Page 1

v

YENIÇAG • Kurt Hager: ideoloji ve kültürün temel sorunları • Atos Fava: Yığınsal ve savaşkan parti xx: Elde

edilmesi gereken toprak

Latin Amerikada toprak teformları mücadelesinde yeni aşama

• V. Zagladin: insanliğin geleceği xx:SSCB

ve geişmekte olan ülkeler

Ozel sa yfal ar

TKPMerkez KomitesininSBKPMerkez Komitesine mesajı SSCB'nin 50. kutuiuş yıldönümünü

kutlama törenlerine

katılan TKPMerkez Komitesi Politbüro üyesi i.Bilen yol­ daşın konuşması

• A. Saydan: Bu ayın olayları

L

Ayın yorumları

112(102� i

BARIŞ

VE

SOSYALIZM

L

Aralik

i

197�

PROBLEMLERI


Sa y ı n Ok u y ucu l a r

"Yeni Çağ-Barış ve Sosyalizm Problemleri" dergisi, yeni yılınızı candan kutlar, sizlere, işinizde ve savaşınızda ba­ şarılar, özel yaşayınlZda sağlık ve mutluluklar diler.

1973 yılında dünya komünist haraketinin birleşmesi ve tüm devrimci güçlerin eylem birliğinin kuvvetlenmesl yolunda yeni yenı başarılara ulaşılmasını, barış. demokrasi, ulusal ba­ ğımsızlık ve sosyalizm savaşında yeni yeni zaferler elde edil­ mesini dileriz.


Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz! •

YENI ÇAO

12 (102) Aralık

v

1972

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon derg isi

ideoloji ve kültürün temel sorunları Kurt Hager

ASBP Politbüro üyesi ve Merkez Kom itesi Sekreteri Alman Demokratik Cumhuriyetinde emekçi lerin maddi ve kü ltürel hayat d üzeyini daha fazla yü kseltme işi, gelişmiş sosya l ist toplumun kuruluşu çabaları n ı n merkezinde yer a l ıyor. ASBP Viii. Kongresinin verdiği bu ono ödev, partinin politi kasını beli rlemekted i r. Bu ödev ve onu gerçekleşti rme politikası, sosya lizmin tabiatı ndan ileri gel mekte ve sosya lizmin ono hede­ fiyle şartlı bunlunma ktadır. E. Honeker yoldaş, partimizin VII I . Kongresi önünde okuduğu MK hesap ra porunda, bu ona hedefi « i nsanların selô­ m eti için, halkın mutl u l uğ u için, işçi sınıfı n ı n ve bütün emekçilerin men­ faatleri için gereken her şey i n ya p ı l ması » ola ra k form üle etmiştir. Maddi ve kültürel hayat koşullan birliği

Sosya lizmde maddi ve kü ltürel hayat koşulları yekpôre bir bütün teş k i l eder. H a l k ı n selômeti, b i rbirini karş ı l ı klı olarak etkil iyen bu koşullara bağ­ lıdır. fortinin izled i ğ i politi kanın a n lam ve hedefi, hiç de sadece iş ücretleri n i ve emekli aylıklorını daha fazla yükseltmekten, konut soru­ nunda koş u l l a rı daha do iyileştirmekten vb. i ba ret değ i l d i r. Bizim top l u m ­ sal d üzenim iz, a y n ı za manda, bütün kült ü rel v e bilimsel ul'a ş ı m l a rı n emek­ ç i ler için erişilebi l i r olduğ u, herkesin öğren i m yapma olanağına, kabili­ yetlerini geliştirme, kişiliğini ol uşturma olanağına sahip bulunduğu o n la· m ı n ı taşı r. Eğ itim-öğ retim, kü ltür ve sanatın gel işti rilmesi de, sosyal güven­ l i k ve halkın refa h ı n ı a rtı rma k gibi sosya lizmin sarsı lmaz ve değ işmez hedefleri d i r. Gelişmiş sosyalizmin kü ltürü denil ince, biz, bütün yaşa m koş u l l a rı top­ lamını, maddi ve mô nevi değerleri, fi kir ve bilgileri a n l ıyoruz. I nsan, diğer e m sa l iyle birlikte, bütün bunları öğrenip benimsiyerek, inançlı bir yeni 895


toplum k u rucusu, gerçek bir sosyalist kişi olur. Bu, sosya lizmde kültürel i lerlemenin i l kesel kara kteristik çizgi lerinden biridir. Biz k ü ltür kavra m ı n ı sadece edebiyat v e sa nata i n d i rgeyemeyiz ; edebiyat v e sa nat, bu kavra­ mın ya lnız bir ya nı, g erçekten çok önemli ya n ı d ı r. Sosya list k ü ltür, ü reti mde ve konu m l u yaşa mda, okulda ve a i lede bütün hayati koş u l l a rı içine a la n , insa n ı n mô nevi d ünyasını, onun duygularını, estetik görüşlerini, öğ ren i m i n i v e d ünya görü ş ü n ü içine a l a n g e n i ş bir alanı kapsa r. Bundan ötürü, ASBP Merkez Komitesinin 1 972 Tem m uz Plen umu bu ko­ nuyu ele aldı ve parti üyeleri ne, b ütü n alanlarda kültürün g el i ştiril mesi gereğ inin bili ncine varma l a rı çağ rısında bulund u ; onlardan öğ renimde, emek kü ltü ründe, yaşa m ve çalışma çevresi n i oluşturma ve korumada, kişisel yaşam k ü ltüründe, sanat ve edebiyatın veri m l i gelişmesini sağ 10moda ve aynı za manda h a l k ı n ya ratıcı istidat ve kabiliyetlerini gel iştirmek için koşullar hazırlamada bu b i l incin sorumluluk d uygusiyle ça lışmalarını isted i. B i l imsel d ü nya görüşünün, h ü ma nist kü ltürel m i rası koruma öze n i n i n v e emekçilere bu m i rası da beni msetmen in b ü t ü n bu sayd ı klarımızd a n d a h a az önemli olmadığ ına d a di kkati çekti. ASBP' ni n kültür pol itikası kardeş sosyal ist ü lkelerin tecrübesine de da­ ya n m a ktadır. Bu tecrü be içinde, Sovyetler Birliğ inde elli y ı l l ı k sosya list kültür gelişmesinin el bette özel bir yeri ve önemi vardır. ASBP Viii. Kon­ g resinin ve M K Vi. Plen umunun kara rları, L. i. Brejne! yoldaşın SBKP XXiV. Kong resinde okuduğu M K hesap ra porundaki şu hükme ta mamiyle uyg u n d üşmekted i r : « Komünizm, g ereken maddi-teknik temel olmadı kça düşünü lemiyeceği g i bi, yü ksek b i r k ültür, öğ reni m ve toplumsal bilinç d ü ­ zeyi olmadan, insanlar ma nevi bir olgunluğa ulaştı rı lmadan da m ü m kün değ i l d i r.» (I) Bilim

ve

kültür

Gelişmiş sosya lizmin kurulması, sağlam ve özlü b i r hayat sürme koşu l ­ l a rı n ı , emekçilerin yaratıcı güçleri n i n geliştiril mesi koşullarını ya ratır. In­ sa nları n sahip oldukları kabil iyetleri tamamiyle geliştirmeleri için, emek ve yaşam g erçekten insa nca bir içerik kaza n ı r. Bu a ma ca, doğayı ve top­ l u m u değ i şti rme ve yetki nleştirmenin g üç l ü a racı olan b i l i m e d ayan mak, bilimi kı lavuz edinmek yol uyle ulaşılır. Anca k ya lnızca b i l i m sel -tekn i k d ü ­ şünce v e ya rgılar ç ı k ı ş noktası ya p ı l ı rsa, gelişmiş sosya list toplumda yaşam koşulları doğru olara k öngörülüp pıô n la ştırıla maz. Bu konuda a ralarında kopmaz bir bağ bulunan pol itik, sosyal. ekonomik, kültürel ve diğer p rob­ l emleri n de dikkate a l ı n m ası gerekl i d i r. Bunun için, doğ a l , tek n i k ve top­ l u m sa l bilim lerin çabaları ve aynı za manda b i l i m i n kültür ve sanata i l i şkin sonuçla m a l a rı bi rleşti ri lmelidir. Biz, ü retim g üçleri n i n her bakımdan plônlı gelişmelerine i l işkin ka rma­ şık problemleri, emek veri mliliğini a rtı rma ve yaşa ma koşullarını daha (I) SBKP XXiV. Kongresi materya l leri, M. 1 97 1 , s. 83. 896


fazla iyileştirme problemlerini, ancak, bilim lerin hepsi n in kendi bütün­ sellik ve karşılı klı etkilen meleri içinde ilerlemes i n i teşvi k ederek çözebiliriz. Ve sosya limde hayat koş u l l a rı, Engels'in dediğ i g i bi, ancak bu suretle « i l k d efa ola rak doğa n ı n b i l i nçli v e gerçek hôk i m leri d u rumuna geçen insan­ ların egemenliği ve kontrolü a ltına g i rer», «ziro bu insanlar topl umda kendi bi rleşmeleri nin d e hôk i m i olurla r. » (2) F. Engels, sosyal izmin kurulmasının toplumsal b i r ta ban ve koşul lar gerektireceğ i gibi, maddi a raçla rın kat kat a rtırı lması n ı da gerektirece­ ğini öngörüyordu. Fakat bunun, hak ve yetkiye, reel ve uza k görüşlü planlamaya ve bilinçli yığınsa l eylem lere dayanan sosya l görüşlerin g id e­ rek daha d erinden kavranmasını da en az o kada r gerektireceğ i söz gö­ türmez. Doğal, teknik ve toplu msa l bilim ler, mônevi hayatın topl umsal temeli ve belirleyici unsurudur ve sosya l ist yaşa m tarzı üzerinde büyük b i r etki yapa rla r. Bilimsel-teknik devrim sürecinde ya ratıcı kafa emeğ inin rolü g itg ide daha çok a rtar. Ağ ı r fiziki emek yavaş yavaş kaybol ur, çalışma koşulları o nispette iyileşir. Bütün bunlar yeni mô nevi ve kültürel ihtiyaçların geliş­ mesini teşvik eder. Bir ya ndan da bu ihtiyaçları n gideril mesine elverecek yeni ola naklar ortaya ç ı k a r. Bu süreçlerin gerisinde kalmamak için, Ma rksizm-len i n izmin felsefi, ekonomik, sosya l, politik, moral ve estetik hüküm leri temel ine g ittikçe daha çok dayanan geniş bir genel öğ renim gereklidir. Meslek bilgilerinin de süratle gen işleti lip deri nleşti rilmesi gereği apaçık orta d a d ı r. Kişi ve kolektif

Ozgür, etraflı bir öğrenime sahip ve g elişkin bir kişilik, bizim için filantropik b i r düşleme ürünü d eğil, olgun sosya l izmi k u rma nın g i de rek gereğ i a rta n b i r koşuludur. Bunu söylerken, E. Honeker yoldaş, ASBP VIII. Kongresi önünde okuduğu ra porunda, ancak uza k gelecekte ulaşılabi lecek b i r a macın sözkonusu olmadığ ı n ı beli rtti. Ka l d ı ki, b i z kişi ve k i ş i l i k derken, insan b i reyliğ inin ka rakteristik mô nevi ve ahlôki belirişini a n l a ma ktayız. K. Marks ve F. Engels'e göre, « b i reyin gerçek mônevi zeng inliği, büsbütün onun gerçek tutum ve i l işkilerinin zeng inliğ ine bağ lıdı r.» (i) Zeng i n ve çok ya nlı mônevi yaşam, dekoratif b i r süs değ i l , toplum umuzun köşeta ş­ larından biri d i r. Sosya l ist kişiliğin biçimlenmesi n i n olağa nüstü önem taşıyan a la n ı kolek­ tif içinde çalışma olmuştur ve olma k ta d ı r. Kolektifte çalışma, topluluk bilincini, yaratı c ı / ı kta n zevk alma d uygusunu gelişti rmekte, bi reysel çıkar­ larla sosya list toplumun menfaatleri a rasındaki bağ lantıyı elle tutulur ve gözle görülür hale getirmektedir. Bu karş ı / ı k i ı bağ lantı ne kadar iyi sağ (2) K. M a rks ve F. Engels. Eserler, c. 20, s. 294. C) K. M a rks ve F. Engels. Eserler, c. 3, s. 37. 897


la nırsa, emekçiler sosya l süreçlerin yöneti m i ne o kadar daha bilinçli ola­ rak katılmakta, çalıştıkları yerde ve toplum içinde kendilerine d üşen sorum­ luluğu o kada r d a ha temelli biçimde anlamakta ve ona göre ha reket etmektedirler. Şü phesiz ki, kişi ile toplum a rasındaki il işki d iyalektik kav­ ra md ı r. Bi rey, yaratıcı kabil iyetlerini ya lnız kolektifte geliştirebi l i r ; fa kat o bunları ne kadar geliştirirse, kolektifi n kend isi de o kadar d a ha k uvvetli ve veri m l i o l u r, toplumda o kadar d a ha a ktif biçimde kend ini gösterir. Demek ki, sosya l i st k ü ltürün ödevi, ya ratıcı ka biliyetleri bulup ortaya çı karmak ve kolektifte, kolektif vasıta siyle her yönlü gelişkin kişiyi oluş­ turma ktı r. Bizim k ü ltür politikam ız, insa n ı n kabil iyet ve yeteneklerini bulup ortaya çıkarmaya yöneliktir. Bu politika sosya list inanmışlığın ve toplumu­ m uzun a hlôki değerlerine i l işkin tasa rı mların oluşma sına hizmet etmekte­ d i r. Bu politika zekôye ve h isse, sağduyuya ve haya l gücüne, yetkinlik, güzellik ve hôrikulôdeliği kavrayıp beni msemeye ve ondan haz d uymaya dönüktür. Sosya lizmde insan her yerde ve yaratıcı olara k çalışmakla ödev­ li bulunduğu için, bütün bunlar sayıca s ı n ı rl ı bir kültür eylemci leri ve görevl i leri çevresinin resmi ödevinden ibaret ola maz. ıvıanevi h ayatın içeriği

Gelişmiş sosyal ist topl umda insanların mônevi hayatı n ı n içeriğ i sorunu­ nun büyük b i r pratik ve teori k önemi vard ı r. I şçi sınıfı n ı n ve bütün emek­ çilerin bilinçli liğ i, sosyal i lerlemen i n önemli itici gücüdür. ASBP Viii. Kon­ g resine sunulan M K hesap raporunda işaret edildiği üzere, pa rti, ideolojik çalışmalarında « bundan böyle de emekçileri sosya list yurtseve rl i k ve pro­ leta rya enternasyona lizmi ru h unda, emek ve toplumsal m ü l kiyet konusunda sosyal istçe davra n ı ş ru hunda, Marksist-Leninist d ünya görüşü ruhunda eğitmek ve böylelikle gerici burj uva ideolojisine karşı mücadeleyi daha büyük bir şid detle yü rütmek., yolundan ilerlemekted i r. Mônevi hayatı gelişmiş sosya lizmin istem leri uya rı nca oluştu rma n ı n en önemli soru n l a rı ndan bi ri, enternasyona l ist tarzda düşün menin, hissetmenin ve eylemi n deri n leşti ri l m esidir. Sosya list topl u l u k ü l keleri a rasında her yönlü işbirliği (ki ekonom i k bütünleşme koşul larında yeni bir nitelik kaza n­ m a ktad ı r) , d ünya devrimci süreci ana kol larının gide rek güçlenen sıkı birliği, emekçi lerin enternasyonalizm ruhunda eğiti m i istemlerini daha yük­ sek düzeye çıkarmaktad ı r. Biz sosya l ist kültür ve sa nata bu eğ iti m i n org a n i k bir parçası gözüyle bakıyoruz. Sosya l ist kült ü r ve sanat, sosya list ü l keler halkları n ı n birlik, bera berlik, dostl u k ve kardeşlik bilincini gel işti riyor, emekçi lere tüm sos­ yalist ü l keler topl uluğu ça pı nda düşün meyi öğ retiyor. Enternasyona l izmi deri nleştirme süreci, ASBP Viii. Kongresinden son ra ADC'de kü ltür haya­ tının beli rleyici çizgi lerinden b i ri d i r. SSCB ve d iğer sosya l ist ül kelerle k ü l ­ türün h e r a lanında değ iş-tokuş v e kooperatifleşme bir hayl i genişlemiş ve 898


ilerlemiş bulunuyor. SSCB'nin 50. kuruluş yıldönümü münasebetiyle, Sov­ yet kültür ve sanatı nın ulaşımla rı hakkında, bu sanat ve kültürün ta rihi ve günümüzdeki başa rıları hakkında ADC emekçilerine bilgi verme aksi­ yonları görül med i k ölçüler a ldı. Sovyet edebiyat, sinema, müzik, resim ve tiyatrosunun zeng inliğ i n i kavrayış, daima sosya l ist dünya görüşünün aşılan­ masına ve oluşmasına ya rd ı m eden mônevi ve a hlôki bir güç kaynağ ı olm uştur ve olmaktad ı r. Palonya ile ADC ve ÇSSC i l e ADC a rasında i mza lanan vizesiz seyahat an laşmaları n ı n kültürel işbirliği bakımından ta rihsel bir önemi vard ı r. 1 972 y ı l ı n ı n i l k dokuz ayında 8,5 m ilyon Polonya ve Çekaslovakya yurttaşı mem­ leketi mizi ziya ret etti ler. On m i lyon kada r ADC yurttaşı da Polonya ve Çekoslovakya gezileri yaptı l a r. Bu d a kısa bir süre içinde memleketleri miz halkları a rasında m i lyonları aşan tema slard a bulunulmuş olması demektir. SSCB ve diğer sosya l ist ül kelerle iki ve çok ya n l ı işbirliğ inde yeni biçim­ ler de ortaya çıkıyor. Biz sosya list ülkeler kültürleri n i n enternasyona l ist kara kterinin kökleşmesi yasa l l ı ğ ı temeli üzerinde gelişen n ice önemli kü l ­ türel-tari hsel süreçlere ta n ı k o luyoruz. Proleta rya enternasyonalizmi ve sosya l ist yu rtseverlik, a ra l a rındaki bölün mez bağlarla, ADC için de daima çıkış noktası ola n bel irleyici prensiplerd i r. Sosya l ist ülkeler kültürünün başarı l a rı ne kad a r yüksek olursa, a ra l a rındaki işbirl iğ i o kadar s ı kı ve sargın, kültür ve sanat a l a n ı nda bütün demokratik, anti-em perya list ve sos­ yal ist güçler a rasındaki i l işkilerin gelişmesi olanakları da o kadar çeşitli olur. Biz, em peryalist ülkelerin kültür ve sanat adamları a rası nda, i nsancıl ve demokratik görüşleri eserlerinde savuna nla rla da iyi d uyg u l a rla bağ l ı bulunuyoruz. U l usa l ezg iden kurtul m uş, Asya, Afrika v e Lôtin Amerika ülkeleri nin kültür başa rıları ka rşısındaki tutumu muz da aynı ta kdir ve sempati duygularına dayanma kta d ı r. Sosya list ül kelerin uyg uladıkları barış içinde ya nya na yaşama politikası, d eğ işik toplumsal düzenli devletler a rası nda kültür d eğ i şotokuşu için yeni olanaklar açıyor. Mô nevi yaşa ntıda sosya list ideoloj inin yerleşmesi ve daha i leri doğ ru gel işmesi da ima burj uva ideolojisine karşı yürütülen mücade­ lede oluşur. Lenin der ki : « Biz, hangi göz kamaştırıcı ve moda g iysiler içinde görünürse görünsün, her türlü burjuva ideolojisine ka rşı sebatlı bir mücadele yürütmel iyiz.» (") Sosya l izm ile em perya l izm a rasında çağdaş ideoloj i k sınıf müca delesi n i n özelliği, Sovyetler Birliği v e sosya list devletler topluluğu ta rafından, top­ l u msal düzenleri değ işik devletlerin barış içinde yanyana yaşa maları pren­ sip lerini daha sağ lam yerleşti rmede ileri a d ı m l a r atıldığı bir anda, bu mücadelenin keski nleşmekte olması d ı r. Emperya lizm, ta rihsel olarak, halen ideoloji a la n ı nda d a görü ldüğü g i bi, savunma d u rumuna zorl a n m ı ş olsa da, a nti-komünizm, sosya l izmin ve toplumsal i lerlemenin k a rşısındaki bütün ('o)

V. i.

Lenin. Bütün eserleri, c. 6, s. 269. 899


k uvvetleri n ortak plôtformu olarak kal maktadır. Anti-komünizm in özü de a nti -sovyetizmd ir.ASBP, burjlJva ideolajisinin özü olan a nti-sovyetizme karşı kesi n l ikle mücadeleyi, kültür a lanında da en önde gelen ödevlerinden biri saymakta d ı r. Batı Alman e m perya lizminin ve göbeği ona bağlı politik g üçlerin ADC'ne karşı yü rüttükleri ideoloj ik m ücadelede burj uva mill iyetç i l i ğ i özel bir rol oynuyor. Bu m ücadelede bir de «yekpôre Alman u l u,u'nun varl ı ğ ı n ı n de­ va m ettiği uyd u rması n ı ileri sü rüyorla r. Bunu temel lendirmek için de, gerekçe olarak, özel likle « tek kü ltürlü ulus» ve «Alman kültürünün b i rliğ i » tezlerine dayanıyorl a r. Ne var ki, karşıt toplumsal s isteml i iki devlet olarak ADC ve FAC'nin doğuşuyle, bu iki devletin k ü ltürlerinin de karşıt ka rak­ terde o l uştuğu söz götürmez. ADC' nde sosya list k ü ltür işçi sınıfının ve halk ı n diğer müttefik ta baka larının kültürü olarak geli şiyor. FAC'nde ise, emperyalizmin çürümekte olon ve a nti-komünist k ültürü hük ü m sürmekte­ d i r ki, demokratik ve i lerici güçler bununla m ücadele etmektedi rler. Demek ki, bugün Alma nya ortam ı nda özü, i çeriğ i ve sın ıfsa l karakteriyle bağdaş­ maları olanaksız iki kültür karşı karşıya d ı r. Biz, sosya list yurtseverliği, yu rttaşları m ızın ve öncelikle gençliğ .i n sosya­ list a nayurda, Alman Demokratik Cumhuriyeti ne sadakati ni güçlendirme yolu ndaki sürek l i ça baya, temel ideoloj ik ve kültürel-politik ödev gözüyle bakıyoruz. Sosya l ist edebiyat ve sa natı n ya pıtları, ürünleri, Alman halkı n ı n devri mci v e insa ncıl, i lerici kü ltü rel mirasının korunmasına v e sürdürü lme­ sine gösteri len özen, bu ödevin yerine geti rilmesine yard ı m etmektedir. işçi sınıfı

ve

kültür

ASBP de, SBKP ve diğer kardeş Marksist-Leni nist partiler g i bi, kültür pol itikası sorunlarına, en ka rmaşıkla rı d a d ahil, daima büyük bir i l g i gös­ teregelm iştir. Bu yolda, sosya lizmin kuruluşu boyunca, sosya l ist k ü ltürün geniş ö lçüde gelişmesi için gerek l i politik, i deolojik ve maddi koşu lların yaratı l ması ; k ü ltür alanı nda çalışanlard a n çoğ unun sosya l izmi ben imse­ mes i nin, M a rksist-Leni n i st d ü nya görüşü edinmesinin sağ lanması ; i şçi s ı n ı ­ f ı n ı n v e partisinin yürüdükleri yol u n bu k ü ltür adamları tarafından k a b u l e d ilmes i ; k ü lt ü r a d a m ları ile yığın l a r v e s a n a t i l e hayat arasında daha yakı n ve sağ lam bir bağ kurulması ; emekçi lerin bütün kültür ni metlerinden fayda lanmalan gibi ödevlerin çözüm ü başarı l mıştır. Bugün sanatçı larla maddi değerleri yarata n l a r a rasında, yaratıcı aydın­ ların temsilcileriyle M a rks,;st- Leni nist parti a rasında hiçbir zaman görül me­ miş bir g üven havası estiğ in i memnuniyetle tespit edeb i l i riz. Fakat hayat, kültür sorunları n a çok daha köklü bir çözüm getirmemizi, bunlara g enel sosya l ist gelişmenin temel daya nıkla rından b i ri gözüyle bakmam ızı i ste­ mektedir. V. i. lenin «Kooperatife dair» başlıklı yazısında, sosyalizmde ağı rlık merkezi n i n g itgide barışçı l, örgütçü, "kü ltürel .. çalışmaya doğru 900


geçtiğini bel i rtir ve şöyle der : « Eğer . . . mevzilerimizi savunmak için u l us­ la rarası çapta mücadele zorunluğu olmasaydı, bizim için ağırlık merke­ zinin kültü rcülüğe doğ ru geçtiğ ini söyliyebilird i m . " (';) ASBP Vi i i . Kongresinden sonra, bütün hayatı m ızda daha yüksek b i r kül­ türe ulaşma girişimi öncelikle işçi sın ıfı a rasında büyük bir gelişme gös­ terd i . 1971 -72 sendika organlarını yenileme seçi m leri sürecinde emekçiler eşsiz bir a ktifl i k gösterdiler; emek ve yaşa m kültürünün iyileştirilmesi için 230 bin kadar teklif ileri sürd üler. Bunları n birçoğ u, maddi ve kü ltürel hayat koşulları nda birlik ve uyumun ne büyük bir önemi olduğ u n u göster­ mektedir. ADC işletmelerinde çalışmakta olan 5,6 mi lyon emekçinin 3 milyonu, « sosya listçe ça lışalım, okuya l ı m ve yaşıya lım" şiarı altında y ü rütülen hare­ · kete canla- başla katıl ıyorlar. Kültür ve eğitim alanında kend i leri için somut hedefler beli rliyen ekipleri n ve sendika g ru pla rı n ı n sayısı d u rma­ d a n artıyor. «Sosya l ist emek kolektif i " şanı için mücadele eden bütün kolektiflerin yüzde 87,6'sı, mônevi hayat alanında belirli yükümler altına girmiş ve hazırla d ı kları öğ renim ve kültü r plônlarını g erçekleşti rmeye koyu l m uş bulunuyorlar. Emekçilerin okuma hevesi d u rmadan artıyor. Işletmelerin kütüpha neleri ve daimi okuyucu sayısı el bette birbirinden fa rkl ı d ı r ve bunlar kolektif üye­ lerinin yüzde 1 0'u ile yüzde 60'1 arasında değişmektedir. Okuyucuların ilgisi o derece a rttı ki, çoğ u işletmelerin top lumsal, bilimsel, sosyal ve edebi eserler fonları artık i htiyacı karş ı la maya yetmiyor. işçilerin plôstik sanat eserlerine ilg isi de artıyor. Her yıl d üzenlenen işletme festival ieri ve ADC çapında düzenlenen işçi festiva lieri, işÇL sınıfının aktif a matör sanat eylem lerinin ne kadar genişlediğini gösteriyor. Kü ltürel gelişme maddi Üretimdeki emekle karş ı l ı k l ı etkilenme halinde cereyan eder ve ya lnız işletme festivalieri, gösterileri ve diğer ayd ı n latma ça lışmaları biçim leri çerçevesine indirgenemez. Sosya list kültür işletmede çalışma koşullariyle başlar. Bütün ça lışma koşullarında emek kültürünün önemi artmaktadır. Bu kavra m neleri kapsar? Birincisi, sözün geniş anla­ m iyle: emekçiler arası nda, yöneticilerle kolektif a rasındaki i l işkilerin kül­ türü sözkonuçudur. Bu da, sosya list üretim ilişkilerinin belirti leri olan dav­ ra nışları, yani emeğ in sonuçlarına saygı göstermeyi ve değer vermeyi, sos­ yalistçe yard ı m laşma ve işbi rl iğini, emek disiplinini ve yarışmalara öncelik vermeyi kapsar. Ikincisi, emekte sosya list kültürün gelişmesine onun bilim­ sel örgütünün de destek ve ya rd ı mcı olması, yani her şeyden önce işyeri ve çevre tertip, tem izlik ve ba k ı m ı , emeğin korunması ve sağ l ı k sözkonusu­ d u r. işyerinde güvenlik ted birleri, iyi aydı n latma, temiz hava, g ü rültünün azaltılması, tertip ve tem izlik de sosya list emek kültürünün önemli ya nları­ d ı r. Oçüncüsü, üretim a raçları n ı n, ya l n ız teknik parametrelere değ i l , aynı C,) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 45, s. 376. 901


zamanda bunlarla ça lışanların fiziki ve psikolojik isteklerine ve estetik ihtiyaçlarına uygun biçimde, rasyonelolara k kurulması sözkonusudur. Sosya list emek kültürü nün dördü ncü ölçütü de, işletmelerde sosya l -yaşa m ­ sa l bölüm lerin, çağdaş istemler v e ihtiyaçlar gözön ü nde tutulara k tertip­ len mesi ve döşenmesidir. Geçen y ı l 600 rasyonalizasyon tekl ifi uygula masının d enetimi ya pıldı ve bu uygula malarda iş g üvenliği ve sağ l ı k ba kımından a l ı na n tedbirlerin yeterli olup olmadığı a raştı rıldı. Denetlenen i şletmelerin bir çeyreğ inde, yen iden kuruluş ve modern leştirmeden sonra bile ça lışma koşulla rı iyi leş­ tiri lmemiştir. Demek o luyor ki, sosya list rasyonal izasyonun sadece tekn ik­ e kono m i k bir ödev olmadığı, henüz her yerde iyice a nlaşı lmış d eğ ildir. Bu ra syonalizasyon , a ynı za manda emek şevkinin ve emekçilerin a ktifl iğinin artma s ı na da yard ı m etmelidir. Ra syonal izasyonla ilgili ted birlerin ya n ı ­ sı ra, e m e k k ültürünü yükseltme alanında da başarılara ulaşmak i ç i n m ü ­ cadele yürütmek, öncel ikle sosya list e m e k yarışıarına düşen önem li bir ödevd ir. Sosya l ist yarışma, her şeyden önce insanlar a rasında sosya l ist ilişkilerin g elişmesine ya rd ı m ı , sosya list kişil iğin oluşmasına etkisi bak ı m ı nd a n de­ ğ e rlidir. Ya rışma s ü recinde g irişim ve yenilikçilik, bilinçli d isiplin, emeğ e karşı yeni tutum, yüksek emek a h lôkı v e a rkada şça yard ı mlaşma d a enine boyuna gelişmektedir. Gençliğin kültürel-estetik eğitimi

Sosya list k ültürün gel işmesi konusunda, çocukları n ve gençleri n estetik eğitimine de özel bir ilgi gösterilmesi gerekir. Bu da okulun, a ilenin, piyo­ ner ve gençl i k örgütünün, k ültür ve sanat adamları nın, bütün toplumsal güçlerin işidir. Çocukların ve gençlerin estetik eğitimi derken, her şeyden önce, onlarda sanata karşı sevg i, sanat anlayışı uya n d ı rı l ması, onlara bu hususta iyi bir zevk, sanatın anlam ve değerini kavrama kabiliyeti nin kaza nd ı rı lması sözkonusudur. Sosyalist fikirler taşıyan sanat, gençlerd e sos­ yalist yurtseverl i k ve proleta rya enternasyonalizmi, hayata ve toplumçı sos­ ya listçe yönelim duyguları uya ndırabilecek üstün bir g ü ce sahiptir. Okul­ larda estetik eğitimin bazan hôlô dar anla mda, ya lnız belirli bir ders çer­ çevesinde ele a l ı n ıp uygulandığı görül üyor. Oysa, bu eğiti m, ya lnız bir öğ retmenin d eğ il, bütün bir pedagoglar kolektifi nin ödevi olmalı, aynı zamanda okullarda şeftliği üstlenen sosyalist emek ekiplerinin temel ödev­ lerinden biri olara k benimsenmelidir. Bizim g enel. öğ reni m orta tekn i k okul larındaki g ençlerim iz, hayatın, ça l ı şma hayatı n ı n istem l erine uygun olara k iyi yetişmektedir. Bu gençl iğin maddi durumu yeterlid ir. Fakat biz, sosyalist bilincin oluşmasında kendi­ l i ğ i nden gelmelik olmaması gerektiğini biliyoruz. Kend i başına en elverişli koşullar bile, hayata karşı kendiliğinden sosya l ist bir tutum, sosya l ist da v902


ra n ı ş doğurmaya yetmez. Ka ldı ki, emperyal izm, radyosu ve televizyon uyle, ince ve k u rnaz «yığınsal k ültür»ü, d ı ş gösterişin çarpma ve sürükleme kalpaza nlığ ı na ve i kiyüzl ülüğüne daya nan « sa nat»ı yard ı m iyle, bizim çok defa gereğ i gibi ö nem vermediğ i m iz kültür « tablo»muzun «beyaz leke­ ler»ini etki lemeye çalışmakta d ır. Gençliği burj uva . kü ltürüyle zehirlenmekten korumak ödevim izd ir. Zira biz, sosya list ü lkeler olara k, bu kızlı-erkekli gençlik yığ ı n ları na, bütün topl umsaı güçlere, işletme, kurum ve örgütlere daya nıyoruz. Gençliğ i n kültürel-estetik eğitimi konusunda şimdiye kada r yapılanın d a h a fazlasını yapmak zorundayız, çünkü bu alandaki ideoloji k s ı n ı fsal m ücadele yavaş­ lam ıyor, daha da şiddetleniyor. Kültürlü insanın kara kteri, onun toplum hayatındaki a ktifliğ iyle, bilgisiyle ve çok yönlü estetik yaşantılariyle de oluşur. Demek ol uyor ki, biz, şu veya bu kişinin mônevi dünyas ı n ı n veya i l g i lerinin bazan hayli sınırlı olması na bir olup-bitti gözüyle bakamaz ve buna katla namayız. Biz, insa n ı n öğreni­ minde ve k ültür hayatında tek yön l ü l ü k, k ültür alanında her şeyi o l uruna bırakan bir kanaatkô rlık ya nlısı ola mayız. Biz k ültürde titizliğe sırt çeviren ve umursuzluk telkin eden bütün a ş ı rı sol ve Maoist görüşlere karşı, fera­ gat ve yoksulluk ideolojisine karşı daima kesin bir tepki göstermişizd i r. Izlediğ i m iz pol iti kanın amacı, i nsa nları ve özellikle gençliği, tüm zeng in­ l iğ iyle h ü manist d ünya kültürünü kavrıyabilecek d uruma getirmek, uyarıp hayata çağ ı rmak, kültür ihtiyoçları n ı gittikçe daha yüksek düzeyde karş ı ­ lama ktı r. Sosya list toplumun mônevi iklimi ( k i bir tek memleketin s ı n ı rlarını aşara k bütün kardeş ü l kelerin mô nevi zeng i n l iklerine dayanabi leceğ imiz için bu m ônevi iklim çok büyük kapsamlıdır), insanların böyle her yönl ü gelişmesinin sağ lanmasına elverişli koşu lları yaratmakta d ı r. Edebiyat ve sanatın rolü Edebiyat ve sanat eserleri bizim k ü ltürümüzün orga n i k bir parçasıd ır. Bu eserler, bilgili ve inanç dolu sosya lizm k u rucuları yetişti rmemize yard ı m etmektedir. Bundan ötürü, sanata her zaman büyük bir önem vermemiz doğ a l d ı r. B i l i m önem l i ve zaruridir, o ma sanat da önemli ve zaruridir ve gelişmiş sosya l izmin kurulmasında Sanatsız olamayız. Hayatı n kendisi, sosya list topl umun ortaya çıkardığı daha yüksek iste m ­ ler, sanatın gerekli liği v e değ işil mezl iği sorununu daha yeni b i ç i m d e ortaya koyuyor. Emekçilerin öğ renim ve kültür düzeyinin yükselişi, toplu msal geliş­ menin bütün problemlerini benimsemeleri sanata gösterilen ve h ızla geli­ şen ilginin temel nedenlerinden biri olarak görünüyor. Şu da var ki, mes­ leki ve politik öğ renim d üzeyi nin genel yükselişi, toplumsal a ktifl iğ in ve maddi refa h ı n artması da, işçi sınıfının, kooperatifçi köylü lerin ve diğer 903


