kı lavuz ed inir, bu pa rtileri de genellikle her za m a n en otoriteli, etkili, deneyli sağ lam g ruplar, seçim l e iş başına g etirilen ve kendilerine önder adı verilen en sorum l u görevliler yönetirler. V. i . lenin işte bunu a n l a mazl ı k tutu m u n u en azından g ü l ü nç saya r. Büyük Oktobr Sosya list Devri mi utku sundan sonra, altmış yıla ya k ı n bir za mandır, sosya list top l u m u n Marksist-leninist pa rti tarafından yöneti ­ m i n i g erçekleşti rme pratik deneyi, lenin'in proletarya d iktatörlü ğ ü n ü n kaçı n ı lmazlığı hakkındaki fikri nin doğruluk v e isa beti ni ispatladı. Fakat « bu d iktatörl ük sanayi işçi/erinin başta nbaşa örgütlenmesiyle gerçek­ leştiril mez . (Ü), onu « ko m ü n ist parti sinden başka bir a raçla g erçekleştir­ mek olan a ksızdır .. (7) Parti aynı zamanda en iyi, etkil i ve kobiliyetli üyelerinin ya l n ız en soru m l u işlevl eri yükümlen meleri için değ i l , işçi sınıfının menfaatlerini, halkın sela metini gözeterek bu işlevleri yerine g eti rmeleri için de özen gösterir. Soru m l u ödevleri yerine g etirmek, bu kimselere h i ç b i r özel ayrıca l ı k ve hak ta n ı maz. Parti, soru m l u görevlileri, birtakı m yersel, I::ıö lgeci menfaatler ve ayrı çıkarlar g ütmekten a lakoymak için titiz bir dikkat gösterir, bunların kişisel menfa atleri nin daima işçi sınıfı nın, halkın emel /erine ceva p vermesini ve bunlarla uyg u nlaşmasını ..

.

.

(:') V. i. lenin, Bütün eserleri, c. 41, s. 24. (ti) V. i . lenin, Bütün eserleri, c. 42, s. 203. (') V. i. lenin, Bütü n eserleri, c. 43, s. 42. 219


ister. Bu prensipi gözetmiyen, buna uyg u n hareket edem iyen kimse, ken­ disine gösteri len g üveni yitirmek, yükü mlendiği görevden uzaklaştı rılmak tehlikesiyle yüzyüze g elir. Bunda n ötü rü , ASBP, kendi görevlilerinden, düzen li olara k emekçi lerle karş ı laşmaları n ı , on la rla danışmalarını ve i leri sü recekleri fikirlere kulak vermelerin i ister. Politik yönetim eyleminin nitel iği, doğal olara k, büyük ölçüde, seçi mli org a n l a rda görev a la n ların siyasal ve insancıl niteli klerine bağ l ı d ı r. Bu, parti taban örgütleri, bölge komiteleri, ii komiteleri basamaklarında görev a l a n işçilerle pa rti nin en yü ksek org a n ı olan kong reye delege seçilenler için aynı derecede geçerl idir. Bundan ötürü, ASBP, tüm parti­ nin sosya l- politik bileşi m i n i n ve aşağ ıdan yuka rı bütü n yönetim org a n ­ l a rı n ı n sağ l a m lığ ı na v e durmadan iyi leştiri l m esine özellikle büyük b i r d ikkat göstermektedir. Şimdi partimizin 1 ,9 m i lyon u n üstünde üyesi va rd ı r ve bunlar h a l k ı n b ü t ü n tabakaları n ı temsil etmekted irler. işçi sınıfı n ı n bu öncüsünde ne büyük bir gücün yoğu n laştı ğ ı n ı kavraya n pa rti, safla rına y ı ğ ı n la yeni 0ye çekmek üzere kampa nya açmayı gerekli bulmaz. Partiye üye kabulü nde kı lavuz edinilen başlıca soru n, saffa rı m ızda bundan böyle de işçilerin durmadan a rtı rı l ması ve bu a rada di kkatleri n daha çok g enç kuşağa yöneltilmiş olmasıdır. Parti miz üyeleri n i n % 56'slndan çoğ u işçidir. Biz pa rtiye bundan sonra da öncelikle gelişki n bil inçli genç sanayi işçileri n i ve aynı za manda en iyi köylü kooperatifçileri çekmek istiyoruz. Ama, bununla birlikte, etki ve itiba rı mızın toplum hayatı n ı n bütün a la n l a rında, bu a rada yüksek okul­ lard a , bilim enstitü lerinde, sanat ve kü ltür birliklerinde de a rtması ge­ rektiğ i ni u nutmuyoruz. B urada, pa rtinin saflarına aldığı yen i üyelerin sosyal bileşimini ayar­ la ma yönü ndeki sistemli çabaları n ı n sonuçları n ı yansıta n bazı raka mlar da vermek istiyorum. 1 974' ü n i l k yarısında partiye a l ı na n bütü n yeni üyeler a rası nda işçiler 75'i ol uştu ruyo r ; yeni ü yelerin i i 'o 82'si 30 yaşına kadarki g ençlerd i r ; 1 974 Ocak ayında bölge, şehir komiteleri ne v e şehi r semt komiteleri ne seçi len pa rti üyeleri a rası nda ° '0 55' i işçidir ( 1 971 'de °,'0 51 idi) ; bu işçilerin % 52,5' i n i n doğruda n doğ ruya maddi ü reti m a l a nında çalış­ ma kta olmaları dikkate değer; %

Parti bölge kom i te le ri birinci sekreterlerinin % 88'1 sosyal kökeniyle işçidirier; bunların % 93,9' u n u n yirmi yı l ı n üstünde parti stajı vard ı r ; 1 974 yılı nda parti ii komiteleri ne seçi lenler a rası nda işçilerin sayısı 1 971 seçimlerine kıya sla 0,'0 1 ,2 a rtmıştı r ; bu komitelere seçi len işçilerin % 41 ,8'i doğrudan doğ ruya maddi ü retim alanı nda çal ışmakta d ı r ; il 220


hesapverme ve seçi m konfera nsıarına seçi len delegeler a rasında işçilerin ora n ı o,'u 62,4'tü r ; bu konferansıarda söz a l a n 391 delegenin % 56,8'i i�çidirler. Bu ra kamlar bir « gösteriş istatistiğ i » değ i ldir. Bunla r, işçi sınıfı n ı n kendi pa rtisi karşısı ndaki sorum duygusu düzeyi ni v e giderek a rtan a ktif­ liğini yansıtıyor. B u n l a r aynı zama nda sosya list topl u m u n politik yöneti­ minin hiç de « g iz l i » ve anonim bir ci haz ta rafı ndan gerçekleşti rilmedi­ ğini dile geti riyor. Her düzeydeki bütün pa rti yönetim organla rına halk a rasından en iyi, devrimci g eleneklere sad ı k erkek ve kadın emekçiler seçil iyor ve b u n l a r bu org a n l a ra d a ha da öğ renmek ve gelişmek üzere, kend ilerine gösterilen g üvene yığı nlarla g ü n l ü k bağ l a rı n ı sürdü rmek suretiyle yaraşık olduklarını kanıtlamak üzere seçi l m iş oldukları nın bilin­ ci ne va rıyorıo r. V. i . Lenin şöyle diyor : «üncü kol, örg üt, yığına hizmet etmek ve onun doğ ru biçi mde anlaşılan menfaatlerini d i l e g eti rmek için, bütün eylemini yığ ı nların a rasında yürütmeli, yığ ı n l a r a rası ndan ayrı ksız olara k bütün e n iyi g üçleri bu eyl eme çekmeli, yığ ı n l a rla i l işkisini koruyup koru­ madığını, ca n l ı olup o l madığını her adı mda enikonu ve objektif olarak yoklama ı ı d ı r. üncü kol, böyle, ancak böyle, yığını, onun menfaatlerini ya nsıtarak, ona örgütü ve örgütlen meyi öğ reterek, onun ola nca eylemine bilinçli s ı nıfsal pol itika yolu nca yön vererek eğ itir ve ayd ı nlatır. » (8) Devri mci geleneklerin k uşaktan k uşağa geçmesi, pa rti prog ra m ve ödevleri nin başarıyla yerine g etiril mesi, dolayısiyle işçi sınıfı n ı n ve bütün halkın özlem ve emelleri n i n g erçekleştirilmesi kong rece demokratik yol­ dan seçilen pa rti yönetiminin niteliğine bağ l ı d ı r. ASBP Vi i i . Kongresi Parti Merkez Kom itesi'ni, MK de Politbüro ve Sekreterl ik'i seçmiştir. Bu org a n l a r, MK B i ri nci Sekreteri E. Honeker yoldaşın yönetmenliği altında partimizin g enel Marksist-Leninist politik hattı nın uygulanmasını a rdıcı l ­ I ı kla sağ la m a kta v e A D C yu rttaşları n ı n tam g üvenine dayanarak çalış­ makta d ı r. ASBP' nin deneyi, daha 1 939 yılı nda, bir yazı sında, parti içinde Marksizm-Leninizm için savaşın devrimci yöneti m i n ya ratı l ması nda da ifadesini bulduğunu bel i rten i l k C u m h u rbaşka n ı m ı z Vi l helm Pik'in ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. (9) ASBP yönetimi deva mlı ve a rdıcıl olara k yetkinleşiyor. Gerekli görül­ dü kçe de, hayatın yokla masından geçmiş olan demokratik santra l izm prensipine daya nara k yeni parti eylemi metot ve biçi m l eri b u l u nuyor ve her komünistin a ktif parti eylemine katıl m a s ı nı sağla maya ça lışılıyor. Parti, yoldaşımız neredeyse, pa rtimiz de orgadadır, en iyi kanıtlar da oradadır. E. Honeker yoldaşın bu sözü her komü niste kıvanç veriyor,

(8) V. i. Lenin, Bütü n eserleri, c. 24, s. 37. (�) « Die i nternationale sayı. 1 ve 2. 1 939. S. 7. 1 3, 42. ••

221


onun kend ine g üven ini a rtı rıyor, parti üyesi olara k, kişilik olara k onun etki ve itiba rı n ı yü kseltiyor. Komünistlerin daha çok bilgi sa hibi olma, daha büyük ölçüde g erekçe ve kanıtlara dayanma, mensubu oldukları partiyi şerefle temsil etme a rzuları d u rmadan a rtıyor. B u n u n içind i r ki, ASBP, yukarı d a n aşağ ı enformasyon eylemini, özellikle sanayi ve köy ekonomisi işletmelerindeki taban örgütlerine gönderilen enformasyonu genişletmeye özellikle önem veriyor. Merkez Komitesi Sekreterl iği'nin bölge komiteleri birinci sekreterleriyle ASBP V i i i . Kongresinden beri düzen l i olara k ya pma kta olduğu d a n ı şma toplantı l a rı , pa rtinin eyleminde d a ha fazla canlanma sağla nması ba k ı ­ mı ndan, parti-içi demokrasinin geliştirilmesi bakı m ı ndan büyük bir önem taşıyor. Merkez Komitesi Biri nci Sekreteri nin, parti politikasının i l kesel problem lerine ve bu politikanın perspektiflerine ilişkin g eniş raporlar sunduğu bu toplantı l a r, bütü n pa rtinin hayatı nda daima önemli bir politik olaya dönüşüyor. Kısacası, bu sayd ı ğ ı mız sayısız kanıtlar, çağdaş yaşantıda M arksist­ Leninist parti nin g üya «dogmala r"la suni olara k beslenen ha reketsiz bir y a ba ncı organ olduğu, h a l ka yabancılaşmış « görevl ilernden oluşan bir « yeni sın ıf"tan doğduğu ve bunun « herkesin bilgisi d ışında " ve « d ümen başında kiler"in çıkarına kara rla r a ld ı ğ ı yolunda M a rksizm döneğ i n ice iftiracının ortaya attıkları uydurma l a rı n ola nca tutarsızlık ve saçma l ığ ı nı açıkça gösteriyor. Işçi sı n ıfiyle ve bütü n emekçi yığınlariyle ka rşı l ı k l ı il işkilerini Leninci prensipler g ereğ i nce k u r a n SBKP, ASB P ve d iğer kar­ deş partilerin reel pratiği bütün bu uyd u rma l a rı ya lanlıyor. Demek oluyor ki, bütün burjuva partilerinin, sosya l -demokrat pa rti le­ rin ve g rupları n karşıtı olarak, çağ ı mı z ı n M a rksist-Leni nist partisi, eylem g ücüne sa h i p bir sosyal organizmdir ve bunun hayat verici kaynağı da halkın en sağ l a m yönetsel ve tinsel g ücü olan işçi sın ıfıdır. Kom ü n ist pa rtisinin başlıca a macı sosya lizmi ve komünizmi kurmaktır. işçi sınıfının ve bütün emekçileri n menfaatleri ni a rdıcıl biçimde d i l e geti­ ren, Marksizm-Leni nizm teori ve metod uyle dona n m ı ş olan bu pa rti, ortaya çıka n her somut d u ru m u isa betle ta h l i l edebi lecek ve bu durum ne kadar karmaş ı k o l u rs.a olsun, doğru bir taktik çözü m bulabilecek yeteneğe sa hiptir. Kom ü nistlerin elinde bütün durumlara uyg u l ıyabile­ cekleri bir reçete yokt u r ; taktikleri ni önsezi üzerine, devrimci psikoloji üzerine de kurmazlar. V. i . Len i n şöyle der : «Taktik, belirli bir devlette (hem de bunun çevresi ndeki devletlerde, d ü nya ölçüsünde bütü n devlet­ lerde) tüm sınıf güçlerinin basiretle ve son derece objektif olarak değer­ lendiril mesi temeli üzerine, bir yandan da devri mci h a reketleri değer­ lendirme deneyi temeli üzerine kurul m a l ı d ı r. " (10)

( 10) 222

V. i .

Lenin , Bütü n eserleri, c . 4 1 , s. 47.


Partimiz, diğer kardeş pa rtiler gibi, yeni ödevleri bel irlemede len i n ' i n bu düşü ncesi ne göre h a reket ediyor. ASBP V i i i . Kong resi n i n ortaya koy­ d u ğ u gelişmiş sosya list topl u m u n politik yönetimi soru n u özl ü k bak ı m ı n ­ d a n çokya n l ıdır. Bu soru n, ADC'de gerek ekonomik, g erekse çokyö n l ü sosya l süreçlerin sürekli bilimsel a na l izine daya n a n bir yöneti m i öngörü­ yor. Fakat soru n u n ayrı lmaz bir pa rçası da, sosya lizmin kuruluşu için elverişli dış politik koşulların da yaratı l ma s ı d ı r. Bu koşu l l a r, her şeyden önce, Avrupada ve bütün d ü nyada barış için, bütün devletlerle (FAC dahil) il işkilerin barış içinde yanyana yaşama temeli üzerinde ve SBKP XXiV. Kongresinin kabul ettiği Barış Prog ra m ı ' n ı gerçekleştirmekte olan Sovyetl er Birliğ i n i n d ı ş politikasıyla a henkli olara k uyg u l a n ı p gelişti ri l ­ mesi için mücadeledir. O ngörülen soru n u çözerken, pa rtim iz, Merkez Komitem iz, ve özel likle Birinci Sekreteri miz E. Honeker yoldaş, leni n'in pa rti öğ retisine, leni­ nizme daya n a n çokya n l ı bir teorik, ideolojik, partisel ve örg ü tsel eylem gösteriyorlar. B u n u n la birl i kte, SBKP' n i n deneyi, o n u n leni nci strateji ve taktiği bizim için sadece bir örnek değ il, aynı za ma nda yeniyi kavra m a ­ n ı n tüken mez bir kaynağı ve pratik eylemi mizde dayanağı mızdı r. Sovyet­ ler Birliğ i n i n, i n sa nlığ ı n ö n ü nde ya l n ız kapitalizmden sosyalizme geçiş yol u n u açmakla kal mayıp, bütün halklara reel bir perspektif göstererek, kom ü n izm yol una en önce koyulduğu gerçeğ i, ASB P VI I I . Kong resi nden sonra her za man kinden daha büyük bir bili mseilikle ve g eniş halk yığ ı n ­ l a rı için en inandı rıcı biçimde, parti mizin teorik v e tüm ideolojik ça l ı ş­ m a l a rı n ı n bil eşen bir böl ü m ü oldu. Biz, V. i. len i n ' i n partisin i n çok büyük tari hsel hizmetlerine büsbütün pa rtisel ve dolayı siyle reel bir de­ ğer biçiyor ve çağdaş d ü nya devri mci sürecindeki kes i n rol ü n ü özel likle dikkate a l ıyoruz. Parti m iz, Sovyetler Birliğine ve SBKP'ye olan mü nase­ beti, sosya lizme ve leninizme olan m ü nasebetin ölçüsü olara k ele a l ıyor. V. i. len i n ' i n . fikrine, ya ni yal nızca sınıf savaşının d ü pedüz kaçı nıl maz­ l ı ğ ı n ı kabul etmekle ka l mayıp, proletarya d iktatörlüğ ü n ü n kaçı n ı l mazl ı ­ ğ ı nı da kabul eden lere a ncak Ma rksist denilebileceğ i fikri ne b i r koşut olarak, biz de, g ü n ü m üzde sadece leninizmi çağ ı m ı z ı n Marksizmi olara k kabul etmekle kal mayıp, leni nizm i n Sovyetler Birliğinde a rd ıc ı l l ı kla ger­ çekleştirilmekte olduğu, SBKP'nin deney ve politikasının leninizm teori ve pratiğ i n i n bi leşen bir pa rçasını oluşturduğu gerçeğ i n i de tanıya na leni nci denilebileceğ i n i haklı olara k iddia edebili riz. Ve bugün, Maocu­ lar ve ya rda kçı ları g i bi a nti-sovyetik politika yürüten ve V. i . len i n ' i n pa rtisine ifti ra lar savura nlar, devrimci işçi hareketi ni parça l a m a yol u n ­ dan yürüyor v e kaçı n ı l maz olara k em perya lizmin v e revizyonizmin mev­ zilerine geçerek Ma rksist-len inist a d ı na yaraşık ol maktan çı kıyorlar de­ mektir. Gelişmiş sosyalizmin maddi-teknik temel i n i n daha ileri doğ ru ol uştu­ rulmasına yönel ik ekonomi politikası n ı n bili msel açıdan işlenip bel irlen223


mesi , ekonomik ya p ı l ışı geliştirme problemleri ve Sovyetler Birl iğ iyle uyu m l u olara k 1 990 yı l ı na kadar perspektif plônlama, ASBP' n i n ve Mer­ kez Komitesinin politik yönetim eyleminde merkezsel bir yer tutuyor. Pa rti, bir topl umsal sistem sıfatiyle sosya lizmin üstü nlü klerini bilimsel-teknik ilerlemeyle org a n i k olara k bağdaştırmayı ve genişletil m iş yeniden üretimi daha fazla yeğ i nleştirmeyi bir ödev olara k ortaya koyuyor. Bu ödevi n konuş tarzı bile, yönetim kavra m ı n ı n sadece ü reti min idaresine, yani ya l ı n işletmeci liğe indirgenem iyeceğ ini açı kça gösteriyor. Sözkbnusu olan, işçi sı n ıfı tarafınd ? n toplum yönetim i n i n n iteliğini iyileştirmek üzere, bu sınıfın ayd ı n l a r ve kooperatifçi köyl ü lerle bağlaşı m ı n ı g üçlen ­ di rmek üzere bütün karmaşık sosyal süreçleri etkilemeyi içeren yönetim­ dir. Sosya lizmin en önemli üstü n l ü klerinden biri, şü phesiz ki, ka rşı l ı klı top­ lu msal il işkilerin ve ekonomik süreçlerin objektif görü n ü r nitel iğindedir. Ka pita l izmdekinden ayrı m i ı olarak, bu il işkr ve süreçler .. ü reticilerin gıyabında » g erçekleştirilmez. Bu, sosyalist toplumsal i lişkilerin karak­ teriyle ü retim a ra çları üzeri nde toplu msa l m ü l kiyete bağ l ı d ı r. Fakat bu­ nun böyle olması, g elişmiş sosya l ist topl umda sözkonusu il işkilerin basit olacağ ı a nl a m ı na gelmez. B u n l a r kend i l i ğ i nden otomatik olara k da gelişivermez. Ta m tersine. Yü ksek d üzeyli işbölümü, çağdaş sosya l ist ü reti mde bra nşların bel i rlen mesi ve yoğ u nlaşma, her ba kımdan dengeli reel plônlar temeli üzeri nde yü ksek kaliteli bir yönetim gerektirir. Bun­ l a r aynı za manda emekçilerin bu plônları ta n ı ma l a rını ve en önem lisi, kendi plônları olara k beni msemelerini g erektirir. E. Honeker yaldaş ASBP M K' n i n iX. Plen u m undaki (Mayıs 1 973) konuşmasında şu nları belirtti : .. Reel plônlar, işletmede sosya list demokrasinin de sağ l a m te­ melidir. B u n d a n ötürü, biz, kolektiflerin işletmedeki durum ve problem­ ler hakkında çok daha ayrı ntı l ı bilgi edi neceklerini, önemli kara rl a rı n hazırl a nmasına daha fazla celbedil ecekleri ni v e plônlarqı za ma n ı nda, işçi ler a rası nda ortaya konu l u p görüşüleceğ i n i ü m i t ediyor ve bekliyo­ ruz . . . Sosya l ist yöneticinin yetenekleri her şeyden önce bütü n kolektifin yaratıca g üçleri ni seferber etme h ü nerinde kend ini göstermelid ir. » Yığ ı nların, ASBP Vi i i . Kongresinden ve D U Q U izliyen M K Plen u m ların­ dan d oğ a n tükenmez enerjisi ve g i rişimleri, ortaya konula n ödevlerin reel niteliğ ini gösteriyor. Pa rtinin sosya l - politik prog ra m ı n ı sistem l i ve a maca yönel i k olarak yeri ne getirmekte olması da bunun i n a n d ı rıcı kanıtı d ı r. Bu prog ram hôlô görülen sosyal eşitsizlik kalı ntı l a rı n ı n g ideril­ mesine kesinlikle ya rdı m ediyo r ; işçi s ı n ı fı nda daha büyük ora nda tür­ deşl iğ i n oluşma s ı n ı , yığı n l a rı n ve tabaka ların işçi sını fı yönetmenliği altı nda ve onun ideolojisi temeli üzeri nde ya kınlaşmaları n ı kolaylaştı rı ­ yar. Kapital ist sistemde d urmad a n derinleşen bunalım, top l u msa l ve kişisel yaşamda g itgide daha geniş a l a n la rı sa rarken, kapitalizmde ulaşılan ve özel likle sosya l-demokrat teorisyenlerin çabala riyle doğru-

224


dan doğruya « kozmi k » yükseklikl ere çıkarı lan üstün «yaşama k a l itesi"ne il işkin düşü nceler u l usla ra rası petrol kansernlerinin ta h rik ettiği bir tek da rbeyle yıkı l ı p g i derken, bizi m yi rmi beş yaşında olan ve Sovyetler Bir­ l iğiyle omuz omuza yü rüyen genç c u m h u riyetimizde, yeni, bunalı mlarda n azat ve g erçekten insana yaraşır bir hayat tarzı teorik değ i l , pratik ola­ ra k oluşmaya deva m ediyor. işçi sınıfı ve bu sınıfı n pa rtisi tarafı ndan yöneti len ADe yurttaşları, a rtık büsbütü n köhneleşmiş olan ve bunalım­ l a r içinde kıvra n a n kapital ist topl u m u n, onun h u m m a l ı yaşa m tarzı öl­ çütlerinin sosya lizm için elverişl i olmadığını g itgide d a h a iyi a nlıyorlar. Sosya lizm kend ine özg ü yaşa m tarzı nı doğu ruyor ve ol uştu ruyor. B u yaşam tarzı o n u n kendi ölçütl erine, g elişme kanunla rı na, ya pılı şına uy­ g und ur. Bu yaşa mda ölçü, g erçekten her şeyde ve her a n l a m iyle insan­ d ı r. K. M a rks ve F. Engels' i n «Alman ideolojisi » a d l ı eserinde şöyle deniliyo r : « i nsa nların kend i l eri için gerekli yaşama a raçlarını ü retme tarzı . . . sadece bireyl erin fiziksel va rl ıklarının yeniden ü reti mi anlamında ele a l ı n m a malıdır. Bu daha ziyade şu veya bu bireylerin belirli eylem tarzı, onları n yaşamsal eylemi n i n belirli bir biçimi, onların belirli yaşa m tarzı d ı r. Bi reylerin yaşa msa l eylemi ne ise, kendi leri de od u r. Demek ki, · o n l a r ı n v a r l ı ğ ı , yaptı k l a r ı ü retime uygundur, yani ne ü rettiklerine olduğu kadar nasıl ü rettiklerine d e uygu nd u r. B i reylerin varlığ ın ın ne olacağı, dolayısiyle onların ü retiminin maddi koşullarına bağ l ı d ı r . " (ll) Sosya liz­ m i n anlamı olan maddi ü retim koşulları (yada şimdiki deyişle emek ve yaşam koşulla rı), halkların sosya list topl uluğu çerçevesinde halkın y a ra ­ rına ve selô metine elden geldiğ ince gerçeklikle uyg u n olacak biçimde oluşturu l ma l ı d ı r. Bizim Marksist-Leninist partimiz ASBP bunun için savaş­ makta, yaşamakta ve gelişmektedir.

( 1 1) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 3, s. 1 9. 225


Sosyal çelişkilerin derinleşmesi ve sınıf mücadelesinde yükseliş Avrupa kapitalist ülkeleriyle ilgili rakamlar ve kanıtlar

Ka pita lizmin dayanakları kendi yurdu alan Avru pada şimdi bir hayli zayıflamış bulun uyor ve egemenlik alanı kıta n ı n üçte birini g eçm iyor. Ne var ki, Batı Avrupa (i) ekonomik ve politik önemi ka pitalist Avrupada aza l m a k şöyle du rsun, d a ha da a rtma kta olan çağdaş emperya l izmin merkezi ol maya deva m ediyor. Batı Avru pa n ı n ha rpten sonra ki g elişmesi entegrasyon sü reçleriyle i l g i l i d i r. Ka pita l i st enteg rasyonun temeli de, ü reti m ve sermaye birikim ve yoğ u n laşmasından, tekellerin gücünün a rtmasından, bunların ulusal s ı n ı rl a r d ı ş ı ndaki eylem boyutl a rının genişlemesinden. karş ı l ı kl ı i lişkileri­ nin derinleşmesinden ol uşmaktad ı r. Başltea kapitalist ülkelerde firmalann birleşmesine ilişkin veriler

Yı l l a r

Büyük Brita nya

1 955-1959 1 960-1 964 1 965-1 970

3.200 3.828 7.044

FAC 76 1 47 689

Fra nsa 2.950 7.020 1 1 .764

Birleşmeler sonucu olarak, d ü nya nın en g üçlü tekelleri grupuna g i ren büyük firma ların sayısı artıyor. Yüz kada r en büyük sanayi tekel inin 35'j Avrupa kökenl i d i r. Entegrasyon süreçleri, örg ütsel biçimini, 1 957'de u l usla ra rası devlet­ tekel birl iğ i olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET veya Ortak Pa­ zar) kurulmasında buldu. Bu topluluğa başla ngıçta FAC, italya, Fransa, Holla nda, Belçika ve Lüksemburg olmak üzere altı memleket g i riyorlard ı . 1 973'te bunlara B ü y ü k Brita nya, Danima rka ve irlanda da katı ldılar. Böylece AET'yi ol uştura n dokuz ü l kede bug ü n 256,5 milyon insan yaşıyor. « Dokuzl a r » Batı Avrupa n ı n ekonomisinde d a ha ağır basa n bir

