Issuu on Google+

YENİçAG •

L.

P. Entjes: Fransız Genel seçimleri

A.

Bor: Komünist Partileri aktif eylem partileridir

Malin: Büyük bir kültür hazinesi

SOSYALIST OLKELER KOMONIST VE ıŞÇı PARTILERI ARASINDAKı GOROŞMELERE ILIŞKIN DOKOMANLAR SBKP ile ÇKP arasındaki görüşmelerle ilgili bildiriler ve diğer dokümanlar YUVARLAK MASA TO PLANTISI Kapitalist memleketlerde gençlik hareketinin yükselişi OZEL SAYFALARıMIZ Türkiye Komünist Partisi'nin Bildirisi Türkıyede sınıflar ve sınıf mücadelesi (Burjuva ve proletarya)

8 (50) Ağustos 1968

B A RIŞ

V E

S O S Y ALI Z M

PR O B L E M L E R I


Bu

sa y 覺 d a:

Pier Entjes Frans覺z gazetecisi V. N. Rozaliyev Sovyet ekonomi bilgini


YENi ÇAe

Bütün ülkelerin proleterleri, bir/eşiniz!

8

(50)

Ağustos

1968

Komü nist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Sosyalist ülkeler Komünist ve 'şçi Partileri arasındaki görüşmelere ilişkin Dokümanlar

Çekos/ovakya olaylafı bütün dünya kamu oyunun yakın ilgisini çekmiştir. Bu olaylafı aydınlatan dokümanlafı yaYlnltyoruz

SBKP Merkez Komitesi Politbürosu' ile ÇKP Merkez Komitesi Prezidyumu arasında yapılan görüşmeye ilişkin ortak bildiri SBKP Merkez Komitesi Politbürosu ile ÇKP MK Prezid y umu, Tissa nehri üzerindeki Çerna şehrinde 29 Temmuz ve 1 Ağustos 1 968 tarihleri arasında bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya, SBKP'den MK Genel Sekreteri lo i. Brejnef, MK Politbüro üyeleri G. i. Voronof, A. N. Kosigin, K. T. Mazu rof, A. Y. Pelşe, N. V. Pod­ gorni, M. A. Suslof, A. N. Şelepin, P. E. Şelest ; MK Politbüro aday üyeleri P. N. Demiçef, P. M. Maşerof; MK Sekreterleri K. F. Katuşef ve B. N. Pono­ marof katıldılar. ÇKP'den, MK Biri nci Sekreteri A. Dubçek, MK Prezidyumu üyeleri F. Bar­ bi rek, V. Bi lôk, O. Çernik, D. Kolder, F. Krigel, Y. Piller, E. Rigo, Y. Smrkov36

445


ski, Y. Şpaçek ve O. Şvestka ; M K Prezidyumu aday üyeleri A. Kapek, Y. lenart ve B. Şimon ; Merkez Kontrol-Revizyon Komitesi Başka nı M. Yakeş toplantıda hazır bulundular. Çekoslovakya Sosya list Cumhuriyeti Başkan ı L. Svoboda da bu toplan­ tıya katı lanlar a rasındaydı. Ya pılan görüşmede, her iki tarafı i lgilendiren sorunlar üzerinde geniş ölçüde ve yoldaşça görüş değiş-tokuşunda bulunuldu. Taraflar, kendi ülkelerindeki durum hakkın da birbirlerine ayrıntı lı b i l­ g i ler verdiler. SBKP MK Politbürosu ile ÇKP MK Prezidyumu arasındaki toplantı, tam bir açıklık, içtenlik ve ka rşılıklı anlayış havası içinde geçti. Görüşmeler, tarafların partileri ve ha lkla rı arasında Ma rksizm-leninizm prensipleri ve proletarya enternasyonal izm i temeline dayanan geleneksel dostluk i l işkilerini daha da geliştirme ve kuvvetlendirmenin yollarını ara maya yönelti lmişti. Her i ki delegasyon, Bulgaristan, Alman Demokratik Cumhu­ riyeti, Polonya ve Macaristan komünist ve işçi partileri merkez komitelerine çok taraflı bir toplantı yapılması için teklifte bulunmakta oydaştı lar ve buna kara r verdiler. Adı geçen kardeş partiler de bu teklifi kabul ettiler. Bulgaristan Komün ist Partisi, Alman Sosyal ist Birlik Partisi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi, Polonya Birleşik Işçi Partisi, Maca ristan Sosyalist Işçi Partisi ve Çekoslovakya Komünist Partisi temsilcileri söz konusu top­ lantıyı 3 Ağustos günü Bratislava'da ya pacakla rdır.

