Page 1

'v

YENIÇAG (; Elli yıllık kardeş birligi. N. V. Podgorni'nin yazı kurulumuzun sorularına cavapları

• Verner Lamberts: Parti ve yığınlar • K.Alba, A. Masyagin: Viyetnam devrimi üstün gelecek

• V. Gerns, R. Staygervald: Anti-monopolist demokrasi ve sosyalizm mücadelesi

• Ezekias Papayoanu: Kıbrıs egemenliği • Karl-Heinz Nötzel: Antlaşmaların imzalanması ve daha sonraki ödevler

• A. B. Avrupa genel konferensına doğru • Yan Prajski:Moskova görüşmelerinin önemi • A. Rodriges:Iktidarı elde etme mücadelesi biçimleri Oz e l s a y f a l a r

• Türkiye Komünist PartisiMerkez Komitesi Birinci Sekre­

L

teriYakub Demir yoldaşın Prag'ta, SSCB'nin 50. kuruluş yıldönümü dolayısiyle uluslararası konferansta yaptıgı konuşma

i

--.-J

7(97) Temmuz

1972

B ARIŞ

VE

SOSYALIZM

PROBLEMLERI


Bu sayıda'ki imzalardan bazılarının kimlikleri:

Nikolay Viktoroviç Podgorni

SBKP Politbüro üyesi ve SSCB Yüksek Şurası Prezidyumu Başkanı

Verner Lamberfs Alman Sosyalist Birlik Partisi Politbüro üyesi ve Merkez Komitesi Sekreteri

Ezekias Papayoanu Kıbrıs Ilerici Emekçiler Partisi (AKEL) ni n Genel Sekreteri

Karl-Heinz Nötzel

Alman Kom ü nist Partisi Yürütme Kurulu üyesi

Vi/i Gerns

Alman Komünist Partisi Yürütme Kurulu üyesi

Robert Ştaygervald Alm a n Kom ünist Partisi Sekreterı


Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz! •

YENI

7 (97) Temmuz

v

ÇAG

1972

Kom ü n ist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon derg isi Kom ü n i st ve işçi parti leri n i n teori ve enforma syon derg isi Hayat, dünya komünist hareketini daima önemi çok büyük teorik ve politik problemlerle karşı karşıya getirmektedir. Bu problemler, çağdaş toplumsal gelişme yasallıklanntn gerçek bilimsel tahliline, komünistlerin ve emekçi yığtnlannın sosyalizmi ve komüniznii kurma, burjuva düzenine ve emperyalizmin ezgisine karşı giriştikleri devrimci mücadele pratiğinin genelleştirilmesine dayanılarak çözülmektedir. Her partinin tecrübesi tüm hareketimizin ortak edinimidir. Bu yıl Sovyet halkı, bütün ilerici insanlık, Sovyet Sosyalist Cumhuriyet­ leri Birliği'nin 50. kuruluş yıldönümünü kutlamaktadır. Sovyet devletinin tarihi, uluslararası komünist hareketi için, sosyalizm ve komünizm uğrun­ da, yeryüzünde in s anın insan tarafından sömürülmesine son verme uğrunda, bütün uluslann ve halk gruplanntn hak eşitliği, dostluğu ve özgür gelişmeleri uğrundaki mücadelede esinleyici bir örnektir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesinin SSCB'nin 50 kuruluş yıldö­ nümü dolayısiyle yayınladığı kararname okuyucular arasında büyük bir .

.

ilgi uyandırmıştır. Bu kararnamede Sovyet halklarmın geçtiği tarihi yolun ve SBKP'nin ulusal sorunlarla ilgili politikasıntn karakteristik yönleri belir­ tilmektedir. "Banş ve Sosyalizm Problemleri» dergisi,. yazı kurulumuzun sorulanna SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu Başkant'ntn verdiği açağıdaki cevap­ lar/a, sosyalist ülkelerin, uluslararası komünist ve işçi hareketinin yetkili­ leriyle çağdaş devrimci sürecin en önemli teorik ve pratik sorunlan üze­ rinde konuşmalar serisinden yazılann yayımlanmasma başlamış olmak­ tadır.

487


Elli yıllık kardeş Birliği SBKP MK Politbürosu üyesi, SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu Başkanı N. V. Podgomi'nin yazı kurulumuzun sorulanna cevaplan Soru: Kon uşma mıza başla rken, izin veri n de, sayın N i kolay Vi ktoroviç, i l könce, bilindiği üzere 1 922 y ı lında, yani Büyük Oktobr Sosya l i st Dev­ rimi'nden beş yıl sonra meydana getirilen Sovyet Sosya l i st Cumhuriyetleri Birliği'nin kuruluşu ile i lg i l i bazı soru n l a ra değ i n menizi rica edeyim. Size göre, çok u l uslu Sovyetler Birliği devleti n i n kuru l uşu tari h i n i n başl ı ca aşa m a l a rı hangi leri d i r ? Cevap: H e r şeyden önce, SSCB'n i n kuruluşunun, memleketi mizin bütün u l uslarına mensup emekçi lerin, i ç karşı -devri mci lere ve emperya l i st m ü d a ­ halecilere ka rşı Oktobr'un b ü y ü k kaza n ı mlarını savu nmak üzere, sömürücü d üzeni n ta mamen ortadan ka ldırı l ması için, topl u m u n yeniden, sosya listçe örgütlen mesi için elbi rl i ğ iyle yü rüttü kleri devri mci savaşın yasal bir son ucu o lduğ unu belirtmek isterim. Devrimin, kazanımları savunma, sömürücü d üzeni yoketme ve toplumu sosya l i stçe yeniden örgütleme g i bi soru n ­ ları n ı n çözümü, Rusya proletaryas ı n ı n b ü t ü n u l usa l birlikleri n i n kes i n ­ likle bi rleşti ri l mesi n i gerekti riyord u .

Büyük Oktobr Sosya l i st Devri mi, ka pita l i stleri n v e pomeşçi klerin ege­ men l i ğ i ne son verip proletarya d i ktatö rlüğ ü n ü kura rak, mem leketi mizin bütün ulusla r ı n ı n ve h a l k g rupla r ı n ı n sosyal ve u l usal ezg i den azat sos­ ya list toplumda veri m l i bir işbirliği yapa bi l meleri için gerekli koşulları yarattı. Sovyet egemen l i ğ i n i n daha i l k dokümanla rında - Rusya H a l k­ la rını n Hakları Dekl ô rasyonu, Emekçi leri n ve Sömürülen Halkın Hakları Deklôrasyon u, Rusya Federatif Sovyet Sosya l i st Cumhu riyeti ' n i n ilk ana­ yasası ve diğer Sovyet cumhu riyetleri a nayasa ları -, halkların eşitlik ve egemen l i ğ i , kendi kaderleri ne buyruk olma hakları, u l usal i mtiyazların ve s ı n ı rla maların ka l d ı rı l ması, bütün ulusları n ve halk grupla r ı n ı n özg ü r geliş­ meleri g i bi Leni nci u l usal politi ka prensipleri yasa ma yol uyle kabul ve tastik ed i ld i . Mem leketi m i z halkları, Oktobr Devri m i sayesinde, reel olarak, u l usal erki n l i k ve kendi kaderl ine buyru kluk hakkını elde etti ler. Pa rti miz, halk­ ların u lusal köleli kten kurtul malarında ve onların ç ı karlarına uyg un Sov­ yet u l usa l devlet örg ü tü biçi mleri b u l u n ması nda, u l usların gerçekten eşit haklı ve g ö n ü l l ü ola ra k sosya l i st topl u m kurucu l u ğ u nda bi rleşmeleri n i n' çözüm leyici koşu l la rı ndan birini g örüyord u . Oktobr zaferi nden son ra, eski Rus i m pa ratorluğu toprakları nda m üsta k i l Sovyet cumhu riyetleri kuruldu. Ça rlığ ı n yüzy ı l l a r boyunca birbirine düşü rmeye ça l ıştığ ı halklar a rasında karşı l ı klı g üven d uyguları ve kardeşçe dostl uk, iç ve dış s ı n ı f düşmaniyle çarpışmalarda, Vata ndaş Harbi n i n ateşleri içi nde, em perya l i st müda hale488


cilere ka rşı savaşta, ha rbin sebep olduğu y ı k ı m ı gidermeye ve sosyalist ekonomi nin temel lerini kurmaya yönelik çalışmalar içinde g ünden g ü ne artıyor ve sağ la m laşıyor, bütün Sovyet cumhuriyetleri emekçi lerinin bir­ leşme a rzu ları g ittikçe g üçleniyord u . Vatandaş H a rbi v e em peryalist müdahale yıllarında, Sovyet c u m h u riyet­ l e ri n i n askeri-politik birliği meydana geld i . Ba rış dönemi kuruculuğuna geçi lmesiyle, cumhuriyetler a rası ndaki i lişki l er, ekono m i k sorunların çöz ü ­ m ü , dış politika la rı n ı n koordi nasyonu, h e r b i r i n i n savunma kabi liyetinin a rtması süreci içi nde g ittikçe d a ha fazla sağ la mlaşıyordu . Memleketimiz h a l kla r ı n ı n e nternasyona l ist ilişki leri bu temel üzerinde gel işiyor ve çok u l uslu tek sosya list devlette bi rleşmelerine elverişli, koşu l l a r yaratıl ıyordu. Bu i lerici sü reçte kend ine özg ü g üç l ü kler de vardı. Bu g ü ç l ü k ler, ça rlı­ ğ ı n ve kapita l i z m i n m i rası olan ekono m i k ve k ü ltürel geri l i kten, karşı-dev­ r i m i n Sovyet egemen l i ğ i n e karşı yü rüttü ğ ü savaşta bir za manki u l usa l düşman l ı kların kalı ntı larından da yara rlanma yeltenişlerinden i leri geli­ yordu. Burj uva m i l l iyetçi l i ğ i n e ve büyük devlet şovi nizmine karşı, parti n i n kendi içindeki m i l l iyetçi sapma lara karşı siste m l i bir m ücadele gereki ­ yord u . Bütün bu engeller v e g üç l ü kl e r, b i rleşme fikrinin işçi sı nıfını v e e n geniş emekçi çevreleri n i , yani sosya l ist cumhuriyetleri n ka pitalist k uşat­ ması koşullarına k a rşı ancak sımsıkı birlik olarak ve bu kardeşçe birliğe dayanarak direnebi l ecekleri ni ve sosyalizmi kurabi lecekl erini a n l ıyan güç­ leri sa rmış o lması sayesinde aşıla biidi ve gideri l ebild i . Birleşi k t e k devlet k u rma ha reketi gerçekten bütün h a l k ı kapsayan b i r kara kter taşıyord u . SSCB'nin kurul ması, bütün uluslar işçi sınıfının v e emekçileri n i n devrimci yaratıcılığ ı n ı n eseriyd i . Bu eser, memleketi mizde, kuruluşu i le proletarya enternasyona lizmi prensi pleri ne dayanan ve ulus mensu biyetleri ne bakılm a ksızın bütün cumhuriyetlerin komünist lerini çatısı a ltında topiıyon Leninci Komü nist Partisi nin yönetmenliği altında mey­ dana geti r i l d i . Sovyet c u m h uriyetlerinin birleştirilmesi teklifleri, Sovyet­ lerin i l , i lçe, bucak kongrelerinde ve emekçilerin toplantıla rında geniş ö lçüde görüşüldü. Bütün cumhu riyetlerin Sovyet kongreleri, eşit haklı ve egemen cumhuriyetleri n gön ü l l ü o larak bi rleşmeleri temeli üzerinde bi r sosya list federasyonun yaratı l ması hakkındaki Len inci fikri oybirliğ iyle kabul ederek SSCB'nin kurul masına karar verd i le r. 30 Ara l ı k 1 922'de toplanan Sovyetlerin i. Genel Kon g resi , Kom ü nist Partisi n i n u l usa l politi kası n ı n başarısı n ı , mem leketi miz halkları n ı n bi rleşme ha reketi n i n zaferi n i yansıta n gerçek bir tören oldu. Kong ren i n hazırl ı ğ ı na ve oturu m l a r boyunca bütün çalışma larına hep Len i n ' i n bi rleşik Sovyet devleti yaratı l ması fikri hôkimdi. Kong re, Sovyet Sosya l ist Cumhu riyetleri Birliğ i ' n i n kuru l ması Deklôrasyon ve Antlaşma'sı nı hazırladı ve ka bul etti. Bu i k i belge, daha sonra, i l k B i rl i k Anayasası 'na, SSCB'ni n 1 924 Anayasası 'na temel oldu ve bütünleşti. iyi hatı rlıyorum ki, 1 922 y ı lıhda 489


kurulan Birlik'te dört Sovyet cumhuriyeti, yani R u sya Federasyonu, Ukra­ yna, Belorusya ve (Azerbaycan, Ermenistan ve G ü rcistan'dan oluşan) Transkafkas Federasyonu yer alıyorlard ı . Doğal olarak, bizimki g i bi ç o k uluslu büyük b i r memlekette, ulusal­ devlet kuruluşu hayli karmaşık bi r sü reçtir. Böyle b i r s ü recin tamamlan­ ması uzun zamana ve büyük çabalara muhtaçtır. V. i. Leni n , cum huriyet­ Ierin bi rleşme hareketi nden, heps i n i toplıyacak birliğin oluşmas ı n dan söz ederken şun ları beli rtiyordu: "Böyle b i r birlik bir ç ı rpıda meydana geti ri ­ lemez; bunun en büyük b i r sab ı r ve d i kkatle hazı rlanması gerekir . . . " (Bütün eserleri, c. 40, s. 43). Oktobr Devri mi'nden SSCB' n i n kurul masına kadar beş yıl geçmiş olması, parti mizin muazzam hazı rlık çalı şmaları yü rüttüğ üne, devlet kuruluşunun prens i p bak ı m ı ndan yeni biçim i n i , yan i eşit haklı üyeleri n i n g ö n ü l lü birliği temeline dayanan sosyalist federas­ yonunu, kısa b i r tari hsel süre içinde bulup işliyerek realize edebilen pro­ letarya di ktatörl ü ğ ü n ü n ve Sovyet düzeninin büyük yaratıcı g ücüne tan ı k ­ l ı k etmekted i r. Memleketi m i z uluslarının ve halk g rupları n ı n en etraflı biçimde geliş­ melerini g üvence altına alan başçırı l ı sosyalizm kuruculuğu, Sovyet Fede­ ratif Devleti'nin daha fazla geliştiri l mesine ve yetki n l eştiri lmesine temel oldu. 1924 yı l ı nda Türkmenistan ve Dzbeki stan, 1929'da Taci kistan Sovyet Sosyalist Birlik Cumhuriyetleri kuruldu. 1936 y ı l ı nda yeni SSCB Anayasası kabul ed i ldi. SSCB' nde sosyalizmin zaferi ni yasama yoluyle onaylıyan bu anayasanın kabul ed i l m esiyle b i rl i kte, Kazahistan ve K ı rg ı zi stan Dzerk Cumhuriyetleri artık Birlik Cumhuriyetleri olarak i lô n edildiler ; daha önce Transkafkas Sovyet Sosyalist Federasyonu'na dahil bulunan Azerbaycan, Ermenistan ve G ü rcistan da SSCB'nin doğ rudan doğ ruya üyeleri oldular. 1940 yı lında letonya, litvanya ve Estonya emekçileri , Sovyet devlet sis­ tem i ne mensubiyet ve bağ l ı l ı kları n ı tekrar belirterek, halkları n ı n serbest i radesiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ne g i rdi ler. Anyı yıl içi nde, Moldavya halkı n ı n bi rleşmesi sonucunda, M o ldavya Dzerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de Birlik Cum huriyeti haline geldi. B i r yandan, özerk kalan cumhuriyetleri n, özerk yörelerin ve ulusal i l lerin gelişmeleri süreci de devam etti ri ldi. Bug ü n SSCB, 20 özerk cumhuriyeti, 8 özerk yöreyi ve 10 ulusal i l i kapsıyan 15 B i r l i k Cumhuriyeti' nden oluşmaktad ı r. Böylece oluşan Birliğ i m i z, elele vermiş halkları n canl ı ve d i namik devlet biçi m i d i r. Sorunuza cevap olarak 50 y ı l önceki olaylara değ i n i rken, SSCB'nin kurulması yolunun, sadece bizim tari himizin belirli bir aşamasının öze l ­ l i klerini yansıtmakla kalmadığını da beli rtmek gerektiğ i kanısındayı m . Boisevi k Partisi n i n v e emekçi yığ ı n ları n ı n Sovyetler Birliğini yaratma m ü ca­ deleleri boyunca, aynı zamanda Marksist-Leninist proletarya devri mci teori sinin, V. i. len i n ' i n ulusal sorun öğretisi n i n en önemli fiki rleri de pratik olarak hayata geçiri liyordu. 490


Kom ü ni stler, her zaman, u l usların hak eşitl i ğ i n i ve özg ü r gelişmeleri n i , onların birleşmeleri v e a ra l a rı nda işbirliği yapmaları için, somu rucu düzene karşı başarıyla m ücadele etmeleri için , sosya lizm ve komünizm için kes i n şart saym ışlord ı r ve bug ü n de bu kanıdadı rlar. Soru: Siz Sovyetler Birliğ i n i n prensip bakım ından yen i devlet kuruluşu biçimi olduğ u n u söyledi niz. Bu düşüncenin da ha do açı klanması içi n , Sovyet Sosyal i st Federasyonunun en ayrımiı çizg i lerini de karakterize edeb i l i r m i s i n i z ? Cevap: B ilindiği g i b i , dünyada epeyce federatif devlet k u r u l u ş u vardır. Ama, doğa l olarak, federasyondan federasyona do fa rk vard ı r. Marksist­ Leni ni st b i l i me göre, u l usal ayırı m ı n , halkların hak eşitsizliğ i n i n kökleri eni-sonu s ı nıfsal çelişki lerde ve sosyal eşitsizliktedi r. B u nda n ötürü, fede­ rasyon u , onun sosya l - s ı n ı fsa l özlüğ ünün tah l i l i ne daya narak değerlend i r­ meliyiz. Parti m i z Merkez Komitesinin SSCB ' n i n 50. kuruluş yı ldö n ü m üyle i lg i l i kararnamesi nde şöyle deni liyor: "Ulusal eşitl i ğ i i lön eden, fakat hiçbi ı zaman gerçekleşti rm iyen burjuva biçimsel demokrasisinden fa rklı olarak, sosya l ist demokras i halklara eşit hakla r ve olanaklar sağ lamakta, u l usa l p roblem lerin çeşitli mil l iyet/ere mensup emekçilerin temel çıkarl a rı gözö­ nünde tutu lara k çözülmesi için gerekli koşulları yaratmaktadır.» Bu tutu ­ m u n, bizim Sovyet sosya l i st federasyonumuzun ayı rdedici çizg i leri n i açık­ l ı kla beli rlediğ i ka n ı s ı ndayım. Sovyet Sosya l ist C u m h u riyetleri Birliği, ekonomi leri sosyal i st m ü l k iyet ve sosya l i st i ktisat sistem i teme l i n e daya nan c u m h u riyetleri bir a raya getirmektedir. Bunların sosya l ya p ı l a rı bi rdir. Bu sosyal yapı, kom ünist ideal birliğiyle kaynaşmış işçi s ı n ı fından, kolhozcu köylülerden ve emekçi aydınlard a n oluşur. Bundan ötürü, bizde sınıfsal ve dolayısiyle u l usal uzlaşmaz çelişkiler için sosya l - ekonomik ortam yoktur. Sovyet sosyal ist federasyonu'nun e n önemli ö zelliği, SSCB'nin, e mekçi m i l l etvekilleri sovyetleri politik temeli üzeri nde doğ m u ş ve gelişmekte olmasıdır. Sovyetleri n ardıcıl demokratiz m i , e mekçi halkın bütün çevrele­ rine yak ı n l ı k ve açı k l ı ğ ı , bu örg ütlerin, çeşitli u l u sl a ra mensu p m i lyon ları aşan emekçi y ı ğ ı nlarını i şçi s ı n ı fı nın ve onu n öncüsü Komünist Partisi n i n etrafında birleşti rmesi ne ve devlet yöneti m i n e g e n i ş ölçüde katı lmalarını sağ lamasına i m kô n vermektedir. Şunu da önemle beli rtmel iyiz ki, Sovyet federasyonu, kendi kader/eri ne buyruk olma hakkını rea l ize etmiş, eşit haklı ve egemen u lusal sosya list cumhuriyetlerin tek kardeş a i l esinde gönü l l ü olara k birleşmiş bulu nan halkların serbestçe ve en geniş ölçüde belirtti kleri i radeleri temeli üze­ rinde kurulm uştur. Proletarya enternasyonalizmi ve demokrati k sa ntra l i zm 491


prensiplerine göre kurulmuş olan çok u l u s l u devleti miz, bütü n Sovyetler Birl iği halklarının genel çı karları i l e her biri n i n u lusal çıkarlar ı n ı n en iyi bağdaş ı m ı n ı , merkezi yöneti m le, topl u msal hayat ı n bütün alanlarında federasyon üyelerinin geniş yaratıcı i n isyatifini ve erk i n l i ğ i ni, aralarındaki dostl uk ve işbirl i ğ i n i n her bakımdan g üçlend iril mesi ni öngören ortak politi kan ı n bağdaşı m ı n ı sağlamaktad ır. SSCB halkları arası ndaki kardeşl i k ve dostluk, bu halkları n deva m l ı olarak yard ı m laşmaları, Sovyet devleti mizin ekonomik, politik gücü ve savunma kobiliyeti her Birlik Cumhuriyetinin eg emen liği n i n reel temelidir. Bu egemenlik, c u m h uriyetleri n, devlet ve iktisat kuruculuğunu ve sosyal­ kültürel ku rucu l u ğ u kendi başlarına yönetmeleri, kendi halk ekonomisi plan ve bütçelerini hazı rlayıp kabu l etmeleri g i bi hakları n ı garanti l iyen anayasal hü k ü m l e rle de sağ lan maktad ı r. Her Birlik Cumhuriyeti nin kendi anayasası, yasama meclisi ve kendi devlet egemenliği organları vard ı r. Birlik C u m h u riyeti n i n toprak ve s ı n ı r d u ru m u kendi rizası ol madı kça değ i ş­ tirilemez; her c u m h u riyet federasyondan serbestçe çıkma hakkını korur. Bu su retle, Birlik Cumhuriyeti, devlet egemenliğ i n i , Birlik Anayasası ' n ı n Sovyet Sosyalist Cumh uriyetleri Birliği yetkilerine b ı raktığ ı sorunlar d ı ­ ş ı nda, baş l ı başına uygular. Sovyet birlik devlet i n i n g el işmesinde ve yetkin leşmesinde, topl u m u m u ­ z u n yönetici g ü c ü olan Sovyetler Birliği Komü nist Partisi başlı ca rolü oynar. Marksist-Leni n ist teoriyi kı lavuz edinen bu parti, çok u l uslu Sovyet devletinin bütün kol ları n ı n i rade ve eylem leri n i n birliğini sağlar, kardeş halklar arasındaki birliğ i n y ı k ı l mazlık dayanağı olur. Parti nin Sovyet top­ l u m u ndaki önderlik ve yetişti rici l i k rol ü anlaş ı l mad ı kça, Sovyet federas­ yon u n u n karakteri ni de, onun eylem mekanizmas ı n ı da anlamak olanak­ sızd ı r. Parti miz ve Sovyet devleti, cumhuriyetlerin eşit haklı olduklarının yal­ n ızca buyru ltu larla saptanması ve i laniyle yeti n memekle tari hsel bir hiz­ metle b u l u n m uşlard ı r. Bu hak eşitl i ğ i n i can l ı b i r gerçeklik haline geti r­ mek için, cumhu riyetlere eylemde eşitl i k sağ l ıyabi lmek için, ekonomik gelişme d üzeyleri nde, oku r-yazarl ı k oranında, bel i rli cumhu riyetler halk­ ları n ı n çağdaş maddi ve manevi kültür n i m etleri n e erebilme dereceleri nde yüzyıl ların katmerleşti rdiği ayrı m ları g idermek için g erçekten büyü k çaba­ lar harcanm ıştı r. Bu sorun, c u m h u riyetle r arası nda kardeşçe işbirl i ğ i temeli üzeri nde, memleketi n geçmişte geri kalmış bölgeleri n i n halkları na diğer bütün h 'l l klar ve öze l l i k l e Rus halkı tarafından yap ı lan çıka r gözetmez yard ı m lara dayanılarak, her c u m h u riyetin kendi emekçi leri tarafından çöz ü l m üştür. Ve biz bu yöndeki çal ışmaları mızın sonuçlariyle haklı olarak övünebi l i riz. Bu hususta, eski Rus imparatorluğunun e n geri kal mış bucak­ larından biri olan K ı rgızistan ' ı örnek vermek yeterlidir. Bugün Kırgızistan Sovyet Sosyali st Cumhu riyeti, gelişmiş b i r endüstriye, yüksek vasıflı işçi 492

11 III


s ı n ı fı kad roları na, büyü k sayıda b i l i m sel-tekn i k ve yaratıcı ayd ı n lar ord u ­ s u n a sahiptir v e c u m h u riyetin kendi u l usal B i l i mler Akademisi vard ı r. SBKP' n i n , XXiV. Kongre d i rektiflerinde, bu d i rektiflere dayan ı larak ç ı ka­ rı lan ve SSCB halk ekono m i s i n i n 1 971 -75 y ı l ları gel işmesi n i öngören «Beşyı l l ı k Devlet Plô n l ı Kan u n u »nda ifades i n i b u lan ekonomi politi kası bütün Birlik C u m h uriyetlerini i ktisaden daha fazla i l erletme amacına yöneliktir. Bu politika gereğ i n ce, öyle bir ü retim g üç leri dağ ı lı m ı , sanayi ve köy ekonomisi ü reti mi artı ş tem poları nda öyle bir orantı öngörülmekte­ dir ki, bunlar c u m h uriyetlerin ekonomik gelişme d ü zeyleri n i n g iderek daha çok yaklaştı r ı l masına yard ı m edecektir. Drneğ i n , Dokuzuncu Beşyı l l ı k Plôn, sanayi ü reti m i n i n Türkmen istan C u m h u riyeti nde o ii 64, Moldavya'da nıo 62, Kazahistan 'da Il' o 59 oran ında arttı r ı l ması n ı öngörmekted i r. Sanayi ü retimi nde SSCB ölçüsünde öngörülen ortalama artış d ü zeyi 11'0 47'dir. SBKP' n i n çalışmaları n ı n halklar arası nda dostl u k ve işbi rliğini güçlen­ d i rmekle i lg i l i diğer önem li bir yönü de, bütü n emekçilerin Sovyet yurt­ severliği ruhunda, sosyalist anayurtlariyle, Sovyet halkının büyük başarı­ lariyle kıvanç duyma ruhu nda, enternasyonalizm, bütün u l uslara ve halk gruplarına sayg ı , m i l l iyetçilik, şov i n izm ve m i l l i kapanıklık bel i rtilerine taham m ü lsüzlük ruhu nda eğ iti l mesidir. işte SBKP, böylelikle, bi r devlet kuruluş biçimi olarak Sovyet federas­ yon u ' n u n , yani SSCB'nin bütün u l usları n ı n ve halk g ru p ları n ı n gerçek eşitl i k ve kardeşçe işbirliği timsali olan bu kuruluşun en enerj i k çimide i şlemesini sağ lamaktad ı r. Soru: B u rjuva devletbi l i m i uzman ları zaman ı m ızda bir federalizm buna­ I ı mı ndan söz edip d u ruyor ve Sovyetler Birl i ğ i n i n de b u n u n dışı nda kala­ m ı yacağ ı n ı iddia ediyorlar. Sovyetlar B i rğ i ndeki d u r u m u n böyle b i r idd iaya temel olabi lecek yanları var m ı d ı r ? Cevap: i l k sor u ların ıza verdi ğ i m cevap ları n, Sovyet federasiz m i n i n « bu nal ı m »ı g i b i uydu rmaları önemli derecede yalanlad ı ğ ı n ı san ıyoru m. Komü nizm k u rucu l u ğ u nda, halk lar arasında dostl u ğ u g üçlendi rmede, bütü n Sovyet c u m h u riyetleri n i n halk ekonomisini ve kültürünü gelişti r ­ medeki büyük başarı lar, bizi m federatif devleti mizin yaşama kabiliyeti n i n ve yapıcı gücü nün en i y i kanıtıd ı r. B u h u susta, memlekette elde edilen u l u sal gelirin harp öncesi 1940 yı l ı na k ıyasla dokuz defadan fazla artmış olduğunu hatırlatmak yeterlidir. Fakat bu soruyu biraz daha geniş ölçüde cevapland ı rmamız herhalde faydal ı olacaktır. « Federalizm bunal ı m ı » l ôfları n ı n kökü eninde sonu nda şuna bağlıdır: O reti m güçleri çağdaş geli şmesi n i n bütün federatif devlet ölçüsü nde ü re­ tim yoğ u n laşmas ı na ve kompleks işletmeciliğe doğ ru objektif bir eğ i l i m göstermesi, bu federasyon devlet-tekel kapitalizmi koş u l ları nda, daha zayıf u lusları n ezi l meleri ve ayı rıma tabi tutul maları, daha az gelişmiş 493


bölgelerin söm ü r ü l mesi suretiyle gerçekleşti ri l d ikçe, federasyonun merkezi i l e üyeleri arası nda kaçı n ı l maz çelişkiler doğuran bir ortam yaratmaktad ı r. Fakat burjuva ideologları, bu olguyu mekan i k olarak, Sovyet federasyonu­ nun i l kesel özel l i kleri n i , politik ve ekonomi k temel leri n i de tamamen h içe sayarak, Sovyetler Birliğine maletmeye kalkışıyorlar Oysa emekçi lerin ta'" egemen liğ i ne, sosyalist e�onomi sistem i ne dayanan Sovyet federalizn'.:, yukarıda da bel i rtti ğ i m i z üzere, demokratik santralizm, Birlik Cum huriyet­ leri nin egemen l i ğ i ve hak eşitl i ğ i , ekonom i k ve sosyal-kültürel kuruculuk sorunlarında anların e rk i n l i k ve i n i syatif sahi b i ol maları g i bi temel kay­ nakların organi k olarak bi rleşti ril mesi n i sağ lamaktad ı r. Sovyet sosyalist federasyonunda iç i l işkilerin özü, merkez ile çevre n i n birbirlerine karşı konulması d eğ i l , Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nin çı karları, yani bu Birlik Cumhuriyetleri n i n ortak çı karları i l e her cumhuriyetin çı kaı­ ıarı n ı n en môkul biçi md e bağdaştı rılmas ı d ı r. SSCB' nde ü reti m i n yoğ u n ­ laştı rıl ması, ü reti mde i htisaslaşma v e kooperatifleşme, birbirlerine karşı­ lıklı biçim d e bağ lı olan, cumh uriyetleri n ekonomi lerini kopsıyon ve tek devlet plônı g ereğ i nce g el işen halk i ktisat kompleksi s ı fatiyle bütün Bir­ lik ekonomi sinin gelişmesini tem i nat altına almış bulunmaktadır. B u geliş­ me bütün ü l kenin, ayrıca da her Birlik Cumhuriyetinin çıkarları na uygundur. SSCB Yüksek Sovyeti ' nde, Yü ksek Sovyet Prezidyumu'nda ve aynı za­ manda diğer Birlik organlarındo, bütün somut problem ler, tüm Birliğ i n çıkarları i l e ayrı ayrı cumhuriyetleri n ç ı karlar ı n ı n bağdaşı m ı 'temeli ü ze­ rinde çöz ü ı üyor. En iyi çöz ü m lerin aranıp bulunması bazan hiç de kolay o l muyor. En i sabetl i kararlara varı l ması nda, devleti mizin federatif karak­ teri gözönünde tutularak kurulmuş olan Birlik organları sistem i n i n büyük yard ı m ı vard ı r. Memleketin en yüksek temsil organı - SSCB Yü ksek Sov­ yeti -, eşit haklara sahip iki meclisten, yan i Birlik Sovyeti i l e M i l liyetler Sovyeti'nden oluşmaktad ı r. Bu tür kuruluş, kanun ların, halk ekonomisi plôn ları n ı n , devlet bütçesi n i n kabul edil mesinde ve diğer kararların alınması nda, bütün mem leket hal kları n ı n ortak çı karları ile cumhuriyet­ Ieri n ve öteki ulusal-devlet kurum ları n ı n özg ü l ç ı karları n ı n - her b i ri n i n ulusal v e yensel özel li kleri gözön ünde bulundurularak - başarıyla bağ ­ daştı r ı l ması na i m kô n vermekted i r. M i l l iyetler Sovyeti'nde, her cumhuriyet, toprak büyü k l ü ğ ü ne ve n üfus sayısına bakı l maksızın, eşit kemsil hakkı n ı kullqnarak 3 2 m i l letvekili bulundurur; b u mecliste bütün özerk cumhuri­ yetler, özerk yöreler ve ulusal i l ler d e temsil e d i l i rl er. SSCB Anayasa$1 gereğ i nce, Birlik Cumhuriyetlerine diğer SSCB devlet organları nda da temsil hakkı sağ la n ı r. Bu cümleden olarak, SSCB Yüksek Sovyeti Prezi d ­ yumu başkan yard ı mcılığ ı na h e r Birlik Cumhuriyeti nden bire r temsilci seçi l i r ; SSCB h ü k ümeti kadrosunda Birlik Cumhuriyetleri Bakanlar Kurulu. başkanları, SSCB Yüksek Mahkemesi kadrosunda da Birlik Cumhuriyetleri Yüksek Mahkemeleri başkanları görev alı rlar. Doğal olarak, SSCB Yük494


sek Sovyeti'nde ve Birl i k Sovyet i i le M i l l iyetler Sovyeti'nin d o i m i komişyon­ larında ya p ı l a n halk ekonomisi plônları ve bütçe görüşmeleri nde sık s ı k tartışma l ı s o r u n l a r v e görüş farkları ortaya çıkabi lir. V e şüphesiz ki, bun­ lar büyük bir d i k katle i ncelen i p görüşü l ü r ve ensonu nda bütün Sovyet halkları n ı n ç ı karla rına en uygun kararlara varı l ı r. Sovyet federasyo n u n u n her gelişme aşamasında, som ut koşu l la ra ve kom ünizm kurucu l u ğ u ödevlerine bağ l ı olarak, Birlik i l e cumhu riletler a rası nda yetki dağ ı l ı m ı en môkul biçimde belirlenmektedir. Yasa ma eyleminde, c u m h u riyeti n u l u sa l ve diğer öze l l i kleri n i yansıta n kendi ka n u n ­ l a r ı ile, tü m federasyon çapında a y n i şekilde çözüm gerektiren sorunla rla i l g i l i olarak a l ı na n Birlik merkezsel ka rarlarının bağ daşı m ı sağlanmaktad ı r. Bu bağda ş ı m , öze l l i kle, Birliğ i n ve c u m h u riyetlerin ortak yetki leri çerçeve­ sine g i ren soru n la rı n çöz ü m ü nde en parlak biçimde kend i n i göstermekte­ d i r. Orneğ i n , devlet ya do i ktisat hayatı n ı n şu veya bu alanı nda yasa ma esasla rının SSCB Yü ksek Sovyeti tarafı ndan belirlenmesi, c u m h u riyetler tarafı ndan, tüm Birlik için geçerli olon bu esasları som utlaştıracak ve gelişti recek kend ine özg ü konunlar ve yönetmeli kler hazırlanıp kabul ed i l mesi n i gerekti ri r. Netekim, son yıl larda, Birlik Cumhuriyetlerinde yeni medeni ko n u n l a r, ceza ve yarg ı la ma u s u l ü ka n u nları, iş ka nunları, nikôh ve a i l e kan u nları, sağ l ı k kanunları, toprak ka n u n l a rı çıkarılm ıştı r. Her Birlik C u m h u riyeti, Sovyet federasyonunun eşit haklı bir üyesi olarak, Sov­ yetler Birliğ i n i n iç ve d ı ş politika s ı n ı n belirlenmesine fiilen katı lmaktadır. Bugünkü koşu l larda Sovyet federasyonu kom ü n i zm kurucu l u ğ u sorun­ ların ı n çöz ü m ü nde önem l i bir rol oynamaktad ır. SBKP Prog ra m ı ' nda, Sov­ yet birl i k devleti n i n her ba kımdan g üçlend i r i l mesi, SSCB halkları n ı n u l u ­ s a l v e devletsel örgü t biçimlerinden tomomiyle fayda lanı l ması v e bun­ ların yetk i n leştiril mesi gereğ i önemle bel i rtil mekted ir. Soru: B i l i n d i ğ i gibi, SSCB'nin ekonomik, sosya l - po l itik, bili msel-teknik, kü ltürel i lerlemesi, gelişmiş sosya list topl u m ' u n lanm ıştır. Bu topl umda, Sizin de en i n a nd ı rıcı biçimde beli rtti ğ i n i z g i b i , t o m u l u sa l hak eşitl i ğ i de sağ la n m ı ş bulunma ktadır. O halde, bu koşul ­ la rda a rtık u l usa l sorun d iye b i r şey ka lmakta m ı d ı r ?

