Page 1

YENİçAG LATI N AMERIKASAYıSı

M. Sepeda: Küba devriminin onuncu yıldönümü

F. Mieres: Latin Amerika ülkelerinde ekonomik gelişmenin ve devrim hareketinin özellikleri

V. Teytelboym:

N. Mostovets: Latin Amerika Komünist Partileri

Latin Amerika'da aydınlar ve gençler

M.S. Honama: Guvatemala Emek Partisinin yanlış yoldaki akımlarla mücadelesi

V.Atias:

Şili Marksistlerinin yeni eserleri

öZELSAYFALARıMIZ

Türkiye Komünist Partisinin halkımıza çağrısı

A. Saydan: "Kanlı pazar» ve ötesi

2 (56) Şubat

1969

B A RI Ş

V E SOS Y AL I Z M

P RO B L E M L E R I


Bu sayıdaki imzalardan bazılarının kimlikleri:

Mario Silva Honama Guvatemala Emek

Partisi

Merkez Komitesi Sekreteri ve

Siyasi Komisyan üyesi

Manuel SepedCl Kalumbiya Kamünist Partisi Merkez Komitesi yürütme

Komitesi

Valdo Atias Ş ili

Kamünist Partisi

Merkez Komitesi

üyesi

fransisko Mieres Venezüella ekonomistlerinden

üyesi


YENi Çlo Komünist ve işçi

Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz!

2 (56) Şub at

1969

pa rti lerinin teori ve enformasyon dergisi

Küba Devrimi'nin onuncu yıldönümü,

Manuel Sepeda Şan/ı Küba Devrim;'nin üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl boyunca, gerici çevreler, hemen de her gün, genç Küba Cumhuriyet;'nin uzun ömürlü olamıyacağına,

yıldızının

sönmek üzere bulunduğuna dair kehanetler

savurmayı ihmal etmediler. Ne var ki, Karaip Deniz;'nin bu yıldızı, sönmek şöyle dursun, günden güne daha çok parladı. Yine bu on yıl içinde, Ame­ rikanın diğer kesimlerinde, sosyal mücadeleler fITtınasl daha da şiddet­ lendi.

1959 yılı eşiğinde, Kuzey Amerika yöneticileri, Ldtin Amerikadaki sosyal eylemleri kolayca boğmaya devam edebileceklerini ve kıtada sosyalizmin tutunamıyacağını ümit ediyor/ardı. Ama çok geçmeden, bu haya/lerin sonu ,

geldi. Küba Devrimi gerçek tarihsel bir değişim teşkil ediyordu; yani radikal bir toprak reformu, Amerikan tekellerinin ülke içinde imtiyazlarla edin­ dik/eri mü/k/erin musaderesi, ha/k a/eyhtafl eski ordunun tasfiyesi ve ben­

zerleri gibi esaslı değişimler, anti-emperyalist ve anti-feodal devrimden sosyalist devrime geçiş anlamına geliyordu. Böylelikle, Amerikanın bir aYTlcalık teşkil etmediği, tarihsel gelişme kanuniaTInın bu kıtada da yürü­ Iükte olduğu ve artık yeni bir çağda, yoni kapitalizmden sosyalizme geçiş çağında yaşadığımız fiilen gösterilmiş oluyordu. Küba Devrimi, Amerika'nı n geleneksel sisteminde derin bir gedik açmış, kıtadaki çelişkileri suyüzüne çıkarmış ve dünyanın bu kesimindeki fırtınalafı daha da şiddetlendirerek kas/fga/aştlfmıştı. 6

81


Emperyalizm, bu durumdan kendine göre belirli sonuçlar çıkararak, glo­ bal stratejisini yeni koşullara uydurmaya koyuldu. Devrimci Küba'ya karşı askeri tedbirler tırmanışının yanısıra, Lôtin Amerika ülkelerinde, bunların sosyal-ekonomik yapılarının zayıf halkalarını «sağlamlaştırmak» amacına yönelmiş «reformlar» yapılacağı vaadleriyle, devrimci hareketin temelini oyma yeltenişlerine hız verdi. Işte burjuva «tarım reformları», dış finansman plônlarına dayanan ekonomideki «kördüğümler»i «kansız» çözmeler, «iler­ leme birliği», Lôtin Amerika Serbest Ticaret Birliği, ekonomik entegrasyon ve bölgesel ortak pazarlar gibi fikirler böylece ortaya çıktı. Bu tedbirlerin yanısıra, emperyalizmin askeri tutumunda radikal bir değişme göze çarpıyordu: Geleneksel ordular gerillôcdara karşı savaşın başlıca aracı haline getiriliyordu. Bir yandan psikolojik ve sosyolojik harp plônları gerçekleştiriliyor, ordu ile halk arasında «temas sağlama» ama­ cıyla kurulmuş asker-sivil karması kuvvetlerle girişilen harekôt genişletili­ yor,

ideolojik alanda

cepheden hücum/ar geliştiriliyordu. Bu

arada,

Nato'nun Lôtin Amerika variyantını örgütleme, yani Amerika Devletleri Teşki/ôtı'nı yeni koşullara uydurma ve bir Amerikaıdararası daimi askeri kuvvet meydana getirme plônınm gerçekleştirilmesi ödevi ortaya konmuş bulunuyordu. Vaşington tarafından '<{eformlar» maskesi altında hazırlanan stratejik plôn/ar, kılanın her ülkesinde sert pençeli hükümetler kurdurma hedefine yöneltilmişti. Ne var ki, bu metod mevcut bunalımı hafifletmedi; tersine, daha da şiddetlendirdi. Küba'ya karşı emperyalist tehdidi, Lôtin Amerikada bütün halklara karşı sald"'ya dönüştü. Küba Devrim;'nin onuncu ydı, bize, kıtanın 1960 yıliaTı durumunu ve koşullarını topluca gözden geçirme olanağını veriyor. Hemen diyebiliriz ki, bu on yd, Kuzey Amerika emperyalizminin maskesini sıy"'p indiriyor ve onun tüm sistemiyle Lôtin Amerika'ya karşı zorkullanma hattını uygulamak­ tan bir an bile geri durmadığını gösteriyor. Yakın geçmişte, bunu kanıt­ ilyon sayısız olayların bazdarını şöylece sıraliyabiliriz: Brezilya'da Gular'a karşı yapdan darbe; Bolivya'da askeri cuntanın iktidara gelmesi; Ekva­ dor'da Arismend;'nin düşmesi ve askeri cuntanm duruma hôkim olması; Arjantin'de iktidarın llia'dan alınarak generallere verilmesi; Kolumbiya'da Lieras Restrepo'nun «uygar» hükümetinin yönetimi altında ülkenin «Anaya­ sal» ve «Iegaı» bir terörle kana boyanması; Guatemala'da Mendes Mon­ tenegro'nun

«demokratik»

yönetiminde,

Venezüellô'da

Betankur

ve

Leon;'nin «cumhuriyetçi metodlar»ının uygulanmasında, Peru'da Başkan Belaunde'nin «ilerici» yönetimi sırasında işlenen sayısız cinayetler; Santo Domingo'ya Birleşik Amerika'nın barbarca girmesi; Uruguvay'daki baskı ve terör; Şili'deki korkunç çarpışmalar, Paraguvay'da Stresner ve Haiti'de Düvalie rejimierinin mumayalaşması; Porto-Riko'daki «birlik» yönetimi, Peru ve Panama'da daha geçenlerde alip yürüyen «gorilizm» dalgası v.s .. . . Tek sözle, karşı-devrim, Küba Devrim;'nin anti-tezi olarak bir devlet biçimi

82


haline getirilmiş, yüksek rütbeli subaylar kıtada sahte bir anayasallık kaf­ tanına bürünen reel iktidarı ellerinde toplamış bulunmaktadular. Küba Devrimi, açtığı yolda birçok güçlükleri aşarak ilerlemeye devam ediyor. Bu devrimin doğuşu üzerinden geçen on yıl artık söz götürmez bir gerçektir. Anti-emperyalist devrimin doruğuna varan Küba, bugün sosyalist devrimin hedeflerine ulaşma yolunda ilerlemektedir. Bu devrimin tarihsel hizmetlerinden biri, emperyalizmin karşı-hücuma geçmeye yeltendiği bir dönemde, varlığını metanetle devam ettirmekle olması gerçeğidir. Küba Devrimi'ne karşılik emperyalistlerin aldıkları tedbirler Lôtin Ame­ rika'nln hiçbir büyük problemini çözmedi. Bu cümleden olarak, onlaTın uydurma «taTIm reformları» köy ekonomisindeki bunalimı gideremedi. Eko­ nomik, mali, politik ve askeri b askı daha çok şiddetlendi. Bunun sonu­ cunda, Amerikan emperyalizmi ile Lôtin Amerika ülkeleri arasındaki çeliş­ kiler sertleşti. Vaşingtonun, bu çelişkilerden yançizmek kaygı si yle, XI Mil­ letlerarası Konferansı - daha öncekinin üzerinden 15 yıl geçmiş olduğu halde-toplamaya cesaret edememesi, emperyalizmin Küba Devrimi'ne karşı tedbirler politikasının suya düşmesinin kanıtı olarak göze çarpmak­ tadIf. Emperyalizm, kıta ülkeleri halklarının politik bilincindeki yükselişi de dur­ duramadı. üniversite gençleri, orta tabakalar, ilerici katolikler gibi yeni kol/arın katıldığı devrim seli, geniş tekcephe ve birlikler yaratılması proble­ mini önplôna getirmiş bulunuyor. Bu on yıl içinde, sosyalist sistem ülkelerinin varliğı ve yaklnliğı düşün­ cesi ve bununla duyulan güven, Lôtin Amerika geniş halk yığinIaTı içinde doğal bir hal aldı. Sosyalist ülkeler topluluğu ve her şeyden önce Sovyetler Birliği ile bağlantı kurduktan sonradlf ki, Küba Devrimi yönetimi emper­ yalist kuşatmayı parçaltyabildi. Bu birlik, savaş hatlarında perçiniendi ve Fidel Kastro yoldaşın Play-Hiron çarpışmalaTl ateşi içinde Küba Dev­ rimi'nin karakteri bakımından sosyalist olduğunu söylemesiyle daha büyük bir kuvvet kazandı. Kıta halklarının yüreklerinde yer eden Küba Devrimi, proleter enternasyonalizmi duygulariyle dolup taşan coşkun dayanışma hareketine yol açtı. Birleşik Amerika'da, yakın geçmişte yapılan başkanlik seçimi günle­ rinde, Lôtin Amerika sorunu yine «süregen» bir konu idi. Yeni Başkan Nikson, Lôtin Amerika kttaslnln nasıl kaynadığını kendi tecrübesiyle bil­ mektedir. Zaten onun programı Lôtin Amerika memleket/eri bakımından daima anti-komünizme dayanmıştif. Yine de öyledir. Ve bunda şaştlacak bir şey yoktur. Halklarımız, bir zamanlarm Başkan Yardımcısı olan Nik­ son'un, bir Batista toplumunda, bir Trujil/o, Rohas Pinilia, Somos kardeşler, Peres Himenes ve bir Kastilio Armas toplumunda nasıl kendini akvar­ yumdaki balık gibi hissetfiğini gayet iyi hatlflamaktadlflar. Biz onun ne Koçinos Körfezi'ndeki haydutluk aksiyonuna doğrudan doğruya kattıma­ smı, ne de daha geçenlerde Küba'ya karşı savurduğu tehditleri unuta­ biliriz. 6'

83


Biz Ldtin Amerika'da artık Birleşik Amerika saldırgan pofitikaslnln yeni befirtilerine tanık olmaktayız: Peru ve Panama'da hemen de aynı zamana rastflyan askeri darbeler, Venezüef/d'da sağcı sosyal-hristiyan partinin üstüngelmesi, Kolumbia'da iki partili sistemden doğan süregen bunaflm, kıtanın güney ucu kesiminde göze çarpan saf/antdı politik durum, Mek­ siko'daki kanfl Olimpiyat v.s. hep bu cümledendir. Bütün bunlar, Ldtin Amerikada mücadelenin gitgide çok daha kıyasıya bir hal alacağını, vak­ tiyle Küba'daki zaferle sonuçlanan 1950 ydlafl döneminin gösterdiği gibi, bizim de bütün güçlüklere rağmen ileri hamleler yapacağımız fırtınalar devresinin yaklaştığını bildiren ön haberlerdir.

1970 ydlaflnln kıtada büyük sosyal safSlntdar dönemi olacağını şimdiden kestirebiliriz. Emperyafist sömürü, Latin Amerika'nın ve ekonomik yapısının temef/erini oymuştur. Dış görünüş kabuğunun altında derin sosyal süreçler gefişmektedir. Bundan ötürü, emperyalizmin bazı kalemşorlarının göğüs­ lerini döğerek yaydıklafı Latin Amerika'da "huzur» iddialaflnın yalan ol­ duğu apaçık meydandadır. Gerçi Latin Amerika ülkeleri devrimci güc/eri yenilgilere de uğramışlardır, ve kılanın birçok kesimlerinde mücadelenin karakteri henüz iyice belirlenmemiştir. Ama Küba Devrimi'nin açtığı devir tamamlanmış değildir, ve biz Latin Amerika'daki anti-emperyafist savaşta yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Halen yığın hareketlerinin serpilip gelişme aşaması içindeyiz. Proletarya terör koşuf/afl altında çetin bir sınıf savaşı vermektedir. Bu eylemler içinde, halkın bağflndan, aralannda Küba Devriminin kendilerine iktidafl elde etme yol ve olanaklaflm daha açık olarak gösterdiği işçilerin, köylülerin ve yüksek öğrenim gençliğinin bulunduğu birçok savaşçılar çıkıp yetiş­ mektedir. Orneğin, din adamı Kamilo Tores, yazar Arhimiro Gabaldon, ordu mensubu Tursios Uma bu savaşçılar arasındadular. Her şeyden önce, önümüzde, Latin Amerika'mn özgürlüğü uğrundaki savaşta çarpışuken şehit düşen ateşli ve saplna kadar kahraman binbaşı Ernesto Çe Gue­ vara'mn parlak örneği durmaktadu. Bu kurtuluş savaşçılarından biri de, Kolumbia'mn kurtuluşu uğrunda dövüşmeye devam eden halkımızın kahra­ man oğlu, destanlara yaraşu komünist-gerillacı binbaşı Manuel Mar­ landa Veles'dir. Şunu belirtmeliyiz ki, kıtamızdaki savaşlara, Birleşik Ame­ rika halkının - siyah ve beyaz - yürüttüğü savaşın ve Vaşington yönetici­ lerinin askeri saidmsina karşı Viyetnam halkının gösterdiği kahramanca direnişin yankllaflmn da etkileri vardır. Yaklaşmakta olan on yd, 1970 yıllan, Bizim önümüze, birlikte yürümek, Latin Amerika ülkelerinde anti-emperyalist tekcepheyi ve kendi ülkelerinin konkre ulusal özelliklerine uygun biçimlerde savaşmakla olan bütün komü­ nist partilerinin eylem birliğini kuvvetlendirmek için yeni yollar bulma öde­ vini koymaktadu. Küba Devrimi, bize şimdi muazzam olanaklarm varllğmı göstermiştir. Yani biz, emperyalist egemenfiğinin yok edilebileceğini; birçok memleket­ lerde konkre koşullar çıkış noktası yapıldığı ve ona göre bir taktik uygulan-

84


dığı takdirde sildhlı mücadelenin tüm gericilik kuvvetlerini yokedebifecek bir boraya dönüşebileceğini; işçi sınıfının etrafında tüm halk birliğinin anti-emperyalist ve anti-feodal devrimden sosyalist devrime doğru geçiş koşuf(arını yarattığını; sosyalist sistemin ve her şeyden önce Sovyetler Birliği'nin, kurtuluş uğrunda savaşmakta olan halklara her yönlü destek ve yardımda bulunduklarını görmüş bulunuyoruz. Devrimcilerin, bazı olayları değerlendirmede birbirinden farklı tutumları olsa da, yüceliği ancak Ant Dağları ile kıyaslanabilecek olan şu tarihsel gerçek ortadadır: Lôtin Amerika'da sosyalizme doğru yol açan ilk devrim Kübada başarılmıştır. Bundan ötürü, bizim bu devrimle kesin dayanışma­ mız ve onun bu dayanışmaya güveni haklıdır, yerindedir. Geçtiğimiz on yıl kıtamızda büyük savaşların prova dönemi oldu. Onü­ müzdeki on yılda halklarımız bu savaşı yeni bir düzey ve aşamaya ulaştıra­ caklardır.

85


Lôtin Amerika ülkelerinde ekonomik gelişmenin ve devrim hareketinin özellikleri fronsisko Mieres latin Amerika ülkel ' e ri özg ü yanları da çoktur. Bu soru nu bili msel yoldan i ncelemenin ne kadar zorunlu olduğunu a nlatmaya l üzu m yoktur her halde. Bugün, konu olarak latin Amerikayı ele alan teorik eserler arasında, bu soruna doğrudan doğ ruya değ i n meyen, va rsay ı m biçiminde şu veya bu çözüm yolunu i leri sürmeyen tek esere rastlan maz. Teori alanından, emperyalistlerin ve zeng in haki m sı nıfların (oligar­ şi nin) kıta mızda yürüttükleri pratik faaliyetlere geçersek, düşmanlarımızın d a bu soru n u kendi çıkarlarına göre çözmeye çalıştıklarını anlamak için, Amerika Devletleri Teşki latı, Panamerikan Birliği, «Ka lkınma Birliği», Ame­ rika Devletleri a rası Gelişme Bankası, Amerika Devletleri a rasıSavunma Konseyi, latin AmerikaSerbest Ticaret Birliği,Orta AmerikaOrtak Pazarı, And Bölgesi ü l keleri Andıaşması gibi en meşhur ve en büy ük teşkilatl a rı saymamız yeter. Kıta mızda emperyalist ta raftarı teşkilat sayısı nın gözle­ ri miz önünde durmadan artma kta olması, sadece teorik değ i l, ay n ı za­ manda pratik bir sorunla karşı karşıya bulunduğu muzu gösteren bir bel i r­ tidir. Gerçi bu sorun yeni d eğ i l d i r. Yüz elli y ı ldan beri latin Amerika'daki siyasal ve tortlumsal düşünceyi zaman zaman meşg u l eden bu mesele, bütün canlılığı ile yeniden g ü n ü n konusu haline gelmiştir. 1929 yılında, latin Amerika komü nist pa rti lerinin ilk konferansında ele a l ındığı g ünden beri, kıtamızın bütün komünist parti leri n i defa larca meşg u l etmiştir. Dev­ ri mcileri n bu sorunla i lg i l en mesi, sınıf düşmanla rı mızı n faa liyetlerini göze görü n ü r şeki lde artırmaları karşısında duyulan haklı bir endişeyi dile geti riyor. Başka türlüsü ola bilir mi zaten? !J l kelerimizi n sömürülen ve ezilen sınıfları, düşmanları mızın faaliyeti karşısında kay ıtsız kalabilir m i ? Bel i rsiz b i r za man için teşebbüsü onlara bıra kabilir m i ? latin Amerika'daki devrim ha reketi içinde komünisflere düşen öncü lük ödevi, komünistlerin bu konuda da halk yığınla rına açık seçi k cevaplar vermelerini zorunlu kı l m ıyor m u ? Hiç şüphesiz, bu sorun, ancak v e a n c a k kollektif bir çalışma ile, bizleri yavaş yavaş doğ ru sonuçl a ra götürecek olan ka rşılıkl ı bilgi ve görüş değiş­ tokuşu sonucunda çözümlenebi l i r. Bunun için de, soruna çeşitli açılardan y anaşma mız, g i riştiğimiz a raştı rma larla va rdığımız kısmi ve geçici sonuçları ortaya koyma mız faydalı olur. Bugün, ekonomik, sosy a l-politik l iteratür, Latin Amerika' n ı n büt ün ü l ke-


lerini çok geniş politik ve ekonomik toplu l uklar içi nde toplamakta, onlara, az gelişmiş ülkeler, üç kıta g rubu denilen ü l keler, söm ü rge, yarı-sö m ü rg e ve bağ ı m l ı ü l keler, yahut t a mi lli ku rtuluş ha reketi içinde, y a n i kısacası, .. üçüncü dünya» adı verilen ü l keler arasında yer vermektedi riar. Bu görüş, genel çizgileriyle doğ ru olduğu için, birçokları ta rafından kabul edilmektedi r. Bununla beraber, aşağıda da görüleceği g ibi, bu genel leştirmenin bazı nokta larının açıklığa kavuştu ru lması şa rttır. Yukarıdaki görüş bizi i ki sonuca götürmektedi r. Birincisi : ara larındaki bütün fa rklara rağmen, bazı ortak özellikler taşıyan ülkeleri «toplu msal bölgeler» içinde toplamak metodoloji bakı mından doğrudur. Ikincisi : Latin Amerika ü l kelerini bu geniş toplu luk içine sokmak, bu ülkelerin bir genel­ leştirme konusu haline geld ikleri ve bu bakı mdan da (diğer kıta ları n ü lke­ leriyle bera ber) bir bütünün kısımlafı olarak ele a lındıkları anlamına gelir. Ama Latin Amerika ülkelerini bi rleştiren ve Asya'daki, Afri ka'daki geri ka lmış, bağ ı m l ı ü l kelerle yakınlaştıran unsur sadece bu benzerl i k midir? Bu genel benzerlik çerçevesi içi nde, Latin Amerika ü lkeleri ni birbi rine yaklaştıran u nsurlar yok mudur? Lôtin Ameri ka ülkeleri, az gelişmiş ü lke­ lerin özel bir çeşidi değil midirler? Ameri ka'nın, bu kıtayı sosya l-ekonomik bakımdan «üçüncü dünya»nın diğer bölgelerinden ayıran özel li kleri yok mudur? «lJçüncü dünya» derinliği ne incelendikçe, şu gerçek açıklıkla beli riyor: bu dünyayı tanımlayan kavramın çerçevesi - yani az gel işmişlik kavra mı artık çok genişlediği için, çeşitli bölgeleri birbirinden ayırmamıze i mkan vermiyor. Bu yüzden, az gelişmiş ü l kelerin yapısı ve gelişme özellikleri incelenirken, hemen hemen sadece sömürgeleri n, yarı sömürgeler i n veya sosya l-ekonomik bakı mdan haıa büyük ö lçüde gerikalmış duru mda olon ku rtu luşlarına yeni kavuşmuş Asya ve Afrika ü l kelerinin soru nları ele a l ı nı­ yor. Bu tablo, lôtin Amerika gerçeklerini ya hiç içine al mıyor, yahut ta bunlara şöyle bir değiniyor. Bu şartla rda, «üçüncü dünya» özelliklerinin mantıki sınırlarını zorla madon, her bölgenin sorunlarını derinlemesine in­ celeyebi l mek için, bütün ü, kesimlere ayırmak zorunlu ol uyor.

Lenin ve Lôtin Amerika Bu konudaki çalışmalar sırasında, Lenin'in Latin Amerika' n ı n durumunu incelerken va rmış olduğu son derecede ilginç sonuçlar üzeri nde du rmamız şarttır. Bug ünkü şartlara tıpatıp uyan bu sonuçlara şi mdiye kadar gereken önem veri lmemiştir.(1) «Emperyalizm azerinde Notlar»ında Lenin, Güney ve Orta Amerika'n ı n

(1) Bize göre, b u konuda S. Si miyonov'un ..Enfoque marxista-Ieninista de problemas de lo l uche antii mperi a lista en Amerika lotina» başlıklı makalesi, bir istisna teşkil etmektedi r. Bu yazı aşağıdaki derlemede yayın­ Ianmıstı r : EI Gran Octubre y el proceso revolucionario universal. Prob/e­ mas de acfualidad, no 4. Moskova 1 967. 105

87


yirmi devleti ni, Doğu Avrupa ü l keleriyle beraber, mali bakımdan bağ ı m l ı , ama politik bakımdan bağ ı msız ü l keler a rasında göstermiştir. Böylelikle bu nları, sömürgelerden ve ya rı -sömürgelerden kesin l i kle ayrı tutumuştu r. Lenin şu noktayı da bel i rtmişti r : sömürgelerde ve yarı-sömürgelerde Rus­ ya'daki 1 905 Devri m inden sonra başlayan u lusal ve demokratik ha reketler dönemi, Lôtin Amerika'da 1 8 1 0-1826 yılları arası nda yürütülen ku rtuluş savaşlariyle başlamıştır, XiX ve XX yüzyıllar da da devam etmiştir. Leni n bu sonuçları «Istatistik ve Sosya/oji adlı eseri nin planında tekrar ele a l ıyor. «Kapitalizmin en yüksek aşaması: Emperyalizm adlı eserinde de, Lôtin Ameri ka'daki yi rmi devleti, emperya listlerin sömürge sisteminin d ışında tutuyor, mali ve di plomatik bakımdan bağ ı m l ı , ama siyasi bakım­ dan bağı msız bir ü lke olan Arjantin' le, o za manlar yarı-sömürge olan ül­ keler (Iran, Çin, Türkiye) arasındaki farkları bel irtiyor. Lôtin Amerika'nın bug ünkü durumunu objektif bir şeki lde tah l i l i nde Lenin'in bu düşünceleri büyük değer taşı maktadır. Bu nları daha di kkatle inceleyel i m : Birinci nokta : Lenin, Lôtin Amerika ü lkeleri ni, çeşitli mil letli diğer mem­ leketler g i bi, bölgesel ve kıta ça pında incelemeye başlıyor. ..

..

Ikinci nokta: lenin, birinci gruba, mali

ve

politik bakımdan bağımsız

ü l keleri (ingiltere'yi, Alma nya'yı, Fransa'yı); ikinci g ruba, Doğu Avrupa'yı (Rusya'yı, Avusturya-Macaristan'ı, Türkiye'yi), Batı Avrupa' n ı n küçük ü l ke­ leri n i, Ja ponya'yı, bir de G üney ve Orta Amerikanın söm ü rge ol mayan ü l kelerini ; üçüncü g ruba, Çin ve ya rı-sömürgeleri, dördü ncü g ruba da söm ü rgeleri sokuyor.(2) «Emperyalizm üzerine Notlar adlı eseri nde yer alan ikinci bir tasnifte Lenin, bütün dünya ülkelerini üç büyük gru ba ayırıyo r : Birinci gru p üç ya ndaş (tô li) g ruba bölünüyor: a) Batı Avrupa (12 ül ke) ; b) Birleşik Amerika Devletleri; c) Ja ponya. Ikinci grup iki yandaş g ru bu kapsıyor: a) Doğu Avru pa ile Asyan ı n bir kısmı (9 ü lke); b) G üney Amerika ile Orta Amerika (20 ül ke). üçüncü g rup da ikiye ayın l ıyor: a) Yarı-sömürgeler (10 ü l ke); b) sömürgeler (60'a yakın ü l ke).(3) Tasnifinin her i ki şeklinde de, Lenin' i n Lôtin Amerika'ya kendine özgü bir ü l keler g rubu diye bakması ilgi nçtir. Emperyalizm üzerine Not/ar'ı dik­ katle i ncelersek, bu görüşü n a pariori bir muhakeme ol madığını. derinle­ mesine yapılmış bir incelern i n sonucu olduğunu görürüz. Ote yanda n. önemli bir nokta da şudu r : Leni n Lôtin Amerika'yı, emper­ ' yalizmin sömürge dünyasına dahil etmiyo " Lôtin Amerika ile ya rı-sömür­ arası nda kesin bir çizgi geler çiziyor. Bu meselenin üzerinde daha aşağıda duracağ ız. ..

(2) Lenin - Eserleri (Rusçası) c. 39, s. 700. (3) Len in - Eserleri (Rusçası) c. 39, s. 697. 88


Şimdilik, az bilinen bir noktaya di kkati çekmek isteri z : Tasnifin i n her iki şeklinde de, lenin, ldtin Amerika ülkelerini ayrı bir g rup saymakla beraber, onlara Doğu Avrupa ü l kelerinin yanı nda (hatta bu varyantıa rı n birinde, Çarl ı k Rusyasının yanı nda) yer veriyor. lenin'in çizdiği tablol o r bu iki gru p a rasındaki benzerl ikleri ve farkları do bel irtiyor. Orneğ in, bütün bu ülke­ lerin, siyasi bakımdan bağı msız, oma mali bakımdan bağ ımlı olduğunu, öte yandan, bazı Avrupa ülkelerinin (Rusya ve Avusturya gi bi) sömürgelere m a l i k olduğunu, başka ülkelere yatı rımlar yaptı klarını, ldtin Amerika ülkelerinin ise böyle bir du rumda bulunmadığını gösteriyor. Lenin'in belirttiği başka bir benzerlik, burjuva ulusal ve demokratik ha reketlerinin aynı dönemde gerçekleşti ri imiş olmasıdır (Doğu Avrupa'da 1 848, 1 905 ve 1 909; ldtin Ameri ka'da 1 823-1 91 1). Bell i ki, lenin için, bu benzer l i k bir «tesadüf» değ ildir; ekonomik ve toplumsal niteli kte tarihsel bir benzerliktir, bu benzerliğin kökleri de ekonomik ve politik gelişme seviyesinde a ranmalıdır. Demek oluyor ki, len in'in ldtin Amerika devletlerini yarı-sömürge sayma­ dığı, orta derecede bir kapitalist gelişim seviyesine va rmış az gelişmiş ülke­ ler d iye kabul ettiği muhakka ktır. Bu noktayı göz önünde tutarsak, «Kapita­ lizmin en yüksek aşaması: Emperyalizm»deki dü nya n ı n büyük devletler a ra­ sında bölünüşünü belirten ta bloyu daha iyi anlarız. Bu eserde, ldtin Amerika ülkelerinden ayrıca bahsedilmiyor; ama Lenin bu nları, ne sömürgeci dev­ letler g rubuna, ne de sömürgeler ve yarı-sömürgeler g rubuna dahil etme­ diğine göre, bu ü l kelere «diğer ü l keler» başlı klı bölümde ve özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin yanı nda(4) yer vermiştir demektir. Rusya'ya gelince, çizelgede, bu ülkeye büyü k sömürgeci devletler g ru­ bunda yer veri l mişti r; ve bu a rada, onun, bu devletler a rasında, «iktisadi bakımdan en çok geri kalmış bir ü l ke oldugu, Rusya'da çağdaş kapitalist emperyalizmi i le, kapitalizm-öncesinden kalma ilişkileri n sa rmaş dolaş bulundukları»(5) da belirti lmektedi r. Şurası muhakka k ki, Çarl ı k Rusyası en büyük sömü rgeci devletlerden biriydi, «en yeni kapitalist emperyalizmi» de orada mahalli çapta mev­ cuttu. Halbu ki çağdaş ldtin Amerika ülkeleri nde böyle bir durum yaktur. Buna rağ men, a ra larında i ktisadi yapının tek cinsli (mütecanis) olma ması; kapitalizm-öncesinden kalmış s ı kı ilişkilerin varlığı; bu ülkeleri Batının emperyalist devletlerine bağlayan büyük yabancı yatı rımlar v.b. gibi ben­ zerlik unsurları da vardır.

(4) Gelişme evrelerinin ve toplu msal soru nları n birbirlerine benzemesi i l e d i l e gelen sasyal-ekanami k formasyonlar arası ndaki benzerlikler, lenin'in, her iki tasnifte de Ldtin Amerika'ya neden Doğu Avrupa'nın ya n ında yer verdiğini ayd ı nlatmaktadır. (5) lenin «Kapitalizmin en yüksek aşaması: Emperyalizm» s. 1 04 (frans.) Moskova 1 967. 89


Lenin, bu tabıoyu yoruml a rken, Lôtin Amerika'ya özgü bağ ı ml ı l ı k şeki l­ lerini inceliyor. Lenin'in belirttiği g ibi, emperyal izm çağ ındaki kapitalist d ünyasında, (<<sömürg e sahibi ü l keler g rubu ve sömürgeler g ru bundan) başka, pol it i k bakımdan şeklen bağ ımsız olan, fakat gerçekte mali ve di plomatik bağ ı m l ı l ı k tuzağına düşürü len bağı m l ı ü l kelerin çeşitli şekil leri» vardır. Bu şeki l lerin bir çeşidinden, yarı sömürgelerden daha yu karıda bahsettik. Diğer bir şekli için Arjantin tipi k bir örnekti r.»(6) Lenin burada Şultze Gevernitz'den şu görüşü a ktarıyor: «Güney Amerika ve özelli kle Arjantin, mali bakımdan Londra'ya o kadar tôbidi r ki, bu ü lkeye Ingil­ tere'nin bir söm ürgesi deni lebi l i r.» örnek alara k, Lenin, ingiltere' nin Arjan­ tin'de yatırdığı sermaye m i kta rını hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor: «Bu, mali sermaye ile - ve bu sermayenin» sadık «dostu diplamasi ile - Ingil­ tere'nin Arjantin burjuvazisi bu ü l kenin bütün ekonom i k ve politik hayatını yöneten çevreler arasında ne derece g üçlü i lişkiler sağladığı kolayca a nlaşl l ı r» .(1) Lenin, bu eserlerinde, ü l kelerin ekonom i k ve sosyal gerikalmışlıklarının ekonomik ve politi k bağ ı m l ı lı kları i le ilişkileri içinde bili msel incelenmesi yollarını gösteriyor. Bizi m ödevimiz, Ekim Devriminin zaferi, kapita l izmdeki genel bunalım, sosya list dü nya sisteminin kurul ması, u luslara rası komü nist ve işçi hareketi nin alabildiğine güclenmesi, u l usal kurtu l uş ha reketi nin h ızla gelişmesi, emperyalist sömü rgeci sisteminin çöküşü gibi, dünyada oluşan köklü değişi kli kleri ta hlil etmek su retiyle, Lenin' i n bu sorunlarda ortaya attığ ı değ erli düşü nceleri daha da beli rli hale getirmek, deri nleştir­ mek ve geliştirmektir. örneğin söm ü rge veya yarı-söm ü rge olmayan ü l ke­ leri n çeşitli bağ ı m l ı l ı k şeki lleri bu soru n la rın kapsamına g i rmektedi r (Bu g i bi ü l keler çağ ı m ızın tipi k özelliklerinden biridir.) Ne yaz ı k ki, Lenin'in açtığ ı yol u nutuldu, ekonomi k ve sosyal literatürde, belirsiz bir genelleş­ tirme i le çeşitli kavramları birleştirme eğ i l i m i beli rdi. Buna göre, geri kal­ mış ve bağ ı m l ı bütün ü l keler aynı kategoriye sokulara k, emperyal izmin sömürge dü nyası kavra m ı nda birleştirilmektedir. Komünist Enternasyo­ nalin VI'ncl Kongresinde «sömürgelerde ve yarı-söm ürgelerde devri mci hareket»le ilgili tezlerde de böyle bir genel leştirme yapılmış ve Lôtin Ame­ rika ülkeleri, sömürgeler ve yarı -sömü rgeler g rubuna dahil edilmiştir. Böylelikle, sömürge ü lkelerden başka yarı-sömürgeler, hatta bağ ımlı ü l keler bile «sömü rge» kavra mı içi ne alınıyor. Bu yüzden de, «sömürge­ ler»i, geri kalmış ve gelişmiş diye tasnif etmek zorunluğu ortaya çıkmış bulunuyor. Geri ka lmış sömürgeler için, kapital ist olmayan bir gelişme yolu, i lerlemiş olanlar için de, demokrati k burjuva devriminin proletarya devrimine dönüşmesi yolu devrim perspektifi olara k gösteril iyor. Bu son ayırım bile, Lôtin Ameri kadaki devri m stratejisi perspektifi bakımından fevkalôde önemli alduğu halde, sonralardan unutuldu g itti. (6) Lenin, «Kapitalizmin en yüksek (7) Lenin, aynı eser, s. 1 09-1 1 0. 90

aşaması: Emperyalizm»,

s. 109.