Sosyalist ülkeler Komünist ve işçi Partilerinin bildirisi 3 Ağustos 1 968 günü, Bratislava'da, Alman Demokratik Cumhuriyeti, Bul­ garistan Halk Cumhu riyeti, Çekoslovakya Sosyal ist Cumhuriyeti, Macaris­ tan Halk Cumhuriyeti, Polonya Halk Cumhu riyeti ve Sovyet Sosyalist Cum­ hu riyetler Birliği komünist ve işçi partileri temsilcilerin i n danışma toplan­ tısı ya pıldı. Alman Sosyal ist Birlik Pa rtisi nden katı lanla r: ASBP M K Birinci Sekreteri ve ADC Devlet Konseyi Başkanı V. Ul briht; ASBP MK Politbüro üyesi ve ADC Bakanlar Kurulu Başkanı V. Ştof; ASBP MK Politbüro üyesi ve M K Sekreteri E. Honeker; ASBP MK Pol itbüro üyesi v e ASBP Merkez Kontrol Komisyonu Başkan ı H. Matern ; ASBP MK Politbü ro üyesi ve MK Sekreteri G. Mitta g ; ASBP MK Politbüro aday üyesi ve MK Sekreteri H. Aksen. 446


Bulgarista n Komünist Partisinden katılanlar: BKP MK Birinci Sekreteri ve BHC Bakanlar Kurulu Başkanı T. Jivkof; BKP MK Politbü ro üyesi ve MK Sekreteri S. Todorof; BKP MK Politbüro üyesi ve BHC Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı P. Kubadinski. Çekoslova kya Komünist Partisinden katılanlar: ÇKP MK Bi rinci Sekreteri A. Dubçek; ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve ÇSC Hükümeti Başka nı O . nik; ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve ÇSC Milli Meclisi Başkanı Y. Sm rkovski ; ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve Slovakya Komünist Partisi MK Birinci Sekreteri V. Bila k ; ÇKP MK Prezidyumu aday üyesi ve MK Sekreteri Y. Lena rt. Toplantıya, Çekoslova kya heyeti içinde ÇSC Başkanı L. Svoboda da katı ldı. Maca rista n Sosya list Işçi Partisinden katı lanlar : MSlp MK Birinci Sekre­ teri Y. Kadar; MSIP MK Politbüro üyesi ve Macar Devrimci Işçi-Köylü Hükümeti Başkanı Y. Fok ; MSI P MK Politbüro üyesi ve MK Sekreteri Z. Komoçin. Polonya Birleşik Işçi Partisinden katı lanla r : PBIP MK Birinci Sekreteri V. Gomu lka ; PBIP MK Politbüro üyesi ve PHC Bakanlar Kurulu Başkanı Y. Sirankeviç; PBIP MK Politbüro üyesi ve MK Sekreteri Z. Klişko; PBIP MK Sekreteri A. Stareviç. Sovyetler Birliği Komü nist Pa rtisinden katı lanla r : SBKP MK Genel Sekre­ teri L. ı. Brejnef; SBKP MK Politbüro üyesi ve SSCB Yüksek Sovyeti Prezi­ dyumu Başkanı N. V. Podgomi ; SBKP MK Politbüro üyesi ve SSCB Bakan­ lar Kurulu Başkanı A. N. Kosigi n ; SBKP MK Politbüro üyesi ve MK Sekre­ teri M. A. Suslof; SBKP MK Politbüro üyesi ve Ukrayna Komünist Partisi MK Birinci Sekreteri P. E. Şelest; SBKP MK Sekreteri K. F. Katuşef; SBKP MK Sekreteri B. N. Ponomarof. Sosyalist ülkeler komünist ve işçi partileri temsilcileri, mil letlerarası ka r­ maşık durumdan, emperya lizmin halkları n barış ve güvenliğine ve sos­ yalizm davasına karşı yönelttiği baltalama faaliyetlerinden ötürü, sosya list sisteme dahil ülkelerin bundan böyle daha sıkı birlik olmala rı gereğ inden hareket ederek ve aynı zamanda sosyalizmin gelişmesinin çözümlenmesi sosya list devletlerin bundan böyle çabaları n ı daha da birleştirmelerini ge­ rektiren yeni ödevler ortaya koyduğunu gözönüne alara k, Bratislava'da bu danışma toplantısını yapmayı lüzumlu gördüler. Ka rdeş parti ler, bu toplantıda, artık yerleşmiş gelenekler ruhunda, tam açıklık, prensiplere bağlılık ve dostluk koşulla rı içinde görüşmeler yaparak, sosyalizm uğrundaki savaşı ve sosyalist topluluğu daha da kuvvetlendir­ mek, dünya komünist ha reketinin sıkı birliğ ini sağlamak gibi aktüel sorun­ ları ele aldılar. Birbirlerine, çağdaş milletlerarası durum ve emperyalizme karşı mücadelenin şiddetlendirilmesi problemleri hakkında ki görüş ve kan ı larını açıkladıla r. Komünist ve işçi partileri temsilcileri, sosyalist devletler a rasında kar­ deşçe işbirliğini artırma ve geliştirme yollarını i ncelediler. 36·