Cevap: Mem leketi mizde gel eneksel olara k " u l u s a l sorun" kavra m iyle bağ lanan problemlerin çöz ü m ü , yani u l usal ezgiye son veri l mesi, u l usa l hak eşitl i ğ i n i n hayata geçiril mesi g i bi problemler el bette a rt ı k ta rihe malolmuştur. Rus veya Leton, G ü rcü veya Ukrayna l ı , Kazah veya Moldav­ ya lı, Ya hudi veya Yakut' l u her Sovyet yu rttaşı, öğ reni mde, emekte, sosyal ya rd ı mlardan yararlanmada, devlet h izmeti nde görev a l mada, ü reti m, bilim ve sanatto gücünü ve ka biliyetlerini göstermede aynı hak ve olanak­ l a ra sa h i ptir. Günlük yaşa ntıdo, i nsa n l a r a ra s ı ndaki i l işkilerde u l u s men­ subiyeti a rtık geçmi şteki a n l a m ı n ı kaybetmiştir. Bu ba kı mdan ve bu a n ­ l a m d a , mem leketi m izde u l usa l s o r u n u n çözülmüş bulunduğunu söyliyebi li495


riz. fa kat u l uslar a ra s ı ndaki i l işkilerin yetkin leşti rilmesiyle, şu veya bu u l u s u n ya da h a l k g r u pl a rı n ın özg ü l çıkarları ve özelli kleriyle i lgili problem­ ler gelişmiş sosya l i st top l u mda da g ü ndemde ka l ma kta d ı r ve m i l l iyetle r va roldukça da herhalde g ü n demde kalaca ktır. Bundan ötürü, galiba SSCB'nde u l usa l i l işkilerin özg ü l l üğ ünden söz etmek daha doğru ola­ caktır. Partimiz, şimdi içinde b u l u nd u ğ u m uz aşamada da, u l usal olanla enter­ nasyonal o l a n ı doğru biçi mde bağ daştı rmaya çalışa raJ<, u l usa l öze l l i k lere d i kkat etmek g erekti ğ i ka n ı s ı n d a d ı r. L. i. Brejnef yoldaş SBKP xxıv. Kong­ resinde ş u n l a rı söyled i : "Parti, sosya l i st u l u sla rı n gel işmesi n i ve ted rican bi rbi rlerine yaklaşma larını öngö ren len inci politik hattı sistem l i biçi mde izliyerek, Sovyet Sosya list C u m h u riyetleri Birliğini bundan böyle d e g üç­ lend i recekti r. » U l usların g el i şmeleri ve ya klaşmaları d ediğ i m iz i ki l i sü reci n i n yasal ve objektif bi r ka rakteri va rd ı r. B i r ya ndan SBKP ve Sovyet devleti de bütün ça l ışmalariyle bu s ü reci n daha fazla gelişmesine ya rd ı m etmektedi rler. Neteki m , ulusa l politi ka m ızın b u n u n la i l g i l i dalından, ya n i c u m h u riyetlerin ekonomi ve kültür d üzeyleri n i yavaş yavaş eşitleme ve yü kseltme, Sovyet birlik devleti n i , SSCB halkla r ı n ı n u l usa l devlet örgütü biçi mlerini geliş­ tirme ve yetkin leşti rme görüşünden daha önce bahsetm iştim. Memlekti ­ m i z halkları a ra s ı ndaki dostluğu g üçlend i rm e ve yetki n leşti rme soru nU d a i ma SBKP' n i n d i kkat merkezi nde yer a l ma ktad ı r. Sovyet insa n ları n ı n enternasyonali st ka rdeş l i k birliğine yöne l i k h e r türlü m i l l iyetçilik depreş­ mesi parti ta rafından kesi n bir d i renişle ka rşılanmaktadır. Şimdi maddi ve m ônevi değerler değ i ş-tokuşu s üreçlerinde daha g üçlü bir akış görülmekte, c u m h u riyetler a rası nda a ha l i göçleri a rtmakta, işçi, b i l i m adamı ve yaratı cı ayd ı n kadroları değ işimi daimi bir hal a l ma kta ­ d ı r. Ve bugün, her c u m h uriyetin a ha l i s i a rtık çok u l uslu bir kolektifti r. Bununla i lg i l i olarak, uluslar a ra sı nda temas a racı sıfatiyle bir ortak d i l i htiyacı ortaya çıkmaktad ı r. SSCB'n i n bütün u lusları ve h a l k grupları böyle bir temas a racı olarok, g ö n ü l l ü bir oybi rliğ iyle Rus dilini seçmi ş ­ lerd ir. Biz bu hususta b u n d a n böyle de ta m g ö n ü l l ü l ü k prensi pine göre hareket etmeyi ödevimiz sayıyor, aynı zamanda SSCB' n i n bütün u l usları­ nın ve halk g ru p l a r ı n ı n d i l leri n i n gelişti ri lmesine ciddi bir i l g i gösteriyoruz. Bu cüm leden o l a rak, u l u sa l k ü ltü rleri n gelişmesi içi n , bunları n ka rş ı l ı klı olara k zen g i n leşmeleri n i , ya k ı n laşmalarını kolaylaştı raca k, kültürün enter­ n a syon a l i st çızg i l er i n i n iyice biçi mlenmesi n e elverecek koşulları yarata rak etraflı biçimde ya rd ı m ediyoruz. Mem leketi m i zde, yeni ta rihsel i n sa n top l u l u ğ u olara k Sovyet halkı biçi m l e n i p oluşma kta d ı r. Bu top l u l u k, ekonom i k, sosya l - politik, kü ltürel hayatın birl i ğ i , Ma rksi st-Le n i n i st ideoloj i birliği, bütün emekçi leri n çıkar­ l a r ı n ı n , pa rtimizin ve i şçi sınıfının komün ist idea l leri n i n birliği temeli üze496


ri nde meydana gelm iştir. Sovyet halkı soyut bir kavra m değ i ld i r. Memle­ keti m i zde, u lusların birbi rlerine ya klaşma ları n ı sağ lama, emekte, törede ve i nsa n l a r ı n m ônevi kişili klerinde kend i n i gösteren ortak enternasyonalist çizgi leri işleme ilerici süreçleri g erçekleştiri l mektedir. işte ü lkemizde sosya lizmin ü stü n gelmesi n i n , parti m i z i n ardıcıl enter­ nasyonal ist politika s ı n ı n sonuçları bunlard ı r. Bugün SSCB'nde u l usa l i l iş­ kiler sorunu bu biçimde ele a l ı nmakta ve böylece çöz ü lmekted i r. Soru: U l usa l sorunla i l g i l i Leninci fikirler ve bunların SBKP' n i n pratik eyleminde tecessüm etmesi zam a n ı mız koşulları içinde d ü nya işçi ve kom ü n ist ha reketi i ç i n büyük bir önem taşı maktadı r. Söm ü rgeci l i ğ i n bo­ yunduru ğ u nd a n k u rtulan halklar, u l usa l devletler kurmak g ibi karma şık ödevlerle yüzyüze gelm işlerdir. Bazı gelişmiş burj uva devletlerinde u l u s v e ı rk çelişki leri yeniden keski n l eşm iştir. Birçok burj uva ideolog u, b u d u rumdan ç o k u za k l a ra varan sonuçla r çıka ra ra k ş i m d i «mi l l iyetç i l i k yüzyı l ı »nı yaşa ma kta olduğu muzu, m i l l iyetçi l i k eğ i l i mleri n i n bütün d ü n ­ yayı ka plıya cağ ı n ı v e bütün ç o k u l u s l u devletleri kaçı n ı lmaz olarak buna­ ı ı m ı a ra sürükl iyerek onla r ı n çökü p dağı lmala rı n a sebep olacağ ı n ı i d d ia etmekted i rler. Siz bu g ibi öngörülere ne dersi n i z ? Cevap: S o n yirmi -otuz y ı l d ı r, karşı l ı klı u l usa l i l işkiler problemleri n i n , d ünya n ı n bi rçok memleketler " ı a n la m v e ö n e m kaza n d ı ğ ı söz götürmez. Bu i lişki lerin gayet c i d d i u l us­ l a ra rası a nlaşmazlıklara yol açan bir ortam yarattığ ı haller va rd ı r. ı rk­ ç ı l ı k ve şovinizm belirti leri, d ü nya ka muoyunda haklı bir endişe uya ndır­ ma kta ve kes i n bi r ka rşı koyma ha reketi gerekti rmekted i r. Ve netekim, ı rkçı l ı k ve şovi nizm beli rtileri her yerde devri mci ve i lerici g üçleri n d i re­ n i şiyle ka rşılaşmaktad ı r. B u g ü n ortaya çıkmakta olan u l usal problemleri n ve a n laşmazlıkların birbi rinden fa rklı bir kara kteri va rd ı r ve bunları d eğ erle n d i rmede aynı ölçüyle ha reket etmek doğru o l maz. U l usa l problem lerin ele a l ı n ması nda s ı n ıfsal yanaşım Marksist- Len i n i st teori n i n değişmez bir talebid i r. Kom ü ­ n i stler, örneğ i n ezen v e ezilen u l u s u n m i l l iyetçi li kleri a ra s ı nda titiz b i r a y ı r ı m yapmakta d ı rla r. Hattô kurtuluş ha reketleri n i n m i l liyetçi l i ğ i söz­ konusu olduğu za man bile, Ma rksist-Leninistler b u n u n hem demokrati k ve i lerici ya n ı n ı görmekte, hem de bunda bel i r l i koşullarda gerici eleman­ l a rı n bel i rmesi olanağ ı n ı hesaba katmakta d ı rlar. Parti m i z u l usal problem­ leri işte bu açıdan ve bu tutu mla ele almaktadır. Ya rım yüzyı l l ı k çok u l uslu Sovyet d evleti tecrübesi n i n ba şlıca u l u s l a ra ­ rası önemi, u l usa l soru n u n çöz ü m ü nde ayrı ntıları v e biçimleriyle aynen ta klide değer ta m ve değ işmez örnekler vermesi nde değil, bizim tec­ rübemizin s ı n ı fsal kriteryumlarla yokla n m ı ş ve yönü bel irlenmiş bir u l usa l politika n ı n doğ r u l u k v e etki n l i ğ i n i n ca n l ı ta n ı ğ ı yeri n i tutma sındadır. . Ç ü n kü mem leketi mizde yerleşik halkların g ö n ü l l ü birleşmelerine ve a ra 497


larındaki sağ lam dostl uğa, anların orta k devrimci savaşları, top l u m u n sosyalist temeller üzerinde a rd ı c ı l olara k yeniden k u r u l m a s ı s ü recinde ulaşıldığı bi r gerçektir. Bizim çok u l us l u devlet tecrübemizin evrensel­ tarihi önem i , ul usal soru n u n a rdıc ı l ve etraflı çözü m ü n ü n a ncak sos­ yalizmde m ü m k ü n olduğu gerçeğ i n i n prati k hayatta doğrula n masındadır. Za manızımda bazan « m i l l iyetçi l i ğ i n patlaması .. a d ı n ı verdi kleri olgunun da sosyal-s ı n ıfsa l açıd a n ele a l ı nması gerek l i d i r. Tekellerin '!e emperya l i st burjuvazi n i n egemen l i ğ i , kaç ı n ı l maz olarak, halkların söm ü rgeci l i k VP. yeni-sömürgec i l i k l e ezil meleri, u l usal a z ı n l ı kların baskı a ltında a l ı n ı p ayı­ rıma tabi tutul maları politi ka s ı n ı doğu rmakta d ı r. B i r yandan da a nti ­ emperya li st u l usal-kurtu luş sava ş ı n ı n şiddeti a rtmakta, u l usların ve ırk­ la rın hak eşitl i ğ i n i a maçlaya n demokrati k hareketler gelişmekted i r. B i r başka deyişle, ulusa l çel işkilerin kes k i n leşmesi, kapita l i z m i n derin leş­ mekte olan genel buna l ı m ı n ı n ka ra kteristi k çizg i lerinden bi rid i r. Kısacası, bugün u l uslara rası i l i şkilerde görmekte olduğumuz karmaşı klık eğ i l i m i n i n gel işmesi n i besliyen orta m ı ka pita l i st sistem ya ratmakta d ı r. Bu eg i l i m i ü n iversa l -evrensel karakterli görmek ve göstermek gerçekleri zor­ lamak o l u r. Em perya l i st propagandanın, Sovyetle r Birliğinde mevcut ol­ mıyan «merkezkaç m i l l iyetçi a k ı m l a r .. keşfetme, şu veya bu halkın u l usal çıkarları n ı n çığ nend i ğ i vb. g ibi asılsız iddialar ortaya atma denemeleri herkesçe b i l i n mekte d i r. Bu gibi iddialar Sovyetler Birliği ndeki gerçekliğe, bizi m çok u l uslu gelişme tecrübem i ze taban tabana zıttır. Hiç şüphe yok ki, gelecek, u l usları n ve halkların gerçek hak eşitliği n i , a ra l a rındaki dost­ luk ve kardeş l i ğ i n y ı k ı l mazlığ ı n ı ancak sosya l i z m i n gara nti led i ğ i n i , bu esa s h ü kmü, herhalde yeni bir kuvvetle ve defa la rca doğ rulıyacaktır. Soru: Enternasyonalizm prensiplerinin, Sovyetler Birliğ i n i n gerek iç, gerekse d ı ş pol iti ka s ı n ı n temellerinden biri olduğu gayet iyi b i l i n mektedir. U l usal ve enternasyonal hedeflerin ve çıkarların SSCB dış politika s ı nda bağdaştı r ı l ması problem i derg i mi z i n okuyucu larını geniş ölçüde i lg i len­ di rmekted i r. SBKP'nin ve Sovyet devleti n i n bu soru nla ilgili tutu m la rı n ı da l ütfen kara kterize eder m i s i n i z ? Cevap: H e m e n bel i rte l i m ki, SSCB'ni n d ı ş politika çıkarları, d ü nya sas­ ya l i z m i n i n, uluslara ra s ı kom ü n ist ve işçi ha reketi n i n ve u l usa l - ku rtuluş hareketi n i n esas çıkarlarına tamamiyle uyg u n d u r. SBKP' n i n ve Sovyet dev­ leti n i n izledikleri d ı ş politika n ı n ana hedefleri, her şeyden önce, diğer sosya li st ü l kelerle birlikte, sosya lizm ve komünizm kurucu l uğ una elverişli u l uslara rası koşu l l a rı yaratmak, sosya l i st ü l keler a i lesi n i n sıkı bi rliğ i n i , d ünya kom ü ni st v e işçi hareketiyle dayanışmayı g üçlendi rmek, u l u sal­ kurtu luş ha reketini desteklemek ve söm ü rge bağ ı m l ı l ı ğ ından kurtu lmuş mem leketlerle işbirliğ i n i gel iştirmek, ba rışı ve halkların güve n l i ğ i n i savun­ mak, m i l letlerarası hayatta ayrı sosya l d üzen lere sa h i p devletleri n ba rış içinde yanya na yaşa maları prensi p i n i n yerleşmes i n i sağ lamak, em per498


ya lizmin sa l d ı rg a n kuvvetlerine kesin bi r d i reniş göstermekti r. Bizim s ı n ı f­ sa l enternasyon a l i st politika m ı z ı n kara kteristi k çizg i leri bu n l a rd ı r. Barış ve sosya l i st enternasyona l i z m politikası, SSCB'nin elli yıl l ı k tari h i ­ n i n ana hatlarından bi rid i r. Bu gerçeğ i ka nıtlamak için, SSCB' n i n kurul­ masından hemen sonra, o za m a n ki en yü ksek egemenlik org a n ı m ı z MiK Prezidyu m u n u n , yayı n la d ı ğ ı bi r b i l d i riyle, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğ i ' n i n bütün halklarla dosta ne işbi r l i ğ i nden yana olduğunu d ü nyaya duyurd u ğ u n u burada hatı rlatma mız yeri nde o l u r. SBKP XXiV. Kongresince veri len geniş ve somut d ı ş politika prog ra mı gereğ i nce pa rti ve devlet g i rişimleriyle gel işti rilen a ktif u l u slara rası eylem­ l e r, bize bu bildiriyi bugün d e yeniden tekrarlama hakkı vermektedir. SBKP Merkez Komitesinin, SSCB e l l i nci kuruluş yıldönümüyle i lgili ka rar­ namesinde beli rti ldiği g ibi, Sovyetler Birliği, uluslara ra s ı a l a nda sebatlı ve siste m l i bir ba rış ve dostl u k politi kası yürüten bir kuvvet olara k eylem göstermekte, halkların hak eşitliğ i n i öngören Leninci prens i pleri g özet­ mekte, söm ü rg eciliğe, yeni-sö m ü rgeci liğe ve ı rkçı lığa karşı, her türlü s ı n ı f­ sal ve u l usal ezgiye ka rşı kesi n l ikle m ücadele etmektedir. Sovyet dış politika s ı n ı n enternasyonalizmi, her şeyden önce, diğer sos­ ya l i st devletlerle i lişkilerde dostl u ğ u n , etrafı i işbirliğ i n i n ve karşı l ı k l ı yar­ d ı m ı n güçlendiri l m esi nde ken d i n i göstermektedir. Biz kardeş parti lerin ve sosya li st ülkeleri n d ı ş politi ka eylem leri ni ahenkleşti rme çaba l a rı na a ktif bir katkıda b u l u n maya, kendi leriyle işbi rliğimizi a rttırmaya ça l ı şma ktayız. Geçen yıl hazı rlanan ve kabul edilen sosya l i st ekonomik entegrasyon (bütünleşme) Komple Prog ra m ' ı da bu işbirliğ i n e fayda l ı bir hizmette bu l u n makta d ı r. SSCB, söm ü rg eci lere ve em perya l i st sa l d ı rga n ia ra ka rşı ka h ra ma nca savaşma kta olan halkları kes i n l i kle destekliyor. Hem de onlara ya l n ı z m a nevi -politik ba k ı m d a n d estek o l makla ka l m ıyor, a y n ı zama nda çeşitli maddi yard ı m la rda b u l u n uyor. Sovyet yu rttaşları, Viyetnam ve d i ğ er Çirı­ H i nd i ü lkeleri yu rtseverleri n i n u lusal bağ ı m sızlı kları uğ rundaki çetin ve yiğitçe savaşlarına şerefli bir katkıda bu l u nmakla kıvanç duyuyorla r. SSCB, Ara p halklarının i sra i l sa l d ı rga nia rına karşı, işgal edilen toprak­ larını ku rta rmak üzere yürüttükleri savaşı da en siste m l i ve etraflı biçi m ­ de destekliyor. Sovyetler Birliğ i n i n kapita l i st devletlE!re yönelik ba rışçı g i rişimlerinde de, Sovyet d evleti n i n uyg u l a d ı ğ ı dış pol iti ka n ı n e nternasyonali st özl üğü beli rmektedir. Zi ra bu g i rişim ler, ya l n ızca SSCB emekçi leri n i n çıka rla rı na değ i l , bütün d ü nya e mekçileri n i n çıkarla rına d a uyg u n d u r. Sovyetler Bir­ liği ve diğer ka rdeş sosya l i st 'ül keler tarafından i leri sürülen Avrupa güve n l i ğ i tasarısı, Avru pada u l uslara rası temas ve i lişkileri n eni ne-boyuna g e l iştiril mesi fikri n i ka psa makta d ı r. Bu tasa r ı n ı n gerçekleşti ri l m esi, Avru­ ' payı bir ba rış kıtası hali ne, iyi komşu l a ra ya raş ı r geniş bir ekonomik, poli499


tik ve k ü ltüre l işbirliği kıtası haline getirebiler ve bu do bütün Avrupa halkla r ı n ı n, aynı zamanda tüm i nsa n lığ ı n özlem ve emellerine uyg u n olur. Son za m a n l a rda, b i r kolektif g üven l i k sistem i meydana geti ri l mesi fik­ r i n i n bi rçok Asya ü l kesinde de i lgiyle ka rşı landığ ı na memnuniyetle ta n ı k o l maktayız. B u n u n l a i l g i l i olarak, böyle b i r sisteme temel olabi lecek p ren­ sipler a rasında, devletleri n hak eşitliğinin, onların ulusal egemenliğin e ve toprak bütü n l üğ ün e sayg ı n ı n, a ra l a rı nda işbi rliğ i n i gelişti rmen i n m u ha k ­ kak surette yer a l ma s ı n ı g erek l i sayd ı ğ ı m ızı da beli rtmek isteri m. XXiV. Kon g reden bu ya na geçen za man içinde, Sovyetler Birliği, Av­ rupada gerg i n l i ğ i n azaltı lması, g üven l i k ve işbirliği soru n l a r ı n ı n ele a l ı n a ­ cağ ı bir Avrupa genel konfera n s ı ya p ı l ması yolunda önemli a d ı m la r attı. Bu ça ba l a r sayesi n de, Avrupa n ı n politik d u r u m unda bir hayli iyileşme oldu ve b u n u n daha somut belirtileri d e Sovyet-Fransız ilişkilerinin başa­ rılı gelişmesinde, Batı Berli n' l e i l g i l i dört ya n l ı a n laşma n ı n i mza lanma­ s ı nda görüldü. Biz, Sovyetler Birliği i l e Federa l Alman C u m h u riyeti ara­ s ı nda ve Polonya i l e Federal Alma nya a rası nda imza la n m ı ş olan ve Av­ rupada mevcut s ı n ı rların doku n u l mazlığını saptama kla i ntikamcı ve m i li­ tarist çevrelere ağır bir darbe indiren a ntlaşma ların yürürlüğe girmesini büyük bir a d ı m sayma ktayız. S i l a hsızlanma soru n la riyle i l g i l i yapıcı tek­ l i flerimiz de bütün d ü nyada geniş ya n k ı l a r uya n d ı rmaktadır. B i l i n d i ğ i g i bi, bu a l a nda, her şeyden ö nce Sovyetler Birliğ i n i n g i rişken v e siste m l i politikası sayesi nde, a rtık bazı reel ve olum l u sonuçla ra ulaşı l m ı ştır. Sov­ yetler Birliğ i n i n M ı sı r, H i n distan ve Irak'la imzala d ı ğ ı antlaşmalar da, barı ş ı n güçlenmesine ve uluslara ra s ı işbirliğ i n i n g el işmesine, emperya liz­ min boyu n d u ğ u nd a n kurtu l m u ş olan devletleri n u l usa l bağ ımsızlı kları n ı n sağ la m laşmasına ya rd ı m etm i şti r. Sovyet yöneti ci leriyle bi rçok kapita l i st memleketler ve gelişmekte ola n ü l keler d evlet adamları a rasında yüksek d üzeydeki görüşmeler ve b u a rada ABD C u m h u rbaşka n ı n ı n yak ı n geç­ m işte SSCB' ni ziya reti s ı rasında ya p ı l a n görüşmeler, bizim XXiV. Kongre­ m izce ka bul edilen barış p rogra m ı n ı gerçekleşti rmeye yönelik politika mızın önemli bir unsuru o l m uştur. Sovyetler Birliği ile B i rleşik Amerika a rası nda i mzala nan a n laşmalar bütün d ü nyada barışın g üçlend i r i l mesi yolunda atı lan önemli yapıcı a d ı m l a rd ı r.

Sovyetler B i rl i ğ i n i n en önemli d ü nya politikası problemleriyle i l g i l i görüş v e tutu mu, memleketi mizi n ulusal çıkarlarını d i le geti rmektedi r. B u g ö r ü ş v e tutum u n özde başta n başa enternasyonalist olduğunu g ö r m e k de zor d eğ i l d i r, ç ü n kü bunlar emekçi yığ ı n ları n ı n, bütü n d ü nya i lerici güç­ leri n i n temel çıkarla rına ve emellerine ta mamen uyg u n d üşmekte d i r. Aynı görüş ve tutu m, bu Mayıs ayında toplanan SBKP MK Ple n u m u ' n u n ka ra r­ l a riyle de yeniden tasvip e d i l m iştir.

500


Parti

ve

Vığınlar Verner Lamberts

Devrimci parti n i n işçi s ı n ıfına ve bütün emekçilere ka rşı davra nış tarzı bizim hareketimiz i n önemli bir problemidir. Bu problemin, doğ ru dürüst, Ma rksist-le n i n i stçe çöz ü m ü gereğ i , ya l nızca devri mden önce s ı n ı f savaş­ ları n ı n karmaşık zorluklariyle boğuşulduğu dönem le, söm ü rücü düzenin a laşağ ı e d i l mesi içi n devri mci g üçlerin gelişmeleri ve s ı m s ı kı saf tut­ maları süreciyle s ı n ı rl ı kalmaz. Bu ödev, p roleta rya n ı n egeme n l i ğ i ele geçi rmesi nden sonra, yeni toplumun yaratı lması ve gelişti ril mesi döne­ m i nde de yeni bir temel üzerinde ve yeni ö lçülerle, devri mci parti n i n çalışma ğ ü ndeminde yer a l ı r. Bundan bir yıl önce, A l m a n Sosya list Birlik Partisi (ASBP) Viii. Kong­ resi, parti n i n daha sonraki eylem yönleri n i bel i rliyerek, onun yönetmenlik rol ü n ü g üçlendirme gerekli l i ğ i n i etraflı biçimde temellendird i . Kongre önü nde okunan Merkez Komitesi hesap ra porunda şöyle deniliyordu : « Sosya lizm kuruculuğunun ölçü ve atı l ı m ları ne kadar geniş ve çözü lecek ödevler ne kadar karmaşı ksa, parti n i n rolü o n i spette daha önemli ve sorumluluğu o n i spette daha büyüktür Kong rede işçi s ı n ı fı n ı n sosyalizm kuruculuğundaki seçk i n yeri ve gi derek a rta n sorumluluğu da ayn ı önemle bel i rti ldi. Emekçi leri «ta ri hin gerçek yaratıcıları» olara k n iteliyen kongre, pa rti örgütlerini emekçilerle daha yakın ve sağlam bağ l a r kurmaya çağ ırdı. .••

Bu çağ rıda, ya l n ı z burjuva ideologları ve onların düdüğünü öttüren ıevizyonistler, yani biçi msel mantık kurnazlıklarında bi rbi rleriyle ya ı ış eden ler, her hangi b i r çelişki görebi l i rler. işçi s ı n ıfı n ı n ve p a rtisinin tarih­ sel ödevi sözkonusu olduğu zaman, bu kurnazl a r, a rtık çığ nenmiş sakız haline gelmiş sözümona kanıtla r ı n yeni variya ntlarını dayatmaya kalka r v e şöyle b i r yargı yürütürler : işçi s ınıfı i ktida rd a olduğuna göre, part i n i n yönetme n l i ğ i n e l üzum yoktur. Hem b u yönetmenliği parti g erçekleşti rdiği takdi rde, işçi sınıfı n ı n egemen l i ğ i nden nasıl söz edileb i l i r ? Bu pa rti eğer işçi s ı n ı fı n ı n partisiyse, bu s ı n ıfla bağ la ntı l a rı n ı güçlendi rmek gibi bir kaygı göstermesi gereksizd i r. Yok, eğer yine d e bu bağ l a ntıların g üçlen­ diri l mesinden söz ediyorsa. bu ta kdirde kendisi i şçi s ı n ı f ı n ı n partisi değ i l ­ d i r v b. . . . vb . . . . Bu sözümona d üşü n ü rler şunu a n lıya mamışlard ı r ki, işçi sı nıfı n ı n kur­ tuluşu bu s ı nıfın kendi dôvasıdır ve bu s ı n ı f ancak «varl ı kl ı s ı nıflar tara ­ f ı nd a n kurulmuş bütün eski parti lere ka rşı duran ayrı bir politik partide örgütlü olara k eylem gösterebil i r » (I). B u sözüm yabana düşünürler. bu

(I) K. Marks ve F. Engels. Eserler, c. 1 8, s. 1 62. 501


sınıfın yen i topl u mda do - objektif etkenlerin zoruyla - yönetmenlik d u ru ­ m u o l makla v e y i n e s ı n ı f olarak ken d i pa rtisi va sıtasiyle eylem göstermekle ödevii olduğ u n u d o a n la m ıyorla r. i şçi s ı n ıfı azıl kend i pa rtisi va sıtasiyle egemen l i ğ i n i gerçekleştirmekte, top l u m u yönetmekte, çeşitli emekçi taba ­ ka larını - her biri n i n i htiyaçları n ı ve çıkarla r ı n ı gözö n ü nd e tutarak - bir­ leşti rmekted i r. Proleterler i le kom ü n i stler a rası ndaki ka rşı l ıklı i l i şkiler hak­ kında daha M a rks ve Engels' i n « Ko m ü ni st Partisi Manifesti»nde verd ikleri ve sonra len i n' i n gelişti rdi ğ i karakteristik, hayatın yokla masiyle doğ ru l a n ­ m ı ş olon yeni tipten parti öğ reti si, pa rtiyi s ı n ı f ı n bi r pa rçası, onun ö nderi , o n u n - yığ ı n l a ra nasıl kurtu lacakla r ı n ı öğreten, yığ ı n lardon do öğ renen bilinçli ve örgütlü öncü birliği soyo n öğreti, bütün bu d iya lektik gerçekler burj uva ideolog l a rı için hep yed i m ü h ü rlü kitap o l a rak ka l makta d ı r. Reviz­ yon istler için de bu böyled i r. Sosya lizm i le emperya lizm a rası nda d ü nya ça pında mücadele devri nde, Ma rksist-leni ni st pa rt i n i n devrim sürecindeki yeri sorunuyla i l g i l i tartış­ malar a l a bi ld i ğ i ne ş i dd etlend i . Parti hakkındaki öğ reti n i n doğru biçimde a n l a şı l ması ve somut koşul la r gözönü nde b u l u n d u r u l a rak gerçekleşti ri l mesi kom ü n i st hareketi n i n d a i m i ödevid i r. B u öğreti, komünizm düşmanları n ı n şiddetli politik ve i d eolojik hücumlarına u ğ ramakta d ı r. SBKP Merkez Kom ites i n i n xxıv. Kong reye sunduğu hesap ra porunda bel i rtildiği g i b i , kom ü n i st parti s i n i n yönetmen lik rol ü sor u n u « devri mci ha reketi n, yen i top­ l u m kurucu l u ğ u n u n temel sorunlarından biridir. Bugün bu sorun, Ma rk­ sist- leninistler ile reviıyonizmin çeşitli biçi mleri n i n temsiıCileri a rasındaki mücadelede d ü ğ ü m noktası o l m u ştur». iktidardaki kom ü n i st pa rti leri n i n sosya lizm ve komünizm kurucu l u ğ u na yönelik gerg i n ça lışmaları, topl u m u n g i derek daha yüksek n itelikte yöne­ ti lmesi, revizyonistlerin işçi s ı n ıfı partisi ta rafından yönet i lmekle halkın ya ratıcı l ı ğ ı n ı n aşağ ı l a n d ı ğ ı yol u ndaki uyd u rmalarını en iyi biçi mde yal a n ­ lamakta d ı r. Ka l d ı k i , revizyonistleri n halk yığ ı n l a r ı n ı «kayı rma»ları d ü pedüz riyakôrlıktır, çünkü bu adamlar ayni zamanda partin i n yeri n i bir « elit»in veya b i r «spontane hareket»in a l ması gereğ i nden söz etmekted irler. Ko­ m ü n ist partileri sosya l ist top l u m u yönetmede de, V. i. len i n ' i n deyimiyle «olayların objektif d u r u m u n u ta h l i ld e tam bi li msel açıklık ve evri m i n ob­ jektif g i d i şi i le devri mci enerji nin, devrimci yaratı c ı l ı ğ ı n , y ı ğ ı n l a r ı n ve aynı za manda ayrı yarı kişi lerin , grupların, örgütlerin , parti lerin devrimci i nis­ yatifi n i n öne m i n i en kes i n biçimde ta n ı may' m ükemmel su retle bağdas­ tırmasiyle bütün diğer sosya li st teori lerden ayrılan» (l) Ma rksi zmin pren­ siplerini kı lavuz ed i n mektedi rler. Diğer Marksist- len i nist parti ler i ç i n olduğu g i bi, ASBP i ç i n de, parti n i n yönetmenlik rol ü n ü gerçekleşti rmede v e yığ ı n l a rla i y i i lişkiler kurmada bütün somut ödevler, top l u m u n içinde bulunduğu ta ri hsel gelişme aşama-

( ') 502

V. i .

leni n . Bütün eserleri, c. 1 6, s. 23.


s ı n ı n , o n u n s ı n ı fsa l ya pısının ve sosyalist dön üşümler süreci nde yaratılan yeni ilişkilerin b i l i msel ta h l i l i n den, daha i leri topl u msal gelişme n i n objek­ tif i htiyaç ve ola naklarından ve aynı zama nda s u bjektif koşu l l a rından doğ makta d ı r. ASB P VIIL Kong resi nde de beli rti ldiği üzere ADC' nde sosya l i st üreti m ilişkileri üstün geldikten sonra, biz a rtık geliş m iş sosyalist toplu m u her ba k ı md a n biç i mlendirme çalışmalarına koy u l m u ş b u l u nuyoruz. Bu yolda büyük bir ileri adım atı l m ış olsa da, sorun u n kesinlikle çözülmesi içi n daha pek çok ça l ı şmaya i htiyaç vardı r. Geli ş m i ş sosya li st top l u m basit bir deklôrasyon değildir. Hemen öyle ilôn edilivermekle gerçekleşmiş olmaz. Gelişmiş sosya l i st top l u m u n kurulabi l mesi için, her şeyden önce, üretim güçlerinin, sosyalist topl u m ilişkilerini n ve insa n ların bilincinin daha yük­ sek bir d üzeye çıkarılması gerek l i d i r. Kong renin kararları parti mize ve bütün yurttaşlarımııo işte bu yönü göstermektedir. Bütün top l umsal güç­ leri n bu hedefi gözeten birliği ancak işçi s ı n ı fı n ı n yönetici d u r u m u n u n mütemadiyen sağ la m laşmasiyle gerçekleşebilir. Erih Honeker yoldaş Kong rede şunları söyledi: « Proletarya d i ktatörl üğü, eninde sonu nda, bütün d ü nyada dostla rımızın selamladığı ve düşman­ larımızın d o nefretle ka rşı ladı kları şeyd i r. Ve biz bundan ötürü, i şçi sını­ fının d i ktatörl ü ğ ü n ü ve yönetmenli k rol ü nü gözbebeğ i miz g i bi koruyacak. sosya l i st top l u m u n bundan sonraki gelişmesinde de onun a n l a m ve öne­ mini daha yüksek d üzeye çıkaracağ ız. » ADC' n i n şimdiki gelişme aşamasında işçi sınıfı n ı n yönetmen lik rolünün yükselti l mesi, n i cel olmakta n çak, n i tel bir istektir. i şçi sı nıfı topl u m u n sayıca en dolg u n s ı n ı f ı d ı r. Aktif nüfusun toplam sayısı içinde i şç i lerin ve hizmetl i leri n nispi payı 1 955 y ı l ı nda °/ii 7B kodarken, 1 970 y ı l ı nda % B4'ü aşm ıştı r. Oyle ki, bugün a ncak öncelikle bu s ı n ıfın özgül sosya list çiz­ g i leri n i n daha do biçimlenmesi, onun politik aktifliği, bütün top l u msal süreçlerin yönetil mesindeki soru m l u l u ğ u sözkonusu ola b i l i r. Bu çizg i leri n şimdi de i şçi s ı n ı f ı n ı n çehresi ni ne derece beli rlediği , bir de ASBP' n i n üye ve aday üyeleri nden o o 75' i ni n , ADC' n i n en yüksek ege­ men l i k org a n ı Halk Meclisi milletveki l leri n i n ya rısından fazlas ı n ı n , ma­ halli egemenlik org a n lari ndaki halk temsi lcileri n i n o o 60' ı n ı n, sosya l i st iktisat yönetmen leri n i n o ii 75' i n i n , savcıların o o BO' i nden fazla s ı n ı n ve yargıçların hemen hemen d örtte üçünün, Ulusal H a l k Ordusu subay­ ları n ı n 0,'11 BO' i n i n i şçi çevresi nden çıkmış old uklarına ba k ı l a ra k söylene­ b i l i r. Raka m lara daya n a n şu kanıtlar da emekçi leri n yaratıcı a ktifli k dere­ cesini göstermektedir: 1 966 y ı l ı ndan 1 970'e kadar sanayide emek veri m l i ­ liğ i °,'11 4 2 ora n ı n da a rtm ı ş ; 1 970 yı l ı nda ekono m i n i n k a m u sektöründe her yedi kişiden bi ri, 1 971 y ı l ı n d a da her a ltı kişiden biri emekçi yenilikçiler ha reketi ne katı l m ı ş ve en azından bir rasyona l i zasyon teklifi s u n m uştur. 503


Şimdi işçi s ı n ıfı n ı n ya l n ı z öncü bölüğ ü n ü n değ i l , bütün grupları n ı n p l a n ­ lama yöneti m i ne b i l i nçle katı lmaya celbed i l mesi, onlarda bu katı l m a n ı n gerektird i ğ i yetenek ve ka biliyetleri n, soru m l u l u k duyg u s u n u n geliştiril­ mesi ıôzı m d ı r. Bu nda pa rti n i n yığınsa l - pol itik ça lışmala r ı n ı n büyük bir önemi vard ı r ; çünkü başlıca rolü el bette emekçileri top l u m yöneti m i ne çekmenin a rtık yerleşm i ş ve en yayg ı n yöntem ve biçim leri oynıyaca ktı r. Onem li olan, her şeyden önce, emek kolektifleri a rasında sosya li st yarış­ ı a r ı n ı n örg ütlen mesi nde send ikaların a ktifl iği ni, ü reti m daimi danışma topl a ntıları, yoldaş mah kemeleri, kad ı n komiteleri vb. g i b i demokratik kurumların, aynı zamanda işçi lerin i n genç kuşağ ı n eğiti m i n i önemli bir etki leme biçi m i ola ra k brigadların okul s ı n ıfları üzerindeki şef i i kieri uygu­ laması n ı n rol ü n ü ve önemini a rttı rma ktı r. Sosya l ist a raştı rma l a r, ü retici lerin büyük çoğ u n l u ğ u n u n yöneti me katı l ­ maya h a z ı r oldukla r ı n ı , bunun için her g ün k ü işleri n i n d ı ş ı n d a gereken d i kkat ve gücü esi rgem iyecekleri n i göstermekted ir. Bu hazır oluşu yığınsal b i r oktifliğe çevirebil mek için, parti ile s ı n ı f a rası ndaki "temas " ı n daha yüksek b i r n i tel basa mağa çıkarı l ması gerekmekted i r. Topl u msal sü reç­ leri n yöneti m i nde objektif olara k kend isine yükletilen soru m l u l uğu ta ş ı ­ maya subjektif olarak da h a z ı r olabilmesi i ç i n , b ü t ü n i şçi s ı nıfı, Marksi st­ Len i n ist öğren imden geçmeli, yeteri kadar ekonomi bilgisi ed i nmeli, ça lış­ tığı yerin ve yaşadığ ı bölgeni n d u ru m u ve problemleri ha kkı nda yeteri kadar somut enformasyon a l m a l ı d ı r. Ote yandan, pa rti n i n ve pa rti yöne­ t i m i n i n gerekli son uçlama ve genel lemeleri ya pa bilmesi için, somut tec­ rübeyi dikkatle i ncelemesi, işçi leri n fik i rleri ne ve tekl i flerine kulak vermesi gerekl idir. işçi s ı n ıfı n ı n sosya l ist çehresi ne kadar çok biçi m l e n i r ve bel i r i rse, onun müttefekleriyle, kooperatifçi köylü ler, ayd ı n l a r ve diğer tabaka l a rla i l iş­ k i leri de o n i spette daha çok gelişir. işçiler köy ekonomisine gitgide daha büyük ö lçüde modern teknik sağ l ıyorla r. Bu modern teknik köy ekonom i ­ si nde d e end üstriyel ü reti m metotları n ı n yerleşmesine sadece i m kôn ver­ mekle ka l m ı yor, aynı zama nda bu mototları ka b u l ettiriyor. Bunlar olma­ dan, köyde bundan böyle ü reti m i ve emek veri m l i l i ğ i n i gerektiği kada r arttırmak olanaksızd ı r . Ne var ki, 1 950-60 yıllarında kurulmuş olan nis­ peten küçük kooperatiflerin çerçeveleri yeni tek n i ğ i n kullanı lmasına oldukça dar geliyor. Kooperatif işletmeleri, halk çiftli kleri ve g ı da endüs­ trisi kurumları a rasında yeni i şbö l ü m ü biçimleri b u l u n ması objektif bir zorun l u k oluyor. B i rçok öncü kooperatifler yen i l i kçi örgütsel biçi mler yaratma örnek leri veriyorlar. Fakat b u sü reç henüz kooperatifçi köylü leri n heps i n i kapsa m ı ş değ i ld i r. Bu d u rumda, işçi sı n ıfına ve pa rtisi ne, birlik ve ittifa k politi kası a l a n ı nda emekçi lere azami ölçüde yard ı mcı ve destek olma, onların tec504


rübesini genell iyerek bütün kooperatifçi köyl üler s ı n ıfına end üstriyel metot­ ların gereğ i n i ve üstü n l üğ ü n ü gösterme g i b i önemli ödevler d üşmekted i r. Bilimsel -teknik d evrim koş u l l a rı nda işçi sı nıfı i l e ayd ı nlar arasındaki ittifa k ı n önemi a rtıyor. Bu ittifa k ı n güçlendiril mesi, parti n i n düşü nsel -poli­ t i k ça lışmaları n ı n önemli soru n la rı nd a n biri d i r. işçilerle ayd ı nların karşı ­ l ı kl ı i l işki leri, burj uva ideolog l a r ı n ı n , sağ ve « so ı ,. revizyoni stlerin a l a b i l d i ­ ğ i ne şiddetli hücumlarına k o n u olmaktad ı r. Ma rksizm-Len i n i z m i n düşman­ ları n ı n çoğ u top l u m yöneti m i n i n görülen lüzum üzeri ne ayd ı nların eline geçmesi gerektiğ i n i iddia etmekted i rler, bir yandan d a sosya lizmde ayd ı n ­ l a ra ikincil b i r rol veri ldiği,ni i leri s ü ren ü ltra -sol görüşler yayı ldı kça yayı l ­ makta d ı r. B u n l a r ı n beri kisi d e , ötekisi de ya n l ı ş ve za ra r l ı d ı r. Pratik hayaı, işçi s ı n ıfı n ı n ancak ayd ı n larla ittifa k s u retiyle, b i l i msel-teknik devri m i n u laşımiarını sosya l i z m i n ü stü n l ü kleriyle başa r ı l ı v e org a n i k b i r su rette bağdaşt ı rabi leceğ i n i göstermektedir. Qte yandan, ayd ı n l a r z ü m resi de, ancak işçi s ı n ı fı n ı n yöneti m i a ltında ça lışarak emekçi h a l k ı n selômeti ne hizmet edebi l i r. ASBP, ayd ı n l a r i l e işçi s ı n ı fı arasında işbi r l i ğ i n i her su retle destekliyo r v e b u n a yard ı m ed iyor. Ayd ı n larla i şçi s ı n ı fı n ı n birbirine yaklaşması, Mark­ sist-Le n i n i st i deoloj i temeli üzeri nde gerçekleşen bu s ü reç çeşitli biçi m ­ ler a l ıyor. Sosya li st ayd ı n l a r ı n çoğ u n l u ğ u i şçi s ı n ı f ı n ı n bağ rı ndan çıkıyo r v e ona yak ı n d a n bağ l ı b u l u n uyor. işçiler k e n d i safla rından m ütemad iyen b i l g i n ler, m ü hendisler, sanat adamları çıka rıyorla r. işçi sınıfı n ı n önemli bir böl ü ğ ü tek n i k ve ekonom i k bilgi leri daha esa slı biçimde ben i m seyerek onları ça l ı şma hayatında başa rıyla uygula rken, özellikle halk ekonomi ­ s i n i n i leri kes i m lerinde doğrudan doğ ruya ü reti m fonksiyonları olan, işçi kolektifleri n i yöneten tek n i k ayd ı n temsilcileri n i n sayısı da d u rmadan a rtıyor. işçi s ı n ıfı n ı n diğer h a l k ta bakalariyle birlik ve ittifa kı da yeni n itel i k çizgi leri kaza nıyor. Ka m u h izmetleri a la n ı n ı n gen işleti l mesi, zanaatçı ları kooperatiflerde emek veri m i n i a rttı rma yönünde ha rekete geti riyor. Sos­ ya l ist gel işmeye y ı l l a rd ı r devletle birli kte katı lan eski sanayiciler, fabrika sahipleri, a rtık kendi özel m ü l kiyet hi sseleri n i devlete satmaya karar veri­ yorlpr. Bu olay, ADC' nde sosya li st ü reti m i l işki leri n i n daha fazla güçlen­ mesine yard ı m ed iyor. Böylelikle, parti, s ı n ı f ve h a l k a rasında çok ya n l ı eylem birliği s ü reci a ktif olarak geli şiyor, halkın bütün ta baka ları - birbirinden fa rklı yeğ i ıı ­ l i kte olsa d a - işçi s ı n ı fı n ı n ideoloj i ve kültürüyle kaynaşıyor, ü reti m g üç­ leri n i n, ü reti m i l işkileri n i n ve pol iti k üstya p ı n ı n m ütemadiyen gel işmesi s ü reci içinde ted ricen bu s ı n ıfa ya klaşıyorla r. B i li m sel temele otu rtu l a n parti yöneti m i i le yığ ı n l a r ı n g i rişimi a rasındaki s ı k ı ka'r şı l ı k l ı bağ l a ntı daha bel i rg i n bir hôl a l ıyor. Subjektif etkenlerin önemi g i derek a rtıyor, ve buna el bette ancak sosya l i z m i n özü n ü a n l a m a m ı ş olanlar şaşıyorlar. ASBP 505