Lôtin Amerika ve "üçüncü dünya" lenin'in i leri sürdüğ ü ve yukarıda sözünü ettiğimiz bütün tezlerin bugü n aynen uygulana bileceğ ini iddia etmiyoruz. H i ç şü phesiz, lenin'in eser­ leri ni yazdığı dönemden bu yana, «üçü ncü dünya.. kavra mın ın ya pısı nda bir hayli değ işiklik olmuştur. Ama kanaatı mıza göre, bu sorunun bugünkü haliyle incelenmesinde lenin'in görüşleri, metodoloji bakımdan önemini koru maktadır. Bir kere, muhakkak ki, sömü rg elerin, yarı -sömürgeleri n ve bağı m l ı ü l ke­ lerin hiç değ i lse i ki ortak özelliği vardır: ekonomik ve sosya l a landa geri kal m ış olma ları ve gelişmiş ka pita list ülkeler tarafı ndan mali ve ekonomik alanlarda a labildiğine sömürülmeleri. lôtin Amerika ü lkelerini üçüncü dünya ü l keleriyle birleştiren özelli kler işte bunlardır. Ama, sömürgelerle ya rı-sömürgeler, sömürgeci bir devletin (tama miyle veya kısmen) dolaysız siyasi egemenliği a ltında bulundukları, başka bir deyişle, yabancı bir dev­ let, onların siyasi yönetim leri ne yahut merkezi organlarına ya da herha ngi bir etki a lanına müdaha lede bul unabildiği halde, bağ ımlı ü l kelerde, siyasi bağı m l ı l ı k dolaylıdır ve yabancı yatı rımlarla gerçekleştiril mektedir. Bun­ dan başka sömü rgeci devletler, kendileri ne bağ ı m l ı ü l keler üzeri nde siyasi ve diplomatik etki ler yapmakta, kendi mali sermayeleriyle yatı rı m yaptık­ ları ü lkenin ekonomik ve politik hayatını yöneten çevreler a rasındaki zorunlu ittifa kı n birer a racı olan ordu, polis ve benzeri organlarla sıkı ilişki lerinden faydalanmaktadırlar. Böyle durumlarda «ilha k.., «sömürge.., «yarı-sö m ü rge.. gibi terimler. siyasi a nlamda değ i l, ekonomik a n lamda ku llanılmalıdır. Bu son dereced e önemli fa rkın u nutul ması, yuka rıda be­ li rttiğimiz karışı klığa yol açmaktadır. «Ulusal kurtuluş.. kavra mı da ·aynı akibete uğramıştır. Bu kavra mı yalnız politik bir anlam taşımaktadır. Zira u l usal ku rtuluşun a macı siyasi bağımsızlıktır. Böyle olduğu halde, politik bakımdan bağı msız olan ve devlet idaresi maha lli haki m sın ıfların yöneti­ m inde b u lunan ü l kelerde gelişen devrim ha reketi, ya nlış olarak, bu kav­ ra ma dahil edi l mektedir. Ikinci nokta : Bugünkü şartlarda. mali bakımdan bağ ımlı ü lkeler g ru­ bunu, söm ü rge ve ya rı-söm ü rgeler g rubundan sadece ayırmak da yeterli değ i ldir. Birinci g ruba dahil - yani siyasi bakımdan bağımsız - ü l keler­ deki bağ ı m lılığın çeşitli şekillerini, çeşitli derecelerini, bu ü l kelerin iç top­ lumsal gelişimindeki çeşitli yapı ları ve aşamaları i ncelemek çok daha önemlidir. Bu ü l kelerin sayısı bir hayli artmıştır. Meydana getirdikleri tablo, bugün çok daha çeşitli, çok daha ka rmaşıktı r. I l k bakışta, latin Amerika memleketleriyle diğer az gelişmiş ülkeler a rasındaki farkla rın. b u son elli yıl içinde, azaldığı sanılabilir. Bunun için de, Iki nci Dünya Savaşından sonra emperyalist devletlerin egemenliği nden yeni ku rtul m u ş Asya-Afrika ü l kelerindeki duru m u ka ra kterize etmek üzere kul lanılan «yeni­ sömü rgecilik.. ter i mi, kıta mız için de ku llanıl maya başlandı. Ama üç kıtada görülen orta k genel özelliklerin - sosyal -ekonomik gerika lmışlık, tek yönl ü 91


ekonomik gelişim, emperyalizmin ekonom i k sömürüsü ve emperyalizme politik bağ ı m l ı l ı k - yanında, açıklanması gereken çok önemli farkla r da vardır. Paulino Gonzales Alberti ve Volodya Toytelboym(8) gibi, Lôtin Amerika kom ünist ha reketi nin tan ı nm ı ş yöneticileri, özellikle siyasi bağ ı msızlığın kazanılma dönemlerindeki farkları daha 1959 y ı l ı nda göstermişlerdir. Lôtin Amerika ü lkeleri emperyalist devletlerin sömü rgeleri almamıştır. Yüz elli yıl önce bağı msızlığa kavuşmuşlard ı r. O zamandan itibaren eko­ nomi leri kapita lizme bağ ımlı yolda gelişmeye başla mıştı r. I ki dünya savaşı arasındaki dönemde, kıtanın ekonomisi ndeki bütün kilit noktalarını elle­ rine geçiren emperyalist devletlerden akın akın gelen yatırımlara para le l olarak, veya b u yatı rı mlardan hemen sonra, b u ü l ke lerde hafif sanayi hızla gelişmeye koyulmuştur. Işte bütün bunlardan dolayı, ekono m i k yapıların ı n v e sosya l-po l itik örgütleri nin özellikleri, eko nomik gelişme aşamaları, sos­ yal-kültürel gelişim seviyeleri, emperyalizmin dünya sisteminde a l d ı kları yer v.b. faktörler yüz ünde n, Lôtin Amerika ü lkeleri, d iğer kıtalarda özg ü r­ lüğe yeni kavuşmuş ü l k�lere kıyasla nitelik bakımından farklı bir yer işgal etmektedir. Sathi bir m u kayese bile, Lôtin Amerika ü l kelerinin karşı laştığ ı sorunla rın, emperyalist sistemin karnından yeni çıkmış, gö bek bağı henüz kesilmemiş, veya da göbek bağ ını kesmeye henüz niyetlenen, diğer emper­ yalist devletlerin yapmak zarunda kaldıkları «ebelik» yardımiyle d ünyaya gelen ü l kelerin ka rşılaştığı sorunlardan farklı olduğunu gösterir. Elimizdeki istatistikler, bu farkları kesi nlikle belirtmemize imkô n ver­ m iyor; bilgimize göre, üretimin bütün kesi mlerine ait kesin veriler yoktur. Ama verilen ra ka mların ya klaşı k niteliğ i n i göz önünde tutarsak, ve neti­ cede, bu ra ka mları sadece n ispet o la ra k ka bul edersek, farklardan bazı­ ları hakkında bir fikir edinebili riz. 1 nu mara l ı tabloda, d ünyanın çeşitli bölgelerinde nüfus başına düşen g ayri-safi g elir o rtalamaları verilmiştir. Tablo 7

1963 yılında nüfus başına düşen gayri safi gelir

(dolar olara k verilmiştir) Bölgeler

1963

Afrika (Güney Afrika hariç) G ü ney ve G üney-Doğu Asya (Japonya hariç) Lôtin Amerika Amerika Birleşik Devletleri Batı Avrupa Kaynaklar: Birleşik M illetler Sosyal-Ekonomik Konseyi, A mic Conditions in Alrica 1960-1964, cild 1, s. 60.

(8) Bak "Bugünkü mil/i kurtuluş S osya lizm yayınları, Prag, 1 961). 92

1 03 92 345 2.764 1 .062 SUNey

ol Econo­

hareketi ve mil/i burjuvasi»

(Barış ve


Güney-Doğu Asya ile Afrika a rasında belirli bir benzerlik o lduğu halde, bu bölgelerle ldtin Amerika arasında kesin bir f a rk görü l m ektedi r : ldtin Amerikada'ki o rtalama, üç buçuk kat yüksektir. ldtin Amerika ile Batı Avrupa a rasında nispet bire üçtür. ldtin Amerika i le Kuzey Amerika a ra­ sı nda bire sekizdi r. Sosya l ist o l mayan devletler toplu luğu içinde, kapitalist üretim i l işkilerinin gelişimi bakım ı ndan gelişmiş kapitalist devletlerle az geliş m iş ülkeler a rasında ldtin Amerika'nın işgal ettiği o rta yeri daha yoğun bi r şekilde belirtmek zor o lu r her halde. Dünyanın çeşitli bölgelerinde adam başına düşen sermaye tutarı ile ilgili raka m l a r (tablo ii) mukayese edildiği zaman do, aynı sonuca varılır. Güney-Afrika'ya, Güney-Doğu Asyo'ya, tropi ka l Afrika'ya nispetle, ldtin Amerika'da bu oran, 2,3 ve 6 kat yüksektir. Batı Avru pa'ya ve Kuzey Ame­ rika'ya kıyasla 11 kat düşüktür. Tablo

1964

2

yılına adam başına düşen sermaye tutarı

(dolar olara k veri l miştir) 1964

Bölgeler

Tro pi ka l Afrika Kuzey Afrika Güney-Doğu Asya ldtin Amerika Batı Avrupa Amerika Birleşik Devletleri

10 33,5 18 63 270 666

Kaynaklar: Birleşmiş M i lletler Sosyal-Ekono m i k m;c CondiUons ;n Africa 1960-1964, c. 1 , s. 8.

Konseyi, A

Survey of Econo­

Bu rakam l a r, ldtin Ameri ka'nın, çağırnız dünyasında aldığı sosyal-ekono­ mik yerle ilgili i ki temel soruya olumsuz bir cevap niteliğindedir. Bu so rular şun lard ı r : ldtin Ameri ka'nın karşı laştığ ı soru n lar, a z gelişmiş Afrika ve Asya ü l kelerinin karşılaştığı soru nl arı n tıpkısı mıdır? Yoksa, gelişmiş kapi­ talist ü l kelerin karşılaştıkları sorunla rı n aynı mıdır? Bu yüzden de, kanaatimize göre, lôtin Amer ika'nın, « üçüncü dünya" çerçevesi içinde özel bir du ru mu vardır: sosya l-ekono m i k ve politik ge­ lişme seviyesi, ldtin Amerika'ya, gelişmiş ka pitalist ü lkelerle, az gelişmiş Asya-Afrika ü l keleri arasında o rta bir yer sağ lamaktad ı r. "

Bu ma kaleni n birinci kısmında, özellikleri açısından ldtin Amerika'nın bir yandan « ü çüncü dünya»nın diğer ü l keleriyle, öte yandan da, gelişmiş kapitalist ü l kelerle o rtak taraflarını belirtmeye çalıştık. Bundan sonra ise, lôtin Amerika topluluğunun iç görünüşü (veya çeşit­ liliği içindeki birliği) üzeri nde duracağız. 93


Ma rks, ekonomi politiğin metodunu ta nımlarken şöyle d iyordu: «Reel ve konkre i l e, gerçek önşartla, örneğ in ekonomi politikte bütün toplu msal üretim cehenneminin temeli ve sübjektif etkeni olan nüfusla işe başlamak i l k bakışta en doğru yol gibi görün ür. Oysa, meseleye daha di kkatla bakarsak, bu metodun hatalı olduğunu görürüz.»(9) Marks'a göre, soyuttan somuta doğru yükselmek en doğ ru bili msel metottu r. Böyle hareket edi­ li nce, soyut beli rlemeler, düşünce yolu i le, somutun tekrar üreti mini sağlar. Fakat elde edilen de «artık bu sefer, b i r bütü n ü n karmakarışık tasviri değ i l , çeşitli belirleme ve ilişkilerin zengin bir toplamı olu r.»('O) Bilim, soyutlar ve genelleştirme yoluyla araştı rma larını derinleştirir, ayrı ayrı olayların özellikleri ni inceleme çerçevesinin dışına çıkar ve bunların ortak yönlerini ortaya koyar. Bu suretle, bu nları şu veya bu suretle bir­ leştiren bağ ları tespit eder. Bunun tam tersi olon yol ise, ortak zemin üzerinde, bireysel'in özelliklerini kesinlikle beli rtir. Lôtin Amerika'ya bir bütün olara k ba kma k ya nlış olu r ; şayet bu bütünü meydana geti ren kesi m­ ler göz önünde tutu l mazsa ve bu kesi mler bütüne feda ed ilirse. Böyle bir görüş, boş ve hiç bir sonuca götü rmeyen bir kavra m haline gelir. Lôtin Amerika'yı, diyalektik bir bütün olarak ka bul eden bili msel bir görüşle incelemek ıôzı mdır. Başka bir deyişle. ikili sürecin, soyutlaştırma ve somut­ laştırma sürecinin sonuçları bu suretle elde edi l m iş ve gerçeğin bütün çeşitli liği de yansıtı i m ış olu r. Demek ki, «pek çok belirlemenin sentezi ve çeşitliliğin birliği» (") olan somut bütü nü (bizi m konumuzda Lôtin Amerika'yı) öğ renebilmek için her­ şeyden önce, M a rksiım tarafından geniş ölçüde işlenm iş bulunan bazı soyut kategori lerin kullanı lması gerekir. Bizi m konumuıda : o) ekonomik yapını n ; b) kapitalist gelişi m seviyesinin; c) iktisadi bağ ımlılığın derecesi ve ka rakteri nin; c) sosyal ve sınıfsal yapı nın hareket noktası olarak alın­ masını teklif ediyoruz. Bu ö lçü leri kul lanarak, her ü lke i le i lg i l i verileri sistematize edeb i l iriz, bundan sonra da, mukayese yolu ile bütünün genel kanunları n ı tespit ede. bi liriz.

Ekonomik yapı Lôtin Amerika ü l keleri n i bi rleşti ren iç unsurların en önemlisi, onla rın ekonomik ya pısıdır. Bi rinci, belirli bir kapita list gelişme seviyesi, ü l kelerin tipik özellikleri (yani azçok gelişmiş bir hafif sanayiin va rl ığı, köylerde, ya rı-feodal üreti m ilişkileri ile g i rişik bi r halde bulunan ve büyük toprak (9) Karl Ma rks, «Ekonomi poJitiğin eleştirilmesine yardım edecek F rans. s. 164 Ed itions Sociales, Paris 1 957. (10) Ayni eser, F rans. s. 165. (") Karl M a rks, aynı eser, F rans. s. 165. -

94

notlar»


mülkiyeti ne daya nan kapita lizmin önemli bir gelişme düzeyine u laşmış olması. küçük ticaretin. küçük sanayiin gelişmiş bulunması v.b.); i ki nci. geniş topraklarda (Iôtifu ndiyalarda) tek cins ü rün (monokültü r) yetiştiren ve g enellikle dış paza rlara yönelmiş olan köy ekonomisi özellikleri; üçüncü. emperyalist sermayesinin. özellikle. ekonomide. en başta ham madde üreti minde. dış tica rette. a ğ ı r ve orta sanayi alanında kurulmuş olan tektük kollarda (daha çok montaj ve ta mamlama işletmelerinde kilit noktala rı n ı e l e geçirmiş o l a n Ameri kan emperyalizmi sermayesinin va rlığı . yol lar. ulaş­ tırma a raçları. elektrik enerjisi v.b.) alanlarda devlet sektörünün bir hayli gelişmiş olması (şunu da beli rtelim ki. devlet sektörünün ü reti m alanına yaptığı etkiler. g ünden güne artmaktadır). işte bütün bu özellikler. Lôtin Amerika ü lkeleri ekonomik yapısı nın orta k unsurlarıdır. Bağdaşık (mütecanis) olmayan bu yapıyı meydana getiren unsurların nispeti. ül keye göre değişmektedir. Ama şu d u ru m hepsinin de ortak özelli­ ğ i d i r : Ameri kan tekelci sermayesi nin payı hepsinde büyüktür. daha doğ­ rusu g ittikçe a rtmaktadır; i ç kapitalist ü retim ilişkilerinin (özellikle tarı m alanı nda) g itgide daha büyük bir önem kaza nması. işgücünün bir çeşit ham madde hali nde emperyalist paza rla rı na ihracı; köy ekonomisi nde. gitg ide önemi aza lmakla beraber kapitalizm-öncesi şekillerin korunması ve bundan halkın geçim sağla ması. Ilginç bir nokta da şudur: bu ya pının çok-yönlülüğü içinde de. yapıyı meydana geti ren unsurlar arasında birleşme eğ ilimi görülmektedi r. Ta rı m alanında görülen kapita list gelişme. daha çok «Prusya yolu» denilen yolu izlemiş olduğu halde. şehir burjuvazisi ile yaba ncı tekeller de topra k satı n a lmıştı r (geleneksel latifundiya sistemi ile bug ü n varolan bağ ların nedeni de budur). Şehi rlerde sanayi kapitalizmi. genelli kle. tekelci sermayenin ekonominin başlıca sektörlerine sızmasından sonra. yahut bu sızmaya sıkı sıkıya bağ l ı olara k ortaya çıkmıştır. Bu sermayenin bir kısmını. sermayeye çevr ilen toprak iradı sağlamıştır. Lôtin Amerika ülkeleri sanayileştikçe. önemli bir iç paza r meydana geldi kçe yaba ncı sermaye gitgide sanayi sektörüne kaymıştır; bunun nedeni de. emperya list ülkelerdeki şi rketlerin o zamana kadar hazı r halde Lôtin Amerika ülkelerine i hraç etti kleri malları yarı hazır bi r halde getiri lmeye zorlayan koruyucu güm rük siyasetinin uyg ulanmasıdır. Nihayet. devlet sektörü. genellikle. u lusal ve yabancı özel sektörle çatışmadan. daha çok bu özel sermayenin tama mlayıcısı olara k. ekonominin en az ranta bil ve rizikosu çok kollarını üzerine alara k geliş­ mektedir. Bütün bunlar, son yıllarda Lôtin Amerika'da, «karma işlet­ me»lerin neden bu derecede yaygı n bin hal aldığını onlamom ızı kolaylaş­ t ı rmaktadır. Bunl a ra yabancı sermaye, özel u l usal sermaye ve devlet yatı­ rım yapmaktad ı r. Amaçları , «serbest teşebbüs» temeli üzerinde, Birleşik Amerika emperya lizminin hi mayesi altında, "Lôti n Amerika nın i ktisadi ge­ lişimi»ni sağlamakmış . . .

95


Ekonomik gelişme seviyesi Lôtin Amerika ekonomisinin yapısı, yüz yıldan fazla bir zamandan beri sürüp giden kapita l ist gelişme süreci içinde biçimlenmiştir. Bu gelişme, dış ekono m i k bağ ım l ı l ı k ve büyük kapitalist ü l kelerden sermaye akını içinde olmuştur. Dış ekonomiye bağ ı m l ı l ı k ve bir de lôtifundizi m yüzünden kapita­ list ilişkiler çok ağır bir tempo ile gelişmiştir. F a kat, kapita list gelişme döneminin uzun süre devam etmesi ve iki dünya savaşı arasındaki dönemle savaştan sonra ki dönemlerde meydana gelen değ işiklikler sonucunda, Lôtin Amerika, kapitaliz m i n ilk aşamasını geçmiştir; şimdi, bağıml ı bir kapita lizmin orta g elişme aşamasında bulunmaktad ı r. Kapita list gelişim açısından, Lôtin Amerika'nın bugü n bulunduğu aşa ma, Rusyan ı n Biri nci Dünya Savaşı arifesinde, Doğu Avrupa ü l keleri nden çoğu­ nun Ikinci Dünya Savaşın'dan önce bulundukları aşa maya benziyor. Bugün Ldtin Amerika devletlerinin ekonomik gelişim seviyesi, Yunanistan, Porte­ kiz, Türkiye gibi ülkelerin gelişim seviyesiyle kıyas/anabilir. Aralarındaki fark şudur: Ldtin Amerika'da yabancı sermayenin mevzileri çok daha güç­ lüdür; bu yüzden emperyalist ülkelere daha fazla bağımlı durumdadır.

Başka bir deyişle, Lôtin Amerika ü l keleri, az gelişmiş ü lkelerin durumun­ dadır. Bi lindiğ i üzere az g el işmiş ü l kelerde gelişme, büyük emperyalist ser­ mayesinin hôkimiyetine tôbidir, bu sermaye i le eşit olmayan şartlar içinde yürütülen reka bete bağlıdır. Bu ü l kelerde kapitalist ilişkiler hôkimdır. Ş i mdi de ekonomi k gelişme seviyesini belirten bir oranı, Lôtin Ameri­ ka'da adam başına düşen safi milli gelir tutarını verelim (tablo 3). Tablo 3 Ldtin Amerika ülkelerinde 1966 yılmda adam başına düşen safi milli gelir payı

(dolar olara k verilmiştir) Ldtin Amerika Arjantin Urugvay (1965) Şili Meksika Venezüellô Brezilya Güyan Kolumbiya Peru (1965) E kvador Kaynaklar: 96

370 705 537 474 446 744 252 273 285 222 188

Yea rbook, of Labour Statistics

Paragvay Bolivya Panama Trinidad-Tobago Kosta-Rika N i ka rag uva Dominik Cum. Salvador Guvatemala Honduras Camayika 1965.

189 160 451 541 362 311 220 240 265 199 427


Yukarıda verilen ra kamlar çeşitli Latin Amerika ü l keleri a rası ndaki fark­ ların derecelerin i yaklaşık olara k değerlendirmemize i mkan vermektedi r. Birleşmiş Mil letlerdeki Latin Amerika Ekonomi Komisyonu, bu farkları göz önünde bu lundurarak, Latin Amerika ü lkelerini üç g ruba ayırmıştı r : en gelişmiş ü l keler g rubu ; pazarları az gelişmiş ülkeler grubu; nispeten en az gelişmiş ü lkeler g rubu. Bu tasnif, sü bjektif veya akade m i k görüşlerin sonucu değildir; Latin Ameri ka'n ı n yö netici sı nıfları, her g ru ba karşı uygu­ layocakları ekonomi politikalarını en az hatalarla tespit edebilmek için, bu tasnife muhtaçtırlar. Ama şu rasını da unutmıya lı m : bu tasnif, ül keleri­ miz a rasında ekonomik birleşmeyi sağ lamak üzere, Latin Amerika'yi b i r bütün olara k e l e olon görüşe daya nmaktadır. Bu yüzden de, aynı tasniften Latin Amerika ü l keleri serbest tica ret bir­ liği çerçevesi içinde faydalanılmaktadır. Bu, kıtanın çeşitli kesimleri arası ndaki birliği i nka r etmek demek değil­ dir. Onemli olan, bu fa rkların gerçek du rumunu tespit etmektir. Şu nok­ tayı bel irteli m : Latin Ameri ka'nın en az gelişmiş ü lkelerinde nüfus başına düşen gayrisafi mamu l üretimi Asya-Afrika ü l kelerinin orta la masından yüksektir, ama kıta m ızın en gelişmiş ülkeleri nde bu ü ret i m Batı Avru pa'nın ve Kuzey Amerika'nın üreti m seviyesinden aşağ ıdır. Ekonom i k gelişim sevi­ yeleri a rasındaki benzerli kleri belirleyebi l mek için, adam başına d üşen üreti mle i lgili raka mları mukayese etmek yetersizdi r. Çeşitli ülkeleri n bu raka mlara dayanarak m u kayesesi ya pılırken çok dikkatli olmak ıazımdır. Çünkü ne enformasyon kaynakları, ne hesa p m etotları, ne de bu raka m­ 'Iarın dile getirdiği kavramlar ve hesabı yapılan dö nemler, birbiri n i n aynı değ i ldir. Ama aşılması adetta imkansız olan asıl zorluk, milli para i le ifade edi len m i l l i üreti mi dola r olara k değerlend irmenin i mkansız oluşundadır. Bu şartlar içi nde, çeşitli ü l keler arası nda gö rülen bazı benzerli kler veya bazı farklar, hesaplarda yapılmış hata ların sonucu olabilir. Demek oluyor ki, daha başka istatistik veri lerine başvurmak gerekiyor. Ancak, mevcut bil­ g i lerin hepsini incelemek su retiyle gerçek farkları doğru olarak değer­ lendirebi l i riz. Bolivya'yı ele a lalım . Adam başına düşen gayri -safi ü retim hacmine baka rak, bu ü l keyi kıta ü l keleri a rasında sondan bir ö nceki yere koymaktayız. Ama üretim yapısı ile ilgili verilere (tablo 4) ve serbest çal ı ­ ş a n nüfusunun terki bine (ta blo 5 ) bakı ıı nca, Bolivya'nın daha yüksek bir yer hakkettiği sonucuna varı l ı r. 3 numara l ı tabloda, birinci yeri Vene­ züella'ya veren hesapların doğ ruluğu ndan da şüphe ediyoruz. Demek oluyor ki, Latin Amerika ülkeleri a rasındaki fa rklar, tabloda gö ründü ğ ü kadar büyük değ i ld i r. ıatin Amerika'nın her ülkesinde oldu ğ u gibi, kıta n ı n tümünde de hafif sanayi ve kapitalist köy ekonomisi bi rbi rine paralel iki yolda hızla geliş­ mekte ve her i kisi de iç pazara yönelmiş bulunmaktad ı r. Çeşitli ülkeler arasındaki fa rkl a rın nedeni şudur : Bu ülkelerden bazılan bağ ı m l ı bir kapita lizmin orta gelişme dö neminin i l k aşa masında bu lu nu­ yor; bazıları bu yolda daha çok ilerlemiştir; bazıları da bu dö nemi, ağır 7

97


Tablo 4 Çeşitli ekonomi sektörlerine göre

1966

yılında

Ldtin Amerika'da gayri-safi milli gelirin yapısı

(% olara k veri lmiştir) a l keler Arjantin Bol ivya Brezilya Şili Kolu m biya Ekvator G üyan Meksika Pa ragvay Peru U rugvay Venezüella Tri nidad-Ta bago Camayika Porto-Riko Dom inik Cum. Kosta -Rika Salvador Guvatemala Honduras Nikaraguva Panama Bütün Lôtin Amerika ülkeleri(')

Köy ekonom isi

Sa nayi ve madenler

Tica ret ve hizmetler

15 23 30 11 32 35 25 17 35 20 16 7 10 12 6 24 31 32 29 41 35 23

41 32 27 45 26 26 34 36 19 31 30 44 51 37 35 23 19 19 17 22 19 20

44 45 (1 965) 43 (1 965) 44 42 (1 965) 39 41 (1965) 47 46 49 (1 964) 54 (1 964) 49 (1 964) 39 (1 963) 51 (1 965) 59 53 5 0 (1 964) 49 (1 964) 54 37 4 6 (1 965) 57

18

34

48

(.) Vazarın hesa plarına göre. Statistical Vearbook, Bi rleşmiş M i l letler, 1967 «Ra ka m larla Lôtin Amerika ekonomisi.., Moskova 1 965.

Kaynaklar:

sanayi i n temeli üzerinde kend i başlarına gelişim döneminden ayıra n sınıra varmıştır a rtı k. Bunun için de, kanaatimizce, Lôtin Amerika nın çeşitli ü l keleri ve çeşitli bölgeleri arasında görülen farklara, birbirine benzeyen ekonomi k ya pılar ve aynı gelişim aşaması çerçevesi içi ndeki farklı gelişim seviyeleri gözü ile bakmak lôzı mdır (bu görüş yalnız Karayib bölgesindeki bazı ü l keler ve belki de Paragvay için ta rtışma götürür). 98


Tablo 5

1960

ytllarlnda Ldtin Amerika'da serbest çalışan nüfusun üretim sektörlerine göre dağtlışı

C% olara k veri lmiştir) Olke Arjantin Urugva'l Şili Meksika Venezüella Brezilya Kolumbiya Peru E kvator Paragvay BolivyaC·) Pa nama Kosta-Rika Nika ra guva Dominika eum. G uvatemala Bütün ıatin Amerika Ü l keleriC·)

Köy ekonomisi

Sa nayi ve madenler

Tica ret ve hizmetler

1 9,2 17,9 27,7 54,2 32, 1 51,6 53,9 1 9,7 55,6 52,2 56,9 46,2 49,1 59,7 60,3 65,4

32,5 27,5 28,3 1 8,9 20,6 24,8 17,7 19 18,5 1 8,5 24,4 1 2,5 1 8,8 16,1 17,2 1 4,2

48,3 54,6 44 26,9 47,3 23,6 28,4 3 1 ,3 25,9 29,3 1 8,7 (1 950) 41,3 32,1 24,2 22,5 20,4

44

27

29

C·) Yazarın hesa plarına göre. Kaynaklar:

Yearbook of labour Statistics. 1 967.

Şimdi de ıatin Amerika için tipik olara k kabul ettiğimiz orta ka pita list g elişme aşaması üzerinde daha ayrıntılı olara k dura l ı m . 4 numaralı ta b­ loda açı kça beli rdiği gibi, ıatin Amerika ü l kelerinin çoğ unda, köy ekono­ misi, milli geliri n en büyük kesimini üreten sektör olmakta n art ı k çık­ mıştı r. 4 ve 5 numara l ı ta blolardan anlaşıldığı na göre, ıatin Amerika ülkeleri sadece köy ekon omisi ülkeleri değ i l a rtı k; bazıları köy e konomisi ve sanayi ü l keleridir; bazı la rı nda ise sanayi ağır basıyor. Yine bu ta blolarda belir­ diğ i gibi, bu bakımdan Orta Amerika i le Güney Amerika a rasında büyük fa rkl a r var. Güney Amerika ü l kelerinde sanayi üretiminin değeri şi mdiden köy e konomisi üretiminin değerini aşmıştır. Orta Amerika ül kelerinde ise durum şimdilik başka türlüdür. Ama bu duru m da pek yakında değişe7·

99


cekti r; çü nkü Orta Amerika ülkelerinde sanayi h ızla gelişmekte, köy eko­ nomisi ise durg u n lu k göstermektedi r. Bundan başka, kapitalizmin köylerde kaydettiğ i gelişme de hesaba katı lırsa, lôtifu ndiya sisteminin oynadığı rolün daha da büyük ölçüde azaldığı, bütün ü reti m ilişkileri sistemi ndeki n ispi payı n, köy ekonomisi payında görüld üğü kadar önemli olmadığı a n laşılır. Bunun anlamı da şudur: kapitalizmden önceki döneme özgü ü retim i lişkileri Lôti n Amerikada artık ağır basmamaktadır; kapitalist i liş­ kiler ise, bütün çeşitleriyle - yaba ncı tekelci ka pita lizm, milli özel kapita­ lizm ve devlet kapitalizmi ile - artı k biri nci plana geçmiştir.( 12)

Ortak düşman: Birleşik Amerika emperyalizmi Amerika Birleşik Devletleri em perya lizminin kıta mızda e lde ' ettiğ i i mti­ yazlı mevkii n (6 numara l ı tabloya bakınız), nispeten yeni bir sürecin sonucu olduğunu h içbir zaman u nutmuyoruz. Bu süreç, Biri nci Dünya Harbi döne­ minde, ya n i Amerika Bi rleşik Devletleri, borçlu ü l ke d u rumundan a lacaklı ülke durumuna geçtiği ve özell ikle, bu savaştan sonraki on yıl içinde, ham madde i h raç eden ü lke d u ru m u ndan ham madde ithal eden ü lke haline geldiği kısa zaman içinde gelişmiştir. Bi rleşik Amerika sermayesi Lôtin Amerika'ya yayıl m ış ve Ingiliz sermayesi n i n yerine geçmiştir. Bu yüzyılın başlarında, Kuzey Amerika sermayesi, lôtin Ameri ka'daki bütün yabancı yatı rımların % S'ini a nca k geçiyordu ; oysa ingi ltere, yatırılmış bulunan sermayeni n % 5S'ini kontrolü a ltında tutuyordu. 1913-1914 yılında, Amerika Bi rleşik Devletleri nin hissesi % 20'yi bul muştu. Ingi liz sermayesine düşen hisse, yarı yarıya aza l m ıştı. O g ü nden bu yana, durum tamamiyle değişti : Kuzey Amerika tekelleri lôtin Ameri kadaki yabancı yatı rım topla m ı n ı n beşte dördünü ellerinde tutuyor. I n g iliz sermayesinin hissesi % 1 3' ü bile bulmuyor. Amerika Birleşik Devletleri, sadece ka ba kuvvet zoru i le değ il, daha çok çeşitli ekonom i k ve politik ka ldıraçlarla hôkimiyetini kıta mıza kabul ettirdi. Belki de ona kıtamızın zenginl ikleri ni sömürmek imkônını sağlayan kontrol ve propaganda meka nizmasın ı n, Lôtin Ameri kalılar üzerinde görül­ düğünden çok daha fazla etkili olması, Ameri ka n sermayesinin ekonomi­ mize bu kada r «tabii» şeki lde sızmasını sağlamıştır. Dünyan ı n başka hiç bir bölgesi, gerek ekonomik, gerekse politik bu kadar dolaysız şeki lde, ve ( 12) Buna rağ men, lôtifundiyacı köy ekonomisi nin başlıca i h racat kay­ nağ ı olmakta devam etmesi (yabancı sermayenin malı olan madenler i ki nci geliyor) ekonomik gelişmeye engel olan çelişkilerden b i ridir; çün kü böyle­ l i kle, sanayi donatı m ı da hil, gerekli malları satın a lmak üzere kullanılacak kaynakları sağlayan sektör, en geri kalmış, en verimsiz sektördür; hem de uluslara rası piyasada alış veriş şa rtları, g ünden g üne olumsuzlaştığı b i r dönemde . . . 1 00


Tablo

6

Lôtin Amerika'mn Amerika Birleşik Devletleri'ne bağımlılığlOl gösteren bazı örnekler

oıkeler

Dolaysız yaba ncı yatı rım toplamında ABD'nin payı

Dış ticarette ABD'nin payı

Guvatemala Honduras

Ver

%

1

69 69

(0) % 50'den fazla demekti r. Ora n kesi nlikle bilinmiyor. ( ) Kısmi verilere göre yapılmış değerlendi rmele r. ••

Kaynaklar: Lôtin Amerika ülkelerinin ekonomik sorunları

(Rusça), Moskova,

Rakamlarla Lôtin Amerika ekonomisi (Rusça), Lôtin Amerika ülkele­ rinin ekonomisi ve dış ticareti (Rusça) Moskova, 1 966.

1 963;

bu kadar büyük ölçüde ABD'ne bağımlı değ i ldir.(13) Kuzey Amerika şirket­ leri n i n ekonomi alanındaki ü retim faa liyetlerinden başka, Amerikan ban­ kaları, sigorta ve nakliyat şi rketleri, yayı nevleri ; uluslararası - ve bir dere­ ceye kadar m i l l i - nakliyat ve ulaştırma meka nizmasının, basının, radyo­ nun, televizyanun, sineman ı n kontrolü, diğer kültür alanlarına, öze l l i kle

(13) Lati n Amerika n ı n ABD'ne bağ ı m l ı l ı ğ ı n ı n politik yönleri konusunda, Langino Becerra'nın «Latin Amerika'da Vanki emperya l izmi» adlı maka le­ sine bak : Nouve/le Ravue Internationa/e, no 5, 1 968. 1 01


üniversitelere g ünden g ü ne arta n sızma lar, ve nihayet, günlük hayatın her alanına açıktan açığa müdahaleler bu bağımlılığı kuvvetlendiren bağ ­ lardır.(14) ldtin Ameri ka' n ı n bir bütün olarak ve bu kıtadaki her ü lkeni n de ayrı ayrı Amerikan emperya l izmine bağı mlılığı, kıtan ı n bütün devletlerinde görülen ortak ve tipik bir özelliktir. Tekelci Amerikan sermayesi, özel m i l l i sermaye ile veya devlet serma­ yesi ile kurduğu karma işletmeler perdesi a ltında ldtin Amerika endüstri­ sine gittikçe daha fazla sızıyor. Bu usul, ya bancı tekellerin, m i l l i maske arkası nda gizlenmeleri n e, resmi çevrelerin himayesinden faydalanmala­ rına, yerli burjuvaziye hdkim olma larına v.s. ye yard ı m ediyor. öte yandan tekni k üstünlü kleri sayesinde yabancı tekel ler, bu işletmelerin yönetimini e llerinde tutuyor, çok daha yüksek kdr elde edebiliyorl a r. Amerikan tekel­ leri, devlet sektörüne soku lmak, Ameri ka'nın çıkarlarına td bi kı lmak için de "karma işletme» form ü l ü ne başvuruyorlar. Son yıllarda «Ilerleme Birliği» progra m ı n ı n uygula nması, ldtin Amerika ekonomisinin bağ ım lılık sürecini daha da şiddetlendirdi. Bu prog ram, Kuzey Amerika devlet sermayesi nin «gelişme tasarıları»nın finansmanına büyük ölçüde katı lmasını öngörmektedi r. Aynı progra mı diğer bir a macı da, geleneksel büyük toprak sahipleri - ticaret oligarşisini, kapitalist gelişme yoluna çekerek «modernleştirmek», yerli sanayi burjuvazisi ile yaba ncı tekelci sermaye arasındaki bağ ları daha do kuvvetlendirmekti r. «Ilerleme Birl iği»nin kurduğu Amerika Ulkeleri orası Gelişme Bankası da faaliyetlerin i bu amaca yönetmektedi r. Bu süreçlerin bir sonucu olarak ldti n Amerika burjuvazisi - özellikle üst tabakası -, büyük toprak sahipleri sınıfı nın yerini a larak, Amerikan emperya lizminin en ya kın müttefiki haline gel iyor. Her zaman (çoğu za man ya bancı) donatım ma lzemesine ve ma kine a labi lmek için paraya (en fazla yabancı parası na) muhtaç ola n ldtin Amerika burj uvazis i n i n başl ıca emeli, m i l l i sermayeyi «ahenkli şekilde» tamamlayaca k yabancı yatı rı m sağla maktır. Bu şartlar i çinde ya bancı yatı rı m lara çekici görüne­ cek «elverişli bir iklim» ve karışıklıkta n, ayaklanmalardan uzak «medeni» bir siyasi ortam sağl ıyacak, «millileştirmeler» g i bi «aşırıklıklara» karşı gara ntiler verecek, «sosyal düzen»i ve ka pitalist gelişim i n gerektirdiği maddi üst ya pıyı koruyabilecek, üstelik «serbest teşebbüs'ün işletmesine» karışmayacak, «patron-devlet» olmaya kalkışmayacak, «etkil i», «kararlı» bir hükümet, hayati bir ihtiyaç haline geliyor. ldtin Amerika ' n ı n ekonomik, politik ve toplu msal hayatının bütün alan­ ları, Kuzey Amerika em perya lizm ine işte bu suretle sıkı sı kıya bağlanmıştı r. 1967 Nisa n ı nda kıta n ı n bütün cu mhurbaşkanları - zen g i n amca rolündeki Conson dahil - ta rafından i mzalanan ldtin Amerika Ortak Pazarı tasarısı, (14) Manuel Sepeda'nın «Emperyalizmin ü niversitelere sızması» adlı mo­ kolesine bak : Nouvelle Revue Intemationale, no 8, 1968. 1 02


Lôtin Amerika'nın elini kolunu bağlayan zinci ri n en yeni halkası olmuştur. önümüzdeki yıııarda kıtanın ekonomik gelişimine temel hazırlayacağı i leri sürülen bu a nlaşma, "Lôtin Amerika kapita lizmi»n i n tek gelişme yolunun, Kuzey Amerika emperya lizminin kanadı a ltında bir gelişme yolu olduğ u n u belirtiyor. Lôtin Ameri ka' n ı n büyük burjuvazisi de b u tasarının gerçekleş­ mesi için olanca gayretiyle ça lışıyor.