447


Faşizmin yenilmesinden ve işçi sınıfının iktidara gelmesinden bu yana geçen yıllar içinde Avrupada sosyalizm yoluna koyulan memleketler halk­ ları toplu msal hayatı n bütün alanları nda başa rı lar elde ettiler. Bu yıllarda, partiler, ka rşılaştıkları g üçlükleri yenerek ve kendi çalışma larını durma­ dan iyileştirerek, her sosyalist ülkede güçlü bir endüstri kurulmasını, köy hayatında dönüşümlerin gerçekleştirilmesini sağ ladılar, halkın refa hını sürekli şekilde yükseltti ler ve milli kültürü enine boyuna geliştirdiler. Mil­ yonlarca emekçi politik hayata bilinçli olara k katılmaya başladı. Sosya­ lizm ve komünizm kuruluşunda Sovyetler Birliği özelli kle büyük başarı lara u laştı. Sosyalist devletlerin milletlerarası etkisi ve dünya politikasının büyük sorunları n ı n çözümündeki rolleri ölçülemiyecek derecede a rttı. Her halkı n fedakôr çalışmaları ve kahramanca çabaları pahasına elde edilen bu kaza nımları n korunması, sağlamlaştı rılması ve savunul ması bütün sosyalist ü l kelerin enternasyona l ortak ödevidir. Da nışma toplantı­ sına katı lanların hepsi bu kanıda oydaştır. Ve hepsi, kendi ülkelerinde sos­ yalist kazanımları geliştirme, savunma ve sosyalizm kuruluşunda yeni başa­ nlara u laşma hususunda kesinlikle kararlı olduklarını belirtmişlerd i r. Kardeş partiler, sosyalizm ve komünizm yolunda, a ncak sosyalist toplum kuruluşunun genel ka nunlarını titiz ve sistemli olarak kılavuz edi ndi kleri ve her şeyden önce işçi sınıfının ve onun öncüsü komünist partilerinin yönetici rolünü sağla mlaştırdıkları ta kdi rde ilerliyebileceklerine, tarihsel tecrübeye dayanara k, kanaat getirmişlerdir. Bununla beraber, her kardeş parti, daha i leri sosyal ist gelişme sorunları n ı yaratıcılıkla çözümlerken, kendi milli özelliklerini ve koşullarını gözönünde bulundurmaktadı r. Marksizm-leninizme sarsılmaz bağlılık, halk yığınlarının sosyal izm fikir­ leri ve proleter enternasyonalizmi ruhunda eğitimi, burjuva ideolojisine ve bütün anti-sosyalist kuvvetlere karşı uzlaşmasız mücadele, sosyalizmin mevzi lerini sağ lamlaştırmada ve emperyalizmin kötücül plônları n ı suya düşürmede başarının garantisidi r. Kardeş partiler, emperya lizmin ve diğer bütün anti-komünist kuvvetlerin işçi sı nıfı ve komünist pa rtileri nin yönetici rolünü zayıflatma yönündeki her türlü yeltenişlerine, sarsılmaz daya nışma ları, yüksek uya nıklıklariyle ve kesin bir kararlılıkla karşı koyuyorlar. Kardeş partiler, hiç kimsenin sosya­ list devletler a rasına kama sokmasına, sosyalist toplum düzeninin temelle­ rini sarsma larına hiçbir İaman müsaade etmiyeceklerdir. Kardeşçe dost­ luk ve sımsıkı beraberlik, halklarımızın hayati çıkarlarına uygundur. Bu dostluk ve beraberlik, ülkeleri miz komünist partilerinin çözmeye çalıştıkları sosyal-ekonomik ve politik ödevlerin başarılmasının sağlam temelidir. Kardeş partiler, işçi sınıfının, köylülerin, aydınların, bütün emekçilerin politik a ktifliklerini artırmaya, sosyalist toplum d üzenin i her bakımdan yükseltmeye, sosyalist demokrasiyi daha da gelişti rmeye, parti ve devlet işleri nde çalışma stil ve yöntemleri ni demokratik santralizm prensipleri uyarınca yetkinleştirmeye durmadan çaba harcamayı kendileri için ödev sayma ktadıriar. 448


