Issuu on Google+


Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz! •

YENI

10{112) Ekim

v

ÇAG

1973

Komünist ve işçi partileri n i n teori ve enformasyon dergisi

Emperyalizme karşı ortak savaşta komünistlerin sorumluluğu Erih

Honeker

ASB P MK Birinci Sekreteri Sosya l izm ile em perya l iz m a ra s ı n d a , b a rı ş g üçleri ile harp k uvvetleri a rasında ça rpışmanın sürüp gitmekte o l d u ğ u d ünya m ı zd a çok ö n e m l i gel işmeler oldu. Sovyetler Birl i ğ i n i n ve o n u n etrafında yekpô re b i r b i rl i k m eyda na getiren sosya list ü l keleri n k u d ret ve etkisi n i n a rtması, h a l kların y a l n ı z u l usal ve sosya l ezgiden değil, a y n ı z a m a n d a h a rp tehlikesinden d e a za t olmaları n ı ça bukla ştı rıyor. E m perya lizm g e n e l b u na l ı m ı n ş i ddetlen ­ m es i ni, toplumsa l sistemi n i n iç ve d ı ş çel işkileri n i n kes k i n leşmes i n i d u r­ d u ra bi lmiş ve y u m uşato b i l m i ş d e ğ i l dir. O n u n s a l d ı rg a n l ı k politikası n ı n ey­ lem ola nı da'ha do d a ro ı m ı ş b u l u n uyor. Komünist ve işçi partileri a rası nda ve ayni zamanda a nti-emperyalist g ü ç ler a ra s ı n d a b i rliğ i n d u rmadan g üçlen mesi, u l uslara rası p roblemleri n b a rı ş ve sosya l i lerleme yararına yapıcı çözü mü yol u n a g i d i l mesi ni bir hayli kolaylaştırmıştır. Haya t, 1 969 y ı l ı n d a Moskova' d a y a p ı l a n K o m ü n ist ve i şç i Pa rti leri U l us­ l a ra rası Danışma Toplantısı'nın, olayları ve d u r u m u M a rksçı-leninci açı­ dan isabetle değerlen d i rd iğini ta mamiyle doğru l a m ıştır. Ta rihsel s ü reci n g e l işmesi boyunca d ü nya kom ü nist h a reketi yeni mevziler elde etmekte, z a m a n ı mızın en önemli ve en etkili politik h a reketi o l a ra k g i tg i de d a h a eyl emsel biçimde kend i ni göstermekted i r. Bütün ü l keleri n kom ü nistleri, M arksiz m -leni nizm ve proletarya enternasyonalizmi prens i p leri temeli üze­ rinde g ünden g ü ne d a h a s ı k ı bir birl i k meyd a na getirmektedirler. K o m ü ­ n istler, b u sayede, devri mci v e g e n e l demokra tik h a reketin k a rşı k a rşıya b u l u n d u ğ u önem l i ve er�el'e n m ez pratik soru n l a rı çözebi lmektedirler. On­ lara, g elecekte de, u l uslara rası gergin l ikte b u g ü n sağ l a n m ı ş olo n hafifle­ m eyi korum a ve sürd ü rm e ba kımı n d a n, b a rış ve sosyalizm i d ea l l erini z a 771


feriere ulaştırma ba kımından büyük bir rol düşmekted ir. Komünistlerin orta k mücadelede g id erek a rta n soru m l u luğu ta rihsel gelişmenin yasa i lığ ı d ı r. B u g ün d ünya m ızdaki hangi olumlu d eğ işmeyi ele a l ı rsak a la lım, hep­ sinde sosyalizmin rol ü açı kça görüıüy,or. D ü nya çapındaki hareketimizin en tecrübeli ve g üve n i l i r müfrezesi olan Sovyetler Birliğ i Komün ist Partisi, XXiV. Kong resinin o çoşkunluk verici prog ra m ı n ı gerçekleştirerek, insa n lığa geleceğ in yol u n u gösteriyar. Alman Sosy a l ist Birlik Partisi, Viii. Kong resi­ n i n kara rla rı gereğ ince, sosya list topl u l u ğ umuzu oluştura n diğer ü l keler kardeş partileri de belirlemiş o l d u kl a rı prensipleri k ı lavuz e d i nerek, plôna daya na n ça lışmalarla gelişmiş sosya l ist top l u m u kuruyorla r. Sosya lizmin tüken mez g üç kaynaklarından g itg ide daha büyük ölçüde yararl a n ı l ıyor, yeni d üzen i n üstü n l ü kleri g ünden g ü ne daha a ç ı k ve daha i n a nd ı rıcı bi­ çimde kendini gösteriyor. Alma n Demokratik Cumhu riyeti'nde ASBP Viii. Kong resince belirlenen ekonomi politikası, iktisad i hay'atta gözle görü l ü r ve e l le tutu l u r bir sağ ­ lamlaşmaya, b i r yeni y ü ksel işe yol a çtı. 1 972 y ı l ı plôn ödevleri fazlasiyle yerine g etiri l d i ; 1973 y ı l ı n ı n ilk ya rısı da yine böyle iyi sonuçlar verd i . Beşyı l l ı k plônın ikinci yarısına geçiş kertesinde, cumhuriyetimizin, toplum­ sal hayatı n bütün a l a n l a rında sevinç verici başarı lara ulaşa bildi. Oretim a l a nındaki bu başa rıların hepsi, ASB P Viii. Kongresi n i n ortaya koyd u ğ u temel ödev gereğ ince, halkın m a d d i v e kü ltürel yaşayış d üzeyi nin d a h a da yü kselti l mesine hasred iidi. Bu d a , emekçileri n konut koşu l l a rı n ı n iyileş­ tiril m esi, kiraların aza ltı lması, asga ri aylıkların yü kselti l mesi, yeni evl i lere ve çok çocu klu a i lelere yard ı m sağlanması, emekli aylı kları n ı n h issed i l i r derecede a rtı rı l ması g i bi önem li sorunların çözümü nde i leri a d ı m l a r a t m a ­ m ıza o l a n a k verd i. Ekonomik Yard ı m laşma Konseyi (EYK) üyesi ü l kelerin sosya list ekono­ mik bütünleşmesi, madd i ü reti m i n toplumsal hayatta çöz ü m l eyici a l a n ı teşkil etmesi, dolayısiyle bütün sosya l ist kuruculuk alanları üzeri nde etki yapa n ve büyük bir atı l ı m g ücüyle geleceğe yönelen bir s ü recin başlangıcı oldu. Halk ekonomilerinin plônlı olara k birbirine örülmesi, kardeş ü l kele­ rin ekonomik potansiyelinin h ızla g elişmesi için, bili msel -teknik devri m i n soru nları nın 'sosyalizm yara rına, dolayı siyle h a l k ı n yara rına çözü lmesi için nitel ba kımından yeni koş u l l a r ya ratıyor. Sosya list devletlerin sanayi ü re­ ti m i n i n a rtışı, b u devletler topl uluğunun ekonomik d i na miğini n yükselişine ta n ı k l ı k ediyor. Netekim, sosya l ist devletlerde sa nayi üreti mi 1 950 y ı l ı na kıyasla % 680 ora nında bir yükseliş göstermiştir. Buna karş ı l ı k, aynı b u 2 0 y ı l içinde g e l i ş m i ş ka pital ist memleketlerde bu yükseliş anca k % 280 ora n ı n d a d ı r. Yeryüzü n ü n 0./0. 1 8'i kadarı n ı kapl ıyan sosya list topl u l uk, a rtık d ü nya sanayi ü reti m i n i n üçte birinden fazlasını vermektedir. Bütün kardeş ül kelerin, kendi Ma rksist- Leninist pa rtileri n i n yöneti m i a ltında, sosya list ekonomik bütün leşmeyi hızla ndırm a k v e derinleştirmek . 772


için enerj i k biçimde ça lışma kta olduklarını güvenle söyliyebili riz. Bu çaba, EVK XXVii. dönem topla ntısının k a ra rlarında ve daha sonra bu ortak ka­ rarla rı pratik ekonomik sonuçl a ra çevirmek üzere a lınan tedbirlerde ve büyük g i rişimlerde ifa desi n i bulmaktad ı r. Dl kelerim iz, o rta k a maca ulaşa­ bilmek üzere, m uazzam coğ rafi kesi mler üzerinde, ola nca g üçlerini veri mli bir işbirliğinde toplamakta d ı rlar. Sosya lizmin başariyle kurulması ve ka rdeş ü l kelerin ekonomik bütün­ leşme temeli üzerinde g itg ide daha sıkı birleşmeleri sayesinde, sosya list devletler topl u l u ğ u g ü nden g üne daha açık biçimde b i r hür halklar itti­ fa kı haline geliyor. Sosya l izrr. pratikte yeni niteliklere sa h i p bir hayat ya­ ratıyor. insa n ı n mutl u l u ğ u bu hayatın merkezini teşkil ediyor. i nsan, bu­ ra da, ta ri hte i l k defa olara k, kapita l ist ezg ici ve sömürücüler için değ iL. kendisi için ça lışıyor. B u rada, insa n ı n bütün ya ratıcı kabil iyetleri, toplu­ m u n ya ra rına ve kendi selômeti için serbestçe ve ta ma m iyle bel i rebil iyor. Söm ürü ve ezgi yükünün emekçi insa n için giderek dayanılmaz bir h a l a ld ı ğ ı em perya l izmde durum başka d ı r. B u rada, bilimsel-teknik ilerleme, emekçilerin sırtın d a n tekellerin d a h a y üksek kazançlar elde etmeleri için k u l la nılıyor. Gitgide b i r avuç finans oliga rşisi temsi lcisi ile ha lkın çoğ u n ­ luğ u a rasında çel işkiye dönüşen emek ile sermaye a rasındaki temel çeliş­ ki a la bildiğine keskinleşiyor. Emperya list devletler ile bağımlı kıld ıkları ü l keler ve sosya l-ekonom i k gel işmeleri yeni-sö m ü rgecil i k tarafı ndan kös­ teklenen, felce u ğ ratı l a n ü l keler arasındaki uzlaşmaz zıtl ı k şiddetleniyor. Em peryal izmde h ük ü m s ü ren d üzensiz gelişme kanunu, bugün tekelci ser­ mayen in başlıca g üçleri a ra s ı ndaki uzlaşmaz zıtl ı kların gözle görü l ü rce­ sine şiddetlenmesi sonucunu doğ u ruyor. Burj uva ideolog ve politikacıla­ r ı n ı n a rtık emperyalizmde « hasta top l u m »dan yak ı n ma l a rı sayı l a m ıyacak kadar çoğ a lıyor. Geçenlerde bir Amerikan politikacısı, bu topl umun «yok­ sulların maddi i htiyacını, zeng in lerin de mô nevi yoksu l l u ğ u n u giderme»de aciz gösterd iğ i ta kdirde, a rtık « yaşama g ücünü yitirmiş ve dolayısiyle k u r­ ta rı l maya d eğ m ez olacağ ı »n ı yazm ı ş b u l unuyor. Böylesi bir top l u m ger­ çekten de kurta rılmaya değ mez ve batması da kaç ı n ı l mazd ı r. Geçtiğimiz y ı l l a r içinde u l uslara rası a la n da g üçler dengesindeki değ i­ şi mierin, pol itik ma nza radaki değişimlerin sonucu olarak, ba rış m ücade­ lesi için d a h a elverişli koşullar yaratı l d ı . Sosyal düzenleri ayrı devletlerin barış içinde yanya na yaşa m a l a rının, topyekun yeni yıkım ha rpleri n i n biri­ cik a l ternatifi olduğu bilinci a rtı k her yerde üstün gel meye başladı. B u a landa her şeyden önce Sovyetler Bi rliğ inin g i rişken v e a rdıcıl d ı ş pol i ­ tikası sayesinde, sosya list top l u l u ğ u n SB K P XXIV. Kong resi tarafından önerilen Barış Prog ramı temeli üzerindeki uyu m l u ortak eylemleri saye­ sinde başa rıya ulaşıla biidi. Buna, u lusla ra rası işçi sınıfı n ı n y ü rü ttüğ ü a nti­ e m perya l ist savaşın, h a l k l a rı n u l usal kurtuluş ha reketi nin, özellikle de harp a leyhtarı cephenin güçlenmesi çok yard ı m etti. Emperyalizmin, sosyalizmi 773


« - g eri leri suya d üşürüldü. Emperya l izm ta rafından ısrarla uygulanan bu serü­ venci g lo ba l strateji n i n yen ilg iye uğratı lması, bizim d ü nya çap ı ndaki ha re­ keti mizin bir başa rısı, 1 969 y ı l ı Kom ü n ist ve işçi Pa rtileri U lusla ra rası Da­ nışma Toplantısı' nca işlenip kabul ed i len genel politik hattın zaferi oldu. Böylece, kapita l ist memleketlerde burjuvazinin gerçekçi d üşünebi len çev­ relerinin, a rtık gerg inliği amltma, barış ve g üven l i k yoluna koyuldukları bir süreç ba şladı. ABD, FAC h ü k ü metleri ve d iğer batı ya rımküresi devletleri, bir dizi önemli a n laşmalar imzaiıyarak, barış içinde yanya na yaşama prensip­ lerini, sosya l ist ü l kel�rle i l i şk ilerini biçimlendirmede temel olarok kabul etmiş oldular. Her şeyden evvel SSCB ile FAC a ra s ı ndaki a ntlaşmayı ve ayrıca ADe ve FAC a ra s ı n da ki i l işkilerin temelleri antlaşmasını da içeren bütün Avrupa a ntlaşmaları sistemi hep buna daya n ı la ra k gerçekleştiri ldi. Bu belgelerde, sosya l ist Alman Demokratik Cumhuriyeti'mizin bütü nlüğü, egemen liği ve ulus l a ra rası rol ü bir kere daha bel i rtil iyor ve kabul ed i l i ­ yor. Bug ü n 90'dan fazla devlet A D C ile d i plomati k i l işkiler kurmuş bulunu­ yor. Artık ikinci Dünya Ha rbi ve ha rp son rası gelişme sonuçları n ı n değiş­ tirilem iyeceği g e rçeğ i n i n FAC h ü k ü met çevrelerinde de a nlaşıl makta ol­ duğu görül üyor. SBKP MK Genel Sek reteri L. i. Brejnev yoldaşın Bi rleşik Amerikayı ziya­ relinin ve özellikle bu ziya ret s ı ra s ı nda imza lanan nükleer h a rbi bertaraf etme a n laşma s ı n ı n çok büyük bir önemi va rd ı r. Bu, atom çağ ı nda imza­ lanan bu tür a nlaşma l a rı n birincisidir ve sonuç beli rleyici bir karakter taşıma kta d ı r. Bu suretle, SSCB, 1 969 y ı l ı Kom ü n ist ve işçi Partileri Ulus­ lara rası Da nışma Topla ntıs ı ' n ı n birincil olara k bel i rlediği ödevin, ya n i «evve/ce olduğu gibi, bugün de, harp tehlikesine karşı, halkla" yığmsal yokolma ile tehdit etmiye devam eden bir dünya nükleer harbi tehlike­ sine karşı mücadele, bütün dünyada barış için mücadele, anti-emper­ yalist güçlerin birleşik eylemlerinin ana halkası olarak kalmaktadır:,

(I)

cümlesiyle ifade edilen ödevin yerine geti ril mesine çok önemli bir kat­ kıda bulun muş olmakta d ı r. 30-31 Temmuz 1973 g ü n lerinde Kı rı m'daki dostluk buluşması s ı rasında, sosya l ist ü l keler kom ünist ve işçi pa rtileri yöneticileri, elbirliğ iyle yü rüt­ tükleri barış taarruzunda elde edilen önemli başarı la rı bel irlediler. Viyet­ namda harbe son veri l mesi, ADC'nin uluslara rası hukuk kura l ları gere­ ğ i nce ta ma m iyle ta n ı nması, ÇSSC ile FAC a rasındaki i l işkilerin d üzeltil­ mesi, Küba'nın ulus l a rarası durumunun sağ lamlaşması ve nihayet Avrupa G üven l i k ve işbi rliğ i Konfera nsına doğru i l k s'o mut a d ı m ı n atı l ma s ı hep barış taa rruzu ba şa rı l a r ı n ı n ka n ı tla rıdır. Bilindiği g ibi, sosyalist devletler,

(1) « Komünist ve işçi pa rtileri ulusla ra ras ı d a n ışma topla ntısı 1 969, s. 33.

774

».

Moskova,


Avrupa g üvenl i ğ i n i sağ l a maya i lişkin temel sorun l a rı n ele a l ındığı hazı rlıK ça lışmaları n a a ktif olara k katı l m a kta, gerg i n l iğ i aza ltma sürecinin geliş­ tirilip derinleştirilmesine, g üven l ik ve işbirliğinin sağ la m temeli olacak sonuçlara varı l masına ortak çabala riyle yard ı m etmekted i rler. B u d a bü­ tün ha lkların yara rına olaca k, onları n menfaatlerine, barışa ve sosyalist ü l keler i le ka pita l ist memleketler a rasında karşı l ı k l ı faydaya daya nan ekonomi k i l işkileri n genişlemesine hizmet edecektir. Kırım'da k i dostl u k bul uşmasına katı l a n l a r, u l uslara rası a landa gerçek­ leştirilen o l u m l u değişimleri b ütün i l g i li devletlerin qrtak çabalariyle pe­ kiştirmenin, i mza lanmış olan a nlaşma ve a ntlaşma ları pratikte a rdıcıl olara k uyg u l a m a nın, a n a hedefe, ya n i d ü nya barış ı n ı n sağ lanması hede­ fine doğru sapma ksızın i lerlemeni n önemi n i bel i rttiler. Bu ortak çabal a r içi nde, sosya l ist ü l keler, politik gerg i n l iğ i hafifletmenin a skeri gerg in l iğ i n azaltıl masiyle ta m a m la n m ası i ç i n , b u n u n da s i ı a hsızlanma yol u n d a somut a d ı m la r atı lmasına yol açması için ça lışmaktad ı rl a r. Barı şın « otomati k » biçimde sağlanması o l u r i ş değ il d i r. Bugün kapita l ist memleketler hükü­ metleri barış içinde yanyana yaşamayı kaç ı n ı lmaz olarak k a b u l etseler bile, gerg i nliğin azalmasını yarın kapita lizm i n ya ra rına ve sosya lizmin za ra rına kulla nmaya kal kışmıyacakları söylenem�. U laşılan başarıların a rdıcıl çab a l a rı,a pekiştirHip genişletil m esi ve b u n l a rı n a rtık dön üşsüz kılı nması için m ücadele edil mesi gereklidir. B u g ü n haıa « soğ u k harp » ru hunda hareket ederek u l us l a rarası gerg i nliğin azaltılmasına karşı koy­ maya çalışan, yeni a n laşmalard a n yararlanarak eski politi kayı sürdürmek isteyen, harp hazırlıkları n ı n h ızla n d ı rı l ması nda ve a skeri bütçelerin a rtırı l ­ masında ısrar eden kuvvetlere karşı uyanık olmalıyız. Partimizin VJJJ. Kongresinde beli rtil d i ğ i üzere, b a rışı g üçlendirme politik hattı n ı n daima bütün ü l keler ve kıta ların özgürlük ve bağımsızlık savaş­ ç ı larına daya n ışma gösteri l mesiyle bağ lanması gereği sosya l ist d ış politi­ kanın özlüğünden i leri g e l m ektedir. Biz, Pa ris Anlaşması ' n ı n bütün i lg i l i ta raflarca titizlikle uyg ulanması n da ısrar eden Viyetn a m Demokratik Cum­ h u riyetini ve Güney Viyetna m Geçici Devrimci H ükümetini destekliyor, kardeş Viyetna m halkına sosya l izm k u ruc u l u ğ u na devam edebilmesi için gerekli yard ı m la rda b u l u nuyoruz. Ote yandan, biz, genel ba rış için bir tehl i ke g izlemeye devam eden Yakın-Doğ uda d urum u n iyileştirilmesini de istiyoruz. Yakın - Doğuda d urum, a n ca k isra i l siıahlı kuvvetlerinin işgal ettikleri bütün Arap topraklarından tam amen çeki lmeleri, b u bölge dev­ letleri n i n ve h a l k l a rının, aynı za m anda Fil istin Arap h a l k ı n ı n bağ ı msız­ l ı klarına ve yasal haklarına saygı gösteri l mesi temeli üzerinde çözülebi l i r. Barış içinde yanya na yaşama politikası, harb i ve devletlerarası i lişki­ lerde 'kuvvete başvurulmasını önlemek, hiç d e insanlık düşmanı empe r­ yalist d üzenle her han g i bir uyuşma a n la m ı n a gelmez. Sınıfla r arasın d a, sosyalizm ve kapitalizm sistemleri a rasında m ücadele d iğer bütün a la n 775


l a rda g ünden g ü ne d a h a da şiddetlen ip yayg ı n laşmakta d ı r. Ne va r ki, sosya l ist ü l keler, kend i d ü zenleri n i n ta rihsel bakımda n üstü n l ü k leri n i ba rış koşul l a rı içinde daha i n a n d ı rıcı biçimde gösterebi leceklerdir. Sosya lizmin politik, ekonomik ve moral önemi a rtacak, uluslararası olaylar üzerindeki etkisi güçlenecektir. Komün istler ve bütün devri mciler, em perya lizmin sa l d ı rgan g üçleri ka rşısında d i ren mek, kapita list memleketler hükü met­ lerini harp teh l ikesini azaltıcı yeni ad ı m l a r.atmaya zorla m a k üzere daha çok imkônlar elde edeceklerdir, Em perya l izm, ta rihi boyu nca, kend i iç çelişkilerinden sıyrılabilmek için, çoğ u defa u l uslara rası a la n ı kul lanm ışt ı r. Emperya l izm tarafı ndan açılan ve h a l klara yı kım getiren iki d ü nya harbi bu nun kanıtı d ı r. Bug ü n sosya­ lizmin kudreti ve i mzalanan a ntlaşmaların hukuki gücü em perya l izme artık bu yolu kapadığ ı ndan, bu d u rum un, halkların kapita l izme karşı, sos­ yal i lerleme, demokrasi ve sosya l izm için yürüttü kleri m ücadele üzerinde olumlu etkiler yapması doğa l d ı r. Bu m ücadele, bütün burjuva teorilerine rağ men deva m etmektedir. Bu gerçek tartışma götürmez. Ancak sosya l ist devrim s ü reci boyunca sömürü sistem inin yoked i l mesi sonucunda, a ncak kom ü nizmin bütün d ü nyada üstü n gel mesi sonucunda, ancak yeni topl u m d üzen inde insa n l ı k ta rihi bir s ı n ıf mücadelesi ta rihi olmaktan çı kacaktı r. B i l indiği g ibi, sosya l ist ü l keler, kend i toplumsa l sistem lerini d iğer dev­ letlere herhangi bir biçimde dayatma n iyetinden uzaktı rla r. SBKP MK Genel Sekreteri L. i. B rejnev yoldaş, 10 Temmuz 1 973 g ü n ü Moskova 'da Viyetnam Demokratik Cumhuriyeti pa rti ve h ü k ü met heyetin i n kabul res­ mi nde g ayet haklı olarak �öyle dem işti r : "Kendi topl umsa l d üzen i n i seç­ mek, kaderini belirlemek her halkın dokunulmaz hakkı olma l ı d ı r.» (2) Sü­ rekli ve sağ la m barış da, bu kend i kaderin i bel irleme ha kkını gerçekleş­ tirmenin önem l i şartı d ı r. Sosya list devrim her memlekette somut objektif ve sübjektif koşullar ister. Devrim ih raç ed i lemez. Bununla beraber, sosya l ist devletler karşı­ devri m i h racına da göz yuma mazlar. Kom ü n istler, halkların iç işlerine her türlü emperyalist ka rışmanın kesi nlikle aleyhindedirler. U l uslararası gerg i n liğin a za ltı lması emperya l izmin iç çelişkilerini elbette gidermez. Bunun g ibi, silôhla n m a n ı n sınırlanmasl.da emperya listlerin ka­ zanç h ı rslarını yatıştı rmaz. Bir başka deyişle, kapital ist toplum sisteminin buna l ı m ı deva m edecek ve ka çını lmaz olara k şiddetlenecektir. B u her şeyden önce emek i l e sermaye a rasındaki a na çelişkiyi kapsa r. Bunda n ötürü, işçi sınıfının ka pita l izme karşı m ücadelesi daha elverişli koşullar içinde gelişecek ve sosya l -ekonomik sistemin değ i ştiril mesi n de menfaati olan daha geniş çevreler de bu mücadeleye çekilebilecektir. Bu yarg ıyı, Fransız Kom ü n ist Partisi M K Plenumunda okunan d ı ş pal itika ra poru da

(2) "Pravd a », 1. Vii. 1 973.


desteklemekted i r. Raporda şöyle deniliyor : « B iz, sosyalizm uğrun daki m ü ­ cadelemizi g üçlend i rmek i ç i n , b u m ücadelenin ü s t ü n gelme saatini yak­ laştırmak için bu koşullarda n mutlaka yararlanma l ıyız. Biz ba rış ve sos­ yalizm, memleketi m izde de sosyal izm istiyoruz. Bu bizim Fra n sız işçi sı nıfı ve Fra nsa halkı ba k ı m ı n d a n ödevimizd i r, bu, aynı zo manda da enter­ nasyonal ödevi m izd i r. » e) Bu koşul lar, ayrıca, a nti-emperya list savaşın geniş bir temel uzeri nde yükselmesine de yard ı m ediyor. Ba rış!n sağ lanmasını ve yeni bir d ü nya harbinin önlenmesini istiyen ler, sosya l d üzen leri ayrı devletlerin barış içinde beraberlik koşul larında işbirl iğ i yapmalarından yana olanlar g ü n ­ d e n g ü n e çoğ a l ıyorla r. Anti -em perya list v e barışsever g üçlerin birlikte h a reketi yeni n itel i k çizgi leri kazan ıyor. Bazı ül kelerde komünistler, sos­ yal istler veya sosya l -demokratlar, a rtık ulusla ra ra s ı sorunlarda işbirl iğine doğ ru yÖnel iyorlar. ADC başkenti Berl i n'de ya p ı l a n X . Dü nya Gençlik ve Oğrenci Festiva l i son ucunda, aynı za m a nda Moskova'da ya p ı lacak olon Dünya Banşsever Güçler Kongresi'ne hazı rlık s ı rasında, barış, halklar a ra ­ sında dostluk v e a nti-em peryalist dayanışma için m ücadele eden toplum­ sal güçle rin ve örgütlerin hareketi yeni mesafel·er a l mış bulunuyor. Çeşitli mem le'ketlerde anti-monopol ist, a nti-emperya list koa l isyonlar ve tekcephe­ ler meydana geti riliyor. Kamünistlerin taşı dığı sorumluluğun gitgide a rttığ ı n ı kavrıya n ASBP, Kongresinin kara rl a rı gereğince, mem leketi mizde gelişmiş sosya list toplumu kurma ödevlerinin çözü m ü n ü, tüm sosya list topluluğun daha i leri doğru gelişip g üçlenmesi dôvasiyle sımsıkı bağdaştırmayı en önem l i ödevi saymaktad ı r. Biz, SSCB ile kard eşçe birlik ve ittifakı, sosya lizmin, ülkem iz­ deki sosya l izm kuruculuğunun çözü mleyici temeli, bug ün ve yarı n ı n ı n g a ­ ra ntisi sayıyoruz. B u k a n ı , mem leketi miz emekçilerini h e r g ü n kü ça l ı ş ­ malarında ka natla ndı rıyor. Pa rtimizin, yurttaşlarımızı sosyalist yurtseverlik ve proleta rya enternasyona l izm i ruhunda eğiterek yöneldiği başlıca hedef, bu kan ıyı durmad a n kökleşti rmek, sosya l ist topluluk ü l keleri h a l k l a riyle dostluğu yorulm a k bilme·z çabalarla g üçlendirmek, ulusla ra rası işçi sınıfı ve ulusa l-kurtuluş hareketiyle daya nışma göstermektir. Viii.

Sosya list ü l keler komünist ve işçi partileri, h a l kların menfaatleri ne uygun bir ortak dış politika bel i rl iyor ve uyguluyorl a r, Ozde i l kese l l iği ve esnek­ liği bağdaştı ra n bu politika, ültra-devri mci palavra la rı n .yaba ncısı olduğu g ibi, her türlü hayalcilikten de uza ktı r; ve emperyal istlerin şa ntaja baş­ vurmaları halinde ';' evzilerini terketme taba nsızlıği da bu pol'itikaya s ı ğ ­ m a z . Sosya l ist topluluk devletleri n i n izled i kleri arto k dış politi ka n ı n gÖf· düğü itibar, bug ün d ünyada barışı, g üven liği ve h a l kların menfaatlerini kim lerin savunduğunun ve bunlara kimlerin engel olduğunun açı k b i r göstergesid i r. e) L'Humanite,

29. V. 1973.

777


Partimiz, Çin'in bugünkü yöneticilerin i n politikasını, yani sosya lizmin, bütün d ünya komünist ha reketinin, halkların u l usal kurtuluş ha reketin i n menfa atlerine aykı rı o l o n pol itikayı k esin likle suçla m a ktad ı r. Bu suçlama g e reğ i, o n l a rı n teori ve prati ğ i n i n ta h l i l i nden doğ maktad ı r. B u politika­ nın özl üğünün olduğu g ibi gösterilmesi ve bütün içyüzünün en etraflı bi­ çimde açığa vurulması gereklidir. M a rksizm-leni nizmle tam amen i lişiğ i n i kesen bu pol itika, a rtık i nsanlığın ileri l i k yol unda engelden başka bir şey d eğ i l d i r. U l uslara rası hava n ı n yumuşatı l masına düşman olanlar, bugünkü Çin yöneticileri n i n kişiliği nde ôdeta prati k o m uzdaşler bul makta d ı riar. Bü­ t ü n bunlar, halkları n ba rış, demokrasi, u l usal kurtuluş ve sosya lizm uğrun ­ d a ki savaşına büyü1k zararlar vermektedi r. ASB P Merkez Komitesi n e göre, Çin yönetici leri n i n böl ücü l ü k pol itikasını her ba kımdan açığa vurmak ve buna karşı ca n l a başla savaşmak, d ü n olduğu g ibi, bugünkü d u rumda d a M a rksist-leni nist partileri n i lkesel ödevidir. Baza n , Maoizme karşı savaşın uluslara rası i şç i ha reketinde öyle temel l i açı k l a m a l a ra k o n u olabilecek k a d a r a ktüel ö n e m i bulunmadığı g ibi gö­ rüşler i leri sürenlere rastlan ıyor. B u hiç de böyle d eğ i l d i r. Bütün kanıtla rı ta rtarsa k görürüz ki, Çin yöneticileri, Sovyetler Birliği etrafında k ümelen­ miş olan kardeş sosya l ist ü l kelerin uyum l u dış politikasına k a rşı ne kadar ateş püs' k ü emperya l i st devletlere yönel i k biçimde ayarla m a ktadırlar. Çin yöneticile­ rin i n, ona hedefleri ne ulaşmak, ya n i Sovyetler B i rliğ i ne, sosya l ist devletler topluluğ u na ve d ünya komünist hareketine za ra r vermek üzere, önlerine gelen herkesle prensipsiz bi r ittifaka g i rd i kleri n i gösteren yeni yeni kan ıt­ l a r üstüste yığı l m a ktad ı r. Çin yönetic i leri, baştanbaşa ya n l ı ş olan « i k i dev g ü ç » tezine dört elle s a rılarak, kendi gerçek n i yetlerin i g izlemeye çalışıyorlar. E mperyalist gaze­ tec i l i k konsernleri basını bu eğ i l i m leri memnun iyetle kayded iyor. orneğ i n , B a t ı Alman « Neue Rhei n-Zeitung .. gazetesi n i n geçenlerde yayı mladığı bir yazıda şunları o kuyoruz : «Çin dış pol itikasının felsefesi kaba d iyebileceğ i­ miz kadar basibotir, çünkü d ü sturu şud u r : « Ruslar için ya ra rlı olan şey kötü ; Ruslara zara rl ı olan şey de iyidi r. .. Demek ki, Batı Alman g azetesi­ ni � böylece bel i rl i bir sinizmle bel i rttiğ i üzere, N ATO iyi, «Avrupa B i rl i ğ i » ise çok d a h a iyid i r. (4) Bu ve benzeri ka n ıtlar, bize, d ü nya gerg i n l i ğ i n i n a za l tı l masına v e sosyal d üzenleri ayrı devletler a rasında ba rış içi nde be­ raberli k temel i üzerinde karşı lıklı yorara daya n a n normal i l işkiler kurma ve geliştirme sürecine Çin yöneticileri n i n engel olma denemelerine göz yum u l a m ıyacağını göstermektedi r. Barış içinde ya nyan a yaşa m a koşulla rında i deoloji a la n ı n ı n önemi d u r­ m a ksızın a rtıyor. Kom ü n i stlerce uygulanan ve halkların objektif menfaat-

('o) Neue Rhein-Zeitung, 22. 3. 1973. 778


leri ne uygun olan politika, bug ü n hôlô sermayenin hü' k üm sürdüğü mem­ leketlerde halkın gitgide yeni yeni çevreleri n i n ve yeni yeni eylemcileri n in ba rış uğrunda a ktif m ücadeleye seferber edilmelerine olaır Jk veriyor. Bü­ tün kıtalarda g itg ide d a h a çok i nsan, sosya l ist toplum d üzen i n i n insa ncıl kara kterini kavrıyor, bu d üzen i n başa rıları ve perspektifleri hakkında bilgi edi niyor, ta rihsel bir çarpışmaya sahne o l a n g ü n ü m üzde Marksizm-Leni­ n izm yaşamsa l gücünü tekrar tekrar ortaya koyuyor. Biz, ideolojik taa rruzumuzu d a i ma sosya l ist ü l kelerin ortak barışçıl pol i­ tik taa rruzu ile uygun adım yürütmeye büyük bir önem veriyoruz. Bilin­ d i ğ i üzere, tekelci sermayenin temsilcileri, uluslara rası gerg inliğin azaltı l ­ ması havasını kötüye kull a n a ra k, i nsa nların bilinçleri n i « kurnaz» a nti­ komü n izm le zehirlemek istiyorlar. Tekelci sermaye temsilcileri sağ ve « sol » oportü nizme ve en çeşitli biçim leriyle m i l liyetçiliğe pek çok bel bağ l ıyor­ lar. Pa rti m iz, burjuva ideolojisinin bütün türlerine karş ı kesi n l ikle m üca­ deleyi, emekçilerin sosyalist bilincini Ma rksist-Lenin ist d ünya g ö rüşü ru­ hunda durmad a n gel iştirme yönündeki çaba la rı n ı n ayrı l maz, org a n i k b i r pa rçaşı sayıyor. Komünistler, politik savaşta eylemseiıiğin, ç o k defa tec­ rübeyle de sabit o lduğu üzere, a ncak idelojik o!gunlukla yükseltileceğ i n i biliyorlar. Aynı za manda komünistlerin fikirsel birliği de, ulusla ra rası v e ulusa l sınıf m ücadelesi problemlerini elbirliğ iyle çözme s ü reci içinde sağ­ '�mlaşıyor. ASBP, dünya kom ü nist h a reketi n i n bir m üfrezesi o l a ra k, sosya l ist toplu­ luk devletleri n i n bu toplulukta a n a g ücü teşk i l eden Sovyetler Birl iğ iyle ittifa k ı n ı daha fazla g üçlendirmek için, komü nist ve işçi p a rtilerin i n bir­ l i ğ i n i sağ lamlaştı rma 1 k , za manımızın bütün devri mci ve demokratik g üçleri n i n tekvücut h a l i ne gel­ meleri için elinden gele n i yapmayı birincil enternasyon a l ödevi saym a k­ tad ı r.

779


Teori

Asya ve Afrika memleketlerinde devlet sektörünün sosyal yapısı Aleksey Levkovski Ekonomi bilimleri doktoru (SSCB) Hamid Safari Ekonomi bilimleri doktoru (iran) Asya ve Afrika memleketleri komünistleri, ekonomik bakımdan geri hal­ mışfiğı gidermek, bağımsız bir ulusal ekonomi yaratabilmek için ozimli bir mücadele

yürütüyorlar.

Bu

memleket/erde

ekonomik

kalkınmanın

en

önemli aracı devlet sektörüdür. Bu yazıda devlet sektörünün sosyal yapısı ve evrimsel eğilimlerinin neler olduğu gözden geçirilmektedir.

Geri kalmışfiğı giderme aracı

Gelişme halindeki devletlerde ü retim g üçleri, ekonom i k ba kımdan ileri g itmiş ü l kelerdekine kıyasla, birçok göstergede h issed i l i r derecede geri d urumdadır. Yeryüzü nüfusunun ü çte ikisini kapsaya n devletler, 1970 y ı l ­ l a rı başları nda, d ünya g e n e l u l usal geliri n i n anca k beşte b i r i n i üretmiş­ lerdir. Ekonominin m a razlı, eski miş yapısı ve düşük emek v'erimliliği so­ nucu olarak, gelişme hali ndeki memleketlerde insan ba şın a orta l a m a ge­ l i r (yılda 180 dolar) ile gelişmiş kapita l ist memleketlerdeki insan başına ortala ma geli r ( 2.400 dola r) (') a ra s ı nda aşırı bir tuta rsızl ı k ( 13 kat fark) va rd ı r. üstelik, Asya, Afri,ka ve Lôtin Amerika halklarının üçte ikisi, orta­ lama gelirin yılda lSD doları n da altına d üştüğ ü (2) bölgelerde hayat­ larını kaza nmaya ça l ı ş ma kta d ı rl a r ki, bu a rtı k yoksu l l u ğ u n yoksul lu ğ u d u r. Son derece düşük istihda m koş u l l a rı da emekçilerin yoksu l l u ğ u n u bir kat daha a rtırmakta d ı r; öyle ki, Asya n ı n birçok şehirlerinde kısmi süregen iş­ sizlik yüzünden, çal ı şabilecek d u rumda olanların 0;0 20-3S'i el iboş d ur-

(I) Andres to the Unidad Nations Conference on Trade and Development by R. S. McNamara . Santiago, Chi le, 1972, p. g. (2) The internation a l Development Strategy i n Action. The Role of U N CTD. Report by the Secretary-General of U N CTAD, Sontiogo, 1972 p. 4.