* Yazıma son verirken, bu maka lemden çıkan bazı sonuçları belirtmek isti­ yoru m. Ka naati mce g ü n ümüzün konusu olan ve deri n liğine i ncelenmesi gereken bu sonuçlar şunlard ı r : 1 . Ekonomik v e sosyal bakımdan, Lôtin Amerika ülkelerin e çeşitl i likleri içi nde bir bütün gözü ile bakabiliriz. Şöyle ki : Bu ülkelerin biribirine ben­ zeyen ekonomik ya pıları va rd ı r ; ekonomi k bakı mdan aynı emperya list devlete, Birleşik Amerika'ya bağ lıdıriar; çoğu, bağı mlı kapitalist geliş­ menin orta aşamasında d ı r ; ama öte yandan, bu aşama çevresinin çeşitli seviyeleri nde bulunuyorlar; bağ ı m l ı l ı k dereceleri farklıdır; Lôtin Amerika ülkeleri nden her birinin, kendilerine özgü m i l l i biçimleri vardır. 2. Lôti n Amerika' nın sorunları, ne sömürgelerin ve yarı -sömürgelerin soru n larıdır, ne de özg ürlüğe yen i kavuşmuş Asya-Afrika ü l keleri n i n prob­ lemleridir. Lôtin Ameri ka'daki devri m hareketi, ulusal kurtu luş hareke­ ti n i n tam bir benzeri değ i ldir. 3. Bize göre, Lôtin Ameri ka'n ı n sorunları ile Doğu Avrupa ülkeleri n i n i ki dünya savaşı a rası döneminde ve Rusya'nın da Devri m a rifesinde karşı­ laştığ ı sorunlar arası nda ortak nokta lar pek çoktur. Ama Amerikan emper­ yalizmine büyük ölçüde bağ ı m l ı bulunması, az gelişmiş olması, Kuzey Amerika'nın da i m i m üdahale tehditi a ltında oluşu, Lôtin Amerika'nın duru­ munu "üçüncü d ünya" ülkelerine benzeten u nsurlardır. öte yandan, Lôtin Ameri ka' nın sorunlariyle, gelişmiş kapitalist ülkelerin sorunları arasında şüphesiz ki benzerlik yoktur. Bu yüzden, gelişmiş ka pi ­ talist ülkeler içi n ku llanı laca k ölçü lerin, Lôtin Amerika ülkelerine uygu ­ lanması yanlıştır. 4. Lôtin Amerika'nın bug ü n çözmek zoru nda olduğu ekonomik sorun, bağımsız gelişmesine temel olabilecek, çağdaş u l usal endüstrisini kur­ maktır. Bu sorun, ne emperyal izmle işbirliği hal inde çözü lebil i r, ne de Ameri kan emperya lizmine bağ ımlı ve onun uydusu olan bağ ı m l ı bir ka pi­ tal ist gelişme çerçevesi i çi nde, kapita l izm yolunda halledilebilir. Bu yolda bağ ı msızlığa u laşıla maz. Bu şartla r içinde zorunlu olan iş, bağ ı m l ı l ı k i l iş­ kileri n i n cephe boyunca kopmasını sağlayacak n itel bir sıçrayış yapmak, bütün sosyal -ekonomi k düzeni n yapısını temelden değişti rmektir. Lôti n Amerika halkları n ı n birl i k olmaları ve emperya lizme karşı mücadelele­ rinde eşitl ik temeli üzerinde çok yönlü işbirliği yapmal a rı bu amacın gerçekleştiri lmesinde çok önemli bir rol oynayacaktı r. 1 03


5. Bütün bu sonuçlar, bize, çağdaş d ü nyan ı n devrimci a nlayışına, bütün lôtin Amerika sorunları n ı i çi ne a lacak dördü ncü bir boyut ilôve etmemizi gerektiriyor. Kolu mbiya komünistleri bu gerçeği şöyle ifade etmekted i rler: ..ıôtin Amerika halkları n ı n yü rüttüğ ü mücadele, genel olara k, ulusal ve sömürgelikten ku rtuluş soru n u n u n kapsamına, emperyalist hôkimiyetine karşı savaşan Asya-Afrika halkları n ı n yürüttüğü m ü cadelenin i çi n e g i r­ mektedi r. lô kin lôtin Amerika devrim savaşını derinlemesi ne incelemeye deva m ettiğimiz zaman, ya lnız bu ü l kelere özg ü kara kteristik çizgi ve özellikler keşfederiz. Bu yönde çok esaslı teorik çalışmalara i htiyaç vardır.»(15) Bu teorik ça lışmalara sıfı rdan başla nılmamalıdır. Marksizm-leni nizm teorisinin hazır metodoloji ve genel prensipleri, lôtin Amerika'da gerçek d u ru m u n a n l aşılmasıno yardım eden bir kılavuzdu r. Bu, bilinmekted i r. Ama buna rağmen şu noktayı bel i rtmeliyiz : (bu ma kalede birkaç defa hatırlattığımız nedenler yüzünden) ü l kemezideki devrim hareketi için, leni­ n izm, her çeşit teorik i ncelemenin temeli olara k özel bir önem taşır. öte yandan, Küba devrimi bizim i çi n eşsiz b i r tecrübe kaynağıdır. Dünya komü nist hareketi n i n pratik ve teorik faaliyeti ni genel leştiren eserler, bel­ geler de fevka lôde önemlidir. öte yandan, lôtin Amerika'daki bütün komünist partileri ile diğer devrimci g ücler çok kıymetli tecrübeler edin­ di ler, gerek kendi ü lkelerin i n karmaşık ve çok-yönlü gerçekleri ni, gerekse bütün kıtamızın soru n la rını derinlemesine biliyorlar. Parti lerimiz, biri ken tecrübeleri sistemli şekilde tasnif ediyor, fevkalöde fayd a l ı görüş değiş­ tokuşlarında bulunuyorlar. Bu makalenin yazarı, yaptığı incelemenin eksiksiz oımadığını, ileri sür­ düğü görüş ve düşüncelerin a ncak bir hazırlık n iteliğinde bulunduğu n u p e k ôlô bil iyor. Kendisi, kon u n u n çevresini tespit etmekle yetindi, derin­ l i ğ i ne incelemedi, ayrıntı ları n ı tama miyle ortaya koymadı. Çünkü bu maka­ lenin a macı, bize göre, sadece, kıtamızın devrimle yenibaştan kurulması yollarının i ncelenmesinde derhal ele alınması gereken en önemli problem­ ler üzerin e dikkati çekmektir.

(15) 104

Documenfos polificos,

no

77,

Eylül-Ekim 1 968, Bogota.


Lôtin Amerika'da aydmlar ve gençler

Volodya Teytelboym Son zamanlarda lôtin Ameri ka'nın birçok ülkelerinde siyasi d u rum. öğrenci hareketindeki gözkamaştı rıcı başkaldırma ışıklariyle aydınlanıyor. Meksi ka son on yılın en geniş ve en şiddetli patla malariyle sarsı lmıştı r. a niversitelerin öğrencileri kitle halinde ve azi m l e savaşlara katı l m ış, ara­ larından bir kısmı, sadece öğrencilere özgü istekler için değ il, vatandaşlık hak ve özgü rlü kleri u ğ runda da ka n dökmüştü r. Böylelikle vata ndaşları n ı n çoğ unluğunun emellerini, latin Amerika halkları n ı n istekleri ni d i l e getir­ mişlerd i r. Ka h rama nca davranan, herşeyi göze aldıklarını ispat eden öğrenciler genç yaşta olgun birer vatandaş haline geldi kleri n i göster­ mişler ve memleketleri n i n çağdaş ta ri h i n i n sayfa larına parlak sayfa lar eklemişlerdir. Bu suretle Meksika nın siyasi hayatı nda n itel değişikli klere yol açmışlardır. Meksika, yayg ın laşan savaşın tek örneğ i değ ildir. Gerçekte bugü n öğrencilerin kaynaşma halinde olmadığı, eylemlere ş u veya b u ölçüde katılmadığı lôtin Amerika ü l kesi gösterilemez. U ruguvay'da öğ renciler çeti n sokak savaşlarında emekçi lerle omuz omuza ça rpışmakta ve çoğu defa polis mermi lerine hedef ola rak can vermektedi rier. Uzun süredir amansız bir savaş yü rüten Şili'li öğrenciler, bu memlekette daha ewel bilinmiyen, fakat şimdi Amerikan kıtasında deva mlı bir eylemi n etkeni olan bir olayın meydana gel mesin e h izmet etmişlerdir. Bu da, profesör­ lerin ve b i l i m işçilerin i n başka ldırmalarıdır. Şimdi bunların büyük çoğ u n ­ l u ğ u , yarım yüzyıl önce Arjantin'in Kordova ü niversitesinde başla mış olan ü niversite reformları hareketi ne katı l maktad ı rlar. Beni msedikleri temel prensip şudu r : bilim işçisı gözlerin i hayata çevirmeli, halka ve sosyal değişimler davasına h izmet etmelidir. Bu yeni davra nışların somut ka rakteri yığ ınsa l olmalarıdı r. Olağanüstü bir önem taşıyan bir nokta da şudu r : her şeyden önce, eğemen sınıfları n i htiyaçla rını ka rşılamak için ayd ı n kadroları «üreten» birek klôsik «fa brika» mahiyetinde kültür m üessesesi olan üniversitelerin önemli bir kısmı a rtı k siyasi faaliyetlere doğ ru yönelmekte, toplumda kesin değişikli kler uğru nda mücadele eden halk ha reketi n e birer savaşçı olara k katı lmaktadı rlar. Artık sadece öğrenci müfrezeleri değ il, öğretim üyeleri de devrimci fikirleri devrimci eylemlerle bi rleştirmekte, bakışlarını sosyalizme çevi rmekte, ko­ münist olmaktadırlar. 1 05


Sosyalist bilincin güclenmesi Hiç şüphe yok ki , sosya list bilincin g üclenmesi birdenbire ola maz, çünkü bu basit ve dümdüz bir süreç değ i ld i r. Bi rçok aydınlar g izli konformizm veya şiddetli başka ld ı rmalar halinde bel i ren hazırlık devresi geçirmekte­ d i rIer. Bunu gerektiren nedenler az değ i ldir. Peru lu romancılardan Mario Vargas Lüsa kıtamızın yazarları ha kkı nda şunları söylemişti r : «Amerikan g erçeği, tabii olarak, yaza ra, memnuniyetsizlik duyması ve başkaıd ı rması için birçok vesileler vermektedi r. Bunu söylerken ada letsizliğin, cah i lliğin, sömürü nün, akla sığ maz eşitsizliğin, yoksu l luğun, ma nevi, kültü rel ve ikti­ sadi ya bancılaşmanın ka nunlaştığı toplu m düzenini kastediyorum . . . » Bu acı gerçeğ i n ta blosu geleceği gören bir i nsan tarafı ndan çizil miştir. Ve bu teşhisi koyan, komünist bir yaza r değ i l d i r. Fakat bu insan, yazar­ I ı ğ ı için l üzu m l u olan malzemeyi hayattan almaktad ı r. Yazar, söz konusu d üzenin «kötü yönetildiğinin», hayatı n değ işmesi gereğ inin, olayla r, şahit­ ler, emel ler, hayaller, a legoriler ve ka buslar aracı l ı ğ ı i le doğrudan doğ­ ruya veya a legori k şekilde ca nlandırı l masına ta rafta rdı r. Ya ni, daha bir­ çok meslekdaşı gibi, toplumsal facianın yansıtı l ması yol u i le, bu faciaya son verme, köklerin i yoketme hareketine geçilmesi çağ rısı nda bulunmak­ tad ı r. Böylelikle onun eserleri devri m klavuzu, devrim silahlı halini a l mak­ tadır. Yazar için toplumculuk ödevieri, ta rihsel perspektifi açıklama duy­ g usu o derecede açıktı r ki, o, «on, yirmi veya elli yıl sonra, kıta mızın diğer bütün ü l kelerinde, tı pkı Küba'da olduğu g i bi sosya list adalet güneşinin doğacağından, tüm Amerika'nın, kendisi ni soyan emperya l izmin esa retin­ den, oligarşinin sömürüsünden, halen haka ret ve zu l ü m görmekte olanlar tarafından kurta rı lacağ ı ndan» şüphe etmemektedir. Bu n u n la i lg i l i olarak, yega n e gerçek ve mümkü n çözüm yolu saydığı ve bağlandığı görüşü en açık şeki lde şöyle dile getirmekted i r : «Ben o a n ı n mü m kü n olduğu kadar ça buk gelmesi ni, bu suretle de Latin Amerika'nın ta m ola ra k ve ebediyen şerefini kurta rmasını, çağdaş hayata kavuşmasını ve sosyalizmin bizi i çi nde bulunduğumuz facialardan ve a nakronizmden kurta rmasını iste­ mekteyim.» Çeşitli ru h ha llerini, en ka rmaşık psikoloj i k nüansları deri n liğine i nce­ lemede usta olan diğer bir namlı yazar - Arjanti nli Hulio Kortasar - kendi hayat yol una dair bir i n celemeyi şu sözlerle bitirmekted i r : « . . . Daha önceleri de kabul ed i l mesi gerektiğini ve hatta zoru n l u olduğu n u düşün­ düğüm sosya l izmin, gerçekte, insana, a h laka dayanan biricik çağdaş öğ reti olduğunu a n la m ış' bulunuyorum. Bu derecede l üzu mlu olan, fakat i çinde yaşad ı ğ ı m toplum ta rafından yeteri kadar a nlaşılamaya n sosya­ lizm, basit, aynı zamanda alabildiğine g ü ç bir prensibe dayanıyor ki, o da şudur: i nsa n l ı k, a nca k insanın i nsan tarafından sömürülmesine son verildiği za man va rlığının neden ini anlıyacaktır. insan hayatı n ı n bu en esaslı gerçeğini kavrad ı ğ ı m daki kadan beri bu yönde araştırmalar yap­ mak beni m için bir görev, bir ödev halini almıştır.» 1 06


Bu ödev, bu görev, bir ahlôk sorumluluğu ve bir eylem kaynağı ola l ı beri, ada letsizlikleri g izliyen ve içlerinde kendi kendilerini inkô r tohu m ­ ları nı taşıyan yalandan v e l ô f ka labalığından bıkan Lôtin Amerika aydın­ ları n ı n birçok temsilcileri n i bunalımlı dönü m noktalarına getirmiş bulun­ maktadır. Büyük bir kısmı «fildişi ku leleri >, harabeleri ni terketmekte, kendi kendine yarattığı suni dünyasında yaşaya n san'atçı-insan efsanes i n i n çürümüş teknelerini yakmaktad ı r. Bu aydınlar, yetenekleri ni «geçmiş çağ­ ları n duman dolu kahvelerinde veya meyhanelerinde.. h a rcamayı istemiyor artık. Onlara göre, ma nevi bakı mdan Lôtin Ameri ka'nın geri kal m ı ş geniş bir taşra h üviyeti nden sıyrı lması, kendi ku rtuluşu, bi rleşme ve kaderini tayin etme yön ünde gayret sarfetmesi ıôzı mdır. Bunun için de onlar, halk­ ları n ı n savaşlarına, gerçekten devri mci ha reketlere katı lıyorl a r ; çünkü bu ha reketleri, ulusal kültü rlerin alabildiğine gelişmesini sağ lıyacak ve dünya kü ltürü kaza n ı mları n ı n benimsenmesi koşullarını yaratacak bir kaldıraç saymaktadırlar.

Marksizm ve Oktobr devrimi Lôtin Amerika'da gel işmekte olan işçi sınıfının öncü müfrezeleri ile bu sınıfa bağ l ı aydınlar, bağ ı msızlık, politik kurtu luş, ekonom i k gelişme ve tüm halkı n malı olması gereken ulusal kültür kalkınması prensipleri n i n a ncak gerçek bir devrimle gerçekleşebi leceği n i herkesten önce a n la m ış­ lardır. Bu yeni anlayış, XiX yüzyıl ı n i ki nci ya rısında Marksizm i n Lôtin Ame­ rika lıları n bilincini uyandı rmaya başlamasının bir sonucudur. Marksizm Lôtin Amerika'ya, uygula nmak için elverişli bir saha bulan bir öğ reti olarak değ il. doğmakta olan proletarya grupları ve aydınlar tarafından ağır a ğ ı r da olsa ha raretle beni msenen bir ideoloji şeklinde g i rmiştir. Aydınların temsi lci lerinden biri olan Şi li'li ta rihçi Benhamin Vikunya Makena 1 870 yılının Ağ ustos ayında yazdığı «Enternasyonal . kökeni, dünya görüşü ve gelişme süreci .. başl ıklı makalesinde, Enternasyonalin kuru l u ­ ş u n u . sosya lizm yönünde gelişen v e sömürücülerin başına yıldırı m da rbesi şekl i nde i necek son derecede önemli bir devri m olara k ta n ı m lamaktad ı r. Şili'li ta ri hçi sömürücüleri n, örgütlenmiş emekçi yığı nlarından meydana gelmiş bir ordu ile karşı karşıya gelecekleri n i da öngermektedir. Rusya'da halk, egemenliği eline aldığı za man, Lôtin Amerika ayd ı n la­ rı n ı n seçkin temsilci leri nden Arjanti n l i Hose I nhenieros i l e Brezi lyalı U ma Ba reto «maksimal izm»e (o za manlar kom ünizme hata l ı ola ra k böyle denil­ mekteydi) hayra n l ı klarını d i le geti rmişlerdi. O sıralarda birçok yeni poli­ tik a kımlar ortaya çıkmış ve çok geçmeden komünist partileri de kurul­ muştu. Bunlardan bir kısmı eski sosya list partilerin parçlanması sonucunda meydana geldiyse de, bazıları, üye çoğ u nluğun u n veya topunun birden komünist olmak ka ra rını a lmaları üzerine ortaya çı kmıştı. O a ndan itibaren M a rksizm, belirli sosyal düzenin, belirli hayat ta rz ı n ı n 1 07


sonunun yaklaştığı ka naatine va ra n aydınlar zü mresini g itg ide daha derin su rette etkilemeye başladı. Daha sonraki olaylar bu bili msel öngörüyü doğ ruladı. Çünkü sosya l izm dünya n ı n üçte birinde hôkim düzen haline geldi, sömürg e halkları n ı n çoğu sömürgeci l i k esa retinden kurtu ldu. Bu ayd ı n l a r, zamanı mızda Amerika kıtasının da devrim soru nu ile karşı karşıya bulunduğunu a n la maya başladılar. Amerika kıtası nda geleceğ i n yolu n u aça n i l k devlet Küba oldu. Çağdaşları mız, dünyanın önemli bir kısmında sosyal devri m i n zaferi ne şahit olmuşlard ı r. Şimdi ise, Lôtin Amerika'ya hemen hemen daima ithal malı halinde gelmekte olan bilimsel-teknolojik devri m i n gelişmesine de ta nık olmaktad ı r. Yığınsal haberleşme a raçları n ı n yayıl ması dünya n ı n diğer bölgeleriyle göz veya kulak vasıtasiyle derhal bağla ntı kurma ola­ nakla rını sağ lamaktad ı r ki, böyle bir şey yüz yılın başları nda tasavvur bile edi lemezd i. Bundan ötürü çağımızın insanı dünya soru nlarını daha ça buk ve daha dolaysız öğrenebil mekte, ta ri hsel olayları n etkisini doğ ru ­ dan doğruya hissetmektedir. Yüzyı lımızın bu dönemi nde Lôtin Amerikalı aydın, g itg ide daha aktif vata ndaş olmaktad ı r. Kasırgalar ve derin değ i­ şiklikler devri nin insa n ı olan bu ayd ı n , mahalli oligarşi yenilgiye uğratıl­ madı kça ve en önemlisi, halklarımızı ezen Amerikan emperya lizminin demi r boyu nduruğu fırlatı lıp atılmadıkça, kıta mız halkları n ı n en büyük dramı olan az gelişmişliğe ve yoksulluğa son veri lemiyeceği ni a n la mak­ tadı r. Amerika Birleşik Devletleri emperyalizmi Lôtin Amerika'yı askeri, politik ve ekonomik bakımıardan cephe gerisi saydığı için kıta mızı daimi olarak göz hapsinde bulundurmaktad ı r. Kaynaşma halindeki Lôtin Ame­ rika, değerli ve ucuz ham maddeleriyle tükenmez bir kayna ktır. Bu yüzden Birleşik Amerika Devletleri em perya lizmi, «cephe gerisi»nin kendisine sadakatte kusur edip etmediğini anlamak için burada olup bitenleri dik­ katle izlemektedi r. Vaktiyle Roma imparatorluğu, uzaklarda bulunan teh likeli ve ôsi eyaletlerine nasıl g üvensizlikle bakıyordu ise, şimdi Ame­ rikan em perya lizmi de bize ayni gözle bakmaktad ı r. Vaşington, Lôti n Amerika halklarından, kıtanın beden ve akıl emeğ i işçilerinden eskisiyle kıyaslanamıyacak ölçüde korkma ktadır. Geçen yüzyıl içi nde Marti ve Rodo g i bi ileriyi gören düşünü rler Vaşingtan'un Lôtin Amerika'yı yutmak n iyeti nde olduğunu söylemişlerdi. Şimdi soygu n daha da yayg ı n bir hal a l mıştır. Kıtadaki aydınla rı n emperyal izm a leyhtarı mevzilerini g itgide sağ lam laştı ra n da işte bu duru md u r. Yeni sömürgeciler, politika la rını kınayan ve bu politika n ı n içyüzün ü ortaya çıkara n Lôtin Ameri kalı aydınları n eylemleri n i şiddetli bir kinle izl iyorlar. Bundan dolayı kendi leri ni tarafsızlaştırmayı veya dolar tuzağı ile vicda nlarını satın a l mayı deniyor ve bazı hal lerde muvaffa k da oluyor­ lar. Fakat, Amerika Bi rleşik Devletlerinde halk a rasından bazı zümrelerin kendi ü l kelerinin egemen çevrelerine karşı savaşını, zenci dalgalanma 10rını, öğrenci ve gençlerin başka ldırmalarını, Viyetnam'daki sa ldırganları n geri çekil mesini enerj i k bir şeki lde istiyenıeri n tutu mla rını hayra n lıkla 1 08


karş ı layan ve kendileriyle daya nışmalarını açıkça beli rten lôtin Amerika aydınları, genel olarak, Amerikan emperyalizm i n i n ya ları ve rüşvet ağla­ rına düşmüyorla r.

Universite öğrencileri geleceğin akıı emeği işçileridir Aydın kavra m ı bütün dü nyada değ işikli klere uğrarken Liltin Amerika da, el betteki, bu olayın dışında ka lamazdı. Bili msel - teknoloj ik devri m, sanat, edebiyat ve bilimle uğraşan insanları olduğu gibi, ü retim a l a n ı nda çalı­ şan ücretli işçi leri, mühendis ve teknisyenleri ve ayni zamanda, öncelikle, ü niversite öğrenci leri ta rafından temsil edilen genç aydınları da etkisi a ltına almış bulunmaktad ı r. Liltin Amerika ülkelerinde yüksek öğretim m ü esseselerinde okuya nlar, hemen Jıemen hiçbir zaman proleta rya veya en fakir köylü ta bakaları arasından çıkmış değ i ldir. Liltin Ameri ka'daki öğretim sistemi piramidinin temeli son derecede gen iştir ve h i ç okuma yazma bilm iyenlerle, az öğ reti m görmüş, yani artalama olarak ilk okulun biri nci veya ikinci sınıfına devam etmiş kimselerden ibarettir. Bu sistemin doruğu ü n iversitedir ve bu zi rveye a nca k küçük bir azı n l ı k erişebilir ki, bunları n hemen hemen hepsi bur­ j uva aileleriyle, orta halli ta bakaların oğu lları ve kızları d ı r. On iversiteler sınıfsal bir karakter taşımasına, bunlarda oku m a n ı n bir i mtiyaz olmasına rağmen, ü niversite öğrencileri çoğu n luğu bu uyuşmazlıklar devrinde ken­ dileri n i baskı altında hissetmekte, üretim süreci i le şahsen ve doğ rudan doğ ruya il işki leri bulunmadığı ve genel olarak yaşamak için para kaza n­ mak zorunluğunu duymadı kları ha lde, sosyal ada letsizliği ve kendi­ leri ni kuşatan çevredeki manevi kısırlığı protesto için aydın ların başkal­ d ı rmasına katı lmaktad ı rlar. Oğrencilerin bazıları bili nçli ola rak, bazıları da olayların a kışında sürüklenerek, mevcut sistemin değişmesi, hayat tar­ z ı n ı n başka bir biçim a lması emellerini beslemektedir. Ara larından bir kısmı, h içbir zaman g ençlik heyeca nları n ı n ve ancak geçici bir karakter taşıyan sözle başkaldırmanın dışına çıkmamakta, nihilist ve a narşist eylem­ lerden öteye gidememekte veya hut da yeni kuşak olara k kabul edilmele­ rini sağl ıyaca k mevzilerde ka lma kla yetin mektedirler. Bunun ya nısıra, birçokları, en küçük bir tereddüt geçirmeden ve ebediyen kalmak üzere devri mcilerin safları nda yer alarak, Marksist-Leninist felsefeyi beni mse­ mekte ve kaderlerini işçi sınıfı n ı n kaderi ne kopmaz bağlarla bağla­ maktad ı r. Şili Komü nist Partisi ile Kom ün ist Gençler Birliği, Lilti n Amerika' n ı n d a h a birçok ülkelerinde olduğu g i bi, sadece madenierden, fabrikalardan ve köylerden değil, aynı zamanda üniversitelerle diğer yüksek öğ reti m müesseselerinden de birçok ki mseyi saflarına kaza n mışlardır. Ve bunu, hemen d a i ma, savaşın en çetin a nlarında başa rmışlardır. Yeni durumun diğer önemli tarafları n ı u nutmamak şa rtıyle, şunu özellikle bel irtmek 1 09


gereki r : köylü vatandaşları yutarak büyüyen bugünkü şehir, gençlerin sokak eylemlerine, emperyalizm a leyhtarı gösterilerine ve g erici kuvvetlere karşı mitinglerine sahne olmaktad ır. Gençler bugü n Nikson' u n suratın a tükürmekte, ertesi g ü n Sa m amca n ı n resmini yakmakta veya Amerikan bayra ğ ı n ı yere fır/atmaktadır. Ve bu sayısız gösteriler yığınsal bir kara kter taşı makta, bunlara katılanlar kelimenin ta m a n la miyle yiğitçe davran­ maktadır. Birçok hallerde gösteriler koşu llara göre değişmekte ve gençler n ü mayişlere sık sık proleta rya ile omuz omuza katıl ma ktadır. Gençler tükenmez bir coşkunluk ve enerji kaynağıdır. Halk hareketin i n doğru yolunda yürüyen ü nive ;site öğrencileri, can l ı bir devrim faktörü halini a l m a ktad ı r. Ideoloj i k tartışma ve diskusyonlar, şüphesiZ, za manımızdaki siyasi haya­ tın en karakteristik özelliğidir. Partiler, öğrenciler, ayd ı n lar, kısaca hiç kimse, bu tartışmaların d ışında kala maz, ortaya çıkan sorunları aydı nlatma ödevi nden kaçı namaz. Lôtin Amerika'da devri m konusunda çeşitli strateji k ve taktik görüşler i leri sürülmekte, b u çetin konu ta rtışmala rı n mi hverini teşkil etmektedir. Uluslararası komünizm hareketin i n problemleri gözden geçiri ldiği g ibi, sanat, edebiyat ve felsefe akımları ile kü ltür sorunları üzerinde hararetli tartışmalar yapılmaktadır. Bu canlı diyalog üst yapının bütün yönleri ni kapsa maktadır. Evet, diyalog lar ve mevzileri karşılaştırma döneminde yaşama ktayız. Şilili komünistler tartışma lardan kaçı n mamakta, memlekette yapı lan dis­ kusyonlara a ktif olarak katı lmaktadırlar. Biz, henüz çözümlenmemiş bir­ çok sorulara ceva pla r ararnokta ve ideoloj i k prensipleri mize uygun kesin sın ıfsal mevzilerde yer alarak, doğru çözüm yolları bulmaya ça lışmaktayız. Uitin Amerika'nın bütün ü lkelerinde ideoloji a la nında g eniş eleştir­ meler yapılmakta, iç sorunlara cevaplar araştırılmakta , çağdaş dü nya ile sağlam bağ lantılar kurulmaya çalışılmaktadır. Esasen, bağlantı kurma ça baları, fikir ve tecrübe değiş-tokuşu, ya lnız kend imizi değil, aynı za­ ma nda başkaları n ı da tanıyıp öğrenme i htirası, za manımızın karakteristi k özelliğini teşkil etmektedir. Çağdaş insanın ilgileri, kendi yurd u n u n s ı n ı r­ larından çok uzaklara yayılmış bulunmaktadı r.

Lôtin Amerika aydınları Ideoloji mücadelesi n i n gerekli bir hale geti rdiği bütün ideoloji akım­ ları n ı n araları nda yer bulduğu Lôtin Amerika aydınları g ittikçe genişliyen bir toplum katı haline gelmektedir. Bazı ü l kelerde akıı emeği şerefli bir iş sayıldığı için, aydı nların sayısı g itgide artmakta, çeşitli kategorilere bölünmekte, yeni mesleklerin sayısı da hızla fazlalaşmaktad ı r. Bu nun yanısıra Lôtin Amerika'da öğretim duru m u son derece ümit kı rı­ cıdır. Yüksek meslek okul/arında öğretim görmüş olanları n sayısı kıta m ız­ daki faa l n üfusun yüzde birinden de azd ı r. Orta öğretim yapmış uzmanlar 110


faal n üfusun yüzde üçünü bile bulmamaktad ı r. Bunları n da üçte ikisinden fazlası i lkokul öğretmeni veya muhasiptir. Beden emeğ i n i n «entellek­ tüelleşti ri lmesi» süreci son derecede ağır yürümektedir. Bazı raka m lara göre Lôtin Amerika'da mevcut 54 milyon işçi ve zanaatçı a rasında kalifiye işçilerin ora nı yüzde 1 0 dan azd ı r, 35 mi lyonu ise hiçbir hazı rlı k görme­ miştir. Köylüler a rasında yüksek veya orta öğretim görmüş ola nları n sayısı binde bire bile u laşmamaktad ı r. Ta rım alanında ça lışanları n yüzde 80'i hiçbir kalifikasyondan geçmemiştir. Lôtin Ameri ka'nın 250 milyonluk n üfusu arasında ü niversite öğretimi görenler (mezu n olanlar ve olmıyanlar) bir mi lyondan biraz fazladır. ilkokul üçe kadar veya biraz daha fazla okuya n la rı n sayısı 30 milyon. 3 yıldan az okuya n veya hiç okumamışların sayısı ise 37 mi lyondur. Orta öğretime deva m etmiş 8 milyon 700 bin kişiden 4 mi lyon 700 bini öğrenim­ Ieri n i tamamlı yamamışlard ı r. Orta dereceli tekni k öğ reti me deva m eden­ lerin (mezun olanların ve olmıyanları n) sayısı ise 1 mi lyon 800 bindir. Işçilerin ve zanaatçıların- a ncak yüzde 5'i orta derecede sayılabilecek hazı rl ı k safhasından geçmiştir. Lôtin Ameri ka'daki öğ reti min niteliği ile za manımızın ta lepleri ka rşı laştı rı l ı nca, duru m u n nekazeti bir kat daha artmaktadır. Hiç şüphe yok ki, Lôti n Amerika. bili msel a raştırma lar, bilimin prati kte uygulanması ve teknoloji alanla rında son derece geri ka lmıştır. Her ta rafta öğ reti min ulusal i htiyaçlara uyg un hale geti ri l mesi, üniversitenin ü lkenin ihtiyaçla rı n a göre ıslahı zorunluğundan söz edifmektedir. Ş i l i l i komünistler eylemlerinde bu prensibi klavuz edi n mişlerd i r. Komünistler öğ reti min, bili msel araştırmaların ve ü niversitelerin gel iştiril mesi mesele­ lerini n memleketin i htiyaçlarına uyg u n olarak çözümlenmesi yolunu gös­ terdiklerinden dolayı haklı bir itibar kazanmışlardır. Partimizin bazı seçkin üyeleri, yüksek öğ reti min yönetimi alanı nda önemli görevlere demokratik yoldan tayin ed i l mişlerd i r. Odevi miz, ulusal i htiyaçlarımızı ve perspektifleri gözönü nde tutarak ça lışmaktadı r. Bu perspektif şundan iba rettir : Nitel sıçramanın ve öğreti m soru n u n u n gerçek çözümlen mesi nin temeli, a nca k toplum d üzeni n değiş­ mesiyle atılacaktır. Bunun yanısıra. gerçekleri iyi bifmemiz ve bugün için olduğu g i bi , yarın içi n de açık seçi k sonuçl a r çıkarmamız gerekir. Bu yüzden gecikmeden ha rekete geçmemiz ve nüfus artışı n ı n patlama dere­ cesi ni bulduğu (1 980 de kılamızda faal nüfusun 1 20 milyonu bulacağı hesaplanmaktadır) Lôtin Amerika'da sorumluluğu elimize o l mamız lôzım­ d ı r. Çünkü n üfus a rtışına paralel olarak proleta ryan ı n sayısı da artacaktır. Bu a rada üniversite bitirenler de fazlalaşmış olacaktı r ki, resmi organ­ ların i htiyatlı tahmin lerine göre a rtış yüzde 70'i bulaca ktır. Fakat bu öde­ vin çözü mlen mesi sırasında , öğrenimi s ı n ı rlandırıp engel leyen mevcut sistemle ister istemez çarpışma k zoru nda kalacağ ız. Bugünkü gelişme temposu içinde köklü yapı değişiklikleri yapılmadığı ta kdi rde. Lôtin Ame­ rika'daki ekonomi ve öğ reti min seviyesi ile gelişmiş kapitalist ü l keler 111