Sosyalist toplum kuruluşunun çok çeşitli ödevleri, ülkelerimizin her bi­ rinde, yardımlaşma ve destekleme yoluyla çok daha kolay çözülebilir. Kardeşçe ilişkiler her sosya list ü lkenin olanaklarını genişletmekte ve artırmaktadır. Danışma toplantısına katı lanlar, ülkeleri a rasında hak eşit­ liği, egemenli k ve bağımsızlıklara, topra k bütünlüğüne saygı, kardeşçe yar­ dımlaşma ve dayanışma prensipleri uyarı nca çok yönlü işbirliğini artırmak için kendilerine düşen her şeyi yapmayı hararetle istediklerini ifade etmiş­ lerd i r. Komünist ve işçi partileri, ülkelerimizin muazzam doğal kaynaklarından etkinlikle yararlanmak, bilim ve tekniğin en yeni başarıla rını uygulamak, sosya list işletmeciliğin biçim ve yöntemlerini daha mükemmel hale getir­ mek suretiyle, ekonominin daha i leri gelişmesini ve emekçi lerin maddi refahının yükseltilmesini sağlamaya birinci derecede önem vermektedi r­ ler. Bu soylu hedeflere u laşmanın etkili yolu, sosyalist ülkeler arasında iki ve çok taraflı ekonomik işbirliğini geliştirmektir. Ekonomik Yardımlaşma Konseyi'nin çalışma larını mükemmelleştirmek, sosya list ülkelerin üreti­ minde milletlerarası sosyal ist işbölümünün üstünlüklerinden daha tam yararlanmaya imkan veren kooperatifleşme ve ihtisaslaşmayı gel iştirmek gitgide daha büyük bir önem kazanmaktadır. Toplantıda, bu konuyla ilgili olarak, en yakın gelecekte ve en yüksek seviyede bir ekonomi konferansı yapı lması sorununun canl ılığı ve önemi tekrar belirtilmiştir. Toplantıya katılanlar, emperyalizmin saldırgan politikası yüzünden mil­ letlerarası durumu n karmaşık ve tehlikeli niteliğini koruduğuna halkların d i kkatini çekmeyi kend ileri için ödev saymaktadıriar. Bu koşu llar altında, sosya list ülkeler kardeş partileri, genel barışı ve halkları n güvenliğini kuv­ vetlend irme, emperyalizmin saldırgan politikasına karşı kesin direnişi örgütleme ve toplumsal düzenleri değişik devletlerin barış içinde yanyana yaşamaları prensiplerini pekiştirme uğrundaki mücadelenin çıkarlarını gözününde tutarak, milletlerarası alanda eylemlerini bağdaştırmaya ve a henkleştirmeye hazır olduklarını tekrar doğrulamışlard ı r. işçi sınıfı, köylüler, aydınlar, bütün emekçiler, gerek kendi memleket­ Ierinin, gerekse yeryüzünde bütün insa nların barış ve huzura kavuşmasını istemekted irier. Halkların bu içten emellerinin gerçekleşmesi için sosyalist ülkeler ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır, yapmaktadırlar ve yapacak­ lard ı r. Bizim partilerimiz, bu soylu ödevin hayata geçirilmesi için, bütün komünist ve işçi partiyieriyle, dünyanın bütün ilerici gücleriyle, genel barış, özg ü rlük, bağımsızl ık ve sosyal ilerleme mücadelesinde bundan böyle de işbirliği yapacaklarını iıan ederler. Alman Demokratik Cumhu riyeti, Bulgaristan, Çekoslova kya Maca ristan, Polonya ve Sovyetler Bi rliği komünist ve işçi partileri, kahraman Viyetnam halkını, Amerikan müdaha lecilerine karşı yürüttüğü haklı savaşta, kendi­ sine gerekli yardımı yaparak, bundan sonra da desteklemeye kesinlikle kararlı olduklarını bir daha açıklamayı şeref bilirler. 449