halk ta bakaları n ı n k ültürel i htiyaçlarında bel i rl i bir ayrı m laşmaya yol açmakta d ı r. Böylece, türü ve çeşitleri giderek değ i şen ihtiyaçları gerekti ğ i gibi g ide­ rebilmek için, bizden çözüm bekliyen yeni yen i problem lerle karşı karşıya bulunuyoruz. Bun lar a rası nda açık sa h ne sanatı problemi de, sinemo, tiyatro, m üzik vb. sa natların problem leri de va rd ı r. Yen i çıkan edebi eser­ ler çokçası çabucak satı l ı p tüken mekte, m üzeleri, kulüpleri ve d iğer kül­ tür ocaklarını ziyaret ede n lerin sayısı a rtmaktadır. 1 972 yılında, ADe 7. plôstik sanatlar sergisine hazırlık döneminde örg ü tlenen il sanat sergi­ lerinin başarısı ve görd ü ğ ü rağ bet de, sanata gösterilen ilginin büyük ölçüde a rtı ş ı n ı n bir kanıtı olabilir. Sözkonusu i l sergi leri n i 400 bin emekçi ziya ret etmi şti r. Bu m i ktar, geçen yılla rdaki ziya retçi sayısından 2-3 misli fazladı r. ASBP MK Vi. Plenumu, parti ça lışmalarında, sanatı n fi kir ve estetik ya n ­ ları n ı n birliğ ine d i kkat edil mesi gerektiğ ini bel irtti. Toplumumuz sanata muhtaçtır ve onun esteti k özg ürlüğüne, kişiliğin oluşması üzerindeki spesi­ fik etkisine saygı beslemektedir. Biz, sanatta Leni nci pa rtililik ve halkçılık prensiplerini ç ı k ı ş noktası ya parak, sosyalist gerçekçi sanatın gelişmesine ortam olan yaratım ve verim l i lik atmosferini meydana getirmek i çin elimiz­ den gelen ça bayı harcama ktayız. Sosya lizmden yana kes i n tutum, partililik ve halkçılık, çok çeşitli edebi eserler, konular ve üsluplar, biçimler ve edebi metotları kapsıyon sosyalist gerçekçi liğ in temel ka ra kteristik çizg i leridir. Sosya l ist gerçekçilik ya lnızca bir ifade tarzı, bir tek yaratı m biçimi değ ildir. Bundan ötürü de biz daima zengin ve çok ya nlı bir sanattan söz etmekteyiz. Sosya lizmden yana olan, partililiğ i benimsiyen herkes, bu sanatto yeri n i bulabilir ve kend isine d ü ­ ş e n ödevi yapa bilir. Sosya lizmin, gerçekliğe sağlam ilişkilerle b a ğ l ı olan, hayattan çıkan ve hayatı etkiliyen sanata i htiyacı va rd ı r. Bu prensipler, ADC' nde edebiyat ve sanatla uğraşanların büyük çoğunluğunun eylem ­ lerine temel olmaktad ı r. Memleketimizde sanatı n en önemli ödevlerinden biri, a ktif sosyalizm kurucuları n ı n , öncelikle işçilerin edebi simalarını çizmektir. Işçinin simasını edebi metot ve a raçlarla en belirg i n biçimde canlandırmak, sanatta i ler­ lemenin mônevi ve estetik ölçütlerinden birid i r ve biri olara k kalmaktad ı r. Çünkü, ancak sosya list toplumun önder sınıfı olan i şçi sınıfı, bütün top­ lumsa l ilişkilerin gelişmesiyle, kendi pratik ve mônevi eylemiyle, sanat yaratıcılığ ı n ı n ça l ışma alanını ve konusunu büyü k ölçüde belirlemektedir. Birçok emekçi bazı edebi eserlerde görülen basitlikten, ufacık konular­ dan ve emek insanlarının baza n pek yüzeysel olara k yansıtı lmasından ya k ı nıyorlar ve bunda haklıdırlar. Bütün sorun, işçi sınıfını n gücünün temelli ve somut olarak değerlendirilip belirtilmesinde, bu gücün toplu­ mumuzda ve dünya devri mci sürecinde nasıl bel ird iğ inin gösteri l mesi nde, 904


işçi s ı n ı fının - kendisine toplumu yönetme ödevini yaraştıran - olumlu kara kteristik çizgi ve ideal lerinin açıkla n ması ndad ı r. Biz sanatçı ları emek ala n ı na, emeğe karşı sosyalist ilişkiler alanın a daha büyük bir c ü retle g i r­ meye ve onu sanat eylemine değer bir konu olara k açıklamaya yönelti­ yoruz. Bu kolay bir ödev d eğ i l d ir. Emeğ in kara kteri ndeki, sosya lizmi bilim­ sel-teknik devrimle birleşti rme koşullarındaki köklü değ işimler, sarg ı n bir ya ratım çabasiyle yeni g erçekçi simalar ve i majlar a ranmasını gerektir­ mektedir. Biz bu a raştırmayı desteklemekte ve teşvik etmekteyiz. Ne var ki, sosya lizm k u rucula r ı n ı n ve öncelikle işçilerin sanatçı için başlıca ifade konusu olduğ unu söylememiz, onların sanatta biricik konu ol maları gerektiği a n l a m ı na gel mez. Her sanat eserinde ya lnız işçilerin ve emek kolektiflerin i n yansıtı lması, sanat i ie edebiyatı hep aynı ta htada bi rleşti rme kapısına çıkar. Biz sanat hayatı m ızda, ta ri hsel ve çağdaş konulu eserleri de, doğa tabloların ı ve aşk ş i i rleri n i de, politik şarkı ları ve « Fa us!>, temsi lini de yanyana görmek isteriz. ADC'nde sosya l ist g erçekçilik tarihsel olarak genç bir sanat metod ud ur. Bu metot, ola nca ifade ola nakla rı zeng i nl iğ iyle yeni ya ni işlenip yoklana­ ra k oluşmaktadır. Bu olanakların uyg u lamada bütün genişlik çeşitl i l iğ i ile bel i rmesi, burj uva ideolojisi ve burj uva sanat görüşleri karşısı nda her türlü g erilemenin d e yolu n u kesmekted i r. Ve b u rada a rtık "kıyısız engin ger­ çekçi l i k .. revizyon ist görüşüne de yer yoktur. Toplumun sanat adamların­ dan bekledi ğ i şeyler, onları n g erçekliği yeni yanlarıyle görm e, yeni olay­ lara eğ i l me, yeni kanıtlar bulma, hayatın yeni ala nlarına sokulma ve yeni yeni konuları değerlend i rme kabiliyet ve yeteneğ i nden bekled iği şeyle d u r­ madan artmakta d ı r. Toplumsal hayatımııda sanat ve edebiyatın rol ü ile birlikte, sanat kurum ve birliklerinin sorumluluğu da a rtma kta d ı r. Bu birlikler, ta şıdıkları soru m ­ l u l uğ u, a ncak çeşitli g i rişimlerle üyeleri ni d a h a büyük sanat başarılarına teşvik ederek en iyi biçimde yeri ne geti rmiş ol urlar. Sanat birliklerinin, kendi üyelerini fikir, teori ve meslek bilgisi bak ı m ı ndan yü kseltmek için, revizyon izme ve emperyal ist ideolojinin her türlü bel irtisine ka rşı müca­ deleyi şiddetlendirmek için gösterdi kleri özen el bette övgüye ıôyı ktır. Sanat adamlarının, işçi sınıfı ve emekçi lerle, onların ça l ı şması ve hayatiyle iliş­ ki lerini gel iştirmek sanat kurum ve birliklerinin yü rüttükleri eylemin önemli bir organik parçası olm uştur. Bu aynı za manda bizzat sanatçıları n da yararı nad ı r, çünkü yaratıcı l ı k atmosferi üzeri nde olumlu bir etki ya pmak­ tad ır. ASBP, Vııı. Kong resinden sonra, sanat adamları arasında yaratı c ı l ı k atmosferini teşvik etmek, yönetimde sanatçı ları ka natla ndırmak, onlara yeni buluşlar ilham edebi lecek bir stil bulmak için ciddi çaba lar harca­ maktad ı r. Bu elbette sanatçı n ı n bireyselliğine saygı ve a n layışla ya naşımı gerektirir. Ve bu, ayrıca, ya ratı c ı l ı k sü reci nin özlüğ üne n üfuz etme, sanatın kendine ÖZqü eylemini ve sanatç ı n ı n bireysel gelişmesini kavra ma çabası 905


gerektirmekted i r. Sanatçı, eseriyle ortaya koyduğu başarıların emekçileri sevindirdiğini, sosya list toplumun kendisine i htiyacı olduğunu hissederek çolışma l ı d ı r. Sanatın daha fazla gelişmesi için daha geniş ve yetkili bir yard ı m gerekl i d i r ; ayrı ayrı eserler üzerinde, sanatta gelişme eğ ilim leri üzerinde a rkadaşça görüşme ve tartışmalara ihtiyaç vard ı r. Sanatçıya, ne koltuk­ lama övg üleri, ne de kuru kuruya inkô rlar yard ı m eder; ona değerlendirme lôzı mdır, vukufa dayanan eleştiri ıôzı m d ı r. Sanat i le toplum a rasında i l iş­ kiler ne kadar daha gelişkin olursa, görüşülmesine ve açıklanrıı a sına ka muoyunun katı ldığı sorunların çevreni ne -kadar daha geniş olursa, yön verme fonksiyonunu yerine getirenler de o kadar daha sorumlu bir rol oynarlar. Fakat bu, hüküm lerine sanatçı lar kad a r bütün emekçilerin de­ vakıf olmaları gereken Marksist-Lenin ist estetiğ in daha işlenip geliştiri l ­ mesini, h e m sanatçı ların, h e m de emekçilerin desteğine daya n ı lmasını g erektirir. Bu aynı zamanda, partililik prensipine dayanan ve Marksist­ Leninist görüşleri çıkış noktası yapan bir eleştirinin, ya n i çok yön l ü muh­ teva içinde isa betle yönel i me yard ı m eden ve sanatımızın sosya l ist karak­ terini yansıta n değerlere yöneiten eleştirinin varlığını da gerekti rmektedir. Marksist-Lenin ist estetik ve eleştirinin çözmesi gereken sorunların belir­ lenmesinde, SBKP MK'nin « Edebi-sa natsal eleştiri hakkında» baş l ı k l ı kara r­ namesinin ve diğer kardeş parti lerin bu konu ile ilgili dokümanla r ı n ı n büyük bir ya rd ı mı vardır. *

Sosyalist k ültürü etraflı biçimde geliştirmek, ASBP'n i n izlediği politikanın önemli b i r organik parçasıd ı r. ASBP M K Vı. Plenumu, parti vııı. Kong resi kararla rı nın, ancak bütün partice k ü ltür problemlerine büyük bir ilgi gös­ terildiği ta kdirde, bütün parti kom iteleri, üyeleri ve aday üyeleri kültür a la nındaki ödevleri n çözümüne daha geniş bir anlayışla g i riştikleri ta k­ d i rde, başariyle yerine geti rilebi leceğ i n i açıkça göstermiştir. Bu ödev bütün d evlet organlarını ve toplumsal örgütleri de kapsar. Biz emekçilerin çekici ve çeşitli bir k ültür hayatı ihtiyaçlarını daha tam olara k gidermeye ve daha fazla geliştirmeye çal ı ş m a ktayız. Amacım ız, k ü ltürün ve sanatı n serpi­ lip gelişmesine i m kôn veren sosya list topluma özg ü semereli iklimin , sos­ ya l izmi g erçeğe sadakat duygusiyle, gerçek parti l i l i k ve halkçı lı kla savunan yeni yeni eserler yaratıl masına yard ı m etmesi ni sağla maktır.

906


Yığınsal ve savaşkan parti Atos Fava Arja ntin Komünist Partisi ıcra Kom itesi üyesi ve MK Sekreteri ı. Arjantin Komünist Pa rtisinin eylemi karmaşı k bir d urum ve koşullar içinde gelişiyor. Memle kette 1 930 yıl ından beri tekrarlanan kargaşa l ı k is­ ya nları n ı n benzeri bir hareketle 1 966'da i ktidarı ele geçiren gerici askeri çevreler. yığı nları n g iderek a rta n d i ren işiyle karş ı laşıyor. Y ı ğ ı n l a r paha l ı ­ I ı ktan yakınmakta. e m e k ücretleri n i n a rtı rıl masını, politik tutuk l u v e h ü k ü m ­ lü lerin serbest bıra k ı l masını (hapislerde 1 1 00'den fazla yu rtsever çürütü­ lüyor; son yıllarda rejim aleyhtarıa rından toplam olarak 30 bin kişi zin­ danlardan geçmiş bulun uyor), dayak ve işkencelere son veri l mesi ni, siyasi özgürlükler ta n ı n masını ve gara nti edi lmesini istemektedirler. Memleketi sarm ı ş bulunan derin sosya l-ekono m i k buna l ı m , ç ı k ı ş yol u n u demokratik, anti-emperya l ist v e a nti-oligarş i k dönüşüm lerin gerçekleştiri l ­ mesinde gören büyük politik, sendikal g üçleri, köyl üleri. üniversite genç­ lerini ve k ü ltür adamlarını her şeye rağ men eylemlere yöneltiyor. Yığ ı nsal çıkışlar tedricen köklü değ işim lere yönelik geniş hareketler halini alıyor. Bu d u rum askeri d i ktacıları kudurtuyor, sağlam mevziler edi nmelerine engel ol uyor. Oyl e ki, şu a ltı yıl içinde üç d efa cumhurbaşka nı değ i ştiri I ­ miş, yüzlerce bakan v e va li görevleri nden a l ı nmış veya yerleri değ iştirilmiş bulunuyor. Memleket gösteriler ve g revlerle sarsılıyor. Orneğ in 1 971 yılında 350 iş an laşmazl ı ğ ı na 1 4 mi lyon kadar işçi, hizmetli ve memur katı ldıla r. Bir de 48 saatlik g enel u l usal g rev ya p ı l d ı . Bazı grevler haftalarca deva m etti. Yapılan çıkı şların çoğ u, bizdeki d eyimiyle « a ktif" bir karakter taşıyor, belirli saatte her yerde iş d u rd u rul uyor ve emekçiler yığ ı n halinde sokak­ lara döküıüyorlard ı . Bu yürüyüşler büyük mitinglerle sona eriyord u. Orne­ ğin Kordova'da böylece 12 « a ktif" g rev örgütlenmiş ve bunlara ilin hemen hemen bütün emekçileri katı l mışlard ı . Diğer il l erde d e, işçi çıkış larına köy­ lü ler, memurlar ve üniversite gençleri katı l d ı lar. Orta öğ renim okulları öğ retmenleri ul usal çapta 5 g rev yaptı lar. Dikta rej i m i n i n halk düşmanı politikasına karşı köyl üler de s ı k s ı k müca ­ deleye g i rişiyorl a r. Memlekette onlar da vergi yükü altında ezil iyor, em per­ yali st tekeller ve büyük toprak sa h i bi yerli oligarşi tarafı ndan soyulup soğano çevril iyor. Köylü yığ ı n ları g itg ide o ktif m ücadele metotları n ı kav. ­ rayıp uyg ul uyor, ö rgütlü hareket etmeye ça l ı şıyor, traktörleri ve kamyon­ la riyle a na yol lara çıkıp kavşakları tutmak g i bi protesto biçim lerine baş­ vuruyorla r. I ktidar, gerçekte halk ayaklanması olan bu hareketleri ancak ord u birliklerinin yard ı m iyle bastıra b i l iyor. Tedip m üfrezesi olara k kullanı­ l a n bu birliklerin kom utanları çoğ u d efa köyl ülerle görüşmelere yanaşmak, iktida r temsilcileri de gerilemek zorunda kalıyorlar. Sosyal a nlaşmazl ı k907


ları s istemli olara k ordu birliklerinin yardımiyle " çözme", ord u içinde e l belte hoşnutsuzl uk uyandı rıyor. Bu da devri mcilerin yurtsever ord u men­ supları a rası ndaki ça l ı şmalarını kolaylaştı rıyor. Komün istler, bütün demokratları, bu buna l ı m dan çıkabil mek için mut­ l a ka birliğe ihtiyaç olduğuna ikna etmeye çalışıyorl a r. Parti miz çeşitli ta bakaları n menfaatlerini ve en ya k ı n isteklerini yansıtan bir program ileri sürmüştür. Biz bu prog ra m ı n bir u l usal demokratik cephe yaratılma s ı na temel olabileceğ i ve bu cephenin eylem iyle d i ktaya son veri lebi leceğ i kanısı ndayız. Biz 1 970 yılı sonunda böyle bir cephe kurabi l miş bulunuyoruz. Bu cephe çeşitli parti lerden (peronist, rad i kal, sosya l ist ve h ı ristiya n-demokratlarda n) demokratik düşünceli g rupları, aynı zamanda köylüleri, send ikaları, üni­ versitel iler örgütlerini, kad ı n ları, kü ltü r adamla rı n ı , çeşitl i toplumsal birlik­ leri ve bağ ı msız politikacı ları bir araya getirmektedi r. « Arjantin l i ler U l usal Birliği» (ENA) a d ı veri len cephe, birbuçuk yıl içi nde, bütün m ücadele a ksi­ yonlarını diğer topl umsal örgütler ve i l erici çevrelerle ahenkleştirebilen önemli bir politik güç haline gelmiştir. Cephenin yalnız "Büyük Buenos Ayres "te bin kadar ocak kom itesi vard ı r. ENA' n ı n eylemi, yığı nları n m ücadelede birl i k olmayı amaçlıyan ve g it­ ti kçe güçlenen emel lerine uyg und u r. 1 969 yılında Kordova i l i ndeki olay­ l a rda ağ ı r basan kendiliğinden-gelmelik, artık yeri n i daha ziyade örgüt­ lülüğ e bırakmaktad ı r. Bu yıl Mendosa şehri ve çevresinde yer alan olay­ lar bunun en parlak kanıtı d ı r. Buradaki kaynaşma lara fiyat artışları , özel­ likle elektrik fiyatları n ı n a rtırı l ması sebep oldu. Gösteriler bilinen usulle bastı rıldı, birkaç kişi öldürüldü. i ktidarın bu gaddarlığına karşı ve Men­ dosa h a lkıyla daya nışma ifadesi olarak, çeşitli bölgel erde mitingler, genel grevler ve topla ntı lar örgütlendi. Diktacılar sokağa çıkma yasağ ı koyd ular. Soka klara a sker ve polis devriyeleri ç ı karı ldı. Ve askeri mahkemeler yurt­ severleri yarg ı la maya başladı. Ama bu d u rum genel hoşn utsuzl u k ve gale­ yanı daha da a rtırdı. Halk rej ime karşı kesinli kle ayaklandı, birçok resmi otomobil ateşe veri ldi ve nice polis siıôhsızlandırıldı. Mendosa 'da y ı ğ ı n ­ l a rı n eylemleri, politik, sendikal birlikleri n v e öğ renci örgütleri nin temsil­ ci lerini ve aynı zamanda ENA semt kom itelerini içine alan Koord inasyon Merkezi tarafı ndan yönetil iyord u. Bu olaylarda, yöneticilik rolü, komün ist­ lerin öncü l ü k ettikleri d evrimcilere düşüyordu. Çok g eçmeden, ENA, Buenos Ayres'ten başl ıyara k bütün memlekelte « açlık yürüyüşleri " örg ütlemeye g i rişti. Buna ceva p olarak, ordudan tehdit homurtuları yüksel meye başlad ı ; d i ktacılar baskıda daha da i leri g iderek, genellikle ya lnız harp za manında uyg ulanan yurtseverler cephesine karşı bir i d eolojik terör ve tehdit kampa nyası açtı lar. Buna rağmen, « aç l ı k yürü­ yüşü"ne önayak olan örg ütler, i ktidara ka rşı d i renme niyetleri nden vaz­ geçmedi ler. Böylece, 28 Nisan 1 972 günü, Buenos Ayres caddeleri, bütün baskı kuvvetleri n i n ve ord u n u n ayakta olmasına rağ men, güçlü bir m üca908


deleye ve çetin ça rpışmalara sahne oldu. Sonuç olara k 700 kişi tutuklandı �e bunlar a rasından 100 yurtsever askeri mahkemeye verildiler. Sokak gösterileri, devrimci hareketi n yükselişi koşullarında, öz savu nma, ord u birliklerinin, polislerin ve diğer baskı kuvvetlerinin her köşeyi tuttuk­ ları şehrin içinde göstericiler a rasında ve şehir yönetim merkeziyle irtibat sağlama, askerler a rasında açıklama çalışmalarına ö nem verme g i bi somut mücadele metot ve biçim lerini benimseyip uyg ulama n ı n ne kada r büyük bir önemi olduğ u n u gösterdi. ii. Memleketteki durum, partimizin, örg ütlenmeyi daha d o yetkinleştir­ mesini, y ı ğ ı n lmla bağ larını g ü çlendirmesini, onların eylemlerini ustaca ahenkleştirmesini gerektiriyor.

Biz bu gereğ i çıkış noktası yaparak, parti safla rını güçlendirmek üzere, " Viktorio Kodovil l a " a d ı n ı verdiğimiz bir "Pa rtimize üye ol " ka mpa nyası a çmayı kararlaştırdık. Buna, partimizin en seçkin kurucularından biri ve hayatı nın son gününe kadar da başka n ı ola n Viktario Kodovilya'nın aziz hatırasına saygı belirtisi olarak bu adı verdik. Viktorio Kodovilya her Arjan­ tin devrimcisinin ka l binde yaşa makta d ı r. O bütün hayatını ve g ücünü, halkın u l usa l ve sosyal kurtuluş m ücadelesine, Ma rksizm-leninizmin be­ nimsenip yerleşmesi dôvasına, proleter enternasyonal izm i prensiplerinin ve emekçilerin ilk devleti Sovyetler Birliğinin savunu lması dôvasına has­ retmiş bir devrimcidir. Biz bu a ksiyonla, pa rti saflarına birbuçuk y ı l içinde 1 5 bin, Komsomol saflarına da 7 bin yeni üye a l ı n masını sağla mayı öngörüyorduk. Kesin sonuçların da, V. Kodovilya' n ı n doğ u m g ü n ü olan 8 Şubat 1 972'de tespit edilmesini kara rl aştı rmıştık. Merkez Komitemiz, pa rti örgütlerinin ve Komünist Gençlik Fede ras­ yonu'nun, yeni üyeler a l ı nmasında, öncelekle proletarya nın başl ıca birikim merkezlerinde, büyük tekel ve devlet işletmelerinde, bilhassa işçi sınıfı a rası ndan genç elemanlar kaza n maya önem vermelerini isted i. Bununla, parti içinde proleta rya çekirdeğini güçlendirmekten başka, işçi hareketinde g üçler ora n ı n ı değiştirmek, ha reketi devlete ve patronlara bağ ı m l ı l ı ktan daha fazla k urta rmak a macı d o güdüıüyordu. Bunu boşarmak do ancak sağcı peronistlerle çetin bir ideolojik mücadeleye girişilmesine bağ lıyd ı . Merkez Komitemiz, ayn ı zama nda, öze l likle ekonomi ba k ı m ı ndan en önemli bölgelerde, yani yerli oligarşinin hayli kuvvetli olduğu ve yabancı işletmelerin yoğ u n bulunduğu sula n ı r a razi bölgelerinde, yoksul ve orta halli köylü lerin parti safla rına a l ı n ma s ı na çalışıl ması çağrısında bulundu. Tom örgütlü orta öğrenim okulları ve ü niversite öğ renci leri a rası ndan, işçi ve köylü kadınlar a rasından, kültür adamla rı a rasından yarayışl ı kimse­ Ierin pa rtiye celbedi l mesi için de ted birler alınması isteniyor ve böylece kazanılacak yeni e lema n la rı n beklenen üye artışı n ı n % 30'u kadar ol ması ö ngörülüyordu. 909


Parti safla rını g üçlendirme plônı, AKP'de ve onun gençlik örgütünde ya/nız sayıca a rtış sağ /ama kaygı siy/e s ı n ı rlı değ ildi. Parti saffarı nı geniş­ letmenin yanısıra, yeni yeni taba n örgütleri ya ratı lması, işletmelerde, semt­ lerde, konum yerleri nde ve i l lerd e komiteler kurulması öngörül üyord u. Oncelikle i l k basa m a k örgütlerinde değişik kategoriden yöneticiler seçi­ minde isa bet/i o/maya, kadro/a rın kabi/iyet, yetenek ve tecrübe/erine göre dağılım ve kullanımını sağ l a maya d ik kat edi liyord u . Pa rtimiz kanun-dışı ilôn ed ilmiştir. Kom ü nistlerin sendikalard a yöneti m görevi a l ma la rı yasa kla nmıştır. Buna rağ men, biz, işçi hareketi merkez­ lerinde d a ima a ktif bir eylem göstermekte, emekçilerin temel isteklerine il işkin her mücadeleyi desteklemekte, işletmelerde ve sendika örgütleri n ­ d e k i seçimlere katı lmaya çalışmaktayız. S o l peronistlerle işbirliği yaparak d emokrasi mevzilerini güçlendirmek, emekçileri n eylemlerinde uyum sağ­ lamak her g ün k ü ça ba mızdır. Bu politikanın başarı l ı olabilmesi için, her şeyden önce büyük işletmelerdeki ta ba n örgütlerini g eliştirme ve güçlen­ d irme temeline d aya nması g erek mektedir. işçiler ve h a l k y ı ğ ı nları, d i ktatörl üğe ka rşı yürütülen m ücadele süre­ cinde, her şeyden önce d i kta n ı n baskı makinası ve faşist kanunları karşı­ sında duyulan korkuyu yendi ler. « Pb rtimize üye ol» kampa nyasl!1ı n sonuç­ l a rı bunun pa rla k ka nıtıdır. Şöyle ki, pa rti miz bu kampanya sonucunda 1 5.030, Kom ünist Genç l i k Federasyonu da·7.237 yeni üye kaza n mı şlard ı r. Fa kat raka mlar, memleketi miz emekçilerinin ve i lerici g üçlerinin duygu­ larını ve d üşünceleri ni, komünizm fikirlerini ne kadar içtenlikle beni mse­ d i klerini, Sovyetler Birliğine ve diğer sosyal ist ü l kelere karşı duyd u kları hayra n l ı ğ ı , kahraman Viyetna m halkının başa rıları ve sosya list Küba ' n ı n yiğ itçe metaneti ka rşısındaki b ü y ü k ta kdir hislerini tamamiyle yansıtmak­ ta n uza ktı r. Ra kamlar, Şili'li ka rd eşleri mizin ortaya koyd u kları tecrü ben in bütün d ünya d a ki olumlu yankıları n ı n Arj entinde ne büyük bir di kkatle izlendiğini d e ifade edemez. H a l k ı m ı z bu komşu ü l kenin başarı larını ve zorl u klarını kendi başarıları ve zorlukları olara k yaşa ma ktad ı r. Pa rti mizin a ldığı yeni ta kviyenin m a hiyetine gelince, bunu yeni üyelerin sosya l d u rumları ba kımından şöyle özetliyebi liriz : Partiye alınanların % SO'si sa nyi, yapıc ı l ı k ve ulaştı rma işçilerid ir. Bunlar, diğer ücretli emek kategorilerinden olanlarla birlikte, yeni artış ı n 0/o 64'ünü teşkil etmektedir. Komünist Gençlik Federa syonuna g i ren lerin % 43'si orta ve yü ksek öğ / renim g encid ir; bunlar a rasında 900 kada r ü niversiteli g enç va rd ı r. Yeni komünistlerin % 4'ü kadınd ı r. Yoksul ve orta köyl üler arası ndan gelenler çok olma m ıştı r ; bunlar yeni üyelerin a nca k % 3,S'i kadard ı r. Bu yeni a ksiyonumuz sonucunda partimiz saflarına en çok eski peronist­ leri n katıld ı klarını ayrıca belirtmemiz gerekir; bunlar yeni a rtış ı n % 80'ini bulma ktadır. AKP'ne yeni girenl erin yaşl a rı 25-30, Komsomol'a girenlerin da 1 4-1 8 ara sında değişmekted ir. Bu kampa nyada büyük işletmelerd e a ld ı ğ ı m ı z sonuçlardan memnun 910


olduğ u m uzu sÖYl iyemeyiz (AKP'ne yeni g i renlerin % 1 0' u kadar) . Biz, ta ­ ban örg ütleri mize, komün istlere ve emekçi lere, genell i k le işçi sın ıfı n ı n a ktivistlerine ka rşı uyg ulanan baskılara rağ men, y e n i a rtı şın en az üçte biri n i n bu büyük işletmelerden gelmesini sağ lamalıyız. Bu aksiyon, partimizin emekçilerle il i şkilerinin sağ lam laşmasına, taba n örgütlerin i n g üçlenmesine, işletmelerde yeni g ruplar kurul masına ve komü­ nistlerin m ütemad iyen dışarı atı ldığı eski eski grupları n tekra r örgütlen­ mesine i m kôn verd i . Orneğ in, Kordova'da 6 binden fazla işçinin ça lış­ ma kta olduğ u büyük « i ka-Reno" işletmesinde, taban örgütü 1 0 y ı l boyunca 7 defa yenilendi. Şimdi otomobil sanayii - çoğ u Kordova'da - işçileri n i n sendi ka örgütü yöneti minden sağcı peronist önderleri ni hayet koğ a bi l m i ş v e birleşik bir yöneti m k u r u l u seçebilmiş bulunuyoruz. Buenos Ayres sanayi kesimi nde, değişik i şletme ve fabrikalar içinde 55 yeni grup yaratı l m ış, baskı ve terör yüzünden dağılmış bulunan 12 grup da yeniden kurul­ m uştur. Halen partimizin 1 07 bin, Komünist Gençl i k Federasyonu'nun da 30 bin­ den fazla üyesi va rd ı r. iii. Partimizin genel olara k en önemli örgüt problemleri hangileridir? Bunlarda n en başta geleni safla rı n ı n daha da artı rılıp güçlendiril mesi ve AKP' n i n bir y ı ğ ı n partisi h a l i ne geti ril mesi d i r. Di ktaya karşı, yeni bir hükü meti işbaşına getirmek için yürütülen mücadelenin başarısı buna bağ­ lıdır. Şimdi a şağ ıdan yukarı bütün örgüt kademelerinde, pa rtinin üye sayı­ sını iki kat a rtırara k 200 bine çıkarma olanakları görüşülmektedir. Diğer a ktüel soru num uz, taban örgütleri nde politik ça lışmalara ca n l ı l ı k kaza n d ı rma ktı r. T ü m parti kuru l uşu, parti n i n bütün yapısı i l k basamak g ruplarına daya nmakta d ı r, çünkü halk ile canlı teması sağlıyanlar onlar­ d ı r. Biz yığ ı nların ruh halini ve i leri sürdüğümüz şiarları nasıl karşıladık­ larını bu gru plardan öğrenmekteyiz. G izli l i k d u rumuna, kovuşturma lara ve baskılara rağmen, biz bundan sonra da politik ve örgütsel çalışmalar d ü ­ zeyini v e a y n ı za manda parti üyelerinin ideoloj i k d üzeyini d u rmadan yük­ seltmeye çalışacağız. Ta ban örgütleri n i n a ktif eylemine dayanmıyan parti, elden ayaktan ve gözden kulakta n yoksun bir i nsana benzer. Ve tersine, ilk basa m a k gruplarında ne kadar yoğUn, dinamik ve zeng i n bir hayat varsa, pa rtinin yığ ı n l a rla ilişki leri o derece sağ /am, komünist/erin M a rk­ sist-Leninist eğitimi olana kları o kada r daha büyük olur. Biz kolektif yönetimden yanayız ve insanlarla ça l ı şmada ya lnız tepeden emirlere ve d i rektiflere dayanma metotlarına karşı mücadele etmekteyiz. Bu metotla r, hele g iz/ilik koşullarında, parti örgütleri n i n yöneticilik rolünü zayıflatı r ve pa rtiyi ma hva sürü kler. Biz tecrü bemizden şu ibreti çıka rmış bulunuyoruz : «Direktifçi" yöneti m i n sistem olara k benimsendiğ i yerde, dôvaya büyük za rarlar getirilir ve komünistlerin a ktifliği aza l ı r. AKP Mer­ kez Komitesi, yönetimin pa rti sıra üyelerine ve öze l l i k le işletmelerdeki parti örgütlerine yaklaşması gereği n i her za man ve tekra r tekrar belirt_

91 1


mektedir. B iz, parti g ö revlilerini, i l k basa mak grupları n ı n karşı laştı kları g ü çl ü kleri ayrıntılarıyle incelemeye, bunları n giderilmesine yardım etmeye, ya lnız yokla maya değil, yard ı ma da önem vermeye çağı rıyoruz. Kad rolar partinin en d eğ erli servetid ir. En iyi devri mci geleneklerin b i r politik h a t olara k kuşa kta n kuşağa geçmesi n i kad rolar sağ lar. Daha kuru­ luşundan iti baren partimizin oluşmasını, Viktorio Kodovilya g i bi, ş i m d i Merkez Komitesi Yü rütme Kurulu üyesi o l a n Rodolfo Gioldi v e AKP'nin Marksist-Leninist özünü gözbebeğ i misali korumuş ve koruma kta olan d iğer yoldaşlar gibi Len in ist devrimcilerin etkilemiş ol maları bizim için büyük bir mutluluktur. Biz kend i l iğ i nden-gelmeliği yenmeye ve gerek eski üyeleri miz olan tec­ rübeli işçilere, g erekse safları mıza katı l a n genç güçlere dayan maya ça l ı ­ şa rak, plônlı b i r kadro politikası uyg ulamak istiyoruz, Merkez Komitemizin kad ro şubesi, kişisel notlardan ziyade, somut eylemdeki başarı d erecelerini ve yersel örg ütlerin kolektif kanılarını gözön ünde bulundura rak, nice a kti­ vistleri mizi daha soru m l u görev basa makıa rına çı kartma kta d ı r. Biz g enel­ likle işçilerimizin pol iti k ç izg ilerini ve kişisel nitel i klerini isa betle kes­ tiriyor; fedakôrlığı ve devrimciye yaraşır d ü rüstlüğü, sınıf düşmanına karşı metaneti, yığ ı n l a rla il işkiler k u rma hünerini, alçak gönüllülük ve i l keselliği, eleştiri karşısında doğ ru davranışı bu pol itik çizgi lerin ve kişisel niteliklerin en önemlileri sayıyoruz. Merkez Komitemiz, kadro işlerinde taşra komitele­ rine ve ta ban ö rg ütlerine daima yard ı m cı olmakta, öncelikle büyük işlet­ melerde işçi s ı n ıfı a rasından yönetici kadrolar yetiştirilmesine özel bir önem vermektedir. Komünistlerin eğitim ve öğ reti mi için, üreti mden ayrılmadan veya ayrı la­ rak devam edil ebilen belli süreli dersler, dernekler, kurslar ve - MK'nin üç aylık öğ renim okulları da dahil - her kademede okullar örgütleme pratiğ i uyg ulanmaktad ı r. Parti öğrenim komisyonu ile ya kın temas hali nde yürütülen kad ro yetiştirme ça l ı şmaları, dar pratisyen l i k ve teoriye pek kulak asmama eğili mleri n i n ön lenmesine yard ı mcı olma ktadır. M K bütün parti kademelerinde örg ü t işleri komisyonları n ı n eylemine büyük bir önem vermekted i r. Bu komisyon lar, yığ ınsal partin i n m ücadelesinin temel i olan Len inci örgütsel prensiplerin gerektiği gibi kavranıp ben im sen mesine yar­ dım etmektedir.