(sosyalist ü lkeleri söz konusu bile edemeyiz) arasında mevcut uçuru m u n d a h a do derinleşmesi mu htemeld i r. Bütün Lôtin Amerika ülkeleri a rası nda bu alanda tek istisma Kübadır. Okur-yazarsızlığa karşı yığınsal savaş kampanyalarının açıldığı bu mem­ lekette okul yapı m ı a l a nında yüksek başa rılar sağ lanmış, bütün öğretim kol ları nda büyük i lerlemeler ya pılmış, burslar kitlevi bir ma hiyet a lm ış, erg i n ler arasında okuma-yazma öğrenme süreci hızlı tem polarl a yürütül­ müştür. Bütü n bunlar ise devrim ve sosya lizm sayesi nde mümkün olmuştur. 50 mi lyondan fazla erg i n insa n ı n okuma-yazma bilmediği, çocuklardan yarısının okula gitmediği, g idenlerden de a ncak beşte biri n i n i lkokulu biti rebi ldiği, erg i n vata ndaşlardan okula g itmiş olanların ortalama öğre­ n im inin bir yıl ı geçmediği bir kıta n ı n kara n l ı k tablosunda bi rici k ışıklı nokta Kübadı r. B u karanlık tablo kıt'a için bir facıadır. Çünkü 5-1 4 yaş a rası ndaki, yani oku l çağ ı ndaki çocu klar n üfusun yüzde 25' i n i meydana geti rmektedir. (Karşılaştırma yapmak için şunu belirtebiliriz ki, bazı Av­ rupa ülkelerinde bu yaş g u rubuna dahil olanla r nüfusun a ncak yüzde 15 kadarını teşkil etmektedir). Bazı tah m i nlere göre, işgücü dağ ı l ı m ı a l a n ı nda aşağıdaki değ işmeler beklenilmektedir: 1975 yılına kadar köy ekonamisinde çalışanların sayısı azalacak, buna ka rş ı l ı k, ta rım alanı d ışında ça lışan işçi leri n toplamı yüzde 58'e yükselecektir. Hizmetlerde ve devlet daireleri nde çal ışa n akıl emeği işçi/erinin sayısı do fazla laşaca ktı r. Her ne olursa olsun, sanayide, üreti m sü reçlerin i n maki neleşmesinde, emek yönetim inde, kontrol işlerinde de a rtışın önüne geçi lemileyecekti r. Hiç şüphe yok ki, Lôti n Amerika'da i lerici kara kter taşıyan değişiklikler meydana gelecek ve bunlar, öğ retim, sağlığın korunması, taşıt ve haberleşme alan la rında süratli gelişmelere yol açaca ktır, bu ise akıl emeğ i nden daha geniş ölçüde faydalanılmasını gerektirecektir. Fakat şimdiki d u ru mda teknik uzmanlar ve serbest meslek sa hipleri, sanayileri gelişmiş ülkelerdeki nden çok azd ı r. Lôtin Amerika'da 1 965 yılında bu kategorilere mensup olanları n ora n ı faal nüfusa kıyasla yüzde 2,7'yi aşmıyordu. Oysa gelişmiş ü l kelerde yüzde 5 ile 10 a rasında oynamaktaydı . Bu alanda Lôtin Amerika memleketleri arasında da önemli fa rkla r görülmekte, Arjantin, U ruguvay, Meksika, Şili V.s. gibi ülkeler diğerlerine kıyasla daha iyi d u ru mda bulunmaktadıriar. Yapı lan hesaplara göre, Şili'de hôlen 9 mi lyon nüfusa üniversite öğ retimi görmüş 53 bin uzman düşmekted i r. 1 2 bin kişi i le öğretmenler başta gel mekte, bunları 8.500 kişi olan avukatlar izlemekte, doktorların sayısı ise 5.800'ü bulmaktad ı r. Dördüncü yeri alan mühendisler 4.400'dür. Bu ra kam l a r, toplu m u muzun geleneksel d u ru m u n u göstermekte, i ktisadi d u ru­ m u n geri liğini ve XiX yüzyılın tipik eği l i ml ere bağlılığını ayna gibi aksettir­ mektedir. Hôlen Lôti n Amerika b i r bunal ı m dönemi içinde bulunmakta, bundan önceki kuşakla rın yaşayışın ı ka ra kterize eden değerler, fikirler, a l ışkan­ lıklar sistemi tümü ile sarsıntılar geçirmektedi r. Emekçiler, kapitalizmin 112


düzen olara k aya kta kal ı p kalmıyacağını tartışma konusu yapma kta, a ra ­ larında n birçokları ise bu sistemin ortadan kaldırı l ması, sosyali zmin zafere u laştırı lması uğrunda yürütülen savaşa ola nca azim leriyle katı l­ maktadır. Aydınlar ve d iğer ilerici tabakalar arasında do ayni ruh hdli hükum sürmektedir. Ideoloj i savaşı gündemde yer al m ıştır ve g itg ide daha fazla g enişlemekte, daha şiddetlen mektedi r. Kuşa klara rası ilişki ler, genç­ liğin ve ü niversite öğrencileri hareketin i n rolü gibi çeşitli konular incelen­ mektedir. Biz komünistler, hızla gelişen öğrenci hareketi ni işçi sınıfı n ı n ve emekçi yığ ı n ları n ı n savaşına bağ lamakta ve bu bağı n karakteri ni aydın­ latmaktayız. El bette ki biz, kuşaklar arasınd a ki savaşın, ta ri h i n itici gücü olduğuna katiyen inanmıyoruz. Çünkü tari hin itici gücü, sınıf savaşıd ır. Bununla beraber, gençlik hare ketindeki patlamala rı n yen i biçi m leri n i de görme­ mezii kten gelmiyoruz. Bu yeni biçimler baza n alışılmamış şeylerd i r ve dıştan bakı nca şaşırtıcıdı riar. Bize göre bu dış görünüşler hiçbiri mese­ lenin aslını değ iştiremez ve şu gerçeği ortadan kaldıramaz : Gençliğin coşkun enerjisi, içinde yaşadığı d ünyayı değiştirme isteğ i, devrimci pro­ letarya n ı n temel görevine, komünist partisi n i n yönetici rol üne aykırı değ i l ­ dir. Bu yüzden komünist partileri, bazen kaos yaratacak b i r heyecanla aşırılığa kaçan gençliğin muazza m enerjisini birl i k ve beraberliğe yönel­ tecek yol ları ve esnek araçları bulabilmek için çalışmalıdırlar. Bu a rada, gençlerin, «iktida r gençliğin elinde olmalıdır» g ibi sahte şiarlardan korun ­ ması gereklidir. Biz, ai levi i lişkiler de dahil olmak üzere, çağ daş top­ lumda ortaya çıkan meselelere, doğru yön ünü kaybetmiş olan, şaşkı nlık ve kargaşa l ı k içinde bulunan bir orta mda çılg ı n l ı k derecesine vara n binbir anlaşmazl ıklarlo i l g i l i çetin sorunlara inandırıcı cevaplar vermek için her türlü gayreti sa rfetmekteyiz. Bütün bunlar, bizi, çeşitli alanlardaki belir­ tileri derinlemesine i ncelemeye ve Lati n Ameri ka'n ı n bugünkü hayatında ortaya çıkan bi rçok soru n lara doğ ru cevap verebi lecek yetenekte yeni aydınlar yetiştirmeye zorlamaktadır.

Anti-emperyalist mevzilerde Hal böyle olu nca, gerekli devri mci durumları ve kararları i ncelemek ve formüle etmek, gayret ta bii olara k ve ister istemez, bilimin çeşitli kolları nın meşgu l olacağı bir iş haline gelmektedir. ideoloji savaşının şiddetlend iği, emperya lizmin hayatın bütün alanlarına karışm a k için yeni yeni ça balarda bulunduğu ve ma nevi alanda tekrar etkili hale geleceği ne inandığı şu zamanda biz, bu saldı rıya kesin bir darbe vurma nın zoru n l u olduğ unu unutamayız. 1 968' i n Oca k ayında Havana'da toplanan kültür kongresinde Latin Ameri kada'ki aydınların a nti-emperya list mücadele mevzileri ne geçtikleri açı kça görülmüştür. Kongrede, aydı nları n ve h a l k yığ ı n ları temsilcileri nin, 8

113


Viyetnam halkının savaşına karşı ilgi lerinin ve Amerikan saldırısı ka rşısında nefretlerinin artma kta olduğu dikkati çekmiştir. Yine aynı Kongrede, Lôtin Amerika'nın aydınlarına özg ü parlak savaş g eleneğ i, devam ettiriferek, kültür le u lusal bağ ımsızl ı k a rasındaki bağ l a r, her yönden gelişmiş i nsanın yetişti ri l mesi, aydınları n az gelişmiş ülkeleri n meseleleri ka rşısındaki sorum­ l u luğu, kültür ve yığ ınsal haberleşme araçları n ı n duru m u gibi sorunlar dile geti ril miştir. Aynı zamanda, Lôtin Amerika ülkelerinin i htiyaç ve d u rum larına cevap verecek bili msel ça lışmalar, teknik ve sanat a lanla­ rında yaratıcı l ı k gibi çeşitli sorunlar da ortaya atı l mıştır. Şilili komünistler halkı görüş ve duyuşlariyle kendi tarafl a rına kazanma­ Iıdırl a r. Çünkü emperya lizm ve tekeller, bazan kabaca, baza n ustaca yap­ tıkları propagandalarla halkı etki lemeye çalışıyorlar. Halkın akıı ve kal­ bini etkilemeyi deneyenler a rası nda tatlı dilli reformistler de yer a l ma k­ tadır. Bunların temsilci leri, «üçüncü yoı.> denilen reçeteleri sunmakta, bunun «mucizeler yaratıcı» olduğunu balıandıra ballandıro anlatmakta­ dırIar. Biz, ülkenin edebiyat, sanat, kültür ve bilim meselerine yabancı kalamayız. Bunlar, halkın, bütün memleketin menfaatlerine hizmet etmeli­ dir. Bu yolda yalnız bizim yürüdüğümüzü düşünmemiz yanlış olur, çünkü bize çok yakın olan güc!er de aynı yoldad ı r. Zaman gelecek, Şilili komü­ nistlerin, bize sempati besliyenlerin, dostlarımızın, memlekette yaratıcı güc olan bütün ilerici lerin, Şili kültürünün birçok bölüm lerinin yenilen­ mesine, edebiyat, sanat, müzik v.s. alanlarında yenileştirici bir bahar havasının getiri l mesi ne yardımda ve katkıda bulundukları anlaşılacaktır. Biz, burj uvaziye mensup bi rçok uzmanların, yanlış olara k can çekişmekte olduğunu sandıkları folklor hazinemizin bütün zenginliğinin ortaya çıka­ rılmasına yard ı m ettik. Bugün bu halk hareketine sadece kültür hayatının namlı usta ları değ il, ayni zaman d a , yaratıcılık alanında ça lışan gençler de yığ ın halinde katı lmaktadır. Memleketim izin kültür değerlerine büyük bir ilgi duyan birçok i nsanlar vardır.

Nazik bir alan ve sahte teoriler Biz, edebiyat ve sanatın, diğer iş kol larında uygulanamıyan, kendilerine özgü kanunlara göre geliştiğ i ve son derece nazik bir o lan olduğu gerçe­ ğini u nutmuyoruz. Bu kanunlar, sosyolojik basitleştirmeler ve sekter tutu m­ larla bağdaşa maz. Bunun yanısıra biz, edebiyat ve sanatı, ruh u ve bilinci ta hlil eden bir i nceleme biçimi ve aracı saymakta, i nsanı, halkı, memleketi ve dü nyayı dile geti rdiğine inanmaktayız. Bütün bunlar bizi, gerçekıere sırt çevirmek, hayati sorun lardan kopma k gibi a ldatmaları reddetmeye zorla­ maktadır. Edebiyat ve sanat alanlarında çalışan komünist aydınları şöyle karak­ terize edebiliriz: Onlar, yaratıcı lıklarını toplu msal savaşla kaynaştıran aktif i nsanlardır, yani hem sanatçı, hem de devrimci ola ra k i ki yönlü 1 14


yaratıcıdıri a r. Bu gibi sanatçılar, bir yandan sanat eserleri, öte yandan da, çökmekte olan kapita lizmden sosya l izme geçiş döneminin yeni dü nya­ sını yaratmaktad ı riar. Şurası m u hakkak ki, Lôtin Amerika'da hôlô açık bir dünya görüşüne sahip olmayan pek çok aydın vardır. Türlü endişeler, hayal kırıklığı ve ya lnızlık içinde bunalan bu g i bileri, dünya n ı n devri m süreci içinde bulun­ duğunu ve devrim i n yeryüzünün önemli bir bölümünde zafere u laştı ğ ı n ı, çelişkilerle sarsılan kapitalist sistemde devrim koşullarının olgunlaşmakta olduğunu farketmemektedirler. Edebiyat, resim veya müzik eserlerinin yaratı l ması süreci, tek kelimeyle yaratma süreci, hemen daima kişisel ça lışmalara bağ l ı olduğundan, bazı sanatçılar, «yalnızlık teorisini» kılavuz edinmekte, mesleklerinin kişisel karakteri bulunduğunu ileri sürmekte, dolayısiyle de bi reyci l i k (i ndividüa­ l izm) eği limine ka pılmaktadı rlar. Oysa ki g erçekte, dü nya olayları nı, konkre tarihsel insanı ve reel hayatı sanat kadar ya kından ta nı mayı, yüksek düzeyde genelleştirmeyi gerektiren pek az emek alanı vardır. Beli rli anlarda «benlik.. duygusunun etkisi a ltında kolon - veya ikti­ darını sürdürebilmek içi n eylemlerini maskelemek zorunda olan eğemen sınıflar ta rafından bu duyg u n u n kol ları arasına ustal ı kla iti len-bazı Lôtin Amerika ayd ı nları, kamu oyuna kendi lerini, sınıflar üstünde yer a l m ış, kendi kendine yetebilen, bağ ı msız bir sosyal g ru p olarak göstermekte­ dider. Ayd ı n ları n başl ı başına bir sınıf değil, toplumda bir a ra tabaka olduk­ larını çok iyi bilmekteyiz. Aydı n l a r, genel olarak, yüksek bir n itelik taşıyan, fakat üreti mde payı olmayan emeklerinin pazarda ve . özel likle az gelişmiş ü l keler pazarlarında nası l değerlendiri ldiğini farketmiyorlar. Kısacası, hele bizi mkilere benzer ü l kelerde aydınlar, sömürü len halkın bir kısmıdırlar. Onların ül keleri, maddi ve ma nevi gelişmeleri n i köstekleyen emperyaliz­ min ve yığınsal haberleşme araçları üzerinde hemen hemen mutlak bir diktatörlük kurmuş olon derebeylik kalıntıları n ı n ve oligarşinin sol u k a Id ı r­ mayan baskısı altındadır. Bizi m topl u mumuzda aydınlar, en büyük ölçüde sömürülenler arasında­ d ı r. Ve d u ru m ları, yal n ı z kürek mahku mları n ı n durumlariyle kıyaslanabilir. Aydı n lardan birçokları, asıl işlerine sadece boş zama nlarını ayırabilmekte, bunu do çoğu defa gizli ya pmaktadırlar. Buna rağ men bu işlerinden dolayı kendilerine parazit, serseri, manyak, hattô bazen teh likeli kişi gözüyle bakılmaktadır. Çünkü Lôtin Ameri ka'da sanat ve kültür biri nci derecede i htiyaç maddesi sayılma maktadır. Aydınlardan birçokları n ı n bi linci nde, ayd ı n ı n hayattaki yeri ve rol ü hakkında hôlô birbirinden acayip anlayışlar mevcuttur. Aralarından pek çoğu gözlerini geçmişe çevirmiştir. Ve böyleleri kendilerinin proleterleş­ meleri sürecin i durdu rmak için sü bjektif olara k beyhude yere geçmişe sarılmaktadır. Bu boş hayalde ısrar etmelerin i n başl ıca sebebi, belirl i s-

115


hallerde ikili hüviyet taşımaya devam etmeleridir. Zira onlor, meslekleri dolayısiyle yarı küçük- burj uva, yarı proleter duru m u ndadı rlar. Hata l ı an­ layış iarının deva mında, aydı nların ferdiyetçi liğini her çareye başvurarak belirten ve göklere çıkaran sistem de rol oynamaktadır. Bu sistem, önemi pek fazla büyütü len ufak tefek imtiyazlar vermek suretiyle onların g u ru runu okşa maktadır. Aydınları işçilerden ayıran biçi msel fark bu suretle ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlara rağ men, Lôtin Amerika aydınları a rasında politik bilinç g itgide yükseliyor. Başka türlü olması da mümkün değildir, zira bu insanlar hayatla pençeleşmekte, d urum larını iyi l eştirmek veya hiç olmazsa yaşayış seviyelerini koru mak için (uygarlığın gelişmesiyle, kısa zama nda tabii sayıl maya başlayan ve a lışkanlık haline gelen yeni yeni i htiyaçlar da yaşayış seviyesinin kapsa mına gi rmektedir) savaşmak zorunda kalmakta­ dırIar. Bu mücadele süreci içinde aydınlar, yavaş yavaş, sanayi işçi lerine özgü savaş, silôh ve araçlardan, savaş biçi mlerinden fayda lan maya başla­ maktadırl a r. Işçi ler bu a landa kendilerine bir örnektir, çünkü durumlarının bili ncine erdikleri gi bi, savaşta büyük tecrübelere ve omuz omuza örgütlü m ücadele yürütme yeteneğine sah iptirler. Akıı emeğiyle meşgu l çeşitli emekçi grupları (yüksek oku l l a rdaki öğrenci ler, öğ retmenler, doktorlar, profesörler v.s.) grevlere gitg ide daha sık başvuruyorlar. Çetin sınıf sava­ şından alınan dersler, sosyal çatışmalarda ve istekler u ğ runda yürütü len m ücadelelerde öğreni len ve ku llanılan takti k birliği ve ayni ihtiyaçlar içinde kıvranmalar, aydınlar üzerinde politik bakımdan büyük etkiler yap­ makta, zihi nlerini aydı nlatmakta ve va rolmakta deva m eden küçük burjuva kuruntularına karşı savaşta güclü birer silôh rolünü oynamaktad ır. Bütü n bunlar, resmi propagandanın besleyip şişirdiği, içten içe ise, aydı nların ikili hüviyetlerinin bir sonucu olan tereddüt/erin sürdürdüğü a ldatıcı ku run­ tuları tuzla buz etmektedir. Esasen Lôtin Amerika gerçeği de, ma nevi değerler yaratanıarı ..dün­ yanın direği.. g i bi göstermek için uydurulan efsaneleri bi r balon gibi sön­ dürmektedi r. Bu gerçek, onların da emekçi olduklarını ve ka pita list dü­ zende kaderleri nin ..isi msiz.. kardeşleri n i n kaderi nden ayrı l madığını en açık bir dille anlatmaktadır. Çünkü onlar da, işçiler gibi, kendi leri için ça l ışmayan ki mselerdir. Yaratıcı aydın, Marksı n deyişi ile, son derecede insani ve manevi anlam taşıyan emeğinin, genel olara k geçi mini sağlama­ dığını görmekte ve en değerli za man ve enerjisini kendisine yabancı bir iş uğrunda ziyan etmesi 'gerektiğini anlamaktadır. Akıl emeğ i onu mahrumi­ yetler içinde yaşatmakta, başka larını zengin etmekte veya zamanını, çoğu defa çatışma halinde bulunduğu devletin bir dairesinde ça rçu r etmektedir. Böyleli kle de yeteneği bürokrasi cihazının cehennemi ça rkları a rasında heba olup g itmekted ir. Böyle bi r aydın, za manının yarısını böyle g izli kapaklı ve bedava sayıla­ cak bir işte geçi riyor. Bu hal kalbini yara lasa da, geçim durumu dolayı1 16


siyle, yarı-proleterdir. Bu durumu, «Komünist Partisi Manifesti..nin Ingi lizce bası mına (1 888) Engels tarafı ndan yazılan önsözdeki şu proletar tarifine tomam iyle uymaktadı r : «Proleta rya sözünden, ü retim a raçlarına sa hip olmayan ve yoşıyabil mek için emek gücleri ni satmak zorunda kol o n çağ ­ d a ş ücretli işçiler sı nıfı anlaş ı l ı r... Gerici üstyapının kurbanları olon, günü ,g ününe ve binbir çile içi nde geçi m lerini sağ layan aydınlar arasında, toplumda sözlerini söylemeleri, beli rli siyasi mevzi lerde yer alma ları ve eyleme geçmeleri gerektiğini an­ layanla rın sayısı gittikçe artmaktadı r. Her yönetici sı nıf, aydı n ları, kendi h izmetinde ça lıştırmak a rzusunu besler. Bunun yanısıra, tarihin de gösterdiği g i bi, özellikle topl umda dev­ rim hazırlıkları n ı n yapıldığı dönemlerde, aydınların en iyi temsilcileri, sınıf kökeni engel ini devirerek, birçok hal /erde tam an la miyle kahramanca, bütün silôhlarıyle birlikte, en önde yürüyen devrimci sınıfın saflarına - g izli veya açık olarak - geçerler. Aydınlar proleterlerin ve köylülerin m ütte­ fikid i r. Bunun ya nısıra onla r sadece «aydın.. yol a rkadaşı veya silôhlı bil­ g i n rolü i le yetinemezler, h a l k kitleleri ordusunun bir müfrezesi olmak zoru ndadırlar. Aydınların savaşı bazen kendine özgü b i r şekil alabilir, silôh ları ise hemen daima mesleklerid i r. Bu sayeded i r ki, Lôtin Amerika'da kendi lerini kurtu luş savaşı davasına vermiş aydınla rı n gür seslerini sık sık duya bil mekteyiz.

Komünistlerin tutumu Düşmanlarım ız, komünistlerin genel olarak özgürlüğe, özel ola rak ta yaratma özgü rlüğüne ka rşı olduklarını milyonlarca defa söylemişlerdir. Her iki iddia da yalandır. Sınıflara bölünmüş toplumlarda i nsan hiçbir zaman özg ür olmam ıştır ve olmıyacaktır. Kend isini, soyut olarak, başına­ buyruk sansa da, aslı nda köled i r, çünkü somut özg ürlüğe erişmesini en­ gel/ iyen beli rli ta rihsel koşullar içi nde yaşa maktadır. Hattô böyle bir top­ lumdaki insanın iç ôlemi bile ikirci mlidir. Çoğ u nluğun azınlık tarafından sömürülmesi ve iş böl ümü son ucunda her insan ikili hüviyet taşımaktadır: bir ta raftan bireysel kişi liğine, öte yandan emek ücretine bağ ımlı olan, beslenebi lmek için ça lışmak zorunda bulunan bir ki msedir. Marks bi reysel insa nın sınıfsal insandan ayrıl ması na, yabancı/aşma adını vermiştir. Omrü boyu nca en güzel emel/eri ni gerçekleşti rmek için değ il, başkasını zengin etmek için ça lışan bir i nsan başına buyru k mudur? Ozgür müdür? Hayır. Başkasının kölesidir. Şimdi bu köleliğe «özg ürlük.> ve «batı uyga rlığı.. adı veri liyor. Kölel iğin köklerini kazı mak, yani sı nıfsa l söm ürü rejimini ortadan kaldırmak ve insana, özg ürlük ôlem ine, tarihsel süreç içinde biçimlenen özg ürlüğe kavuşmak imkônını vermek amacını güden ler, komünistlerdi r. Zoru n l u k ô lem inden özg ürlükler ôlemine geçiş herşeyden önce insanın işini maki neye gördürrnek temeline dayanaca ktır. Böylel ikle enerjisi serbest 117


ka lan i nsan ma nevi yeteneklerini geliştirecek, yaratıcı l ı k sürecinin ve este­ tik değerlerin zevki ni tadacaktır. Partimiz, kam ünist sanatçıların gerçek sanatçı, derinleşen, tam sanatçı olmalarını .istemekfedi r. Bunun içi n de sanatçı nın, insanı, halkı, toplumu iyi tanıması, daima onların emel leriyle yaşaması gereklidir. Sa nat «mutlak ruh u n.. veya «ilôhi bir sezişin.. meyvası olmadığı gibi, tabiat dışı i lham meselesi de değildir. Sanat, kel imenin en geniş anlamında bilincin mey­ vasıdır. Bili nce geli nce, o da, bilinçli yaşayışta n başka bir şey değ i ldir, insanların yaşayışı ise kendi hayatları n ı n sürecidir. Sanatçının bilincini, bütün yaratıcılığını belirleyen de hayattır. Sa nat eserlerinin ma nevi bakım­ dan karmaşıklığı daima belirli bir tarihsel sürece uygundur, hayatla, sanatçı nın yetenek veya dehasiyle ve iç ôlemiyle bağlantılıdır. Sanatçı dünyayı kavra makta ve herşeyden önce en önemli ya nlarını d i le getir­ mektedir. Hiçten sanat eseri yarata bilecek yetenek yoktur. Sanatçıya haya­ tın kapılarını açan ve onu halka yaklaştıran savaş ve toplumsal tecrübeler, sanatçının ilham kaynakları d ı r. parti miz, halk anlasın diye edebiyat ve sanat eserleri nin ka liteleri nin düşürülmesine taraftar değ i ldir. Pa rti, komünist sanatçı la rın diğerlerinden daha iyi sanatçı olmalarını, basitliğe düşmemelerini, olgunlaşma m ış ve başarısız eser vermemelerini istemektedir. Sanatçı lar, bazı a n larda - ki, bunlar olumlu o nlard ı r -, sanatları n ı s i l ô h h a l i n e geti rerek, doğrudan doğruya savaşa atılmak i htiyacını duy­ maktadırlar. Pikaso «Barış güverci nh,ni böyle yaratmış ve bütün dünyaya yaymıştır. «Gernika .. tablosu da onu n eseridir. Pablo Neruda da, gerçek sanatçıya özgü doğru görme yeteneğinden faydalanarak, daima aktüel olan eserleri ni böyle kaleme a l mıştır. Demek ki buna gayret etmemiz ıôzımdır. fakat eserimizin sanat eseri. hem de en yüksek nitelikte sanat eseri olması şartiyle. Parti miz bu alanda büyü k başa rılar elde etmiştir. Bizler 1932'Ierde par­ tiye girdiğimiz zamanlar, bi rçok parti üyesi. yazarl ığı. hemen hemen bir «gençlik g ünahı .. veya «küçük burjuva hevesi.. sayıyordu. O zamanlar yazarlar ve sanatçılar ya gizli çalışır, ya da sanatla ilgi lerini keserlerdi. Zamanla bu mônôsız sekterliğe ve dar görüşlülüğe son verd i k. Şimdi. partinin. yaratıcılığı birinci derecede bir politik eylem, Komünist Partisi saflarında yer olan sanatçıl a rı n ya pabi lecekleri en önemli bir politik ödev olara k değerlendirdiğ ini söyliyebiliriz. Ve sanat adamları. partinin. kendi­ leri tarafından yaratılan değerli eserlerle övündüğünü. insanlar ve sanat­ çıya gelişmesi için yard ı m ettiğini bilmektedi rler. komünistleri. cahiller kalabalığı diye tanıtarak korolamak istiyenıere cevabımız şudur : Safları ­ mızda en asil ve namuslu işçi ve köylü lerle. e n şerefli ve gayretli kadın­ l arla, en coşkun ve temiz gençlerle birl i kte, birçok öğretmenler. serbest meslek sahipleri, sanatçı lar ve yaza rla r bulunmaktadı r. Bu sanatçılar ve yaza rlar memlekette mevcut olanların en iyileridir ve birçok hallerde. Şili'nin övü ndüğü kişilerd i r. 1 18


Lôtin Amerika ülkelerinin komünist partiferi

Yüce Oktobr Sosya list Devri minin derin etkileri a ltında gelişmekte olan Lôtin Amerika halklarının ku rtuluş savaşı, son 20 yıl içinde bütü n kıtada yaygın bir hal almıştır. Sovyet halkının Hitler Al manyasına karşı Ikinci Dünya Savaşında kazandığı büyük ta rihi zafer, sosyalist sistemin kurul­ ması ve bunun neticesi olarak dünya kuwetler oranının sosyalizm lehine değ işmesi, bu gelişmeyi hızlandıran başlıca etkenlerdir. Ikinci Dünya Savaşından sonra Lôtin Amerika'da u lusal devrim ve kur­ tuluş hareketi nin en büyük başarısı, Küba devri midir. Küba Gü ney Ame­ rika'daki politi k hayata büyük etkilerde bulunmaktadır. Küba devri minin tesiri, Amerika kıtasında ilk sosya list ülkenin, yeni devrimci Küba'nın var­ lığı, G üney Amerika emekçileri nin savaşını daha yüksek aşa maya ulaştı r­ mıştır. Lôtin Amerika memleketlerindeki kurtuluş savaşı, karmaşık, çoğu kere çelişmeli yollarda gelişiyor. Za man zaman bu savaş şiddetleniyor, uzun yılların mücadelesiyle elde edilen başarıları geçici yen ilgiler ta kip ediyor, fakat bütün bunla ra rağ men bu hareket, genelli kle, daima gelişen bir süreç içinde i lerliyor. Bugün Lôtin Ameri ka nın 23 ülkesinde Komünist Partisi vardır. Bunların bir çoğu Oktobr Devri minden hemen sonra ve sınıf mücadelesi nin ateşi içinde kurulmuştu r. Komü nist partileri kuru luşlarından beri işçi sınıfına öncü lük etmekte ve s ı n ıf mücadelesinin ön saflarında savaş vermekted ir. Bugün, Lôtin Amerika komün ist pa rtilerinin 300 bine yakın üyesi vardı r. Lôtin Amerika Komünist Partileri çok ağır şartla r içinde çalışıyorlar. Çünkü bu ülkelerin bir çoğunda, Amerika n emperya lizmi ne sıkı sıkıya bağlı gerici, askeri oligarşik rejimler vardır. Güney Amerika komünist parti­ lerinden 1 2'si g izli ça lışmak zorunda ka lmakta ; 6'sı leg a l durumda ve ya lnız 4'dü (ya ni Şili Komünist Partisi, U rugvay KP, Marti n i k KP, ve Gva­ delup KP) legal ola rak ça lışmaktadı r. Fakat bu legal partiler de daima gericilerin çeşitli ve şiddetli baskı ları a ltında bulunmaktad ı r. Bugün Lôtin Amerika komü n ist partilerinin başlıca ödevleri şunlardı r : bütü n i lerici, demokratik g ücleri kendi etrafı nda örgütlemek, Amerikan emperya lizmine ve onunla işbirliğ i yapan komprador burjuvaziye karşı yürütülen anti-emperyalist, u lusa l-demokratik mücadeleye bu g ücleri sefer­ ber etmek ve böylece sosya list devrim için elverişli bir ortam yaratmaktır. Bu strateji k ödevlerin gerçekleşmesi, Marksist-Leni nist partilerin hazır­ ladıkları taktik progra m ların uyg u lama a lanında ki başarı larına bağ lıdır. Zamanı mızda Lôtin Amerika komün ist pa rtileri, prog ra mlarını, küçük burj uva, aşırı devri mci ve oportünist ideolojilere karşı yürüttükleri çetin m ücadeleler içinde gerçekleştirmektedi rier. 119


Latin Amerika sal h a reketi ndeki bölücü görüşlerin yayı l masına, an.ti­ ma rksist ve Maacu idelerin tesiri a ltında beli ren çeşitli maceracı g ruplar yard ı m etmiştir. Sözü geçen g ruplar, Brezilya, Arjantin, Dom i n i k Cumhuri ­ yeti, Ş i l i v e Balivya'da beli rmiştir. Komünizm'le hiçbir ilgisi ol mayan bu bölücü grupları n politik görüşleri, Troçkist grupları n platformlarından farksızdır. Yine bu g ruplar, Çinli bölücülerin ideoloj i k desteklemeleri sonu ­ cunda, faaliyetlerin i d a h a da a rtırmış bulunmaktad ı r. Aşı rı solcu lar da, troçkisler de, küçük g ruplar olma l a rına rağ men, kendi subjektif ve sahte devri mcilik metodları n ı geniş halk kitlelerine aşılamak için e l leri ndeki basın orga nlarından g eniş ölçüde faydalanmaktadırlar. Arjantin Komünist Partisinin b i r bildirisine göre, aşırı solcular, sasya list devrime ait Marksist-Leni nist teoriyi tamamen reddetmiş bulunmaktad ı riar. Bunları n iddiasına göre şartlar ne olursa olsun, her zaman ve her ülkede silahlı savaşa başlanmalıdır. Arjantin Komünist Partisi n i n bildirisinde aşırı solcu ların tutu mu söyle nitelendiri liyor : «Aşırı solcu lar ulusal kurtuluş savaşı nda işçi sınıfı n ı n öncü lüğünü, işçi-köylü ittifakının lüzümunu ve Par­ ti nin devrimdeki önderliğini ta mamen reddediyar, bu önderlik sıfatını yo l ­ n i Z küçük burjuvaya ve ün iversite ö ğ rencilerine lôyik görüyor... Aşırı solcular, bütün mücadele şeki l leri nden a ncak silahlı çatışmayı her ülke için tek m ücadele şekli olarak kabu l ediyor ve böylece emekçi yığ ın­ ları arasında ve özellikle işçi sınıfı safla rında ça lışmayı ta mamen reddet­ miş bulunuyorlar. Latin Amerikada'ki ideoloj i k çatışma n ı n iç yüzünü iyice bil meyen kimseler küçük burjuva bölücüleriyle Ma rksist-Leninistler a rasın­ daki ta rtışmadan şu sonucu çıkarabi lirler: bölücüler silah zoruyla, yani sila h l ı çatışma yoluyla iktidarı ele geçirmeyi, Marksist-Leninistler ise sadece barış yol uyla iktidara gelmeyi savunmaktadıri a r. Halbu ki bu böyle değildir. Lôtin Amerika komün ist partilerinden hiç biri, Marksist-Leninist öğ retide önemli bir yer a l a n silahlı mücadeleyi reddetmemiş ve bundan vazgeçmemiştir. Fakat kom ünist partileri, memlekette gayri tabii yoldan devrim havası yaratma k tezini reddediyor, her Latin Amerika ü l kesi nin milli özell ikleri ni ve kendine özgü şartlarını gözönünde bulundu rma mayı, bu ülkeleri sadece tek bir Amerika ülkesi gibi ele al mayı, Ma rksizm-Leni­ nizm prensipleriyle bağdaşmayan bir hareket olarak nitel iyorlar. «Komünizmin çocukluk hasta lığı : solcul u k>o adlı eserinde Len i n şöyle demektedi r : «Hem sömürülenierin ve hem de sömürenlerin menfaatlerine dokunacak genel bir u lusal bunalım olmadıkça devrim olamaz. Bu demek­ tir ki, devri m için, birinci, işçi lerden çoğ u n u n u n (veya hiç ol mazsa, bi l i nçli, d üşünen ve politikaya a ktif olarak katılan işçi çoğunluğunun) a rtı k dev­ ri m i n gerekli olduğ unu ta mamiyle anlamala rı ve devri m için ölüme dahi hazı r olmaları, iki nci, yönetici sı nıfların hükü met bunalı mları içinde bulun­ maları lazı mdır. Bu öyle bir bunalım olmalıdı r ki, en geri kalmış yığ ınları dahi politik hayata itmeli, (. . .) hükümeti acz içinde bırakmalı ve devri m­ ci lere onu kısa zamanda devirme i m ka n l a rin ı sağ lamalıdır... 120