( I) Za m a n ı m ızın politik sözlüğ ü nde, « Batı Avrupa » kavra m ı , kıta n ı n kapi­ talist kesimi a n l a m ı nd a d ı r. Oyle ki, Batı Avrupa denil ince, ya lnız coğrafi a n la mda Batı Avrupa ü lkeleri değ il, aynı zama nda Orta. G ü ney ve Kuzey Avru panın kapital ist ü l keleri an laşı l ı r. 226


duru ma sahip bulunuyorlar. Oyle ki, « dokuzlar» kesi m i n i n kıta sanayi ü reti mindeki payı % 84'ü, i h racatta 0,'0 82'yi ve, paraya çevrilebilen dö­ viz rezervlerinde % 76'yı bul uyor. 1 949 yılı nda ABD' n i n g i rişimiyle ve o n u n yöneti m i a ltında saldırg a n b i r askersel blok olara k kurulan v e h e r şeyden önce sosya list devletlere karşı yöneltii m i ş olan Kuzey Atl a ntik Paktı NATO'ya 13 Batı Avrupa devleti (Belçika, Büyük Brita nya, Yunanistan, Danimarka, Izlônda, ıta lya, Lüksemburg, Holla nda, Norveç, Portekiz, Tü rkiye, Fra nsa ve FAC) gi riyor. Avrupa l ı o l mıyan devletlerden ABD'den başka bir de Kanada bu pa ktta yer a lıyor. Fransa 1 966'da NATO askersel örg ütünden çıktı ve sadece politik örgütün üyesi olarak kaldı. 1 974'te faşist d i ktatörl üğün devri l me­ sinden sonra Yunanista n da NATO askersel örg ütünden çıktı ğ ı n ı bil· d i rdi. Londra Stratejik Araştı rma l a r Enstitüs ü ' n ü n veri lerine göre, NATO ' n u n bi rleşik silô hlı g üçleri bir m i lyon kişiyi geçiyor. Kuzey, Orta ve G üney Avru pa'da NATO ' n u n 60 tü meni va rdır. B u n l a r toplam 7.600 ta nk ve 3. 1 46 uçakla donatı l m ı ştır. Batı Avrupaya 3 1 5 bin kişilik bir Ameri ka n ordusu yerleşti ril mi ş ve 7 bin (bazı veri lere göre 8 bin) ü nite Amerikan n ükleer taktik s i l ô h ı depol a nm ıştır. NATO ü l keleri 25 y ı l içinde askersel amaçlarla 1 tri lyon 820 milyar doları bulan m uazzam miktarda pa ra h a rca mışlard ı r. Somut olarak 1 974 y ı l ı n da bu askersel harca malar top­ l a m ı 1 32 mi lyarı geçmiştir, B u n u n 44,4 m i lyarı pa ktı n Avrup a l ı üyeleri ne düşmektedir. 1 969 yı l ı nda Kuzey Atla ntik Paktı ' n ı n 10 Avru pa lı üyesi (Büyük Bri­ tanya, FAC, ıtalya, Belçika, Danimarka, Norveç, Hollanda, Lüksemburg, Yuna nistan ve Türkiye), kendi rollerin i g ü çlendi rmek ve askersel hazı rlı k ­ larını d a h a iyi koordine edebilmek a maciyle bir NATO Avrupa Grupu meydana getirdi ler. Bu Avrupa G ru p u ' n u n eylemi, kendisini oluştura n on üyen i n askersel harca maları n ı n d a ha da a rtmas ı na yol açtı. 1 974 yılı nda 2 milyar dolar olacağı d ü ş ü n ü len bu a rtış, gerçekte 4,5 mi lyarı buldu, Avrupa Grupu, 1 975 y ı l ı nda NATO askersel pota nsiyeline 1 .700 ta n k ve d iğer zırhlı a rabalar, 238 uçak, 1 . 1 00'den fazla tan ksava r top, 1 .400 ü nite uçaksavar s i l ô h ve daha bi rçok teknik a raç eklemeyi öngörüyor. Ja ponya ve ABD' n i n ya nısıra Bat.! Avrupa da başlıca em perya list reka­ bet merkezlerinden biridir. Batı Avrupa ü lkeleri 1 973 y ı l ı nda ka pita list dü nya sanayi ü reti m i n i n % 31 ' i n i sağ la m ışlard ı r. AET « dokuzl a r »ı n ı n 1 973 y ı l ı içinde sosya l i st olmıya n dü nyada�i payı şöyleyd i : Maden köm ü rü çıkarımı % 23,7, doğal gaz % 1 4, 1 , elektrik enerjisi ü retim i % 38,1 , çelik % 30,5, a l ü minyum ve ba kır % 1 5,3, çi­ mento % 28,3, sentetik kauçuk % 30,5, plôstik maddeler % 36, ticaret gemi leri % 24,4, otomobil (başl ıca sekiz otomobil ü reten ü l kenin ü reti i nı ine ora nla) % 38,7. 227


Batı Avrupada, özellikle Ortak Pazar ü l k elerinde ABD' n i n dolaysız özel sermaye yatı rımları hızla a rtıyor. 1 960 y ı l ı nda 7 mi lya r dolar kadar olan bu yatı rımlar, 1 972'de 30 . m i lyar doları buldu. Bu yüzden, Batı Avrupa ü lkelerin i n nice ekonomi kolları tümüyle Okyanus-ötesi patron­ ların eline g eçti . Ameri ka n tekelleri bug ün Batı Avrupada elektronik hesap maki neleri ü reti m i n i n Il/U 80'ini, ya rı iletkenler ü reti m i n i n % 50' ­ sini, Ortak Paza r çerçevesi nde otomobil ü reti m i n i n de 0/o 30'u n u kont­ ralleri a ltında bulunduruyor/ar. Çağdaş emperyalizmin başlıca merkezleri arasında güçler oranı değişimleri Halen AET'yi oluşturan dokuz ülke

ABD'ye oranla yüzde Topla m u l usal gelir 1 958 55 1 965 58 1 972 61 Dış tica ret 1 958 1 965 1 973

a l ı şverişi , 226 274 305

Ja ponyaya oranla yüzde

677 489 319 1 . 1 86 799 562

Paraya çevrilebilen rezervler 1 958 .1 .492 70 1 965 1 .268 1 77 1 973 560 477 Amerikan tekelleri g itgide daha çok sermaye i hraç ederek, kendi mem leketlerinde elde ettiklerinden daha yüksek kazanç sağl a malarına olanak veren çeşitli ayrıca l ı k ve üstü nlüklerden yorar/anıyor/or. Bunları şöyle sıralıya b i l i riz : Bir/eşik Amerika'da olduğundan daha düşük ödenen yüksek d ü zeyde kalifiye işelinin varlığ ı ; daha düşük vergiler; sürüm paza ları ve h a m madde kaynakla rı n ı n yakı n l ığ ı ; Ortak Pazarda g ü mrük duva rla rı yokl uğu, işeli ve sermaye için ha reket serbestl iğinin vb rlığ ı vb. Son za manlarda petrol ü reticisi ü lkeler de Batı Avrupa ekonomisinde sermaye yatırı m l a rı na ba şladılar. Bu cüm leden olarak, i ra n « Kru pp» (FAC) firması h i sseleri nin % 25' i n i elde etti ; Kuveyt 1 m i lyar mark öde­ yerek « Da imler-Benz» konserni h isselerinin % 1 4,6'sını satı n a l d ı . Bili msel -teknik devrim , bil im in v e öğreni m i n gelişmesi ba k ı m ı ndan 228


büyük istemler i leri su ruyor. B i l i msel çalışma ve a raştı rma h a rcamaları hızla a rtıyor. 1 967-1 972 y ı l l a rı dönemi nde, bu h a rca malar, örneğin Fra nsa'da % 38, ita lya 'da % 83 ora nı nda a rtış gösterdi. Bu a rtış hızı Birleşik Amerika'da olduğundan daha büyüktür. Fakat Batı Avrupa ü l keleri nin Birleşik Amerika 'dan g eride kalmışlıklarını giderebi l m ek için d a ha epeyce uzun bir yol g eçmeleri gerekiyor. Bu geri kalmışlığ ı 1 969'da rakamlar şöylece belirl iyord u : Batı Avrupa ü l kelerinde bilimsel a raştır­ malar a la n ı n da 246,9 bin bilgin ve mü hendis ça l ı şı rken, Bi rleşik Ame­ rika'da 535 bin bilgin ve m ü hendis ça l ı şıyord u ; bilimsel a raştırma amaçlı h a rca malar da aynı sırayla 1 0,4 ve 26,6 milya r dolar kadard ı . Dü nya ka pita l ist tica retinde Batı Avrupa b a ş yeri a l ıyor. Sosya list ol mıya n ü l kelerin 1 973 y ı l ı i h racatında Batı Avrupa'nın payı % 51 ,2'yi, Ortak Pazar' ı n payı da % 42,3'ü buluyord u . Batı Avrupa sosya l ist ü l kelerin en büyük tica ret pa rtnörüdür. Ekonom i k Ya rdı mlaşma Konseyi (EKK) ül keleri nin ve Yugoslavya 'nı n ka pita l ist ü l ­ kelerle tica retinde Batı Avrupa'nın payı 1 972'de % 80,5 kada rd ı . Doğu ve Batı Avrupa a rası ndaki ticaret gelişmeye deva m ediyor. 1 973 y ı l ı nda FAC'nin ca ri fiyatla rla g enel ithalat ve i h racatı yılda % 1 3 ve 0/o 20 a rtış göstermişken, sosya list ü l kelerin ithalôtında bu a rtış r� LI 22'yi, i h racatı nda % 36'yl buldu. 1 973'te Fra nsa ile SSCB a rasında mal a l ış­ verişi % 40 oran ı nda a rttı . Ka pita l ist Avru pada buna l ı m l a r sürüp g id iyor. Ekonomik gelişme yavaş­ lıyor. 1 973 y ı l ı n ı n ilk yarısında sanayi ü reti m i a rtış hızı % 8'i bulmuşken, 1 974 yılı başı nda bu hızın % 2'ye dü ştüğ ü görül üyor. Dreti mdeki yeni düşüşle birlikte, enflôsyon durmadan a rtıyor, ham­ madde ve enerji problemleri giderek keski nleşiyor. 1 97 1 - 1 973 yıllarında dolaşımdaki para m i ktarı a rtışı nın i ç m a l alışverişi a rtışı ndan fazla oluşu (Büyük Brita nya'da 6 defa, i sveç ve I spa nya'da 5 defa, italya'da 4 defa), bu enflôsyon süreçlerinin boyutlarını apaçık gösteriyor. 1 974'te başlıca kapitalist ülkel � rde enflasyonun şiddeti en me hızı 1 973'e kıyasla iki misli a rttı . Enflôsyonun g iderek şiddetlenmesi koşulları nda tekellerin kazançları boyuna a rtmakta, emekçilerin yaşama d üzeyi durmadan düşmektedi r. 1 974 sonba h a rında emekçilerin rtel iş ücretleri 1 973 sonba ha rı na kıyasla Fransa'da % 1, FAC'de % 3, Büyük Britanya ve ıtalya'da % 4 daha d üşüktü. 1 974 y ı l ı n ı n ilk üç ayında, fiyatların a rtış hızı italya'da % 1 4,3, Dani­ marko'da % 1 3,8, Büyük Brita nya'da 0/o 1 2,7, Fransa'da % 1 1 ,3, ı sviçre'de % 1 0,4, isveç'te % 9,8, Avusturya, H o l l a n 'da ve Belçika'da % 8,5, lük­ semburg 'ta % 7,9 ve FAC'de % 7,4'ü buldu. 229


Kapital ist dü nyada işsizlik süregen bir hal a ldı. Batı Avrupa ülkeleri ekonomisinin g el işmesinde 1973 yılı nda görülen belirli ca n l a n m a n ı n işsiz­ lik d üzeyini pek az düşürdüğü d i kkate değer. Oyle ki, 1 972'de işsizlerin sayısı ylJlık orta l a m a olara k 3,5 milyon kişi kadarken (bunların 3 mil­ yonu şimdiki « dokuzla r»ı n ü l kelerinde) , 1 973'te aynı sırayla 3,2 ve 2,7 milyon kişi işsizdi. AET komisyon u n u n veri lerine göre, 1 974'te Ortak Pazar'ın dokuz ü l kesinde işsizlerin sayısı 3.598.733'ü buldu. Hayat pahaltltğı (Onceki y ı l a kıyasla yüzde olara k)

Avusturya Büyük B rita nya Belçika Danimarka ırlanda Ispanya ıtalya Holla nda FAC Finlô ndiya Fransa ı sviçre Isveç

1 965-1 970 y l J l a rı orta l a ma tempol a rı

1 971

1 972 .

3,3 4,6 3,6 6,6 4,8 5, 1 3,2 5,0 2,7 4,7 4,0 3,3 4,4

4,5 9,4 3,9 6,0, 9,0 8,0 4,8 7,6 5,3 6,2 5,5 7,1 7,4

5,7 7, 1 5,8 6.6 8,2 8,3 5,7

7,8 5,5 7,5 5,9 6,1 6,1

1 973

8,1 1 0,6 7,3 8,9 1 1 ,9 1 2,0 1 0,8 8,0 7,2 1 1 ,4 7,3 8,8 7,0

1 972 yılında gelişmiş ka pita list ü l keler halk ekonomisinde istihdam edilen 230 m ilyon ücretli işçiden 1 08 m ilyonu, ya n i hemen hemen yarısı Batı Avrupa memleketlerine düşüyord u. Bunların 61 m ilyonu sanayide, 42 m ilyonu hizmetler a l a n ı nda, 5 m i lyon köy ekonomisinde ça lışmışlardır. En . gelişmiş ü l keler, ka rakteristik bir özel lik olarak, yüksek oranda yabancı işçi çalıştı rıyorl a r (d iğer Avrupa ülkelerinden veya gelişme halin­ deki ü l kelerden) . 1 974 yılı orta l a rına doğ ru en gelişmiş kapita list ü l ke­ lerdeki yabancı işçi sayısı topl a m 1 1 mi lyonu geçti : Bunun 2,3 mi lyonu FAC'de (ücretli işçilerin % 9'u) 2,5 mi lyonu Fra nsa'da (% 9), 1 mi lyonu ' ısviçre'de (% 30) 0,8 m i lyonu Belçika'da (% 25) 'dir. ,

230


Resmen kayıııı işsizler sayısı

(bin kişi hesabiyle ---"

ülkeler Batı Avrupa (milyon olara k) Şimdi AET'ye d a h i l ülkeler Belçika Büyük Brita nya Dani ma rka ida nda italya Hollanda Fransa FAC Avusturya Norveç i sveç r

1 965

1 970

2,4 2.062 55,4 359,8 1 6, 1 28,6 1 .285,5 26,7 1 42,1 1 47,4 65,5 1 3,4 44,0

2,7 2. 1 95 71 ,3 640,0 23,9 4 1 ,6 960,9 46,4 262,1 1 48,8 58,4 1 2,5 59,0

1 973 3,2 2.742 9 1 ,9 652,8 1 20,4 43,9 1 . 1 66,8 1 1 2,3 394,1 260,0 42,1 1 2,8 99, 1

ingiltere istatistik dairesi 1 972 Kasımından beri işsizleri hesaplamada yeni bir metot uyguluyor ve «iş bulmaktan umudu kesmiş olanlar»ı he­ saba katmıyor.

G rev hareketinin giderek yü kselmesi s ı n ı fsal çel işkilerin keskinleştiğini gösteriyor. 1 973'teki g revlere FAC'de 224 bin, Büyük Brita nya'da 1 m i lyon 590 bin, Fra nsa'da 1 m i lyon 772 bin, italya'da 13 m i lyon 860 bin kişi katı ldı. 1974 yılı da çok sa rg ı n g rev m ücadeleleriyle geçti . (2) Grev hareketi

(yı l l ı k orta l a m a veril er) 1 9511 955 Grevlere katıl a n ların sayısı (bin 4.438 kişi h esabıyla) Grevlerde kaybed ilen işg ü n Ieri ( b i n olara k) 1 4.006

1 9561 960

1 9611 965

4.378

7. 1 05

1 6.401

21 .441

1 971

1 972

1 0.050

9.699

9.51 6

58.200

43.819

49.541

1 9661 970

(2) Grev hareketi hakkında daha ayrıntılı bilgi için bak : « Barış ve Sos ­ yalizm Problemleri» (<<Yeni çağ»), sayı 5, 1 974, S. 360-367. 231


Sınıf m ücadelesinin g e l i ş mesi, sendika hareketinde gerek ulusal çapta, gerekse Avrupa ça pı nda bi rleştirici eğ i l i mlerin g üçlen mesi son ucunu do­ ğ u ruyor. 1 974 Ocak ayında, Cenevre'de, Dünya Sendikalar Federasyonu' n u n 1 949'daki pa rça l a n masından sonra i l k defa ola rak, DSF'ye, Uluslara rası Hür Send ikalar Konfedera syon u ' na (U HSK) ve Dü nya Emek Konfede­ rasyonu'na (DEK) dahil Avrupa sendika birl ikleri yöneticileri a rası nda bir toplantı ya pıldı. Bu topla ntıda, Avrupa ü l keleri sendika birli kleri arasında bir işbirliği kurul ması ve Avrupa emekçileri n i n ortak problem­ leri n i n el birliğiyle ele a l ı nması konusu görüşüldü. 1 973 Şubatı nda, 14 Batı Avrupa ü l kesinden UHSK üyesi 17 örgütü bi rleştiren Avrupa Sendika l a r Konfederasyonu (ASK) kuruldu. AS K, ul us­ l a ra rası tekellerin politikasına ka rşı emekçi lerin menfaatlerini savunmak için yürütülen mücadelenin daha da g üçlendiri l m esi ödev i n i ortaya koyd u. ASK, UHSK'yla i l işki ba k ı m ı nd a n özerk ve buna girm iyenler de d a h i l olmak üzere yeni üyeler a l ı m ı n a açık bir örgüt olara k bel i rdi. Orneğin, DSF üyesi olan italyan Genel iş Konfederasyonu 1 974 yazında ASK'ya kabul ed ildi. Batı Avrupa emekçil eri n i n menfaatleri ni en a rd ı c ı l biçimde kom ü nist ve işçi pa rtileri ya nsıtıyor ve savunuyorlar. Tekellerin egemen liğine karşı , barış için, ba rışı n g üçlend irilmesi için, sosya l izme yol açaca k nitel i kte köklü sosya l dönüşü mler için yü rütü len müca delede, kom ü n istler, işçi s ı n ı fı n ı n , bütü n demokratik g üçlerin bir­ li kte eylemini sağla maya ça l ı şıyorlar. Batı Avru pa n ı n 13 komü nist ve işçi partisinin (Belçika Komü nist Pa rtisi, Komünist Partisi, italyan Komü­ n ist Pa rtisi, Kıbrıs Emekçi Halkı i lerici Pa rtisi, Lü ksem burg Kom ü nist Pa r­ tisi, Holla nda Komü nist Pa rtisi, Norveç Komü nist Pa rtisi, Sa n-Marino Komünist Partisi, Finlô ndiya Komünist Pa rtisi, Fra nsız Ko m ü n ist Pa rtisi, isviçre Emek Pa rtisi, i sveç Sol (komünistl er) Pa rtisi) kendi ü l kelerinin pa rla mentol a rında temsilcileri va rd ı r. Yu na n i s ta n Komü n ist Partisi, Da n i marka

Portekiz'de faşist d i ktatörl üğün deviri l mesinden sonra kurulan hükü­ mete Portekiz Komü nist Pa rtisi'nden de temsilciler a l ı n m ı ştır. i spa nya ve Tü rkiye Kom ü ni st Partileri gizlilik koşullarında eylem lerine deva m etmekted irler. Kom ü n ist Pa rtileri ortak hedefler uğru ndaki mücadelede eylemleri n i uyumlaştırıyorlar. B u partiler temsilcileri arası nda sık sık topla ntı ve konfera nslar ya p ı l ı yor ve bunlar giderek düzenli bir ka rakter kaza n ıyor. Brüksel'de ya p ı l a n (Ocak 1 974) Avrupa Kapitq list ü l keleri Kom ü nist ve 232


işçi Partileri Konfera nsı'nda, çağdaş duru m u n a n a lizi temeline d a ya n a n ortak m ücadele a na doğrultularının belirlendiği bir Pol itik Bildi! i kabul E)d ilip yayı mlandı. Avrupa komü nist ve işçi pa rtileri a rasında Alman De­ mokratik Cumhuriyeti' nde yapılacak olan «Avrupada barış, g üvenlik, iş­ birliği ve so syal ilerleme ' uğ ru nda sava ş » kon u l u konfera nsın, A vrupada komü nist hareketin g üçlen mesi bakı mından çok büyük bir önemi vardır.

233


Tehlikeli ve düşüncesizce bir politika David Henin israil Komünist Partisi Politbüro üyesi ve MK Sekreteri

Yak ı n - Doğu'daki Ekim Ha rbi üzeri nden bir yıldan fazla bir zam a n geçti. i sra il kom ü nistleri ve memleketim izdeki barış ta rafta rları (Ya h ud i ­ l e r v e Araplar) , o za m a n a nlaşmazlıkta y e n i bir patlamayı önl iyebilecek reel olanakları n varolduğ u n a i n a n ıyo r l a rd ı . israil h ü k ümeti bu ola nakla rı k u l l a n m ı ş olsayd ı , sil ô h/ı çatışmadan kaçı n ı labilecek ve böylelikle isra i l h a l kı da, Ara p ü l keleri halkları da bu nca i n s a n kaybı na, acı lara, büyük zara rlara uğ ra mıya ca k l a rdı. Böyle bir tehlikenin varl ı ğ ı ve ciddiyeti bugü n d e söz götürmez. B u n d a n ötürü, şimdi başlıca ödev, acı deneyin ta h l i l edilmesi, bölgem izde 1 973 E k i m Harbi'nden daha a ğ ı r sonuçlar doğ u ra ­ bilecek tehlikeli olayları n gelişmesini önlemek üzere, bu a c ı deneyden g ereken derslerin a l ı n masıdiL 1 973 Ekiminde isra i l yönetici çevreleri büyük bir yenilg iye uğ ra d ı l a r. B u n u n neden l eri, yönetici çevrelerin 1 967 Hazira n Harbi'nden sonra izledikleri politikada gizleniyoL ABD emperya lizmi ta rafı ndan yöneltilen ve desteklenen isra i l yönetici­ leri, i natla, körükörüne, düşüncesizce ha reket ediyor ve şu a maçları g ü düyorlard ı : - M ı s ı r ve Su riye'deki a nti-em perya list rejim ieri devirmek ; Ara p d ü n ­ yasındaki ilerici süreçlere s o n vermek ; Ara p u l usal kurtuluş hareketini yenilgiye uğratmak ve bu s u retle ABD'nin v e Amerikan petrol tekel/eri­ n i n Ara p Doğ usunda sa rsı i m ı ş olan mevzilerini yeniden g üçlendii'mek ; - Arap devletleri n i n sosya li st topl u l u k ü l kel eriyle ve her şeyden önce Sovyetler Birliği'yle il işkileri n i zayıflatma k ; - Arap Doğ u su nda kendi başarı larını v e Amerikan em perya lizminin başa rıları nı, Asya ve Afrikado u l usal k u rtuluş hareketi n i zayıflotma a ma ­ ciyle k u l l a n ma k. Golda Meir- Moşe Daya n hükü meti nin 1 969 Martı ndan 1 973 Eki m i ne kadarki politikası, bu sayd ı ğ ı m ı z a maçlara tıpatıp uyg u n olarak plôn­ l aştırı l ı yor ve uyg u l a nıyord u. Hükü met aynı za ma nda işgal ed ilen Arap toprakları nda tutun maya ve askersel baskısını a rtıra rak, Araplara kendi koşulları n ı dayatmaya çalışıyord u . Sağ « mu h alefet'in (öncelikle gerici « Likud bloku n u n) desteğ ine g üvenen h ü kü met, a n laşmazlığ ı n , BMT Güvenlik Konseyi' n i n 242 sayı l ı kara rı gereğ i nce ba rı şçı l yolda n politik ••

234


bi� çözü me kavuştu rulması olana � ı ndan ya nçiziyor, Filistin vorl ı ğ ı n ı da, hakları n ı da ta n ı m ıyord u .

Arap

halkının

i srai l yöneticileri, a ltı y ı l ı a ş k ı n b i r süre boyunca memlekette m i l liyetçi bir esri klik ve askersel tutku havası esti rd iler. 1 967 Haziran Harbi ndeki başa rılariyle başları dönen bu yöneticiler, Arap devletlerinin olanaklarını küçü msüyor ve buna ka rşı l ı k kendi olanakları n ı a l a bildiğine a ba rtıyor­ l a rd ı . Orneğ i n , isra il'in a rtık Fra nsa ve ing iltere'yle boydaş bir devlet olduğu ve Ara pl a rlo ye ni bir h a rp olursa, bunun a ltı g ü nden fazla sür­ miyeceğ i n i ve isra i l ' i n kesin utkusuyla sona ereceğ i savlanıyord u . Süveyş Ka n a l ı ve Galan Tepeleri, Ara p ların a rt ı k aya k basa mıyacakları savun m a hatları olarak i l ô n ed i l iyordu. Ne var ki, bölgemizin yaşadığ ı 1 973-1974 olayları, bu m i l l iyetçi, serü­ venci ve nobran p o l itika n ı n isra il'in kendisi için ne kada r tehlikeli oldu­ ğ unu, d ünyada oluşma h a l i ndeki süreçleri, öncelikle u luslara ra s ı a la nda emperyalizmin isra i l yönetici çevrelerini arka l a ması zara rı na oluşa n güç­ ler ora n ı ndaki değ işmeleri hafife olmanın ne büyük bir politik miyopluk olduğ u n u , Ya kın-Doğuda Arap dünyasının politik, ekonomik ve askersel ba kımdan g üçlen mesinde beli ren büyük i lerlemeyi küçümsemen i n ne ha­ zin bir böbürlenme gafleti olduğu n u g österdi. israil h ü k ü m eti saldırı plônları n ı kura rken, NATO üyesi büyük devletler arasından ya lnız ABD'­ nin ısra i l'i açıkça desteklediğ i 1 973 Ekim Harbi s ı rası nda daha da a rta ­ rak olanca sertl iğiyle su yüzüne çıkan emperyali stlera ra sı çeli şkileri de d i k kate a lm a d ı .

Olup bittiye g etirme v e A r a p topraklarını özü mseme politika sı, B M T 242 sayı l ı kara rı n ı n yerine getiril mes i n i her a raca başvurarak savsa klama denemeleri, israil h a l k ı n ı n ul usal menfaatleriyle büsbütün çelişiyor, sadece Amerika n em perya lizminin ve Ameri kan pet­ rol tekellerinin hedeflerine ve çıkarl a n n a uyg un düşüyordu. Bu politika­ nın u l usla ra rası a la nda israil'in izole olmasına yol açması kaçı n ı l mazdı ve netekim i srail ta ma men izole d u ruma düştü. Ya l n ı z 1 973 Eki m Ha rbi a rifesinde, b u savaş s ı rasında ve savaştan hemen sonra 30 kada r devlet isra i l 'le d i plomatik i l işkilerini kestiler. G üven l i k Kons ey i'nin

Yöneticilerin düşü ncesiz politika s ı n ı n ceremesi ni halk çekiyor. 1 973 Ekim Ha rbi sonucunda ısrail ordusu 10 b i n ölü ve yaralı verd i. Harp mem lekete 35 milya r i srail l i rasına maloldu. Eski Maliye Bakanı P. S a p i r, bir demecinde, bunu nesi ller boyunca « oğ u l l a rı mı z ı n ve giderek toru n­ ları m ızın ödeyeceğ i »ni söyledi. 1 974 y ı l ı nda devletin dış borçları 6 milyar doları buldu, ya n i 1 973 y ı l ı na kıyasla 2 milya r dolar a rttı. Enflôsyon başdöndü rücü bir hızla a rtıyo r : 1 972-1973 mali y ı l ı içi nde fiyatlar % 26, 1 973-1974 y ı l ı nda da % 38 ora n ı nda yükseldi. Çal ı şma Baka n ı ' n ı n da itiraf ettiği üzere, memlekette bir işsizlik ocağı ol uşuyor. Yöneticiler, ekonomik g üçlüklerden kurtu l m a n ı n yolunu emekçilerin yaşama düzeyini 235


daha da düşürmede a rıyorlar. 1 974 Kas ı m ı nda isra i l l i rası n ı n doğrudan doğ ruya % 43 ora n ı nda deval ü e edil mesi (I). başlıca yiyecek maddeleri fiyatl a rı n ı n iki ve giderek üç misli yükselti l mesi, hizmetlerin a la bildiğine pa h a l ı laşması bu ça ba n ı n , y a n i ekonomik güçlü klerden kurtulma yolu a ra m a n ı n kan ıtları d ı r. Ama bunun ya n ı s ı ra, yaba ncı ve yerli özel k u m ­ pa nya ların geli rleri, aza l m a k şöyle d u rsun, maya l ı h a m u r g i bi d u rmadan kabarıyor. Zira ekon ominin mi/itarizasyonu politikası devam edi yor. Eski Adalet Baka n ı Y. Şa piro' n u n deyim iyle, savaş ve son uçları mem­ lekette « depre m » benzeri süreçler yaratmış bulu n uyor. Bunda da şa şıla­ cak bir şey yoktu r, çünkü i sra il yönetici zü mresinin resm i politik hattına temel olan siyasal ve askersel görüşler iska mbil kôğ ı d ı ndan köşk g i bi yıkılıp g itmiştir. Ve Golda Meir- M . Dayan hükü meti birkaç aylık bir can­ çekişmeden sonra işten elçekmek zoru nda ka/mı ;tır (N isa n 1 974). Şimdi yasal b i r soruyu haklı olarak ortaya koyabil i ri z : i srail yönetici çevreleri ve sağcı g üçleri, 1 973 Eki mi nd eki büyük yenilgi lerden, bununla i l g i l i süreçlerin memleket içi ndeki gayet elverişsiz geiişmesinden 'le memleketin u l u slara rası d u ru m u n u n a labild iğ i ne sa rsı lmasından ne gibi sonuçlar çıka rıyorl a r? Bu soruya kesi nlikle şu cevap verilebi l i r : Onların çıkard ı kları « sonuçlar», Ya kın-Doğuda ba rı? ve g üvenliğ i yeniden tehli­ keye düşü rmekte, isra i l halkı ne Arap halkları a rası nda barış içinde ya n­ yana yaşama ve işbirliği yoluna set çekmekted ir. Ekim Harbi'nden hemen sonra, isra il yönetici zü mresi öç a l ma hazır­ l ı ğ ı na girişti. Ka muoyu hazırlamak, beyin yıkamak üzere h u m ma l ı bir eylem başladı. B u eylemde, bütün dikkatler, hükümetin 1 967 Hazira n ı n ­ d a n sonraki politik hattı n ı n sakatlığı v e yöneticilerin soru m l u luğu üzerinde değ i l , sadece « g üvenlik ba k ı m ı ndan işlenen hata l a r » üzeri nde yoğ u n ­ laştı rılıyordu. Böylelikle d e , h a l k y ı ğ ı n ları v e özellikle gençlik şaşı rtı lmak, dış politika prensipleri nin doğ ru olduğu ve bu palitika n ı n böylece sür­ dürü l m esi gerektiği ka n ıtla nmak isteniyord u . Geniş topl umsal çevreler, i. Robin-Ş. Peres hükü meti n i n Ara plarla a nlaşmazlığı Cenevre Konfera nsı çerçevesinde barı şçı görüşmelerle çöz­ me yol u n u tutacağ i n ı ümit ediyord u. Bu çevreler, silôhlı g üçleri ka rşı l ı klı olarak g eri çek me a n laşmasının, öylesine a rzu edilen ba rışa doğru bir adım olmasında ısrar ediyorla rdı. Ama ü mitleri boşa çıktı. Başbakan i . Robin, Knese'de (Mecliste) hükü meti n i n listesini okudukta n sonra, b u n u n hem eskiyi sürd ü recek, hem de değ i şimler geti recek bir hükü met olaca ğ ı n ı söylemişti. G erçekten de eskiyi sürd ü rme konusunda bu h ü kü­ met sözü nü tuttu : israil bugün 5 Haziran 1 967 s ı n ı rlarına çekil meye yanaşma ma kta, Fil jstin Arap halkı n ı n kendi u l usal devletini kurma hak­ kını inkôr etmekte, Filistin Kurtuluş Orgütü'nü (FKO) ta ntmamakta ve