912


Elde edilmesi gereken toprak Lôtin Amerikada toprak reform/aTı mücode/esinde yeni aşama

« Barış ve Sosya lizm Problem leri .. d erg isi yazı kurulu, Per'u Komünist Partisi Merkez Komitesinin yardı miyle, lima'da, " Lô­ ti n Amerikada toprak reform ları m ücad elesi nde yeni aşama .. konulu bir sem pozyum örgütled i. Bu sempozyuma şu komü­ nist partileri n i n temsilcileri katı l d ı la r : Arj a ntin'den Ma rio Fa­ setti ; Bol ivya'dan luis Pad i l la ; Brezilya'dan luis Ribeyro (I) ; Kolum biyada n Guan Viana ; Kosta Rika'dan Rodrigo U renya­ Kiros ; Meksika'dan Roman Danzos-Palomino ; Pa nama'dan Kar/os Garsia ; Peru'dan Alfredo Abarka, Edmundo Krus­ Vi lçes ve Jose Martines; Şili'den luis Penya Roble s ; Vene­ züellô'dan Jorge Sa ntana. Sem pozyuma katı lanlar görüşmelerden sonra bazı dokü­ manlar da kabul ettiler. Bunlar arasında SSCB'nin 50. kuru­ luş yıldönümü münasebetiyle SBKP Merkez Komitesine gön­ derilen k utlama mesajı i le lôtin Amerika ve bütün dü nya dev­ ri mci hareketiyle daya n ışma deklôrasyonu vb. vard ı r. Açı ş konuşması n ı yapan Arjantin Komün ist Partisi MK aday üyesi ve dergimiz yazı kurulu üyelerinden Hayme Fuçs yoldaş, bu sem pozyu­ mun a macının, lôtin Amerika köyünde meydaQ.ÇI gelen yeni durumu, kıtanın bazı ü l kelerinde ya pılan toprak reformları n ı n karakter ve öne­ mini Ma rksist-len inist öğ reti ışığı nda gözden g eçirmek, komünistlerin köylü yığ ı n la rı a rasındaki ça l ışmaları hakkında tecrübe değiş-tokuşu yapmak olduğ u n u söyled i . Hayme Fuçs özetle şu nları belirtti : Toprak sorunu devrim hakkındaki len in öğ retisinin bir parçasıdır. Bütün sın ıfları n ve politik güçlerin men­ faatleri bir m i h ra k noktası gibi toprak soru nunda yoğ unlaşır. Köy ekono­ m isindeki bunalım, genel sosya l-ekonomik bunalımın bir belirtisidir. Bun­ dan ötürü, buna l ı m ı n temel nedenlerinin ve bundan çıkış yol ları n ı n i nce­ lenmesi büyük bir politik önem kazan ıyor. Böyle bir inceleme içinde, lati­ fundizmin ve emperyal izm egemenl i ğ i n i n korunması gibi olg uları değer­ lendirmenin, köy ekonomisinde kapita l izmin hangi koşullar altında geliş­ tiğ i n i göstermen in ve ülkelerim izde ya pılan toprak reform ları n ı n kara kte­ rini belirtmenin bizi m için önemi vard ı r. Toprak sorununun gerçek çözümünün ancak sosyalist dönüşümler yoluyle sağ lanabi leceğ ini K ü ba d evri mi d e bir kez daha göstermi ş bulunuyor. (I) Bolivya ve Brezilya Kom ünist pa rtileri temsilcileri, yazı kuru l u m uza konuşmaları nı göndererek, sem pozyuma gıyaben katı l d ı la r - not. red . 913


Bugün Şili köyünde dey rimci değ işimler oluyor. Peru'da a nti-emperyal i st ve a nti-oligarşik dönüşüm ler yapıl ıyor. Toprak reformu kıta n ı n bütün ü l ke­ lerinde gündem konusud ur. Lôtin Amerika burjuvazisi nin ta rımsal refor­ mizmi ile Şili ve Peru'da başa rılan köklü reform lar arasında bir ayırım çizg isi çekmek ve bu orada Şili ve Peru'daki toprak reformları n ı n spesifik özelli klerini bel irtmek kardeş partiler için de ilgi nçtir. Kardeş parti ler köyün çehresini değiştirme m ücadelesinde büyük bir tecrübe edindi ler. Onları n toprak ve köy soru nlarında progra mla sapta n ­ mış görüşleri va rd ı r. B u n u n için, bu konula rdaki parti ça l ı şmaları biçim ve m etotları hakkında düzara enformasyon a lı şverişi, işçi- köylü ittifa k ı n ı n ve bu temel üzerinde geniş a nti-em perya list ve anti-oligarşik cephenin kurul­ ması ve özellikle bu kuruluşun somut yolları hakkınd,a fi kir değiş-tokuşu çok önemlidir. Bizim başl ıca ödevlerim izden biri, köylü hareketine devri mci bilinç iletmeye ça lı şmak, reformizme ka rşı, sağ ve «so l ,. oportü nizme karşı sebatlı bir ideoloj i k m ücadele yü rütmektir. Topyekun devrimci hare­ ketin gelişme tem poları daha ziyade komünistlerin köy emekçileri a rasın­ daki başa rı lı ça lışma larına bağ l ı d ı r. Lôtin Amerika köyünün çehresi

Lôtin Amerikanın 280 m i lyon luk nüfusunun yarısı köylerde yaşıyor. Kıtci' ü l kelerinin y ı l l ı k u l usa l ürün toplamında köy ekonomisi nispi pay ı n ı n gide­ rek aza l masına rağ men, bunların büyük çoğ u n l uğ u hôlô geri kalmış ta rım ü lkelerid i r. Köy ekonomisi ü retiminde buna l ı m ı n d erinleşmesi, sosya l ­ ekono m i k problemlerin keskinleşmesine, köylüleri n , y ı k ı ma uğra ması no, şeh irlere akın etmesine, işsizliğin artmasına ve eninde sonunda sınıfsa l çelişkilerin sertleşmesine yol açıyor. Köy ekonomisinin geri kalmasından, köylü yığınlarının yoksulluğundon ve çekti kleri acı lardan kim sorumludur ve köyde kapita lizmin gelişmesi ne g i bi sonuçlara götürmekted ir? Lôtifundiyalann egemenliği

Geçen yüzyılın i l k yarısı nda kıtada ya nkılonon a nti- koloniyal devri mler tarım-toprak ilişki lerine her hangi bir değişiklik getirmedi . Bu ilişkiler, Lôtin Amerika u lusları n ı n daha sonraki oluşmaları sürecinde de hemen hemen hiç değ işmeye u ğ ramadı, çünkü büyük toprak ve tica ret oligarşisi i ktidarda bulu nuyord u . Şimdi Lôtin Amerika ekonomisinde ka pitalizm hayli sağlam mevzilere sahiptir, d ü nyadaki bütün emsa l i n i geçen en büyük pomeşçikler, toprak-çiftl ik beyleri buradadır ve köy ekonomisi - evvelce olduğu g i bi - dü nyada en g eri ka l m ışlardan biri durumundadır. Burjuva- pomeşçik hükü metleri kendi ü l kelerindeki toprak dağıl ı m ı hak­ kı nda to m bilgi vermiyorlar. Bundan ötürü, sem pozyuma katı lanlar yalnız bazı yaklaşık rakamlar verebiid iler. Orneğ in, 1960 y ı l l a rı nda Arjantin'de 914


bir avuç pomeşçik veri m l i arazı n ı n yüzde 7S'i ni, Venezüella'da ise yüzde 76'sl n l elinde bulu nd uruyord u. Toprak servetinin latifundistlerin elinde top­ lanması öyle ölçüler aldı ki, latin Amerika köyünde yoşıyanları n yarısından fazlası oldum olası topraksız kaldı ve birçokları ya rı-feoda l sömürünün kurba n ı oldu. Padilla yoldaş (yazı lı koşmasında), bu atom enerjisi ve uza­ yın fethi devrinde, köyl ülerin yüzyıllarea önceki g i bi hala pomeşçiklerin kölesi olduklarını, işlemek üzere bir parça topra k kira layabilen köyl ülerin de bunu emek veya parayla ödedi klerini söylemektedir. Bu cüm leden olara k, Viana yoldaş do şu verileri ortaya koyd u : Kolum­ biya köyl ülerinin yüzde 23,3' ü kiracı ve yarıc ı d ı r. Bunların yarı s ı ndan çoğ u 3 hekta rdan küçük arazile rde çiftçilik yapma ktad ı r. Köylüye k i ra ile topra k vermekle pomeşçik hiçbir mosrafa g i rmez, bundan ya lnız gelir sağ l a r, ya n i ü rünün yarısını veya dörtte üçünü a l ı r. Topra ğ ı işlemede v e ürün a lmada karşı laşılan bütün güçlü kleri hep iki yakası bir oraya gelm iyen kiracı çeker. Pa nama'da topra ksız köylüler ancak pomeşçiğin arazisinde ça l ı şma kar­ şılığ ında kendileri için bir pa rça toprak k i ralayabilir; bununla beraber preka ristler söyleşmesiz, yarı-prekaristler ise sözleşmeli ça lışırl a r. (2) Işlene­ cek topra k k i ra i ıyon ve bunu ayniyat ile ödeyen yarıcı lar do vard ı r. Böy­ lece köy ekonomisi ü rü n ü tuta rı nın önemli bir kısmı d iferansiyel (orantı lı). m utla k ve tekelci rant biçiminde pomeşçiklerin ceplerine g i rer. Arjantin'de bu yüzde 2S'tir, d iğer birçok memleketteyse daha fazladır. Sem pozyuma katı lanlar, lenin'in, latifundistler tarafı ndan çiftçil ikte g eri metod ları n ebed ileşti rilmek istendiği, bunları n teknik i lerlemeyi köstek­ led ik leri hakkındaki fikirlerinin ne kadar a ktüel olduğ una işa ret ettiler. Orneğ in, 1 969 y ı l ı veri lerine göre, Arja nti n'de ekilebi lir a razinin a ncak yüzde 9'u i şlenebil iyor. Ta rım maki neleri pa rkı n ı n da yarı g ücü kullanıl ıyor. Zira latifu nd istler için, ta rı m işlerini makineleştirmektense, iş a rayarak memlekette gezip d u ranları çok ucuza k i ralama k el bette daha elverişlidir. Viana yoldaşın söylediğine göre, Kolumbiya köy ekonomisinde tek n i k d ü ­ zey çok düşüktür. Köylü l erin b ü y ü k çoğ u n l uğ u, çapa, kürek, b e l v e hatta sivri ıtilmiş sapa g i b i gayet il kel a raçla rla çiftçilik yapma ktad ı r. Çiftçi oca k\Iarının ancak yüzde 3,6'sl teknik a raç kullanmaktad ı r. Fasetti yoldaş şunları söyled i : Toprak mül kiyeti nin latifu nd istler elinde toplanması, yalnız ekonomik egemenlik g ücü değ i L. pol itik egemen lik g ücü de kaza ndı rıyor. V. i . len in'in dediğ i g i bi, pomeşçi klerin eğemenliği aynı zamanda «d ünya ölçüsünde politi k üstya p ı » a n l a m ı na gel iyor. (l) Geç­ mişin bütün göze botan kalıntılarının korunması ya lnız oligarşinin çıkar­ larını yansıta n h ü kü metleri n işbaşında olduğ u mem leketlerde müm künd ür. Köhne denecek kadar eski ta rım-toprak ilişki leri sistemini işte bu g i bi hükümetler tutmakta ve tel kin etmektedir. Arjantin'de şimdiki rej im, büyük (2) Prekarizm : Topra ksız köyl ü n ün, emek veya ayniyatla ödemek üzere, işl iyecek topra k kirala ması sistemi. e) V. i. Lenin. Bütün eserleri. c. 1 6, s . 227. 915


pomeşçi klerin ve tekellerin ira desini yerine getirirken, köy emekçi leri n i n bazı özel kaza n ı m la r ı n ı ortadan ka ldırdı. E t ihracatı n ı genişletmek m a k ­ sad iyle, iç tüketim i htiyaçları i ç i n hayva n kesi m i yasakla nd ı . Toprak kirası arttı . Topra k a l ı m-satı m fiyatları a l a bi ld iğ i ne yükseldi. Meselô, Buenos Ayres kuzeyinde ve Sa nta - Fe ili g ü neyierinde 1 970 yılında bir hektar top­ rağ ı n 1 50-200 bin peso, ya kadar çıktı ğ ı görüldü. Şimdi ise, aynı kesim­ Ierde bir hektar topra k 350-400 bin peso'd u r. Viana yoldaş şun ları belirtti : Kol u m biya lôtifund istleri devletten cömert bir yard ı m görüyorlar. Mahalli yönetim organlarını da kontrolleri altı nda bulundura n pomeşçikler, örneğ in, a razi verg isinin aza ltılmasını bile sağ­ lamışlard ı r. 0yle ki, bugün 2.500 hekta r topra k sa hibi bir pomeşçik, orta ­ lama olarak, a ncak 6 hektar a razi sa hibi b i r köylü kadar a razi verg isi ödemekted ir. Lôti n Ameri ka'da büyük toprak ağaları n ı n sık s ı k cumhurbaşka n l ığ ı kol­ tuğ una oturd u k la rı, h ü kü met kadrolarına g ird i k leri, başlıca ba kanlı kların kilit nokta larını tuttu kları da görül mekte, k ıtad a toplumun en gerici sın ıfı olan lôtifu nd istler faşist asker polis rej im ierine dayanak olmaktadı rla r. Emperyalist sömürü

Lôti n Amerika mem leketlerinde topra k düzeninin özel li kleri oligarşinin egemen l iğ iyle bitm iyor. Vaktiyle pomeşçikler sın ıfı Lôtin Ameri ka ü l keleri n i n kapılarını i l könce I ng i l iz v e daha sanra da Kuzey Amerikan sermayesine a rd ı n a kadar açtı lar. Bug ü n kıta n ı n ekonomisinde başl ıca kilit nokta ları ABD tekellerinin kontrol ünded i r. Tekelci sermayenin kıtada köy ekonomisi üzeri ndeki ölümcül etkisi, bir yandan tarı mda belirli i h ra ç malı hammadde türleri ve tüketim maddeleri üretiminin sınırlanmasında, bir ya ndan da Lôtin Amerika dan i h raç edilen malların fiyatlarındaki farklar son ucu nda elde edi len kazanç a kta rı m ı nda kend ini gösterd i . Bununla i l g i l i olara k Viana yoldaş şu veri leri ortaya koyd u . 1 954 yılı nda 1 4 çuval Kol u m biya ka hvesiyle bir cip satın a l ı n a biliyord u, 15 yıl sonra 1 969'da bunun için 43 çuval ka hve gerekl iydi. Kolum biya sadece ka hve fiyatı n ı n azaltı lması yüzünden 1 970 yılı orta larından 1 971 yılı son larına kad a r 1 00 mi lyon dolar kaybetti. Urenya Kiros yoldaş, eşitliğe daya n mıya n m ü badelenin, Lôti n Ameri ka köyü nde emperya l ist sömürü biçimlerinden biri olduğunu söyledi. ABD em perya listleri Kosta Rika'da ya rım m i lyon hekta r dolayında veri m l i ara ­ ziyi, ya n i ü l ke toprakları n ı n yüzde 1 0'unu benimsedi ler. 0rneğ i n " U nited Fruit Compa ny .. bu ü l kede ya lnız meyva değ i l , şeker, marg a rin, bitkisel yağ ü retiyor ; ekmek fırınları, hayva nc ı l ı k ve kümes hayva nları ferma l a rı ve bazı demiryolu kesim l eri de edinmiş bulunuyor. Memlekette dış ticarete b u k u m pa nya h ükmed iyor. Kazancı n ı g izlemeye, verg i ödemekten d e kaçın916


maya çalışan bu kumpanya, mem lekette 20-30 yıl önce imzala nmış bulu­ nan ve halen yürürlükteki anayasaya taba n tabana zıt hükümler taşıya n anlaşmalar gereğ i nce eylem gösteriyor. Fasetti yoldaş, yabancı tekellerin Arjantin köy ekonomisine nasıl sokul­ duklarına dair örnekler verdi ve şunları bel i rtti : Yabancı tekeller Arjantin hükümeti nin düşü ncesizliğinden yararla narak, ü l kede mi lyonla rca hekta r veri m l i a raziyi satın a l d ı la r. H a m madde işleme ve köy ekonomisi makine­ leri ya p ı m ı a l a n larında bu tekeller hüküm sü rüyor, kendi işletmelerinin ürünlerini isted ikleri fiyata satıyorlar. Amerikan tekelleri son on y ı l içinde Mendosa'da iki milyon hektar topra k satın a ld ı l a r. « King Ra nç» ve emsa li g i bi Kuzey Ameri kan hayva nc ı l ı k ku mpanyaları da a razi edinmiye başla d ı ­ lar. Arjantin ulusal sanayii, köy ekonomisi ma ki neleri ya p ı m ı olanağ ından hemen hemen yoksun d u rumdadır; bu artık « FiAT» , « Ma ssey Ferg uson », « Deere» g i bi firmaları n i mtiyazı o l muştur. öyle ki, bu firmalar u l usal işlet­ melere çok az i m k ô n vermektedir/er. Sempozyuma katı lanlar, em perya lizmin k ıtadaki egemen liğinin, köy ekonomisi ve diğer u l usal ekonomi kolları gelişmesi üzeri nde, dolaylı (ha mmaddelerin işlenmesinde, tica ret ve mal iye sistemi nde) ve dolaysız (tekel tipi lôtifundiya la r biçiminde) olara k ölümcül bir etki ya ptı ğ ı n ı bel i rt­ tiler. Köhnemiş ta rımsal ya pının korunmasında lôtifundistler kadar tekeller de ya ra r sağlıyorlar. Yerl i oligarşiyle birlik ve bağ laşı klık, emperya lizme, stratejik önemi olan bütün kilit noktalarını elde tutma olanağı veriyor. Problemi kapitalizm çözemez

Lôtin Amerikada köy ekonomisi üreti m a lanına kapita list il işki lerin g i r­ meye başlaması çeşitli za manlarda, Meksika'da 1920-30 yıllarında, kıta n ı n diğer ü l kelerinin çoğ unda d a 1 950 y ı l l a rı başlarında olm uştur. Bu kıta n ı n köy ekonomisinde kapita l izmin gelişmesi, örneğ in Asya v e Afri kada kinden daha ileri gitm iştir. Fakat, latifund izm i n ve em perya l izmin egemen liği koşu l larında bu kapitalist gelişme marazlı bir nitelik a lmakta ve çokça sı eski ve yarı - feoda l i l işkilerin damgasını taşımaktadır. San/ana yoldaş şunları söyled i : Em perya list tekeller insafsız bir sömürü biçi mini dayatı p sürd ü rdü ler. Kapital ist i l işkilerin baskısı latifundiya ları etkilemeye başlad ı . Bunların bir kısmı, Venezüellô'da olduğu gibi, Prusya usulü gelişme yolu n u tuttular. 1948 yılından 1968'e kadar, kapitalist sek­ tör, pirinç, patates, pamuk, tütü n, hayvancı l ı k ve tavukçuluk g i bi üreti m kollarını kapsa d ı . Fasetti yoldaş da, Arj a ntin'de, köy ekonomisindeki kapita l ist gelişme sürecinin, her şeyden önce, ihraç malları üreten lôtıfundiya ları etkilediğini bel irtti. Pad i l l a yoldaş yazılı konuşmasında şöyle diyo r : Bolivya ' n ı n doğu bölge91 7


lerinde, özellikle Santa-Krus bölgesinde, şeker, dokuma sanayii hammad­ deleri, pa m u k, pirinç ü reten, hayva n yetiştiren ve orman işletmeciliği ya­ pan kapitalist tipi büyük köy ekonomisi işletmeleri ortaya çıkmış bulunu­ yor. Ka pita l izmin gelişmesi b i r yandan sınıfsal ayrı m laşmanın derin leş­ mesi ne, büyük sayıda küçük topra k sahiplerinin belirmesine yol açıyor. Oyle ki, mesela Koça ba m ba vadisinde n ice çiftçi lerin bir hektarda n da az topra k la rda d i d indikleri görü l üyor. Dağ lı k bölgel erde ve yaylalarda küçük mülk sa hipleri g erçekte ayni (özdek) ta rı mcı l ı k koşullarında yaşıyorla r. Bir ya ndan, resmi istatistikler sükCıtla geçiştirse d e, topra ksız ve yoksul köy­ lü lerin sayısı a rtıyor. Her yıl 10 bin gündelikçi iş aramak üzere Arjantin'e g id iyorla r. Danzos Pa/omino yoldaş ş u n la rı belirtti : Meksika köyü de yoksu l laşma süreci içindedir. Küçük mülk sahibi k öylüler, gerekl i makineleri edinecek, toh um ve g ü bre satı nalabilecek durumda olmadıkları için yık ı ma uğra ­ ma kta, büyük latifundistler v e kapital istler bunların parça -buçuk toprak­ larını da yutmaktad ı rlar. 1 965 y ı lı veri lerine göre, Brezilya köyü nde 1 5 m i lyon a ktif nüfusun 5,3 m ilyonu, yani yüzde 30 kadarı p ro leterlerden ve yarı-proleterlerden oluşuyord u. Bundan başka 3,8 m i lyon kişi de i k i aya k üstü iki lokma pe­ şinde göçebe hayatı sü rüyordu . Venezüella'da proleterler ve yarı- proleter­ ler a ktif köylü nüfusun yüzde 70'i kadard ı r. Latin Amerika köyü nde ka pita l ist i l işki lerin gel işmesi köy ekonomisi nde bir yükseliş sağ lamıyor. Sem pozyumda konuşanl� rdan çoğ unun kanısı nca, yerli pomeşçik-finans oligarşisi ve Kuzey Amerikan em peryalizmi egemen d u rumunu hala daha korumakta d ı r. Bu da köy ekonom isinde veri m l i l i ğ i olu msuz yönde kesinlikle etkilemekted i r. Resmi raka mlara göre, Arja nti n'de köy ekonomisi üreti mi 1 937 yılına kıyasla 2 defa aza l m ı ştır. Büyü kbaş hay­ va n sayısı 1 968-70 y ı l ları nda 51 m i lyondan 48 m ilyona düşmüştür. Bu da doğal olarak, fiyatla rı n yükselmesi ne, enflasyonun a rtmasına, tica ret ve ödeme d engesi açığ ı n ı n büyümesine yol açmıştır. Peru'da 1 96Tde a l a bi ldi­ ğ i ne şiddetlenen ekonomik buna l ı m sonucunda, 1 960-70 döneminde brüt köy ekonomisi üretimi y ı l l ı k a rtışı sadece yüzde 1 ,5 o l muş, oysa k i aynı dönemde nüfus yüzde 3,2 a rtış göstermiştir. Bundan başka, genel ul usal ü reti mde köy ekonomisi ü retiminin payı 1 950 y ı l ı nda yDzde 22,l 'den 1 970 yılında yüzde 1 4, l 'e inm iştir. Köyde işsizler sayısı yüzde 1 2,9 ora n ı nda a rt­ mıştır. Gıda maddeleri ü retim i n i n azal ması yüzünden bunların daha büyük ölçüde ithal i yoluna ·gidilmiştir. Oyl e ki, 1960 yırında et ithali için 1 m ilyon dolar ödeyen Peru, 1 969'da aynı ma ksatla 23 m i lyon dolar ödemek zorun ­ da kalmıştı r. Venezüella ise 1 970 y ı l ı nda 250 m ilyon dolarlık g ı d a maddesi itha l ederek asgari i htiyacı n ı karşılayabilm iştir. Ribeyro yoldaşı n bel irttiğine göre, Brezi lya n ı n bazı kesim leri « süregen » açl ı k bölgesine g i rmekted i r. Brezilya g i bi yılda iki-üç defa ürün ka l d ı rıla­ bilen bir memlekette açlığın bu dereceye varması cidden düşündürücüd ü r. 918


Kapita lizm öncesi i l işkiler g iderek sona e rmekte ve bu ya lnız halkın küçük bir zümresinin d u ru m u n u iyil iştermektedir. Muazza m bir köylü yığ ı n ı y i n e eskisi gibi korkunç bir yoksulluk v e kara n l ı k içinde yaşa makta d ı r. Ri beyro yoldaşın i leri sürd üğ ü verilere göre, Brezilya köylülerin i n çoğ u saz damlı k u l ü belerde barı nma kta, her türlü sağ l ı k koşu l larından ve en i l kel tıbbi yardımdan yoksun olarak, türlü hastalıklarlo pençeleştikleri bir hayat sürd ü rmekted irler. ü l kede 1 968 y ı l ı nda 400 bin k işide verem, 1 30 bin kişide cüzam hasta lığı teşhis edilmişti r. Her bin k işiye a nca k 3,6 hasta yatağ ı düşmektedir. Doğ a n her 1 00 çocuğun 60'1 yaşını doldurmadan ölüp g itmekted ir. Orta lama ö m ü r köyde 40 yıl, mem leket ölçüsünde 53 yıldır. Köy h a l k ı n ı n yüzde 54,2'si okuma yazma bil memekte d i r. Tek sözle, sempozyumda konuşan la rı n verd i kleri bilgiden, kapita list i l iş­ k i lerin gelişmesinin çoğ u Lôti n Amerika ü l kelerinde köhne tarımsal ya pı­ I ı şı kesi nlikle etkilemed i ğ i a n laşıl ıyor. Köy ekonomisindeki buna l ı m ı n gide­ rek derinleşmesin i n baş sorumluları pomeşçik-finans oligarşisi ile Kuzey Ameri kan ·emperyalizmidir. Bunun için, Lôtin Amerikada devrimci süreci n belirli aşamasında bunalımdan çıkış yolu, sosyalist perspektifli, köklü demokratik, anti-emperyal ist ve a nti-aliga rşik dönüşüm lerin başarı l ması d ı r. Toprak reform/an evriminden devrime geçiş Lôti n Amerika burj uvazisi sınıfsa l egemenl i ğ i n i güçlendirip sürd ü rmek istiyor, fa kat bunu emperya l izme ve oligarşiye karşı ihtiyatla hareket ede­ rek yapmaya ça l ışıyor. Burj uvazinin toprak reformları sınırl ı d ı r ve dar sınıf­ sal hedefler gözetir. Fakat yığın ları n devrimci ha reketi n i n bask ısı a ltında veya bazı memleketlerdeki ciddi politik değ işimler sonucunda, bu reform­ lar nispeten daha radikal olabilir ve hattô devri msel bir içerik d e kaza na­ bil ir. Peki, Lôtin Amerika burj uvazisi n i n topra k reformizmi n i n neden ötü rü perspektifi yoktur? Peru ve Panama'da yurtsever askersel hükü metler tara­ fından yapılan reformların özellikleri nelerdir? Şil ide burj uva hükümetle­ rinin başla mış olduğu reform, Halk Birliği i ktidarının k urulması ndan sonra niçin devrimsel bir içerik kazanmıştı r ? Toprak reformizmi çıkmazı

Danzos Pa lamina yoldaş şunları söyled i : Lôtin Amerikada burjuva top­ rak reformları ta rihinin i l k sayfası, 1 91 0-1 7 Meksika burjuva-demokratik devri miyle başl a r. Bu devri m i n a nti-feodal ve a nti-emperyal ist yönelimi, işçi- köylü hareketinin yükselişi ve bunu ta k i ben Lasaro Kardinas hükü meti (1 934-40) tarafından a l ı n a n ve yabancı sermayenin mevzi leri n i zayıflatan terd bi rler dolayı siyle, reform daha radikal bir kara kter kaza n d ı . Devlet, köylülere dağıtılan toprağı pomeşçikle�den ve kısmen de yaba ncı tekel­ lerden satı n a lıyordu . 919


Fakat köylü halkın büyü k çoğ u n l uğ unun durumu ağır olma kta d eva m etti. Bugün ya rı m milyon köylü ailesinin bir karış bile toprağı yoktur, ya rı m m ilyon a i le d e bir hekta rdan daha az a razide çiftçilikle geçi mini sağ la­ maya ça lışmaktad ı r. Daha sonra topra k kanunlarına ya pılan eklerle, hep büyük toprak sa hiplerinin, çiftliklerin d u rumunu k u rta rma amacı g ü d ü l ­ m ü ştür. N etek i m latifundiyaların parçalara böl ü n m esi yasak edilmiştir. Fakat 1 .000 hektar a raziye sa hip oldukları halde, resmi işlemde ya lnız 1 00 hekta rl ı k to pu gösteren pomeşçikler, m ü l klerini örneg ın on parçaya bölerek a kra balarının üzerine g eçi rtmekte, böylece bütün toprağı el leri altında bulundurmoya d evam etmekted i rler. Pad i ı la yoldaş Bolivya'daki topra k reform unu şöyle a n latıyo r : Bolivya'da topra k reformu 1 952 burj uva devriminin bir pa rçasıdır. Bu d evrim iki temel aşamadan g eçilerek gerçekleştirildi. Birinci aşama bir yıldan b i raz fazla sürdü ve bu aşamada köylüler toprak reformunu g erçekleştirmeyi amaçlı­ yan yığ ı n hareketini proletaryan ı n yönetiminde bir hayli geliştirdiler. Fakat bu yoldaki başarı lar, tecrü beli ve çelikleşmiş bir işçi sınıfı partisinin yok­ luğu yüzünden, emekçilerin dönüşümleri daha i leri götü rmeleri ne elver­ medi. Devri min i kinci aşamasında hareketin yönetimi burj uvazi nin eline geçti ve burjuvazi y ı ğ ı n ların devrimci coşkusunu etkisiz k ı l mak için elinden geleni yaptı. Bolivya halkı lôtifundizmin doğ u rduğu birçok yarı-feodal ka l ı ntı ları silip süpürd ü . Meksika'da olduğ u gibi Bolivya'da do burj uvazi bu hususta yığ ı n la rı destekledi. Fakat pomeşçi klerin bir sınıf olara k ortadan kaldırıl­ masına kadar g itmedi. Lôtifu ndizm sistem inin ortadan kaldırıldığı yolun­ daki biçi msel d eklôrasyanlara rağ men, Bolivya pomeşçik l eri, bu hayli karı­ şık topra k kanunla rı çerçevesinde topra k m ü lkiyetlerini bütünüyle veya kısmen korumaya m uvaffak olmaktad ırlar. Meksiko burj uvazisi gibi Bol ivya burjuvazisi de « u laşı mlar"ının gerek­ çeli ve yorumlu reklômına mera k l ı d ı r. Meksiko'da bir « a ra lıksız Meksiko devrimi" teorisi bile ortaya atı lmış, bu devrim çerçevesi içind e hükü met­ lerin 1 91 0-1 7 devriminin başarı larını daha ileri götü rd ükleri ve devrim ideallerini de barış yoluyle gerçekleştirdikleri iddialarına ağırlık veri lm iş­ ti r. M eksika ve Bolivya'daki reformla r, radikal görünüşlerine rağ men, so­ nuna kad a r götü rülmemiş, emekçilerin ka rşı karşıya bulundukları sosya l ­ ekonomik problem lerin çözü münü sağlıyamamıştır. Burjuvaziyse, yığı nların Meksiko ve Bol ivya devrimlerine katı l masından yara rlanarak kendi hede­ fine ulaşmış, yani köy ortamı nda kök sa lmoya başlamıştı r. Şu do va r ki, bu tür reform ların, burjuvaziye, köy emekçilerinin d evrimci pota nsiyelini geçici olarak azaltma, köyl üleri işçi sın ıfından tecrit etme olanağ ı n ı ver­ diği de bir gerçektir. Bol ivya örneği de bunu göstermektedir. Venezüel lô'da, Kolum biya'da, Kosta Rika'da ve diğer bazı ül kelerdeki burj uva top ra k reform ları, d evrimci h a reketi köyl ülerin kişiliğ inde yığ ınsal sosyal temelinden yoksun etmek amacını güdüyord u . Bu reform lara Küba 920


devriminin üstün g el mesinden sonra başlandı. 1 96 1 yılında ya pılan Punta­ del- Este Konferansı 'nda, emperya l izm, Küba örneğ i n i n tekrarlanmasından kaçı nmak maksadıyle bazı sınırlı dönüşümler ya pılmasını tasvip etti. Ve artık Venezüellô ve Kol u m biya toprak reformu u l usa l kurumları, Kosta Rika topraklarının iskônı kurumu, Panama'da topra k reformu kom isyon u v b . g ibi reformist tipten birçok k u r u m ortaya çıktı. Bu k uru luşlar, b o ş ara ­ ziferin iskônını, buralara yerleştirilecek olanlara teknik v e mali yardımda bulunulmasını öngören prog ra mlar hazırlanmasına a ktif olarak katı l d ı l a r. Nüfus, a razi ve su kayna kları sayımı ya pıldı. Santana yoldaş şunları bel i rtti : örneğ i n Venezüellô'da kabul edilen topra k kanunları gereğ i nce, köylülere ya l n ı z d evlet toprağı dağıtıl ıyord u. Ancak olağanüstü hallerde lôtifundistlerin bir kısım toprağ ı n ı n ka mulaş­ tırı lması öngörülüyordu . N etekim, bazı büyük pomeşçiklerin, köylüler ta ra ­ fından a rtı k el konul m u ş bul unan, b i r kısım topra kları isti mlôk edildi. Bu memlekette topra k reformu u l usa l kurumu toplam olarak 2 mi lyon hektar kadar topra ğ ı eli a ltına a l d ı . Bunun 400 bin hekta rı nın işlen m eye hiç de elverişli o l mayan çora k arazi olduğu görüldü. Oysa bu topra klar alabildi­ ğ i ne yü ksek fiyatla lôtifund istlerden satın a l ı n m ı ştı. O steli k pomeşçikler, k ı raç toprakları satmakta n elde etti kleri parayla, devletten, sürüm paza r­ larına yak ı n kesimlerdeki b i rçok veri m l i a raziyi satı n al ıyor, kendi lôtifun­ d iya larına büyü k sermaye yat ı rı mları yapıyorlard ı . Viana yoldaş şöyle ded i : Kolumbiya'da toprak reformu kurumu kanun gereğ ince büyük m ü l k sa hi plerinin işlemedikleri boş araziyi satın a l a b i l i r v e topra ksızlara dağıtabil i r. Fakat b u , yapılması i ç i n i k i yıldan fazla u ğ ­ raşma gerektiren, birçok forma lite v e koşullara bağ l ı d ı r. Bu arada lôti ­ fund ist de sözkonusu boş araziyi işleme olanağı bulmaktad ı r. Bir de, pom�şçiğin, işletemed iği a razinin kamulaştı rı lması nda menfaat görd ü ğ ü , zira devletten bazı değ e rsiz topra klar i ç i n ederinden fazla pa ra kopard ı ğ ı haller vard ı r. Kolumbiya'da topra k reformu kurumunun on yı l l ı k uygulama ça l ı şmalarının sonuçlarını söylece özetliyebi l i ri m : Memlekette 6 bin küsur köylü ai lesi toplam olara k 1 1 4 bin hektar topra k ed inmiş, 70 bin çiftçi de (toprakları toplamı 2,3 mi lyon hektar) çokta n el koyup benimsemiş oldukları topra klar için tapu almışlardır. Urenya Kiros yoldaş şunları a n lattı : Devlet katlarındaki yolsuzluk ve beceriksizlikler, pomeşçik oligarşisinin ve yabancı tekel lerin d ireni ş i, top­ ra k reformunun sonuçlarını sıfıra indiriyor. Kosta Rika'da topra k iskônı kurumu, politik bakımdan, b u rjuva pomeşçik devl etinin elinde, köydeki sos­ yal çatışmaları bastı rmaya yarar b i r itfaiye ekibi rolü oyna makta d ı r. Dev­ letin en önemli k i lit nokta l a rında ve aynı zamanda iskôn kuru m unda kend i adamları olan lôtifundistler, her çatışmada i ktidar tarafından desteklen­ mektedirler. Santana yoldaş dedi ki : Venezüellô'da sözümona demokratik hareketi meydana getiren geleneksel b u rjuva partileri - Accion Demokratica ve 921


COPEI - n i n en büyük sa hteci l i ğ i n i topra k reformu sonuçlarında görmek mümkündür. çoğ u Lôtin Amerika ülkeleri burj uva hükümetleri n i n eylemi de haklı olarak aynı biçimde nitelenebilir. Bunların gerçekleştird i kleri dönüşüm lerin en belirgin ayrı m ç izg isi, büyük topra k m ü l kiyeti nin temel­ lerine dokunmadıktan başka, bu m ü l kiyetin üstel ik daha da yoğ u n laş­ masını, büyük toprak sahi plerinin daha da palazlanmalprını sağ l a mıştır. Bununla i l g i l i olara k Len i n' i n, burj uvazinin daima « sözkonusu dönüşüm­ lerde köleliğ in ,saygı değer' kuru m l a rına karşı elden geldiğ ince di kkatl i davranılmak üzere, devrim yolundan değ i l, reform lar yol undan . ('o) yürü­ meye çabaladığı hakkındaki sözlerin i hatı rlatmak yerinde olur. Meksiko ve Bolivyadaki uyg ulamanın bir özelliği olarak, burj uvazi, devri me katı l m ı ş olan yığı nların baskısı altında, reformda d a h a k ö k l ü uygulamalara yanaş­ mak zorunda kalmış olsa da, bu «daha kökıü .. ıük nispidir ve hayli su kaldırır. .

Panama'da değişiklikler

Panama'da k i d u rumu Garsia yoldaş şöyle anlattı : Mem leketim izde top­ rak reformu 1 962 y ı l ında ka rarlaştı r ı l m ı ş olsa da, ş i m d i k i hükümet işba­ şına gelmeden pratik olara k gerçekleştiri l m iyord u. Yurtsever görüşlü askeri yöneticiler « preka rizm .. denilen topra k kiralama sistemine son verd iler. Bunun ya n ı sıra, daha çok « prekarist .. (kiracı) köyl ülerden oluşan asen­ ta mientos'lar (konum yerleri) örgütlenmesine başlandı. Devlet müsadere, istimlôk veya d eğ i şme yoluyle topra k elde ediyor ve bunları örgütlenen konum merkezlerine yerleşti rilen köylülere dağ ı tıyord u. Bütün bunlar, böyle toplum yararına a ksiyonları öngören anayasa gereğ i nce ya p ı l d ı . Pa nama'da halen 1 27 asentamientos örgütü var. Pa nama köyü nün e n yoksul emekçilerinin yüzde S ' i buralara yerleştiri lmiştir. Hük ümet 1 969 y ı l ı n ­ dan beri 1 0 bin k a d a r köylü ai lesi n i n d u ru m u n u iyi leştirmiş, b u n l a r i ç i n 1 54 bin hektarı Kuzey Amerikalı m ü l k sahi pleri nden olmak üzere 250 b i n hektar toprak i stimlôk edilmiştir. -

Asenta mientos'lar, başla ngıçta, eski prekaristlerin bel irli bir s ü re top­ rağ ı beraberce işl iyecekleri ve uzma nların yard ı miyle gerekli teknik bilg ileri edinecekleri ve i l k öğrenimden geçecekleri birlikler olara k düşünülm üştü. Bu belirli süre geçtikten sonra, topra k, a rtık çiftçi liği öğ renmiş olan çocuk­ lara dağ ıtı lacaktı. Deneme, kollektif emekle, i meceyle çiftçi liği öngörmü­ yord u. Fakat za manla kollektif ça lışmaya daya nan işletme fikri üstün geldi. Şimdi 70 asenta m ientos'ta topra k kollektif olara k işlen iyor, gelir de emeğe göre böıüşüıüyor. Başka yerlerden göçüp buralara yerleştiri lmiş olanlara kred i veril iyor, teknik yard ı m ya p ı l ıyor. Bunların işledikle ri topra k l a r dev­ lete aitti r ve kendi lerine geçici olara k kullan maları için veri l m i ştir. (',) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 922

ll,

s.

38.