Lenin'in bu prensiplerine değ inen Venezüella Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro üyesi Ortega , «Dokumentos Politi kos» dergisinde şun­ ları yazmıştır : «Biz Marksist-Leni nistler için bu prensipler çok önemlidir ve bugünkü şartla ra göre uygulanabilir.» Arjantin Komünist Partisi Başkanı V. Kodovilya 1 967 yılı nda yapı lan VII Ulusal Konfera nsta Oktobr ideleri n i n uluslara rası devri m ha reketi için önemini belirterek şöyle dem işti r : «Lenin'in ve bolşeviklerin, Oktobr Dev­ ri mini hazı rlarken uyguladıkları strateji ve taktik, u l uslara rası komünist hareketine ve Oktobr devri minden sonra kurulan bütün komünist ve işçi partilerine ve bu a rada bizim partimize de daima örnek olmuştu r ve olmaktadı r.» Lenin'in söz kon usu ettiğ i devri mi zoru n l u kılan şartla r bütü n ülkelerde aynı zamanda yaratı la maz, çünkü her ü l kenin gelişme yolları değişikti r, politik ve ekonomik gelişmeleri aynı seviyede değ i ldir. Şili Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Korvalan'ın da bel irttiği g i bi, kıta n ı n her ülkesinde gerçekleşti rilecek devri m m i l l i bir kara kter taşıyacak ve Lôtin Amerika halkları elbette ki ayni günde kurtu­ l uşlarına kavuşa mıyacaklard ı r. Mücadelenin daha yü ksek bir aşaması olan sılôhlı savaşın hangi şartlar içinde zafere u laşacağı konusunu i nceleyen Len in, emekçi yığınlarının bu mücadeleye hazırla n ması, örgütlenmesi, ara larında sıkı bağ ları n kurulması gibi çok önemli sorunlara deği nerek, sendikalarda, kadınlar ve gençler a rasında çalışmanın, parlômenter mücadelenin, grev ve işçi gösteri lerin­ den faydalanmanın gerekli olduğ unu belirtiyordu. Lôtin Amerika komünist partileri a rasında Lenin'in devri m öğretisini iyice kavrayıp pratikte uyg u layan ve a nti -marksist görüşlerin büyük zarar­ ları n ı a n lamış bulunan Şili, U rugvay, Arjantin gibi ül kelerin pa rti leri büyük başa rıla ra u laşmışlard ı r. Şili Komünist Partisi, kendi ülkesinde büyük, nüfuzlu, güçlü bir partid ir. Artık emekçi ve aydın kitlelerini kapsamıştır, yığ ınsa l bir parti haline gel­ mekted i r. Tekrar politik faaliyete geçtiği 1 958 yıl ındakine kıyasla bugün parti nin üye sayısı bi rkaç misli a rtmış bulunmaktad ı r. Uyelerin % 70'ten fazlası işçidir, bir Komün ist Partisi için bu ora n çok büyük önem taşır. Parti nin halk yığ ı n l a rı üzerindeki büyük etkisini şu deliller açı k olarak göstermektedi r : 1 965 yılının Mart ayı nda yapılan pa rlômento seçi m lerine katı lan Şili Komünist Partisi 300 bin oy aimıştır, yani seçmenleri n % 1 2'si oyunu bu partiye vermiştir. 1 967 yılının Nisan ayında yapı lan mahalli seçimlerde ise 340 bin oy kaza n mış, seçmenlerden yüzde 1 6'sı n ı n oyu n u a l mıştı r. Ayni za manda, Şili Komü nist Partisi, ülkenin send ika h a reketinde de önemli bir yer almakta ve özellikle 450 binden fazla üyesi olan Şili Işçileri Birleşik Merkez Sendikasında yönetici bir rol oyn amaktad ı r. Universiteliler ve gençlik ha reketi üzeri nde ise büyük etkisi vardır. Emekçilerin güvenini doğ ru yönlü politikasiyle kazanmıştır. 121


1 965 y ı l ı n ı n Ekim ayı nda toplanan X I I I Kongresi, Parti n i n faaliyetine yeni bir yön vermiştir. Bu yeni doğru ltunun bel libaşlı özelliği şudur: Anti­ emperya l ist devrimi ve sosya l izme geçiş dönemini gerçekleşti rmek için halk yığ ı n ları n ı seferber etmek, işçi sınıfı n ı n yönetimi a ltında geniş halk devrim hareketi ni geliştirmek. Devri m i n gelişme yollarına gelince, memle­ ketin kon kre tarihsel şartları n ı Marksizm-Leninizm prensipleriyle değer­ lendiren Kong re, şu son uca varmıştı r : Devri m i n gelişme yol ları, ü lken in konkre durumuna, ha reketin yığınsal hal olmasına, işçi sınıfı n ı n örg ütlen­ mesine ve m i l l i geleneklere bağ lıdır. Beli rli şartlarda ve yine bel irli bir zaman içinde devrim i n si lahsız bir şekilde gelişmesi i mkanlarını kabul etmek silahlı m ücadeleden vazgeçmek an lamına gelmez. Şili Komü nist Partisi Merkez Komitesi genel Sekreteri Korva lan «Barış ve Sosya l izm problem leri.. dergisinin Ara l ı k 1 963 ta rihli sayısında yayın­ lanan bir yazısında, gerici lerin seçimlerden önce bir hükü met darbesi yapmaları tehlikesi karşısında Şili Komünist Partisin i n tutum u n u açıkla­ yara k şöyle demişti r: "Pa rti miz gerici lerin ve Amer'ikan em perya lizm i n i n bu gibi şiddet ve cebi r hareketleri karş ısında ü lkede devri m i n silahlı bir şekilde gelişeceğ ini daima göz önünde bulundurmaktadır... Korvalan'ın belirttiği gibi bu mücadele, grev, silahlı sokak savaşları, köylü yığı n larının da katı lması ve desteğiyle bir proleta rya ayaklanması şekl ini a lacaktır. Urugvay Komü nist Partisinin de, ü l kesinin işçi sınıfı ve bütün emekçi yığ ı nları a rasında büyük otoritesi va rdır. 1 955 yılında pa rti çeşitli zorlu k­ l a rı yenerek, örgütleme ve ideoloji alanlarında daha da kuvvetlenmiş, emekçi yığınları arasında faa l iyeti n i genişletmiş bulunmaktad ı r. Bugün Partinin üye sayısı 1 955 yılı ndakine kıyasla 10 kat artmıştır. Oyelerin i n Dfo 70'den fazlası işçidir. Oktobr Devri m i n i n 50'ci yı ldönü m ü dolayısiyle yapı lan mitingte konu­ şan Urugvay Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Arismendi şöyle demişti r : «Halk yığınlariyle sağ lam bağ ları bulunan, açık bir devri m progra m ı ve takti ğ i ne sahip olan büyük bir parti yaratmak için ola nca g ücüm üzle ça lışıyoruz. Bu öyle bir Parti olmalıdır ki, h a l k yığınlarının, devrim h a reketine ne za man hazır ve ne derecede hazırlıklı oldukları n ı kestirmeli ve her türlü şartlar içinde düşmanla savaşa hazır durumda bulunmalıdır... \JI kenin bütün sol pol itik akımlarını bi rleştiren «Fideı .. Sol Ku rtuluş Cephesi'nin kurulmasına Urugvay komünistleri önaya k olmuşla rd ı r. Memleketin objektif şartlarını ve halk yığ ı n la rı n ı n a ktifliğ i ni gözönünde bulundura n Urugvay Komü nist Partisi bütün mücadele şeki lleri nden fay­ dalan mayı başlıca ödev saymaktad ı r. Latin Amerika Komün ist Partileri arasında en çok üyesi bul u na n ve bu yılın Ocak ayında 51 yaş ı n ı dold ura n Arj antin Komünist Partisi, Şili ve Urugvay Kom ünist Partilerinden oldukça farklı şartlar a ltında ça l ışmak zorunda d ı r. 1 22


1966 yılının Hazira n ayında Arjantin'de yapılan hükümet darbesinden sonra iktida ra gelen g ericiler tarafından yasak bölgeye itilen Komü nist Partisi, şimdi i l legol şartl a r içinde çalışmaktadır. Bu a ğ ı r koşullara ve irticaın çeşitli saldırıları ve baskı larına rağ men Arjantin Kom ü nist Parti­ sinin h a l k yığı nları üzeri ndeki etkisi g ü nden güne kuwetlenmektedir. Bug ü n Venezüella Komü nist Partisi de yeni bir gelişme aşaması nda bulunuyor. 1961 y ı l ı nda başlayan ve Venezüella'ya özg ü şa rtlar a ltında yürütülen siıahlı savaş gittikçe daha örg ütlü bir şeki l a l ıyor. Da ha savaşın i l k g ün lerinde Partinin meydana getirdiği gerilla g ruplarına, öncelikle ü niversite örencileri küçük burjuva elema nları ve başka ü l kelerden gelen savaşçı l a r katı lmıştır. Gerilla grupları nda i l k za manlarda işçi ve köylü sayısı çok azdı. Dah a sonra ları, Venezüella Komünist Partisi Merkez Komi ­ tesi n i n 7'ci Plenumunda a l ı n a n b i r kararda, «yerli h a l kın geri lla grupları n a gösterdiği ya rd ı m ı n arzu edilen seviyede olmadığı v e hatta bazı yerlerde bu gruplara karşı gerici hükümetin örg ütlediği komando birliklerine köy­ l ü lerin gönül l ü olara k katıl d ı kları» belirtilmiştir. Bu savaş beş yıl devam etmişti r. Komünistlerin büyük fedaka rlıklarına ve büyük ölçüde insan kaybına rağmen geniş halk kitleleri tarafı ndan destek görmediği müddetçe Venezüella'da gerilla ha reketi gelişememiş ve neticede yeni lgeye uğra mıştır. Venezüella Komünist Partisi Merkez Komitesinin 1967 yılında toplanan 7'ci Plenumunda, beş yıl süren siıahlı savaşın sonuçları i ncelenmiş, Par­ tin i n bu meseledeki tutumu yeniden gözden geçirilmiş ve h a l k yığ ınları a rasında yoğ u n çalışmalara daha büyük önem veri lmesi kararlaştı rılmıştır. Aynı zamanda plenum, parti n i n Oçüncü Kongresinde, silahlı iClvaŞ yoluyla ulusal kurtuluşa ve daha sonra l a rı da sosya lizme u laşı lacağ ına dair a l ı na n kararın, b u g ü n de zoru n l u olduğunu belirtmiştir. Venezüella Komünist Partisi, cu mhurbaşka nlığı ve parlô mento seçi m­ lerine katılmaya kara r vermiştir. Politbüro üyesi Marks' ı n belirttiği g i bi, seçi m yoluyla memlekeUe devrimci bir değ işiklik yapılamaz, fakat seçim kampa nyası, halkı kazan m a k için önemli bir a raçtır, h a l k kaza nılmayınca da, başarı lı bir siıahlı m ücadele imkansızdı r. Parti bu yeni tutumuyla az bir zaman i çinde iyi başarı l a r elde etmişti r : emekçi yığınlariyla bağlarını daha d a sağla mlaştı rm ış, sendikalar, köy­ lüler ve üniversite öğrencileri a rasında otoritesi daha da g üclendi rmiştir. Bütün bunlar açıkça gösteriyor ki, Latin Amerika komünist partileri kendi ü l keleri ne özgü şartları gözönünde bulundurara k yaratıcı eylem prog ra m­ ları hazı rlamaktadıriar. Şartlara göre değ işen bu taktik, silahlı ve silahsı z, legal ve i l legol mücadele şeki l leri nden i stifade edilmesini, b i r mücadele biçimi nden d iğerine geçi lmesini öngörüyor. Bunu Lôtin Amerikadaki diğer komünist partileri nin tecrü beleri nde de göreb i l i riz. Kol u m biya Komünist Partisi, her çeşit mücadele şeki l leri n i kapsayan yeni taktik programiyle işçi sın ıfı, köylüler ve gençler a rasında otoritesini daha da artırmıştır. Oye sayıs ı n ı n son yıllarda a rtması bunun açı k bir delilidir. 1 23


Peru Komün ist Partisi de bu birkaç y ı l içinde emekçi yığınlarının büyük sempatisini kaza nmıştır. Brezilya Komünist Partisi, iIIegal şartlar içinde 1 967 yılının son aylarında yaptığı VI'ci Kongresinde, ülkenin bugünkü durumunu gözönünde bulundurarak, geniş halk yığınları arasında daha yoğ un bir faa l iyet göstermenin g erekliliğini ortaya koymuş ve bu yolda çalışmaları n ı h ızlandırmıştır. Uzun yıl lardan beri a ğ ı r koşullar içind e faa l i ­ yette bulunan Ekvador Komü nist Partisi, VII I'ci Kongresini, geçen yılın Ağ ustos ayında i l k olarak legal olara k ya pabi im iştir. Salvador Komünist Partisi, ülkenin ta ri h i nde şimdiye kadar görülmedi k ölçüde büyük b i r grev hareketine öncü lük etmiştir. Bolivya Komünist Partisi, memleketteki 1 967 yı l ı n ı n Mart-Ekim ayları arası nda meydana gelen olayları inceledikten sonra yeni bir eylem progra mıyla ha rekete geçmiştir. Kosta-Rika Halk Oncü Partisi d e her çeşit legal savaş şekillerinden yara rlanmakatadır. Guvatemala Emek Partisi, rej imin şiddetli baskıları a ltında yiğitçe müca­ dele etmektedi r. Her Lôtin Amerika Komünist Partisinin kendine özg ü, yani ülkenin konkre şartlarına göre takti k tutu m u vardır. Fakat bu ayrıntı lara rağ men bütün kom ünist partileri Lenin'in mücadele yol ları sorunundaki görüşünde tamam iyle bi rleşmekted irler. Lenin şöyle diyordu : "Batı Avrupa ve Amerika'da çağdaş komünizmin başlıca ödevi, emekçi yığ ınlarını, gerçek, kesin, son ve büyük devri m müca­ delesine götürecek veya olaylara yepyeni bir yön vereçek doğru ve konkre yolu arayıp bulmaktır.» Lôtin Amerika komünist partileri, son yıllarda Güney Amerika ülkele­ rinde bir hayli yaygı n hal alan aşırı solcu görüşleri olduğu gibi, sağcı reformist görüşleri de şiddetle reddediyorlar. Bugün bütün komünistler, halk yığ ınla rını gerçek ve kesin mücadeleye .sevk edecek "konkre yolları tayin etmek» için ola nca gayretleri ile ça lışıyorlar. Parti belgelerinde açık­ Iandığına göre, bu mücadele Lôtin Amerika memleketlerinin çoğ u nda silôhlı bir mah iyet o labilir. Lôtin Amerika komünist partileri Uluslara rası Komün ist hareketinin bir­ liği konusunda do önemle durmaktadırlar. Onları n kanaati nce yen i bir Uluslararası Komü nist ve Işçi Partileri Toplantısı, M a rksizm-Lenin izm ve proletar enternasyonalizmi prensipleri üzerinde bu birliği kuwetlendir­ menin önemli yollarından biridir. Bu partiler, ka hraman Viyetnam halkını, Amerikalı saldırganiara karşı mücadelesinde desteklemekte, Küba'yı savu­ nan uluslara rası kuwetlerin ön safında yer olmaktadırlar. Çekoslovak­ ya'daki anti-sosya list gücler em perya l istlerin ya rdı miyle bu memlekette sosya l ist düzene sa ldırıya geçtikleri zaman, Lôtin Amerika komünist par­ ti leri, Küba Komün ist Partisiyle birli kte, Çekoslova kya nın sosya list düzenini savu nma hareketini hararetle desteklemiş lerdir. Sosya list ülkeler Çekoslo­ vakya halkının yardıma koştukları gün lerde, bu parti ler, yayınladıkları bildirilerle Çekoslovakya olaylarını Ma rksist-Leni nist görüşle doğru olarak değerlendirmişlerdir. Meselô, Kolu mbiya Komünist Partisi Merkez Komi ­ tesi nin son Plenumunun kararında şöyle denilmektedi r : "Lôtin Amerika 1 24


Komü nist ha reketinin olumlu bir özelliği. Varşova Antlaşmasına dahil sosyalist ülkelerin ha rekete geçmeleri zorunluğu g i bi çok karmaşı k prob­ lemler karşısı nda vardıkları kesin görüş birliğ idir.» latin Amerika komünist partileri, ülkelerindeki işçi sı nıfı nın gerçek öncüleri oldu kları nı. bütün faaliyet ve tutu mlariyle ispat etmişlerdir. Onlar. lôti n Amerika emekçi leri nin ku rtu luş hareketi ne. Ma rksist-leni nist öğ retiye dayanarak doğru bir yön vermekte. halklarının. Amerikan emperya lizmine ve işbirl ikçi gerici oligarşiye karşı. gerçek bir milli bağımsızlık. milli demokratik ve sosyalist devrim i n gerçekleşmesi uğrunda yürüttüğ ü savaşa öncü lük etmektedi rler. N. Mosfovefs

125


Guvatemala Emek Partisi'nin yanlış yoldaki akımlarla mücadelesi

Mario Silva Honama G uvatemala Emek Partisi (GEP) Merkez Komitesi, 1968 yılının Mart ayında, «Guvatemala devrim hareketin i n en kritik bir aşamada bulun­ duğunu» bi ldirmişti. Bu değerlendirme bugün için de doğrudur. Çünkü bu buna lımın bellibaşlı nedeni, bir kaç yı l önce ülkedeki devrimci g ücler a rasında beli ren bölünmedir. Kanaatimizce bu bölü nmeyi, ü l kemizde dev­ rimi, "halk devrim savaşı» diye bi l i nen yolda g el iştirmek için GEP'nin kendi politik doğrultusunu hazırlaması ve gerçekleştirmesi sırası nda karşılaştığı güçlükler açısından i ncelemek gerekir. Devrim hareketinde ve parti içinde çeşitli eği lim lerin sert tartışma ları biçimi nde başlaya n bu bölü nme, pa rti saflarında huzursuzluğa yol açmıştır ve henüz' tamamiyle önü a lı na ma ­ mıştır. Ote yandan parti, halk yığı nları n ı n silôhlı mücadeleye yöneldiği şimdiki dönemde, düşma n ı n şiddetli hücumuna uğramakta ve bütün tari h i n i n en bunalımlı dönemi içinde bulunmaktadır. Fakat uzun yı lları n m ücadelesiyle elde edi len tecrübe, şü phesiz, parti nin örgüt ve ideolojik bakımdan kuv­ vetlenmesine ve kend ine düşen tarihsel ödevi daha büyük bir başarıyla yerine getirmesine yard ı m edecektir. Bu durumun başlıca nedeni şudu r : Parti henüz Guvatemala devri m ha reketi n i n tarihsel ödevlerini gerçekleşti rebilecek b i r seviyeye ulaşma mış­ tır. Başka bir deyişle, pa rti, silôhlı mücadele yoluna geçme zorunluğunu geç anla mış, «halk devrim savaşı»nda uygulanaca k azi m l i ve açık bir doğ rultunun hazırlanmasında ve aynı zamanda bu işlerin gerçekleştiril­ mesiyle ilgili politik, örgütsel ve askeri ödevlerin çözüm ünde gecikmiştir. Çeşitli eği l i m lerin ta rafta rları arasındaki m ücadele, eylem birliğini ve hattô parti nin varlığını tehlikeye düşürmüştür. 1 966 yı lı sonunda başlıyan ve 1 967 yılında devam eden ka nlı terör ve düşma n ı n şiddetli baskı ları sonucunda bir çok yoldaşımızın morali bozu l muştur. 1 967 yılında bir grup yoldaşın partiden çıkması ve «i kti lô lcı Silôhlı Kuwetler»in böl ünmesi bunun kaçıoılmaz sonucu olmuştu r. .. Ihti lôıcı Silôhlı Kuwetler»le parti arasında birliği korumak amaciyle 1 966 yılında yapılan Ul usal Parti Konfera ns'ında bu gru p GEP Merkez Komitesine üye veya aday üye olarak a l ı n mıştı. Bilindiği üzere, ..I htilôıcı Silôhlı Kuwetler» Guvatemolo'da devrimci g ücleri n askeri bir örg ütüdü r ve parti bu örgütte sürükleyici bir rol oyna1 26


maktadı r. Yukarıda sözü geçen g rup üyeleri nin, GEP'ne cephe alan bazı partisiz «Ihtilôlcı Silôhlı Kuwetleri.. yöneticileriyle son za manlarda işbir­ liği yapmaları, bunları n yalnız formel olarak partiye g i rdikleri ni açı kça ortaya koymuştur. Onların başlıca amacı «Ihtilôlcı Silôhlı Kuwetler»in yönetim i n i elleri ne geçirmek ve bu örgütü Guvatemala Emek Partisine karşı kullanmaktı. Kendi askeri-politik görüşleri n i uygulamak amaciyle parti yönetim i n i ele geçirmek için hazırladıkları ilk plôn suya düşünce, bunlar, partiye parçalama çabalarına g i riştiler. Bölünme olayı n ı n esası işte budur. Bunu daha iyi a n laya bilmek için Ulusal Konferansın ka ra rına bir göz atmamız ıôzımdır. Ulusal Konferansın kara rla rı nda belirti ldiği gibi, «bundan önceki dö­ nemde partimiz ve devrim hareket için e n büyük tehlikeyi tutucu ve dog­ matik görüşler teşki l ediyordu. Çünkü bunlar memlekette meydana gelen yen i olayları ve değişikliği göz önünde bulundurmamışlard ı r. Onümüzdeki dönemde ise, devrim h a reketi ve parti için en büyük tehlike «solcu.. görüş ve eğ i l i mlerden gelebilir». Konferansın kara rı nda, deva mla, şöyle deniliyo r : «Parti miz, bu tutucu eği l i m lere karşı mücadele etmeseydi, devrim hareketinin dışında ka lmak ve devrim yolundan sapmak tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktı. Ve böy­ lece parti, kendi kendini, silôhlı mücadeleni n içinde yalnız ya rdımcı bir kuwet durumuna düşürbilirdi. Bunun sonucu olarak, pa rtiye üye akını aza labilir, partinin kendisi de, mücadele ve örgüt işleri için hazırlanan şema lara dayanan küçücük, dogmatik bir örgüt haline gelebi lirdi. Böyle bir durum, devrim hareketinde ve silôhlı m ücadelede öncü rol oynamasını güçleşti rebilir, en iyi devri m savaşçı ları n ı n partiye g i rmelerine engel ola­ bilirdi. Parti ödevlerin i soyut ve şematik bir şeki lde yansıtan tutucu ve dogmatik görüşte ola nlar, mücadele ve örgüt biçi mi nde değişiklik yapma­ nın Leninist prensiplere aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Silôhlı müca­ deleni n önemini küçümsemek veya bunu ya lnız tek bir mücadele biçimi olarak kabul etmek bu gibi görüşlerin başl ıca özelliğidi r.» Ulusal konferansın aldığı kararda parti içi ndeki «solcu» görüşler şöyle n itelendiri liyor: «M ücadeleni n çetin leştiği şartlar içinde, aşamaları atla­ mak, ya lnız en devri mci g üclere dayanmak, tek cepheyi kuwetlendirmek gerektiğ i n i unutmak, sadece askeri örgüt ve askeri savaş şekillerine kapı!­ mak, pa rtin i n rolünü ve geniş halk yığınları n ı n m ücadelesini küçümsemek, Guvatemala devrim hareketinin bugünkü aşamasında en büyük rolü köy­ l ülere ta n ı m a k ve böylece işçi sınıfını ve onun öncü örgütü olan GEP'nin yönetici güc olara k kabul etmemek, i kinci derecede bir duruma düşürmek gibi eğ ilimler belirmiştir. Guvatemala işçi sınıfını küçümseyenler ve devrim savaşına katılan köylülerin coşkunluklarına aşırı derecede önem verenler, partinin rolünu yanlış değerlendirebi lir, geniş devrim hareketine biri nci derecede önem vererek örgütün belirli hüviyetini kaybettirebi l i rler; böy­ lece de parti mizin politi k ve örgütsel bağımsızlığı ortadan kalkmış olur». Konferans kararı nda, ayrıca, Troçkizi rrı şöyle nitelendiriimiştir : «Troçkizm, 1 27


baltalayıcı, bölücü ve doğru yoldan ayırıcı n iteli kte bir görüştür ve dışar­ dan gelen büyük bi r tehli ked ir. Düşman ta rafından da bir silôh olara k kullanıldığı için, buna karşı d a i m a devrimci uya n ı klığı göstermek gerekir." Partide birliği korumak amaciyle yürütülen mücadeleyi aydınlatabilmek ve son yıllarda elde edilen zen g i n tecrübelerden gereken sonuçları çıkara­ bilmek için, Guvatemala'nın konkre ta rihsel şartları içinde beliren bu eğilim lerin nedenlerini ve sınıfsal kökenlerini dikkatle incelememiz gere­ kiyor. Partimizde tutucu gürüşler, genel l i kle, karşı-devri m i n en a ğ ı r baskı lar yaptığı, demokrasi ve devrim hareketinin yavaş ve büyük bir g üçlükle can ­ lanma kta olduğu, illegol şartlar içinde yenibaştan teşkilôtlanmaya ça lışan pa rti nin yığ ı n la rla bağ ları n ı n zayıfladığı bir dönemde beli rmeye başla­ mıştır. Parti n i n I I l'cü Kongresi de bu dönemde (1 960 yılında) yapılm ıştır ve a l ı n a n kararlar, esasları itbariyle olumlu olmakla beraber, meseleleri enine boyuna açıklayamamıştır. Halbuki, kongre-öncesi hazır/ık çalışma­ ları nda 1 954 olayları ten kitçi bir gözle ta hl ilden geçirilmiş bu lunuyordu. Kongrede bunlar gözönünde tutu l madı, bu olaylardan gereken sonuçlar çıkarı l madı, silahlı mücadele yolla rı ciddiyetle i ncelenmedi ve sağ kana­ d ı n yanlış tutumlarına karşı, bunları önleyerek tedbirler alınmadı. Bunun başlıca nedeni, parti prog ra m ı n ı n ve politi k doğ ru ltuları n hazırla nma­ sında dogmatik görüşleri n hakim olmasıdır. Progra m ı n bazı hükümleri doğru olara k formüle edildi, fakat devri m i n biçi mi, itici gücleri gibi çok önemli konular, Çin devri m i n i n tecrübelerinden ve bazı kardeş parti prog­ ra mlarından m i ha n i ki bir şekilde a kta rıldı. Bu dog matizm, bazı kapitalist ülkelere uygun olan sila hsız mücadele yoluyla sosyalizme geçme i m kan­ ları tezi nin kabulü eğ ilimlerinde, öte yandan Rus devri m i nde uyg u lanan silôhlı sovaş biçiminin yalnız silahlı ayaklan m a h a reketinde tatbik edil­ mesi gerektiğini savunan eğ i l i mlerde de kendi n i göstermişti . (Aynı za­ manda, radikal «sol" eğ i l i m ta rafta rları, sathi bir görüşle, Küba devri mini geri lla-yıldırı m harbi şeklinde değerlendiriyorlardı.) Şüphesiz ki, bu görüşlerle reformizm a rasında birçok ortak özelli kler va rdı. Guvatemala'da ise reformizm, sağcı oportünist biçimini almış bulunu­ yordu. Politik mücadele alanında sağcı oportün izm, «politi k oyu nlara", seçim-önü bi rleşmelerine ve seçim-önü mücadelesine büyük önem veriyor, silahlı mücadeleyi gel iştirme alanındaki g i rişim leri küçümsüyordu. Sağcı oportünizm, bir ta rafta n da, ekonomizm ve halk yığınları arasında yalnız legal ça lışma eğ ilimi ile de beli rmişti. Ozelli kle Meksika'daki Guvatema­ la Iİ mülteciler a rasında pek çok taraftar bulmuştu. Bunlar yayınladı kları dokümanlarda bu eğ ilimleri ni açı kça savu nuyorlardı. Parti içinde tutucu görüşler daha fazla yayı lmıştı. Bunlar, Parti Merkez Komitesinin faa liyeti üzeri ne büyük etkiler yapıyor ve özelli kle 1 965 yılında partinin doğru b i r genel politik doğrultu hazırla masını ve pratik çalışma la­ rını büyük ölçüde engelliyordu. Bu görüşleri savu nanlar, parti çalışma la1 28


rında esnafça bürokratik ve köhne m i ş metod lara başvu ruyar, kendi leri g i bi düşün meyen, fakat bu dönemdeki aksaklı k ve yanlışlı kları iyi niyetle ten kit eden, onların metodları n ı kabul etmed iklerin i bildirmek istiyen yol­ daşların serbestçe konuşma ları na imkan vermiyorl a rdı. Merkez Komitesinin 1 965 yılındaki kararlariyle daha kusursuz bir pa rti doğultusu hazırla n d ı kto n sonra, ideoloji a lanında bu görüş ve eği limler kesin olara k ortadan kald ırıldı. Böyle görüşleri savu nanla r ise, parti .ta ban teşkilatlarını etkilemek gayretlerinden ve bölücü faaliyetlerinden vazgeç­ mek zorunda kaldılar, demokrati k santralizm prensepierine uyaca klarını bildirdi ler. Bazı yoldaşları n , parti tutumuna aykırı olon bu görüşlerin etkisi a ltında ka lmaları, pa rti ça lışmaları nda da büyük güçlü kler doğ urd u . Dünya görüşleri bundan önceki dönemde biçi mlenmiş bazı pa rti üyele­ riyle bir kısım pa rti yöneticileri de ya nlış görüşlerin etkisi altında bulunu­ yorlardı. Memleketi mizde tutucu görüşlerin sın ıfsal kökenleri va rdı. Bu görüşler bel li başl ı olara k, zanaatçı, memur, ayd ı n ve uzman g i bi küçük burjuva ta bakaları arasında, yani ekonomi k duru m la rı oldukça sağ lam orta ta baka­ larla, yaşayış seviyesi çok düşük olan bağ ımlı ü l kemizde bile «işçi aristok­ rasisi» denilebilecek emekçi yığ ı n larındon bel i rli bir g rubun a rasında yayı­ lıyordu. Burjuvazinin zeng inleşmesi ve emperyalist yatırı mları n çoğalma­ siyle iş bulma i m ka n ları do artıyor ve fabrika larda, aşırı derecede geniş­ lemiş olan h izmetler alanında ça lışan bir kısı m halk ta baka larının yaşayış seviyesi yükseliyordu. Komformizm işte bu objektif ekonomik faktörlerin bel i rtisiyd i . 1 954 yılında n sonraki karşı-devrim terörü za manında gelişme olanakları bulamayan, ondan sonraki demokratik dönemde yapılan solcul u k hata­ larının da bir deva m ı olan «soicu» görüşler, 1 962 yılındaki yığınsal mücadeleler sırasında ma nta r g i bi bitmeye başladı. Bu görüşler, devrim hareketinin başkentte ve diğer bazı şeh i rlerde silahlı ayaklan m a biçimini aldığı 1962 yılının Mart ve Nisa n aylarında, yani genel bir ayaklanmaya bağlanan ümitlerin suya düştüğü dönemde ü niversite öğrencileri arasında geniş ölçüde yayıldı. «13 Kasl ırı Devrim Hareketi» adlı bir örgüt kurmaya muvaffa k olon Troçkist' lerin gösterdiği faa liyetten ve u luslararası Komünist hareketi içi nde meydana gelen görüş ayrıl ı klarından faydalanara k ortaya çıkan «solcu» teori lerin, bu görüşlerin yayı lması nda bi rhayli etkileri oldu. Şimdi, sözü geçen görüşlerin nite l i k ve özel liklerini, sınıfsa l kökenleri n i i nceleyel im. Parti içinde olduğu g i bi, parti dışı nda d a gelişmeye başlayan «solcu» eğ il i m ler devrim romantizmi unsurları taşıdığından, gençler ve daha küçük yaştakiler arasında yayılmaya elverişli idi. «Solcu» görüşler, Yu rtsever Emek Gençliğ i n i (Komünist gençl iği) hemen hemen ta mamiyle sarmıştı. Bunun başlıca nedeni, Lôtin Amerika'da devri m hareketine hız ve heyecan veren Küba devrimi zaferleri n i n çekici g ücü ve bu g ücün etki­ leriydi . ,

9

1 29


Büyük ölçüde sübjektivist ve volüntarist görüşlerin bir karışımı olan yen i a k ı m ı n tarafta rları, tabiatiyle, o zamana kadar partide hôkim durumda bulunan tutucu görüşlere karşı çıktı lar. Bunlar, parti için ibret dersleriyle dolu geçmişteki devrim mücadelesi gelenekleri n i h içe sayd ıktan başka, Marksizm-len i nizm i n temel ilkeleri ni de küçümsüyor, çağ ı mızın en canlı problemleri nin çözü mü nde Marksizm-leninizm prensi plerinin uygulanma­ sına yanaşmıyor, yalnız belirli ideallere tapınırca sına bağ lanmak suretiyle her şeyin çözülebileceğ ini sanıyorlardı. Parti doğrultusu n u n yanlışlık veya zayıflı klarına karşı lı k, ülkemizdeki «solcu» eğ ili mler küçük burj uva «dev­ rimci liği» niteli kleri n e sahipti. Tarafta rları, sosya list devrime derhal geçi l­ mesini istiyorlardı. Bunlar, burjuva tabakaları a rasında bir ayırım yapma­ makta, kuvvetler oranı faktörünü küçümsemekte, devrim hareketinin geliş­ mesi nde çeşitli aşamalardan geçme zorunluluğunu ta nımamakta, örgüte önem vermemekte ve il legol örgüt kurma yönü nde ça lışmaları reddet­ mekteydi ler. Ayni zamanda, soyut ajitasyon ve birbirine bağ lı ol mayan gruplar halinde çalışma ya nlısıydılar. Bundan başka, bu akım, (her türlü şe maya karşı olduğunu ilôn etmesine rağmen) mücadeleyi, askeri savaş biçiminde görüyor ve buna uyg u n örgüt­ lenme ve savaş metod ları şema ları n ı beni msiyord u . Halbuki, bu şema lar gerçekte, ne askeri ha rekete uyg undu, ne de geri l la savaşına. Bu görüşte ola n lar, kendileri n i koruya bilecek ve i leri ha rekette bulunabilecek yete­ nekte örgütler kurmanın gerekli olduğ unu an lıyamıyorlardı. Bütün işlerin emir ve kumanda ile yapılacağ ı n ı sanıyor, yalnız, emir ve kuma nda ile disipli n i n gerekli olduğu a skeri hareketlerde değil, politik sorunları n çözümünde d e böyle davranılması lôzım geldiğ i n i söylüyorlardı. Bu s uretle, örgütlenme meseleleri tepeden inme emirlerle çözümlenmek isteniyor ve örgütlerin yapacağı işler tamamiyle idare cihazının emri altına verili­ yordu. Onderi putlaştırmak, hareketin "çekirdeğini» sekterce anlamak, ("Ocak» adının verdi kleri) geri l lô harbini ya lnız kendi tekellerinde bulundurmak ve yine onlara göre her a n harekete hazır durumdaki köylü yığınlarını idealize etmek, bu akımın bellibaşlı bel irtileriydi. Memleketimizin konkre şartları içinde solcu oportün izmi, bazı küçük burjuva temsilci leri tarafın­ dan işçi sınıfı n ı n tarihsel rolünü gaspetmek, devri m i n ve özelli kle bu dev­ rimin temel gücü ola n köylülerin yönetimini ellerine geçirmek veya peşi nen kendi lerini bunları n yöneticisi imiş gibi göstermek ça bala rıyla ka rş ı mıza çı kıyor. Fakat bu eğ ilimlerin beli rmesine ve gel işmesin e yard ı m eden objektif şartların da bulunduğunu kabul etmek ıôzımdır. Bu biçim devrim­ cilik, küçük burjuvazi nin radikal tabakalarına mensup gençlerin, üniversite öğrencileri n i n, aydınları n ve ekonomi mizde kendini gösteren deva mlı buna­ l ı mlar yüzünden yoksullaşan taba kaların d üşü nce ve d uygularını yansıt­ maktadır. Bunun için bu tabakalar, emperyal izme karşı mücadeleni n zorunluğ u n u tamamiyle doğ ru bir görüşle ol masa bi le, d a h a kolay a nla1 30


m a ktadırlar. Aynı zamanda solcu eğ i l i m, geliri olmayan, her türlü hakta n yoksun bulunan topraksız fakir köylülerin u m utsuzlukları n ı ve işsizlik içinde kıvranan, g elecek günlerin g üvensizliği içinde çırpınan şehi r halk tabaka­ larından bir kısmının isteklerini a ksettirmektedir. Parti dışında olduğu g i bi pa rti içi nde de «solcu» eğ i l i m taraftarları, kökenleri ve amaçları icabı, partiye karşı savaş tohumlarını taşımaktad ı r­ l a r. Bu yüzden, partiyle işbirl i ğ i yapmaya ve parti içi faa liyetlere katı lmaya anca k geçi ci bir zaman için yanaşırıar. Hatta Merkez Komitesi üyelerin­ den hemen hemen yarısı bu eğ i l i mlerin tarafta rları oldukla rı halde, bir­ liğin en kuwetli döneminde, yani 1 966 yı lın Şubat ayında yapılan M i l l i Konfera nstan 1 967 y ı l ı n ı n Temmuz ayında toplanan MK Plenumuna kada r, kendi h a k ve ödevleri n i anlamış haki ki bir pa rti üyesi gibi davranmışlard ı r. Fakat çok geçmeden, demokratik santıra lizim normlarına uymamışlar, yönetim alanında üzerlerine hiç bir soru m l u l u k a l ma mışla r, öte yandan da parti yöneti mini tamamiyle kendi kontrallerine geçi rmeye ça lışmışlar veya partin i n ortadan kaldırılması gerektiğini ileri sürmüşlerd i r. Böylece, V. i. Lenin'in I ki nci Pa rti Kongresinden sonra Ma rtof g rubu hakkında söyle­ diği g i bi, bunlar da «parti unvanını ele geçi rmek için çaba lamışlar, fakat bu çabala riyle partinin menfaat ve istekleri arasında bir uyg u n l u k bulun­ madığını da görmüşlerdi r. Partiyi i kna edecek kuweti kend ilerinde bula­ mayı nca, partiyi dağıtma yönünde ça l ışmaya koyul m uşlardı r. Bu bakım­ dan, pa rti nin birliğine karşı çıkan «solcu» u nsurların, daha 1 967 yılı ba­ şında yurt dışı nda yayı nladıkları programlariyle(1), devrim hareketi ni pa r­ çalamak ve partiyi tan ı ma m a k amacı n ı g ütmüş olmalarına hiç şaşma m a k ıôzımdır. Ha lbuki, daha bir y ı l öncesine kada r birliğin korunmasını istiyor­ lardı. Çünkü, U lusal Konferansta çoğ unluğu sağ layara k pa rti yönetimini ta ma men e,lIerine geçirebileceklerini sanı�orl a rdı. Bunlar, i l k Önce, mem­ leket içi nde mücadele yürütenleri kendi taraflarına kazan maya ça lıştı larsa da, başaramadılar, a ncak 1 967 de, muvaffak olabildi ler. 1 968 yılının Ocak ayında yayı nladıkları doküma nın her i ki şeklinde de pa rtiden çıkmalarını haklı göstermeye çal ıştll a r.(2) ( 1) «Guvatemala devrim hareketinin duru m u ve perspektifleri» başlıklı ve 7 M a rt 1 967 tarihli doküman tasarısı Odando Fernandes imzasiyle Nisan 1 968'de g azete makelesi şeklinde yayınlanmıştır. (2) Binbaşı Kamilio Sanços ve daha bazı ki mseleri n i mzalarını taşıyan dokümanın iki şekli şudur: a) «Guvatemala Emek Partisi tesl i m ol muştur. Devrimci güCıerin amacı, Kuzey Amerika emperyalistlerinin ku kla rejimi olan burjuvazinin ve büyük toprak sahi plerinin i ktidarına karşı ölümü bile göze alara k, yürüttükleri çetin mücadele sonucunda küçük burjuva yöneti mi nden kurtulmaktadır.» Siyerra de las Minas, 10 Oca k 1 968. b) «Guvatemala devri m süreci, savaş stratej isi ile ilgil görüşlerde rad i ka l değişikli kler yapmamızı gerektiriyordu», Sierra de l a s Mi nas, 1 0 Ocak 1 968. (25 Şu bat 1 968'de ü l ke dışı nda yayı nlan mıştır.) 9*