(I) Bugün 236

1

dolar, 4,2 yerine 6 i srail lirası d ı r.


onunla görüşmelerde b u l u n mayı kabul etmemekted ir. (1) Komün ist Par­ tisi n i n parlamento g rupu, yeni hükümetin bu tutu m u n u n ne kadar tehli­ keli olduğ u n u belirtmiş b u l u n uyor. Bu tutum teh l ikel idir, çünkü 1 973 Ekim Sava ş ı 'na götüren eski politikayı m iras olara k devraldığ ı n ı g izlemi­ yen yeni hükü met, bunu pervasızca sürd ü rüyor. Kısacası, yönetici çev­ relerin d ı ş politika hattı nda gözle görü l ü r nitelikte her h a n g i bir değ işik­ lik yoktur. Artık birkaç ayd ı r yetkililer memlekette harp psikozu n u fitilleyip tutuş­ tu rmaya çalışıyorla r. Bu kampa nyaya h ü kü met üyeleri, özel likle Harp Bakanı ş. Peres ve ordu yü ksek kom uta heyeti üyeleri a ktif olara k katı l ı ­ yorlar. B u baka n Araplarla yen i harbin yakla şma kta olduğunu söylüyor ve giderek somut vadeler bile bel irl iyor. Genelku rmay Başka nı M. G u r da aynen şöyle diyo r : « B iz, hava kara racak o l u rsa, önleyici b i r savaşa başlama hakkı mızı koru mal ıyız. Bu, bizim için, bütün dünya için önem­ lidir, düş'manlarımız için de önem l id i r. Va rsı n, düşmanları m ız, belirli koşullar oluştu ğ u takdirde, bizim böyle bir olanağı kullana bileceğ i m izi bilsi nler. » Bugün h ü k ümete ya kın çevreler bile, onun politik hattı n ı n doğ ru luğ u n ­ d a n şüphe ediyorla r. Netekim yar ı - resmi « Davar» g azetesi bile, yeni bir harbin yakın olduğu hakkındaki demeçieri eleştirmekten kaçı n a m ı ­ yarak ş u n l a r ı yazd ı : « Bu demeçler, bizim a rtı k normal bir yaşa m süre­ m iyeceğ i mizi, yarı n yeniden savaşa g i receğ i m izi gösteriyor. Böyle konuş­ mala r, kim ilerini « Ye, iç, keyfine bak, ya rın nasıl olsa öleceksin » pren­ sipiyle yaşamaya, k i m i lerini de hayal kırıklığına yönelti r. » Res m i bildiri ve açıkla ma la rı n a macı, d iyebiliriz ki, yapay olara k kö­ rüklenen «tehlike psi kozu »yle mora l etkenleri g üçlendirmektir. Yönetici l er, memlekette Ekim Harbi'nden sonra halkı saran ezi klik havasını ve g eçi­ rilen şoku gidermeye, h ükü metin politikası konusunda sa rsı l a n güveni (bu politikada h i ç bir değişiklik yapmadan) canla n d ı rmaya, d ı ş i l işkiler a la n ı nda kuvvet 9österisi ya pmqya, Arq p devletleri ne karşı kuvvet kul­ l a n ma tehditlerinde b u l u n a ra k, o n l a rı görüşmel erde «dahq y u m uşak davra n m q k » zorunda bırakmaya çalışıyorl a r. isra i l yöneticileri n i n dilinde « dq ha y u m uşak dqvra n m q k » dq, a n lqşmazl ı ğ ı n çözümü nde onların ko­ ş u l la rının tartışması z kqbul ed ilmesi a n l q m ı n a g el iyor. Ş. Peres q çı kçq şöyle diyo r :' « Biz hQlka yeniden kend ine g üven, AraplarQ da bizden korku d uygusu aşIIQma lıy ız.» isra i l o rdusunun memleket içinde ve işgal edi l miş böl gelerde ya ptığı

(2) Knese' n i n 26 Kası m 1 974 günlü oturum u nda iKP PoJitbüro üyesi ve M K Sekreteri Tevfik T ubi de söz a l Q ra k yeni h ü k ümetin kısa görüşlü politi ka sını suçl Q d l . Tubi, eğ er isra il FKO'yl e Cenevre'de görüşmelere ya naşmış ve bir Fil istin Arap devleti n i n kurulmasını kabul etmiş ol­ sayd ı , bugün durum herhalde çok daha başka laşmış olaca ktı, dedi. 237


ma nevra l a r, daha önce şu veya bu nedenle ordudan terhis ed i l m iş olan kimselerin « g ö n ü l l ü .. a d ı altında askeri birli klere gönderil meleri ve eko­ nominin geniş ölçüde askerleşti ril mesi, hep aynı hedefe, hükümetin bir önleme ve koru n m a savaşına başlama tehditlerine destek olara k mem­ lekette savaş psikozunu ca n landı rma hedefi ne yönelik ted birlerdir. Maliye Baka nı i . Rabinoviç'in fikrine göre, ı sra i l h a rp bütçesi nin d ü nyada eşi yoktur. 1 973-1 974 m a l i y ı l ında h a rp harca m a l a rı (si l ô h satı n - q l ma öde­ neği olan 2 milyar dolar ha riç) (1 972-1 973 y ı l ı nda bu ödenek 700 m i l ­ yondu), 9 m i l y a r ısrail l i ra s ı n ı buluyord u. Bu miktar, devlet bütçesiyle öngörülen g enel h a rca m a l a r tuta rı nın h emen hemen ya rısı d ı r (ABD'de bu ora n % 30, FAC'de ya klaşık olara k % 20'd i r) . i . Robin, Vaşington'u ziyaretinde, Birleşik Amerikad a n üç yı/ boyunca (sa /dırı silôh/arı satı na/­ moda kullanı/mak üzere) yılda 1 ,5 milyar dolar kredi rica sında bulundu. Bütün ısra i l h ü kü metlerin i n ve Siyon ist ha reketi yönetici leri n i n öteden beri izled ikleri pol itika nın yapıtaşı, daima Fil istin Arap h a l k ı n ı n varlığ ı n ı v e u l usal haklarını inkôr etmek o l m u ştur v e o l m a ktadır. Fil isti nli lerin yasa l istekleri n i n yerine geti ril mesini ya l n ı z Kom ü n ist Partisi savunmuş­ tur ve savu nmaktad ı r. Bu pa rti her za man şunu bel i rtmiştir : ısra i l-Ara p a n laşmazlığ ı n ı n çözü mü, ba rı şın, g üven liğ i n, ısra i l ' i n hakları n ı n , bu a rada deniz trafik ve ulaştı rma serbestliğinin sağ la n ması ve Arap dev­ letleri tarafı ndan bu konudaki baykotun kaldı rı l ması, a ncak Filistin Arap h a l kına kendi kaderine buyruk o l m a hakkı ta n ı n ması koşuluyle g a ra nti a ltına a l ı na b i l i r. Hayat, ısra i l yöneticileri n i n Fil istin soru nuyle i l g i l i resmi politik hattı­ n ı n , Ya kın- Doğuda barış dôvasına, ı srail halkının ul usal menfaatlerine ciddi zararlar verdiğini ve bu h a l k ı n eşit haklı bir üye olara k bu bölge halkları a i lesine katı l m a s ı na engel olduğunu gösteriyor. ı sra il'de a rtık sağduyu sa h i bi birçok yurttaş, Fil istin Ara p halkı nın haklarını sistematik olara k inkôr etmenin teh li keli bir tutum olduğunu a n l ıyorlar. ısrail ordusunun, komşu Ara p ü l kelerine sı§ ı n m ı ş ve yerleşti­ ri lmiş olan Filistin göçmenleri n i n kamplarına karşı g i ristiği sa ldırılar, g itgide sıklaşan hava hücümları, aynı za manda işgal bölgel eri nin kendi hali ndeki a h a l isine karşı ya pılan polis ba skıları da daha az tehlikeli değild ir. Bu g i bi eyl em lerin, bazan ısra i l sivil yu rttaşlarına karşı misi l ­ leme kabili nden terörist hareketlere y o l açtığı da b i r g erçektir. Filistin Direniş Ha reketi (FDH) ve bu h a reketi temsil eden Filistin Kurtuluş Orgütü (FKO) ' n ü n i lerici eğ i l i mlerinden doğ a n elverişli olanak­ ların da iyi değerlend iril mesi ve kulla n ı l ması g erekiyor. Bugün, tektük ve izole aşırı g rupların serüvenci a ksiyonlarını FKO' n ü n kesi nli kle suç­ ladığını ısra i l bas ı n ı bile itiraf etmek zoru nda kal ıyor. Filistin Ulusal Kon­ seyi' n i n Cenevre Konfera nsı'na katı l m a konusundaki kara rı (Konfera nsı n, Fil istin problemini ul usal bir problem olara k ele a l ması koşuluyle) şüphe238


siz ki büyük bir ileri a d ı m d ı r. Fakat ı sra il h ü kü meti nin Fili stin soru nuyle i l g i l i görüş ve tutumu, Fi l istin Direni� Ha reketinde olumlu sü reçlere m u h a l efet eden elemenları n değ i rmenine su taşımaktad ı r. Kom ü nistlerin kanısı nca, Kiriat-Şimon ve Maa lot n faciaları g i bi olayları kesinlikle suçiıyonlar, ısrail yurttaşlarının borış ve huzur içinde yaşamolarından yana olanlar, Filistin Arap halkının yasal hakları n ı çiğ nemeye, Filistin göçmenleri nin kampları na karş ı gaddarlığiyle her namuslu yüreğ i sızIa­ ta n ve büyük bir öfke uya n d ı ran bomba rdıma nları onayla maya deva m eden hükümeti n politikasına karşı cephe o l ma l ı d ı rl a r. Dünya n ı n çoğ u devletleri ısra il'in Filistin sorunuyle i l g i l i görüş ve tutum u n u kabule yanaşmıyor, Yakın-Doğu bunalı mı n ı n a ncak Filisti n Arap halkının yasal hakları ta nındığı takd irde çözü lebileceğ ini d ü şü n ü ­ yorlar. 1 974 Kasımı sonunda, Birleşmiş M i l l etler G enel Kurulu, Filistin Arapları n ı n yasal hakları n ı ezici bir çoğ unl ukla destekledi ve Filistin Arap halkının yasal temsilcisi olan FKO'ye, BMT'nde bir gözlemci bu­ l u n d u rma, Genel Kurul'un ça l ı şmalarına ve ul uslara rası örgütlerin tertip­ ledikieri bütün konferansıara katı lma hakkı tanıyan bir statün ü n kabul edilmesini ka ra rlaştı rdı . Genel Kurul'da bu maddenin g ündeme a l ı n ­ masına b i l e karşı g elen sadece ısrail deleg esi oldu. Böyleli kle, ı sraiL. Yak ı n - Doğuda barışı n tekrar sağ l a n ması ba k ı m ı nd a n çok büyük önemi olan bir konuda ta mamen izole d u ruma d ü ştü . Şu va r ki, ısra i l h ükü meti yine bildiğ ini okuma kta, yabancı topra kları . özüm semede direnen saldırgan pol iti k hattı nı ABD e m perya l izm i ne dayanara k uyg ula maya deva m etmektedir. Bu h ü kü m et, Arap d ü nya­ sında mevzil erini sağ l a m laştırma çabasındaki ABD'nin, Arap a nti-emper­ yal ist ha reketine karşı ı sra il yönetici çevrelerini bundan böyle de « ka mçı » olara k kullan maya deva m edeceğ i n e bel bağ l ı yor. Ve aynı za manda, em perya l izmle yakınlaşmaya yatk ı n l ı k gösteren bazı Ara p yönetici çev­ relerini elde tutmak için Vaşington'un uyg uladığı « yemleme taktiğini benimsiyor. L. Robin açıkta n açığa «Onemli olan, Ara p d ü nyası nda ABD'nin mevzi lerinin sağlam laştı rı l masıd ı r » diyor. Bizce, Amerika da, i sra i l de bu hesa plarında ya n ı l ıyorla r. Zira, ısra i l , eğ er barışı, güvenliği ve egemen liğini sağ l a m a k istiyorsa, buna yeniden ABD'nin kucağ ı na düşmekle değ i l , Arap d ü nyasiyle iyi komşuluk il işkileri kurup geliştirerek, sosya list topluluk ü l keleriyle ve her şeyden önce Sovyetler Birliğ iyle çokyanlı temasları canlandı rmaya ça lışara k u laşa bilir. ••

SSCB hükü meti Ya k ı n - Doğ u konusunda ilkesel bir politika, Leninci politika izl iyor. Bu politika, bu bölgenin bütü n halklarının ve bu a rada ı srai l halkının menfa atlerine uyg u n d u r. Sovyet hükümeti, bu halkların e) Fil istin çeteleriyle ısrail askeri birlikleri a rasında Ki riat-Şi mon (Nisa n 1 974) ve Maalot (Mayıs 1 974) köylerinde yapılan çarpışmalarda ısrail sivil yurttaşları da kurba n l a r verdi ler. Not. red. 239


bağımsız yaşama haklarını destekliyor, Filistin Arapları n ı n çıg nenen hakları n ı n ca nlandırıl masından yana ve I sra il ; in Arap topra kl a r ı n ı işg a l edip özümseme pol itikosına karşı olduğunu açıkl ıyor. 1 967 Haziran Harbi'nden sonra, Sovyetler Birliği, bunalımın, Yakı n ­ Doğ uda bütün devletlerin v e halkların hakları 9üven a ltına a l ı nacak, kanlı harplerin a rtık tekra rl a n m ıyacağı bir sürekli barış sağla naca k bi­ çimde, normal iyi komşuluk ilişkileri n i n kurulmasına ya rd ı m edecek bi­ çimde esaslı bir çözüme kavuştu rulması için büyük ça ba l a r h a rcadı. Sovyetler Birliği bu görüş ve tutumda d i renmekted ir. B u n u isra i l yöneticileri dE\ biliyo rla r. Onlar, a nti-sovyetik dolaplar çevirecek yerde, soru nun gerçekten politik çözümü yönü nde ça ba göster­ miş olsalardı, SSCB'nin ve diğer sosya list barışsever devletl eri n , orta daki buna l ı ma, BMT Genel Kuru l u ve G üvenl i k Konseyi' n i n bilinen kara rları temel i üzerinde ve aynı zamanda Cenevre Barış Konfera nsı çerçevesi nde ôdil bir çözüm bulma yönü ndeki ça ba l a rı n ı desteklemeleri g erekirdi. Böyle bir pol itika isra i l ' i izole durumdan k u rta ra bi l i r ve bu devletin önü nde Arap devletleriyle politik ve ekonomik işbidiğ i alanında geniş ufuklar açabilir, gerçekten barış ve g üvenlik g a ra ntisi olabilirdi. isra i l halkı n ı n gerçek u l usal menfaatl eri işte böyle bir politik hattın benimsenmesini, bu yoldan yürün mesi ni g erektiriyor. isra i l 'de topl umsal ve politik çevreler bunu g itgide daha açık kavra maya başlıyoda r. 1 973 Ekim Harbi'nden sonra, meml eketi mizde, sözkonusu politika n ı n değ iştiri l m esinde, ha rplere son veril mesinde v e sürekli barış sağ l a n m a ­ sı nda d iren en bir asker ve g ençlik ha reketi başladı v e yayg ı nlaştı. Gerçi olu msuz olayl a r da eksik değ il d i : Aşırı sağcı « Likud " bloku, ha rpten sonra birçok yu rttaş ı n şok geçirme durumundan ya rarlanarak, « u l usal birl i k " h ü kümeti kurulması slogan ı n ı ileri süre n bir demagoji kampan­ yası açtı. Ama bu kampanya kamuoyu n u n tepki ve d irenişiyle karşılaştı. Ne yazık ki, « uyanış hareketi " de (askerlerin ve g ençliğ in aksiyonlarına bu a d ı veriyord uk) pek kayda değer sonuçlar vermed i . B u n u n çeşitli nedenleri vardı. Bir kere, yaba ncı toprakları işgal ve özümseme politikası yandaşları­ nın hepsi, geniş halk yığ ı n l a r ı n ı n uya n d ı rı l ması süreci ni daha başla n g ı ­ cında engellemek i ç i n s ü ratle bi deştiler. B u n l a ra, E k i m Ha rbi yen ilgi­ sinde şu veya bu biçi mde soru m l u l u ğ u olanlar ve aynı zama nda statüko taktiğini tuta n l a r da katı ldı l a r. Ote ya ndan, « uya nış hareketi "nin kendisi de, gerek tüm Arap-isra i l b u n a l ı m ı n a , gerekse Fil istin problemine çözü m g etirebi lecek açık ve kesin bir prog ram ortaya koya madı. Bu ha reket, sosyal ve politik ba kımdan hiç de türdeş değildi. Yeteri nce örg ütlü de değ ildi. Uzun sürmedi ve sön üp gitti. Aynı dönemde memlekette şiddetli bir ;politik buna l ı m alıp yürüdü. 240


iktidar partileri a rasında ve bunların kendi içinde anlaşmazlıklar kesk i n ­ leşti. iktid a rdaki I ş ç i Partisinin saflarında başgösteren ateşli ta rtışma iç a nlaşmazlıkların bir ka nıtı oldu. « Topl u m ve devlet problem leri ni açık­ lama ideolojik grupu» (pa rti yöneti m i n e bağ l ı bir g rup) tarafı ndan ya k ı n geçmişte örgütlenen bir topla ntıda, A rap devletleri v e Filistin Arap halkı kon usundaki hükü met pol itikası n ı n doğ ru olup olmadığı tartış ı l d ı ve Ya kın-Doğu buna l ı mı n ı n çözü müne il işkin bazı gerçekçi görüşler ileri sürüldü. Bununla beraber, şunu da itiraf etmek g erekir ki, h ü k ü metin pol itika s ı n ı eleştirenlerin çoğ u, yabancı topra kları işgal ve özümseme görüş ve ,t utu m u n d a n haıa vazgeçmiş değ i l d i rler. G erçekçi bir politik yol tutulması n ı yeni bir savaşı n önlenm e,in i ve barış sağ la n m a s ı n ı istiyen herkes, « ı l ı m i ı » dedikleri özü mseme görüşle­ rinden yada Filistin Arap h a l k ı n ı Arap-isra i l a n laşmazl ı ğ ı n ı n genel ba ­ rışçı çözü mü çerçevesinde kendi yazg ısına buyruk l u k hakkı ndan yoksu n etme tutum u ndan vazgeçil medikçe, resm i politikaya veya « li k u d » blo­ k u n u n demagojisine karşı bir a lternatif beli rleyip ortaya koyma n ı n ola­ nağı b u l u n a m ıyacağ ı n ı kavra m a ı ı d ı r. Yönetici çevreler ve sağcı « muhalefet», BMT Genel Kurulu 29. dönem toplantı s ı n ı n Filistin soru n uyle ilgili kararları nı öfkeyle ka rşı la d ı la r. Böy­ lece, ha rpçı tutku yeniden depreşti, siıah şa kırdatma lar yeniden başlad ı , e n saldırg a n v e gerici g üçler temsilcilerin i n g i receği b i r «ulusal birl i k » hükümeti n i n kurulması çağrı ları y i n e a l ı p yürüd ü. Komü nist Partisine gelince, bu pa rti, BM G enel Kuru l u n u n Fil istin soru n uyle ilgili kararlarının, Yak ı n - Doğudaki a nlaşmazl ı ğ ı n çözü m ü için bütün d üyada barış davasına önemli bir katkı olduğu kanısı ndad ı r. Şimdiki aşamada başa rıl ması g ereken birincil ödev, barış istiyen bü­ tün g üçleri ve bu a rada işçi Partisinin h ü kü met koa l isyonunu o l u ştura n partilerin gerçekçi düşünen g üçleri ni bi rleştirmek, ısra i l i Yakı n- Doğ u buna l ı m ı n ı n barışçı ve adil çözü m ü yol u na çıkarmak üzere mücadeieyi gel işti rmekti r. Partim iz, XVii. Kong remizin (Hazira n 1 972) ısra i l'de yığınsal bi/barış cephesi yaratılmasına il işkin ka ra rlarını kı lavuz edi nerek, meml eketi n bütü n demokratik g üçleri ni yeni bir harp tehdid i n e karşı ve Ya k ı n ­ Doğ uda h a l k l a r ı n barış i ç i n d e beraberl iği uğrunda ortak mücadelede birleşti rmek için a ktif bir eylem göstermeyi bir yurtseverl ik borcu ve enternasyonal ödev saymaktadı r.

241


Peru Cumhuriyeti Başkanı Huan Velasko Alvarado ve Filistin Kurtuluş Orgütü Yürütme Kurulu Başkanı Yaser Arafat, dergimizin sorulannl yanıtliyorlar

Devrimci süreç. bağımsızlık ve uluslararası ilişkiler Huan Velasko Alvarado Soru. Şimdi bütün d ü nya n ı n d ikkati, Peru' n u n ekonomik bağ ı ml ı l ı kton kurtul ması ve sosyal i l erleme yol una koyul ması için halk ve silô h l ı g ijçler devrimci h ü kü meti tarafından gerçek leştirilen kökiLi dönüşümler üze­ rinde toplanmış b u l u n u yor. Bugün mem leketi nizde devri mci sürecin daha geniş ölçüde gelişmesini köstekliyen engeller nelerd i r ? Yanıt. Peru'da devri mci süreci n gelişmesini g ü çleştiren engeller n itel iktedi r. Ben bunların d a ha önemli olanlarını sayacağ ı m .

çeşitli

Biri ncisi, devri mle son vermeye çalıştığı mız geleneksel d üzeni korumaya çabai ıyon belirl i ekonomik ve politik çevrelerin çıkarlarıdır. Memleketi­ mizde bugün de bel irli bir ekono m i k ve politik g üce sahip olan ve bizi yine geçmişe döndü rmek istiyen z ü m reler vardır. KarşI -devrimci g üçler henüz ortadan kalkmış değ i ldir. ikincisi, eski top l u ma özgü tutucu görüşlerin, fikirlerin, yarg ı la rın, alış­ kanl ıkların ve tutu m l a rı n kalıntı s ı d ı r. Devrim i m i z bunları değiştirme çaba ­ sındadır. Bu ça baları m ızda, memleket hayatı n ı n bütün a lanla rı nda a rtık za m a n ı n ı ya şamış körinanç beli rtileriyle ve her şeyden önce devrimden önce Peru'da ağ ı r basa n oligarşik fikirler ve bireycil i k ruhuyla ka rşı kar­ şıya gel iyoruz.

lJçüncüsü, u luslara rası ekonomik egemen liğin g üçleridir. Bunlar, Peru'­ yu yalıtmaya, u l usa l devrim i m izin özü nü soysuzlaştı rmaya ve bunu dışarı­ dan ezmeye ça lışma kta d ı riar. Dörd ü ncüsü, geleneksel politik a k ı m l a r yönetici leri n i n tutum u d u r. Bu tutum, politikayı el iter ve oligarşiye özg ü bir uğraş sayma görüşüne d a ­ ya nır. V e a macı bütü n h a l k ı n katı lı miyle topl u m u yeniden k u r m a k o l a n devri m imizi reddeder. Bütün bu g ruplar, politikayı iktida rda bulunan azı n ­ l ı ğ ı n tekeli a ltında tutmak isterler. Bizse, politikayı, emekçi h a l k ı n kendisi ta rafından iktida rı n g itgide daha demokratik ve geniş ka psa mlı olarak gerçekleştiril mesi ve halkın bu maksatla topl umsal temel üzerinde baş­ ı ı başı na örgütlen mesi olara k a n l ı yoruz. Beşi ncisi, bizim fikir ve ya rg ı la rı m ı z g i bi il kesel, yeni ideolojik-pol itik 242


ya rg ı l a rı a n l a m a yeteneği noksa nlığıdır. Bu an layışsızlık, birçokl a rı ara­ sında, giderek bizi m devri m i m izi tuta n ve kend ilerini bu devri min içinde sayan ki mseler a rası nda da görül üyor. Ne var ki, Peru devri minin yepi fiki rleri yavaş yavaş kendine yol açma kta (bu başka türlü de ola � az), devrimi a nlıyan ve payla şa n kimselerin sayısı g ü nden güne çoğal makta­ d ı r. Doğaldır ki, bu anlayışın bütünlen mesi za m a n ister. Altı ncısı, bizim elbette kontrol edebil ecek durumda o l m a d ı ğ ı m ı z d ü nya ölçüsü ndeki buna l ı md a n doğ a n ekonomik g üçlü klerd i r. Soru. Devri mci hükümetinizin d ı ş politikası ne g i bi prensiplere daya n ı ­ yor? Sovyetler Birliğ i n i n ve d iğer sosya l i st ü l kelerin uyg uladıkları ul us­ lara rası yum uşa ma pol iti kasını nasıl bul uyorsunuz? Sosya l ist ü l kelerle k ü l ­ türel, d i plomatik v e tica ri i l işki leri geliştirmenin önemi hakkı n d a bize ne­ ler söyliyebilirsiniz? Yanıt. Devri mci h ü kü metin dış politikası esa s itibariyle Peru' n u n ul us­ l a ra rası d u ru m ve tutu m u n u bel irlemede ulusal menfaatlere ta m bir uy­ gu n l ukla bağı msızlık ve erki nlik prensipi temeline daya n ıyor. Bu her şey­ den önce birbiri n i n işlerine karışma ma prensi pinin gözetimi a n l a m ı n d a ­ d ı r. V e bilindiği gibi, bunun iki yanı va rdı r : Biz başka ü lkelerin içişlerine karışmayız ve onların da bizim i çişlerim ize karışmalarına göz y u m mayız. Bu prensip ekonomik, politik, ideolojik, askersel ve kü ltürel a la nlarda uy­ g u l a n ı r.

Biz u l uslara rası il işkilerde gerginliğin azaltı lması ve yumuşa m a n ı n sü­ rekli ol ması için harca nan bütün çabaları o l u m l u bul uyoruz. Bu yöndeki her çaba elbette Peru tarafından da sempatiyle karşılanıyor ve destek­ Ieniyor. Peru, devrimci sürecin d a ha başla ngıcından iti ba ren, bağ ı msız dış poli­ tikası gereğ ince, d ü ny a n ı n çeşitli devletleriyle ve bu a rada h ü k ü m etleri sosya lizm mevzil erinde yer a l a n devletlerle çokya nlı il işkiler kurdu. Bu ü l ­ kelerle i l işkilerimiz şimd iye d e k ta m a m iyle yeterl i v e memnu niyet vericidir. Bu i lişkilerin gelecekte de böylece süreceğ i ve gelişeceği ü mi d i ndeyiz. Başka bir deyişle, Peru h ü k ü meti bunlara çok büyük bir önem vermek­ tedi r. Soru. Amerikal ı l a r-arası sistemin çağdaş nitel iği hakknıda neler d ü ­ şü nüyorsu nuz? Sizce, Lôtin Amerika ülkeleri ile Küba a rasındaki i l işkiler nasıl d ü zen lenmelidir? Yanll. Soru nuzia değ indiğ iniz a la n da, aynı za manda uluslara rası haya ­ tın diğer alanları nda, Peru'nun durumu devri m i m izin başında n beri a l a ­ bildiğine açıktır. B i z Amerika l ı l a r-arası sistemde esa slı b i r değişiklik ya ­ pıl ması g erektiğ i kanısındayız. Bu kanım ızı çokta n beri açı kça ve resmen bel irtiyoruz. Peru, bizim ya rı küremiz ülkeleri a rasındaki i lişkilerin, egemen

243


devletler a rasında eşitl ik ve başka ülkeleri n içişlerine karışmazlık prensi­ pine titizlikle bağ l ı l ı k temeli üzerinde kurulması ndan ya nadır. Doğa l alarak, Küba'yla il işkiler konusunda da bu böyledir. Küba da bir Latin Amerika ülkesid i r. Biz bu memlekete karşı başka türl ü davra n ı l m a ­ sını h a k l ı çıkarabilecek bir neden görm üyoruz. Latin Amerikada politik g erçeklik ve ideolojik pa nora ma gayet çeşitl i ve açı kça belirg i n plüra list kara kterl idir. Peru Lati n Amerika gerçekl iğinin bu çizg ilerini el bette gözö­ n ü ne a l ıyor. Plüra l izmi ta n ı mak, her ü lken i n kendi öz u l usa l politi kasın ı belirl eyip uyg ulama hakkını v e bunun başka ü lkelerin pol itikası nda n ay­ rı m l ı ol masını kabul etmek demektir. Peru, kendi dış politika s ı n ı n daya n ­ d ı �� ı temellere tama miyle uyg u n olarak, b u prensipi savu n m a ktad ı r.

244


Halkın çiğnenen haklarını yeniden kazanma yolu Yaser Aralai Soru. Filistin problemini çözüme kavuşturma olanakları açısından bu­ g ü n d ü nyada ve Yakı n- Doğ udaki d u r u m u nasıl d eğ erlendi riyorsunuz? Yanıt. B i l i ndiği üzere, em peryalizm son yıllarda bi rçok büyük yeni lgiye uğradı. B u sayede yeryüzü n ü n birçok kesim i nde barış yeniden kuruldu. Uluslara rası a la nda g üçler ora n ı sosya l izm ya ra rı na, i lerici, demokratik ve kurtuluş hareketleri yararına değişti. Fakat Yakı n - Doğudaki d u r u m patla malara g ebe niteliğ i n i koruyor, d ü n ­ y a ba rı şını tehdide deva m ediyor. Gerg i n l i ğ i n başlıca kaynağı, dü nya m ı ­ zın bu ö n e m l i bölgesinde sönmek bil mez bir sa ldırı ocağı olan ısra i l 'dir. ı srail, Arap devletleri n i n s ı n ı rl a rı önü nde em perya lizmin ileri karakolu­ ABD o n u dört e l l e destekl iyor ve d u rmadan k ı ş k ı rtıyor. ABD em per­ yalizmfYa kın- Doğuyla i l g i l i plônları nda ısra i l ' i n sa ldırg a n siyonist yöne­ tici zü m resine dayanıyor. ısra i l yöneticileri, ü l keyi, Ameri ka n petrol tekel­ lerinin çıkarlarını ve sermaye yatırımlarını savun a n g üven i l i r bir bekçiye, Ara p halklarının u l usal kurtuluş ha reketine karşı koyma, onların politik ve ekonomik bağ ı msızl ı ğ ı n ı sa rsma ödevini yükü m le n m iş bir jandarmaya çe­ virmişlerdi r. dur.