Asentamientos'ların kooperatif yol u ndaki gelişmesinin toprak sorununun çözümüne doğ ru sadece ilk adım olduğunu beli rten Garsia yoldaş, ka rşı ­ laşılan çeşitli güçlüklerden de söz etti. Bu cümleden olarak, hükü meti ve toprak reformu kom isyonunu ol uşturan kad ronun türdeş o l mayışı, dönü­ şümlerin uyg u lama tem posunu ve özlüğünü de etkilemekted i r. Gerici ler, asenta mi entos'ları n sayıca artmas ı n ı önlemeye, bunlara yopılan devlet yard ı m la rı n ı azaltmaya ça lışıyorlar. Ma ksatları, küçük ve orta köyl ülere küçük m ü l kiyetçil i k d uyg uları aşılanmasına yard ı m etmek ve bunları büyü k burjuvazinin sosya l daya nağ ı haline g etirmektir. Tek sözle, Pa nama hükümetinin topra k-tarım politikasına böyle k ı saca bir ba k ı ş bile, topra k reformunu kökleştirme olanakları n ı n bel i rmekte olduğu gibi bir sonuç çıka rmaya imkôn vermektedir. Bütün sorun, b u olanakların ne kadar usta lıkla kullan ı lacağ ındadır. Evrim veya devrim

Abarka, Krus Vilçes ve Martines yoldaşlar özetle şunları söyled i l e r : Peru'da başka b i r d u ru m ortaya ç ı ktı. 1 969 Haziran ında, toprak reform u n u öngören d emokratik k a n u n u n yürürlüğe g irmesi, memlekette askersel hükü­ metin işbaşına gel mesiyle başlıyan olayları n yasal bir sonucud ur. Petrol konusunda sağlam bir anti-emperya l ist tutumları olan Peru askeri yöneti­ cileri, tekellerin ve oligarşinin şantaj iarına pabuç b ı ra kmad ı la r. Hattô d a ha ileri g itti ler ve köy ekonom isinin yapısında köklü d eğ işim lere yol aça bi le­ cek ilk ted bi rleri bile belirlediler. Artık ya lnız daha ôdil bir topra k dağ ı ­ l ı m ı d eğ i l , her şeyden önce dört yüzyıldan beri köyde h ü k ü m sü rmekte olan feodal toprak-ta rı m il işki lerine son veril mesi de sözkon usuyd u . Hükü­ meti n a nti-emperya l ist politikası böylece a nti-oligarşik bir içerik kaza n ı ­ yordu . Peru'da üç yı l içinde 1 1 0 bin köyl ü · a i lesine 3 , 3 m i lyon hektar toprak dağıtıldı. Lôtifund iya lar ya iyice sı n ı rland ı rı ldı, ya da tamamen ortadan kaldırı l d ı . Pomeşçiklerin bütün hayva nları a l ındı. Devlet-ta rı m-sa nayi kom­ plekslerini (3) m i l l i leştirdi, ve bu ted bir köy ekonomisi nde oligarşinin ve emperya lizmin durumunu temelinden sarstı. Sömürünün ve topraktan ya­ ra rlanmanın bütün feodal ve yarı -feodal biçimleri ko nunla yasakla n d ı . Yeni v e öncel ikle kolektif mül kiyet biçim leri ortaya ç ı ktı. Kanun, toprak ed inme hakkına anca k on li işleyen in sa h i p olabi leceğ i prensipini temel olarak benimsedi. Memleketin bütün su kaynakları ve tesislerinin milli­ leşti rilmesi ve sulama tesislerini topl u m yaro rı na kullanma rej i m i ne geç i l ­ mesi, topra k reformunu gerçekleştirme yolunda ö n e m l i bir adım oldu. 1 97 1 -75 yılları ulusal gelişme plônı g ereğ ince, beşyı l l ı ğ ı n sonunda top(ii) Orneğ in, şeker kamışı ekimi ile şeker ü reti m i fa brikasını vb. bağdaş­ tıran işletmelere ta rı m-sa nayi kompleksieri adı veri lmektedir. 1 969'da bunlar öncelikle yabancı sermayenin elindeydi . Not. Red. 923


ra k reform unun ta mamlanması öngörüıüyor. Böylece, latifund iya mÜlkiyeti olan 12 mi lyon hekta r dolayı nda arazi 400 bin köylü ailesine dağ ıtı l mış olacakt ı r. Peru'da 1 ,2 m i lyon topraksız köylü a i lesi bulunduğu gözönüne a l ı n ı rsa, reform bunların ancak yüzde 33'üne topra k sağ l ıyacak demekti r. Oste l i k, bu dağıtımda planın öngörd üğ ü vadeler gözetilmemekted i r. Bundan ötürü, Peru komün istleri, topra k reformunun daha süratli ve köklü biçimde uyg ulanmasına büyük bir önem veriyorlar. Kanun, toprak m ü l kiyeti ölçülerini daha çok s ı n ı rlamaııdır. Şimdi mesela otlak ve mera mülkiyeti tava n ı n ı n 5 bin hektar, dağ l ı k bölgelerdeyse 20 bin hektar ola­ bi leceği öngörül mekted i r. O l kede tarıma elverişli topra kların ne kadar kıt olduğu gözönüne a l ı n ı rsa, bu kadar otlak ve mera m ü l kiyetinin ne büyük bir israf olduğu kendi liğ inden a n laş ı l ı r. Memlekette topra k yetersizliği ve buna bağ l ı olara k da bütün ta rımsal işg ücün ün istihdam edilemeyişi, kooperatifçiliği geliştirmek suretiyle bir dereceye kadar telafi edilebi lir. Bu, halkın büyük yığ ınları n ı n köy ekonomisi üreti m i alanına celbedilmesine imkan verecektir. Köy ekonom isi hammad­ delerini işlemek üzere kurulması gereken sanayi işletmeleri her halde i şsiz­ Ierin çoğ unu emebilecekti r. K ı sacası, pa rti miz için, toprak reformunun ger­ çekleşti ri lmesi şiarı n ı n özü ve anlamı, kooperatif hareketin i n genişleti lmesi ve köy ekonomisinin endüstrileştirilmesid i r. Peru köyü nde g erçekleşmekte olan değ işimler sosya list dönüşüm aşaması sayı lamaz. Bundan ötürü bazı ları bu değişim lerin devrimsel olmad ı ğ ı kanı­ sında d ı r. Gerçi, topra k reform un un, feoda lizm kalıntılarını yoketmekle, aynı zamanda ka pitalist i iişki lerin g elişmesini teşvi k ettiği inkar edi lemez. Fakat ka nunun, ka pitalist mül kiyeti n i ve sömürüsü n ü sınırlayan b i r d izi hükümler getird iğini de görmek g ere k i r. Bunun için Komün ist Pa rtisi, top­ ra k reformunun ö ngördüğü s ı n ı rlamaların hakkını vermeye ça lışmakta ve bunla rı i lerici, a nti-feodal, a nti-em perya l ist ve anti-oligarşik hükümler say­ maktadır. Ongörülen planların g erçekleştiril mesi, reformun zayıfl ıkları n ı n g iderilmesi v e d evrimci içeriğ i n i n güçlendiri l mesi ancak şehir v e köy emekçilerinin m ücadelesi sayesinde sağ lanabilir. Burjuva karakterli kanunlar, devrimci karakterli dönüşümler Luis Robles yoldaş konuşmasında özetle şunları söyled i : Şili'de topra k ve tarı mla ilgili dönüşüm ler ka nun çerçevesi nde gerçekleştiril iyor. Halk B i rliğ i Blok'unun uyg uladığı refQrm, bir dereceye kadar, h ı ristiyan -demokrat Eduardo Frey h ü kü metinin g i rişimlerinin devamıdır. Fakat ka nun daha ö nceleri uyg ulanmıyord u. Şimd iyse yeniden hayata g eçiril iyor.

Emperya l izm, vaktiyle, birçok memlekette olduğu g i bi, Şilide de " i ler­ leme birliği»nin yardımiyle evrimi geriletmeye çal ışıyord u . Daha 1 963 y ı l ı nda, yani Alesandri h ü kü meti za manı nda, devlete. " yüzüstü b ı rakılan» 924


veya " kötü i şlenen » araziyi 1 5 yıl s ü re l i bir ödemeyle isti mlôk etme yetkisi ta n ı m ıştı. Bunun ya nısıra, pomeşçi kleri i htiyaç fazlası topraklarını devlete satmaya veya küçük parça lara bölmeye yöneitmeyi amaçlıyan bir topra k reformu kanunu çıkarı l m ı ştı. Fakat Alesandri h ü kü meti bu kanundan doğan isti mlôk ve kamulaştırma hakkını hiçbir zaman kullanmadı. Kulla n d ı ğ ı n ı k a b u l etsek bi le, bazı hesa plara göre, lôtifund istlerden toprak satı n a l ı p köylülere dağıtmak suretiyle i htiyacı n g iderilebi lmesi i ç i n en az y ü z y ı l gerek liydi. Memlekette köylü yığ ı n ları n ı n hoşnutsuzluğ u g i derek a rttı ğ ı için, Frey hükümeti, 1 967'de, toprak m ü lkiyetinin istimlôki ve ka mulaştırılması ola­ naklarını genişleten, bu m ü l kiyette tava n ölçü leri ni bel i rleyen ve topra k dağıtmoda en yoksul köylülere önce l i k tanıyan b i r k a n u n ç ı karmak zoru nda kaldı. Yığ ı n ların baskısı a lt ı nda kabul edilen bu yeni kanun, köy ekono­ misinin gel işmesi için belirli perspektifler açıyord u. Fakat kanunda, lôtifun­ d istlere ve d iğ e r topra k reformu düşmanlarına uygulamayı sa bote etme olanakları veren açık ka p ı l a r da vard ı . Bu yüzden, 1 965'ten 1 970'e kadar, reform kanunları n ı n öngörd üğü üzere 1 00 bin köylü a i lesine değil, ancak 21 bin ai leye topra k veri lebi idi. Gerek Alesandri, gerekse Frey, lôtifund i­ yaları ortadan ka ldı rmayı a k ı l larından geçi rm iyerek, sadece köyde bir zeng in köylüler tabakası yaratmaya, kapitalist i l işkilerin gelişmesine yar­ d ı m etmeye ve rej i m ierin sosya l taba n ı n ı genişletmeye çabaladı l a r. 1 970 seçimönü kampa nyası nda, H a l k Birliği, bloka dahil bütün parti ler ve hareketlerce onaylanan bir toprak prog ra m ı i leri s ü rd ü . Bu progra mda, köy ekonomisi alanındaki reformun, kapita list ekonomiyi halk ekonomi­ sine dönüştürme dôvas ı n ı n bir parçası olduğu bel i rtil iyordu. Bu ya lnız bütün lotifundiya ların isti mlok edilmesi, toprakların muhtaç köylülere dağ ı ­ tılması, onlara teknik yard ı m yapı l ması ve krediler açı lması a n la m ı na değ i l , aynı zamanda endüstriyel temel üzeri nde mal ü retimi sisteminin yaratı lması anlamına gel iyord u. Halk Birliği, seçi mleri kaza ndı ktan sonra, yukarıda bel i rti ldiği üzere anayasa normlarına ve kanun hükümlerine tıpatıp uyg u n hareket ederek, topra k reformu kanununu kesinlikle uyg ula maya g i ri şti. Yüzüstü bıra kı la n veya kötü işlenen arazinin, sulanan v e d iğ e r işlen i r topraklard a n 8 0 b i n heldarı v e e m e k a n laşmazl ıklarının d ü ğ ü m lendiği çiftliklerin d erhal isti m­ lok edilerek kamulaştırılmasına g i rişiidi. Şili tecrübesi, şu veya bu olumlu hükümleri içeren bir ka nunun kabul edil mesi i le, bunun hayata geçirilmesinin apayrı şeyler olduğ u n u gösterd i . Halk Birliği hükü meti sayı sız güçlü klerle boğ uştu v e boğ uşuyor. H a l k güç­ lerinin seçim zaferinden sonra k i i l k aylarda, pomeşçikler, 280 bin kada r büyükbaş hayva n ı Arjantine a ktard ı l a r. H a l k hükümeti, sa botaj lar, makine yetersizl iğ i, Amerikan tekellerinin kred i açmayı ve ki myasal g ü bre vermeyi reddetmesi g i bi büyük güçlüklerle karşılaştı. 925


Bütün bu güçlüklere rağ men, Salvador A"ende hükü meti büyük başarı­ lara ulaştı. Luis Robles yoldaş bu başa rı ları şu ra kkamlarla beli rtti : 1 970 Kasımından 1 972 Mayısına kadar, ya n i l 1 8 ay i çinde, 5 mi lyon hektar kadar arazi istimlôk edilerek köyl ülere dağıtıldı ; büyük topra k sa hipleri, bütün ta rı m ü reti minin % 60'ı n ı veren 1 .250 bin hektar sulak a razinin 835 bin hektarından yoksun edildi ler. Devlet et ticaretini kontrol altına a ld ı ; diğer köy ekonomisi ürü n lQri a l ı mı için örgütler meydana getirdi ve bu alandan spekülôtör aracı ları sürüp çıkard ı . Bugün memlekette banka­ ların % 90'ı n ı kontrolü altında bulundura n devlet, gerek toprak reformu bölgeleri nd e, gerekse reform un henüz kapsa madığı bölgelerde her zaman­ kinden daha fazla sayıda küçük ve orta ü reticilere kredi açmaktad ı r. Dev­ let, 6 bini sosya l i st ül kelerden olmak üzere, d ı şarıdan 1 0 bin traktör (ta k ı ­ I ı r mekdnizmle riyle) getirmek üzere anlaşmalar bağ lamışt ı r. Evvelce °/ 0 2,5 olan köy ekonomisi ü retimi y ı " ı k artışı, şimdi °/0 5,8'e ç ı karı l m ı ş bulun­ makta d ı r. Bugün şehirli ve köylü geniş yığınların b i r hayl i a rtmış olan satı nalma gücü, ü reti min, öncel ikle gıda madd eleri üretiminin daha yüksek bir d ü ­ zeye çıkarılmasını gerekti riyor. B u n u n i ç i n Şili'de b i rinci derecede önem taşıyan g erçek bir ü reti m savaşı gelişmekted i r. Bug ü n d u rmadan çalışmak, daha çok ve daha kaliteli ü reti m sağ lamak, Şili komünistleri için gerçek devrimcilik a n la m ı na g elmektedi r. Luis Robles sonuç olara k şunları söyled i : Şili halkı politik i ktidarı bütü­ nüyle elde edebilseyd i, bugün çok daha büyük ve önemli başa rı lara ulaşa­ bilirdi. Şu va r ki, halk hükü meti i ş başı na geldiğ i nden beri, vaktiyle bur­ j uva i ktidarı za manında başla nmış olan reformun gerçekleştiri ldiği söylene­ mese bile, bunun yeni ve d evrimci bir içerik kazandığı şüphe götürmez. Sepozyuma katılanları n bütün konuşmalarında şu fikir önemle belirtil i ­ yord u : B u rjuvazi bazı dönüşümler yapmaya başlıya b i l i r, fakat bunları geniş yığınlar ya rarına sonuna kadar vard ı rabilecek kabiliyette d eğildir. O kendi a maçla rına eriştikten sonra, emperya lizm ve oligarş iyle uzlaş­ malara g i rer. Bundan ötürü, burjuva reformları nın s ı n ı rl ı l ı ğ ı açığa vurul­ malıdır. B u yapılı rken de, top l umsal hayat demokratize edilmeden, geniş yığı nların köklü dönüşümlere katı lmalarına i m kôn veri l meden, hiçbir köklü değişmenin sağ lanamıyaca ğ ı ve topra k sorununun g erçek çözü münün top­ lumun temelli biçimde değiştiri lmesinde olduğ u önemle beli rtilmelidir. Lôtin Amerika nın bug ünkü koşullarında toprak reformuna rad i kal bir nitelik kazandırmak, a ncak buna uygun devrimsel bir d u ru mu n ortaya çıkması, ya ni anti-empe ryalist ve a nti-o/igarşik b i r h ükümetin işbaşrna gelmesi, bu h ükü metin halk yararına ça / ı şması ve yığ ı n hareketi ne dayan­ ması halinde m ü m kün olabilir. Kıtadaki kard eş pa rtilerin prog ra m dokü­ man/a rında belirti/diği üzere, bu a maca va rma n ı n baş/ıca koşulu, işçi­ köyl ü b i rl i k ve ittifa k ı n ı n güçlendiri l mesi, bütün ileri ci güçleri n geniş b i r u l usa l k urtul u ş cephesinde sımsıkı b i rleştirilmesidir. 926


Komünistler ve köylüler

Komünist ve işçi partileri kendi strateji ve ta ktiklerini, orga n i k bir par­ çası da köylü hareketi olan devrimci sürecin genel yasa l l ı klarının ve ul usal öze l l i k le ri n i n ta h l i l i temeline daya narak işlemektedirfer. Komünistlerin Lô­ tin Ameri ka köyündeki bugünkü eylem inin özelliği nedir? Onla r uyg u la ­ maya çalıştıkları g e n i ş cephe politi kasında köyl ülere n a s ı l b i r y e r v e önem vermekted i rfer? Komün ist partilerinin ideoloj i k ça lışmaları hangi yönde gel i şmektedir? Mücadelenin alilim gücü

Sempozyuma katı lanlar, son za manlarda köylü h a reketinde nitel değiş­ meler olduğ unu belirttiler. Fokat Lôtin Amerika köyünde sınıf m ücadele­ s i n i n geri l i m derecesi, sosya l-ekonomik ve politi k koşullara bağ l ı olara k değ işmektedir. Ri beyro yoldaş, gönderdiği yaz ı l ı konuşmasında şunları bel i rtiyor : Bre­ zilya'da köyl üleri n devri mci savaşa a ktif olara k katı lmaları süreci, 1 964 yılındaki hükümet darbesiyle kesintiye uğradı. i ktidara g elen dittacıl a r, köylü örgütlerine ve tarım i şçi leri sendikalarına ağ ı r bir darbe indird i ler, tecrü beli pa rti kad rolarından bi rçoğ unu yokettiler. Fa kat d i ktatura, köy emekçileri hareketin i tamamen ezebi lmiş değildir. Köy eme kç ile ri gayet a ğ ı r ve karma ş ı k d u ruma rağ men, terör rejimine ve onun topra k-tarım politikasına karşı mücadeleye deva m ediyorfar. Şimd i ki koşu llarda her ekonomik aksiyona politik çizgiler karışıyor. Ri beyro yoldaş deva m ediyo r : Di ktaturaya karşı sava şan güçlerin sağ ­ lam iaşması süreci elbette pü rüzsüz ve engelsiz g eçm iyor. Bu sürecin hemen sonuç vermesi beklenemez. Fakat biz bugün yine d e köylü ha reketinde göze çarpar b i r can l ı l ık, ta rım işçHeri send ikaları sayısı nda hissed ilir bir artış tespit edebiliyoruz. Gerçi köy proletaryası henüz çok parçalanmış ve dağınık d u rumdad ı r, amma bugün köy orta m ı nda b i r mi lyon işçiyi kaps ı ­ yo n 1 .500 sendikanın d a h i l b u l u n d u ğ u 1 8 federasyonun varoluşu sevin­ dirici bir gerçektir. Bu gerçek, köy orta mında çizgileri belirginleşen değiş­ meler olduğ u na, bu orta mda parti n i n gayet sa b ı rf ı ve bazan d i kkati de çekm iyen ça lışmalarının artık sonuç vermeye başladığına ta n ı k l ı k etmek­ tedir. Şu da var k i, Brezilya komünistleri e n g ad da r bas kılar ve çok çetin g izlilik koşulları a ltında ça lışma ktad ı rlar. Bu durum, partinin, bütün güç­ leri n i alabi ldiğ ine gerilimle seferber etmesini, gayet soğ u kkanlı davran­ masını ve bütün mücadele biçimlerinden ustalıkla yararlanmasını gerek­ tirmekted i r. Pad i l la yoldaş da yazı l ı konuşmasında şu nları belirtiyor : Brezilyada 927


k öy l ü l erin d evrimci a ktifliğini kuvvete başvurarak zayıflatmaya m uvaffak olan burj uvazi, Bolivya'da aynı işi daha ziyade pol itik kurnazlıklarla ba­ şardı. Her şeyden önce, n ispeten rad i ka l bir toprak reformuyla, sosya l d emagoj iyle ve özel m ü l kiyet duygularını okşa maya önem vererek, köy­ lü leri işçilerden ayı rmaya ça l ı ştı. Tores'in yurtsever karakterli d iyebilece­ ğ i m iz h ü kü meti zamanı nda, köylülerin bilincinde bir dönüm belirir g i bi oldu, proletarya ile ya kı nlaşma koşulları ortaya çı ktı. Ama geçen yıl ya p ı ­ l a n gerici da rbe bu sürecin de yol u n u kesti . Pad i ı la yoldaş şöyle d evam ediyo r : Bizim köyd eki ça Hşmamız da aynen Brezilya'daki özelliği taşıyor. Bizce, ekonomik problemlerin, köyde sosya l ayrı mlaşmanın giderek daha keskin ve karmaşık bir hal a l ması, mevcut d u rumun değişmesine objektif olara k ya rd ı m etmekted ir. Komünistlerin ödevi, V. i . Len in'in d ediği g i bi « ha n g i ' d üzeyde olduklarına bakmaksızın, emekçi yığı nlarında ken d i l iğ i n den ha rekete geçmek ve örgütlenmek üzere bir devrimci a ktifl i k uyand ı rmak tır. (G) ••

Urenya Kiros yoldaş dedi ki : Köyl ülerin yeteri kadar a ktif ol mayışıarı, onların çeşitli baskılar karşısındaki yılg ı n l ı k ve bezginliklerinden, geri ka l ­ mışlı klarından v e zayıf örgütlü oluşla rında n i leri geliyor. Kosta Rika yöne­ tici çevreleri, gayet iyi bildikleri bu d u rumdan ustaca yara rlanarak, köy­ lülere, ihtiyaçları n ı n kanun yoluyle gideri lebileceğ i fikrini telkin etmeye çalışıyorlar. Fakat burjuva parti lerinin köydeki yoksulluk ve geri kalmışlığa çare bulmakta n aciz ol uşları ve aynı zamanda i ktidarın yolsuzl ukları ve zorba lıkları, köylü lerin görüş ve tutu munda değişiklikler meydana geti ri ­ yor. Kosta Rika komün istleri, bu d eğ işikli kleri, bu uyanışı gözden kaçırm ı ­ yorlar. Parti, köydeki ça lışmala rı iyileştirmek üzere, köy soru nları kom isyo­ nunu yeniden örg ütled i. Köyde bir « Kosta Rika Ta rı m işçi leri ve Köylü leri Birleşik U l usal Federasyonu .. meydana geti rildi. B u federasyon, köy halkı­ n ı n menfatleri n i savunma kta, emekçileri gerçek bir toprak reformu uğ­ runda mücadeleye seferber etmekted i r. U renya Kiros şöyle devam etti : Komünistler kooperatif hareketinin geliş­ mesine de büyük bir ilgi gösteriyorlar. Zi ra kooperatif yalnız birleşme bi­ çimi olara k kalm ıyor, aynı zamanda yığ ın ları n eğiti m ine ortam ol uyor. Bizim köydeki ça l ı şmalarımızın sonuçla rından biri de. köylü hareketinin ca nlan­ m ı ş olmasıd ı r. Toprak işgal leri, Kuzey Amerikan Kumpanyalarının eli altın­ da bulunan ve işleti i m iyen araziye köylü lerin g i rmeleri olayları sıklaştı . Köyde komün istlerin itibarı daha da arttı . Köylüler ve tarım işçileri a rtık bizlere daha s ı k başvura rak, belirli soru nlarda öğüt ve tavsiye istemekte. araları nd a n en iyileri parti mizin saflarına katı l m a ktad ı rlar. Bugün parti ­ mizin üye kad rosunun % 50'si şehir proletaryası ile birlikte köy proletar­ yasından oluşmaktad ı r. Meksika köylü hareketi hakkı nda Danzos Pa lomino yoldaş şu bilgiyi (n) V. 928

i.

Lenin. B ütün eserleri, c. 39, s. 330.


verd i : Meksika'da köylü ha reketi şimdi nispeten yüksek bir d üzeydedir. Fakat burjuva reformizminin bir k ı s ı m köylü ahali a rası nda hala epeyce güçlü olan etkisi, bu hareketin daha ileri doğ ru gel işmesine engel ol uyor. Burj uvazi, köy ekonomisinin gelişmesi için sosya l barışa ihtiyaç olduğ unu iddia ederek, köyl ü leri kendi hayati menfaatleri için m ücadele etmekten a lakoymaya çalışıyor. Ama ayn ı burj uvazi, ilerici köylü birliklerine ve bun­ ların önderlerine karşı baskılara g i rişmekte hiç tered düt etmiyor. Pa rti ­ mizin köylüler a rasında büyük bir itib'a rı vard ı r Komün istler, môhut topra k reformuyle problemlerin i n çözülmediğini köyl ülerin a n lamaları na yard ı m ed iyorlar. Bugün Meksika komünistlerinin e n önemli ödevi, bağ ı msız bir Birleşik Köylü Sendikaları Birliği meydana getirmektir. Böyle bir merkezi örgüt, köy emekçilerinin eylemlerini ahenkleştirebi lir, g enişletebi lir ve bu eylemlere d evrimci bir ka rakter kaza ndırabilir. Arja ntin'deki köylü hareketi nin d uru munu Fasetti yoldaş şöyle an lattı : Arjantin'de köylü hareketi, d i kta rej i m i ne ka rşı bütün halkın yü rüttüğ ü yığ ı nsa l m ücadelenin g i derek güçlenmeSi koşulları içinde gelişiyor. Gerici kanunlara rağ men, köylüler yeni yeni i stekler i leri sü rüyorlar. Köylü hare­ keti, pomeşçik topra klarının işgal e d ilmesi, g revler, gösteriler, protesto yürüyüşleri, köy emekçileri konferansıarı gibi çeşitli mücadele biçimlerinde kend ini gösteriyor. Rio- Neg ro'da 200 bin kişinin katı ldığı toplak (meydan toplantısı) bir grev m ücadelesine dönüştü. Bütün yollar tutuldu. Hükümet emekçi lerin üzerine askeri birlikler gönderd i . G reveilerle askerler arası nda k a rdeşleşmeler oldu. Memlekette « Köylü Kordovası » e) adıyle an ı lan bu yığ ı n hareketi n i hayet merkezden i laveten gönderilen tanklarla bastı rıldı. Arjantin köylü lerinin pomeşçiklere ve tekellere karşı yürüttü kleri müca ­ deleye tarım işçi leri a ktif olara k katıl ıyorlar. Send ikalar çerçevesinde pek azı örgütlü alma kla beraber, bu işçiler birçok başarı lar elde ettiler. Orne­ ğ in, köy orta mında iş ücretlerinin her yıl gözden geçirilmesini öngören bir ücretli emek ka nununun kabul edil mesinde etkili olabildi ler. Köy emek­ çilerini, ta rı m ü retimiyle dolayı i veya dolaysız biçi mde ilişiği olan şehirli tabakalar da a ktif olara k destekliyorlar. Bu da köylü hareketi nin d iya­ pazonunu bir hayl i genişletiyor. Fasetti yoldaş şöyle deva m etti : Bu koşullar altında, Komünist Pa rtisi, emekçi köylülerin, köklü dönüşümler uğrunda m ücadeleye seferber edil­ mesi sorunu üzeri nde büyük bir d i kkatle d u ruyor. Komünistler, 60 bin küçük ve orta köylüyü b i rle�tiren Arjantin Tarı m ürünleri ü reticileri Birliği'nin eylemi ne, lôtifu ndiya l a rı n bölün mesi ve emekçi köylülere toprak dağıtıl­ ması için mücadele kom itelerin i n çalışma larına ve Arjantin Ta rı m Federas­ yonu kongrelerine a ktif alarak katı l ıyorla r. Fasetti yoldaş bazı yetersizliklere de değ ind i : Parti örgütlerinde köy(') Kordova : Di ktaya karşı yığ ı nsal mücadelenin bir halk ayaklanması halini aldığı ii. Not red.. 929


l ülerin etkisinin zayıf olması, komün istlerin köydeki çalışma l a r ı n ı n yeter­ sizliğ inden ileri gel iyor. Bugün AKP'nin 1 00 binin üstünde üyesi vard ı r. Bunların ancak 1 0- 1 2 bin kadarı köy bölgelerinde çalışıyorlar. Bunun için, partimizin ön plônda gelen ödevlerinden biri de, köydeki örgütlerimizi güçlendirmektir. Via na yoldaş söz alara k dedi ki : Bazı Lôtin Amerika ül kelerinde köy­ l ülerin silôhlı savaşa başvurd u k l a rı da görülüyor. Orneğin, Kolumbiya'da, Paı:Qeşçi klerin ve burj uva hü kümetinin elinden silôhlı savaş yaluyle kur­ ta rı l m ı ş büyü k bölgeler va rd ı r. Kom ünistler bu savaş biçi m i n i destekliyor ve kend ileri de buna a ktif olara k katı l ıyorla r. çete savaşına katı lanlar, bu savasta proleta rva n ı n ve onun politik öncüsünün yönetmenlik rol ü n ü k a b u l ed iyor, köylüler a rasında a ktif bir politik eylem gösteriyor, kendi a ksiyonlarına daha örg ütlü bir biçim vermeye çalışıyorla r. Fakat köyl ü ler yalnız silôhlı a ksiyonla rla yetinm iyorla r. Parti, mutlaka yığ ı n hareketinE' dayanara k bütü n m ücadele biçimlerin i bağda ştı rmayı, devrimci sürecin başarıyle gelişmesinin zorunlu koşulu sayıyor. Bununla ilgili olarak, komü­ nistlerin etkisi altında bulunan unsurl a rdan ol uşacak köylü birl i kleri mey dana getiri l mesine büyük bir önem veriyor. Son za manlarda köyl ü lerin pomeşçiklere a it topra kları işga l ha reketleri g enişleyi p güçleniyor. Bu müca deleyi U l usa l Çiftçi Birliği yönetiyor. Vak· tiyle hükü metin giriş i m iyle kurulmuş olan bu birlik, za manla burj uvazi n i n kontrolünden ç ı k m ı ş v e köylü yığı nları a rasında g iderek a rtan hoş n utsuz­ l u ğ u n etkisiyle, 1 971 yılında " Köylü Di lekçesi » adı a ltında bir devri mci prog ra m i leri sürmüştür. Bu progra m, pomeşçiklerin topra k üzerindeki egemenliklerine son veril mesini, mülklerinin bölünmesi n i ve bedava olarak köylü lere dağıtılmasını öngörüyor. Komünist Partisi Çiftçi Birliğ ini ve il eri s ü rdüğü bu devrimci progra m ı desteklemekted i r. Krus Vilçes yoldaş Peru'daki köylü ha reketi hakkında şun ları söyledi : Peru'da köylü ha reketi spesifik koşullar a ltı nda geliş iyor. 1 956-66 yı lları dönem inde topra k için mücadele a l a b i ld i ğ i ne keskinleşti ve pratik olarak bütün ü l keyi kapla d ı . Fakat bundan sonra geric i l i k sald ırıya geçti. Gaddar -baskılar köylü ha reketinde môneviyatın yitiri lmesine ve sönüp g itmeye sebep oldu. 1 969'da topra k reformu kanununun çıkarılmasına kadar, köylü ha reketinden hemen hemen eser yoktu. Oyle ki, Kom ü n ist Partisinin bu a landa herşeye yeniden başlaması gerekiyord u. Simdi kom ün istler sa hil bölgeleri send ika örgütlerinde d u rumlarını bir ha � 1 i g üçlend i rd i l er. Şu va � ki, şeker plô ntasyonları n ı n bulunduğ u büyük tarım-sanayi kompleksieri bölgelerinde Kom ü nist Partisin i n etkisi henüz büyü k değ i l d i r. Şimdi köy l ü ler a rasında topra k kanununun propogandasına büyük bir önem verilmekted ir, çünkü bazı bölgelerde köylü lerin kendi haklarından ha berleri bile yoktur. Kom ün istler, köylü leri, emek kanun­ I a rına uyg u n ha reket etmiyen büyük toprak ağaları n ı n m ü l kleri n i n is� i m ­ lôkı v e kamula ştı rılması için örgütlemeye çalışmaktadıri a r. Aynı za manda, 930


köylü yığınla rı nı . kanunda büyük topra k sa hi plerine açık kapılar bırakan bazı h ü k ü m lerin gözden g eçirilip d üzelti lmesi ve reformun b i r a n önce gerçekleştirilmesi için m ücadeleye çağı rmakta d ı rl a r. 1 972 yı lında h ükümet köylü örg ütleri hakkı nda bir kara rname çıkard ı . Böylece. köylü lerin b i rleşmesini v e topra k reformu uygulamaları na geniş ölçüde katılmaları olana kları belird i . Kom ün istler bu ka ra rnameyi destek­ l iyor ve aynı zamanda köylü örgütleri a rasına tarım işçileri sen d i ka la rı n ı n da katı lması gereğ i n i ısra rla savunuyorl a r. Komün istlerin ka nısı nca. askeri hükümet. dönüşüm leri gerçekleştirme politikası nı. yığın hareketine daya n ­ ması v e o n u n desteğ inden yara rlan ması ö lçüsünde başariyle yerine getire­ b i l i r. Luis Robles yoldaş Şili'deki köylü ha reketi hakkında özetle şu bilgiyi verd i : Şili'de köylü ha reketi güçlü klerle dolu bir yol g eçerek sağ la m l a ştı. Bu ha reket işçi sınıfının ve işçi örgütleri n in, özel likle Şili Emekçileri Birleşik Sendika Merkezi'nin yürüttükleri mücadelenin etkisi a ltında gel işti. Bir­ leşik Sendika Merkezi'ne d a h i l bulunan Köylüler ve i nd ia n l a r U l usa l Fede­ rasyonu (<< Rangu i l ») 1 961 'de Köylü Birliği Kong resi ta rafından �u ru l m u ştu. Bu federasyon, komünistlerin ve sosya l istlerin yönetimindeki örgütleri bir a raya getiriyordu. Bug ü n memlekette dört köy emekçileri konfederasyonu var. Bunların i k isi hı ristiya n -demokrattır, d iğ e r i k isi de - « Ranguil » ve ya kın geçmişte kurulmuş olan işçi-Köylü Birliği Konfederasyonu - H a l k Birliği Bloku'nun etkisi altındad ı r. Geçenlerde yapılan Birleşik Sendika Merkezi yönetim i seçim lerinin sonuçları, i şç i sınıfının ve komünistlerin köy­ l ü ler üzerindeki etkilerin i n açık bir kanıtıd ı r. Bu seçi mlerd e köylülerin 0. '0 75'i komün ist pa rtisin i n temsilci lerine oy verd i ler. Luis Robles şöyle devam etti : H a l k hükü meti i şbaşına geldiğ inden beri, yığ ı nsal köylü örgütlerin i n rolü değ i şti. Orneğ in, « Ranguil » vaktiyle d iğ e r bazı köylü birlikleriyı; e l e l e vererek pomeşçik lere karşı mücadele ed iyord u ; şimd iyse lôtifundizmin d u ru m u temelinden sarsı i m ı ş olduğu için, a rtık üre­ timin a rtı rılması ve emek veri m l i l i ğ i n i n yükseltilmesi için mücadele ödevleri birinci plôna çıkmış bulunuyor. Bugün, Komünist Pa rti si, H a l k Birliği Blo­ ku'nun d iğer unsurl a riyle birlikte, köylü yığ ı n l a rı nı n, köydeki yeni koşullara ve üretim ilişki lerine uyg u n kurumlar ya ratmak ve g erici liğin a ra verme­ diği entrikalarına set çekmek üzere, Salvador Allende hükü meti etrafında topl a n m !J l a rınl sağ lamak için mücadele etmektedir. Köyl ülerin büyük ço­ ğ u n luğunu halk hükümeti nden yana kaza n mak, devrimci dönüşümlere a ktif ve bilinçli olara k katı l maları n ı sağ la mak, şimdi Şili komün istleri n i n en önde gelen ödevleri a rasında d ı r. Sem pozyuma katı lanların konuşmaları, k ıtada köylü hareketinin karar tutmaz bir gelişme gösterd i ğ i n i ortaya koym uştur. Bu, belirli bir ü l kede devrimsel ve pol iti k d u rumun, köyl ülerin örgütl ü l ü k ve bilinç düzeyi nin sonucudur. Köyl ülerin proletaryadan yana kaza n ı l m ası. tecrü benin de gös931


terd iği gibi, komünistleri n en etki n mücadele biçim leri ni seçme ve bağ­ daştı rma hü nerine bağ lıdır. işçi-köylü birliği geniş cephenin özüdür