M K ' n i n V i i i . Kong reye sunduğu hesap raporunda beli rti ldiği g i bi, daha önceki toplumsal d üzenlerin hepsinden farklı olarak, sosya lizm, yığ ı n la rı n b i l i nçli ve plônlı eylemleriyle yaratılıyor v e geliştiril iyor. i n sa n la r ı n bilinçli ve planlı eylemi , F. Engels' i n sözleriyle, « onların şimdiye kadar kendi lerine ya bancı olon ve tepelerinde doğa ko n u n la rf g i bi h ü kü m sü rerek hep a leyh l erin e i şliyen toplumsal eylemleriyle i l g i l i kanunların, kendileri ta rafından to m yetkiyle uyg u la n ması " n ı gerekti r­ mektedir. (I) i n sa n l a ra kendi eylem leri n i n kanu'nlarını a n la ma ola nağ ı n ı ya l n ı z Marksi z m - Le n i n iz m vermektedir. Bundan ötürü, porti mizi, sadece kendi üyeleri n i n Marksizm-Le n i n izmi geniş ölçüde öğ renmeleri ni sağla­ makla kalmayıp, Ma rksist-Le n i n i st fiki rleri n yu rttaşları m ı z ı n daha çoğ u n u n d ü nya görüşlerine temel o l ması için çaba göstermeyi d a i ma olağan üstü önem taşıyan bir ödev soyogelmiştir. Artık yirmi yıldan fazla bir zamandır uygulanmakta olon parti öğ reni m sistem i sayesi nde, parti miz üyeler i n i n < i < i 90' l n ı n , y a n i 1 ,9 m i lyon kişi n i n v e ayrıca 500 bin portisiz yu rttaşın Ma rksist- Len i n ist ideolojiyi kavrayıp beni msemeleri sağ la n mı ştır. Büyük işletmelerde, bölgelerde ve i l lerdeki parti okulları ve yü ksek parti okulu, onbinlerce d i n l eyiciye sağ l a m b i r top l u m bi l i m öğ reni m i vermekted i r. Genç­ l i k Birl i ğ i ' n i n , Sen d i ka l a r Birliğ i ' n i n ve diğer toplumsal örgütleri n öğ reni m kurumları, basın, radyo v e televizyon do Marksist-Leni n i st fikirlerin yay ı l ­ m a s ı n a h izmet etmekte, g e n e l öğ re n i m okullarındo, yüksek v e orta öğ re­ n i m kurumlarında ve ü n iversitelerde eğ iti m ça lışma ları do gitgide daha büyük ölçüde Marksi z m - Le n i n izm temeli üzeri ne oturtu l ma ktad ı r. Parti ve sosyal i st devlet ta rafından yürütülen eğitim-öğ retim eylem i n i n , burjuva v e revizyonist ideolog la r ı n ı n gözleri nde d i ken o l m a s ı rasgele değ i l d i r. Onlar h ü rriyeti n i h lal edildiği d iye bir tero ne tutturmuşlordır. Fakat h ü rriyete h izmet konusunda, m i lyo n l a rca insana, toplumsal gelişme ka n u n l a rı hakkında esa s l ı bilgi ler edinme ve bunları uyg u lama olanağı vermekten daha fazla ne yapılabi l i r ? Yığ ı n l a r i şte bu temel üzeri nde « ken­ d i tari h leri n i to m bir b i l i nçle kendi leri yaratmaya başlıyacaklard ı r. ". (2) Bu ya ı atıcılığa yönelişin a n l a m ı şud u r : Çok ya n l ı ideoloj i k çal ışmada hiçbir zaman sadece ya l ı n bilgi veril mesi sözkonusu olmam ışt ı r (böylesi hele şimdi en a z sözkonusu olabilir) ; bütün iş, eylem k ılavuzu olacak, sağ la m konı olara k yerleşeçek, sosya l ist devlet yu rttaşlar ı n ı n davra n ı ş norm ları n ı bel irliyecek « a ktif b i l g i "yi kaza nd ı rmakt ı r. Sosya l i st b i l i nç, teoriyi kavrayıp beni mseme temeli üzeri nde g üçlen i r ve i nsa n l a rı n haya­ tına, her alandaki eylemlerine etk i yapa r. Gelişmiş sosya li st top lumda, aşağ ı la n makta n ve köle edilmekten azat i nsa n ı n ma nevi çehresi a rtık açı kça biçi m l e n i r. Sömürücülük koşulları n ı

( i) K . Marks ve F. Engels. Eser/er, c. 20, s . 294-295. (l) K. Marks ve F. Engels. Eserler, c. 20, s. 295. 506


yaşamamış ve yaşam ı yacak o l a n genç kuşaklar yetişir. Bütün sosya l ve pol itik yaşayış biçimleri n i n başta nboşa yenilenmesi, insanla rda, vaktiyle söm ü rücü l ü k d üzeni koşullarında körleşti rilen veya yozlaştı rı l a n bi rçok nite­ likleri n meydana çıkmasına i mkô n verir. Yeni insanın biçi mlenmesi n i n s ürekl i v e karmaşık bir s ü reç olduğu el bette söz götü rmez. Yüzyı lların ve uzun s ü re h ü k ü m sürmüş kapita l i st ideoloj i n i n üstüste yığdığı ka lıntıların yokedi l mesi bir zorunluktur. Bug ü n i n sa n ı n gerçek uya n ışı, kişiliğ i n geliş­ mesinde yeni top l u m u n yarattığı olanaklar ile bu kişi liğe yönelik y üksek ta lepler a rası ndaki karşı l ı k l ı etki ve eylemde oluşmaktadır. Yeni insanın biçimlenmesine ta n ı k l ı k eden birçok olgudon ya l n ı z bazı­ larını burada kaydetmek isteriz : Rekabetin ve ya rı n ı na g üvensizliğ i n i n ortadan ka ldırı l m ı ş olması karşı l ı k l ı yardıma doğ a l bir yatk ı n l ı k uya n d ı r­ ma kta ; işletmede, kooperatifteki kolektif çalışma bir bera berlik duygusu uya n d ı ra ra k yaratıcılık h uzuru vermekte ; plônı gerçekleşti rme yolundaki eylem ve çaba, insanı çal ıştı ğ ı işletmenin ve mensubu olduğu top l u m u n çıka rlarına doğru yöneltmekte ; bir işletmen i n , topl u l uğ u n veya devletin işlerine katı lış, i n sa n ı n bilgi edi n me isteğeni ve soru m l u l u k duyğ usunu teşvik etmekte ve bu da onun kişisel çıka rla r ı n ı kat kat aşmakta d ı r. Doğ a l olarak, bütün bu o l uşma, e m e k kolektifleri nde v e toplumsal kuruluşla rda s ü rekli bir eğitim ve öz eğiti mle atbaşı beraber yürümektedir. Kolektif, sosya list ahlôk prensiplerinin ve politik görüşlerin , i nsanları n tutum , dav­ ra nış ve karşılıklı ilişkileri n i n doğ a l temeli haline gelmesine yard ı m etmektedir. Sosya lizm pratiğ i ni n , her şey bir yana, i n sa n ı n değişmezl i ğ i n i , o n u n doğ uştan .. kurt ta biatı »na sa h i p olduğ u n u i d d i a e d e n burj uva teori lerini tü mden ya lanladığı a paçık ortadadır. Ma rksist-Le n i n i st parti n i n yığ ı n la rla i lg i l i tutumu, özellikle insana karşı davra n ı şında, insa n ı n yaratıcı g üçle­ rine - duygusallıktan ve aynı zamanda nihilizmden azot - tam g üveninde, in­ sa n l ı k adına g i riştiği eylemde bütün parlaklığiyle kendini göstermektedi r. Parti mizin Vi i i . Kongresi bu hususta ki görüşü müzü şöyle belirtmiştir : .. Bi­ z i m bütün parti politikam ıza s i n m ı ş b i r tek amacımız vard ı r : I nsa nların selô meti için, halkın mutl u l u ğ u için, işçi sınıfının ve bütün e mekçi leri n çıka rları için eli mizden geleni yapmak. Sosyalizmin varoluşunun h i k meti de budur. Biz b u n u n için çalışıyoruz, bun � n için savaşıyoruz.» Bu prensip, plônlamanın kesin ve ölçülü diline çevrilerek, yeni beş­ y ı l l ı ğ ı n Kongre ta rafından form üle ed i len esas ödevinde yoğ u n ifadesin i bulmuştur. Beşyı l l ı ğ ı n esas ödevi de şöyle formüle e d i l mişti r : .. Sosyali st ü reti mi yü ksek tempolarla geliştirme, bili msel -teknik i lerleme n i n etkin ­ l i ğ i n i v e emek veri m l i l iğ i n i a rttı rma temeli üzerinde halkın maddi v e k ü l ­ türe l yaşama düzeyini d a ha da yü kseltmek . . . .. Bu ana hedef v e ona u laşma a raçları parti ile yığ ı n l a r a ra s ı ndaki somut i l işkileri belirlemekte­ d i r. Beşyı l l ı k plônın böylece bel i rlenen esas ödevi, öğ renirrı ve kültür d ü 507


zeyini durmadan y ü kseltmenin sosya li st plônlama için yöneliş nokta sı olduğ u n u açı kça göstermekted ir. Parti i l e yığ ı n lar a rası ndoki i l işkiler açısından, gelişmenin her aşama­ s ı nda i l könce hangi i htiyaçla r ı n giderilmesi gerektiğ i sorunu çok önem l i ­ d i r. Zira kaynaklar sınırsız değ i l d i r. B u g ü n , ADC' nde, emekçilerin sağ l ı ğ ı n ı koru:na olanakları n ı n genişleti l mesi, emekli aylıkla rı nın, çocuklu a i lelere V 2 yen i evli lere yard ı m ları n a rttı r ı l ması sorunu birinci plôna a l ı nmaktad ır. Parti , çeşit l i sınıf ve ta baka ların i htiyaçları n ı n nasıl gelişti ğ i n i d ik katle izlemekte, bunların statik olmadığ ı n ı ve bir kerede tamam iyle bel i rlene­ miyeceğ i n i d e a n la ma ktad ı r. Bazı i htiyaçların daha ta m bir biçimde gide­ r i l mesi, bunların yenilerini doğu rma kta ve gelişti rmektedir. Ka ldı ki, bu­ rada sözkonusu olan yaln ızca topl u m umuzun gelişme karakterine ve ko­ ş u l larına uyg u n i htiyaçlar da değ i l d i r. Halkın bazı g rupları için, bu ihti­ yaçları, henüz kökü kaz ı namamış olan küçük b u rj uvaca hayat görüşleri belirl iyebi l i r veya bunlar şimdi gideril mesi i mkônsız i htiyaçlar ola b i l i r. Pa rtinin ödevi, sadece yığ ı n ların i htiyaçla rını tespit etmekten ve bunları giderme yolla rını beli rlemekten ibaret de değildir. Parti, eğitsel çal ış­ ma lariyle i htiyaçla rın gelişmesi üzerinde etki yapa b i l i r, bunları n sosya l i st unsurlarını teşvik eder ve destekler, bir yandan da s ı n ı f d üşmanı n ı n körüklemek i sted i ğ i küçük burj uvoca, bi reyci ve bencil eğ i l i m lere karşı m ücadele yü rütür. Emek veri m l i l i ğ i n i a rttı rmaya ve bili msel -teknik i lerlemeyi hızlandı rmaya yönelik yığ ınsal yaratı c ı l ı k, h a l k ı n maddi ve kültürel i htiyaçlarını gider­ menin zoru n l u koşulud ur. Fakat aynı zamanda yaratı cı emeğ i n kendisi de emekçi lerin bel i rg i n ifadeli bir i htiyacıdır. B i l i m sel -teknik devri m i n ulaşımiarını sosyaliszmin üstü n l ükleriyle orga­ nik biçimde bağdaştı rma yalnız bir avuç uzma n ı n işi değ i ld i r. Bu bağ ­ daştı rma işiyle, a raştı rıcılar ve konstrüktörler ödevii olduğu kadar, ras­ yona l izatörler ve yen i l i kçiler de ödevlidi rler. Bu ulaşımların ü reti mde hangi s ü ratle ve ne ölçüde uyg u la ma olanağı bulacağ ı, ya l n ı z yen i ser­ maye yatı r ı m l a rına değ i l , aynı zamanda halk ekonomisi n i n bütün kol­ larında uyg u la nacak yara r l ı rasyonalizasyon lara, yeni metotların ve tek­ noloj i k s ü reçlerin beni msenmesi için emekçilerin va sıfla r ı n ı n tam va ktinde yükselti l mesi ne de bağ l ı d ı r. işçi s ı n ı fı , kooperatifçi köylü ler veya b i l i m ve tekn i k görevlisi ayd ı n la r a rasında, bili msel -tekn i k i lerleme problemleri n i n çözü m ü n e katı lması gereksiz veya olana ksız bir grup olabi leceğ i d üşünü­ lemez. Halkın.,bütün g rupları bu i lerlemede elde edilen sonuçla rla i lg i l i ­ d i rler. Gerçi bili msel-tekn i k devri m i n ulaşımlarından yara rlanmada sosya li st d üzeni n üstü n l ü ğ ü başla ngıçta sadece bir i m kô n olarak mevcuttur. B u üstü n l ü k ancak yığ ı n l a r tarafından değerlend i r i l d i ğ i v e b i l i nçli olara k 508


kullanıldığı zaman ta mamen eylemsel ol ur. Bundan ötürü, ASBP, b i l i msel ­ teknik devrim problem leri n i çözmede başvurulan sosya l i st metotların özel l i ğ i n i açıklamak, bunların ü stü n l ü ğ ü n ü yığı nların kend i tecrübeleriyle kavra masına yard ı m etmek için s ü rekli çaba la r harcamakta d ı r. Böylece, parti ve send i ka l örg ütler, i şletmelerde sosya li st yarışıarını ve rasyona l i ­ zasyon ha reketi n i , ya lnız ü retici emeğ i n etki n l i ğ i n i arttırmaya doğ ru değ i l , a y n ı za manda ko le'ktiflerde ça lı şma v e yaşama koşu llarını m ütemadiyen iyi leştirmeye doğ ru yöneltmektedirler. Daha yü ksek veri m l i l iğe u laşma yo­ l unda atı l a n her önemli adım, aynı zamanda emek kültürünü yetki nleş­ tirme yönü nde, onun yaratı c ı l ı ğ ı n ı a rttı racak kayna kları geli ştirme yö­ n ü nde, i şyeri g üven l i ğ i n i yetkin leşti rme yönünde de bir i leri a d ı m olma­ l ı d ı r. Bundan ma ksat, beşy ı l l ığ ı n esas ödevi i l e bu ödevi gerçekleşti rme araçları a ra s ı ndaki uyum ve birliğin, gerek bütün toplum, gerekse her emek kolektifi ölçüsünde belirmesini ve herkes ta rafından h i ssed i lmesini sağ lamaktır. Parti, i ktisat yönetmen lerine, ya l n ı zca plan ödevleri n i n - öngörü l d ü ğ ü g i b i v e hatta aşılarak - yeri ne geti ri l mesi hususunda değ i l , kolektifte ka rşı lıklı sosya list i lişki lerin gelişmesi için en iyi koşu lların yaratı lması ve kişi l i ğ i n biçimlenmesi hususunda da soru m l u l u k d uygusu kaza n d ı rmak üzere eğitim ça l ı şmaları yü rütmekted i r. Sosya lizm, b i l i msel-tekn i k dev­ r i m i n kapitalizm koş u l ları nda kaç ı n ı l maz olan o l u msuz sosyal sonuçlarını bertaraf etmekten çok daha fazla s ı n ı yapabi lecek durumda d ı r. Biz bu devri mden sosya l hedeflerim ize ulaşma yolunda yararlanma ktayız. işimiz hiç de işletmeleri n çağdaş tekni kten yara rlanarak halk i htiyaç­ ları için daha fazla tüketi m malları ü retmeleri ve bi ri k i m i a rttı rmala riyle s ı n ı rl ı değ i l d i r. B u suretle bir yandan i şletmeleri n kendi içinde bi l i msel­ teknik devri m i gerçekleşti rmeni n de önemi va rd ı r. Parti m i z çağ daş tek­ n i ğ i n ben i m senip yerleşmesinde dar a n lamda tekn i sizme karşı da müca­ dele etmekted i r. Makineler ve donatı m la r sadece maddi ni metler ü reti m i a raçlarından ibaret değ i l d i r ; bunlar a y n ı zamanda insanların v e kolektif­ lerin ça lışmaları için gerekli koşulları yaratmakta d ı rlar. ASBP' n i n politi ­ kası, insanın ya ratıcı eylemi için geniş ufuklar açma, emekte g i ri ş i m lere i m ka n verme hedefine yöne l i ktir. Ası l önemli iş, kad rola rın, sosya l ist yönet­ menlik sti l i n i i stekle kavrayıp benimsiyecekleri biçimde eğitilmeleridir. Sosya listçe yönetmede, b i l i msel a raç ve metotlar - elektronik hesa plama tekniği uyg u lamasından i ş lemlerin i ncelenmesine kadar -, a l ı na n kara r­ ların görüşülmesine emekçi lerin de celbiyle, işletmede sosya l i st demok­ rasi nin enine-boyuna gelişti rilmesiyle s ı m s ı kı örül mektedir. Sosya li st top l u l u k ü l keleri n i n u l uslara rası kooperatifleşmes i , a raların­ daki ekonomik entegrasyon (bütü n leşme), bili msel-teknik d evri m problem­ leri n i n çöz ü m ü n ü g ittikçe daha büyük ö lçüde bel i rleyip kolaylaştı rıyor. Bu devr i m i n üstü n l ü k lerinden ta m olara k yararlanma, ya l nızca uzman 509


kurul larında orta k plônla ma ve kooperatifleşme sorunundan i ba ret de­ ğ i ldir. Bir sosya l ist ül ke, diğer kardeş ü l kelerde plônların yerine geti ril­ mesini bel i rler n itel i kte ne kadar çok ödevi yükümlenirse, halk ekonomisi göstergeleri o n ispette daha çok u luslara rası kategoriler ve enternasyon a l yükümler haline g e l i r . Her sosya l i st ü l k e n i n emekçi leri d i ğ e r kardeş halk­ lara karşı daha yüksek b i r soru m l u l u k d uyg usiyle ha reket etmeye başlar­ ı a r. Bu da yeni soru m l u l uğ u n yığ ı n l a r tarafı ndan bili nçle kavra n ma s ı n ı , u l usal ekonomik ödevler ile sosya list ü lkeler h a l k l a r ı n ı n yaşama d üze­ yini yükseltme amacı, b u ortak amaç a rasındaki karşı l ı klı bağların iyice a n laşılmasını gerektiri r. Sıkı işbirliğ i sosya list ü lekelere em perya lizmle mücadelede belirli bir üstü n l ü k kazan d ı r ı r. Bu olay bütün d ü nya i lerici g üçleri n i n ya rarı nadı r ve onların m ücadelesini kolaylaştırır. Biz, cephemizde yer a ld ı ğ ı m ı z kesi mde, parti i le halk a rası ndaki ka rşı ­ lıklı i l işki leri baltala mayı hedef tutan e mperya l i z m i n şiddetli hücumları na göğüs geriyoruz. Emperya l i st propaganda, çağ daş yığ ı nsa l enformasyon araçların ı n her çeşjdi nden yararlanarak « hayırhah » pozuno girmekte, bur­ juvazin i n işçi sınıfı partisi hakkındaki aşınmış a nti-komünist uydurmalarını ve revizyani stlerin ASBP olmaksızın ve ona karşı « sosya lizmi ısla h » ön­ gören «en yen i » teori lerini y urttaşları m ızo dayatmaya ça l ı şmakta d ı r. Mem­ leket içindeki her olay, parti n i n her kara rı ve pa rtiye dayanan her görüş, devletçe a l ı na n her ted b i r, g i ri şi len her i craat, daima kamuoyuna şüphe· telkin edecek ve en azından endişe ve huzursuzl u k yaratacak biçimde, halkımızın s ı n ı f ve ta baka ları birbirine düşürü lecek, ayd ı n l a r işçi s ı n ıfına , köylüler işçi lere gençler yaş l ı l a ra v e hepsi de e l d e n geldiği nce partiye karşı kışkırtı lacak biçimde yorum l Q n ma kta d ı r. Bu yolda her soydan ve boydan m i l l i yetçi ve a nti-sovyetik fiki rler ideolojik tah rikçilerin pek sev­ d i kleri a raçlard ı r. Bu ta h ri kçilerin a macı, ADe yu rttaşlarının sosya list b i l i n ­ cinin yükselmesini engel lemek, memleketi mizi SSCB'nden v e öteki sos­ ya list ü l kelerden kopa rıp ayırma ktı r. Parti miz d üşma n la ideolojik m ücadelede büyük bir tecrübe edindi. Bu sayede, şimdi ideolojik m ücadelenin daha çok şiddetlen mesini de ta m bir hazırlıkla karşı ladı. V i i i . Kongre, partiye, « bütün ADC işçi sınıfı n ı ve emekçi lerini a nti-kom ünizm zehrinden koruma ve sa h i p olduğu muz daha üstün ideoloj i k silôhla a nti-komünizmi hezi mete u ğ ratma » ödevi ni verd i. Biz yurttaşlarımızın enternasyonal eğiti m i n i iyileştirmeye çalı şıyoruz. Sos­ yal ist enternasyonalizme bağ l ı l ı k, bize, m i l liyetçiliğe karşı en sağ lam m ücadele silôhını vermekted ir. Parti i le yığ ı n l a r a ra s ı ndaki i l işkileri hedef tuta n emperya list hücum­ larına karşı, daima gereken ciddiyetle tepki gösterdiğimiz bir gerçektir. Fakat şimd iden g üvenle söyliyebiliriz ki, ideolojik düşmanlarımız hedef­ lerinden hiçbirine u laşam ıyaca klard ı r. Biz toplu msal gelişmemizin bütün aşamalarında V. i. len i n ' i n şu sözlerini k ı lavuz edin m i şi zd i r ve edin mekte510


yiz : « i şçilerin (sonra da bütün emekçilerin) yığ ı n iyle, ya n i büyük çoğ u n ­ luğuyle bağ kurmak, başa rının en öne m l i , en bellibaşlı koşuludur.» (I) Biz daima, parti n i n ya l n ı z doğru ve isa betli ödevler i leri s ü rmekle y ü k ü m l ü olmadığı, o n u n izlediği politika n ı n emekçi lerin ç ı karla r ı n ı - h e m ya l n ı z gelecekteki d eğ i l ayn ı za manda g ü n l ü k çıka rla rını da - ya nsıtması gerek­ tiğ i , böyle bir politi ka n ı n da ancak bizzat yığ ı n ların dôvası olara k hayata geçirilebileceği görüşünü çıkış noktası yapıyoruz. Partinin yığ ı n la rla bağ­ lantısı n ı n şimdi de d u rmadan g üçlendirilmesi, her önemli soru n u n emek­ ç i lerle d a n ı ş ı l ı p görüşü l mesi, i leri s ü recekleri fikirlerin gözö n ü n e a l ı nması, i htiyaçları n ı n titizlikle g i deri l m esi, kararların a l ı n ması na, büyük ve küçük topl umsal iş leri n başarılmasına onların da katı lma ları n ı n sağlanması gerekmektedi r. Okuldan ve i şletmeden tutun da merkez egemenlik org a n ­ l a r ı n a kadar b ü t ü n toplumsal a la n la rda, halk sovyetleri, komisyonlar, emekçi a ktif grupları g i bi yığınsal örgütler eylem göstermekted i rler. Top­ lumsal örgütler yükümlendi kleri ödevleri n yeri ne geti rilmesinden kend i ­ leri soru m l u d u rlar. Ozellikle taşrada, pratik sor u n l a r ı n genel i htiyaçlara göre çözülmesinde yığ ı n sa l g i rişi mlere yön veren u l usal cephe organları sürekli b i r çaba içinded i rler. Sosyalist demokrasi organ l a rı, yığ ı n la rı n top l u m işlerine yaratıcı biçimde katı lmaları n ı sağ lamakla o l d u ğ u kadar, yönetim i l e halk a rasında d a i m i bir d iyalog sağ la makla da y ü k ü m l ü d ü rler: Parti n i n yığ ı n l a rla ya k ı n ve çok ya n l ı i l işki leri, biz i m şi md iye kadar ulaştığ ı m ı z bütün başarıların teme l i d i r. ASBP Viii. Kong resi bu i l i şkileri daha da g üçlendirmiş ve derin leştirm iştir.

(I)

V. i. Lenin.

Bütü n

eserleri,

c.

44, s. 348. 51 1


Viyetnam devrim i üstün gelecek Kar/os A/ba, Aleksey Masyagin

. . . Pa l m iyeler a rasında yuva la n m ı ş roketler. Mevzi lenmiş uçaksava r topları ve makinel itüfekler. Geçitierde, köprü lerde ve demiryolu boyla ­ rında, eğri i m i ş v e d i k i l i p ka l m ı ş traversler, meta l d i rekler, yuva rla n ı p ya n ­ m ı ş vagon iskeletleri. Y o l kena rları nda bomba çukurları. Ya n ı p y ı k ı l m ı ş evler, hastaneler, ta pınaklar. Sığı naklar, korunma çukurları , « tek kişi l i k » yuva k biçi m i beton deli kler. V e h e r yerde a sker ü n iforma l ı v e s i l ô h l ı i n ­ sa n ı a r . . . Pirinç ta rlala rı n ı n yeşil fonunda, dizi dizi ve i ki b ü k l ü m kad ı n figürleri göze ça rpıyo r. Pirinç bitki s i n i işliyorla r. Mandaların sırtı nda n ice çocuklar büyüklere yardım ediyorla r. Su hazneleri kenarla rında oltalariyle oya l a n a n çocu k l a r da va r. « Manzara » n ı n kara kterist i k çizg i s i , saba h leyin erkenden akşa m ı n geç saatlerine kada r yolları doldura n bisi kletli ler. Akşa m ı n a l a ca kara n l ığ ında, top l u msa l ya pıların pencerelerinde, defteri ne veya kita­ bına eğ i l m iş ya da g rupça bir konferansçıyı d i niiye n insanlar farkedi liyor. Yaya ka l d ı rı m l a ra kahve veya çay içmek i stiyenler i ç i n masa l a r kon u l m uş. G e leneksel yeşil çay dai ma demli . . . B ütün bunlar size Viyetnamı söyler. Viyetnam, ya ni çevresinde bi rçok politi k problemin yoğ u n laştı ğ ı , d ü nya kamuoyu n u n d i kkati n i üzerinde top­ I ıyon memleket. B u rada, a l a b i l d i ğ i n e karmaşık koş u l l a r içi nde, Viyetnam devri m i gelişiyor. « Viyetna m » sözcüğü bug ü n h ü rriyet ve bağ ı m sızlık dôva­ s ı n ı n yen i l mezl i k sembolü oldu. Bu sözcük bir yandan da m ütemadiyen söm ürgeci sa l d ı rga n l ı ğ ı , emp e rya l i z m i n canavar özlüğ ü n ü hatırlatmakta d i r. Amerikanın en sürekli sömürge harbi

Biz, Ameri ka n hava kuvvetleri a k ı n ı a r ı n ı n ve harp gemi leri nden açılan top ateşleri n i n n ispeten s ı n ı rlı olduğu g ü n lerde Viyetnam Demokratik Cumhuriyeti' n i (VDC) ziyaret ettik. O g ü n lerde askersiz bölgen i n (17. para lelin k u zeyi) yakınları bombalanıyordu. B u , Nisan a yındaki a s keri sa l d ı rı larda tırmanış eylem leri n i n b i ra z yatıştığı bir dönem sayı l ı rd ı . Viyetnam h a rbi, B i rleşi k Amerika n ı n şi mdiye kada r yü rüttüğ ü h a rpleri n en s ü reklisidir. 1 945-46 yı lları Viyetnam işlerine Amerikan müdahales i n i n başla n g ı cıydı. ( I) O za mandan beri Birleşik Amerikada, stratej i k dönüm­ I ere gerekçeler a rayan ve sömürge harbine yeni adlar ya kıştırmaya ça l ı şa n n ice başka n l a r, genera l l e r v e baka n l a r g e l i p geçti ler v e b u g e l i p geçme boyunca da müttefi kler yavaş yavaş işi haydutluğa döktüler. Değ işmiyen (1) ( 1 954 yı l ı na, Cenevre Konfera n s ı ' na kada r, B i rleşik Amerika, Fra n sa ' n ı n Viyetna m'daki sömü rgeci l i k ha rbi h a rca m a l a r ı n ı n % 8 0 kada rı n ı ö d ü ­ yord u. 512


biricik şey, sal d ı rı la rı genişletme politi kasıyd ı ; kend i iradeleri ni her a raca başvura rak, i n sa n la rı yığ ı n la yoketmekten, ba rınakla r ı n ı , ya şa d ı kları çev­ reyi ve doğayı ya,k ı p yıkma ktan da çek i n miyerek halkıara dayatmaktı. Viyetnam'da barış çokta n bozuldu. Fakat, g üney-doğ u Asyaya Okya n u s ötesi « hü rriyet savunucuları»nın gelmesinden son ra , h a r p gitgi de Viyet­ n a m l ı lara ka rşı yönelti lmiş bir jenosid (ha l k k ı r ı m ı ) m a hiyeti a l maya baş­ lad ı . Amerikan yetk i l i leri, Kuzey Viyetnamda havadan ve denizden ya l n ı z a skeri hedefleri bomba l a d ı klarını söyl üyorla r. B u n u n gerçekle i lgisi yok­ tur. işte örnek : 1 965 y ı l ı nda Ameri kan uça k l a rı Than-Hoa'da bi rkaç katlı ve 750 yata k l ı bir hastaneyi yerle bir etti ler. Bu, bomba larını i sabetle attı kla riyle övünen pi lotla r için bir rasla ntı m ı d ı r? 1 970 y ı l ı nda bu ha stane yeniden kuruldu. Yukarı dan, ya n l a rdan, nerden bak ı l ı rsa ba kılsın, bu ya pının hastane o l d u ğ u açı kça görül üyord u . Ne va r ki, 26 Ara l ı k 1 971 'de Amerikan uça kları Tha n-Hoa hasta nesini yine bombalayıp yıktılar. Siz çadı rlara a ktarı l mı ş hasta ları gözlerimizle gördük. Ara l a rı nda çoğ u baş­ larından yara l ı , k i m i kol u n u , kimi baçağ ı n ı yiti rmiş çocuklar va rd ı . Has­ ta ne avlusunda da, « boyu » on yaşında bir çocu ktan çok da ha. uzun, pat­ lamamış bir bomba yatıyord u . Doktor V o Din Çin ş u n l a r ı söyled i : « Amerika l ı l a r hasta nelere hücum etti klerini biliyorlar. Ya pıyı yıktıktan sonra, bilyeli bomba l a r da atarak, kaça nları ö l d ü rmeye ça l ı şıyorlar. Hastanemiz bir mahalle ortası nd a d ı r. Diyel i m ki, başka hedef gözetiyorla rd ı , ama bombalar bize rasla d ı . Ya n i b u n u n b i r raslantı olduğunu ka b u l edel i m . Fakat « rasla ntı » niçin tekrar­ l a n ı r ? (l) Ya apayrı k u r u l m uş 1 .600 yataklı bir cüzam hastanesini bomba­ lamaiarına ne buyru l u r ? Bu onların takti ğ i d i r, ya n i ma ksatları hasta l ı k ­ l a r ı n memleket içinde olabildiği kada r çok yayı lmasıdır.» Harp yılları boyu nca Amerikan hava kuvvetleri memlekette 1 00 hastane, 353 doğ umevi, 475 okul, 420 pagoda ve ta pınak bomba layı p yıktılar. VDC'nin altı şehri, 64 şeh i r merkezinden 48'i , 258 bölge merkezinden 1 33'ü ve 5 . 1 78 köyden 3.275'i sistematik olara k bombalandı {a ltı şeh ri n üçü tamamen y ı k ı l d ı ) . Amerika n em perya l i z m i n i n ideolog ları y e n i tekniğin taht k u r d u ğ u yüz­ yıla i lkönce ABD ' n i n g irdiğini d ü nyaya ilôn etti ler. Dolayı siyle, b u on­ ların i m ha a raçları tekniği ta htı na da çıktıkları a n l a m ı ndad ı r. Bi rleşik Amerika, Viyetnamı, Çi n - H i nd i ' n i i m ha a raçları deneme poligonuna çevir­ mişti r. Fakat Amerikan harp örg ü tçü leri n i n bizzat iti raf etti kleri gibi, a la­ bildiğine güçlü ve ü ltra - modern silôhlar k u l l a n ı l ması b i r hayli a c ı k ı ı sonuçlar vermişti r.

(I) 9 Mayıs 1 972 g ü n ü « Le Monde » gazetesinde, hasta nenin 27 N i sanda

tekra r ha rabeye çevri l d i ğ i n i okuduk. Muhabir ş u n l a rı yazıyord u : « Has­ taneye hava hücumu a rda rda bi rkaç dalga hali nde ya p ı ld ı ; uçaklar 36 ta hrip ve ya n g ı n bombası attı lar. » 513


Viyetnam h a l k ı n ı n yen i l mesi i m kônsızd ı r. Çünkü bu halk, ha klı bir dôva uğ runda, hü rriyet ve bağ ımsızlığı u ğ ru nda, yüksek ideal ler uğ runda savaş­ m a kta d ı r. Gerçi b i z, haklı ha reketlerin de geçici yen i l gi lere uğra m a s ı n ı n m üm k ü n olduğunu b i l m ekteyiz. Viyetna m h a l k ı n ı n bu savaştaki metaneti ve başa rıları, birbirine org a n i k olara k bağ l ı bi rçok etkenlerle açıkla na­ b i l i r. Bu etkenler, Viyetnam Emekçiler Parti sinin politi kası, sosya l i st d üze­ nin va rlığı, halkın şa n l ı ka hra ma n l ı k gelenekleri, sosya l i st ü l keleri n ve her şeyden önce Sovyetler B i rl i ğ i n i n yard ı mları, u l uslara rası destek ve dayanışmadır. Viyetnam tarihinin en büyük direniş savaşı

Viyetnam Emekçiler Partisi (VEP) M K ' n i n son XX. Plenumu ş i m d i ki savaşı işte bu başlı kta ki g i b i n itelend irdi. Amerik a n emperya listleri « Ku­ zey' i n G üney Viyetnama karşı sa l d ı rı larda bulunduğu »nu iddia ed iyorlar. Viyetnam yurtseverleri bu iddiala rı aşağ ı l ı k ve hayasız deklôrasyon lar olara k kınadılar. Viyetna m bölün mez bir bütü ndür. Bu ülke geçmişte yek­ pôre olara k yüzyı l l a r boyunca gelişmiş değ i l m i d i r ? Hattô her şeyden önce Bi rleşik Ameri ka n ı n kendi imza s ı n ı i n kô r ederek çiğ nediğ i Cenevre Anlaşmaları gereğ i n ce de Viyetna m ı n bi rleşi k olması gerekmiyor m u ? Direniş yılla rı nda, bambardımanların ve çarpışma ların dehşeti içi nde, VDC daima şu açık ve kes i n cevabı vermi şti r : Amerikan e m peryalistlerinin sa ldı rışı karşısı nda, Viyetnam toprağ ı n ı n her yeri nde onlara ka rşı savaş­ mak her Viyetna m l ı n ı n ödevi ve hakkı dı r ; Kuzey Viyetnam halkının Gü­ ney'deki yu rttaşlarına yardıma deva m etmesi ne hiç ki mse ve hiçbir zaman engel olam ıyacak, G ü ney Viyetnam savaşç ı la rı n ı n ve a ha lisinin g itgide daha büyük zaferler kaza n malarına da hiç ki m se ve hiçbir zaman engel olam ıyacaktı r. H a rp a rtık y ı l l a rd ı r devam etti ğ i ne göre, haklı olara k herkesi n a k l ı nd a n b i r soru geçmekted i r : Halk b u n a nasıl daya n ıyor? Acaba yoru lmuş değ i l m i d i r ? (Zaten bazı burjuva gazetecileri bunun böyle olduğ u n u iddia ed i ­ yorla r.) Biz yaptı ğ ı m ı z görüşmelerde, harbi n kolay iş olduğ u n u söyliyene rasIa­ madık. Ne yandan ba ksa nız, bu harp acı ve çetin bir zoru n l u k ola ra k kabul ediliyor. B u g ü n k ü ta ri hsel d u ru m da halk için çarpı şma ktan başka çıkar yol yok. Kendileriyle görüştüğümü z köylüler, askerler, devrim savaş­ larına katı l m ı ş yaş l ı l a r, hepsi de, bu savaşla i lg i l i duyg u ve düşüncele­ rini en dolgu n biçimde dile getiren Ho Şi M i n ' i n şu sözl erini tekra rl a d ı ­ la r : « Harp daha beş, o n , yirmi y ı l süreb i l i r v e hattô d a h a da uzaya bilir. Ha nay, Hayfon ve diğer şehirleri m iz, aynı zamanda fa brika ve işletmele­ rimiz yıkılıp yerle bir edilebi l i r, fakat Viyetnam halkı yıldırılamaz ! Bağım­ Sıllık ve h ürriyetten daha değerli bir şey yoktur. » 514


. . Hanoy bölgesinde uçaksavar topları mevz i lerindeyiz. Komutan ve komiser bu topçu birliğ i n i n tarihçesini a n latıyorla r. N ispeten genç bir birl i k sayı l ı r bu. Bundan ötürü de g itg ide bel i rlen i p yerleşen savaş gele­ nekleri ne çok önem veriyorlar. Birlik şimd iye kada r 1 00 m u ha rebe yapmış. Yedi Amerikan uçağı d ü ş ü rmüş. Bütün er su baylar. i şçi ve köyl ü çocukları. Hepsi d e 1 945 Ağ ustos devri m i nden sonra d ü nyaya gelmişler. (I) Yaşa m­ sal güçleri yüzlerinden okunan bu gepegenç savaşçılar durmadan okuyor. ta l i m yapıyor. çağ daş savaş tekn i ğ i ve çarpışma metotlarını öğreniyor, ruhen çel ikleşiyo rl a r. ·

B i r l i ğ i n komiseri Ta m. şunları a nlatıyo r : - Mevzi leri m i zde tek e r kalsak bi le. ödevi miz. sükunet v e metanetle devam etmek. Savaşta bi rbirim ize ya rd ı m da şart. Şu görd ü ğ ü n ü z N g uen 'fien Ko birçok örnekten biri. çarpışm a da karnından üç yara a l d ı ğ ı halde, g ücünden ve azmi nden hiçbir şey yitirmeden ödevini cesaretle yapmaya deva m etti . ça rpışmadan sonra. sıhhiyeler kend isini a l ı p götü rdü ler. Kar­ n ı ndan plasti k saçmaları (2) ç ı ka ra b i l mek için bi rkaç ameliyat ya p m ı şlar. Çok geçmeden. 12 k i lo zayıfla m ı ş olara k birliğe döndü. Hemen ta l i m lere koyuldu. işte yine sapasağlam. Kendisine nişan veri ldi. Geçenlerde d e partiye a l ı n d ı . . . Harp sanatı mem lekette herkesin başlıca ödevi oldu. Size üzerimizde derin izlenim ler b ı rakan bir olayı a n lata l ı m : Than Hoa i li n de kad ı n l a rda n oluşan bir savunma g rupuyla ta nıştı k . Erkekleri n çoğ u orduda olduğu için. kad ı n la r onların yeri n i tutmaya ça l ı şıyor. yurt göklerini savu nmak. ta hri kçileri yakalamak. havadan veya denizden her hangi bir i n d i rmeyi ateşle püskürtme k üzere askerli k sanatı n ı ö ğ reniyorla rdl . Kooperatiflerde. fab ri ka ve i şletmelerde. d a i relerde. her yerde böyle kendini savu nma grupları örgütlenmişti. Sözünü ettiğimiz kadınlar grupu, b ü t ü n cumhuri­

yette Amerikan uçağı d üş ü rebilen i l k ken d i n i savunma örg ütü olmakla ü n ı üyd ü . Ve kad ı n la r a rası nda savu nma grupları örgütleme ha reketi n i n geni şlemesi ne büyük yard ı m ları doku n m uştu. Hoa Lok kasabasında. bizi karşı iıyonlar a rasında. sessiz-sadasız duran. k ı sa boyl u ve i ncec i k bir genç kızla da ta nıştık. Doğ rusu ya. biz o n u öğ renci sa n m ı ştık. i nce ya pısı nda v e sessiz d u ruşunda b i r kom utan k i ş i ­ liği görebilmek kolay değildi. Meğer kadtn grupunun komutanı oymuş.