Bizim yurd u m uza, Fi listin e karşı, siyonizm d a i ma bir işgalci ve somur­ geci olarak ha reket etmiştir. ısra i l yöneticileri, Filistin Ara p halkını kendi u lusal topraklarından yoksu n ettiler, bu halkın büyük çoğ u n l u ğ u n u göç­ men h a l i n e g etird i ler, yerleri nde kalanları da ka n u ndışı saymaya baş­ ladılar. ısra i l , Mısır' ı n kendi ul usal topraklarının ve doğ a l kayna kları n ı n t ü m ü �zeri nde egemenliğ i n i pekiştirmesine engel .ol mak içi n, 1 956'da eski söm ü rgeciliğin (Büyük Brita nya, Fra nsa) g iriştiğ i üçlü sa l d ı rıya aktif ola­ ra k katı ld ı . Amacı Ara p yurtsever ve ilerici rej i mieri n i n köklü sosyal ve ekonomik dönüşümler yol un d a n g el işmesini engellemek, h alkları m ı z üze­ rinde emperya l izmin egemenl iğ i n i yeniden kurmak olan 1 967 Hazira n · ' saldı rısı sırasında da ısrail aynı emperya list rol ü oynadı. Ara p u l usal kur­ tuluş hareketinin Sovyetl er Birl iğ iyle çokya n l ı il işkilerin ve dostl u ğ u n güç­ l endiril mesi sayesi nde politik ve ekonomik a l a n l a rda büyük başa rı lara u laştı ğ ı n ı gören emperya lizm ve siyonizm 1 967 Hazira n sa ldı rısı hazırlı­ ğ ı na çok daha önceden ba şladı l a r. 1 967 Haziran sa ldırısından sonraki yedi yıl boyu nca, ısra i l siyonist yö­ netimi dü nya ka m uoyuna ka rşı açık ve pervasız bir kışkırtı gösterisinden 245


g eri d u rmadı. Orneğ in, BMT G enel Kuru l u , isra i l siyanistleri n i n işg a l ettik­ l eri bölgelerde yaptıkları hukuki statü değişikliklerini ta nımadı. Ama isra i l BMT' n i n görüş v e kara rı n ı hiçe saydı v e Kudüs Arap kesimi i l e Galan Tepeleri kesi m i n i kendi topraklarına kattı, özü msedi. Ord ü n ı rmağını ve Süveyş Ka n a l ı ' n ı ısra i l hiç bir baskı altında terketmiyeceği « g üven l i k s ı ­ n ı rları » olarak ben imsiyord u. israil yönetici z ü m resi, Filistin A r a p halkı n ı n reel va rlığ ı n ı inkar ediyor, o n u n u l usal haklarını ta nıma makta d i reniyor. Ve israil bütü n bu tutu m u nda ABD em perya l izminin ta m ve kesin deste­ ğ i ne daya nıyor. Bu d u rumda, isra i l ' i n saldırg a n em perya list politikasiyle karşı karşıya g elen Araplar ve her şeyden önce Filistin Ara p halkı, gayet doğ a l ve ma ntıki olarak, kendi varlığ ı n ı , hayatı nı savun m a k üzere silaha sarı ldı. Siyonist ha reketin ı rkçı niteliği, söm ü rg eci ve yayı lıcı emel leri, em perya­ listleri n stratejik h edefleriyle org a n i k olarak birleşmesi, Ara p l a rı a rtı k bu­ na karşı ola nca g üçleriyle ve her a raca başvura ra k savaşmakta n başka çare kalmadığı ka nısına vardırdJ. Daha 1 945'de başlıyan ve a maCı Filistin halkını kendi öz topra kların ­ d a n koğ mak olan sa ldırının i l k saatlerinden itibaren, h a l k ı m ı z işgalcilere karşı savaşa g i rişti ve bu savaş o za mandan beri bir g ü n bile kesil medi. Kesi n l ikle söyl iyebil i ri m ki, bir avuç ya rdıkçı n ı n dışında, Filistin Arap h a l ­ k ı n ı n bütü n sınıf v e sosyal katları bu savaşta bi rleştiler. D ü ş m a n a karşı d i reniş büyüyor, dönüşsüz bir nitelik a lıyord u. 1 965 yılı Filistin Araplarının kurtu luş ha reketi nde bir aşama oldu. Halkımız, önü nde, yasal u l usal hak­ l a rı n ı yeniden elde etmesi için bütü n diğer yol la rı n kapalı olduğ u na inandıkta n sonra, bu a maCa ulaşmak üzere a ktif ve örgütlü silahlı sava ­ şını iyice geliştiri p yayg ı nlaştırdı. 1 973 Eki m i nde isra i l sa l d ı rg a n ve di kkafa l ı politikası n ı n kendisine ne kadar pa h a l ıya malolacağ ı n ı a nladı. Kurtuluşçu Eki m Ha rbi, onun yen i l ­ mezliği efsa n esini tuzla buz etti. E k i m Harbi'ndeki zafere, Sovyetler B i r­ liğinin M � sı r'a ve Suriye'ye gösterd iği çokya nlı ve kesin destek sayesinde ulaşıldı. Yak ı n - Doğuda g üçler dengesi değişti. isra i l yöneticileri n i n işgal etti kleri Ara p topra klarında sürgit tutu n mayı, bizim bölgemizde siyonizmin egemenliğini pekiştirmeyi öngören çılgı nca planları suya düşürüldü. Bu da emperya list stratejiye ind irilen ağır bir da rbe oldu, çünkü isra i l ' i n ve siyonizmin yenifgisi, bir bakıma ABD emperya liz m i n i n de yenjfgisi de­ mekti. Ekim Harbi, şimdiki aşamada, Arap u l usunun, işgal altına düşmüş bü­ tün topraklardan isra i l sil a hlı birlikleri n i n çekil mesi ve Filistin Arap hal­ kını n yasal ul usal hakları n ı n g a ra ntilenmesi gibi iki öneml i a macı n ı n g er­ çekleştiril mesi için objektif bir olanak yarattı. Filisti n devrimi, bütü n gücü ve a raçla riyle., Mısır ve Su riye orduları ve d iğer Arap devletleri silahlı birlikleriyle omuz o muza bu savaşa katıldı. Biz bu savaşın askersel ve 246


politik sonuçları nı aynı zama nda Fil istin halkının en yakın ve stratejik soru nlarının g erçekleştiri l mesine yol açan kendi büyük utkumuz sayıyoruz. Soru. Yak ı n - Doğ udaki d u ru mda 1 973 Ekim Ha rbi sonucunda oluşan değ işimler, besbel l i ki, Filistin di reniş ha reketinin hedef ve ödevlerine de ya nsı mış bulun uyor. B iraz bundan do söz eder misiniz? Yamt. D oğ a l olarak, 1 973 Ekiminde ulaşılan başarı l a r ve aynı zamanda bu başarılardon doğa n yeni rea lite ve olanaklar devrim i n taktik ve stra­ tejisine de yansıdı. Fil istin Ulusal Konseyi, savaşın sonuçları üzerindeki objektif ta h l i llere da­ ya narak, XII. dönem topla ntı sı nda (Hazira n 1 974) devri m i m iz için aşamalı bir politik prog ra m kabul etti . Bu progra mda, isra i l işga l i nden (1) k u rta rıl­ dı kton sonra u l usa l topra klar üzeri nde Filistin halkının kendi u l usal ege­ menliğ i n i n kurulması ve bu suretle Ekim Savaşı'nın ikinci hedefinin g er­ çekleşti ri lmesi gerekliliği kesi n l i kle bel irti ldi. Prog ra m bütü n Arap ü l ke­ l erini savaşa deva m etmeye çağı rıyor. Zira bölgemiz halkları için, her birinin i lerici g üçleri için, i şgal ed ilmiş bölgelerden düşmanın kovul ması i le Filistin halkının ulusal hakları n ı n ca nlandırı lması a rasında org a n ik bir bağı ntı vard ı r. Prog ra mda, em perya lizmin, siyonizmin ve Arap gerici Ii­ ğinin, işgal a ltındaki şu veya bu kesi mden isra i l ' i n silô h l ı birliklerini çek­ meye yonaşması karşılığı nda halkımızı n yaşamsal menfa atleri n i feda et­ mek niyetiyle kurd u ğ u plônların suya düşürül mesi gerekl iliğ i de önemle bel i rti i iyor. Prog ra m, g erek Ya k ı n - Doğuda, g erekse u l u slara rası alanda değ işime uğrayan g üçlerin yera l ı m ı n ı gözönüne a l ıyor. Ve her şeyden önce, içinde bulund u ğ u muz aşamanın doğ ru olarak, bilimsei likle a n l aşılmasıno, orta ­ daki o l u m l u etken lerin Filistin halkı ya ra rına isa betle k u l l a n ı l ması g erek­ liğinin kavra nmasına dayanıyor. ilk defodır ki, halkı mız, yurt toprakları n ı n bir böl ü m ü üzeri nde t o m u l usal egemen liği g erçekleştirme, burada., BM Tüzük ve kara rları gereğ i nce yasal haklarını yeniden elde etme müca­ delesine devam etmek üzere sağ l a m bir temel ya ratma ola nağ ı na ka­ vuşmuş b u l u n uyor. Filistin devrimci leri, bu politik progra m ı n hedefleri ni gerçekleştirmenin, israil siyonist yöneti minin son çabayla d i renişi koşullarında Filisti n Arap halkının çok g erg i n ve çetin bir savaşı göze o l masını gerekti rdiğ ini pe, kôlô bil iyorla r. Biz Ara p cephesinde birl iğ i n zayıfla mosına yer vermemeye ça lışıyoruz. Çünkü yekpôre bir birlik noksa n l ı ğ ı , şimdiye dek emperya lizme defa l a rca fı rsat vermiş, Arap ü l keleri üzerindeki egemen liğini g üçlendir­ mek su retiyle devri m i m izi izale etmek ve a rka a rkaya vurmak üzere Filis-

(I) Ara p bası nı nda bunu nla ilgili olara k Gazza bölgesi ve lJrd ü n ı rm a ­ ğ ı n ı n batı ya kası sözkonusu ed il iyor. Not. red. 247


tin halkı n ı n haklarını çiğniyecek eylem,lere geçmesi ni kolaylaştı rmış bu­ l u n uyor. Soru. Filistin Ulusal Konseyi tarafı ndan kabul edilen prog ra m ı n gerçek­ leşti ril mesi ne yard ı m etmesi gereken a na etken ve koşul l a r sizce neler olabilir? Yomt. Ulusa l Konsey, politik prog ra mdan başka, b u n u n ta mo miyle ha­ yata geçiril mesi için a rdıcıl olarak a l ı nması gerekli tedbirleri de bel irledi. B u n l a rı şöyle özetliyebi li riz :

Gerek işgal ed i l miş yurt topra k l a rı nda, gerekse b u n u n dışı nda, Fil istin ' h a l kı n ı n birliğ i n i bundan böyle de g üçlend i rmek, pol itik prog ram ödev­ leri etrafında h a l k yığ ınlarını seferber etmek ve bir bayra k a ltında top­ lamak bizim için yaşa msa l bir zoru n l uktur. Yine p rog ra mda sa pta ndığı üzere, Fil istin halkının esas yöneticisi ve biricik yasal temsilcisi Fil istin Kurtuluş Org ütü (FKO) ' d ü r. FKO'nde yeni bir yönetim kurulu seçi mi ya­ pılmış ve bu kurul u l usal pol itik progra mı gerçekleşti rmekle görevlen­ d i rilmiştir. Politik program ı mız gerçekçi n itel i ktedir. Çü nkü g üçlü bir yurtseverl ik ha reketi temel i n e daya n makta d ı r. Devri m i n yönetimi a rtık mücadeleyi bundan böyle de g üçlendi rme, yeni biçim ve metotla rla genişleti p zen­ g i n leşti rme taktiğ i n i de işlemiş b u l u n uyor. Taktiğ i miz, savaşım yetenek ve etkenliği mizi her g ü n ve her saat a rtırmak ve bu suretle yığınlar ara­ sında devrim i n mevzilerini güçlendirmek, progra m ı n ortaya koyduğu u l u ­ sa l ödevler etrafı nda h a l k ı n kenetli top l u l u ğ u n u sağ lamlaştırmaktı r, d ü ş ­ mana v e Arap gerici l iğinin aja n l a rı n a halkımızın birliğ i n i bozma v e o n u devri mden yalıtma olanağı vermemektir. Devrim i m iz, Arap gerici l iğinin yurd u muzu hedef tutan plônlarına ka rşı d a i ma m ücadele etmiştir ve ediyor. i l k başa rı 1 973 Ekiminde sağ la nd ı : Arap d ü nyası nda Ordün rej i m i izole edildi ve bu rej i m i n halkı mızın her hangi bir bölü m ü n ü temsil ettiğ i yolundaki savla rı çü rütü ldü. Arap ü lke­ leri devlet ve hükü met yönetmenleri n i n Cezayi r Konfera nsı (Kasım 1 973) , Filistin halkı n ı n biricik yasal temsilcisi ve yürütülen m ücadelenin her aşa­ masında bu halkın hak ve ödevlerini bel irl iyebilecek biricik güç olara k Fil istin K u rtuluş Orgütü'nü ta nıdı. V e emperya lizmin, Arap gerici çevrele­ rin i n Cezayi r Konfera nsında a l ı n a n bu kara rı balta la ma ve soru n u ken­ dilerine göre, emperya l i stçe çözmek için zemin hazırlama çabalarına kar­ şın, çoğu Ara p devletleri iktidar ve topl u m çevreleri n i n d irençli tutu m u bu g i bi yeltenişlerin sökmiyeceğ i n i en i n a n d ı rıcı biçimde gösterdi. iki nci kon­ feransın, ya ni 1 974 Şu batı nda Lahorda (Pakista n) ya pılan islôm Olke­ leri Devlet ve Hükü met Yönetmenleri Konfera nsı da, Cezayir Konferansı'­ nda kabul edi l ene benzer b i r kara r aldı. 1 974 Eki m inde ya pılan Rabat Konfera nsı'nda ise, Arap ü l keleri devlet 248


ve hükü met yöneticileri, FKO' n ü n Filistin halkı n ı n biricik ve yasa l temsi l ­ c i s i olara k k a b u l ed i l mesini, Fil istin Arap h a l k ı n a kendi yazg ısına buyruk olma ve ısra i l'in eli nden k u rta rı l a n F i l istin kes i m i nde bir u l usal devlet kurma hakkı n ı n ta n ı nm a sını oybirliğ iyle (ürd ü n Kra l ı da dahil) onay­ ladı l a r. BMT G enel Kuru l u ' n u n 1 974 güzünde a l d ı ğ ı ka ra rla rı n Filistin devri m i i ç i n özel bir önemi vard ı r. Eyl ü lde, Genel Kurul, 2 5 yıldan beri ilk defa olara k Fil istin problemini (evvelce olduğu g i bi ,dsra i l -Ara p a n laşmazlığ ı " değil, « göçmenler problem i " d e değ i l ) g ü ndemine a ld ı . Daha sonra da, Fi l istin Kurtuluş Orgütü'nü bu toplantı dönemi ça lışma larına katı l maya ve kendi görüşünü açıkla maya çağ ırdı. Biz 22 Ka s ı m ı Filistin Arap halkı içi n tarihsel bir gün sayıyoruz. O g ü n, BM Genel Kuru l u , ezici bir çoğ u n l u kla, Fil istin Arap halkı n ı n siyonist iş­ ga lciler tarafı ndan çiğnenen haklarını destekl iyici kara rl a r a ld ı . Ka bul ed ilen karar sureti nde, h a l kı mızın kendi özyurd u n a dönme hakkı, d ı şarı­ dan karışı lmadan kendi yazg ısına buyruk olma, u l usa l bağ ı msızlık ve ege­ menlik hakkı, bu söz götü rmez hakları sözkonusu ed i l iyor. Ve Fil istin Arapları n ı n, BMT h edef ve prensi pleri n e uyg u n olarak, her a raçla bütün emel ve özlemleri n i gerçekleştirme hakkı da ta n ı nıyor. Genel Kurul, BMT Genel Sekreterine Filistin Kurtuluş Orgütü'yle temasa geçmesini önernıiş ve aynı za manda G enel Kurul ça l ışmaları na ve uluslara rası örgütlerce tertiplenecek bütün konfera nsıara katı lma hakkı ile bu örgüte BMT'nda d a i m i gözlemci bulundu rma statüsü ta n ı n ması n ı kara rlaştırmış bulun uyor. Uluslara rası açıdan, Filistin devri m i dü nya u l u sa l kurtuluş hareketi n i n ayrı l maz b i r parçasıdır. B i z sosya l i st ü l keler topl u l uğ uyle, ileri l i k v e de­ mokrasi g üçleriyle temasları g üçlendirmek üzere a rdıcıl ve ciddi çaba lar h a rcama g ereğ i n i n yaşa msa l bir zoru n l u k olduğ u n u ta nı bir açıklı kla a n l ı yoruz. Soru. Bugün bütün d ü nya ısrail'in Filisti n d i reniş hareketine karşı a rd ı a rası kesil mez askersel saldırılarda bulunduğuna ta n ı k ol uyor. işg a l böl­ gel eri nde bu savaş nasıl gelişiyor? . Yanıt. işg a l kesiminde 1 965'ten beri sistematik bir n itel ik a l a n silô h l ı d i reniş aksiyonları ndan v e savaş birlikleri n i n eylem leri nden başka, b i r ya ndan g e n i ş bir yığ ı n ha reketi de (grevler, protesto eylemleri, gösteriler, ayakl a n m a l a r) gelişiyor. Oku l l a r kapatıl ıyor, öğretmenler ve avukatlar g rev yapıyorlardı. 1 967 Hazira n Harbi'nden sonra, yed i yıl boyunca, Filis­ ti n l i avukatlar, işgalciler ta rafı ndan kurulan mahkemelerde yarg ı la mo ­ l a ra katı l maya ya naşm a d ı l a r ve böylece işga l i ta n ı madıkları n ı , işgale karşı d i rend ikleri n i ve d i renecekleri ni göstermiş old u l a r. Sivil h a l k ı n y ı ğ ı n ­ sa l a ksiyonları s i l ô h l ı birliklerin eylemleri i ç i n elverişli bir hava yaratıyor ve bu da bir yandan d irenişin bütün işgal bölgelerine yayıl masına ya rdı m

249


ediyordu. Böylece, Fil istin Arap h a l k ı n ı n çoğ u kısm ı n ı n d i renişe katıldığı görül üyord u . 1 965'ten beri geçen 1 0 yıl içi nde, devri m i m iz çok büyü k v e zengi n bir deney edindi. 1 973 Ağ ustosunda (FKO Tüzüğ üne ve Filistin Ulusal Kon­ seyi'nin nice kararlarına tam bir uyg un l u kla) işgal bölgesinde Fil istin U l usa l Cephesi'nin k u rul ma siyle, savaş a rtık daha geniş ve daha çeşitl i bir nitel ik kaza n d ı . B u cephe, Fi l istin Kurtuluş Orgütü ' n ü n ayrı lmaz bir parçasıd ı r. Memleket içinde bu cepheye bütün yurtsever ve i lerici g üçler, Fil istin d i renişinin bütün birlikleri g i riyorl a r. Savaş aksiyon larına a ra ver­ m iyen bu cephe, işg a l boyun d u ruğu a ltı nda inlemekte olan halkımızın savaşını yeni bir d üzeye çıkarıyor. Ya k ı n geçmişte, Fil istin soru n u n u n BMT'nda görüşü l mesi s ı rasında, i ş g a l bölgelerinde bütün boyutla rda ge� lişti rilen yığı nsa l hareketin güçlü yükselişi bunun parlak bir kanıtı oldu. Bu durum karşısında d ü şm a n baskı larını a rtırd ı . israil askersel çevreleri a rtık Nazi biçi m i teröre geçiyorla r. Buna birkaç örnek vereyi m : Ordün ı rmağı batısı nda ve Gazza bölgesinde Filistinl ilerin yıkılan ve yerle bir edilen evleri nin sayısı, birincisinde 8 bin, iki ncisinde 1 1 bin olmak üzere, 19 bini bul uyor. Tutuklanan ve esir alınanların sayısı da 18 bin kadar­ d ı r. (2) Ha pislere .atı la n l a ra korkunç işkenceler ya pıl ıyor. Birçokları öldü­ ler, d iğ erleri n i de aynı yazg ı bekl iyor. e) Düşman, d i renişe katı lan bin­ lerce yurttaşı çeşitli bahaneler altında memleketten çıkard ı . israil askersel çevreleri nin halkı m ıza karşı bir jenosid (halk kırımı) işlemi ya ptığ ı n ı , var­ lığımızın kökünü kazı mak g i bi bir kıyıcılığa g i riştiğini herkes bil iyor. Dayatılan savaş d u ru m una k a rşın, h a l k ı m ı z ı n i m renmeye değer metanet örnekleri verdiğini, devri mci bilincini durmadan yükselttiğ ini, yığ ı n hare­ ketin i ve silahlı d i renişi mütemadiyen genişlettiğini övü nçle söyl iyebiliriz. Fil istin Ara p halkına karşı, onun ul usal toprakla rına sah i p olma hak­ k ı na karşı g i rişilen komploları kesi nl ikle başa rısızlığa uğ rata bil mek için, ya lnız Fil isti nlilerin değil, d ü nyada g üven lik, ada let ve işbirliğ i uğrunda savaşan bütün namuslu ve ilerici insa nların a ğ ı r, sebatlı ve sü rekl i bir savaş yürütmeleri gerekmekted i r. Filistin halkı düşma n ı n planları n ı başa­ rısızlığa uğ rata bilir. B u n u n için yığı nsal hareket ve silahlı d ireniş eylem­ lerini d u rmadan g üçlend irmesi, direniş metot ve biçi m lerini d u ruma v e g ereksemelere göre çeşitlendirmesi zoru n l u d u r. Askersel, politik ve dip­ "'matik mücadelenin doğ ru olara k bağdaştı r ı l ması da önem li bir g erek-

(2) isra i l ' i n eski Harp Bakanı Moşe Dayan, 1 973 Eki m H a rbinden önce i srail zindanları nda 23 bin Arap (yüzlercesi kad ı n) bulunduğ u n u itiraf ediyord u. e) BMT insan Hakları Komisyonu israil yöneticileri nin baskı ve terör ey­ lemlerini i ncelemek üzere bir özel komisyon kurdu ve kendi resmi ra porunda israil zindanları ndaki duru m u , tutu klu ve h ü k ü m l ü lere ya · pılan gaddarlıkları şiddetle yerdi . 250


semed ir ve böyle bir uyum sağ l a n ması halk hareketi nde d a ha g üçlü bir yükselişe olanak verecektir. Yükselen h a l k ha reketi de, Ya k ı n - Doğ udaki g üçlerin yera l ı m ı nda daha ileri değişımlerin oluşması üzerinde g itgide a rtan bir etki ya pacaktır. Soru. Filistinl ilerin haklı dôvasını destekliyenıerin sayısı g ü nden g ü ne çoğaiıyar. Sizce, Filistin d i reniş ha reketiyle uluslara rası daya n ı ş m a n ı n ö n e m i n ed i r? Yanıt. Ara p dü nyasi h da, isra i l 'e karşı d i renişin ya nı sı ra, Filistin dev­

r i m i ne olan il işki, üzeri nde politik g ü çlerin ve ka muoyunun kutuplaşmakta olduğu problemlerden birid ir. 1 972 Ka sımı nda Filistin devrimine ya rd ı mcı ve destek olmak üzere bir Arap Halk Cephesi'nin k u ru l m uş olması, bizim dôvamızın büyük bir otoriteye sahip olduğunu ka nıtlamaktad ı r. B u cephe­ ye, Arap devletleri topl umsal çevrelerinde büyük etkileri olan 43 politik pa rti g i rmekted irler. Cephe, devrimimizin prog ra m ı n ı kesi nlikle destekle­ mekte, em perya lizmin, siyonizmin ve gerici l i ğ i n plônlarına karşı etkin bir d i reniş gösteri lmesinin yararına olara k devri m i mizin daha da g üçlen­ mesine büyük bir katkıda b u l u nm a ktad ı r. Filistin Ara p h a l k ı , ka rdeş Ara p halklarına, dost i lerici güçlere daya n m a kta d ı r. Fil istin kurtuluş ha reketi sosya list ü l kelerle il işkiler k u rd u ve bunları a rdıcıl ça ba l a rla gel iştiriyor. Filistin Ara p halkının yasal hakl a rı n ı can­ landırmak üzere silô h l ı savaş h areketinin yayg ı n laştığı 1 965 yılından sonra, bu i lişkiler sü reci özellikle hızlandı. Bizim bu il işkilerimiz ilkesel bir temele dayanıyor. Bu temel emperya lizme karşı ortak savaştı r, karşı­ lıklı a n layıştır ve aynı zamanda Filistin devri m i n i n savaşkan ilerici karak­ terid ir. Ara m ızdaki işbirliği ve temasla r, Fi listin halkı n ı n selô meti a d ı n a , kurtuluş v e i l e r i l i k genel dôvası yararına gelişiyor. Bu da devri m i n mev­ zilerini güçlendiriyor ve ortadaki a nlaşmazlı ğ ı siyonist düşman ile Arap devletleri a rasında Filistin h a l k ı n ı n u l usal hakları ve Arap-Sovyet dostl uğu zararına tekya n l ı bir çözüme bağ lamak için d i rekt görüşmeler dayatmayı a maçlıyan em perya l izmin manevra a l a n ı n ı iyice dara ltıyor. Bizim i l işki le­ rimiz yapıcı, a maca yönelik ve bilinçli bir kara kter taşıyor. Bunların ayır­ dedici vasfı sa m i m i dostl u k ve savaş a rkadaşl ığ ı ruhudur. Za man bu il işkileri çel ikleştirdi ve daha da sağ l a m laştı rd ı , Ş u n u da önemle bel i rtmek isterim k i , sosya lizmle il işkilerimizin derin­ leşmesi birçok düzeyde kend i n i gösteriyor. Bu i l işkilerin derinleşme­ sinde, başlıca boy hedefi yalnız Fil istin devri m i ve Fil istin halkı değ i l, aynı za ma nda bütün Ara p Doğusu yu rtsever ve i lerici g üçleri olan plôn ve ma nevra l a rı başa rısızl ığa uğ ratmayı a maçlayan işbirliği önemli bir rol oynuyor. Birçok a hvalde bu işbirliğ i devri m i m izi n ice teh­ likelerden k u rtarm ış, devrimimiz üzeri ndeki bask ı l a rı hafifletmiş bulun uyor. Kendi deneyi miz ve aynı za manda savaş h a l i ndeki diğer halkların de251


neyi şunu g österiyor : Emperyo lizmle kesin ve ciddi olara k savaşmok isti­ yenıer, sosya lizmle ve her 'şeyden önce Sovyetler Birliğ iyle işbirliğini g üç­ lendirmeli ve geliştirmel i d i rler. Yak ı n g eçmişte SSCB'ne ve aynı za manda B u l g a rista no, Polonyaya, ADC'ye, M aca risto na, Yugoslavyaya yaptığ ı mız ziyaretler bunun en i n a ndı rıcı kan ıtı d ı r. B i r FKD h eyetin i n 1 974 Kosı mı son unda Moskova'ya yaptığ ı ziya reti özel likle bel i rtmek yeri nde o l u r. Bu Sovyet-Fil istin görüş meleri yüksek d ü ­ zeyde g eçti . H eyeti miz, S B K P M K Politbüro üyesi v e SSCB Baka nlar K u ­ rulu Başka nı A. N. Kosig i n tarafı ndan k a b u l ed ildi. Filistin A r a p h a l k ı a d ı na, heyeti m iz, F i l istin proble m i n i n ve Ya kı n - Doğu o n laşmazlığ ı n ı n çö­ z ü m ü yol u ndaki i l kesel ve o l u m l u tutu m u nd o n ötü rü, aynı za ma nda Arap ü l kelerin e ve halklarına em perya l izme karşı, siyonizme ve s a l d ı rıya karşı, ulusa l bağı msızlık, barış ve sosyal ilerleme uğrunda yü rüttükleri savaşta gösterdiğ i çıkar gözetmez, etk i n ve sürekli yardı m l a rda n ötürü Sovyetler Birliğine derin şükra n l a rı n ı bildird i . Görüşmelerde, Sovyet yetk i l ileri d e , Filistin Arap halkı n ı n yasal hakları için, bu o rada o n u n h i ç bir suretle engellenemez hakkı, ya n i yurd u na dönüş hakkı için, kend i yazg ısına buyruk olma, kendi u l usal ocağ ı n ı k u r­ ma ve g iderek kendi devletini meydana getirme hakkı için yü rütmekte olduğu savaşı desteklediklerin i ve destekliyecekleri n i bildird iler. Mos­ kova 'da bir F KD temsilci liği açılması kararlaştı rı ldı. Filistin devrimcileri , Arapları n bütü"n ul usal kurtuluş h a reketi birli kleri ile Sovyetler B i rl iğ i ve öteki sosya l i st devletler a rası nda dostluğu g üçlen­ d i rmenin, işg a l altındaki Arap toprakları n ı n kurta rılması ve Filistin Ara p halkı n ı n yasal ulusa l hakları n ı n g üven altına a l ı n ması i ç i n zoru n l u koşu l olduğ u na kuvvetle i n a n ıyorla r. Bizim askerseL. i nsa ncıl ve s a m i m i ilişkilerimizin perspektifleri, çağ daş i nsa n ı n bırışçıl ve g üven dolu bir hayat, sosyal ada letin egemen olacağı bir hayat özlemleri kadar, her türlü ul usal ezg iden azot olara k yaşa ma emel leri kada r genişti r. Bütün bu h edefler a ncak em perya l izmin, siyoniz­ min ve ı rkçı l ığ ı n bütün belirti leri ortad a n kald ı rı l a rak, tüm i n s a n l ı ğ ı n ileri­ liği a d ı na , insanoğ l u n u n selômeti için gerçek devrimci g üçler a rası nda sıkı bir daya nışma temeli üzerinde gerçekleştirilebi l i r. Soru. Lütfen, Fil istin d i reniş ha reketi safla rında birliğ i g üçlendirme sürec i n i n nasıl g el iştiğ inden de söz edermisiniz? Yanıt. Em peryalizmle savaşta her halkın üstün g el mesi n i n sonuç beli r­ leyici etke nlerinden biri, bütü n yu rtsever ve ilerici g üçler a rasında g üçlü ve yekpôre bir cephe içinde gereken birl i ğ i n yarat ı l m ı ş olmasıdır. Anca k böyle bir cephe halk yığ ı nları n ı bira raya getirebilir, zafere ulaşacak bir a nti-em perya l i st savaş için örg ütlen me ve seferber etmeyi başa ra bilir. Bundan ötü rü, devrimin temeltaşı değerindeki pre nsiplerinden biri ul usal