Bug ünkü koşullarda Komünist Partisi n i n eylem inde en önemli yönlerden biri, geniş a nti-em perya l ist ve anti-olig a rşik cepheler meydana geti ril­ mesid i r. Sem pozyuma katı lanları n bel i rtti kleri üzere, köyl ü lerle birlik ve ittifak halinde ha reket eden proleta rya bu cephelerde en a rdıcıl ve dev­ rimci güç olarak ortaya ç ı k makta d ı r. Prol'eter olmıya n ta ba kaların işçi sınıfı etrafında birleştiril mesi ve bu sınıfın yönetmenlik rolü, cephelerde devri m ­ s e l yönelim v e hedef a ç ı k l ı ğ ı sağlama kta d ı r. Sa nto na yoldaş, bu konudaki konuşmasında, Venezüella devri m i n i n a n ­ c a k sağ l a m bir işçi- köylü ittifa kı temeli üzerinde üstün gelebi leceğ i n i söy­ led i. Bunun için, köy emekçilerinin i leri s ü rdü kleri istekleri n her bak ı m d a n desteklenmesi gerekmekted i r. Topra k reform ları için örg ütlenerek bir m ü ­ cadeleye geçmelerini sağ la m a k üzere onlara ya rd ı m etmemiz şarttı r. Fasetti yoldaş şunları belirtti : Somut gerçekliğin tahlili için devri mci sürecin genel yasa l l ı k la rından yararlanma, her pa rti nin kendi pol iti k hat­ tı n ı tespit edip işlemesi n i n zoru n l u koşuludur. Bu k u ra la uymaya çalışa n Arjanti n Komün ist Partisi, son yıllard a işçi sın ıfı v e köylüler a rasında, top­ l u m u n diğer sosyal taba ka l a rı a rasında etki ve itiba rı n ı önem l i derecede a rt ı rd ı . Proleta rya n ı n yöneti m inde işçi-köyl ü ittifa kı perspektifi d a ha reel bir hal a l d ı . Şeh i r v e köy emekçileri a rasındaki bağ ların güçlend irilmesi problemi üzeri nde Krus Vi lçes yoldaş d a d u rd u ve dedi ki : Peru'da gerçekleştiri l ­ mekte o l a n i lerici dönüşüm ler, işçi sınıfının geniş köylü y ı ğ ı n la riyle ya kın­ laşması için büyük olana klar açtı. Komü nist Partisi askeri hükümetin icraa­ tını deste.klemekte ve emekçileri, bütün halkı, a l ı nan tedbi rlere d a ha a ktif olara k katı lmaya, emperya l izme ve oligarşiye karşı mücadeleyi daha d a genişletmeye çağ ı rmakta d ı r. Peru komünistleri i ş ç i sınıfının köyl ülerle itti­ fakı ş i a rını to momiyle belirli a n lamda i leri sü rüyor, ya ni her şeyden önce proleta rya n ı n yeni topra k-ta rı m strü ktürü çerçevesinde köy emekçilerinin örgütlenmesine yard ı m etmesi olara k a n l ıyorla r. Bu ya rd ı m partinin köy­ deki temel ödevlerinden biri d i r. Luis Robles yoldaş dedi k i : Birçok Latin Amerika memleketi nde köy l ü birl iğ in i n ya ratı lması ve güçlendi ril mesi için a rd ıcıl olara k m ücadele eden birici k politik örg ü t komün ist pa rti leriyken, Şili'de kom ünistler ve sosya list­ ler bu uğurda yılla rd ı r elbirliğiyle m ücadele etmekted i rler. Şu da var ki, komün istlerle sosya l istlerin karşı l ı k l ı i l işki lerinde za man za man ortaya çıkan şu veya bu güçlükler d a i ma öncel ikle gericiliğin işine yara mıştı r. Şağcı k uvvetler ve emperyalizm bil ha ssa böyle za manla rda gaddar baskılarla i şç i s ı nıfına ve köylülere ç u l la n m ı şla rd ı r. 932


Santa na yoldaş şunları belirtti : Şehir ve köy emekçileri nin devrimci hare­ keti n i n biribirine karışarak bir tek sel meydana getirmesi, p roblem i n ya l­ n ızca bir yan ı d ı r. işçilerin ve köyl ülerin ittifa k ı hiç de a payrı ve bağ ı msız bir birl i k değ ildir. işçi sınıfı sekterli kten uzaktı r. Bu sın ıf, proleter olmıyan, emperya lizmin ve oligarşinin ezg isinden kurtul m a k istiyen bütün halk ta ba­ kaları n ı kendi nden yana çekmek için m ücadele etmektedir. Venezüella Komün ist Partisi, ü l kede bütün anti-em peryalist ve d emokra­ tik güçlerin birleşmesini sağlamak için y ı l l a r boyunca mücadele etti. Geçenlerde memlekette « yeni güç» adı a ltında, komün istlerin de katı l d ı k­ ları bir cephe kuruldu. Bu cephenin program tasa rısı, toplumda kök l ü sosya l-ekonomik dönüşüm lere y o l açabi lecek, latifu ndizmi ortadan k a l d ı ra ­ rak köyün çehresi ni değ iştirebilecek b i r hükümeti n işbaşı na g etiri l mesi ni öngörmekted ir. Viana yoldaş bu konuda şöyle konuştu : Ka rdeş partiler halk birliği prob­ lemini somut koşullara bağ l ı olara k değ işik biçim lerde çözüyorlar. 0rneğ in, Kolum biya komün istleri, geleneksel b u rj uva parti leri a rasında - l i bera l lerle mu hafaza karla r a rasında a nlaşmanın sonucu olan U ulusal Cephe'nin ter­ s ine, bir Demokratik Muhalefet Cephesi (8) meydana getirmeyi kendi leri için birincil önemde bir ödev sayıyorla r. Şimdi memlekette günün sorunu bir devrimci h ü kü met kurulması biçiminde i leri s ü rülüyor. Bugün sözkonusu olan, iki pa rtil i burj uva blokuna ka rşı mücadele eden güçlerin bi rleşti ril­ mesinden ibarettir. Bununla beraber, işçi hareketi nin birliği problemine ve aynı za manda Komün ist Partisi n i n büyük ölçüde etki ya pabildiği köylülerin desteğ i ne bil hassa d i kkat edilmekted i r. Fasetti yoldaş şunları söyled i : Arjatin Komünist Pa rtisi, diğer güçlerle birlikte, ya lnızca çeşitl i politik ve send ikal hareketlerin Arjantinliler U l usa l Birliğ i'nde (ENA) bi rleşti rilmesi yolunda çaba l a r harcamakla kalmamış, taşra merkezlerinde kom iteler kurulması suretiyle bu birliğ in eylem ölçü­ lerini de genişletm iştir. ENA progra m ı n ı n başl ıca maddelerinden b i ri, gerek şehirde, gerekse köyde ha raretle desteklenen köklü bir top ra k reformu isteğ i d i r. Şunu d a belirtmel iyim ki, Arja ntin'de Kom ünist Partisinin katı l ­ m a d ı ğ ı bir t e k i lerici hareket gösteri lemez. Köy örgütlerinde de parti n i n itiba rı a rtmakta d ı r. Kom ünistler bütün memleket ölçüsünde bir Arjantin köylü leri toplantısı ya pı lması için m ücadele ed iyorlar. Biz köy orta mında eylem gösteren ve en değ işik politik ve ideoloj i k doğrultular izl iyen ko­ operatif ve send ika örgütlerinin böyle bir topla ntıya katıla bilecekleri dü­ şüncesindeyiz. Bu toplantı n ı n, köyde çalışan ilerici güçlerin daha sıkı saf tutma larına ve ENA' n ı n sosyal temelinin genişleti lmesine herha lde ya rd ı m ı o laca ktır. Geniş cephelerin en ya k ı n hedefi, gerçek demokrasinin kurulması, em(8) Kolumbiya Komün ist Pa rtisinin de g i rdi ğ i Ulusal Muhalefet Birliği adlı blok 1 972 Eylülünde kuruldu. Not. red. 933


perya lizm ve oligarşinin egemenliğine son veril mesid i r. fakat bu hedefe ulaşma yolları, U renya Kiros yoldaşın işaret ettiğ i gibi, çeşitli memleke t­ lerde başka başka olabilir. Meselô, burj uva demokra sisi gelenekleri n i n k uvvetli o l d u ğ u Kosta Rika'da bir h a l k güçleri cephesi kurula b i l i rse, b u n u n seçimlerde Şil i'de o l d u ğ u g i b i üstün gelmesi hiç d e imkônsız değ ild ir. Şüphesiz ki, bu yolda doğru ve esnek bir ta kti k uygulamanın, gerek mem­ lekette, gerekse ul usla ra rası a landa sınıf güçleri d a ğ ı l ı m ı n ı gözön ünde bulundurma n ı n büyük b i r önemi vard ı r. Luis Rob les yoldaş şöyle dedi : Şili tecrü besi nin gösterd iği g ibi, geniş cephen in iktida ra gelmesi, ya lnız köklü dönüşüm leri gerçekleştirmeyi değ i l , a y n ı za m a nda karşı -devrime karş ı d i ren meyi, onu i m kônsız k ı lmayı öngören çetin yol u n a n ca k başlang ı c ı d ı r. Bu g i bi koşullarda halk güç­ lerinin daha fazla sağ lamla ştırma dôvası özel bir önem kaza nma kta d ı r. Halk g üçlerinin birliğ ini koruma ve sağ lam laştırm a n ı n, devrimci sürecin geleceğ i bakı m ı nd a n ne kadar önemli old uğunu Şili'deki son olaylar açı kça gösterd i. Gerici l i k, bilindiği g i bi, memlekette hayatı felce uğ rat­ maya ve böylelikle hü kü metin d üşmesi ni sağ la maya çalıştı. fakat d evri m davasına sada katini ispat eden işçi s ı n ıfını halk hükü meti ne karşı greve geçmeye ikna edeme�i. Gericiliğin, halk hükümetine karşı köylü leri hare­ kete geçirme ç ı rp ı n ışları da boşa g itti. Proleta rya ile köy emekçilerinin sıkı birliği, iç ve d ı ş k a rşı -devrimciliğ i n kurduğ u plônların suya d ü şürü l mesi nde çözüm leyici b i r rol oynad ı . Ideolojik savaşın yönleri Köylüler a rasında partinin etki ve iti barı n ı artı rma yollarından biri d e, düşman ideolojiyle m ücadeledir. U renya Kiros yoldaşa göre, Lôti n Amerika komünistleri nin bu ideoloj i k m ücadeleyi yürütlükleri koşulların ta hlili ya ­ p ı l ı rken, oligarşinin ve emperya lizmin, köyl üleri her g ü n ve her saat yoğ un bir ideoloj i k etki altına a l d ı klarını gözön ünde bulund urmak gerekmektedir. Basın, radyo ve televizyon oligarşinin ve emperya l izmin el inded ir. Azg ı n a nti-komünizm v e a n ti-sovyetizm d e onların cepha neliğinin başl ıca a raç­ ları d ı r. Sem pozyuma katı lanlar, köyl ülerin hôlô önemli bir k ı s m ı n ı n burjuva­ reformist haya l lerle oya landığını, burjuvazi nin a pristler, peronistler, h ı risti­ yan-demokratlar vb. g i bi çeşitli gruplarının peşinde s ü rüklendiğini beli rt­ tiler. Katolik k i l isenin köylüler üzerinde hôlô büyük b i r etkisi va rd ı r. Viana yoldaş şunları söyled i : Kolum biya'da, reformist sendikaların ön­ derleri, hükümet yetkil ileri ve pomeşçi klerle birli kte, " köylü g ü n leri » de­ d i kleri karşı laşmalar örgütlüyar ve bunları ôdeta panayıra çeviriyarlar. Gerici d i n adam ları, ra dyo'yla ve " EI Campesino >o gazetesiyle kendi pro­ p agandalarını yapıyor, köylülere ta rı m işleri v. s. hakkında öğütler veri934


yorl a r. Bütün bunlar, köylü leri devrimci m ücadeleden a la koyma k için ya p ı lıyor. Söz a l a n yoldaşları n birçoğ u, sağ ve « so l » oportü nistlerin hiç a ra verme­ d ikleri baltalama eylemleriyle k a ra gericilere ve burj uva reformistıeri ne adamakıllı destek olduklarını bel i rttiler. Urenya Kiros bu konuda şunları söyledi : Sağdan ve « soldan » i d eoloj i k ta hrik ve balta l a m a l a ra ka rşıkoymada komünist basın v e parti kad roları büyü k - bi r rol oynuyorla r. « Büyü k basın'ın iftira ve uyd u rmalarını açığa vurmaya, yığı nsal-politik kampanyalar örgütlemeye, partinin a ktüel sorun­ larla ilgili görüşlerini h a l k a rası nda yaymaya önem vermemiz gerekiyor_ Pad illa yoldaş yazı l ı konuşmasında şunları bel i rtiyo r : ideolojik çalış­ manın başarısı, hedeflerin isa betle ve m ücadele yönlerine uyg unlukla beli rlen mesine, her ü l kenın somut koşullarına bağ l ı d ı r. Bolivya'da köylüler a rasında politik-eğ itsel ça l ı şm a n ı n ana hedefi, onları burjuvazinin etki ­ sinden k u rta rma ktı r. Komüni stler, b u rj u vazin i n toprak politi kas ı n ı n köy­ l ü lerin istek ve i htiyaçla rı na ters d üşen özlüğ ünü, bu pol iti kanın a rd ı cd olmadığ ı n ı , ihtiyaçları g iderem iyeceğ i n i ve burjuvazi nin emperyal izm ve oligarşiyle her za man uzlaşmaya yatkı n olduğunu somut örneklerle gös­ termelidirler. Köylülere, politikada sona kada r varmadı kça, kendi hedef­ lerine u la şmayı cidd iyetle düşünem iyecekleri hakkındaki Leninci fikir iyice açıklanmaııd ı r. Sa nta na yoldaş Venezüel lô'daki d u ru m u şöyle a nlattı : Bugün sağcı opor­ tünist unsurlarla m ücadele Venezüellô komüni stlerin i n ideoloji k çalışmala­ rında birinci plôna çıkmış bulunuyor. Sözü mona « sosya lizme doğru ha re­ ket'i meydana g eti ren bölücü ler, devrimin üstün gelebil mesi için i şçi -köyl ü ittifakı zorunluluğunu i n kôr etmeye yelten iyorla r. Bu g rupun « teorisyen»i olan T. Petkof, ka rdeş p a rtilerin politik hattına ka rşı ç ı kıyor, Ma rksist­ Len in ist teori nin temel hükümlerini revize ediyor, köylülere gayet önemsiz b i r rol b ı ra k a rak, proleta rya ile küçük burjuvazi ve a ra tabaka l a r a ra ­ sında sözümona b i r ittifa k ya ratmaya ka lkışıyor. Sa nta na şöyle deva m etti : Bu dönekle polemiğe g i ri şmeyi gereksiz sayıyorum. Ancak şunu belirtmek isterim ki, Venezüellô'da yoksul köyl üleri n 0 10 70'i ta rı m işçileri ve yarı-proleterlerd i r. Bu 500 bin kişi l i k ord u, devri m i n güçlü b i r müfrezesid i r. B u n u n içindir k i , işçi-köylü ittifa kını ya ratmanın, buna küçük ve orta köylü leri de kolayca çekebilmek üzere, önce şeh i r ve köy işçilerinin bi rleştiri lmesinden başlaması g erektiğ ini düşünüyoruz. Bun­ ların hepsi birden devrimde kesin b i r rol oynayaca klard ı r. işçi -köylü itti­ fakı g ereğ i, şeh i rleşme sürecine i l işkin g erçeklerle, u l usal üreti mde köy ekonomisi nispi pay ı n ı n aza lmasiyle inkôr ed i l emez. Zira burada, mem leket nüfusunun yarısından fazlasını oluştura n s ı n ı fla, devrimci dönüşümlerd e menfaatleri olan en yoksul ta baka l a rla birl i k sözkonusudur. Sem pozyuma katılanlar, kıta ü l keleri n i n çoğ unda sağcıların savunduk935


ları görüşlerin, a nti -komünist biçi m l i ültra-devri mcilerin goruş ve tutu m ­ l a r ı n a yaklaştığ ı n ı beli rttiler. V i a n a yolda ş Kol u m biya'dan örnekler vererek şöyle ded i : Bizde bazı solcu l a r, köylü ha reketi n i n devrimci öncü olduğ u n u, dolayısiyle köyün eninde sonunda « köyl ü egemenl iğ i »ni kurmak için çalış­ ması gerektiğ ini iddia ediyorla r. Böyle düşünen solcular, Komünist Pa rti­ s i n i n politikasını reddediyar, köy emekçilerini ya n ı ltıyar, onları belediye seçimlerine katı lma kta n caydı rıyor ve daha b i rçok benzeri çabalard a n g eri d u rm uyorla r. B u n l a r a rası nda, mevcut tecrübeyi h içe sayarak, köy­ l ü leri en yakından i l g i lendiren soru n la rı n çözü mü için biricik yol ve a raç o l a ra k « isya n ocakları » meydana g etirilmesi gerektiğ i n i iddia edenler d e va rd ı r. Kolumbiya'da Komün ist Partisine d ü ş m a n a k ı mların en a ç ı ğ ı ve d i kne g ideni neo-troçkizmd i r. Sempozyumda söz a l a n yoldaşlar, a ş ı rı solcu luğun, b i l hassa köklü topra k reform l a r ı n ı n ya p ı l m a kta olduğu ül kelerde, köylü h a reketine ciddi za ra rl a r 'verdiğ i n i bel i rttiler. Peru'da örneğ in, a ş ı r ı solcu l a r oligarşi n i n değ irmen ine su taşımakta, köyl üleri başı bozu k örg ütsüz ç ı k ı ş l a ra kışkırtmaktadırl a r. Ş i l i 'de de « sol güçler devrimci hereketi .. dedi kleri môhut g rup buna benzer b i r rol oyna ma kta, köylüleri, Halk Birliği p rogra m ı n ı n gerçekleş­ tirilmesine engel olan anarşist eylem lere kışkırtmakta d ı r. Luis Robles kon uşmasında özetle şunları söyled i : Solcu ideoloj iyle m ü ­ cadele, Kom ünist Partisi n i n köylü ler a rasındaki ça l ı şması n ı n başlıca yön­ lerinden b i ri d i r. Şili' d e Halk Birl i ğ i Bloku içinde b ile, baza n, hü kümetin sosya l teme l i n i tehdit eden, düşmanın b i r kısım küçük burj uva çevrelerini kendisinden yana çekmesine imkôn veren eylemlere g i rişildiği ol uyor. Sa n k i a rtık bütün güçler b izden yanaym ı ş g i bi, devri m i bir ç ı rpıda ger­ çek leştirmek istiyen pol iti kacı l a r da az değ i ld i r. Köyde çalışacak pa rti kadrola rının politik eğ iti m iyle i l g i l i soru n l a ra da değ inen Penya Robles dedi ki : Ko münist Pa rtisi hızla büyüyor. Saflarım ıza her ay 3.000 yeni üye katı l ıyor. Bundan ötü rü, pa rti okulla rı n ı n ya nısıra, 1 5 yerde de g ü n l ü k kurslar açmış bulun uyoruz. Bu kurslarda aday üye­ lerimizi eğ itiyoruz. Oğ renim p rog ra m ı materya lleri a rasında H a l k Birl i ğ i hükü meti p rogra m ı n ı n incelenmesi önemli b i r y e r tutuyor. Luis Robles şöyle devam etti : Kom ün istlerin ça l ışmalarında ideolojik­ pol itik düzeyin her bakımdan yükselti lmesi, i ç ve d ı ş gerici liğin kendi eylembirl i ğ i n i sağla maya çabaladığı, ültra -sol unsurların ya rd ı m ettikleri azg ı n anti-komünizm ka mpanya s ı n ı n a l ı p yürüdüğü g ü n ü m üzde bi lha ssa büyük önem taş ı m a ktad ı r. Bu d u rumda Halk Birl iğ i Bloku ve özellikle Komünist Pa rtisi yığınsal bir ta rtışma açmış bulunuyorl a r. Bu, ideoloj i k m ücadele biçimleri nden b i rid i r. i şlenen hata l a rı n tespiti ni v e düzelti l­ mesini a maçlıyan bu tartışma, herhalde, önceli kle aşırı sağ ve a ş ı rı sol u nsurlarla m ücadeleye, devrimci sürecin belirli aşamalarını atla m a k ve böylelikle köylülerle ça l ı şmada Leninci gönüllülük p rensipini çiğ nemek isti936


yenlerle oma nsız bir ideoloj i k m ücadeleye değgin bazı kararlar a l ı n masiyle sonuçla nacaktır. Sempozyum, kardeş partilerin, köylüler a rasında çalışmaya ön plônda ö nem verd iklerini gösterdi . Son on yılın pratiği, köylü hareketinin ya lnız g üçlend iğini değil, zayıf ya nlarını do, başlıbaşına bir d evri mci g ü ç rolü oynaya m ıyaca ğ ı n ı do ortaya koydu. Bu devrimci rol, Lôti n Amerika ü l ke­ leri n i n henüz hepsinde politi k hegemon d u ru muna gelmemiş olsa do, pro­ leta ryaya a ittir. Proletarya, önderl i k rol ünü, işçi - köylü ittifa k ı n ı n yaratı l ­ m a s ı v e güçlendiril mesiyle, a y n ı za ma nda geniş halk cephele ri n i n özü h a l i ne g etirilmesiyle gerçekleştirebil ir. Bunun için, Lôtin Amerika köyünde komünistlerin başlıca ödevi, köylü yığınları n ı kendilerinden yana kaza n ­ mak, onları işçi sınıfı n ı n yöneti m i a ltında devri mci s ü recin a ktif v e bilinçli eylemci leri haline getirmektir. *

Hayne Fuçs yoldaş sem pozyumun sonuçla rını do genelleştirerek özetle şöyle ded i : Söz olon yoldaşlor, burada, kardeş parti ler için, işçi ve köylü ha reketi için büyük önemi olon b i rçok soruna değ i ndiler; kıtada toprak reformla rı uğ runda mücadelenin yeni aşaması ndaki özelliklerin d a ha iyi a nlaşılmasına imkôn veren birçok ra kam ve kanıtla r ortaya koyd ular. Sem­ pozyum, topra k sorununa ilişkin Ma rksist-Len inist temel hükü mlerin Lôtin Amerika için ne kad a r a ktüel olduğ u n u gösterd i. Fuçs yoldaş, ka pita lizmin g elişmesi ve köyde çelişki lerin keskin leşmesi, belirli devrimsel d u rumlarda politik üstya pının rolü g i bi problemlerin daha etraflı biçimde incelen mes i n i n gerekli olduğunu bel i rtti. Ayni zamanda, Küba'daki d evri mci dönüşümler tecrü besi ni propoganda etmenin Lôtin Amerika ülkeleri için büyük bir önemi olduğuna do işaret etti. N i hayet, sem pozyuma katılanlara gösterilen konukseverlikten ötürü Peru Komün ist Pa rtisi Merkez Kom itesine teşekkür eden Fuçs yoldaş, ka rdeş par­ tiler temsilci lerine kutsa l dôva l a rında yeni ve daha büyük başarı lar d i le­ yerek sözleri n i şöyle bitird i : « Bu rada, devrimci hareketin en a ktüel problem ­ lerinin görüşül mesi i ç i n daha böyle nice topla ntı lar düzenlenmesi yolunda ileri s ü rdüğü nüz öneri ve temennileri « Barış ve Sosya lizm Problemleri .. dergisi gözönüne a l maya çalışacaktı r. ..

937


Marksizm-Leninizm ve zamanımız

insanlığın geleceği V. V. lagladin

SBKP Merkez Kontrol Komi syonu üyesi Sosya lizm bütün insa n l ı ğ ı n g eleceğ i midir? Marksist-Leninist bilim ve i şçi ha reketi devrimci pratiği bu soruya çok­ tan o l u m l u cevap vermiştir. Fakat komünistler için aş/kôr ve i n a n d ı rıcı olan bu sonuçlama, d a ha epeyce insan için hiç d e böyle d eğ i l d ir. Çünkü yeryüzünde yaşıyo n la rı n büyük bir kısmı, hôlô toplumsa l gelişmenin kanun­ larını ve perspektiflerini biiimseilikle a n l a makta n b i r hayli uza k bulunan i nsanlard ı r. Günü müzde sosya lizm hakkında ta rihsel gerçekliği ta ma miyle bir yana bırakara k fikir yü rütemeyiz. Sosya lizmin yeminli d üşmanları bi le, bugün insa n l ı ğ ı n üçte birinin sosya l iz m i ben imsediğ i n i, eski sömürge d ü nyasında çeşitli ü l keler h a l klarının sosya l i st dönüşüm lere götüren yol u tuttuklarını ve sermayenin " klôsik" devletlerinde a rtık sayıca g itgide a rtan yığınların sosyal ist gelecek için b i l inçli bir m ü cadeleye atı l d ı k larını görmez l i kten gelemezler. işte bunun için, insa n l ı ğ ı n sosya l ist geleceğ i konusundaki tartışmaların g iderek daha geniş ve keskin b i r nitel i k a l ması ta mamiyle anla şı lır şeydir. Bu tartı şmalarda düşmanlarımız en ya kışı ksız polem ik metotla rı kullan ıyor, uta nmazca ya lanla ra ve sahtec i l iklere başvu ruyorlar. Bu da doğa l d ı r. Zira, bilindiği g i bi, matematik a ksiyomlar burj uvazi n i n sınıf çıkarl a rı na dokunsa, o bu a ks iyomları b i le kaçı nı lmazlıkla inkôra kalkışa b i l i r . . . Sosya lizm d ü şmanlarının sa htekô rl ı k l a rından sadece b i r ta nesine değ i ­ n e l i m . O n l a r şöyle d iyorla r : " Sosya lizm, Ma rksist teorisyenlerin uyd urması­ d ı r ; sosya l ist devri m de, yığ ınların i ra desine karşın, sodece b i r ,komplo' sonucu olabilir . . . " Gerçek d u rumu tepetakla eden bu form üle anti­ komünist literatürde sık sık ra stla nıyor. Gerçekteyse, K. Ma rks, F. Engels ve V. i. lenin'in, sosya l izm ve komü n iz­ m i n bütün insa n l ı ğ ı n kaçı n ı l maz geleceğ i olduğu hakkındaki sonuçlaması, aynı za manda bu geleceğe götüren yollar hakkındaki ya ratma l a rı ve bu g elecek uğrunda m ücadelen i n yasa Hıklarınl ortaya koymaları, ne edebi­ yatçı fantezisi, ne d e kôhin bilgiçliğid i r. Bu, tari h i n gidişi üzerinde objektif ve cidd i bili msel ta hlile dayanan bilimsel öngörü ' d ü r. Evet, Marksizm- leninizm kurucuları, sosyal iz m i n işçi hareketin i n hedefi olduğu iddiasını i leri sürüyorlard ı . Fakat bu, kendilerinin de bel i rtti kl eri g i bi, soyut olarak Çatıştı rılmış ve topl umun kendisine uyd u rulocağı bir 938


ideal anlamı nda hedef d eğil, sosyal ilerlemenin objektif i htiyaçlarındon doğan bir gereklilik, işçi ha reketinin anlama klo, bilincine varma kla ve g erçekleşti rilmesine yard ı mci olmakla görevli bulunduğu zorunluluk an7 l o m ı nda bir hedef idi. K. M a rks, F. Engels ve V. i. Lenin, toplu msal gelişmenin bili nen kanun­ Iarına daya n a rak, sosya l iz m m ücadelesinin ono yönlerini ve aşa maları nı, bu aşama ları n her birinde işçi s ı n ıfının ve partisinin ödevlerin i n neler olacağ ı n ı belirlediler. Ma rksizm-Leninizmin kurucularının bilimsel ve politik öngörü leri ve bun­ ların sonuçları, hayret verici, - reel tecess ü m ü n i sa beti bak ı m ı ndan b i ricik, tekra rs ı z ve toplumsal d üşünce tarihi için eşsiz örnektir. Gerçekten de: - 1 844 y ı l ı nda K . Ma rks ve F . Engels, i l k defa olarak, proletaryanı n yeni toplumu yoratacağını ilôn ettiler. Bundan sadece dört yıl sonra, 1 848 d ev­ rimci barikatlarındo, işçi s ı n ı fı burj uvaziyle açık çarpı şmaya g i rişti. Yirmi üç y ı l daha son ra, 1 871 Pa ris Kom ü n ist g ü n lerinde, bu sınıf i ktidarı eline g eç irmek üzere i l k d enemeyi yaptı, 46 y ı l daha sonra 1917 y ı l ı nda do Rusya'da buna m uvaffa k old u ; - 1 847'de K . Marks ve F . Engels, işçi sın ıfı dôvasının zaferi için, eylemi bilimsel sosyalizm prensipleri temeline dayandlfılabilecek başlıbaşına ve gerçek devrimci bir işçi partisi kurulmasının gerekl i olduğ u sonucuna var­

d ı l a r. O zaman kendi leri bu pa rtinin i l k örneğ i olara k Kom ü n istler Bir­ liği'nin i l hamcı ve örgütçüs ü oldular, 1 7 y ı l daha sonra da çağda ş komü ­ nist hareketinin temeli olon Birinci Enternasyonali kurdular. Bunun üze­ rinden 39 yıl daha geçtikten sonra, 1 903'te, V. i . Len in Bolşevikler Par­ tisi'ni meydana getird i, bunun sonucu olara k do I I I . Enternasyonal kuruldu, Leninci ti pten komü nist ve işçi parti leri ortaya çıktı l a r ; - 1 847'de K . Ma rks i l k defa olara k proletarya diktatörlüğünün gerekli­ liği problemini ortaya koyd u. Aradan 70 yıl geçtikten sonra, Rusya 'da gerçekleştirilen Oktobr Devrimi, bu hükmün doğ ru luğunu prati k olara k ve en parlak biçimde ispatladı ; - 1 882'de K. Marks ve F. Engels, devrimci hareket merkezinin Avrupada bu hareketin " birinci müfrezesi ,. haline gelen Rusya'ya geçmekte olduğu sonucuna vard ı lar. Sadece 23 yıl sonra , 1 905 devrimci barikatla rı ndo, bu sonuçlomanın doğ ru luğu Rus proletaryası tarafından ispatlond ı ; - 1 9 1 5 y ı l ı nda V. i. Len in, sosyalist devrimin başlangıçta birkaç ve hattô ayrı olarak bir tek kapitalist memlekette üstün gelmesi olanağı hakkındaki h ü k m ü formüle etti. Ya lnız iki y ı l daha sonra bu öngörü de gerçek old u ; - 1 9 1 9'da V. i. Lenin, K. Ma rks ve F. Engels'in görüşlerini geliştirerek, somurge ve bağımlı ülkelerin devrimci potansiyelinin hızla büyüdüğü, bu. ü l kelerin insanlığ ı n sosya lizme doğru gel işmesinde evvelce düşünülebildi939


ğ i nden çok daha büyük b i r rol oyn ıya bilecekleri ve hele bunları n bazıla­ rında kapita list olmıyan yoldan gelişmenin m ü m k ü n olacağ ı sonucuna vard ı . Ve lenin'in bu öngörüsü d e ta mamiyle doğ rulo nd ı ; - 1 920'de V. i . Len in, Rusya'da d evrimin zaferinden sonra diğer mem­ leketlerin a rd a rda kapital ist sisteminden d üşmelerinin başl ıyaca ğ ı n ı , bun­ d a n sonra d a bu mem leketlerin sosyalizmin ilk ülkesi tetrafında sımsıkı topla narak tüm dünya politikası üzerinde çözüm/eyici bir etkiye sahip olacak bir birleşik sistem meyd a na getirdi klerinin görüleceğ ini ispat etti. Aradan otuz y ı l geçmeden bu öngörü de d ünya sosya l ist sisteminde ta ma­ men gerçekleşti. Görü ldÜğ ü gibi, Marksizm-leninizmin k urucu larının bilimsel öngörüleri ta rihin bütün seyriyle doğrula n m a ktad ı r. Ya l nızca bu d u rum, sosya lizmin bütün insa n l ığ ı n geleceğ i olduğu h ü k m ü n ü n doğ ru luğunu inand ı rıcı biçim­ de ispat etmektedir. Buna karşı, burj uva propaganda ve biliminin zaten yaptı ğ ı g i bi, M a rk ­ sizm klôsiklerinin öngörüleri n i n hepsinin de böylesine isa betle gerçekleş­ med iği yolunda iti razlar olabilir. Evet, bu doğrudur. K. M a rks da, F. En­ gels de, V. i . lenin de, kendi sonuçlama ve hükümlerinde bazı d üzeltmele r yapmış, kimini gerekli görd ükleri ta mamlamalarıo yeniden ayarla mrşla rd ı r, ve d a ha sonra ta rih de bunları doğrulam ıştır. Fakat daha önemli olan şud u r : Devri msel s ü recin gelişmesi nin ya lnız somut ta ri hsel koşu llarına i l işkin öngörü ler, ö rneğ i n insa n l ı ğ ı n sosyal k u rtul uşunun başlama za manı ve yeri g i bi hususlar d üzeltmeye uğ ra m ı ş olsa da, işin esası, bütünsel öngörü - bizzat bu kurtuluşun k açınılm az fığı - parlak bir biçimde doğ­ rulanmıştır.

Burj uva b i l i m ve propagandası başka iti razlar da ileri sü rüyor. Orne- . ğin, Marksizm - leninizmin kurucu larının ya ptı kları sonuçlama ve öngörü­ lerin belki eski kapita l izm bakı m ı ndan doğ ru olabi leceğ i, fakat yeni ta rih­ sel durum ve koşullar ortaya çı ktı kta n sonra bunları n a rtı k a s ı l sız olduğu g i bi iddialarda bulun uyorlar. Bununla i l g i l i olara k hemen hatırlata l ı m ki, daha Oktobr Devrimini izl iyen i l k y ı l l a rda, sosya l izmin d üşmanları, bu devrimin bir yasa l l ı ğ a da­ ya nmadığını ve nerdeyse toplumsal gelişme kanunla riyle çelişkili .bir rast­ lantı olduğunu i lôn ed iverm işlerdi. Daha sonra, Sovyet i ktidarının başarı­ ları bu egemen l i ğ i n doğuşunun hiç d e « ta rihin z i kza k ı » olmad ığ ı n ı en inand ı rıcı biçimde gösterince, yeni d üzen d iğer bi rçok Avrupa ve Asya ü lkelerinde de kurulup yerleşince, hasımla rımız ôdeta plôk değiştirdi ler. Şimdi a rtı k sosya lizmin ya l nızca geri kalmış memleketlerde m ü m k ü n b i r olay olduğu tera nesi ni tutturuyorlar. Bugün, gelişmiş sermayeni n eski ü l kelerini de içeren sosya list topl u l u ğ u n ulaştığ ı başarıların ışığ ı nda, a rtık bu «teori » yi propaganda etmenin d e iler-tuta r ya nı kalmıyor. Ve tekra r plôk değiştiriyorla r. Hasımları m ız, b u 940


defa da, bunun sosya lizm i artı k k urma kta olan ü lkeler için belki doğal da ola bileceğ i, amma d ü nya n ı n diğer bölgeleri için asla geçerl i ola m ıyaca ğ ı , zira «yen i d u rum v e koşu lların ortaya çı ktığ ı » g i b i sözler ed iyorla r. Bu a rd a rda g erekçe değ işti rme, reel ka nıtla rı n baskısı a ltında burjuva ideoloj isinin yavaş yavaş gerilemekte olduğ unu elle tutu l u rcasına göster­ mektedi r. Ama biz, «yeni d u rum ve koşullar» dedikleri n in ne olduğ una b i r baka l ı m . Burj uva ideolog ları n ı n yeni d u rum d iye pek sık v e seve seve ileri sür­ d ü kleri olgular a rasında d evlet-tekel kapitalizmi başta geliyor. Ve işte bunu neredeyse sosyalizmin alternatifi veya en azından onun gerek l i l i ­ ğ i n i şüpheye d ü şüren bir şey olara k göstermek istiyorlar. Gerçi, devlet-tekel kapita lizmi burj uva top l u m u nu n hayatı na epeyce yeni şeyler geti rmekted i r. Bu yeni şeyler, her şeyden önce, tekellerin gücü­ n ü n devletin g ücüyle aynı mekan izmde b i rleşmesinin, özel l i kle bil imsel ­ teknik devri m i n ulaşmalarını bu meka n izmin kend i a maçları için kullana­ bildiği hal lerde, sermayenin eli ne, bizzat ka pita l ist d üzen in varl ı ğ ı n ı tehdit eden uzlaşmaz çelişkile ri k ısmen yum uşatması için - emekçileri söm ü r­ mesinden daha az etkili o l m ıyan - yeni olanaklar vermesi nde ifadesini bulmakta d ı r. Oyle görül üyor ki, bi rçok burjuva bilgin ve gazetecisini saran ateşl i iyimserliğin kaynağ ı da herhalde bu yeni olana k l a rd ı r. Ya n i üm itsiz b i r hasta, teskin edici bir yeni i laca başvu rma kta ve bununla iyleşeceğ i ü m i d iyle avunmaktad ı r. Boş haya l ! Çünkü bugün burjuva toplumuna belirli olana klar veren devlet-tekel kapitalizmi, aynı zamanda onun a ltı na yarın patlamaması i m kansız bir ta hrip bombası yerleştirmekted i r. V. i. Lenin şöyle yazıyord u : « Binlerce biçim a ltında g itgide daha çok a rta n biz h ızla ilerl iyen ve . . . topta n ü reti m i n büyümesinde, kartel lerde, kapital istlerin send ikaları nda ve tröstlerinde ve aynı zamanda finans kapi­ ta linin boyutla rının ve g ücünün artmasında elle tutu lurcasına kend ini gösteren emeğ i n toplumsa l la ştırılması, sosyalizmin kaçı n ı l mazlıkla gelip çatmasının başlıca maddi temelid i r. » (I) Gerçekten de, devlet-tekel kapitalizminin kendisi, mill ileştirme, prog ra m­ Iaştı rma vb. g i bi kendine özg ü çizgi leriyle, ü retim i n fiilen ve hatta biçi msel olara k toplumsa l laştı rı lması d eğ i l de ned ir? Bugün Batı memleketleri nde ü retim hacminin % S'inden % l S' i ne kadarı, m ü badele alanının önemli bir kısmı resmen devlete a ittir ve b rüt ulusal verim i n (I '1l 30-40'1 devlet ka nalla riyle meydana getiril mekted i r. Peki, bu, sosya l izmin maddi temel inin hazırlanmasında büyük b i r i leri a d ı m değ i l m i d i r? Dahası va r : Devlet-tekel kapita l izmi temeli üzerinde, kend ine özgü yasa l l ı kl a rı n işlemesi sonucunda, özel kapita list ü retimin yoğ u n laşması g itg ide daha çok hızlanıyor. Oyle ki, daha 1 960' Iarın başlarında, 200 kum(1) V.

i.