780


makta d ı r n. Bütün b u n l a r d a ha çok em perya l ist söm ü rüden i leri gelmek­ ted i r. Genel iktisad i geri kalmışlık, gelişmekte olan devletlerin kapital ist d ü n ­ ya karşısında hak eşitsizliğine y o l açmakta, o n l a r ı n d ı ş ekonomik iliş­ kilerini doğrudan doğ ruya etki lemekted i r. Yeryüzü nün m uazzam kes i m ­ lerinin tüm d ü nya ticaretine katıl ı m ı nispeten a z , e n modern m a m u ller mübadelesi ise yok denecek kadar önemsizd i r. Dış ve iç i ktisadi etkenlerin böylesine olumsuz bağdaşımı dolayısiyle, en kısa yoldan ekonomik bağ ı msızlığa ulaşma dôvası tüm gelişme h a l i ndek i memleketler için yaşa msal önemde b i r hedef olmaktad ı r. Bu a rtık her biri için tüm halkı kapsıyon objektif bir soru n d u r. Bunun çözü m ü de dev­ leti n ekonomik hayata giderek artan ölçüde karışmasını gerektiriyor U laş­ t ı rma, enerji ü reti mi, sanayi, hed i a la n ı , tica retin bütün önemli kollarında kayda değer bir d evlet m ü l kiyeti meydana gel iyor; yeni yeni iktisat örgüt­ leri oluşuyor, bir devlet sektörü ya ratı lıyor. Bugün çeşit��ı i gericiler, devlet sektörünün önemini küçümsemeye, ona o l u msuz bir kıymet biçm iye ça l ı şıyorl a r. Bunlar her za man devlet sektörü­ n ün ekonomik ba k ı m d a n etkili olma dığından, düşük verimliliğ inden ve d a ha bir s ü rü g ü n a h ve noksanından dem vuruyorlar. Yerli ve yaba ncı büyük burjuvazi ve onun ideolog l a rı, devlet sektörünü gözden düşürmek için pek çok çaba h a rcıyorla r. Orneğ in Bangladeş'teki g ibi, mil ileşti rmenin önemini her za man ta ma­ miyle küçümsiyen bazı sol elema n l a r da, devlet sektörüne çokl u k itiba r etm iyorlar. H i ndistan Pa ra lel Komün ist Partisi'nin iX. Kon g resi kara rla­ rında, hükümetin özel ba nka l a rı, genel sigorta ları, maden kom ü rü oca k­ larını vb. m i l l ileşti rme g ibi o l u m l u tedbi rlerinin açı kta n açığa küçümsen­ diği göze çarpıyor. Asya ve Afrika ü l keleri komün ist pa rtileri, yaba ncı ve yerli büyük bur­ juvazinin m ü lkleri n i n m i l l i leştiri l mesini ilerici bir sosya l-ekono m i k tedbir sayıyorla r. H i nd i sta n Kom ü n ist Partisi n i n iX. Kong re kara rları nda, tekelci konsernlerin ve yaba ncı özel işletmelerin millileşti ri l mesi uğ rundaki m üca­ delenin, eşiğ inde bulunduğ u m uz dönemin temel ödevlerinden biri olduğu bel i rtil iyor. Kred i sistem i nde, i ri makine yap ı mında ve tica rette kilit nokta ­ ları n ı n devlet sektörünün elinde yoğ u n laşması, şehi r ve köy küçük ve orta ü reticileri n i n m u htaç oldukları istikrar ve g üven i n sağ l a nma s ı n a , tüm mem leket yüzeyinde küçük ü retimin plônlı olara k genişlemesine, işsizliğ in azaltılmasına, fiyatların i n d i ri l mesine olıa n a k verebil i r. Komünistler, Asya ve Afrika ü l kelerinde ilerici bir top l u m d üzeni kurul­ m a sı için m ücadele ederken, devlet sektörü n ü n her a raçla g üçlend iri l mesi

(Lı G. E. Skorov. Gelişmekte ola n ü l keler : Eğ iti m -öğ reti m, istihdam, eko­ nomik d u ru m . M oskova, 1971, s. 289. 781

\


gereğ i n i ken d i lerine çıkış noktası yapıyorlar. Lübnan Komünist Partisi, memlekette bir u lusa l - demokratik rejimin iktidara g e lmesiyle, yabancı te­ kel lerin ve yerli finans o l igarş i n i n egemenliğine son veri l mesi, bankaların, sigorta k umpanyal a rı n ı n ve d ı ş ticaretin m i l l i leştiril mesi olanakları n ı n ortaya çıkabi leceği kanısındadır. Dolayısiyle başlıca d i k katin devlet sek­ törü nü geliştirmeye yönelti l mesi gereklid ir. Devri mci-demokrahk parti ve örgütler de bugün g üçlü bir devlet sektörü yaratı lmasından yana oldukları n ı açıklıyorla r. I ra k Baas Partisinin 1 97 1 yı l ı nda yayı m ladığı U l usal Eylem Yasası tasa rısında, devlet sektörü n ü n bütün u l usa l ekono m i kollarının temeli olduğuna işa ret ed i l iyor. Devlet sektörü, u l usa l ekonominin yen i baştan kuru lmasına, dış ekonom i k i liş ı mayı gerçekleşti rmeni n en önemli a racıdır. B u sektör, devletin politik b a ­ k ı m d a n sa rs ı l ma z bir sağ l a m l ığ a ulaşmasının en c i d d i etkeni, öze l l i kle çeşitli u l usa l -etn i k soylard a n o l uşma koşullarında onun b i rMğ inin ve g ü ­ c ü n ü n g a ra ntisi d e olabilir. N ijerya'nın v e d iğer birçok Afrika ü l kelerinin gel işmel eri bunun gözle görü l ü r kan ıtıd ı r. Ne var ki, gevlet sektörünün evrimiyle yalnızca olumlu n itel i kte olgular bağ l ı değ ildir. Onun gelişmesine, sık sık, bürokratik mem u r ta bakasının palazlanması ve benzeri g i bi, devlet m ü lkiyetinin i lerici yetenekleri n i n ortaya çıkarılmasını geciktiren bazı olumsuz durumları n d a eşl i k etti ğ i görü l ü r. Problemin ulusal ve slnllsal görünüşü

Devlet sektö rü n ü n gelişmesi çok d i no m i k biçimde geçer. I l könce, gerek özel firm a ların (ya ba ncı ve yerli) m i l l ileşti ril mesi, gerekse yeni kuruluş sonucu olarak, devlet mulkiyetin i n - düzensiz de olsa - kesintisiz ve s ü ­ rek l i n icel a rtışı göze ça rpar. Orneğ in, H i n d istan'da, y a l n ı z endüstri a la ­ nında devlet yatırımları (toplam olara k) , 1 951 'de 290 m ilyon, 1 96 1 'd e 9 m ilya r 530 m ilyon v e 1 970 yılı b a ş ı n d a d a 4 3 m i lyar 1 0 m i lyon rupi'yi b u l m a ktad ı r. (4) B u memlekette, ekonominin d iğer a la nl a rında, öz·e llikle kredi-banka, d ı ş ticaret, e nerji üretim i vb. a la n la rında da devlet sektörü­ n ü n mevzileri bir hayli sağ lamlaşniıştır. Devlet sektörünün genişlemesi, plônlamadaki rolü n ü n a rtmasiyle atbaşı g i diyor. Gelişmekte olon ülkelerin ekonomi a la n ı ndaki ,sermaye yatı rı mları toplamı içinde devlet yatırı m la rı n ı n payı, 1 950 yılları başlarında % 25-35, 1 960 yı l la rı sonlarına doğ ru da % 45-55'i b ul uyordu. Bu, şimdi, devletin plônlı a ksiyon l a rl a yeni sermaye yatırı m larının en a z yarısını ü retmekte olduğu demektir. i ktisa d i ve sosyal gelişmenin objektif i htiyaçları, özel

(\) India. A Reference Annual 1971 -72. New Delhi, 1 97 1 , Xii, p. 349. 782


sermaye eyleminin her suretle teşvik edildiği yerlerde bile, devletin eko­ nomik a ktivitesi n i n a rtma's ına yol açmakta d ı r ; z i ra devlet sektörü, özel sektörün (temelde verimsiz li k ve bir defa l ı k m uazzam yatırı m l a r dolayı­ s iyle) h a rcı o lmıyan iş sahaları yaratabilecek d u rumdadır. Orneğin, i ra n ' ­ d a , beşinci beşyı l l ı k p l ô n (1 973/74-1 977/78), devlet sektörü n ü n sermaye yatırımları ölçüsünü 1 .548 m i lyar, özel sektördey'se 91 2,4 m i lya r rial ola­ ra k beli rl iyor. B i r baş< k a deyişle, yeni yatırı m ların aşağı yukarı üçte i kisinin devlet işletmelerine ya pılması gerekiyor. Devlet sektörünün ekonomik önemi, yaba ncı sermayeleri n büyük kısmı­ n ı n, örneğin bir Şri-lanka 'da, bir Ba'n gladeş'te olduğu üzere, bu sektör vasıtasiyle, özelli kle devletlera ras ı yoldan geçmesinden ötürü de kesin­ likle a rtıyor. Bu s uretle, devlet sektörü döviz gelirlerini iç işletmec i l i k yö­ nünde ayarlıyabil iyor. Bu sektörün, gelişme hali ndeki ü lkelerin dış borç­ l a rı n ı n tesviyesi problemini de g ü nden güne daha büyük bir m ü d a ha leyle çözmesi gerekiyor. Ortay'a şöyle bir soru çıkıyor : Devlet sektörü meydana geti rmenin bütü n ,gel işme ha l indeki mem leketler için orta' k bir nedeni va r mıdır? Bizce, bu nedenin kökü, ü retim g üçlerin i n d urum u nda, genç ü l'kelerin emperyalizm karşısındaki ekonomik eşitsizliğ i nded i r. Bu ü l kelerin her biri için, en kesi n çelişkiyi, yan i uzun söm ü rgecilik devri sömürüsünün dolaysız sonucu ola n ekonomik geri ka lmışlık i l e i ktisa d i hayatta ve her a l anda s ü ratle kalkınma i ktiyacı, bu büyük i h tryaç a rasındaki çelişkiyi çözüm lemek b i r zoru n l uktur. Ta rihsel tecrübenin gösterd iğ i üzere, bu çelişki, sömürgeciliğin za rarlı so­ n uçları ndan ve yeni-sömü rg eciliğin entrika l a rı nd a n a rınma m ü cadelesi boyunca çözü m lenmekted i r. Asya ve Afrika memleketlerinin söm ü rgeci li­ ğ i n dolaysız politik boy u n d u ruğ undan k u rtul m u ş olma l a rına rağ men, em­ perya lizm bu memleketlerin ilerlemesinin baş d üşmanı olara k ka l m a ktad ı r. U l usal plônda, devlet sektörünün meyda na getirilmesi gereğ i, cılız ve geri k a l m ı ş ü reti m güçleri n i geliştirme ihtiyacından, ekonomin i n esk i m i ş ta rı m-ham m a d d e kol u n u yenileme, ekonomiyi u ç u r u m kenarı n d a n k u r­ ta rma, bili msel-teknik devri m koş u l l a rına ken d i n i uyd urma, emek veri m l i l i - , ğ i n i a rtı rma ve d iğer "belô l ı » problemleri ortada n k a l d ı rma ihtiyacından doğ uyor. Bu soru n la r ı n çözümünde top l u m u n hemen hemen bütün sı nıfsal g üçlerin i n sübjektif olara k menfaati va rd ı r. Fakat h e ps i n i n de b u n u ya­ pabilecek d u ru m d a oldukları söylenemez. Çeşitli sınıfsal ve toplumsal taba kalar, devlet müdaha lesi gereğ i n i idra k etmekle beraber, bir yandan da h e p kendi ö z hedefleri ne ulaşmaya ba k­ makta d ı rl a r. Bundan ötürü, "devlet sektörü » kavra m iyle u ğ raşı rken, bunun sadece devleti n ü retimsel eylem a la n ı n ı karakterize ettiğ i, sosyal cçıyı göl­ gede b ı ra ktığı gözönünde b u l u n d u ru lm a l ı d ı r. N e va r ki, Marksistler için

Cl General Yssues of industriol

Policy,

New

Yo rk ,

1 9Q9, p. 24. 783


problemin sınıfsa l yönü son derece önem l i d i r. Pratikte devlet sektörü n ü n doğuşunun u l usa l nedeni , daima bel irli b i r s ı n ı fsa l içeri, k le d o lg u n d u r ; onun - özlük, derece v e b i ç i m bakımından - yaratı lmasına i l işkin ödev­ lerin gerçekleştirilmesi somut sınıfsal ilgi ve menfaatlerle şartlı d ı r.

Çok yönlü yapıya sahip ülkede sınıf savaşı

Bütün Asya ve Afrika ü l kelerinde, i l k bakışta, ken d i ne özg ü bir yapılış­ l a r " kokteyl"i göze ça rpa r. (6) B u rada, ya pılış sa�hasında çeşitli ü retim i l işkileri i le bunların varoluş biçi mleri mücadele ha l i nde olup, toplumsal gelişme yolunun seçi m i sorun u n u çözü m lemektedi r. Ma rksist l iteratürde, devlet kapita lizminin doğuşu, maddi-üretimsel te­ meli n i n ve ekonomik ya pısının o lu şması nedenleri a rtık açıklanm ıştır. Şim­ d iki Asya ve Afri' k a ü lkelerine özgü çok yön l ü yap ı l ı ş koşu l l a rında devlet k a p ita l izm i n i n özel l i klerine öteden beri çok a z d ikkat edildiği bir gerçek­ tir. Ka n ı m ızca, d evlet sektörünün sosyal dolgusunda çeşitli nitel değ işimler olanağ ı n ı gerçekleştirmede, Asya ve Afrika ü l keleri topl umla rının çok yön l ü ya pılış öze l l iğ ine daya n ı l ma ktad ı r. B i rçok sınıf ve büyük sosyal ta ba­ kaların varl ı ğ ı , b u ü l kelerde sınıf sava ş ı n ı n ve bu o rada devlet sektörünü şu veya b u g üçlerin menfaatine kullanma işi n i n büsbütün ken d i ne özgü biçimde geçmesine yol açmaktad ı r. Bu sava ş sözkonusu yap ı l ışiarın içinde ve dışında y ü rütül mektedi r. Başlıca çarpışma her za man değ iş i k yapılaşıara bağ l ı sı nıfla r a rasında o luyor. Orneğ in , söm ü rgecilfk devrinde yabancı tekellere ve bunların pol i­ tik egemenl iğ i ne karşı, proletarya, hemen hemen bütün tabakalariyle ulu­ sa l b u rj uvazi, küçük burj uvazi ve ataerkil yapıya bağ l ı köylüler eylem göstermişlerd i r. Toplu msa l evri m i n d iğer a şamasında, i mtiyazlı yerli bur­ j uvazi ve büyü'k topra k sa h i pleri z ü m resine karş ı , bütün emekçiler ve kü­ çük işlik sa h ipleriyle elele veren proletarya n ı n ve küçük b u rjuvazinin d ire­ n i şe geçtik leri ve çarpıştı kları görülmekted i r. Sa n ı rı z ki, buradan, Asya ve Afrika memleketlerindeki sınıf sava ş ı n ı n

(G) Toplu m u n geçiş döneminde y a p ı (strüktür), belirli b i r ü reti m tarzı n ı n

va roluş biçi m i d i r. O reti m tarzı, d iğer ya p ı l a ra üstün geldi kçe (yokede­ rek veya kendine bağ l ı kıla rak), toplumsal kuruluşu o luşturur ; b i r ku­ ruluştan d iğerine, ya ni çok yön l ü yapılış devresine geçiş tamamlanmış o l u r. Asya ve Afrika ü l kelerinde şöyle yap ı l a r vard ı r : Natü rel-ataerkil yapı (öncelikle ka laba l ı k köy l ü yığınları bununla bağ l ı d ı r) , küçük mal ü reti m i ne daya n a n yapı (şehi r ve köy küçük b u rjuvazisi n i n varl ı ğ ı n ı .şartla n d ı rı r) , k ü ç ü k ka pita l ist (işletmeci) y a p ı (ilkel kapita l ist eylemle temsil e d i l i r), gelişmiş kapita l ist yapı (yerli büyük ve orta b u rj uvazi bununla bağ l ı d ı r) , yabancı tekelci yapı (ya bancı burj uvazi tarafı ndan temsi l ed i l ir), d evletsel-kapita l ist ve da ha bazı yapı l a r . . . Yazıda, bir yapı, devletse/-kapitalist yapı ele a lı n m a ktad ı r.

784


bir öze l l iğ i d a h a d oğ makta d ı r. Bu özel l i k, objektif olara k bütün s ı n ıfla rın ve bunların en önemli ta ba kalarının birbirine düşman koa l isyonlara ayrı l ­ ması d ı r. öyle k i , a ra l a rındaki çarpışma, h e r iki koa l isyon içinde başı çek­ me m ücadelesiyle örülür gider. Mevcut d üzeni n statükosu nu savunmakta olan sınıfsal blokto, egemen l i k mücadelesi genellikle tutucu kuvvetlerin temsilci leri a rasında geçer. Netekim, Tayla nd'da ve i ran'da, feoda l a ris­ tokrasi ile yönetici büyük b u rj uvazi uzun süre m ücadele etmişlerd i r. Tutucu kuvvetlere karşı koyan koalisyonda ise durum daha başkadır. Burada, hem zengin lerin, hem de emekçi sı nıfl a rı n temsilcileri liderlik iddiası n d a d ı ri a r. Netekim, Arap memleketleri nde yönetici g ü ç rol ü ne g irebilme'k için küçük burj uvazi de, küçük kapitalistler de çekişmekted i rler. Bağ ı msız l ı ğ ı n elde edilmesinden sonraki ilk gelişme aşamalarında, asıl m ücadele çeşitl i ka pital ist ya p ı l ışlar a rasında a l ı p yürür ve bunun sonucu o l a ra k b u rj uvazinin ayrı ayrı g rupları n ı n barika d ı n iki ya nında yer a ld ı k­ ları görü l ü r. Birbirinin düşmanı s ı nıfsal koal isyonlara katı l a n bu gruplar­ d a n her bi ri, şu veya bu ka pita l ist gelişme yol u n u savu n u r. Şu var ki, ulusal b u rj uvazinin belirli tabakası, kendi koa l isyonunda yöneticilik rol ü n ü oyn a rken bile, örneğin Hindistan Milli Kongre Pa rtisi'n i n politikasında olduğu g i bi, koa lisyonun d iğer ortaklarının menfaatlerini de gözetmek zorunda ka l m a ktad ı r. Bugün, Hindista nda, küçük ka pita l ist (işletmeci) yapı, küçük m a l ü reti­ mine dayanan yapı i le. birlikte, gelişmiş özel ka pita l ist yapıya g ünden g ü ne daha a ktif biçimde karşı koyma kta d ı r. Bir yandan küçük işlik sa hip­ leri ve küçük b u rj uvazi de, e l birliği ederek, yerli büyük b u rj uvaziye, özel tekellere karşı direnmektedirler. Zeng i n sınıfla r (büyük burj uvazi ve büyük toprak sa hi pleri) i mtiyazlı z ü m resinin 'koal isyona liderl ikten uzaklaştı rı l ması n ı n başlıca ödev olduğu aşamada, bunlara ka rş ı d i renen toplumsal g üçler, ya ni proletarya, köy­ l üler, şeh i r küçük b u rj uvazisi, küçük işlik sa h ipleri ve orta ta baka la r a ra ­ sında geniş bir ittifak kurul m a ktadır. B u g üçler, politik progra mlarında , öncelikle kendi menfaatlerine hizmet edeceğ ini gözönünde bulundura rak, devlet sektörü çerçevesin i n genişletil mesin i ısrarla istemektedirler.

Dev/etse/-kapitalist yapının biçim değiştirmesi

Devlet sektörü, ü retim g üçleri ile ü retim ilişkileri a rasındaki derin çeliş­ kiden doğ up oluşma kta olsa da, onun d a ha sonraki evri m i üzerinde poli­ tik vb. birçok kurumun etkisi vard ı r. Çok yön l ü ya pılış koşullarında, üst­ yapı n ı n ve her şeyden önce devletin rolü kesi nlikle a rtar. Devlet bazan, örneğ i n b u rj uva devleti g i bi, tek sınıfl ı l ı k a la m eti gösterir. öyle görü l üyor ki bu değerleme d e kafi değ i l d i r. Çok yönl ü yapıya sahip memleketlerde. 785


pol itik egemen l i k çeşitli sınıflar ve topl u msa l ta ba kalard a n oluşan şu veya bu koa l isyon u n elinded i r, ve asıl bu özell ik, devlet tarafı ndan başlıca eko­ n o m i k ödevlerin gerçekleştiril mesi biçim ve metotla rını ve bunların hac­ m i n i belirlendi rir. Böylece, devlet, ister istemez, yapı l ı ş l a r a rasındaki iliş­ kilerin, onların i'ktisad i a ktivites i n i n, devlet cihazı n ı kontrol eden sınıf g üçleri ya ra rı n a önem l i b i r aya rlayıeısı o l u r. Asya ve Afrika ü l kelerinde devlet sektörü n ü n objektif rol ü , pek o kadar ka pita l ist gelişme d ü zeyine d eğ i l , d a h a çok yönetici g üçlerin kara kterine bağ l ı d ı r. B u g üçler ne kadar rad i kal, emekçilerin hareketi ne kadar daha g üç l ü ve d iğer iç ve d ı ş politik etkenler ne kadar daha elverişliyse, devlet sektörü o kadar daha çabuk büyü mekte, ekonomiyi kalkındırma yön ün­ deki çaba l a rı o kadar daha etk i n olma ktadır. Devlet sektörü n ü n 'S osya l a n l a m ında a lelade ayrı m l a r d eğ i l, ta ban ta­ bana karşıtlı kla r da görülebi l i r. Netekim, gelişmiş kapita l ist memleketler­ de devlet sektörü devlet-tekel ka p ita l izminin h ü kü m ra n l ı k a la n ı olara k belirir, Sovyetler B i rliğ i nd e v e d iğer sosyal ist ü l kelerdeyse sosya l izm i n ta kendisidir. Bugün, Asya ve Afrika ü l kelerinde bu sektör genel l ikle dev/et­ se/-kapitafist yapı'nın m a d d i varoluş b iç i m i d i r. Devlet kapita l izmi aynı zamanda iç çel işkili b i r olgudur; çok yön l ü ya­ pı l ı ş koşulları nda bütün ka rşıt çizgi leri ve ya n l a rı meyda n a çıkar. Kanı­ mızca, Asya ve Afrika ü l keleri nde çeşitli devletsel - kapita l ist yapı l a r bu­ l u n d uğ u n u, b i rtak ı m değişen devletsel-ka pita l ist ya pılar veya henüz gerek­ tiği g i bi i n celiyemediğ i m iz için ş i m d i l i k ad veremedi ğ i m iz üretim i l işkileri va rolduğunu söylememiz daha doğ ru o l u r. Devletsel-kapita l i st yapı çeşit­ leri a rasında ayrım, her şeyden önce, ekono m i k hayata - sı nıfsal karak­ teri bakımdan - ne g i bi b i r devletin müdahale etti ğ i n e bağ lıdır.

V. i. Lenin, kend i za manı nda, « sermayen i n egeme n l i kte olduğu toplum­ d a k i devlet ka pita lizmi i le p roleta rya devleti ndeki devlet kapita l i zm i n i n i k i ayrı kavra m oldukları » n a önemle d i kkati çekiyord u. (7) Eğe r bu ya rg ı , Asya ve Afrikanın çok yönlü yapıya sa h i p ü l kelerine u yg u la nacak o l u rsa, b u kutuplar a rasında, devletsel-kapita l ist yapıların d iğer sosyal fon ks'iyon­ larını doğ uran başka b i rçok sın ıfsal d u ru m l a r ortaya çıka r. Zaten, devlet d ümeni başında meselô imtiyazlı b u rj uva z ü m resi n i n l iderlik ettiğ i koa lis­ yonun bulunduğu, ya da i kti d a rı n daha çok ulusal burjuvazinin orta ta ­ baka larının elinde olduğu veya yöneti m i küçük b u rj uvazi nin önderliğ inde b i r bloku n y ürüttüğü hal lerde devlet kapita l izminin sosyal içeriğ i başka başka d ı r. Devletsel -ka pita l ist ya pıda ki ayrı mları tümüyle bel i rl iyen, çok yön l ü yapı temelinin ve özel politi k üstya pının gayet karmaşık olan b i r­ l ikte eylemidir. Devlet sektörünün va roluş ve evrim i n; belirliyen ulusal ve sınıfsal etken-

(7) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 786

44,

s. 48.


ler, bir olgunun solt ayrımiı iki yanı değ i l , onun çelişkili kökenleri d i r. Dev­ let sektörünün temel inde, ulusal ile sı nıfsa l ı aza m i ölçüde uyg u nlaştırma eğ i l i m i va rd ı r. Ancak, bu etkenlerin uyg unlaşması olanağı, her topl u m çerçevesi nde s ı n ı f sava ş ı n ı n g i d işine bağ l ı d ı r. Bu sava ş ı n sonucu devlet sektörün ü n evri m i için çözüm leyici önem ta şır, çünkü değ iş i k sı nıf'sal güç­ ler - topra k sahipleri, çeşitli ulusal sermayeci gruplar, küçü k burj uvazi, yarı proleter tabakal a r, proletarya - onun gelişmesi için birbirinden farklı derecede çaba gösterir, aktiflikte birbirine uymıya n yönler a l ı rl a r. Devlet sektörü n ü n gelişme ölçüşü, sü bjektif-s ı nıfsa l nedenlerden ötürü, objektif i htiyaçlara uymıya bi l i r (bu d u ru m , en çok tutucu feoda l-burj uva z ü m rele­ ri n i n iktidard a bulu nduğu hallerde meydana gelir) . Ortaya çıkan çeşitl i, yönetici güçlerin ka rakteri nde ted rici veya keskin değ işimlerin eşl i k ettiği sert sosyal çatışmalar boyunca çözü mlenir. Orneğin, 1 970 y ı l l a rı başla­ rında Pakista n'da bu böyle o l muştur.

Ilerici evrim

Devlet, çok yönlü yapı koşullarında iktisad i hayata m üda hale ederken, objektif a l a ra k, kapita list olmıyan gelişme yolu için· m a d d i ve hattô sos­ yal ön koşulları yaratı r. Bu yola geçiş kendiliğinden olmaz. Bunun için, devlet egemenliği değişimi veya onun en n i hayet ka rakterini değ iştiren ilerici evri m i gereklidir. Devlet sektörü n ü n evri m i el, bette d ü z b i r çizgi izlemez. D üşüşler ender neti l d i ğ i sü rece, d evlet sektörü nicel ve n itel ba k ı m d a n değişikliğe u ğ ra r. B i rma, Mısır, Su riye, I rak, Cezayir vb. g i bi ü l kelerde, ekonomin in kili t nok­ ta l a rı, modern işletmeler, ulaştı rma, kredi ve ticaret kurum ları devlete aittir. Devlet sektörü her şeyden önce özel kapita list m ü lkiyet hesa bına gelişir. B u g i bi ül' k elerde devlet egemen l i ğ i yerli zeng i n sı nıfl a r ı n kontro­ lünden bir dereceye kad a r kurtul a b i l i r. Devlet sektörünün evrim i elbette d ü z b i r 'çizgi izlemez. Düşüşler ender değildir, baza n politik değişi m lere bağ lı ters ha reketi n başgöstermesi de olanakl ı d ı r. Endonezyada devlet sektörünün elinin kol u n u n budanması, 1 965 olaylarından sonra onun sosyal içeri ğ i n i n değ işti ril mesi bunun e n a ç ı k örneğ idir. E n önemli ekonomi kollarında devlet sektörünün tuttuğ u mevzileri n yen i lenmesi v e sağ la m l a ştı rılması, bugün a skeri- bürokratik rej ime ka rşı savaşmakta olan Endonezya Kom ü nist Partis i n i n temel istek­ lerinden b i ri d i r. B i r başka deyişle, sınıf savaş ı devlet m ü l k,iyeti a la n ı n ı d a kapsa m a kta d ı r. Devlet sektörünün ilerici eğ ilimlerinin o rtaya çıkarıl ması yolunda en iyi ola nakl a r, a ncak e mekçi yığınları n ı n temsilcileri i ktida ra geld ikleri za man beli rir. B u takdirde devlet sektörü güçlenir; ekonomik bağ ı msızl ı ğ ı n sağ787


Ianması, sosyal eşitsizliğin tedricen ortadan ka ldinl ması, halkın yaşama düzeyinin yübelti l m es i m ücadelesinde b u sektörden daha enerj i k bi'ç imde yararl a n ı l a b i lir. Çağ daş m a d d i-teknik temel, öncelikle a rtı k sınıfsal fon ksiyonlannı rad i­ kal biçimde değ işti rmiş bulunan devlet sektörü çerçevesi nde meydana ge­ tiri l iyor. IJretimin toplumsal karakteri durmaksızın g üçlendiriliyar, işlet­ mec i l i kte bir dönüm sağ l a n masına ça lışılıyor. Sözü geçen ü l kelerde ekonomik sü reçler, şimd iden, özel kapita l ist g e l iş­ meye kıyasla ayrı m i ı çizg i ler kazan ıyar. Bu cümleden olarak, her şeyden önce kendil i ğ i nden-gelmelik unsurl a rı geri iti l iyor ve pıanlı eylemin rol ü a rtmaya başlıyor. Ekonom iyi d a h a s ü ratli v e etraflı biçimde kalkı ndırmada yeni olana k l a r ortaya çıkarılıyor. Geçm işte d eğer kanunu bir avuç özel sermayecinin ç ı ka rl arına h izmet ederken, yen i koşullarda, mal-para i l iş­ kileri kaldıraçları n ı eline almış bulunan devlet, a rtık veri m l i l i k durumunu iyileştirmek için, iç birikimleri çoğ a l tmak, ekonom i n i n bölge bölge daha d üzen l i gelişmesini sağla mak, emekçilerin gelirlerini a rtırmak, isti hdam problemini çözmek vb. için bu kanundan daha makul ve daha dolgun biçimde yararlanabiliyor. Devlet sektörü n ü n örgütsel ba kımdan güçlen­ d iri l mesi ve demokratikleştirilmesi ödevi ön pıana çıkıyor. Tek sözle, işlet­ meci l i k evri m i n i n yeni yasa l l ı k l a rı beliriyor, ekonomik bağımsızlığa doğ ru daha etki l i ve süratl i i l erleme perspektifi açılıyor. I ktisad i geri l i ğ i g id erme a racı olara k o rtaya çıkmış bulunan devletsel­ kapital ist sektör, bizce, belirli b i r a n d a n itiba ren, sosya lizm kurucu l u­ ğ una hazırlık maddi-üretimsel ve sınıfsa l koşu lları n ı n g itg ide daha önem l i b i r « ku l uçka maki nesi .. h a l i n e gel mekted i r. Çok yön lü yapıya sa h i p top­ l u m u n gelişme yolu başlangıç a şa m a l a rında bu önkoşulları n olgun laşması süreci yan sorundur ve topl u mca bunun b i l i ncine varı l mış değ i l d i r. Fakat devri mci-demokratik g üçlerin i ktida ra gel mesinden sonra, bu iki nci dere­ celi süreç a rtık ken d i l i ğ i nden-gelme kara kteriyle kalamaz. Devlet g itgide daha büyük ölçüde müdaha leyle ona yön verir. Gelişme h a l i ndeki ü l ke­ lerde sosya l izme doğru geçişin, özel l i kle, şimdiki devletsel-kapita l ist yapı­ Iışta n sosyalist ya p ı l ı ş ı n bel i ri p gelişmesi yoluyle olacağı ta h m i n e d i le­ b i l i r.

788


Yorum

Sendika hareketinin yeni ve eski yanı 1 970 yılından beri, kapita list d ü nyadaki sendika hareketinde' derin ve önemli birleşme süreçleri gelişmesine ta n ı k olmaktayız. Fra nsada üç önemli u l usa l send i ka örg ü tünün en büyü kleri olan i kisi, yani Genel Emek Konfederasyonu ile Fransız Demokra tik Emek Konfede­ rasyonu, a rtık üç yıldan fazla b i r zamandan beri aralarında ortak eylem a nlaşmaları yapıyorlar. ita lyada 1 972 yılında üç büyük send ika örg ütü, ya n i ıta lyan Genel Emak Konfederasyonu (iG EK), italya n Emekçi Sen d i ­ kaları Konfederasyonu (i ESK) v e italya n E m e k B irliği (i EB) a rasında bir tek federasyon meyda n a getiril mesinden sonra, bugün prati k olara k en kısa süre içinde b u ü ç örgütün org o n i k birliğin i n d e sağlanması soru n u çöz ü m bekl iyor. (I) 1 974 yılında sendika üyeliği kartl a rı n ı n hep birlikte yeni len mesi olanakları a raştırılıp görüşül üyor. Büyük Brita nya'da, kırk yıl­ dır deva m eden yasak, yan i komünist-send i kacıların Britanya Treydünion­ lar Kongresi kongreleri ne delege seçilmeleri yasağı ka ldırı l m ı ş bulunuyor. Belçika'da Genel Emek Federasyonu ile Hıristiya n Sendikaları Konfede­ rasyonu a rasında yalnız yersel örgütler çapında değil, bunların u lusa l büroları d üzeyinde de işbirliği gerçekleşti riliyor. B i rleşme yönü ndeki hare­ ket diğer Avrupa ü l kelerinde d e g üçleniyor. Asyada ve Batı yarı mküresi ülkelerinde de send ikal pa rça lanma ları ön­ leme tedbirleri a l ı nıyor. Hind ista n'da, 1 972 Mayısında, Hindista n Sendi ­ k a l a r Kongresi'nin, H i n d ista n Send i ka ları Ulusa l Kong resi'nin v e H i, n d Mazdur Sa bha' n ı n katıldıkları b i r Send ikalar U l usal Konseyi meydana geti ril d i. Japonya'da Sendikalar Genel Şurası (SOHiO), Bağı msız Sendi ­ kalar Arasında i l i�kiler Şurası (Türitsu Roren) i l e birli kte hareket ederek, aynı a maçla Japonya Emek Konfederasyonu (Domey) ile temaslara geçti. Kanada'da birlik sağla nması yolunda ciddi a d ı m l a r a tı l d ı . Bu ü l kede, Kanada i şçi Kongresi, « soğuk harp .. in a l ı p yürüd üğü dönemde safla rın­ dan çıkarmış olduğu iki i lerici birl iği tekrar geri a l d ı ve aynı za manda send ikalarda, merkezi sen d i ka org a n larında komünistlerin hakları n ı ta nıdı ve yen iledi. Halen birçok Lôtin Amerika ülkesinde birleş i k sendikal b i r­ l i kler meyda n a getiri l m i ş o lup, Lôtin Amerika tek send ikal birl iğin i yarat­ mak maksa d iyle büNn kıta çapında b irleştirici bir sendika topla ntısı ör­ g ütlenmesi için hazırlıklar yap ı l m a ktad ı r. Işte, en büyük kapita list memleketler sen d i ka birli klerinde merkezcil eği l i m lerin g üçlen m esine tan ı k l ı k eden olayların ve ka nıtların üstünkörü

(I)

D. Borg ini. ıta lyada sendikal birliğin yeni temeli. "Yeni çağ", s. 8, 1 973.

Bok:

789


ta m olmaktan uzak l istesi bud u r. Ne va r ki, bu eğ i l imler uluslara rası sen d i ka l i l işki lerde de açı k-seçik beli rmekte d i r.

ve

B u rada, her şeyden önce, başlıca k a p italist memleketler send i ka b i r­ l i kleri ile Savyetler Birliği ve d iğer birçok sosya l ist ü l keler meslek birlikleri (send i ka l a r) örgütleri a rasındaki i l işkilerde görülen normal leşmeyi beli rt­ memiz gerekiyor. Geçenlerde, Mos'kova'da, Britanya Treydünianlar Kon­ g resi i le Sovyetler Birliği Sen d i k a l a r Merkez Şurası (SBSMŞ) delegeleri a rasında ya pılan görüşmelerle i l g i l i o l a ra k, i n g i l iz gazeteleri, her iki mem­ leket sendika birli klerin i n harp yıllarında başlamış olan yakın temas­ larını yeniden ca n l a n d ı rma kta old ukları n ı yazmış bulun uyorla r. Doğru ltul a rı ayrı send i ka birli kleri a rasında Uluslara rası Emek Orgütü çerçevesindeki işbirl i ğ i a l u m l u b içimde gelişiyor. Tarafların gösterdikleri büyük ölçüde karş ı l ık l ı a n layış ve a ra l a rı ndaki eylembirliği sayesinde, işçi­ lerin ve hizmetli lerin menfaatlerine i li şkin soru n l a rı n çözümün d e bu örgüt­ lerin a ğ ı rl ı ğ ı ve etkisi hissedi l i r derecede a rtıyor. 1 971 yılı nda Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF) ile diğer u l uslara ­ rası büyük sendika b i rliği olan v e h ı ristiyan yönelimli send i ka l a rı temsil eden Dünya Emek Konfederasyonu (DEK) a rasında eylemsel bir daimi i ş b i rl i ğ i sağ l a n m ı ş olması, birlik fikri n i n büyük b i r başa rısıd ı r. Emekçileri n menfaatleri uğrundaki m ücadele orta m ı nd a gerçekleşen bu ya kınlaşma, d iyebil iriz ki, gerici l i ğ i n u l uslara rası planda DSF'yi tecrit etmek üzere y ı l ­ l a rd ı r sürd ü rdüğü d enemel eri kesi n l ikle suya d ü şürm üştür. S o n verilere göre, üye sayısı 1 55 m i lyonu bulan ve eylem i n i sınıf savaşı prensip leri üzerinde kurup geliştiren federasyon, yine dünya n ı n en yığ ınsal sen d i ka örg ü tü olara k kalma kta d ı r. Ancel ikle DSF ve DEK'i n orta k ça baları sayesinde, bu yıl (gerçekleşti­ ril mesi ya k ı n geçmişte başa rı la m ı yan) bir d izi u l uslararası topla ntı yap ı l d ı . Orneğ i n, N isan a y ı n d a Ş i l i ' d e topla nan ,ve ç o k u l uslu tekeller tara fı n d a n emekçi lerin menfaatlerine e l uzatı lmasına karş ı d i renişin Ö rg ütlenmesi problemleri n i n görüşül mesine h � sred ilen Dü nya Sendika l a r Genel Kurulu geniş ya n k ı l a r uya n d ı rd ı . B u Genel Kurul toplantısına 60'tan fazla u l usal, yeresel ve u l us l a ra rası örg ü t katı l d ı . Cenevre'de Hazira n ayında, G üney Afrika Cumhuriyetinin a p a rteyd ( ı rk ayı rı m ı ) pol itikasına karşı ya pılan U l u slara rası Sendikalar Konfera nsı, h a rp sonrası sendika ha reketi ta rihinde eşi ol m ıyan bir olay teşkil eder. En a z 250 m ilyon üyeyi temsil eden 200'den fazla örgütün katı ldıkları bu kon­ fera ns gerçekten d ü nya çap ı n d a i l k eylem sayı l m a kta d ı r. En son, Sovyetler Birl iği, Maca ristan, ADC, Büyük B ritanya, FAC ve isveç send i ka birli kleri yönetici l eri n i n Tem m uz ayında Viya na'da «yüksek d üzeyde » yaptı kları sen d i ka topla ntısı da hayli cidd i bir a d ı m oldu. Bu topla ntıya katı l a n l a r, 1 974 Ocak ayında Cenevre'de Avrupa sendika b i r790


l i kleri yönetici leri a rasında b i r dayanışma topla ntısı yapılmasını ve b u rada Avrupa sendika birliklerin i n işbirliği konusunun görüşülmes i n i oybirliğ iyle kara rlaştırd ılar. Şüphesiz ki, böyle Avrupa çapında bir sendikalar toplan­ tısı çok öneml i sonuçla r vere b i l i r. Ve bazı gözlemcilerin, Viyana topla ntısı g i riş i m i n i Avrupa ü l keleri sen d i ka birli kleri a rasındaki i l işki lerde yeni dö­ nemin potansiyel başlangıcı saymaları nda isa bet va rd ı r. Send ikaları n u l usal ve u l uslara rası çapta birlik olma eğ i l i m i n i n g üçlen­ mesi elbette rastgele değ i l d i r. B u olay, u l uslara rası i l i ş k i lerin iyi leşti ril mesi s ü reciyle ve içinde bulunduğumuz aşamada yürütülmekte olan sınıf m üca­ delesi n i n özell'iğ iyle bağ l ı d ı r. Sovyetler Birliğ i n i n ve diğer sosya l ist ü l kelerin barışsever d ı ş politika­ larının etkisi a ltında uluslara rası gerg in l i ğ i n aza ltı lması koş u l l a rında, «so­ ğuk harp» bari katla rı n ı n son savu nucuları olan Amerikan Emek Federas­ yonu ve D retimsel Sen d i ka la r Kon g resi (AEF - DSK) gerici yöneticile­ riyle (2) beraber a d ı m atmaya devam perspektifi ne a n ca k send ikal hare­ ketteki i mtiyazı i zümrenin en sağcı temsilcileri belbağ lıya bil irler. Kapita­ l ist d ü nyada, işçi önderlerin i n çoğ u, tam tersine, b i raz gecikmeyle de olsa, barış içinde yanyana yaşama ve sosyal sistemleri ayrı devletler a ra ­ sında işbirliği prensipleri b u rj uva h ükü metleri için b i l e kabule değer ol­ d u ktan sonra , a rtık sen d i ka l birli klerin, politik yönel i m lerine bakılma ksızın, ortak eylemlerde b u l u n ma l a rı n a ve u l uslara rası ça pta işbirl i ğ i yapmala­ rına engel teşkil edecek hiç b i r şeyin b u l unmadığı sonucuna varm ışlard ı r. Bu durum a rtık d ü nya sendika hareketi nde de « buzul devri »nin sonuna ya klaşı l d ı ğ ı ü m i d i n i veriyor. Sendika hareketinde ha rpten sonra görülen pa rça l a n ma « soğuk harp»in eseriyd i . B u parça l a nma, a rtık, d ü nya politik d u ru m u n u normal leştirme ve sosya l i st d ünya i le kapita l ist d ünya a rasında