252


birli ktir. Halkı mııa da yürüttüğü savaşta utkuyu a ncak böyle bir birl i k g a ra nti edebi l i r. Devrim i n yönetici g üçleri, sözkonusu ul usal birliğ i n demokratik temel­ ler üzeri nde kurulması g erektiği kanısındadırlar. Bu temeller FKO düze­ yinde bundan böyle de sağla mlaştı rı l ma l ı d ı r. Ve işte bundan ötürü ; F KO yığınsal bir yurtseverler örgütüdür ; bu örgüt içinde bütün ulusa l birlikler ve g üçler bir tekcephe halinde birleşmektedi rler; Orgütün kapı l a rı kapalı değ i l d i r ; onu h i ç bir ayrı birlik veya birlikler tekel altına almış değ i l d i r ; ta m tersine, bu kapı lar isra i l işg a l i n e karşı savaşa n ve FKO politik progra m ı n ı beni msiyen bütü n yu rtseveriere açık­ tı r ; Devrim, bütün u l usa l g üçlerin ve b i rliklerin yü ksek katla rda, yani FKO Yürütme Kom itesi ve Merkez Konseyi'nden Filistin Ulusal Konseyi'ne ka­ dar her basa makta temsil edi l m e hakkını koru maktadır. Demokratizmin çerçevesi, her devri mci birliğ i n kendi örgütsel ve ideo­ lojik bağ ı msızlı ğ ı n ı korumasına olanak veriyor. Fakat yü rütlü kleri savaşta, bu birlikler, ortak eylem progra m ı n ı kı lavuz edi niyorla r. Hazırlanmasına ve görüşü l ü p kabul ed il mesine katıldı kları prog ra m onayla n ı p kesi nleş­ tikten sonra, bunu hayata g eçirme işi a rt ı k her devri mci birlik içi n zoru n­ l ud u r. Progra m gereğ i nce kara r a l m a k ise, Filistin yüksek yasama organı o l a n Ul usal Konsey'i n hakkıdır, onun ayrıca l ığ ı d ı r. Şunu da beli rtelim ki, ayrıksız olara k bütü n Filisti n u l usal g üçleri n i n genel temsilciliğ i n i Arap dü nyası nda ve uluslara rası a landa tamamiyle FKO üzeri ne a l m a kta ve bununla ilgili olara k rastl a n ı l a n g üçlü kleri g iderme ödevlerini de bu ör­ güt yeri ne g eti rmekted i r. Silôhlı savaşın başı ndan beri, Filisti n l ilerin savaş birlikleri, demokratik prensipler üzerinde safları n ı sıklaştı rmaya, u l usal k u rtuluş h a reke�ine ciddi zara r/ar verd iği defa la rca görü l müş olan uzlaşmaz çelişkili a nlaş­ mazlıklara yolvermemeye ça lışmışlard ı r. Demokratik prensipler bizim bir­ liğimizin g üçlendirilmesine hizmet etmelidir. Deney, bize, bütün yurtseverleri ve devri mcileri s ı msıkı saf tutmuş bir cephede, somut ve açık hedefler içeren progra m etrafında birleştirmeni n, savaşı daha i leri doğru geliştirme, işg a l bölgelerinde ve bu bölgeler d ı ­ ş ı n d a h a l k yığınları n ı n en g e n i ş katları nı bu savaşa çekme gara ntisi ol­ d u ğ u n u öğretmekted i r.

253


[

üZEL SAYFALAR

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın Macaristan Sosyalist işçi Partisinin Xi. Kongresinde yaptığı konuşma Sayı n yoldaşla r ! Türkiye Kom ü nist Partisi v e bütü n Türkiye komünistleri adına Kongre­ nizi, bu yü ksek forumu ca ndan seıô mlarız. Parti mize, böylesi bir foruma katı lma olanağını sağ l ıyan Maca rista n Sosya list i şçi Partisi Merkez Komi­ tesine en derin sayg ı larım ızı suna rız. Bu, komü n ist ka rdeşliğ in, proleter enternasyonalizm i bağlaşı k l ığ ı n ı n somut bir örneğ idir. Bizim için bu bir onur, bir g üç kaynağ ıdır. Pa rti niz, Macar kom ünistleri çok çetin ve uzun bir savaş yolu g eçm işti r. Faşist Horti rejimini, H itlerci lerin azg ı n sa l g ı n yıllarını yaşa mıştır. Komü­ n ist dayanışmanın, Len inci bağlaşı klığ ı n ne olduğunu çok iyi bilirsi niz. Türk- Maca r kom ü n i stleri a rasında eski bağ l a r vard ı r. Bu il işkiler 1 9 1 9 yıl­ larına kadar gider. O za m a n Maca rista n'da sosya list devri me katı l a n Tü rk işçilerinden kimile ri, 1 920'de, TKP'ni k u ran m i l ita nlar a rasında yer a l mıştı r. Kongrenizi, g eçmiş savaş o rkadaşlı ğ ı , sınıf kardeşl iği için de seıômla rız. Macar topra k l a rı nda yepyeni, dipdiri bir sosya l i st devlet kurulmuştur. Bu güçlü devlet, sosya l ist ü l keler top l u l u ğ u a rasında onursal yeri n i a l mış­ tır. Avrupa nın göbeğ i nde, barış ve g üvenl i ğ i n kalelerinden biri o l m uştur. Sovyet h a l k ı n ı n , Kızıl Ord u n u n Macarista n ı faşist boyunduruğundan k u r­ ta rma k için döktüğü kanlar boşa g itmemiştir. Maca r h a l k ı n ı n , işçilerinin, kom ün istleri nin Sovyetler B i rliğ ine, onun Leninci barış politi kasını sürd ü ­ ren Sovyetler B i r l i ğ i Komü nist Pa rtisine, bu politikayı c a n l a başla uyg u l ı ­ yon L. i. Brejnev yoldaşa gösterd ikleri sevg i v e saygı yüreklerim izi se­ vinçle doldu ruyor. Bütü n b u n l a r g üc ü m üce güç katıyor. 30 yılda Maca rista n Halk C u m h u riyeti, sosyalizm kurucu l u ğ u nda uzun yol a l mıştır. Aşa ma aşama gelişmiş sosya l ist topluma ayak basmıştı r. Kadar yoldaşın ra poru, kongrede söz a l a n delegelerin kon uşma/a rı bu gelişmeleri somut biçimleriyle gözler önüne seriyor. Yepyeni ti pte, sosya­ l i st Macar insanlarını görüyoruz. Ulusal varlığı g üçlendi rmek, h a l ka , emekçi/ere genlik, mutluluk sağ la m a k işi komünistlerin, g iderek yığ ı n ­ ları n g ü ncel savaşı o l m uştur. 254


Bu büyük forum, bizim için, sert boskı, çeti n, il legal koşullar a ltında ça l ı şa n Türkiye komünistleri için akıl verici, çok değerli bir okul dersi olm uştur. Buna da ayrıca teşekkür ederiz. Maca ristan ekonomi, teknik, end üstri, kültür a la n la rında devrimler yaptı. Gelişmiş sosya l i st top l u m ya pısını ku ruyor. Amacı bel li, çevreni açıktır. Geleceğ e g üven le bakıyor. Sizin bu yoldaki başa rı ların �� z, utkuları ­ n ız, Türkiye halkı için, onun u lusal bağ ı msızl ık, demokrasi, barış ve sos­ yal k urtu luş için verdiği savaşta, tükenmez g üç kaynağ ıdır. Siz başarı kaza ndı kça, bizim de sava ş ı m ı z kolaylaşıyor. Değerli yoldaşla r ! Sosyal ist d evrim, sosya l izm yolu Maca rista n halkını, ü l keyi geri kalmış­ I ı kta n kurtardı, ona her a landa büyük g elişmeler sağladı. Türkiye'de bu­ nun tam tersi bir d u ru m, ba m başka bir görü n ü m va rd ı r. Kapita list yol çıkmaza g i rdi. Memleket uzu n, süregen derin buna l ı m içindedir. Ekono­ mik, politik, sosyal ve kültü rel buna l ı m ı n böylesine sertleşmesinin neden­ l erinden biri, Türkiye' n i n 25 y ı l d ı r NATO gibi saldırg a n l ı k bloklarına bağ­ l a n m ı ş olmasıdır. Türkiye em perya list, çok ul uslu tekel lere a rpa lık olm uş­ tur. Bundan ötürü de, ka pita lizmin genel buna l ı m ı Tü rkiye'yi daha kolay etkisi altına a l m a ktad ı r. Amerikan uyd u l uğu, NATO'cu l u k politikası yüzünden Tü rkiye, hem u l u ­ sal bağ ı msızl ı ğ ı ndan, egemen lik hakları ndan ç o k şeyler yiti rmiş, hem altından kalka mıyacağ ı kadar ağ ı r borca g i rmişti r. i ç ve dış devlet borç­ l a rı : 200 milyar l i rayı aşm ıştır. Tü rkiye'de her çocuk 20 bin l i ra borçla doğ uyor. Bu politika emekçi yığınlarını, geniş h a l k katm a nl a rı n ı yıktı, daha da fa kirleştirdi, m ü lti mi lyonerleri, Amerikan, Batı Alman, em per­ yal ist tekel lerle ortaklık kuranları kat kat zengin etti. Ve bu oluşum, köy­ de, kentte sınıf savaşlarını, burj uvazi nin kendi içi nde ayrışma süreci ni hızlandırdı, keskin l eştird i. işbirlikçi büyük burj uvazi, gerici egemen çevreler, kend ileri nin g etir­ d ikleri bunalı mların içinden çıkmak, gel işen işçi, köylü, g ençlik hareket­ lerini önlemek yolunu, geniş baskı yöntemleri nde aradı. Sıkıyönetime g itti. Orduyu h a l k ı n üzeri ne sürd ü . Tepeden i n me hükü metler kurd u . Fakat bü- . yük, işbirlikçi burjuvazi istediğine ulaşamadı. Ta m tersine, çelişkiler, bu­ n a l ı m da ha da derin leşti. B urjuvazinin kendi içindeki kavg a l a r sertleşti. Oyleki, burjuvazi a rtık öyl e kolay kolay h ü k ü met kuram ıyor. Son h ü kü met bunalımı aylardır sürü p gidiyor. ırmak hükümetini M eclis bile tan ı m a d ı . 53 y ı l l ı k Tü rkiye c u m h u riyetinin 2 8 yılı sıkıyönetim lerle geçm iştir. Böy­ lesi bir baskı, terör, en başta işçi sınıfına, onun politik, sendikal örgüt­ l erine, g eniş h a l k d i renişleri ne karşı k u l l a n ı l a gelmiştir. Son y ı l l a rda bu baskı, u l usa l burjuvazinin sola açı lan, kendisine demokrat d iyen, l i beral kanadına ka rşı da uyg ula nıyor. 255


Burjuvazi, işbirlikçi çevreler, işçi sınıfına, i lerici örgütlere, yu rtsever g üç­ l ere : Oğ renci lere, öğ retmenlere karşı ya lnız ordu, özel, bindirilmiş pol is birlikleri ni değ i l , H itlercilerin « SA " birli kleri g i bi kurulmuş olan, faşist komandoları sü rüyor. Artık g revlerde işçilerin üzeri ne, yığınsal gösteri ve protesto mitinglerinde h a l k ı n üzerine, ü niversitelerde yu rtsever öğrenci le­ rin üzerine, önce bu fa şist koma ndoları sü rüyorla r. Bütü n sert bask ı l a ra karşın, işçi g revleri n i n a rası kes i l memiştir. Teröre karşı, iş, ekmek, özg ü rlük ve u l usa l bağ ı msızlık savaşında işçi sın ıfı başı çekiyor. Onun bu savaşı, topra ksız, ezilen köylü yığ ı n larının d i renişleri n i , toprak için alan savaşlarını, öğ renci v e g ençl ik hareketleri ni etkil iyor. Bu d i ren işler, çıkışlar, g iderek ordu içine de sızıyor. Kıbrıs'a g itmek, orada kan dökmek, bağ ı msız bir devleti ezmek istemiyen, orduda n kaçan erl er, Mersin'de k u rşuna diziidi. Savu nma Baka n ı n ı n açıkladığı verilere g öre, karı ları, a n a la rı protesto yürüyüşü yapa n 3 bi nden fazla assubay göz a ltına a l ı n m ıştı r. Bunla rd a n 632'si Harp Mahkemesine veril m iştir. Bu su­ bayla rda n 2 bini hava kuvvetlerindendir. Burj uvazi, NATO'n u n baş patron ları, Portekiz ve Yu nanistan'daki pat­ l a m a l a rı n Tü rkiye'ye sıçra m asından dehşetl i korkuyorlar. Bu nedenle, ClA' n ı n özel uzmanları , M r. Herri g i bi şefieri Anka ra'dan ayrı lmıyorlar. B u n u n ya n ı s ı ra, çok öneml i d a ha bir olay va rd ı r : 1ü rkiye'de Amerikan em perya lizmi ne, NATO'ya, faşist baskıya, yaba ncı hegemonyasına karşı yığı nsal d i reniş başlam ıştır. işçilerin, öğ retmenlerin, öğrenci leri n : Barış, ekmek, demokrasi için d üzenledikleri yığı nsa l gösteri ler, pa halılığı pro­ testo m iting leri bu d i renişlerin somut örnekleridir. 1 5 Şu batta ya pılan gösterilere 250 bin kişi katı l d ı . Ka n l ı çarpışma l a r oldu. Ve her yerde : « N ATO'ya hayı r ! " «Amerika defol ! " « H a l k hükü meti isteriz ! " haykı rış­ Iarı g ü rledi. Türkiye Komünist Partisi işte böylesi bir gelişme orta mı içinde savaşı­ yor. Yığ ı n l a rı örgütlü savaşlara sürmiye ça lı şıyor. Kendisi yığ ı n lar içinde, fa brika larda, işletmelerde örg ütlenmek eylemi gösteriyor. Burjuva basını, radyoları, Mecliste sayıavları : «Türkiye Komü nist Pa rtisi en eski partidir. 55 y ı l d ı r eylem sürd ü rüyor" demek ve yqzmak zoru nda ka lmışlard ı r. TKP, Kıbrıs C u m h u riyet i n i n toprak bütü nlüğünü, egemen l i k hakları n ı , savu nagelmiştir. Bütü n yabancı askerlerin adadan çıkması nı, üslerin kal­ d ı rı l masını istemiştir. Türk ordu birl ikleri n i n hemen geri çeki l m esi iste­ ğ iyle orduya, halka, özel çağrıyla başvu rm uştur. Kı brıs soru n u , Sovyetler Birlfğ i n i n i leri sürmüş olduğu i l kelere göre çözü mlenmelidir. Türk ve Rum toplul ukları, Yeşiladada, yüzyı l l a r boyunca yanyana, kavgasız yaşıyagel­ mişlerd i r. Em perya l istler, Amerika l ı l a r, i n g i l izler ve onların uyd u l a rı el le­ rini buradan çekerlerse, h er iki topl u m , bild ikleri g i bi, demokratik bir düzen içinde g üzel g üzel yaşıya bilirler. 256


Tü rkiye halkı, bu bölgede barış ve güvenlik istiyor. Bu tehlike oca ğ ı sönd ü rü l melidir. TKP, halkımızın u l usal bağ ı msızlık, demokrasi v e barış için olan savaşı n ı , bu savaşta n ayırmıyor. Biz, Tü ı k iye'de şövenizmi körükliyenlerin, Maocuların, li kidatörleri n, her soydan ve boydan sôğ, « sol " oportün istlerin karşısı ndayız. Maocular fa ­ şistlerle elele verm işlerdir. Maocular karşı devrimcidir. Türkiye Komü nist Partisi, Sovyetler Birliğ inin, yeryüzünde gerginliği aza ltmak, barış ve g üven liği kuvvetlendirmek yol undaki büyük g i rişim­ lerini var gücüyle destekliyor. Halkı mız, barış istiyor, özg ürlük için savaşı­ yor. Büyük komşum uzla, bütün ü l kelerle iyi, ya ra rlı il işkiler kurmak istiyor. TKP, Avrupa kom ü nist ve işçi pa rtileri nin foru m u ndan sonra yeni, u l us­ l ararası, d ü nya çapında komün ist ve işçi pOfti leri n i n foru m u n u n topla n ­ m a s ı görüşünü paylaşıyor, bunu zoru n l u k sayıyor. Yoldaşla r, Xi. Kong renin ça lışmaları nda, büyük başarılar d i leriz. i l g inize teşekkür ederiz.

257


Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri i. Bilen yoldaşın Macaristan Sosyalist i şçi Partisi organı cc Nepszabadsag•• gazetesine demed Soru : Amerika n Kong resi s i l ô h yard ı m ı n ı durdurduktan sonra ABD ve NATO'ya ka rşı Türkiye'nin tutu m u n u nasıl değerlendiriyorsu nuz? Yanıt: Birincisi, Tü rkiye'ye s i l ô h satışı durma m ı ştır. Batı Alma nya üze­ rine a ld ı bu işi. i k i ncisi, Tü rkiye'de b u n u n tepkileri birbi ri nin tersidir. işbirlikçi büyük burj uvazi ve pa rtileri, m i l itarist kliğin tepesini tuta n l a r, bunların h a l ka dayatmış oldukları hükü met : « Amerikaya, NATO'ya, i ki l i Anlaşma lara bağ l ı kalacakları n ı » bildirdiler. Sözün Türkçesi, Vaşington ne ya psa kabul ü m üzd ür dediler. ,

H a l k ı n değişik katm a n l a rı a rasından g elen tepkilerse ba m başkad ı r. Amerikan em perya lizmi ne, NATO'ya karşı duyu l a n düşma n l ı k daha da a rtmıştır. Bu tepkiler, bug ü n bir oyu nca k d u ru m u nda olan Meclise bile ya nsıdı. Eski Hava Kuvvetleri Komuta n ı ve şimdi senatör olan G eneral Batur çıktı : « ikili Anlaşmaların y ı rtı lması n ı , NATO'dan çıkılması nı » istedi. Tü rkiye Komü nist Pa rtisi, em perya list boyu nduruğa , Amerikan köle­ liği ne, NATO'ya karşı u l usal bağ ı msızl ı k savaşı yü rütüyor. Halkı mızın u l u ­ sal onurunun çiğnen mesine karşı, onu çiğnetenl ere karşı savaşıyor. Pa r­ timizin bu savaşı boşa g itmedi. Son y ı l l a rda, özellikle son aylarda, bütün işçi g revleri nde, işçi, öğ renci, öğ retmen gösteri yürüyüşlerinde, onbinlerce, yüzbinlerce ağızı n hayk ı rd ı ğ ı bir slog a n meyda n la rda, soka kla rda çınIı­ yor : « NATO'ya hayı r!» . « Amerikalı defol ! » Memlekette derin b u n a l ı m l a r ı n a n a kaynakları ndan biri, işbirlikçi bur­ juvazi n i n Tü rkiye'yi em perya list bloklara, sa l d ı rg a n l ı k paktla rına bağ l a m ı ş olmasıdır. Amerikan s i l ô h «yard ı m l a rıyıo » Türkiye devleti 200 milya r l i ra borca girmiştir. Amerika, üstel ik, vadesi gelen borçların fa izleri n i öde d iyor Anka raya. Bu s i l ô h satışla rından h em Amerika n tekel l eri, hem Türk mü ltimi lyonerleri korkunç pa ra vurd u l a r. Kend i deyiml eriyle « ka s ı rg a » vurg u ncular doğ d u . Vaşington n eden «ya rdı m ı » d u rd u rd u ? Bu baskı, yayı lıcı Amerikan e m ­ perya listleri n i n Kı brıs'a yerleşmek, orada üslenmek plônlarıyla bağ l ı d ır. Tü rkiye'deki a da m l a rı n ı n eliyle Kı brıs topraklarını böldü ler. Ama, bu lok­ mayı on lara bırakmak istemiyorla r. Amerikan em perya listleri, etkileri altında olan h a l k düşma nı pa rti leri, h ü kü metleri, g enera l leri bir maşa g i bi k u l l a n ıyorla r. Silôh «yard ı m ı n ı n » d u rd u ru l masıyla g elişen olaylar başka bir gerçeğ i 258


de ortaya koydu. Amerikan em perya lizm i n i n içi n de olsun, NATO'da olsun çelişkiler g izlenemiyeeek kadar a rtmıştır. Ama, asıl, önemli olan şudu r : NATO, Amerika n emperya listleri Doğu Akdenizde ateşle oynıyorl a r. K ı b­ rıs'ta kopard ıkları ırıban başını boyuna kızıştırıyorlar. Bu bölg ede, Yakı n Doğ uda kışkırtmae ı l ı kta n geri d u rm uyorlar. işbirlikçi çevrelerin eliyle Tür­ kiye'yi yeni yeni serüvenlere sürükıüyorla r. Kom ü n ist Partisi halkımızı, bütün ilerici g ü çleri, yurtseverleri bu büyük tehlikeye karşı savaşa, birliğe, ul usal daya nışmaya çağ ı rıyor. Bütü n so­ run, ul usal bağ ı msızl ığı mızı kurtarma k, özg ü r yaşama ktır. Emperyalist bas­ kılara boyun eğ miyeeek demokratik bir h ü kü met kurmaktır. 18 Mart 1 975

259


italyan Komünist Partisinin 14. Kong resinde Türkiye Komünist Partisi temsilcisinin konuşması Değerli yoldaşlar, TKP, Türk kom ü n istleri; ita lyan Komü nist Partisi'ne. tüm ita lya n komü­ n istlerine ka rdeşçe savaş selô mlarını sunar ve 1 4. Kong reye büyük başa­ rılar d i ler. Kapita lizmin g enel buna l ı mı n ı n daha do derinleştiği bu dönemde, ita l ­ y o n işçi sınıfı n ı n v e emekçileri n i n büyük tekellere v e gericiliğe karşı sa­ vaşı g ittikçe g üçleniyor. i KP, topl umda temel demokratik değ işiklikleri öngören bu savaşa öncü l ü k ediyor. Halk yığ ı n l a r ı n ı n a nti-faşist birliği gelişiyor. Avrupada. kapital ist ü lkelerinde, b u n a l ı mların yükü emekçi halkın sır­ tına yükleniyor. Demokratik hakları n genişleti l m esi için çetin bir savaş yürütül üyor. Sovyetler Birl iğ i ve öteki sosya list ü l keleri n girişim leriyle g er­ g i n l iği azaltma, barış ve g üvenliği sağ lama süreci yeni boyutlara ulaşı­ yor. Barış içinde yanyana yaşama politika s ı n ı n uyg u l a n masıyle, soğ uk harpçileri g eriletme politkası yeni başa rı l a r kaza nıyor. Dü nya sosya l i st siste m i n i n g ittikçe g üçlen mesi, otoritesi n i n daha da a rtması. emperya liz­ min kol u n u büküyor. Bu, u l usal ve sosya l k u rtuluşları için savaşan halk­ l a rı n , a nti-em perya l ist ha reketin ve d ü nya devri m s ü recinin başlıca g üç kaynağıdır. Bu d u rumda, Avrupa ve dü nya kom ü ni st ve işçi pa rtileri a rası nda bir­ liğin güçlenmesi. ortak topla ntı ve konfera nsıarı, yeni g i rişi mlerde b u l u n ­ mak yolu nda çözüm leyici b i r rol oyna ma ktad ı r. Demokratik g üçlerin ut­ kusunu sağ la m a k için g i rişilen u l uslara rası daya nışma, Şili'de olduğu g i bi. emperya lizmin k a n l ı yüzünü her ü l kede açıklayacaktır. Emperyalizmin a skersel, politik ve ekonomik örgütlerine daha sıkı bağ­ l a n a n Tü rkiye'de buna l ı m l a r daha şiddetli bir biçimde kendini gösteriyor. Arta n işsizl ik, hayat pa h a l ı l ı ğ ı ve enflôsyon bunu ispatlıyor. işçi sınıfının. tüm emekçi lerin. i lerici ve demokratik g üçlerin u l usal ve sosyal bağ ı msız­ lık savaşı n ı ezmek istiyen büyük burjuvazi, emperyalizmin desteğ iyle ü l ­ kede k a n l ı bir sal d ı rıyq geçmiştir. Gerici g üçlerin. cuntacı "genera llerin desteğ iyle silô h l ı komandolar açık faşist yöntemlere boşvuruyorla r. 52 y ı l d ı r gizli, il legol ça l ışmaya zorla n a n Türkiye Kom ü n ist Pa rtisi, yeni bir gelişme s ü recin e g i rmiştir. Pa rtinin progra mı. politikası ve tezleri bu­ gün geniş halk y ı ğ ı n l a rı n ı , demokratik ve ilerici örgütl eri daha derinden etki l iyor ve y ı ğ ı n l a ra molol uyor. NATO'da n çıkma, Amerikayla imza l a n a n i k i l i Anlaşmaları yırtma, NATO v e Amerikan üsleri n i kaldırma, demokratik 260


bir h ü k ü m eti i ş b a ş ı n a g etirme, demokratik hak ve özgürlükl eri sağ l a m a isteğ i bug ü n geniş halk yığ ı n larını, orta katma nları ve u l usal burjuvazi � in ilerici kanad ı n ı ka psı yor. Maocular, Troçkistler, Kıvı lcı mcı l a r ya lıtılıyor, on­ ların em perya lizme ya ra n m a politikası daha açı k-seçik ortaya çıkıyor. Türkiye Komü nist Partisi bug ün açık bir faşist tehli keye ve em perya l izmin sald ı rılarına karşı tüm demokratik g üçlerin birliği için savaşıyor. Olke­ m izde a nti -faşist, a nti-em perya l ist savaşı g üçlendirme olanakları gittikçe gelişiyor. Ayrıca sayısı m i lyon ları bulan Batı Avru pa ü l kelerinde ça lışan Türkiyel i işçiler de demokratik b i r düzen uğ runda yürütülen savaşa a ktif b i r bi­ çimde katı l ıyor. Türk işçileri bulundukları ü lkelerde yerli işçi sınıfı ve öteki ya bancı işçilerle büyük tekellerin sömürüsüne karş ı omuz omuza savaşı­ yor. Bağ ı msız Kıbrıs C u m h u riyetine karşı yapılan sa l d ı rı l a ra, NATO çev­ relerinin, g erici g üçlerin Kı brıs halkı n ı n içişlerine karışmalarına ka rşı Türk işçileri Yuna n işçi kardeşleriyle orta klaşa eyleme geçtiler. NAı;Q'cu çev­ relerin bu sa l d ı rg a n l ı k pol itikası n ı protesto etti ler. Proleta rya enternasyonalizm i bayra ğ ı n ı yü kseklerde dalga l a n d ı ra l ı m !