Kardeş partileri endişelendiren bir husus da, ısrail yönetici çevrelerinin izledikl!,!ri saldırgan politika yüzünden, Yakın-Doğudaki durumun gergin­ l iğini koru makta olmasıdır. Partilerimiz, ısra i l saldırısı sonuçları n ı n Birleş­ miş M i l letler Güvenlik Kurulu'nun 22 Kasım 1967 ta rihli ka ra rı uyarınca ortadan ka ldırı lması ve ısra i l kuvvetlerinin işgal ettikleri Arap toprakların­ dan çekilmesi için mümkün olan her şeyi yapacaklard ı r. Toplantıya katı lanlar, Avrupadaki durumu gözden geçi rdikten sonra, Batı Almanya'da intika mcı, mi lita rist ve neo-nazist kuvvetlerin eylemlerini artırmaları n ı n sosyalist devletlerin güvenliğini doğrudan doğruya tehdit ettiğini ve dünya barışını tehlikeye düşürdüğünü tesbit ettiler. Kardeş par­ tiler, Avrupa soru nları hakkında, bundan böyle de, sosya list ülkelerin ortak çıkarlarına uyg un ve Avrupa güvenliği yararına sistemli ve uyumlu bir politika güdecekler; I kinci Dünya Savaşı sonuçları n ı n gözden geçirilmesi ve Avrupada tesbit edil miş sınırların değişti rilmesi yönündeki bütün dene­ melere karşı koyacaklar; Münih a nlaşması'nın daha başlangıcından itiba­ ren yürürlükte bulun madığında ısrara devam edecekler; Alman emekçile­ rinin sosyalist devleti olup, barış dôvasını savunan Alman Demokratik Cumhuriyetine kesinlikle destek olacaklar, Alman Komünist Partisini ve emperyalizmle i ntikameı lığa karşı, demokratik ilerleme uğrunda savaşan bütün kuvvetleri daima destekliyeceklerdir. Sosya list ülkeler komünist ve işçi partileri, Avrupa g üvenliğini sağlama yönündeki azimlerini, Bükreş Deklôrasyonu prensi plerini ve Avrupa komü­ nist ve işçi partilerinin Ka rlovi-Vari Konferansı kararlarını benimseyip doğru ladıklarını bir daha belirtirler. Ka rdeş partiler, kıtamızda ba rışın savunulması konusunda bir Avrupa halkları kongresi toplanması i çi n ge­ rekli ola n her şeyi yapmaya hazırdırlar. Avrupada barışın bozulmasına yol vermemenin, bütün dünyada barışın korunması bakı mından kesin önemi va rd ı r. Partilerimiz, büt��n halkların menfaatine olan bu hedefe u laşmak için çaba larını bi rleştireceklerdir. Birleşik Amerika, Batı Almanya ve diğer memleketlerdeki emperya list kuvvetlerin sa ldırgan eylemlerini artırdı kları ve sosyalist topluluğu zayıf­ latmak için habi re yeltenişlerde bulundu kları günümüzde, kardeş partiler temsi lcileri Varşova Antlaşmasının olağanüstü önemini bir daha belirtmeyi gerekli saymaktadıriar. Bu antlaşma, sosyalist devletler tarafından, inti­ kamcı Batı Almanya n ı n saldırgan emperyalist NATO Blokuna