Adı N g uen Thi Thi. işte kendi savu nma grupu hakkında a nlattı kları :

(I) O zaman halk egemen l i ğ i kurulmuş ve Viyetnam Demokratik C u m ­ hu riyeti i la n olun muştur.

(2) Amerikalılar i m h a a raçlarını yetk i nleşti rme 'konusunda bu p lasti k saç­

malarla da (bi lyeler) «başarı »ya u laştı lar. Oyle ki. dağı lan bomba l a ra kon u l a n plastik saçmaların. ya ra l ı n ı n vücud u na g i rd i kten sonra. rönt­ genle b i l e bulunmaları zor o l m a ktadı r. 51 5


- Parti n i n yurt savunması çağ rı s ı bütü n gençliği harekete getird i . Biz i l könce tüfek k u l la n ması n ı öğ rendik ve düşman uçakların a tüfeklerle ateş a çmaya başlad ı k. Uça ksava r maki nelitüfeklere kavuşm a m ızdan sonra, i se bunları kullanmayı öğrenerek savun maya katı lmak i stiyenler a rttıkça a rttı. Bizim grupumuz 35 genç kızdan i ba retti . 6 Hazi ra n 1 967'de i l k m u harebe­ miz başarısız geçti. Bazı erkekler homurdan maya ve " ka d ı n işi değ i l d i r b u , yerler i n i doldu rmaya ça l ı şa l ı m » demeye ba şladı lar. Bu bizi korkuttu. Toplantıda başa rısızl ı ğ ı mızın nedenleri görüşü ldü. Bel l i başlı iki neden ortaya çıktı : 1 ) Kızla rı n çoğ u heyeca nlarına hôkim olam ıyorla rd ı , s i n i rl iy­ d i l e r ; 2) bu yüzden de komuta n ı n i şa retlerine birden uya m ı yor, ateş açmakta gecikiyorlard ı . Bazıları gru pumuzun dağıtılması için dilekçeler yazd ı la r. Biz daha yaş l ıca yoldaşları bütün güçlüklere rağ men başa r ı l ı olacağ ı m ıza i na n d ı rmaya ça l ı ştı k. V e tekra r gece l i - g ü n d üz l ü ça l ı şmala ra koyulduk. 1 6 Haziranda bizim mevzi leri miz üzerinden keşif uçakları geçti ler. Artık esas " m isafir»lerin geci kmiyecekleri bel liydi. Gerç�kten da saat 1 4'de i ki uçak göründü. Şöyle bir dolaştılar. Biri p i ke ya pmaya başladı, öteki yerdeki ateş yuva l a r ı n ı kol l uyordu. Biz b i rincisine bomba l a rı n ı atıp g ide­ s iye dek i l işmed i k. Ama i k i nci uçak her hangi bir tehlike olmadığ ı n ı d ü ­ ş ü nere k pi keye geçer geçmez, a n i d e n ateş açtık v e onu düşürdük. Tam deniz kıyısına d üştü. K a l ı ntısı şimdi i l i m izin m üzesi nded i r. Bu başarı mız üzeri ne, daha önce g ücüm üze i n a n m ıya n l a r a rtı k ka n ı la­ rını değişti rmeye başlad ı l a r . . . N g uen Thi Thi ' n i n bu a n lattıklarına biz şunları ekliyeceğ iz : Bugün Viyetnam halkının nasıl ya şadığ ı n ı ve savaştığ ı n ı a n l ıyabilmek için, her­ kesçe b i l i nen bi rçok kavramların a rtık terked i t mesi gerektiğ i düşüncesi n­ deyiz. Harp insanların, her ailenin töresine, g ü n l ü k hayatı na g i rmiş bulu­ n u yor. Tüm memleket yüzeyi savaş ha rekatı sahnesi haline gelmiş durum­ dadır. Kişi neyle uğ raşıra u ğ raşşı n , nerede ve ne d u ru m d a o l u rsa olsun, ortak davaya aza m i ölçüde katı lmayı, ya n i Kuzey'in savu n u lmasına ve G üney'in kurtu luşuna katkıda b u l unmayı başl ıca amaç ed i n m i ştir. Asker­ ler, köylü ler, küçük ticaretle u ğ raşa n l a r, çocu klar, herkes, hem savu n­ maya, hem de ü reti me şu veya bu biçi mde katı l ma ktadırlar. Ta n ı d ı ğ ı m ı z komiser Ta m, bize şunları a n lattı : - Halk bizi daima sıca k b i r duyg u ve özenle sarıyor. Muharebeden sonra ya da buna Itıcı sıcakla rda kad ı n l a r bize su getiriyorla r. Erleri n sökük ve yırtıklarını d i k i p yamalıyorlar. Gençler bizi m ya n ı m ı ı s ı ra çarpış­ malara katılıyorl a r. Küçükler kamuflaja yarıyacak yeş i l dallar ve s i l a h tem izlemede k u l landığ ı m ı z bez pa rça ları b u l u p geti riyorlar . . . Emek­ çilere yük olmamak için, kışla yapıla rımızı kendimiz kurd u k . Bir yandan, boş za manlarımııda p i ri n ç, meyva ve sebze yetiştirmeye ça l ı şıyoruz, elimiz değ d i kçe de ba l ı k avlıyoruz. 516


Than Hoa i l i yönetim komitesi nde görevli Nguen Van Şon şöyle b i r örnek verd i : - Ameri kan pi lotları çokluk « sü rekli ya prak dökü m ü » taktiğ i n i uyg u l u ­ yor, ya n i ateş yuva ları m ı za g ö z açtı rm ıyacak kadar s ü rekli v e kesintisiz hücumlar yapıyorlar. Böyle hallerde cephane ve diğer i htiyaçla r i k ma l ı n ı n de kesi nti siz v e s ü rekli o l ması gerekiyor. B u n u n h a l k ı n yard ı m ı olmaksızın sağlanması z o r oluyor. Size, bizde a rtık şu veya bu ölçüde a l ışa n l ı k halin e gelmiş olaylardan bir örnek vereyi m : Muharebe s ı rası nda, b i z i m ü n l ü e m e k ka h ra ma n larım ızdan Ngo Thi Tuen, batarya mıza sa n d ı k sa n d ı k m e r m i taşı r. Boyu 1 ,55'tir bu yoldaşı m ı z ı n , a ğ ı rl ı ğ ı da 4 8 ki lo. A m a b u kad ı n ı n taşı d ı ğ ı h e r sa n d ı k kend isi nden ç o k daha ağır. Ta bii, hava h ü c u ­ munu savd ı kta n sonra, kend isine bu işi nasıl başard ı ğ ı n ı sorduğumuz olur. O da hep şöyle cevap veri r : « Normal zamanda böyle bir sa ndığı el bette kaldıra m a m . Ama savaşın ateşi içinde öyle bir kuvvet g el iyor ki i nsana, a ba rtmasız söy l üyorum, daha a ğ ı rlarını bile kald ı rabilirim . . . » Bugün topl umda değ er ölçü leri ni kend i ne göre harp beli rlemekted ir. Viyetna mda i nsanlar, kolektifler ve bölgeler, sa l d ı rgana karşı k i m i n e n cesur, beceri k l i v e etkin b i ç i m d e savaşacağ ı hususunda a raları nda ôdeta yarışır g i bidirler. Amerikan hava kuvvetleri n i n ve donan m a s ı n ı n mütemad iyen bombala­ d ı ğ ı hedeflerdeki savu nucular herkes için örnek olabi lecek ka h ramanlar­ d ı r. işte bütü n Viyetna m ' ı n ana yolu olan ve Kuzey'den G ü ney'e (ta Say­ gon'a kadar) 2.000 km boyunca uzanan 1 N u m a ra l ı şose üzeri ndeki Ham­ jang köprüsü b u dediğ i m iz hedeflerden biri d i r. B u köprü düşmanın 5.000 hücumuna, 7.000 tondan fazla bombaya, 500 g üd ü m l ü rokete, yüzlerce bilyeli bom baya, destroyerlerin büyük çaplı top atışlarına hedef olduğu halde dayanmıştır ve daya n ma ktad ı r. Burada şi mdiye kada r 1 00 Ameri­ kan uça ğ ı d ü ş ü rü lm ü ştü r. Köprü dolayında bomba veya top mermisi düş­ madik bir karış yer yoktur. Söylendiğ i ne göre, çevredeki dağ l a r bombar­ d ı manların etki siyle haci mleri n i n altında biri ni yiti rmiş olsalar da, bu köprü (ki o n u gözleri mizle görd ü k) , yara ları ve bereleriyle, demirden bir baha d ı r g i bi hôlô ayakta d ı r. Than Hoa i l i nde, bize bura n ı n sa l d ı rganla rla savaşta kend i n e özgü g i ri ş i m ve katk ı larını şöyle özetlediler : Burada 284 uçak düşürülm üş, 20'den fazla gemi hasara uğ ratı l m ı ş. Kad ı n l a rd a n oluşan savunma grup­ ları i lkönce burada k u ru lm u ş ; bunlar a rasından 11 g ru p" a rtık birer­ i kişer uçak d ü ş ü rmüşler. Ayrıca yaş l ı lard a n (54-62 yaşları nda olanlardan) o l uşan savunma g ru pları da meydana getirilm iş. Bisiklet, yük taşıma a racı olarak, i l könce burada ve daha Fra nsız sömürgecileriyle savaş s ı rası nda k u l l a n ı l m ı ş ve bu pratik geniş ölçüde yay ı l m ış. O za manlar basit bir ter­ tibe sokulan tek bisikletle 370 kg yük taşıya b i l m i şler, şimdiyse 750 kg yük taşıyabi l iyorlarmış . . . 517


Hoan Kuy'da, ta m da şeh i r üstünde iki bini nci Amerika n uçağ ı n ı a l a ­ şağ ı etm i ş kahrama n l a rı ebed i leşti ren b ü y ü k b i r a n ı t görd ü k. K u a n g N i n i l i , meşhur « To n k i n körfezi tecavüzü »nden sonra, 1 964 Ağ ustosunda K u ­ zey'i i l k defa bombalamaya g e l e n uçaklard a n ü ç ü n ü n burada d ü ş ü r ü l ­ müş ol masiyle haklı olara k övün üyor. V e Hongay köm ü r madenieri işçileri, b u hava korsa n larından bi rincisi n i n ta m da ça l ı ştı kları ocaklar üzeri nde a laşağ ı edi ld i ğ i n i söy lüyorla r . . . Dışa rd a n ba k ı l ı n ca , d üşman hücumu olmadıkça, hayat normal akışına deva m ediyor. Fakat işi n i n başındaki herkes, daha i l k a l a rmda, hemen savaşç ı la rı n yard ı m ı na koşmaya veya kend isi de bir savaşçı olara k eyleme geçmeye hazır. Bütün halk bir sa vaşçı lar a i lsesi hali nde. Gaddarl ı kl a r ı n v e h a rbin uzayı p g itmes i n i n Viyetnam h a l k ı n ı yoksun edemed i ğ i g ü c ü n , güven i n v e iyi mserli ğ i n tükenmez kaynağı da i ş budur. Sosyalizmin mevzi/eri güç/eniyor

Sa l d ı rı lara karşı koymak ve sosya lizmi k u rmak, savu nma i le ekonomik kuruculu ğ u bağdaştırmak, b u g ü n Viyetnam'ı n çözmeye çal ıştığ ı başl ı ca soru n d u r. Memlekette b i r halk harbi y ürütü l üyor. Bu, her şey i n bu harbin gerekleri ne uyd urulması ve zaferi n h i zmeti ne koşul ması demekti r. Fakat d u r u m bir ba k ı ma d a şöyle özetlenebi l i r : Viyetnam'da en önemli org a n i k böl ü m ü savu nma olan bi rleşik b i r devrim s ü reci, sosya lizm kurucu l u ğ u s ü reci geli şmekted i r. VEP, emekçilere çağ rısında, ana hedefi şöylece form üle ediyo r : « En önemli ödevi miz, memleketi mizi k u rtarmak üzere Ameri kan sa l d ı rı la rına karışkoymak ve aynı zamanda sosya lizm kurucu l u ğ u tempoları n ı a rttı r­ maktır.» ABD' n i n VDC'ne ka rşı g i ri ştiği hava h a rbi, h a l k ı n ya ratıcı emeğ i n i n sonuçlarını d a i m i b i r balta l a ma etkeni h a l i ne geldi. Ya l n ı z 1 971 yı l ı nda K u zey'e iki bi nden fazla hava h ü c u m u ya pıldı. Bundan başka, ü l ke, şi m ­ d i ye kada r görülmed i k ölçüde sel bas k ı n l a rı na u ğ radı. Bu ba kımdan, VEP . M K ' n i n XX. Plenu m u kara rna mesi adeta b i r zafer b i l d i risi g i b id i r : « 1 97 1 yılında u l usal ekonomi ca n la n d ı rı l m ı ş v e daha i leri b i r g e l i ş m e kaydetmi ş ; ü reti m daha d a i stik ra ra kavuştu rulmuş, hayat i yi leşti ril m i şti r. Ekonomik d u ru m daha da iyileşmeye yüz tutmuştur. » O l ke ekonomisinde ta r ı m ü reti m i en önemli rolü oynamakta d ı r. 1 971 yı l ı nda pirinç mahsu l ü (esas g ı da maddesi ) , hekta r başı na verim ve pirinç yetişt i ri len a razi top lamı ba k ı m ı ndan ve ayn ı zamanda toplam ü reti m m i k ­ tarları ba k ı m ı ndan (önceki y ı l l a ra kıyasla 400-500 b i n t o n d a h a fazla) eşsiz o l m uştur. Than Hoa i l i n i n Hoan Kuy i lçesi nde ta rı m kooperatifi n i n parti örgütü sekreteri N g uen Van Tan, b ize, komü n i stleri n ve bütün köylü lerin pirinç 518


ü reti mini a rttırmak için nası l feda kôrca ça l ıştı kları n ı a n lattı. Hekta r başına 5 ton ürün a lınması genel ulusal ödev olora k öngörü l m ü şken, burada bu m i kta rın epeyçe fazlas ı n ı n elde ed i ld i ğ i n i söyledi. Bu sonuçla r a ncak, köylülerin meslek bilgilerinden ve tecrü beleri nden daha iyi yara rlanı lması, pirinç tarı m ı nda daha iyi metotların ve tekniğ i n uyg u l a n ması, yü ksek veri m l i yeni türlerin v e daha çok m i ktarda suni g übre kullanı lması sayesinde elde ed ilebi l m i şti r. B i r başka deyişle, ü re­ timde a rtış, ya lnız çalışmada şiddeti a rttı rmakla değ i l , aynı zama nda köy ekonomisinde gerçekleştirilen nitel değ işikli klerle sağlanma kta d ı r. Than Hoa i l i yönetim komitesi görevli lerinden N g uen Va n Şon şunları söyled i : - Barış zamanı nda hiçbi r i l çede hektar başına ortalama pirinç ü r ü n ü 5 tonu bulm uyordu. Şi mdi 5 ton öngörü ı üyor. Gerçi p i r i n ç ü reti m i tek­ n i ğ i ve koşulları iyi leştiri liyor. Ama köy l ü lerin i radesi ve i steğ i yine de başl ı ca rolü oynuyor. Köylü ler şimdi savaşçı lara ve bütün halka daha çok pirinç gerekli olduğunu bilerek, daha çok ve daha iyi ça l ı şmak istiyorlar. Hamjong köprüsü ya k ı n ındaki bir kooperatefin şöyle bir şiarı va r : « Eğ e r düşman g ündüz bomba l a rsa, bizler geceleri ; e ğ e r geceleyin bomba l a rsa, bizler g ündüzleri çal ışacağ ı z ; ve eğer gece-g ündüz bombalarsa, bizler de gece-g ündüz ça lışacağ ı z ! » Devrimci karakterli dönüşümler a rası nda e n önemlisi tekn i k devrim olara k kal makta d ı r. Bu devri m, pa rça-buçuk ta rımdan büyük ölçütlü ü re­ time geçi l mesi ne yard ı m etmeli, yeni sosyalist i li şkilerden yana müca­ deleni n sonucunu kes i n likle belirleme l i d i r. Viyetn a m gelişmekte olan bi rçok mem leketleri andı rıyor. Burada ekono­ m i n i n halihazır ve gelecekteki gelişmesine i l işkin problemlerin ne kada r karmaşık olduğ u n u i y i a n l ıyor v e bunların opti mal çözüm yollarını a rıyor­ lar. Yetersizli klere göz yuman yok. Geri kalmışlık (hôlô göze çarpma kta olduğu yerlerde) elden geldiğ i nce kısa zama nda g ideri l mek, gelişme koş u l ların elverdiği kadar - çağ daş bilim ve tekn i k temelleri n e otu rtulmak i steniyor. Bu ba kı mdan, işçi s ı n ı f ı n ı n en fazla yoğ un bulunduğu maden köm ü rü çıka r ı m merkezi olan Hongay'ı (Kung N i n i li ) ziyaretimiz b i r hayli ilginç oldu. Burada ü reti m örgütü b i r dereceye kadar çağdaş sanayiin sembol ü ­ d ü r. Maden komürü burada açık a razide, basamakla n m ı ş terasl a r h a l i nde gözün alabi ldiğine uzayan muazzam oca kl a rdan çıkarıl ıyor. İşçiler eks­ kavatörlerle ça lışıyor, köm ü r daha ziyade Sovyet ya pımı olan 25 ton l u k çövme koroserili kamyon larla taş ı n ı yor. Orta l ı kta p e k de insan görün m ü ­ yor. Viyetn a m ı n tropik doğasal koşulları içinde böyle b i r sanayi bölgesi el bette d i k kati çekiyor. Hatu kesimi ocakla r ı n ı n parti komitesi üyesi Ça n Kuang Fo yoldaş şu bilgiyi verd i : 519


- işçiler burada kömü r çıkarı m ı n ı cephe için m ücadele sayıyorlar. 1 971 y ı l ı nda oca kları hazı rlama planı 0. " 37 faz lasiyle, kömür çıkarımı da ". " 23 fazlasiyle yerine geti ri ldi. Biz yeni tekn i ğ i azami ölçüde beni m seme ve çalı şmada i lerici metotları uyg ulama çizgisinden yü rüyoruz. Halen ma­ den bölgemizde i şlerin % 95'i meka n i ze edi l m i ştir. Her makinenin azami veri m le ça l ı şmasına gayret ediyoruz. Çağdaş büyük sanayi i n örgütlen mesine yol vermiyen ciddi engel ler var. Bombard ı m a n l a r yüzü n'den, çoğ u i şletmeler ufa l a n ı p yayı l m a k, daha a z elveri şli, fa kat bel ki de d a h a a z teh l i ke l i yerlere sok u l m a k, dağ larda maskelenmek zorunda kalıyorlar. Bütün bu ve benzeri zoru n l ukların do­ ğ u rduğu i şlemleri, ekonomiye ayrıca ne kadar yük olduğ u n u kesti rmek zor o l masa gerektir. Biz dağda, mağaraya sığ ı n m ı ş b i r atelyeyi ziya ret etti k. Ateiyenin şefi, kendisi de çevresindeki i şçiler g i bi gepegenç bir adam, Hoang lin, bize ça l ı şma koşu l la rı ve ü retim hakkında b i l g i verd i . işçiler maki neleri bu raya ta ş ı m ı ş ve sağ l a m bi rer ta bana otu rta ra k tak m ı ş l a r. i çeriye, d ı ş kaynak­ ların kasara uğra d ı kl a rı za m n i şleyip enerji vermek üzere, elektri k motor­ lar yerleştirmişler. B u rada plan başarıyla yerine getiriliyor. Atelya a rtık, daha önce hazı r geti rilen bazı bileşik parça ları ve ta k ı m l a rı da kendisi ya pa b i l i yor. Genç i şçiler k uvvet, enerji ve iyimserl i k l e dolup ta şıyorlar. Halkın kendisini " kolektif malsa h i b i » o l a ra k h i ssetmesi için, i şletmelerde ve kooperatiflerde demok rasiyi gelişti rmek üzere ne g i bi tedbi rler a l ı nd ı ­ ğ ı n ı a n latan i l g i l i ler, bu a rada, karş ı l a ş ı l a n g üç l ü kleri de gizlemedi ler. arneğ i n, yönetim i şlerine katı l a b i l mek için, diğer i htiyaçların yanısıra, serbest vakit de gereklidir. Serbest vakit de, b i l i ndiğ i g i b i , k ıt. Herkes ola nca d i kkat ve enerj i s i n i , sa l d ı rg a n la savaş ü zerinde, yükümlendiği ödevlerin gerektiğ i g ib i ve hatta fazlasiyle yeri ne geti ri l mesi üzerinde yoğ u n laştı rmış. Kendi leri n i n de itira f etti kleri üzere, ekono m i k eylemde, ü retimin yöneti lmesinde ve örgütlenmesinde çağdaş metotları uyg ulama bakı m ı ndan yeterli tecrü beleri yok. Kooperatiflerde yöneticiler bi rçok i şleri çoğu zaman tek başlarına yükümleniyor, kolektif yöneti m metot­ l a rı n a kolayca o lışamıyorlar. ate yandan, devlet org a n l a rı bazan koope­ ratiflerin' ödevleri n i , yöneti cileriyle danı şma yapmadan, tespit ediyorl a r. Şüphesiz k i , bu g i bi ve benzeri olayların yad ı rganacak yanı yoktu r ; böyle a ksa moları n , emekçiler demokrasisi n i n yaratı l m a kta olduğ u, i ktisadi haya­ tın sosya l i stçe yöneti m i ne, emekte yeni disiplin uyg u l a ma s ı na geçil mekte olduğu her sosya li st ü l kede şu veya bu' biçimde görülmesi olağa n d ı r. Kaldı ki, Viyetnamda şimdiki koş u l l a rda bu sorun u n u böylesine öz eleşti ri açısı ndan sözkonusu edil mesi ayrıca bir öneme taşımakta d ı r. Viyetna m h a l k ı n ı n boğ uştuğ u d ı ş ve iç güçlü kler el bette büyüktür. B u böyle o lsa da, sosya list toplum hayatının bütün a l a n la rında g e l i ş m e göze ça rpıyor. Bunun bi rkaç beli rte l i m . 520


Mem lekette devlet. egeme n l i k org a n la rı seç i m leri ya p ı la bi l iyor ve Ulusal Meclis g erektiğ i g i b i çalışa b i liyor. U lusal Meclis'in bu y ı l ı n Mart dönemi toplantı l a rı nda, ü lkenin en önemli politik ve ekonomik sorunlarından başka, « Ha l k Mahkemeler i n i n ça lışması » ve « ha l k kontro l ü organ ları n ı n çalışması » g i b i konular da e l e a l ı n a ra k görüş ü l m ü ştür. lJ l kede, Viyetnam Emekçiler Pa rtisi'nden başka, diğer parti ler (örneğ i n , vaktiyle k ü ç ü k b u rjuvaz i n i n v e burjuva ayd ı nları n ı n yurtsever tabakaları temsilcileri n i n k u rdukları Demokrat Parti), Vatan Cephesi, top l u m sa l yığın örgütleri d e eylemdedirler. Halen, m i lyonlarca emekçiyi birleştiren Viyet­ nam Sendikalar Birliği'nin ı ı ı . Kong resi hazırlıkları ha raretle deva m et­ mektedir. Viyetnamda öğrencilerin sayı sı durmadan a rtıyor. Şimdi bütün okulla rda ve yüksek enstitülerde toplam öğrenci sayısı 7 mi lyonu bul uyor. Sağ l ı k işleri g ünden g ün e iyileşmekted i r. Kü ltü rel gelişmeye özel bir önem veri l ­ mekte, radyo v e televizyon yayınları genişleti lmekte, yeni yeni m üzeler açı l makta d ı r. Mem lekette her yıl, Başkan Ho Şi M i n ' i n a n ı sına fidan d i kme festiva li d üzenlen mekted i r. Bu yıl bu festiva le VDC C u m h u rbaşka nı Ton D ı k Tha n g da katı l m ı ştır. Harp d a i ma olağanüstü koşu l l a r yaratır. Böyle za manlarda açl ı k da bekleneb i l i r, i hti k ô r, yolsuzl uk la r, a hlôk düşüklüğü de a l ı p yü rüyebi l i r (örnek göstermek içi n uzağa gitmek gerekmez, G üney Viyetnam gözleri­ mizin ö n ü nded i r) . Fakat VDC' nde böyle bir şey yoktur. Sal d ı rgana k a rşı çok çetin savaş koşu l ları içinde bile, cumhuriyette hayatın her alanında norma l bir riti m yaratı lma kta ve s ü rd ü r ü lmektedi r. Viyetnam emekçi leri n i n şimdi m ü tevazı, g ö sterişsiz, z o r v e bazan ç o k çetin bir yaşama tarzı vardır. Yaptı ğ ı m ız i l g i n ç bir konuşmayı da burada anmadan geçmiyeceğ iz. Than Hoa'da, a kşam vakti, çal ı şma g ün ü n ü n bütün yorg unluğundan sıyrı l m ı ş olarak, ilin parti komitesi üyesi Dang Va n Boy yanımıza geldi. Bu saçla rı ağarmış, yaşlıca, zayı f, terti p l i adam, bize, bütün savaş yılları boyunca Amerika l ı la r ı n 1 N u m a ra Iİ şose boyu nca u laştırmayı topu topu a ncak üç saat kada r d u rd u ra b i l m i ş olduklarını söyledi ve şöyle ekled i : - Ve her şeye rağ men, savaş ne kadar uza rsa uza s ı n , işte biz g itg ide daha g üç l ü ol uyoruz. Bu söz öyle rasgele ve sadece g üzel söz olsun diye söylenmiş değ i ld i r. Ta rih, düşmanla sava şta Viyetnam h a l k ı n ı n ka h rama n l ı k ve feda kôrl ı � ­ l a rı n ı n yanısıra, büyük emek v e devrim zaferleri ni de ta kdi rle kaydedecek ­ tir. Amerika n emperya l i z m i n i n sa ldırısına v e Viyetnam devri m i n i n gelis­ mesini geciktirme çaba l a rı na , VDC emekçileri yeni dünyayı kurmaya yöne­ lik sarsı lmaz i radel eriyle ka rşı koymaktadı rlar.

521


Anti-monopolist demokrasi ve sosyalizm m ücadele­ si Viii Gerns. Robert $taygervald Viii Gerns, Robert Şt aygervald

Anti-monopolist demokrasi için m ücadele i le sosya lizm ıçın m ücadeliyi bağdaştırmo, gelişmiş kapita l i st mem leketler komünist partilerinin izledik­ leri politika n ı n başlıca problemlerinden biridir. Alman Komün ist Partisi'­ nin (AKP) 1 97 1 yılı Kasım ayında yapılan Düsseldorf Kong resi ' nce kabul edi len tezlerinde d e bu problem ö n pıanda yer olmaktad ı r. AKP, işçi sınıfının Marksist Partisi o l a rak, sosya lizmi kendisi için son hedef sayma kta ve bütün eylemini buna göre d üzenlemektedir. Sosya li z­ m i n gerekli l iğ i, komünistlerin geçici b i r a rzusu veya merak konusu değ il­ d i r. Topl umsal gelişmenin i htiyaçları yeni d üzenin kurulmasını bugün her za mankinden daha fazla gerekti rmektedi r. AKP sözü geçen tezlerinde sosyalizme ulaşmanın ana koşullannı açık

olara k formüle ediyor. Bu açıklık, hem işin d ü pedüz sahtekar/arından, hem de sosya list topl u m hakkı nda belirsiz tasarı mlar i leri s ü renlerden uzak kal maya imkan veriyor. N etek i m « demokrati k sosya lizm .. i şiar edinerek savaşan bi rçok « genç sosya list.. (I), hiç şüphesiz, görüşleri Marksist­ Leni ni st görüşlere uymasa do, köklü toplu msal dönüşümler için çalı şıyor­ lar. Sosya l-demokrasinin sağcı önder/erine geli nce, onlar için bu şiar, her şeyden önce, d emokratik o l madığ ı g i bi iddialarl a reel sosyalizmi kötü­ leme ve aynı zamanda kapitalist sistemi bizzat savunduklorını maskeleme a racıdır. 1 969'da Essen'de kabul edi len Prog ram Dek ı a rasyonu'nda ve 1 97 1 Düs­ seldorf Kong resi tezlerinde, sosya l i st düzeni kurma n ı n üç temel şartı şöyle özetleniyor : Işçi sınıfının diğer emekçi tabakalarla ittifak k u ra ra k politik i ktidarı ele a l ma k ; b ü t ü n önemli üreti m a raçla rının t o p l u m m ü lki­ yeti haline getiri l mesi ; halk yara rına toplumsal plônlama uygulamasına geçil mesi . . . Sosya lizme geçişin, Ma rks, Engels ve Len i n öğ retisinden çıkarılan zo­ runlu koşulları bunlardır. Ancak bu koşul la rı n hayata geçiri l mesi için mücadele edenler kendilerine gerçek devrimci diyebi li rler. AKP belirlediği sosya list hedefleri ilôn ederken, Federal Almanya somut koşulla rında sos­ yalizme götüren yolu temizliyecek geçiş aşamasının i stem leri içi n müca ­ dele edi l mesi gereğ i n i gözönünde b u l u n d u rmaktad ı r. V. i. Lenin, Şubat Burj uva- Demokratik Devrim i'nden Büyük Oktobr Sos­ yalist Devri mi'ne kadarki dönemde yazd ı ğ ı « Bizi tehdit eden feıaket ve

(') Alman Sosya l-Demokrat Partisi genç üyeleri n i n ö rg ütü Not, red. 522


onunla m ücadele yolu » a d l ı eseri nde, devri mci d emokrasi n i n devleti n i yaratma n ı n devlet-tekel kapita lizmi nden sosya lizme g eçiş yolunda bir adım olabi leceğ i n e işaret ediyord u . Leni n , bu d u rumda, bi rçok tedb i rler a l ı nara k, büyük sermaye egemenl i ğ i n i n mevzilerini sarsma n ı n ve i şçi sını­ fına daha b u aşamada devlette ve top l u mda kesin b i r n üfuz sağ l a m a n ı n ta mamen m ü mkün olabi leceğ i n i belirtiyord u . Devrimci demokra s i n i n s ı nıf­ sa l özlü ğ ü n ü d e şöyle karakterize ediyord u : « B u henüz sosya lizm deği ld i r, a ma a rtık kapita l i z m de d eğ i ld i r. Bu sosya l izme doğ ru büyük b i r a d ı m ­ d ı r . » (i) V. i . Lenin'in yönetmenliği a ltında u l uslara rası kom ü n i st h a reketinin strateji ve taktiğini i şl iyen Kom i ntern de, i şç i sınıfının politik i ktidar sava ­ şının mevcut koşul l a ra bağ l ı o l a ra k çeşitli aşa m a l a rdan geçebileceği görüşüne daya nıyordu . 1 922'de Tekcephe takti ğ i n i tespit eden Komi ntern iV. Kong resi ş u n ları beli rtmişti : « Açık gerici burj uva egemenl i ğ i n i n ş i m ­ d i ki devresi i l e devri mci proletarya n ı n bu rjuvazi üzeri ndeki ta m zaferi a rasında çeşitli aşa m a l a r vard ı r. » (2)

Kong re işçi s ı n ı fı i ktidarına yaklaşma yolu olara k « i şçi hükü meti » şia­ rını i leri s ü rd ü . Böyle b i r hükü met, kapita l i stlerin kendi m ü l kiyetlerindeki ü reti m a raçlarını ve kaza nçları kullanma haklarını s ı n ı rl ıyacak politi k, ekonomik ve mali ted bi rler a lm a k ve bu s u retle sosya lizm u ğ ru nda daha sonraki m ücadele için yol açmak ödevini yükümlenebi l i rd i . Bu fikirleri geliştiren Komi ntern'in Vii. Kongresi, komünist parti lerine, işçi sınıfı ege­ menliği ne doğru geçişin m u htemel biçi m olara k bir halk cephesi hükü­ meti kurmak için m ücadele etmek ödevi n i verd i . Sosya l i zme d o ğ r u g iden yo lda g eçil mesi m ü m kü n aşamalar sorunu bu­ g ü n sadece teori değ i l d i r. Bi rçok sosyal i st memleket, halk demokrasisi devleti veya ADC'nde olduğ u g i bi a n ti-faşist demokratik devlet a d ı veri­ len aşa mayı fi i len g eçmiş b u l u n maktad ı rl a r. B u g ü n iki d ünya top l u msal sistemi a rasındaki çarpışma koş u l l a rı a l ­ tı nda, işçi s ı n ı fı n ı n diğer demokratik g üçlerle ittifak ederek, i ç v e d ı ş gericiliğin d i renişini k ı rabi lecek ve sosya lizme y o l açabi lecek kada r g üç l ü b i r anti-monopolist demokrasi yaratması olana ğ ı bel i rmiştir. 1 969 y ı l ı Danışma Toplantısı, bütü n demokratik a k ı m l a rı bir politi k ittifakta bir­ leştirmeye elverişli önkoşu lların var olduğuna işa ret etmiştir. Toplantı n ı n dokü manları nda bu politik ittifak « memleket ekonomisi nde teke l l erin rol ü ­ n ü kesi n li k l e sını rlamayı, büyük sermayenin egeme n l i ğ i ne s o n vermeyi ve aynı zamanda sosya lizm u ğ ru nda m ücadeleye devam için en elverişli koş u l ları sağ l ıyaca k köklü politik ve ekonomik dönüşümleri gerçekleşti r­ meyi başarabi lecek g ü çte b i r ö rgüt" olara k n itelenmekte d i r.

( I) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 34, s. 1 94. (2) Dokümanlarla Kom ü n i st Enternasyonali ( 1 9 1 9-32), M . 1 933, s. 298. 523


Bu hüküm, gelişmiş kapitalist mem leketler kom ü n i st parti leri nin hemen hemen hepsinin prog ra m dokümanla rına şu veya b u biçimde ya nsımış b u l u n ma ktad ı r. AKP' n i n tezlerinde şöyle denil mekted i r : « Sosya l izme doğru som u k gelişme yolu soru n u n u sınıf m ü cadelesi çözecektir . . . Bu konuda za m a n ı m ız ı n sınıf m ü cadelesi koş u l l a r ı n ı gözönüne a lan AKP, işçi sınıfının ve diğer demokratik g üçlerin, devleti ve toplumu demokratik biçimde yeni iemek, a nti- monopolist demokrasiyi ya ratmak üzere m ücadele etmeIe­ ı i n i n sosya lizme yol açmak için en elverişli olacağ ı görüşüne daya n mak­ tad ı r. » (I) Federa l Alman C u m h u riyeti'nde sosya l i zme götüren yolda a nti-mono­ polist demokrasi için m ücadele edi l mesi gerektiğ i son ucunun hangi etken­ lerle çıkarıldığı sorusuna cevap vermeye çalışa l ı m . 1 . Ma rks, Engels v e Len i n , sosya lizm uğ runda başarıyla m ücadele için, objektif koşul l a r g i bi , s u bjektif koşulların da gerekl i alduğ u n u defal a rca beli rtm işlerd i r. Objektif koşullar sözkonusu o l u rsa, ü reti m g üçleri n i n ve ü reti m biri ki m i n i n yü ksek derecede gelişmiş olduğu ve devl eti n ekonomik hayata dolaysız o l a ra k müdahalesi n i d i kte ettiği FAC g i bi bir memlekette, bu koşullar sosya lizm için sadece olgunlaşmakla ka lmam ış, daha öteye de g eçmiştir. Tezlerde şu husus da bel i rtil mekted i r : « Sosya l izme doğ ru gelişme oto­ matikman o luvermez. Sosyalizm itha l edi lemez, i syan veya kom p lo ile de gerçekleşti ri lemez. Sosya lizme a ncak işçi sınıfının ve bizzat halk yığ ı n ­ larının m ü cadelesi sonucunda ulaşılır.» (2) B u rada yasal olarak subjektif etken soru n u , yani kapita l iz m i devi rebile­ cek ve sosya list topl u m u k u ra bilecek d u rumda olan toplumsal g ücün b i l i nç olgunlugu ve savaş yeteneğ i derecesi sorunu ortaya çı kıyor. Marks ve Engels, daha « Komü n ist Pa rtisi Ma n i festi »nde, kapita l i z m i n meza rkazıcısının v e sınıfs ı z kom ü n i st toplum u n k u rucusunun i ş ç i sın ıfı ol­ duğ u n u belirtmişlerd i r. Bu sonuçlamayı k ı lavuz edi nen AKP' n i n tezlerinde şöyle denilmekted i r : « S ı n ı fsa l d u ru m u gereği olarak, işçi s ı nıfı, toplumsa l i le rleme mücadelesinde çöz ü m leyici etkendi r. işçi sı nıfı sayıca e n büyük sınıf o l d u kta n başka, aynı zamanda sayı s ı ü ret i m i n gen i şlemesiyle b i r­ l i kte a rta n biricik sınıftı r. işçi leri n ve emekçi lerin, halkın a ktif n üfus deni­ len kesim i içindeki payı Federal C u m h u riyette epeyce a rtmış b u l u n uyor. Bu pay 1 950 y ı l ı nda % 70 kadard ı ; bugün ise ° '0 BO' i n üstü nded i r. işçi sınıfı top l umda en önemli üretim gücü ve tekelci sermayen i n başlıca sö­ m ü rü a l a n ı d ı r . . . işçi sı nıfın büyük işletmelerde birikip yoğ u n laşması, .örg ütselliği, Marks, Engels ve Lenin ' i n bili msel teorisiyle silôhlı b i r dev(I) Thesen des D üsseldorfer Parteitags der Deutschen Kom m unistischen Parte i . « DKP kontra G roBkapita l . Für Frieden, demokratischen Fort­ schritt und Sozi a l i s m u s » - (Tezler s. 9). (2) Ayn ı sayfa. 524


ri mci partiye sa h i p olması, durumunu temelden iyi leşti rme ve kapita l i st sömürüden kesi nlikle kurtu lma yolunda başa rıyla m ücadele etmesinin e n önemli objektif koşullarını meydana getirmektedir.» ( I) Fakat FAC'nde i şçi s ı n ı f ı n ı n bugünkü b i l i nç durumu ned i r, bu sınıf kendi durumunu ve tarihsel ödevini ne derecede kavra makta d ı r ? Bu soruya cevap vermeden önce, F. Engels'in, sosya lizm içi n başarıyla m üca ­ delenin koşu llarını kara kterize ederken söyledi kleri n i hatırlıya l ı m : «Top­ l umsal d üzen i n tam amen değişti rilmesinin sözkonusu olduğu yerde, yığın­ lar buna bizzat katı lması, ne uğurda savaşı ldığ ı n ı , ne için kan döktü k­ lerini ve hayatlarını feda ettiklerini kendileri anlamış o l m a l ı d ı rlar. » (2) Kom ü n i stler, Federal Alma nyada işçilerin ve emekçilerin önemli b i r kıs­ mının hClICl sosya l-demokratik fikirlerin etkisi a ltında olduklarını ve ASDP yöneti m i n i n politika sına bel bağ ladıklarını hesaba katmakta d ı rlar. Bizim hoşum uza g itsin veya g itmesin, bu i nsa n l a r, kapitalizmin genel l i kle ta m i sti hdam ve yeterli bir hayat d üzeyi sağlıyabildiği, memlekette genel ola­ rak demokra s i n i n hüküm sürdüğü ve köklü değ i şi m lerin gerekli olmadığı ka n ı s ı ndadırlar. Ne var ki, bu i nsa nların da daha Cl d i l bir d üzen i sted i kleri şü phesisdir. 1 967 yılı ekonomik bunalımındon ve birbirini izliyen döviz sarsı ntı l a rından sonra, işçiler arasında yarınına g üvensizlik duygu ları başgösterdi ve yay­ g ı nlaştı. 1 969-71 Eylü l g revleri sı rosında, bir kısım işçiler a rasında, henüz başlangıç h a l i nd e de olsa, b i r sınıf b i l i nci oluşmaya başla d ı . işçi sınıfı n ı n p a rtisi, izlediğ i politikada bütün bunları gözö n ü nde bulundurmak zorun­ daydı. Durumu ayık görüşle değerlendi ren parti n i n, en i lerici işçiler çev­ resinde bi le, sosya list bilinçten geçtik, politik bilinç de yeterli olma d ı ğ ı n a göre, bu y e n i b i l i nç belirti si nden yararlanması gerekiyordu. Bu koşul la r altında, hayale kapı l madan ve gerçekıere bağ l ı ka lara k d ü ş ü n ü rsek, b i r devri mci, sosya l i st politika yürütebilmek içi n yal n ı z bir olanak va rd ı r : Her şeyden önce, işçi sınıfının ve diğer emekçi lerin çoğ u n ­ luğunun sosya lizm gereğ i n i k e n d i tecrübeleriyle anlamalarına i m kôn vere­ cek bir stratej i n i n i şlenmesi gerekl i d i r. Fakat tecrübe, i l könce, tekelci sermaye egemen liğinin mevzi lerinden iti l mesi ve ni hayet a laşağı edi l mesi için mücadele gereğ i n i n ve .bu mücadelenin ertelenmezliği gereğ i n i n kav­ ranmasından öteye geçilemediğ ini, kapita l izmin genell i k l e yokedi l mesi gerektiği ka n ı s ı n ı n birden tel kin ediiemediğini göstermektedi r. Bunu bir örnekle açıklıyo l ı m . işçi ler ücretleri n i n a rttı rılması i steğ iyle yürüttü kleri m ücadelede i lkel bir savaş tecrü besi ediniyorlar. Onların bili nci, « sosyal partnör l ü k » gibi fi kirlerle gölgelenmiş olsa bi le, büyük kazançla r elde ettikleri halde işçi ücretlerini a rttı rmaya yana şmıyan, g rev