261


Avrupa kapitalist ülkeleri komünist partilerinin Düsseldorf toplantısına katılan TKP delegasyonunun raporu Değ erli yoldaşlar, Bu konfera nsı h azırladıklarından ötürü Alman Kom ü n ist Partisini içten­ likle seıa mlarız. Gelişmiş kapita l i st ü lkelerde tekeller iktid a rı n ı n sürekli derinleşen bu- . n a l ı ml a rının en çok yoğ un laştı ğ ı endüstri kolları n d a n biri otomobil sa na­ yiidir. Otomobil sanayiindeki buna l ı m , kapita l izmi a ğ ı rlığı a ltında çökerten önemli u nsurlarda n biri ' olara k bel i riyor. B i rleşik Amerika'da, Batı AI­ manya'da, i n g iltere, Fra n sa ve italya'da bir ya ndan otomobil fabrika­ l a rı n ı n parkıarı nda satı l m a m ı ş a rabaları n sayısı a rtarken, bir ya ndan da otomobil fiyatları d u rmadan yüksel iyor. Iç pazarda halkın satı n a l m a g ü ­ c ü n ü n aza l ması, fiyatların yükselmesi sonucunda satış i m ka n l a rı a za l d ı ğ ı g i bi, y i n e fiyatların h ı z l a yükselmesi sonucunda otomobil i h racı i m k a n ­ ları da dara lıyor. B i rçok otomobil fabrika ları y a kapa nıyor, y a başka fir­ malarla birleşmek yolu na g id iyor, ya da kısa sür�li ça lışma yöntemleri uyg u l a n ı yor. Otomobil sanayiinde de işsizlerin veya eksik ça lışanların sa ­ yısı g ittikçe kaba rıyor. Otomobil sanayii bi rçok başka endüstri kolla rıyla bağ lı olduğundan bu iş kol u nda meydana g elen bunalım bi rçok sa nayi kolla r ı n ı da etkili­ yor. Otomobil sanayii h erşeyden önce demi r-çelik sanayiine, petrol, pıastik, deri ve yapay deri, doğ a l ve yapay kauçuk- ıastik, boya ve bir ölçüde de k i mya sanayiine bağlıdır. Otomobil sa n'a yii n i n bir ya ndan da yol yapı m ı , ba kımı ve turizm sanayii kol l a rıyle ya k ı n i l işkileri va rd ı r. Ayrıca doğa n ı n k i rlenmesi hava n ı n zehir­ lenmesi ve şeh i rlerin tıkan ması otomobil sa nayii n i n ya rattığ ı ve hiç ol­ mazsa şimdilik çöz ü m lenmesi i mkansız soru n l a r a rasındadır. Otomobil sanayii ndeki buna l ı m , emperyalizmin g enel buna l ı m ı n ı n h a m petrol, demir cevheri, kram, baraks, ba nganez, bak ı r, doğ a l kauçuk g ibi ham madde ü reten ü lkeleri n yani, az gelişmiş yeni söm ü rg ec i l i k yöntem­ leriyle ta l a n edilen mem leketlerin a nti-emperyalist savaşı n ı n ayrı lmaz bir parçasıdır. Amerika n Cumh u rbaşka nı Ford 1 5 Ocak tarihinde Kong reye h itaben yayınladığı « Birliğin d u ru m u » mesajında, em perya lizmin şifa bulmaz bu­ n a l ı mlarını d i l e getiriyor. Bütçe açığ ı 30 m ilya r dolar. Gelecek y ı l bu açık belki 45 milya r d olara ulaşaca ktı r. Devlet borçla rı 500 milyar doları aş262


m ıştı r. Sanayi ü reti m i d u rmadan g eril iyar. Geçen yıl sanayi ü reti m i % 6,8 gerilem iştir. B u n u n da başlıca nedeni otomobil sanayiindeki d u ra k la m a ­ d ı r. Otomobil satı şları 2 0 yıldan beri en düşük seviyeye gelmiştir. Yeni işten çı karma l a r uyg u l a nacaktır. işsizlerin sayısı 8 m i lyona ulaşacaktır. Enflasyon ", '" 1 2'i bulmuştur. Topta n eşya fiyatl a rı ndaki a rtış ".'0 20,9'dur. Bilindiği gibi, ka pita l ist ü l keler enerji kaynağ ı ve ham madde olara k kullandıkları petro l ü n önemli b i r kısmını Orta D o ğ u Arap memleketlerin­ den, ira n'dan ve bazı G ü ney Doğu Amerika ülkelerinden sağ lama kta d ı r­ la r. Uzun y ı l l a rdan beri gelişmiş kapita list ü l kelerine hakim alan tekel ler, d ü nya n ı n yuka rda adı geçen bölgelerindeki petrol kayna kları n ı yağ m a ederek, ucuza ka pata ra k kend ileri için çok kôrlı bir motor v e kimya sa na­ yiini kurd u l a r. Otomobil sanayi i n i n Batı Avrupa ve B i rleşik Amerika'da bugünkü ölçülere ulaşması n ı n başlıca daya nağı yüzyı la ya kı n bir za m a n ­ d a n beri bu bölgelerin petrol zen g i n l i kl eri ni sömürmeleridir. Ayrı ca, az gelişmiş ü l kelerin petrollerini ta l a n eden em perya list tekel­ ler bu yakıtı ya l n ı z bir otomobil ve motor sa nay i i n i gelişti rmede kullan­ madılar. Onu aynı za manda em perya lizmin ta l a n, söm ü rü politikası n ı ayakta tutmak için, motorize a raçların, zırh l ı birliklerin, deniz v e uçak filola rını n meydana geti rilmesinde de k u l l a n d ı la r. Hôlô da k u l l a n ıyorla r. Em perya li stler gerek dü nya h a rplerini, gerek söm ü rge harplerini, gerekse bug ü n örneğ i ne sık sık rastladığı mız bölgesel ha rpleri azgelişmiş ü l ke­ lerden ta l a n ettikleri petrolle, ta l a n etti kleri ham meddeler le meydana getirdikleri motor ve otomobil sanayii sayesinde yü rüttüler, hôlô da yü­ rütüyorla r. Yoldaşlar, bilindiği g i bi, otomobil ya l n ı z sivil a maçlarla k u l l a n ı lm ıyor. Harp ve sa l d ı rı , soğ u k harbi ve g erg i nliği, silôhlanma ya rışı n ı körüklemek için de k u l l a n ı l ıyor. Değ işik binek a rabaları, değ işik motorl u taşıt a raçları, ta nklar, zırhlı arabalar, motorize topçu ve değ işik harp a raçları, hep motor ve otamobil sanayiine daya n ıyor. Bu motorların damarları nda do­ laşan kan çoğ u n l u k la azgel işmiş ü l kelerden ta l a n edilen petroldür. Motor sa nayi i n i n ve petrol ü n ta rı m sanayiinde de önemi büyüktür. Te­ keller ta l a n ettikleri h a m maddelerle, petrolle bir tarı m a raçları sanayi ini de kurd u l a r. Ta rım ekonomisinde de büyük işletmeci ler, çiftl ikçil er, a racı şi rketler, kred i müessesesi alarak ba nkalar ta rım a raçları sanayi i n i n ge­ liş mesinden en çok istifade ed iyorla r. Görüldüğü g i bi, gelişmiş kapital ist ü l keler ekonomisinin değ işik kol l a rı az gelişmiş ü l kelerden ucuza a l ı na n değ işik h a m maddelere, petrole, de­ mirli ve demirsiz maden iere ve bunları sağlayan ama nsız ta lan ve sömürü sistemine dayatı i m ı ştır. Demek ol uyor ki, bu yeni sömürge i m pa ratorl uk­ l a rı n ı n temeli önemli ölçüde azgelişmiş ü l ke halkları n ı n sömürüsüne otur­ tulmuştur. Bundan ötü rü bu ü l kelerin u l usa l kurtuluş ha reketleri, ka pita 263


l ist ekonomisi n i n buna l ı ml a rı n ı gel işti ren, deri n l eştiren ve tekel ler ege­ menliğini sa rsa n bir n itel i k kaza n ı yor. U l usa l kurtuluş h a reketleri geliş­ tikçe, topra k, emperya l ist tekel leri n ayağ ı altından kaymaya başladı. Za m a n ı m ızda u l usa l kurtuluş ha reketleri değişik n itelikler gösteriyor. Kısa bir za m a n önceye kada r bazı Afrika ü l kelerinde u l usal kurtuluş ha­ reketi silô h l ı savaş yoluyle yürütül üyord u . Em perya l i stl er, NATO ve SEATO ü lkeleri, Afrika, Asya, Latin Amerika ve Uzak Doğ u Okya nusya ü l ­ kelerinden ta l a n ettikleri h a m maddelerle meyd a na g etird i kleri h a rp maki n eleri n i yine o halkların üzeri ne sü rüyor, halkların u l usa l k u rtuluş savaşla r ı n ı boğ maya ça l ı şıyorla r. Orneğ i n , Ara p ü lkeleri n i n petrollerini ta l a n eden Amerikan petrol tekel leri, kôrl a rı n ı n bir kısm ı n ı ısra i l m i lita­ ristleri n i silôhlandırıp Ara p halkları n ı n üzeri ne sürmeye harcıyorla r. U l u ­ sal k u rtuluş ha reketleri n i n n itel i kl erinden b i r i de, Asya, Afrika, G ü ney Amerika halkları n ı n , u l usa l demokratik yöntemlere kavuşmuş ü lkelerin ham madde kayna kları n ı n em perya l ist tekeller tarafı ndan ta l a n ed i l mesi n i önlemeye ça l ışmala rıdır. Halkların yazg ı larına ve doğal kayna kları na sahip çıkmak a macıyla em perya l izf!1e ka rşı sürd ü rd ükleri mücadelede Sovyetler Birl i ğ i n i n ve öteki sosyalist ü lkelerin ekonomik- politik ve asker­ sel yard ı m l a rı d ü nya k u rtuluş ha reketi n i n gelişmesinde kararlayıcı, sonuç­ l a n d ı rıcı bir rol oynuyor. Azgelişmiş ü lkeleri n a nti-emperya l ist savaşı ta biidir ki, düz bir hat şek­ linde gelişmiyor. ileri geri boca l a m a l a r ol uyor. Bu m ücadele n i n gelişme n itel iği ve yön ü , o ü l kelerde i ktidarı elde tuta n g üçlerin n iteliğ i ne de bağ l ıd ı r. Em perya l izme karşı savaşta sürek l i olara k i leriye doğ ru g iden­ l er, sosya l ist ü l kelerle d a ha ya k ı n bağlaşıklar kura n l a r, işçi sınıfı n ı n dev­ rimci, öncü politik ve sendikal g üçleriyle daha yakın bağ l a r meyd a na getirenler olduğu gibi, savaş ı n bir yerinde d u ra k l ıya n l a r, devrimci g üç­ l erle a ra la rı nı aça n l a r, em perya lizmle kompromiler a raya n l a r da vard ı r. Azgel işmiş ü l keleri n a nti-em perya l ist savaşları n ı n bu aşaması nda emper­ ya lizmin çel işkileri n i n d a ha da a rttı ğ ı , çı kmazla ra sürüklendiği ve bu çık­ mazlarda n s i l ô h l ı eylemlerle çıkma n ı n yol larını a ra d ı ğ ı da bir gerçekt i r. Amerika Dışişl eri Baka nı Kissinger' i n .. Busi ness Weeg .. derg isine verd i ğ i demeçte, petrol ü reten Arap ü l keleri n i askeri işg a l l e tehdit etmesi, c u m ­ h u rbaşka nı Ford ' u n bu demeci desteklemesi, u l usa l kurtuluş ha reket i n i n bu biçi m i n i n de emperya lizmin temel leri n i sarstığ ı n ı doğrul uyor. Ne va r ki, petrol fiyatla rı n ı n a rttı rılmasından Avrupa ve Amerika ' n ı n büyük petrol tekel leri astronomik büyük vurg u n l a r sağ la m ı ş l a rd ı r. Tekel­ ler iktida rla rı bu spekü lasyonların, bu vurg u n la rı n hesa b ı n ı petrol şi rket­ lerinden sorm a d ı l a r. Fakat büyük petrol şi rketlerin i n bu olağa nüstü vur­ g u n ları kapita l izmin genel buna l ı mlarını a rttı ra n u nsurlardan biri h a l i n e geldi. Böylece tekellerin d a ha fazla kôr, daha fazla vurg u n hırsı bizzat kapita l izmin temel leri n i sarstı ğ ı n ı , daha fazla kôr h ı rsı nı burjuvazi n i n 264


s ı n ıfsa l dayanışmas ı n ı n do üstüne çıktığ ı n ı , burj uvazide zümre çıkarları­ nın, sınıf çıkarlarından üstü n g eldiğ i n i göstermektedir. Kapitalizmin bu­ n a l ı mları şiddetlendikçe tekeller iktida rla rı n ı n temelini sa rsan bu çeliş­ kiler, bu zü mre boğuşmaları daha da a rtacaktLr. Tekel ler daha fazla zümresel çıkarlar peşinde koşacaklar, buna l ı m ı n yükünü birbiri n i n s ı rt ı na yüklemek için d a ha fazla çaba harcayaca klard ı r. Ozel kôr ka pita lizmin genel şartı olduğ u n a göre, ka pita lizm bu çelişkiyi kendi bü nyesi nde taşı­ yor demekti r. Bu bü nyesel çel işki ise, kapita l iz m in son u n u daha da yak­ l aştı rmaktadır. Petrolün dışı nda kalan öteki ham maddeler konusu nda do tekeller a ra­ sı nda bu g i bi çel işkiler vard ı r. Fa kat, ba kır, kaloy, çinko, kurşun, kauçuk g i bi ham madde ü reten ü l kelere karşı bu tekel ler za man zaman birleşip d ü nya piyasaları ndaki fiyatları kendi çıkarlarına göre yükseltip indirebili­ yor ve fiyat meka nizması yoluyla azgelişmiş ü l kelere karşı bir baskı ve sömürü pol itika sı yü rütebil iyorla r. Ayrıca azgel işmiş ü l keleri n ham madde ü retme sanayileri makina, yedek parça g i bi ü retim a raçları konusunda gelişmiş kapital ist ülkelere önemli ölçüde bağ l ı d ı rl a r. Bu konuda sosya list ü l kekrle, Sovyetler B irliğ iyle ya ratıcı ekonom ik-politik bağ l a r kura bilen ü l keler tekellerin bu boyu nduruğundan k u rtul maya başlıyorl a r. Değerli yoldaşlar, Tü rkiye h a m maddeleri n i n çıkarılması ve pazarlan­ ması konusunda hemen hemen ta mamen Batı Avrupa ve Birleşik Amerika tel< el lerine bağ l ı bir ü l kedir. Bütün önemli ü reti m a raçlarını bu memle­ ketlerden ithal eder. Türkiye'de henüz u l usa l bir motor sanayii, dolayısiyle de otomobil sa na­ yii kurulmuş değildir. Mevcut olon otomobil endüstrisi yabancı firma ların Türk iye'de kurd u kları montaj sanayi idir. Türkiye'de motor ve otomobil sa nayi i n i kura n firma l a r şunlard ı r : italyan Fiat, Fransız Rena ult ve Amerika n Ford ve Enternational Hervester. Tü rkiye'de gelişen tekellerden, holdi ng lerden önemli bir kısmı otomobil ve otomobil lôstiği sanayileriyle i l g i l idir. italya n Fiat firması Tü rkiye'de Koç Holdingle Montaj Fabrikası kurmuştur. Koç Holding bir yandan da Amerikan Ford firmasıyle ka myon ve traktör montaj fabrikası meydana g etirmiştir. Koç Holdingi kura n Vehbi Koç, Tü rkiye'n i n en eski kompra­ dorları nda n d ı r. Tica ret burjuvazisi n i n başını çeken Koç, tica ret burj uva­ zisinden gelme birçokları g i bi sanayiciliğe de başla mıştır. Bizde, sa na­ yiciliğe başlayan bütün holding leri n ortak niteliği, yabancı tekellere bağ­ l ı l ı ğ ı ve montajc ı l ı ktı r. Ordu Ya rd ı mlaşma Kurumu (OYAK) Fra nsa'da reji durumu nda olan Rena u l t firması ile bağ l a n m ı şt ı r. Ordu Ya rd ı m laşma Kuru m u n u n serma ­ , yesi 2 m i lyar TL. civarındadır. Bu sermaye ordu personeli nden topl a n a n para l a rla kurulm uştur v e ord u n u n yü ksek komutası nda bulunan gene265


ra l l erin elinded i r. Genera l ler bu tekel vasıtasiyle ordu n u n ma lzemesi ni ve bir kısım silô h l a rı tedarik ederler. B u n u n için de Batı Alman tekel le­ ri n i n , Ameri kan ve öteki kapital ist ül keleri ndeki silôh fa brikatörleri, tüc­ carları ile bağ l a n m ışlard ı r. Kom prador genera l lerin işlettiği bu tekel, Rena ult ile hem binek otomobili, hem de orduya taşıt a racı sağ l a r. OYAK tekeli ayrıca Enternation a l Hervester firmasının traktör, taşıt ve ta rı m gereçleri n i n paza rla nması n ı ve fason işleri n i de yürütmektedir. OYAK böylece yabancı sermayeyle, emperya l ist tekellerle Türkiye'de m i l itarist kliğin kaynaştığ ı yerd i r. Ya bancı tekel ler OYAK eliyle Tü rkiye'de politik etkileri ni, hegemonya l a rı n ı , m i l ita rist klik yoluyle yürütmek imkanları n ı bul uyor, orduyu kendi hegemonya l a rı i ç i n a raç olara k k u l l a nabil iyorlar. Türkiye'de otomobil lastiği sanayii d e italyan Pirell i , Amerika n Good Yea r firma ları n ı n eli nded i r. Bunların da ordu ihtiyaçla r ı n ı sağ lamak yo­ l uyle m i litarist klikle, işbirlikçi politikacı larla yakından ilişkileri va rd ı r. Türkiye'de enflôsyo n u n hızlanması, pa ha l ı l ı ğ ı n sürekli artması halkı n yoksu l laşma sürecinin hızlanması, işsizler ordusu n u n g ittikçe kabarması e m perya l i st tekellerle yerli işbirlikçi burjuvazinin birbirleriyle kaynaşma­ sının bir sonucudur. B u kaynaşma sonucundadır ki, holdingler, yerli büyük sermaye, toprak beyleri sürekli olara k hızlanan bir enflasyon sayesinde büyük birikimler sağ lıyorl a r. Bu d üzeni zorla aya kta tutmak yönlerine gidiyorla r. Orduyu sı kıyönetime a ra ç yapmaları, demokratik hakları çiğnemek için kulla nmaları, faşist komandoları n beslenmesi, demokratik g üçler üzeri ne, özel likle işçi s ı n ı fı n ı n devrimci g ençl iğin üzeri ne sürül mesi uluslara rası tekellerle, işbirlikçi. burjuvazinin, m i litarist kliğin, toprak beylerin i n kay­ naşması n ı n bir sonucudur. Birleşik Amerika Cumhurbaşka n ı Ford, « Birliğin Duru m u » ra porunda, Amerikan emperya l i z m i n i n içinde bocala,d ı ğ ı ve gittikçe a rta n buna l ı m ­ l a r ı n ko ro ta,blosu n u çizdi. Bu b u n a l ı mların gerçek nedeni em peryalizmin, kapitalizmin özü nded i r. Bu özü, demir-çelik sanayi i n i n ve d a ha birçok sanayi kol ları n ı n birleşme noktası olan otomobil end üstrisinde görü­ yoruz. Tü rkiye ucuz h a m madde kayna ğ ı , pa halı sürüm pazarı olarak em­ perya lizmin bütü n' buna l ı mlarını derinden hi ssediyor. Bu buna l ı m la r, Tür­ kiye'de ekonomik, sosya l-politik depremler şekli nde bel iriyor. Yoldaşlar, Türkiye işçi sınıfı n icel ve nitel ba kımdan h ı zla gelişiyor. işçi s ı n ı fı n ı n büyük burjuvaziye, emperyalizme, toprak çiftlik beylerine karşı savaşı m ı sü rekl id ir. Türkiye bug ü n a rtık sürekli g revler ve işçi gös­ teri leri n i n yer a ldığı bir ü l ked i r. Sürükleyici devri mci bir g üç olan işçi sınıfı n ı n ekonomik, sosya l- politik hakları uğrundaki sava ş ı m ı , demokratik oluşumla r, ileri demokratik bir d ü zen için savaşı n, sosyal ta ba nını, böylesi bir düzenin ha reket g üçleri n i hızlı tempola rla tek cephede fiili oluşum266


lara , geniş boyutlara sürüklemektedir. Böylesi bir savaş platformunda, başta işçi sın ıfı olmak üzere köy emekçileri. gençlik, öğrenci gençlik, öğ­ retmenler, ordu içi ndeki yurtsever subayl a r, çeşitl i meslek kurul uşları, bu a rada em peryalizmin ateşi altına a l d ığ ı ul usal burjuvazinin sola açılan kanadı da va rd ı r. Ya l n ı z g ü nlük ekono m ik istekleri için savaşmıyan işçi sınıfı, sendikasını seçmek, sendikal haklarına yapılan saldırılara son ver­ mek, faşist komando baskınlarına karşı devri mci güçleri korumak, ilerici g üçlerin birliğ i n i pa rça laya n Maocu, Troçkist a k ı m l a ra, provokatörlere ka rşı savaşmak g i bi daha fazla pol itik hedefler için savaş yürütüyor. Tür­ kiye Komünist Partisi, işçi sınıfı n ı n, halkımızın bu savaşı n ı örgütlemek, a nti-em perya list, a nti -faşist hedeflere ul aştı rmak, demokratik hakları ge­ nişletmek ve demokratik bir hükü met kurmak için savaşıyor. Bu savaş hedefleri içine, Türkiye'de i leri demokratik bir d ü zen kurmak, parti mizin yeni eylem prog ram ı nda başlıca yeri tutmaktadır. i leri demokratik d üzen, işbirlikçi büyük burjuvazinin, toprak çiftlik beyleri n i n , em perya l izmin, NA­ TO'n u n ve bu çevrelere bağ l ı m i l itarist kliğ i n hegemonyası n ı kırmak, bü­ tün yabancı firma l a rı , bu a rada oto mobil firm a l a rı n ı , a ğ ı r sanayii, ba n­ kaları, ithalat-ihracat şirketlerini de\lletleştirmek, demokratik toprak refor­ munu yapmak, işçi sınıfı n ı n , h a l k ı mızın demokratik hakları nı ,gen işletmek a n l a m ı na geliyor.

267


Karl Marks'ın yapıtı ••Gotha Programının Ele,tirisi•• nin yüzüncü yıldönümü A. Soydan

,, 1 4 Mart, öğleden sonra saat üçe çeyrek kala yaşıyan düşünürterin en büyüğü artık düşünmüyor. .. .

F. Engels : « M a rks' ı n mezarı başı nda söylev» M a rks'ın bu eserı nın esas başlığı «Alman işçi Partisi'nin prog ra m ı n a kena r notla rı »d ı r. Fakat eser d ü nya sosya l ist edebiyatı nda daha ç o k baş­ ,lığa aldığımız a d l a ta n ı nm ıştır. « Gotha Prog ra m ı n ı n Eleştirisi » Marks' ı n kısa, fakat en özlü yapıtla rı ndan biridir. Zama n ı m ızın büyük soru n l a rına, işçi sınıfının savaşına hôlô ışık tutmakta d ı r M a rks a rkadaşı Engels'le bir­ li kte proletarya n ı n savaş ve kurtuluş teorisini ol uşturd uğ u için ta ri h i n akı­ şını değiştirmiş, d a ha doğrusu tari h i g erçek sınıfsal yata ğ ı na oturtmuş­ tur. Diya lektik maddeciliği ta rihe ilk uyg u l aya n, ta ri hin ve insan topl u m ­ ları nı n gelişme yasa l a rı n ı b u l u p tesbit ettiğinden, Marks v e Marksizm, topl u m gelişmesinin her aşamasında, bu gelişmenin yasa larını bulmak ve g elecek g elişme perspektiflerini d e tesbit etmek metatl a rı na sa h i ptir. Marksizm bu nitel ikleri nden ötürü bilimdir. Bilimsel bir metoda sa h i p olduğundan, ta ri hsel ve g ü ncel olayları, sos­ ya l gelişmeleri ta h l i l etmek sosya l, politik gel işmelere objektif zoru n l u l uk­ lara göre yön vermek Leninizmle g üçlenen M a rksizmin ba şta gelen hem bili msel, hem de devri mci nitel iğidir. B i l i m i n amacı doğaya egemen ola n yasa l a rı bulmak ve insanın doğaya hakim iyetin i g üçlend i rm ekti r. Sosyal alanda ise, emekçi halkın sömürü­ den kurtu luşunun yol larını a rayı p bulmanın yöntemlerini tesbit etmektir. Ma rks, insanlığa kurtuluş yol u n u açan bu yasa l a rı bulmuştur. işçi sınıfı, emekçi halk bu hedeflere ulaşmak için kon kre, g ü ncel bir savaş yürütmek zoru ndadı rlar. Bu kankre, g ü ncel savaşların başı nda bur­ juvazinin değ işik takti klerini, sosya l demokrasinin ve bütün reform ist­ Ierin oyunlarını, emperya lizmin bunalımları ile yeni baskı ve hegemonya a raçl a rı n ı , baskı ve müdahalelerini a rayı p bulmak, de maske etmek, bütün ilerici, yu rtsever g üçleri em perya lizme ve tekellerin egemenl iğ i ne ka rşı ortak eylemlere doğru yöneltmek g eliyor. Sarı send ikacı ların dema ske ed il mesi, Ma rksist olmaya n « sosya l ist» a k ı m l a ra karşı tutum, işçi sınıfı n ı n ideolojik birliği, M a rksizm in, Leninizmin temizl iğinin koru n ması, sınıf sa­ vaşında burjuvazinin kullandığı değişik yöntemlerin iyi bili nmesi, Bili msel Sosya lizme bağ l ı pa rtilerin çözü mlemek zoru nda kaldıkları g ü ncel ve 268


konkre soru nlard ı r. Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi bu g ü ncel soru nlarımızın çözümüne teorik a landa ışık tutuyor. M arks, bu ya pıtı nda « La ssalle .. nin küçük burj uva görüşlerini demaske ediyor. Oreti min ve dağ ı l ı m ı n ı n nitel iği, bu konu larda « bayağ ı sosya lizm-. a nlayışı karşısına, işçi sınıfının sı nıfsal görüşü nü korken, uzaklara dalıyor. Komü nist toplu m düzeninin nitel iklerine değin iyor. Bu düzenin hiç 01mozsa ilk aşamasında ekonomik, politik ve kü ltü rel alanla rda burj uvazi­ nin etki lerinden kurtu lamayaca ğ ı n ı kaydediyor. Fiziksel ça l ı şma ile fikir­ sel ça lışma a rasındaki fa rkların kaldırı l ma s ı n ı n a ncak komünist topl u m u n yü ksek aşamasında m ü mkün olaca ğ ı n ı bel i rtiyor. Ma rks, Alman işçi Partisi yöneticilerinin Gotha Kongresinde sundukları programın sosya l i st topl u m dü zen inin kurulmasına değil, burjuvazinin hegemonyas ı n ı n deva m ı na yarayaca ğ ı n ı kend isine özgü sağ l a m ma ntığ ı, derinlemesine ta hlil kabiliyeti ile ispatlıyo r. Bili msel Sosya lizm i n başlıca kurucusu nun bu görüşleri bugün bütün canlı l ı ğ ı n ı sürdü rüyor. Sağcı sosya l-demokrasinin reformist görüşleri, ka­ pitalizmin a rtan bunalı m larını önlemekten başka bir maksat g ütmüyor. Ama Ma rks, burjuvazi nin bir bütün olara k a lı n masına da karşı. Onun için burj uvazi işçi sınıfına kıyasla bütünüyle g erici bir sı nıf, ama orta ta baka­ l a r, büyük burj uvaziye kıyasla daha ilerici bir z ü m redir. Demokratik hak­ ların a nca k h a l k ı n egemen olduğu bir Demokratik Cumhu riyette yerleşe­ bileceğ ini işa ret eden Ma rks, feodal elemanların ; burjuvazinin etkenli­ ğ i nde, şirinleştiri l m iş parlamenter biçim leri olan, a m a , dışı bü rokrasi zırhı ve polisin çel iği ile kaplı askersel bir despotizmden başka bi rşey ol maya n bir devlette <"egal yol l a rla » demokratik haklarla bu devlete dayatı lama­ yaca ğ ı n ı bel i rtiyor. Lassa lcı l a rı n savu ndukları parasız eğ itim, parasız ada let g i bi « reform ..ların ardında, burj uvazinin devlet bütçesinden, ya n i h a l k ı n kesesinden sınıfsal eğ itim ve adalet sistemini dayatmak eğ i l i m l eri yatıyor. Lassa l­ cıların, sosya lizmin, « sefaletin eşit bir biçimde paylaşı lması » a n l a m ı na gelen tutum l a rı na karşı d u rm a k gerekiyor. Bil indiği gibi burj uva ideolog l a rı nd a n bir çoğ u , sosya lizmi hôlô bu­ gün de «sefa letin eşit bir biçi mde» paylaşıl ması olduğunu i leri sürerler. Pekin yönetici lerinin, Maocuların tutu mu, progra mları ve iktidarı Çin'de sefaleti paylaşmaktan, kaba bir eşitçilikten öteye g eçm iyor. Marks daha 1 87S'I erde küçük burjuva sosya l istleri nin, burjuva ideolog l a rı n ı n bu tutu­ m u n u dema ske ediyor. Ma rks, « Gotha Progra m ı n ı n Eleştirisi » yapıtında da çıkış yol u n u işçi sı nıfı n ı n iktida rında, devleti ele geçirmesinde bul uyor. Lassa lcılar, Gotha Prog ra m ı ile a ncak burjuvazinin egemenliğini sürd ü receklerd i r. Gerçekten de lassa lcıların deva mcıları sayı lan bugünkü sağcı sosya l-demokratlar 269