girmesine cevap olara k imza lanmış olup, Avrupada barış ve halkların g üven liğini n g üçlü fa ktörüdür v e faktörü olarak kalmaktadır. Ikinci Dünya Savaşı sonuç­ larını değiştirmeye kal kışocak herkesin karşısında aşılmaz bir engel teşkil eden bu antlaşma, sosya lizmin kazanı mlarının, kardeş devletlerin egemen­ lik ve bağı msızlıklarının güvenilir savu nucusudur. Ve Avrupa g üvenliğinin takviyesi ile genel ba rışın korunmasına yönelti imiştir. Bugünkü durum ve şartlar, her sosyalist ülkenin ve bütün sosyalist top­ luluğun savu nma yeteneğini artırma, Va rşova Antlaşması örgütü içinde 450


politik ve askeri işbirliğini kuvvetlendirme yolu nda a ralıksız çabalar har­ camamızı gerektirmektedir. Toplantıya katılanlar, milletlerarası komünist hareketinin sıkı birliği uğ­ runda sistemli olarak mücadele etmeyi kendi ödevleri saymaktadıriar. Ka rdeş partiler, son zamanlarda, komünist ve işçi partilerinin yeni bir milletlerarası danışma toplantısının gerçekleştirilmesi için yapılan büyük hazırlık çalışma larına yüksek bir değer vermekte ve ya pılacak toplantı nın başarı lı olacağına, çağımızın bütün devrimci güçlerinin takviyesi çaba­ larına önemli bir katkı teşkil edeceğine inançlarını ifade etmektedirler. Kardeş partiler, bir bütün halinde Marksist-leninist dünya görüşünün, toplumun öncüsü ve önderi sıfatiyle komünist ve işçi partilerinin yüküm­ lendiği rolün, ü lkelerimizde halk ekonomisinin dayandığı sosyalist temelin, sosya list ülkelerin daha sıkı birliğinin ve yüce amaçlar uğrundaki müca­ delelerinde eylem birliğinin sağlanmasında bundan böyle de kuvvetli etken olacağına bütün varlıkla riyle inanmaktadırlar. Bratislava danışma toplantısına katılan partiler, yayı nladıkları bu bildi­ ride belirttikleri tutum ve görüşlerin, bütün ka rdeş ülkeler ve partilerin çıkarları na, ülkelerimiz halkları a rasındaki sarsılmaz dostluğa, ba rışın, demokrasinin, milli bağımsızlığın ve sosya lizmin mehfaatlerine uygun oldu­ ğuna kesinlikle kanidirier. Alman Sosyalist Birlik Partisi'nden : V. Ulbriht, V. Ştof, E. Honeker H. Matern, G. Mitag, H. Aksen Çekoslovakya Komünist Pa rtisinden : A. Dubçek, O. Çernik, Y. Smrkovski V. Bilôk, Y. lenart Bulgaristan Komünist Pa rtisi'nden : T. Jivkof, S. Todorof P. Kubadinski Macaristan Sosyalist Işçi Partisi'd e n : Y . Kada r, Y. Fok, Z . Komoçin Polonya Birleşlik Işçi Partisi'nden: V. Gomulka, Y. Sirankeviç Z. Klişko, A. Stareviç Sovyetler Birliği Komünist Partisi'den : lo Brejnef, N. Podgorni, A. Kosigin M. Suslof, P. Şelest, K. Katuşef B. Ponomarof