( i) Tezler, s. 27. (2) K. Marks ve F. Engels. Eserler, c. 22, s. 527. 525


kırıcılar kiraiıyo n , bunları savu nmak için pol i s i n yard ı m ı na başvu ran ve vicda n l a rı nda hicbir titreşim h issetmeden « saygıdeğ e r sosya l partnörler,.i işten çıka rıceren patronların benci l li ğ i n i tespit ediyor. işçi l er, çeşitli pa r­ ti lerin, boyuna patronları destekliyen « hü r basın ,.ı n rol ü hakkında, g üya s ı n ı fların üstünde olan, fa kat g erçekte zorlama meka n izmasından yarar­ lanara k ve send ikalara ücretler a la n ı nda môhut « devlet ölçüleri ,.ni d a ­ yatmaya ça l ı şa ra k , doğrudan doğ ruya sermayeden ya na bir tutumla s ı n ı f savaşına katı lan «demok rati k ,. devleti n ka rakteri hakkı nda b e l i r l i b i r ka ­ n ı ya varmaya başlıyorlar. Tecrübe ed i n me s ü reci, ücret a rttı rı m ı mücadelesinde başa rı la r elde ed i ld i ğ i a hva lde d e devam ediyor. Her şeyden önce, işçiler, elde edi len ücret za mlarını, hiç d eğ i l se bunların önem l i bir k ı s m ı n ı , fiyat ve verg i a rtışları n ı n a l ı p götürd üğ ü n ü a n lıyorlar. Bunu a n l a ma l a rı nda komünist­ leri n büyük yard ı m ı oluyor. Demek ki, sadece b u biçi m m ücadeleni n yetersizliği, bundan ötü rü d e b i r yandan send ikaların istekleri n i n yerine getirilmesi, örneğ i n işletmelerin kaza nçları hakkında kendi lerine b i l g i veri lmesi n i n sağ lanması için mücadele e d i lmesi gereği ortaya çı kıyor. Kaza nçların b i l i n mesi, fiyat yükselişlerine ka rşı ve ücret a rttı rımı için m ücadeleye daha büyük b i r aılım kaza n d ı ra bi l i r. Fiyat yükselişlerini s ı n ı rlıya b i l mek için, e mekçi lerin i şletme yöneti m i ne katı lmalarının sağ la n ması u ğ runda da m ücadele ed i l mesi gerekiyor. B u h a k u ğ ru nda m ücadele n i n « sosya l partnörl ü k ,. şia rla rıyla i lg i si yoktur. Burada, emekçilerin yöneti m e katı l masiyle, sermaye yatı rımlarını, g e l i r dağ ı l ı mını, fiyatlar politi kas ı n ı , t e k sözle b ü t ü n ekonomik sorunların çözü­ münü kontrol edebil meleri sözkonusudur. B u n u n la , kaza nç alanı üzeri nde işçilerin etk i l i olabil melerine yol açı lacağ ı da şüphesizd i r. Fiyatları büyük konsernlerin d i kte etti'kleri n i yığ ı n l a r g ittikçe daha iyi a n l ıyorla r. B u d u rumda, i şçi lerin ve örgütleri n i n demokratik kontrolü ko­ şulları a ltında esas sanayi kolla rının ve büyük konsernlerin toplum m ü l ­ kiyeti h a l i ne getiril mesi g i b i b i r a nti-monopoli st i steğ i n ne kada r sağ lam temele daya n d ı ğ ı n ı i spatlamak daha kolayd ır. Devletin fiyat a rtı şları n ı n a ktif taraftarı olara k oynadığ ı rolü, büyük sermayeyi korud u ğ u n u , müco­ d eleyle elde edi len ücret za m l a rı n ı n önem l i bir k ı s m ı n ı verg i a rtışlariyle g eri a l d ı ğ ı n ı emekçi leri n a n la mala rı, ü l kede köklü politik d eğ iş i m ler gere­ ğ i n i kavramaları koş u l larını da hazırl ıyacaktı r. Şeh i r ve banl iyö ta şıt a raçları bi letlerine ya pılan za m l a rı protesto hare­ keti, k i racıların m ücadeleleri, konsern ler ta rafı ndan çevrenin k i rleti lmesine karşı yapılan gösteri ler, öğ retim sisteminde i lerici reform l a r i steğ iyle g i r i ­ şilen a ksiyonlar v b . s ı rasında do, a nti - monopolist b i l i nç unsurla r ı n ı n d o ­ ğ u şu için gayet elverişli koş u l l a r yaratı lma ktadır. Mücadele, her şeyden önce, koskoca ü reti m kollarına hükmeden ve m uazza m sürüm paza rlarına elkoymuş olon büyük kumpa nyalara karşı, 526


tekellerin egemen l i ğ i n e karşı yürütül mekte d i r. B u n l a r boş düşmanıardır. Bundan ötürü, şimdiki aşama, bizi m için, tekellerin egeme n l i ğ i n i s ı nırla­ mak ve bastırmak uğrunda, anti- monopolist demokra siyi ya ratmak uğ ru n ­ da m ücadele osoması d ı r. Biz bunu bugünkü durumla sosya list hedefleri m i z a rasında ç o k Ön e m l i bi r bağlaç halkası say ıyoruz. Bu a l a nda, a ncak ko­ m ü n i st parti leri n i n yığ ı n l a r a rası ndaki i deoloji k ça l ı şmalarını g üçlen d i rmek su retiyle başarı sağ lanabilir. Netekim, bu çalışmaları güçlendirme gere­ ğ i n i D ü sseldorf Kongresi d e bel i rtmiş b u l u n ma ktad ı r. 2. Tezler'de, devlet-tekel kapita l i z m i n i n , tekeller egemen l i ğ i i l e d evlet egemenliğ i n i n birleşi mi olduğu bel i rti l m i şti r. Bu kotmerli egeme n l i k ancak büyük b i r karşıkoyma g ücüyle yoked i lebi l i r. Bu gücün karşı koyma yeteneğ i de, ç ı karları - özel soru n l a rda olsa bile - d evlet-tekel kapita lizmiyle çelişen bütün sosya l grup ve tabakaları işçi s ı n ıfı n ı n yönetimi altında geniş bir ittifakta bi rleşti rebi lme başarısına bağ l ı d ı r. Bu a nti -monopol ist ittifak bugün sadece gerekli d eğ i l , ayni zamanda hem ekonomik, hem d e politik bakımdan objektif o l a ra k m ü m k ü n d ü r. B u n u n ekono m i k bak ı m d a n gerekli koşulları nı, devlet-tekel kapita l i zminin ya l n ı z işçi s ı n ı f ı n ı değ i l , köylüleri, esnafıarı ve ayd ı n la rı n büyük b i r kıs­ mını d a söm ü rmekte olması hazı rla makta d ı r. U l usal gelirin d evlet büt­ çesiyle yeniden dağ ı l ı m ı meka ni zması ndan yara rlanan devlet-tekel ka p i ­ ta l i zm i , hattô küçük v e orta sermayecilerin kazançla r ı n ı n b i r kısm ı n ı da konsernler yararına a l ı p kulla n ma ktad ır. Sözkonusu geniş ittifak ı n politik ba kımdan gerekli koş u l larına geli nce, bunu da, s i l ô h la n ma yarışı n ı n ve m i l i ta rizasyon u n ya l n ı z işçi sı nıfı n ı d eğ i l , çok daha geniş yığ ı n ları tehdit etmekle oluşu yaratma kta d ı r. Demokratik hak ve h ürriyetleri n daha fazla k ısıtla nması da ya l nı z işçi ler ve memurlar orta m iyle sınırlı değ i ld i r. Tekel­ lerle devletin, finans oligarşiyle d evlet bü rokratizmi n i n g i derek a rto k ölçüde kaynaşmaları koşulları içinde, k ü ç ü k ve orta sermayeciler bile, g erçekte egemen l i k o rta m ı n da n ta mamiyle kenara iti lmiş d u ruma düş­ mektedi rler. Çağdaş tekel kapita l i z m i n i n devleti, b i r avuç fi nans o l i g a rşi g ru p u n u n geri ka lan bütün halka dönük s i l ô h ı durum u na gelmişti r. Biz geniş bir anti- monopoli st birlik ve ittifa k gereğ i n i ve objektif olana­ ğ ı n ı bel i rti rken, bu yoldaki g üç l ü kleri d e asla gözden kaçı rmıyoruz. Bili­ yoruz ki, küçük burjuva ta baka l a rı n ı n i k i rc i m leri, sonra küçük ve orta sermayeci lerin çıkarları n ı n ya l n ı z tekelci sermayeyle değ i l, aynı zamanda işçi s ı n ıfıyla da çeli şmekte olması bu güçlü klerin en başında gelmekte d i r. Bu uzlaşmaz çelişki, emekçi ler ücretleri n i n a rttı rıl ması n ı i sted i kçe, e n küçük sermayeci n i n b i l e hemen tekellerin ta rafını tutmasında apaçık ken­ dini göstermektedi r. Ne va r ki, bu böyle olsa da, işçi sı nıfı daima bu i k i rc i m l i leri d e kendi tarafı n a çekme politikası g ütmek zorundad ı r. Küçü k ve orta sermayeci ler, m ü m kü n olan her a hva l de, tekelci sermayeye ve 527


onun devleti ne ka rşı m ücadele için, soru n l a r çevresi ve s ü resi belki de s ı n ı r l ı olacak politik birlik ve ittifa klara çek i l melidi rier. Ş üp he yok ki, birlik ve ittifa k politi ka sı , daha ziyade emekçi lerin diğer kolları n ı n veya tekelci o l m ıyan burj uva ta bakalarının ortak m ücadeleye çeki l meleri için gerekli d i r. fakat bu politika n ı n bizzat işçi s ı n ı f ı n ı n çoğ u n ­ l u ğ u n u kaza nma ba kım ından da büyük önemi vardı r. Zira b u sınıfın a z ı m ­ sa nomıyacak b i r kısmı, hôlô köyle v e k ü ç ü k mal ü retimiyle şu veya b u biçimde bağ lı, bu rjuva ideoloj i s i etkilerine de açık bir k ü ç ü k burj uva kuşatması içinde yaşa makta d ı r. Doğ ru bir ittifak politikası, bu insan lara, küçük m ü lkleri n değ i l , tekellerin ka m u laştı r ı l ması sözkon us u olduğunu gösterecektir. Bu da i şçi sınıfı n ı n a nti-monopolist b i l i nci n i n gelişmesi nde kendi ölçüsünde rol oynıyacak, g i rişeceğ i eylemlerde birlik sağ la n m a s ı n ı kolaylaştıracak v e mevzilerini k uvvetlendi recekti r. AKP, anti- monopolist m ü cadeleyle sosya lizm mücadeles i n i n gayet ya ­ kından ve ko pm az biçimde bi rbirine bağ l ı oldukları kanışı ndad ı r. Bu bağ ­ I a ntıyı her şeyden önce anti - monopoli st demokrasi n i n s ı nıfsal ka rakteri, politi k ve ekonomik g üçlerin b u demokrasiye özg ü oran ı şartlamokta d ı r. Tezlerde şöyle denil mekted i r : " Politi k g üçler ora n ı nda temelli değ i şim ler, işçi s ı n ı f ı n ı n yöneti m i altında ve bütün a nti -monopoli st güçlerle birlikte gerçekleştirilecek b i r devlet egemenl i ğ i n i n kurul ması anti -mo nopol i st demokrasinin temel i olaca ktı r. Tekelci sermaye n i n ekonom i k egeme n l i ­ ğ i ne, üretimde ve pazarlarda hôkim durumdaki önemli endü stri kolları nın, ba n ka konsernleri n i n ve büyük sigorta kurumların ı n , basın ve kültür tekel­ leri n i n , işçi s ı n ı fı ve diğer a nti-monopolist g üçler ve örgütlerce uyg u la n a ­ cak bir demokratik kontrol a ltında kamulaştırılması suretiyle s o n veri le­ cektir. " Bu ka m u laştı rmayla tekelci sermayenin egemen l i ğ i ne son verilmesi, sos­ ya lizm yolunda başlıca engeli orta d a n kaldırmak ve aynı zamanda çağ ­ daş devlet-tekel kapita l i z m i n i n temel leri n i yıkmak demek olacaktı r. B u n ­ dan ötürü, b i z , tekel leri n emperya lizmdeki büyük r o l ü dolayı siyle, bunları k a m u laştı rma n ı n aynı zamanda kapita lizm i n bütün bir topl u msal d üzen o la ra k va rlığ ı n ı n fii len son b u l ması a n l a m ına geleceğ i fikri ni beni msi­ yoruz. V . i . Len i n ' i n sözleri b i r başka biçi mde tekra rlanarak deni lebi l i r ki, a nti-monopolist demokra s i henüz sosya lizm değ i l d i r, a m a a rtık em per­ ya lizm de değ i l d i r. Bu, sosya lizme doğru büyük bir a d ı m d ı r. Anti -monopol ist demokrasi asla kapita l izmin b i r gelişme derecesi olara k e l e a l ı na m a z (işçi s ı nıfı tarafından yöneti len v e diğer b ü t ü n a nti-mono­ polist güçlerle bi rl i kte gerçekleştirilen, tekel leri n m ü lkiyeti n i n de devlet eline geçtiği b i r devlet egemen l i ğ i ne kapita l i st deni l mesi herha lde m ü m ­ k ü n değ i l d i r) . B u n u n g i b i , a nti - monopolist demokra s i n i n sosya lizmle b i r tutu l ması da d o ğ r u ola maz. Zira a ra l a rında, h e m politik, h e m de ekono­ mik karakterl i çeşitli ayrı ntı lar korunmaktad ı r. Başlıca ayrı m da, işçi s ı n ı 528


fın ı n .politik olgunluk d üzeyi nde, egemenliği tems i l eden ve gerçekleştiren ittifa kın genişliği nded i r. Kapita l izmde işçi sınıfının politik egemen l i ğ i için en azında n proleta rya özeğ i n i n sosya lizm mevz i lerinde b u l u n ması gere­ ki rken, a nti-monopolist demokrasi için başlang ıçta işçilerin önem li bir kısmının a nti -monopolist mevzi lerde yer a l m ı ş olmaları yeter l i d i r. Bil i n d iğ i g i bi , V. i. Lenin, işçi sınıfı n ı n zaferi nden sonraki politi k ege­ men l i ğ i n kara kterini beli rlerken, bunun " . . . emekçi leri n öncüsü prole­ ta rya ile büyük sayedeki proleter o l m ıyan emekçi ta bakaları (küçük bur­ j uvazi, küçük çiftçi ler, köy l ü ler, aydı n lar v. s.) veya onların çoğ u n l u ğ u a rasında özel b i r sı nıfsa l ittifak biçi m i , sermayeye ka rşı ittifa k, sermayeyi ta mamiyle a laşa ğ ı etmek için ittifak, burjuva z i n i n d i renişini k ı rmak ve kend i egemen l i ğ i n i ca n l a n d ı rma denemelerini ezmek için ittifak, sosya ­ lizmi kes i n likle yaratmayı ve g üçlendi rmeyi a maçlayan ittifa k » olduğunu yazmıştır. (l) Anti - monopolist demokrasiye gelince, bu, işçi s ı n ı f ı n ı n yönetimi altında d a ha geniş b i r ittifakı gerçekleştiren devlet egemen l i ğ i d i r. Beli rl i bir geçiş s ü resi nce böyle bir ittifa k ı n yaratı lmasından sonra, toplumsal m ü l ­ kiyetin ya n ı s ı ra k ü ç ü k v e orta kapita l i st m ü lkiyeti v e a y n ı zamanda şeh i r ve köy k ü ç ü k ü reticileri n i n ü reti m a raçları üzeri ndeki özel m ü l kiyeti koru­ nacaktır. Emekçi olm ıya n tabakaların veya bun lardan bir kısm ı n ı n katı l ı şı dolayısiyle, b u ittifak çelişki ve çatışmalardan azat olm ıyacak, i şçi sınıfının diğer emekçilerle soya l izmdeki ittifakı için kara kteristik olan i ç i stikra rı da gösteremiyecektir. Anti - monopolist ittifak işçi sınıfının politik egemen l i ğ i n i n kurulmasına kadar yaşatı l m a l ı d ı r. Bu da proleta rya n ı n bilinçinin ve m ücadele yetene­ ğ i n i n a rttı rılmasını, onun devri mci partis i n i n durumunun sağ lamlaştı r ı l ­ m a s ı n ı , diğer emekçi ta bakaların b u parti etrafı nda toplanmalarını, şeh i r ve köy k ü ç ü k ü reti ci leri n i n kooperatif temeli üzerinde bi rleşmeleri n i gerek­ tirir. ate yandan, küçük ve orta kapita list i şletmeleri ne devletin katı lması, bunların sa h i p leri önünde mem leketi n genel ekonomik hayatı na ö rgütlü biçimde g i rme perspektifi açacak ve bunu g itg ide genişletecektir. işçi sınıfı n ı n yönetmen l i k rolü daha b u aşamada sosyalizme doğru daha i leri gelişme için gerek l i koşu lları öneml i derecede sağ l ı yacaktır. Bu a rada a nti-monopolist demokrasi devleti ne ka rşı ters-devri mci aksiyon l a r örgüt­ Iemeye ka l kışaça k olanların zora başvu rulara k yola getiril mesi gereke­ ceğ i de söz götü rmez. ülkem izde sosya l izm için m ücadeleni n orga n i k b i r parçası olara k izle­ d iğ i m i z a nti - monopolist demokrasi politik hatl ı mı za m u ha lefet eden aşırı sol eleşti rici ler, AKP' n i n politi kas ı n ı çok defa tahrif etmeye ça l ı şıyorlar. Burada bu tahrifiere dair iki örnek vermek yerinde olur.

(I)

V. i .

Len i n . Bütün eserleri, c. 38, s. 377. 529


AKP' n i n a nti - monopolist demokrasiyi g üya ta ri hsel bir kaçı n ı l ma z l ı k olara k i l ô n ettiği i d d i a l a r ı n ı n s ı k s ı k tekr� rlandığ ı n ı görüyoruz. Gerçek­ teyse, tezlerde, FAC'de sosya l izme doğ ru gelişme yolu sorununun s ı n ı f m ücadelesiyle çözüleceğ i kes i n likle beli rti lmektedir. Biz ş i md i ki koşulları çıkış noktası yapıyo r ve a nti-monopolist d emokrasiyi kurma n ı n sosya lizme doğ ru gelişme için e n elverişli olanakları açacağ ı n ı düşünüyoruz. Fakat s ı n ı f m ü cadelesi koşul l a rı , taşlaşmış, gelmi ş-gitmez ve değ işmez bir şey değ i l d i r. Anti - monopolist demokrasi sosya lizme yaklaşı m ı n m u htemel b i ­ çim lerinden bi rid i r, fa kat kaç ı n ı lmaz b i r yasa l l ı k olduğu söylenemez. Ş u va r ki, bizi m d a h a bug ü nden m ücadelemizi b ü t ü n şiddetiyle tekelci ser­ mayeye doğ ru yöneltmemiz, onun egemen l i ğ i n i devi rmeye çalışmamız ve devleti demokratik yoldan yeni lemeye g irişmemiz zoru nludur. Kısacası, AKP'ne göre, a nti -monopol ist m ü cadele gerekliliği ile sosya lizm yolunda anti- monopolist demokrasiyi yaratma olanağı a rasında fa rk va rd ı r. ate yandan, a ş ı rı sağ eleşti rici ler, bizim politi kamızı yererken, çoğ u defa G. Dimitrof' un Komi ntern'in V i i . Kongresindeki konuşmalarından yararlan maya ça l ı şıyorlar. B i l i n d i ğ i g i bi, G . Dimitrof, sağcı ' oportü nist görüşleri eleşti rirken, b u rjuva d i ktatörl ü ğ ü ile proletarya diktatörl ü ğ ü a ra ­ s ı n d a kendi n e özg ü bir « d e m a k r a t i k a r a a ş a m a » « ya ratma » deneylerine karşı, « bi r d i ktatörlü kten d iğ erine barışçıl parlômenter seyra n » haya l leri n e kap ı l ma lara karşı itirazla rda bulunuyord u. V e len i n ' i n b u soru nla i lg i l i görüşünü hatı rlata rak şöyle d iyord u : « lenin , p r o i e t a r y a d e v r i m i 'ne g eçiş ve ya naşım biçimi nden, yani burjuva d iktatörlüğ ü ile p roletarya d i ktatörlüğü a r a s i n d a her hangi bir geçiş biçiminden değ i l , b u rjuva di ktatörl ü ğ ü n ü devi rme yoluna g i rmekten söz ediyord u . » (I) Aşırı solcula r bu fi kri bize karşı kullanmak için, sadece keli meye tutu­ narak, her za manki gibi kafa larını işletmeden, a l ı ntı a kta rıyorlar. Ger­ çekte, G . D i mitrof'tan a ktarılan bu a l ı ntı, onun şu sözlerinden sonra gel­ mektedi r : « Bundan 15 y ı l önce leni n bizi bütün di kkati mizle « proleta rya devrim i ne g e ç i Ş veya y a n a Ş i m biçim leri a ra maya » çağ ı rıyordu. Bir­ çok memleketlerde t e k c e p h e h ü k u m e t i uyg u laması belki de en önemli geçiş biçi m lerinden b i r i alacaktı r. « Sol » doktri nerler Leni n ' i n bu yönergesinden d a i m a yançiziyor, dar görüşlü propaga ndacı l a r g i bi, « geçiş biçi m leri »ni zerrece düşü n meden sadece « hedef»ten söz ediyor­ lard ı . » (2) Bizim a nti- monopolist demokrasi görüşümüz, len i n ' i n sosya lizm müca­ delesi i ç i n g eçiş veya ya naşım biçimleri a ra n ması isteğ i n e ta mamen uyg undur. G. Dimitrof' un, Bernştayn'a a i t b i l i ne n form ü l ü meka n i k olara k değ i şt i ren v e g eçiş biçi mleri n i düşün meden sadece hedeften s ö z eden

(i) G . D i mitrof. Komi ntern Vi i . D ü nya Kong resi ' nde okunan rapor, s. 1 0 1 . e) G. D i m i trof. Komintern Vii. Dünya Kong resi'nde okunan rapor, s. 64. 530


« sol » doktrinerlere yönelttiği eleşti ri, to m bugünkü a ş ı rı solların tutum ve görüşlerini vurmaktad ı r. AKP' n i n politikası sağcı oportü nistlerin görüşlerinden to mo miyle fa rk l ı ­ d ı r. B i z sosya lizme « ba rışçıl bir seyra n »la geçme o l a n a ğ ı g i bi b i r düş peşinde d eğ i l iz. Politik ve ekonomik egemenl i k tekellerin elinde b u l u n ­ duğu v e a d l iyeye, polise v e orduya d o sırtlarını daya d ı kları sürece, kend i egemenl i kleri ni koru mak için bütün b u a raçları amansızca kullanmakta n geri d u ro caklarını düşünmek d ü ped üz haya l c i l i k olur. Bunun için, bizler, a nti- monopolist demokrasi mücadelesi aşa m a s ı n ı n bile sancısız geçeceği iddiasında değiliz. B u da bir çetin s ı n ıf çarpışmaları aşa ması olaca ktı r. Ve geri c i l i ğ i n zora başvurmayı göze a l ı p o l a m ıyacağ ı , her şeyden önce işçi s ı nı fı n ı n g üc üne, anti-monopolist hareketin birlik ve toplu l uğ u na bağ lı olaca ktır. Program Deklôra syonu' muıa koyd uğumuz ve Tezler'de tekrarlad ı ğ ı mız hüküm bu m ücadele a şa ması için bile geçerl i d i r : « AKP, Fereda l Alman Cumhu riyeti emekçi halkı için sosya l izme en elverişli geçiş yol u, iç harpsiz bir yol bul maya çalışmaktad ı r. Halka karşı ka n l ı bir zora başvura n la r, d a i m a kendi i ktidar ve i mtiyazla rı n ı koruma kaygısiyle göz­ leri dönen gerici egemen çevrelerdi r. Sosya l i st ve a nti-monopoli st halk ha reketi, ancak büyük sermaye grupları n ı n kaçı nı lmaz d i renişine karşı azi m l i bir sınıfsal ve u l usal m ücadele içinde, gericiliğ i n kanlı bir zora başvu rma s ı n ı ön liyebi lecek kadar g üçlenebi lecekti r . » Ş ü p h e y o k ki, anti-monopolist demokrasi devleti n i n yaratılmasından ve tekel leri n m ü lkiyeti n i n toplum m ü lkiyeti haline getiri l mesinden sonra da, sosyalizm yolunda sınıf mücadelesine a ra veri l miyecektir. Biz hiç d e sosya lizm mücadelesi nden uzaklaşmış yapmacık bir demok­ rati k a ra aşama yaratma denemesi ne heves etmi ş değ i liz. «AKP anti­ monopolist ve sosyalist dönüşümlerin, kapita lizmden sosya l izme geçişte devrim süreci n i n b i rb i rine bağ l ı aşamaları olduğu görüşündedir.» Bundan ötürü, a nti- monopolist demokrasi için m ücadele, sosya lizm mücadeles i n i n org a n i k bir parça s ı d ı r.

531


Ulusal kurtulu, hareketi KIBRIS EGEMENLiei VE O N U N DUŞMAN LARı Ezekias Popoyoonu Kı brıs, Rum ve Türk cemaatleri a rası ndaki a n laşmazlığ ı n çozu m u n e engel olan pol iti k b i r b u n a l ı m g eçi riyor. Bunun suçlusu, mem leketi m ize yeniden el atma planlarını gerçekleştirme peşinde olan NATO'cu emper­ yalist çevrelerd i r. NATO ü l keleri d ışişleri baka n l a rı n ı n 1 97 1 B rüksel toplantısı, daha önce Liıbon'da hazı rlanan ve K ı brıs'ın, e mperyalizm .himayes inde, her şeyden ö n ce Amerika n emperya l i z m i n i n h i mayesinde Yunani stan ve Türkiye n i n bir protektorası h a l i ne geti r i l mesi n i öngöre n p l a n ı kes i n l i k le onayladı. B u suretle, ötedenberi Ba lı, Acheson, Lemnitzer v e Va n s ' ı n başları altından çıkagelmiş mahut tasa rılar hafif b i r d eğ işikli kle yeniden ca n l a n d ı rı l d ı . Bu p l a n ı n başarılamamsı i hti mali gözö n ü nde tutu l a rak, bi r de aynı emper­ yalist kuvvetlerin kontrolü altında çifte enozis (yani a d a n ı n Yunanistan ile Türkiye a rasında ta ksimi) a d ı n ı verdi kleri bir « yedek variyant» hazırlad ı ­ l a r. H e r i k i va riya ntla ö n gördükleri hedef, adada Kı brıs devleti n i n kaza hakkı ol mıyan i n g i l i z askeri üsleri n i koru mak ve NATO üsleri n i n ya rdı ­ m iyle em perya l i z m i n i n mem leketi m izdeki mevzi leri n i güçlendi rmekti r. Bu plan, sosya l i st ü l keler i le Ara p mem leketleri a rasında Türkiye, Yuna­ n ista n, Kı brıs ve isra i l 'den oluşan kendine özgü bir « ta m pon böl g e » yara­ tıl ması n ı öngören NATO stratejisinin bir parça s ı d ı r. B u stratej i n i n gerçek hareket gücü de, Orta - Doğ u ' n u n « ka ra a ltın»ı petrole h ô k i m o l ma hırs­ ları d ı r. Plan bu yolda Kıbrısın gayet elverişli coğrafi durumuyla, askeri bir atlama ta htası ve roket üssü rolü oyna masını öngörmektedir. Oysa Kıbrısın böyle bir üs haline gelmesi, ya l n ı z Kı brıslılara karşı değ i l , aynı zama nda Ara p halklarına ve sosya l i st devletlere ka rşı emperya listlerin kıyıcı plônları n ı n uygulama alanı olması demektir. i n g i ltere adam ııda zaten mevcut ve 99 m i lkare tutarındaki askeri üsleri n e ek olarak bir de rada r tesisleri, örg üsü meydana getirmiştir. Ayrıca d a ü ç Ameri ka n gözet­ leme istasyonu eylemded i r. Bu teknik a raçlar, Ara p mem leketleriyle sos­ yalist ü l kelerin casusluk maksadiyle gözetlenmesinde k u l l a n ı l m a ktad ı r. Zürih Anlaşması'ndan (I) yara rlanan NATO yönetici çevreleri, Kıbrısın « kefi l i eri .. olan Türkiye i l e Yunan ista n hükü metlerine Lizbon'da a l ı n m ı ş

(I) 1 959 Su batın d a imzalanan v e sonra Lond ra'da onaylanan Z ü r i h A n ­

laşma � ı , Kı brıs'a s ı n ı r l ı b i r bağ ı msızlık verilmesi n i ; Türkiye'ye, Yuna­ n ista n'a ve i n g i l tere'ye memleketi n içişlerine müdahale, gerekli görür­ lerse ayn ı zamanda s i l a h l ı müdahale hakkı ta n ı nması n ı ; i n g i ltere'n i n askeri üsler bulundurd u ğ u bölgelerdeki eksteritorya lite hakkını koru­ m a s ı n ı öngörüyord u.

532


olan kararları K ı b rı s'a dayatma ödevi verd i ler. Em perya l i z m i n « beyin tröstü .., b u n u n , Kıbrıs'la i l g i l i k ıyıcı plônları n gerçekleşti rilmesine ya rdı m etmekle kalmayıp, NATO ' n u n Yunanista n v e Tü rkiyeden ol uşan g ü ney­ doğ u kana d ı n ı n g üçlenmesini sağ l ıyaca ğ ı n ı d a ümit ediyord u . B i r başka deyişle, bir taşla iki kuş vurma k istiyorlard ı . N e va r k i , em perya l i stler K ı brıs h a l k ı n ı n bu plôna boyun eğ mek i steme­ d i ğ i n i b i liyorla rd ı . B u n u n için i lkönce i ç gerici liğe daya narak Yurtseverler Cephesi'ni haklamayı, ü l ke n i n bütün sol g üçlerini, öncelikle K ı b rı s i lerici Emekçiler Partisi'ni (AKCL) boğmayı kara rlaştı rd ı l a r. Bu a maçla üç yönde eyleme geçilmesi öngörülüyord u ; H a l k g üçleri n i pa rça l a m a k, i ç h a rp toh u m l a rı ekmek, Kıbrıs Rumla­ rını « üstü n - R u m l a r .. ve « a nti -Rumlar .. olara k i kiye bölmek ; - Komünizm korkusu korkuluğ u n u piyasaya sürmek, K ı b rıs komü n i st­ lerinde her ne pahasına o l u rsa olsun silôh « bu l m a k .. , a nti -komünist his­ teriyi körü klemek ; _

- Seçmenlerin % 97'sinin oylarıyla c u m h u rbaşka n l ığ ına geti ril m i ş, memlekette yurtsever b i r l i ğ i n ve h a l k d i renişi n i n sembolü h a l i ne gelmiş olan M a ka rios'u her türlü hücumların boy hedefi yaparak, Ati na'da k i « mi l l i merkez»e tamamen boyun eğ mek zorunda b ı rakmak, y a da kend i ­ s i n i zorla istifa etti rdi kten sonra, politi ka sah nesi nden i nd i rmek. Kıbrı s'ta cemaatler-a rası görü şmelerin B i rleşmiş M i l letler Genel Sekre­ teri ' n i n önerdi ğ i formül ( i) gereğ i nce yeni len mesi kararlaştı r ı l ı nca, mem­ lekette bir buna l ı m d u r u m u yaratı l d ı . Anorm a l d u ru m u s ü rd ürmek i stiyen ve Kıbrıs'ın bölünmesi fikri ni destekliyen gerici çevreler b i r kompla örgüt­ ledi ler. Cumhurbaşka n ı Maka ri os'u ve hükümeti n i zorla d üşürmek için her ça reye başvurd u lar. Makarios a rtık 12 yıldan beri cumhurbaşka n l ı ğ ı göre­ vinde b u l u n d u ğ u halde, şimdi a n iden yeni bie teori uydura rak, b u n u n başpiskoposluk göreviyle bağdaşmad ı ğ ı n ı i d d ia etmiye kalkıştı l a r v e ken ­ disini c u m h u rbaşka n l ı ğı ndan u za k laştı rmak için özel bir kam pa nya örgüt­ Iemeye g i rişti ler. Bu kampa nyaya g i ri ş i rken i leri s ü rd ükleri' baha ne, h ü k ü meti n u l usa l g üvenl i k kayg ısiyle Çekoslova kya'dan s i l ô h satın a lmasıyd ı . Şubat ayında Yuna n i stan Albaylar Cuntası, C u m h u rbaşkanı Makari os'a, K ı br ı s' ı n tama­ men Ati n a ' n ı n i radesine ta bi olmasını i sted i ğ i meşhur ü lti matomunu gön­ derd i . Bunun hemen ardı ndan bir h ü k ü met da rbesi örg ütleme taşebbüsü ya p ı l d ı . Ve ya l n ı z halkın s ü ratle seferber olması ve h ü kü meti n kesin ted ­ birleri sayesi nde, da rbeci ler p l ô n la rı n ı gerçekleştirmekten vazgeçmek zo­ runda b ı ra k ı l d ı ve memleket bir i ç ha rpten, kan dökü m ü nden kurta r ı l d ı . H a l k yığ ı nl a rı n ı n , üniversite gençl i ğ i n i n seferber o l ması v e özel likle 3 M a rt

( I ) Kıbrıs Rum ve Türk cemaatleri a rası nda, Yunanistan ve Tü rkiye tem ­

si lcileri nin (istişari oyla) v e b i r Bi rleşmiş M i l letler gözlemcisi n i n katı l ­ mala riyle, i k i l i görüşmeler ya pılması. 533


g ü n ü 1 50 b i n kişi n i n katı l ışiyle ya p ı l a n büyük miting, h a l k ı n birliğ i n i n , ben i m sediği cumh urbaşka n ı n ı kesi n l ikle savunma v e K ı b r ı s soru n u n u n em perya lizm i n çıkarına çözümlenmesine y o l vermeme azmi n i n parlak b i r gösterisi o l d u . Darbeciler, tırm a n m a k istedi kleri i ktidar yolunun kendile­ rine hiç d e neşeli bir gezi vaadetmedi ğ i n i, bu yolda halkın en çetin bir d i renişiyle ka rşı laşacaklarını a n la d ı lar ve tilki ile üzüm masa l ı nda olduğu g i bi bu n iyetlerinden kendi leri vazgeçti ler. Kıbrıs'ın üstü n ü olümcül bu lutla r ı n sa rd ığ ı o g ü n lerde, sosya l ist ü l ke­ lerde ve ayni zamanda d ü nya n ı n diğer b i rçok mem leketin de, özellikle Asya ve Afrika memleketleri nde, NATO'n u n K ı brıs'a kıymak i stemesi h a l k ­ lar tarafı ndan şiddetle protesto edildi. Atina rej i m i n i n K ı b rıs'la i l g i l i poli­ tik tutu m u n u yeren halklar, C u m h u rbaşka n ı Maka rios'ta n ve Kıbrıs'ın bağ ı msızlığ ı nd a n yana oldu kları n ı açıkla d ı l a r. Kardeş Yu n a n halkı n ı n , o n u n a m a n sız teröre göğ ü s gererek, K ı b r ı s l ı larla v e K ı b rı s C u m h u rbaşka n ı i le daya nışmalarını belirtmeye m uvaffa k olan evlatla r ı n ı n desteği bizler için bilhassa d eğerlidir. Kıbrıslılar ş i m d i ki Atina rej i m i n i n Yunan h a l k ı n a silah zoruyla dayatı l d ı ğ ı n ı bil mekte v e bu ka rdeş ha l k ı n demokrasiyi yen i ­ den can la n d ı rma mücadeles i n i bütün kalbieriyle desteklemektedi rler. Sözkonusu b u na l ı m ı n bütün kritik safhalarında Kı brıs Cumhuriyeti n i n bağ ımsığ ı , egemenliği 'le topf<lk bütünlüğünün karşılık gözetmez savunu­

cusu olan Sovyetler Birliği, mem leketim ize yabancıların sokulma tehd itleri karşısında ilgisiz kalam ıyaca ğ ı n ı hiçbir terddüde yer b ı ra k m ıyacak b i ­ ç i m d e i l a n etti. Gönüllü d arbeciler i s e , Sovyetler Birliğ i n i n boşuna konuş­ mad ı ğ ı n ı , Kı brıs h a l k ı n ı eylemde desteklemek için yeter derecede kuvvet ve a raca sa h i p olduğ u n u iyi b i liyarlardı. Kı brıs halkı, işçi s ı nıfı n n partisi AK EL, b u bunalımda Kıbrıs' ı savun a n , tari h i n i n en kritik a n ında onun halkını ve c u m h u rbaşka n ı n ı destekl iyen Sovyetler Birliğine ve diğer dost devletlere can d a n m i nnetta rdı r. Emperya l izm i n kışkırttığ ı da rbecilerle m ücadelenin i l k ravntı, Kı brıslı­ l a r ı n ve Kı brıs Cumhurbaşka n ı n ı n zaferiyle sonuçlandı. Fakat bu henüz, mem leket i n b u n a l ı m d a n ç ı ktığ ı, d u r u m u n normal leştiği ve işin a rtık Kı brıs sor u n u n u n barışçı yoldan demokratik çözü m ü ne doğ ru g ittiğ i a n l a m ı n a gelmez. Şubat v e Ma rtta yaşad ı ğ ı m ı z gerg i n g ü n leri, hava n ı n b i raz yatış­ tiği g ü n ler izlemiş olsa da, genel d u ru m h ô l a endişe vericidir. B u n a l ı m ı n s uçl u la rı k u rd u kları pla n la rd a n vazgeçmiş değ i l lerdir. Onlar başarısızlığa uğra m ı şl a r, fakat s i l a h l a r ı n ı i'nd i rmemişlerd i r, yen iden sa l d ı rıya geçmek için derleni p topa rlanma kta d ı rla r. Bizi bu hükme va rd ı ra n , Yuna n i sta n ve Türkiye h ü k ümetleri sözc üleri n i n geçe nlerde verdi kleri demeçlerd i r. Her iki taraf da, bu demeçlerinde, yine Kı brıs' ı n içişlerine müdahale hakkı d iye d i re nmekte ve gerçekte odada bir Yunan-Türk ortak yöneti m i kurul­ masını istemektedirier. Kıbrıs Türk leri n i n ö nderi Denktaş, gerçekte Anakra ' n ı n k u k lası olan 534


bu adam, Kı brıs'ın bağ ı msızlığ ına d ü pedüz son veri lmes i n i ve a da n ı n Y u n a n i sta n i l e T ü rkiyenin protektorası haline geti r i l mesi n i istiyor. B u s u retle de, Yunan h ü k ü meti n i n Makarios'a gönderd i ğ i môhut ü lti matomu kabul etmekle kalmayıp, Ati na a l bayları n ı n küsta hça iddialarından daha d a i leri g itti ğ i n i göstermiş ol uyor. Denktaş' ı n bu ruhta k i demeci, K ı b rı s Türkleri n i n i radesini i fade etmekten ta mamen uzaktı r. B u a d a m kendi a ğ zıyla, fakat Kıbrıs h a l k ı n a karşı g i rişilen komplonun başl ıca terti pçi leri olan emperya l istlerin d i l iyle kon uşma ktad ı r. Tü rkiye h ü k ü meti , Bi rleşm i ş M i l letler Genel Sekreterine, Kı brıs iç görüş­ meleri nde yeni dönem i n ancak Anka ra ta rafından i leri sürülen görüşler üzerinde ka n ı bırli ğ i ne va r ı l m a k şartıyle başlıya b i l eceğ i n i resmen b i l d i rd i . Bu görüşler d e . ne yandan ba ksa nız. Zü rih Anlaşması'na d ö n ü lmesini öngörmekte, egeme n l i ğ i m izi s ı n ı rlama kta . Kıbrıs h a l k ı n ı n ve toprağ ı n ı n bütü n l ü ğ Ü n ü zedelemekte, bundan ötürü de memlekette Ru m v e Türk cemaatleri temsilci leri a rasında semereli görüşmeler ya pılması olanağ ı n ı ba ltala ma ktad ı r. Tü rkiye h ü k ü meti n i n görüşleri arasında, b i r d e , bu görüş­ melerin ancak gerekli çöz ü m ü a raştırma niteliği nde olması şartı vard ı r. Bu, gerçekte, çözümün kendisini K ı b rısl ı la rı n yetkisi d ışında d üşünmek demektir. B u n u n ya n ı s ı ra , Yunan cu nta sı da M a ka rios'u Ati na'nı n ü lti matomu n u kabule zorla maya deva m etmekte, bu i ş i yen i Yunan elçisi n i n Lefkoşe'ye va rmas i ndan önce sonuçla n d ı rmak istemekted i r. Bu olaylar gösteriyor ki, Yuna nistan ve Tü rkiye yönetici çevreleri Kı brı s h ü kümetine elbirliğ iyle baskı yapmak üzere a ra l a rı nda sözleşmişlerd i r. Memleketim izdeki faşist u n s u rl a r. dışarıdan destek gördükçe, k ı şk ı rtıcı aksiyonlarına a ra vermiyor, balta l a ma p l ô n la rı n ı her fı rsattan ya rarla n a ­ rak gerçekleşti rmeye ça l ışıyorla r. U l usal d üşma n l ı k duyg u la rı n ı v e a n t i ­ komün ist h ı rsları körü kliyen bu u n su rlar, AKEL' i n v e sendikaların b i n a ­ l a r ı n a sa ldırlar örgütl üyor, parti mizin v e s o l g üçleri n özel s i l ô h l ı birli kler meydana geti rdikleri ni sözümona i spati ıyon « belgeler» uyduruyorlar. Ama bu provokatörler hiçbir defası nda buna dair inandı rıcı bir delil ortaya koya m ıyorla r. AKEL partisi, s i l ô h ı olmadığını ve özel s i l ô h l ı b i rlikler kurmadı ğ ı n ı . üs­ tel i k gizli s i l ô h b u l u n d u rma n ı n ve s i l ô h l ı g ruplar ö rg ütlemenin K ı b rı s ve o n u n bağ ı msızl ı k mücadelesi i ç i n teh l i ke teşkil ettiğ i n i d ü ş ü nd ü ğ ü n ü defa­ la rca açı klamıştır. AKEL C u m h u rbaşka n ı M a ka rios'u ve devlet s i l ô h l ı kuv­ vetler i n i a rdıcd o la ra k destek lemekte ve hangi biçimde o l u rsa olsun, gizli s i l ô h l ı örg ütler meydana geti rme n i n kes i n l i k le a leyh i nde olduğ u n u açı kça i lô n etmektedir. Y u rtsever g üçlerin daima uya n ı k ve bütün h a l k ı n her a n seferber olma­ ya hazır b u l u n d u ru l ması bug ü n de i h male gelmez b i r zoru l u ktur. Durum ve koşu l la r, yetki li leri. memlekette anormal durumu deva m etti rmeye 535