Gotha Prog ra m ı ' n ı n kabulünden bu yana Avru pa'da, Almanya'da, iskan­ d i nav memleketlerinde, i ng i ltere, Fra nsa ve ita lya g i bi ü l kel erde defa ­ la rca iktidara geldi ler. Ama hiç bir yerde sosya list bir düzen kurmad ı lar. Bazı reformla rı g erçekleştirerek ka pita l izmin yaşaması n ı sağ ladılar. D ü n ­ y a harplerini destekledil er. B u rj uvazi hesa bına işçi sınıfı n ı n birbiri n e k ı r­ d ı rı l masına ses çıkarma d ı l a r. Kautski'den başlayarak yeryüzü n ü n ilk sos­ yal ist devletine Sovyetler Birliğine karşı çı ktı l a r. Alma nya'da olduğu g i bi yer yer faşizme yol hazırladılar. Sağcı sosya l -demokrasinin Ma rks'ta n sonra gösterd iği bu gelişmelerin ışığı nda, Ma rks' ı n , " Gotha Prog ra m ı n ı n Eleştirisi » yapıtında yaptığ ı tes­ bitlerin doğru ve yılların ötesini görür nitel ikte olduğu derh a l a n la ş ı l ı r. Ma rks, lassa lcıların devletin niteliği hakkında i leri sürd ü k leri n i de sert bir eleşti ri n i n süzgecinden geçi riyor. Lassa lcıların " Ozg ü r Devlet» teori­ sini kökünden yıkıyor. "Ozg ür Devlet» nedir? diye soruyor Marks. işçilerin hedefi özg ü r bir devlet kurmak değ ildi r. Alman i m pa ratorl uğunda devlet Rusya'da olduğu kada r "özgürd ü r », Ozgürlük, topl u m u n üstünde b u l u n a n devleti, topl u m a t a b i tutma ktı r, d iyor. Marks, komün ist topl umda devlet ne g i bi değ işikliklere uğ rayaca k? sorusuna, " bu na a ncak bilim cevap verebi l i r » d iyor. Ona göre halk ve devlet sözcükleri n i n üzeri nde oynayarak sorun u bir parmak bile ilerIet­ mek m ü mkün değ ild ir. Kapita l ist topl u m l a komünist top l u m a rası nda devri mci bir dönüşüm devresi vard ı r. M a rks'a göre, bu geçici politik devrede devlet biçimi an­ cak proleta rya n ı n devrimci d i ktatura rası olabilir. Proleta rya diktaturarası işçi sın ıfı n ı n kaza n ı m l a rı n ı savunmak ve bur­ juvazi kalıntıları n ı n , em perya lizmin ka rşı devri mci saldırılarından koru mak için zoru n l u bir aşa madır. Proleta rya diktatu rası burjuva parla mentariz­ m i n i n sa hte bir özg ürlükçü düzen in yeri ne, işçi s ı n ıfı n ı n , emekçi y ı ğ ı n l a r ı n egemen liği ve o n l a r ı n ya rarına işleyen gerçek demokratik bir düzen d e ­ mektir. Sefa l etten, işsizl ikten, kUltürsüzlükten kurtu l m a , i n sa n g i bi yaşama d ü zeyine ulaşma, ya rın korkusundan kurtulma, d a ha sonra para n ı n , g ü n ­ delikçi o l m a n ı n egemen liğini sıyı rıp a t m a i n s a n oğ l u n u n e n büyük özg ü r­ lüğüd ür. Proleta rya di ktaturası, işçi sı nıfına, emekçi yığ ı n lara bu başta g elen özg ürlükleri sağlayaca ktı r. Bundan ötü rü gerçek demokratik bir d üzend i r. Sürekli olara k yoksu l/aşan, işsizl iğin, cehaletin pençesinde olan emekçi h a l k ı n özg ü rlüğ ü olamaz. Şekilsel bir demokrasi, burjuva parla­ m entarizmi, çoğ u zaman emekçi yığınlarını kendi zinci ri ni kendi eliyle ayağ ına vurur durumuna düşü rüyor. Ne var ki, kapita l izmin buna,l ı m la rı derinleştikçe burjuvazi kendi egemenl i ğ i n i n bir org a n ı olara k yarattığı burjuva parl a m enta rizmi bile kendi za ra rı na işlemeye başlıyor. Dört yılda bir ya pılan seçi mler uya n a n y ı ğ ı n l a rı n elinde kapital ist düzenin temelle­ ri ni sarsa n bir nitel ik kazanıyor. Bundan ötü rü bug ü n il erici, devri mci 270


partilere, ve her şeyden önce Ma rksçı -leninci partilere burjuva pari a ­ mentarizmirıden yararla nmak, burjuvazi n i n silô h ı n ı kendisine ka rşı çevir­ mek olanakları g ittikçe a rtıyor. Tü rkiye Kom ü n ist Pa rtisi ' n i n yeni Eylem Prog ra m ı 'nda parlamentoyu burjuvazi n i n elinden k u rtarmak, onu halk egemen l i ğ i n i n bir org a n ı durumuna g etirmek soru n u n a önemli bir yer ayrı l mıştır. Bugün g erek gelişmiş kapita l ist ülkel erde g erekse Türkiye g i b i az geliş­ miş ül kelerde proletarya diktaturası n ı n kurulması karmaşı k bir soru ndur. TKP yeni Eyelm Progra mı'nda bu sorun, işçi sınıfının kaza nı m ları n ı savu n­ muk a macıyle ele alınmış ve bu amacı sağ l a ma k için proleta rya dikta­ turasına gitmek zoru n l u ğ u belirti l m iştir. Hemen hemen bütün ka pitalist ülkelerde sorun Ma rksçı;- leni nci pa rtiler tarafı ndan bu biçimde çözü m ­ lenm iştir. Fakat başlıca sorun bizzat proleta rya d i ktaturası nın kurulması­ d ı r. TKP yeni Eylem Progra mında bu a m aca ulaşmak, yani sosya l izme açılan i l eri demo kratik bir düzeni n kurulması için değişik savaş yol ları kabullenmiş ve gösteril m iştir. Devri m i l l e de silôhlı savaş yol undan g eç­ mez. N e va r ki, büyük burjuvazinin, işbirlikçilerin, emperya lizmin h ege­ monyası g ittikçe a rta n k a n l ı yönte m l erle yürütül üyor. Büyük burjuvazi, emperya lizm gittikçe daha fazla silôhlı kuvvetleri, polisi sınıf savaşına sü rüyor, devlet org a n l a rı na egemen ol uyor. Son hafta lar içinde öldürülen g ençleri n kati ll eri nden hiç biri ceza la ndırılmadı. Gerçek katiller bil indiği halde tutsa k ed ilmedi. Tutsak ed ilenlerse serbest b ı ra k ı l d ı . Yığ ı nla dev­ rimci işçi ve gencin kanından soru m l u Dem irel ve g rubu tekra r h ü kü metin başına geçti . Faşist olduğ u n u , H itler hayra nı olduğunu ilôn eden Olkü Oca kları n ı n baş!, komando sa ldırıları n ı n örgütleyicisi olan Tü rkeş baş­ bakan yard ı mcısı oldu. Demek ol uyor ki, büyük burj uvazinin, toprak bey­ leri n i n s ı n ı fsa l di ktatu rası gittikçe kanlı bir niteli k kaza n a n yöntemlerle yürütül üyor. Sınıf savaşı na kanlı bir nitel ik veren komü nistler, işçi sınıfı değ il, büyük burj uvazid i r. Ma rks' ı n ve M a rksizm-leninizmin öteki klasik­ leri n i n esas ma ntığı ve hareket noktası budur. Zor ve kanlı yöntemler burj uvaziden gel mektedi r. işçi sınıfı bu baskı ve zorba l ı k yöntem lerine karşı kend i n i savu n uyor. Haklarını al maya ça l ışıyor. Söz konusu olan bu savu n m a n ı n ve haklarını a ra m a n ı n biçimidir. Ma rks' ı n « G otha Progra m ı n ı n Eleşti risi "ni yazmasından bu ya na yüzyıl geçti. O za m a n l a rda g elişmekte olan kapitalizmin uzun za mandan beri çökmeye yüztuttuğ u n u bil iyoruz. Dü nya sosya li st sistemi kuruldu. Sovyetler Birliğ i n i n ve öteki sosya list ü l keleri n gel işmeleri, başa rı ları, em peryalist, kapitalist ü l keleri çokta n g eride b ı raktı . Dü nya komü ni st ve işçi ha reketi g üçlendi. Artı k çağ ı m ı z ka pita lizmden sosya lizme g eçiş çağ ıdır d iyebi li­ yoruz. Söm ü rge imparatorlukları yıkıldı. Yeni söm ü rgecilik de yıkıl ıyor. Viyetnam, Ka m boç halkları n ı n elde ettiği başarı lar em peryalizmin yıkı­ mının yeni bel irti leridir. Bu şa rtla rda ka pita lizmden sosya l izme geçişte yeni yeni yöntemlerin 271


k u l l a n ı lması olasa l ı ğ ı kend iliğinden beli riyor. Demokratik yöntemlerle halk yığınlarını, işçi sınıfı n ı n önc ül üğ ünde ho rekete g eçirmek ve iktidarı burjuvazinin en gerici sa l d ı rg a n kesim i n i n elinden a l mak, burjuvazinin ilerici kolu ile ittifaklar kurmak olanakları vard ı r. Ama bir yanda n da büyük burjuvazinin daha da kanlı yöntemlere başvurma eğ i l i m inde oldu­ ğunu u n utma m a k şa rtıyle. Bug ü n a rtık neo-faşizm bir teh l ikedir. Türkiye bu tehlikenin içinded i r. Neo-faşizm l e klasik fa şizmin ta rifieri arasında bazı fa rklar beli riyor. Faşizm i n klasik tarifi genellikle neo-faşizm için de geçerlidir. Ama neo-faşizm için bazı yeni şartları, yeni gelişmeleri ilôve etmek gerekiyor. Avru pada fa şizmin başg österd iği Biri nci Dü nya Harbi sonrası devir (1 920-1933) g erilerde kaldı. B u ndan ötürü o devirde g eçerli olan mer­ kezi leşmiş bir devlet, tek bir parti sistemi, tek bir başbuğ. Merkezileşmiş bir polis ve mali h iyerarşi. Ordu dahil bütü � devlet organlarına kayıtsız şartsız el koyma. Bütün halka karşı a ma nsız ka nlı bir terör. H u mmalı bir harp hazı rl ığı, ekonominin, top l u m yaşa m ı n ı n yığınsal bir biçimde asker­ leşti ril m esi. Neo-faşizmde bu şartla rı n hepsinin i l l e de b u l u n ması şa rt değildir. Büyük sermaye n i n , toprak beyleri n i n h a l k yığınlarına ka rşı k a n l ı di ktaturası neo-fa şizmde de değ işmez şa rttır. A m a b ü y ü k burjuvazi b u a maca şekilsel, Marks'ın « Gotha Prog ra mı n ı n Eleşti risi »nde dediği g ibi, « parl a menter biçimlerle süslenm iş, dışı bü rokrasinin ve polisin zırhı ile döşenmiş askersel bir despotizm« le de g idiyor. Marks' ı n dehası bu konuda do g ü nü müze kada r bizdeki olayları da ayd ı nlatıyor.

272


Türkiye'de faşizm tehlikesi Ali Durmasın

Komü nist ve işçi partileri n i n 1 969 yılı nda ya ptıkları Danışma Toplantısı. u l usa l ve u l uslara rası a la nda « faşizm tehlikesine ka rşı mücadeleyi güç­ lendirme» görevi ni koym uştu. Son yılların gelişmeleri. bu değerl endir­ menin ne kadar doğru olduğ u n u göstermektedir. G ü n ü m üzde iki eğ i l i m iyice beli riyor. Bir yanda. başta �vyetler Bir­ liği olmak üzere. sosya l i st ü l kelerin ba şını çektiği. giderek g üçlenen barış mücadelesi koşulları altında. d ü nyada sola doğru açılan bir eğilim g elişi­ yor. ate ya nda. sağcı -radika lizm. neo-faşizm de giderek tekra r ca n l a n ı ­ yor. Bazıları « faşizmin bugün ciddi bir tehl i ke teşkil etmed iğ i n i » söyliyerek. bu neo-faşist ca n l a n maya ciddi bir önem vermeye değ mediğ i n i öne sürüyorla r. ,I G ü n ü m üzdeki faşizm teh l i kesini değerlendi rirken. ş u ü ç noktayı gözden kaçı rmamalıyı z : 1 . Em perya lizmin. her yönde pol itik gericil i ğ i n ta ba nı olduğ u n u bil iyo­ ruz. Son y ı l l a rda yü kselen devlet-tekelci kapita l izmi ise bu eğ i l i m i her yönüyle şiddetlendi rmekte ve faşizmi reel bir tehl i ke h a l i n e geti rmektedir. 2 . G ü n ü müz kapital ist toplumda. çeşitl i kesi m lerin faşist ideoloj iye ka­ pılma ları nı kolaylaştıra n etkenler va rdır. Devlet-tekel kapita lizmi ve özel­ likle bilimsel-teknik devrim. burj uva topl u m u nda pola rizasyon u a rttırıyor. geniş y ı ğ ı n l a rı y ı k ı ma sürüklüyor. 3. Dü nya devrimci deneyimi. faşizm in. politik buna l ı m dönemlerinde ve özel likle işçi s ı n ıfı h a reketin i n yükseldiğ i dönem lerde başka ı d ı rdığ ı n ı gösteriyor. Tekelci burj uvazi için. işçi sın ıfı v e emekçilerin sa l d ı rısını bur­ j uva-pa rla m enter yöntem lerle d u rd u rma n ı n giderek zorlaştığı g ü n ü m üzde bu noktaya da di kkat etmeliyiz . . . Yine ta ri hsel deneyim gösteriyor ki. faşizm önce oldukça uzun bir embriyon dönemi yaşıyor. fakat b u n a l ı m dönemlerinde s e l g i bi yayıl ı yor. Bu nedenle. faşizm tehlikesi ni matematik sayıla rla değ erlendirmek ya n l ı ştır.

Görülüyor ki. faşizm teh l i kesi ya l n ı z 3-5 ü l ke için değ i ld ir. Bu teh like kapitalizmin özü nden gel iyor. Ve bugünkü faşizm de. geçmişdeki fa şizm g i bi. enterna syon a l bir ol g udur. Bu neden l e. faşizm teh likesine karşı m ü ­ cadele enternasyonal kara kterl idir v e tüm ilerici g üçlerin eylem birl i ğ i n i ve de özellikle komü n ist ve işçi pa rtileri n i n tearik. ideolojik v e politik a l a n la rdaki ça ba ları n ı n birleşti ril m esini gerektirmektedir. 273


G ü n ü müzde neo-foşizm in bazı yeni özellikleri, klasik faşizmle ayrı l ı k­ l a rı vard ı r. B u n l a rı n üzerinde durmayacağ ız. Yal nız, neo-faşizmin, fa şizm ­ den ayrı bir olgu olduğu, dolayısıyle faşizm hakkında Komi ntern 7. Kon­ gresi n i n yaptığ ı ta n ı m l a mayı değ işti rmek g erektiği yolunda öne sürülen bazı görüşleri kabul edemeyiz. Faşiz m i n özü değ işmemiştir. Neo-faşizm, kapita lizmin g enel buna l ı mı n ı n çağdaş aşaması koş u l l a rına, kapita list dü nyada ve u l uslara rası a l a ndaki yeni g üçler dengesine kend i n i uyd u r­ makta olan fa şizmd ir. iktidarda neo-faşizm, bugün de, finans-kapitalin en gerici, en emperyalist en şövenist unsur/af/mn açık terörist diktatör­ lüğüdür. Ta bii bu, neo-faşizm in süründüğü yeni boya l a rı inceleme g ere­ ğini ortadan kaldı rmıyor. ,

Ote ya ndan, etkil i bir savaş verebi lmek için, neo-faşizmin genel değer­ lendirmesi ni ya p ı p, g enel özelliklerini bel i rtmek de yetmez. Dim itrof'u n söylediği g ibi, « her ü l kede faşizmin u l usal özelliklerini, kendine özgü u l u­ sal görü n ü m l eri ni a raştırmak, incel emek, ortaya çıkarmak ve faşizme karşı etki n mücadele biçimlerini sa pta mak g ereklidir.» ( 1) Faşizm Tü rkiye için g ü ncel bir tehlikedi r. B u g ü n ü l kemizde, başta ko­ mü nistler o l m a k üzere, tüm devri mcilere, demokratla ra karşı a ğ ı r baskı vardı r. Orneğ i n son 1 ,5 ay içinde 21 Kürt köyl üsü, 2 işçi, 1 memur, 4 öğ­ renci öldürüldü. Orduda 632 a ssu bay tutukla ndı, 2.300 assubaya işten el çekti riidi. B i r öğ renci derneğ i ka patı ldı, ve 1 60 öğrenci tutuklandı. Bu nedenle devri mci h a l k hareketi nin kend ini savu nması acil çözü m bekleyen bir soru ndur. Çünkü bu faşist sa ldı rı l a r ı n henüz yeterince mücadelede çel ikleşmemiş geniş kesimlerde panik ve demoral izasyon ya ratma teh l i ­ kesi va rdır. Bugün Tü rkiye'de faşizm teh l i kesi değişik kol lardan yükseliyo r : 1 . Devlet, Türkiye'de, öteden beri Osma n l ı imparatorl u k gel enekleri ile yoğrulmuş otoriter bir ya pıya sahiptir. Orneğ in, 53 y ı l l ı k c u m h u riyet dö­ neminin 28 yılı sıkıyönetimler altında g eçm iştir. 1 936'da n beri uyg u l a n a n Ceza Ka n u n u , Mussol ini'nin ceza ka n u n u ndan a l ı n m a d ı r. Emperya lizm, onun yard ı mcısı işbirlikçi burj uvazi, AP, CGP'deki azılı g erici çevreler oto­ riter yapı l ı devlet org a n l a rına, özel likle hükümete egemen olabiliyor ve kolaylıkla faşist yöntemler uyg ulaya biliyorla r. 1 971 sonrası kurulan " Dev­ l et Güvenlik Ma h kemeleri » sürekli bir sıkıyönetim nitel iğindedir. 2. M i l l i Selô met Partisi (MSP) çevresinde örgütlenen sağ-ekstremist güçl er. Bu pa rti nin seçi mlerde en yü ksek oyu aldığı 10 il, ü l kenin en g eri bölgeleridir. Bu akım, genel olara k küçük sermayedarla r, şehir ve kır küçük burjuvazisi taba n ı na d ayanıyor. Bu partin i n ideoloj i k yapısında dinci l i k ve " islôm kardeşliğ i » fikirleri başlıca yeri tutuyor.

( I) G. Dim itrov, Eserler, Sofya, 1 967, c. 1 , s. 563. 274


' 3. Mill iyetçi Hareket Partisi (MHP) çevresi nde örgütlenen ve bunun ya ­ n ı nda « komando» a d ı n ı verdi kleri gizli, para - m i l iter bir örg üt el iyle halka terör uygulayan ı rkçı-pa ntürkist-faşist akım. Bu pa rti n i n üye ve sempati­ zan topl u l uğ u , şehir küçük burjuvazisinin, esnaf, za naatka r, küçük dükkan sa hipleri kesi m i ne daya nıyor .. Dinci sağ -ekstremist akımın tersine, bunlar köye g i rememişlerd i r. Biz bu yazımızda, özel likle bu üçüncü kesim üzerinde d u racağ ı z. Tü rkiye' n i n bug ü n en önemli karakteristiği işçi sınıfı mücadelesinin hızla yükselmekte oluşu ve bu m ücadelenin ö l ü m oruçla rı, fa brika işg a l ­ I e r i g i b i yöntem leri beni msemel erid i r. Toplam nüfusu 4 0 milyon olan Tü r­ kiye'de işçi sıyısı 5 milyon, sendika l ı işçi sayısı 2 m i lyondu r. işçilerin ço­ ğ u nluğunun büyü k . işyerlerinde ve coğrafi olara k belirli merkezlerde top­ lanmış oluşu, g üçlü bir send i ka h a reketinin varl ığı bu yükselişte o l u m l u rol oynayan u n s u r l a r a rasındadır. ate yanda, her g ü n K ı r ve şehir küçük burj uvazisinden yığ ı nla katı l ­ mala r, işçilerin henüz önem li bir kesiminin köyle bağ ı n ı kopa rmamış ol­ ması, gizli işsizl i k d a h i l 1 1 m i lyon g i bi büyük bir işsizler ord u s u n u n va r­ l ı ğ ı g i bi etkenler işçi sınıfının bilincini düşürücü etki yapma ktad ı r. Bunun sonucu nu, işçi sınıfı h a reketinin gel işmesi ndeki çok başl ı l ı kta görüyor �z. Orta tabakalara gelince· durum daha da karmaşı ktı r. Tekellerin bas­ kısına dayana mayan orta ta bakaların y ı k ı m ve yenilenme sü reçleri hız­ lanıyor, geniş kesi m leri n ekonomik durumları kötüleşiyor. Ekono m i n i n içinde bulunduğu kaos, % 2 4 o l a n enflôsyon bu kesimlere de vu ruyor. Bu d u r u m bir yanıyla bu kesi mleri, a nti-emperya list, anti - monopolist savaşta işçi sınıfının objektif olarak m üttefi ki yapıyor, onlarda anti­ monopolist d uyg uları g üçlendi riyor. ate ya ndan, ikili sınıf ya pıları gereği, «eskiye dönüş » , « g üçlü h ü k ü met» hayal ve özlemlerini gelişti riyor, onları faşist demagoji lere açık d u ruma geti riyor. ı rkçı -faşist a k ı m taba n ı n ı başlıca bu kesimler a rasında buluyor, ken­ d i n i bunların tem silcisi g i bi gösteriyor. arneğ i n , 9 Ş u bat 1 975'de Pa rla­ mentoda bir Mill iyetçi Hareket Parti' l i m i lletveki linin konuşma s ı n ı n baş­ lığı şöyledi r : « Esnaf ve zanaatkôrlara önem veril miyor. » Görüldüğü gibi faşistler, üstelik kendi lerini bu kesimlerin «gerçek dostu » g i bi göstererek, burj uva h ü k ümetleri n i n ve tekellerin politikalarını eleştirmekten de çeki n ­ m iyor, yığ ı n la rı n istek v e i htiyaçlarını ku rnazca sömü rüyorla r. Şehi r orta ta baka ları n ı n faşist ideolojiye açık hale g el melerinin bir nedeni de, bizce, ülkemizde a nti-komünizmin 50 yıllık res mi politika olu­ şudur. Sürekli olara k komünizmin za ra rlı, «yıkıcı », «Türklüğe ayk ı rı » oldu­ ğu fikirleriyle beslenen bu kesim ler, doğal olarak, d üzene karşı tepkisini, devrimci hareketin içinde değ il, bu sa hte m u h a l efet içinde göstermeye yatkı ndı r. 275


Dte ya ndan ş u n u da söylemek g erekir ki, orta ta baka ları n öteki kesim· leri içinde faşistlerin ağ ı rlığı yok denecek kadar azdı r. Hatta durum ter· sinedir. Drneğ in, ü l kenin politik hayatı nda çok önem l i bir yeri olan öğ · retmenler ve öğrenci ·gençlik kitle olara k devrimci safla rda d ı r. Em per· yalizme, tekellere ve fa şizme karşı çok fedaka rca bir savaş vermekte olan g ençliğ i m iz, son y ı l l a rda 200'ün üstü nde kurban vermiştir. Ayd ı n l a rı mı za g enel olara k ilerici ideolojiler egemend ir. Geniş memurlar kesimi ise bu iki ucun ortası nda biryerde d u ruyor bug ü n . Dlkem izde faşistlerin bir başka sosyal ta ba n ı da l u m penlerdir. Son 20 yılda, bir yanda kapita l izmin, tekel leri n hızla gelişimi, öte yanda tik· sinti veren gelişmemişliği, özel li kle büyük kentlerde oldu kça yayg ı n bir l u mpenler kesimi ya ratıyor. Dzelli kle para · m il iter faşist örgütte l u mpen· leri n çok önemli bir yeri va rd ı r. Faşistler halka ka rşı ci nayetleri ni bunlar eliyle d üzenl i yor ve uyg u l uyorla r. Elimizde sağ lam bir veri va rd ı r ve bu veri g azetelerde de yayı n l a n m ı ştır, bu pa ra · m i l iter örgüt, üyeleri nin be· l i rli bir kesim i ne ayl ı k vermekted ir. Bu pa ra l a rı n nereden g eldiğ i soru n u bir y a n a , bunları n , iş sahibi ola n l a ra değ i l , işsizl ere, dolayısıyla geniş ölçüde bu l u m penlere verildiğini g örmekteyiz. Faşistlerin ordu ile olan il işkilerini görmeden, teh l i keyi bütünüyle a n · lamam ıza i mkôn yoktur. Faşistlerin ordu ile il işki leri ikil idir. Bir ya ndan, ord u n u n üst katlarındaki NATO'cu subaylarla, CiA ve i ntel ija ns servis· leriyle, polis örgütü ile ya kı n bağ l a nt ı l a rı vard ı r. Zaman za man yü ksek rütbeli bir subayı n çıkıp « koma ndoları övücü .. demeçler vermesi, faşist· leri n , herkesin gözü ö n ü nde açtı kları komando ka mpları nda emekli su· boyların koma ndoları eğ itmeleri, bu il işkileri a n latmaktadır. Türkiye'de polisin ü niversiteleri sabaha ka rşı basarak tüm savu nma a raçları n ı top· laması, hemen ardından faşist koma ndoların bura l a ra sa l d ı ra ra k yurt· sever gençleri öldürmesi s ı k sık uyg u l a n a n bir yöntemdir. Faşistlerin, Uzak· Doğ udan gelip Ma rsilyo'ya kadar uza n a n ve CiA şef. leri n i n örgütlediğ i esra r tica retinde de orta klığı va rd ı r. 1 973 yıl ında bir M i l l iyetçi Hareket Parti li saylavı n Fra nsa'da büyük m i kta rda esra rıo ya · ka la nışı delillerden sadece bir tanesidir. Dte ya ndan, faşistler, ord u n u n , büyük çoğ un l u ğ u orta ta bakalardan gelen alt ve orta kesimlerine, orta k l ı k i l işkileri içinde değ il, ideolojik tu· zakla rıyla yaklaşmakta ve bu kesimler içi nde yer tutmaya ça lışmaktad ı r. lar. Ord u n u n bu geniş gövdesi içinde çok çel i şik sü reçler işlemekted ir. Faşistler ord u n u n bu geniş gövdesi içinde pek yayg ı n bir başarı kaza na· mamış olsa l a r bile, vurucu bir g ü ç ya ratmışlard ı r. B u faşist a k ı m ı n ideolojik ya pılarına bakarsak, şu iki nokta n ı n büyük ağırlık taşıd ı ğ ı n ı görüyoruz : 1.

276

Faşist ideoloji içi nde baş yeri, a nti·komünizm, a nti ·sovyetizm tutu·


yor. B u n l a r, Çarl ık Rusyası ile Osm a n l ı i m pa ratorl uğu a rasındaki ta ri h sel i l işki leri dar m i l liyetçi h u rafeler h a l i n e getirip, Sovyet düşmanlığ ı na, ko­ m ü nizm d ü şmanlığına kılıf ya pıyorlar. « Ruslar Türk m i l leti nin 1 .000 yıllık düşma n ı d ı r .., « ko m ü nizm, Moskofla r ı n Türk milletleri ni köleleştirmek için yarattıkları bir a raçtı r .. slog a n l a rı bi fikirleri d i l e g eti riyor. 2. Anti -komünizm ve anti-sovyetizmle çok ya kın bağ l a ntı içinde g elen « pa ntürkizm » fikirleri, ideolojilerindeki ikinci merkezi konud u r. Pa ntür­ kizm, etnosa ntrizm, "Tü rk m i lletinin d ü nyada 16 impa ratorl u k kurmuş, en savaşkan, en üstün m i l let olduğ u » görüşleri, a nti-sovyetizmin öteki yüze, d ü r aslında. Faşistler, bu fiki rlere daya n a rak, Azerbayca n, Türkmenistan, Kırgızista n, Ozbekista n, Yakutya ve Tacikistan ' ı n Türk milletin i n bir pa r­ çası olduğ u n u, dolayısıyla Türk mil letinin a macı n ı n bura ları tekra r kur­ tarıp Türk m i lletleri ni bütünlemek olduğ u n u söyl üyorlar. Görülüyor ki pantürkizm i l e a nti-komünizm, anti-sovyetizm ayrılmaz ikiz kardeşlerdir . . . i ş i n ilginç ya nı, bu i ğ renç fikirleri ni, « m il l etimizin çıkarlarını savu nma » d iye öne süren bu faşistler, olmadık ya lanlarl a , binlerce m i l ötedeki devletlerle " i lg ileniyorla r» da, ü lkem izdeki 40.000 Amerikan askeri ne, 1 0 1 Amerikan üssüne ve Amerika ile ya p ı l m ı ş 1 00'den fazla ikili a nlaş­ maya hiç ses çıkarm ıyorla r. işte bu nedenle, çok güzel bir sağduyu ile halkımız, bu faşist akımın l iderine "Amerikan a l bayı » adını ta k m ı ştır.

Foşistlerin yurd u m uzda hazırla dıkl a rı stratejiye geli nce, bunu a ncak şu üç unsuru birleştirerek a nlaya biliriz : 1 . Bir yanda, gizli silôhlı çeteler el iyle açık terör ve ci nayetler yolu bütün h ızıyla i l erliyor. Her yıl açık açı k koma ndo kampları kurulup a skeri eğitim ya pıl ıyor. B i r başka ilginç nokta da faşistıerin bütü n büyük şehir­ lerde judo-karate salonları açmaları, bura l a ra g elen bilinçsiz kişileri zehi rlemeye çal ışmaları d ı r. D uvarl a ra, c a m i i ere orak-çekiçler çizmek, sonra da kom ü n istler azıttı d iyerek « komü nist avı »na çıkmak sık sık uy­ g uladıkları bir yoldur. Ayrıca 1 5- 1 6 Şu bat 1 975 g ü n leri, faşistıerin 57 ilde birden devrimcilere saldırm a l a rı , dört kişiyi öldürüp yüzlerce kişiyi ağ ı r ya ralamaları , ve de a rd ı nd a n bu nlara bağ lı bi r derneğ i n başka n ı n ı n b u olaylar hakkında " ka n u nsuz a ma meşru d u r » d iyebil mesi de gösteriyor ki, bunlar a nayasa, legal ite d iye bir şey ta n ı m ıyorlar. 2. ikinci unsur devletin içerden faşistleşmekte oluşudur. Açüncü unsur, ki bizce stratejilerinin bugün için temelinde yatan unsurdur, k u rulan " M i l l iyetçi Cephe ile i l g i l idir. Bu m i l liyetçi cepheye Ada let Pa rtisi, M i l l i Selô met Partisi, C u m h u riyetçi G üven Partisi ve M i ll i ­ yetçi Hareket Partisi olmak üzere 4 pa rti katı l d ı . 3.