Lenin. Bütün eserleri,

c.

26, s. 73. 941


p o nyaya ait işletmeler kapital ist d ü nya n ı n bütün sanayi ürününün hemen hemen "/O 35' i n i ü retmişlerd i r ! Demek k i , üreti m i n toplumsa l laşması, sosya l ist devri m i n kaçı n ı lmaz zaferi için yeni yeni önkoşullar yarata ra k bu ' hat üzeri nde de - dev adımlariyle ilerlemekte ve lenin'in şu hükmünü tekra r tekra r doğrulamaktadı r : « . . . devlet-tekel ka pita l izmi sosya lizmin e n dolgu n maddi hazı rlığ ıdır, o n u n ,kapıönü' deni len basamak a rasında başka b i r a ra basamak yok­ tur. " (2) Tek sözle, üretim böylelikle g itgide daha fazla toplumsallaşma kta d ı r. Peki, ya ben imseme işi ne d u rumdadır? M a rksizm - leninizm kurucuları, top l u m u n kaçınılmazlıkla sosyalizme doğ ­ ru hareketi ne yol açan çelişkilerin o n o kaynağ ı n ı ka pita list özel m ü l kiye­ tinde gördü ler. Şimdi sormak gerekiyo r : Kapita l ist d ü nyada bugünkü de­ ğ işmelerle, ka pital ist topl u m düzeninin temeli ve ç ı k ı ş nokta sı olon özel mül kiyet ortadan ka ldırı l m ı ş m ı d ı r ? Kapitalizmin savu nucula rı nd an hiçbiri, hattô bunların e n ateşlileri bi le, henüz bu ba kımdan devri msel b i r değişme olduğ unu iddia etmek cesa re­ tini gösterebi i m i ş değ ildirler. Uretim araçları üzerinde özel mülkiyet, hangi politik veya hukuki biçim leri a l mış olursa olsun, çağdaş kapitalist toplu­ munun temeli olmuştur ve temeli olarak kalmaktadu.

Gerçekten, gelişmiş kapitalist memleketlerde sözümona « i şçi hisseleri ,,­ n i n yayg ı nlaşması n ı n , özel mülk iyet prensipini biçi msel olara k ortadan ko l d ı rmasa bile, «eski proleterler"in - topl u m yap ı s ı n ı fiilen değ iştirecek ve onun a rtık sömürenler ve sömürülenler d iye bölünmesine g üya hacet kolm ıyocak kadar - önemli bir kısmını edinim sahibi haline getird iği konısında olanlarda bulunabilir. Evet, FAC'nde, Fra nsa'da ve daha bazı memleketlerde binlerce i şçi « kend i " işletmelerinin biçimsel hissedarları olmuşlard ı r. Ne var ki, proti­ ğin de gösterdiği g i bi, edini len hisse senetleri, i şçi leri patronların keyfi kararlarına bağ l ı k ı l m ıya hizmet eden bir ek a raçton başka bir şey değ i l ­ d i r. B u hisse senetleri, edinen işçi lerde, ya lnızca ü retim programı, kazanç dağılımı vb. tespitinde mal sahipliğ i ne özgü haklara sahip olma h ulyaları uya ndırmış, hattô kaleme gelir b i r maddi yo ra r da sağ la m a m ı ştı r. Batı Alman Ticaret Gazetesi'nde (<< Ha ndelsblatt"ı çıkan bir k a ri katü r bu durumu gayek güzel belirtmektedi r. Karikatürde, d uvarları hisse senet­ leriyle kôğ ıtlayan bir işçi görülmekte ve a ltındo da şunlar yazı l ı d ı r : « Du ­ va r kôğ ıdından d a h a ucuz ! " i ş i n özü şudur k i , hisse senetleri edin mek, sermayenin ücretli köleleri olarak sömürülen işçi lerin sosyal d urumları n ı zerre kadar değ iştirmemiştir. Çünkü bu durumu, onları n kapital ist üretim sistemi nd e tuttukları yer belir­ l emekted i r. eı V. 942

i.

Lenin. Bütün

eserleri,

C.

34,

S.

1 93.


Aldatıcı yen i l iğ i önce kendi leri getiren tekellerin şimdi bundan vazgeç­ meye başlamaları ol a yı, << işçi hisseleri » operasyonunun suya d üştüğ ünün inandı rıcı bir kanıtı d ı r. Netekim, Batı Alma nyada bu işe önaya k olan « Preussag AG » konserninde bu vazgeçmeye ta n ı k olma ktayız. Vaktiyle büyük bir propa ganda g ü rü ltüsüyle işçilerini « hissedar ya pan » bu firma, geçen yaz bu hisse senetlerini sessizce eritiverd i. Ve Springer'in « Die Welt» derg isi, bu olayı « ha l k a ksiyonunun ölüm saati » d iye tespit etti . Çağdaş kapita l ist toplu munda reel durumu, el bette tekel lerin p ropa ­ ganda yöntemleri değ i l , varl ı ğ ı n ı en ateşli kapita l izm tarafta rl a rı n ı n bile inkôr edemedikleri s ü reçler ve olgular beli rlemekted i r. Demek i sted i ğ i m iz şudur : Mülkiyetin bir avuç kapita listin elinde yoğ unlaşması, en büyük tröstlerin, mi lya rd erlerin kasa larına m uazzam kazançların akması süreci devam etmekted i r. Dyle ki, 1 960-70 yılları a rasında, ABD işleme sa na­ yiinde m i lya rder korporasyonla rın sayısı 28'den 1 02'ye çıkmış, a m a endüst­ rinin safi kôri içinde bunları n payı da % 38'den 0 '0 s3'e y ü ksel mişti r. FAC'nde ya lnız 1 964-71 y ı l la rı dönem inde, sermayeleri 1 00 mi lyon markı aşan hissedar şi rketlerin sayısı 73'ten 1 09'a çıkmış (bu tür şi rketler top­ la mı n ı n 0 '0 4,7'si), ama bunla rı n genel sermaye toplamı içindeki payı % s4,3'ten o , o 64,7'ye yüksel mişti r. Her kapitalist memleket için böyle örnekler verilebi l i r. Demek ki, büyük mülk sahiplerinin çevresi son derece dar tutulmakta, bunlartn toplumsal servetten gaspettikleri kısım içindeki paylafı artmaktadır.

Toplumda bir k utbun serveti a rttıkça, h a l k ı n sosya l g üvensizliğinin, çoğu hal lerde doğrudan doğ ruya yoksulluğunun da a rttığ ı görü lmekted ir. Burj u va bilgin leri, sermaye memleketleri emekçileri nin durumunu karak­ terize ederken, Asya ve Afrika memleketleri şöyle d u rsun, birçok Lôti n Amerika ü lkesini de çokça sı « un uturlar». Fakat yalnız gelişmiş kapitalizm çerçevesinde kalsa k bile, sosya l g üvensizlik örnekleri göstermekte pek uzağa g itmemize hacet yoktur. Bugün, resmi ra kamlara göre, ABD emek­ çi lerinin f) i) s'i b üsbütün s ü rekli işsizd irler. Bu en zengin kap ita list mem­ lekette 27, 1 m i lyon kişi, ya d a nüfusun ( i o 1 3,3'ü yoksuldur, ya ni gel i rleri Vaşington'un resmen «yoks u l l u k d üzeyi » olara k kabul ettiğ i çizg i n i n a ltında o l o n ki mselerd i r. Cumhu riyetçi senatör D. Boggs'un veri lerine göre, 21 m i lyon Amerikalının (nüfusun % 1 0'u) okuma-yazması yoktur. ABD Ulusal Tıp Birliği eski başkanı Halloman'ın bildird iğine göre, mem­ leket nüfusunu n hemen hemen b i r çeyreği - 45 m i lyon kişi - son derece m uhtaç oldukları sağ l ı k ya rd ı m ı ndan yoksundurl a r. N i hayet, Başkan R. N ikson'un da itiraf ettiği üzere, 24 m ilyon Amerikalı (nüfusun % 1 2'si kadarı) g eçerli norm lara uymıyan evlerd e otu rmaktadı rlar. Bu ded ikleri m iz ya lnız ABD'ne özg ü değild i r. En yaklaşık hesa plara göre, gelişmiş ka pita l ist ü l kelerinde her 1 00 işçi ve hizmetliye sürekli işsiz 3 kişi, öğ renimi yetersiz 6 kişi, barınma koşulları uygunsuz 9 kişi ve has­ ta landıkları za man tedavi olanağından yoksun 9 kişi düşmekted i r. Bunla r 943


yalnız işçi ve hizmetli lere ilişkin rakamlard ı r. Bunla ra emekçilerin pro­ leter olmiyan ta bakaları n ı n temsi lcilerini, emekli leri .vb. katarsak, sonuç­ lar çok daha acı ve düşündürücü olur. Bugünkü ka pita list toplu m u n u n d u rumu, M a rksizmin daha « Ko mü nist Partisi Ma nifesti »nde form ü le edilmiş olan hükmünü, yani bu topl umun gittikçe daha ta m ve açık olara k iki karşıt sınıfa - burj uvazi ve prole­ tarya - bölündüğü hükmün ü her zamankinden da ha parlak biçimde gös­ termekted i r. Eldeki hesa plara göre, gelişmiş kapita list memleketlerde çalışa b i l i r durumda o l a n l a r toplamı içinde ü cretli emekleriyle geçinenlerin payı 1 900-69 y ı l l a rı döneminde % 53'ten °,'0 79,5'e çı k m ı ştı r (köy ekonomisin­ deyse, bu pay % 26,3'ten % 21 ,7'ye inmiş ; sa nayide, yapıc ı l ı kta, ulaş­ tı rma ve ha berleşmede % 78,4'ten % 90,5'e yükselmiş ; tica rette ve hiz­ metler alanında d a % 7L5'ten % 84,9'a ç ı k m ı şt ı r) . Ocretli emek erba bı içinde proleterlerin payı n ı tespit işi, ka rdeş pa rti­ lere d üşen bir somut ta h l i l sorunud u r. Bu ta hlilin kanıtla ra ve ra kamlara dayanan son uçları bir yana, mevcut veri ler, orta ta baka l a rı n say ı ca aza l · m a l a rı n a karş ı l ı k işçi sınıfının d u rmadan a rttığ ı n ı v e b u a rtışı n d eva m etmekte olduğ u n u gösteriyor. Proleta rya n ı n örg üt ve bilinç d üzeyi yük­ sel iyor. Bu da, d evlet-tekel kapita l izminin, sosya list devrim için sadece maddi koşu lların yoğ unlaşmasına değil, aynı zama nda sosyal-pol iti k önko­ şulların yoğ unlaşmasına yol açtı ğ ı na ta n ı k l ı k ediyor. Kısacası, çağdaş burj uva topl umunda emeğin topl umsallaşması g itgide a rta rken, ben imseme işi, özel benimseme kara kteri ni koru makta, sosya l kontraslar (topl u msal zeng inl iğ in a rtmasına rağ men) daha çok keskinleş­ mektedir. Çağdaş kapita l izmin gelişme s ü reci, öyle basit çatışmalı olmaktan da öteye, derinine bunalı m l ı bir ka rakter a lm a kta d ı r. Yeni olanaklara ve kurnazl ıklara rağmen, ka pita lizm, ekonominin geliş­ mesinde d üzara durgunluk lardan, döviz bunalımları ndan vb. birtürlü kur­ tulam ıyor. ABD, FAC, Fransa ve Japonya'nın en büyük e konomistlerinin, birçok eserlerini, 1 929 y ı l ı « ka ra cuma»sının tekra rla n ı p tek ra rl a n m ıya­ cağı konusuyle ilgili d üşüncelere hasretmeleri rastgele değildir. Gelişmiş ka pita lizm d ü nyasında son yıllarda en şiddetli sosya l-politik bunalımla rla sarsılmamış b i r tek memleket g österilemez. Hattô «en salim » sayıla n iskandi navya devletleri bile çetin sınıf ça rpışmaları n a sahne olmuş­ lardı r. Kapita lizm eski sömü rge d ü nyasiyle ilişkilerinde de bir « uyum» sağla­ maya m uvaffa k olamadı. Eldeki ka nıtlar, « üçüncü d ü nya »nın « g elişmiş» ü l keler ta rafından söm ü rü l mesinin gittikçe şiddetlend iğini, eski metropol ler ile eski söm ü rgeler a rası ndaki çelişkileri n keskinleşmeye deva m ettiğini gösteriyor. 944


Tek sözle, em perya lizm, h a lkları d efa la rca yeni ve y ı k ı m g ücü bakı m ı n ­ dan öncekilerden ç o k d a h a tehlikeli bir d ü nya harbinin eşiğ ine kada r getiren en çetin birçok u l uslara rası a n laşmazlıkları n baş suçlusudur. Gerçek bud u r. Bunu burjuva pol itika ve biliminin objektif temsilci leri de kabul etmek zorunda kal makta d ı ri a r. Ve bundan ötürü de, çağdaş ka pi­ ta lizmin d ü menini tuta n kapta n ların da, bugünkü d u rumdan çıkış çareleri ara ma larında, özel m ü lkiyet d ünyası n ı n debelendikçe daha çok battığ ı güçlü klerin giderilmesi metotları sorununu bütün a ç ı k l ı k v e keskin liğiyle ortaya koyma l a rı nd a şaşılacak bir şey yoktur. Ka ldı ki, bu gibi çareleri ve böyle metotları nerede ve nasil a radıkları da ayrıca mônidard ı r. Burjuva ideolojisinde en ü n l ü yayg ı n yenilik « konverjans teorisi»d i r. (3) Bunun çeşitli variyantla rı vard ı r. Her bir variyant, eninde sonunda (sa hip­ lerinin sübjektif n iyetleri bir ya na) bu teorinin a nti-sosyal ist yönelimini ortaya koyar. Fakat bu teoriyi propaganda edenlerin, sorunu artık kapi­ ta lizmi şimdiki haliyle koruma şeklinde ortaya koymayı p, onun iyi leştiril­ mesi ve değ işmesi gereğinden söz etmeleri di kkate değ er. Oyle ki, a rtık sosya lizmin bazı çizgilerinden ve özg ü l ü klerinden yararlanılara k (el bette sermayenin çıkarına) kapitalizmin « yetkin leştirilmesi» önerilmekted ir. Ve gelecekte ka pita lizm ile sosya lizmin kaynaşmaları, bir « uyumlu b ütü n » meydana geti rmeleri gereğ inden d e m vurulmoktad ı r. Bu « teori »nin bilimsel temelden yoksulluğu üzerinde du ra cak değ i l i z ; bunu hayatı n kendisi, i k i karşıt toplu msal sistem arasında gittikçe büyüyen ayrı m laşma yeterince ispat etmekted i r. Bu d u rumda, asıl, burj uva ideolo­ jisinin yüzyı llard ı r d i rendiği mevzilerden açıkça ve a lenen geri lemesi olayı, gerçekte sosya lizmin g üc ü n ü ve olanakları n ı kan ıtlayan bu geri leme önem­ l id ir. Ka ldı ki, bu sorun teori olanı ile de s ı n ı rlı d eğ i ldir. Ka pita lizmin kendi mahvını g eciktirm e d enemeleri, onu pratikte de yeni ta rihsel koşullara uy­ m a k ve 1 969 y ı l ı U l uslara rası Danışma Toplantısı'nda sözkonusu edildiği üzere, böyle bir uyman ı n stratejisini işleyip hazı rla m a k zoru nda b ı rakmak­ tad ı r. Hemen söylüye l i m ki, kapita l izmin « yen i » ted birlerinden çoğ u n u n özl ü k ba k ı m ından, sosyalizmin şu veya bu metotlarını a l ı p beni msemeden başka bir şey olmaması bi lhassa mônidard ı r. Ya l n ız bir örnek vereceğiz. Eski kuşakta n olanlar, 1 920 yılları nda Sov­ yetler Birl iğ i i l k beşy ı l l ı k p l ô n ı n ı belirleyip kabul ettiği zaman, kapita l izmin bunu nasıl karşıladığını herha lde hatı rlayaca klard ı r. O za m a n bütün kapi­ talizm cephesinde ağız birdi : « B u beşy ı l l ı k sözü sayı klamadır, hiçbir plôn­ lama mümkün olamaz ! « Ya b u g ü n ? » « Plônlamo » veya « prog ramlama » teri mi, a rtı k ya lnız burj uva-teknik Iiteratürünce d eğil, d evlet-tekel kapita ­ lizminin bütün pratiğinde de herkesçe kabul edilmektedir. Ancak bu prog(3) Konverjans (Lôtince covergentia) : Kaynaştırma, yaklaştırma, belirli koşullara uyd u rma. 945


ra mlomanın eylemde ne verd iği, özel m ü l k iyet egemen liği yüzünden aşa­ madığı engellerin neler olduğu, başka soru n d u r. Fakat g erçek, yelin bir şey koparomodığı kaya g i bi yerli yerinded i r : Başlang ıçta cehennem ucu­ besi saydıkları şeyi, bugün cen net yolu olara k kabul etmekted irler. Burada, John Kennet Golbraith'ın geçenlerde verd iği m ü l ôkattan bir­ koç cümle a kta rmanın yerinde olaca ğ ı n ı d üşü nüyoruz. U n ü bir hayli yay­ g ı n olon bu adamı ayrıca ta nıtmaya do l üzum görmüyoruz. M ü lô katında şöyle diyo r : « Sosya l izm ve m i l l ileşti rme Birleşik Amerikada hiç de « sayg ı göre n " şeyler sayılmazlar, oma ben bunları artık aklamamız gerektiği k a n ı ­ sındoyım . " Orneğ in, yapıc ı l ı k sanayii, sağ l ı k yard ı m ları veya sivil ulaş­ t ı rma olanları . . . Birleşik Amerika d ü nyada meselô dem i ryollarını özel­ cilerin eline b ı rakmış birici k mem lekettir ve bu yüzden bizim demiryolları sistem imiz şimdi bilhassa yolcu taş ı ma alanında boşaşağı gitmekted ir. Bence, bu olanlar, devlet eli işe karı ş mo d ı kça ödevleri ni yerine getire­ mezler. " Dikkat edin, bu �?zleri « yeni sanayi toplumu" teorisini, ya ni « konver­ jans teorisi"nin tü rlerinden ve daha doğrusu temellerinden birini yarata n kişi, kapitalist d üzenin « akıllıca" savunulmasına bunca emeğ i geçen adam söylemektedir ! Sıradan Amerika l ıların, Fra nsızların, Japonların v e i n g ilizlerin, defalarca kapita lizmin a rtık vakti g eçmekte olon sistem olduğu sonucuna varma­ larında şaşılacak bir şey olmasa gerektir. Amerikan bilgini Jay Forrester şunları yazıyo r : «Amerika l ı l a r kend i sos­ yal sistem lerinin kusurlarını d üzeltme yolundaki bütün ısra rlı çabaları n ı n istenilen sonuçları vermediğini g ittikçe d a h a iyi anlıyorlar. " Bu tespit « Bu­ si ness Week>. d erg isinin d e yazd ı ğ ı g i bi, Amerika l ı ların biznesten niçin giderek o rtan bir hoşn utsuzl uk d uyd uklarını do açıklamıyor mu? Aynı derginin veri lerine göre, Amerika l ı ların üçte ikisi tekellere ve onları n ey­ lemlerine eleştirmeli gözle bakmaktadırl a r. Dergi d iyor ki : « Eğer bu eğilim böylece sürüp giderse, serbest özel teşebbüs sisteminde epeyce sanc ı l ı değişmelere yol açabilir." i şte bir örnek daha : Bu yılın başında, Fransoda kam uoyu yoklama kam­ po nyası ndo, ü l kedeki ça l ışma koşul ları konusunda bir a n ket ya pıldı. Dü­ şünceleri sorulanların % 4S'i (21 yaşında ve daha yukarı ola nlar) temel toplumsal ya p ı l ı şa dokunmıyacak reformla r yap ı lması gerektiğini söylediler. Ama a nkete ceva p verenlerin öteki va rısı % 44'ü - basit reformlarla hiç bir şey başarı l a m ıyaca ğ ı konısında olduklarını bel i rttiler. Fakat nereye ve hangi yoldan yürünmelidir? Bu soruya sosya lizm örneğ i cevap vermektedir. Sosya list d ü nya n ı n s ı n ı rları d ı ş ı nda a l ı p yü rüyen tartı şmalarda, sosya lizm tecrübesi hara retle görüşül üyor, değ erlendiriliyor ve büyük bir d ikkatle inceleniyor. Şü phesiz ki, varı lan sonuçları n her zaman tom ve gerçek bir vukuf ürünü olduğ u söyl enemez. Ve doğ a l olarak, sosya lizme düşman pro-

946


paganda, bu sonuçları her fı rsatta kendine göre d üzeltmeye çalışmakta d ı r. Ama bu böyle olsa da, doğ ru ve gerçek, kafa la rd a ve kal plerde yine ken­ dine yol açabilmektedir. Bu gerçekte ş u d u r : Sosyalizm bizzat beli rleyip yükümlendiği ödevleri henüz tama miyle çözmemiş alsa da, i lerled iği yolda (i l k defa g eçi ldiği için) birçok güçlükler (va rd ı r ve olaca ktır) bulunsa do, yine de ka pita l iz­ m i n yapamadığını a rtık başara bi l m i ş durumdadır. Bu yı l, Sovyetler Birliği - sosya lizmin i l k vata n ı - kendi birlik devleti nin 50. kurtuluş yıldönümünü kutl uyor. Ve Sovyet insanları, geçilen yolun dökü­ münü ya ptıkları za man, haklı bir k ıva nç duyg usiyle şu sonuçları tespit ed iyorl a r : - Sovyet ü l kesinde a rtık sı nıfsa l v e u l usal ezgi ta mamiyle ortadan k a l ­ dırılmıştır; - işsizliğe, açlığa, yoksul luğa, cahilliğe, ya rı n ı na güvensizliğe ebediyen son veri l m iştir. - her y u rttaşa çalışma, d i n len me, öğrenim, tedavi, kayg ısız ve ra hat bir emek l i l i k hakkı sağ lanmıştır; - yaşa mada maddi d üzey d u rmadan ve d üzara yüksel mektedi r, ve h içbir burjuva memleketinin gerçekleştirmeyi başaramıyacağı kültür ni met­ lerinden herkesin serbe'stçe yararlanması sağ lanmıştı r; - her yurttaş ça l ı ştığ ı işletmenin ve dairenin, bulunduğu bölgenin ve yörenin, kendi cumhuriyeti nin ve bütün ü l kenin hayatı na ilişkin bütün prob­ lem lerin görüşülmesine ve çözümlen mesine katı lma reel hakkına sahiptir; - ve ü l ke, bütün d ü nyada barı ş ı n korunmasını ve g üçlendirilmesini a maçl ıya n bir politika izlemekted i r. Bilindiği gi bi, burj uva ideolog l a rı, elbette, Sovyetler Birliğ inin çoğ u kaza n ı m larını tartı şma konusu ya pmakta ve bunları şüphe a ltına a l maya çalışmakta d ı rlar. Fakat bugün bu kaza n ı m l a r d ü n k ü nden daha az tartı şıl­ ma kta, birçok şey düşmanlar ta rafından bile kayıtsız şartsız kabul edil­ mekted i r. Yine bilindiği üzere, sosya lizmi eleştirenler, şu veya bu sosya list ü l kede işlenen bazı hataları parmağa dotayara k bütün sistemi n ulaşımiarını kü­ çümsemeye ç a l ı şm a ktadırlar. Evet, hatalar yok değildir. Fa kat burada önemli olan, her şeyden önce, bizzat yönetici partiler tarafı ndan bu hata­ ların - tekra rlanma olana k l a rı da gideli lerek - sıcağı sıcağ ına d üzeltilmiş veya düzeltilmekte olmas ı d ı r. . . . Tek sözle, çağdaş a nti-sosya list literatürü incelediğ imiz za m a n, onun görünüşteki gerekçe bol l uğ unun, gerçek gerekçeler noksa n l ı ğ ı n d a n ileri geldiği sonucuna varıyoruz. Zira şu veya bu sosya list ü l kede görülmesi mümkün somut kusur ve yetersizl ikleri ele a l mak üzere somut eleşti ri ma­ terya li de bulunabilir ve hattô bu fazla bir a raştırma da gerekti rmiyebilir. Netekim, her şeyden önce, bu memleketlerin a l a bildiğ ine eleşti rmeli, a m a yapıcı davranan kend i bası nında böyle bol bol materyal vard ı r. 947


Bir başka deyişle, sosya l ist topl u m sisteminde şu veya bu halka kuru­ mun fonksiyonuna ilişkin olumsuz materyal bulmak zor değ ild ir. Fakat yeni toplumun önceki bütün toplum kuru l uşları ndan daha üstün olduğ unu ya lanl ıyaca k materyal bulmak ; bugün reel olara k mevcut sosya lizmin, halen yaratı l m a dönemini yaşıyan ve gövdesi hôlô iskelelerle çevrili bulu­ nan, hôlô öz korunma ve kendi bağrında gizli m uazzam olana kları mey­ dana çıkara ra k bunlardan ya rarlanma ödevi n i çözmeye ça l ı şa n bu d üze­ nin ka pita lizme ü stü n l ü ğ ü n ü yalanlıyaca k materyal bulmak olana ksızd ı r. Bu ödevin çözümü yolunda g ü n be g ü n ilerl emekte, sosya lizmin ve orta­ ya koyd uğu olumlu örneğ in çekim g ücü şüphesiz ki daha fazla a rtacaktı r. Bunun ya n ı s ı ra (deyim uyg unsa eğer) olumsuz örneğ in g ücü, kapita l ist d üzeninden sıyrı l ı p çekilme gücü de a rtacaktır. Bütün bunlar, halen sosya list olmıyan ü l kelerden her birini sosyalizme götü recek olan yolların, ne kadar karmaşık ve d eğ işik olursa olsun, bu ü l keleri başka d üzene değ i l , ille bu topl u m d üzenine vard ı racağı g erçe­ ğini doğ ru lamaktad ı r. Ne var ki, bu h ü kümde kötücül ve ö l ü mc ü l bir şey a ramaya kalkışmak büyük bir hata olur. Evet, sosya lizme yol veren önkoşullar her yerde olgun­ Ia şıyor. Evet, bütün insa n lı ğ ı n sosya lizme doğ ru geçmesi gerekliliği ve ihtiyacı a rtıyor. Fakat bu, otomatik biçimde, kend iliğinden olamaz. Çünklj eski dünya n ı n kuvvetleri, kendi mevzi lerini korumak için, insanlığın geliş­ mesini d u rd u rmak ve hattô geri çevirmek için elleri nden gelen her şeyi yapaca klard ı r. Bu d u rumda, işçi hareketinin soru m l u l uğ u , komünistlerin soruml uluğu d a ha fazla a rtma kta d ı r. Tarih, işçi ha reketine ve komünistlere, toplumsaı gelişme kanunlarının gerçekleştirilmesine, reel ve canlı bir gerçeklik haline getirilmesine ya r­ d ı m etmek gibi büyük bir ödev vermiştir. Ve komünist ha reketi bu ödevi yerine geti recektir.

948


O/wyucu/aflmıza cevap/Ol

Ba nglad �ş Cumhuriyeti 'nden okuyucumuz Şahrul Sait, Sov­ yetler Birliğ inin sömürgecilere bağ ı m l ı l ı kta n k urtulmuş genç devletlerle ekonomik ve teknik işbirliğinden söz etmemizi rica ediyor ve bugün bu sorunun kendi mem leketinde özellikle ilgi konusu olduğunu belirtiyor. Sosya list d evletlerin geliş­ mekte olan ül kelerle ekonomik ilişkileri p roblemleri ne d erg i ­ mize gönderilen d iğer birçok mektu pta da değiniliyor. Der­ gimiz yazı kurulu, bundan ötürü, okuyucula rı mızın soru larını ceva plandırması ricasiyle, SSCB Ba kanlar K u ru l u'na bağ l ı Dış Ekonomik I l işkiler Komitesi Başkanı S . S/<açkof yoldaşa başvu rmuş bulunuyor. SSCB VE G EliŞM EKTE OlAN lJ LK ELER Soru : SSCB'nin gelişmekte olan ü lkelerl e ekonomik ve tekn i k işbirliğ inin temel gerekçeleri nelerd i r? Cevap: SSCB'nin gelişmekte olan ül kelerle ekonomik ilişkilerinin geniş­ lemesi, sosya lizmin d ü nya ölçüsü ndeki mevzilerinin g ittikçe güçlenmesinin ve ulusal k urtu luş hareketi nde elde edilen başarı ların dolaysız son ucud u r. Bir ya ndan bizim sosyal ist halk ekonomimizin gelişmesi, öte ya ndan d a sömürg eci rejimierin varlığına s o n veril m esi, gelişmekte o l a n ü l keler h a l k ­ larının ekonomik bağ ımsızlı klarını sağ lama v e bu a l a ndaki gerika lmışlığı giderme uğrundaki m ücadelesine Sovyetler Birliğ inin doğrudan doğ ruya maddi bir d estek gösterebilmesi ola naklarını ya ratmı ştır. Bu ü l kelere Sovyet ekonomik ve teknik ya rdımı hacmi, ya lnız son 1 0-1 2 yıl içinde, üç defadan fazla a rttı. SSCB ile işbirliğ i sonucu olarak, bu ü l ke­ l erde halk ekonomisi ba kımından, sosyal ve kültü rel önemi olan 370 iş­ letme ve tesis kuruldu. Bu g i bi 420 işletme ve tesisin kurulması veya proje çalışmaları da d evam ediyor. Ekonomik süreçlerden söz ed ilirken, nitel göstergelerin elbette büyük bir önemi vard ı r. Fakat bizim ekonom ik ilişkilerimiz o lanı nda oluşan ve güçlenen işbirliğ i m izin özlük ve kara kterinin iyice a n laşılması için istatistik verilerin yeterli olmadığı apaçık ortadadır. Bu öylesine karmaşık ve çok ya n l ı bir olgudur ki, değerlemesi ya pılırken, en değişik etkenlerin, bu arada nitel ölçü lere vuru la mıyacak olan etkenlerin de gözönüne alınma­ s ı n ı gerekti ren bir yanaşım ister. En önemlisi, bizim gelişmekte olan ü l ke­ lerle ekonomik ve teknik işbirliğim izin, herşeyden önce, yeryüzünde sınıf güçleri genel dengesi açısından, sosya list d evletlerin , u l uslara rası işçi hareketinin ve ul usal kurtuluş ha reketinin el birliğiyle yü rüttü kleri anti­ em perya list m ücadele açısından ele a l ı n masıdır. SSCB' nin Asya, Afrika ve Lôti n Amerika devletleriyle ekonomik ilişkileri, bu devletlerin u l usal bağ ı m 949


sızlıkları n ı n sağlamlaşması na, em perya l izme karşı, barış ve sosya lizm u ğ ­ r u n d a ortak savaş davasının g üçlenmesine h izmet etmektedi r. SSCB'n i n gelişmekte olan ül kelerle ekonomik ve tek n i k i şbirliğ i, d ü nya sosya lizminin u l usal kurtuluş hareketiyle birlik ve ittifak biçim lerinden biri­ d i r. Bu sın ıfsa l -politik değerleme, bizim Afrika -Asya ve Latin Amerika mem leketleriyle karş ı l ı k l ı ekonOmik i l i şkileri mizin her türlü i statisti k-ekom i k ta h l i l inde biricik doğ ru ölçüdür. Gelişmekte olan ü l ke lerle b izim ekonomik işbirl i ğ i m iz i n b i rçok ayırt edici çizg i lerine dikkati çekmek isterim. Bu işbirliği, k urtu luşları na kavuş­ muş olan söm ürge ve ya rı-sömürgelerin ekonomil erinde devlet sektö rü n ü n g üçlenmesine yard ı m ed iyor. Sovyet mali v e teknik ya rd ı m iyle kurulan i ş ­ letme v e tesisler ta ma miyle kuruld u kları ü lkelerin u l usal m ü l kiyeti olma kta ve bunların birçoğunda devlet sektörü n ü n maddi temeli oluşmaktad ı r. Bu s u retle, halk ekonom isi süreçleri n i planlı olarak ayarlama elema nlarını daha temelli biçimde benimseyip uyg ulama koşulları ya ratılma kta d ı r. Bu d a gelişme h a l i nde olan ve geriliği kapita l i st özeleilik furyası koşul larında g ideril mesi imkansız bir ekonomi i r i n çok önem l id i r. Genç devletlerle işbirl i ğ i m izin bir başka karakteristi k yönü, ya ni bu iş­ birliğinin onların perspektif gelişme u l usal prog ra m larına uyg unluğu yönü d e bununla bağ l ı d ı r. Gelişme hal indeki çoğu ü l keler, kendi ekonomik planlarını ya pa rken. halk ekonomisi endüstriyel teme l i n i n genişletilmesini, isti hdam problem i n i n çözümünü, halkın yaşa ma d üzeyinin yü kselti l mesi ni öngörüyorlar. Sovyet yard ı m iyle kurulan i şletme ve tesisler, bu ül kelerin programlarında, kuru l masına biri nci d erecede önem veri len işletmeler l i s­ t esinde genell ikle önde ve hatta başta gel iyor. Gelişmekte olan ü l kelerle ekonomik ve teknik işbirliği mizin, sanayi ve i şkolları bakı m ı ndan yapı l ı ş özel liklerini de belirtmemiz gere k i r. Bu cüm­ leden olara k hemen söyliyelim ki, bu işbirliği çerçevesi içinde ayrı lan ödenekler, hemen hemen dörtte üçü yeni sanayi ve enerji kolları ya ratı l ­ masına harca nmak üzere, daha ziyade üretim a la n ı n ı n g el işti ril mesi için kullanı lmakta d ı r. Bı.ı suretle, bizimle işbirliği ya pa n ü lkelerin ya l n ızça şim­ d i k i ekonomik i htiyaçları değil, aynı zamanda yürüttükleri ekonomik ba­ ğ ı msızl ı k mücadelesi n i n sürekli menfaatleri gözönüne a l ı n m ı ş o l makta d ı r. SSCB i le işbirliğ i n i n bu yönel i m i , gelişmekte olan ül kelere, yalnız belirli sanayi ma l larını ithal etme zoru n l uğ undan yavaş yavaş k u rtulmaları bakı­ mından değ i l , bir ya ndan gerçekten bağ ımsız ul usal halk ekonomisi sis­ teminin temelini ol uştura bilecek biricik olanağa, yani ba şlıca çağdaş üre­ ti m a raçlarına sahip olabilmeleri bakı m ı nd a n da ya rd ı m etmekted ir.

950


SSCB'nin gelişmekte olan ü lkelerle ekonomik i şb i rliğinin strüktürü (ı Oca k 1 972 d u rumu)

Yatmm ödenekleri dağıltmı

Sa nayi ve energetik Köy ekonomisi Ulaştırm a ve ha berleşme Jeoloji k a ra ştırmalar Eğ itim, sağ l ı k, kültür vb. alanları

(yüz.de olarak) 73.8 5,3 8, 1 8,2 4,6 1 00,0

işletmelerin gucu

(kurulmuş kurulmakta ve planlaştırı l mış) Elektrik sa ntra lleri (be l i rli güç) mi lyon kvst Çelik, m ilyon ton Hoddelenmiş meta ller, m ilyon ton Petrol (rofineri), milyon ton Metal urji, maden , döğ m e-basınç, k a l d ı ra ç-taşıt a raç ve aygıtları, m i lyon ton.