(2) Bası n ı n da yansıttığ ı üzere, başlarında J. M i ni'nin bulunduğu b u yöne­

ticiler, AEF-DSK Yürütme Konsey i ' n i n yaz toplantısı dönemi otu rum­ larında b i r deklarasyon kabul etti ler. Bu belgede, b i r nük l eer harb i n bertaraf e d i l mesi için SSCB ile ABD a rasında i mza lanan a nlaşmanın ya ra rı şüphe a ltına a l ı n m a k istenmektedir. J. M i n i , ayrıca, Sovyet-Ame­ rikan tica ri ve ekonomik işbirl i ğ i n i n gel işti ri l m esine de, bu g i b i a nlaş­ m a ların Sovyetler Birliğine « tek yanlı taviz» vermek olduğu b a ha nesini ileri s ürerek, karsı cıkma ktadır. Bu a rada, AB D �endika ha reketi nde başka eğ i l i m ler de göze çarpı­ yor. Bu cümleden olara k, otomobil sanayii işçi leri birleş ik sen d i kası, elektri k işçileri b i rleşi k federasyonu g i bi büyük örg ütler, SSCB Sendi­ kalar Birliği i le d ostça temasla ra geçtiler. Otomobil Ya pım Sendikası lideri L. Woodkok, Mayıs ayında Temsilciler Meclisi Kom isyonunda ya ptığ ı bir konuşmada, Sovyetler B i rl i ğ i ve bütün öteki sosya list ü l ke­ lerle ticaretin gel iştiril mesi çağ rısında bulundu. Elektrik Işçileri Sen ­ d i kası, Sovyet send i ka heyetlerinin Birleş i k Amerikayı ziya retlerini sınır­ l ıyan (Dışişleri Baka n l ı ğ ı nca kon u l m uş) bütün kayıtların ka ldırı lmasını isted i . 791


işbi rliğ i n i n yeni yol larını a ra m a ça baları n ı n egemen olduğu yeni koşullar içi!, de giderilmesi gerekli bir kalıntıdan iba rettir. Şu va r ki, sendika birlikleri her g ün k ü eylem leri içi nde büyü k serma­ yenin g iderek a rta n sa l d ı rgan l ı ğ ı ile karşılaşıyorla r. Burj uvazi, sınıf sava­ ş ı n ı n treyd ünion biçimlerine bile katla namıyor. Birçok memlekette işçi düşmanı yasa l a r şiddetlendiri l i p a rtırı l ıyor, gerici basın sendi ka birlik­ lerine karşı açık saldırı a racı ol uyor. Sendika ları « sorumsuz l u k »la, « aşırı isteklerde b u l u n ma k »la ve d a ha bir sürü ö l ü moül g ü nahla suçl a n d ı rmaya kalkışıyorla r. B u koş u l l a r a ltında, sendika hareketinde meyd a n verilen her böl ü n me, enflôsyona karşı, fiyatların kontrol a ltına a l ı nması için, i ş ücret­ leri n i n yü kselti l mesi için, çalışma hızının a rttı rıl masından ve yığ ı n l a işçi çıka rma l a rd a n vazgeçi lmesi için yürütülen m ücadeled e onun mevzilerini zayıflatıyor. Bugün ka pita l i st entegrasyon u n hızlandırı l ması ve çok u l usl u tekellerin g ücünün s ü ratle yayı lması, sendika ha reketi n i n birliği için yeni ve çoğu a hva lde çöz ü mleyici bir gere k'çe o l uyor. U l uslara rası konsern lerin ortaya çıkmasından sonra, send i ka hareketi kol larının, d a r çerçeve içinde eylem, soyutla nma ve ayrıl m a g ib i zaaflara k a pı l m al a rı tehlikeli b i r hata o l u r. . Bugün, gerçekten de, sendikala rı n g österd ikle ri eylemlerin üstü n l ük­ lerini yansıtan sosyal a l a nda çok u l uslu tekeller de boy atıyor ve buna paralel olara k söm ü rü d a h a d a şiddetleniyor ve emekçiler a rasına rekabet toh u m ları ekme çabaları a rtıyor. Sayısız olayl a r ve kanıtlar, send ikal hak­ lara, öze l li kle g rev ve top l u sözleşme haklarına karşı saldırıya tam da kozmopolit korporasyonların önayak oldukları n ı gösteriyor. Ve kazanç h ı r­ siyle gözü dönen bu korporasyonlar emek hızını ve şiddeti n i i n safsızca a rtırıyor ve personeli d e boyuna azaltıyorlar. Sendika l a r çok u l us l u firm a l a rı n tehditlerine 'karşı elbette tepki gösteri­ yorlar. Bu soru n l a i l g i l i olara k birçok u l uslara rası ö ne m l i toplantı ya pılmış b u l u nuyor. Sen d i ka l a r a rasında, canava r korporasyonları n eylemine dair b i l g i toplamak ve yaymak üzere enformasyon merkezleri meydana getiri l i ­ yor. B u a ra d a i l k eylem koord i nasyo n u m erkezleri kuru l m uştur. Yapılan i l k daya n ışma grevleri başarılıdır. B u yolda, Birleşik Sendi k a l a r Federasyon u '­ na (BSF) bağ l ı uluslara rası sen d i ka birli kleri ve U l uslara rası Hür Send ika­ l a r Konfederasyonu'nun (UHSK) h imayesi a ltında çalışan u l u sl a ra rası işkol u federasyonları yararlı o l m a ktad ı rl ar. Oyle ki, şimdi, uluslara rası sen­ d i ka l birliğ i n sağ l a nması uğrunda, çeşitli ü l kelerd e kuru l u çok u l us l u bir k u m pa nya n ı n işletmelerin d e ça lışan işçilerin u l usa l birliklerinin katı l ı m ı i le yürütülen m ü ca delede yeni b i r safha n ı n meyda n a geldiğ i n i söylemek hata değ i l d i r. Omeğ i n, « D ı nlop-Pire l l i », «Solvey» ve « M işlen » fi rma l a rı işletmelerinde, işçilerin haklarını savu nma çıkışları n ı ayarlayıp uyumlaş­ tı rmaya ça lışan koordi n a syon komiteleri eylem görmektedir. B u böyle olsa da, BSF Genel Sekreteri Piyer Ja nsus'un, bir demecinde 792


« Sendika ha reketi çok u l u s l u tekellere karşı savaşta hôlô geri kal ıyor» demesi boşuna d'eğ i l d i r. Gerçekten d e sendika la rı n , belirledi kleri plôn­ ları hayata geçi rebil meleri ve işçilerin gayet iyi örgütlen miş ve gel işti ril­ m i ş bir u l uslara rası örgütsel sistem iyle, u l uslara rası teke l lere ka rşı koya b i l ­ meleri i ç i n d a ha pek ç o k ça lışmaları gerekmektedir. Şu var ki, kom ü n ist ve işçi pa rtileri n i n büyük çabaları olmasaydı, d ünya send ika ha reketinde son y ı l l a rd a k i o l u m l u değ işimlerin gerçekleştiril mesi m ü mk ü n olamazd ı . Bu partiler, 1 969 y ı l ı n d a Moskova'da yaptı kları IJlus­ lara rası Da n ı şma Topla ntısı'nda, emekçilerin e n yığı nsal örg ü tü sıfatiyle sen d i ka l a rı n a nti-monopol ist savaşta oynad ı kl a rı öne m l i rol ü lôyi k olduğu biçimde değerlendirdiler. Danışma Topl a ntısı, aynı za mando , kom ü n i st­ lerin, gerek her memleket çerçevesinde, gerekse ulusla rarası a landa, sen­ d i k a l b i rl iğ i n en a rdıcıl taraftarları old ukları n ı açıkladı. Send i k a l a rd a ça l ışmakta olan kom ü n istler, bu görüş ve tutuma titiz­ l i kle sad ık ' kalo rak, sekter görüşlerle m ücadelede, değ iş i k politik eğ i l i m l i işçiler a rasında karşı l ı klı a n layışın a rtmasına b i r hayli yard ı m etti ler. Sen­ d ikacı kom ü n i stler, işçi a rkodaşl a rı ta rafı ndan hangi göreve seçi l m i ş olur­ l a rsa olsunlar, d a i m a emekçi lerin menfaatleri n i n ve isteklerin i n s a d ı k ve fed a ka r savu nucuları olara k bel i rmekted i rler. Esasen onların sendika l a r­ daki etkisinin « s ı rrı », işçi çevrelerinde ü n ya pmış olmalarının «sırrı », ya n i gericiliğ i n a l a bi l d i ğ i ne haya l ürünü g a ripl i klerle açıklamaya ço llŞtı ğ l " s ı r » b u n d a n i borettir. V e işte b u n u n i ç i n d i r k i , ne u z u n pa rça l a n m ış l ı k ve « soğuk harp» yı l l a rı, ne de işçi h a reketin i n içinde ve dışındaki a nti­ komü nist elemanların s ü rekl i saldırı l a rı b u etkiyi zedelemeye m uvaffa k olama mıştır. Sendika l birliğin sağ lanması yol u n d a a rtık çözümleyici çarpışma l a rı kazan d ı ğ ı m ızı söylemek el bette d oğ ru olmaz. Send i k a hareketin i n geliş­ mesinde, yeni ve o l u m l u n u n ya nısıra, bir hayli eski ve zamanı geçmiş olumsuz yan l a rı n d a bu lunduğu bir gerçektir. Bugü n , parça lanmış l ı k y ı l­ larında yaratı l m ı ş olan bütün engellerin dokunulmazl ı ğ ı m koru m a k istiye­ cek kuvvetler haıa eylemded i rier. Tekel ler, ça l ı ştı rd ı k l a rı propag a nd a ci­ hazı ve b u n l a rı n sendikacı l a r çerçevesi n d e yuva la n m ı ş olan bilinçli ve b i l i nçsiz hizmetka r/arı; birlik fikrine karşı gerekçeler uyd u rma kta , p a rça­ buçuk dağınıklığı koruma ve sen d i ka ha reketinde küçük « soğ u k h a rp »i sürdürme çabalarında. g itg ide usta la şmakta d ı rl a r. Bölücülerin defa l a rca sarı ldıkları a nti-kom ü n iz m paslı silahı haıa duva ro a s ı l m ı ş değ i l d i r. Merkezi B rü ksel'de olan Uluslara rası H ü r Sen d i ka la r Konfederasyon u , birlik olma eğ i l imlerine m u ha lefetin elebaşısı ol maya deva m ed iyor. ·Belki NATO o rg a n l a rına bölgesel ya kınlığından veya U HSK'un ideoloji k bakım­ d a n sımsıkı bağ l ı olduğu Sosya l ist Enternasyonal'in sağcı yönetici leri n i n etkisi a ltında kaldığından olaca k ki, konfederosyon, d a h a k u ru l uş a n ı n ­ d a n iti baren, gerçekte B S F ile h e r 'h angi b i r temastan - b u federasyon u n 793


defa l a rca istemesine rağ me n - çekin mekted i r. Sağcı sosya l ist l i derler, AEF-OSK imtiyazlı z ü m resinin temsilcileri J. Mini ve kafada rları g i bi a nti­ kom ü n iz m ucubelerin i n konfedera syondan çıkmış ve onu dolar d esteği liltufla rında n yoksun etmiş olmaları na rağmen, ayak d i remeye bugün de deva m etmektedirler. UHSK'na bağ l ı en büyük ve e n etkili u l usal sendika b i rl i klerinin, kon­ federasyon ile BSF a rasında işbirliğinden yana çıkmaları d i kkate değer. Britanya Treyd ü n io n l a r Kong resi, d a ha 1 971 yılındaki kong resinde bu ruhta b i r kara ra va rdı . 1 972 y ı l ı n d a Alman Send ikalar Birliğ i (FAC) iX. Kong resi de buna benzer b i r kara r a l d ı . Bu olay, sosya l-demokrasinin etkisi a ltında bulunan Batı Alman sen d i ka la rı n ı n , işçi sınıfı tarafı ndan yürütülen m ücadelenin etkisiyle, a rtı k kend i sağcı sosya list patronlarının mevzi/erine kıyasla daha rad ikal m evzilere geçti klerini b i r kez d a h a gösterdi. B u yılın Şubatında yeni b i r yöresel birliğin, ya n i Avrupa Sen d i ka l a r Konfederasyon u ' n u n (ASK ) k u ru l ması, b i r yere kadar, UHSK' n ı n eylemin­ den ve sekter tutum la rı n da n hoşnutsuzluğun ifadesi sayı l a b i l i r. B u kon­ federasyon yepyeni bir kuruluş olduğundan, oynıyacağ ı rol hakkında be­ l i rl i bir şey söyl iyebi lmek için vakit henüz erke n d i r. Fakat ASK'n ı n, söz ü n tam a n la miyle UHSK' n ı n cl materyal i nden kurulduğu halde, d a ha i ş i n başı nda eylemini b i r başka temel üzeri ne oturtma k niyeti nde o l m a s ı d ik­ kate değer. Yen i konfederasyon u n ilk başka nı, B ritanya Treydü n ionlar Kongresi Genel Sekreteri V. Frezer, verd iğ i bir m ü l ô ka tta şunları söylüyo r : «Yeni konfederasyon, ideoloji'k ve d insel kapa n ı k l ı k prensipini s i l kip atı­ yor. ASK' n ı n kapı l a rı bütün Avrupa sendikalarına a çı ktı r . . . Biz, gele­ cekte Avrupa sosyalist ü l keleri sen d i ka b i rlikleri n i n de a ra m ıza katı lacak­ l arı ndan şüphe etmiyoruz. Sen d i ka l a ra rası temas ve işbirl i ğ i n i geliştirme eğ i l i m i n i n g üçlenmekte olduğu u l uslara rası send ika hareketinde ş i m d i ki d urum u n m a ntığ ı bud u r» (4) Bu elbette UHSK yöneticilerinin ağzından şimdiye kada r işitmed i ğ i m iz yepyeni bir şeydir. Demek ki, b i l i nen deyime rağ men, bizim za m a n ı m ızda a rm utla rı n a rtı k kökünden epeyce uzağa d üş­ meye başlad ı kları görülmektedir. Bugün çok u l uslu teke l lerin varl ığından ötü rü gitg ide büyüyen tehliıke­ n i n ôdeta UHSK yöneticilerini de endişeye d ü şürmeye başla d ı ğ ı n ı göste­ ren bazı ü rkek işa retlerin de bel i rd iği görülüyor. Daha geçen yıl, konfe­ derasyon u n genel sekreteri O. Kersten, basına verdiği bir demeçte ş u vaatte b u l u nd u : « U HSK kesin l i kle a nti-ka pi ta l ist mevzilerde y e r a laca k, yayı lıcı politikaları s ı rf kend i kud ret ve kazançları n ı a rtırmaya )'önel i k olan

(i) Yeni konfederasyona 30 mi lyon üyeyi kapsayan 1 5 Avrupa ü l kesi sen­

d i ka birli kleri g i riyorl a r. Bunları n hepsi aynı zamanda üye sayısı 50 mi lyonu bulan U HSK'na d ah i l bu l u n uyorlar. n «Trud .. - SBSMŞ' n ı n o rganı, l A. V i i i . 1 973.

794


tekel leri, bu tutu m l a rı n ı değ iştirmeye zorl ıyaca ktı r. » Bu elbette öğ ü l meye değer b i r n iyettir. Ne va r ki şu soruyu sormaktan kend i m izi a l a m ıyoruz : UHSK, ken d i soyundan örg ütlerle eylembirliğinden kaçındığına göre , u l us ­ l a ra nası tekeilerin y o l u n a nasıl s e t çekebilecekti r? Bugün ka rşı karşıya b u l u n u l a n ödevler, uluslara rası send i ka ö rg ütleri nden hiç b i rinin tek başına çözemiyeceği kad a r büyüktür. Tekelci a htapotlar, a nca k e mek­ çilerin u l usla ra ra sı ölçüde g üçbirl i ğ i yapma ları sayesinde, kol l a rı n ı geri çekmek zorunda b ı ra k ı l a b i l i rler. Uyuşmazlığı s ü rd ü rü p g itmenin gizli ve a ç ı k tarafta rları, son zaman­ l a rda, send iko lm a rasında, işbirl i ğ i olana ğ ı n ı p rensip itiba riyle orta d a n k a l d ı ra n b ü y ü k y a p ı s a l ayrı m l a r, program v e t ü m sosya l felsefe ayrı m l a rı olduğu tezini s ı k s ı k i leri s ü rüyorl a r. Ve a s ı l bundan ötü rü, UHSK' n ı n ge­ çen yıl Londra'da yapılan kongresinde de belirtildiğ i üzere, « her şeyin evvelce olduğu g i b i ve ken d i yolunca gelişmeye b ı ra k ı l m a s ı » gerektiğ i n i söylüyorl a r. F a k a t ulusla�a rası tekellere k a rşı m ücadeleye g erçekten ta raf­ ta r olanları n böyle bir fata l izme evet demeleri m ü m k ü n m ü d ü r ? U l u s l a ra rası send i ka h a reketinde büyük prog ramsa l v e i deol oj i k ayrım­ olduğunu ki mse inkar edemez. Doğ a l olara k, s ı n ıf m ücadelesi mev­ zilerinde yer a la n l a r i le, « sosya l pa rtnörl ü k » ve « s ı nıfsa l barış» g i bi refor­ m ist görüşleri kı lavuz edinenler a rasında büyük ayrı m l a r va rd ı r. Komün ist­ ler bu g i b i görüşleri kabul etmed i k lerini hi ç bir za man g izlememiş ve reformistleri d a i ma a ç ı kça eleşti rmişlerd i r. F'akat s a m i miyetine g üven ile­ b i l i r hiç bir birlik yanlısı, gelecekteki partnörlerinden i d eolojik « yönelim düzeltmesi » ya pmalarını veya k u rd ukları uluslara rası i l işkilerden vazgeç­ melerini peşinen istiyemez. Im

Bugün çeşitli send ika b i rl i klerinin b irleşmesi d iye bir şey sözkonusu değ il d i r (velevki, görü ld üğ ü g i bi , böyle e ğ i l i m le r de vard ı r) . Dolayısiyle, ya pısa l , prog ra msa l ve hele ideoloj i k ayrı m la rı n ta ma men gideri l mesi sorunu d a yoktur. Böyle bir ödevin ortaya konulması, d ey i m uyg unsa eğer. bel ki de pek uzak olmıyan « geleceğ i n m üziğ i »d i r. Fakat hayat bugün so­ runu b i r başka d üzeyde ortaya koym a kta, ya n i u l us,al ve u l us l a ra rası ça pta işçi örgütleri a rasındaki ölümcül ya bancı laşmanın g id erilmesi ni, emekçilerin ha k ve isteklerini savu nmoda eylembirliğine i l işkin bir plôn hazırlaya bilmek üzere, a ra l a rında g ü ve n l i temaslar ve i l işkiler kurulmasını öngörmekted i r. Ekim ayında Va ma'da (Bulgaristan) ya pılaca k olan ViII. Dünya Send i ­ kalar Kongresi'nin. b i r l i k sağ lama v e sen d i ka l anti-monopolist m ücadele yolu nda olağa nüstü önemli b i r aşama olacağı ümit e d i l mektedir. D ünya Send i ka l a r Federasyonu, b u kongreye, görüşül m ek üzere, b i rincil önemde b i rçok doküman tasarısı sunmakta d ı r. Bunlar a rasında, uluslara rası koşul­ l a rı , send ikaların d u ru m u n u, ödevleri ni, g ü n ü m üzün en ertelenmez prob­ lemleri n i n ve bu cümleden olara k ayrı sendika birli klerine bağ l ı emekçilerin 795


birlikte hareketin i örgütleme problemleri n i n çözüm yollarını ayrı ntı lı olara k ta h l i l eden yönel i m dokümanı tasarısı vard ı r. Yine b u n l a r a rasında « ş i m d i ki aşamada sen d i ka ların ha kları ve kapi­ tal ist memleketler e mekçileri n i n sosya l-ekono m i k iste kleri yasa s ı » tasa rısı büyük bir emek ü rü n ü d ü r. Bu belge, işçi sı nıfı n ı n menfaatleri ve ha'kl a rı uğrunda sendikalarca yürütü len m ücadelede u l uslara rası tecrü beyi genel leme, çeşitli kategori­ lerden emekçilerin - kad ı n l a r, gençler, göçmenler, m ü hend is-teknisyen görevliler - özel istekleri n i sa pta ma, uluslara rası tekel lerin eylemi, doğal çevrenin koru nması, eğ i ti m -öğ retim ve mesleki h a z ı rl ı ğ ı n demokratikleşti r i l ­ mesi, ekonomik v e politi k demokrasi kuru l ması v b . g i b i i l kesel soru n l a rd a i ş ç i sı nıfı nın görüşlerini yansıtma y o l u n d a değerli b i r denemedir. Bu d okü manları n, bütün somut nitel iğine rağ men, korporatif ruhtan ve bir a teiye sınırlılığından yoksun olduklarını, emekçi inso n l ı ğ ı n b üyük ço­ ğ u n l u ğ u n u n emel lerini dile geti rdikleri n i b u ra d a beli rtmenin önemi vard ı r. B i r de şu noktayı hatırlatmak isteriz : BSF tüzüğ ü ne göre, d ünya kongre­ sine bütün sen d i ka örg ü tleri kat ı l a bi l i rler. Bu kayıt, birlik ve eylembi rliğ i tarafta rlarına büyük olanaklar vermekted ir. Ve eğe r bunları n tartışmaları sonucunda, sen d i ka ların hakları ve emekçi lerin istekleri genel yasası iş­ len i p ka bul edile b i l i rse, bu başarı, kapital ist m em leketler örg ütlü işçi s ı nıfının tekellerle cepheleşmede tutma kta olduğu mevzileri büyük ölçüde g üçlen d i rebilir. Ka l d ı ki, ta ri hsel tecrübe, değ i ş i k eğ i l i m l i sen d i k a l a r a ra ­ sında uyuşmazlığı, böl ü nmüşlüğü g idermenin v e eylembirl iğ i n i sağ lama­ nı n, sa h i p old ukları g üc ü kat kat a rtı rd ı ğ ı n ı göstermekted i r. Yan Prajski

796


Büyük Oktobr ve tekcephe sorunu Konsfantin Zarodov

Tari h bilimleri doktoru (SSCB) Kapita l ist m em leketler komünistleri, işçi sınıfı n ı n parti ve örgütleri a ra ­ sında s ı k ı b i r işbirliğ i n i, a nti- monopol ist g üçler a rasında tekcepheler mey­ dana geti rilmesini öngören kesin bir çizgiden yü rüyor/ar. B u ödevi, uyg u­ ladıkla rı strateji ve taktiğin en önem l i böl ü m ü sayıyor/ar. B u yO'Z lda, Len i n ' i n Partisinin, Büyük Oktobr Sosya list Devrim i döne­ minde devrimci g üçleri n birliği için yü rüttüğ ü mücadelenin bazı soru n ­ l a rı, yani g e n i ş emekçi yığ ı n larını, toplumun ilerici v e demokratik ta ba­ ka ları n ı devrimden yana kazan maya i l işkin somut ta ri hsel tecrübe ele a l ı n­ ma ktad ı r. HALK DEVRi M i N i N REELLiGi VE "TEPEDE HOKOMET DARBES i " EFSANESi Daha Ikinci Enternasyonal oportünist/eri ve Rus menşevik/eri, Rusya'da sosyal ist d.evriminin düped üz bir « tepede hükümet d a rbesi", bir " bolşevik isya n ı " ve " bi r avuç kom p/ocu »nun işi olduğu iddialarını piyasaya sürd ü ­ ler. Her boydon ve soyda n a nti-komünistler de o za mandan beri b u uydu rmayı tekro rlamaktan vazgeçmed iler ve vazgeçmiyor/ar. (t) Devrimi bolşeviklerin " d a rbe"si olara k gösteren bu efsaneyi piyasaya sürenlerin, b u n u n doğruluğ una herkesten önce kend ilerinin inand ıkları n ı söylemek zordur. Efsaneyi ısrarla yaymaya devam ettiklerine g ö re, ken d i ­ l e r i n i ta rih sel gerçeği h i ç e saymaya iten başka nedenl er, başka çıka rlar olsa gerektir. Op'artü nist a k ı m lo rı n - sağ ve "sol" - temel yarg ı /arını

(t) Orneğ i n, H . Markuze'ye göre, Rus Devri m i sırasında " ideolojik bilinçli

öncü " devlet egemenliği m ücadelesi n de "yığı nsal partb.yi b i r ôlet 010rak kullan mış, y'a ni, bir başka deyişle, devri m i yığınlar ve hattô pa rti değ il, partiyi sadece bir ô /et olara k elinde bulundura n "öncü" yapmış­ tır ( Ba k : The New York Times, Ağ ustos 7, 1 972). Kembriç Universitesi Kraliyet Koleji öğ retim üyelerinden prof. J . Dunn, Oktabr Devrimi'nin sadece " önemsiz bir g rup ayd ı n ı n da rbesi " olduğunu yazmakta d ı r (Ba k : J . D u n n . Modern Revol ution. A n i ntroduction to the Ana lysis of a Politica l Phenomenom, Ca m bridge, 1 972, p. 46). Avusturya l ı politik yazar L. Reichhold'e göre de, Rusya'da ya p ı / a n sosya l ist devrim, prole­ taryan ı n işi değil, d aha çok " Rus h a lk ı n ı n devri mci seçkenleri »nin ese­ ridir (Ba k : L. Reichold. Abschied von der proletarischen i l l usion. Das Ende e i nes revolutionören Mytho1s. Frankfurt a m Main, Knecht, 1 972, s. 1 91 .) 797


bilenler için, bu propagandanın ne g i b i b i r politik y ü k ü m ü olduğu apaçık orta d a d ı r. Sağcılar, bunu, kom ü n istlerin d iğer politik g üçlerle işbirliği ko­ nusunda g üya geleneksel isteksiz l i k ve beceriksizl ikleri n i n « ka n ıtı » olara k kullanıyorla r. « Solcula r » ise, bunda ken d i sekter ve serüvenci şia rla rı yara­ rına bir «gerekçe » bul uyorl a r. Ve ne ya ndan baksanız, beri kiler de, öte­ kiler de, ya l n ız Bolşevik Partisi'nin, Rusya işçi sınıfının ve emekçi yığı nları­ n ı n devri mci ka'hra ma n l ı ğ ı n ı değ il, aynı za manda çağ daş komünist h a re­ keti n i n stratej i s i n i, ya ni tekellere ve e m perya l izme karşı savaşta sol ve d emokratik g üçlerin sımsıkı birlik olmaları ödevi ni en başa a la n stratejiyi gözden düşü rmek için ta ri h i zorlayıp d u ruyorlar. Bolşevi k Partisi n i n Oktobr Devri m i nden önceki dönemde gösterd iği eylem i n ka rakteristik çizg i leri ve genellikle olayların g i d işi, devri m i , « bi r avuç koplocu » n u n v e hatta topyekun 350 b i n kişilik partin i n yaptı k l a rı , ya n i adeta karşı-devri m i n « a sa lehi nden yara rla narak v e 1 50 m i lyon l u k h a l k ı n ha beri b i l e o l m a d a n gerçekleşti rerek bir o l u p bitti h a l i n d e dayat­ tı kiarı yolundaki uyd u rmayı en iyi biçimde yalanlamaktad ı r. Proleta rya n ı n menfaatleri n i n politik ifa decisi (2) olan ve emperyalizm devrinde ancak işçi sınıfının sosya l devrime daya n a k ve vurucu g üç ola­ bi leceğ i n i iyice kavrıya n Bolşevi k Partisi, bu s ı n ıfın safla rında örg ütsel ve politik b i r kenetli b i rl i k ya ratma k, işçi hareketi ni b i l i m se l sosya lizmle b i r­ leştirmek, devrimci a ktifliğe yöne l i k yığınlar a rasında işçi sınıfının yöneti­ cilik rol ü n ü tem i nat a ltına a l m a k için d urmaksızın ça lışm ıştır. Parti, d a h a çok, proleta rya nın en bilinçli, toplu ve örg'ütlü böl ü m ü , yan i fabrika - işletme işçi leri a rasında ça l ı şmaya ça ba gösteriyord u. Devri m i n çel i k y u m ruğu a s ı l Petro g ra d , Moskova, H a rkov, B a k ü , ivanovo-Voznesensk vb. g i b i şehi rlerin en büyük işletmeleri n i n örsünde döğ ü l m üştü. Bu, bolşe­ vikleri n, eylem lerini başkent ve d iğer büyük end üstri merkezleri çerçevesi içinde tuttuk l a rı a n la m ı na gel mez (bu yolda i d d i a l a r da eksik değ i l d i r) . Onlar bütün Rusya proletaryası n ı devri mden yana kaza nmaya çabal ıyor, sendikalarda, gençl i k ve kadın örgütleri nde, sigorta kumpanya l a rında, ya rd ı m sa n d ı klarında, k üç ü k fa brikala rda ve zanaatçı i l işkilerinde ca n l a b a ş l a ça lışıyorlardı. Ve b u ça ba l a r kayda değer sonuçla r vermekte d e g ecikmed i . V. i . Leni n ş u n u bel i rtiyord u : « Bolşevikler, h e r şeyden önce a rkalarında proleta rya n ı n m uazzam çoğ u n l uğ u ve bu çoğ un l u ğ u n içinde de b u i lerici s ı n ıfın en bil inçli, enerj i k ve devrimci böl ü m ü , g e rçek öncüsü bulunduğu için üstün gelmişlerd i r. » (3) Proleta rya bolşevikleri n a rkasından yürüdü, çünkü bolşevikler, Ma rksiz(2) Bolşevi k Pa rtisi proleter kma kteri ni kendi sosya l yapısında açıkça yan­ sıtıyord u. Şöyle ki, Oktobr Devrimi a rifesinde parti üyelerin i n beşte üçü işçiydi ler. e) V. i . Lenin, Bütün eserleri, c. 40, s. 5. 798


mi n k u rucu ları n ı n komün istler hakkındaki sözlerin i n, ya n i « topyekun hare­ ketin menfaatleri n i komün istlerin savu n d ukları » yarg ı s ı n ı n doğ ru l u ğ u n u ta­ rihte ilk defa olara k elle tutulur ve ya l a n l a n ması olanaksız bir pratikle gösterd iler. (") Bolşevikler bununla birli kte, yal n ı z proleta rya n ı n bütün b i r­ l i kleri n i d eğ il, aynı zama nda m uazza m memleketin b i rçok sektörlerden ol uşa n gayet ka rmaşık, topl u m u n devrime katı l a n d iğer sınıf, ta baka ve g ruplarını d a bir bayrak a ltında topiıyon h a reketin, menfa a tlerin i n kom ü ­ n istlerce savu n u l d uğ u ya rg ı s ı n ı n doğ ruluğunu d a ispat etti ler. Köylü Rusyasında (5) buna ulaşabil mek için, proletarya partisi n i n köyde büyük çalışma l a r y ü rütmesi gerekiyord u. Gerçekten de büyük sayıda ör­ g ü tçü ve propagandacı hep köylere yönel iyor, ora l a rd a parti g rupları, köy komiteleri ku ruyor, özel beya nnameler ve "Yoksul Köylüler» gaze­ tesi n i çıka rıyorl a r ; köyl ü lerin konferans ve kongrelerine bolşevikler a ktif ola­ ra k katı l ıyorl a rd ı . Kapita l izmin gel işmesi köy l ü leri y ı k ı ma uğ ratıyor, ekmek parası kaza nmak üzere şehi rlere akın etmek zorunda bırakıyord u (ka p i ­ ta l ist mem leketlerde şimd i de olduğu g i bi ) . Bunlar henüz uya n m a m ı ş köy l ü yığınla rıyd ı . Hepsi n i n politik eğ iti m iyle bolşevi kler uğ raşıyor v e bu mak­ satkı " le m lôçestvo» (hemş,eri yard ı m laşma derneği ) gibi özel birlikler, propaga nda okul ve dernekleri kuruyorl a rd ı (6). Bolşevikler, d oğ a l olara'k, sosya list d evri me hazı rl ık s ı rasında en büyük d i kkati sömürülen iki sınıf - proleta rya ve emekçi köylüler - a rasında bir savaş birliği ve ittifakı yaratma sorununa ayırıyorl a rd J . Ne va r ki, bu olay, onların, d iğer ha l k taba ka ve g ru plarına karşı i lgisiz kaldıkları a n la m ı n a gel mez. Bug ü nkü i d eoloj i k-pol itik tartışmalar ba k ı m ından, bolşeviklerin, sosyal menfaatleri işçi sınıfının menfaatleriyle g itg ide daha çok örülen, ya ratıcı eğ i l i mleri ise burj uvazi n i n menfaatleriyle g ü nden g ü n e d a ha fazla çelişen a yd ı n l'arı da devri me aıktif o l a ra k katıl maya çekti klerini bel i rtmek de b i l ­ hassa öneml i d i r. V. i. Lenin, M. Gorki' n i n naklettiğ i deyi m iyle, b i l g i n leri, " bütü n Rus ve Avrupa Arşimet'leri » ni (i) kend i nden yana kaza n ma k eme(") K. Ma rks ve F. Engels, Eserleri, c. 4, s. 437.

(5) Köylüler (esnafla rla birlikte, fakat köy a ğ a l a rı ha riç) ü l ke n üfusunun % 66,7'si kad a rd ı .

(6) O zamanki Rusya k oş u l larında, devrimci proletarya pa rtisinin politik

çal ışması n ı n d iğer b i rçok öne m l i yönleri de gerçekte köy l ü p roblemiyle bağlıydı. Oyle ki, bolşevikleri n ordu içi ndeki eylemi, a sker ka putu g iy­ miş o n m ilyon l a rca köy l ü n ü n politik eğ i ti m i n i başa rmakta n başka bir şey değ i l d i . l i ra Rusya nüfusu n u n Rus olmıyan kesi m i (toplam n üfu­ sun % STsi) öncel ikle köyl üyd ü : bolşevi kler tarafı n d a n ya ratı lan, u l usal ezgiye son verilmesini, sosya l izme ulaşılmasını öngören h a reket de keza köy l ü sorun unun çöz ü m ü mücadelesiyle d oğ rudan doğ ruya bağ l a ­ nıyordu ( b u ha rekete parti n i n 1 00 bi nden fazla üyesi katı lıyord u). (7) Bak : M. Gorki, V. i . Len i n, Moskova, 1 959, s. 38. 799


l i n deyd i. Parti, kafa emeğ i i nsa nları a rasında çal ışmaya sadece büyük bir önem vermekle k a l m ıyordu. (8) O Rusya nın i lerici ve n a m uslu a yd ı n ­ l a n n ı safları n a çekmeye d e m uvaffak oldu. Ve devri mden sonra, V . i. Le­ n i n'in başka n l ı k ettiğ i h ükü metin, s ı k s ı k « d ünya n ı n en kültü rl ü ve bilgili ka binesi » d iye a n ı l ma s ı rastgele değ ildi. Bundan başka, V. i . Lenin'in, bur­ j uva d emokrasisi a şağı katla rı n d a m ü ttefikler a ra n ması hakkındaki yöner­ gesi n i kı lavuz edi nen parti, şeh i r küçük burj uva yığ ı n ı n ı n temsi lcileriyle de, gerçek burjuvazinin devrimci ruhtak i böl ü m üyle d e politik temasla r kur­ maya ça l ışıyordu. Tek sözle, Bolşe·v ik Partisi, devrime 'k atılanla rın, halkın çoğ unluğunun menfaatlerin i yansıtan b i r plôtform temeli üzerinde birl i ğ i n i sağlamayı ve a ktif eyleme yönelti lmeleri ni, devrimi geliştirmen i n başlıca yolu sayıyord u. Bolşevi kler, geniş halk g üçleri devrimci blokunu yaratma yön ünde tut­ tukları yolun kendile ri n i beli rlenen hedefe va rdı ra ca ğ ı n d a n emind i ler. Ne­ den ? Bunun iki n edeni va rd ı r : Birincis.i, Rusya, ek'onomi'k bak ı md a n geri ka l m ı ş b i r ü l ke olsa bi le, ge­ lişmesinde a rtık emperyalizm aşamasına ulaşmıştı. Memleketin sosyal-eko­ n o m i k ve politik yapısında devlet-tekel kapita l iz m i çizgi leri a ç ı kça belir­ meye başlam ıştı. Bu da, toplumda, bugünkü gelişmiş k apitalizm memle­ ketlerinde olduğu g i bi, sosyal g üçleri n kaçı n ı lmazlıkla kutu plaştı kları , yani halkın büyük çoğunluğunun menfaatlerin i n egemen sı nıfları n d a r bir ta­ ba kası n ı n menfaatleriyle çatıştı ğ ı a nl a m ı na geliyord u. i kincisi, ne 1 905-07 Devrim i , n e de 1 91 7 Şubatında çarlığ ı n devri l mesi, halkın genel demokratik isteklerin i tatmi n edebiimiş değ ildi. Memlekette, ' biri mem leket çapı nda ve toprak, h ürriyet, .d emokra s i için savaş, d iğ eri toplu m u n sosyalist temeller üzeri nde yeniden kurulması için slnıfsal-proI2ta rya savaşı olmak üzere, iki sosyal çarpışma a l ı p yürüdü. Rusya olay­ l a rı n ı n özelliği de buydu. Fakat bu, XX. yüzyılda d iğer burj uva memleket­ lerinde meyd a n a gelmekte ola n d u ruma kıyasla değ il, XiX. yüzyıl koşul­ l a rı n a kıyasla ken d i n i gösteren özel li kti. Bütün halkı kapsaya n demokra ti k ha reketle proletaryan ı n y ü rüttüğü sınıfsa l savaşın a y n ı devrim selinde b i r­ leşip örül mesi, emperya l izmde, bugün de hayatın yen i yeni kanıtla rla doğ­ rulamakta olduğu b i r yasa l l ı k haline gelmektedir. Bolşevikler işte bu objektif koşu lları kavrıyor ve buna göre h areket edi­ yorlard ı . Onlar, elbette ki, ta ri h i n kendiliğinden-gelme biçimde gel işe­ ceğ ine ve halk yığ ı n l a rı n ı n gerçek duruma Ma rksist-Leni n ist d üşünceni n

(8) B u yolda, pa rti n i n, d a h a RSDi P Petersburg Komitesi ' n i n a yd ı n l a rla

temas görevin i yopacak b i r özel g rup meyda n a geti rdi ğ i ve Odesa Kom itesi'nin de bizzat kurmuş olduğu Sosya l- Demokrat Ayd ı n la r Bir­ liği'ni yönettiği B i rinci Rus Devrim i za manından gelen zen g i n gelenek­ leri vard ı r.

800


verd iğ i g i b i d erin ve b i l i msel değer h ü k m ü n ü kılavuz edi nece k lerine bel bağ lıyamazlardı ve bağ la m ıyorl a rd ı . Bundan ötürü, pa rti, en öneml i öde­ vin, ya n i çöz ü m ü ne halkın çoğ unluğunu b i rleştirme ve devri mden yana çekme işinin bağ l ı olduğu ödevin, b u çoğ u n l u ğ u n isteklerin i a la bi l d iğ i ne açıklıkl a yansıta n bir politik prog ra m i leri s ü rmek olduğu kanısı ndayd ı . Tarihi materya l izm, politik ekonomi v e b i l i msel sosyalizm kotegori ve teri m­ leri, memlekete yarı okur-yaza r halkın a n l ıyabi leceğ i b i r d i l le s·u n u l ma lıyd ı . V . i. Len i n' i n , Bolşevikle r P·a rtisi'nin büyük hizmeti, progra m la rında, i leri sürd ü kleri şia rlard a ve halka seslen işlerinde, hep yığınları n sosyal ve demokratik istek ve menfa atlerin i bütün özüyle yansıta bi lecek, herkes tara­ fı n d a n a n l-aşılabilecek Ixısit ifadeleri bulabilmeleri o l d u. o zamanki Rusya n ı n somut koşulları n da, bunla r, h a rp ç ilesine k a n ı k­ sa mış memleketin kulağına barı ş ı söyliyen, yete rsizliği yüzünden a çl ığ ı n mem leket ölçüsünde yaygı nl aştığ ı ekmekten ve köylülerin, yeterince sağ­ lanmadıkça kend i varl ı kları n ı nasıl sürd ü receklerin e akıl erd i rmedikleri toprakta n ba hseden sözlerd i . Bu, Oktobr Devri m i ' n i n çok öneml i dersiyd i . B u d ers, h a l k ı n sağ l a m devrimci birl iğ i n i ve b u birlikte komü nistlerin yöneticilik rol ü n ü sağ la m a yolunun, a ncak en ertelenmez toplumsal ve ulusal problemlerin çözümüne yöne l i k b i r hedef, uyg u l a nmasiyle Oktobr Devrimi döneminde bolşevi klerin değ i l, burj uvazi ve uzlaşıcılar h ü kümeti­ nin tecrit durum una d ü ştükleri b i r prog ra m bel i rlemek s u retiyle a ç ı l a b i le­ ceğ i n i ö ğ retiyord u. Sözü geçen hükü mete karşı, iktidarın tümüyle ken d i ­ lerine veril me s i n i istiyen Sovyetlerin çoğ u, kapitalistlerin d i ktasın ı istemi­ yen sendikalar ve d iğer işçi örgütleri, toprak reformu n-a ca n a ta n köy­ l ü ler, büyük devlet ezgisi a ltında i n liyen ulusal yörelerin geniş yığınları, em perya l istlerin açtıkları harbi sürd ü rmekten el çeken o laylar ve d a ha büyük a skeri b i rl ikler hep aynı tekcephe içinde b irleşiyorlard ı . Bolşevikler bu çeşitl i devrimci g üçler sel i ni b i r genel mecra d a b irleştirmeyi, yönetmeyi ve pol itik bak ı m d a n tek hedefe doğ ru yöneltme)'i başard ı l a r.