451


Sovyet-Çekoslovak görüşmeleri hakkmda bildiri 23-26 Ağustos 1968 g ünlerinde Moskova'da Sovyet-Çekoslovak görüş­ meleri yapı ldı. Sovyetler Birliğinden katılanlar: SBKP MK Genel Sekreteri L. I. Brejnef, SSCB Bakanlar Kurulu Başkanı ve SBKP MK Politbüro üyesi A. N. Kosigin, SSCB Yüksek Şura Prezidyumu Başka nı ve SBKP MK Politbüro üyesi N. V. Podgorni, SBKP MK Politbüro üyesi ve RSFSC Bakanlar kurulu Başkanı G. i. Voronof, SBKP MK Politbüro üyesi ve MK Sekreteri A. P. Kirilenko, SBKP MK Politbüro üyesi ve SSCB Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı D. S. Po:dnski, SBKP MK Politbüro üyesi ve MK Sekreteri M. A. Suslof, SBKP MK Politbüro üyesi Sovyetler Birliği Sendika lar Merkez Konseyi Baş­ kanı A. N. Şelepin, SBKP MK Politbüro üyesi ve Ukrayna Komünist Partisi MK Birinci Sekreteri P. E. Şelest, SBKP MK Sekreteri K. F. Katuşef, SBKP MK Sekreteri B. N. Panoma rof, SSCB Savunma Bakanı A. A. Greçko ve SSCB Dışişleri Bakanı A. A. Gromiko. Çekoslovakya'dan katıfo nlar: ÇSC Başkanı L. Svoboda, ÇKP MK Birinci Sekreteri A. Dubçek, ÇSC Milli Meclisi Başka nı ve ÇKP MK Prezidyumu üyesi Y. Smrkovski, ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve ÇSC Hü kümet Başkanı O. Çernik, ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve Slovakya Komünist Partisi MK Birinci Sekreteri V. Bildk, ÇKP MK Prezidyumu üyesi ve Slovak Milli Kon­ seyi Başkan Ya rdımcısı F. Babirek, ÇKP MK Prezidyumu üyesi Y. Piller, ÇKP MK Prezidyumu üyesi E. Rigo, ÇKP MK Prezidyumu üyesi Y. Şpaçek, ÇKP MK Prezidyumu üyesi O. Şvestka, ÇKP Merkez Kontrol-Revizyon Komis­ yonu Başkanı M. Yakeş, ÇKP MK Prezidyumu üye adayı ve ÇKP MK Sekre­ teri Y. lenart, ÇKP MK Prezidyumu üye adayı B. Şimon, ÇSC Hükümeti Başkan Yardımcısı G. Husak, ÇKP MK Sekreteri A. Indra , ÇKP MK Sekre­ teri Z. Mlinarj, ÇSC Milli Savunma Bakanı M. Dzur, ÇSC Adalet Bakanı B. Kuçera, ÇSC'nin Moskova Büyük Elçisi V. Koutski. Görüşme sırasında ya pılan açık ve yoldaşça tartışmalarda, mi lletlerarası durumun şimdiki gelişmesiyle, emperyalizmin sosyalist ülkelere karşı pro­ vokasyonlarını artırmasiyle, Çekoslova kyadaki son durum ve beş sosyalist ülke askeri birli klerinin geçici ola rak bu memleket topraklarına girmeleriyle ilgili sorunlar müza kere edi ldi. Her i ki taraf da, şimdiki d u rumda başta gelen işin, Çerna toplantısında kabul edi len orta k kara rların ve Bratislava'da formüle edilen hüküm ve prensiplerin gerçekleşti rilmesi, aynı zamanda görüşmelerde varılan a n laş­ madan doğan pratik tedbirlerin sistemli olara k hayata geçiri lmesi oldu­ ğuna kesinlikle ka ni bulundukları n ı ifade ettiler. Sovyet tarafı, ÇKP MK'nin Ocak ve Mayıs Plenumları nda alınan kararlar uyarınca toplumu yönetme metod larını daha mü kemmel hale geti rmek. sosyalist demokrasiyi geliştirmek ve sosya list d üzeni Marksizm-leninizm 452