••

Bu dört partinin cephe k u ra rken kabul ettikleri progra m ı n temeli " ko­ m ü n izmle mücadele»dir. 277


üzeri nde çok önemle d u ru l mosı g ereken bu olay bizce şu oluşumları ya nsıtıyor : - Dinci sağ-ekstremist ve ı rkçı -faşist hareketler g üçlerini birleştirmiş­ ler ve çok teh l i kel i bir hale gelen bu g ücü açı kta n işbirlikçi burjuvazi n i n emrine verm işlerdir. - Faşistler, burjuva-demokratik yol l a rı da reddetmiyorla r, bu yol l a rı da k u l l a nıyorla r. - Tekelci büyük burj uvazi ile fa şistler açıkça rol payl a ş ı m ı ya pmışl a rd ı r. Tekelci burjuvazi i l e faşistler ve sağ-ekstrem istler a rası ndaki bu rol pay­ laşımı, devletin içerden faşistleşme eğ i l i miyle de bi rleşi nce, Türkiye'de faşizmin yürü mek isted iğ i yol biraz daha berraklaşıyo r : Tekelci serma­ yen i n egemenliğini koruyup güçlendirmede, burjuva demokrasisi ve açık terör rej i m i unsurl a rı n ı bağdaştıracak bir n eo-faşist ya pı yaratma. B u g ü n ü l kede küçük-burjuva devri mcileri şöyle bir açmaz görüyorla r : « ya b u faşist saldırılara ka rşı kend i m izi silaha sarılarak koruyacağ ız, ya cevap vermeyeceğiz, o zam a n da devrimci g üçler darmadağın olacaklar. » Işte sağ v e « sol » oportü nistlerin olu msuz rol ü b u noktada işe karışıyor. Sağ oportünistler, pasifistıer, leg a l i stler d iyorlar ki a m a n faşistlere ceva p vermeyin, a m a n kend inizi savu nmayın, sonra provokasyon o l u r, « faşizm gelir». Oysa bu teslim iyetçi politi k a n ı n ta m tersine, faşizme karşı en sert şekilde karşı d u rmak, h a l k ı n fa şizme karşı d i renişini örg ütlemek g erekiyor. « Solcu »la r, Maocular ise öteki uçta n gelip, derha l sila h l ı mücadele öneriyorlar, biz başlaya l ı m, bizi gören halk arkadan gelir diyorla r. Bun­ lar h a l k ı n bilinç ve örg ütlenme düzeyini dikkate a l m ıyorla r. Bu Maocu­ lar, kendi küçük burjuva sa bırsız l ı kları nı teorik değerlend irme d iye önü­ müze sürmeye ça lı şıyorl a r. Faşist saldırıyı önlemek içn her mücadele yoluna başvurmak, bu a rada silaha da sarı l m a k, h a l kı m ı z ı n en demokratik hakkıd ı r. Ama hangi m ü ­ cadele biçi m leri n i n ne za man k u l l a nı lacağ ı n ı , somut tarihsel koşul kır d i kte eder. Ve de bizce, Maocuların öne sürd ü kleri g i bi bir açmaz yoktur. Tü rkiye Komü nist Partisi 54 y ı l d ı r en a ğ ı r terör a ltında illegal çalışmaya zorla n ı r­ ken, burjuvazinin Maoculara legal ça lışma, legal gazetelerinde silahlı savaş çağ rı l a rı yapma i m ka n ı n ı ta n ı ması, Maocu fjkirl � rin k i m i n işine yaradığ ı n ı göstermiyor m u ? TKP, faşist tehlikeyle mücadele soru n u n u , a nti-em perya list, a nti-oligar­ şik savaşla bi rleştirmekte ve ta kti klerini buna göre işlemektedir. Anti­ faşist mücadele, a nti-emperya list m ücadeleden, NATO'la ra, SENTO'lara ka rşı mücadeleden, h a l k ı m ı z ı n g enel devri m mücadelesinden ayrı la maz. 278


TKP, faşizmle mücadelede, a nti-ko m ü n izmin, a nti -sovyetizmin açığa vu­ rulmasına özel bir önem veriyor. D ü nya ilerici insa n l ı ğ ı n ı n g u ruru ve u m udu olan Sovyetler Birliği başta olmak üzere sosya list ü l keler, tüm a nti-emperyal ist, a nti-faşist g üçlerin a n a daya nağıdı r. B u n u kavra m a ­ dan, başa rı l ı bir a nti-em perya list, a nti-faşist sava ş vermenin i m k ô n ı yok­ tur. Ayrıca, ü l kemizde, a nti-ko m ü n izm le, a nti-sovyetizmle m ücadele çok g ü ncel ve doğruda n u l usal bir sorundur. Çünkü ü l kem izde faşist ideoloji ile a nti- komü nizm ve a nti -sovyetizm birbirinden ayrı l maz tek bir bütü ndür. Ozetle, a nti-faşist mücadeleyi a nti-emperyal ist, a nti-monopolist g enel devri m mücadelesiyle bi rleştirme ve a nti-komünizmin her çeşid iyle so­ n u n a kada r mücadele pa rti mizin politikası n ı n iki temel ta şıdır. B u n u n ya n ı nda parti miz, her d u rumda başa rılı bir a nti-faşist müca­ dele verebi l m eyi üç koş u l u n yerine g etiri l m esi ne bağlıyo r : 1 . işçi s ı n ı fı n ı n M a rksçı-leninci pa rtisi Türkiye Kom ü n ist Partisi'ni ör­ g ütsel olarak g üçlendi rmek, bütü n ü l ke çapında yü kseltmek. 2. işçi sınıfı n ı n send ikal ve politik d ü zeyde birl i ğ i n i sağ l a mak. 3. Tüm a nti-monopol ist, a nti-faşist, a nti-em perya list g üçlerin eylembirli­ ğ i ni, ittifa k ı n ı sağ l a m a k . işte faşizmle mücadelede en ön safia rda çarpışa n Türkiye Komünist Partisi'nin faşizmle mücadele hattı bu g enel bütü n ü n içi nded i r. Anca k h a l k ı n örgütlü mücadelesi sayesinde fa şizm yenilgiye uğraya­ caktır.

279


Ulusla.rarası kad ınlar yılı F. D.

Uluslara r"a sı Demokrati k Kad ı n l a r Federasyon u'nun g i rişim leriyle Bir­ leşm iş M i l letler Orgütü 1 975 y ı l ı n ı bütün d ü nya kadı n l a r yılı olara k i l a n etti. Kapita l ist ü lkelerde kadı n ı n bütün soru nları çözüm beklemektedir. Büyük önder Lenin'in deyimi ile işçi kadı n la rı n h ü rriyete kavuşmaları. bizzat kendi dava l a rı o l m a l ı d ı r. Erkeklerde olduğu g i bi. kad ı nların da sosya lizm yolu ile, h ü rriyete kavu şmaları kendi dava ları o l m a l ı d ı r. Eğ er, geniş kad ı n kitleleri aynı devri mci s ı n ı f kardeşleri ile elele vererek hiçbir tehli keden yı l madan proleta rya devri m i savaşına bil inçli olara k katı l ­ mazsa. kadı n l a r ta m b i r h ü rriyet v e eşitl iğe kavuşa maz. Emekçi kad ı n ­ l a r ı n ekonomik ve politik h a k l a r i ç i n yü rüttükleri mücadelede ul usla ra ­ rası daya n ışma n ı n b i r sonucu olan, 8 M a rt. devrimci kadın hareketi tari­ hine altın h a rflerle yazıl d ı . 1 9 1 0 y ı l ı n da Kopenhag'da, 8 M a rt, d ü nya kad ı n ları n ı n sömü rüye karşı, kurtuluş ve özg ü rl ü kl eri uğrunda savaş ve daya nışma g ü n ü olarak i l a n ed i l mişti. Uluslara rası Demokrati k Kad ı n l a r Federasyonu b u kara rı 6 5 yıldır a d ı m adım uygulamaktad ı r. UDKF en büyük uluslara rası kadın örgütüdür. Bu örg ü tte 1 973 yılın ı n verilerine göre, 74 memlekett.e n 210 m i lyon kadı n vard ı r. B u n u n dışı nda kad ı n l a r örg ütüne üye ol maya n ü l keler de uluslara rası topla ntı lara katı lı rla r. Kad ı n ı n soru n l a rı n ı ve dertlerini tümüyle a nlatmak i mkansızd ı r. Bu ya ­ zıda birkaç örnekle g ü n ü müzde kapital ist, söm ü rg e ve bağ ı m l ı ü l keler­ deki kadı nların durumunu a n latı rken, kad ı n ı n topl u mdaki yeri n i n nasıl olması g erekti ğ i n i Sovyet kadı nlarından da birkaç örnek vererek göster­ m iye ça l ı şacağız. Sömürü dü zeni n i n hüküm sürdüğ ü bütün ü l kelerde ol­ duğu g i bi Türkiye' d e de kad ı n iki yön l ü sömürüı üyor. Hem işg ücü olarak, hem de kad ı n olara k sömürüı üyor. Tü rkiye'de kadı n l a r ı n d u ru m u çok kö­ tüdür. Köylerde yaşayan kadınların d u rumu daha da kötüd ü r. Kad ı n gö­ rü nüşte eşittir. Köylü ka d ı n l a r en ağ ı r kcşu llar a ltı nda ça l ı ş ı rl a r. Sa ba h ı n erken saati nden akşa m ı n geç saatleri ne kada r ağaların tarlası nda, ba h ­ çesi nde ça l ı ş ı r, ücret ned i r bil mezler. Biraz u n , biraz meyve, a ğ a n ı n gön­ l ü n den ne koparsa onu a l makla yetinirler. Köylü kadını doğ u racağı g üne kadar çal ı ş ı r. istirahat hakkı yoktur. Ya tarlada, ya a h ı rda doğurmak zorunda kal ı r. Doktor, ilaç bil mez, hayatları a ra ebeleri n i n bili nçsiz elle­ rinded i r. Bazı köylerde g ü n a h d iye, doktora götü rül mez. Ya a na n ı n , ya çocuğ un. bazen de, her ikisinin hayatı kurta rıla maz. Çocuklar, çocuk ba h­ çesi nedir bil mez. Daha 6-7 yaşla rı nda ağaların dava rları n ı , sığ ı rl a rı n ı g ütmek için sa ba h ı n erken saatlerinde dağlara gönderi lir/ er. K ı z çocu kları okullara gönderi l m ez. Gidenler de beşinci sınıfta n sonra büyüdü gNek280


çesiyle okuldan ayrı l ı rl a r. Kızl a rı m ı z evlenecekleri erkeğ i g Örmeden, tariı­ madan ba bası n ı n isteği üzeri ne evlenmek zoru ndadı r. Tü rkiye'de kad ı n ı n seçme hakkı , hayat arkadasını seçmekte g eçerli değ i l d i r. Görücü usul üyle, ya şlı, sakat .ara n madan, baş l ı k a d ı a ltında pa ra ka rşı lığı satı l a n kızları­ mız, kocası ta rafı ndan satı n a l ı nmış (köle) g i bi baskı a ltı ndad ı r. Kad ı n ­ l a r cumartesi paza r demeden herg ü n ça lışmak zoru ndadır. Ta rlada, evde, zeng in leri n h izmeti nde ça lışa rak, dağda n sırtında odun geti rip şeh irde sata rak koca sına ve çocuklarına bakmak zoru ndad ı r. Fakat kendi başına ' söz söyleme, karar verme yetkisi yoktur. Da i ma kocası n ı n baskısı a ltında­ d ı r. Köylerde elektrik ol madığ ı ndan, kad ı n l a r, ev işlerini kolaylaştıracak her türlü teknikten mahrumdurl a r. Çok köylerde yemek yapmak, çamaşır yıkamak i l kel şekilde ya pıl ıyor. Türkiye'nin bazı köylerinde, toprağ ı n ilkel işlendiği y� rlerde, kad ı n topra k kölesidir. Tütün ve pa muk tarla larında, çay ba hçelerinde ça lışan kadı n ların da durumu çok ağ ı rd ı r. Bura l a rda, bütün veri m l i topra k l a r, ağaları n ve çiftlik beyleri n i n elindedir. Köylerde ve kasabalarda, d i n , kadı n l a ra karşı silôh olara k çevril m i ştir. Yıllard ı r d i n baskısı a ltında, kad ı n l a rı n , b i l i m v e kültüre giden yolu kapatı l maya ça l ı ş ı l m ıştır. Şeriat kanunları n a göre kadı n ı n m i ra s hakkı da ya rı m d ı r. Kad ı n erkek kardeşiyle eşit pay a la m az. Kısaca sı, şeriat, kad ı n ı sosyal bak ı mdan, kü ltü rel bak ım d a n, ve h ukuk ba k ı m ı ndan erkeğe kıyasla çok aşağı tutm uştu r. Şehirde de emekçi kad ı n ı n yazgı sı köylü kadı n ı n yazg ı ­ s ı n a benzer. O n u n da emeği büyük ka pital i st v e fa brikatörler tarafı ndan sömürül mekted i r. Tü rkiye'de kadınların 0.'0 70'i okuma-yazma bil mez. Şe­ hirde, fa brika l a rda ça lışan kadınlar 8 saat yeri ne 1 0- 1 2 saat ça lışma­ l a rı na rağ men emekleri n i n karşı l ı ğ ı n ı ola mazla r. Bu n l a rı n ya nı s ı ra özel işletmelerde ça lışanlar va r, b u n l a r y ı l l ı k izinden, doğ u m izninden, hasta l ı k v e emekl ilik sigortasından mahrumdurlar. Bu g i bi h a l l erde i şe gelmeyen işten çı k a rı l ı r. Oteya ndan aynı işi yapa n kadın erkekten d a ha düşük ücret a l makta d ı r. Artık sanayide, erkekteki fiziki kuvvete i htiyaç kalmadığı ndan, makinalarda kad ı nl a r ça lışıyor. Çünkü bura l a rda fiziki g ü çten ziyade el­ ça bukluğ u na i htiyaç var. Kad ı nları n eli, küçük pa rça ları takma kta daha pratiktir. Az pa raya çok iş ya pan kadın, yorg un, bitkin evi ne dön d ü ğ ü nde de' i stirahat edemiyor. Çünkü kendini bekleyen b i r y ı ğ ı n iş v a r . B u yüz­ den kad ı n l a r daha çabuk çöker, genç yaşta yüzleri nde yorg u n l u k ve keder çizg i leri g örülür. Türkiye'de a ğ ı r sömürüden başka, kad ı n ı n sosya l d u ru m u da çok ağ ı rd ı r. Kad ı n la rın, kızl a rı n çoğ u iş bulma baha neleriyle kandırılara k kadın tücca rlarına satı lıyor. Genelevlerdeki kadınları n sayısı az değ il d i r. Bazı kadınlar, ekmek pa rası için namusunu satıyor. Bütün bu emek koş u l l a rı altı nda, çocuklarına ekmek parası kazanamaya n l a r var. Çocuk l a rı n ı n açl ı k çekmesine daya na m ıya n a n n eler kendi ca n ı n a kıy­ makta d ı r. Evlôd ı n ı sata nlar var. 5 ya şından 14 yaşına kadar çocuklar, okul masraflarını çıkarmak için, sa ba h ı n erken saatlerinde simit satar, ayakkabı boyar, çöplüklerden köm ü r, demir, ba kır telleri toplayarak, satıp 281


yaşa m ı n ı sürdü rmeye ça l ı ş ı r. Yaşa mlarını bu şekilde sürd ü ren çocu kların okula g itmek, oyu n oynamak, kitap okumak hakkı değ i l midir? Bu sayıla n işleri de bula maya n l a r, ya h ı rsızlık yapıyor, ya da dileniyorla r. Tü rkiye'de açlığın, yoksulluğun, işsizliğin nedeni kapital ist düzendir. Kad ı n ı n ağır d u r u m u da kapita list düzenden i leri g el mektedi r. Mem le­ keti mizin NATO'ya bağ l ı oluşu fa kirliği m izi, yoksulluğu muzu, ve sosyal çöküntümüzü daha da a rtı rmaktad ı r. Türk kadını da a rtık yavaş yavaş i leriyi görm iye başlıyor. Türk kadını da mutluluk istiyor, emeğ in i n karşı l ı ğ ı n ı istiyor, sını fsa l ve sosyal eşitli k isti­ yor. Fakat şu iyice b i l i n melidir ki, toplumumuz sömürül mekten kurtu l ma ­ d ıkça kadı n da sömürülmekten kurtula maı. Türkiye'de kadı n h a kları ko­ ruma dernekleri var. Ne yazı k ki, bu dernekler, yaşa ntısı rahat olan bur­ juva kadı n la rı n ı n , moda ve eylencelerinden başka soru nla ra değ i n m iyor­ lar. Hiç bir za man en a ğ ı r koşullar altında ça l ı şa n kadınların soru nlarına in mediler. Kadın hayatın başlıca yaratıcısıdır. Genç nesl i n a nası olan kadın hizmetçi, köle, esir mua melesi görmemelidir. Haklı olarak, herkes­ ten saygı görmelidi r. Türkiye' n i n köylerinde ve şehirlerinde işsizlik a l ı p yürümüştür. B u g ü n yüzlerce, binlerce kadı n, evini ai lesini, çocuğunu bırakıp, B a t ı Avrupa kapital ist ü l keleri nde iş a ra m a k zorunda kalmışlard ı r. Batı Alma nya, Hol­ landa, Avustra lya, i ng iltere ve Belçika'da kalaba l ı k Türk kadı n ı ça lış­ maktad ı r. Bu ü l kelerde .de kadı n işçiler emeğ inin karşı l ı ğ ı n ı alamamakta ­ d ı ri a r. Erkeklerle aynı işi ya ptı kları halde, erkeklerden az ücret ol makta ­ d ı rl a r. Bütün kapital ist ü l kelerde kadın h emen hemen aynı şekilde sömü­ rül mektedir. Orneğ i n : Kadınlar Federasyonu'nun Viya na'da ya pı/an kon­ g resinde ABD delegesi bayan Fransez Lom a n şunları söyledi : « Biz ABD kad ı nl a rı diğer ü l kelerin kadı n l a rı ndan fa rklı değiliz. Ka pita list ABD, sta nda rt olduğ u n u övü nmesine rağ men, bura kad ı n ı da kendi çocukla­ rı nın yaşamından ve geleceğinden kayg ı / ı d ı r. 7 mil yona yakın ev eskimiş olduğundan yaşanması tehlikelidir. Erkeklerle eşit olara k ça l ışa n kadı n­ l a ra maaşla rının ancak 0;'0 7 1 'i verilmekted ir. Bugün ücretli işçilerin % 35'i kad ı nd ı r. Zenci kad ı n ı n söm ü rüsü ise, çok daha ağ ı rd ı r. Anneye göz k u l a k olu nmaz. Kad ı n ı n gebel ik-doğ u m iznine çıkması patrona bağ­ l ı d ı r. Bu hür d ü nya d iye övü nülen ü l kelerde ana ve ba ba l a r yoks u l l u k­ tan çocu klarını satmakta serbestti rler. i ta lya'da da büyük zeng inliklerin yanında, daya n ı l maz sefalet vardı r. K i mya sanyiinde ayda 6-7 kad ı n işçi öıüyor. ingiltere'de ve Avustra lya'da işçilerin üçte birini kadınlar teşkil. etmektedir. Buralarda do kad ı n l a r erkeklerden az ücret a l ıyorl a r. Afrika ; kadı nları d ü ny a n ı n en çilekeş kadınlarıd ı r. Vatandaş ve pol itik hakları verilmez, bunun için ü l kesinin soru nları n ı çözü m lemeden yoksu ndur/ar. Sömürücüler kadınların ca hilliğinden yarar/anıyor/a r, onları haksızlı k ve esaret altında tutmak için dini ina nçları destekl iyor/or. Afrika'da çok evli282


lik hôlô yürürl ü kted ir. Fakat bütün b:�� ra rağmen Afrika kad ı n ı da uyan ıyor. Ulusal k u rtuluş savaşında kadınlar da erkeklerle beraber omuz o muza veri p ül keleri n i n bağ ı m sızlığ ı için savaşmaktadı rlar. Derilerin i n siya h l ı ğ ı , sarı l ı ğ ı , beyazlığı kadınların söm ü rül mesini değiş­ tirmez. Kapitalist ü l kelerdeki bütün kadınları n özg ü rlük ve eşitl ik müca­ delesi ayn ı d ı r. Sosya list ü l kelerde, komşumuz Sovyetler Birliğinde kad ı n lar bütıi n hak­ larını elde etmişlerdir. B u rada erkek ne ise, kadın da odur. Çünkü kadın söm ü rüden azattı r. Bura kad ı n l a rı pa ra karşı lığ ı satı lmazlar, zen g i nlere h izmetçilik yapmazlar. Çocukları çöplüklerin ne olduğ u n u bil mez. Kad ı n , ev işleri n i kolaylaştıran ya rd ı mcı teknik sayesinde ev kölel iğinden çıkmış­ tır. Kocası n ı n ya n ı nda bir dilim ekmeğ i n esiri değildir. « Sovyet egemen­ liği ve kad ı n ı n d u ru m u » baş l ı k l ı yazısında Leni n şöyle d iyor : «Avru pa ' n ı n en geri ü l keleri nden birinde Sovyet idaresi, kad ı n ı n k u rtu l uşu, erkekle eşitliği hakkı nda d ü nyada, tüm « ileri demokratik c u m h u riyeti n » 1 30 yılda yapa madığ ı n ı ya pmıştır.» Sovyet iktidarı yerleşir yerleşmez, devlet, sen­ dikalar, kadının siyasal yönde aydınlatılması, kültürünün a rttı rılması, top­ l u msa l ü retime kati l ması g i bi muazza m bir işe g i riştiler. Sovyet kadınları analığı ve çocukla rı koruya n geniş ölçüde devlet yard ı mla rı, çocuk bah­ çeleri ve okullar sayesinde kendilerine veri len haklardan ya ra rla n d i l a r. Kültürel geri l ikleri n i yok ederek, hızla gel işerek erkeklere yetiştiler. 1 91 7' ­ deki Şubat Devrim i'ne v e B ü y ü k Oktobr Sosya l i st Devrimi'ne katı l a n ka­ d ı n ların kahra m a n l ıklarına hayra n l ı k duymaktayız. Bu kad ı n l a r ı n her biri devrimcil ikte büyük bir tecrübe bırakmışlard ı r. Bugün Sovyet kad ı n ı n ı n mahrum o l d u ğ u hiç b i r sorunu kalmamıştır. Bu kadı nları n kurtu l uşa, b i l ­ giye v e k ü ltüre g iden yola varmaları toplumun yeni baştan kurulması, tüm emekçilerin ezg iden, sömürüden kurtu lması sosya lizmle gerçekleş­ miştir. Kad ı n l a r için, Leni n şunları ı sra rla bel irtiyor : « Ka d ı n l a r, politik ha­ yata celbed ilmed ikçe, kad ı nlar o körletici ev, mutfa k çilesi nden kurtari l ­ modı kça, gerçek özg ü rl ü k sağlanmaz, sosya lizm şöyle d u rsun, demokra s i b i l e kurulamaz.» Sovyet devleti emekçi kadı nların tüm emellerini gerçekleştirm iştir. Bu­ gün Sovyetler Birliğ inde B m ilyon yüksek ta hsil ve özel orta okul mezu n u kad ı n va rdı r. Her üç mü hend isten, üç hukukçudon biri, her dört ziraat mü hendisinden ve her dört doktordan üçü kad ı n d ı r. Yi ldızlara doğ ru ilk uçan kadın d a Sovyet kad ı n ı , Valentina Tereşkova olmuştur. Uzay reko­ ru n u n olduğu g i b.i. den izlere i n me rekoru da Sovyet kadı n ı na a ittir. Fizik matematik bilimleri doktoru Va leria Troystka Akdenizin dibi nde B saat süreyle bili msel gözlem ve a raştı rma l a r ya pmıştır. 20 bin kadar kad ı n g azeteci, yazar, ressam, m i m a r ve d iğ er sanat bil imleri üyesi vardır. Bi­ l i m , teknik, edebiyat, sanat ve m i ma rl ı k a l a n ı nda 500 kadar kad ı n devlet armağanı a l m ı ştır. Kad ı n ı n sosya list topl u m kuruculuğ u ndaki rol ü büyük283


tür. Ailede, kadın -erkek eşitsizl iği kaldırı l m ıştır. Sovyetler Birliğinde ana ve çocuk sağ l ığ ı na devlet büyü k önem vermektedir. Analara ve yeni doğ a n çocuklara .yard ı m ta mamen devlete a ittir. Bug ü n 8 m ilyon çocuk yuva larda, çocuk ba hçelerinded i r. Sovyetler Birliği, dü nya işçi sınıfının kurtu luşu savaşında, bütün kad ı n ların birleşmesine büyük önem veriyor. Sovyet Kad ı n lar Kom itesi ekonomik ve politik eşitl ik uğrunda savaşa n bütü n dü nya kad ı n la rı nı n çal ı şm a la rı n ı destekliyor. Kısacası, insanın in­ sanı sömürmesine son verilen sosya l ist sistemde kad ı nl a r erkeklerle bir­ likte toplu msal hayatın bütün a la nlarında erkeklerle eşit olara k ça iışmak­ tad ı rlar. Kapita l ist sistemde ise, kadın söm ürünün başlıca hedefi olmaya deva m etmektedir. Hertü rlü ezg iye ka rşı sürekli olara k savaşan komün ist­ ler, kadı nları n ezg iden, söm ü rüden kurtu l m a l a rı, eylemde eşit hakka sa h i p olmaları i ç i n de çetin bir savaş vermektedirier. Tü rkiye Komü nist Pa rti si. kad ı n la erkek a rası ndaki eşitsizl iklerin kaldırılmasını, kadın -erkek gözetil­ meden eşit işe, eşit ücret veril mesi i lkesini kurulduğu g ü nden beri savun­ makta d ı r. Kad ı n ı n ta m eşitl iğinin ta n ı n ması el bette çok karma ş ı k bir sorundur ve bunun çözü m ü bir y ı l ı n işi değ i l d i r. Kad ı n lar ezg i ve söm ü rüden kurtu l­ maları için bizzat kend ileri sa bır ve azimle savaşmalıdırl a r. Emekçi ka­ d ı nlarımızın örg ütlenmeleri, sendika lara daha .geniş ölçüde g i rmeleri, d a ha a ktif bir şeki lde eylem göstermeleri, tek bir çatı altında birleşme­ leri, haklarını elde etmelerine olanak sağl ıyacağı g i b i , g enel devri m h a ­ reketine, halkın kurtu luşu i ç i n veri len savaşa da ya rdı mcı olacaktır. TKP, ba rış, demokrasi, sosya l i lerleme uğrunda ve em perya lizme karşı mücadelede kadınları mızın daha örgütlü bir biçimde yer a l ma l a rı n ı sağ­ l a maya ça lışmaktad ı r.

284


«Yeni çağ" dan Okurlara Saytn okur/ar, Derg i m ize ka rşı istekler günden güne a rtıyor. Biz bu istekleri eli mizden geldiği kadar ka rş ı l a moya ço lı şıyoruz. Okurlarım ızdan, ad resleri açık ve doğ ru olarak yazma larını, özellikle şehi r ve ma­ halle n u m a ra larını titizlikle belirtmelerini rica ederiz. Ad reslerini değ iştiren ler, yeni a d resleri n i bize derhal bildirmelidirler. Dergiye a bone olmak ve d iğer yayı n la rı m ızı edin mek istiyen ler adresim ize bir mektupla bildirebil i rler. Sonra Avru padaki okurları­ mız aşağıdaki a d rese başvu ra bilirler : 1 Ber/in 1 0

Postfach 1 00 229 West Berlin Ademeler şu konto n u m a rasına ya pılır: Postscheckkonto 342 441 West Berlin 1.

L. i. Brejnev, " LENiN'iN 1 00. YILDONUMU, SBKP' N I N XXiV. KONGRESI, SSCB'N i N 50. YI LI »

2.

NAZ ı M H I K M ET, BUTUN ESERLERi (Şimdiye kadar 8 cilt çıkmıştır),

3.

BILI MSEL KOM U N IZM,

4.

LENIN (Biografisi),

5.

SOVYETLER BiRllGI KOM U N IST PARTISi N i N PROGRAMI

6.

BUYUK OKTOBR 50 YAŞ ı N DA,

7.

S. Ustü ngel, « G U N EŞLI DUNYA »

8.

A. Soydan, «ALMAN DEMOKRATiK C U M HURIYETI »

9.

A. Soydan, «YEDI SOSYALIST lJLKEDE DUN-BUGUN­ YARI N »

1 0.

A. Soydan, « SOVYETLER P.!RLlG I N D E 1 2 G U N »

Adresimiz : Yeni çağ - Stred isko pro rozsi rovani tisku, Prah a 6, Thakurova 3, Czechoslovakia


ttVeni çağ•• dan okurlara Ingiltere'deki oku rla rı m ı z " Yeni çağ » dergisini aşağ ıdaki kita p­ ç ı l a rdan satın a l a bi l i rler : Central Books ltd. G ray's i n n Rd. London W.c. i .

37

Col lefs London Bookshop 64-66,

Charing Cross Rd.

London W.c. 2 Key Books 25, Essex St. Birm i n g h a m B 5


ıÇi N D EKILER

Sayfa

Andrey Greçko

1 91

Büyük utku ve verdiği i bret dersleri A/varo Kunya/ 25 Nisan yolunda

207

Hanno VolI işçi sınıfı n ı n öncüsü ve topl umsal gelişme dinamiği .

215

xx :

sel iş

Sosyal çelişkilerin derinleşmesi ve sınıf mücadelesinde yük-

David Henin

226

234

Tehlikeli ve düşü ncesizce bir pol itika . Huan V. A/varado

242

Devrimci süreç, bağı msızl ı k ve u l uslara rası i l işkiler .

Yaser Aralat

Halkın çiğnenen haklarını yeniden kaza nma yolu

.

.

245

OZEL SAYFALAR x x : TKP MK Genel Sekreteri i. Bi/en yolda şın MSiP'nin X. Kong resinde ya ptığ ı konuşma .

254

x x : TKP M K Genel Sekreteri i. Bi/en yoldaşın MSiP org a n ı « Nepszabadsa g » gazetesine demeci

258

xx: ıtalyan Kom ü n ist Pa rtisinin 1 4. Kong resinde TKP temsi lcisi nin konuşması

260

Kapita l i st Olkeleri Komü n ist Pa rtileri nin Düsseldorf xx : Avrupa Toplantısına katı lan TKP delegasyon u n u n ra poru

262

A. Saydan

Ka rl M a rks' ı n ya pıtı « Gotha Prog ra m ı n ı n Eleştirisi » ni n yüzüncü yıldön ü m ü Ali Durmasın

Türkiyede faşizm tehlikesi N. Kaya Uluslararası kadı nlar y ı l ı

.

.

.

.

.

.

268

273

280


,

" arış

ve Sosya l 'ı ı m Problemleri o k un uyor.

ta rafında

Fiyot, 5 h eo

..

d erg ı. s .ı

27 d i l

",0000

h"


yc_75_03