Bundan ötürü, V. i. Len i n, pek haklı olara k Kom i ntern'in ı l ı . Kongresi kürsüsünden şu gerçeği d uyuruyord u : « Rusyad a biz küçük b i r partiyd i k ; fakat, buna rağ men, bütün ü l ke n i n işçi ve köylü Sovyetleri delegeleri n i n çoğ u bi�i m l e beraberd iler . . . Ord un u n d a hemen hemen yarısı bizden yanay d ı . . . (�) Demek o l uyor ki, böylece, yalnız h a l k a d ı n a ve halkın menfaatleri için ya pıldığından ötürü değ i l , her şeyden önce gerçekleştiril mesi içi n b i rleşen hal-kı n ken d i eseri o l d uğ unda n ötürü h a l kçı bir kara kter taşıya n sosya l ist devri m rea l i teleriyle ka rşı laştırı l ı nca, môhut « tepede d a rbe" efsa nesi tuzla buz olmaktad ı r.

(!i) V. i. Len i n, Bütün eserleri, c.

44,

s. 26 801


HALKLAR ı N I RADESI N E AYKıRı H AREKET EDEN KiMDiR? Hemen hatırlata l ı m ki, politik savaşta hedeflerin i n neler o l d u ğ u n u a ç ı k ve kesin b i r surette beli rten Bolşevi k Partisi, öze l l i kle seçmenleri n i rade­ sine daya nara k silôhlı ayaklanmaya başvurm uştur. O seçmenler ki, pren­ sip bakı m ı n d a n önem l i b i rçok seçim d e - Petrog ra d Sovyeti seçi m i n de, Moskova Şehir Duma ' l a rı seçim inde, Kuzey Bölgesi Sovyetleri Kong resi seçi m i nde, n ihayet Sovyetlerin Rusya i i . Kong resi seçi m inde - hep Bolşe­ vik Pa rtisine çoğunlukla oy vermişlerd i r. Buna rağmen, i deoloj i k düşman­ ları mız, bütün b u kanıtları öğ ren me za h meti ne g i rmeden veya bunları " un utara'k », « bolşeviklerin Okto b r denemesi »nin halkın i radesine karşı, demokratik olmıyan yolda ", g iriş i i m i ş bir h a reket olduğ unu i d d ia eder d ururlar. ,sun u n l a i l g i l i olara k tarih sel gerçeği açı klam a k bil hassa yararlı olaca ktı r, zira b u gerçeğ i n ta hrifiyle, kom ü nistlerin g üya demokra s i n i n ve demokratik k u rumla rın prensip itiba riyle d üşmanları ve nerdeyse gaddar­ i ı k ve zork u l l a n ı m ı n i n a n m ı ş tarafta·rla rı old uklarını « i spatl a m a k » g i b i a p a ç ı k b i r politik m a ksat g üdülmekted i r. Bize eleştiriler yöneitenler çokçası iki " k anıt"a daya n ı rl a r : Biri ncisi, o zama n halkın çoğ u n l uğ u g üya Sovyet egemen l i ğ i n i kabul etmemiştir ve birçok isyan l a r, vata n d aş harbi ve politik göçler buna ta n ı k l ı k etmekte­ d i r ; i k i ncisi, bolşevikler Ku rucu Medisi d a ğ ı tm ı ş ve bu suretle « ha l k i ra ­ desi n i u m u rsa madıkları » n ı gösterm işlerd i r. (10) O nce genel sorun üzerinde bira z d ural ı m : Bolşevi kler devrim sırasında zorkullanım baskı m etotları uyg u la m ı ş l a r m ı d ı r ? Evet, uyg u l a m ışlard ı r. fakat bu, halkın iradesi üzerinde değ i l, halkın iradesi gereğince zorkul­ l a n ı m d ı r ; çoğunluğa, yani işçilere, köylülere ve diğer emekçi halk ta baka­ larına karşı (uzlaşmaz zıtlıklarla çatışık toplum kuruluşlarına özg ü) zorkul­ lanım değ i l , ta m d a bu h a l k çoğ u n l uğ u karşısı nda b�lunan, d i renen sı nıf­ lara , yan i mevzi lerinden iti lm i ş azınlığa karş ı zork u l l a n ı m d ı r. B i r başka deyişle, bunlar, b i r avuç kapitaliste, pomeşçi klere ve bağ naz-tefeci ta kı­ mına ka rşı, topl u m u n sosyal istçe yeni lenmesine karşı d i renen sa botajcıları ve karşı-devrimcileri d i zg i n lemek için a lı n a n zorl a m a ted b i rlerid i r. Ka ldı k i, bolşevi kler, b i l i n d i ğ i üzere, düşma n lara karş ı yeteri kadar kesin davra n ­ mayışın uğra n ı lo n yenilginin nedenlerinden b i r i n i teşkil etti ğ i Paris Kom ü ­ n ü tecrü besi n i de ç ı k ı ş noktası ya pmışlard ı r. Sağduyu burada her şeyden önce şu şaruyu ortaya koyuyor : Genel likle zork u l l a n ı m olmadan, devri m , hattô barışçı yold a n gel işen b i r devri m ya pı-

( III) Omeğ in, fra nsad a son parlômento seçimleri öncesi pol itik kampanya

s ı rasında, a nti-ko m ü n i st isteri n i n körü klenmesine katkısını esirgemiyen i ktidardaki UDR'in l ideri A. Peyrefit, bolşevi klerin vaktiyle seçim lerde tl/o 25'ten d a ha az oy kaza n d ı klarını ve buna rağ men i ktidarı ele ge­ çirmiş oldukları n ı söyledi (ba k : L' H ü m a nite, 21 Ekim 1 972.)

802


l a b i l i r m i ? N i hayet, devrimci değ işiklik, devlet yönetiminden bir sı nıfı uza k l a ştı rması ve yerine b i r başka sınıfın egemenliğini getirmesiyle, basit bir hÜ'k ü met değ işi m i n den a y rı l m a kta değ i l m i d i r ? Şu d a var ki, hiç bir yönetici ve egemen sı nıf, hiç bir yerde ve hiç bir za man i ktidarı gön ü l l ü olara k bırakmaz. öyle k i , zorkullanom, h e r devrimde, gerçek a n lamdaki her devrimde kaç ı n ı l maz olara k a raya g i rer ve a nca k d u ruma göre bunun biçim leri değ işebilir. Bolşevikler, Rusyada; diğer her memlekette olduğu gibi, politik iktidar­ d a n uza klaştırı l a n burj uvazinin daha b i r s ü re, büyük ölçüde ser mayeye, i d a re a l ışka n l ı kl a rı na, a skeri tecrü beye sa h ip olara k, u l uslara rası em per­ ya lizmin destek ve ya rd ı m ına daya n a ra k, yeni d üzene karşı çetin bir d i re­ niş göstereceğ'in i g özönü nde b u l u n d u ruyorl a rd ı . Böyle de oldu. Burj uvazi, ta h ri k ve sa botajlar, mahut .fabrikatör g revleri örg ütlüyor; yeni d üzen i n kurulmasında o rtaya çıkan ekonomik g üçlükleri kötüye k u l lanara k, h a l k a rasında hoşnutsuzluk ya ratmaya v e körüklemeye, onu h ü k ü mete karşı dav­ ra nışlara kışkırtmaya çal ışıyord u. Burj uvazinin bütün eylemi, memlekette ekonomik ve pol itik b i r ka rgaşa y a ratmaya, b i r iç h a rp çıka rtmaya yöne­ l ikti. Bu ka rşı-devrimci eylem ler, d oğ a l olarak, bolşevikleri, d evrime ve halk egemen liğine uzanan el leri kı rma k üzere ted bi rler a l m a k zoru nda bırakıyor, mülk sa h iplerinin ma l ı n ı m ü l k ü n ü ve sosyal i mtiyazlarını elinden a l ma işini önem l i ölçüde h ızla ndı rıyordu. F'i k i r d üşmonlarımız, bolşevi klerin « zork u l l a n ı m »ı n d a n, h a lk i ra'de's ine sözümona aykırı y ı kıcı h a reketlerinden söz ederken, bolşevi kler için daha işin başında sosyal izm u ğ runda m ücadele a la n ı n ı n zorkullanım değ il, hele «yıkıc ı l ı k » filan d a değ il , ya pıcı l ı k olduğunu « un utur» görün üyorla r. Pa r­ tim iz, memleketin k a rşı karşıya bulunduğu problemlerin olumlu çözü m ü n ü , k ö k l ü sosya l-ekonomi k dönüşümleri, tüm halk ekonomisinin y e n i baştan k u rulmasını öngören bir progra ma (tl) sa hip olara k i ktidara d oğ ru i ler­ liyord u . B u çok önemliydi, çünkü tari hsel tecrü benin gösterd iği ve göster­ mekte olduğu üzere Ma rksist-Leninist pa rti n i n m u ha l efetten yönetici pol i ­ t i k güç d u ru muna maharetle geçmesi soru n u i l kesel b i r teorik ve pratik önem taşıyordu. Lenin, iktisadiyatta sosya l ist ya pılışın oluşa b i l mesi içi n, fa brika ve işlet­ meler üzerinde bir demokratik işçi kontrolü uyg u lanmasını, bunların bütün halkın m ü lkiyeti haline geti ri l mesi ni, bankaların m i l l i leşti ril mesini, Rusya­ n ı n bütün h a l k ekonomisini ayarl a m a k üzere b i r Yüksek Ekonomi ŞCırasl m eydana g etiri l m esini zorun l u koşul sayıyord u. Hele ü retim üzeri nde işçi kontro l ü n ü n örg ütlenmesine Len i n özel bir önem veriyor ve şunları yazı ( I ı) V. i. Lenin'in bu sorun l a rla i l g i l i o l a ra k 1 9 1 7 yılından önce yazdığ ı en büyük eserleri a rasında ş u n l a r vard ı : « Devl et ve Devri m », «Teh d it eden felaket ve bununla m ücadele yolları », « Bolşevikler devlet ege­ menliğini koruyabilecekler m i ?», « Devrim i n ödevleri » vesairedir. 803


yord u : " Sorunun özü, hattô kapita l i stlerin mallarının müsaderesinde bile değ il, ka pita l istler ve onları n her çeşit ya ndaşları üzeri nde tüm h a l k ça­ pında ve e n geniş kapsa m l ı bir işçi kontrol ü n ü n sağlanmasınd a d ı r. Sa ­ dece müsa d e re i l e hiç b i r şey yapıla maz, çünkü bunda henüz örg ütleme, hesap verme ve doğ ru bir d a ğ ı l ı m unsuru yoktur (12) Işte Sovyet i kti­ d a r ı n ı n ilk buyrul't uları , bunun için, yapıcı ve yaratıcı n itel i kte belgeler olup, ekonomik ve sosya l - politik hayatın yeniden k u ru l ması yolunda p ratik a d ı m la r teşk i l ed iyorlard ı . . ..

Devrim i gel iştirmede tutu l a n b u yol Va,ta ndaş H a rbi i le kesi l d i . Fakat bu h a rp h iç d e Sovyetlere karş ı her hangi b i r halk d irenişi demek d eğ i l d i . Iç ha rbi, ikti d a rd a n uzaklaştırı l a n sömürücü sın ıflar, g erici kuvvetler açmış­ l a rd ı r. Netekim bunlar d a ha sonra d iğ e r birçok devri mde d e böyle h a re ­ ket etm işlerd i r ve ş i m d i d e Şi li'de aynı şeyi yapmak i'Stemektedi rler. Işte Len i n ' i n 19 14-17 y ı l l a rında, e mperya l ist harbini vatandaş h a rbine çevir­ m e şiarını i le ri sürmüş ve savun m uş olmasına daya n a rak, fiiki r d üşmanları­ ımz, bunu parmağa d ola m a kta ve bolşeviklerin g üya vata ndaş h a rbi a ç ­ may'a ca n attıkl a rı sonucunu çıkarmakta d ı rl a r. Ne va r ki, biri ncisi, Len i n o za manki koşulla rd a empe ryalist h a rb i n a ncak vatandaş harbine çevrilmek suretiyle berta raf ed ilebileceğ i n i ve ha rpleri doğ u ra n d üzenin yoked ile­ bileceğ i n i düşü nüyord u . I kincisi, daha sonra Rusya'da devrim i ba rışçı yol­ d a n gel iştirme olanağı ortaya çıkar çıkmaz, 19 17 Nisa n ı nda bu şia rı der­ hal geri çeken başkası değ i l , yine Lenin oldu. Çarl ı k genera l lerinden Korn i lov'un çıkard ı ğ ı isya n ı n bastırı l masından sonra, 1 9 1 7 Eyl ü l ü başında, Len in tekrar devri m i n her hangi bir iç ha rbe hacet kalm ıyocak biçimde ba rışçı yoldan g el işmesi ola nağ ı na dair bir d emeç verd i. Tarihçe b i l indiğ i üzere, Petrograd'da d evri m hemen hemen kansız başla d ı ve vatandaş h a rbi, a ncak eski g eçici hükümet başkanı Kere n ski'n i n a ldata bildiği bir kısım askeri b iriıikleri başkent üzerine sürmesinden sonra başlad ı . (13)

(12) V.

i. Len i n, Bütün eserleri, c. 34. s. 309. Işçi Kontrol ü n ü seçim yoluyle g ö revlend i ri len Fabrika -Işletme Komi­ teleri, Sayg ı n l a r (i htiya rlar) K u ru l l a rı , I ktisa d i Kontrol Komisyonları vb. g ibi i ş'ç i örgütleri gerçekleştiriyo rl a rd ı . Bunlar işçilerin ve tek n i k per­ sonel i n temsilcileri n d en o l uşuyor, ü reti m i n yöneti m i ne , i d a re işlerine a ktif olara k katı l ıyor, k'Cl pita / lstlerin sa bota j l a rı n a set çekiyorla rd ı . 1918 sayı m ı n a göre, Fabrika-Işletme Kom iteleri n i n ve özel işçi kontrol org anları n ı n çoğ u (sırasiyle % 64,3, % 64) fabrika ve işletmelerin yöneti m i ne katılıyorlard ı. (13) Petrog rad'daki s i l ô hl ı aya kl a n ma da 6 kişi öldürüldü ve 50 kişi yara ­ landı. Kerenski'nin önayak olduğu ve birkaç g ü n deva m eden karş ı ­ d evrimci isya n s ı ra s ı n d a (2 Kasım 19 1 7 g ü n ü bastırı l a b i ld i ) uğ ra n ı la n kayı pla r kıyaslana m ıyaca k kadar daha büyüktü. öyle ki, devrimci silôhlı b i rl i klerin g enera l Krasnov kaza klarını kesinli kle yen i l g iye uğ ­ rattı kları ve en yoğ u n çarpışmaların Aleksa nCırovskaya Garı dolayında yoğ unlaştığı 30 Ekim g ü nü, devri mciler 200 kayıp verd i l e r ; düşmanın kaybı ise da ha büyüktü. Burj u vazinin ve pomeşçiklerin a çtıkları Vata n ­ daş Harbi'nin sebep o l d uğ u telefat v e uğra n ı la n kayıplar b u hesap804


Işte tarihi gerçekler, vata n daş h a rb i ve bunun gerçek girişimcileri soru­ nuna böylece ışık tutmakta d ı r. Rusların göçüne gelince, bu d a h a ziyade, yenilgiye u ğ ra tı l a n ve a rtık zafere ulaşmış halkla bağ daşma olanağ ı kal­ m ıyan k a rşı-devrimci lerden, silahı elden b ı ra k m a k istemiyen ve y u rt dışın­ dan, emperyaHstlerin yardı miyle devrime k a rş ı m ücadelesine deva m etmeyi d üşünen en gerici unsurlard a n ibaretti (I'') Göç edenler, her şeyden önce, çarlık uşa ğ ı a ristoknasinin, b u rj uvazinin, pomeşçi klerin temsilcileri ; Vata n ­ daş Harbi y ı l l arı nda' yap ı la n canavarl ı kl a rd a n soru m l u tutulacaklarını bilen s u bayl a r ; devrim i a nlaya mıya n ve halkta n uzak d u ra n bir kısım ay­ d ı n l a r ; a ldatı lımış ve Kızıl Ordu'ya karşı savaşmış ola n a s kerlerd i. Bil i n ­ d i ğ i üzere, birçok göçmen, özellikle köy l ü v e işçi a rasından, emekçi ay­ d ı n la r çevrelerinden yetişen ler, çok geçmeden hata la rı n ı a nlıya rak yurda dön mek isted iler ve döndükten sonra d o Sovyet i ktidarının politi kas ı n ı desteklediler, 'kendileri d e sosyal izm kurucu luğuna katı ldılar. Şimdi fikir düşman ları mızın i kinci « ka n ıb.ına, y a n i 1 91 8 yı lında bolşevik­ leri n « Ku rucu Meclis»e ka rşı güya « demokrasiye aykırı » biçimde davran­ d ı kl a rı sorununa gelelim. Her şeyden önce, o zam a n bolşeviklerin « i ktidarı elde etmeleri .. diye bir iddianın iler tuta r b i r tarafı yoktur. Oyle ya, Sovyetler 1 91 7 Ekiminde i ktidarı elde etm i ş old ukla rına göre, bolşevikler niçin 1 91 8 yılı başında « i ktidarı elde etme »ye kalksınıar? i ktida r a rtık, devrim günlerinde Sovyet­ lerin Rusya i i . Kong resi (ki delegeleri daha Oktobr Devri mi'nden önce yığınlarca yasal ola ra k seçi l mişti) ta rafından kurulmuş ola n Sovyet Hükü­ meti n i n elinde bulun uyord u . B u Kong rede, bilindiğ i üzere, bolşevi klerin toplam 649 delege içinde 390 temsilcisi vardı. Kongreye katı l a n l a r a ra ­ s ı n d a çoğ u s o l eğ i lıim l i 1 60 kad a r es-er vard ı . S o l es-er'ler iktidarın Sov­ yetlere geçmesini desteklediler, kong rece meyda n a getirilen Rusya Mer- kez Yürütme Komitesi'ne, d a h a sonra da h ü k ümete g i rd iler. Böyleli-kle, kongreye seçilen delegeler a rasında bolşeviklerle sol es-er'ler büyük bir çoğ un l u k (% 80) m eyda na getiriyorla rd ı. Ekim ayından sonra topla nan Kurucu Meclis'e gelince, bunda da en büyük grupları es-er'ler (37.0 yer) ve bolşevikler (175 yer) teşkil ediyor­ lardı. Ve ya lnızca b u gerçek, o zaım anki Rusya k oşulları nda açık burj uva partilerin i n h a l k ı n her türlü desteğ i nden yoksun old uklarını (Kadet'lerin ya lnız 17 sandalyesi vardı), uzlaşıcı-oportünistleri n ise şehi r p roletaryası l a rı n çok üstünodedir. Tam olmıyan veri lere göre, yabancı müdaha le­ cilerden ve Beyaz Ord u'cula rd a n doğ ruda n doğ ruya za ra r görenler 8 m i lyon kişiyi b u l m a ktadır. Cephelerde düşenlerden, açl ı k ve salgın hasta l ıklar yüzünden ölenlerden başka, hapislerde ve toplama kam p­ l a rı n d a işkencelere ta b i tutul a rak, m üda haleciler ve Beyaz'la r tarafından 1 1 2 bin kişi öldürülm üştür. Memleketi toplam olara k 2 mi lyon kişi terketti. Bu, Rusya halkının ancak % 1 ,5'i kadard ı . 805


a rasında genell i kle politik etkilerini yitird i k lerini (ya l n ız 1 5 menşevik seçil­ mişti) son defa olarak doğru luyordu. Oktobr Devri mine kadarki dönemde, bolşevikler, K u rucu Meclis seçim­ lerinin burj uvoziye karşı, Kerenski geçici hükü metine karşı, sağcı oportü nis ­ lere karşı da rbe değerinde sonuçlar vereceğ i n i tah m i n ediyorl a rd ı . Uzla­ şıcılar d a bunu h issediyorlardı. Bundan ötürü, bolşevikle r, bir a n önce seçi m lerin yapılması ve Kurucu Meclis'in toplanması için m ücadele edi­ yor, b u rj uvazi de uzlaşıcı l a rla elele her a raca başvu ra ra k bunu ertelemeye çalışıyord u . Oktobr'da n önce sadece a day listeleri hazı rla n a b i l m iş ve seçi­ m i n ta rihi bel i rlenm işti. Bu listeler ve tarih için (Kasım 1 91 7) oylama ya ­ p ı l m ıştı. Fakat bu oyla m a memlekette oJuşan değ işim leri yansıtamazdı. Her şeyden önce, seçmen k ütükleri yeni g üçler ora n ı n ı yansıtmaktan uzaktı, zira bunla r burjuvazinin ve uzlaşıcı ların iktid a rda bulundukları Ok­ tobr öncesinde hazırla n m ıştı. Bundan başka, bolşeviklerin yanısı ra sol es'erler de k öyün ve o rd u n u n (ordu içinde köy l ü çoğ u n l u ğ u n) g ünden g üne daha çok politik sempatisin i kaza n d ı k l a rı halde (15) , oy a lan, yöne­ tici sağcılann elindeki b u es-er'ler pa rtisin i n t ü müyd ü . o ste ii k, seçim 5 0 runlariyle görevli Genel Rusya Komisyonu'ndan tutun da taşra Seç i m Ko­ m iteleri'ne kadar her yerde, seçim leri hazırlama ve uyg ul'a ma ö rg ü tsel ­ teknik cihazı önemlice b i r kısmiyle sağcı es-er' lerin kontro l ü a ltında bulu­ n uyord u . Sonu ç olara k , seçilen 370 es-er m i l letvekilinin yalnız 40 kadarı sol eğ i l i m l iydi. Çağdaş burj uva demokrasisi koş u l ları n d a seçim meka nizma s ı n ı n b u g ib i i ncel i klerini i y i bilenler, b u olayda, seçim lerde e l d e ed i le n oy sayı s ı n ı n h e r zam a n pa rtinin reel pol itik gücünün v e halk i radesinin ta m göster­ gesi olmadı ğ ı n ı n b i r örneğ i n i daha bulacaklard ı r. Rusya « Kurucu Mecl is'­ inin ka rşı-devrimci böl ü m ü, sağcı es-er'lerden oluşan omurgasiyle, halkm çoğunluğunun i ra desine meyd a n okumak üzere, kend i parmak çoğunlu­ ğundan yara rl a n maya ça l ışıyord u . Kurucu Mecl is'in, h a l k ta rafından ikti­ d a ra getiri lmiş olan Sovyetleri ta n ı ma maya kalkışması a ncak böyle değer­ lendiri lebi l i r, parlô menter kılığa g irm iş olan karşı-devri m i n gerçekten h a l kç ı sosya l-ekohomik pol itik prog ra m ı (<< Emekçilerin ve söm ü rü len halk­ ları n hakları deklôrasyonu »nda ileri s ü rü len progra m ) ka b ul etmiye ya naş­ ma masına a ncak bu a n l a m verilebilirdi. K urucu Mecli s, daha çalışmaya başla m a d a n önce, devrim Rusyasınm or/ık geride kalmış bir adımı olarak görü n d ü ve bolşevi klerin sözümona « d emokra siye aykırı l ı k » ı filôn d eğ il, bu n itelik onun kaderi n i bel irled i . Bolşevikler, bilindiği üzere, ôdeta d a ha perde açılmadan önce b u komed ­ ya n ı n yolu n u kesme olanağına sahip bulundukl a rı h a lde, Meclis'in toplan-

(IS) Bunun böyle olduğunu, sol es-er'lerin ayrı l istelerle a daylıklarını koy­

d ukları i l lerdek i Kurucu M eclis seçim leri n i n sonuçları özellikle doğ­ rula m a ktaydı.

806


masına engel olma d ı l a r. Fakat parti, bu « Ku rucu Mecli!>i'ni, tutum u ve yığmlarm gözünde kendi kredisin i düşüreceğinden ve kendi ceza hükmünü kend isi okuyacağından em indi. Böyle d e oldu. Meclis, daha i l k saatlerinden iti baren, asla devri m i d evam etti rme a racı değil, karşı· devrimin d ü pedüz bir tellclı h a l i ne geliverd i . Bu yüzden, yığınla r, Meclis'· i n gerici m a h iyetini ve ha l k düşmanlığ ı n ı çabucak ve elle tutarcasına a n · l a d ı l a r. O g ü n e kadar bel i rl i haya ller besliyenler b i l e ondan y ü z çevir· d i ler. Işte bundan ötürü, Sovyet i ktidarının Ku rucu Meclis'i dağ ıtma buy· rultusu sadece onun politik ö l ü m ü n ü tespit etm i ş oldu. Ve bundan dolayı da, buyrultu, yığınlar a rasında her hangi b i r p rotesto tepkisi uya n d ı rm a k şöyle d u rsun, tersine ta m b i r o n a y v e destekle karşılandı. Ku rucu Meclis'in dağ ıtı l ması, Sovyetleri n Rusya ılı. Kongresi ta rafından d a onaylandı.

eylemiyle,

Bu su retle, gerek Vata nda ş Ha rbi, gerekse Kurucu Meclis o layı, ger· çekten d e h a l k i radesinin çiğne n mesine ta n ı k l ı k ediyor. Fakat çiğn iyenler k i m d i r? Açıkça görül üyor ki, çiğniyenler, devri me ka rşı silchla ve politik m u ha lefetle d i renmeye kalkışa nlard ı r. ÇOK PARTili IŞBiRLiC5iN DEN YANA OLANLAR K i MLERDi, OLM ıYANLAR K I M LERDI ? Sovyet Rusya'da b i r tek pCilrti, Bolşevikler Pa rtisi i ktid a ra gel d i . Bu d u · r u m a daya n a n burjuva ideolog l a rı ve oportünistler, sosya lizmde komünist· lerin yalntz tek partili sisteme yol verdiklerini, diğer partilerle işbirliğ inin kesin düşmanı oldukla rını i dd i a ed'i yorla r. B u g i b i i d d i a l a r, sadece M a rk· sist·Leninist partileri tecrit etme, d oğ a l m üttefi kleri n i bu partilerden uzak· laştırma hedefin i g ütmekted i r. Acaba, tüm halk ka psa m ı n da k i devrimin öncüsü olarak, işçi sı n ıfı ile geniş emekçi yığ ı n la rı a rasında ittifak ku rmaya çalışan bolşevikler, ger· çekten, b u yığınla rı temsil eden politik partilerle işbirl iğine k a rşı mıyd ı lar? B u hususta tarihsel kan ıtlara başvu rm am ız gerekir. Hemen bel i rtmeliyiz ki, Rusyada işçi sı nıfı ve köylüler a d ı n a hareket eden b i rkaç parti vard ı : Bolşevik Partisi, Menşevikler, Sosya l· Devri mci ler (es·er'ler), Enternasyonal istler, Polonya ve Utvanya Sosya l · Demokra t Par· tileri, Musevi Sosya l · Demokra t işç i Birliğ i (<< Bu n d »), Letonya Sosya l· Demokratları vb . . . . Bolşevikler, diğer partilerle, öncel i kle en büyü kleri olan menşeviklerle, es·er'lerle b i rçok defa la r birlikte ha reket etm iş, çeşitli politrk k a m pa nya larda o n larla ittifaklar kurmuş, yarı b i rleşme ve hatta ta m bi rleşmeler için anlaşmalara g i rmişlerdir. Bu da m ücadelen i n i htiyaçları dolayısiyle, »kendi deneyleriyle kontrol yoklamalarında bulunmak istiyen alt tabakaları n baskısiyle» (16) yapıl ıyord u. Bolşevikler, d iğer devrimci g üç·

( W) V. ı. tenin, Bütün eserleri,

c.

44, s. 273. 807


lerle, devrimden sonra d a Sovyet egemenliğ i org a n la rı çerçevesinde işbir­ l iğ i yapılmasını olanaklı görüyor/ardı. Egeme n l i k o rg a n ı sıfatiyle Sovyetler hakkında Len i n tarafı n d a n d a ha 1 905 yılında i leri sürülen görüş, Sovyet­ lerin, çeşitli sosya l ist 'pa rti ler temsilci leri n i bünyelerinde toplıya bi lecekleri h ususunu çıkış noktası y apıyordu . (17) Sorun, diğer pa rtiler temsi lci /erin i n, bolşeviklerle işbirl i ğ i ne ya naşarak, yal n ı z demokratik burj uva devrime özg ü isteklerle sınır/ı kalmalarında top­ lanıyordu. 1 905-07 y ı l l a rı devri minde bu böyle olm uştu. 1 91 7 d evriminde de böyle oldu. Diğer partiler temsilci leri, Len i n ' i n N isa n Tezleri'nde i leri sürd üğ ü " Bütün egemenlik Sovyetlere ! » şiarı n ı besi nsemediler ve Hazira n ayında ya pılan Rusya i . Sovyetler Kong resi sırasında menşevi klerle es-er'ler bolşevi klerin birlikte hareket önerisini pratikte s i l k i p attı l a r, böylelikle de çok pa rtili işbi rliğ ine sırt çevirmiş oldular. Sovyetlerin Rusya I I . Kongresinde, bolşevi kler, m utla k çoğ u n l uğa sa h i p b u l u n d u kları ha lde, kongrenin menşevi k F. Da n tarafı ndan a ç ı l m a s ı n a razı oldular. F. Dan'ın partisi, ya geçici h ü k ü m etin d evriimiş ve i ktidarın dev­ rimci organları n eline geçm iş olduğ u n u kabul etmek, bununla d a yığın­ ların eylemini desteklemek, demokra ti k ve sosya list dönüşümlerin gerçek­ leşti rilmesinde bolşevi klerle işbirl i ğ i n i kabul etmek, ya da burj u va demok­ rasisinde sosya lizm koşulları n ı n sürekli olara k olgunlaşması şemasına uy­ gun d üşmed iğ i gerekçesiyle devrimi reddetmek ve burjuvaziyle sınıfsal itti ­ fak k u rma k g i b i i k i şı kta n birin·i seçmek d u ru m u ndayd ı . Menşevikler ikinci yolu seçtiler. Onla r sağcı es-er'lerle birl i k te, bolşevi klerin Sovyet i ktidarı n ­ dan vaz geçmeleri n i v e " Oktobr d a rbes i n i n kişisel suçlusu » V . i . Len i n i h ü k ü metten uzaklaştı rma larını, h ü k ü met başka n l ı ğ ı na d a sağcı es-er'ler partisi liderlerinden biri n i geti rmeleri n i istediler. Bu, prati kte, geriye, bur­ j uva d iktasına dönüş demekti. Bolşeviklerin Merkez Kom itesi bu sinsi plôn­ l a rı kesi n l ikle reddetti ; kapita l istlerin çıkarlarını savunaca k bir hükü met kurmak n iyetinde olmadığını açı kça bild i rd i . Bundan sonra, menşeviklerin ve sağcı es-er'lerin temsilci leri (50 kişi kadar) kongreyi terkettiler, şehir Duma'sına g ittiler ve orada Ka det'lerle birli kte a nti -sovyeti k bir merkez,

( 1 7) V. i. len i n " Bizim ödevlerimiz ve işçi Milletvekilleri Sovyeti » başlıklı

yazısında şunla rı belirtiyord u : " . . . işçi Mil letvekilleri Sovyeti, kad­ rosuna, bütün işçilerin, hizmet/ileri n, ı rgatların vb., tü m emekçi halkın hayatının iyileşmes i n i istiyen ve bunun için elbirliğ iyle m ücadele ede­ bilecek o l a n herkesin, genelli kle e n i l kel politik d ürüstlüğe sa h i p bulu­ nan herkesin, tek sözle çernosotn i k'lerden (eski Rusya da yağ ma ve . h a l k kırımı yapa n l a r) başka herkesin m i l letvek il lerini a l maya gayret etme/idir. » " Sovyet, geçici devrimci h ü k ü me t için güçlü b i r çek i rdek seçmeli ve bunu bütün devrimci partilerin, bütün devrimci demokrat­ l a rı n (el bette l iberal demokratların değil, yal n ız devri mci/eri n) temsil­ cileriyle tamam lamaya bakma l ı d ı r. Biz Sovyeti n terk i b i n i n böyle geniş ve renkli olmasından kork m uyoruz, bunu a rzu ed iyoruz . . . " (Ba k : V. i . Len i n, Bütün eserleri, c . 1 2, s . 62-63, 66.)

608


ya n i " Yu rd u ve devri m i kurtarma komites i » a d ı n ı verdi kleri bir karşı-dev­ rim org a n ı meyda n a geti rmeye koyu l d u l a r ; daha sonra do b u rj uvaziyle elele ve diğer mem leketler emperya l istlerinin desteğ,iyle (Ameri kan, i n g i l iz ve d iğer bazı memleketler elçili kleri a racılığ ıyle) devri me karşı kanlı b i r komplo ö rg ütled iler. Kongrede yalnız bolşevi kler ve Rusya Merkez Yü rütme Komitesi çalış­ malarına katı lan, daha sonra da 1 91 7 Ara l ı k ayında Sovyet hükümeti kad­ rosu n.a g i ren sol es-er'ler kald ı l a r (Halk Kom iserleri Sovyeti'nde bu par­ tiden 7 temsilci va rd ı ) . Bolşevi kler ile sol es-er' ler a rasındaki işbirliği, yukarıda sözünü ettiğimiz A. Peyrefit' i n 1 972 Eyl ül ünde yayı m l a n a n bir yazısında dediğ i g i bi (IH) b i r " efsa ne», bir " ü mit>. değ il, Merkez Yürütme Kom itesi' n i n ve H a l k Komiserleri Sovyeti 'nin o zama n k i oturu m i a rına a i t tuta nakları n b i l e ta nıklık ettiğ i üzere, o l u m l u b i r işbirliği idi. Bu işbirliğine son veren, bolşeviklerin " d ü rüst davra n mayışla rı » değil, bizzat sol es-er'­ lerin hükümet a leyhtarı eylemlere geçmeleri oldu. (W) Bolşevi kler menşevikleri ve sağcı es-er'leri de i ktidardan uzaklaştırmıyar­ l a rd ı . Ta m tersine, bunları n Rusya Sovyetleri i i . Kon g resi ni terketmelerin­ den sonra bile, bolşevi kler, kapıları açık bı ra ktı l a r. Parti Merkez Komite­ sinin V. i. Len in tarafı nda n ka leme a l ı na n 2 Kasım 1 91 7 g ü n l ü kararında, ,,0 (ya n i Merkez Komitesi - K. Z.) Rusya Sovyetleri ii. Kong resinden hiç ki mseyi çıkarmadı ktan başka, terketmiş olanları da şimdi tekra r a l maya ve bunları n Sovyetle r çerçevesi içinde koa lisyo n u n u ta n ı maya tama men hazı rd ı r, ve demek ki, bolşevi klerin hiç kimseyle i ktidarı paylaşmak iste­ medikleri yolundaki lakırd ı l a r büsbütün ya l a n d ı r» (20) denil iyord u. Dahası va r : Menşeviklere (aynı zamanda d iğer muhal iflere) geniş eylem olanakları veri ldi. Bunların merkezsel ve yerel pa rti komiteleri açık olara k ça lışıyor, gazeteleri serbestçe çıkıyor, konfera nsıarı ve toplantı !-a rı d üzen li o l a ra k ya pıl ıyord u ; küçük burj uva partileri bütün Sovyet egemen l i k organ­ l a rı seçimlerine katı lıyor, m iting lerde, toplantılarda, basında, Sovyetlerin kongrelerinde vb. ta rtışmalar yü rütüya rlard ı . (2 1)

(18) Ba k : L'Hüma nite, 1 4 Eyl ü l 1 972. ( 19) 1 91 8 Tem m uzunda B rest Antlaşması'ndan memnun olmıya n sol es-er'­

ler, Sovyet i ktidarına karşı silôhlı isya na g i riştiler ve böylelikle hükü­ metten de, Sovyetlerden de kend i leri çıkmış old u l a r. eO) V. i . Len in, Bütün eserleri, c. 35, s. 45. (2 1) Netekim, Sovyetleri n Rusya ii. Kong resince (Ekim 1 91 7) seçilen Rusya Merkez Yürütme Kom i tesi'nde 62 bolşevi k, 29 sol es-er, 6 menşevi'k­ enternasyonalist vb. yer a l ıyorla rd ı . 1 91 8 y ı l ı Oca k ayında ya p ı l a n Rusya Sovyetleri i i i . Kongresi tarafından seçilen Merkez Y ü rütme Ko­ mitesi kadrosunda ise, 1 60 bolşevi k, 1 25 sol es-er, 1 4 sağcı es-er ve maksimal ist, 2 menşevik vb. vard ı . Şunu da hatırlata l ı m ki, menşevik­ lerin yönetmeni L. Ma rtov Moskova Sovyeti'nde m i l letvekil iydi ve yurt d ı ş ı na ha reket edinceye kadar bu görevde kaldı (yurt dışına h a re­ ketine de RKP (b) M K Plen umu'nun 16 Temmuz 1 920 günlü ka rar809


Küçük burjuva partileri yöneticileri ancak h a l k ı n desteğ i n i ta m a m iyle yitirdikten sonra d ı r 'k i (22), bunu bir türlü hazmedemiyerek, politik eylemi b ı ra ktı l a r ve Sovyet i ktidarına k a rşı (kimi leri L. Ma rtov g ibi ya ba ncı mem­ leketlere göçerek, k i m i leri d e yurt içinde) açık ku rşı-devrimci müca deleye geçtiler. Bolşeviklerin o za m a n l a r d iğer partilere karşı davra nışlarını gözden ge­ ç i ri rken (23), i lkesel bir durumu b i l hassa beli rtmemiz gerekHdir. Bolşevikler m ü ttefi kleriyle işb i rliğ i ya p a rken, « n e pahasına o l u rsa o l s u n » birl i k düşün­ cesinin kesinli kle karşısınsa yd ı l a r ; tek ya n l ı tavizler vermeye yanaşmıyor, ideolojilerini pazu rl ı k konusu yapmıyor, « ideoloj ik-politi k mücadeleyi hiç bir za man boşlam ıyor veya gevşetmiyorl a rd ı . » (24) Bolşeviklerin kendi fikirlerine böylesine sadakati, çalışma yerlerinde, sokak gösteri leri nde ve ça rpışmalarda, doğ ruda n doğ ruya demokrasi ve sosya lizm için m ücadele edilen her yerde emekçilerin el birliğiyle h a reketn a mesiyle izin verildi). 1 920-21 y ı l ı nda Bolşevikler Partisi MK, d iğer bazı menşevik, es-er ve a n a rşistlerin de yurt d ışına çıkma dilekçelerini gözden geçiriyordu. Menşevik F. Dan, bu dönemle i l g i l i olara k şun­ l a rı yazd ı : « Moskovada, Merkez Kom i tesinin (menşeviklerin M K K. l.), bi,tişiğinde k l ü b ü i l e resmi b i r binası vardı . . . Biz parti miz u d ı na kongrelerde, toplantı l a rda ve m iting lerde söz a l ı p konuşa bili­ yord u k . . . (F. Dan. « iki y ı l avare l i k » (1 9 1 9-21 ) . Berlin, 1 922, s. 58.) Tartışmaların kamkteri ne gel ince, menşevik « Noviy l u ç » (<<Yeni ışın ») g azetes i n i n 24 Mart 1 9 1 8 g ü n l ü sayısından a ld ı ğ ı m ız aşağıdaki parça, bolşevi kleri n m u ha lefet eleşti risine « yo l vermed i kleri » tera nesi n i hala tutturup gidenleri bile ikna edebi l ecektir san ı rız. Bakın, b u g azete­ deki yazısında menşevik Şvartz ne d iyo r : « O reti m i n ka pita listçe ö rg üt­ lenmesine dönmel iyiz. Sanayi işletmelerinin, işçi komiteleri ve sendi ka b i rl i kleri tamfı nda n yönetil mesinden vazgeçmeliyiz. Mülk sa hipleri tek­ mr kend i sanayi işletmeleri n i n başına geçmelidirler. » Hatta b irçokları n ı n b i l d iğ i N . . Suha nov b ile, Sovyetlerin Rusya i. Kong­ resinde çoğ u n l u kta olan menşevik lerin ve es-er'lerin « s ı rf a zı n l ı kta kaldı kları için, demokmtik i radenin yasal ifadecileri onlanlara ka rş ı k o m p l o örgütliyereb., kend i lerini h içe i n d i rd ikleri n i itira f etmek zo­ runda kaldı (N. Suhanov. Devrim üstüne notl a r. Berlin. Pb. M., 1 923, sayı 7, s. 1 80- 1 8 1 , 288.) B u c ü m leden olarak, menşevik « işçi gaze­ tesi »nin 1 91 7 Martı n d o n Eyl ülüne kada r timj ı n ı hissed i l i r derecede düşürmesi de ( 1 00 binden 1 0-1 5 bine) d i kkate değer. (Şu do var ki, menşevik - es-er g azeteleri n i n hepsi d e (1 9 1 7'de sayı l a rı hemen he­ men yirmiyi b u l uyordu) pratik olara k ta m a m iyle e mperya l istlerin ver­ d i k leri ödeneklerle çıkarı l ıyord u. Bazı partiler ve maksimalistler, enternasyonalistler, devrimci kom ü ­ n istler, U k rayna sol es-er'leri, Bund'çu l a r birlikleri, Musevi K om ü n ist Partisi (<< Poaley-Sia n »), yaptıkları kongre ve konfera nsıarda, Bolşevik Pa rtisi n i n - RKP (b) - terkibine katı lma kara rları a i ıyoria rd ı ve bu parti ta rafından kabul ed i l mişlerdi (Ba k : « Pravd a » - 30 Aral ı k 1 91 9, 27 Mayıs 1 920 ; RKP (b) M K' n i n çıka rd ı ğ ı ,dzvestiya » g a zetesi, sayı 2 1 , 24, 25 - 1 920 ve sayı 3 - 1 923.) V. i. lenin, Bütün eserleri, c. 4 1 , s. 56. »

(22)

(23)

(24) 810


leri boyunca, hem « yukarıç:Jan ", hem de - en önemlisi - « aşağıd a n " tek. cephe kurul ması için başariyle m ücadele yü rütmelerine d a i ma yard ı m edi· yordu. i K i SONUÇ�AMA Bütün b u n la rd a n i k i sonuç ortaya çı kıyor. ,

Biri nci son u ç : Oktobr Devrim i , insanlığın d a h a önce yaşadığı bütün devri m ler içinde en yığı nsa l ve halkçı olonıdır. B u d·avri m, halkın i radesini çiğnemiş d eğildir; tom tersine, b u iradeyi baştan başa yansıtm ıştır. Devrim boyunca, Bolşevik Partisi, emekçi yığı nları n ı temsil eden d iğer pa rtilerle, gerek devrimci çarpışmaları n a teşi içinde, gerekse yeni topl u m kuruluşu sürecinde i ş bi rliğ i yapmaya ça lışm ıştır. Her boyda n ve soyda n a nti-komün istler, o za mank i Rus gerçekliğ i n i ta h ­ rif ederek, Oktobr Devrim i ' ne Len i n ' i n biçtiği d eğeri sükiJtla geçiştirerek, Rusyada çarl ığa ve emperyal izme karşı d u ra n b i r b i rleşik cephe olmadığını ve ola mıyacağ ı n ı ispata çalışıyorl a r. B u g i b i iddia l a rı ö nemsemezlik ede­ meyiz; tira, b irincisi, bunlar gerçeğe aykı rıd ı r ; i ki ncisi, burj uva yayı ncıları a nti-komünist l iteratür yayı m l a m a k için hiç bir şeyi e s i rgemez ve 1 91 7 Dev­ rimi gerçe ğ i n i yozlaştırmaya çabala rken, i lerici basında b u problemlerin bazı yanları henüz yeterince aydınlatılmış değ i ld i r. i k inci sonuç : N ice çalkantılara sahne o l a n şan l ı 1 91 7 yılından evrensel önemde somut bir tecrübe ç ı kmakta d ı r. Len i n d iya lektik düşünüp davra n ı ­ yor, ve komünistlerden, kend i ü l ke lerin i n gelişmesinde somut d u ru m ve olayları gözönünde b u l u n d u rmalarını ısra rla istiyord u. Bundan başka, d iğer ülkeler komü n istlerine, Rus Devrim i n i n spesifik özelliklerini açı klamaların­ d a yard ı m da ediyordu. Fakat Len i n aynı zorna nda, devri me « yeni say­ fada n .. boşlama çabaları na d üşenl'eri d e şiddetle eleştiriyor ve şöyle d i ­ yord u : « . . . proletarya devri m i n i n genel ilerleyişi bütün d ünyada aynı­ d ı r. (2:;) Ve bundan ötürü, geçm işin tecrübesi, hele Len i n ' i n deyi m iyle « devri m i � erçek re;şUrme sa natı için zem i n hazırlıyan .. (2Ü) bolşeviklerin so­ mut tecrübesi titizl i k le gözönüne a l ı nmazsa, nerede olursa olsun, başa rıl ı b i r devrim eylemi yürütülemez. B u yargı, bolşeviklerin tekcephe uğrunda m ücadeleleri sorunu bakımından, ya n i u l uslararası önemini 1 922'de Ko­ m intern Yürütme Kom itesi'nin özellikle belirttiği ve Lenin'in i l kesel yana­ ş ı m da hiç bir zam a n Rusya ile diğer memleketler a rasında ayrım gözet­ mediği sorun bakımından da doğrudur. ..