131


Partinin ve devrim hareketinin birliği sorunu Parti, saflarındaki birliği koru mak ve ayni zamanda bütün devrim hare­ keti n i ve özell ikle silôhlı mücadelenin birliğ ini sağlamak için büyük gay­ retler sarfediyordu. Zira Parti içi ndeki eğ i l i m lerin çatışması ve özell i kle sözde devrimci dalgala nışların Yurtsever Emek Gençliği üzerinde yaptığı etkiler sonucunda, 1 965 yılı başlarında devrim hareketi içinde başlayan bölünme derinleşebilir ve bu da a ğ ı r neticeler doğ u rabi lirdi. Ya nlış tutu m­ lara karşı mücadelesi nde temel prensiplere dayanan, birleşme yolları n ı arayan partinin daha konkre v e açık bir politik doğrultu hazırlaması, askeri alanda işlerin genel likle zayıfladığı o sırada savaşçı ruhu kuwet­ lend irmesi gerekiyordu. Bunun için de, her eğ i l i min olumlu taraflarını genel leştirmek ıôzımdı. Örneğ in, tutucu eğ i lim, sekter bir tutu m la da olsa, ısrarlı bir şeki lde pa rtinin bağ ı msızlığını ve işçi sınıfı n ı n yönetici rol ü n ü savu nuyordu. Radika l «solcu» eğilim, silôhlı mücadele biçimleri n i n ve bütün devri m faaliyeti nin ca nlandırılmasını istiyordu . Gerçi bunların, bu hususta açık görüşleri bulunmadığı gibi, belirli silô h l ı mücadele metod ları da yoktu. Devrimci Gerillô Kuwetleri'nin birliğini sağlamak ve bunlarla diğer g ücler a rası ndaki i lişkileri a henkleştirmek gibi soru nlarda parti n i n tutu mu son derece esnekti ve hatta pa rti bazı prensi pleri nden fedôkarl ı kta bulunmayı uygun buluyordu. Çü nkü yığınsal devrim savaşına katı lan güc­ lerin, mümkün olduğu kadar geniş bir tekcephede bi rleşmeleri gereki­ yordu. Pa rti Merkez Komitesinin, politik doğrultu n u n düzeltilmesiyle ilgili bazı sorunla rı nası l çözü mlediğini bir makalemizde izah etmiştik.(3) Parti Mer­ kez Komitesi, tartışmaları genişletmek ve ideoloji k mücadeleyi derinleş­ ti rmek, kritik ve otokritiği gelişti rmek ve hatta pa rti nin reorganizasyonu yoluyle bu düzeltmeye gi rişmişti. Parti, bir çok önemli meselelerde dogma­ tik hata lardan kurtu lm uştu. örneğ in, Guvatemala Emek Pa rtisinin, 1 960 yılında toplanan 1I I'cü Kon g resi raporunda Guvatemala devrimi şöyle formüle ed i lmişti : "Ulkemizdeki ulusal demokratik devrimle sosyalist dev­ rim, aym devrim hareketinin, aralaf/nda sımsıkı bağlar bulunan iki aşa­

Parti bu görüşü geliştirerek, devrim ha reketi ndeki biri nci aşa manın bir halk devrimi, bir a nti-emperya list devrim ve bir toprak devri mi ha reketi n itel ikleri ni taşıdığını ortaya koyma kta ve ulusal burjuvaziyi bu devri min itici g ücleri n i n dışında bırakmaktad ı r. Parti, bütü n mücadele biçimlerinden fayda n ı l ması gerektiği gibi bel i rsiz formül leri n çerçevesinden çıkmış, Guvatemala devri m i n i n bir halk devri m savaşı yol unda gerçekleşeceğ ini beli rtmiştir. Guvatemala Emek Partisi Merkez Komitesinin bu husustaki ka rarında şöyle den i l mektedi r : "Bu savaş uzun sürecektir. Çünkü kuwetler arasındaki oranın değ işmesi ni ve düşmadtr.»

(3) «Guvatemala devri m i n i n bazı problemleri» Bernardo Alvarado Mon­ son, «Ba rış ve Sosyalizm problemleri», sayı 10 ( 1 966). 1 32


manın yen i l mesi ni sağ lıyacak şartların yaratılması için aşama aşama g elişmek zorundadır. Bu sovaş halkın savaşı olmalı ve halkla kaynaşma 11d ı r. Devrim i n askeri g ücü, bu savaşın ateşi içinde çeli kleşmelidir. Halk devrim ordusu yığınların çok yön l ü faaliyetiyle sıkı sıkıya bağ lı olmalıdır.» Bu kararda şunlar da kesin çizg ilerle belirti lmektedi r : «Tarih, işçi sın ıfına devrimde yönetici l i k görevi n i vermiştir. Bu ödevi ni yeri ne getirebil mesi için işçi sın ıfı, nüfus içindeki payı ' bakımı ndan temel güc olan köylülerle ve halkın diğer emekçi ta baka lariyle sağ lam bir ittifak kurma lıdır. Bunun için, bütün savaş süresi nce halkı seferber etmek, birleştirip örg ütlemek ve özell ikle Guvatemala şartları içinde savaşı n gelişmesinde önemli bir unsur olan geri lla savaşlarına köylüleri de çekmek lôzı mdır.»(4) Da ha sonra ları, örgüt meseleleriyle ilgıli sekter görüşler de bertaraf edilmiş, parti ya pısına Leninizm prensi plerine dayanılara k esneklik veri l ­ miş, devri mci silôhlı kuwetlerin kuru lması nın gerekli olduğu bi l i me daya­ nı larak ispat edilmiş ve aynı zamanda esnafça ça l ışma metodlarından vazgeçilmesi için tedbi rler a l ı n mıştı r. Fakat, dışardan gelen bazı etkilerin sonucu olarak, pa rti içinde likidatörlük, politik faal iyet alanında pa rti n i n rolünü küçültmek v e avantürist metod lara başvu rmak gibi eğ ili mler bel ir­ meye başlamıştı r. Son za manlarda açıkla ndığı g i bi, parti, yeni doğrultu n u n gerektirdiği gerillô bölgelerini hazırlayıp geliştirmek gibi çok önemli sorunların çözü­ münü büyük bir azimle ele almamıştı. Parti yönetimi, yukarıda bel irtilen meseleleri n çözümlenmesinden daha çok, kendi safları nda birliğin koru n­ masına önem veriyordu. Eski mu hafız kıtalarının kadrolarına karşı ise, bunların askeri a landaki rolleri ni küçümseyici tutum devam etti ri imiş ve bir çok hal lerde, politik hazırlı kları yetersiz bazı kişiler bu işlerle vazifelen­ diril mişti. Merkez Komitesi nin Mart 1 965'daki topla ntısında oku nan bir raporda şöyle deniliyor: «Bazı yoldaşların hayal kırı kl ı ğ ı içi nde bulunmalarına ve derhal i htilôl hareketine başlan ması gerektiği hakkındaki sözlerine ka pıl­ d ı k. Politik bakımdan hatalarımız da oldu. Meselô, bazı yoldaşları n ileri sürdüğü «teröre karşı terör» şiarına muha lefet etmedik. Dağ larda geri l l a savaşı yapıl ıyordu. Ve b u n u n e n büyü k soru m luluğunu ta biatiyle «Edgar ibara» geri lla tugayı ndaki yoldaşlar taşıyorlardı. Işte bu gerilla savaşının, mücadeleni n genişlemesine ya rd ı m edecek bir halk ordusu n u n kurulmasına doğru yönelmiş açık seçi k bir doğ ru ltusu yoktu. Fakat şunu söylemek gerekir ki, pa rti kendisinin ve I htilôlci Silô hlı Kuv­ vetlerin birliğini koru m a k için büyü k ça balar sarfediyordu. Bu doğru bir tutumdu. iç mücadele süresinde parti, yeni güçler kazan ıyor, yeni hatalara meydan vermemek için eski hata larını düzeltiyordu. Parti, taban teşkilôt­ ları ndan büyük bir kısmını Merkez Komitesi etrafı nda birleştirmeye ve (4) «Guvatemala halkı n ı n devri m savaşını teşki lôtlandırmak ve geliştir­ mek», GEP Merkez Komitesinin kararı, Guvatemala, 13 Mart 1 965. 1 33


başta köylüler olmak üzere, en yakın müttefikleriyle bağlantısını korumaya muvaffa k oldu. Bütün bunlar, devrim savaşı n ı n gelişmesini etkileyecek nispeten geniş bir örgüt olan I htilô lcı Si lôhlı Kuwetlere daha çok parti üyesin i n gönderi l m esi i çi n i mkônlar yarattı. Bundan başka bir çok defa belirttiğimiz gibi , «Edgar ıboro» ve « 1 3 Kasım Devrim Hareketi» gerilla tugayl a rı n ı n do i çinde bulunduğu I htilô lcı Si lôhlı Kuwetler boşta olmak üzere, bütün devri m müfrezeleriyle pa rti arasında eylem birliği sağ lan­ ması mücadelesine devam edi ldi ve edilecek. Ihtiıaıcı Silahlı Kuwetlerin bölün mesinden ve bazı yoldaşların Parti Merkez Komitesi nden ayrı l ma larından sonra, I htilô lcı Silôhh Kuwetlerin i n bir çok m a h a l l i komiteleri 1 968 yılının N i s a n ayında bir toplantı yaptılar. Yurt dışında bulunan i l g i l i lerden bir çoğunun bu IV'cü U lusa l konfera nston ha beri yoktu. Konferansta Devri mci Silôhlı kuwetler (DSK) a d ı nda yeni bir örg ütün kuru l ması kararlaştı rı ldı. Silô hlı kuwetler Guvatemala Emek Partisinin askeri-politi k doğ rultusu nu kabul etti. Bunun içi n, bu g ü n mem­ leketimizde Ihtila lcı Siıa h l ı Kuwet/erle (ISK) Devrimci Si lôhlı Kuwetler (DSK) adında iki örg üt vardır. (ispanyolca her i ki örgüt de, kısaitıimış ola­ rak, fARK adını taşıyor).

"SOICUıı eğilimler hakkında birkaç söz daha Küçük burjuva devri mciliğin (yani sosyalist revol üsyonerlere özgü devrim ­ ci liğin) en ka rekteristi k beli rtilerin e karşı mücadelede Bolşevik Partisinin elde ettiğ i tecrübeyi genel leştiren V. i . Lenin, bu mücadelen i n şu üç temel ve yönde yürütül mesi gerektiğini bel i rtmişti : «Herhangi bir ha rekete başla­ mazdan önce, sınıfların kuvvetlerini ve bu sınıflar a rasındaki ili şkileri, isteksiz olarak, fakat ciddi bir objektif görüşle (devrim sırasındaki devrimci teröründen fa rkl ı olan ve devrim sü reci n i n gelişme aşamasına bağ ı m l ı bulunan) kişisel teröre yönelmek, komünistlerin, önemli olmasa bile, yap­ tıkları hataları, yan i şimdi söz konusu olon sağcı hata ları olaya o lmak». Guvatemaladaki «solcu» eği l i mlerin, samimi devrim romantizminden, Komünist Pa rtisini lekelemek hevesiyle Troçkizme bağ lanan eğ i l i m taraf­ ta rlarına kadar çeşitli nüa nsları vardır. fakat «solcu» tutumlu en iyi dev­ ri mcilerin, bula n ı k veya ya n l ı ş görüşlü olmalarına rağ men, silôhlı devri m mücadelesi ni azim ve cesaretle geliştirdikleri için, tarihi hizmetleri vardır. Bu mücadele ve elde ettiğ i m iz tecrübeler bize pahalıya malolmuştur. Ver­ diğimiz kurbanları n listesinde, gerçek devrimci olduklarını sözleri ve eylemleriyle ispat etmiş bir çok a rkadaşın isimleri yeral mıştır. Binbaşı Çe Gevara ve onun izinden giden daha bir çok devrimci bunların arasın· dadır. fakat «solcu» eği l i m l i insanlar arasında öyleleri de va r ki, bunlar kendi savaş programlarını ve eylem planlarını hazırlayacakları yerde, polemik­ lerden siyasi kapital biri ktirmeye ça lışmakta ve bu yüzden, ki m i n le olursa 1 34


olsun tartışmaya girişmek için bahane ara m a ktadı rl a r. Guvatemala dev­ rimi problemleri n i n ciddiyetle incelenmesi, bu iş için yen i metotlar aran­ ması ve esaslı bir politik doğ ru ltunun hazı rla nması zorunlu olduğu zaman­ l a rda, Guvatemala Emek Partisi, otokritiğe karşı davra nışında olduğu gibi, ideoloj i alanında da ta rtışmalara geniş ölçüde yer vermeye, muha­ Iiflerine bu haklarını ta nımaya hazır olduğunu daima ıspat etmiştir. Dahası var. Bu eğ i l i m taraftarlarından bir çok yoldaşın parti saflarında veya pa rti yöneti minde bulundukları dönemde, parti, bunlardan en iyileri n i n o l u m l u yanla rın ı v e hizmetlerin i doğru olara k değerlendirm iştir. Bazı hallerde de, devri min gelişti ri l mesinde bunları n tutu mlarını, konkre eylem ve metotlarını inceleyerek beli rli tecrübeler edi nmiştir. Fakat, yukarıda da belirttiğimiz gibi, «solcu» eğ i l i m liler arasında öyle­ leri de vardı ki, Karl Marks'ın, 1 846 da sekterliğe karşı mücadele ettiğ i sıralarda söylediği gibi, n e olumlu b i r doktrine dayanıyorlardı, n e de ellerinden bir iş geliyordu. Daha önceleri de esasen, kuru g ü rü ltüden ve başladıkları dôvayı dina mitleyip baltalamakta n başka bi r iş görmemişIer­ di. V. i. lenin'in belirttiği gibi, bu türlü insanlar, politik zigzaklarını haklı gösterebilmek için, gösterişli davra nışlarla ağız dolusu konuşurlar, tek süreci n çeşitli aşamaları ndaki gelişmeleri birbiri n e karıştırı rl a r» ve bu suretle diyalektiği a ltüsederler.

Parti, görüşlerinin doğruluğunu mücadele alanında ispatlayacaktır Çeşitli eğ i limler a rası ndaki mücadele, pa rti safları nda bölünmelere yol açmıştır. Artık bu bunalımın içinden çı kmak üzere olan Parti, kendi zayıf­ lıklarını ortadan kaldırmak için ça lışmak zorundadır. Zira parti z i n i n etkileri ti mini küçük lerin işlerine

ça lışma larında yera l a n bu zayıflıklar, proletaryayı burjuva­ a ltında bırakmak isteyen sağcı eğilimlerin veya devrim yöne­ burjuvazinin eline vermek amacını g üden «solcu» oportünist­ yarayan fa ktörlerdir.

Guvatemala Emek Partisinin zayıflıklarına geli nce, bunlar, proleta rya nın zayıflılığ ı ndan, yani sayıca az, kötü örgütlenmiş ve henüz biçi mlenmiş olmasından, politik bakımdan yeteri derecede gelişmemiş bul u n ması nda n doğmuştur. Fakat proleta rya nın sı nıfsal bil incini, pa rti biçim lend i rmelidir. Parti nin iç zayıflığı, onun soyal yapısından (üyeleri nden büyük bir kıs­ m ı n ı n proletarya kökenli ol mayışından, köylü ve küçük burjuva oluşundan) ve sosyal yapısı böyle olduğu halde, kendi safların ı proleterleşti rmek ve üyeleri n i komünist ruhta yetiştirmek için gayretli bir şekilde ça lışmama: sından ileri g eliyordu. Partinin, yığı n larla ve en önemlisi, fa brikalarla doğrudan doğ ruya ve geniş bağ la ntısı yoktu. Bundan başka, parti, çok karmaşık olan Guvatemala gerçeklerini yeteri kadar incelememişti. Ayni zamanda, kendi meseleleri n i teori a l a nı nda az işlemişti. 1 35


Partinin tarihsel bir ödevi vardır. O da, Guvatemala devrim sürecin i geliştirmek v e yönetmektir. Parti, artık, yolunu tayin etmiştir v e bu yolda yürümektedir. Bu, halk devri m savaşı yoludur. Parti Merkez Komitesinin , Mart 1 968'deki toplantısında okunan raporda şöyle deniliyor : «Bu yol u n belirlenmesi bizim içi n temel strateji sorunudur. Bu yolda yürü rken bütün örgüt ve sava ş biçi m leri nden faydalanabilmeliyiz. Silôhlı savaşı sistemli olarak geliştirirken, bir ya ndan da, devrim cephesi ne m ü m­ kün olduğu kada r fazla i nsanı kazanabilmek, ara ta bakalar içi ndeki kararsız u nsurları ta rafsızlaştı rmak, düşman cephesindeki iç çelişkileri şi d­ detlendirmek ve bu suretle düşma nı silôhlarından yoksun etmek için esnek bir politi ka g üdebil mel iyiz.» Guvatema la'daki aşırı solcu ve sağcı sekterler işte bu gerçeği a nlıyamı­ yorlar. Fa kat, hayat, V. i . Lenin'in aşağıdaki sözleri ni doğrulamakta ve işçi sın ıfı bu sözlerin mônasını çok iyi a n lamış bulunmaktad ı r : «Daha g üclü düşman, ya lnız büyü k çaba larla yen i lebi l i r. Bu arada, mutlaka, düşmanlar arasındaki her türlü ve hatta en küçü k a n laşmazlı klardan, çeşitli ü l kelerin burjuvaları ve mem leket içindeki burj uva g rupları arasındaki menfaat çelişmelerinden büyük bir titizlikle, di kkatle, ustalıkla faydalanmalıyız. Böylece, hatta geçici, kararsız, tam güveniim iyen, şüpheli, şartlı da olsa, yığınsa l müttefikler kaza na bilmek için en küçükleri de dahil, bütün i mkôn­ lardan ya rarlanmalıyız. Bunu anlamamış olunlar, Marksizmin zerrezini a n lamamışla rdır, bunlar, genelli kle, bi l i msel, çağdaş sosyal izmden haber­ sizdirIer. Uzun süre ve çeşitli politik koşullar içinde bu gerçeği uyg u lama usta lığını pratik alanda ıspat etmemiş olanlar, bütün emekçi insanlığı sömürücülerden kurtarma savaşında devrimci sınıfa ya rdı m etmeyi öğren­ memiş ki mselerdir. Bu sözler, proletaryanın politik egemenliği e l i ne alma­ sından önceki zaman için olduğu gibi, ondan sonraki dönem için de aynı dereçede doğ rudur.» Bun lardan başka parti, çağ ı m ızın konkre çartları içinde, yani Guvate­ mala devri m ha reketi nin en büyük zorlukla rla karşılaştığ ı, düşmanın - em perya lizmin, irtica ı n - g i riştiğ i saldırıları n sonuçlar verdiği şimd i ki dönemde i leri hareketine devam edebilmelidir. Şimdi öyle bir dönemde bulunuyoruz ki, düşman, yu rtseverler hareketi ni dağ ıtmaya muvaffak olm uş, bizi m kuwetleri mize ağırca bir da rbe indirmişti r ve halkı, mücade­ lede tarafsız bir hale getirmek içi n en yabani teröre başvurmuştur. Par­ tinin, bu koşullar içinde, devrimin zaferi n i sağ layacak olan kendi strateji k doğrultusunu geliştirmesi, şü phesiz ıôzımdır. ate ya ndan, savaşımızı yöne­ tirken, reel duru m u gözönünde bulundurmak zoru ndad ı r. Halkın savaşı n ı yönetebi lmek i ç i n en doğru yönetim biçimlerini bulmalı, devrimci gücleri ara l ıksız olara k kuwetlendirmek ve elde ed i len başarı ları sağlamlaştı rmak için, pol itik ve sosyal m ücadeleyi askeri eylemlerle ahenkli bir şeki lde yürütebilmelidir. Işte bütün bunlardan dolayı Guvatemala Emek Partisi, savaşın aklncı gelişmesine ve devrimci silôhlı gücleri kuwetlendiri p genişletme davasına

\

1 36


sadece zararları dokunacak olan gösterişli etkiler ve gözb.oyayıcı başarılar yönündeki hareketlerle yarışm a k niyetinde değ i ldir. F. Engels, bir za manlar şöyle demişti r : ..Her pa rti yöneti mi, elbette ki, başarılar elde etmek ister ve bu, çok iyi bir şeydir. Fakat, öyle haller vardır ki, daha önemli şeyler için, yeni kazanılmış başarıların feda edi l mesi uğru nda kahramanlık gösteri l ­ mesini zorunlu kılar. (. . .) Hegel, i htiya rlığında şunları söylemişti : .. Parti, böl ünmeye gitmek ve bu bölünmeyi geçiştirme yeteneğine sahip olmak ' suretiyle yaşama gücünü ıspat eder.» "Proleta rya hareketi, gelişmesi sıra­ sında, kaçı n ı l maz olarak, çeşitli aşamalardan geçer. Ve her gelişme basa­ mağında, daha ileri gidemiyecek duru mda olanlar aşağı yuvarlanır. "Pro­ letarya daya nışması"nın, her yerde, a raları nda ölüm-diri m savaşı yapan çeşitli pa rti g rupları yol u i le gerçekleştiri l mesinin sebebi de budur.» Guvatemala devrim hareketinde bölünme yol unu seçmiş olanların Parti­ mize karşı girişmiş oldukları ya lan, iftira ve saldırı kampanyasına gelince, GEP Merkez Komitesi, yukarıda söz konusu ettiğimiz Mart 1 968 ta rih l i dokümanında bunlara kesin cevabını vermiştir. Bu kararda şöyle deniliyor: «Durum, g üçlüklerle dolu ve karmaşıktır. Buna rağ men statik deği ldir. Iç çelişmelerinin, gelişme ve perspektiflerinin ışığı a ltında incelenmelidir. Hiçbir devri m, kurban veri l meden, kolayca ve hızla zafere ulaşmamıştır. Yediğimiz ağır darbeler, uzun ve zorl uklarla dola bir m ücadele yolunun kaçın ı l maz sonuçlarından bir kısmıdır. Düşmanları mız, bu yolda, en cana­ varca metotlara boşvurmaya devam edeceklerini, şi mdiye kadar ki davra­ nışlariyle ıspat etmişlerdir. Fakat, ezilmeye mahkumdurlar. Bu süreci a n lıya m ıya nlar, kolay ve yakın bir zaferin hayali içi nde olanlar, umut kırık­ lığ ına u ğ raya bi l i r ve mücadeleden çeki lebili rler.» Partimiz, bölünmenin sadece o l u msuz yönlerinden sonuçlar çı karmakla yeti nmemekte, aynı zamanda, parti saflarındon ayrılmış bulunan bazı arkadaşları n olumlu tutum larını da dikkatle izlemekted ir. Sözü geçen kararda da bel i rtildiği g i bi, Guvatemala Emek Partisi, ülkemizde, em per­ yalizm zorbasına karşı savaşan İ htilôlcı Si lôhlı Kuwetlerle ve bütün dev­ rimci örgütlerle işbirliği, eylem birliği yapmaya, karşı lıklı a nlaşma i l işkileri kurmaya hazırd ı r. Guvatemala Emek partisi, şüphesiz ki, en güç duru m la rdan sıyrı lıp çıka­ cak, bütün zorlukları yenecektir. Bu bölünme, eni nde sonunda onun g üc­ lenmesine yard ı m edecektir. Gömüldü kleri I i kidatörlü k bataklığındo n : «Guvatemala Emek Partisinin bugünkü kolıntısına b i r Komünist Partisi denemez l>. diye haykıranlar ve Pa rtiye saldıranlar, onun devri m savaşın­ daki azmini güclendirmektedi rler. Parti, devrim savaşı ndaki eylemleriyle bunların a ldandıklarını ıspat edecektir.

1 37


Honduras komünistlerinin çalışma metotları Honduras Komünist Po rtisi devrimci faa liyetini i llegal koşu llar içinde yürütüyor. Osva ldo Lores Arelyano rejimi, komünistlere ve bütün demok­ rati k g üclere şiddetli baskı lar yapıyor. Arelyano, böyleli kle, bugünkü hükü­ meti i ktidara getiren son askeri da rbeni n ge rçekleştiri lmesi ne önayak olan Amerika Bi rleşik Devletleri n i n kayıtsız şa rtsız desteğ i n i sağlamış oluyor. Fakat, feodal-çiftlikçiler oligarşisinin yarattığı bu a ğ ı r şa rtlara rağ men, Honduras kom ü nistleri, partiyi kuvvetlendirmek ve demokratik ha reketi geliştirmek i çin yürüttükleri mücadelede devam l ı başa rı lara ula­ şıyor, h ükü metin arta n baskısına, halk yığ ı nları n ı n mücadelesini g üclendi r­ mek suretiyle karşı koyuyor. Me rkez ii Parti teşki lôtına bağ lı taban örgütleri n i n Partiye yeni üyeler a lın ması a l a n ı ndaki ça lışmalarını (<<Luis Randolfo Banegas» planının uygu­ lanışını) gözden geçirmek a maciyle, bundan bir süre önce, taban örgütleri sekreterleri Ikinci Danışma toplantısı yapıldı. Parti sekreterleri n i n toplan­ tıda okudu kları raporlarda, Honduras komü nistleri nin ça l ışma özelli kleri hakkında çok i l g i nç bilgiler va rd ı. Işte bunlardan bazıları : Merkez iline bağ l ı mahalli örgütlerden % 70' i, parti tüzüğü gereğince, haftada bir defa işçi toplantıları düzenl iyor. Bu toplantılar, parti üyele­ ri nin faaliyetini teşki lôtla ndırmak, ça lışmalarını gözden geçirmek, ayni zarrı anda Marksist-Leninist öğ retiyi öğ renmeleri ni sağ lamak içi n yapı lıyor. Mahalli örgütlerin geri kalan % 30'u ise daha seyrek toplanıyor. Toplan­ tı ları n normal yapılmasını engel leyen nedenlerden bazıları şunlardı r : çoğu kere topla ntı yeri buluna mıyor v e pa rti üyeleri nden b i r kısmı çeşitli yerlerde ve çeşitli za manlarda çal ıştı kları için toplantılara devam l ı olarak katı lam ıyor. Parti i i yönetimi, bu soru nları enine boyuna i nceledikten sonra toplantıların belirli za manlarda yapılması içi n gereken tedbirleri alm ıştır. Merkez ii teşkilôtına bağlı bütün mahalli örgütlerin sekreterleriyle yapı­ lan bu iki danışma toplantısı a rasındaki dönemde il teşki lôtı nın sınıfsal yapısında önemli değişiklikler olmuştu r. Parti safla rı na yeni üyelerin kabu­ lünü öngören progra m ı n yerine getiril mesiyle bel i ren konkre sonuçl a r ve pa rti üyeleri nin yer değiştirmeleriyle ilgili olaylar, bunun başlıca neden­ leridir. Merkez ii Parti teşki lôtı nın sınıfsal yapısı, yönetim kuru l u n u n verdiği bilgi lere göre şöyledi r: parti kadroları - % 1 4, fabrika işçileri - % 24, zanaatçı l a r - % 8, aydın ve memurlar - % 20, küçük esnaf - % 1 0, ü niver­ site öğrencileri - % 16 ve kadınlar - % 8. Fakat, Parti ii yöneti mi bu değişiklikliği tatmi n edici saymamaktadır, çünkü pa rti üyeleri arasında işçi sayısı, küçük burj uva temsi lcileri sayısın­ dan azd ı r. Bu yüzden, Parti saflarında işçi ora n ı n ı n yüzde 40-50'ye çıka­ rılması ala nındaki ça lışmalara devam edil mektedir. Partide üye sayısını 1 38


artırma planını gerçekleşti rmek amaciyle yapı l a n çalışmalar sayesinde partiye sempatisi olanları n sayısı artmıştır. Bunları n ara sı nda işçi oranı yüzde 50'ye yo kındır. Mahalli Parti örgütlerinden yüzde 70'i sempotizanlar için birer, yüzde 20'si de ikişer dernek kurmaya muvaffak olmuşlard ı r. Sadece yüzde 1 0'u, iIIego i l i ğ i n doğ u rduğu koşullar yüzünden, böyle der­ nekler kuramamıştır. Derneklerde toplanan bütün sem patiza n ları n yüzde 84'ü sanayi işçisi, yüzde 1 2'si ayd ı n ve yüzde 4'ü de memurdur. Bu sempa­ tiza n ların partiye g i rmeleriyle, şüphesiz ki, pa rti nin sınıfsal yapısında yeni değ işiklikler olacaktır. Mahalli örgütlerin yöneticileriyle ya pılan bir başka toplantıda şu sonuca varı l mıştı r : komünistlerin politik eğiti mi planında yeralan ödevler, me �­ nunluk verici bir şekilde yerine getiri lmiştir. Merkez Komitesinin karar­ larını oku makta olan mahalli örg ütlerden % 90'1 bu işi sözü geçen da­ n ışma toplantısı ndan önce ta mamlamışlard ı r, % 1 0'u ise kararları oku maya henüz başlam ıştır. Merkez II Parti teşki lôtı nın kararları üzerindeki çal ış­ malar sırasında, Viyetnam harbi, Orta Doğ udaki duru m ve "i lerlemek için Birlik.. teşkilôtının faaliyeti g ibi çok önemli konuları n enine boyuna i nce­ len mesi içi n ayrı dersler okunması lüzumu ortaya çıkmıştır. Mahalli örgüt­ lerin yüzde 70'i bu gibi kon uların i ncelen mesi n i istemiştir. Parti il yöneti mi, bu istekleri, m a ha l li örgütlerin tertiplediği eğitim kurslarında ele alınan konu ları n a rtık mihaniki bir tekra rlama n iteliğinde olmadığının ve g ittikçe gerçek bir politik eğ iti m niteliğini almakta olduğ u n u n bir delili.. olara k ka rşılamıştır. Bu konu i l e ilgili raporda, daha sonra şöyle denil mektedi r : ..Parti i l Komitesi mahalli örgüt yönetici leri n i n ideoloj i k bilgi seviyeleri ni yükseltmek a maciyle, mahalli parti örgüt üyeleri i çi n dernekler teşkilôt­ landırılması ile ilgili bir plan hazırlamıştır. Pek yakında mahalli örg ütleri n üçünde bu dernekler ça l ışmalarına başlayacaktır. Omit ediyoruz ki, bu g i bi dernekler Il'in bütün pa rti örg ütleri nde teşki ıôtlandırılacaktır. Der­ nekl€rin prog ra mları hazırla n ı rken, bunlara katılacak olanların iyi birer teşkilôtçı ve faa liyetçi olara k yetiştiri l meleri gözönü nde bulunduru lmuştur...

ii yöneti m i n i n diğer bir dokümanında pa rti saflarına yeni üye ka bulünü öngören ça lışma progra m ı n ı n uyg u lanmasındaki biri nci aşa manın iyi neti­ celer verdiğ i belirtiliyor. Odevlerin yerine getirilmesi için elden gelen her şey yapı l m ıştır. Güçlükler, maha l l i örgütlerin ve Parti ii Komitesinin ortak gayretleriyl e gideri l miştir. Şunu söylemek gerekir ki, ii teşki lôtımızın ma­ halli örgütleri, gerçek bir kom ünist örgütü olarak kendi başları na, kendi g i rişimleriyle ça lışmaya başlamışlard ı r. Şi mdiye kadar, mahalli parti örgüt­ lerim iz, kendili kleri nden ha rekete geçmiyorlardı. Bu, onları n zayıf taraf­ ları ndan biri idi. Bu ha reketsizlik, her iş için parti ii komitesinden kara r veya direktif bekleyen mahalli örgütlerin pasif ka lmalarına yol a çıyordu. Fakat artık böyle bir şey yoktur. Mahalli parti örgütleri, faaliyetleri nde daha serbest gelişmeye koyulmuşlardır. Bu da büyük bir başa rıdır. E. Eska/ante 1 39


Bolivya ((gorilieri» çetin bir direnişme ile karşılaşıyorlar Barientos Ortun ö Başka n l ı ğ ı ndaki askeri cunta, bu yılın başında Boliv­ ele geçi rdi . Ve bu ü l ke yeniden sıkı yönetim çemberi içine girdi. Çünkü, askeri rej i m i n halk a leyhtarı, zulüm politi kası na karşı savaşan politik gücleri n, sendika faaliyetçi lerinin, m i llet vekil leri n i n ve ayd ı n ların tutu klanması, sürg ü n edil mesi ve hatta memleketten kovul ma ları gibi sert tedbi rler, a nca k bir sıkı yönetim kara n l ı ğ ı içinde gerçekleştirilebilirdi. Bolivya'da yürürl ü kte olan politik sistem, bu sert tedbirlerin kaynağıdır. Mem leket uzun süreden beri gericilerin terörü a ltındadır. 1 964 yıl ı nda yapılan askeri da rbe sonucunda Başkan Pas Estensoro hükümeti devrildi ve askeri cunta i ktidara geldi. 1 966 da seçi m ler ya pıldı. Fa kat, bu seçim ler, halkla a lay etmekten başka bir şey değ i ldi. Amaç, h ü kü meti n «Gorih,lere bağ lı olduğu gerçeğini maskelemekti. Bu hükü met, Milliyetçi Devrim Hareketi l iderleri tarafından kurulan son hükümetlerin başladıkla rı karşı­ devri m sürecini derinleştirip genişletmeye koyu ldu . ..I lerleme Birliği"nin yeni sömürgeci l i k temellerine dayanan «geniş ekonomik gelişme prog­ ra m ı"nı gerçekleştirme süreci ne devam etti rdi. Brezilya'da Gul&rt, Dominik Cumhuriyetinde Boş ve Ekvador'da Arose­ me na hükümetlerinin devrildiği dönemde, 4 Aralık 1 964'tte yapılan askeri darbe, M i l liyetçi Devrim Hareketi iktidarda iken kuru l muş olan ve halk yığınları n ı n mücadelesini körükleyen reji m zamanında hazırlanmıştır. Kuzey Amerika tekel leriyle sıkı bağ lantısı bulunan Barientos Ortunö' n ü n Cumhurbaşka n l ı ğ ı maka m ı na oturtu lması hiç t e raslantı değ i ldir. Ara l ı k Darbesi gerici b i r ha reketti ve Pentagon tarafı ndan hazırlanmıştı. Ameri­ kan emperyalistleri, ha lkın devrim sava şını ezmek için Bolivya ordusunun en gerici çevreleri ni daima el leri nde bulundurmaktadırlar. Askeri cunta ve şimdiki hükü met, yabancı tekel sermayesini memleket ekonomisine sokmak, ekonominin devlet sektörün ü para lize ederek orta­ dan kaldırmak, işçi ve halk hareketinin gelişmesin i terörle durdurmak için çalışmakta, bütün politika la rına böyle bir yön vermektedirier. Bu a maçla, ordu sayıca üç kat artırı l mış, CiA uzma nları n ı n yardı m ı ile u lusal g üvenl i k işleri modernize edilmiş, geniş bir casusluk şebekesi kuru l muştur. Bu şebekede «Amerikan barış gönüllü ler;', önemli bir rol oynamaktadırlar. Kanunsuzluk ve zulüm, Ara l ı k Darbesi yöneti m i n i n bel libaşlı özelliğ idi r. Birleşik Amerika subayları tarafından yetiştirilen «Reyceri" birlikleri 1 965 yı lı n ın Mayıs ve Eylül ayları nda Manuni, Katavi, «Siglo 20», Serdas, Milüni ve Kami kömü r havzalarına baskın l a r yaparak işçileri yıldırma, öldürme kampa nyası açmışlard ı r. Birçok erkek, kadı n ve çocuk bunların kurbanı olmuştur. Bu ka mpanyayı, emekçileri n yaşayış düzeyine ve kaza nı lmış hakya'da i ktidarı