6,3 1 3,0 1 2,3 1 1 ,6 1 50,0

Sovyetler Birliğ inin Afri ka-Asya ve Lati n Amerika devletleriyle ekonomik işbirliğinin strü ktürü, bu işbirliğ inin yeterince çeşitli kara kteri ni de yansıt­ ma kta d ı r. Görüld üğü g i bi, bu işbirliği, sanayiin ya n ı s ı ra köy ekonom isini de, u laştırma a ğ ı n ı da, jeolojik a ra ştırmaları da, u l usal eğitim ve halk sağ­ lığı a la n la rı n ı da ka psa m a ktad ı r. Bu da, işbirliği nde, g elişmekte olan ü lkelerin en önemli sorunlarından birinin, yani ekonominin tek yönlü geliş­ mesinin önlenmesinin gözönünde tutulduğunu göstermekted i r. SSCB ile işbirliği çerçevesi içinde 300 bin uzman ve vasıflı işçi yetiştirilmiş olup, Sovyet ya rd ı m iyle öğ renim yapan ve üretim tecrübesi edinen bu elema nlar şimdi eski sömürge ve ya rı-sömürgelerde ulusal kadrola rı n büyük bir kolu olara k çalı şmakta d ı riar. Sovyet örgütlerinin ha rca maları , genel li kle, bizimle işbirl iğ i yapa n mem­ l eketlerin g eleneksel i h raç malla rıyle veya Sovyet ya rdı miyle kurulan işlet­ melerin ürünleriyle ka patı lmaktad ı r. Bu gelişmekte olan ü l keler için çok önemlidir, zira bu memleketler emperyalist d evletlerden aldıkları krediler için çokçası gayet kıt olan konvertibi döviz ödemek zorundadırl a r. Gayet 95 1


elverişli mali koşullarla veri lmiş Sovyet kredi ve isti krazları n ı ödeme ta rzı ise, g enç devletlere ih raç malları için sağ la m bir d ı ş pazar sağlama kta ve bu malların Sovyetler Birliği tarafından ithal edilmesi de ayrıca bizim halk ekonomimizin sürüp giden ihtiyaçları n ı n daha ta m ola ra k karşılan­ masına imkôn vermektedir. Demek oluyor ki, sosya list devletler ile gelişmekte olan ü l keler a rasın­ daki ekonomik ilişkiler, karş ı l ı k l ı menfaatlere saygı ve karş ı l ı klı ya ra rlanma temeline daya nmaktad ı r. Sosya list devletlerle, söm ü rge bağ ı m l ı lığ ından ku rtu l m uş ülkeler a rasındaki işbirliğ i, emperya lizm tarafı ndan dayatı lan ve bir kısım devletlerin ekonomi ba k ı m ı ndan diğ erlerine tôbi olmalarını öngören sisteme ka rşı l ı k, u l uslararası i ktisadi temaslar pratiğine gerçekten eşit haklı ilişki leri g etirip ma letmen i n yolları ndan biridir. Soru : Sovyetler Birliğ inin gelişmete olan ü l kelerle işbi rliğ inde karş ı l ı k l ı yarar gözeti lmesi prensibi, soru nun ya lnızça tica ri yönüne indirgenebi lir mi? Cevap : i ş i n bu yönü el bette gözönünde tutu lur. Fakat, sorunu, işbirl iğ i ­ mizin yukarıda belirttiğim s ı n ıfsal - po liti k temelini gözönüne a lara k daha geniş biçimde ortaya koyma k gereki r.

Sağ la m ve sürekli ekonomik il işkilerin, ancak bunları n her iki taraf için ekonomik etken liğine ilişkin ameli d üşüncelere gereken önem verilerek yaratı ldığı söz götü rmez bir gerçektir. Fakat, gelişmekte olan ülkelerle işbirliğimizin karş ı l ı klı yararlı l ı k yanını daha genel kara kterli etken ler de be lirtmektedir. işin bu ya n ı , Asya, Afrika ve Lôti n Amerika devletleri nin u l usa l ekonom ilerinin g elişmesine ya rd ı m etmekte ve bu suretle emperya­ list tekellere karşı m ücadelede d u rum larını da sağ lamlaştırmakta d ı r. Diğer taraftan, SBKP M K Genel Sekreteri L. i . Brejnef yoldaşın bel i rttiğ i gibi, « ulusal kurtuluş hareketiyle ittifak, bütün d ü nya anti-empe ryalist savaş­ ç ı la riyle ittifak, bizim u l uslara rası a landaki g ü cü m üzün önemli kaynakların­ dan birid ir. Ad ı m larımız uyg u n ve karşılıklı destek ve daya n ışmada olduk­ ça, barışın g üçlendirilmesi sorunu da dahil olmak üzere, b i rçok uluslara ­ rası problem i n çöz ü m ü n ü sağ lamak bizim i ç i n d a h a da kolaylaşmaktadır.» Demek ki, bizim ekonomik ve teknik işbirliğimizde ka rş ı l ı klı yarar gözetil­ mesi prensibinin, basit anlamda ka rş ı l ı k l ı ticari menfaatlerin gözeti lmesin­ den çok daha derin bir içeriğ i vard ı r. Soru : Burj uva bası n ı nı n, gelişme ha lindeki ü l kelere ya pılan yard ı mda « buna l ı m » iddialarına ne dersiniz? Cevap : Em perya listlerin gelişmekte olan ü lkelere «ya rd ı m » politikası gerçekten çık maza g i rm i ş bulun uyor. Bizzat burj uva sözçülerinin böyle konuşma larını, bu politi kanın bir bunalım geçirdiğinin ispatına ek bir kanıt olara k karşılamak g erek i r. Bu buna l ı m ı n temel nedenleri, herha lde, emper­ ya lizm ile ulusal kutuluş hareketi a rası nda, emperyalist tekellerin yayı lıcı

952


emelleriyle, kurtuluşları na kavuşmuş memleketlerin ekonomik bağ ı msızlık ve sosyal ilerleme m ücadelesi a rasındaki çözü msüz çelişkilerde a ra n ­ m a l ı d ı r. Ne va r ki, em perya l ist propa g a nda «yard ı m buna l ı m ı »n ı evrensel bir olay, ya n i SSCB'nin ve diğer sosya list ü l kelerin gelişmekte olan memleket­ lerle işbirliği a l a n ı n ı da kapsaya n bir olay olara k gösterirken gerçekleri ka baca zorlamaktad ı r. Bizim bu ü l kelerle ekonomik ilişki lerimizde hiçbir « bunalı m » yoktur ve üstelik bu ilişkiler giderek doha da genişleyip sağ­ lamlaşmaktad ı r. Bu hususta, örnek olarak, g elişme halindeki memleket­ lerle ekonomik ilişkilerimizin coğ rafi boyutla rı n ı n sürekli biçimde geliş­ mesine d i k katleri çekmeyi yeterli buluyoruz. 1 955 y ı l ı nda SSCB'nin Afrika­ Asya d ü nyası nda ya lnız iki memleketle işbirliğ i anlaşması vardı. Bugün SSCB 19 Asya ülkesiyle, 22 Afrika ü lkesiyle ve 3 latin Amerika ü l kesiyle bu gibi a n laşmalar bağ l a m ı ş d u rumdad ı r. Partimizin XXiV. Kongresinde, SSCB' nin genç u l usal d evletlerle ekonomik işbirliğinin « ul usla ra rası eko­ nomik i l işkiler a la n ı nda emperya list söm ü rü sistemine ka rşı olan sağ la m bir işbö l ü m ü kara kteri a lma kta old uğ u » ta mamiyle haklı olara k belirti l­ m iştir. Gelişme halindeki ü lkelerin ulusal ekonomik kalkınma davasına Sovyetler Birliğ inin katkısını bu memleketlerin bi rçok soru m l u yöneticileri de yü ksek bir ta kdirle belirtmekted irier. Orneğ in, Hind ista n Başba kanı i n dira Gandi, Sovyet-Hint ekonomik işbirliğinin 1 5. yıldönü m ü m ü nase­ betiyle verd i ğ i demeçte şunları söylemişti r : « Bizim amacımız ekonomik bakımdan g eri kalmışlığı gidermek, topl u m u m uzu seferber etmek ve kendi kend i m ize yeter hale gelmektir. Biz bu yolda Sovyetler Birliği hükü meti nin ve h a l k ı n ı n destek ve ya rd ı m larını görüyoruz. Ve bLz bu işbirliğine büyük bir değer veriyoruz. Bu işbirliği, halklarımız a rasında dostluk ilişki lerinin daha fazla g üçlenmesine ve u l uslararası d ostluğa önemli bir katkıdır.» SBKP ve Sovyet d evleti, Asya, Afrika ve latin Ameri ka ü l keleriyle eko­ nomik ve teknik işbirliği biçimlerini daha temelli ve yetkin hale getirme yolunda sistemle çalışmaya devam ed iyorl a r. SBKP ve Sovyet devleti, anti­ em perya list güçleri, kurtuluş uğrunda savaşan g üçleri, ekonomik yard ı m da dahil, h e r a la nda d esteklemeyi enternasyona l ödev saymakta d ı rlar. Gerçi, ul usal k urtuluş hareketine, ekonomi alanı da dahil, her alanda sosya l ist devletin destek olma enternasyona l ödevi kavra mı bazı çevre­ lerde kendine özg ü biçimde yorumlanıyor. Orneğ in, soru nu, Sovyetler Bir­ liği de dahil, bütün gelişmiş ü l kelerin eski sömürg elere ve yarı-sömür­ gelere doğal olara k ya rd ı m da bulunma kla yükümlü oldukla rı, kendi maddi olanakları n ı n bir kısmını onlara ayırmaları gerektiği biçiminde ortaya ko­ ya nlar do va rd ı r. Fakat bu, soruna sakat bir ya naşım ta rzıd ı r. Bunun tuta rsızl ığı, şu veya bu devletin uluslara rası soru nlarda takındığı her tutu m u n belirli bir s ı n ı f­ sal temeli olduğu g erçeğinin kasten « unutu l ması »nda gizlenmekted ir. 953


Bundan ötürü, gelişme halindeki ü l kelerle i l işkiler konusunda sosya list devletler ile emperya l ist devletleri bir ta htaya koyma k hiç d e akıl körı o l ma sa g erektir. Asya, Afrika ve Lötin Amerikan halklarını söm ü rmekten hiçbir za man el çekmem iş olan em perya lizmin, bu halklara ödenmemiş borcu vard ı r. Sovyetler Birl iğ inin ve öteki sosya list ü lkelerin gelişmekte olan ü l kelere enternasyona l d estek borcunun ise bam başka bir karakteri va r­ d ı r. Bu destek borcu, yard ı m ödevi, sosya l ist toplumun öz kara kterinden, d ü nya ölçüsündeki anti-emperyalist mücadelede sosya lizmin menfaat­ leriyle u lusal kurtu luş hareketinin menfaatleri a ra s ı ndaki uyg u n l u ktan ileri gelmekted i r. Tek sözle, bu soruna, sadece ekonomik gelişme d üzeyleri a rasında beli rli farklar bulunduğu g erekçesiyle b i r kısım d evletlerin diğer bir kısım devletlere sözümona « doğ a l borc u » gibi mistik uydu rma l a ra dayanara k değ i l , a çı kseçik sosya l - politik ölçütleri çıkış nokta sı yaparak ya naşmak gerekmektedi r. Şimdi, SSCB'nin 50. kuruluş yıldön ü m ü a rifesinde, bütün d ünyada, mem­ leketi m izin ya lnız u l usal-devletsel kuru l uşuna değil, bütün d ı ş politika eylemine d e temel ol'a n sosya list enternasyonalizm prensiplerine büyük bir ilgi gösteriliyor. Bu ilgi, dolaysız olarak, bizim gelişme hal i ndeki ü lkelerle ekonomik i l işkilerim izi d e kapsıyor. Bu a landa sosya list enternasyonalizm, genç devletlerin ekonomik g elişmelerinin, bağ ımsızlıklarını güçlendirmeleri ve sosya l ilerlemelerini güvence a ltına a lmaları m a ksad iyle, d ü nya n ı n bü­ tün anti-emperya list g üçlerinin d u rumunun kuvvetlend irilmesi ya ra rı na ola­ rak, destek lenmesini gerekti riyor. Bu, maddi kayna kları n d a ğ ı l ı m ı prob­ lemi d eğ i l, ka rşı lıklı d estek olma temeli üzerinde işbirliğ i problem idir. Unutm ıya l ı m ki, Oktobr Devri mi'nden sonra, çok geçmeden, Sovyet dev­ leti, kendi ekonomik g üçlü klerine rağ men, emperya l izme ve sömü rgeci l iğe karşı bağ ı m sızlık savaşı yü rütmekte olan Asya ü l kelerine ve halkla rı na dostça ya rd ı m elini uzatma ktan g eri d u rm a m ı ştı r. K u rtuluşlarına kavuşa n birçok sömürg e ve yarı-sömürgelerle Sovyetler Birliğ i arasındaki ilişki lerde bugün olgun bir gelişme gösteren eşit haklı ekonomik işbirliğ inin ilk fil iz­ leri, daha 1 920 yılları başlarında işte bu temel üzerinde uç vermiştir. Parti­ mizin ve devleti mizin a rdıcıl olara k izled ikleri bu politik hat, uluslara rası ekonomik ilişkilerde sosya list enternasyonalizminin en önem li bel irti lerin­ den bi ridir. Bu bizim dış pol itka mızın kendine özg ü iç çizg i sidir ve halk ekonomisi plönlarım ızda d i k katle gözönüne a l ı n makta d ı r. N itekim, parti­ mizin XXiV. Kongresi nin, şimdi yürürlükte olan beşyı l l ı k plônın içeriğ ini belirliyen d i rektiflerinde, « Asya, Afrika ve Lôti n Amerikanın gelişme ha­ lindeki ü l keleriyle sağ lam ve sürekli d ı ş ekonomik ve bilimsel-teknik i l iş­ ki leri, karş ı l ı k l ı yara r temeli üzerinde ve onların ekonomik bağ ımsızlık­ l a rını g üçlendirme a m acı g üderek, geliştirmeye devam etmenin gerekl i olduğ u » belirti lmekted i r.

954


OZEl SAYFALAR

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine Değerli yoldaşla r ! SSCB'nin 50. Kuruluş yılı dolayısiyle, Tü rkiye Komünist Pa rtisi Merkez Kom itesi, bütün Türk kom ünistleri adına, Sovyetler Birliğ i Komünist Partisi Merkez Komitesini, SSCB Yü ksek Konseyi başka n l ı ğ ı n ı , SSCB Bakanlar Konseyini ve bütün Sovyet halkını candan kutlar. Len in'in Kom ünist Partisi, Sovyetler Birliği insa rı l ı k ta rihinde i l k defa olarak, Marksizm-Leniniz m prensiplerine, bütün m i l letlerin, halkların emek­ ç i lerinin eşitl iğini, kardeşliğini hayata geçirdi. Çok m i l letli yeni tip bir d evlet, ya rım yüzyıl önce proleta rya enternasyonal izmi bayrağı altında kuruldu. Ça rlık Rusya'sının potriyo rko l, feodal üretim i l işkilerinin hakim olduğu ülkelerde, bugün gelişmiş sosya l ist il işkiler hüküm sü rüyor. Sovyetler Birl iğ inin tecrübesi Marksizm in -Leninizmin şu hükmünü ta ma­ m iyle doğ rulad ı : Milli meselenin sebatlı bir şekilde çözülmesi sosya li st devri m i n i n gerçekleşmesine bağ l ı d ı r ; mil letler a rası nda kardeşçe ilişki ler kurulması işçi sınıfı n ı n en önemli ta rihi ödevleri nden biri d i r ; ayrı ayrı mil­ letlerin emekçi leri n i , ancak Marksizm-Leninizm ve p roleta rya enternasyo­ n a l izmine bağ l ı komü nist ve işçi pa rtileri birleştirebi l i r. Komünst Parti sinin Leninci m i l l i politika s ı n ı n pa rla k sonuçları Sovyetler Birliğidir. SBKP 1 00-den fazla m i l letin büyük kardeşlik birl iğ i n i n yaratıcısıd ı r. Sovyetler Bir­ liği Kom ünist Partisinin enternasyonal, çok m i l letli toplumun menfaat­ leriyle ayrı ayrı her mi l letin menfaatlerini ahenkle bi rleştirmenin örnek­ lerid i r. Büyük Oktobr Devrimi sosya lizm çağ ı ile birlikte milli ezg i sisteminin çöküş çağ ı n ı do açtı. Fakat emperya lizmin boyunduruğu altındaki m i lyon­ l a rca insan hôlô k u rtul uşları için savaşma ktad ı r. Sovyetler Birl iğ in i n , m i l l i kurt u l uşları uğ runda savaşan halklaro karş ı ­ l ı ksız yard ı m l a rı onun proletarya enternasyona lizmine bağ l ı l ı ğ ı n ı n başka bir belirtisidir. Bu yard ı m l a r daha Oktob r Devrim i n i n doğuşuyla başladı, Sovyetler Birl iğ i n i n ekonom ik, politik ve askeri gücüyle başbaşa gelişti ve gelişiyor. Ayrı ayrı toplum düzen indeki devletlerin barış içinde yaşama Leninci p rensipine daya nan Sovyetler Birliği m i l l i ezg inin her şekline karşıdır. Em perya lizmin sa l d ı rı ve söm ü rü politikasının karşısında d ı r, halkların g ü ­ venl i ğ i n i n en güçlü, en a ktif savun ucusudur. Sovyetler Birl iğ in i n ya rı m yüzy ı l l ı k j ü b i l esine proleta rya enternasyonaliz­ m i n i n ca nlı bir örneğ i olarak, SBKP' nin önderliği altında, komünizm yo955


lunda, em perya l izmin, sağ ve « sol » revizyonistl erin, özel l i kle Maoizm i n gittikçe yoğ u n laşan yalan v e iftiraları n ı hiçe sayarak, geniş adımlarla iler­ lemekte devam ed iyor. Bugün bütün d ü nyada Sovy'et Sosyal ist Cumhu riyetleri Birliğinin 50. yıl­ dönümü proletarya enterna syonalizminin b i r zafer bayra m ı olarak kut­ lanıyor. Yaşas ı n Sovyet Sosyalist Cumh uriyetleri Birliğ i ! Yaşa sın Leni n'in m i l l i politikasını sebatla v e yaratıcı bir şekilde ger­ çekleştiren Sovyetler Birliği Kom ü n ist Partisi ! Yaşasın komünizm ! 18. 1 2 . 1 972

956

TORKiYE KOMUN iST PARTiSi M ERKEZ KOMiTESi


Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin 50' kuruluş yıldönümünü kutlama törenlerine katılan Türkiye Komünist Partisi MK Politbüro üyesi i. Bilen yolda­ şın konuşması Çok değerli yoldaşla r ! insanlığ ı n e n büyük bayra m larından birini, yüce Lenin'in kurduğu ve Sovyetler Birliği Komünist Partisinin oluşturduğu SSCB'nin 50. yaş y ı l ı n ı sizinle, bütün Sovyet halkla rıyla, yeryüzünün bütün emekçileriyle birlikte kutluyoruz. Bu m utluluğu sizinle kardeşçe paylaşıyoruz. Biz, Türk komün istleri, ulusal bağ ı msızlığı uğ runda, demokrasi, barış ve mutlu bir g elecek için savaşan halkımız a d ı na, büyük komşumuzun bu ta rihsel bayra m ı n ı , devri mci içtenl iğ iyle, candan selamlarıı. Büyü k Oktobr Sosya list Devri m i insanlığ ı n gelişmesinde yepyeni bir çağ açtı. M a rksçı-Leninci i lkeler üzerinde, devrim ateşleri içinde yepyeni bir devlet : SSCB kuruldu. Yüzden fazla halkın, ulusun hak eşitl iğine, kar­ deşl iğine dayanan bu yüce d evlet, yeryüzü n ü n en güçlü, en adaletli dev­ letidir. Proleter enternasyona l izmi bayrağını yüseklerde tutan Sovyetler Birl iği, insa n l ığ ı n gel işmesini, bugününü, ya rı n ı n ı belirliyen en kesin etken olm uştur. Yeryüzünde işçi sınıfı savaşları nı, u l usal bağ ı msızl ı k d i renişlerini lenin ü l kesi nin gelişme d eneylerine göre ayarla makta d ı r. Sovyetler Bir­ l iği, çağ ı m ızda devrim hareketlerinin, devrimcilerin güç kaynağ ı d ı r. Bu g ücün va rl ığı, u l usal bağ ı msızlı kları için savaşan halklar için en g üveni­ lir destektir. Türkiye halkı, büyük komşumuz Sovyetler Birl i ğ i n i en ya kın dost - « ka ra g ü n dostu » biliyor. Halkım ız, em perya l ist sa lgıncıla ra karşı ölüm, kalım savaşına kalktığı zama n , 1 9 1 9-22 yıllarında, ona dostluk elini uzatan , o n o h e r şeyle a rka o l a n b i ricik devlet g enç Sovyet devleti - lenin'in kur­ d u ğ u devlet olm uştur. Ve, bu yüce devlet, 55 yıl boyunca, g üUüğ ü değiş­ mez barış ve yanyana yaşama politikasının en iyi örneklerin i Türkiye Cum­ h u riyetine - halkı mıza ka rşı gösterm iştir. Dünyada hiç bir şey bu g erçeğ i silemez. -

Sovyetler Birliği bizim kapı-komşu muzd u r. Sovyet cumhuriyetlerindeki dev g elişmeler, yurd u m uzda ulusa l sorunIJn en idea l ve köklü biçimlerd e çözü mlenmiş olması, her u l usa, her halka nasıl, hangi yoldan yürümesi g erektiğini göstermekted i r. Sını rkesmece kapı-komşumuz G ü rcista n'dan tut ta özbekistan'a, Kaza ­ histan'a, Estonya'dan tut ta M ol davya'ya kadar bütün Sovyet cumhuriyet­ leri baş dönd ü rücü başarılar elde etmiş, çimçiçek ba hçelere dönü şmüştür. El bette bütü n bu dev gelişmeler, Sovyet halkı kadar, bizi de sevind i riyor. 957


B u n la rla biz de kıvanç d uyuyoruz. Bu başarılar proleter enternasyonal iz­ m i n i n gücünü somut biçim leriyle ortaya koyuyor. Ve onu bu kaynaktan alıyoruz. Sovyet halkı bu ta rihsel başarı ları n ı en çetin savaşla rla. yeryüzünde hiç b i r ha l k ı n görmed i ğ i savaşla rla elde etmiştir. Böylesi bir başarıyı sağ l ı ­ ya nları insa n l ı k hiç bir za man un utamaz. I nsan l ı k. bu kahra ma nları her zaman saygıyla. şanla a naca ktı r. Kom ünizm yol u n u gösterenler. uzay çağ ı n ı açanlar. bilimde. tekni kte. kü ltürde derin devri mler yapanlar halklara. insa n l ığa yepyeni bir çevren a çıyor. onları n geleceğe g üvenle bakmalarını sağ lıyor. Bu g üveni sağ l ı ­ yan Sovyet halkıdır. Sovyetler Birliği Komünist Partisinin çalışma ları gele­ ceğe g üvenle ba kmamızı sağ l ıyor. Yaşasın yüce Sovyetler Birliğ i ! Yaşasın. g üzel ya rı nların habercisi. proleta rya n ı n ve kurtuluş hareket­ lerinin tüken mez g üç kaynağ ı büyük komşumuz ! Yaşasın leniniz m !

958


BU AYıN HABERLERI A. Soydan

Yurtta • Petrol-iş Genel Başka n ı ismail Topkar 29 Ara l ı k g ü n ü I stanbulda . terti pled i ğ i basın toplantısı nda « Anayasanın ve ka n u n l a rı n verd iği hak­ ların g e ri a l ı nması teşebbüsü halinde bile genel g reve gidilebileceğ i n i » söylemiştir. ismail Topkar, 1 972 yılı nda i şç i hakları n ı n d eğ işik vesi lelerle kısıtl a n m a k istendiğini bel i rtmiş ve .< i l g i l i ler bilmelidirler ki, işçiler elde ettikleri Anayasal ve yasal haklarını çiğnetmeyecek güce çoktan ulaşmış­ l a rd ı r. Elde ettiğ i miz ha kla rı n zerresini elim izden almak isteyen zihniyete karşı, tüm Türk i şçilerinin m i l l i şuur i çinde, bi rleşerek, yekvücut olarak gerekli dersi verecegini, kam uoyuna a lenen ilôn ediyoruz» demiştir. Türk-iş Genel Sekreteri H a l i l Tunç da geçen ay içinde Senato k ü rsüsün­ den aynı fikirleri i leri sürm üştü. Daha evvel Maden- iş, Yol - i ş, TiS g i bi federasyonlar, DiSK konfed erasyonu da değ işik vesilelerle yaptı kları çı kış­ larla işçi hakları na ka rşı yap ı l a n saldırı la ra karşı d i renme gereği ni' ileri ' sürm üşlerdi. Türk-iş ve Topka r gibi Türk-iş'e bağlı önemli sendika yöneti­ cileri n i n bu gereğ i duyma l a rı , işçi s ı n ıfı n ı n haklarını çiğnetmemek yönünde gösterd iği tepkinin bir sonucud u r. Bu konuda d eğ işik eğ i l i m l i sendikalar a rasında b i r fikir ve hedef birliği belirmiştir. • Tü rkiye Genel H izmetler işçileri Send ikası « Genel - i ş » Merkez Yöneti m Kurulu 5 Ara l ı k tarihinde Ankarada toplandı. Top lantıd a n sonra yayı nlanan bild i ride şu nokta l a r bel i rtil mekted i r : Gelmiş geçmiş h ü kümetler, özel l i k l e şimdiki hükümeti n gel iştirmek i sted iği yöneti m ş e k l i ya lnız i b retle değ i l , aynı zamanda end işeyle izlenecek nitelikte bir siyasi orta m yaratmaktadır. Başka b i r d eyimle hükümet büyük sermaye çevrelerinin d i rekt etkisi altına g i rmiş bulun makta d ı r. Genel-iş Merkez Yön �tim Kuru l u n u n yayınlad ı ğ ı bildirinin son bölü­ mü nde, i şçi hakla rı n ı n , h ü kü m etin müdahel esiyle sermayeci çevreler ta ra­ Imdon kısıtlandığı belirtilmekte ve b i r an önce bu düşmonca politikaya son veri lmesi istenmektedir. • izmitin Gebze bölgesindeki Pi maş Fabrikasındaki g rev 1 2 Ara l ı k tari ­ h i nde b i r haftayı bütünlemiştir. Greve katı lan 287 işçi patron ta rafında i şten çıkarı l mıştı r. Patron i şten çıkard ı ğ ı işçiler yerine yenilerini a l maya başlamışt ı r. Bu d u ru m işçilerin bağ lı olduğu Kauçuk-iş Sendikası tara ­ fından şiddetle protesto edilm iştir. Ka uçuk-iş yayı nladığı b i l d i ri d e, i şten çıkarılanların işlerine a l ı n ı ncaya kadar d i renişin d eva m edeceğ ini açık­ lamıştır. 959


• Gebzedeki " Krom Çel i k » fa b ri kası nda Otomobi l-iş Sendikası tara­ fından yürütülen g rev 1 1 0 g ü n üne boşmıştı r. G reve katı lan işçilerin sayısı 300'd ü r. işçiler istekleri uğrundp sonuna kadar d i reneceklerini bildirmiş­ lerd i r. Greve sebep, sendika ile patronlar a rasında yap ı la n top l u sözleşme g ö rüşmelerinde patronların işçi isteklerini kabul etmemeleridir. • Koç Hold inge bağlı istanbul Silô htarağa Dem i r-Döküm fa b rikasında 2.500 işçinin g revi 8 Ara l ı k tarihinde ikinci ayına basmıştı r. Maden - i ş Send i kası ile patran temsilci leri arasında ya pılan görüş­ melerde o l u m l u bir sonuca varı lamamıştır. Bunun sebebi potran temsi l ­ ci lerinin işçi isteklerini kabule yanaşmamalarıdır. Send ika temsilcilerinin i leri sürdükleri başlıca istek, g ü ndeliklerin fiyat attışla rına para lel olarak yükselti lmesid i r. • D iSK'e bağ lı Maden - i ş Send ikası tarafı ndan Çel i k Halat fa brika­ sı nda g rev kara rı a l ı n mıştır. 1 75 işçinin çalıştığı fa brika nın patronu sen­ dikanın haklı zam isteklerini ka bule yanaşmamıştır. • Yine Otomobi l - i ş Sendikasına bağ l ı Elektrofer fabrikasında topl u sözleşme görüşmeleri, patronun z a m isteklerini kabul etmemesi yüzünden çık maza g i rm iştir. Send ika g rev kara rı a l mıştır. • Tü rkiye Lôstik-iş Sendikası da, izmit Lôstik fabrikasında toplu iş sözleşmelerinde patronları n hayat pahalılığ ına uyg u n bir şekilde g ü nde­ l ikierin yüseltil mesi isteklerini ka bule yonaşmaması üzerine yakında g rev kara rı o lacağ ını açıklamıştır. Send ika başkan vekili Kenan Akman .< isted iğimiz iki kademede 500 ku­ ruş za mdır. Bu kabul edilmediği ta kdirde g rev ha kkımızı kullanmaya karar­ lıyız» d em iştir. • izmirde pamuk işçilerinden sonra zeytin işçileri de ücretlerine zam yapılması isteği ile işi yavaşlatma şeklinde d i renişe geçmişlerdi r. Tayfa a d ı verilen zeytin işçilerinin çoğ u, g ü ndelik lerin azlığı yüzünden zeytin bölgelerine gelmemişlerdir. Zeytin toplama işlerinde gündelikler 1 969'da 7 lira, 1 970-71 döneminde 8-9 lira a rasında değişmiştir. Bugü n 1 0-1 2 saatlı k bir çalışma için işçiler en fazla 10 lira kazanabilmekted i rler. • Adana- Hatay Sıkıyönetim Komuta n l ığ ı 1 4 Ara l ı k ta rihinde yayınladığı bir bildiri ile bölgede yasağa rağ m en işçi sendikaları n ı n bild i ri bas ı p dağıttı klorını belirtmiş v e bu gibi hareketlerin şiddetle yasa k olduğ u n u b i r d a h a açıkla mıştır. Ada na- Hatay S ı kıyönetim Komuta n l ı ğ ı n ı n bu bildirisi de memleketin başka ta raflarında olduğu gibi bu bölgede de işçi sınıfının d i renişinin deva m ettiğ ine bir delil sayılma ktad ı r. 960


• Türk Deniz- i ş Sendikası ile Türk Taşıt-iş Sen d i kası yöneticileri Baş­ baka n Meleni ziyaret ederek, işçi ve send i kacı lara karşı s ü rd ürülen yıl­ d ı rma h a reketleri ni, patronları n keyfi tutumlarını, hayat pa halılığ ını ve fiyat a rtışlarını protesto etmişlerdi r. • izm i rde 4 Ara lıkta başlıyan fırın işçilerin i n g revi bir yandan izmir Sıkıyönetim Komuta n l ı ğ ı n ı n , bir yandan da izmir Belediye Başkanı Osman K i ba rı n tertipledi ğ i kışkırtmalara konu oldu. Belediye Başkanı ile Sıkıyöne­ tim Komuta n l ı ğ ı tarafından kışkırtı lan gangsterler, g rev gözeülerine sal­ d ı rdılar. B u n l a r sözde « çalışmak isteye n » işçilerdi . Oysa G rev ve Toplu Sözleşme Ka n u n una göre, g reve g i d i len bir i ş yerinde çalışmak yasa ktı. Sıkıyönetim Komuta n l ı ğ ı gangsterlerin saldırılarını ön leyeceğ i ne, kanuni hakları n ı savunan 20 fırın işçisi ve sendikacıyı tutsak etti. Fa kat sen d i ka çevrelerinde meydana gelen sert tepki sonucunda tutsak edilen işçi leri serbest b ı ra k m a k zoru nda ka ldı. Patronlar işçi g ü ndeliklerine zam yap­ mayı ka bul etti ler. Fakat belediye de o n l a ra ekmeğ i n g ramajını i n d i rmek imkônını verdi. Böylece b u zam da yine dolaylı bir şekilde geri a l ı n m ı ş oldu.

• Sümerbank Eskişehir Basma Sanayii M üessesesi ile Teksif Sendikası Eskişehir Ş ubesi arasında uzun za mandan beri süregelen topl u sözleşme kon uşmaları, i şletme yönetici leri n i n işçi istekleri ni reddetmesi üzerine ke­ sildi. Send i ka Eskişehir Basma Sanayii M üessesesine bağ l ı bütün iş yer­ lerinde g rev k a rarı aldı. Eskişeh i r Basma Sanayiinde 1 .400 send i ka l ı işçi va rd ı r. Teksif Sendikası Sü merba nkın Egedeki iş yerleri nde de aynı nedenler yüzünden g rev kara rı aldı. -

• Tü rkiye Esnaf ve Zanaatkôrlar Konfederasyonu Genel Başkanı H üsa­ mettin Tienşan ya ptı ğ ı bir açıklamada yılda 46,5 m i lya r l i rayı bulan ba n ka k redilerinin dört b i n kadar kodamen ithalat- i h racat tüccarı, işadamı ve büyük toprak sahipler; tarafından paylaşıldığını belirtmiştir. 200 bini bulan küçük esnaf ve zanadtkôrlar ise yılda a ncak 1 ,5 m i lya r l i ra kadar b i r k re­ diyi paylaşmakta d ı ri a r. Tienşan'a g ö re, T ü rk sanyicilerinden büyük çoğ u n ­ l u k toplam kredi lerin a ncak % 3'ünü a l makta d ı rlar. Kred i lerin 0 '0 70'i büyük sermaye sahiplerine verilmekted i r. Tienşan küçük esnaf ve zanaatçıları n büyük sermaye sa hiplerin i n baskısı altında oldukla rı n ı da bel irtmiştir.

• Tica ret Baka nlığ ı n ı n 29 Ara l ı k ta ri hli .. C u m h u riyet» gazetesinde yayı n ­ la n a n b i r ra poruna göre, Türkiyede ima lôt, m a d e n v e h izmetler sektöründe mevcut 1 20 büyük sanayi kuruluşundan 70'i ya bancı sermayenin elinded i r. Geri kalan 50 k u ru luşa da ya ba ncı sermaye, % 1 7,06 ile % 29,29 ora­ nında ortaktır. 961


Tica ret Baka n l ı ğ ı n ı n ra poruna göre, imalat sanayii sektöründeki 93 bü­ yük kurul uşta n 50'si, maden sektö ründeki 4 büyük kurul uşta n tamamı, h iz­ metler sektöründeki 1 8 firmadan 1 6'sı yabancı sermaye , hakimiyetinde bulunmaktad ı r. Büyük ekonomik k u ru l uşların % 90'ına hakim olan ya bancı müteşebbis-_ lerin bu k u ru l uşlara sermaye katkısı % 60 civarı ndadır.

• Köyişleri Ba kanı Necmi Sönmez 28 Ara l ı k tari h i nde Mecl is Geçici Komisyon unda « To pra k ve Tarım reformunun herkese topra k vermek için getiri lmediğini, topra k - i nsan işgücü i l işkilerinin kalkınma stratejisinin bir pa rçası ola ra k ele a l ı nd ığ ı n ı » söylemiştir. Bakon, 32 m ilyon 1 1 6 bin 224 dönüm a razinin dağıtı l m a k üzere kurula­ cak olan Topra k ve Tarı m Reformu Müsteşa rlığı emrine verileceğ ini, reform uyg ula ması sonucunda topra kıı veya topraksız 539 bin a i l eye toprak verile­ ceğ i n i söylemiştir. Yine baka n ı n açı kladığ ına göre bugün Tü rkiyede 1 m i lyon 268 bin 1 0 1 çiftçi a ilesi tamamen topra ksızd ı r. 2 m i lyon 221 bin 322 çiftçi ailesi de a z top ra k ı ı d ı r. Tü rkiyede ayrıca 1 m i lyon 1 83 b i n 640 ta rım işçisi vard ı r. . Ziraat Bankası 1 973 yı l ı nda 22 m i lya r 33 m i lyon l i ra kred i dağ ıto­ caktı r. Ka rma Bütçe Komisyonunda açıklanan bir rapora göre bu kred i lerin 17 m i lya r 658 mi lyonu ta rım sektörüne verilecektir. Büyük topra k beyleri bu k redi lerin aslan payını a lacaklard ı r. '

• Devlet istatistik Enstitüsünce hazırlanan b i r ra pora göre son on yılda hayat pa h a l ı l ı ğ ı en çok ista n bul, Ankara ve izmirde a rtmıştır. Fiyat a rtış­ ları ba kı m ı ndan b u üç ilde et ilk sırayı a l m a ktad ı r. Daha sonra zeytin ve k u ru fasulye gelmekted ir. Ev kira l a rı bu üç ilde % 1 51 yükselmiştir. Od un fiyatları da 1 0 y ı l içinde Anka rada yüzde 1 36, ista n bulda yüzde 83, ızmirde yüzde 1 1 0 a rtmıştı r. Mesela Anka rada 1 962'de 95 kuruş olan ekmeğ i n kilosu 1 972'de 1 70 k u ruşa yükselmiştir. Ista n bulda 8 9 ku ruştan 1 69 k u ruşa, ızmirde ise 94 ku ruştan 1 64 ku ruşa yükse l m iştir. B u l g u r Anka rada b u za· man içinde 1 76 ku ruştan 248 k u ruşa, Ista n bulda 1 7,3 k u ruşta n 267 kuruşo, ızm i rde 1 64 ku ruştan 250 ku ruşa yükselmiştir. • Anka ra 1 No. lu Sıkıyönetim Mahkemesinde yarg ı lanan H u k u k Fakül­ tesi eski dekanı Prof. Uğur Alacakopta n çeşitli idd ialarla 5 yıl 10 ay ağ ı r hapis, 5 a y 2 5 g ü n hapis cezasına çarptı rı l m ı ştır. Profesör ayrıca m üeb­ beden kamu h izmetleri nden mahrum iyete, 1 yıl 1 1 ay 10 gün Artvinde Emn iyet Genel Müd ü rlüğ ü neza retinde sürgüne d e mahkum ed i l m i ştir. Aynı mahkemede Alacaka pto nla bera ber yarg ı lanan asistan U ğ u r M u m ­ cu da aynı cezalara ça rptı rı l mıştı r. Ya lnız onun sürgün yeri Ka rstır. Aynı g rupta yarg ı lanan ısmet Tufa n Ya zıcı, Raif Çakı r 4'er yıl 2'ser ay a ğ ı r h a p i s cezasına çarptı rı l m ışlard ı r. 962


• Diyarba k ı r-Siirt Sıkıyönetim Komuta n l ığ ı 1 . No. l u Askeri M a h keme­ sinde Devrimci Doğ u Kültür Ocakları üye ve yöneticileri n i n ya rg ı lanması sona erm iştir. 66 kişi, 10 ayla 16 yıl a rasında değişen ağır hapis ceza­ larına çarptıı rı l m ı şlard ı r. Ceza l a r Türk Ceza Ka n u n u n u n faşist 1 4 1 ve 1 42. maddelerine göre veri l miştir. Fi kret Şah i n 13 yıl 4 ay ağ ı r ha pis, Nusret Kılıçaslan 12 y ı l a ğ ı r hapis, 5 yıl sürgün, M ü mtaz Kotan 1 6 yıl ağ ı r hapis, 6 y ı l sürg ü n, Sabri Çepi k 1 2 yıl hapis, 5 y ı l sürg ü n ceza sına çarptı rılmış­ lardır. Karar yurtseverler ve m a hkemede bulunan d i nleyiciler tarafından pro­ testo edi l m iştir. Salonda bulunan sa n ı k ve d i n leyiciler hep bir ağızdan "yaşası n h a l kları n va rlığı, ka h rolsun faşiz m » d iye haykırm ışlard ı r. Yurt­ severler hapisha neye sevkedi l i rken Enternasyonal M a rşını söylemişlerd i r.