(25) V. L. Lenin, Bütün eserleri, c. 37, s. 505. (2(i) V. i. Len i n, Bütün eserleri, s. 37, s. 69. 81 1


Yeni insanın eğitilmesi Dyord Atsel Macarista n Sosyal ist işçi Partisi Pol itbüro üyesi ve MK Sekreteri Sosya lizm kuruluşunun çeşitl i aşa malarında h a l k eğ itimi problem leri farklı biçi mde ele a lı n m a kta ve çözülmektedir. Maca ristanda yeni top l u ­ m u n temel lerinin atı lması y ı l l a rında yap ı l a n işleri doğ ru biçimde değer/en­ d irmek ve şimdi sosya lizmin tüm üyle kurulması sürecinde önümüzde d uran problemle ri ve perspektifleri iyi kavrıya bi l mek için geçmişe b i r göz atma­ mız g ereklidir. 1 91 9 yılı Maca r Sovyet (Konsey) Cumhu riyeti, eğitim ve öğ reti min mo­ dern leştirilmesi ve demokratlaştırılması a l a nında bugüne kadar da etkili olan birçok k a ra r/a r a larak bazı köklü reformlar yaptı (veya hazırladı). O za man bu işe memleketi n e n iyi ilerici uzman ları katı l d ı l a r. Macar mô­ nevi hayatı nın Mihay Babiç gibi n ice ünlü temsilcileri ü niversitelerde çalış­ maya başladılar. Yü ksek müzik öğ reti mi a l a nı nda yönetmen l i k rolü Bela Ba rtok ve Zolta n Koday g i bi ta n ı n m ış usta l a ra bıra k ı l d ı . M a c a r Sovyet Cum h u riyeti'nin yenil mesinden sonra, memleketi n egemen sı nıfı, o l u p biten lerden « k ü ltür pol iti kas ı » ba,k ı m ı n d a n i ki sonuç çıkard ı . Birincisi, b u sınıfa göre, g e n i ş yığınla rı k ültürden uzak tutmak gerekti, zira düşünme, bilgi ve öğrenim « komü nist ta h rikôt" a racı olabi lecek teh likeli edinimlerdi. i ki ncisi, Macar Sovyet Cumhuriyeti'nde kü ltür hayatı n ı n örgüt­ lenmesine katı l m ı ş olan bütün ilerici sanat adamları , bilgi nler ve pedagog­ lar yok edilmeliydi. Karşı -devrim d üzeni sırasında, top l u m b i l i m a la n ında bazı «cidd i » eser­ ler, Maca r köyl üsünün ta biatı iti bariyle « meratip silsilesi »ne sayg ılı oldu­ ğunu ve d insel « id ra k » çerçevesi nden d ı şa rı çıkmak istemed iğini ispata kalkışıyordu. « Bizim köylünün iki ayağ ını çizmelere a yrı ayrı sokması gerek­ tiğ i n i bilmesi yeter» g i bi şa ka yollu teker/emeler, pratikte a rtık geçer a kça sayıl ıyord u . Kültürün yayı lmasına ka rşı işlemesi sistem leşti rilmiş olan h a l k eğitimi politikası, bir h a y l i geri d urumdaki mem leket sanayiine işg ücü hazı r/a ma işini bile zar-zor başarıyordu. Eğ itim ve öğ retim i n ideoloj i k içeriği v e d ü nya görüşü açısı a l a bildiğine g e riciyd i. Genç Maca r h a l k d emokrasisi, memlekette yeni, demokratik, sosya list öğreti m siste m i n i örgütlemek g i bi büyü k bir sorun u n çöz ü m ü ne g i rişti. B u a l a n d a e l d e e dilen başarı l a r, hiç a ba rtmasız, ta rihsel başa rı l a r sayı l a b il ir. Biz, memleketin k u rtuluşundan sonra, devirilen sı nıfların kültür üzerindeki tekel ine son verd i k. işçileri, köyl üleri ve onları n çocukları n ı yığı nla okutma dôvasını çözmeye koyulduk. Gerici ideolojinin, ö ncelikle a nti-sovyetizmin, 812


şovinizmin, a n ti-demokratizm i n yayı lmasına kesi nli kle set çekti k ; h a l k eğ i ­ t i m i a la n ı n d a sosya Hst ideoloj i n i n hegemonyasını sağladık. Eski, gerici okul sistemi ni yeni ve toplumsal dönüşümün ihtiyaçlarına tamamen uyg u n bir okul sistemiyle değişti rd ik. Sekiz yıllık i l kokulu k u rduk. Her çocuğ un 10 y ı l öğrenim yapmasını öngören b i r ka nun çıka rd ı k . Kil ise okulları n ı m i l l i l eştirdik. Bıi r hayli güçlüklerle atı l a n b u ilk a d ı m la rı n sonuçlarını ra kamlar şöyle yansıtıyo r : 1 938

1 972

3-5 yaşları nda olanlard a n çocuk ba hçelerine d evam edenler (yüzde olara k)

23,5

62,0

Genel öğ retim kanunu ka psa m ı na g i renler nispeti

78,0

98,6

1 4- 1 8 yaşlarındaki genç kız ve e rkekler a rasından orta öğreni m okullarına deva m eden ve olgunluk sı navı verenler (yüzde olara k)

1 6,6

68,0

Yü ksek akullara deva m edenler nispeti (20-24 yaşla ­ rındaki gençlerin topla m sayıs ı na göre)

2,0

1 1 ,0

Bugün kol emeği işçilerinin çocu kları % 55 ora n ında a rta öğrenim okullarına ve % 40 ora nında da enstitü lere ve ü niversitelere devam edi­ yorl a r. Tarihse l gelişme s ü reci içinde a n a - ba ba l a rı n ı n yeni, sosya l ist ay­ d ı nl a ra katışmaları d olayısiyle a rtık işçi ve köyl ü kökenli sayı ı m ıyan bir hayli ün iversite öğre ncisi bulunduğu gözönüne a l ı n ı rsa, memleketin mô­ nevi g üçlerinin, ulusun, onun gerçek temsilci leri olan işçi sınıfı n ı n ve bütün emekçilerin her bakımdan gelişmeleri yolunda büyük b i r a d ı m atıldığı haklı olara k söylenebi l i r. Geçm işten devra lı n a n m i rası n bazı şeylerde hôlô daha kendini göster­ d i ğ i şüphesizdir. Orneğ i n, geçmişten, köyleri n yapısiyle birli kte, bir öğ ret­ menin bi rkaç sı n ıfla birden uğra ştığı « tek dersha nel i » akulları da devra l­ d ı;k. Şehi rlerin ken a r semtlerindeki okul sayısı yetersizliği de hemen g ide­ rilemiyor. Problemlerim iz, sosya lizm k u ruculuğunun g itgide a rtan i htiyaç­ larından öğ reti m i n epeyce d a ha geri ka lmasından da doğ m a ktad ı r. Bu geri ka l ı ş el bette nispid i r ; yetersizlikler başa rı l a rı n ve yeni ödevlerin ay­ d ı n l ığı nda d a ha keskin çizg i lerle bel i rmekted i r. Biz, eğitim ve öğretimi, bu a landaki bütün ça lışmaları yükseltmenin, toplumu da,ha i leri doğ ru gel iştirme n i n temel istem lerinden biri ve ola­ ğ a n üstü önemli koşulu haline geldiği b i r sosyal -ekonom i k düzeye ulaşmış b u l unuyoruz. Maca ristan Sosya l ist i şçi Partisi (MSi P) X. Kongresinin kara813


rında şöyle denilmektedi r : "Yönetici parti ve devlet orga nları n ı n, tüm u l u ­ sal eğiti m-öğreti m sistemini ta h lilden geçirmeleri v e bunun d a h a i leri doğru gel iştiril mesi için ted birler a l ma l a rı gereklidir. " (1) H a l k ekonomisinin ve bilimsel-teknik devrim i n serpil i p gelişmesi, eğitim ve öğretime yönel ik yen i istemler ortaya ,koyuyor. öğretim kurumları , top­ l uma g itgide daha y üksek vasıfl ı uzma n l a r vermekle ödevli d i rler. Fa kat b u hususta yalnız üretim i n dar a n l a m d a ki tek n i k ve ekonomik istemleri n i n yerine getiril mesi, d a r a nlamda uzma n-teknokrotl a r yetiştirilmesi sözk-o nusu değ i l d i r. Sosya lizmin başariyle kurul ması için, geniş halk ta baka ları n ı n ey­ leminde giderek o rtan bir b i l i nçlenme gerekli d i r. Biz b u önemli noktayı gözönünde bulundura ra k, sosyalizmi biricik kabul edilebilir düzen soyon, kend i m utlulukları n ı kolektifin selômetinden ve topl u m u n ilerlemesinden ayrı tutm ıyon, ileriliğe aykırı eğ i l i mleri n bertaraf e d i l mesi ça lışmalarına katı l a n a ktif ve yaratıcı y u rttaşlar yetiştirmek için ,hiç bir ça bayı esirgemi­ yoruz. Sosyolis demokrasiyi enine boyuna gel iştirmenin d e eğ itim ve öğretime yönelik istemleri vard ı r ve bunlar g ü nd en g ü ne a rtmakta d ı r. Gençlerde, daha okuldayken, öğ renci kolektifi içindeyken, ha kları n ı k u l l a n maya hazı r olma a rzusu, kolektife ve disipli n l i emeğe i l işkin soru m l u l u k d uygusunu yaşa msal prensiplere çevirme sezg isi yaratı l m a l ı ve gel iştiri l melidir. öğ­ rencilerin, yaşlarına göre, okul ve okul-dışı top l u msa l hayata katı l m a l a rı do bu a maca hizmet etmektedir. Sosyalizmde okul sadece bilgi vermekle kalmaz ; ayn ı zamanda toplu­ m u n ol uşması a racı olarak, emekçi sınıf ve ta baka larının b i rbi rlerine yak­ laşmala rına, u l usa l birliğin güçlen mesine yard ı m eder. Okul, şehir ile köy a rasında, kafa emeği ile kol emeği a rasındaki a yrımların g ideril mesinde de önemli bir rol oyna r. Biz, a i ledeki eğitime g ereken yeri ve önemi ver­ nıekle bera ber, yine de a i le oca ğ ı n ı n bazı a hval d e üstün l ü k ve bazı a h ­ valde yetersizli kleri n i n çocuğun kaderini bel i rliyen çözü m leyici etken olma­ masını sağ l a m aya çal ışıyoruz. öğretim ve eğitim soru n l a rı n ı n çöz ü m ü yal n ız okul çerçevesiyle s ı n ı rl ı k a l m ı yor. Radyo, televizyon, b a s ı n v e çeşitli kültü r kurum l a rı do öze l li kle gençl i k üzeri nde gitgide a rta n b i r etki yapıyorla r. B u böyle olsa da, i nsan, her şeyden önce - a i lenin ya n ı s ı ra ... okulda o l uşmaya devam ed iyor. Onun bilgi leri sistemleştirmede, bunları benimseme ve uygulama kabili­ yeti n i geliştirmede oynad ı ğ ı rol . sosyalist kişil i ğ i n eğitim sis,temi için­ deki önemi, azalma k şöyle d u rsun, okul-dışı etken lerin durmadan g üçlenen etkisiyle doğru ora n tı l ı olara k daha da a rtıyor. 1 972 yılında MSiP Merkez Komitesi, değişen koş u l la rı ve i h tiyaçla rı dik-

(') " Macaristan Sosyalist Işçi Partisi M., 1 97 1 , s. 2 1 9. 814

X.

Kong resi ". Politik eserle r yayınevi.


kate alarak, halk eğ itim i sisteminde durumu esaslı b i r ta hli lden geçirdi ve sosya l izm kuru l uşunun yeni aşamasında bunun daha fazla gel iştiri l mesi yol ları n ı belirledi. Biz, b u tah l i lde, MSI P MK'nin önem l i topl u msal sorunlarla i l g i l i kararlar a l ı rken daha önce de başariyle faydalandığı bir metod u uyg u l a d ı k. Bir­ buçuk yıla yakın b i r zaman gerektiren bu ça l ı şmada, yüzlerce, hatta b i n ­ lerce k i ş i görev a l d ı la r. Parti örgütleri ve topl u msal örgütler, devlet orga n­ ları, bilgin ler, sanayi ve köy ekonomisi uzmanları , ü niversiteliler, top'l u m adamları, ana-babalar ve doğa l olara k h e r şeyden önce eğiti m -öğ retim a l a n ı n ı n çocuk bahçesinden yüksek okula kadar her kademesinden peda­ gogla r bize yard ı m d a bulundula r. Merkez Komitesi, gerekli ka ra rları a l ır­ ken, g üveni l i r b i r temel olara k onbinlerce sayfa l ı k i nceleme materya l leri n­ den yararlandı. B u ça lışmaya katı lanların a ktifl iği, işin vukuf ve sorum d uygusiyle uyg u lanması, topl u msal hayatta sosya l i st demokratizm i n eylem ­ sel l i ğ i n i v e bunda g izlenen zen g i n olanakları elle tutulurcasına gösterd i . Oğretim s istem i n i n d u r u m u v e ödevleri h a k k ı n d a k i kararna me, kü ltür ve b i l i m a la nı nd a uyg ulanan politikanın sorunlariyle i lg i l i olara k MK tara­ fından son yıllarda a l ı nan kararlarla o rganik biçimde bağ l ı d ı r. Biz şimdi kü ltür-eğ itim kurumları örg ü sü n ü genişletme kararları hazırlıyoruz. Bu çalışmalar, partinin, halk eğiti m i n i tek görüş ve yöntem temeli üze­ rinde g itg ide daha yüksek bir d üzeye çıkarmak azminde olduğunu gös­ teriyor. Bugün bütün d ü nyada öğ reti mle i l g i l i karmaşık soru nlara ceva plar a ra ­ n ı yor. Cevap doğ rudan doğruya ,toplumsal i lişki lerin kara kterin e bağ l ı d ı r. Mevcut iki sosyal sistem, öğreti m i n örgütle nmesi bak ı m ı ndan da tama­ m iyle birbirinden ayrı l m a ktadı r.

/

Ka pita l izm in özlüğ ü değ işmedikçe, burj uva okulunun özlüğ ü de değ işmez. Burj uva okulunun ödevi, kendi payları na d üşen işi başa riyle yapan ve teknikle uğ roşmayı beceren dar a n lamda uzma n l a r yetiştirmektir. Ş u \l o r k i , topl u msal uzlaşmaz zıtlı klar temeline dayanan işböl ü m ü n ü n sonucu olarak, b u kimseler, meslekçe y üksek d üzeyde bulunmalarına rağ men, sa­ dece « kı s m i işçi », « toplumsal işlerin şu veya bu kısm ı n ı n Iıa m i l i »d i rler. (2) (J reti mde ve toplumsal hayatta bunları n d a ha kolay a l datı l a b i lmesi i çin elden gelen her şey yapılmaktad ı r. Komünist parti lerinin, emekçilerin ve ü niversite gençleri n i n y ürüttük leri m ücadele ve aynı zama nda binat kapita l ist ü reti m i n i htiyaçları burj uva­ ziyi öğretimde k ı s m i reform lar yapmaya zorluyor. Fa kat kapita l izmde halkın menfaatlerine h izmet edecek kökl ü dönüşümlerin gerçekleşti ril mesi ola­ na ksızdır.

(2) K. Marks ve F. Engel s, Eserler,

c.

23, s. 499. 815


Bu sorun u n ceva bı nı sosya l ist top l u m vermekted i r. Bu topl umda, öğ retim, yine K. Marks'ın deyi m iyle, o « kısmi i şçi' n i n yerine» « her ba kımdan geliş­ miş bi rey »i (3) getirme hedefi ne yöneliktir. Bir başka deyişle, bizim ödevi­ miz, teorik ve pratik bakımdan hazı rlıklı, çok ya n l ı b i l g iye sahip, kendi ba­ şına d üşünebilen, eylemlerini d e Ma rksist- Len i nist d ü nya görüşü nün ve sosyal ist mora l i n belirledi ğ i uzmanlar, toplumsa l ilgi kapsam l a rı geniş olan, sosya lizm k u ru l uşuna a ktif ola ra k katı lan bilinçli kimseler yetişti rmektir. Oğretim k urumları, kız ve erkek gençleri emeğe, kendi ihtisaslarında çalış­ maya hazırlamakta n başka, kolektif içinde yaşamaya, yara ş ı k b i r kişisel hayat sürmeye, serbest za manlarını a kı l lı ve kültürlü biçimde değerlendir­ meye elverişli niteli kte yetişti rmekle, b i l i m ve tekniğ i n bu humma l ı gelişme yüzyı lında, s·osya lizm i n bu d in a m i k d ü nyasında mütemadiyen kendi üzer­ ' leri nde çalışıp oluş a b i l meleri için gerekli vasıfla rı edinmeleri n i sağ lamakla ödevl i d i rler. Gerçekten, bugün çağdaş öğren i m l i , sosya l ist öğ ren i m l i kişi, insanlık kültürü n ü n bütün değerlerini a lg ı layan b i r i n ce sezg iyle d iğerlerinden ay­ rı l ı r. Biz, burjuvazi n i n h ü m a n iter öğ renimi doğa-bilim ve teknik-bilim öğ­ ren i m i ne ka rşıkoyma görüş ve prati ğ i n i redd ediyor, b i l i m He estetiğin kar­ şıtl ı ğ ı na i n a n m ıyoruz, mônevi ve maddi k ü ltürün birliğini gerekli ve m ü m ­ kün görüyoruz. Pol iti k olayla rı, ta ri h i n g i d işini, top l u m u n gelişmesini b i l i m ­ sel komünizm açısı ndan, gerçekler açısından değerlen d i rme ka bil iyeti, aynı zamanda kolektif içinde kendi yerini bili nçle beli rleme ka bil iyeti, edinilen bilg i leri herkesin selô metine yönel i k çalışmada kullanma kabil iyeti sosya ­ l ist öğ reti m i n ken d i ne özg ü iç bel i rti leri d i r. Yeni ti pten insan, kolektife k a rşı, kolektiften kopmuş d urumda değ i l , a n c a k onun içinde ol uşabi l i r v e özg ü r b i r kişi l i k kaza n a b i l i r. Böyle kişiliği eğ i ten kolektif de a nca·k yeni top l u m için m ücadelenin içinde meydana gelebilir, çünkü büyük ütopist d ü ş ü n ü rler i'çin ya ln ızca hayal olan şey, ancak sosya l izmde, komünizmde reel bir hedef o l a b i l i r. Bu konuda, ger­ çekten d e «tek kişinin özgü r gelişmesi, herkesin özg ü r gelişmesi n i n koşulu­ dur.» (1,) Okul, uzun b i r za man boyu nca, b i l g i olarak ne varsa hepsini b i r a n önce d a ğ a rcığa doldurma mera k ı n a ayak uyd uruyor, prog ra m l a rı n ispeten çabuk değ i ştirerek, okutu l a n derslerin ka psa m ı n ı genişleterek ve bunlara yeni yen i öğ re n i m ma lzemesi kata ra k bu mera kı g i dermeye çalışıyord u. B u yüzden, l üz u m l u - I üzumsuz ayırdetmeksizi n çocu kları okuyucu kılavuzlarında yeı a la n ansikloped i k bilgi lerle tıka basa dolduruyord u (bug ü n de dolduru­ yor). Oğ retmen ler ikinci dereceli ve özel karakterli bir sürü soruna değ in i ­ yor, b i rçok ra kam v e t a r i h l e r veriyor, ayrıntılara i niyor v e b ü t ü n b u n l a r ı n hatı rda tutulmasını istiyorla r. Ne va r ki, bu türl ü öğ retim, en önem l i mak-

n K. M a rks ve F. Engels, Eserler, c. 23, s. 499. (1,) K. Marks ve F. Engels, Eserler, c. 4, s. 447. 81 6


soda, b i l i m esaslarının iyice kavra nmasına, düşünme k a b i liyeti nin geliş­ mesine h izmet etmiyo r ; bilgi dağarcı ğ ı n ı okul dışı nda da m ü temadiyen zengin leştirme, öğ reni m i n i kendi başına da d u rmadan a rtırma mera k ı ve hüneri kaza n d ı rmıyor. Bundan 30-40 yıl sonra gerekl i olacak şeyleri şimdiden madde madde öğretme deneyimi boşuna ça badır. Okul za man ile yarışmaya k a l ka maz, tek m i l öğreni m haya l lerine yol a çamaz. Hem bunun gereğ i de yoktur. Oğ ­ renci/ere ya kın gelecekte değ işm iyecek şeyleri, ya n i bilginin esasları n ı öğ retmek yeter l i d i r. Ka ldı ki, ta m d a g ü n ü m üzde, yüzy ı l ı m ınzin b u i kinci yarısında, okul ve öğ reti m kavra mları a rası nda mesafe vard ı r. Bu gerçek, SBKP XXiV. Küngresi kara rla rında i n a n d ı rıcı b içimde şöyle form ü le ed i l ­ mişti r : «Zamanım ızda h e r a landa öyle h ı z l ı b i r gelişme va rd ı r k i , gençlik yıllarında a l ınan öğrenim, a ncak durmadan b i l g iyle takviyesi gereken bir temel olara k ka l m a ktadı r». e) Biz bilgi susuzluğ uyle yanıp tutuşan bir gençlik yetişti rmek istiyoruz. Çocuk, d ü nyaya a la bi ld i ğ i ne açı k gözlerle bakma kta ve hiç durmadan sor­ makta d ı r. Sorma k ve gerçeğ i a ra m a k o l d u m olası değ işm iyen n itel iktir. Şekspir' i n dra m ı nda, Sezar, rakibini şöyle çekişti ri r : « O haddinden fazla d üşün üyor. Böyleleri tehl ikel idir . . . Adam çok okuyor ve durmadan tetki k ediyor . . . » Bizim topl u m u m uzda bunlar çok değer verd i ğ i m iz erdem lerd i r. Oğ retim ve eğ itim, bu n i te l i k çizgileri n i n sosya l ist kişiliği oluşturmaya yar­ d ı m ederek gel işt i ri l mesi için, gençliğ i n « niçin?» soruları n a daima cevap vermektedir. Eğer onun soru larına k u l a k asmaz ve genel lôfla rla ya da omuz s i l kerek cevap vermeye kalkarsak, onun problem lerine i l g i göstermez veya bunl a rd a n tedirg i n l i k d uyarsa k, ister istemez kayıtsızl ı k uyand ı rmış, hattô küsta h l ığ a düşmüş o l u ruz. Oysa, kayıtsızlık sosya l ist top l u m i nsa n ı n a yabancı d ı r, küsta h l ı k da d üzen i m izle bağdaşır şey değ i l d i r. Parti m i z Merkez Kom itesi n i n kara rla rı nda, « istidat» g i bi kavra m l a r ve hele bununla bağ l ı bazı eski fiki rler hakkındaki görü ş ve tutu m u muz da d i le geti ril m iştir. Çoğ u kere, teori a lanında a rkadaşlarına kıyasla sivri len ve kafasını ça l ı ştı rma k a b i l iyetleri orta n ı n üstünde gelişmiş olan genç i n ­ sana « istidatlı » deniliyor. « lJ niversitelere istidatlı o l a n l a r g itsin » denildiği za m a n da, ken d i lerine başka a l a n seçm i ş olanlara ister istemez « istidatsız­ l a r» gözüyle bakılmış ol uyor. Böyle bir tutum e l bette haksızlı ktı r. « istidat­ I ı l ı k » kavra m ı , bunu a nca k çeşitli teorik ve pratik eylem a la n l a rında gös­ teri len genel yetenek ve ka bil iyetler için k u l la n d ığ ı m ız tak d i rde doğ ru, tam ve yeri nde ol ur. Demek ki, istidot ölçüsü, kişinin yetenek, vukuf ve h ü ne­ rinde, emeğ i nin topl umsal değerinde, son u çlarında, nite l i klerinded i r. Bizim değerlend i rme sistemim iz, gençleri, ka b i l iyetleri n i kendi leri ve topl u m için e n fayd a l ı biçimde geliştirmeye teşvik etmektedir. Bu da tek-

e) « SBKP XXiV. Kongresi ». Raporl a r ve k a rarlar, sayfa 1 1 1 . 817


rarsız bireyselliğ i ile çok ya nlı gelişmiş insa n ı n oluşması no parti mizin yar­ dım etme e meline uyg u n d u r. MSIP Merkez Komitesi, ha l k eğitimi problemlerini derine inerek i ncele­ d ikten sonra, okul siste m i nd e değişiklik yapmanın zorun l u bir ihtiyaç olma ­ d ı ğ ı , zira b u sistemin henüz olanaklarını tüketmediği kanısına va rm ı ş b u ­ lun uyor. Şimdiki yap ı l ı ş, sekiz y ı l l ı k ilkoku l ; ü ç y ı l l ı k sanat o ku l u ; dört yıl­ l ı k orta öğreni m okulu (genel öğre n i m lisesi veya teknik okulu) ; üçten a ltı dersy ı l ı na kada r devam edi len y üksek okul g i bi kademelerden oluşma kta­ d ı r. Biz, şü phesiz ki, h a l k eğ itim -öğ retimi yapılışı n ı n daha uzak gelecekte nasıl olması gerektiğ i n i de düşünüyoruz. M K, bilim k u ru m la rını, bu konuda tasarıl a r hazırl a makla görevlen d i rm iştir. Fakat yıllarca çalışma gere ktirecek olan bu hazırl ığın temel lendirilmesi bakımından da en başta gelen ödev, daha şimdiden, bugünkü yapılış koşulları içinde, öğ renimin içeriğ i n i mo­ dern leştirme ve niteliğini iyileştirme yolunda ileri bir a d ı m atılmasıd ı r. Merkez Komitesinin kanısı budur. Biz bu ödevlerin yerine geti rilmesinde, öğrenime temel olon sekiz yıllık okulları en başa a l ıyoruz (bu sekiz y ı l l ı k öğrenimi bitiren çocukların % 8S' i d a h a sonra orta öğre n i m okuluna geçiyorla r) . B u kademede, okulların maddi i htiyaçları n ı n g ideril mesindeki a y rı m l a rı g i dererek ve bunları n ça­ l ışma d üzeyini eşitleyip y ü kselterek, öğretim ve eğitimin ka litesini iyileştir­ meyi sağl ıya biliriz. Biz, bunun yanısıra, bura l a ra deva m etmiyen çocuklar için tedricen okula hazırlama a l ı ştı rmal a rı ö rg ütlüyoruz. I l k sınıfl arda öğ re­ tim usul ü n ü modernleşti rmede sosya list ü l kelerin edindiği tecrübe, bu alanda d a h a ne büyük yedekler bulunduğunu göstermekte d i r. Işçi sınıfını ta mamlıyo n taze kuvvetlerin çoğ u kısmı sanat okullarında hazırlanıyor. Bunun için, sanat okulla rı n ı n çalışma k oşullarını ve içeri ğ i n i iyi leşti rme n i n özel b i r ö n e m i vard ı r. Yarı nki vasıflı işçilerin, genel öğ renim derslerini orta okulu bitirmelerine ya rd ı m edecek kadar iyi kavra maları gerekiyor. Sanat okulunu bitirenler, olg u n l u k belgesi vererek yü ksek okula geçmeye yol açan üç y ı l l ı k a kşa m okuluna da deva m edebiliyorla r. çoğ u zam a n d a, yüksek okulla rd a n gelen öğretmen lerin, genç vasıflı işçileri b i r yıl zarfı nda enstitü öğrenimine hazırladıkları kurslar ö rg ütlen iyor. B u hazır­ l ı k k u rsla rı nda n başa riyle geçenler enstitülere sı navsız a l ı n ıyorla r. Sanayi ve köy ekonom isi (ta rım) teknik okullarının , evvelce mezunlarına istedi kleri yüksek okulda öğ re n i m ierine devam etme olanağı vermek, ü re­ tim alanı nda ş u veya bu kesimi başa riyle yönetmeleri n i sağ lıyocak b i r va­ sıflı işçi mesleğ i ve geniş tek n i k bilgiler kaza n d ı rm a k g ibi çekici hedefleri vard ı . Fakat b u kadar geniş bir d iyapazonu gerçekleşti rmen i n m ü mk ü n olmadığı görüldü. B u n d a n ötürü, b u oku lla r a rtık h e r yü ksek o k u l i ç i n değ il, yalnız kend i profilleri için öğrenci hazırl ıyacaklard ı r (doğ a l ola ra k, b u o k u l l a r ı bitiren g e n ç kız v e erkeklerin herha lde teknik veya ta rı m enstitüs ü o l m a s ı gere k m iye n bir e n tstitü seçme hakları s a k l ı kalacaktı r). B i z , teknik 818


okulla rı n ı n, yönetim görevleri yüküm lenecek kadro yetişti rmeleri pratiğ in­ den d e vazgeçmiş bulun uyoruz. En başa rı l ı mezunlar - a rtık vasıflı işçiler olara k - b u gibi yönetim görevleri bilgilerini teknisyen kursla rında öğrene­ bileceklerdi r. Liselerde, kısmen daha i leriki öğren ime hazırlık bakımından, kısmen de bitirdi kten sonra k i çalışma için yara rlı olaca k ihtiya ri (isteğe bağ lı) dersler koymak niyetindeyiz. Bu g i b i derslerin, çocuklara (onların ya n ı s ı ra da a n a ­ baba l a rı n a v e öğ retmen le rine) yarı n ki meslekleri n i seçme o l a n a ğ ı vermek üzere, da,ha ikinci dersyılından itibaren başlaması kararlaştırı l m ı ş bulun­ m aktadır. Biz yüksek öğ renimde d e öyle her şeyi kapsıyon örg ütsel reform lar plôn­ lamaya g irişm iyoruz. Yen i p rofillerden (örneğ in k imyager-ta rı m m ü hendis­ Ieri g i bi) uzmanlara i h itiyacımızı kısmen ve şimdiki ya pılış çerçevesi içinde bazı okullara rası kooperatifleşme yo'luyle giderebileceğ i z ; k a l d ı ki b u prob­ lemin ve d a ha b i rçok benzerinin çözümü b i r yere kad a r sosya list ülkeler a rasındaki işbirliği sayesinde m ü m k ü n o l ma kta d ı r. Meselô, hale n Sovyet­ ler Birl iğ,inde binden fazla Maca r ü niversite öğrencisi, kend i mem leketi­ mizde veremiyeceğ i miz i htisaslard a yetişmek üzere öğreni m yapmakta ­ dırlar. IJniversitenin başlıca ödevi, mezu nlarının deyim uygunsa eğ er - bir sa b it d inamik bilgiler toplamı edin melerin i sağ laması, bunun temelini at­ masıd ı r. Bizim öğretim politikamızın bu yönelimi, çoğ u za man, pa rtin i n «ta m a m iyle hazı r», « her şeyi becerir» m ü hend isler bekliye n a ktüel istek­ leriyle çatışıyor. Biz, yüksek okulun, uzma nı ya lnızca işe başlaması için gerekli olan bilgiyle donattı ğ ı n ı, daha soru m l u ödevleri yerine getirmek üzere de onu ça lıştığı işletme veya kuru m u n daha sonra kal ifikasyon kurs­ lariyle hazırlaması gerektiğ i n i imha çalışıyoruz. Daha düne kad a r, a kşa m okulları ile gıya bi okulları n , burjuva d üzeni tarafı ndan okulla rd a n koğ ul m u ş olanlara öğrenim ola nağ ı verdi kten sonra a rtı k ta rihsel ödevlerin i bitirmiş olduklarını söyl iyenler vard ı . Bu g i b i düşün­ celerin karşılığı olarak, MSI P MK'nin kara rna mesi nde şöyle deniliyo r : « B u öğretim biçim i bug ü n önem l i b i r rol oyna m a kta d ı r v e ileride de b u rolü oynayacaktır. Zira bir yandan, b in le rce, onbinlerce işçinin ancak ü retim a la n ı n da çalışma ile bağdaştırorak öğrenime deva m etmeleri ni gerektiren sosya l nedenler vard ı r ve daha uzun za man da va r olaca ktır. öte yandan, yüksek okullara öğrenci ,ka bulü usulü ve uygulamaları da, özel likle kabili­ yetleri değerlend irmede ve meslek seçme hazı rlığı nda doğal sayı labilecek ora n d a ki hata l a r yüzünden henüz ileride d üzeltmelere i htiyaç gösterm iye­ cek kad a r m ükemmel değ ild i r. Fakat burada daha önem l i ve d üzeltici etken, üreti m i n, tüm toplumsal hayatın d u rmadan gelişmesi, bunun sonucu olara k uzma n i htiya c ı n ı n o nispette değişmesi ve bunları n mesleki d üzey­ lerine i l işkin istemlerin a rtmasıdır. Işte, bu istemler ka rşısında esnek bir