1 40


larına yapıl a n saldırılar izlemiştir. Işçi ücretleri azaltıl mış, sendi ka l a r dağıtı lmış v e vatandaşlık hakları kısıtlanmıştır. Maden havzalarında işçilere karşı g i rişilen korkunç terör ka mpa nyası, Uluslara rası Gelişme Bankası (UGB) ile Birleşik Amerika'nın ve Batı Almanya'n ı n sorumlu devlet adamları tarafı ndan hazırlanan planlara uygun olarak ya pılm ıştı. Çünkü bunları büyük ma den işletmeleri n i n devlet elinden a l ı na rak ya bancı tekellere devred il mesini istiyorl a rd ı . Ve aynı amaçla «Oçgen.. adını verdikleri bir pıan hazı rlamışlardı. Maden işçilerine yapı lan işkenceler, bu pıa nın uyg u la nmasında n başka bir şey değ ildi. Memleketin menfaatleri ni emperya listleri n emri a ltına vermek için yürü­ tülen gerici politika ile işçi ve demokrati k halk hareketi ni ezme politikası a rasında sıkı bir bağ lantı vardır. Bolivya cuntası tarafından izlenen poli­ tikada, bu bağ lantıyı açıkça görmek mü mkündür. En elema nter h ürriyet­ lerin ve demokratik hakla rı n ortadan ka ldırı l masından sonra, ü lkeni n ulu­ sal egemenliği birhayli dara l m ı ştır. I ktidarda ka l m a k için her çareye başvura bi lecek tıynette olan askeri cunta, yabancı sermayeye memleketin kapı larını a rdına kadar açmıştır. Büyük maden ocakları n ı n ve petrol kayna klarının işlen mesi üzerindeki devlet tekeli ka ldırılmış ve burala rda da yabancı sermayeye geniş haklar tan ı n m ıştır. Şimdi yabancı sermayeye ham madde kaynaklarını işleme i mti­ yazla rı veri lmekte, «işletme ortaklıkları .. kurulmaktadı r. Muha lefet partileri, ü niversite öğrenci leri nin büyük çoğ unluğu ve aydın­ ların demokratik kesi mi, halk m ü l kiyeti nin bu ısrafı politikasını protesto etmektedi r. Hükü met, bu memnuniyitsizli kleri «balta lama ha reketi.. olara k görmekte v e yu rtseveriere terörle karş ı l ı k vermektedir. Bu zulüm ve işkence kampanyasından pekçok örnek gösteri lebi lir. Bolivya ekonomisinin temeli ve proleta ryan ı n ka hramanca m ücade'leleri n i n a renası olan maden hav­ za larındaki işçi kasabaları 1 967 yılının Temmuz ayı nda yeniden kana bulanmıştır. Bu baskınlar sırasında bi rçok savaşçı işçi can vermiştir. Bolivya Komün ist Partisi Merkez Komitesi üyesi, Bolivya işçi sınıfı n ı n fedakar ve ka hraman evıadı Rosendo Garsia Maisman da ölenler a rasındadı r. Bolivya Madenci leri Ulusa l Federasyonunun hemen hemen bütün yöneticileri, bu a rada, Simon Rees ve Oska r Salas gibi seçkin savaşçı komü nistler, Bolivya Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi üyeleri o zamandanberi zındanlarda bulunmaktadır. Barientos Ortunö ve onu destekleyen politika canbazları, komü nistleri baskı a ltında tutmak, sendi ka ve demokrasi hareketine sa l ­ dırılar tertiplemek suretiyle efendileri ne sadakatle hizmet etmekte, yabancı sermayenin egemenliği için elverişli şartlar yaratmaya çalışmaktadıriar. Bolivya ekonomisinde devlet sektörü nün tamamiyle çökmek üzere olduğu kesi nlikle söylenebilir. Cuntan ı n izlediği h ıyanet politikası yüzünden ve ü lke egemenliğinin ayakla r a ltına a l ı n ması sonucunda, Bolivya ekonomisi ndeki yabancı efen­ d ilerin sayısı g itgide a rtma ktadır. Kuzey Ameri ka'nın en zengin petrol kumpa nya larından «Golf Dil .. memleketin doğu kesiminde geniş i mtiyaz141


l a r elde etmiştir. Ta bii gazı işletme ha kkı bu kumpa nyaya hediye edil­ mişti r. O da Arja ntin'e ve Lôtin Amerika'daki diğer ü l kelere satmaktadır. «I nternayşel Mayni ng Prosesing» kumpa nyası da yen i efendiler arasında­ d ı r. Oç mi lyar dolar değerindeki kolay madenini bu kumpa nya işletiyor. Batı yarı m küresi n i n en ranta bil maden işletmesi sayı lan «Matilde» çi n ko madeni işletme i mtiyazı «Fi l i ps Brazars» kumpa nyasına veri lmiştir. Bo­ livya'ya daha önceleri gi rmiş olan «Sant Ami riken Pleysers» a ltın üret­ mekte ve Rokfeler «Greys» g rupu içinde faa l iyet göstermektedi r. Ya bancı kumpa nyalar, Bolivya ma den ü retim sanayiini ve hazır mamul ihracatını tekellerine a lmışlard ı r. Yeri gelmişken «ko lay kralları» için de birkaç söz söyliyeli m. Bunları n işletmeleri d a h a 1 952 yı lı nda el lerinden a l ı na ra k devletleşti ri l m işti. Cun­ tan ı n elebaşısı Barientos Ortunö, kendi leri ne elini uzattı ve «o eski acıları unutmalarını» söyled i. Şimdi «krallar», Bol ivya ekonomisi n i n efendileri arası nda eski yerleri ni almak için hazırl ı k yapıyorlar. Fakat, Bolivya ' n ı n Amerika emperya lizmine bağ ı m l ı bir devlet haline geti ri lmesi halkın hiç te hoşuna gitmiyor ve yığ ınları n d i renişme hareketini hızlandırıyor. Memleket, g rev ve gösteri hareketleriyle sarsıl ıyor. 1 968 yılı orta larında yapı lan soka k çatışma larında birkaç ü niversite öğrencisi ca n verdi. Bunun üzeri ne bütün devlet üniversiteleri, dayan ışma yapa rak, ül­ kenin u lusal şeref ve egemenliğin koruyacakları nı bildirdiler. Cunta tekrar terör tedbirlerine başvurdu. Oniversite Konfederasyonunun ve Bol ivya Kom ü nist Gençler Birliği n i n Eliodoro Alvarado, Ramiro Ba reneçeya g i bi seçkin yöneticileri, ü l ken i n ıssız köşelerine sürüldü. Bolivya Komü nist Par­ tisi MK üyesi Mario Manha Molina hapse atıldı. Nerede olduğu hôlô bilin­ miyar. Birçok mi llet veki li ve politika adamı ya elçili klere sığındı, ya da yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Amansız mücadele, «goril ler»le Bolivya lıları n büyük çoğunluğunu içine alan yu rtsever gücler arasındaki uçurumu gittikçe derinleştirmektedir. Hatta Bolivya Ordusunda bile proemperyalist rej i me karşı memnuniyetsiz­ lik bel irtileri başlamıştır. Sadakatiarı ndan şü phe edi len subayla rın rütbeleri i nd iri lmekte, bazıları da ordudan atıl maktadır. Bolivya'daki askeri diktatura bir çıkmaza sürüklenmiştir. Zira, sıkı yöne­ tim, pa rlamentonun kapatılması, Anayasa teminatlarının ka ldırılması, kan l ı terör; demokrati k v e sosya l-ekonomik değişiklikler, ulusal egemenliğin ihyası uğrunda ka hramanca yürütülen mücadeleyi önleyemez, feIce uğra­ tamaz. Bolivya'da geniş emekçi yığ ı n la rı, komünistlerden ve yurtseverlerden yanadı r. Dünya n ı n bütün ilerici gücleri de, Bolivya'nın mutluluğu için savaşan gücleri desteklemektedir. Uluslararası Komünist ve Işçi hareketi onlarla beraberdi r. Luis Padilia

1 42


Savaş meydanmda ölen kahramanlardan biri Kolu mbiya Komü n ist Partisi Merkez Komitesi üyesi ve Kolumbiya Dev- · rimci Silôhlı Kuvvetlerin i n (FARK'ın) yöneticilerinden Siro Trohilio yoldaş, geçenlerde Boyaka eyaletinde, savaş meydan ı nda, silôh elde kah ramanca öldü. Lôtin Amerika'da askeri diktatörlükleri I kinci Dünya Ha rbinden sonra başlamıştı. Kolumbiya'da da 1 948 de i rtica terörü altına düşmüş bulunu­ yordu. O zamandan beri bu ü lke halkı, kendisini koru m a k için meydana getirdiği ha l k devrim ha reketi içinde, irtica ı n baskı ve zulümlerine kahra­ manca karşı koymaktadır. Işte Siro Trohilio da, 1 948 de genç bir köylü delikanlısı iken bu hare­ kete katıldı. Köylü yığ ınları n ı örgütleme a la n ı nda gösterdiği başa rılar sayesinde, çok geçmeden Kolu mbiya Komü nist Partisi Merkez Komitesi üyeliğine yükseldi. Parti nin gönderdiği her yerde köylüleri örgütlüyor, büyük toprak sahipleri n i n ve askeri diktatörlerin terörüne karşı çetin savaş­ l a r yürütüyordu. Halkın bu azimli savaşı sonucunda, R. Pinilia'nın askeri cuntası iktidar­ dan düşürüldü ve oligarşi reformizm bayrağını yükseltti. «Ordunun köyl ü­ lere ya rdım plônı» hazırlandı ve devrim savaşına katı lan köylülere bütün hakları n ı n geri verileceği i1ôn edildi. Fakat bu arada Amerika n emperya­ listleri havadan dağların fotograflarını alıyor ve köylü gerilla harbini bozguna uğratmak için gerekli hazı rlıkları yapıyorl a rdı. Başka n Va lensiya hükümeti, 1 964 yıl ı n da, halka karşı, Marketalia eyaletinde harekete geçti. KKP MK üyelerinden, adı dillere destan olan Ma nuel Marulanda Veles'in komutasındaki köylü birlikleri n i n kah rama nca direnişmesi bütün ü l kede geniş yankılar uyandırdı ve geri l la ha reketi kısa zamanda yayıldı. 1 965 yılında Kolu mbiyadaki Ameri kan subayları geri llacı lara karşı hareketin yönetimini ellerine aldılar. Fakat, Rioçiko bölgesinde, Siro Trohilio'nun yönetiminde birleşen gerilla kuvvetleri, hükü met birli klerine ağır darbeler indirdi ler. 1 966 yı l ı Mayıs ayında, Kolu m biya dağ ları nda, Kolumbiya Devrimci Silôhlı Kuvvetleri (FARK) örgütlendi . Trohilio, bu kuvvetlerin Genel Kur­ may Konseyi üyeliğine seçi ldi. Memleketin Merkez bölgelerine ve sonra da Boyaka eyaletine gönderildi ve o ralarda direnme hareketini örgüt1eyip hükü met kuvvetleriyle yapılan çarpışmaları yönetti. Ameri kan emperyalistlerin i n Kol u mbiya'da sürdürmekle oldukları savaşta halkın en değerli, en temiz evlôtları a rasından birçok ka hraman can ver­ miştir. Fakat emperyalistler gerilla hareketine bir son verememektedirler, veremiyeceklerdir. Zira bu hareket ve köylü örgütleri Kolumbiya köylerinde deri n kökler salmıştı r. KKP MK ka ra rları nda da belirti ldiği gibi, gerilla 1 43


savaşı, memlekette gerici zulmü tamamiyle ortadan kaldırılıncaya kadar devam edecekti r. Kol um biya'nın oligarşik çevreler, bütün memleketi sarmış olan yapısal bunalımdan kurtulmanın tek çaresini sistemli bir terörde görmektedi rler, Bunlar, sınıf savaşının ka bara n dalgaları n ı kurşun yağmuru ile yatıştıra­ cakları n ı sanıyorlar. Rio de Jeneyro'da ya pılan G üney Amerika Ordu komuta nları toplantısında Kolumbiya Ordusu Başkomutan ı şöyle demiştir : «Kolum biya silahlı kuwetlerinin hedefi, Havana konferansı kara rlarının ve aynı zamanda Kolu mbiya Komü nist Partisi X Kongresi kararları n ı n ger­ çekleşti ril mesi ni önlemektir.» Ve bu adam, orada bulunanlara, Komünist­ lere karşı yü rütülecek savaşın önümüzdeki o y ı l l ı k dönemi i çi n bir plan hazı rla ndığ ı n ı söylemiş, bu plan hakkında izahat vermiştir. Ameri kan em peryalistlerinin Latin Amerika'da uyguladıkları terör politi­ kasına uyg u n olara k Peru'da, Panamoda ve diğer ülkelerde son zaman­ larda yapılan askeri da rbeler de gösteriyor ki, Siro Trohifio g ibi önderler tarafı ndan yöneti len halk savaşı epizodi k olaylar değildir. Trohi lio, kan u nsuzluk ve ada letsizliğe karşı isyan etmişti. Onun ölün­ ceye kadar elden düşürmediği savaş bayrağında, ölen kahramanları n kanı i l e ş u sözler yazı l ıyd ı : Kolu mbiya halkına ekmek, toprak, kültür, onurlu bir hayat, ta m bağ ı msızl ı k . . . Kolumbiyô Komünist Partisi tarafı ndan yöneti len bu halk savaşı ama­ cına ulaşacaktır. KKP M K, Siro Trohilio'nun ölümü dolayısiyle yayınladığı bildiride, işçi sınıfı n ı n ve köylülerin yöneti minde, yeni, bağı msız Kolumbiya'n ı n yaratıl­ ması uğrunda yürütülen bu devrim savaşının daha büyük bir g ücle devam . edeceği n i belirtmiştir. Hayme Gonsa/es

144


Kitaplar-dergiler

Şili Marksistlerinin yeni eserleri Veldo Atias Dört kitap var eli mizde. Dördü de Şili ii dört komünist tarafından yazıl­ mış. Bu ü l kede g ittikçe genişleyen politik, sosyal ve ideoloji k mücadeleye önemli katkı larda bulunan bu dört eser üzeri nde kısaca durmamız faydalı olacak. 1. Komünist/erin bilimsel ümanizmi»(l) Orlando M i lyas tarafı ndan yazı­ lan bu eser, yaza rının, Şili Universitesinde, «Şi li Komünist Partisinin ideo­ lojisi» konusu üzerinde verdiği konfera nsıarı n geniş okuyucu yığı n larının anlıyaca ğ ı bir şekilde işlenmesiyle meydana gelmiştir. Bu yüzden gelenek­ sel ders kitabı çerçevesinden çıkmıştı r. Yazar, M arksizmden uzaklaşan görüşlerin temsilci leri ve burjuva ideologlariyle tartışmalar yolu ile Mark­ sizm-Leni nizmin teorik esasları n ı ortaya koymakta, bili msel ümanizmin Marksizm-Leni nizme orga n i k şekilde bağlı olduğunu ıspat etmekte, günü­ müzün karmaşık problem leri n i n neler olduğunu göstermekte ve bunları n çözüm yollarını araştırmaktadır. Kitapta, Marksizmin tarihsel gelişme yolu, yaratıcıları n ı n eserleri nden başlanara k çağırnızdaki teorisyenlerin eserlerine kadar izlenmekte ve bu inceleme sırasında, Şili Kom ü n ist Pa rtisinin Prog ra m ı ayrıntılariyle aydın­ latı lmaktadır. Bu suretle, devrim teorisiyle devrim ha reketi a rasındaki sıkı birlik okuyucu nun gözleri önünde ca nlanlanmaktadır. Şi li Kom ü nist Parti­ sinin g üttüğü politika n ı n dayandığı p rensiplerdeki yüksek ü m a n izm de, teori ile pratik a rasındaki bu birlikte, bu bütü nde dile gelmektedi r. «Hayatın a ktif süreci" başlıklı bölü mde, dog matizmle diyalektik a ra ­ sında s o n derecede i l g i çekici b i r karşılaştırma yapılmıştır. Diyalektik metotla hayatın deneylerine daya n mayon teori ler ve dogmalar a rasındaki tarihsel mücadeleyi izah eden yaza r, kritik düşünümün ve M a rksizm felse­ fesi nin bilimsel metodunun idealistik görüşlerden kıyasla n mıyaca k dere­ cede üstün olduğu sonucuna varmaktadır. Mi lyas, bütün konularını ince­ lerken, Vladimir l Iiç Lenin'in ..Felsefe defteri" adlı eserindeki metodu kılavuz edinmiş bulunmaktadır. «Dünya n ı n ümenleşti ri l mesi" (insa nın kendi kendini yaratması), «Duyg u­ ların ümenleştirilmesj" (bilgi teorisi), «Yabancılaşmanın ortadan kaldırıl..

(1) Orlondo M ilias. «EI Huma nismo Cientifico de los Comunismos", San­ tiago de Chile, Editorial adres Bello, 1 968, 259 sayfa. 10

1 45


ması» (insanın insanlaşması) ve «Devri m ha reketi» (prati ğ i n felsefesi) bölü mlerinde yazar, aynı metodu kullanmakta, yani bu problemleri pole­ mik yolu i le çözümlemekted i r. Bir ya ndan da, çıkardığı sonuçları, u l usal ve uluslara rası hayata uyg u lamaktadır. Universite öğrencileriyle öğretim üyeleri n e verilen konfera nsıara daya­ nılarak yazılan bu eser, şüphesiz ki, bu çevreler a rası nda i lgi ile karşı­ lanacaktır. Bundan başka, temel prensipler popüler bir şekilde aydınlatıl­ dığı içi n, halk h a reketine ideoloji kadrosu yetiştirilmesi a lanında da fay­ dalı olabil i r. 2. «Şili ekonomisi ve Marksist yanaşım (2) Şi/ili ekonomist Hese Kademar­ tori ta rafından yazılan ve birçok dakümana, geniş istatistik veri lerine daya n ı l a n bu eserde, Şi li ekonomisinin genel panoraması gösteril mekte, ta rihsel evri mi izlenmekte ve bugünkü bunalı mları n ı n nedenleri tah l i l edi l­ mektedi r. Şi li'nin doğal servetlerini ayrıntı lariyle bel i rten Kademartori, bu büyük potensiyal ola na kların, ü l kenin gelişmesi ve halkın refah ı için sağ lam bir üs olabi leceği n i önemle belirtmekte ve şöyle demektedi r : «Fakat memle­ ketimiz, yarı-sömürge ekonomili d iğer ülkeler gibi, şimdiye kad a r esaslı b i r i ncelemeye tôbi tutu l ma m ıştır. ( . . .) Sanayiciler ve büyük yabancı kapitalistler, yalnız selitra ve bakıra önem vermişlerdir.» Yazar, bundan sonra, emperyalistler ta rafından uyd u ru l a n bi r masal üzeri nde du rmak­ tadır. Emperyalistıere göre, yoksul l u k içi nde bulunan halk, memleketteki servetleri eline a ldığı takdi rde, gelişti rmek şöyle d u rsun, bunları ta ma­ miyle yok edebi l i r. Yazar, bu masa l ı n n e amaçla uyd u rulduğunu ve ger­ çeği ortaya koymaktadır. Kitapta, Şili'nin gelişmesinin çeşitli sosya l-ekonomik aşamalarında sınıf savaşı nın özellikleri belirtilmektedir. Bu mücadelenin, i l k önce yerli ha l kla memlekete feodalizmi getiren ispanya konkistadorları arası nda nası l baş­ ladığı, daha sonra sınıfları n, kapita lizmin, proletaryanın nasıl meydana geldikleri a nlatılmakta, yabancı sermayenin XiX yüzyılda (ilk önce Ingil­ tere' den, sonra da Kuzey Amerika'dan) memlekete g i rişi üzerinde durul­ maktad ı r. Kadema rtori ' n i n köy ekonomisiyle ilgili incelemeleri son derecede i lgi çekici d i r. Yazar, henüz yeteri derecede i ncelenmemiş olan köylerdeki sosyal sınıflar konusu nu, bu ka rmaşık problemi ve bütün mem leket eko­ nomisini etkileyen tarım bunalı mını tah l i l etmekte, radika l bir topra k reformu n u n zoru n l u olduğu sonucuna varmaktadır. Şili ekonomisindeki bunalımı e le alan böl üm büyük bir pol itik önem taşıyor. Ekonominin çeşitli alanları ndaki buna l ı m ı n özell i klerini i nceleyen yazar, Şili'nin ekonomik yapısında en yakın zamanda devrimci değişi mler yapılması gerektiğini bel irtiyor. Bu devri mci değ işiklik sonucunda, büyük ..

(2) Jose Cademartori : «La economia Chilena un enfogre Marxista. Can­ tiago de Chile Editoria l U niversita ria, S A, 1 968, 293 sayfa. 1 46


toprak sahipliği sistem i n i n ta mamiyle ortadan kaldırı l ması, yerli ve ya bancı tekelleri n m i l l i leştirilmesi şarttır. Devrim i n a nti-feodal, a nti-oligarşik ve a nti-emperya l ist ka rakteri böyle değ işimleri zoru n l u kılmaktad ı r. Yazar, «Bu devri m, ya lnız eskimiş üretim i l işkileri n i bertaraf etmekle yeti nemez, yen i üretim i l işki leri de yaratacaktır. Ekonomi a lanı ndaki temel ödevi de budu r» demekted i r. 3. «Hristiyan-demokratlann sorunlan.

Mülkiyet, devrim ve devlet»(3)

eseri, genel konuya sıkı sıkıya bağ l ı şu a ltı bölü m ­ d e n meydana gelmişti r : 1 ) «Hristiyanlığın devri m teorisi», 2 ) «Hristiyan l ı k demokrasisi ve devrim», 3) «Kilise v e o n u n devlet teorisi», 4) «Hristiya n l ı k demokrasisi ve devlet», 5) «Hristiyanlığın mü lkiyet görüşü», 6 ) «Komü nitar toplum». Serhio Vuskoviç'in bu

Hristiyan -demokrat Partisi, Şili 'de dört yıld ı r iktidarda olmasına rağ men, «özgü rl ü k şartları içinde devrim» adını taşıyan prog ram ı n ı hemen hemen hiç uygulamamıştı r. Bu bakımdan, yukarıda adı geçen kitapta da beli rtiI­ leri ni di kkatle i ncelemek gerekir. Bunların reform vaad lerine aldanan bi rçok Şili'li, demo-hristiya nları desteklemişlerdi. Şimdi ise, a ldandıklarını acı acı a n lamakta ve bu durumdan çıkış yolunu Şi l i toplu munda yapı lacak köklü değ işikliklerde görmektedi rler. Yuskoviç, len i n ' i n metodolojisine dayanarak, katoli k dininin, özell i kle Şili kilisesin i n politik, ekonomik ve sosyal görüşleri n i tah l i l etmekte ve bu dog maları Hristiya n-demokratla rı n teori ve pratiği i le bağ lamaktad ı r. Şi l i kilisesi, Hristiya n-demokrat Partisi n i n bu dog maları politi ka alanda uygu­ layacağını ümit etmektedir. Hristiya n -demokrat Partisinde görüş birl i ğ i bulunmadığı içi n üyeleri de çeşitli sınıf ve tabakalara mensuptur. Vuskoviç'i n kitabının temel fiki ri şudu r : «Hristiyan-demokratlar, gerek sınıfsal kökenleri, gerekse felsefi görüşleri bakımından memleketi m izde devrime öncü lük edemezler. Bu rol işçi sınıfın ı n ve müttefiklerinindir.» Fakat, bu a rada ü lkede çeşitli ideoloji akımları n ı n varlığını ve Hristiyan-demokrat Pa rtisinin de bu akımlardan bazıları n ı dile getirdiğini göz önünde bulundura n yazar, «ki lisen i n ve hristiyan demokrasisi n i n e n uzak görüşlü çevreleri»yle diyalog u n ve orta k eylem i n fayd a l ı ola bileceğ ini belitiyor. Şi li'nin devrim yolu ile yeni leşmesi alanındaki hazırl ı k şeki l lerinden biri de şüphesiz budur. «Şili 'deki istiıd hareketi. Yabancı müdahalesi hakkında röportaİ»(4)

Yazarı : fdvardo Labarka Godard. Kendisi «EI Siglo» gazetesinin politik redaktörü. Kitabını, görgü ve izlenimlerine dayanarak yazmış. Okuyucuyu sürükleyen bir eser. On bölü mde de emperya listlerin Şi l i'ye soku lma biçim(3) Sergio Yuskoviç. «Problematica D.C., Propiedat, Reva lüsion, Estado» Sa ntiago de Chi le, Editorial Austral, 1 968, 1 27 sayfa. (4) Eduardo laba rsa Goddard. «Chile I nvadido. Reportaje a la I ntro­ mision extranjera», Santiago de Chile, Editori a l Avustral, 1 968, 349 sayfa. 10'

1 47


leri ayrıntı lariyle a nlatı l ıyor. Şimdiye kadar yayınlanmamış 60 dokümanla birlikte pek çok vesikaya daya n ı la ra k hazı rlanan bu kita pta, yabancı l a rın, sosyal hayatın çeşitli alan larına, örneğ i n, sendikalara, ü niversite öğ ren­ cileri hareketine, orduya, ü niversitelere, propaganda a raçları na, dini m üesseselere ve diğer örgütlere hangi biçimlerde sızdıkları açıklanıyor. CINnı n , casusluk işlerinden başka, sendika h a reketini pa rça lamak için perde a rdından kam pa nya yönettiği, fakat başarı kaza na madığı, yalnız bi iş için 2.171 .000 dol a r h a rcadığı vesikal a rl a ortaya konuyor. Yaza r, CINnın, Şili üniversite gençliği örgütlerindeki balta lama faa liyetlerin i açığa vuruyor, Şilideki bozgu ncu faaliyetleriyle ü n ya pmış 48 C iA aja n ı n ı n biyografileri ni veriyor. Kitabın bir başka böl ü m ü, B i rleşik Amerika Elçiliğinin faa liyetine ayrıl ­ mıştır. Şi li'nin Vaşi ngton Elçi liğinde sadece 8 memurun vazife gördüğünü, buna karş ı l ı k Birleş.i k Amerika'nın Santiyago Elçil iğ inde 225 d ip lomat ve memuru n bulunduğunu, y i ne aynı Elçilik emrinde çalışan Şili'li 200 memu­ run bu hesabın dışı nda olduğunu öğreniyoruz. Bu suretle bu elçilik Şili'deki emperyal ist müda h a lesin i n genel karargôhı haline a l m ış bulunmaktadır. «Ameri ka n barış gönüllüleri ordusu»nun da, köylerde ve şehirlerin ken a r mahallelerinde n a s ı l çal ıştıkları y i n e del i l l i olara k gözler ö n ü n e seriliyor. la boka'nın bu kitabı, Şili halkı n ı n a nti-emperya l ist, kurtuluş mücadele­ sine yard ı m eden değerfi bir eserdir.

148


O Z E L

S A Y F A L A R ı

M

I Z

Halkımıza çağrı Yurttaş ı Ulkemiz, söm ü rgen ve saldırgan emperyalistlerin hasis çıkarları için korkunç bir harp fe/ôketine sürüklenmektedir. Bu gerçek, son zamanların olaylariyle elle tutulacak kadar somutlaşmıştır. Yurt ve dünya olayları, barışsever halkımızın, onun gerçek menfaatlerini savunan yurtsever güc/erin endişelerini artıracak, onları emperya­ lizme, NATO'ya karşı ayaklandıracak niteliktedir. Milli kurtuluş ve bağımsızlık azminin yeni/mez gücü karşısında Viyetnam 'da bozguna uğrayan Amerikan emperyalizmin bu ülkeye saldırılarına son vermemiş, Güney Doğu Asya'da yeni bir dünya harbini körüklemekten vaz geçmemiştir. Emperyalizmin Türkiye'deki faaliyetleri, dünyanın dört bucağın­ daki harpçı gayretlerinin ayrılmaz bir parçası ve devamıdır. Ameri­ kan emperyalistleri ve ortakları tarafından girişilen harp hazır/ık­ larının göze botan merkezlerinden biri de Türkiye'dir. Emperyalist­ ler dünyanın çeşitli bölgelerinde tutuşturdukları harp ocakla"nın sayısını artırmak için yurdumuzu askeri üslerle, atom yığınaklarıy/e döşemişlerdir. Türkiye'nin Amerikan Altıncı Filosu için taşıdığı çekici kuvvetin kaynağı buradadır. Şimdi Istanbul limanında de­ mirli bulunan bu fifo, Akdeniz bölgesi ha/klarının h ürriyet/erini, Yakın Doğu ülkelerinin bağı msızlıkları nı tehdit altında tutmakla, ezmekle görevlidir. Dünyanın çeşitli yerlerinde emperyalistlerin provokasyon/arını, barışı tehditlerini artırdı k/arı ve mem leketimizde emperyalizme, özellikle Amerikan emperyalizmine karşı, NATO'ya, yabancı askeri üslere karşı mücadelenin genişlidiği bir sırada, bu Filonun Türkiye'yi ziyaretlerini sıklaştırması tesadüfi değildir. B u boy gösterme v e gözdağ ı verme ziyaretlerinin işçilerimizde, yurt­ sever gençlerimizde, ilerici aydınlarım ızda uyandırdığı tepki, barış­ sever halkımızın en derin duygu/arı n ı ve gerçek iradesini parlak bir şekilde dile getirmiştir. Emperyalizmin, işbirlikçi bir iktidarın bu kutsal tepkiyi boğmak için başvurduğu bütün o yüz kazartıcı ted­ birlere rağmen, işçi/erimize, gençlerimize, cesaret ve kuvvet veren de budur; halkımızın gerçek iradesini dile getirmiş o/malarıdır. Amerikan emperyalizminin, Arap ülkelerinde uyanan ve gelişen bağımsızlık hareketini boğmak için ısrail maskesi altında giriştiği

1 49


saldırı hareketi ve bu hareketin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kon­ seyi ve Güvenlik Kurulunun kararına rağmen devam etmesi, Orta Doğuyu, b u arada baştanbaşa NATO ve Amerikan üslerinin kap­ ladığı yurdumuzu bir harp fe/ôketiyle yüzyüze getirmektedir. Son günlerde, Türkiye'nin Arap topraklarına yakın bir bölge­ sinde, Adana yakınlarında, Amerikan ve Batı Alman askeri birlik­ lerinin tertipledikleri manevraların başlıca hedeflerinden birinin, ısrail saldırganları karşısındaki Arap yurtseverlerine gözdağı ver­ mek olduğunda şüphe yoktur. ısrail-Arap savaşında, haksever hal­ kımızın baskısiyle Arapları destekler görünen Ankara h ük ü metinin, Türkiye sınırları içinde Araplara karşı böyle bir askeri harekete yol vermesi, açıkça gösteriyor ki, Türkiye NATO'ya ve Amerikan ile Ikili Anlaşmalara bağlı kaldıkça kendi fe/ôketiyle sonuçlanması kaçınılmaz olan bir maceraya sürü klenecektir. Emperyalist Amerikan ve Batı Alman politikası nın Çekoslovak­ ya'da uğradığı bozgun, bu devletleri Avrupa'da ve bütün dü nyada barışı kunda klayıcı çabalardan vazgeçirmemiştir. NATO'nun bu iki temel direği, geçenlerde Çekoslovakya-Batı Almanya sınırında ter­ tipledikleri kışkırtıcı askeri manevralardan sonra şimdi yeni bir pro­ vokasyon tertibine girişm işlerdir. Batı Berlin'in Demokratik Almanya sınırları içinde bulunduğunu unutmuş görünen Bon yöneticileri 5 Martta bu şehirde toplanmaya, Federal Almanya Cumh urbaşkan­

lığı seçimlerini burada yapmaya karar vermişlerdir. Bu yen i provo­ kasyon, Avrupa ve dünya barışı için çok tehlikeli sonuçlar doğura­ cak n iteliktedir. YURTTAŞ ! Yurdumuza kölelik ve harp fe/ôketi getirmekle görevli Amerikan Altıncı korsan Filosuna karşı yiğ itçe savaşan işçilerimize, öğrencilerimize gösterdiğin desteğin daha etkili olabilmesi, daha teşkilôtlı olmasına bağlıdır, ve bu savaş senin öz savaşı ndır. T ürkiye, saldırgan amaçlarla kurulan ve sadece b u a maçlara hizmet eden NATO 'dan çıkmadıkça, Amerika ile ikili anlaşmalar yırtılmadıkça, Türkiye'deki yabancı askeri üsler sökülüp atılma­ dıkça, Amerikan Altıncı Filosunun kışkırtıcı ziyaretlerin i önlemek, yurdumuzun bağımsızlığını diri/tmek, hatta varlığını korumak kolay olmıyacaktır. Ve yurtsever

işçilerimizin,

öğrencilerimizin

Altıncı

Filoya karşı verdiğ i savaş, NATO'ya, memleketimizin varlığını tehli­ keye koyan yabancı ü slere, atom harmanlarına karşı savaşın ta kendisidir. 14

Şubat 1 969

1 50

TORKIYE KOM O N I ST PARTISI M ERKEZ KO M ITESI


«Kanlı Pazar" ve ötesi Emperyalizme karşı yürüttüğümüz savaşta yeni aşama ve bu aşamanın özellikleri Ahmet Soydan Anti-emperyalist

savaşın özü

Altı ncı Amerika n Filosunun 10 Şubatta Istanbula gel mesiyle, emperya­ lizme karşı uzun yillardan beri yürütülen savaş yeni bir aşa maya ulaştı ve yen i bazı niteli kler kazandı. Halkımızın, emekçi yığınlarının, ayd ı n ve gençl ik teşkilôtla rının, yurt­ sever bası n ı n ve ordu nun ezici çoğ u nluğunu teşki l eden yu rtsever su bay ve erlerin, emperyalizme ve bugünkü şartlar içinde emperyalist kampın bcişı Amerika n emperya lizmine karşı savaşı yeni değildir. Bu savaş değişik şart ve şekil ler altında Biri nci Dü nya Harbi n i n sonundanberi deva m edegel­ mekted i r. Hatta bu m ücadeleyi, Osman l ı Impa ratorluğu devrin e doğru, daha da gerilere götürmek mümkündür. Fa kat, Biri nci Dü nya Harbi nden sonra, hepi mizi n bildiği g i bi, Tü rkiye' nin emperyalizme karşı mücadelesi silôhlı ve kanlı bir Milli Kurtuluş Harbi şeklini aldı. Sultanlığ ı n, hi lôfetin lağvı, Cumhuriyeti n i lônı g i bi bazı i leri adımları n ve reform ha reketleri n i n, Ingi liz, Fransız, Ameri kan, italyan ve Yunan emperya lizmine karşı yürütü­ len milli bağımsızlık hareketi sonucunda elde edildiği gözönünde tutu lacak olursa, emperya lizme karşı savaşın, demokratik ve reformcu tohumları n ı da özünde taşıdığı ve bu tohumların, m i l l i kurtu luş ve bağ ımsızlık müca­ delesi g eliştikçe çoğalmakta oldukla rı ve milli kurtuluş macedelesinin başa rısı i l e reformcu bir demokrati k hareket biçi m i nde belirdiğ i açı kça görü l ü r. Türkiye'de Milli Kurtu luş Savaşında hegemonyayı elinde tutan burjuvazi nin bu reformlarda gerçek bir halkçılığa ve demokrasiye kadar g itmemesi, genelli kle a nti-emperyalist savaşların, aynı zamanda demok­ ratik ve reformcu özü de geliştirdikleri gerçeğ i n i değiştirmez. Türkiye'nin Biri nci M i l li Ku rtuluş Savaşı sırasında, mi lli bağı msızlık hare­ ketine karşı emperyalistlerin, elbirliğiyle, karşı-devri mi, işbirli kçi Vahdettin ve Damat Ferit idaresi ni zorla dayatma k isteği ne karşı, halkın, milli bağım­ sızlık hakkını, ulusal egemenliği silôh gücü ile savu nmasından başka bir­ şey değ i ldi. Nasıl ki, Tü rkiye' n i n milli bağ ı msızlı k azmi ni ezip, geri ve işbirlikçi bir hükü meti Türk halkına dayatmak istiyenler, bu ha rekete g i riş­ mezden bir yıl önce, sosyalist bir toplu m yaratmak, insa n ı n insan tarafın ­ dan sömü rülmesine son vermek a maciyle başa rılan Büyük Oktobr Sosya list Devri mini de kan içinde boğ mak üzere karşı-devri mi, ka pita list düzeni 1 51