• Ankara 2 No. lu Sı kıyönet i m M a h kemesinde TDS davası sona erd i. Yöneticilerden Fa k i r Baykurt, D u rs u n Akça m, Vel i Kasımoğ l u , Osman Akol ve öteki Merkez Yönetim K u rulu üyeleri, yani Baykurtla birlikte 8 kişi, 8'er yıl 1 0'a r ay ha pse mahkum oldular. 58 TDS üyesine de 10 ayla 10 yıl 8 ay a rasında değişen hapis ceza l a rı veri ldi. 1 0 yıl sekizer ay hapse m a h ­ k u m olanlar H a s a n Ya lçınla i bra h i m Bayardı r. Yurtsever öğretmenl�r ay­ rıca sürekl i olara k kamu h izmetlerinden mahrum iyete, üçer yıl da sürgüne m a h k u m olm uşlard ı r. • istanbul Sıkıyönetim Komuta n l ı ğ ı gazeteci Kemal Bisalman hakkında " Yeni Orta m »da yayı nladığı "Yine Lütfen Bay Melen » baş l ı k l ı yazısından ötürü soruşturma açmıştır. Gazetenin eski yazı işleri müd ü rü Sala hattin Uya r hakkında d a soruştu rma açı l m ı şt ı r. • ista n b u l 3 No. lu Sı kıyönetim Ma h kemesinde Şadi Alkılıç ve a rkadaş­ l a rı n ı n d uruşması sona e rd i . Şadi Alk ı l ıçla doçent Çetin Dzek birer yıl altı­ şor ay hapse ve birer yıl d a sürgüne mahkum oldu l a r. Eski ya rgıçlardan Şia r Yalçın d a b i r yıl hapis;SOO l i ra para cezasına mahkum oldu. Rag ı p Zarakoğ lu, Vahit Tulis sekizer yıl ağ ı r hapis, 2'şer yıl 8'er ay da sürgü ne, Gülay Varlı, ivrem Keski noğ lu, Hayri E roğlu, Faruk Pekin, Alpay Bi ber, Agô h Uya n ı k ve Arif Sarısözen 5'er y ı l ağ ı r hapis, b i re r yıl 8'er ay d a s ü rg üne m a h k u m oldular.

• ista n b u l 2 No. lu Sıkıyönetim M a h kemesinde Kocaeli Devrimci i şçi Köylü Birliği k u rucu ve üyeleri 3 yıldan 8 y ı la kadar d eğ iş i k a ğ ı r hapis ceza­ l a rı na m a h k u m o l d u l a r. Sekizer yıl ağ ı r hapis cezasına, kamu h izmetleri n ­ den süresiz o l a r a k mahrum iyetlerine 2 yıl 8 ay da çesit l i i l lerde sürgüne mahkum olanlar Sı rrı Dztürk, isa Ruhi Köbüt ve M u stafa Baykara d ı r. • Hakkı nda üç defa mahku miyet kararı veri len " Sol Yayınlar» sahibi M uzaffer Erdost'un mahku miyetlerinden biri Yargıtay tarafı ndan onaylan­ m ı şt ı r. Len i n i n "Ne Yapma l ı » eserin i Tü rkçeye çeviren Erdost TCK'nun 963


1 4 1 . 1 maddesine göre 7,5 yıl ağır hapis 4 yıl da sürg ü ne mahkum olmuş­ tu. Yargıtay b u mahku m iyeti onaylam ıştır. Erdost " Ma rksizm ve Milli Me­ sele .., "Sağ Sol Sapma lar'>a d lı kita pların çevirileri nden ötürü iki defa ye­ d işer buçuk y ı l a ğ ı r hapis ikişe r buçuk yıl da sürg ü n cezasına çarptı rı l ­ m ıştı. B u mahkumiyet kararları şimdi Yargıtaydadır. Bunlar onayla ndığı ta k d i rd e M uzaffer Erdost, yeryüzünün faşizmle idare ed i l meyen her ü l ke­ sinde satı lan bu üç kita b ı n çevirisi için 22,5 yıl ağır hapis 6,5 yıl do sürgün cezası çekecektir.

• M i l l i Eğ itim Ba kanı Saba hattin Ozbek TBMM Bütçe Karma Komis­ yonunda verd i ğ i demeçte «Liselerin paralı olması fikrini tamamen ben i m ­ sed i m . Böyle b i r şey o l ursa 3 y ı l d a m i l l i eğ itimin bütün sorun l a rı çözüın­ lenir» dem iştir. Bilindiği g i bi yine M i l l i Eğ itim Bakanlığı nca hazırlanan ve yüksek öğ reti m i n para l ı olmasını öngören bir tasarı Meclis M i l l i Eğ iti m Kom isyon unda kabul ed i l m işt i r. M i l l i Eğ itim Ba kanı l ise öğ retiminin d e paralı o l m a s ı n ı öngörmektedi r. Böylece eğ itimi va rl ı k l ı sınıfların tekel ine vermek, halk çocukları n ı n okumasını ve genellikle h a l k yığınlarının uyan ­ ması nı engellemek yönünde i ktidar ta rafından yeni yeni ted birler a l ı n ­ m a ktad ı r. • Elektrik Mühendisleri Odası izmird e yaptığı bir açıklamada Türki­ yen in 1 974 yılı nda k a ra n l ı kta kalma tehlikesi ile k a rşı karşıya geleceğ i bel i rtil mektedir. Ya n l ı ş hesa plar yüzünden Keban Baraj ı n ı n inşaatı a ncak 1 979 y ı l ında tamamlanabilecektir. Açıklamada termik santra l ler ya p ı m ı yoluna g i d i l d i ğ i bel i rtilmekted ir. Termik santral lerde e l d e edilen elektri ğ i n m a l iyeti 1 1 - 1 3 k u ruştur. Buna karş ı l ı k g a z t ü rbinlerinde e l d e ed i len elek­ tri ğ i n maliyeti 72 k u ruştur. Elektrik enerjisi mal iyetinin b u şeklide a rtması b i rçok sanayi ve tarım ü rü n lerinin mal iyeti n i de yükseltmektedir. Bilindiği g ibi en ucuz elektrik h i d rosantra l lerde ü reti l mekted i r. Keban Barajı n ı n i n ­ şası bunun için düşünülmüştü r. 1 962'de başlıyan ba rajın i nşaatı masraf­ ları n ı n 400 mi lyon l i ra civa rı nda olacağı hesaplanm ıştı. Fakat bugüne kadar 2 m ilyar l i ra para h a rca n m ış. bir o kada r da bitinceye kadar har­ canacağı hesaplanmaktad ı r. Ba raj ı n jeoloj i k a raştı rmalarını yapan Ameri­ kan firması n ı n a raştı rma la r ı n ı n ve hesa pları n ı n ya n l ı ş olduğu a n la ş ı l m ış, inşaatı y ü kü mlenen Fransız- italyan firması ise sürekl i olarak devletten ek ödenek isteğ inde b u l u n muştur. Ba raj ı n inşaatı bir çok ertelemelerden sonra 1 974 y ı l ı nda bitecekti. Fa kat a n laşıldığına göre i nşaatin bitmesi şimdi 1 979 y ı l ı na ertelenm iştir. • Türkiyedeki terör ve işkenceler Avrupa Konseyinde sert ten kitlere sebep olm uştur. Mil let Mecl isi Dışişleri Komişyonunda bazı C H P'li m i llet­ vek i l lerin i n bu konudaki soru l a rını cevapland ı ra n Dışişleri Bakanı Bayülken de bunu itiraf etmek zoru nda kalmıştır. Topla ntıya katı lan M G P Genel Başkanı Feyzioğ l u, AP senatörü Tevetoğ lu, eski dışişleri ba kanlarından AP' l i Çağ layangil Konseyde Avrupa kamuoyunu aldatmaya çalıştı klarını 964


d olaylı olara k belirtm işlerd i r. Tevetoğ l u "Türkiyede fi k i rlerinden ötrürü kimse mahkum almam ıştır. Ama fiki r yazıya döndü mü işler değişir. O zam a n o rtad a eylem vard ı r. Ve ceza l a n d ı rma yol u n a g i d i li r » g i bi fikirler i leri sürmüş, Feyzioğ l u da " b iz Avrupa ile bağ la rı m ızı kesmek isteyen leri ceza landı rıyoruz» g i b i skolastik bir m a ntıkla Avrupa kam uoyu nu etkile­ meye kalkışmıştı r. 1 8 Aralıkta yeni devre çalışmalarına başlıyan Avrupa Konseyinde isveç. Hollanda, Norveç ve i n g iltere delegeleri Tü rkiyedeki işkenceleri yeren sert konuş malar yapmışlard ı r. Hatta ingi liz delegesi Türkiyeye g ittiğini, 34 tu­ tuklu ile konuşması sözkonusu iken Sıkıyöneti m Komuta n l ığ ı tarafı n d a n a ncak b i r k i si i l e konuşmasına m üsaade edildiğini söylemiştir. i n g i l iz dele­ gesinin görüştüğü Kad riye Demir kendisine ve a rkadaşlarına a ğ ı r işken­ celer ya pıldığını söylemiştir. Dışişleri Bakanı Bayü l ken bu konkre deliller karşısında " Polisin kendi­ sine mahsus usulleri va rd ı r» d iyerek işkence olaylarını itiraf etmek zorunda kal m ı ştır. D O N YA DA

• Sovyetler Bi rliğ inin kuru l uşunun 50. yıldönümü törenleri 21 Ara l ı k g ü n ü Kremli ndeki Kongreler Sarayındaki toplantı ile başlad ı . Toplantıya Sovyetler Birliğine d a h i l 1 5 c u m hu riyetin, bölgelerin temsilcileri katı ldığı g ibi, bütün d ü nya komü n ist ve işçi pa rtileri nden delegeler ve u l usal k u r­ tul u ş hareketlerinden h eyetler bu a rada Türkiye Komün ist Partisinden d e b i r heyet katı l d ı . Toplantı sonunda bütün d ünya halklarına barı şın, işbir­ l i ğ i n i n kuvvetlen mesi hakkında bir çağ rı yayı nlandı. • 1 3 Ar� g ü n ü Fransız Komünist Pa rtisinin 20. Kon g resi çalışmala­ rı na başladı. Kongre, Fra nsadaki top l u m hayat ı n ı n önemli b i r devrine rast­ l ıyordu. Nisan ayı n ı n başlarında Fra nsoda genel seçi mler yapılacaktır. Bu seçi m lerde Fransız Komünist Partisi, Fra nsız Sosyal ist Partisi ile Sol Rad i ­ kallerin kurduğu birliğin kaza n ması için kuvvetli kozlar vard ır. D a h a önce bu üç ilerici teşekkül o rta bir h ü kü met prog ra m ı etrafında bi rleşmişlerd i . Bu ortak h ü kü met progra m ı sosya l ist b i r n itel i k taş ı m ıyord u . işçi sınıfı n ı n , emekçi h a l k ı n demokratik haklarının genişleti lmesini, büyük tekellerin hegemonyasına son vermeyi, b u n u n için d e b i rçok büyük tekeli devletleş­ tirmeyi öngörmektedir. Progra mda Avrupa ve d ü nyada barışın sağ l a m laş­ tırı l ması, askeri blokları n o rtadan ka l d ı rı lması va rdı r. Ortak Pazar, tekel­ lerinin hakim iyetinden kurta rılacak, emekçi halkın ya ra rı na işleyen bir örgüt h a l i ne getiri lecektir. Fransız Komünist Partisin i n 20. Kongresinde genellikle b i rlik sorunları, ortak hükü met meseleleri kon u ş u l d u ve b u yönde kararlar alındı. Kong rede ayrıca, Amerikan emperya l istlerin i n Viyetna mdaki sa l d ı r ı l a rı yeriidi, Çin­ Hindi h a l kl a rı ile b i r dayanışma b i l d i risi yayı nlandı. 965


Kongrede partin i n yönetici o rg a n la rı , yani Merkez Komitesi, Politb ü ro ve Kontrol Komisyonu seçi ldi. Merkez Kom itesi, bugüne kadar genel sek­ reter yard ı mcısı olan Georges Marchais'yi genel sekreterliğe seçti. Ağ ı r hasta olan eski genel sekreter Wa ldeck Rochet ise partinin o n u r başka n­ lığına geti rildi.

• Pariste Demokratik Viyetnam Cumhu riyeti temsilcisi Le D ü k Tho ile ile Amerika Cumhurbaşkanı N i kson u n danışmanlarından Kissinger a rasın­ daki görüşmeler 15 Ara l ıkta kesildi. Kissinger N i ksondan aldığı d i rektifle 20 Ekim tari h l i a n laşmayı inkôr ediyor, anlaşmanın birçok nokta ları n ı de­ ğ i şti rmeyi teklif ed iyord i. Yapılan değişi k l i k tekl ifleri a rası nda Saygon ku kla hükümetini devlet o la ra k ta n ı m a k, yurtseverlerin k urtuluş hareketine son vermek de vard ı . Viyetnam halkının temsilcisi Amerikan emperyal iz­ mine tes l i m a n l a m ına gelen bu tekl ifleri ka bul etmed i. ,� Ayı n l S'inde N i ksonun em riyle, Demokrat�k Viyetna m ı n başkenti Hanoy ve limanlarından Hayfon g bugüne kadar misli görülmemiş b i r ba rba rlıkla bomba lanmaya boşlandı. Okullor, hastaneler, elektrik santral leri, su bent­ leri, velhasıl bütün sivil hedefler 10 g ü n s ü re ile yoğ u n bir şeki lde bomba­ landı. Uzmanların hesaplarına göre üç g ü nde beş bin ton bom ba atı l d ı . On g ü n içinde Amerikalılar 32'si B - 5 2 olmak üzere 8 4 u ç a k kaybetti/er. ı OO'den fazla pilot esir d üştü. Viyetnam uçaksavarları n ı n bu başarısı, başta Sovyetler Birl i ğ i olmak üzere d ü nya kamuoyu n u n protestola rı N i ksonu bom ­ b a rd ı manla rı kesmeye zorlad ı .

966


Ayın yorumu Y era ltı ze nginlik le rimiz, egemenlik ve sanayileşme sorunu

Ara l ı k ayı n ı n ortalarından b u yana evveıa Mecl is geçici kom isyonlarında daha sonra da Genel Kurul'da " Petrol Ka n u n u » ve genellikle yeraltı zen­ g i n l iklerim izle i l g i l i " Madenci l i k Kan u n u » görüşül meğ e başla ndı. " Maden­ cilik Ka nunu », boraks, bor tuzları, valfram, manga nez, k ro m , bak ı r g i b i h e m modern sanayi, h e m de askeri ba k ı mdan b ü y ü k önem taşıyan maden­ Ierin d u rumunu, a rama, işleme ve kıymetlendirme g i bi kon u l a rı kapsıyord u . Mesele b i z i m i ç i n , ya n i hızl-a sa nayileşmek v e kalkınmak g i b i z o r b i r sorunu çözüm lemek d u ru munda olan b i r ü lke i ç i n ö n e m l i olduğu g i b i , sanayiine ham madde, siıah ü retiminin, sa l d ı rı planla rı n ı n , soğ u k harp stratej isinin başa rı ile y ü rütül mesini isteyen em perya list devletler ve en başta Bi rleşik Ameri kanın egemen çevreleri için de büyük b i r önem taşı ­ yordu. B u n l a r Türkiye' n i n maden zengi n l i klerine ta m olara k hakim olmak istemektedirier. Türkiye, Ortak Pazar hatta Amerikan tekelleri i çi n ü retim merkezlerine daha ya k ı n d ı r. Gerek Ortak Paza rın gerekse Amerikan tekellerinin elinde Afrika, G ü ney Ameri ka, Asya ve Okya nus adaları nda önem l i hammadde kayna kları va rd ı r. Ama Avrupa pazarı için bunlar Tü rkiye'ye kıyasla çok uzaktır, onların taş ı n ması ve Avrupa ü retim merkezlerinde kıymetIendiril­ mesi çok daha pahal ıya mal olma kta d ı r. Amerikan tekellerinin Avrupada, Batı Almanya, i n g i l tere, Fra nsa, Belçika, Hollanda ve ıta lya'da çok büyük yatırı mları va rd ı r. Türkiye' n i n ha m maddeleri onlar için ekonomi ktir. Tür­ kiye'de yukarıda say ı l a n madenierin yü ksek kal iteli ve çok zengin olmaları da ayrıca gözönünde tutu l m a l ı d ı r. Eski Enerji ve Tabii Kayna klar Bakanı ı hsan Topa loğ lu, Mecl iste yaptığı konuşmada d ü nya bor rezervlerinin yüzde 60' l n ı n Tü rkiye'de olduğunu söylemiştir. Bu rezervlerden ancak 280 m i lyon ton l u k bir kısmı devletin eli nded i r. aze i g i rişimin ve yabancı ların elinde bulunan kısmı 500, m i lyon tonu aşkındır. Em perya l izm ve işbirl i kçi burj uvazi Tü rkiyedeki maden soru n u n u daha geniş politik b i r açıdan ele a l ma ktadı riar. B u açı onlar için, meselen i n yukarıda belirttiğ i m iz tek n i k açıdan ç o k da1ha önem l i d i r. Tü rkiye, modern bir ü reti m a raçları sanayii ile onun temeli olabilecek g üçlü bir enfrastrük­ tür sanayii k u rma k için bütün i m kanlara sa h i ptir. ı rmakları, petrol, gaz ve köm ü r rezervleri enerj i kayna ğ ı olara k buna elverişli olduğu g i bi, maden zeng i n l i kleri de buna elverişlidir. Doğ udan ve Karadenizden Sovyetler B i r­ liği ile s ı n ı rdaştı r. Batıdan da sosya list B u l g a ristanla. Bu coğrafi i m k ô n l a r Türkiye'ye, ta bii zeng i n l iklerini en kısa yoldan kıymetlendi rmek v e h ı z l a ka lkı nmak, u l usal a ğ ı r sanayiini yaratmak i ç i n elverişli politik şartla r yara­ tıyor. U l usal a ğ ı r sanayiin k u rulması, işçi sınıfı n ı n daha çok kuvvetl enmesi n i , 967


hattô kara kteri a nti-emperya l ist olması gereken m i l l i burjuvazinin egemen hale gelmesini bile istemeyen emperyal izmin, Tü rkiye'ye karşı stratejisini daha Osma n l ı -impa ratorl u ğ u za manından beri b u g i bi b i r gelişmeyi engellemek o l m uştur. Bu g ü n de bu strateji k hedef değişmem iştir. Meclisteki maden ve petrol tasarıları hakkındaki konuşmaların gerçek n itel iğini a nlamak için emperya lizmin bu politikasını gözden uzak tuta­ mayız. Gözden uzak tuttuk mu, olup bitenlerden hiç bir şey a nlayamayız. I ktidarın, bu reform niteliği taşı mayan Madenci l i k Ka n u n u Tasarısı gerek Meclisteki C H P'li ve bazı bağımsız milletvekilleri, gerekse yurtseverler sendikalar ta rafından öylesine sert tenkitlere u ğ ra d ı ki, hükü met tasarıyı Meclis komisyonundan geri a l mak zorunda kaldı. Fakat yine « reform » etiketiyle Meclise getirilen, AP, DP, M G P oyları ile Meclis Geçici Komisyonunda kabul edilen Petrol Tasa rısının, Meclis Genel Kurulunda da önemli maddeleri kabul ed ildi. Bunların başında birinci madde gel iyor. Birinci madde yabancı sermayeye petro l ü a ra m a k ve işle­ mek hakkını veriyor. B u ma dde, C H P'deki yurtseverlerin bütün gayretlerine rağ men ka bul ed ildi. AP, D P, MGP bu b i rinci maddenin kabulünü sağ la­ mak için ellerinden geleni yaptı l a r. ı hsan Topaloğ l u 20 Ara l ı k ta rihinde .. C u m h uruyet» gazetesine yazd ı ğ ı b i r makalede, h ü k ü metle AP ve öteki işbirlikçi partilerin bir danışıklı dövüş yaptıklarını yazdı. Hükümet, getir­ d i ğ i tasarı n ı n bazı ufa k tefek o l u m l u noktalarının da tasa rıdan çıkarı l ma­ sına seyirci kaldı. Enerji ve Ta bii Kayna klar Bakanı Koda ma noğ l u ricatı evvel den kabullenmiş bir komutan g i b i hareket etti. Petrol ve madenler sorunu yalnız a rama ve o n l a rı yarı mamul hale geti rme sorunu değ i l d i r. Sanayileşme soru n u n özü ve temelidir.

1 930 y ı l la rında Türkiye'de ba kır, krom ve kömür d a h i l bütün maden ler devletleşti ri l m iştir. Maden Ara ma Enstitüsü kurulm uştur. Etiba nk'ın kuru­ luşu da hemen hemen b u y ı l la ra rastlar. Plôna göre Maden Arama Ensti­ tüsü madenler a rayacak, bulacak, Etibank da işliyecekti. Fakat I kinci Dünya Harbinden sonra, g eçen lerde ölen Birleşik Amerika €ski cumhurbaşkanlarından Truman'ın adını taşıyan Doktri n ' i n ve M a rşal Planı ' n ı n o za manın işbirlikçi burj uvazinin çıkarlarını temsil eden ınönü hükü metleri tarafı ndan kabul ed i lmesi ile Atatürk ta rafından devletleşti ri l ­ m e k y o l u i le va rlıklarına s o n verilen bütün ya bancı tekeller tekra r Tür­ k iye'deki imtiyazları n ı daha geniş ölçüde elde etmeye başla d ı l a r.

1 954 yılı nda Amerikalı uzman Core Bol tarafından hazırlanan Petrol K a n u n u bu şartlar a ltında hazırla n d ı ğ ı g i bi, Melen - paşa l a r i ktidarı n ı n yen i Petrol Ka n u n u Tasarısı da oynı şartlar altında hazırl a n d ı .

968


«V E N i Ç A Ö .. D E R G i S i N i N 1 972 V i L I N A A i T 12 S A V i S i N D A Ç i K A N V A Z I L A R

(Na Na 1 - 1 2)

Dokümanlar

Na Komünist ve işçi partileri temsilci lerin i n « Ba rış ve Sosya­ lizm Problem leri .. dergisi çalışmalarını inceleme toplan tısı hakkı nda bildiri . . . . . Avrupa komünist ve işçi parti lerin i n Viyetnam halkı ile daya nışma konferansı Avrupa kom ün ist ve işçi partileri n i n Viyetnam halkı ile daya nışma konfera nsı deklôrasyon u .

.

.

.

.

.

.

sayfa

2

81

9

647

9

647

Uluslararası komünist hareketinin problemleri

Eski yıl ve yeni yıl . . . . . . . G. Husak : Parti, devlet, halk . . . D. Ka/lai : Çağdaş devri m sürecin i n a n a g ücü . A Kiri/enk o : SBKP XXiV. Kon g resinden b i r yıl sonra . L. Korva/an : i k i yıl sonra Ş i l i 'de neler o l uyor? . A. Kunya/: Komünist ha reketi n i n yeni l mez gücü N. V. Podgomi: Elli yıllık ka rdeş b i rliği (Vazı kurulunun sorularına cava plar) G. Tr ayk o f : Bulgaristan H a l k Çiftçi Birliği ve tari hten bazı i bret dersleri G. Ho/ : Sınıf açısından ekoloj i k bunalım .

6 651

9 11 4 11 6

241 813 401

7

488

8 8

602 590

7 5

512 31 4

7 7

522 501

2 12

83 907

Komünist parti/erinin savaşı ve tecrübesi

K. A/ba, A. Masyagin : Viyetnam devri m i üstün gelecek F. Bart : Onemli gelişmeler . . . . . . . . . . . V. Gems, R. Ştaygervald : Anti -monopolist, demokra s i v e sosya lizm m ücadelesi . . . . V. Lamberts : Parti ve yığ ı n la r . . . L. K. Pres/es : Brezilya komünistlerin i n devrimci mücadelesi . . . . . . A. Fava : Vığı nsal ve savaşkan parti .

969


Teorik konferansıor, Yazı kurulunda karştfaşma/ar

Asya ve Afrika i l eri l i k yol u n d a . U l usal kurtuluş hareke­ tinde yeni aşama ve a nti-emperya list g üçlerin birl iğ i problem leri . . . . . . . . Toprak, ekmek ve h ü rriyet için . . . Elde edilmesi gereken top ra k . . . . Kapita l ist memleketlerde gençli k hareketi ve komün istler . . . . . . . . . . . . . . . Kapitalist meml eketlerde gençl i k hareketi ve kom ü n istler . . . . . . . . . . . . . .

11 6 12

835 415 913 6 93

.

Bugünkü sosyalizm dünyası

B. Velçef: Bulgarista n Halk C u m h u ri yetinde yeni a na ­ yasa v e demokrasinin gel işmesi . . . . . K. Hager : i deoloji ve k ültürün temel soru n l a rı . . . .

2 12

115 895

10 10

755 759

10

751

10

729 765 779 762

SSCB'nin kuruluşunun 50. ytldönümü

B. Aşimof: Halkların ekonomik ve k ü ltürel eşitsizl iğ i n i n . . . . . . . . . . . . . . . H. Bagdaş : Proletarya enternasyonalizmine bağ l ı l ı k . R. Güyyo : Devrimci savaşın enternasyonel tecrübesine önem l i bir katkı . . . . . . . . . . . . . V. Zarodof: i n sa n l ı ğ ı n sosyal i lerlemesi nde önem l i bir aşama . . . . . . . . . . . . . i. iskenderi: Barışın ve ileriliğin g üç l ü etkeni . i. Nörlund: SSCB tecrü besi n i n il kesel önemi . . A. Peter: ideoloj i k m ü cadelede uzlaşma yoktur B. N. Ponomaröf: SSCB' n i n kurulması ve gelişmesi n i n uluslararası önemi . . . . . . . . . . . V. Tel/d/of : Eylemde sosya l ist enternasyonal izm . . R. Eman : Kad ı nların reel kurtuluş yolu . . . . . A. Yafa : Emperya lizme göğ üs geren başl ıca kuvvet . P. Fedoseef: Enternasyonal izm komunist ideolojisi ve

gideril mesi

politikasının ayrıl maz bir parçasıdı r . . . . . insanların, u l usların ve devletin belgesel öyküsü Barı şsever, sı nıfsa l , enternasyonal ist pol itika . Ozg ü r halkların yolu . . . . . . . . .

970

10

10 10

10 10 10

731 747 775 769

10 8 9 10

783 567 686 789

10


Emperyalizm ve anti-emperyalist savaş F. Belagtas : Filipi nlerde Amerikan emperya lizmi H. Lu me r : Dolar buna l ı m ın ı n kökenleri Grev savaşı cephelerinde . . . . . . . K. Popren: işçi s ınıfının sömürülmesi siteminde yenilik •

4 6

281 446 29 610

1

8

Ulusal kurtuluş h a rek e ti E. Papayoan u :

Kı brıs egemenliğ i v e onun düşmanla rı

7

.

.

.

532

Marksizm-Leninizm ve zamammız V. lagladin : insa n l ı ğ ı n geleceğ i . . . . . . . . A. Rodriges : i ktidarı elde etme mücadelesi biçimleri S. Ş a ri ddin : U l usal devri m i nden sosyal devrime doğ ru

12 7 3

938 551 216

9

667

5

322

Leninizm devrim bilimidir

D rgütlü ve örg ütleyici güç . . . . . . Bili msel sosyal izmi emekçilerin a ktifliğ iyle b i rleştirme işi Avrupa Güvenliği problemleri P. Markovski : Alman Demokratik C u m huriyeti ve Avrupa'da ba rış . . . . . . . . . . . .

5

.

.

.

359

Politik yorum Yan Prajski : Moskova görüşmeleri n i n önemi . . . . Yan Prajski : Çin H a l k Cumhuriyetinin uluslara rası alana

7

545

«çı kışı " soru n u . . . . . . . . . . . . . . . Yan Prajski : G üney Asya olayla rından çıkarılacak d e rsler Yan Prajski : Aşırı l ı k k i m i n ya rarınadır? . . . . . .

4 5 6

293 353 438

7 5

543 348

3 4

21 1 289

Olaylar ve yankıfar A. B: Avrupa genel konfera nsına doğru . . . . i. B a g ram ya n : Tarihten dersler . . . . . . . A. Braun : H a l k ların barış ve g üven l i k mücadelesine . . . . ', ' önemli bir katkı V. Düval: Versay Çin-Hindini seıômlıyor . . . .

971


K. Nötzel: Anlaşmaların onayla n ması ve daha son ra ki

ödevler .

7 8 3

538 618 227

5

369

4 6

269 429

4

257

3 3 3

1 77 1 61 1 90

D. ibaruri : D ü n ve bugün . 1. Konyo : Pol La njven . Sosyalist düşünce tarihinden sayfa/ar

8 2

44 623 1 41

G. Şah: Şo r ! F u r iye

4

A. Haçadur: Petrol tekellerine da rbe H. FUÇ5, E. Y o r g e n : Kah i re Konferansı . ideolojiler mücadelesi R. Lero a : Sahte sosya lizm çeşitleri ve gerçek sosyalizm H. Muhik a : Yığ ınsal enformasyon a raçları kime h izmet edi yo r? i. Nörlund: Anti - komü nizmin «yeni k ı l ı k "l a rı . Lenin'in doğum yıldönümü dolayısıyle E. Henni : V. i . Len in ve k a rdeş pa rtiler Georgi Dimitrof'un 90. doğum ytfdönümü dolayısiyle

G eo rg i Dim itrof kon uşuyor . T. livkof: Devrimci, kitle adamı, teorisyen . Ka h ramanlı kla r!a dolu b i r hayattan sayfa l a r Tarihten sayfalar v e zamanımız 1. Düklo :

Komü nistin a n ı l a rı

.

304

.

T oprak reformları tecrübesi T. Usubalief : Kapita l izmi atlıya ra k sosya l izme geçiş F. Fettah : Mısı r'da köy k oo pe r ati f le r i n i n gelişmesi

2 2

1 25 1 37

5 9

379 706

Komünist basın Y. l ukof: « Pravd a » (SSCB) G. Ka/t : " Folkssti mme» (Avusturya) . Okuyuculaomıza cevaplar

SSCB ve gelişmekte o l a n ü l keler . 972

12

.

.

949


OZEL SAYFALAR Tü rkiye Kom ü nist Partisi Merkez Komitesinin h a l k ı mıza çağ rısı . . . . . . . . . . . . . . . . Tü rkiye KomünisfPartisi Merkez Komitesinin italyan Komün ist Partisinin xııı. Kongresine mesajı . TKP MK'nin SSCB'nin 50. kuruluş yıldönümüyle ilgi i kara rı . . . . . . . . . . . TKP Merkez Komitesi B i rinci Sekreteri Ya k u b Demir yoldaş ı n 30 Nisan 1 972 günü (1 Mayıs a rifesinde) d üzenlenen parti toplantısında yaptığı konuşma . TKP Merkez Kom itesi B i ri nci Sekreteri Ya kub Demir yoldaşın Prag'ta SSCB'nin 50. k u ru l uş yıldönümü d olayısiyle tertiplenen u l uslara rası konfera nsta yaptığ ı konuşma . . . . . . . . . . Sovyetler B i rl i ğ i Komünist Partisi Merkez Komitesine . TKP MK Politbüro üyesi i . Bilen yoldaşın Türkiye Kom ü n ist Pa rtisi nin 52. yıldönümü dolayısiyle düzen lenen töre n l i top la ntıda ya ptığı konuşma . SSCB'nin 50. kuruluş yıldön ü m ü n ü kutlama törenlerine katı lan Tü rkiye Kom ü n ist Partisi M K Politbüro üyesi i . B i l e n yoldaşın konuşması . . TKP MK Politbüro üyesi i . Bilen yoldaşın Georgi Dim itrof'un 90. doğ um yıldönümü dolayısiyle Sofya'da d üzenlenen u l uslara rası konfera nsta ki konuşması . TKP Merkez Kom itesinin Tü rkiye Kom ünist Partisi M K Politbüro üyesi i. B i len yoldaşa 70. doğum yıldönümü dolayı siyle gönderd iğ i tebrik mesaj ı . Nazı m H ikmet'in 70'i nci doğum -yı l dön ü m ü Y . Demir: Yü rüyen a d a m . . . . . . . . S. Üstüngel: Nazım H ik met . . . . . . . Ka radeniz ci nayetinin 5 1 ' inci yı ldön ü m ü dolayısiyle Ferit Bozkaya : T ürkiye sanayiinde gelişmeler ve durum A. Soydan : Bu ayın olayla rı A. Soydan : Ayı n yoru m l a rı . . . . . . . . . . .

.

.

.

2

1 47

3

231

9

712

5

.

.

.

382

561 955

7 12

9

.

.

.

715

12

.

.

.

957

6

.

.

.

465,

801 56 57 60 68 1 460 6 (No No 1 -1 2) (No No 1 -1 2)

10

'973


··Yeni çağ" dan Okuyuculara Say tn Okuyucu/ar,

Derg i m ize karşı istekler g ü n den g ü ne a rtıyor. Ve biz, bunları elimizden geldiği kadar karşıla maya ça l ı şıyoruz. Okuyucu ları mızdan, adresleri a ç ı k ve doğru olarak yozmolarım, özellikle şehir ve mahalle nu maralarını titizlikle bel i rtmeleri n i rica ederiz. Çünkü bu numarala rdo, genel li kle ad reste küçük b i r hata, derg i n i n elinize geçmesini engellemektedir. Sonra, ad res değiştirince, yen i a d resi n izi bize derhal bildirmeniz gerekir. Dergiyi a rkadaşla rınız a rasında do tanıtmak ve okutmakla ul usal ve sosyal kurtu luş dôva m ızın saflarına yeni savaşçı lar kaza n d ı rm ı ş olursunuz. Derg iye henüz a bone olmıyan lar, a rzu etti kleri ta kdirde, a d resi­ mize bir mektup yazarak isteklerini bildirebili rler. Bundan başka aşağ ıdaki kjKa pları edi n mek istiyenler d e bu d i lek­ lerini bir mektupla adresimize yaza b i l i rler. 1 . DAVA VE M O DAFAA ( 1 951 tevkifleri nde Türkiye Komü nist Partisi yöneti m i n i n başında bulunan Zeki Baş t / mar ı n Askeri Mah­ heme önünde yaptığ ı müdafaa), '

2. SOVYETLER BiRLiGi KOM O N iST PARTiSi N i N PROG RAM I , 3. NAZ ı M H i K M ET, BOTO N ESERLERi (Şi m diye k a d a r 7 cilt çık­

mıştır), 4. Bi li MSEL KOMON iZM, 5. LEN i N (biyografisi) ,

6. S . üstüngel'i n Sovyetler B i rliği'ni a n lata n " G O N EŞLi DONYA" adlı eseri, 7. Ahmet Saydan'tn, Alman ulusunun soyo list devleti ni bütün yönleriyle tanıta n "ALMAN DEMOKRATi K CUMH URiYETi " adlı eseri, 8. BOYOK OKTOBR 50 YAŞ i N DA.

Adresimiz : Yeni çağ Stredisko pro rozsi rova n i tisku, Pra ha 6, Thokurova 3, Czechos/ovakia -


ıÇiNDEKILER

Sayfa Kurt Hager

895

ideoloji ve kültür temel sorunları . Atos Fava

907

Yığınsal ve savaşkan parti . x x:

Elde edilmesi g ereken toprak

Lôtin Ameri ka toprak reform ları

mücadelesinde

913

yeni aşama

V. lag/adin

938

insa n l ı ğ ı n geleceğ i . Okuyucu/anmıza cevap/ar

SSCB ve geli şmekte olan

949

ü l keler .

üzel sayfa lar

TKP Merkez Komitesinin SBKP Merkez Komitesine mesajı . SSCB' nin

50.

955

kuruluş yıldönümünü kutlama tören lerine katı lan TKP

Merkez Komitesi Politbüro üyesi

i.

Bilen yoldaşın konuşması

.

.

957

A. Saydan

Bu ayın olayları

959

Ayı n yoru m u .

967


« Ba rı ş ve Sosyalizm Problemleri » derg i si 32 d i ld e ç ı k ı yor ve d ü n yo n ı n her tarafı nda okunuyor. Fiyatı 1 l i ra

yc_72_12  

TKPMerkez KomitesininSBKPMerkez Komitesine mesajı • xx: Elde edilmesi gereken toprak • xx: SSCB ve geişmekte olan ülkeler SSCB'nin 50. kutui...