ça l ı şa n ve darbe tehd itlerinde b u l u n a n unsurları si·ı ô hsızla nd ı rma ve ken­ d i lerinden hesap sorma yolunda kes i n ted b i rler a l maya zorlamakta d ı r. Memlekette her türlü k a n u nsuzl u k ve s i l ô h l ı hayd utl uklara son veri l mesi, Kı brı s devletine ve onun hal kça seçilmiş h ü kümetine içerde ve dışarda herkes yarafı ndan saygı gösteri l mesi n i n sağ la n ma s ı gerekmektedir. Kı brı s ' ı n kaderi n i k i m i n belirl iyeceği soru n u görüşme konusu ola maz. i l k ve son söz memleketin mutlak efendisi olan halkınd ı r. K ı brıs k i msenin k u klası değ i l d i r. Bu b i r bağ ı m sız, egemen devlet ve B i rleşmiş M i l letler Teşki latı ' n ı n eşit h a k l ı bir üyesidir. Kı brıs, hi mayeyi, ortak yönetimi veya protektora olmayı, K ı b rı s l ı la r ı i k i nci dereceli u l u s işlemine ta bi tutacak hiçbir statüyü asla kabul etmiyecekt i r. Kıbrı s halkı, bağ ı msızlığı için, ne pa has ı na olursa olsun, m ücadele etmekte azi m l i d i r. Ya k ı n geçmişte politik b u na l ı m ı n şiddetlend iği g ü n lerde, basında ve gerici çevrelerde ma ksatl ı kışkırtma lara g i rişenler, çokta n çözü lmüş bazı sorunları ve bu a rada Yuna nista n ve Kı brıs i l işki leri sor u n u n u tekra r i leri sü rmek istiyenler oldu. Atina di kta rej i m i n i n , C u m h u rbaşka n ı M a ka rios'a gönderd i ğ i ü lti matom, Kıbrıs'ın içişlerine ka baca müda ha leden, o n u n egemenliğine tecavüzden v e gerçekte diğer mem leketlere b u k a b a müda­ hale örneğ i n i tekrarlamaları çağ rı s ı nd a b u l u n ma ktan başka bir şey değ i l d i r. Lefkoşe ile Atina arasında, üst-ast ayırımı p rensıpı ne, i şç i n i n patrona bağ ı m l ı l ı ğ ı p rensip i ne daya n ı la ra k i l işki k u ru la maz. Bu i l i şk i ler ancak ka rş ı l ı kl ı saygıya daya n ı la ra k kurulabilir. H a l k ı m ı z eşit haklı ilişki lerden yanad ı r ; Kıbrıs Kı brısta n, Yuna n i sta n da Yunanista ndan soru m l u d u rla ı . B u n a l ı m ı n şiddetle deva m ettiğ i g ü n lerde, memleketi mizin hangi kamp­ tan olduğu sorun u n u da deşmek i stediler. Bazı gerici çevreler, b u cümle­ den olarak, Kı brıs'ın NATO'ya g i rmesi gereğ i n den söz etti ler ve bunu d a Yunani stan i le Tü rkiye' n i n bu paktın üyesi o l d u kları gerekçesi ne daya n ­ d ı rmaya çalıştılar. Besbel l i k i , b u çevreler, Kıbrıs'ın egemen b i r devlet olduğ u n u , söm ü rge olmad ı ğ ı n ı b i r türlü ka bul etmek i stememekte ve o n u b u askeri pakta s ü rükleme çabalarından h ô l ô vazgeçmemektedi rler. Sal­ d ı rg a n emperya list NATO bloku h a l k ı m ı z ı n ama nsız d ü ş m a n ı d ı r. Kı brıs' ı n böyle b i r paktta işi ned i r ? Hayı r, h a l k ı m ı z « ku ret s ü rüsüne katılan koyun» işlemi görmiye boyun eğ m iyecektir. Kı brıs, 1 960 y ı l ı nda bağ ı msızl ı l ı ğ ı n ı n i lô n ı ndan sonra, pakt- d ı şı devletler a rasında g üven le yer a l d ı . G üttü ğ ü dış politika B i rleşmiş M i l letler üyesi ü l keler tarafı ndan takdirle ka rşı land ı . Bu ü l keler, K ı b rıs'ın sesine, küçük b i r ulus olduğ u m uza bakmaksızın, d i kkatle kulak vermekted i rier, çünkü bu hiçbir yabancı devlete bağlı olmıyan b i r sesti r. Memleketi miz, topra kları­ m ızda uzun yıllar sürmüş em perya l ist egemen l i ğ i n i n o l u msuz ka l ı ntıların­ dan silkinebilmek, ta m erki n l i k ve bağımsızlığa kavuşmak için azi mle 536


m ücadele etmekted i r. Kı brıs, NATO'cu em perya li st emei lere kurban olmayı reddeden genç devleterin a nti-em perya l i st kampına mensuptur. Barışsever ü lkelerle i lişkilerin i daha da a rttırıp g üçlen d i rmesi, K ı b rı s h ü kümeti n i n , b ü t ü n h a l ka v e anti-emperya l ist m ücadele davasına sada­ katle hizmet etmesine yard ı m edecektir. Kı brıs kendisinden ya na deva m l ı olara k m ücadele eden sosya l i st devletlerle dostl u k i l işkilerini a z o m i ö l ­ çüde genişletmelidir. B u i l işkilerin genişlemesi, memleketi mizin durumunu b i r hayli g üçlendirecek, onun politik azotlı ğ ı n ı n tama miyle gerçekleş­ mesine h izmet edecektir. Kıbrış'ın kesi n kurtu luşu, gerçekten bağ ı msız, egemen, toprak bütü n l ü ­ ğ ü ne sa hip, birleşik, paktlar-dışı, demokratik v e yabancı a skeri kuvvet ve üslerden a r ı n m ı ş b i r devleti n yaratı lması yol u nd a n geçer. Böyle b i r dev­ letin yaratı lması da kolay i ş değ i l d i r. Bu yolda b i rçok soru n u n çözülmesi, n ice ciddi g üçlüklerin a ş ı l ması gerek l i d i r. Fakat bu ulaşılması ta m a rn iyle m ü m kü n bir a maçt ı r ve Rumu ve Türkü ile bütü n Kıbrıslıların özlem ve emel lerine de uyg u ndur. Bundan ötürüdür ki, Kı brıs' ı n bu yoldaki çabaları, sosya l ist ü l keler ve çoğu Bi rleşmiş M i l letler üyesi olan paktla r - dışı dev­ letler tarafından desteklen mektedir. Kıbrıs h a l k ı n ı n kurtu luş m ücadelesi, Ya k ı n - Doğ uda em perya lizme karşı, bağ ı msızl ı k, demokrasi ve sosya l i leri li k uğrunda savaşma kta olan halkları n u l usal k u rtu luş hareket i n i n kopmaz bir h a l kasıdır. Bu m ü cadele, Akdeniz çevresi ü l keleri halkları n ı n bir atomsuz bölge yaratı lması uğrun­ daki m ü cadelesiyle, Avrupada ba rış ve g üven l i k hareketiyle birleşmekted i r. Kı brı s halkı ve C u m hu rbaşkan ı , e m peryalizmin baltalama planlarına karşı, Kıbrıs soru n u n u n demokratik ve barışçı çözü m ü için mücadele sar­ sılmaz b i r azim sa h i b i d i r. Ve Kı brıs' ı n kendisiyle daya n ı şma gösteren ülkeler tarafından desteklendi kçe, g üç l ü kl erle dolu olan bu m ü cadelede üstün geleceği ş ü phesizdi r.

537


Olaylar, yanktfar, düşünceler

Antla,maların onaylanmalası ve daha sonraki ödevler Karl-Heinz Nölzel

Federal Alman C u m h u riyeti ' n i n (FAC) SSCB ve Polonya i l e i mza lamış olduğu a ntlaşmaları n B u ndestag tarafından onayla nmasından hemen sonra, Alman Komünist Partisi Yöneti m K u r u l u ' n u n ııı. Plenu m u ya p ı l d ı . Bu plenu mda, parti miz, bu onaylama işlemiyle, gerek memleketi miz, ge­ rekse bütün Avrupa için büyük ta ri hsel önem taşıyan bir kara r a l ı n m ı ş o l d u ğ u n u tespit etti. FAC'de, Alman Kom ü n ist Pa rtisi de (AK P) d a h i l o l m a k üzere bütün i lerici g üçler, d ü ne kada r, sözkonusu a ntlaşma ların FAC' n i n SSCB, Polon­ ya , ADC ve diğer sosya l i st ü l kelerle i l i şkilerinde b i r dön ü m ü n gerçekleş­ mesine imkôn verd i ğ i n i , sağ la m ve s ü rekli bir işbi r l i ğ i ne yol açtı ğ ı n ı defa­ l a rca bel i rtmişlerd i r (bug ü n ise bu görüş her za m a n ki nden daha a ktüel­ d i r) . Antlaşmalar, Avrupada g üven l i k ve i ş b i r l i ğ i sorunlariyle i lg i l i bir Avrupa genel konfera n s ı n ı n b i r a n önce ya pılmasını, kıta m ı zd a s i l ô h l ı g üçleri n v e s i l ô h l a r ı n azaltı lması görüşmeleri n i de a ktif biçimde etk i l iye­ b i l i r. Antlaşmaların onaylanması sonucunda, Batı Berl i n'le i l g i l i dört ya n l ı a n la şma n ı n, FAC i le A D C a rası nda i mza l a n a n transit a n laşma ları n ı n yürürlüğe g i rmesi için gerekl i önkoşullar yaratı l m ı ş, ayrıca i k i Alman dev­ leti a ra s ı n da imzalanan u laştırma a ntlaşma s ı n ı n yürürlüğe g i rmesi ne el­ verişli koşu l la r ortaya ç ı k m ı şt ı r. Demek ki, Avrupa n ı n gelişmesi nde yeni aşa m a n ı n başlangıcı olarak ka ra kterize edebi leceği miz olana k la r ı n mey­ dana çıkarılması sözkon u s u d u r. Ka ldı ki, Avrupada mevcut s ı n ı rların, b u a rada Polonya ' n ı n Batı Oder- Nayse s ı n ı r ı n ı n v e a y n ı zamanda FAC i le ADC a rasındaki s ı n ı r ı n dokunu lmazl ı ğ ı n ı n , barışı gara ntitemen i n çözü m ­ leyici koşulu olduğ u gerçeğ i de açıkça kabul edi lmektedi r. Antlaşmalarda, Federal Almanya n ı n ta rtışmalı soru n l a r ı n çozu m ü yo­ l u nda k uvvete başvu rma kta n vazgeçtiğ i , s ı n ı rların d o k u n u l mazl ı ğ ı n ı ka bul ettiğ i , ne bugün, ne de gelecekte toprak i stekleri nde b u l u n m ıyacağı açık­ ça sa pta n m ışt ı r. FAC i le sosya l ist ü l kelerin i l işki leri nde bu i l kesel h ü k ü m büyük b i r ö n e m kaza nma kta d ı r, çünkü s o n y i r m i y ı l ı n tecrü besi, s ı n ı rl a r sorununun h a r p veya barış sorunu o l d u ğ u n u gösterm iştir. Böyleli kle, Moskova'da ve Varşova 'da imza l a n a n a ntla şmalarda, u ğ r u n ­ da FAC kom ü n istleri olara k b i z i m d e savaştığ ı m ı z çözü m ler y e r a l ma kta ­ d ı r. Ve bu çözü m ler, 1 969 y ı l ı n d a Moskova'da ya p ı l a n Komünist ve işçi Parti leri U luslara rası Da nışma Toplantı sı' n ı n dokümanlarında, SBKP ve ASBP kong releri n i n ve aynı zamanda AKP' n i n Düsseldorf Kongresi ' n i n dokümanlarında formüle edi l m i ş olan amaçlara uyg u n d u r. 538


Parti miz şimdi, FAC' n i n sosya l i st ü l kelerle i l işkileri n i n iyi leştiril mesi m ücadeles i n i n yan ı s ı ra , anti-komünizme ve anti-sovyetizme ka rşı daha etki l i b i r savaş y ü rütmeyi, FAC işçi sı nıfı i le SSCB, ADC ve diğer ü l keler işçi sı nıfları a rasında gereken s ı n ı fsal i liş'ki lerin k u ru l u p gelişti ri l mesi yo­ lunda yen i çabalar h a rcamayı ödev edinmektedir. Antlaşmaları n onayla nması, barış ve güve n l i k koşul l a rı içinde ya şa m a k istiyen herkesin ya ra rı n a b i r sonuçtur. Fakat uya n ı k l ı ğ ı b u n da n böyle d e e l d e n b ı rakmamak şarttır. Antlaşmaların b ü t ü n içeriği i le hayata geçi ril­ mesi daha ziyade b u n d a n sonra veri lecek m ücadeleye bağ l ı d ı r. Bugünkü d u rum, en gerici sağcı kuvvetlere karşı gayet uya n ı k olma­ mızı gerektiriyor. Bu kuvvetler, Alman Sosya l - Demokrat Partisi ve Hür Demokratlar Pa rtisi koa l i syonu h ü kumeti ni düşürmek ve a ntlaşma ları n onaylanmasını önlemek için, iftira ve oyalandan tutun da, m i l letvekili satı nalmaya kadar, her a raca başvurmuşlard ı r. H DB-HSB liderleri Ştra u s v e Bartzel, askeri-sa nayi kom pleksi temsi lci leri, i ki y ı l boyu nca bu a ntlaş­ maları torp i l lemek için ellerinden geleni ya pmışlard ı r. Gericiler yeni l giyi ka b u l etmek zorunda b ı ra kı l mışlard ı r. Fakat kötücül etki leri henüz tamamen bertaraf edi l miş değ i l d i r. Onlar gerçeğe boy u n e ğ m e k i stem iyorlar. Gerici s a ğ c ı kuvvetlerin sa ld ı rg a n planları konusunda hiç kimse hayale k a p ı l ma m a l ı d ı r. FAC i le SSCB ve Polonya arasında i mza la n m ı ş a ntlaşma larla i lg i l i ola­ ra k, Bundestag H D B ve HSB grupla rı n ı n önerge yeri ne sundukları ortak ka rar, esas iti ba riyle, onların a rt ı k o l u msuzluğu i spat ed i l miş olan eski mevzi lerde tutu n m a k i sted i kleri ni gösteren bir belged i r. Maksatları serü­ venci l i k politi kas ı n ı a rka kapıdan sokarak tekra r sa h neye ç ı ka rmaktır. FAC' n i n burjuva gazeteleri bile, HDB ile HSB' n i n, b u orta k k a ra rla, Bra ndt-Şe l h ü kumeti n i , kendi serüvenci emel leri yönünde b i r politika izlemek zorunda b ı ra k m a k istedi kleri n i yazd ı l a r. Ştrau s ve Bartzel bu orta k kara ra adeta a ntlaşma l a rd a n daha büyük b i r önem veri lmes i n i i stemek­ ted i rIer. Bütün bu manevra lar açı kça göstermiştir ki, Bundestag'a bu ortak kararı sunanlar a ntlaşma ların r u h u na ve m u htevasına za ra r vermek . ve hayata geçi r i l meleri yol u n u kesmek amacını g ütmekted i rler. Bundan ötürü, gelecekte her Federa l Alman h ü k Cı meti n i n tutum ve eylemi , a nt­ laşma l a rı n özüne ve içeri ğ i ne ne derece cidd iyetle bağ l ı kald ığ ı na ve gerici çevrelerin b u öz ve içeriğ i ken d i lerine göre yorum l a ma yelteniş­ lerin e karşı n e derece enerj i k i biçimde m ücadele edeceğ i n e bakı l a ra k değerlen d i ri lecekti r . ASDP v e H D P yönetici leri, a ntlaşma l a r ı n onaylanmasından ya na b i r

tutum tak ı n d ı lar. Böylece d e , Brandt-Şel h ü k Cımeti n i n k u ru l masından h e ­ m e n sonra, pa rtimizin yaptı ğ ı sonuçlama doğ rulanmış oldu. Biz o zaman, memleketi k i m i n , HDB ve HSB' n i n mi, yoksa ASDP ve HDP koa lisyo n u n u n 539


mu yönettiğ i soru n u na işçi s ı n ı fı n ı n i lgisiz ka lam ıyaca ğ ı n ı açı kça belirt­ m işti k. Barış ve g üven l i k d ôvası ba k ı m ı ndan b u n u n hiç küçü nsenemiyecek b i r önemi va rdı r. Ote ya ndan, pa rti m iz, koa l i syon h ü kümeti n i n mevcut devlet-tekel s i stemini koruma ve güçlendi rmeye yönel i k bir pol itika izledi­ ğini de gözden kaçı rma m a kta d ı r. ASDP ta rafından yönetilen h ükCımetin a ntlaşmal a r ı n onaylanmosını sağ ­ lama yön ü n deki eyle m i n i A K P el bette desteklem işti r. Fakat biz, aynı za ­ manda, onun onayloma d ôvasını kend i tekel i ne a l ı rcasına hasıra ltı etme­ sini, a ntlaşma ların Bundestag ta rafından k a b u l ü n ü sağlama yol u nda güç­ l ü bir h a l k hareketi yaratmak üzere n üfuzunu kullanmaya )lanaşmamasmı da eleşti rmişizd i r. ASD P sağcı ö nderleri n i n , H ü r Demokratlar yönetici le­ r i n i n , Bartzel, Ştrau s ve Şröder'e karşı toleransıl davra n ma l a rı , b u n ların barış için m ücadeleye azi m l i ve iyi n i yetlere sa h i p oldukları nd a n söz etmeleri de haklı gösterilemez. ASB P yöneticileri, ü ltra-sağcılarla beraber­ liği kabule yonaşmak ve önerge o l a ra k sunulan dış pol iti ka kara rı n ı ka b u l etmekle, gerçekte, m u ha lefetin, k e n d i politika p rensi plerini Bundestag'e d a h i l pa rtilerin ortak politika hattı olara k dayatmo çabalarına yard ı m etmi ş olmakta d ı rlar. B u olay, memleketi m i z halkı içi n , öze l l ikle i şçi s ı nıfı için, açık bir uyarı o l m uştur. Oyle ki, d a i ma tetikte, askeri - sa nayi kop­ leksinin, HDB ve HSB'nin barış d üşman ı entrikalarına karşı a ktif eylem ­ Iere daima haz ı r b u l u n m a m ı z gerekmekted i r. Antlaşmaların B u n destag ta rafından onayla nmosı n ı sağlama yönünde iki yıl s ü ren m ücadele boyunca ve hele gayet nazi k a n l a r yaşadı ğ ı m ı z 1 972 Nisanında, ensonunda o l u m l u b i r kara ra va r ı l ma s ı nd a v e gerici pro­ vokatö rlerin yeni l g iye uğ ratı lması nda baş l ı ca rol ü Bon'daki pa rlômento m ücadeles i n i n oynadığı herkesçe ve açıkça görü l d ü . Onayıoma, ancak kuvvetler ora n ı n ı n barış ve sosya l izm ya rarına değişmesi sayesinde, sosya ­ l i st devletler top l u l u ğ u n u n i lkesel barış politikası sayesi nde, o n u n Avru­ pada barışı güçlendirmeyi a maçl ıya n ve halklar ta rafından geniş b i r tas­ viple k a rşılanan g i rişim ve tek l i fleri sayes i n de m ü m k ü n oldu. Bütün b u n ­ lar, Alman emperya lizmini yen i koş u l l a ra u y m a k zorunda bıraktı. Onaylama sonucu o l a rak, Federa l Almanya içinde, işçi s ı n ı fı n ı n ve bütün i l erici g üçleri n hedefleri ne ulaşabilmeleri için daha iyi koşu l l a r meydana gel mekted i r. Bu do, barışı güçlendirmenin v e gerg i n l i k leri aza lI­ m a n ı n , işçi sınıfı n ı n sosya l ve demokratik hakları genişletme m ü cadelesi için elveri ş l i koşu l l a r yarattığ ı a n l a m ı n a gelir. Demek ki, a s keri-sanayi kompleks i n i n yen i l g iye u ğ ratılmasiyle, " kuvvete başvurma" politikası, sos­ ya l i st ü l kelere karşı sa l d ı rg a n l ı k tutu m u da başarısızlığa mahkCım ed i lm i ş olmaktad ı r. B i z F A C kom ü ni stleri, b u gerçek karşısında, i şçi sınıfına, sos­ ya lizm i le ba rışı n k a rş ı l ı k l ı biçimde bağ l ı oldu kları n ı ve bi rbi rleri n i şart­ ladıklarını her za m a n ki n den d a ha büyük bir g üvenle açıklıya b i l i riz. Antlaşma l a r ı n onayla nması nda, yığınların a ktifl i l i ğ i n i n büyü k önemi 540


vard ı . i şçi s ı n ı fı, FAC halkı kendi i radesi ni miting lerle, gösterilerle, i hta r g revleriyle ve i m za topla makla i fade ediyord u . Emekçiler AKP' n i n yükselt­ tiğ i şu şiard a bi rleşti ler: .. Ştra us'u ve Ba rtzel ' i d u rd u ra l ı m ! Antlaşma ların gerçekleşti ri l mesi için savaşı nız ! Brandt-Şel hüku meti n i n d ü ş ü rü l mesine engel o l a l ı m ! " Doğa l olarak, olayların g i d i şi n i d i kkatle ta h l i l etmemiz, antlaşma ları n onayla nması uğ rundaki m ücadelemizdeki yen i u nsurl a rı gözönünde tutma­ mız gerekmektedir. Bu bizim ittifa klar kurma yönündeki politi ka m ı z için öneml i sonuçlar ç ı ka rmam ıza i m kô n verecektir. Fakat şimdi de bazı sonuç­ lar çıkara b i l i riz : - Herşeyden önce, eylem birliğ i m izin temeli n i n , sosya l -demokratlarla kom ü nistlerin ortak reel çıkarlarına, bütün işçi leri n s ı n ı fsal çıkarlarına d a ­ ya ndığı i na ncı m ı z yen i b i r kanıtla sağ lam laştı. Yapılan y ı ğ ınsal çıkışlar boyu nca, öyle haller oldu ki, ASDP sağcı yöneticileri n i n a nti-komü n i st kararlarını, ASDP ve AKP üyeleri n i n ortak çıkarları o l m a d ı ğ ı yolundaki iddialarını olayla rın kendisi ya lanladı. - Çetin d i reniş m ü cadelesi içinde, işçi s ı n ıfı, barış ve toplumsal i leri l i k sava ş ı n ı n çözümleyici hareket g ü c ü o l d u ğ u n u b i r daha gösterd i ; bu s ı n ı fı n rol ü hakkında gerek « solcu ", gerekse sağcı oportüni stlerin yaptı kları değerlend i rmeler ya l a n l a n m ı ş oldu. Buna daya n ı l a rak, FAC'de işçi sını­ fın ı n bilincinin gelişmesinde b i r basa mak d a h a yükseliş kayded i ld i ğ i haklı o larak söylenebi l i r. Halkın büyük b i r kısmı, a ntlaşma ları n onayla nması m ücadelesinde par­ lômento-dışı eylemlere de i htiyaç olduğ u n u nispeten çabuk anladı. Ve b u eylemlere g irişerek, Bundestag'ın kararı üzeri nde gerekli etkiyi yapa­ b i l d i . Yürütülen m ü cadele, emekçi lerin barışçı politikadan doğan yara r­ l a ra gösterd i kleri i l g iyle doğrudan doğ ruya bağ l ıyd ı . Demokratik ha rekette yöneitici ve bi rleşti rici kuvvet olarak eylem gös­ teren partimiz, a ntlaşma ların onaylanması m ücadelesinin her safha sında a kti f b i r rol oynad ı . Biz örgütled iğ i mi z çıkışlarda, a ntlaşma ların her şey­ den önce, emekçi leri n temel ç ı ka rlarına uygun olduğunu i şçi s ı n ı fı na v e genç kuşağa a nlatmaya çalıştık. Parti Yönetim K u rul umuzun i i i . Plen u m unda, bundan sonra uğrunda m ü cadele edeceğ i m i z en yakın hedefleri mizi de tespit etti k. Bu cümleden i l k hedef ve i l k ödevi miı, a ntlaşmaların hayata geçi ri l mesi ni sağ la m a k için sistem l i olara k ça l ı şmaktır. Düsseldorf Kongremiz, askeri masraflar yükünün aşa m a l ı olara k azaltılması i steğ i n i i leri sürm ü ştür. Bu a ktüel ve gerçekçi i steğ i n yeri ne ğ etiri l mesi, a ntlaşma ların onaylanması n ı n mantı k i sonuçlarından biri o l m a l ı d ı r. AKP, g üven l i k ve işbirliği sorunla riyle i l g i l i bir Avrupa genel konfera n­ sının hazı rlanmasına yönelik bütün a d ı m ları selômlamakta ve destekle­ mekted ir. Federa l h ü kumetin bu dôvaya gecikmeden katkıda bulunması, 541


konfera nsın toplanması yönündeki çok ya n l ı konsü ltasyonla ra katı lması i ç i n, AKP eli nden gelen ça bayı göstermektedir. Biz, federal Almanyada, ADe i le bir a n önce gerekli a ntlaşmaların i mzolanması ve onayla nması uğrundaki m ücadelenin daha da güçlen­ d i ri l mesi gerektiği düşü ncesi ndeyiz. i k i Alman devleti a rası nda, u l uslara ­ rası h u k u k k u ra l la rına dayanan normal i lişki ler kurulması, eşit h a k l ı ola­ ra k Bi rleşm iş M i l letler Teş k i l ôtı'na a l ı n ma l a rı ve örg ütleri ne g i rmeleri, antlaşmaların onaylanmasından sonra atı lması gereken i l k barışçı adımdır.

542


Avrupa genel konferansına doğru Bugün hemen hemen bütün Avrupa memleketleri. g üven l i k ve işbirliğ i sorunları n ı n ele a l ı nacağ ı b i r Avrupa genel konfera nsı ya p ı l ma s ı ndan yana çıkıyor, b u n u gerekli ve aktüel b u l uyorlar. Böyle b i r konferan s ı n hazırlanma sı a rt ı k b i r pratik politika soru nu halini a l ıyor. Basın haber­ lerine bakı l ı rsa, k ıta m ızda bu soru nla i lg i l i olara k devletlerarası hara retl i temaslar ya p ı l d ı ğ ı görü l üyor. F i n l ô nd iya Dışişleri Ba kanlığı, konfera ns hazı rlığı i l e i lg i l i çok ya n l ı konsültasyonların Helsi nki 'de ya p ı l ması için bi rçok memleket temsilc ileriyle görüşmelerde bulunduğunu açıkladı. Av­ rupa başkentleri nde, konfera nsın d i k katine sunulacak somut tek l ifler hazır­ lama çalışma l a rı devam ediyor. Avrupa sorunlarının barışçı yoldan çözü m ü n ü öngören tasa rılardan çoğunun, devletler a rasındaki ilişkilerde - Varşova Antlaşmasına dahil devletler temsi lci leri n i n son Prag toplantısı Deklô rasyonu'nda formü l e e d i l e n - temel g üvenl i k p rensiplerine uyg u n d üşmesi d i k kate değer bir noktad ı r. B u da doğal say ı l ı r. Sosya l i st ü lkeleri n kolektif olara k teklif etti kleri progra m ı n gerçekçi ve ya pıcı b i r kara kteri va rd ı r. Bu ü lkeler, pro­ letarya enternasyonalizmine sarsı lmaz bağ l ı lıklarını koruyarak ve em per­ yalist çevrelerin entri kalarına ka rşı d i renerek, bir yandan kapital ist dev­ letlerin kıta m ızda g üven l i k ve işbirliğ ine ya ra r l ı teklif ve d i lekleri n i de gözönünde bulundurmak için içten bir çaba gösteriyorlar. Bu i l kesel pol i ­ tika, Avrupada gerg i n l i ğ i n azaltı lmasına ka rşı l ı k l ı itimat havasının sağ ­ lam laşmasına ya rdı m ediyor. Aynı politika, b i r yanda n , Avrupal ı l a rı yine a skeri-politik çatışmaların en kötü g ü n lerine doğ ru, « soğ u k harb ..e doğru sürüklemek i stiyenıeri n durumunu da zayıflotıyor. Bugün NATO çerçevesi içinde b i le, eski « Atla nti k .. görüşlerinin yeniden gözden geçi r i l mesi s ü re­ cinin gelişmekte olması rasgele değ i l d i r. Kuzey Atlantik Bloku 'nun Mayıs sonunda Bon'da ya p ı l a n toplantı dönemi b i l d i ri si nde, bakanların « Avru­ pada g üven l i k ve işbirliği sorunlariyle i lg i l i bir konfero nsın hazırlanması için çok yanlı konsültasyonlarda bulunmak üzere an laştı kları .. belirtil ­ mektedi r. Bir fikrin büyü klüğü, m i lyon larca insanı s ü ratle ve s ü rekli olara k etki le­ yip kaza nması nda kend i n i gösterir ve o fikir böylel i kle yen i l mez b i r güç haline gelir. Avrupayı bir çatışmalar bölgesi olmakta n çıkarı p, s ü rekli bir barış bölgesi haline getirme fikri de kıta n ı n her buca ğ ı nda kamuoyu nu geniş ölçüde etk i ledi ve ha rekete getirdi . Bu geniş h a reket içinde, bugün nice kapita l i st mem leketler politik öndenleri, parlômenterler, send i ka, gençlik ve kadın örg ütleri temsilcileri. k ültür, sanat ve din adamları eylem göstermekted i rier. Bu kapita l i st memleketlerin komü nist pa rti leri , Avrupa g üven l i ğ i uğ runda yığı nsal mücadelenin örg ütçüleri olarak hareket edi ­ yor burj uva h ü kü metleri üzerinde s ü rekli b i r ba skı yapıyor, onları b i r a n 543


ö n ce tepe top l a ntısına yöneltmeye ça l ışıyorlar. Kıta halkları, b i r l i kte çaba­ la riyle b i r barışçı Avrupa yaratı lmasına yol açma a rzusu ve azmiyle d o l u p taşıyorlar. Hazira n ayında Brüsel'de, eski d ü nya n ı n bütün ü l keleri n i n b i nden fazla temsi lcisinin kat ı l ı şıyle ya p ı l a n Top l u msal Güçler Genel Kurulu topla ntı ­ sının sonuçları ve Ağustosta Helsinki'de Avr u pa güven l i ğ i sorun lariyle i l g i l i bir U l uslara rası Gen ç l i k Konfera nsı ya p ı l ması n ı n kara rlaştı rı i m ı ş o l m a s ı halkla rı n sözkon usu a rzu v e azmi n i yansıtan d i k kate değer olay­ lard ı r. B i r g üven l i k ve işbi rliği sistemi ya ratı l ma s ı na yol açmak kolay iş değ i l ­ d i r. Gerg i n l i ğ i n azaltı lmasını istemiyen sa l d ı rgan kuvvetler, Avrupa genel konfera n s ı n ı n toplanması n ı geci kti rmeye ve sonra da b u fikri temel l i g ö m ­ meye ça lışıyorlar. Netekim, böyle b i r konfera nsın yap ı l ma s ı olanağ ı , i l könce Batı Berl in'le i l g i l i dört ya n l ı a n laşma n ı n y ü rürlüğe g i rmesi koşu­ l u na bağ la n m a k isteniyordu. B u a n laşma da ancak FAC' n i n SSCB ve Polanya ile i mzalamış b u l u n d u ğ u ve Batı Almanya i ntikamcı ve m i l itari st­ leri n i n hücumlarına bay hedefi h a l i ne geti rdikleri a htıaşmaların onayl a n ­ m a s ı n d a n sonra y ü r ü r l ü ğ e g i reb i l i rd i . Konfera nsın toplanması, ü ste l i k b i r de SSCB i le ABD a rası nda stratej i k s i l ô h la n m a n ı n s ı n ı rla nmasiyle i l g i l i görüşmelerde a l ı nacak son uçlara bağ lanıyord u . Sovyetler Birliğ i n i n, b ü t ü n sosya l i st ü l keler top l u l u ğ u n u n a ktif barış­ sever politikası, bu « soğuk harp» taraftarla r ı n ı n hesa p la rı n ı bozd u . FAC i le SSCB ve Polonya arasında i mzalanan a ntlaşmalar onayl a n m ı şt ı r, Batı Berl in'le i l g i l i dört ya n l ı anlaşma d a y ü rürlüğe g i recekti r. Başkan N i k ­ son'un Mayıs ayındaki Moskova ziya reti s ı rasında roketsava r savu nma sistem leri n i n s ı n ı rla n d ı rı l ması n ı öngören bir a ntlaşma imzalanm ış, ayrı ca da stratej i k sa ld ı rı s i l ô h ları n ı n s ı n ı rl a n d ı rı lmasına i l işkin bazı ted bi rlerle i l g i l i bir geçici a nlaşma ya p ı l m ıştır. Yayınlanan Sovyet-Amerikan orta k bildirisi nde, Avrupa genel konferan s ı n ı n, « il g i l i ü l kelerin m u ta b ı k kala­ cakları bir vade içinde ve ha ksız bir engel çıkarıl m a ksızı n toplanması gerektiğ i »ne işaret ed i l mekted i r. Böylelikle, Avrupa n ı n barışçı geleceğ i uğ runda m ücadele i ç i n sağ la m b i r orta m yaratı l m ı ş almaktad ı r. A. B.