Sovyet Rusya ha lkına ve işçi sını fına dayatmak üzere kanlı müdahalede bulunmuşlardı. Emperyalizmin, bir yandan Sovyet Rusya'ya kapita lizmi, bir yandan do Türkiye'ye işbirl i kçi bir h ükümeti dayatmak üzere karşı-devri mi zorla ihraç etme teşebbüsleri ka nlı bir yenilgi ile sonuçlanm ış, emperya­ lizm, her iki kanlı müdahalesinden, uğradığı yenilgi sonucunda vazgeçmek zorunda ka l mıştır. Fakat, emperya lizm ve Iki nci Dünya Ho rbi nden sonra m i l l i kurtuluş ve devrim hareketleri ne karşı d ünya jandarmalığ ı gibi bi r ödevi üzerine olon Amerikan emperyalizmi, gücünün yettiği yerlere karşı-devri mi ve işbirlikçi idareleri dayatmo politi kasından vazgeçmediği gibi, bu politikayı daha do geliştirmiş, hatta dünya barışını tehdit edici ve dünyayı bir atom h o rbine sürü kleyici d uru ma getirmiştir. Emperya lizm, bu baskı yöntem­ leriyle bazı Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde geçici başarılar elde etmiş, işbirlikçi idareler kurmaya, ya hut Yunanistanda olduğu gibi faşist darbeciler eliyle sömürü düzenlerini ayakta tutmaya ve kendisine m üttefikler sağla maya muvaffak olmuştur. Fa kat, bir yandan, sosya list ülkeler topluluğunun kuru l ması ve deva mlı olara k kuvvetlenmesi, bu kampın en büyü k devleti Sovyetler Birliği'nin ekonomi ve bilim alanlarında büyük başa rı lar kaza nması, dünya milli kur­ tuluş ha reketin i n hızla gel işmesi, dünya işçi ve komünist hareketi nin politik bir etken ola ra k g ü nden güne güclenmesi, bir yandan do emperya lizmi n Viyetnam'da olduğu gibi kanlı ve direkt sa ldırılara g i rişmesi, sömürü ve vurgun düzenlerini daha açık, daha sert metotlarla ayakta tutmaya kal­ kışması, demokratik ve a nti-emperyal ist ha reketi n dünya çapında genişle­ mesine ve eylem birliğinin kuvvetlenmesine, aynı zamanda, emperyalizme karşı savaşta işbirlikçi idarelerin devrilmesine, ulusal, demokratik, a nti­ emperya list ve barışçı hükü metler kurma i mkôn larının a rtmasına yol aç­ mıştır. Son yılları n en ilgi çekici politi k gelişmesi de işte budur; emper­ yalizme karşı savaşta burjuvazi nin de bir kısmını milli ku rtuluş h a reketi ne seferber eden u lusal ida releri n kurulmasıdır. Bu ha reket, Güney Amerika, Afrika ve Viyetnam gibi bazı Güneydoğu Asya memleketlerinde gelişme ve kuvvetlenme sü reci içindedi r. .. KanII

pazar»

Türkiye'de de şu son yıllar içinde bu s ü recin h ızla geliştiği ne şahit oluyoruz. Amerika n Altıncı Filosun u n 10 Şubat tarihinde Istan bu l'a yaptığı ziya ret sırasında meydana gelen olaylar bize, bu süreci n hangi aşa maya ulaştı ğ ı n ı görmek ve tesbit etmek i mkôn ı n ı yaratmıştı r. Çünkü, Altı ncı Filonun ziyareti, memleketimizde sayısı 1 01 ' i aşan Amerikan ve NATO askeri üsleri n i n bulun masına, NATO ve Ikili Anlaşmaların köleleştirici n ite­ liğine, işbirlikçi iktidarı n Amerikan e mperyalizminden ya na tutumlarına rağ men, milli kurtuluş hareketin i n tıenişliğini beli rte n bir olay niteliğini taşımaktadır. 1 52


Altı ncı Filosunun Istanbul'u son ziya reti, şu tesbitieri yapmak imkanını vermişti r : Halkımızın em perya l izme v e yerli orta klarına karşı savaşı, Vaşington'u ve işbirli kçi leri, ha reketi ezmek için, «kanlı pazar.. adını a la n 16 Şubat katliamini tertiplemeye zorlayaca k bir genişlik ve seviyeye u laşmıştır. Ger­ çekten de Altı ncı Filosun Istanbul'a gelmesi üzerine, değ i l ya lnız bu i li­ mizde, mem leket ölçüsünde gösteri len başlam ıştı r. Işçi sınıfının, 1 78 sen­ dikal örg ütü, çeşitli sosyal ve politik teşkilatları vasıtası ile öncü rolü oynaması, emperyalizme karşı savaşın yurt yüzeyi n e yayılmasında, geniş emekçi yığ ı nlarını ve ayd ı n l a rı kapsamasında önemli bir etken ol muştur. Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi, Altıncı Filonun ziya reti dolayısı ile 14 Şu bat 1 969 günü yayınladığı Çağrıda, halkımızın emperya l izme karşı savaşını şöyle değerlendi rmektedi r : "Dünyanın çeşitli bölgelerinde emperyalistlerin provokasyonlannı, barışı tehditlerini artırdıklan ve memleketimizde emperyalizme, özel­ likle Amerikan emperyalizmine karşı,

NATO'ya, yabancı askeri

üslere karşı mücadelenin genişlediği bir mada, bu filonun Türkiye'yi ziyaretlerini sıklaşltrması tesadüfi değildir. Bu boy gösterme ve göz­ dağı verme ziyaretlerinin işçilerimizde, yurtsever gençlerimizde, ile­ rici aydmlanmızda uyandudığı tepki, banşsever halkımızm en derin duygularmı ve gerçek iradesini parlak bir şekilde dile getirmiştir. Emperyalizmin, işbirlikçi bir iktidann bu kutsal tepkiyi boğmal< için başvurduğu bütün o yüzkızartıcı tedbirlere rağmen, işçilerimize, gençlerimize cesaret ve kuvvet veren de burdur, halkımızm gerçek iradesini dile getirmiş olmalandır. «Türkiye, saldırgan amaçlarla kurulan ve sadece bu amaçlara hizmet eden NATO'dan çıkmadıkça, Amerika ile Ikili Anlaşmalar yırttfmadıkça, Türkiye'deki yabancı askeri üsler sökülüp attfmadıkça, Amerikan Altmcı Filosunun kışkırtıcı ziyaretlerini önlemek, yurdu­ muzun bağımsızltğmı diriltmek, hatta varltğmı korumak kolay olmı­ yacaktır.»

TKP'nin bu çağ rı sı, işbirl i kçi iktidarın halk düşmanı politikası nın geniş emekçi yığı n la rı önünde demaske edilmesine yardı m etmiştir. Ote yandan hükü metin, polisini, milli bağımsızlık savaşını yü rüten g üçlere karşı sür­ mesi, «kanlı paza r.. katl i a m ı n ı tertiplemesi, bu işte toplu m pol isini, 31 Martçı komandoları kullan ması, maskesin; düşürmüş ve geniş halk yığın­ ları, iktida rın, emperya lizmin oyu ncağı olduğu n u daha açık bir şeki lde görmeye başlam ıştır. Bu duru m hükümetin iyice tecrit edil mesi ne yol açmıştır. Geniş yığın örg ütleri, mesela Türkiye M i l l i Gençl ik Teşkilatı (TMTG), Devrimci Işçi Sendika ları Konfederasyonu (DISK), Türkiye Oğretmenler Send ikası (TAS), Türkiye Edebiyatçı lar Derneği , üniversite bilim çevreleri, CHP, M P, VTP g i bi burj uva muhalefet partileri, yayınladıkları bildi rilerle, 1 53


1 6 Şubat .. kanlı paza r» olaylarındon hükümeti sorum l u tutumuş ve çekil­ mesi ni istemişlerdir. TMTG Başka nı, terti plediği basın toplantısında» bu yıl Eki m ayında yapı lacak seçimlere kadar u l usal bir koa lisyon h ü kümetinin i şbaşına getiril mesi ni istemiştir. DISK ve Edebiyatçılar Derneği de aynı istekleri ileri süren bildiriler yayı nlamışlard ı r. Edebiyatçılar Derneği, ayrıca, bütün milli güCıeri ikinci milli kurtuluş savaşında katı lmaya çağ ı rmıştır. AP çevrelerine bağ lı olmayan gazeteler de hükümetin istifa etmesi ni iste­ m işlerdir. Meclis ve Senatoda do bütün muhalefet partilerin sözcüleri «kanlı pazar»ın hü kümet tarafından tertiplendiğini belirtm iş ve Demi rel iktidarı n ı n çeki l mesini istemişlerdir. Bugünkü aşamada yapılması gereken iş/er Burada hedef, Demirel h ü kümetini istifa ettirerek yerine başka bir işbir­ likçi hükü meti getirmek değ il, u l usal demokratik ve a nti-emperyalist güc­ lerin ku racağı bir hükü meti işbaşına g eçirmektir. Bu u lusal hükümetin gayesi, işçi sı nıfı, orta tabakaları ve ulusal burjuvazisi i le halkımızın isteklerini bir asgari prog ra m çerçevesinde yerine getirmek, Türkiye'yi emperyalizmin hegemonyasından kurtarma k, tam bağımsızlığına kavuştur­ mak, yani NATO'lardan, SENTO' Iardan, ikili Anlaşmalardan, Amerika n ve NATO üslerinden arınmış bir Türkiye ideol i ni gerçekleştirmektir. Buna paralel olarak, Anayasa n ı n öngördüğü reformları ve en boşta köklü bir toprak reformunu yapmaktır. Halkın, emekçi yığ ı n ları n ı n demokrati k ha k­ larını genişletmek, köy emekçileri yığınla rının, davasını benimsemiş par­ tiler safında teşki lôtlanmaları n ı sağ lamak, sendikalara, işçi sınıfı nı n hak­ l a rına kon muş kısıtlamaları ka ldırmak, orta ta baka ları ve m i l l i burjuva­ ziyi yaba ncı ve yerli tekellere karşı koru mak, sanayi leşmek ve ka lkınmak gibi çözümlen mesi gereken meseleler de va rdı r. U l usal, demokratik ve a nti-em perya list bir hükümeti bu g ü nkü aşamada bekleyen soru nlar, esas hatları i le, bunlardır. Bu ilk reform lar başarıl madan ya da bu reformlara doğru sağlam adım­ l a r atı lmadon ya pılacak genel seçi mler, ağa-mütegallibe - komprador hegemonyasının deva m ı n ı sağ layıcı sonuçlar verecek, emperya lizme bağ l ı b u zümreleri n demokratik gelişmeyi v e m i l l i bağı msız l ı k hareketini balta­ lamaları n a şu veya bu ölçüde i mkôn verecektir. Türkiye'n i n bugünkü poli­ tik, sosyal yapısı içinde, derebeyi -mütega l libe ve yaba ncı tekellere bağlı sermayeci ler hegemonyası a ltında 1 945'ten bu yana ya pılan bütün seçi m­ ler, şu veya bu politik maskeye bürünen bu z ü m relerin hôki meyeti ni deva m etti rici, hatta bazı şort/arda kuvvetlendi rici sonuçlar vermiştir. Bu sonuçları elde etmek için Menderes ve Baya rların kurduğu DP'nin kapatı lması, bir­ kaç DP' li politikacı n ı n sofdışı edil mesi, aynı aşırı gerici sosyal zümrelerin AP'yi yaratma ları n a ve bu yoldan bir daha iktida rı elde etmelerine en gel 010 ma mışlard ı r. Nasıl ki, ya rın bu şartlar a ltında AP' n i n yeri ne aynı nite­ li kleri taşıyan başka bir akımın yahut koa lisyonun iktidarı ele alıp aynı 1 54


zümrelerin emperya lizmin politikasını yürütmesine pa rlô mentarizm i n bu şekli engel olam ıyacaktır. Çünkü gerici zümrelerin ekonomi k, politik ve sosyal hegemonyası, on­ lara, parlamentoyu, hiç olmazsa parlamento çoğunluğunu, kendi sömürü,

vurgun ve emperyalizmle bağ lılık politikasının yürütü lmesinde bir araç olara k kullanmak i m kônını veriyor. Esasen bu nitelik, yani parlô mento i l e halk yığ ı n la rı arası ndaki çel işme bütün kapita list ü l kelerde az veya çok mevcuttu r. Bütün kapitalist ü l ke­ lerde olduğu gibi, Türkiye'de de parlô mento, emekçi yığınları n ı n i radesini gereği g i bi yansıtamamakta, parlô mentoda büyük burj uva g rupla rı, ağa­ mütegal libe zümreleri, çoğunluğu elde tutmak ve bu yolda n hegemon­ yaları n ı devam ettirmek, hatta zaman zaman onu daha da kuvvetIendir­ mek i mkô nlarını bul maktadırlar. Vurd u n gerçek durumu, halk tabakala­ rı nın sosyal yelpazesi ile büyük burjuvazi nin parlômentodaki temsil n i s­ betsizliği Türkiye g i bi az gelişmiş ülkelerde daha bel i rgin, daha açıktır. Büyük burj uvazi yara rına ve emekçi halkın zararı na olon bu nisbetsizli k, Ingi ltere, Fransa, ıtalya ve Birleşi k Amerika g i bi gelişmiş kapitalist ve bazı demokrati k g eleneklere sahip ü l kelerde de va rdı r. Bu, burj uva parlô­ mentarizminin tedavi edi lemez hasta lıklarından biridir. Burj uvazi sın ıfsa l hôkimiyeti ni koru mak için parlô mentodaki çoğunluğu her ne bahasına olursa olsun elde tutmak için ça lışır. Bundan ötürüdür ki, gerek Türkiye'de, gerekse başka kapitalist memleketlerde s ı k sık seçi m sistemiyle oyna n ı r v e seçim kanun v e sistemleri z a m a n z a m a n ustaca v e dolambaçlı yollar­ dan değiştirilerek burjuvazinin parlô mentodaki çoğunluğu elden kaçı rma­ ması sağ lanır. Seçi m sisteminin burjuvazi nin sınıfsal hôkimiyeti ni sağlıya­ cak şekilde ayarlanması, parlômentoda burj uvazi nin çoğunluğu elde tut­ ması nı ve bu yoldan da hôkimiyeti n i yürütmesini sağ lar ama, öte yandan memlekette haklı bir parlômento-dışı muhalefetin gelişmesini, kuvvetlen­ mesini zoru n l u kılar. Bu zoru n l u k s ı k s ı k hôkim sınıllarla emekçi yığ ınları a rası nda deri n çatışmalar ve bunalımlar şekl inde kend i n i gösterir. Buna­ l ı mların başta gelen nedenleri nden bi ri, parlô mento-dışı muhalefeti, i kti­ darların, legal bir baskı g ücü olara k görmemesi ve «ka nu nsuz» ilôn ederek ezmeye kalkışmasıdır. Ama işbirlikçi burjuvazi, zümre menfaatlerini koru­ mak için bu yola g itmeye mecbur, ôdeta mahkumdur. Çü nkü burj uvazi, seçim sistemini dürüst ve demokratik prensiplere bağ l ı kalara k uyguladığı ta kdirde, parlô menter yol larla burj uvazi n i n değil, u lusal, hatta sosyal ist g ücleri n iktidara geçmesi i mkônları a rtar. •

Altıncı Filosun ziyaretiyle bel i ren gerçeklerden biri de şudur: Halk yığ ınları n ı n emperyalizme karşı sürdürdüğü savaş g ittikçe daha sertleş­ mekte, daha ağır fedakôrlıkları ve daha geniş bir teşkilôtla nmayı gerektir­ mektidir. Gerçekten de Altı ncı Filonun bundan evvelki ziyaretiyle son ziya reti nde beliren olayla n karşı laştırıldığı takdirde, Filonu n 10 Şubat ziyaretinde bi lô nçon u n çok daha a ğ ı r, çok daha ka n l ı olduğu görü l ü r. 1 55


Fakat, son ziyaret olayla rında di kkati çeken en önemli taraf, yurtsever g üclerin teşki ıatlanma ve eylem birliğindeki büyük gelişmelerd i r. Bu geliş­ meyi, hiçbir «ka n l ı paza r" durduramıyacaktır. Ordumuzun ulusal niteliğini

yok etme

çabaları

«Ka n l ı paza r" olayları ve genellikl e Altıncı Filonun son ziyareti, Türk Si ıahlı Kuvvetleri nde de önemli bazı ayrışmaların geliştiğini göstermekte­ dir. Cumhuriyet tarihinde belki de i l k defa olara k Türk ordusunun Genel Ku rmay Başka nı durumunda olan bir Orgeneral - yani Generel Tural 31 Ma rtçı gericil iğin, emperya lizm hegemonyasını faşist metotlarla savu­ nan yan gücleri n bayrağı haline gelmişti r. 16 Şubat g ü n ü Ta ksi mde «Ba ­ ğ ı msız Türkiye için Mustafa Kema l yürüyüşü"nü, «Soygu n ve sömürgeci liğe karşı işçi yürüyüşü"nü yöneten güclere sa ldıranlar Tura!'ı bir bayrak gibi kulla ndı lar. Bu durum, uzun zamandanberi ordu içindeki gelişmeyi yansıtı­ yord u . Gerçekten de General Tural ve kendisi g i bi düşünen bazı general­ ler, siıahlı kuvvetleri Tü rkiye'de emperyalizmin ve a nti-komünizmin bir aleti haline getirmek üzere büyük gayretler sa rfetmekteyd iler. Tura l, zaman zaman ordu içinde yayı nladığı günlük emirler ve bildirilerle yu rt­ severlere saldı rıyor, Amerikan Elçisi Komer'e ordu birliklerini teftiş ettire­ cek kada r Vaşington'a bağ l ı l ığını açığa vuruyor ve Silahlı Kuvvetlerde a nti-komünizmin bir şam piyonu olarak g eçinmek istiyordu. Bu bakımdan onun Taksim meyda nı nda «kanlı paza r" günü azı lı gerici kuvvetlerin bay­ rağ ı haline gelmesi hiç de rasgele değ i ldir. Dem i rel-Tura l-Komer üçlüsü, bundan başka, ordu birliklerini emperya lizmle savaşan işçi ve gençlik hareketine karşı çıkararak, bu yu rtsever akımları birbirine düşürmek takti­ ğ i n i de uyg u la m a k istemişlerdir. Tabii Senatör Tunçkanad'ın iki yıl kadar önce açıkladığı bir Amerika n casusluk raporu da bu g i bi taktiklerle yurt­ sever gücleri birbirine düşürmeyi sa l ı k veriyordu. Beli ren bu gerçekler şunu gösteriyor: Amerikan em peryal izmi, Demirel hükümeti, Siıahlı Kuvvetleri işbirlikçi idarenin bir aleti ve daya nağı haline geti rmeye ça lışmaktadıriar. Emperyalistler ve Dem irel idaresi, Si ıahlı Kuvvetlerin u l usal niteliğini daha da temelli bir şekilde kaybettirebi lmek için subay ve komuta nları «Ordu Yard ı m laşma Kurulu" vasıtası ile büyük şi rketlere bağlamış ve büyük ma li spekülasyon lara subay ve komuta n l a rı ortak etmeye koyu lmuşlard ı r. Hükümet, bir yandan, halk çocukların ı n o kuduğu askeri lise ve ortaokul­ ları, - biri hariç - kapatırken, bir yandan Imam Hatip Okulu öğrencilerine Harbiyeye girmek hakkını tanı mayı planlaştı rıyor. Böylece dini i rticaı ordu saflarına sokmayı ve ulusal orduyu bu yönden de vurmayı tasarlıyor. Bunun dışı nda, askeri orta okul ve liseleri kapatmakla, i ktidar, üniversitelerdeki burjuva çocukları arasından su bay kadroları sağla maya yöneliyor. Bu demektir ki, Siıahlı Kuvvetler birçok yönden politik ve moral bir baskı konusudur ve bu baskının amacı, u l usal orduyu emperyalist-kompra1 56


dor idarenin gayri milli bir ôleti haline getirmektir. Bu tesbitierden çıkan sonuç şudu r : Ulusal bağ ı msızlığı gölgelenen, emperya lizm i n hegemonya­ sına g i ren ülkelerde ulusal ordu a n la m ı da yavaş yavaş kaybolma tehli­ kesiyle karşı karşıyadır. Türk ordusunun erinden genera l i ne kadar ezici çoğunluğu yurtsever u nsurlardan kurulmuştur. Buna rağmen, u lusal ordu kavra mı, u lusal hükü met, ulusal idare ve u l usal bağı msızlıkla sıkı sı kıya bağ l ı olduğu ndan, işbirlikçi bir ida renin eli nde ordu, işbirlikçi politikaya ô let olabilir. iktida rı el lerinde tuta n l a r ulusal bir politika g ütmedikleri, NATO, SENTO gibi askeri -politik örgütlerle, ikili Anlaşmalar g i bi köleleş­ tirici bağ larla emperya lizme bağlı oldukları için, ordudaki yu rtsever g üc­ lerin anti-emperya l ist mücadeleden uzak ka lmaları, Tura l gibi genera llere kesin bir cephe olmama la rı , kısacası ferdi direnmelerle yeti nmeleri, ordu­ nun u l usal niteliğinin kaybolmasına yol açabil i r. Silôhlı Kuwetler, Ameri ka n emperya l izminin, dü nya ölçüsünde hege­ monyasını sürdü rmek, soğ u k harbi körüklemek ma ksadiyle kurduğu politik askeri teşki lôt olan NATO'nun komutasına veri lmiştir. NATO, Türkiye'de Silôhlı Kuwetleri, bütün u l usa l gelenekleri ni ayaklar a ltına alarak, Ameri­ kan emperyalizminin Ortadoğudaki menfaatlerine bekçi l i k yapan ve sos­ ya list ü l kelere sa ldırı için hazı rla nan bir kuwet duru m u na düşü rmüştür. Ya ni «Türk Ordusu ulusal niteliğini yiti rebi l i r» derken bu konuda baş etken olara k karşımıza NATO d i ki lmektedir. NATO, ewelô Türkiye n i n bağım­ sızlığ ını gölgeliyen emperya lizm in ve özellikle Amerikan emperyalizminin bir hegemonya a racı olara k belirmiş ve daha sonra Türk ordusunun ulusal n iteliğ ini sil meye, onu öteki NATO ordulariyle kaynaşık bir kuvvet haline getirmeye koyu lmuştur. Bu bakımdan NATO ile milli bağı msızlık anlamı bağdaşam ıyacağı gibi, NATO ile u l usal ve bağ ı msız ordu anlamı da bağ' daşamaz. Iktidar emperyalizmle işbirliğini kuvvetlendiriyor

Amerikan Akdeniz Altı ncı Filosunun 1 0 Şu bat Istanbul ziyareti nde mey­ dana gelen olaylar, iktida rı n ve iktidarı destekleyen egemen çevrelerin, emperya lizmle ve en başta Amerikan emperya lizmiyle bağlarını daha da kuvvetlendirmekte oldukla rını ortaya koymuştur. Amerika Dışişleri Baka n­ lığı sözcüsü Robert M akloy Şubatın 1 3'ünde Vaşington'da verdiği bir demeçte, Türk h ükü meti nin, Amerika n menfaatleri n i koru mak üzere aldığı tedbirlerin kusursuz olduğunu açıklıyor ve Demi rel hükümetin i n Vaşing­ ton'a bağ lılığını memnu nlukla belirtiyor. Bizzat Başbakan Dem i rel, Şuba­ tın 24'ü nde Ameri kan Assoşieytet Pres ajansına verdiği bir demeçte, Ame­ rika'ya hitap ediyor, a nti-a merikan gösteri ler şeklinde bel i ren milli bağ ım­ sızlık hareketine bakıp da hüküm vermemelerini istiyor, bunlara göre hüküm veri ldiği takdirde Türkiye'de «solcul a rı n gayelerini gerçekleştirmiş olacakla rını» kaydediyor. Demirel, de � eci ni, «Altıncı Filonun ziyaretleri nin 1 57


azaltı lması veya Türkiye'deki Ameri ka n va rl ı ğ ı n ı n kısıtla nması yolunda hiç­ bir talebimiz olma mıştı r.. sözleri i le biti riyor. Hükümet, Amerikan Altı ncı Filosun a karşı milli bağımsızlık savaşının devam ettiği en hararetl i g ü n lerde «Anayasa Niza m ı n ı Koru ma Ka nun Tasa rısı .. nı Meclise sevketmekle, yalnız faşist komando birlikleri, toplum polisi g i bi baskı kuwetleriyle değ i l, aynı zamanda, meşhur faşist 1 4 1 ve 142'ci madde lere bile rahmet okutan «kanuni .. tedbirlerle de bu işbirlikçi düzeni ayakta tutmaya ve yü rütmeye kararlı olduğunu göstermiştir. Tür­ kiye'de em perya list ve işbi rlikçi hegemonyası, Vaşi ngton'un saldırı ve sömürü politikası, Demirel hükü metinin polisiyle, Tural gibi genera l lerle, 141-142'ci maddelerle, «Anayasa Niza m ı n ı Koru ma Kanun..ları ile yürütül­ mek isteniyor. Başartmo

ilk şartı

Bu işbirlikçi politikaya karşı geniş bir savaş cephesi kuru l maya başlan­ mıştır. Bu cephe, u l usal bağ ı msızlık, emperya l izmden kurtulma, demokratik hakları gen işletme ve reformları uygulama gibi sağl a m temellere dayan­ maktad ı r. TKP bu savaşın bayraktarıdır, kom ü nist o lm ıyan öteki yurtsever akımlar da bu savaşta aktif bir rol oynamaktad ır. Meseıa Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) «kanlı paza r.. olaylarından sonra yayı nladığı bildiride, yazımızın baş tarafında da bel irttiğimiz gibi, Ekim ayında yapı­ lacak seçimlere kadar bir koalisyon h ükümetinin işbaşına getirilmesini isted i. Devrimci Işçi Sendikalar Konfederasyonunun (DiSK'in) tutu mu da bu yöndedir. Türkiye Edebiyatçı lar Derneği de bunla ra yakın isteklerde bulundu. AP çevrelerine bağ l ı ol mıyan bütün basın, ortak bir çıkışla, hükü­ metin derhal istifasını ve ulusol bir hükümetin kurulmasını istedi. TiP'in politik tutumu da bu yöndedi r. CHP'deki orta nın solu ta rafta rları bu konuda öteki yu rtsever g üçlerden ayrı lmıyorlar. Yurtsever gençlik teşkilat­ ları ise işçi sı nıfı ile birlikte miting, yürüyüş gibi savaş ala n larında konkre tutu mları ile emperyal izme ve işbirlikçi hükümete karşı, demokrasi ve reform lardan ya na olduklarını açıkça bildirmişlerdir. Altıncı Filonun ziyaretinde beliren emperyalizme, işbirl ikçi idareye ve bu i ki kara kuweti n bugünlerde tezgahlamakta olduğu faşist kanunlara karşı direnme cephesi, hemen hemen bütün memleketi kapsayan, üniver­ sitelerden işçi sendika lo rına kadar toplu m u n değişik sosya l tabaka ve sınıflarını içine a l a n bi r hareket niteliğini kaza nmıştır. Bu hareketin asgari programı, emperya lizmin ve işbi rl ikçilerin ka nlı terör hareketine karşı gelişen savaşta çizil m iş ve konkreleşmiştir. Türkiye'de gerici lerin, emperya lizme dayanarak, geniş şehi r ve köy emekçi yiğ ınlarına sınıfsal saldırısı sürekli bir niteliktedi r. Işbirl i kçiler, sınıfsa l haki miyetieri ni, 1 41 ve 1 42'ci maddeler g i bi faşist kan u n hüküm­ leriyle, açık ve g izli polisi, emperya lizmle bağlılığı, komando birlikleri ve tertiplediğ i «kan l ı pazar..larla ayakta tutmaya ça lışıyor. «Kanlı paza r.. ı 1 58


tertipliyen emperyalist-işbirlikçi ittifakı, sınıfsal çıkarları nı silah zoru i l e dayatmaktan bir a n bile geri durmıyacaklarını göstermişlerdir. Bu demekti r ki, silaha, zorba l ı k metotlarına başvuran, emperya lizme bağlı burjuvazidir. Anti-komünizm bayra ktarları, işbirlikçi burjuvazin i n kanlı politikasının «ideolog ları», uzun yıllardır, işçi sınıfı n ı n ve onun pol itik teşki latları n ı n a ncak «darbeci»likle «ka n akıtara k iktida rı» ele geçi rd iklerini iddia etmiş­ ler ve ka mu oyu nu buna inandırmaya çalışmışlard ı r. Burjuvazinin tertipIe­ diği «kanlı paza r» örneği de gösteriyor ki silaha sarı l a n işçi sınıfı ve işçi sı nıfı n ı n pol itik teşki latları değ i ldir. Devlet organlarına kon muş işbirli kçi burjuvazinin ta kendisidir. Bu yüzden, i ktida rı alma savaşında seçilecek yollar, önemli ölçüde burjuvazinin tutu muna bağ lıdır. Esasen her yerde ve her za man zora başvu ra n, sı nıfsal menfaatleri ni koru mak üzere silah sa rıl­ makta n, kan akıtmakta n çekin meyen burjuvazidir. Bizdeki işbirl ikçi burju­ vazi de bu genel ka iden i n d ışında değ i ld i r. Dem irel iktidarı, son zaman larda, yu rtsever akımlara, u lusa l bağ ı msızlık hareketine, işçi sınıfına ve emekçi yığ ı nlarına karşı silahlı ve «ka n u ni» sal­ d ı rı larına yeni bir zor ve baskı unsuru daha katmaya ka lkıştı : «Anayasa Niza m ı n ı Koruma Tasarısı». Bu tasarıya göre, mesela ortaçağ kal ı ntısı derebeyi, şeyhl i k ve aşiret düzenini bilimsel açıdan eleştirmek, toprak reformu fi kri ni savunmak «ağ ı r suç»tur. Bu gibi yayından sonra, yayınla bağ l ı olsun olmasın herhangi bir köylü hareketi meydana gelmişse «suç» daha da ağ ı rlaşı r. Bi ri nci d u ruma göre veri lecek ceza bir yılla beş yıl a rasında ağır hapistir. ikinci duru mda ise ceza la r bir misli artar. Emper­ yalizme karşı ulusal bağ ı msızl ı k hareketi ni savun mak, hü kümeti n işbirl i kçi politikasını eleştirmek aynı şekilde a ğ ı r hapisle ceza landıracak «suçtur». Bu «suçlar» fa brikalarda, iş yerlerinde, sendikalarda ve öteki toplumsal n itelik taşıyan müesseselerde işlenm işse verilecek ceza lar beşle on yıl arası a ğ ı r hapistir. Hukuk otoriteleri, profesörler, bu tasarıyı Türkiye'de faşizmi legalize etme tasarısı diye nitelemektedirier. Prof. Hüseyin Naili Kubalı tasarıyı şöyle yoru m luyor: Bu tasarı i le i ktida r bir polis devleti kurmak ve ona deva m l ı l ı k sağ lamak a rzusundadır. Iktidarın, işbirli kçi politikasını yürütme yol unda g ü nden g ü ne arta n baskı ve terör metotlarına başvurması, emperyalizme karşı, ulusal bağ ım­ sızlık, demokrasi ve reformlar uğrunda yürütülen savaşı, çözümü ertelen­ mez bir sorunla karşı karşıya geti rmiş bulunmaktadır. Bu, iktidar soru nu­ dur. Bu, işbirlikçi idareyi iktidardan uzaklaştırmak, u l usal - demokratik bir hükümeti işbaşına getirmek sorunudur. Ekim ayında yapılacak genel seçi m­ lerde u lusal bir programla Demi rel h ü kü meti iktidardan uzaklaştı rı labilir ve uzaklaştırılmalıdır. Altıncı Filonun ziyaretiyle bütün yurt ça pında geniş­ leyen emperya lizme ve işbirli kçi idareye karşı ha reket, politik yönde kıy­ metlendiri lebi ldiği, emekçi yığınla rı daha da uyarılıp seferber edildiği ta kdirde, bu hareketin seçim p latformuna a ktarı lması ve AP idarecilerine karşı bir çoğ u nl u k ola rak geliştiri lmesi mü mkündür. Ama bu değerlendir1 59


meyi başarabilmek. geniş halk yığınları n ı seçi m platformu nda bu hedef­ l ere doğru seferber edebilmek için. a nti-emperyal ist. demokratik ve yurt­ sever muha lefet g üçleri n i sürükleyici. derleyici ve a nti-emperya list demok­ ratik bir program etrafında toplayıcı bir eylem birliğine i htiyaç vardır. Esasen em perya lizme ve işbirlikçilere karşı savaş hangi yoldan yürütül ü rse yürütülsün. şimdiki aşamada hangi savaş metodu uyg u l a n ı rsa uygulansın. bütün u lusal g ücleri emperyalizme ve işbirlikçilere karşı eylem birliğine yöneltecek bir politika. bu mücadelede başarının ilk şartıdır.

1 60


ıÇiNDEKI LER

Manuel Sepeda Küba devri minin onu ncu yıldönümü .

81

fransisko Mieres Lôtin Amerika ülkelerinde ekonomik gelişmenin ve devrim hareketinin özel likleri . . . . . . '

86

Volodya Teyte/boym Lôti n Ameri ka'da aydınlar ve gençler .

1 05

N. Mostovets Lôtin Amerika ü l keleri nin komünist partileri .

1 19

Mario Si/va Honama Guvatemala Emek Parti nin yan l ış yoldaki a kı m la rl a mücadelesi .

126

E. Eskalante Honduras Komünistlerinin ça lışma metotla rı .

1 38

Luis Podilia Bol ivya «gorilieri" çetin bir direnişme ile ka rşılaşıyorlar .

1 40

Hayme Gonsa/es Savaş meyda nında ölen kahramanlardan biri

1 43

Veıda Alias Şili Ma rksistleri nin yeni eserleri

1 45

OlEL SAYFALAR TKP M K'nin Halkı mıza çağrısı .

1 49

Ahmet Saydan «Ka n l ı Paza r" ve ötesi .

1 51


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M

L E R I

ingilizces i : Centra l Books Ltd . , 37 G rays I n n Roa d , L o n d o n , W. C.

1.

Italyancas ı : Li b re ria R i n a scita, Via d e l l e Botteghe, Oscu re 2. R o m a Almancası : « G L O B US,,-Vert r i e b a u s l ö n d i sc h e r Zeitsch riften, W i e n XX, Höchstödtp l a tz 3 Yunancası (Kıbm'ta): La i ko n Prakto r i o n , Tri cou pi Street, 53

r.,

N i co s i a

Ruşcas ı : Stred i s ko pro rozsi rova n i t i s k u , Pra h a 6 , T h o k u rova 3 Fransızcası : Societe d ' Ed ition et d ' Enfo r m a t i o n

9,

Bou l e v a rd d e s i ta l i e n s Pa r i s (2e)

ispanyolcas ı : E d i c i o nes Pueblos U n i d o s Casi l l a Correo 589, M o ntev i d e o Japoncası : N a u ka Ltd . , 2, Ka n a d - Z i n bocho 2-chome, C h i yod a - ku , Tokyo isveç dilind e : Arbeta rku ltu r, Söderarmsvagen 36, J o h a n nes hov

6,

Sto c k h o l m

Bulgarcası : Raznoiznos, I, R u e Tza r Assen, Sofia Türkçesi: « Y E N i Ç A G " - St red i s ko pro rozsi rova n i t i s k u , Pra h a 6, T h o k u rova 3

F iyatı

1

ii ra

yc_69_02  

Türkiye Komünist Partisinin halkımıza çağrısı • F. Mieres: Latin Amerika ülkelerinde ekonomik • M.S. Honama: Guvatemala Emek Partisinin yanl...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you