819


davra nış tarzı da, a kşa m oku lları ve gıyabi öğ retim sistemi içinde - ü re­ timden kopmadan - uzmanlar yetiştirilmesi veya bunları n ka l ifikasyonunun yükseltil mesid ir. N i hayet bu sistem i n korunması ve yetkin leşti rilmesi, sos­ yal izm kuruluşundaki başarı l a rla birl i'kte serbest va kitler a rttıkça, g itgide daha büyük sayıda emekçi b i l g i leri n i ta m a m lamaya yön.eleceği için de akla uyg u n d u r. Pa rtinin eğ itim ça lışmalarının a macı, en geniş yığınlarda kişinin her g ü n kü davra nış normları n ı beli rliyen kom ü n ist d ü nya görüşü n ü o l uşturmak­ tır. Halk eğitim i n i modernleştirme ve bundan sonra d a gelişti rme işi, b u e n önemli ödevin yerine geti ril mesi için e l e a l ı nıyor. Biz, memleketi mizde genç kuşağ ı n bili msel d ü nya görüşü n ü kavramasına, bu görüşün ina n m ı ş temsilcisi olmasına ya rd ı m edecek da ha etkili öğ retim v e eğ itim metotları bulmaya çalışıyoruz. Merkez Kom ites i n i n kara riyle, a rtık bütün i l kokullarda, Maca rista n H a l k Cu m h u riyeti yurttaşları n ı n temel h a k ve ödevleri (yurtbilgisi) dersi okutul­ makta d ı r. Bir d iğer önem l i a d ı m do, orta öğreni m okulla rı d ö rd ü ncü s ı n ı ­ fında " d ünya görüşü m üzün temelleri .. kon u l u dersin okutu lmaya başlamış ol masıd ı r. Bu ders, d a ha önceki sınıfl a rda okutu l m u ş olan genel ve özel derslerin ideoloj i k sonuçla rın ı sistemleşti ri p genişletmektedir. Un iversite ve enstitülerde Marksizm -leninizm zoru n l u derstir. öğretim ve daha doğrusu öğretmen, Marksizm-leninizm dersinin sadece bilgi ver­ mekle kal mayı p, bununla birli kte fikirleri ve inançları ol uşturd uğunu gözö­ nünde bulundurd ukça, b u d ers tepeden inme bir zoru nluk olma kta n çık­ m a kta, öğ renci n i n b i r i ç i htiyacı haline gel mektedir. Esasen, orta ve yük­ sek okul l a rd a Marksizm -leninizm dersi nin böylece a nlaşılması, b u öğ reti ­ m i n hôlô deva m eden kuru l uk ve s ı n ı rl ı l ı ktan kurtarılmasına, top l u m u m uzun hayatı n a ve gençliği heyeca n l a n d ı ra n ş i m d iye kadarki p roblem lere daha d a ya'klaştı rılmasına imkôn verecektir. Parti, gençliğ i n proleta rya enternasyonalizm i prensip ve normları n ı a n ­ layıp beni msemesi n i, yurd u muzun ve bütün sosya l ist topluluğun kader or­ ta klığ ını bil inçle kavramasını çok önem l i saymakta d ı r. Biz çocuklarım ızda sosyal ist, kolektivist a h lôkı ve politik bilinci g üçlen­ d i rmeye ça lışırken, bu yöndeki öğ reti m i n gerek içeriğini, gerekse metot­ l a rı n ı, onları n Maca ristanda ya k ı n geçm işe 'k a d a r hüküm süren emperya­ l izm, kapita lizm, yarı -feo d a l d üzen hakkında dolaysız bir tecrübe ve b i l ­ g i leri o l m a d ı ğ ı n ı gözönünde bulund urorak tespit ed iyoruz. E n genç kuşa ­ ğ ı mız için, 1 956 karşı-devri m i de a rtı k b i r tarih olmuş bulunuyor. Oyle ki, bu kuşa k, kapita lizm ile sosya lizmi kend i kişisel tecrübesi ta banında değ i l , a rtı k yaşa n ı i m ı ş o l a n d a n ed i n d i ğ i izlen i m ler to ba nı nda, kısmen b i l i msel (ta ri hsel) bilgiler temel i üzeri nde, kısmen de dünya d a ki politik olayl a rı dolaysız ve d olaylı biçimde a lg ı l a m a n ı n sonuçla rı üzerinde kıyasl ıyor. Okul ­ ların öğreti m eyleminde bütün bunlar d i kkatle gözön ünde bulunduruluyor. 820


Emek sevgisi a ş ı l a m a k öğ retim ve eğ itimin temel ödevlerinden biridir. Emek özlü ve a n l a m l ı b i r yaşa m ı n temel i d i r. Oğrenci, evde ve okulda, şerefle yerine geti ril m iş bir çalışma nın g ü zelliği ve sevinç d uyg usiyle ka r­ şılaşm akta d ı r, karşılaşması da gerek l i d i r. Emek yal n ı z b i r zam a n la r insa n ı n oluşmasını sağ l a m ı ş o l m a k l a kalm ıyor. Emek her za man insa n ı n gelişmesi­ n i n şa rtıd ı r. Biz, emeği, küçük veya büyük kolektif içindeki ça l ı şmayı, k işisel başa r ı ve i l'erlemenin en önemli a racı hali ne, bütün memleket için mutluluğun ve insanın gerçekleşmiş u m ut ve sevinçleri n i n en önem l i kaynağ ı h a l i ne getir­ mek üzere büyük ça balar harca d ı k . Okul, yetişmekte olan genç kuşakta işte b u emek sevg isi ve saygısını, b i l i nçli, a n l a m l ı, yaratım l ı ça lışma aşk ı n ı uya n d ı rm a k v e kokleştirmekle ödevii d i r. Piyoner grupları n ı n , kendi sınıfları veya okulla rı için y ararlı b i r ş e y başardıkları zama n , kolektif a d ı n a , kol ek­ tifçe ya p ı l m ı ş b i r ça lışma n ı n sevi ncini yaşadıklarını görürsünüz. Lise öğren­ ci leri, top luca ça l ışa rak, kendi şehirlerinin i m a rı işleri ne, öğ renci yurtla rı ve yol ya pımı, ôfetlerden zara r görmüş evlerin onarımı işlerine yard ı m d a bulundukları zama n ; ü n iversiteli gençler i ş ç i v e köylü çocuklarını ü n iversi ­ teye g i ri ş sınavları n a hazı dadıkları, sanat o k u l l a rı nda ve köylerde yoğ un kültür aksiyonları yü rüttükleri za man, ya l n ı z başka l a rı n ı n gel işmesine değ iL. bizzat ken d i gel işmelerine de hizmet etmiş olma ktadırlar. Parti, 'kendine özg ü kanı sa hibi, h a reketlerinden kendisi sorumlu, kol e k­ tivist mora le bağlı bir gençlik. top l u yasamanın o n o kura llarını kabul eden ve yerine getiren, başka l a rı n ı n da böyl� h a reket etmelerini istiyen, toplu � yara rına olamk disiplin gözeten, k işisel menfa atlerini gön ü l l ü olara k top­ lumsal menfaaılere tô bi 'kıla bilen ve biricik kişisel mutluluk olanağ ı n ı n kolektifle beraber yürümek olduğuna i n a n a n b i r gençl i k eğitmeye çalışıyor. Soru m l u l u k d uygusuna. ödev hissine sah i p olon ve bahtiyarlığı insa n l a ra , h a l k a hizmette bulunan yurttaşlar a ncak kolektif içinde eğit'i lebilir. Kolekti vist eğitimde Kom ü n ist Gençli k Birliği önem l i b i r rol oynuyor. Bu birliğ'i n, ödevini daima daha etki n biçimde yerine geti rmesini sağ lamak, parti n i n tari hsel borcudur. Biz, eğitim işleri nin yolunda g itmed iği okul­ l a rda, Komsomol örgütleri n i n de yerlerin i bula madı·kla rını görüyoruz. Bazı okullar aşırı l ı kta bir uçtan ötekine d üşerek, kôh bu örgütlerin eylem a l a ­ n ı n ı d a ra ltıp a ktifl i kleri n i frenl iyor, k ô h onları e n gerek l i ya rd ı m l a rdan yok­ sun bırakıyorl a r. Gençl iğin kargaşalığı sevd iği ve d isiplinsizliği hoşgö rd ü ğ ü doğ ru değ i l d i r ; hayır, gençHk çoğ u za man kend isine ka rşı ya şlılardan daha fazla a m a nsız davra n ı r. Mükemmel yönetilen kamplar, k l ü pler ve dernekler, genç kız ve erkeklerin, iyi hazırl a n d ı k l a rı ve yöneti ldi kleri tak­ d i rde, daima kolektifin menfaatleri n i gözeterek, serbestçe ve kend ilerine ka rşı en büyük tiNzli'kle ça l ışa b i ld ikleri ni ve eğ lenebi ldi klerini göster­ mekted i r. B iz, eğitimde tari hsel başarı la ra , pedagog larımızın sosya lizmi candan 821


beni msiyen ve sosya lizmden yana ha reket eden büyük çoğ unluğunun feda ­ korca ça lışmaları sayesinde ulaşa bild ik. Parti b u pedagogla ra inanmakta ve g üven mekted i r. Biz, öğ reti m i n içeri ğ i n i ve yapısı nı iyileştireceğh ve oku l ­ ları n m a d d i i htiyaçla rını daha yü ksek d üzeyde gidermeye ça lışacağız. Fa­ kat bunu yaparken, ça l ışmalarda etkinliğin her şeyden önce pedagoglara bağlı olduğ u n u b i r a n bile hatı rda n çıka rmıyacağız. öğretmenlere top l u ­ m u n gerçek sayg ı s ı n ı a nca k sosyalizm sağ lıya bi l i r v e sağla makta d ı r. Biz, b u kon uda, yani kuşağ ı n eğ iticileri için Len i n' i n isted iğ ini, ya n i « . . . halk öğ retmeni, d ikkate a l ı nmadığı ta k d i rde hiç b i r kültü rün, ne proletarya, ne de hattA b u rj uva kültürünün sözkonusu bile ola mıyacağı b i r d üzeye çııka rı l ­ m a l ı d ı r, » (6) uya rısı n ı gerçekleştiriyoruz. Okul, gençleri yarına hazırlamakta ve bugün b u işi mesleklerini d ü n öğ­ ren m i ş pedagog l a r yapmakta d ı r/ar. Bu çeliş'ki, ancak yen i görüşlere sa hip, emsa l i a rasında yüksek mesleki bilgi ve disipl'i niyle bel i ren, başlıbaşına d ü­ ş ünebilen, kendisini 'her bakımda n d a h a da gelişti rmeye çalışan, sosyalizme sada'katle bağlı olan p edagogların ya rd ı m iyle giderilebi l i r ; b u yolda ge­ nellikle öğretim kolektiflerinin fedakorea çalışmaları da kayda değer bir rol oynar. Biz kad roların yeniden eğ itimi ted b i rleri n i daha çekimli biçimde gel iştir­ meye yard ı m edecek ça reler a rıyoruz. Bu işin yönetim i öğretmenl i k mesle­ ğ in i n en iyi temsilci lerine veri lmeli, aynı zama nda bilim enstitü leri nin, ü n i ­ versitelerin, yığ ı nsal enformasyon a raçları n ı n, örneğ i n e n değerli uzman ­ l a r ı n en ücra y u rt köşelerindeki okullarda d a « ders vermeleri »ni sağ l ıya­ bilen televizyon u n olanakları ndan d o daha dolgu n biçimde yararlanılma­ l ı d ı r. Pedagogların çalışması n ı ş i m d iye kadar haddinden fazla yüküm ve şa rt­ lanmalar köstekliyord u . Devlet o rganları ve yerel şura l a r, pedagogla ra ve öğ retim heyetlerine daha büyük b i r erkinlik vererek ve m ü temad iyen yeniyi a rıya n l,arı her suretle teşvik ederek daha iyi yaratı m l ı çalışma olana kları sağlıyacaklard ı r. öğretim üyeleri a ncak ya ratıcı b i r eğ itim kolektifi haline g etirilc�ikleri za m a n başa rıya ulaşabilirler. Bunun için, biz öğretmen kolek­ tiIlerinin haklarını genişletmeyi düşün üyoruz. Daha şimdiden, kendile rine, okul ça lışmalarını plAnla moya katı lma hakkı, yetenekle fik i r beyan ede­ bi lecekleri bütün eğitim soru nlarını n çözümüne katı lma haUı sağ la m ı ş bulunuyoruz. Oku l - içi demokrasinin genişletilmesi ve güçle n d i ri l mesi toplumun men­ faatine hizmet eder. insanın eğ itimi sürecinde, okul aynı zamanda sosya­ l ist demokratizm okulu olmalıd ı r. Fakat gençliği b u ruhta a ncak sosyal i st demokrasinin verd iği ola nakları bizzat kullana bilen pedagog l a r eğ itebilir. öğ retim heyetinin haklarını genişletmek, d i rektörün otoritesini zayı flat-

(6) V. i. Lenin, Bütün eserleri, 822

C.

45,

S.

364.


maz, ta m tersine g üçlendi ri r. Okul d i rektörünün otoritesi, her yönetmenin otoritesi g i bi, öncelikle onun kadrola r için pol iti1k, ideoloj i k ve mesleki bakımdan en elverişli yükselme koşu ll a rı ya ratma kabil iyetine bağ l ı d ı r ; bu otorite diktaya d eğ i l, kolektif.i sayg ı lamayo , ona önem vermeye daya n ı r. Otorite n i n «yukarı »don pekişt i ri lmesi el bette lüzu m l u d u r, fakat ma ksada ancak « aşağı »d a n gelen ve sa rg ı n bir kolektif çalışması ö rg ütleme maha ­ retine daya nan otoriteyle u y u m sağlanara'k ulaşıla bi l i r. Oğ retim i geliş.tirme bütün toplumun işidir ve şüphesizıki bu davada yükümlerin paylaşılması gerekir. B iz, d a ha kara rnameni n hazı rlanması sırasında, yeni yeni k a rmaşık problemlerin a nca k partinin yönetiminde geniş b i r toplum sal çalışmayla çözülebileceğ i n i görd ü k (nete ki m , uygula­ mada ilk odımlar da bunun böyle olduğunu gösterd i). Biz, u l usa l eğitim ve öğ retim i iyileştirmeyi b irinci derecede toplumsal-politi k önem taşıyon bir sorun, bütün parti o rg a n la rı n ı n , her parti üyesinin u ğ raşmakla yükümlü oldukla rı bir sorun sayıyoruz. B iz geleceğ i n okul ve YÜık sek okullar sisteminin hazırlanmosı çalışmala­ rını d i kkatle izliyor, b u n u n la meşg u l uzmanla rı, cesur ve etkili çözü m ler önermeleri için, eski ve aşınmış usulleri terketmeleri için teşvik ed iyoruz. Geleceğ i d üşlemek ve öngörmeye ça lışmak da kom ünistler için ya raşıkıı b i r u ğ raşıd ı r ; fakat bugü nden yarına neyin çıkaca ğ ı n ı görebilmenin de önemi vord ı r. B u n d a n ötürü, biz hayalcilikten, gerçekçiliğe daya n mıyan plônlard a n sa kınıyoruz. Yeni önerilerin geniş denemeler örg ütlenerek yok­ Ianması faydalı o l u r. Perspektifler belirlenirken bütün çağ daş tecrübe gö­ zönüne a lınmalı, diğer sosya list ülkelerin başa rılarına, ka rdeş parti lerin öğ retim a la n ı ndaki plônlarına da m utlaka baka ba1ka çalışmalıd ı r. Nete­ kim biz buna çok d ikkat ediyoruz. Sosya l izm ; yaşlı kuşa ğ ı n nöbet değ işti rmeye gelen her ba kımdan gelişkin b i r genç kuşak yetiştirmeyi omaçladığı i lk topl u m d u r. Biz, ancak okulun b i r yere kadar tutuculuk sembolü olduğu ve taşlaşmış tasnif/er gözeterek, tek ya nlı, dogmati1k biçimde d üşünen kişiye hiç de rastgele ol mıyarak »hoca », « görenekçi » a d ı n ı n verildiği geçmişin m i rasiyle büsbütün ilişiği­ mizi kestiğin'ıiz takdirde, b u ödevi yerine getirebileceğiz. Evet, o zaman a rtı k çoktan geçmiştir, fa kat m irası vakit vakit yüzeye çıkmaktad ı r. Bugün okul g itg ide bili msel bilgiyle eş değer ve eşit a nlama va rıyor. Biz, onu, sosya lizm a d ı n a değerler yaratmaya ca n atan ve bu uğ u rd a hiç b i r fed a kôrlığı esirgemiyen, bağımsız olorak v e sorum d uygusiyle d üşünebi l i r i n s a n ı yoğurup meydana getiren atelye i l e tezgô h l a e ş değer v e eşit a n ­ l a m a var d ı rma k a maciyle çalışıyoruz. Kısacası, o k u l u n geleceğ i n i plônlaş­ tırmadan kendi ya rı n l a rı m ızı da plôn lıyamayız, çünkü halk eğ itim ve öğ­ retim i d u rmadan yetkinleştiri lmed i1kçe sosy a list toplumun geliştiril mesi ola- . na ksızd ır.

823


Basm

Çin'in dış politika yolu Pekin'in d ı ş politikasında yak ı n geçmişte oluş,an değişim­ lerle ilgili olara k birçok kitap ve yazı yayı mlanıyo r. Burada, Maoistlerin d ı ş politi1ka iddialarının özlüğ ü n ü sağ­ lam kanıtlara daya n a ra k a ç ı kl ıyan iki kita p üstüne kısa birer i ncelemeyi okuyucularımızın d ikkatine sunuyoruz.

Pekin'in reçeteleri

lJnlü Hint toplum a da m ı, Uta r-Pradeş eyaleti yasama meclisi üyelerin­ den Dharamvir Singh Tyagi'nin (i) yeni kita bı, « Çi n manda ri n izmi » a d ı n ı taşıyor. Bu kita pta, Pekin'in izlediği d ış politika n ı n a n a çizg ile ri v e b u politika n ı n gelişmekte olan ü l1keler üzerindeki etkisi ta hlil ed i l iyor. Yaza r şöyle başlıyo r : «Çi n'de 1 949 Devri m i n i n üstün gel mesi sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti a nti-emperya list savaşın önemli bir etkeni oldu ve d a ha varlığı n ı n ilk döneminden i tibare n büyük bir uluslara rası iti bar ka­ zandı. Ne va r ki, Pekin yöneticileri Çin'e d ünyada/ki objektif durumuna uy­ g u n statükoyu sağlama yeteneğine sahip biricik güç olan sosya list ül ke­ lerle işbirliğine devam edecekleri yerde, geçen onyı l ı n sonlarına doğ ru kend i ü l kelerin i çağ ı mızın temel devrimci g üçlerine karşı koyarok, d üpedüz serüvencilik yolunu tuttul a r. » Yazar, Maoist politika n ı n çıkış noktalarını, es1ki Ç i n zengin sı n ıfları n d a n m iras ka lan u l u - h a n şovin izmi n d e görüyor. Bugün sözde devrimci pa lav­ ra ları n toz-duman perdesi a rd ında, Çin dış politikasının a rtık sosyalist dev­ letlerin eylemiyle hiç bir i lişiğ i olmadığını, emperyalizm ile sosyalizm a ra ­ sında1ki savaşı b u politika n ı n « bi r ya ndan a nti-emperyalist sava ş ı n genel menfaatleri n i u n utulmaya terkederek» kendine göre kulla nm�yı hedef tut­ tuğ u n u görme k zor değ i l d i r. Pekin, hedeflerine u laşabilmek için, da lkavukluk pol iti kasından tutunda dolaysız kaba baskı lara kad a r birçok metotla ra başvuruyord u. 1 950 y ı l ları başlarında, Maoistler, bütün bağ ı msız genç ü l kelere kendi .<fasılasız silôhlı sava ş » reçetelerini, «çin mode l i o.ni dayatıyorlardı. Pekin liderleri, Asya ve Afrika ü lkelerinde etkileri n i her suretle genişletme ç ı rpı nışları içinde, bir yandan Bandung'ta « genel barış ve işbirliği sağlanmasına ya rd ı m de'k lô­ rasyon u »n a oy verirken, öte ya ndan (konferans kulisi a rd ında) SEATO gibi

(i) Dh. S. Tyagi. Chinese mandarinism. Delili, Racllna Publishers, 1 972. 824


m i litarist pa ktlma katı l mayı « savunma hakk ı » o l a ra k mazur gösterecek kadar i leri g idiyorlardı. Şu var ki, Maoistlerin d ı ş politikasının « Ba n d ung döne m i » uzun sür­ medi. Barış içinde yanya na yaşa maya i l işkin beş prensip, çok geçmeden bir kena ra a tı ldı. Artık s ı n ı r a n laşmazlı kları ta hriık edil iyor, «solle r», Gü ney­ Doğ u Asya serüvenci kuvvetleri açl'kta n açığa teşvik ed il iyor, her hangi bir bloıka g irme m i ş ü lkeler adeta « gerici » olamk yeril iyord u. Devrim i h racına belbağlamanın e l bette çıkmaz sokak olduğu görüldü. Bünün üzerine, Maoist liderler, izled ikleri politikanın « teori k » pıatform u n u yeniden değ iştirdiler. Şimdi politik siıahlar a rasına b i r de « iki üstü n dev­ let>, tezini katmış b u l u nuyorlar. « Bu olay», d iyor Th. S. Tyagi, « d a ha d ü n ortaya ç ı k m ı ş g e n ç devletlerin devrimci g üçleri n i şaşırtma, onları Sovyetler Birliğ i nden ve d iğer sosya list ü l kelerden tecrit etme yolunda yeni bir de­ nemed ir.» SSCB ile ABD'yi aynı tahtaya koyma'k, kurtu luşlarına kavuşmuş ha lkları n d ikkatini baş düşmanla rı olan empe rya lizmden uza'klaştırmaya ça lışmak demektir. Sosyalizm ile emperyalizm a rasında « üçüncü kuvvet» oldU'klarml iddia eden Maoistler, gerçekte « ABD ve diğer Batı devletleri n i n y,a nı nda b u l u ­ nuyorl a r». B u gerçek, Ba n g la deş olayları sırasında bütün a ç ıklığ iyle ortaya ç ı ktı. Oyle ki, o zaman, « Çin yöneticileri adeta Birleşik Amerika n ı n a skeri mültefiki olara k ha reket ettiler». Yaza r şöyle d iyor : «75 m i lyon l u k Bangla­ deş h a lık ı n ı n hü rriyet savaşını boğ maya ça lışan Batı Pa kista n a skeri çevre­ lerine Pekin'in gösterd i ğ i apaçık destek, Çin H a l k Cumhuriyetinin kurtu­ luş hareketleriyle daya n ışma dekıarasyonlarından hiç bir eser bıra k m a d ı . »

Kita bın « Ma o - N i kson d iyalog u » böl ü m ü nde, Ç i n ile A B D a rasındaki yakınlaşma evrimi izlen iyor. ÇHC ve ABD temsilci leri daha 1 958 y ı l ı nda g izl iden gizliye görüşmelere başladılar. B u n u n la bera ber, hir yandan resm i pıa nda a nti-a m e rikan politik h a t uygulandı. On y ı l boyunca, böylece 1 34 görüşme yapıldı ve bu a rada Yaşingtona 400 kada'r «ciddi uyarı »da bulu­ nuldu. Fakat Pekin çevreleri Viyetn a m'da bile ABD ile doğ rudan doğ ruya çatışma ktan 'kaçınıyorlar, «çatı şmaya dolaylı biçimde katı l m a » politika s ı uyg u l uyorlard ı . Pekin, Viyetnama h e p « ke n d i g üçlerine g üven m es i n i » sal ık veriyord u. Pekin'in Sovyetler Birliğine ve d iğer sosya l ist ü l kelere karşı tutu mu apa­ çl'k düşmanlık politikasına dönüşünce, Ameri ka n -Çin görüşmeleri yeni b i r gelişme hızı kaza ndı. Th. S. Tyagi'ye göre, Sovyet-Çin sınırı n d a ki çarpışm a l a r, Ameri'kan emperya lizmiyle a n laşmaya vara bi l m ek a maciyle, bizzat Pekin tarafı ndan k ışkı rtı l m ı ştır. Yazar, çoğ u Batı gözlemci leri nin « a rtık Çin'ıin başlıca önem l i iddiaları n ı n Birleşiık Amerikaya değ i l, Sovyetler Bir­ l i ğ i ne yöneltiimiş olduğ u » sonucuna vard ııkları n ı bel i rtmekted ir. N i hayet, Pekin yöneticileri ile ABD a rasındaki uzlaşmanın Asya ü l kele825


rine getirebileceği zararları gözden geçiren yazar, Çin sorunla riyle i l g i l i en büyük Amerikan uzmanlarından o l a n v e g eçenlerde « Çi n h a reket hat­ tını d eğ i ştiriyor» a d l ı bir kitap yayı m l a m ı ş bulunan R. Moorstin ve M. Ab­ ramoviç'den şu a l ı ntıyı a ktarıyor : «Çin artık Asyada bizim bütün ç ı ka r­ larımızın g üven a ltına a l ı n masına etki yapmakta d ı r veya g izl iden gizl iye etki yapabi lecek d u ru m d a d ı r . . . N i kson doktrinine karşı tahrikatın baş­ göstereceğ i her yerde, Çin önemli bir rol oynıyacaktır . . .»

Eh, ne denir? Bu a rtık tama miyle ya raşık ve d i kkate değer b i r ya rg ı d ı r.

Sarada Mitra

K i M I N lE VE K i M E KARŞI Son za m a n l a rda, Polonya Ha l'k Cumhuriyeti'nde, Çin Komü nist Partisi yöneti m i n i n şimdiki d ı ş pol itika hattı n ı n eleştirisel ta h l i l ine hasred i len bir­ kaç kita p ve yazı yayı m l a n d ı . Bu h a reket hattı n ı n M a rksizm -leninizm ve proletarya enternasyona lizmiyle bağdaşmazlığ ı n ı beli-rten bu yayınlar a ra ­ s ı n d a , Vlodzimej Biçkovs'k i'nin « Maoizm i n bazı ideoloj i k kaynakları n a d a i r » (<< Novo d rog i » sayı 1 1 , 1 972) baş l ı k l ı yazısı, And rey Yanitski'nin « U l usla ra ­ ra sı komünist hareketi karşısında Ç i n Komünist Partis i » H deologia i pol i­ tika » sayı 2, 1 973) baş l ı k l ı yazısı ; u l uslara rası politika soru nlariyle uğra­ şa n ta n ı n mış Polonya siyasi yaza rı Sta nislav Glabinski'nin «Çin'e dair not­ lar» a d l ı kitabı va rd ı r. Ayn ı yaza rın « Amerika Çin'e ba kıyor» (2) a d ı n ı taşıyan yeni yapıtı d a geçenlerde bası m d a n çıkmıştır. B i z bura d a işte b u kita ba okuyucul a rı mızın d i kokatini çekmeye ça l ı şacağız. Kitap Amerika n -Çin i l işkileri ni konu edin iyor. Her şeyden önce (ve hiç de kınama a n l a m ı n d a o l m ıya ra k) , b u soru n u n tari h i nde esas itibariyle a rşiv materya l lerine daya n ı l ı rken, ş i m d iki devre tablosunun önem l i dere­ cede yazarın dolaysız gözlem l eri ve d üşü nceleri olara k karşı mıza çı ktığına işaret etmeliyiz. S. G l a binski, " Kültür devrim i » dönem inde Çin'de, daha sonra ÇHC'ne karşı yeni politikan ı n o l uşması s ı rasında d o Vaşington'da bulunmuştur. Yazar, Ameri,ka n-Çin i l işki lerinin gelişmesi tarih i n i gözden g eçirerek şun­ ları belirtiyor: " Ma a grupunun, Sovyetler Birliğine ve öteki sosya list ü l ke­ lere karşı yöneltil m iş olan pol itik ha reket hattı Va şington' ü n önünde adeta beklenmedik perspektifler açtı. Vaşington yönetici çevrelerinin Asyodaki Amerikan nüfuzunu genişletme a rzuları n ı a rt ı rd ı ; sosya l ist topl uluğu zayıf­ Iatma, güçler dengesini tümden değiştirme, d ü nya komünist ha reketini parça lama ü m itleri ni g üçlendird i . . . »

(2) Sto n islaw G l a b i n's ki. Ameryka patrzyna Chiny. Warszawa. Ksiazka Wiedza, 1 973.

826


Bu g ib i d ü şü nceler, d a ha i kinci D ü nya H a rbi y ı l la rı içinde, ABD politik çevrelerinin, a rtık Gomi nta n g rej i m i ni n son g ü nlerini yaşadığını a n l a d ı kları s ı ra l a rd a d oğ m uştur. S. Gla binski, bununla i l g i l i olara k, Amerika n ı n Çin sorunları uzm a n ı n ı n daha 1 944 yılı nda söylemiş olduğu şu sözleri hatırlatı­ yor : « Biz, poliUk etki o l o n ı m ızı Çin kom ü nistleri ni de kapsıyacak kad a r genişletmek i ç i n e l i m izden geleni esirgememeliyiz . " Eğer Sovyet d ü nya­ sına karşı müca deleyi gerçekten kaza nmak istiyorsa'k, Sovyet-Çin blokunda olası b i r pa rçalanmanın bizim yara rımıza önemi büyü k b i r olay teşkil ede­ ceğ i n i u nutmama lıyız.» . . . 1 960 yıllarında ÇHC'nin dış pol itika yöneli m i n de, hegemonya ve büyük devletçilik hedefleri g üden şovi n izm ve bölücü l ü k tutu mu üstün geldi. Bu olay, el bette kapita l ist dünya n ı n ilgisini çekti. Daha önceleri «emperya listler/e görüşme »nin her tür/ ü s ü n ü gösterişle reddeden Pekin yöneticileri de a rtı k Batı ile tema s olana kları a ra maya başla d ı l a r. Sosyal sistem leri ayrı devletler a rasında barış içinde yanyana yaşama prensipleri temeli üzerinde temaslar ve işbirliği, d oğ a l olarak, barış ve i lerilik davası n a bir katkıd ır. N e var ki, Mao g rupu, ka pitalist mem leket­ ler/e ya kınla şmayı, uluslara rası komünist ve işçi ha reketi zara rı n a kullan­ ma,k istemekted ir. B u da, objektif olarak, e m perya lizmin ekmeğ i ne ' yağ sü rmektedir. Kanıtlar epeyce çoktur. Pek i n yöneticileri bütün hücumlarını Sovyetler Bidiğ i ne yönelterek, sosya l ist devletlerin g e rek bütünsel, g erekse bölgesel ça pta harca d ı kları barışçıl çabalara karşı cephe a l m ı ş o l uyorlar. Çin pro­ pagandası Avrupada Barış Progra m ı 'na a l a bildiğine h ı nçla sa l d ı rıyor, d ü n ­ y a ölçüsünde silahsızlanma konfera nsı tasa rı sını silkip atıyor. «Yeni Atla n­ tik Yasa s ı » önünde, NATO ve Ortak Paza r strateji uzmanları karşısında Pekin'in kuşağa kadar revera n sları , sosya lizmin barış politikasına karşı doğ rud a n doğ ruya b i r kışkırtmo niteliğ inde görün üyor. Objektif olarak, Pekin yönetici k a d rosu, gerg i nliğin hafifletil mesine karşı d i renen ve a nti­ kom ü n izm, a nti-sovyetizm temeli üzerinde ken d i eylemini genişletmeye ça­ lışa n «soğuk harp» kuvvetlerine bel bağ lıyor. Pekin, Asyada bir kolektif g üven li'k sağlama tasa rısına d a şiddetle k a rşı gel iyor. Oy's a, böyle bir tasa rının hayata geçiril mesi, kıta d a barışı teminat altına o l a b i l i r ve silahlanma ha rca malarının önemli derecede azaltı lma­ si yle, Asya ü l kelerin i n ekonomik ka l k ı n ması, halkları n yaşa m a düzeyi n i n yükseltil mesi o n ispette kolaylaştırılmış olur. Gerçek odur ki, Çin yönetici leri n i n şimdiki hareket hattı, sosya list toplu­ l uğa karşı savaş için b i r i kinci cephe açılması a n l a m ı n a gel mekted i r. Sos­ yalist ü l,kelerin içişlerine karışma denemeleri sıklaşmakta, EYK ve Varşova Antlaşması'na hücumlar giderek şiddetlenme kted i r. Çin temsi lcileri nin B MT'ndaki tııtu mları, ya ni en gerici . ve a nti-s'ovyeti k çevrelerde harıl harıl müttefikler a ra m a ları bilha ssa dikkate d eğer. 827


S. Glabinski'nin kitabı, ÇHC ve ABD yakınla şması n ı n « iç zem berekleri »ni meydana çı'ka rıyor. B i rleşik Amerika, Çin'in yard ı m iyle, sosya list ü l keler topl u l uğ u n u zayıflatmaya, uluslara rası kom ü n ist hareketinin b i rl i ğ i n i p a r­ çalamaya ve böylelikle emperyalist sistem i g üçlen d i rmeye çalışmakta d ı r. Peki n yönetici leriyse, d ü nya egemen liğine yol a çmayı a maçlıyan kend i dış politikaları çıkarına ABD'den ve diğer kapitalist memleketlerdEln yara rlan­ maya ça lışma kta d ı r.

Stanis/av V ons/avski

828


Komünist ve işçi partileri hakkında Kısa Bilgiler Ira k Komünist Partisi (IKP) 1 932 yılı nda l rak'ın g üney bölgelerinde birbirinden ayrı i l k kom ü n ist hüc­ releri bel i rd i . 1 934 Martında Bağdat'ta, komün istlerin il legol topla ntısında, kom ü n ist partisin i n kurulması kara rlaştırı l d ı (<<Söm ürgeci liğe ve söm ürüye karşı savaş kom ites i » a d ı a ltında) ve geçici bir Merkez K'o m i-tesi seçHd i. Partin i n i l k konfera nsı a nwk 1 944 yılı nda yapılabiidi. Bu konfera nsta, Prog ra m Tasarısı, yani Ulusal Ha rta i ncelenerek son biçi m i n i a l d ı . 1 945 N i s a n ı n d a Bağdat'ta toplanan I K P i . Kong resi, U l u s a l H a ııta'yı onayladı, Pa rti Tüzüğü'nü .kabul etti ve Merkez Kom itesi'ni seçti. IKP' n i n 1 970 Eyl ülünde ya p ı l a n ii. Kongresi, emperya l ist gericiliğe ka rş ı m ücadelenin şiddetlendiri lmesi, ulusa l bağımsızlı ğ ı n sağla mlaştı rılması, demokrasi ve sosyal i lerleme hattı nı onayla-d ı, yeni Program'ı kabul etti, Tüzük'te bazı değişikli kler ya'Ptl ve yeni Merkez Komitesi n i seçti. IKP daha kuruluşu ndan iti baren i llegpl eylem g österd i ve ya lnız bazı d ö nem lerde yarı -Ieg a l koşullar içinde ça lıştı. I KP'de ta ban örgütleri - hücreler -, ü retimsel-bölgesel prensipe göre, ya n i işletmelerde, d a i relerde, öğ reti m kurumlarında ve oturma yerlerinde kurulur. Kafa emeğiyle meşg u l olan komünistler, meslek birliklerine bağlı parti ö rg ü tlerine g i rerler. Yönetim orga n l a rı : i şletmelerde, d a i relerde, öğ retim kuru m l a rı nd a veya oturma yerlerindeki parti komiteleri ; şehir komiteleri ; il komiteleri (büyük şehirlerin parti komiteleri de bunla rla aynı haklara sahiptirler) ; Gü ney I rak 'ta meydana geti rilen bölge kom ite leri (üç bölgenin yönetici p arti örg'ütleri ola rak) ve Bağdat şeh i r kom ites i ; Kürd istan komün istleri yöre komitesi (Parti merkez orga n l a rı n ı n kontrolü a ltında, dört yılda bir defa toplanan Kürd ista n Partisi Kongresi'nde seçi l i r) . Kürd istan Komünistleri n i n kongresi kendi prog ra m ı n ı hazı rla m a v e ka bul etme hakkına sa hiptir. B u kong ren in ka ra rla rı, IKP MK'nin onayı n d a n geç­ tikten sonra y ü rürlüğe g i rer. Merkez Komitesi, -kong reler a rasındaki dönemde partinin yö n etim org a ­ n ı d ı r. M K , plen u m l a r a rasında işlerin i yönetmek üzere Pol itbüroyu ve Bi­ ri nci Sekreteri seçer. M K Plen umları altı ayda b i r defa toplanır. Ayrıca olağ a nüstü plenu m l a r da ya p ı l a b i l i r. Pa rti Kongresi, M K tarafı ndan dört yılda bir tO'P l a ntıya çağrı l ı r. Kong 829


reye, MK üye ve aday üyeleri, K ü rd istan kom ü n istleri yöre kom iteleri tem­ s i lci leri, bölge ve il kom iteleri temsilcileri ve aynı za manda I KP MK'ne bağ l ı kom iteler temsilcileri delege o l u rl a r. Parti basım:

.

I K P k u ru l uşunda n beri b i rçok gazete ve dergi çıka ragelmiştir. Bunların çoğ u i l legol yayı n l a rd ı r. Komü nistler, ayrıca, demokratik basın o rganlariyle de şu veya bu biçimde işbirliği yap m ı ş l a rd ı r. H a len, I KP, legal ola ra k hafta l ı k « AI-fik i r al -cad i d » (<<Yeni fikir») d er­ gisini ve «As-sakafa a l-ca d id a » (<<Yeni kültür») aylık sanat-pol itika der­ g i s i n i yayı mla makta d ı r. 1 972 Mayısından buya na IKP'nin i k i temsilcisi h ü k ümette görev a l ma k ­ tad ı r. Lüksemburg Komünist Partisi (LKP)

lüksemburg Komünist Partisi 2 Ocak 1 92 1 'de Diferdanj şehrinde kuruldu. Olkede kom ü n istlerin hemen hemen % 80'i işçi, çoğ u n l ukla d e m i r-çe l ik sanayii işçilerid i rier. Pa rtinin en yüksek o rg a n ı Kongre' d i r. Kongre üç yılda b i r top l a n ı r. Son Kongre 24-25 Ma rt 1 973'te ya pılmıştı r. Kong re Merkez Komitesin; seçer. Merkez Komitesi de Yürütme Komites i n i ve Sekreterl i k' i seçer.

XXi .

lKP' n i n teme l i n i işletmelerde ve oturma yerlerinde k u ru l a n ta ban örg ü t­ leri (pa rti g ru pl a rı) teşki l eder. Grupun yüksek o rganı yılda bir defa yapılan genel kurul toplantı s ı d ı r. Genel k u ru l topl a ntısı, g rup kom itesini ve parti kongresi delegelerini seçer. Parti bası m :

«leitung fum letzeburger fol lek». Gün l ük gazete. Sekiz sayfa. Paza rla rı 1 2 sayfa olara k çıka r. «Wochenzeitung fum letzeb u rger fol lek». Hafta l ı k gazete. Ona ltı sayfa o l a ra k çıka r. G ü n l ü k gazetenin en önemli yazı larını tekra r basa r ve önce­ l i kle i şletmelerde yayı l ı r. lKP 1 945 yı l ı n d a n be� i U l usa l Birlik Hükümeti'ne g i rmekted i r. O y ı l d a n beri mem leket parlômentosunda d a temsil e d i l mekted i r. Ha len porlômen­ toda 56 sanda lyen i n 6'sına sa hipt i r. 1 968 yılı nda ya pılan son seçi mlerde, seçmenlerin % 1 5' i lKP'ye oy ver­ d i ler (daha önceki seç i m lerde parti oyların a nca k % 1 2'sini kaıanabil­ m i şti) ; mem l eketin g üney böl ü m ü n ü n sanayice gelişmiş bölgeleri ndeyse, kom ü n istler oyların % 22'sini kaza n d ı l a r. Seçim Ka n u n u lKP' n i n haklarını 830


b i raz budadı ; öyle ki, komün istlere oy verenlerin sayısına göre, pa rti, par­ lô mentada daha fazla sa ndalyeye sa h i p olmalıydı. Yersel egemen l i k org a n la rı kadrosunda ve i şletmelerin üretim kon·sey­ leri n de seçimle görev a l a n birçok kom ü n ist va rd ı r. Ol ken i n ikinci büyük şehri Eş, valisi kom ü n ist a l m a k üzere, komün istlerle sosyalistlerin koa l is­ yonu tarafı ndan yönetilmekted i r. B i rçok sanayi şehri nde, sosya listler, a n ­ cak ıko m ü nistlerin desteği sayes'inde valilik görevlerin i a labilmişlerdir. 01ken i n üç büyük demir-çelik işletmesi nde, komün istler, ü reti m konseylerin i n başında bulunmaktad ı ri a r. Parti, çalışmalarında, on yıl önce kurulmuş bulunan ve sosya l istlerin de g i rd i kleri Sen d i ka l a r Birliği'ne daya n m a kta d ı r. Kom ü n istler, d iğer yığın örgütlerinde, örneğ i n Lüksem burg Kad ı n l a r Birliği'nde, « Lü1ksem burg­ SSCB " Dostlu k Birliğ i'nde ve Eski Mu kavemet Savaşçıları Org ütünde de çalışmaktad ı rlar.