544


Politik yorum

Moskova görüşmelerinin önemi 1 972 Mayısında Moskova'da ya p ı l a n ' yü ksek d ü zeydeki Sovyet-Ameri kan görüşmeleri ve sonuçları, son yılların u l uslara rası i lişki ler ta r i h i n i n olağa­ nü stü önem taşıyan olayları a rasındad ı r. Moskova görüşmeleri, genel ve somut kara kterli soru n l a rla i lg i l i önem l i belgeler i mzalanması i htiya c ı n ­ d a n doğ m uştu v e böyle belgeler i mzalan masiyle de sona erd i . Her i k i devleti n yönetici leri, " SSCB i le ABD' n i n ideoloj i leri nde v e sosyal sistem ­ lerindeki ayrı m l a r ı n , aralarında egemen lik, eşitlik, içi şlere karışmama ve karş ı l ı kl ı çıkar prensi plerine daya nan normal i l işkilerin geliştiril mesine engel o l madığ ı » n ı i l ô n ettiler. R. N i kson' u n . ziya reti s ı ra s ı nda ele a l ı na n problemler l i stesi ve i mza­ lanan a ntlaşma ve a n laşmalar ken d i l i ğ i nden b i rçok şey söylemekted i r. B u n l a rı şöyle s ı ra l ı ya bi l i ri z : Roketsava r savu nma si stem leri n i n s ı n ı rl a n d ı ­ r ı l ması a ntlaşması ' v e stratej i k sa l d ı rı s i l ô h la rı n ı n s ı n ı rla n d ı rı lmasına i l iş­ k i n bazı ted bi rlerle i l g i l i geçici a n laşma ; tarafla r arası nda en ya k ı n gele­ cekte bir tica ret a n laşması imza la n m a k üzere gerekli hazırl ı ğ ı n ya pı lması hususunda sözleşme ve ticaret soru n la riyle ilgili bir Sovyet-Ameri kan karma komisyonu kurulması kararı ; a ç ı k denizde ve a ç ı k deniz göklerinde çatışmaların önlen mesi ted b i rlerine i lişkin a n laşma ; ta raflar a rasında b i l i msel -tekn i k işbirl i ğ i n i geni şletme ve bu a l a nda çal ışacak b i r karma komisyon kurulması a n laşması ; uzay a raştı rma ları nda ve uzayı n barı şçı ma ksatlarla k u l la n ı l ması nda işbirliği ve bu a rada uzayda ortak denemeler yap ı l ması a n laşması ; sağ l ı ğ ı koruma a l a n ı nda ve her şeyden önce ko n ­ serlerin, ka l b v e damar hasta l ı kları n ı n tedavisi g i bi b ü t ü n i nsa n l ı ğ ı i l g i len­ d i ren problem leri n çözümünde işbirliği a n laşması ; çevre n i n koru nması ve iyi leştiri l mesi a l a n ı nda işbirliği a n laşması ; ve nihayet, b i l i m , tek n i k, öğ ­ ren i m ve kültür a l a n ı nda ABD i le SSCB a rasında karş ı l ı k l ı a n layışı ve genel i l işki leri iyileştirmeyi a maçlayan temas ve m ü badeleler anlaş­ ması . . . Sovyet-Amerika i k i l i i l i şkilerine değ g i n bütün bu dokü m a n l a r ı n a n l a m v e önem i , g e n i ş yoru m l a r gerektirmiyecek kad a r açıktır. Moskova b u l uş­ masında, bundan başka, Avrupa, Ya k ı n- Doğ u , Çin-Hi ndi d u r u m u , silôh­ sızlanma sorunları ve Birleşmiş M i l let Teşki l ôtı'nın rol ü n ü güçlendirme sorunu g i bi son derece önemli u l u s la ra rası p roblemler de görüşülm üştür. Moskova 'da 29 Mayıs g ü nü , SBKP M K Genel Sekreteri L. i. Brejnef ve ABD Cumhurbaşka n ı R. N i kson tarafı ndan i mzalanan " Sovyet Sosya l i st C u m hu riyetleri Birliği i le Ameri ka Bi rleşik Devletleri arasında ka rş ı l ı k l ı i l işkilerin temeleri » a d l ı dokümanın i l kesel bir önemi vard ı r. Bu doküman, tarafların, ka rşı l ı k l ı i l işki leri ni k u rmoda s ü rekli olara k hangi ta bana, hangi 545


u l uslarara sı h u k u ki temele dayanmayı d ü şü n d ü klerini tam bir a ç ı k l ı k ve kes i n l i k le beli rlemekted ir. D ünya kam uoyu, bu deklôrasyonda açı kça ifade edilen düşü nceyi, ya ni ta rafla rın, « ü çüncü bir mem leketin ç ı karla­ rına hiçbir suretle za ra r vermeksizi n » daha iyi bir ka rşı l ı k l ı an layış ve işbirl i ğ i ne ulaşmaya çal ışaca k l a rı kayd ı n ı büyük bir ilgi ve takdi rle k a r­ şılamaktadı r. Gerici kuvvetler tarafından yaratı lan ve bir hayli uzun süren « so ğ u k harp » döneminden sonra u l uslara ra s ı i lişki lerde bunca ka rşı l ı k l ı k u ş k u ve g üvensizliğin üstüste yığ ı ld ı ğ ı zamanı m ı zda, aynı dokümanda yer a la n şu h ü k ü m de özelli kle d i k kate değer : « SSCB ve ABD, d ü nya işlerinde ken­ d i leri her hangi bir özel hak veya üstün l ü k iddiasında olmadıkları gibi, hiç k i m seye d e böyle bir hak veya ü st ü n l ü k tanı mazlar. Onlar bütün devletlerin egemen eşitl iğini ka bul ederler. » D ünya basınında ç ı ka n yorum la rd a , Moskova buluşmasında bi rçok hu­ susta mutaba kata varı l masını beli rliyen gerekçeler sorunu büyük bir yer tutma kta d ı r. Sovyetler Bi rliğ iyle i l g i l i olarak, herşeyden önce onun izle­ diği politikanın a rdıcı l l ı ğ ı ve sürekliliği bel i rtil mektedi r. BSKP MK'nin xxıv. Kong redeki hesap raporunda, L. i. Brejnel şunla rı söylüyord u : « Bizim, kapitalist memleketlerle ve bu a rada ABD i l e ilgili i lkesel politik hattı m ız, barış içinde yanyana yaşama prensiplerini ardıcıl ve tam o la ra k gerçekleşti rmekten, her i ki tarafa yararlı i l i ş ki leri geliştir­ mekten, buna hazı r olan devletlerle de, ka rşı l ı k l ı i l işkilerim ize aza mi isti k­ rar kara kteri kaza n d ı ra rak, barışı g üçlendi rme a la n ında işbirliği yapmak­ tan i ba rettir. .. SBKP, Birleşik Amerikayla ilişki leri iyi leştirme ve gel iştir­ meyi , i l ô n etmiş olduğu ü n l ü barış progra m ı n ı n hiçbir zaman dışında tut­ m a mıştır. Ve Sovyet komünistlerin i n gazetesi « Pravda .., bir başyazısında haklı olarak şunları söylemekted i r : « Moskova görü şmeleri ve bu görüş­ melerde varılan an laşmalar, SBKP xxıv. Kong resi ta rafından ka b u l edi ­ len, parti miz tarafından, onun Merkez Kom itesi v e M K Politbü rosu ta ra ­ fından ısra rla ve deva m l ı olara k hayata geçiril mekte olan barış prog­ ram ı n ı pratikman gerçekleştirmen i n önemli yeni a d ım l a rı d ı r. .. Yü ksek d üzeydeki Sovyet-Ameri kan görüşmelerini doğ ru biçimde değer­ lendi rmek, varılan sonuçları gerekli perspektifin ayd ı n l ı ğ ında görebilmek için, bu bul uşmayı soyut olarak, kam uoyunu bir a n için şaşırtmayı amaç­ layan bir d i plomatik epizot olara k değ i l , son yıllarda sosyalizmin g i riş­ tiğ i barış taa rruzunun org a n i k bir parçası olarak ele almamız gerekir. Bu buluşma ola nağ ı, derg i mizin sayfalarında daha önce de bel i rtildiğ i üzere, m i lletlerarası alanda barış ve i leraik yara rına değişen yeni kuvvet­ ler oranından doğ mu ştur. Ve kuvvetler ora n ı n ı n barış ve ileri l i k yararına değişmesi, Avrupada durumun bir hayli istikra ra kavuşturulmasına bir gerçeklik kaza n d ı rm ış, Sovyetler Birliği ve Polonya ile FAC a rasında bili­ nen ta ri hsel a ntlaşma l a rı n imzala n masını. Batı Berlin'le ilgili dört yanlı 546


a n laşma n ı n yürürlüğe g i rmes i n i , ADC i le fAC a rasında bazı önem l i a n ­ laşma lar i mza lanmasını vb. m ü mk ü n kılmıştır. D ü nya güçleri n i n yeni ora n ı , Sovyet-Ameri kan i l i şki lerinde de serin esintilerin hissed i l mesine yol açtı ve ımzalanan a n laşmaların etk i n l i ğ i ne de kendine özgü bir g üvence olarak objektif b i r katkıda bulundu. Bu­ n u n la beraber, şunu da önemle kaydetmeliyiz ki, Sovyetler Birliği yüksek d ü zeyde görüşmeyi kabul etmekle, i l kesel dış politi ka hattını zerre kada r değ işti rmed i , Sovyetler Birliği h a l k ı n ı n , diğer sosya list ü lkeler h a l kları n ı n , bütün ba rışsever devletleri n , bütün k u rtu luş savaşçı ları n ı n sürekli ç ı kar­ ları n ı n gere'kti rdi ğ i a rd ı c ı l mevzi leri nde sebat göstermeye deva m etti. Bu hususu bel i rten ÇKP M K org a n ı « Rude Pravo» gazetesi şunları yazd ı : « Moskova görüşmeleri n de, Sovyetler Birliği, kend i mevzileri n i çıkış nok­ tası yaptığ ı g ibi, sosya l izm ve i leri li'k g üçleri n i n mevzi leri n i de çıkış nok­ tası ya p ı yo rd u ; zira Sovyetler Birliğ i n i n Leni nci dış pol iti kasında, onun kendi çıka rla riyle u l uslara rası komünist ha reketi n i n , bütün barışsever in­ sa n l ı ğ ı n çıkarları org a n i k biçimde bağdaşmakta d ı r. » Dünya bas ı n ı , Amerika Cumhurbaşka n ı n ı Moskova'da görüşme masa­ sına oturtan gerekçeleri n ta h l i l i ne d e büyük b i r yer vermektedi r. Bu gerekçeler a rasında g ü n ü n pol iti k hesapları n ı n gerekti rdiği konjonktü rel ve kalımsız d üşünceler de el bette ki vard ı r. fakat R. N i kson ' u n Moskova ziyareti, aynı zamanda çağ ı m ı z ı n yukarıda söz ü n ü ettiği miz yen i pol iti k ka rakter çizgi leri n i n b i r ifades i d i r. Eğer Ameri kan politik söz l ü ğ ü n ü n b i l i ­ n e n deyimiyle söylersek, b u ziya ret, Ameri k a n d ı ş politikası n ı n d ü nden kalma bazı dogmaları n ı «aza p ı ! » b i r « yeniden değerlen d i rm e » n i n son u ­ cudur. Gerçekten d e , Beyaz Saray önderi n i n Krem l in 'de « Moskova'ya ancak barışçı tutu mla g i ri lebilir» biçimi nde bir beya nda bulunabi l mesi için, d ünyada bi rçok değ iş i m ler olması, sosya list sistem i n ve Sovyetler Birliğ i n i n m i l l etlera rası itibar ve gücünün eşsiz b i r yüksel iş kaydetmesi gerekmişti. Ameri kan politi kac ı l a rı için, Moskova'da yüksek d üzeyde goruşmeye götüren yol, daha ifadeli b i r deyişle, kom ü n izmi « yoğ u n b i r ka rşı l ı k la geri letme», « d urd u rma », « tehdit» ve hattô « p üskürtme» g i bi , za m a n ı n sı namala r ı na daya n a m a m ı ş geçici doktrin v e görüşlerin ka l ı ntı lariyle a laca gölgel idir. Ta bii ki, biz a rtık Ameri kan pol iti k O l i m p' i nde, körükörüne a nti-kom ü n izmin doğurduğu bütün bu teh l i keli siyasa l h u lya ların bundan böyle u n utul maya terked i ld i ğ i n i iddia etmek istemiyoruz. Z i ra, aynen Ame­ rikan ba s ı n ı n ı n deyi m i n i k u l la n a ra k söylemek gereki rse, o doru kta ya l n ı z « g üverci n ler» değ i l , aynı zamanda « atmaca l a r » v e türü-tüyü belirsiz d a h a n ice « kuşlar» yuva lanmaktad ı r. fakat bugün, şimdiki Sovyet-Ameri kan a n laşmalarına, uyg u la n ma la rı bütün d ü nya h a l kları n ı n ya rarına sonuçlar verecek olan bu belgeler i n imzalanmasına götüren yol un, Sovyetler Birliği tarafından, sosya list ü l ke547


ler tarafından daima savunulan prensi pleri n , yani top l u m sa l d üzenlerinin başka lığ ına ba kı l m a ksızın bütün devletlerin barış içinde yanyana yaşa ma­ ları prensi pleri n i n üstün gel mesiyle çizi l m i ş olduğunu önemle beli rtmemiz gerekir. Ya k ı n denilebi lecek b i r geçmişti, bu prensi plerin, em perya l ist devletler kampı nda ne g i b i h ü c u m la ra hedef tutu l d u ğ u herkesçe b i l i n ­ mektedir. Em perya l i st kam pta, bu prensipler form ü l ü ne, i ç i n d e h e r hangi b i r tuzak o l d u ğ u sa n ı la rak, asla yanaşmamayı usul edinm işlerd i r, b u n l a r unutu l m a d ı ğ ı içindir ki, biz kom ü n istler, bugün, SSCB i l e ABD a rasında ka rş ı l ı k l ı i l iş k i lerin temelleri n i sa ptayan dokümanda, b i risi çağ daş em per­ ya lizmin baş devleti olan bu i ki büyük devletin, bundan böyle « bu atom yüzyılında a ra l a rındaki i l işki leri s ü rd ü rmek için barış içinde yanyana ya­ şamaktan başka bir temel o l m a d ı ğ ı ortak kanısını kı lavuz edi necekleri » h ü k m ü n ü memnuniyetle okumaktayız. Şu var ki. her şey, büyü k ölçüde, bu prensipin Amerikan pol itik prati ğ i nde nasıl gerçekleşti ri leceğ i n e bağ l ı d ı r. Amerika l ı ların ruh h a l i nde meydana gelen değişmeleri değerlendi rmeye çal ı ştı ğ ı m ı z b u sözleri mizi bazı kanıtla rla desteklemek de yeri nde o l u r. « N üyork Tayms » gazetesi, ABD Cumhu rbaşka n ı n ı n Moskova'ya ha reketi a rifesinde şunları yazd ı : « N i kson'un Sovyetler Birliğ i ne i l k g i d işinde b i r hayal oyu nu olara k görü len işbirliği, ş i m d i Amerikan kam uoyuna önemli ve doğ a l say ı l ması g e reken b i r i ş olara k görünüyor. Bundan 15 yıl önce sadece anti-komü n ist tutu m la rı ndan ötürü seçilmeye lôyık görü len pol iti ­ kacıların, bundan böyle Sovyetler Bi rliğiyle a n laşma lara va r ı l ması için çalı şmayı ödev edin meleri gerekiyor.» Değ işmenin bundan daha açı k bir ifadesi olamaz sanı rız. Bu değişme, birçok etkenin dolaysız sonucudur. B u etken ler a ra s ı nda, sosya lizmin dev askeri-pol iti k pota nsiye l i n i n daha gerçekçi olara k değerlendiril mesi ve « a nti -komünizm»in veri msizl i ğ i ka n ı ­ s ı n ı n g ü nden g ü n e g üçlen mesi d e ; halen b i rinci plôndaki « viyetna mlaş­ tırm a » doktri n i n i n yeni lgiden yen i l g iye u ğ ra d ı ğ ı Viyetnamda b i r zafer ola nağ ı inancının yiti r i l m i ş olması da ; Amerikan iş çevreleri n i n , sosya li st d ü nya n ı n buna l ı m la rdan azot ekonom i siyle etraflı ve her i k i taraf için elverişli i l işkilerin geliştiril mesi g i bi çok vaatkô r b i r biznes ola nağ ı n ı n d ı şı nda ka lmakta n duyd u kları korku da ; hattô ayık düşünebilen nice pol iti kacıları sosya l i st d ünya i l e normal işbi rliğ i n i n yara rl ı olduğunu açık­ ta n a n la m ı ş bulunan kapita l i st kampının kendi içinde tecrit d u ru muna düşmekten sa k ı n ma l a rı da va rd ı r. Sovyet-Ameri kan görüşmeleri nin zor olduğu ve görüşlerin kes i n l i k l e fa rklandığı b i rçok a l a n ı n varl ı ğ ı n ı doğ rulad ı ğ ı hiç de s ı r değ i ld i r. Fakat bunun beklen med i k bir şey olduğ u söylenemez, çünkü iki top l u msal sis­ temi objektif olarak b i rbirinden ayıra n sorunlar vard ı r. SBKP bu b u l uş­ mada da, d ı ş politikada, em peryalizmin sa l d ı rgan gizli p l ô n la rı na meta ­ netle ka rşıkoyma ve a nti-em perya li st g üçleri desteklemeyi, o l g u n laşmış u l uslara rası soru nlara yapıcı tarzda bir yanaşı mla, anlaşmaz l ı k sorun­ larına barışçı çözüm yolları a ra makla bağdaştı rmayı, bir yandan da ideo548


lojik m ü cadelede uzlaşmazl ı ğ ı , karşıt sosyal-ekonom i k top lumsal sisteme sa h i p devletlerle her i ki taraf için yara rlı i l i şkiler kurup gel i ştirmekle başdaştırmayı m ü kemmel su rette başa rd ı ğ ı n ı gösterm iştir. Şüphe yok ki, sosya l i st barış politikası nı gerçekleşt i rmenin bundan ötesi de, gergi n l i ğ i n azaltı lmasına karşı olanlarla, saldı rgan em perya l i st kuvvetlerle çetin b i r m ücadele gerekti recekti r. Moskova görüşmelerinin oldukça karmaşık b i r m i l letlerarası d u ru m içi nde ya p ı l d ı ğ ı n ı da b i r a n bile hatırdan ç ı ka rma malıyız. Kara m sa rı a r, görüşmelerin gene l l i kle ya p ı l a bi leceğ i ne inanmıyorla rd l . U l uslara ra s ı ger­ g i n l i ğ i sürdü rmeye ça lışanlar bu buluşma n ı n olmaması i hti m a l i n i sevinçle karşı lıyorlard l . Gerçekten de, böyle bir şey, sa l d ı rı ve harp kuvvetleri n i n başarısı demek o l u r v e u luslara rası a l a nd a gelişme h a l indeki o l u m l u sü reçleri u z u n s ü re a ksata bi i i rd i . Moskovada ya pı lan a nlaşmaların bütün d ü nya halkları için reel b i r yararı ald uğu n u k a b u l etmemek gerçekıere aykırı g itmek o l u r. i k i büyük devletin, askeri cepheleşmeleri ve b i r atom harbi i htima l i n i bertaraf etmek için ellerinden geleni yapmayı kararlaştı rmış olmaları , henüz b i r karar alara k bi le, u l uslara rası d u ruma yeni ve sağlam b i r unsur getirmekted i r. Bu ni hayet kuru lôftan i ba ret b i r deklôrasyon da değ i ld i r. Karar askeri çatışmaya s ü rüklenme teh l i kesi ni aza ltacak bi rçok ted bi rlerle de destek­ lenecektir. Netekim, stratejik s i l ô hların s ı n ı rlanması soru n l a rında va rılan son derece önemli a n laşmalar bu ted bi rler a rasındad ı r. Va ktiyle, bazı çevreler ve bu a rada « h ızlı devri mci geçinen bazı k i m ­ seler, s i l ô h sızlan mayla i l g i l i problem lerin ted rici v e aşamalı çözü m ü metod u n u küçümseyip karalamaya çal ışıyorlardı. Bu metot, o n l a r ı n g ö ­ z ü n d e «yığ ı n ları a ldatm a "d a n başka b i r şey değ i l d i . Ş i m d i b ü t ü n b u peşin yargı sa h i p le ri , i n sa n l ı ğ ı n tepesine çöken büyük teh li keyi azaltmak için her olanağı kullanan Savyetler Birliğ i n i n , öteki sosya l i st ü lkeler i n haklı olduklarını görmektedi rler. Son yıl la rda s i l ô hsızlanma dôva s ı n ı n şu veya bu problemleriyle i lg i l i olara k i mzalanan a ntlaşma ve a n l aşma l a r, Mos­ kova'da bu defaki yü ksek d üzeyli görüşmelerde tarafla rın n ü kleer- roket s i l ô h la r ı n ı sınırlama sorununda vardı kları anlaşmalara çıkabil meleri için ba samak h i zmeti görmüşlerd ir. Ve bu yeni a n laşmalar, bir n ü kleer harp teh l i kes i n i n aza lt ı l masına yard ı m eden en önem l i ted b i rd i r. Gerçi b u g ü n , hem Moskova bul uşmasının sonuçlarından, hem de genel­ l i k le Viyetnamda emperya li stlerin açtı kları harbin devam ettiği b i r s ı rada ABD ile görüşme masasına oturu l masından memnun al mıyan kişiler de va rdır. Böyle bir hoşn utsuzl u ğ u son y ı l l a rda ôdet haline geti rd i kleri görü­ len bu k i şi ler, işi itfira larla Sovyetler B i rl i ğ i n e ç u l la n maya kadar vard ı r ı ­ yor, onu Ç i n - H i n d i h a l k l a r ı n ı n çıkarlarını « unutm a k >.la suçla maya ka lkışı­ yorla r. Oysa. savaşma kta olan Viyetnam h a l kına hiç teredd ütsüz en b ü ­ yük yard ı m ı Sovyetler Birliğ i n i n yaptı ğ ı . Viyetnam k u rtuluş kuvvetleri n i n 549


savaş a l a n ı nda d ü ş m a n ı y ı l d ı ra n en etk i n s i l ô h larını o n u n verd i ğ i k i m ­ sen i n i n kôr edemiyeceğ i b i r gerçektir. Moskova B i l d i risi'nde de görü l d ü ğ ü g i bi, Sovyetler Birliği bu Sovyet­ Amerika n görüşmelerinde de, i l kesel tutu m u n d o n b i r m i l i metre bile geri le­ miş değ i ld i r. B i l d i ride şöyle denil mekted i r : " Sovyetler Birliği, h ü rriyet, bağ ı m sızl ı k ve sosya l ileri l i k u ğ runda Viyetnam, Laos ve Kam boçya h a l k ­ l a r ı n ı n yürütmekte oldukları haklı savaşla daya n ışmasını b i r d a ha belirt­ m işti r. Viyetnam problem i n i n çözü m ü yolunda VDC ve G ü ney Viyetnam Cumhuriyeti tarafından ya pılan, reel ve ya pıcı bir temel teşk i l eden tek­ lifleri kesi nl ikle destekl iyen Sovyetler Birliği VDC' n i n bomba lanmasına son veri lmesi nden yana, Ç i n - H i ndi halklarına - d ı şarıdan hiçbir müdahale olmaksızın - kendi kaderleri n i bel i rleme ola nağ ı veri l mek üzere, ABD a skeri birlikleri n i n ve müttefi klerine ait kıta ların Güney Viyetnamdan tamamen ve kayıtsız-şartsız çeki l melerinden yana olduğ u n u tekra r açık­ l a m ı ştır." Görüşmelerde, bundan başka, Ara p halkları n ı n haklı dôva s ı n ı Sovyetler Birliğ i n i n destek lemeye devam edeceğ i , Ya k ı n - Doğu prob­ lem i n i n barı şçı yoldan çöz ü m ü p rensi plerine i lişkin M K Güven l i k Konseyi 242 numara l ı kara r ı n ı n gerçekleşti ril mesine yard ı m etmeye hazı r olduğu do doğru l a n m ı şt ı r. Kardeş sosya l ist ü l keler halkları, kom ü n ist ve işçi partileri, d ü nya i lerici kam uoyu, Sovyet-Ameri kan görüşmeleri n i n sonuçla r ı n ı büyük b i r ta k d i rle değerlen d i riyorlar. Onlara göre, bu görüşmeler, SBKP xxıv. Kong resi tara­ fından kabul ed ilen, g ü n ü n yürürlükteki ödevleri n i n çözü m ü i ş i n i , barış, h ü r riyet ve halkların güve n l iğ i , topl umsal i lerleme ve sosya lizm uğ runda m ücadele n i n uzun vadeli perspektifleri ve hedefleriyle orga n ik biçimde bağdaştıra n ve bundan ötürü de yeryüz ü n ü n b ütün barı şsever halkları n ı ıı­ ç ı karlarına uygu n olon ba rış p rogra m ı n ı n uyg ul a n ması yolunda yeni b i r adımdır. Yan Prajski

550


Marksizm-Leninizm ve zamanımız

I ktidarı elde etme mücadelesi biçimleri Derg i m izde b u konuda daha önce yayı mlanan yazı l a rda, Ma rksi st­ Len i n ist teorinin sosya l i st devrime i l işkin komple problem leri ele a l ı nmış, çağdaş koş u l l a r içi nde d ü nya devrim sü reci n i n ve b u s ü recin itici güçle­ ri n i n özel likleri ta h l i l ed i l m i şti. Bu ta h l i l i n geliştiri l mesi, yasa l l ı k l a , dev­ ri m i n esas soru n u n u n , yani politik egemen l i k ve b u n u n ele geçi ri l mesi biçi m leri soru n u nu n açıklanması sonucuna götürü r. V. i . Leni n şunları yazmıştı : « Devlet egemenliğ i n i n b i r sınıfın elinden diğerine geçmesi, dev­ rimin - gerek bu kavra m ı n kesin bili msel a n l a m ı , gerekse prati k-pol iti k a n la m iyle i l k, bel l i ba ş l ı , esas beli rti s i d i r. . ( l) .

i ktida rın işçi s ı n ı fı tarafı ndan ele geçi ri l mesi, sosya li st devri m i n kan u n u , o n u n zafere ulaşma s ı n ı n m u t l a k şa rtıd ır. Engels' i n « yeni top l u ma g i ri ş kapısı .. ded i ğ i proletarya poli t i k egemen l i ğ i n i n k u ru l ması, devri m i n yapıcı ödevleri n i yeri n e geti rmek için, sosya lizmi ve komünizmi kurmak için ob­ jektif olara k zoru n l u d u r. Demek ki, i ktidar için m ücadele, bütün devri mci gü çlerin, u l uslara rası komü nist ha reketinin bütün b i rl i kleri n i n s ı n ı fsal stra ­ teji ve taktiğ i n i n içeriğ i n i belirl iyen etkend i r. Ama b u n u n böyle olması, h i ç de b u m ücadelenin her zaman ve her yerde aynı biçim lerde yürütü l ­ d üğ ü a n l a m ı na gel mez. K. M a rks d a ha 1 872 yı l ı nda şöyle d iyord u : « i şçi za manla politik i ktidarı e l i ne a l m a l ı d ı r . . . Ama biz hiçbir zaman b u hedefe h e r yerde aynı araçlarla yürün mesi gerek d iye b i r şey söylemiş değ i l iz . . (2) V. i . Lenin, Ma rksist devrim teori s i n i n bu önemli noktasını gelişti ri p deri n l eştirerek ş u n l a rı bel i rtmişti : « Ma rks, darben i n biçimleri, metotları ve yol ları ba k ı m ı n d a n kendi el leri n i - ve aynı zamanda sosya­ l i st devr i m i n gelecekte'ki eylemci leri n i n elleri n i - bağ l a m ıyor, da rbe s ı ra­ sı nda ne kadar ço� yeni problemler ortaya ç ı kaca ğ ı n ı , da rbenin seyri boyu nca bütün d u ru m u n nasıl deği şeceğ i n i ve darben i n seyri nde bu değişmenin ne kadar sık ve güçlü olacağ ı n ı gayet iyi biliyordu. " C) Vel­ hôsıl, devri mci eylem ler yoluna koyu l m uş yığı n l a rı n g i rişmelerini ve yara­ tıcı l ı k l a r ı n ı kösteklemekten başka bir şeye yaramıyan pol iti k k l i şeler ve dogmatik yönergeler Ma rksizme ta mamen yaba ncı d ı r. .

Zama n ı m ı z ı n - d ü nya ça pında kapitalizmden sosya lizme geçiş çağ ı ­ n ı n - tari hsel pratiği, devri mci m ücadelenin - kendi genel yasa l l ı kların ı n da beli rd i ğ i - biçimleri n i n çeşitl i l iğ i ne i l işkin Ma rksist-Leni n ist görüşün önemini ta mamiyle d oğ ru la m ı ştır. i ktidarın işçi s ı n ıfı tarafı ndan ele geçi­ ril mesine götüren yol la rı isa betle seçme, b u n u n la i lg i l i olara k somut ko-

(l) V. i . Len i n . Bütün eserleri, c. 3 1 , s. 1 33. (�) K. Ma rks ve F. Engels. Eserler, c. 1 8, s. 1 54. (i) V. i . Len i n . Bütün eserleri, c. 36, s. 304. 551


şulların özell i klerini, d u r u m u n özg ü r l ü ğ ü n ü , kuvvetler ora n ı n ı gözön ünde b u l u nd u rma gereği sorun u n u n işlenmesi, kom ü n i st parti leri n i n ve bütün u l u s la ra rası komü nist ha reketi n i n teorik ve pratik eylem i n de önemli b i r yer a l m ıştı r. V . i . Len i n ' i n deyi m iyle, M a rksizm-Leninizm b u a l a nda da " . . . deyi m uygu nsa eğer, yığ ı nsa l pratikten öğrenmekted i r . » ( 1) Devri ın mücadelesi tecrü besiyle g iderek zeng i n leşen Ma rksist-Leni n i st teori, p ro ­ letaryaya, i kt\da r ı o l ma n ı n en etkin a ra ç v e yollarını benimsetecek sağ ­ lam bir kı lavuz vermekted ir. i . Sosyal i st devrim, daima b i rçok cephede - politik , ekonom i k , ideo­ loj i k - lıi rden çarpışma işidir. Bunun gelişme biçim leri , hem iç etkenlere, hem de d ı ş etkenlere ve b u n la rı n somut uyg u n l u ğ u na bağ l ı d ı r. I ç etken ­ ler c ü m lesine, mem leketin ekono m i k ve k ü ltü rel gelişme d üzeyi, proleta r ­ ya n ı n örgütlü l ü k derecesi, s ı n ı f g üç leri n i n ora n ı , yerli demokrat i k k u r u m ­ ları n d u ru m u , u l usal gelenekler vb. girer. Dış etkenler d e , diğer ü lkelerin devrimci güçleriyle boğ lantı ve işbirl i ğ i n i n sağ l a m l ı ğ ı , m i l letlera.ra sı genel d u rum, komşu devletlerle i lişki ler vb. hususlarını kapsar. Her uyg ulamada , i ktidar m ücadelesi n de seçilen taktiğ i n özelli kleri n i belirliyen eşsiz b i r durum yaratı l a b i lir.

Devrimci eylemlerin uygulanmasında m ü m kü n olan biçimler her ne kadar çeşitli olsalar da, bunlar en genel plônda iki esas uyg ulama b i ­ ç i m i ne i n d i rgenebi l i r : Birincisi, barışçı y o l , ya n i s i l ô h l ı g üc ü başvu rmadon devri m i başa rma yoludur. i k i ncisi, barışçı o l m ıyan, yani silôhlı g ü ce baş­ vurulmas ı n ı gerektiren yol d u r. i k i si a ra s ı ndaki bağ ı ntı sorun u, sosya l ist devri m teori ve prati ğ i n i n en önemli sorunlarından b i ridir. Bu sorun a rt ı k y ü z y ı l d a n fazla b i r za mandan beri u l uslara rası i ş ç i h a reketi n i n d i k kat merkezinde yer a l ma kta d ı r. Ve bütün bu s ü re boyu nca, proleta rya n ı n devri mci ö n c ü s ü , barışçı olan v e o l m ıyan devrim yol u n u dog matik biçimde birbirine karşı koya n sağ ve « so l » oportünistlerin görüşleri ne m u kavemet gösteregel mişti r. M a rksizm- len i nizm, i ktidara u laşma hareketinde, revizyon istlerin dev­ ri m i ç i n b i ri c i k « ol g u n laşma » olanağ ı n ı görd ükleri barışçı biçim lerin m ut­ l a k hale geti rilmesini kes i n l i kle reddeder. Fa kat barışçı olm ıyan m üca­ dele yolu n u solcu ların yaptıkları gibi putlaştırmak, « i kti darı ya l n ı ı s i l ô h ı n yarattığ ı » iddialarına sapla n m a k da k a b u l ed i l i r şey değ i l d i r. S a ğ ve « so l » oportünistler görünüşte birbi rleri n i n kar'şı sında yer olsalar do, ger­ çekte, donmuş k a l ı plara genel l i kle bağ l ı l ı kta ve ca n l ı devri mci p ratiğe önem vermemekte bi rleşmiş d u rumdadı rlar. i ktidar mücadeles i n i n barışçı olan ve o l mı ya n yolları a rası ndaki bağ ı ntı soru n u n u n açıklanması için, doğrudan doğ ruya devr i m i n biçim leri n i n söz­ konusu olduğu gözön ünde b u l un d u ru l m a l ı d ı r. Devrim, hangi biçimde ya­ p ı l ı rsa ya p ı lsın, d a i ma daha önceki egemen s ı n ı f i ktida r ı n ı n alaşa ğ ı edi l -

( I) V . 552

i.

Len i n . Bütün eserleri,

C.

1 4,

S.

2.


mesid i r ve bu a nlamda zor k u l l a n ı md ı r. Proletarya ve onun s ı n ı fsal m ütte­ fikleri, b u rj uva devlet maki nes i n i değ iştirmek için, ya « si l ô h ı n eleşti risi»ni, ya da « eleşti ri n i n s i l ô h ı »nı uyg ulamak, yani her i k i ahvalde de askeri, politik veya mô nevi zorla maya başvurmak d u ru mundadı rlar. V. i. Len i n' i n dediğ i g i bi : ,< işçilerin v e köy l ü lerin dolaysız d üşmanlarına ka rşı yönelik devri mci zor kullanım o l madan, bu sökürücülerin d i renişini k ı rm a k müm­ k ü n d eğ i ldir.» (1) Anti- komü n i st p ropaganda, sosya li st devr i m i n insancıl amaçları n ı n sö­ zünü etmeden ve devri mci zorlayış ı n karakteri n i tah rif ederek, M a rksist­ Len i n i stleri mutlaka s i l ô h l ı savaşa başvurmak istemekle suçl uyor. Oysa gerçek b u n u n ta m tersid i r. işçi s ı n ı fı , komü nist pa rtileri, toplumda sos­ yalist dönüşüm leri daima kan dökümüne meydan vermeden gerçekleştir­ meye ça lışmaktad ı rlar. « Ba rışçı aj itasyon u n hedefe daha ça b u k ve daha emen o l a ra k u laştırabi leceği yerde i syana kalkmak ç ı l g ı n l ı k o l u r. » eı K. Marks ' ı n bu sözleri, devri mci m ücadele biçimlerinin seç i m i nde göze­ ti len p rensibi d i le getirmektedi r. Ne var ki, s ı n ıf çarpışmaları, centil men­ lerin, silôhı peşinen ve karş ı l ı k l ı muvafa katle seçti-kleri d üellosuna benze­ mez. Söm ü rücü s ı nıfla r ı n proleta ryaya çeşitli baskılarla ç u l l a n d ı kları, onu politi k eylemini a ktif biçimde geliştirme olanağ ından yoksun etti kleri yerde, devri mciler için silôhlı eylemlere başvurmaktan başka çıkar yol yoktur. Tekelci kapitalizme kada rki top l u mda, bu d üzen i n y ü kseli p emperya­ lizme geçmesi ö n koşu l l a rı biçimleni rken ve b u rj uvazi n i n emekçi lere ka rşı sal d ı rısı şiddetlenirken, K. Marks ve F. Engels silôhlı ayaklanmayı i ktidarı ele geçi rmen i n en m u htemel tarzı sayıyorlard ı . O za manlar proletarya n ı n i ktidar m ücadelesi pratiği Paris Kom ü n ü tecrübesiyle sınırlıydı. Fakat M a rksizm i n k u r\Jcularl s i l ô h l ı savaş yoluna o za man da m utla k gözüyle bakmıyorlard ı . K. M a rks, Amsterdam'da yapılan bir m iti ngte şöyle d i ­ yord u : « Biz çeşitli mem leketleri n k u ru m l a r ı n ı , ôdetleri n i v e gelenekleri n i gözön ünde tutmamız gerektiğ i n i bil iyoruz ; v e biz, i şçi lerin amaçlarına ba rışçı yolla rla u laşabilecekleri, Amerika g ibi, ingi ltere gibi (eğer sizin kurumları nızı daha iyi ta nısayd ı m , b u n la ra belki Hollônda'yı da kata rd ı m) , memleketler b u l u n d u ğ u n u d a i n kô r etmiyoruz. » ( I ) Ve 1 890 yıl larında, a rt ı k K. Marks ' ı n ö l ü m ü nden sonra , F. Engels, işçi sınıfını, iktid a r m üca­ delesi n i n barışçı yolu gibi, barışçı olmıyan yolunu d a tutmaya hazır o l ­ maya çağ ı rıyordu. Asrı m ı zı n başında em peryalizmin gerici ve m i l itarist eği l i m leri n i n g üç­ lenmesi, V. i . Lenin'i, d ü nya sosya l i st devri m i n i n bi rinci aşamasında zor­ layışiı s i l ô h l ı m ücadelen i n kaçı n ı l maz olduğu sonucuna vard ı r d ı . O zaman

( I) V . i. Leni n . Bütün eserleri, c. 40, s . 1 1 7. (2) K. M a rks ve F. Engels. Eserler, c. 1 7, s . 635. 553


ta rihsel ba kımdan temellendirilen bu sonuçlama, yasal olara k , d ü nyada somut d u rumun, empe'rya lizmin ekonomi ve politikasının tahli l i nden doğ u ­ yord u . Fakat devrimin ba rışçı yoldan gel işmesi perspektifi s ı n ı rland ı ğ ı zaman d a , V . i . Leni n, proleta rya n ı n silôha başv u rmadan i ktidara ulaş­ ması için her olana kta n yararl a n ı l ması gerekti ğ i d üşüncesindeidi. Len i n şöyle diyord u : « işçi s ı n ı fı , i ktida rı el bette barışçı yolla elde etmeyi yeğ tuta r. » (2) Ve Leni n p roleta rya parti lerine, bi lôistisna bütün m ücadele biçimleri ni kavra ma l a r ı n ı , b u n l a rı bağdaştı rmaya ve s ü ratle birinden diğe­ ri ne geçmeye hazı r o l m a la rı n ı öğütl Üyord u . i i . Ma rksist- Len i n i st öğ reti n i n etken v e reel i nsancı l l ı ğ ı , kurucu l a r ı n ı , devrimci dönüşümleri gerçekleştirme m ücadelesinde d a i ma halk için e n sancısız y o l u a ra maya, hattô yukarıda i şa ret ettiğ i m i z g i bi , ba rışçı yol olanakların ı n en s ı n ı r l ı olduğu zaman b i le, bu araştı rmayı elden bıra k­ ma maya sevketm iştir. V. i. Len i n i ktidarı barışçı yoldan elde etmeye elverişli bir perspektifi gayet değerli b ul uyor ve böyle bir olanağ ı en büyük özenle a raştı rıyord u. Rusya 'da otokra s i n i n 1 9 1 7 Şu batı nda a laşağ ı edilmesinden sonra, Leni n , bütün i ktidarın Sovyetlerin eline geçmesi yo­ l uyle burj uva-demokrat i k devri m i n i n silôh g ücüne başvurulmadan sosya­ l i st devri m e yükselmesi olanağına i şa ret ett i . O g ü n kü durumda böyle b i r geçiş olanağı reeldi, ç ü n kü geni ş demokratik haklar e l d e edi l m işti, moğ ­ rudan doğ ruya y ı ğ ı nlara yöne l i k b i r zor k u l l a n ı m yoktu ve Rus b u rj uva zisi zayıf düşmüştü. Ne var ki, s i l ô h k u l lanan karşı-devri m i n sa l d ı rı s ı , gerçekte karşı-devri mi ta mamiyle destekl i yen oportü n i stlerin (menşevi kler ve es­ er'ler) iha neti bu yolu kapa d ı . 1 9 1 7 Eyl ü l ü nde, Korni lof isya n ı n ı n bastı r ı l ­ masından sonra, V . ı . Len i n y i n e i ktidarın barı şçı yoldan işçi s ı n ıfın ı n e l i n e geçmesi perspektifini görüyor v e partiyi bu perspektifi herha lde değer­ lendi rmek üzere çaba harcamaya çağ ı rıyord u. Fakat, yine küçük b u rjuva parti leri nin uzlaşma politikası g ütmeleri yüzünden, bu olanak da k u l l a ­ nılamadı. Tari h , proletarya n ı n i ktidarı barışçı yolla elde edeb i l eceği hakkındaki Ma rksist- Leninist öngörüyü doğ ruladı. Merkez ve g ü ney-doğ u Avrupa halk demokrasisi ü l keleri n i n tecrübesi b u n u apaçık göstermektedi r. Bu ü l kelerde, demokratik devri m i n üstüngel mesinden son ra , komünist ve işçi partileri n i n yöneti m i ndeki proleta rya b u devri m i n n i speten barışçı yolla sosya li st devrime yü kselmes i n i sağ lıya b i l d i . Ya k ı n geçmişte, Ş i l i 'de, Lôtin Ameri ka ta ri hinde i l k defa olarak, a n a ­ yasel olanaklar k u l l a n ı lara k h a l kç ı b i r h ü k ü met k u ru la b i l d i . Bu h ü k ü met şimdi devri mci dönüşüm leri gerçekleşt i rme yolundadır. Luis Korvalan yol ­ daş bu konuda şöyle dedi : " Sol parti ler bu h ü kümeti kurd u l a r, yani pol i -

( l) K. M a rks v e F. Engels. Eserler, c . 1 8, s. 1 54. e) V. i. Len in. Bütün eserleri, c. 4, s. 264. 554


ti k i ktidar mekanizma s ı n ı n devlet yöneti mi nde başlıca rol oyn ı ya n kısm ı n ı e l e geçi rdi ler. » (1) Proleta rya devri m i n i barı şçı yold a n gelişmes i n i n koşu l l a rı ve temel leri nelerd i r ? B u n la r, her şeyden önce, bel i r l i bir asgari d üzeyde b u rj uva­ demokrati k h ü rriyetleri n i n varol uşu, işçi s ı n ı f ı n ı n gücü ve ö rg ütsel liği ve halkın çoğ u n l u ğ u n u n bu s ı n ı f etrafında topla n m ı ş olmas ı d ı r. Bu koşu l la r v a r o l d u mu, b u rj uvazi n i n emekçilere ka rşı s i l ô h l ı z o r k u l la n m a olanağ ı n ı bula mıyacağı v e b u n a cesa ret de edemiyeceğ i b i r ortam ya ratı l m ı ş de­ mekti r. G ü n ü m üzde d ü nya sosya l i st si stem i n i n varoluşu g i bi bir etken büyük bir önem kaza n m ı ştır. Kapital ist memleketler emekçi leri, yü rüttü k­ leri mücadelede sosya l ist devletleri n her ba k ı md a n desteğ i ne g üvenebi le cekleri ni bil mekted i rler. M i l letlera rası alanda kuvvetler dengesi n i n değ işmesi ve b u n u n belirli ölçüde bazı kapita li st memleketlere de yansı ması sonucu o l a ra k, devri­ m i n barı şçı yoldan gelişmesi ihtimali daha da a rttı . Bu barışçı yolu ö n ­ gören Ma rksi st- Leni nist a n layış, komüni st ve i şçi parti leri tems i lci leri n i n u l uslararası danışma topla ntı ları (1 957, 1 960 v e 1 969) dokümanlarında, b i rçok ka rdeş p a rtiler kong releri n i n k�arlarında yaratıcı biçimde geliş­ ti rildi. 1 960 y ı l ı Danışma Topla ntı s ı n ı n B i l d i risi nde, sosya l izme barı şçı yol­ d a n geçiş ola nağ ı n ı gerçekleşti rmeni n « i şçi sı nıfı n ı n ve b ütün h a l k ı n çıka rlarına, ü l ke n i n genel u l usal çıkarlarına uyg u n olabi leceğ i » (2) bel i r­ ti l d i . 1 969 y ı l ı U l uslara rası Danışma Toplantı s ı ' n i n dokümanı nda da aynı fikir şöyle form ü l e ed i ld i : .. Kom ü n ist ve i şçi partileri, somut sorunların çözüm ü n d e özel b i r ya naşım gerekti ren çok çeşitli ve özg ü l koşu l l a r içinde ça lışmaktad ı rlar. Her parti, M a rksizm - Len i nizm prensipleri n i kı lavuz edine­ rek, somut ulusal koşu l l a rı da gözönünde b u l u nd u ra ra k, izl iyeceği politi ­ kayı kendi baş ı n a tesbit etmekte, sosya l izme geçi şte d u ruma bağ l ı olara k barı şçı y o l u veya barı şçı o l m ıyan yolu v e a y n ı zamanda kendi ü l kesinde sosya lizm k u ru l uşu biçim ve metotlarını seçmektedi r. » (3) Devr i m i n barışçı yoldan gel i şmesi değ işik biçimlerde olabi l i r. i ktidarı si lôha başvu rmadan elde etmede parlô mentodan yararlanmak da olanak­ la rda n biridir. Daha 1 930 y ı l l a r ı nda, gelişmiş kapita l ist mem leketler i şçi hareketine, değ i şe n koşu l l a ra uyg u n yeni bir ta ktik hazırlama ödevi veri l ­ d i ğ i za man, demokratik a nti -faşist halk cephesi uğ runda müca dele eden kom ü n ist parti leri bir halk parlômentosu, bir halk h ü k ü meti temeli üze­ rinde sosya l izme geçiş perspektifleri üzeri nde d u rmuşlard ı r. Komi ntern' i n

(I) .. Yeni çağ » sayı 1 2, 1 970, s . 906. (�) Rusça : .. Barış, demokrasi ve sosya lizm mücadelesi prog ram doküman­

ları, s. 77. e) Kom ü n ist ve işçi Parti leri n i n U l u s l a ra rası Danışma Toplantı s ı . .. Yeni çağ », 1 969, sayı 7, sayfa 5 1 3.