Şri-Lanka Komünist Partisi (ŞLKP)

B i rleşik Sosya l ist Partisi ' n i n (ki 1 940 Kos ı m ı n d a n beri eylem a lanında­ dır; 1 942 y ı l ı Martında i n g i l iz sömürg e i d a reci leri tarafından yasaklanmış­ tır) 3 Hazira n 1 943'te topla nan il lego l konfera nsı, partinin dağılmasını ve Seylôn Kom ü n ist Partisi'nin kurulmasını karorlaştı rd ı . Böylece eylem a l a ­ n ı na g i ren Seylôn Kom ü nist Partisi, V i i i . Kongresi n i n (Ağ ustos 1 972) kara­ riyle ad değ iştirerek Şri-La n ka Komünist Partisi oldu. Pa rtin i n ta ban örgütleri ü reti msel-bölgesel bölünüş prensipine göre k u ­ ru l u r. Bunları n ça lışmasını il komiteleri yönetir. Seçim i l lerinde, U l usal Devlet Meclisi seçi m leri sırasında-eğer bura la rd a yeter sayıda ta ba n örg ütü varsa -, keza pa rti i i komitelerin i n yönetim i a ltında ça lışan bölge kom iteleri meyda n a getiril ir. En yü ksek pa rti o rganı Ulusal Kon g re'dir. iki yılda b i r toplanan Ulusal Kong re, Merkez Kom itesini. Merkez Kontrol Komisyonunu ve Merkez Tef­ tiş Kom isyonunu seçer. Kong reler a rası dönemde pa rti yü ksek organı Merkez Komitesidir. Merkez Kom itesi, POl itbüroyu. Sekreterliık'i. Send i ka B i rlikleri nde Ça lışma Orgütsel Kom itesi ni, Genel Sekreteri, Parti Başka n ı nı, baş örg ü tçüyü (Parti Genel Sekreter Yard ı mcısı) ve veznedarı seçer. Parti basını:

Hafta l ı k gazeteler: « Mavbima" (<<Anayurt" - Singol d il i n d e) ; « Desa bhi­ m o n i " (,<Yurtsever" - Ta m i l d il i n d e) ; « Forva rd " (.. i leri " - ingil izce). 831


Günlük halk gazetesi «Ata » (<< Gerçek » - Singol d i l i n de). Parti yay ı m organların ı n redaktörleri M erkez KomItesi tarafın d a n seçi­ lirler. Ulusal Devlet Meclisi'nde 6 kom ü nist m i l letvekili va rdı r. 1 970 y ı l ın d a iş­ başına gelm i ş bulunan şimdiki Birleşik Cephe H ükü metinin kadrosunda Ş LKP'nden bir bakan ve bir d e bakan yard ı mcısı yer a lm a ktadırlClr.

832


OZEL SAYFALAR

BILDIRGE

Ileri demokratik cumhuriyet için sava, Türkiye C u m h u riyeti 50 yaşında . Hal·k ı m ız, 1 9 1 9-22 a rasında, 3 y ı l bo­ yunca, memlekete dolan em perya l ist g üçlere, onları destekliyenıere k a rşı, u l usal bağı msızhk, demokratik bir d üzen için kan dökmüş, ö l ü m k a l ı m savaşı vermi ştir. Cumhuriyet b u savaşın sonucunda kurulm uştur. Padişa hlı­ ğ ı n ve H a l ifeliğin ka l d ı rı l ması i leri b i r atı l ı m olm uştur. Türkiye bugün derebeylik a rtığ ı ilişkilerin hôlô yaşadığı, emperya list g üç­ lerin yeniden memleketin ekonomik ve politik kilit yerlerine e l attığı, geri kalmış, kapita l ist bir cumhuriyettir. Diktacı, tekeIciliğe tırmanan, yabancı sermayelerle bağ laşan, finans oligarşiye dönüşen, toprak ağa l a rıyla, mili­ tarist klikle çitişen işbirl ikçi büyük burj uvazi egeme n l i k sürüyor. Ku rtu luş savaşında h a l k ka n döktü. Anayurda dolan d üşma nları yendi, kovdu. Ama, koşu l l a r, güç dengesi öyle getirdi, egemenl i k b u rj uvazin i n e l i ne geçti. V e o , da'ha i l k aşamada, kurtu luş savaşının ileri demokratik b i r düzeye y ükselmesine karş ı çı ktı. Düşmana karş ı savaşan çetelere, geri l l a ­ l a ra a rkadan sa l d ı rd ı . ısmet (ınönü), Refet (Bele) g ibi komuta n ların b i r­ likleri n i gerilla ların üzerine sürdü. Türkiye Komünist Pa rtisine sa l d ı rd ı . Mer­ kez Kom itesi üyelerini Karadenizde boğ d u rdu. TKP yasaklandı, 50 yıldır b u parti gizli çalışmaya zorla ndı. TKP'ye karşı baskı, terör s ü rüp g idiyor. Padişa h l ı k kaldırıldı. Eski d üzen değ i ştirildi. Ama demokratik devrim ya pı lma d ı . Topra'k ağalığı, büyük tO'Prak m ü l kiyeti kapita l ist gelişme s ü re­ ciyle uyuştu ruldu, çitiştirHd i. Burj uvazi, eski devlet mekan izması n ı k ı rma d ı , pa rçalamodı. O, burj uva devlet mekan izmasını eskileri üzerinde o luşturdu . Ord u d üzenini eski kasna k üzerine k u rdu. Birinci M i l let Meclisi, eski Osma n l ı Meclisinden ol uşturuldu. Anadolu tüccarl a rı , toprak ağaları, ista n bulun Ikom'P radorları, memleketi yıkıma sü­ rükl iyen ittihatçı l a r Meclise getiri l d i. Ama ne o zaman, ne ondan sonra geniş hal k yığınları n ı n ; işçi sınıfının, emek·çi köylü lerin !emsilcileri Meclisin semtine uğ ratı ldı. B u yığınları n uzun y ı l l a r s ü rd ü rdükleri s·a vaş sonucunda, Anayasa uyarı nca açık bir Işçi Partisi kuruldu. B u pa rti, bir süre, Mecliste değ işik h a l k katm a n larını temsil etti, onların çıka rlarını savundu. işbirlikçi burj uvazi, gerici hükü metler b u kadarına bile dayanamadı. TiP süngü g ü ­ cüyle, Anayasa Mahkemesi eliyle ka patı ldı, yöneticileri, üyeleri zında n l a ra atı ldı. 833


50 y ı l l ı k c u m h u riyetin 27 y ı l ı sı kıyöneti m lerle geçm iştir. " istiklôl Mah­ kemeleri .., Sıkıyönetim M a h kemeleri, " Güvenlik M a h kemeleri .., faşist ceza yasa ları : - 1 41 - 1 42 - 1 46'ncı maddeler, 700 cezaevi, polis, jandarm a, ordu baskısı, i lerici örg ü tleri ymaklamalar, hepsi büyük burj uvazinin d i k ­ ' tatoras ı n ı s o m u t biçi mleriyle ortaya koyma kta d ı r. S o n 2 9 aylık s ı kıyöneti m : Yığ ın yığın tutu k l a m a l a r, ba rbarca işkenceler, işçilerin, gençlerin k u rşun­ Ianmaları , idamlar, Doğu i l lerinde Kürt h a l k ı na kmşı kanla, ateşle uyg u ­ l a n a n "özümseme .. politikası, zorba l ıkları n somut biıç im leri d i r. A P h ü k ü ­ meti, sonra genera l ler cuntasına dayanan sıkıyönetim h ü kü metleri o r d u ve tank birlikleri ni kaç defa işçilerin üzerine s ü rd ü ler. 1 00 bin lik ordu, j a n ­ d a rma, p o l i s birlik leri kaç defa i sta nbulda, Anka rada, izmirde a ra m a -ta ra ­ malar ya ptı, m i lyon l a rca ha l k ı g ü n lerce evleri ne h a psetti. işbirl i kçi burj uva h ü kü metleri, ya lnız Amerikayla 1 00'den fazla ikili a n ­ Türkiye C u m huriyetinin egemenlik h a k l a rıyla bağdaşmıya n sözleş­ meler imza la m ı ştır. NATO'ya bağ l ı l ı k bu h ü k ü metlerin politikaları n a o m u r­ ga olmuştur. Bu h ü k ü metler ve Mec l i s Amerikaya, NATO'ya Tü rkiye top­ rak l a rında « atlama tahtası .. - Ü's ler vermiştir. Ameri kan e m perya listleri kaç

laşma,

defadır incirliği b i r köprü başı, aktarma alanı olarak kullanıyor, saldırgan

isra i l o rd us u n u b ura dan d este k liyor. Türkiye Komün ist Partisi, işbirlikçi b u r­ j uvazinin h a l k d üşma n ı pol itikasına kmşı, cumh u riyetin egemenl i k ha k l a ­ rı n ı ayaklar a ltına a l masına, NATO'ya, i k i l i a n la ş m a l a ra karşı savaşagel­ miştir.

TKP, kurulduğu g ü nden bu yana, u l usal bağ ı m sızlık, i leri, demokra ti k b i r cumh u riyet için d irenmiştir. TKP, 1 920 y ı l ı nda, «Türk iye işçilerine çağ ­ rısında : Pad işa h l ı ğ ı n k a l d ı rı l masını, Meclisin, doğ rudan doğ ruya genel seçim lerle, halk temsilci lerinden kurulmasını, h a l ka bütün demokratik hak­ ların sağ lamasını, köklü reform l a rı n ya pılmasını i leri sürmüştür. i leri, de­ m okratik cumhuriyet ilkelerini savu nmuştur. ••

B u 50 yıl içinde, memlekette, sınıfla rı n ayrışımı h ızla nmıştır. Bunları n karş ı l ık l ı yer a lı m ı , karşı l ı k l ı g ü ç dengesi değ işmiştir. işçi sı nıfı h e m sayıca, hem b i l i nçlen me, örgütlenme bakımından memleketin polim yaşam ı na etki yapa n bir güç olm uştur. işçi s ı n ıfı, s ü rekl i grevlerle, 1 00 b i n l i k g österi yürü ­ yüşleriyle demokratik gelişmeyi, ono hakla rı, u l usal bağ ı m sızlığı sovuno gel miştir. i şçi sı nıfı n ı n ileri, demokratik c u m huriyet d üzen i için verdiği sa ­ vaşın temelleri üzerinde gençli1k, öğ renci hareketleri y ü kselmiştir. Gençlik çıkışla rı işçi hareketine bağ l ı ko lıd ı ğ ı s ürece başa rı l ı olmuştur. Memleketle emekle sermaye a rasındaki, emekçi yığınlarlo ha l k düşmanı çevreler a rasında ki, biltün u l usla memleketin başına d i k i le n Amerika l ı l a r, emperya l istler a rasındaki uzlaşmaz çelişkiler savaşı sertleşm i ştir. Bu savaş, u l usal bağ ı msızl ı k için, köklü refo rml a r için, barış ve sosya l oluşumlar için yürütülen savaştır. 14 Ekim seçi m leri n i n son uçları b u gelişme s ü recini ya n­ sıtmakta d ı r. 834


Geniş h a l k yığınları, mem leketi buna l ı m ların b u rgacından kurta racak, NATO politi kasına son verecek, u l usal bağımsızlığı savunacak, i leri, de­ mokratik dönüşüm lere yol açacak b i r hükü metin işbaşına gel mesi için d i ren iyor. TKP, bu d i renişi yeni Eylem Prog ra m ı n a temel yapm ıştı r. Demokratik hakları : g rev, gösteri, yürüyüş, söz, yazı, örgüt, topla ntı , ko­ nut dokun u l mazlığı özg ü rl ü klerini budaya n yasa klar, yasa l a r hemen kal­ d ı rı l m a l ı d ı r ! Pol i tik tutuk l u l a rı d a kapsıyan genel a f çıka rı l m a l ı d ı r ! TKP' n i n, ayrasız bütü n i lerici örg ü tlerin a ç ı k ça lışmalarına i z i n verilmeli­ d i r, yasa klama yasa l a rı kaldırı l m a l ı d ı r ! Devlet meka n izması gerici lerden, emperya l ist ajanları nd a n temizlen­ mel i d i r ! H a l kı, memleketi k a l k ı n d ı racak, i leri, dem okratik cumhuriyet d üzeni n i sağ l ıyaca k köklü reform l a r ele a l ı n ı p yapılma l ı d ı r ! U l usal bağ ımsızlıkla bağdaşmıyan i'k i l i a n laşmalar bozu l m a ı ı d ı r ! Top­ ra klarımızdaki yabancı üsler k a l d ı rı l m a l ı d ı r ! Türk ordusu NATO' n u n ko­ m utasın d a n g eri a lı nmal ı d ı r ! i leri, demokratik Cumhuriyet i ç i n , b ü t ü n i lerici, yu rtsever g üçler v e ör­ g ütler elele verelim, omuz o m uza savaş'a l ı m ! . 20 Ekim 1 973

Türk iye Komün ist Pa rti si Merkez Komitesi

AÇiKLAMA 1 4 Eki m seçi m leri n i n sonuçları, m em lekette a nti-demokratik d ü zene, em­ perya list baskıya karşı halk yığınları n ı n, i lerici g üçlerin yü rütegeld ikleri savaşın yeni b i r a şa maya yükseldiğini ortaya koyma'ktad ı r. i şçi sınıfının d i renişleri, u l usal bağımsızlık, d emokratik haklar, barış ve sosya l kurtu l u ş için olan savaşı geniş emekçi ve h a l k yığ ı n l a rı n a i n d i r­ m i ştir. işbirlikçi büyük burj uva - ağa ikil isin in, bunlara yumruk olan m i l i ­ tarist k l i ğ i n 2 9 a y süren sıkıyöneti m i n baskısı işçi sınıfının, h a l k yığ ı nları­ n ı n d i renişlerini k ı ra ma m ı ştı r. Seç imlerin sonuçları, işçinin, köylünün, ezilen geniş katma n la rın, sendi­ kaların, sosya listleri n, bütün i lerici y u rtseverlerin, bu g üçlerin b i r başarısı­ d ı r. Türkiye Komünist Partisi, ola nakları ölçüsü nde bu başa rıya katkıda bulunm uştur. Seçim lerde gerici, işbirl i kçi partiler, öz·el li kle AP ve CGP bir yen i l g iye uğramışlard ı r. Halk, bu parti lerin h a l k düşmanı pol itika larına karşı oldu835

..


ğ u n u açıkça, sa n d ı k başında ortaya koymuştur. Bu partiler oy kaybetti ler, Mecliste sanda lya kaybettiler. Fakat büs bütün yen i l i p gitmemişlerd i r. Eko­ nomik yaşa mda, devlet m eka'n izmasında kilit yerlerini hôlô ellerinde tut­ makta d ırlar. Bunların Pa rlamento sanda lyaları, a rkalarında emperya list çevreler vard ı r. Sı kıyönetimde n ka lma hükü met, gider ayak, gerici, h a l k d üşmanı pa rtilerin d urum l a rı n ı, devlet meka nizmasındaki yerlerin i yeni a ta m a la rla kuvvetlen d i rmeye ça l ı şıyor. Bu şeçim lerde Maocuların, likidatörlerin bozg unculuk takti'kieri, seçimleri boykot çağrı l a rı fiyaskoyla sonuçlanmıştı r. Onlar, bozg unculuk ta ktikleriyle gerici partilere ya ra n d ı l a r. Bunlar, gerici pa rtilerle birlikte ha lkta n, seç­ menlerden kuvvetli tokat yed i ler ve parçalandılar. Bu seçimlerin sonuçları n d a n bJri de, a nti-komü nizm kışkırtıcı lığ ı n ı n es­ kisi g i bi yer bulamaması, gerici partilerin elindeki bu silôhın geri tep­ mesid i r. Gerici, halk d üşma n ı pa rtiler, işbirl ikçi büyÜ'k burjuva - a ğ a ikilisi, seçi mlerde uğra d ı kları yenilgiye boyun eğmek, halkın i ra desine uymak, yer­ leri n i teslim etmek n iyetin d e değ illerd i r. AP ve öteki gerici pa rtiler, şim­ diden, halk yığınla rı n ı n istediğ i bir h ü k ü metin kurulmasına k a rşı sa botaj, balta lama eylem ine geçmişlerd i r. Böylesi bir teh l ikeyi görmemek, geniş yığ ı nları bu teh l i keye ka rşı, Meclis içinde ve d ışı nda gerici lerin çevirmek istedi kleri entrikalara karşı uya rma mak, yığınla rı d a ha güçlü d i renişlere çağı rma ma'k büyük hata olur. Gerici güçleri, pa rtileri, geniş halk yığ ınları ­ n ı n a ktif savaşlarıyla gem lemek olanağı vard ı r. Seçimlerde çoğ u n l u k kaza n a n pa rti, ha lka verd iği sözü tutma k zorun­ d a d ı r. H a l k yığ ı n la rı : Vazgeçilmez demokratik hakları n eksi'ksiz sağlan­ ması, köklü reform ları n ya p ı l ması, pahalılı kla, y ı k ı m l a savaşacak, işsizliğ i önl iyetek, gerici partilerin ve h ü k ü metlerin i n yarattıkları cehennemden halkı kurtaracak, genel affı hemen sağlıyacok bir hükümet istiyor. Komünist Partisi, böylesi bir h ü k ü metin her ileri a d ı m ı nı, her demobatik gi rişi m i n i, ulusa l bağ ı msızlık, barış ve sosya l kurtuluş için olan her dav­ ra nışını destekliyecektir. Kom ü n ist Partisi ve örgütleri için, komünistler için yığınlara i n mek, on­ ların savaşlarına, isteml'erine önayak olmak olana kları açılmaktad ı r. Vığ ın­ larla, onların savaşlarıyla d a ha sıkı bağ la n a lı m ! 30 Ekim 1 973

836

Tü rkiye Komün ist Partisi Merkez Komitesi


A. Soydan

14

Ekim seçimleri sonuçları, yarattığı yeni sorunlar Türkiyede sınıf savaşında yeni�aşama

1 4 Ekim 1 973 ta rihinde Türkiye'de yapı l a n Pa rla mento seç'i m lerinde Mec­ lisin tüm ü , Senatonun üçte b i ri yenilendi. Seçi mlere demokratik, anti­ emperya l ist sloga n l a rl a katı lan parti ve adaylar büyü k bir başarı sağla­ d ı l a r, işbirlikçi burj uvazinin politi'k güçlerini temsil eden p a rtileri gıırilet­ tiler ve iktidara doğ ru önem l i bir h a m le yaptı l a r. Bu hamleyi yapa h ların başında C H P gelmektedir. CHP'nin çıkardığı mil letvekillerinin yarısından fazlası yen i d i r. Bu yeni seçilen adaylar a rasında olduğu g ihi eskiden mil­ l etvek i l i o l u p da yeniden seçi lenler a rasında demokratik, a nti-feoda l ve a nti-em perya l ist fikirleriyle ta n ı n mı ş ve b u yönde işbirl'ikçi bUTjuvazi n i n i ktidarl a rı n a ikarşı savaşmış ayd ı n l'or, idare a da m l a rı , mesela savcılar veya kaymaka m l ı k yapa n l a r da vard ı r. Ote yandan Ada let Partisi (AP), Cumhu riyetçi Güven Partisi (CGP) , De­ mokratik Parti (DP) , g i b işbirl i kçi burj uvazi n i n politi'k gücünü temsil eden partilerden seçilen m i l l etvekil lerinin % 78'i eski m i l letvekil leri d i r. Demirel ve sıkıyönetim i ktidarları sırasında baskı a raçları n ı n başında bulunan general ve yüksek memurlardan önemH bir kısmı 14 Ekim seçim ­ lerinde AP'den aday olara k gösteril mişlerd i. B u şeki lde a day gösteri lenler büyük bir yeni lg iye u ğ ra m ı ş ve bir genera l h a ri ç h içbirisi seç i lemem işler­ d i r. Ara la rında Izm1ir, Ankara , I sta nbul, Adan a sıkıyönetim komuta n l ı,kIa­ rında, sıkıyönetim komuta n l ığ ı veya ya rd ı mcılığı gibi önem l i ödevler a lm ı ş olan d o k u z emekli genera lden ya l n ız biri seçilebilmiş, geri kal a n l a r b a ­ şarı gösterememişlerd i r. Yargıtay eski başka nı, Anayasa Mahkemesi eski başkanı, istanbul'da Kanlı Pazar gibi yığınsal terör hareketlerini tertip­ l iyen, sıkıyönetim devrinde ka n l ı baskı lara a let olan Istanbul Va l isi, Polis Müd ürü ve savcısı da AP l i stelerinde a day gösteri l m işlerdi. H a l k bunlara da oy vermemiştir. 1 4 Ekim seçim leri nde 7 sendi kacı milletveki l i ,seç i l miştir. B u n l a rda n S'i CHP'Ii, 2'si de AP'lidir. 1 969'da Pa rla mento seç i m lerine katı l m a ora n ı % 64,3, 1 973 seçimlerind e ise katı l m a ora n ı % 67,6'd ı r. Fakat genel likle işçilerin kalaba l ık, devri mci hareketin yoğ u n olduğu sıkıyönetim bölgelerinde katılma ora n ı yer yer (� o 80'e kada r yükselmiştir. ızmir, Ada n a g i bi ve Ege'nin AP' n ı n ka lesi sayı l a n birçok bölgeleri nde CHP a dayları AP' l i leri yenilg iye u ğ ratmış ve buralarda CHP, AP' n i n hemen hemen i'ki misli oy a i m ıştır. Büyük burj uvazinin iktidarl a rı h a l k i radesi n i n Pa rla me ntoda ya nsımasını engellemek için uzun za mandan beri gereken bütün tedbirleri a ld ı l a r. 837

ii


Karmaşık ve kendi sı nıfsal çıkarlarına yaraya n bir seçim sistem i uygula­ mak, seçim ka m panyasını s ı kıyönetim ve Devlet Güven lik Ma h kemeleri baskısı, demokratik ha,k ların çiğnenmesi, yığınsal tutu'klamalar, yarg ı la m a ­ l a r b ü y ü k burj uvazi i ktid a rla rı n ı n ya rattı ğ ı seçim ka m pa nyası şartları a ra ­ s ı n d a d ı r. Daha 1 969 seçim lerinden önce « ulusal a rtı k » si'stemi, seçim ka n u n u n d a n ç ı k a r ı l d ı . V e böylece Pa rl a m enta rizm şa rtlarında, b u rj uvazi n i n hegemon­ yasında, halk i radesinin nispeten d a ha geniş bir şekilde Parla mentoya yansımasını sağl ıyan b i r s i'stem Seçim Ka nunu'ndan çıkarı l m ı ştı. Fakat On Seçim Sistemi bı ra k ı l mıştı. On Seç i m Sistemin i n b u rj uva partilerinde, seçim paza rla rı n ı n a ç ı l ması na, pa rası ola n ı n, yahut baskı a raçları n ı daha fazla k u l l a n a n ı n l istelere g i rd iğ i ve l istelerde ön sıra l a rı tuttuğu bilinmek­ ted i r. Ayrıca tercih i i oy g i bi a n laşılması zor olan bir sistemin uyg ulanması, seçmenin, son şeklini bulan aday l i stelerinde i'sted iğini seçme imkônları­ n ı n zor/ uğu, hal,k ı n ı n % 65' i okur-yazar olmayan, köy emekçHerin i n 'ise % 80-90'a yak ı n ı oku r-yaza r olmayan bir ü lkede, ha lkı n i radesi n i n ya nsı­ masını engel leyen başka b i r sebep olara'k beli rmiştir. Bu karmaş ı k sistem b irçok emekç i n i n s a n d ı k başına g itmemesine ve 700 bi ne yakın oyun ge­ çer/i sayı lma ması na sebep olm uştur. Genel seçimlerde h a l k i radesinin gereği g ibi ya nsımasını engelleyen nedenler ya l n ız bunlar d eğ i / d i r. B u konuda pol itik, sosya l, ek'o nom'i k sebepler de vard ı r. Bunların başında büyük b u rj uvazi nin, e mperyal izmin h a l ka karşı 29 ay­ dan beri y ü rüttüğ ü sıkıyönetim terörü, sosya l ist a k ı m ı ve bas ı n ı yasak l a ­ mak. devri mci gençliğ i k a n l ı b i r teröre ta bi tutma k. işçi h a reketini ezmeye k a l kışmak. köy emekçilerine ka rşı da ağa. derebeyi. şeyhlik. seyitl i k gibi Ortağ çağ k a l ı ntısı k u ru m l a rı kullanmak geliyor. Resmi ağ ızları n bile kabul ettiğ i ne göre bugün Türkiyede 742 köy özel m ü l kiyete a ittir ve i n ­ s a n ı a rıyle birli kte a lı nıp satı lma kta d ı r. Bu ra ka m daha geniş ve d a ha yayg ı n derebeylik kalı ntısı i l işkilerinin kapsa m ı n ı küçümsemek için ortaya atı l m ı ştı r. Durum daha karmaşık ve kötü d ü r. Bu şa rtları gözönünden uzak tutm a m a k gerek. Bundan başka hemen hemen bütün yığı n ımı etkmyen propa g a n d a ve yayı n a raçları nın, basının, radyo ve televizyonun. kitap. broşür, d uvar i/ônları. kürsü h a l i ne getirilen camiler g i bi d insel olan. o l ­ maya n propaganda a raçları d a büyük b u rj uvazi tarafı n d a n emekçi yığın­ ları a ld atma k. beyinleri y ı ka m a k, h a l k ı n d i ni ina nçlarını sı nıfsal çıkarla r için sömü rmek. a nti-kom ünizmi körüklemek ve bu yollard a n emekçi h a l k ı n oyl a rı n ı halk d ü şmanı b i r i'ktid a r k u rma k ma ksadiyle çelmek i ç i n kulla n ı l ­ mıştır. Sı kıyönetimle si/ôhlı kuvvetleri. açık-gizli polisi hal'ka karşı s ü ren büyük b u rj uvazi ve emperya lizm uzun za mandan beri bu seçi,mlere hazı rla n d ı l a r. Tü rkiye i şçi Partisini kapattı l a r. Bütün sosya list literatürü yasak l a d ı l a r. 838


350 kadar b i l i msel sosyal izme, u l usal bağ ımsızlığa a it ya pıtı yasak liste­ lerine a l d ı la r, toplattı l a r ve yaktı lar. Bu kita pları okuya nlara karşı bile ağır bir terör uyg u l a d ı l a r. Ayrıca sosya l ist m ilita n kadroyu ağır ve kanlı bir terörle o rta d a n k a l d ı rm a ya , dağ ıtmaya ve sindirmeye koy u l d u l a r. Büyük burj uvazinin iktidarl a rı, emperya lizmin ajanları , 14 Ekim seçimleri nde ço­ ğ un l u ğ u elden kaçırma ma'k için, işçi sın ıfına, emekçi yığ ı n la ra , orta ta­ bakala ra, m i l l i b urjuvaziye ka rşı sınıfsa l hegemonyasını s ü rd ürebilmek için baskı ve terörle· birlikte her türlü pol itik, ekonomik ted biri a ld ı , a nti­ kom ü n izmle sınıfsa l ideoloj isini halk yığ ı n la rına aşıla maya, halk yığınla­ rını sorunlarından uzaklaştırmaya kalkıştı ve söm ü rü d üzeninin ta mamla­ yıcı b i r pa rçası haline getirmeye çal ıştı. Fakat büyü k b u rj uvazinin sosya l ist m ilitan kadroya ka rşı bu a ğ ı r teröre rağ men, i I Iego i ile şartlarında, sosya ­ l istler, işçi sınıfının ve emekçi yığ ı n ları n u l usal ve sosyal kurtuluş savaşla­ rını örg ütlemekten sınıf savaşında onlara ışık tutmaktan geri d u rm a d ı l a r. ,

Bundan ötürü deneb i l i r ki, TiP kapatı l m a m ış, 29 aylık sı kıyöneti m i n a ğ ı r silindiri Türkiyede topl um u n ve devrimci a k ı m ların üzeri nden geçmemiş olsaydı, 14 Ekim genel seçim leri n i n sonuçla rı başka olaca k, belki de sos­ yal ist pa rti hatı rı sayı l ı r bir m i l l etvekili g ru buyla Mecl ise g i recek, hatta b i r sol koal isyona a d a y olabilecek duruma gelebilecekti. Işçi sınıfından, geniş emekçi yığ ı nl a rından a nti-e m perya list, demokratik yönde gelen baskı n ı n ö ne m l i b i r kısm ı n ı n sosya l ist p·a rtiye doğ ru yönelmesi sosyoloj ik kanu niyetin d oğ a l bir sonucu olara k beHriyor. Son g enel seçim­ lerde emekçi yığ ı n l a rda, orta ta ba kalarda demokratik, a nti-emperyalist, a nti-feoda l , anti-faşist a kı ml a ra doğ ru yönel i m i n a rttığ ı, bu yöntemleri ben imseyen ve uyg u layan gerici pa rtilere 'karşı bir gelişmenin belirdiği a ç ı ktır. TiP kapatı l mış olduğundan. halk y ı ğ ı n l a rından gelen b u yönel i m ve baskıyı CHP ve MSP gibi. demokratik ve a n ti-em perya list sloganlarla se­ çime katı l a n b u rj uva ve küçük burj uva pa rtileri emmiş ve şekillendirmiş­ leııd ir. 1 4 Ekim seçimleri ve seç i m kampa nyası n ın şa rtla rı ve sonuçla rı konu ­ sunda üzeri nde d u ru l ması gereken başka nokta la rd a n biri de. gerek seçim 'ka m pa nyası s ı rasında gerekse seçimlerde a nt i-emperyal ist. a nti­ feodal. a n ti -faşist. demokratik ve u l usal bir cep henin. yahut en azından bug ü n kü g üçler a rasında bir eylem b i rliğinin kurulamamasıd ı r. Böyle bir gelişme kaydedilebi lseyd i demokrati k güçler güç ve ça balarını ayenkleştir­ mek, gerici partilere karşı birbirini desteklemek yol u n a g itselerdi. gerici parti leri dah a da geriletmek. demokratik a kım l a rı n d a h a büyük bir başarı sağ lamaları m ü m kü n o l u rd u . Mehmet Ali Ayba r gibi b i r politikacıyle tarafta rları nın. sosy'a l ist yığını. seçmeni ve mili ta n l a rı, emperya lizme ve işbirlikçi burj uvazinin pa rtilerine karşı değ'il de. " insa n ı n insan tarafından; yurd u n da yabancı l a r ta raf ı n ­ d a n söm ü rü l mesine ka rşıyız» g i bi bir sloga nla ortaya çıka n CHP'ye k a rşı 839


yöneltmeleri böyle bir cephen i n veya işbirl i ğ i n i n kurulması n ı daha baştan torpille m iş, gericiler karşısında solun pa rça lanmasına sebep olmuş ve de­ mokratik, a nti-emperyal1ist sloga nlarla seçimlere katı l a n parti ve adayları n daha büyük b i r başarı kaza nmasını engellemiştir. Büyük burjuva bası n ı n ı n Mehmet A l i Aybar v e tarafta rları n ı n seçi m ka m pa nyasına sayfelerin i geniş olara k açmaları, onları politik a landa ileri sürm eleri 29 aylık sıkıyönetim terörü devri n d e bu şahısların hiç rahatsız edilmemeleri, ıbüyük burjuvazi n i n Mehmet Ali Aybar v e ta rafta rla rını b a ş d üşmanı b ı mkı pta burjuvazi n i n l i beral v e m uayyen ölçüde de olsa anti-em peryalist koluna sa l d ı rma poli­ tikasını hoş görd ü ğ ü ne delildir. Anti-emperya list ve d emokratik akımlar a rasında son parlamento seçi m ­ leri vesiles,iyle bir işbirliğinin meydana gel mesi tarafsız v e teredd ütler g e ­ çiren, fakat mevcut enflôsyon, söm ü rü v e ta lan d üzenine ka rşı olan yığ ı n ­ ları ha rekete geçi rmek ve onları demokratik a k ı m lara çekmek ba kımından çok olumlu bir etkisi olaca ktı. Çünkü bütün cephe hareketlerinin, o l u m l u v e sü rükleyici tarafla rı ndan biri d e budur. Hızını g itti kçe a rtıra n enflôsyon, halk yığ ı n la rı n ı ezen başdöndürücü fiyat a rtışı, sıkıyöneti m baskısı, kanlı faşist yöntemler, Anayasadan birçok de­ mokratik hakların ka l d ı rı l ması, s ı ra s ı ra çıkarı l a n faşist ka nunlar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yani büyük burj uvazinin, e konomik, pol itik, sı nıfsal hegemonyasını kuvvetlend irmek için a ld ı ğ ı bütün tedbirler Pa rlamento se­ çimlerinde halk yığınlarını etkilemişUr. Büyük burj uvazinin ve e m peryaliz­ min ya rattığ ı halka karşı düzen, geniş emekçi yığı nları n ı n bili nçlenmesinde çok önemli rol oynamıştır. B i r ya ndan halk yığ ı nları, öte yandan işbirl ikçi bürj uvazi ile emperyal'izm a rasında mevcut çel i şki lerin şeki llenmesi nde, derinleşmesinde, b u rj uvazi n i n l i beral koluyle işbirl ikçi kolu a ra's ındaki çe­ kişme ve çatışmaların a rtmasında, hattô işbirlikçi burjuvazi n i n kend i içinde politik bi rim lere böl ünmesi, parça la nması, işbirlikçi kapita l ist d üzeni n ya­ rattı ğ ı kaçı n ı l maz sonuçlard ı r. Bunların seçim planı nda çok önemli bir rol oynad ı klarına da ş ü phe yoktur. B u d üzeni n ya rattığ ı objektif şartları n, h a l k y ı ğ ı nl a rı n ı n bilincine işle­ mesinde, sınıf savaşına emekçi yığ ı n ları n daha yü ksek bir bilinç d üzeyine ulaşmasına y a rd ı m eden unsurla r a rasında, gerek ü lkedeıki, gerekse ülke dışındaki sözlü, yazı lı, devri mci propaganda araçları nı n , özellikle TKP'nin örgütlediği y ı ğ ı nsal yazı l ı sözlü yayı nların öneml i b i r rol oynadığına d a şüphe yoktur. türkiye i şçi Partisinin 10 yıllık legal va rlığı, bu 1 0 yı l içinde Ma rksist­ Len inist l iteratü rün legal olarak Türkçeye çevril mesi, demokratik, a n'ti· emperyalist, a nti-feodal ve sosyal ist fikirlerin şehir ve k'öy e mekçileri a ra ­ sında daha hızla, derinlemesine v e g e n i ş ölçüde yayıl masına yard ı m et­ m iştir. Fakat 1 4 Ekim seçimlerinde a l ı na n sonuçları etk i l iyen başlıca güç işçi 840


sınıfı olmuştur. Türkiye Komü nist Partisi, Türk iye Işçi Partisi, devri mci sen­ d i'ka ları, sosyal demokrat send ikaları , bağı msız send ikala rı , hattô Türk­ lş'e bağ l ı birçok ayık ve uya n ı k sendikacılırıyle işçi sınıfı olmuştur. Birçok devrimci sendik,a, işçi sınıfını C H P'ye oy vermeye, yan i AP, CGP, DP g i b i h a l k düşmanı pa ııtilere oy vermemeye çağ ı rm ı ştı r. Türk-Iş yöne­ ticil eri, Dem i rsoy-Tunç grubu, « pa rtiler üstü ,. politikasıyle işçi s ı n ıfını gerici pa rtilerin yörüngesine çekmek taktiğ i n i yürütmek istem işlerd i r. Fakat seçim sonuçlarının d a gösterd iği g i bi, işçi sınıfının ezici çoğ u n l uğ u, Demirsoy­ Tunç grubunun b u taktiğine yüz çevirmiş, devrimci sendikaların, TKP'nin seçim taktiğini ve ş ia rlarını beni msem iştir. Che yandan egemen çevreler de işçi sın ıfına ve onun politik sendi'kal örgütlerine karşı yü rüttü kleri baskılarla, pol iti ka a la n ı n ı , büyük burj uvazinin g üçlerine daha geniş ölçüde açmak istemişlerd i r. Fakat işçi sınıfı n ı n 29 ay­ lık sıkı mıyöneti m devrinde daha d a a rtan ve zincirleme grevlerde bel i ren d i renişi k a rşısında, emperya lizmin ve işbirl i kçi burj uvazinin b u ta ktikleri b ü ­ yük ölçüde başa rısızlığa u ğ ra mıştır. I ş ç i sınıfının b u d i renişi, demokrati k, a nti-em perya l ist ve sosya list fikirlerin, g ittikçe artan bir ölçüde emekçi y ı ­ ğ ı nl a rına, hattô köy emekçilerine doğru yayı lmasına sebep olm uştur. Bilin­ d i ğ i gibi, köy emekçilerinin, d emokratik b i r toprak reformu, ağa ve dere­ beyi yumruğ undan kurtu lma'k yönünde yer yer g i riştikleri hareketler, dev­ rimci sendi'kacıların, işçi m i l itanların, komünistlerin, sosya l istlerin, gerçek Atatürkçülerin orta k ça ba l a rı sonucunda gelişmiştir. Bu ha reketler, y u rt­ sever, a nti-emperyal i st, a nti-feodal fik i rlerin, sosyal izmin büyük i lkelerinin köy emekçi leıi a rasında öneml i ölçüde yayı lmasına yol açm ıştır. 14 Ekim seçimleri n i n topografyasına göz a tıldığında Ada n a ve Ege bölgesinde, yani köylü h a reketlerinin daha çok yoğ unlaştığ ı bölgelerde AP adayları n ı n geriled i ğ i, CHP a dayları n ı nsa şimd iye k ad a r görü l medik bir h a m le yaptığ ı a n laşı l ı r. B u hamle şüphe yok k i , köy emekçileri a rasında yap ı l a n uzun ve sa bırl ı çalışma ların, köy emekçileri n i n demokratik toprak reform u ve öteki demokratik hakları için yaptı kları uzun savaşların sağ ladığı biri'kim lerin bir sonucudur. ızmir'e bağ l ı Ata lan ve Göll üce köylerinde, köy emekçilerinin ağa topra kımı nı ,kurtarma l a rı ve onu topluca işletmeleri, ayni şeyin aşağ ı yukarı Sil ivri Eseçe Çiftliğinde tekra rla nması, Ada na'da bin lerce topraksız köylünün katıldığı «Topraksızl a r Kurultayı nın,. başarıyla yapı l ma s ı , bu ve bunun g i b i köylü ha reketleri n i n yarattı ğ ı gelenekler yaşa mış, canlılı��ını sürdürmüş ve köy emekçilerini etk i l iyen, onları uyandıra n , demokratik a k ı m la ra yöneiten bir unsur olara k belirmiştir. Anti -emperya list, i leri demokratik d üzen kurmak için i l legol eylem gös­ teren TKP, 14 Ekim genel seçimlerin kampa nyasına katı l d ı . 1 0 Tem m uz 1 973 ta ri h i nde TKP MK'nin yayı nladığı bildiride topl u m yaşa m ı nd a gelişmeler konusunda işçi sınıfın ı n direnişi üzerinde ısrarla duruluyor. B u d irenişin, h a l k yı ğ ı n ları n ı n, orta tabak,a l a rın, m i l l i burj uvazinin sol ka nadının daha 841


açık, da'ha belirli a nti-emperya list, demokra ti k yönde gelişmesine ya rd ı m ettiğ i bel i rti liyor. TKP M K' s'.i, bütün emekçileri, h a l k ı , AP, DP, CGP g i bi gerici pa rti leri n a daylarına oy vermemeye, e mperyo l izme karşı, demokraUk haklardan yana o la n odaylara oy vermeye çağ ı rıyordu. TKP'nin seçim tak­ tiği, emperya lizme bağ l ı burjuvazinin pol'i ti'k o k ı m l a rını, yani Demirel, Fey­ zioğ lu, Bozbeyli ve Satı r g rupları n ı yenilgiye uğ ratmak, onlorı n halk düş­ manı çehresini yığ ı n la ra göstermek, böylece onları izo·le etmek, solcu, demokratik a k ı m ların Pa rla mentoyu elde etmelerine, hiç ol mazsa oraya kuvvetli ve etkili bir muha lefet olara k girmelerine ya rd ı m etmeye daya n ı ­ yord u . Mevcut şa rtl a r içinde benimsenecek başka ta ktik de yoktu. Bunda n ötürü, TKP M K'si hal kı, y ı ğ ı nsal b i r şekilde seçim kampa nyasına katı l maya, gerici adayları 'seçim topla ntı l a rında demaske etmeye, ve yine yığ ınsal bir şeki lde seçim g ünü sa n d ı k başlarına gıitmeye çağ ı rd ı . 14 Eki m 1 973 seçim­ lerine katı lma ora n ı n ı n 1 969 seçim lerine kıyasla daha y ü ksek olması, de­ m okratik, a nti-emperyal ist slog anlarla çıkan a,dayların büyük başarılar ka­ zanması, buna karşı l ı k AP, CGP g i bi partilerin gerilemesi, TKP'nin uygu­ ladığı seçim takti k ve stratej isinin g erçekçi ve doğ ru bir tah l i le dayand ı ğ ı n ı gösterm işti r. 1 4 Ekim Parla mento seçim leri n i n sonuçla rı n ı , yalnız Pa rlamento a ritmeti­ ğ inde elde edi len, olumlu, başa rı l ı sonuçla rla ölçmemek gerek. Bu seçim­ lerde pa rla mento a ritmetiğinin 'ilerisinde bir başarı kayded ilmiş, demok­ ratik, a nti-emperya list ve sosya list fikir/erinin daha geniş ölçüde halk yığ ı n ­ larına yayılması sağlanmıştır. Seçimde e l d e edi len sonuçlar, kend i şart­ larına g,öre örg ütlü ve örgütler tarafı ndan y ü rütülen bir sava ş ı n s,o nucudur. Bundan ötürü bu seçimlerde elde edilen olumlu sonuçla r, ha l k yığınları n a örgütle n menin, örg ütlü savaş y ü rütmenin gereğ ini daha g e n i ş ölçüde gös­ termiştir. Ayrıca son Parla mento seçimlerinin Ayba r gibi sosya lizm a d ı n a hareket eden a m a esasta b u rj uvazinin s o l a k ı m l a rı , sosya l,istl,eri porça lama tak�iğini y ürüten oportünistlerin demaske olması, başarısızlığa uğra m a'sı, etkilerin i n azalması, devrimci sendikaları n bütün a nti-emperya list, demok­ ratik a k ı m la rı eylem b i rliğine çekecek bir taktik uyg ulamaları şüphe yok ki, 14 Ekim seçim lerinden sonra da geniş halk yığı nlarını, sosyalist m ilitan kadroları etki lemeye devam eden unsurlar olara k kalaca klord ı r. Bundan ötürü d ü r ki, 1 4 Ekim seçimleri, halkçı, reformcu, demokratik, a nti -emper­ yal ist fi kirlerin geniş hal k y ı ğ ı n la rına yayı lması ve onlar etra fında ortak bir eylemin kuvvetlenmesi 'ba k ı m ı nd a n ya rına a ç ı la n bi r kapı, uzun yılla rı n sağ ladığı birikimin yeni bir basamağı, yeni b i r aşaması n iteliğ i n i taş ı m a k­ tadir. Son seçim ler, ayrıca, Türkiyede Pa rla menter yolla demokrati k, a nti­ emperyal,ist ve sosy'a l i st bir kampanya y ü rütmek, demokratik ha kları sürekli olara k geniş/etmek, Parla mentoyu gericilerin elinde b i r a let o l m a ktan k u r­ ta rmak için yeni yeni i mkeınlo r a ç m ı ştır. Bu yeni i m kônlar yeni şartların beli rmes'i, toplu mda yeni yeni ilerici güçlerin kendileri n i göstermesi, top842


lumdaki kuwet dengesıi nin demokratik güçler yararına değ işmesi, kuvvet. lenmesi ,so n ucunda elde edilmi'şle�dir. 1 4 Ekim seçi mleri gerici g üçlerin, işbirlikçi b u rj uvazini n saflarında be­ I irmiş olan çatışma ve böl ünmeleri ortaya çıka rmıştır. işbi rl'ikçi burjuvazinin değişik politik partileri, a kı m l a rı sın ıfsa l çıka rla rını çatışmala rı n ı n üstünde tuta ra k, işçi sı n ıfına, o rta ta baka l a ra ve m i l l i burj uvaziye karş ı bi rleşerek gerici, işbirlikçi bir h ü k ümet k u rm a l a rı mümkündür. Fa kat yekpare bir AP iktida rıyle değişik g ruplara bölünm ü ş gericilerin değişik pa rtilerle kuraca k ­ ları bir koalisyon a rasında fa rk vard ı r. Devrimoiler, 1 4 E k i m sonrası aşa­ masındaki taktik ve strateji lerini gel iştirirken b u fa rkı, bu unsuru hesaba katmadan olamazim.

1 4 Ekim seçimleri sırasında Maoeular, M DD'ci ler, Troçkistler, anarşistler, her tipten her soyda n a nti- m a rksist, a nti-leninist sa p ı k akı m l a r, likidatör­ ler, oportünistler yenilgiye u ğ ra m ış, iflasa yoklaşmışlard ı r. B u sa pık a k ı m ­ l a r ı n seç i m ka m pa nyasındaki ta kti k'leri h a l k ı seç i m kampa nyası n ı n dışına çekmek ve m eydanı a z ı l ı g erici partilerin yöneticilerine, Demirel, Feyzioğ lu, Bozbeyli ve Satır g ru pla rına b ı rakmak olm uştur. Anti-em perya l ist, demok ­ ratik v e sosya l ist a k ı m l a rd a n yana o l a n seçmen yığı nlorı nı, seçim ka m pa n ­ yasından ve sandıklard a n uzak tutm a k, seçimleri boykot etmek taktiği, e m ­ peryaliizmin v e işb1irli kçi burjuvazinin ekmeğ ine yağ süren b u g üçlere mey­ d a n ı boş bırakan bir taktiktir. M DD'ci, Maocu, Troçkist yöneticilerin em­ perya l izmden ve işbirli kçi burj uvaziden yana b u taktikleri, b u yönetioilerin demagojisine ka pıimış birçok iyi n iyetli yurttaşın gözünü açmıştır. Sap ı k a kı m yönetioilerinin işçi sınıfına, emekçi ha lka ihanet sayı lan b u seçim ta'k­ tiğ ini gören iyi niyetli yurttaşlardan bir kısmı M i h ri Bel li ve g rubuna yüz çevirmiş, Batı Almanya'da yayı nlana n "Yu rtsever» dergisinde, M DD'oi yö­ neticilerin, Mi h ri Belli ve a rkadaşları n ı n halkın u l usal ve sosyal bağımsız­ lık davasına ihanet ettiğ i n i b u sebepten Mihri Belli ve a rkadaşlarından ayrı l d ı kl a rı n ı açıklamışlard ı r. Miıhri Belli ve a rkadaşları n ı n elinde olan Mü­ nih Türk Oğrenciler Derneğ inden önemli bir g ru p a ynı nedenlerle ayrı l ­ m ış, sosya lht örgütlere katı lmı şim, TKP'nin seçim taktiğıini doğ ru v e ye­ ri nde buldukları n ı açıklamışlard ı r. Son Parlam ento seçim le rinde her zaman old u ğ u g ibi d i n sorunu, daha d oğ rusu gerici pol itikacılar tarafı n d a n d i n söm ü rücülüğü soru n u d a tek ra r g ü n ı ş ı ğ ı n a çıkmıştır. S o n Parl'amento seçi mlerinde işbirlikçıi politi kacıların halkın dini hisleri n i 'söm ü rerek, emekçi yığınları n ı n oylarını çelmek, emek­ ç ilerin oylmıyle, eme�çilere düşman işbirlikçi ,iktida rla r kurm a k yolunda uzun yı llardan beri burj uvazi n i n uyguladığı taıktik d e b i r d a rbe yed i. San­ d ı kta n çıkan son uçla r, burj uvazinin bu taktiği a l a bildiğ ine, isted iği g i bi ve pervasızca uygulamak imkanları n ı n d a raldığını, d i ne bağ l ı geniş emekçi yığınların d ostu düşmanı seçmeye başlad ı'kla rı, di n sömürücü politikacıları n ardındo n eskisi kadar g itmedi klerin i göstermiştir. Erbakon v e onun gibi 84.3


politikacılar bile, h a l k ı n d insel i n a nçlarını sömürmek konusunda taktik de­ ğ i ştirmek zorunda kalmışlard ı r. Erbakan ve a d a m la rı din söm ü rücülüğü ya nında, a n ti-em perya l ist, demokra ti k ve i leri sosyal 'i'stek lere de yer ver­ men i n kaçını lmazl ı ğ ı n ı a n l a m ışlard ı r. MSP' n i n sınırl ı da olsa elde ettiğ i başarının sı rrı b u radadır. D ünya şa rtla rında sosyali'st devletler t op l u l u ğ u ya rarına meydana gelen değ işiklik, ya n i dünya d a k i k uvvet denges i n i n sosyal'ist ü l keler ya ra rına d a h a hızla değ işmeye başlaması, Sovyetler Bi diğ i n i n ve öteki sosya l ist ül­ kelerin barış, genel silôhsızlanma, soğ u k ha rbe son verme pol itikalarının d ü nya ölçüsündeki başa rısı da Tü rkiyede'k i k a m uoyun u olumlu yönde, i le­ rici, y urtsever, ba rışçı ve a n ti-em perya l ist g üçler ya rarına etki lemiştir. Sov­ yetler B i rl i ğ i n i n ve öteki sosya l ist ü l kelerin d ünya poliHkasındaki devrimci, i lerici tutu m u sonucunda em perya l izmin geri lemesi, çök me süreci daha da hızlanmış, emperyal1zmin, özellikle Amerik a n emperyal1zm i n1in ekonomik , politik, sosya l bunalı mları d a h a da hızla n m ı ş v e derinleşm iştir. Emperya l iz­ m i n çökme sürecinde sa l d ı rg a n l ı ğ ı n ı daha da a rttı rması, Amerikan emper­ yalizminin Orta Doğ u'da isra i l m i l i ta ristıerin i Ara p halkla rına ka rşı saldı­ rıya teşvik etmesi ve b u teşvik sonucunda ı srai l mil i ta ristıeri n i n 6 Ekim günü Mısır ve Sü riye'ye sa l d ı ra ra k kanlı b i r harbe sebep olma ları, Viyet­ nam, Kam boç ve Laos halkları n ı n Ameri kan emperya listlerine karş ı kaza n ­ d ı kları ta rihsel zafer, Ş i l i 'de h a l k ı n seçtiği demokratik ve so'sya lizme a ç ı ­ l a n b i r i ktidarın Amerikan em perya listleri n i n tertipledikleri komplolar sonu­ cunda, ona bağ l ı m ilita rist bir klik tarafı ndan devril mesi ve b u ü lkede kanlı faşist bir terörün yerleşmeS'i, Ameri ka n em perya l iz m i n i ve genell ikle emperya l izmin Türkiyede ka m uoyu önünde daha geniş demaske olmasını ve ona bağlı işbirl i kçi politik g üçleri n d e h a l k ı n gözü nden d üşmeleri n i sağ­ l a mıştır. Buna karşılık sosya list ü l keleri n Arap halkları n ı n u l usal k u rtuluş savaşını va r g üçleriyle, politik, ekonom i k, tekn i k ve askeri yönlerden des­ tek lemesi, sosya l iz m i n mora l m a n daha da yükselmesi ve sosya l ist fikirlerin h a l k yığınları a rasında daha geniş ölçüde yayılması, b u n l a rı n sempatiyle karş ı la n ması g i b i sonuçlar doğ u rm uştur. Büyük burj uvazi sosya l ist m i Hta n kadroyu yok ederek işçi sınıfını, emekçi yığınları politik, sosyal, ekonomik savaşta başsız bıra k m a k hedefine tam olara k ulaşamam ıştır. Ka n l ı teröre rağ men bu kadrolar köy ve şeh i r emek­ ç i lerini, halk yığınlarını aydınlatmak, çok zor i l lega l ite şartlarında onları söm ü rü d üzen i ne sevketmek g i bi b i r öde v'i başara bi l m işlerd i r. Bu m il ita n kadra n u n sürekl i , devrimci çal ışmaları , sınıf savaşının gelişmesi sayesinde yen i yeni kadrola r yetişmiş, sınıf savaşına 'işçi sınıfının içinde ve yanında m üttefik olara k yeni yeni elemenlar katı l m ı ş ve bütün bunlar T ürkiyedeki s ı n ı f savaşında emekçilerin, işçi sınıfı n ı n , gençl i k ve aydınların sınıf b i l i n ­ c i n d e y e n i v e d a h a i leri bir a şa maya ulaşmalarına yard ımcı o l muşlardır. Yabancı ü lkelerde b u l u na n bir m i lyon u aşkın işçi ve öğrenci 1 4 Ekim

844


seçim lerine katılamamışlard ı r. Sıkıyönetim i'ktid a rları yabancı ü lkelerde bu­ lunan ve daha yü ksek s ı n ı fs a l bir bili nce ulaşma s ü reci içinde olan bir e mekçi yığınını seçimlerin dışında tutma kta sınıfsa l çıka r görmüştür. Alınan dolayıi dolaysız ted birler, y a bancı ü l kelerde bulunan işçi ve gençlerin pra­ tik olara k seçimlere katı lmaması gibi bir durum d oğ urmuştur. Fakat bun­ l a r sınırl ı da olsa memlekette bulunan ya k ı n la rı n ı etkil,emek, onları demok­ ratik a k ı m lara yöneltmek i m kônları n ı bulabilmişlerd i r. Ayrıca 1 8-21 yaş a rasında olan ve sayısı 2,5 m ilyon civarı n d a olduğu tah m'in edilen bir gençlik yığını da seçi m le rin d ış ı na b ı ra k ı l m ıştır. Ça lışan, ü reten, ya ni mil l i ekonom iye katkısı bulunan, devrimci savaşta kendilerine ö z bir yeri olan bu gençlik yığ ı n ı n ı n seçim lere katılması ile 14 Ekim seçimleri n i n sonuç­ l a rı çok daha başka, çok daha demokratik ve a nti-emperya l ist yönde 010bilird i . Demek o l uyor k i , m i l l i i rade, hal k yığınları n ı n eğ i l i m i d a h a geniş ölçüde sola ve demokratik haklard a n ya nad ı r. Ve gerici pa rtilerin Pa rla mentoda elde ettik leri m i l letvekili sayısı m i l l i i radeyi boğ m a k üzere uyg uladıkları değişik baskı ve entrika l a r sonucunda elde ed i l m iştir. 14 Ekim seçimleri nden sonra ne olaca k ? Nasıl bir i ktidar kurulacak? Kurulacak olan iktidar enflôsyona, yıkı ma, derin depremler şeklinde be­ liren b u n a l ı m lara , emperya lizmin ve büyük tekelci burjuvazinin hegemon­ yasına engel olabilecek m i ? Emperya lizmin, b üyük i ş çevrelerinin, m i l i ta ri st kliğin 1 4 Ekim seçim leri n­ den sonra iki ta ktiği ufukta bel i riyor. Bunla rd a n birincisi bir gericiler koa­ lisyonuyle iktida rı elden b ı rakmamak, faşist ka n u n la ra , orduya, polise, teröre, G üven l i k Mahkemelerine dayanarak mevcut düzeni sürdürmek, Ikin­ ci taktikse CHP, MSP koa l isyonunu işbaşına getirmek ve yıllardan beri sebep oldukları ekonomik yıkımın, politik b u n a l ı m ların bütün a ğ ı rlığını, reformcu s loganlarla başarı göstermi ş olan b u parti/erin s ı rtına yıkmak, toplumda tuttukları k umanda mevkileri sayesinde s ü rekli olara k sabotaj­ lar ve engellemelerle, h em demokrçıtik, a nti-em perya l ist fikir ve politikayı, hem de bunları n ikhdarını y ı p ratmak, kemirmek, halkın gözü nden d üşür­ mek ve sonrado n da a laşağ ı etmek. AP'ye, CGP'ye, D P'ye bağ lı gerici basın seçim lerden hemen sonra ü reti min geniş ölçüde d u rd u rulocağ ı , eko­ nomik b u n a l ı m ların sürd ü rü leceği, « gençleri n " a d a m kaçı rmak, banka soy­ mak g i b i silôhlı, bom balı ha re'k etlere teşvik ed i leceğ i; işçilerin g revlere zorlanacağı yönünde yayı n l a r bu gerici ba sında yer a l maya başl a d ı . Emperya l istler v e işbirlikçi burjuvazi bu taktiğ i Şil i'de uyg u l a d ı . 1 4 Ekim 'seçim leri sonucunda başarı kaza nan v e demokratik haklard a n y a n a o l o n pa rtiler b ü y ü k burjuvazinin v e em perya lizmin b u ta'ktiğ i n i boşa çıkarmak, 'iktida rda k a l mak ve demokratik b i r prog ram ı uygulamak i m kô n ­ l a r ı n a sa hiptirler. A m a bunun için, başta gelen şart, kesi n bir a nti-empe r-

845


yalist ve a nti-�eoda l , demokratik, ha l kçı ve u l usa l bir progra m ı içten­ l i kle uyg u l a ma k, ord u ve devl,et orga nlarını a z ı l ı gerici lerden, emperya l iz­ min ajanla rındon temizlemek ve b u org a n la rı yurtseverlerin yönetim ine vermektir. Yığınların yaşam seviyesin i yükseltecek, onların demokratik hak­ l a rı n ı sürekli olara k genişletecek, yığınlaro demokratik hakları n ı savunma olanakları n ı soğ l ıyocak, emperyal izme müttefik olon sınıf ve z ü m releri n varlığ ı n ı orta d a n kaldıraca k, u l usa l, d emokratik b i r p rogra m ı bütün u l usal g üçlerin ve bu a rada 'işçi sı n ıfı n ı n katı l masıyle uyg u l a m a ktır. . Türkiyede 1 4 Ekim seçimlerinden sonra pol itik plônda yeni b i r a şa maya ulaşılm ıştır. B u aşamadaki şa rtların önemli bir kısmı 12 Mart 1 971 ö nce­ sine pek benzemed iğ i g i bi, 1 4 Ek'im öncesine de pek benzememektedir. Dediğimiz g i bi, 1 4 Ekim seçimleri, top l u mdaki ilerici, demokratik ulusal birikim leri g ü n ışığ ına, su yüzüne �� ı karmış ve bu biri k i m ler saye's i nde geniş bir emekçi y ığ ı n ı n ı n ileriye doğru b ir ha m le yaptı ğ ı n ı göstermiştir. B u şartlar a ltında TKP ve genel likle öteki devrimciler ne ya paca k la r ? 1 4 E k i m sonrası aşamada n e g i b i bir ta kti k v e strateji uyg u l a ma la rı doğru olacaktır? TKP' n i n yeni p rogra m ı nda, içine g i rd iğ im i z bu yeni aşa mada kom ü nistlerin ve genell i k l e devrimcilerin ne g'ibi bir taktik ve strateji uyg u­ layocak l a rı n a dair a ç ı k seçik bilgi va rd ı r. Bu aşamada her ş'eyden evvel söz konusu olon büyük tekellerin, büyük toprak beyleri nin, emperya l iz m i n Türkiyedeki hegemonyasını k ı rmak, işçi s ı n ı f ı n ı n do katı l d ı ğ ı b ü t ü n u l us a l g üçlerden kurulaca k b i r i ktida rla i leri demokrati k bir d ü zene geçmektir. B u hedefe ulaşa bi l mek için b ü t ü n u l usal güçlerin b i r eylem bi rHğ 'i ne g i riş­ mesi, sosya list a k ı m ı n güçlenmesi şa rttı r. Bu aşamada işçi sı n ıfı n ı n i ktid a rı ele a lması şart değıil d i r, fakat ıiktidara katı l ması şarttır. Şüphe yok ki, 1 4 Eki m seçimlerinden sonra bu g i bi koşu l l a r ya ratı l m ı ş d eğ i ld i r. Fakat b u aşa maya u laşma k i ç i n bazı kapı l a r ve yol lar açı l m ıştır. CH P g i bi pa rtilerin so'sya ı.iz m le bir ilişkileri almadığı gibi, bu g i bi pa r­ tilerin meyda na getireceği iktidarın da sosya lizmle i l işkisi olmayacaktır. Bunlar burjuvaıinin Türkiye şartl a rında l i beral say ı l aca k kolunun siyasi g ü çleri dir. Burj uvazi, l i beral de olsa somurgen bir sınıftır. Ama bu sınıf emper­ yal izm i n baskısı a ltında olduğu g ibi, büyük .taprak beyliğini de ekonomik ve politik gelişmesine engel saymaktad ı r. Bundan ötü rü a nti-feodaL. kıs­ men de a n ti-emperyalisttir. Fakat, söm ü rgen sınıf olduğundan ayni za m a n ­ d a işçi sınıfına v e emekçi y ı ğ ı n lara da karş ı d ı r. Burj uvaziyi n itelerken onun b u iki yönlü tarafı n ı gözden kaçı rmamak gerekmekted i r. Bundan ötü rüd ü r k i , l ibera l burj uvazi nin politik a k ı m larını yönetenler içleri nde burjuvaz'i n i n dönekli kten tutun d a , oportü nizme kad a r bütün mikropla rı n ı ve hasta l ık­ ları n ı taşımakta d ı ri a r. Meselô seçim kampanyasına « i nsa n ı n insa n ı , ya ­ bancı l a rı n da vurd u sömürmesine ka rşıyı'z» gibi devrimci slog a n la rla kotı -

846


lan C H P Genel Başkanı Ecevit seç i mlerde kaydettiği başarı d a n sonra

28 Ekim g ü n ü Batı Alma nya televizyo n u m u h a b i rine verdiği demeçte, Tür­ kiye'nin O rtak Pazarla işbirliğ i n i daha da genişletmesine tarafta r oldu­ ğ unu, NATO'yla bağ ları n olduğu g i b i devam ettirileceğ ini, yalnız Amerika ­ n ı n ı ncirlik üssünden h ükümet olara k bazı tedbirlerin a l ı n masını gerekli gördüğünü söyle d i . Ecevit b u demeciyle Ortak Pazar ve Amerikan em perya lizmiyle, NATO'­ cula rla il işkile ri daha sıklaştıracağ ı n ı bel i rtmesi, seçim kampa nya sında ileri sürdüğü anti-emperyal i·st ·s loga n l a rla taban ta bo no zıttır. Ayrıca CHP yönetici lerinin, TiP'in kapatı lmasıyla işçi ha reketinde meyda na gelen « boş­ luğu .. doldurmak, Ti P'ten kalma m i rasa sa h i p çıkmak ve işçi ha reketi ni, genellikle işçi sınıfı n ı yedeklerine o lm a k isted iklerine ve istiyeceklerine de şüpıhe yoktur. 14 Ekim seçi m le ri n i n sonuçlan d ı ğ ı , Millet Meclisinin ilk topla ntısı n ı yaptığı g ü n lerde, Millet M eclisinin binasında, m i l let vekillerinin toplandığı salonun hemen ya n ı n da NATO ü lkeleri Assa mblesi toplandı. Ankara , he­ men d ü nya ölçüsünde soğ u k ha rbin <merkezlerinden biri haline geldi. H ü ­ kümetten çekilmiş olan eski başbakan Talu, Türkiye Cumhuriyeti adına NATO'ya, h a rpçılığa, sa l d ı rganlığa, harp kışkırtıcı l ı ğ ı na methiye okudu. NATO genel sekreteri Luns Sovyetler Bi rliğ ine karşı kılıç şaıkırdattı. Soğ uk h a rbin en yüksek noktasına va rdı ğ ı g ü nlerde kullanılan teri mlerle, soğ u k ha rbin e n zehirli silahla rıyle Sovyetler Birliğ<ine sa ldırd ı . Bu d emekti r ki, emperya liz � Türkiyede haıa egemendir. i ktid a rı, ya n i en büyük politik üs­ sünü istediğ i yönde kull a na b i lmektedir. I şbirlikçi burjuvazinin, topra k bey­ lerin i n 1 0 1 ta ne üssüyle, banka ve tekelleriyle başta gelen destekleyicisi ve daya n a ğ ı d ı r. Ote ya ndan Türkiyedeki kuvvetler dengesi içi nde, 29 aylık bir sı klyöne­ timden, terörden ve ateşten başa rıyle, hatta zaferle çıkmış bir işçi sı nıfı vard ı r. Bu a ğ ı r, kanlı savaş g ü nleri işçi sınıfının sı n ıfsal bilincini bir hayli yü kseltti, biledi, kom ünist, sosya l ist a kım lar işçi sınıfından gelme yen i kad ­ rolarla güçlendi. TKP'nin v e komünistlerin bu gerçeğ i gözönünde tutarak, yığın lara, işçi sınıfına, fabrikalara , işletmelere örg ütlü sava ş yürütmek üzere i nmeleri, küçü k burj uva reform izmine karşı işçi sınıfı n ı n ideoloj i k savaşını d urmad a n yürütmeleri, işçi sınıfı n ı ve emekçi leri yeni savaş hedef­ lerine, yeni savaş mevzilerine yöneltmeleri gerekiyor. Bunun için 14 Ekim seçim lerinden sonra daha elverişli şartlar yaratı l m ıştır. Liberal burjuvazinin bu a ra d a ki CHP'nin işçi hareketin i yedeğ ine a l m a ­ sını engel lemek i'çi n, i �çi s ı n ı f ı n ı sınıf savaşı i ç i n d e yetiştirmeok, terbiye et­ mek, onun ideolojisinin, Ma rksizm-.Le n i n izmin saflarında yerleşmesine kuv­ vet vermek, m illi b u rj uvazi n i n bütün ilerici, reformcu a k ı m larını destekle­ meye engel bir tutum değ i l d i r. Burj uvazi n i n bütü n i leri a d ımları, h al kçı reformları TKP tarafından desteklenmiştir. Bundan sonra da desteklene847


cektir. Mil l i burjuvazinin, o rta taba kaların politik g üçleriyle, a nti-emper­ ya l ist, a nti-feodal b i r platform üzerinde ittifak l a r k u rm a k i m kô n l a rı d a TKP tarafı ndan h e r za man a ra n m ı ştı r, bundan sonra d a a ra n aca ktı r. Fakat bütün b u eylemlere pa ra lel o l a ra k TKP, işçi sınıfının köy emekçi leriyle itti ­ fa k ı n ı g üçlendi rmek v,e bunu politik b i r etken h a l i ne geti rmek yol larını a ra ­ yacaktı r. Bu ya p ı l d ı ğ ı ora n d a u l usal, d emokratik b i r cephe yaratmak ve TKP' n i n I·egale çıkma ola na k l a rı a rtacaktır. 14 Ekim seçi m lerinden sonra ya ratı l m ı ş olan şartla r gözönünde tutul a ­ r a k , başa rılaca k işlerden biri de sıkıyönetim devri nde dağ ı l m ış, sinmiş ve izole d u ruma düşmüş olan bütün devri mci kadroları topa rla mak ve d ü rüst sosya l ist m i l ita n l a r tarafı n d a n leg a l bir sosya l ist veya i şçi Partisinin kurul­ masına ö nayak olma ktır. 14 Ekim seçim leriyle işbi rl ikçi b u rjuvazi a ğ ı r bir d a rbe yem i ştir. Fakat onun elinde işçi s ı n ıfına ve devrimci güçlere ka rşı k u l l a n ı la bi lecek d a ha b i rçok sılôh vard ı r. S ı k ıyöneti m devrinde, büyük burj uvazi fı rsattan istifade ederek politik hegemonya s ı n ı faşist kanunlarla, sivil sı kıyönetim a n l a m ı n a gelen Güven lik Mahkemeleriyle d onatm ı ş v e Anayasadaki b i rçok demokra­ tik h ü k ü m leri ka l d ı rm ıştı r. Bundan ötürü 14 Ekim seçim lerinden sonra a ç ı ­ l a n devrede işçi sınıfıyle büy ü k b u rj uvazi a rasında d a ha sert, daha a ma n ­ s ı z bir s ı n ı f sava ş ı n ı n yürütüleceğ'ini gözön ü nde tut mak, i ktid a ra gelse bile milli burj uvazi n i n dönekl i k ve kaypa klığını h içbir za man u nutma mak, sınıf savaşında ta ktik ve stratej iyi ona göre aya rla m a k gerekiyor. TKP' n i n , kom ü n i stlerin , sosyal i stlerin ve öteki bütün devr i mcilerin üze­ rinde d u rmaları gereken soru nlard a n biri de 14 Ekim seçimlerinden çık- , m ı ş olan Pa rla mentonun ne kaCl a r yaşıyacağı, ömrünün uzun olup olmaya­ cağ ı d ı r. Kapital ist ü l kelerde, burjuvazinin Parla mentoyu sı nıfsa l çıka rları na hi zmet ettiğ i ana kadar tuttuğu, Parla menton un sınıfsal çıka rla rını engel­ led i ğ i a nda onu tepeled iği b i l i nen bir gerçektir. Türkiyede ise Parla men­ toyu ka patma m a k, onu dekor h a l i ne getirmek ve bu dekorun a rd ı nda faşist yöntemler uyg u l a m a k gelenek h a l i ne gelmişt i r. 50 y ı l l ı k Cumhu riyetin 27 y ı l ı si kıyönetim a ltında geçtiği ve bu uzun sıkıyöneti m leri n hep Pa rla­ mento yoluyle kabul len i p uyg u l a n d ı ğ ı d a bir gerçektir. Yen i kuşa klar b u tip uygulamanın sonuncusunu 2 6 Ekim 1 971 'de başlayan v e 2 6 Eyl ü l 1 973'te biten 2 9 ay l ı k sıkıyöneti m devrinde görd üler. TKP' n i n v e öteki bütün devri mci lerin önünde d u ra n öd evlerd·en biri de Parlamenter yolda n h a l k ı n demokratik yönde elde etti ğ i bütün kaza n ı m la rı savunmak, onlara sa h i p ç ı k m a k ve çiğ netmemektir. B u ba k ı m d a n TK P ve öteki devpimcilerin 1 4 Ekim seçimleriyle elde edilen kaza nımları savu nmak için, b i r ya ndan işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeleri, bir ya ndan d a bütün a nti-emperya l ist, anti -feoda l, a nti-faşist u l usal g üçler a rasında ittifa kların, eylem birl iğ i n i n kurulmasına yard ı mcı o l m a l a rı kaçı n ı l ma zd ı r. Son genel seçi m le rde AP, CGP ve DP g i b i pa rti ler anti-komü nizmi seç i m 848


ta ktik leri n i n temel lerinden bi�i hal ine getird i ler. Bu alonda sürekl i bir propaganda kampa nyas ı yü rüttüler. Bu parti yöneticilerinin 14 Eki m s eçim­ lerinde gerilemeleri, yenilgiye uğra m a l a rı, aynı za manda a nti-ko m ü n iz m ka m pa nya s ı n ı n gerilemesi, yen i l mesi a n la mıno geliyor. Fako t bu demek değ i l d i r ki, Türkiyede a nti-kom ü n izm ta m b i r yen i l g iye uğra m ı ştı r. Em per­ yalizmin, işbirlikçi burjuvazinin, halkın demokratik haklarını tepelemek için kulla ndığ ı anti-ko m ü n iz m silôhı hôlô kara n l ı kta kalmış, h u rafe, kör inanç­ l a ro bağ l ı y ı ğ ı n la r ı , be y i n l e ri yı ka n m ı ş ö n e m l i bi r ayd ı n y ı ğ ı n ı n ı etkiliyor. Fakat 14 Ekim seçi m leri nde a nti-kom ü nizmin de onu yü rütenlerle beraber yenilg iye uğrad ı ğ ı , önemli bir emekçi yığ ı n ı nı n , emperya lizmin, işbirl i kçi burjuvazinin kurduğu a nti-kom ü n izm tuza ğ ı na d üşmed iği, oyu nu sosya l, ekonomik ve politik haklarını elde etmek yönünde kulland ığ ı da görü l d ü . Anti -komü nizmle din söm ü rücülüğü ya pışık ka rdeşlerdir. Birbiri nden he­ men hemen ayrı lmazlar. Bundan ötürü a nti -komün izm derken TKP' n i n ve öteki devri mci lerin yığınlara dönük ve d i n politikasının va rlığı kaç ı n ı l maz ol uyor. Len i n « işçi Partisinin Dine Karşı Tutu m u » adlı maka lesinde ve onu izliyen daha ba�ka yazıları nda, komü nistlerin d i ne karşı tutum u n u açı kça bel i rtmiştir. Lenin, komün istlerin materya l ist o l d u k l a r ı n ı v e d i n le bir ilg i leri b u l u n m a d ı·kla rı n ı , d in i n Marks'ın da belirttiği g i bi burjuvazinin halk yığı nlorını uyutma k içi n a fyon olara k kulland ı ğ ı n ı bel i rtiyor. Fakat e mekçi yığ ı n larının önemli bir k ı s m ı n ı n a l laha i n a n d ı klarını da yazıyor. Lenin'e göre kara n l ı kta kalm ı ş, kör ina nçla ra sapla n m ı ş emekçileri s ı n ı f savaşı içinde eğ itmek, ayd ı nlatmak gerek. Sert ted bi rlerle, çıkışlarla emekçileri dini i n ­ ançları nd a n a l ı koymayo i mkôn yoktur. Bu ba kı mdan komün istlerin d i n konusunda materya l ist görüşleri ni emekçi ylQ ı n larına dayatmak, bu inanç­ l a rı tepeden i n me ve çiğ bir şekilde zorla m a k d u ru m una d üştü kleri ta k­ d i rde yığ ı n l a rdan izole olmak, sınıf savaşında işçi s ı n ı f ı n ı n devrimci sava­ şına öncü l ü k ya pmak niteliğinden yoksun kalmak gibi bir d u ruma düş­ meleri gibi bir tehl i ke baş gösterir, bu da, burjuvazinin ya rarına olur, ona i şçi sınıfını daha ra hatça sömürmek i m kô n l a rı n ı yaratı r.

849


1 4 Eki m Parlamento seçimleri n i n sonuçla rı Partiler

CHP AP MSP DP CGP MHP TBP MP Bağ ıms. Boş

Milletvekili Oy sayısı (1 973) sayısı 1 969 1 973 94 226 3 43 43 1 2 2 15 21

1 86 1 49 48 45 13 3

5

Ora n %

(1 973)

3.570.600 3 . 1 97.900 1 .1 65.700 1 .275.500 564.300 362.200 1 2 1 .800 62.300 303.200

33,3 29,8 1 1 ,8 1 1 ,8 5,3 3, 4 1 ,0 0,6 3,0

Sanda lye o ra n ı (J ' .0

4 1 ,3 33,1 1 1 ,6 1 0,0 2,8 0,6 0,2 0,0 1 ,6

Kont. s. Ta b i i Topla m

850

450

450

1 1 .223.500

1 00,0

1 00,0

C. Senatos u n d a d u rum 1 969 1 973 19 87 8 20

41 80 3 6 10

13 3

10

15 20

15 20

1 85

1 85


" Yeni çağ" dan okuyucularına Say ı n o k u y u c u l a r, Bu y ı l ı n Eyl ü l ayında 1 5 yaşını doldura n Barış ve Sosya lizm Problem­ leri » dergisinin Tü rkçe baskısı olan "Yeni'Çağ» gelecek yılın Ocak ayında 1 O. yıld ö n ü m ü n ü kutlayacak. «

Geçen za'm a n za rfında okuyucu lara d a n ışmak, onları n isteklerini gözö­ nünde bulund urma k derg i n i n gelene9i ha line gelmiştir. Biz her za mar okuyucuları mızdan dergi ha kkında fikirleri n i bildirmelerin i rica ettik ve edi­ yoruz. Aldığ ı m ı z mektu pl a rdaki tavsiyeler, d i lek ve istekler, eleşti riler ça lış­ ma progra m larımızı hazırlarken bizlere ,büyük ya rd ı mda bulunuyor. Sizlere tekrar başvura ra k , a şağıdaki soruları cevaplandirmanızı ve 1 974 yılı için görüşlerinizi bildirmenizi rica ed iyoruz.

1 . DERGiYi N E ZAMANDAN BERi OKUYORSU NUZ? .

2. DERG i D EKi YAZıLARı N TOMONO MO, YOKSA B I R KısM ı N ı MI OKU­ YORSUNUn

3. DERG I N I N HAN Gi BOLO M LERI (TEORI, POliTiKA, PARTi, BASı N , OKUYUCULARLA BAŞBAŞA, O Z E L SAYFALAR) DAHA i LG I NÇTiR ? ,

4. SON I KI YILDA YAY ı M LANAN YAZı LARDAN HANGILERI SIZDE D E­ R i N BIR iZ Bı RAKTı VE N ı Çi N ? .

851


5. HANG I YAZıLARı BEÖ E N M E D i N IZ VE N ıÇiN ? .

6. D ERG i D E HANGi KON U LARDA YAZıLAR OKU MAK iSTiYORSUNUZ?

7. DERG i N i N SAYFALARı N DA K i M LERi N YAZ ı LAR ı N ı OKUMAK iST i ­ YORSU NUZ?

8. SON OLARAK D ERGi N i N HANGi SAYıS ı N ı ALDıNıZ VE N E ZAMAN ?

9. YENi YILDA D ERGi MiZE NE G i Bi Di LEKLERDE BULU NUYORSU N U Z ?

1 0. TAHSi l i N IZ VE M ESLEö i N i Z N ED i R ? KAÇ YAŞı N DASı N I Z ? .

Okuyucuları m ızın bu soruları m ıza ceva plarını bekl iyor, mektuplarını a şağ ı d a ki a d rese göndermelerini rica ed iyoruz. Adresimiz : Yeni Çağ - Stred isko pra rozsi rova n i tis'ku, Pra ha 6, Thakurova 3, Chechoslovakia

852


«Yeni çağ« dan Okuyuculara Saym Okuyucu/ar,

Dergi m ize karşı istekler g ü nden güne a rtıyor. Ve biz, bunları eli m izden geldiği kadar karşı la maya çalışıyoruz. Okuyucul a rı m ızdan, a d resleri açık ve doğru olara k yazma ları nı, özellikle şehir ve _ mahalle n u m a ra larını titizl ikle belirtmelerini rica ederiz. Çünkü bu numara l a rda, genel l i kle a d reste küçük bir hata, derg i n i n elin ize geçmesini engellemekted ir. Sonra , a d res değ iştiri nce, yeni a d resi­ nizi bize derhal b i l d irmeniz gerekir. Dergiyi a rkadaşları n ı z a rasında d a tanıtma k ve okutmakla u l usa l ve sosya l kurtuluş dôva m ı z ı n safl a rına yeni sava�çılar kaza nd ı rmış olursun uz. Dergiye henüz a bone olmıya n l a r, a rzu etti kleri takdirde, a d resi­ m ize bir mektup yazarak istekleri ni bildirebilirler. Bundan başka, aşağıdaki kita pları edinmek istiyenler de bu d ileklerin i b i r mektupla a d resim ize yaza bilirler. 1 . DAVA VE MO DAFAA ( 1 95 1 tevkiflerinde Türkiye Komün ist Partisi yöneti m i n i n başında bulunan Zeki Baştımar'ın Askeri Mah­ keme önünde yaptı ğ ı m üdafaa),

2. SOVYETLER B i RLiCI KOMON IST PARTISI N I N PROGRAM I, 3. NAZ ı M H i KM ET, BOTON ESERLERi (Şi m d iye kadar 8 cilt çıkmıştır) , 4.

BILI MSEL KOMON iZM,

5. LEN I N (Biyografisi), 6. S. Üs tü n ger i n Sovyetler Birliği'ni a nlatan .. G O N EŞLI DONYA " a d l ı eseri, 7. Ahmet Soydan'ın, Alman ulusunun sosya l ist d evletin i bütün yönleriyle tanıtan .. ALMAN DEMOKRATiK CUMHU RIYET I " a d l ı eseri, 8. BOYOK OKTOBR 50 YAŞ ı N DA. Adresi m i z : Yeni çağ - Stredisko pro rozsirovan i tisku,

Pra h a 6, Thakurova 3, Czechos/ovakia


ff

v

YEN I ÇAG» OKU VE OKUl!

i


i Ç i N D E K i L E R

Soyla

E. Honek e r : E m p e rya l iz m e ka rşı orta k sava şta k o m ü n i st l e ri n soru m l u l uğ u

A. Levkovs/<i,

H.

.

771

Safari :

Asya ve Afrika ü l k e l e ri n d e d ev l e t sektörü n ü n sosyal y a p ı s ı

780

Y . Prajs k i : 789

Send i k a h a re ket i n i n ye n i ve esk i ya n ı

K . Zaradov : 797

B ü y ü k O k t o b r ve tekce p h e s o r u n u

D. Atsel: Y e n i i n sa n ı n e ğ i t i m i

812

xx:

Ç i n ' i n d ı ş p o l i t i ka y o l u

824

Xx:

K o m ü n i st v e i şç i pa rti l e r i h a k k ı n d a k ı sa b i l g i l e r

829

D Z E L

S A Y F A L A R

Türkiye Ko m ü n i s t Pa rt i s i M e rkez K o m i te s i n i n b i l d i rg e s i

.

833

Türkiye Kom ü n i st Pa rti s i Me r kez K o m ites i n i n a ç ı k l a m a s ı .

A. Sayda n :

835

1 4 E k i m seçi m l eri, s o n u ç l a r ı , yarattı ğ ı y e n i s o ru n l a r, T ü rkiye s ı n ı f sa va ş ı n d a ye ni a ş a m a

837



yc_73_10