555


Vii. Kong resi materya l lerinde de sosya l i zme geçiş i ç i n yeni yoll a r b u l u n ­ m a s ı olana $ ından s ö z edilm i ştir. Kom ü n i stler, olanağı b u l u n a bi len yerde, parlô mentoda kes i n bir çoğ u n ­ l u k kaza n ı l ması ve böylece pa r l ômentoyu oluşturan kuvvetleri n o ra n ı de­ g i ştiri l erek, b u kurumun gerçekten halk i radesi n i yansıtır hale geti rilmesi için sava şmakta d ı rlar. i ki n ci D ünya Harbinden sonra, komünistleri n b u a landaki fikirleri b a z ı h a l k demokrasisi ü l kelerind e gerçekleşti rildi, b u n ­ ların parlômento k u r u m l a r ı y e n i ve devrimci bir içerik kazan d ı . Hitler faşiz m i n i n Sovyet Ord us u tarafı ndan hezi mete u ğ ratılması sonucunda mey­ dana gelen koşu llar, parlô mentola r i çi ndeki bu başa rı l ı dönüşüme büyük ölçüde yard ı m etti. Ha rpten sonraki dönemde, sosyalizme barışçı yoldan geçmede parlômentoda n yara rlanma ola nağ ı , m ô k u l b i r tarı olara k bir çok parti lerin p rog ra m larında ve uluslara rası danışma topla ntı ları dokümanları nda yer aldı ve teorik ba kımdan i şlenerek gelişti ri i d i . Hemen beli rtel i m k i , komüni stler, barı şçı y o l d a n i'ktid a rı e l d e etmekle, bu amaç için parlômentoda'n yara rlanmayı b i r ve eşit saymazlar. B i r yandan devrimcilerin pa rlômento eylemini p rensip baıkı mından hoşgörm i ­ y e n s o l c u g ö r ü ş ü reddeden komün istler (daha 1 905 yılı nda V . i . Lenin b'j görüşü ana rşist b i r buda l a l ı k olara k nitelem i şti), öte yandan b'ö yle b i r eylemi m u t l a k h a l e geti rmenin de büyük bir hata olaca ğ ı kanısındadırlar. Pa rlô menter m ü cadele, ancak tekel lerin egemen l i ğ i ne karşı olan p roleta r­ ya n ı n .ve diğer sosya l ta baka ların yığı nsal devri mci ha reketine daya n d ı ğ ı ölçüde veri m l i olabi l i r. Yuna nista n Komün ist Partisi MK'nin pa rti i X . Kong­ resine hazı r l ı k Tezleri nde beli rtildiği üzere, b u gerçeğ i n unutulması, " pa r­ l ô mentodakı eyleme, haddi nden fazla önem verilmesi ve parlômento­ d ı ş ı yığ ı nsal ça l ışmaların, her şeyden önce işçi s ı n ıfı içindeki ça lışmaların ihmal ed i l mesi» Yunan ista n 'da demokratik g üçlerin u ğ ra d ı kları yen i l g i n i n neden leri n den b i ri ol m u ştu r. Komünistler, i kti darın barışçı yoldan elde edi l mesinde, parlô mentodan yararlanma soru nundan başka, devlet maki nesi n i n demokratlaştı r ı l ması, ekonomi yöneti m i ne emekçileri nde 'katı lmalarının soğlanması, egemen s ı n ı fların halk a l eyhta rı polihka uyg u l a m a ları olanaklarını s ı n ı rlıyan b i r kam uoyu yaratı lması v b . g i b i m ücadele yönleri n i de öngörmekted i rler. Devri m i n ba rışçı yoldan gelişmesi, kapitalizmin p ü rüzsüz olara k sosya­ lizme y ü ksel i p geçivermesi değ i l d i r : egemen s ı nıfların politik egemen li kten gön ü l l ü olara k vazgeçmeleri a n la m ı na gelmez. Dolayısiyle, devri m i n barı şçı yoldan gelişmesinde de s ı n ı f m ücadelesi kes i l mez v e d i n a m i z m i n ­ den b i r şey yiti rmez. Bu barışçı gelişme yolunda do, devri mci pa rti n i n emekçi yığ ı n l a rı n ı gerici l i ğ i n sa l d ı rı s ı na karşı d i renişe v e i kti darı diğer a ra ç ve yolla rla a l maya hazırlamasını gerektiren nazi k durumlar ve bek­ lenmedik dönümler gel i p çata b i l i r. Yoksa, yen ilg iye u ğ rama ihtimali de vard ı r. L. K. Prestes, Brezi lya 'da 1 964 yılı ndaki gerici askeri d a rben i n ve 556


demokratik g üçlerin u ğ ra d ı kları yeni l g i n i n neden lerin i ta h l i l ederken, özetle şöyle d i yo r : esas itibariyle, biz, devrim; ôdeta çatışmasız ve çarpışmasız, sa k i n bir s ü reç zan nederek, mahut ,barışçı yol'un olanakla­ rını ya n l ı ş değerlendiriyordu . » (1) «.

.

Kapita l i st memleketler komünist parti leri , barışçı yoldan i ktidar m üca­ delesi takti ğ i n i hazı rla rken, beceri k l i bir davra n ışla, burj uvazi üzeri nde çeşitli ekonomik ve politik baskı a raçlarını da öngörüyorlar. Bu pa rti ler aynı zamanda sözü geçen baskı a raçl a rı n ı n reel olankaları n ı da m ô k u l b i ç i m d e değerlendiriyorlar. Bu c ü m leden olarak, işçi sınıfı n ı n dene n m i ş mücadele a raçlarından b i ri de genel u lusal g revdi r. Fakat, V . i . Len i n ' i n beli rttiğ i g i bi, bu genel g revi, i ktidarı elde etmenin başlıbaşına bir yolu saymak ve ondan başara m ıyacağı bir ödevi n çözü m ü n ü beklemek d e hata o l u r . Leni n , Rusya'da 1 905 Devrimi tecrübesin i genelliyerek, devri m ­ sel b u na l ı m koş u lları içinde genel ğ revi n a n ca k işçi sın ıfı n ı daha yüksek m ücadele biçimlerinden yararlonmaya hazırlam a rolü oynadığ ı n ı belirtir. i i i . M i l letlerarası em peryalizmin devri mci hareketlere karşı sa l d ı rısını şiddetlend i rdiği, gerici rej i m iere doğ rudan doğ ruya silôhlı yard ı mda b u ­ l u n d u ğ u g ü n ü müzde, b u rj uva-demokratik h ürriyetlerin i n sınırlı olduğu ve politik m ücadeleni n barışçı koş u l l a rda gelişmesi olanağ ı n ı n asgariye i n ­ dirildiği bazı mem leketlerin komün ist parti leri devri m i gelişti rmede barışçı olm ıyan yolu tuttu lar. Kardeş pa rtiler bu yola koy u l u rken, d u ru m larını g üçlendi rmek ve devri mci g üçleri n bi rli ğ i n i sağ l ı ya b i l mek için politik a raç­ lardan yara rlanmayı d a i h ma l etmiyorlar. Kol u m biya Kom ü n i st Partisi M K Genel Sek reteri H. Vieyra şöyle diyor : Mem leketi miz d e devrim barışçı yoldan olam ıyaca ktır. Fakat parti miz aynı zamanda şimdiki koş u l ­ l a r d a en önem l i ödevin i. ş ç i sınıfı n ı n birl i ğ i i ç i n m ücadele o l d u ğ u k a n ı sındad ı r . » n « .

Sömürücülerin devri mle a laşağ ı ed ilmeleri çeşitl i eylem biçim leri uygu� I a n ması n ı gerekti rir. Bunlar a ra s ı nda s i l ô h l ı ayaklanma özel bir yer tuta r. K. Ma rks, F. Engels ve V. i . Len i n aya n lanmayı i ktidar m ücadelesi n i n en yü ksek noktas ı �ayarlar. V. i . Len i n aya kl a nmayı hazırlamanın temel pren­ si p l erini ayrıntılariyle işlemişti r. Aya klanmanın kanunları öğretisi, gerek Blankiım ve avantürizme, gerekse sağcı oportü n izme karşı şiddetli bir fi k i r m ü cadelesi orta m ında yaratı l d ı . Oportü ni stler s i l ô h l ı m ücadele fikrinin kend isini s i l k i p ata rken, Blankistler objektif koş u l ları genellikle hiçe sayıyor, bütün soru n u n sadece bir grup komploc u n u n azmine bağ l ı olduğ u d ü ş ü ncesiyle, aya k l a n m a n ı n p e r yerde v e h e r zaman başlayı p ü stüngelebi leceğ i f i k r i n i savunuyorlard ı . Gerçekte b u n l a r aya klanmayı komployla, i ktidarın tepe katlarında h ü k ü -

( I) " Ba rış v e Sosya lizm Problemleri " , sayı 6 , 1 968. (�) Komünist ve isci Parti leri n i n U l u s la ra rası Da n ı şma Toplantı s ı . Mos­ kova, 1 969, s. 1'68. 557


met da rbesiyle bir tutuyorlardı. B l a n k i z m i n ve « so l » da rbeci liğ i n ta m karşıtı olarak, V. i. Lenin, elverişli objektif koşu llar yaratı lmadı kça, dev­ rim durumu meydana gelip o l g u nlaşmad ı kça, s i l ô h l ı savaşa başlama n ı n doğ ru ola mıyacağ ı n ı ispat ediyord u . Aya klanma kom ploya değ i l, ya l n ı zca partiye de değ i l, devri mci s ı n ıfa, yığ ı n ların devri mci ka l k ı n ı şı n a daya n ­ malıyd ı . Aya k l a n ma a n cak genel u l u sa l buna l ı m koşu lları nda, halk çoğ u n ­ l u ğ u n u n yard ı m v e desteği g a ra nti lendiği takd i rde, başa r ı l ı olabilirdi. 1 9 1 7 Oktobr Devri m i a rifesinde V . i . Len i n şunları yazıyord u : « Eğer devri mci parti devrimci s ı n ıfların ön b i r l i k lerinde ve ü l kede çoğ u n luğa sa h i p de­ ğ i lse, ayaklanma n ı n sözü bile ed i lemez . » ( ı ) V. i . Len i n , Rusya'da 1 905 ve 1 91 7 devri mleri tecrü besi ne dayan a rak, bir savaş sanatı sıfatiyle s i l ô h l ı aya k lanma n ı n temel kura l la rı n ı belirledi. Onun aya k la n ma hakkındaki görüşü n ü n , za m a n ı mız devrimci g üçleri için son derece a ktüel olan başlıya h ü k ü mlerini şöylece s ı ra l ı yo b i l i riz : Aya k­ lanmanın başa rısı öncel i k le yığ ı n lara önder l i k yeteneğ i ne sa h i p bulunan devri mci parti tarafından sağ lana b i l i r ; aya k l a n m a n ı n hazı rla nması ve uyg u la n ması bu parti n i n memleketteki d u r u m u büyük b i r di kkat ve ihti­ mamla incelemes i n i ve etraflı bir örgütleme eylemi yü rütmesini gerektiri r. Rusya devrimi ve d iğer bi rçok ül kedeki devrimci m ücadele tecrübesi, Len i n ' i n bu h ü k ü m leri n i doğ ruladı. Netekim, 1 9 1 8 yılında Macaristan'daki ayaklanma Konsey Cumhuriyeti' n i n k u ru l masiyle sonuçla ndı. iki nci Dünya Harbi s ı rası nda bi rçok memlekette g i rişi len a nti-faşist ayaklanmalar son u ­ cunda hal k-demokrasisi devletleri kuruldu. Bu ayaklanmaların haz ı rlan­ masına ve uyg u la n masına komünistler a ktif olara k katı l d ı l a r. S i l ô h l ı m ücadele m utlaka ayaklanma biçiminde gelişmez. Devri mci p ratiğ i n gösterd i ğ i g i b i , silôhlı m ücadele çete ha reketleri g i bi , vata ndaş­ harbi g i bi d iğer somut biçimlere de dökülebilir. V. i . Len i n b u rjuvaziye karşı yü rütülen vata ndaş harbine « sı n ı f m ücade­ lesi çeşitlerinden b i ri » (2) a d ı n ı veriyord u . Ta rih, karş ı -devri m i n , Rusya, F i n lô nd iya, Maca rista n , işpa nya Çin vb. g i bi n ice mem leketler proletar­ yas ı n ı vata ndaş harbine g i rişmek zorunda bı raktığına d a i r b i rçok örnekle dolud u r. Ve buna yol açan da, ya l nızca em perya list harpler değ i l , Komin­ tern Vi. Kongres i n i n tezlerinde beli rti ldiği g i bi, ayn ı zamanda « bugünkü kapita l iz m i n , s ı n ı f m ücadeles i n i son derece kızıştıran ve doğruda n doğ­ ruya devrim kıva mına vard ı ra n « norma l » durum ve koşulları d ı r ». (:1) S i l ô h l ı m ücadelenin, şu veya bu tarzda yürütü lmes i n i n etki n l i ğ i , daha ziyade devri m i n objektif ve subjektif koşu l l a rı n ı n o l g u n laşma derecesine bağ l ı d ı r. Komün istlerin a nlayı ş ı na göre, devrim strateji ve ta kti ğ i , her memlekette ve bütün ta ri hsel koş u l l a rda uyg ulanması m ü m kü n b i r sta n -

( ı) V. i . Len i n . Bütün eserleri, c. 34, s. 337. (") V. i. Leni n, Bütün eserleri, c. 30, s. 1 4. (i) « Belgelerle Kom ü n i st Enternasyonali », s. 807. 558


d a rt kura l l a r derlemesi değ i ld i r. S i l ô h l ı m ücadele bi rçok memlekette ob­ jektif olara k gerekl i ola b i l i r, fa kat bunun böyle olması, b u devri mci eylem tarzı n ı n her k ı tada ve her zaman biricik kabu l edi l ebi l i r biçim olduğu a n la m ı na gelmez. Eğer memleketi n d u ru m u , s ı n ı f g üçleri n i n reel ora n ı silôhlı m ücadeleye elverişli değ i l se, b u ta kti rde de böyle b i r mücadeleye g i rişi lmesi devrimciler içi n çok kötü sonuçla r d oğ u ra b i l i r, yen i l g iye ve hattô fel ô kete u ğ ra m a la rı na sebep olabi l i r ve ni hayet gerici l i ğ i n baskılaro geçmesine yol aça b i l i r. Netekim, 1 965 yı lında Endonezya'da olaylar bu biçimde gelişmişti r. Ve tersi ne, Küba'da, halkın dört elle desteklediği devrimci öncü n ü n s i l ô h l ı m ücadelesi, devrim koşu l l a rı n ı n kıvama gel me­ sini ça buklaştı rmış ve enson unda i ktidarın devri mci g üçler tarafı ndan ele geçi rilmesine yol açm ıştı r. işte bundan ötürü, Ma rksist-Len i n i stler, silôha başvu ru lmasına her za­ man ve her a hvalde yeğ tuta n , diğer m ücadele biçimleri n i n önem i n i , demokrati k tekcephe kurulması pratiğini küçümsiyen " sol » serüvencilerin taktiğ i n i kes i n l i kle eleşti rmekted i rler. IV. G ü n ü m üzde, gelişmiş kapital ist mem leketler komü n i st parti leri , sos­ yalizme geçiş aşaması olarak geniş demokrati k dönüşüm leri öngören progra m l a r hazı rlamışlord ı r. Marksizm - Leni nizm, genel demokrati k ve sosya l ist ha reketler arasındaki derin org a n i k bağ ı ontıyı daima belirtegelm işti r. Len i n der k i : " Demok­ rasiyi sonuna kadar gel i ştirmek, böyle bir gelişmenin biçimlerin aramak v� bun ları pratikte denemek v. s . g i bi hususların hepsi, sosyal devrim m ücadeles i n i n org a n i k ödevleri nden biridir.» ( l) G ü n ü müzde demokrasi için m ü cadeleyle sosya l izm m ü cadelesi birbirine daha çok yaklaşmı ş olup, hedefleri birbirine örül mektedi r. Politik h ü rriyetler, barış ve u l usal bağ ı m ­ sızl ı k uğrundaki demokratik i stek ler, bütün keski n l i ğ iyle gerici l i ğ i n baş­ l ıca dayanağı olon tekelci sermayeye ka rşı yönelti l miştir. Esasen, kapita ­ l i st memleketlerde, halkın çoğ un l u ğ u n u i şçi s ı n ı f ı n ı n , yani çoğ ı mızın en devri mci ve tekeller egemen l i ğ i n i devirme g ü c ü ne sa h i p s ı n ı fı n ı n etra­ fında s ı m s ı kı bi rleşti rme işi a nti - m onopol ist şiarlar altında başa rı l m a kta­ d ı r. H a l k ı n çoğ u nl u ğ u n u işçi sı nıfı n ı n etrafında birleşti rme soru n u n u n radikal çözüm üyse a ncak sosyal iz m yoluyle m ü m k ü nd ü r. 1 969 yı l ı Danışma Toplantısı şuna i şa ret etmişti r : " Bütün demokratik a kı m l a rı n , belirli bir memleketi n ekonomisinde tekellerin rol ü n ü kesi n l ikle s ı n ı rl ıyobi lecek, bü­ yük sermayenin egemenliğ i n i yokedebilecek ve aynı zamanda sosya lizm m ücadeles i n i n s ü rd ü rü l mesine en u yg u n koşu l la rı sağ l ı yocak köklü politik ve ekonom i k dönüşümler yapa bilecek bir politi k ittifakta bi rleşti rilmesine elverişli dönüşüm ler, elbirliğ iyle yürütülen a nti - monopolist ve anti-emper­ yal ist eylemler seyri içinde ya ratı lmakta d ı r. » (2)

( I) V. i. Len i n . Bütün eserleri, c. 33, s. 79. (2) Kom ü n i st ve i sci Parti leri n i n U l uslara rası Danışma Topl a ntısı, " Yeni çağ » 1 969, sa yl ' 7 , sayfa 5 1 2.

559


Kom ü n isterl i n a n layışına göre. demokratik dönüşümleri n . gerek sosya­ lizmi « reformlar topla m ı » ve sonucu saya n reformist görüşle. gerekse reform ları tamam iyle reddeden solcu davra n ışla hiçbir i lişkisi yoktur. M a rksizm, i şçi s ı n ı f ı n ı n son amacı - sosyalizm - uğrunda yürüttüğ ü müca­ deleyi, onun g ü n l ü k ekonomik, politik ve sosya l i stekleri n i n gerçekleşti ri l ­ mesi uğ rundaki mücadeleden ayı rmaz. Gerçi genel demokrati k dönüşüm­ ler henüz söm ü rüye son vermez ve ü retim a raçları üzerindeki özel m ü l k i ­ yeti yoketmez. Fakat bu dönüşüm ler. sosya lizm i ç i n m ü cadeleyi d a h a i leri göıü rme koşul larını hazırlamakta, çünkü büyük sermayen i n levzi lerini zayıflatarak ve böylelikle işçi s ı n ı f ı n ı n mevzilerini güçlendirerek bu serma­ yen i n egeme n l i ğ i n i s ı n ı rl a n d ı rm a kta, gerici l i ğ i n tecrit ed i l mesine ve i lerici g üçleri n bi rleştiri l mesine, emekçilerin g i ri ş i m leri n i n gelişti r i l mesine ve onların yeni b i r topl u m d ü zeni k u ru l ması gereğ i n i n b i l i ncine varma l a rı na yard ı m etmektedir. Gelişmiş kapita l i st memleketleri n çoğ u n u n k o m ü n i st partilerin i n prog­ ra m larında, şimdi proletarya n ı n politik i ktidarı elde etmesi koşu lları n ı hazı rlıyon geçiş karakterli istem ler ö n e m l i b i r y e r a l makta d ı r. Meydana gelen d u r u m u i sa betle değerlend i ren bu partiler. bugün kapita l iz m i n der· hal sosyalizmle değiştirilmesi sorun u n u i leri sÜrmüyorlar. Bunlardan çoğ u , sosya lizm için m ü cadelede bel i r l i aşamalar olması gere k l i l iğ i n i gözö n ünde b u l u n d u ra rak. tekel leri n egemen l i ğ i n i yansıta n b u g ü n k ü i ktida rın, halk çoğ u n l u ğ u n u n isteklerini yerine getirebi lecek güçte b i r ekono m i k ve poli­ tik demokrasiyle değ işti ri lmesi ödevi n i ortaya koyuyorlar. Fransız Kom ü n i st Partis i ' n i n k a b u l ettiği « Ha l k birliği demokratik h ük ü ­ meti progra m ı »nda da köklü politik, ekonomi k v e sosyal .dönüşümlerin gerçekleşti ri l mesi öngörü l mektedir. Somut demokratik hedefleri n sosya lizm yolunda i leri ha reketle o rg a n i k olara k bi rleşti rilmesi, Alman Kom ü n ist Pa rtisi' n i n önerdiği a ntimonopolist demokrasi görüş ü n ü n , ABD Kom ü ni st Parti s i ' n i n progra m ı na a l d ı ğ ı tekellere ka rşı h a l k b i r l i ğ i fikri n i n, Kanada komü n i stleri n i n yeniledikleri progra m la rında formüle edilen ve anti - mono­ polist b i r koa l i syon ve bu koa l i syona daya n a n b i r h ük ü met k u ru l ma s ı n ı ö ngören ödevin ana m u htevas ı n ı teş k i l etmekted i r. Bugün b i rçok büyük sermaye ü l kelerinde ufukta i şa retleri bel i ren sos­ yal ist devri m i geliştirme biçimlerinden b i r i n i n içeriği hakkında söyl iyebile­ cekleri miz bu kadard ı r. Biz güçlü d evri mci süreçlerin geli şmekte olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Son y ı l larda b i rçok kapital ist memleketle gelişen s ı n ı f çatışmaları, köklü toplu msa l dönüşümlere yal aça b i lecek yen i savaşları m üjdelemektedir. A. Rodriges

560


öZE L SAYFALAR

Türkiye komünist partisi merkez komitesı birinci sekreteri yakub demir yoldaşın Prag'ta SSCB'nin 50 kuruluş yildönümü dolayısiyle tertiplenen ulusla­ rarasi konferansta yapıtıg konuşma Yeryüzünde i l k sosya l i st devlet : Sovyetler Birliği. çağ ı m ı z ı n e n önem l i problemlerinden b i ri ne. m i l l i meseleye klasik b i r çözü m örneğ i verd i . V . i . Len i n v e Sovyetler Birliği Kom ü n ist Pa rti si. m i l l i meseleyi proleta r­ ya n ı n s ı n ı f m ücadelesiyle s ı k ı ca bağ l ı görüyor. onu sosya lizm uğrunda m ü cadeleden ayırm ıyorlard ı . bütün halkların emekçi leri n i n bi rleşmeleri zoru n l u ğ u n u biteviye beli rtiyorla rd ı : " Bütün ü lkelerin proleterleri ve ezilen hal kları b i rleşiniz i " şiarı. Len i n sosyal ve m i l l i m ücadele a rasındaki s ı k ı bağ l ı lığa verd iği ö n e m i a ç ı k ifade ediyor. Sovyet hal kları Len i n i n v e par­ tisi n i n önderl i ğ i a ltında bu şiarı m i l l i ezgiye. emperya lizme. söm ü rüye ka rşı mücadelede eylem kılavuzu ed i nd i ler. sonunda çok m i l letli devlet­ leri n i kurdular.

Büyük Oktobr Sosya l ist Devri m i Ça r l ı k Rusyası halkları n ı sosya l ve m i l l i ezg i den kurta rdı. eşit haklara sa h i p m i l letler v e " h a l klar topl u l uğ u içi nde bi rleşmeleri için gerekli şa rtları yarattı. « Rusya Hal'kları Dekla ra syon u ", « Bütün Doğ u Rusya m ü s l ü ma n larına sesleniş " Rusya Sovyet Sosya list C u m h u riyetleri Federasyo n u n u n ilk Anayasası ve diğer belgeler bütün m i l l i . dini i mtiyazları ka l d ı rd ı l a r. her türlü politik eşitsizliğe son verd i ler. Em perya l i st i sti lôcılar ve iç gerici kuvvetler bozg u na u ğ ratı l d ı kta n sonra Len i n i n partisi özg ü r. eşit haklara sahip kardeş hal'kların Sovyet Sosya list C u m h u riyetleri n i n gön ü l l ü birliği p l ô n ı n ı hazı rla d ı ve hayata geçi rdi. Ayrı ayrı halkların yeni ti p devlet birliğ i : Sovyet Cum h u riyetleri n i n Sosya l i st Federasyo n u tarihsel gelişmenin objektif şartla r ı n ı ka rşı l ıyord u . pıô n l ı . tek b i r sosya list ekonomi meydana geti rilmesi. emperya l izm i n gerici kuv­ vetlerin yık ı m a sürüklediği ü reti m g üçleri n i n yeniden kurulması. emek­ çi leri n r.efa h seviyesi n i n yü kselti l mesi. sosya lizm ve komü nizm kuruluşuna geç i l mesi. menfaatleri ve a maçları orta k olan Sovyet Sosya l i st C u m h u ri ­ yetleri n'in ka rdeşçe bi rleşmeleri n i . işbirliğ i n i . ya rd ı m laşmaları n ı gerekti ri ­ yord u . Sovyet Sosya l ist C u m h u riyetleri n i . devri m kaza n ı m la rı n ı korumak g i bi teker teker yeri ne geti remiyecekleri orta k b i r görevde bi rleşti riyord u . Kapita l i st çem ber. sömü rme ağ ı na d ü ş m e teh l i kesi. ç o k m i l letli tek bir 561


federal devlet içinde bi rleşmeyi genç sovyet c u m h u riyetleri ne emred iyord u . len i nci m i l l i politika n ı n p a r l a k sonuçları. yal n ı z Sovyet komünistlerinin değ i l . biz başka ü lkeleri n komünistlerin i n de göğ ü s ü n ü kabartacak nite­ l i kted i r. Bunu şimdi M a rksi zm i n - Leninizm'in düşmanları. emperya l istler ve aja n l a rı b i le a rt ı k tartı şmıyorla r. Ça r l ı k Rusya s ı n ı n eski geri kalmış ha lk­ larının yeni hayatı. milli ve sosya l k u rtuluşları için savaşan kapita liist ü lke­ ler emekçilerini ve ezilen halkları büyük ölçüde etk i lemektedi r. Emperya­ l i stleri n rahatın ı kaçıran budur. ve onlar, sağ ve « so l » oportünistleri n M a rksizm-Leninizm dönekleri n i n de yard ı mı n a baş v u ra ra k. Sovyetler Bir­ l i ğ i n i n bu etkisini aza ltmaya ça l ı şıyorla r. Sovyet halkları sarsıl maz. yen i l mez birli klerine Büyük Vatan Savaşında. ta ri h i n en a ma nsız. en çetin s ı navından geçerek gösterdi ler. Komünizm kuruluşu s ü recinde bu birlik g i tti kçe daha da pekişiyor. Sovyet halklarının safları daha do s ı kıaşıyor. yard ı m laşmaları daha do büyüyor ve genişliyor. Sovyetler Birliği halkları arasında sıkı işbirliği. yardımlaşma Sovyet top­ l u m u n u n objektif gelişme kanunu nite l i ğ i ni a l d ı . Sovyet top l u m u n u n kuru luşu sayesinde. o n u n m a d d i temeli g i b i . Sovyet halkla r ı n ı n ma nevi çehresi de değişti. Ça r l ı k Rusya n ı n geri k a l m ı ş ucra bölgelerinin yeri nde ekonomice gelişmiş. m i l l i k ü ltürü d i rilten. ona sos­ ya li st m u hteva veren Sovyet Cu m h u riyetleri yükseldi. Sovyetler Birliği halk­ l a rı n ı n h a k eşitl iği. çok m i l letli burj uva devletlerinde olduğu g i bi. ğöster­ mel i k . formal b i r eşit l i k değ i l d i r. Hayata geç i ri l m i ş olan bu eşitl i ğ i n parlak kanıtları Oktobr devri m i nden önce süzünmeğe mahküm bıra k ı l a n halk­ ların şimdi elde etti kleri başarılard ı r. Aşağ ıdaki veri ler bu gerçeği d i le getiriyo r : 1 91 3 y ı l ı ndan 1 971 y ı l ı na kadar Sovyet Sosya l i st Cumhuriyet­ leri Birliğinde 99 kat a rtan sanayi ü reti m i Kazahistanda 1 58 kat. Ermenis­ ta nda 201 kat. K ı rg ızısta nda 2 1 1 kat a rtm ıştı r. M i l l i c � m h u riyetlerin K ü l ­ t ü r a l a n ı nda e l d e etti k leri sonu ç l a r d a h a az heyecan verici değ i l d i r. Ya­ yı nlanan ra kamlara göre. Dzbekistanda nüfusun her onbinine d üşen yü ksek o k u l ö ğ rencisi sayısı 1 92. K ı rg ı zı standa 1 50. Kaza h i sta nda 1 46. Ta cikista nda 1 45 ve Tü rkmen ista nda 1 3 1 d i r. Bu verileri bazı kapitalist her onbinine d üşen yüksek 63. Federal Alma nyada 49.

devleterin veri leriyle ka rşı laştıra l ı m : Nufu s u n <? k u l öğrencisi sayısı ita lyada 65. i n g i lterede Tü rkiyede 29. Pa ki sta nda 26. I randa 1 4 d ü r.

Len i n p rensiplerine bağ l ı Sovyetler Bi rliğ i Komünist Partisinin d a i m i i lgisi h a l k ı n maddi v e ma nevi nayatına nitesel değ işiklik geti rdi. Prole­ tarya enternasyona lizmi. sosya l i st patriatizm ruhunda. i şçi s ı n ı f ı n ı n idea l ­ lerine. Marksizm-Leninizme bağ l ı yeni iku şaklar yetişti . Bunlar insanın i nsan tarafından söm ü r ü l mesi nin. m i l l i ezg i n i n a mansız düşmanla rı dı r. Leonid i li ç Brejnef. Sovyetler Birliği Komün ist Partisinin 24'cü kongres.,,­ deki raporda bu soru üzerinde d u ra ra k şöyle d iyord u : « Pa rti. bütün emek­ ç i leri. bundan böyle de sosya l ist enternasyonalizm ruhunda. her ne bi562


çimde olursa olsun, nasyonalizm, şovenizm, m i l l i dargörüşl ü l ü k ve kurum­ luluk bel i rtilerine karşı amansız ruhta, bütün m i lletlere, halklara derin saygı ruhunda yetişti recekti r. .. Sovyetler Birliği Komün ist Partisi, sosya lizm ve 'kom ünizm k u ru l u ş u s ü re­ ci nde gel i şen yüzden fazla m i l letin, halkın büyük kardeşl i k b i r l i ğ i n i n ya ra ­ tıcı s ı d ı r. SBKP' n i n enternasyonal politikası ve prati ğ i , çok m i l letl i top l u m u n menfaatlerı i l e ayrı ayrı h e r m i l l eti n menfaatleri n i a henkle birleşti rmen i n parlak örnekleri d i r. SBKP'i m i l l i poliHkasıyla, M a rksizmin -Len i nizmin hazi­ nesi ne değer biçil mez teori k ve pratik katkıda bulundu. Oktobr Devri m i d a ha doğ u d u ğ u g ü n lerde söm ü rge ve yarı söm ü rge ü l kelerde k u rtuluş m ücadeleleri ne büyük etki yapmaya başla d ı . Ve Sov­ yetler Birliği Asya, Afri'ka ve Lôtin Ameri kada halkların m i l l i ve sosyal kurtu l u ş m ü cadeleleri n i desteklemeye devam ediyor. Sovyetler Birliği, kur­ tulan mem leketlerle politik ve ekono m i k işbi rliği, eşit hak ve ka rşı l ı k l ı menfaat prensi plerine dayanıyor. B u işbirliği gelişmekte Q l a n memleket­ Ieri n poliük bağ ı msızl ı kl a r ı n ı n m u hafazasına, ekono m i k bağ ı msızlığa ka­ vuşmalarına yard ı m ediyor. 'Sovyetler B i rl i ğ i n i n m i l li k u rtuluşlarında ve sosya l i lerlemelerinde halkla ra ya rd ı ma bundan böyle de devam edece­ ğ i ne şüphe yoktu r. çağ ı m ı zda m i l l i mesele, özellikle çok h a l k ı ı ülkelerde büyük önem taşıyor. M i lyon larca insan h ô l ô em perya lizmin, söm ü rgeci l i ğ i n boy u n d u ­ ruğu a l t ı n d a b u l u nuyor. B i rçok halklar m i l l i v e sosyal ezg i altında i n le­ mekte devam ediyor. B u n l a r m i l l i varlı klarını b i l e s ü rd ürmek hakkından yoksundurlar. Kültü rleri ni, d i lleri n i gelişti remezler. Oysa bu halklar büyük kaynaşmış yığ ı n lar h a l i nde kendi ta rihi toprakları nda yaşa makta d ı rlar. Türkiye Kom ü n i st Parti s i , m i l l i meselede m i l l etlerin kendi kaderi n i ken­ d i leri tayi n etmesi prensi b i n i kılavuz edinmişti r. Ama bu p rensi p bizce de m i l letleri n b i r b i ri nden m utlaka ayrı lmaları n ı n k a b u l ve propa ganda ed i l mesi zoru n l u ğ u n u koşmaz. Kendi kaderini tayi n etme p rensi bi, h a l k­ lara kend i kaderleri n i kendi leri n i n tayin etmesi hakkı n ı n ve bu a rada ayrı l m a yahut b u veya ş u m i l letlerle veya m i l letle devlet bağları n ı m u h a ­ faza hakkı n ı n ta n ı n masını gerektiri r. B u g ü n « sol . . oportünistlerin o l d u ğ u g i bi s a ğ nasyonal i stlerin de sa l d ı rısına u ğ rayan bu p rensi pi, m i l l etlere kendi kaderleri n i kendi leri tayin etme hakkı ta nı ması p rensipini biz böyle a n l ı yoruz. Ve bu a n layış Len i nci prensi plere tamamıyle uyg u n d u r. V. i. Leni n Okto b ı rdan hemen sonra şöyle yazıyord u : « Biz, ezilen m i l Iet­ lerin kendi kaderleri ni kendi leri tayi n etme özg ürlüğünü yani bağ ı msız­ l ı ğ ı nı, ya n i ayrı lma özgürlüğünü, parçalanmış ekonomi veya küçük devlet­ ler hayal i k u rd u ğ u m uz için istemiyoruz, tersine biz büyük devletler i sti ­ yoruz, m i l letlerin gerçekten demokratik gerçekten enternasyonal ist bir temel d ı şı nda d üşünü lemiyecek olan ya k ı n laşmaları n ı , hattô kaynaşmala­ r ı n ı istiyoruz. 563


Böylece, m i lletlerin ken d i kaderin i kendi leri tayin etme hakkı ve ayrılma, b i rbirine bağ lı olmakla beraber, iki ayrı kavra m d ı r. Biz Türk kom ü n i stleri b u meseleye her zaman bu açıdan ba1ktık. Son olarak, bir defa daha belirtmek i steri m ki, ortak düşman em per­ ya l izme karşı savaşan ayrı ayrı m i l l etlerin emekç ileri n i n kardeşçe birliğini sağ la m a k Ma rksçı-len incile ri n, komü ni stlerin en önem l i ödevlerinden biri olarak ka l ıyor.

564


eNeni çağ·· dan Okuyuculara Saym Okuyucular,

Derg i m ize karşı i stekler g ünden g ü ne a rtıyor. Ve biz, bunları elimizden geldiği kadar karşı lamaya ça l ı ş ı yo ruz. Okuyucularımızdan, adresleri açık ve doğru ola rak yazmalarını, öze l l i kle şehi r ve mahalle n u m a ralarını titizl ikle bel i rtmeleri n i rica ederiz. Çün k ü b u n u maralarda, genelli kle a d reste k ü ç ü k b i r hata, derg i n i n eli n ize geçmesini engel lemektedi r. Sonra, ad res deği ştiri n ce, yeni a d resi­ nizi bize derhal b i l d i rmeniz gereki r. Dergiyi a rkada ş l a rı n ı z a rasında da ta nıtmak ve okutmakla u l usal ve sosyal 'k u rtu l u ş dôva m ı z ı n safla rına yeni savaşçılar kaza n d ı rm ı ş o l u rs u n uz. Dergiye henüz a bone o l m ıyanlar, a rz u ettikleri tak d i rde, adresi ­ mize b i r mektu p yaza rak i stek leri n i bi l d i re b i l i rler. Bu n d a n başka, aşağ ıdaki kita p l a rı ed i n mek i stiyen ler de bu di lekleri n i b i r mektupla a d resim ize yaza b i l i rler.

1 . DAVA V E M O DAFAA (1 951 tevkifleri nde Türkiye Kom ü n i st Partisi yöneti m i n i n başında bulunan Zeki Başlıma,'ın Askeri M a h ­ keme önünde yaptı ğ ı müdafaa), 2 . SOVYETLER BiRLiöi KOMO N i ST PARTiSi N i N PROGRAMI . 3. NAZı M H i K M ET, BOTON ESERLERi (Şi md iye k a d a r 7 cilt çı k m ı ştır), 4. B i liMSEL KOM O N iZM,

5. LEN i N (biyografisi) , 6. S. Üstünger i n Sovyetler Birliği'ni a n lata n " G O N EŞLi DO NYA" adlı eseri, 7. Ahmet S aydan ı n , Alman u l u s u n u n sosya l i st devletini bütün yön leriyle tanıtan " ALMAN DEMOKRATi K CUMHURiYETi " a d l ı eseri, '

8. BOYOK OKTOB R 50 YAŞ ı N DA.

Adresi miz : Yeni çağ Stredisko pro rozsi rova n i tisku, Pra ha 6, Thaku rova 3, Czechos/ovakia -


i Ç i N D E K i l E R Sayfa Elli y ı l l ı k kardeş birliğ i . N . V . Podgorni'nin yazı kurulu muzun soru·

488

l a rı n a ceva pları .

Verner Lomberts 501

Parti ve y ı ğ ı n l a r .

Karlos A/ba, Aleksey Masyagin 512

Viyetnam devri m i üstü n gelecek

ViIi Gerns, Robert Ştaygervald Anti · monopolist demokrasi ve sosyalizm m ücad elesi .

522

Ezekias Papayoa n u 532

K ı brıs eg emen l i ğ i v e o n u n d ü ş m a n l a rı .

Olaylar, yankılar, düşünceler Karl Heinz Nötzel Antla ş m a l a r ı n onayl a n ması ve d a h a son ra'ki ödevler

538

A. B. Avrupa genel konfera nsına doğru

.

543

Politik yorum Yan Prajski Moskova görüşmeleri n i n önemi

545

Marksizm·Leninizm ve z a m anımız A. Rodriges Iktidarı elde etme m ücadelesi b i ç i m leri

.

551

üzel sa yf a l a r

Türkiye Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Ya kub Dem i r yoldaşın Prag'ta, SSCB ' n i n 50. kuru l u ş yıldönü m ü dolayısiyle terti plenen u l uslararası konferansta yaptı ğ ı konuşma

561


••

Y E N i ÇAÔ OKU VE

OKUlI

••

i

yc_72_07  

• Ezekias Papayoanu: Kıbrıs egemenliği • Karl-Heinz Nötzel: Antlaşmaların imzalanması Ozel sayfalar Temmuz (; Elli yıllık kardeş birligi. N....

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you