temeli üzerinde sağlamlaştırmak hedeflerine yöneltmek istiyen ÇKP ve ÇSC yönetiminin tutumu nu an layışla karşı ladığını ve destekled iğin i açı kladı. Görüşmelerde, amacı Çekoslova kya Sosya list Cumhu riyeti nde durumun en yakın gelecekte normale dönmesini sağlama k olan tedbirler üzerinde a nlaşmaya va rıldı. Çekoslovak tarafı, bütün faal iyet alanla rında parti ve devlet organla­ rının başlıca işinin, sosya list i ktidara, işçi sınıfının ve Komü nist Partisini n yönetici rolüne, Sovyetler Birliği ve tüm sosyalist topl uluk halklariyle dost­ luk i lişkilerinin gelişti ri lip kuvvetlendirilmesine hizmet edecek etkili tedbir­ lerin gerçekleştirilmesini sağlamak olacağını ifade etti!. Sovyet yöneticileri, SSCB halkları nın Sosya list Çekoslovakya halklariyle dostluk ve kardeşliği ca ndan arzu ladığına işa ret ederek, Çekoslova kya ile ka rşılıklı saygı, hak eşitliği, toprak bütü nlüğü, bağımsızlı k ve sosyalist dayanışma temeli üzerinde en geniş ölçüde ve i çtenlikle işbirliği ya pmaya hazır olduklarını bir kere daha beli rtti ler. Geçici ola rak Çekoslovakya topra klarına g i rmiş bulunan müttefik ülke­ ler askeri birliklerinin, Çekoslovakya Sosyalist Cumhu riyetinin içişlerine karışmıyacakları ve Çekoslovakya topra klarından - ülkede durumun nor­ malleşmesine bağlı olarak - çıkmaları şartları ha kkında da anlaşmaya va rıldı. Çekoslovak tarafı, Çekosyovakya Silôhlı Kuvvetleri Başkomutanı'nın, içerde huzur ve güvenliğin bozu lmasına yol açabilecek çatışma ve anlaş­ mazlıklardan kaçınılması için gerekli emirleri verdiğini, kuvvet komuta nlık­ Iarına müttefik birlikler komuta heyetiyle temasta bulunmaları ta limatını da duyurduğunu bildirdi. Çekoslovakya'da durum sorununun Birleşmiş Mil letler Güven l i k Kon­ seyi'nde görüşülmesiyle ilgili olara k Çekoslova kya temsi lcileri, bu sorun'un Güvenlik Konseyinde görüşü lmesi için Çekoslovakyanın bir mürocaatta bulunmadığını ve sorun'un g ündemden çıkarılmasında ısra r ettiklerini söy­ ledikler. SBKP ce ÇKP yöneticileri, milletlerarası a landa sosya list toplu luğun da­ ya nışmasını kuvvetlendirme yararına, barışı ve mil letlerarası güvenliği korumayı hedef tuta n bir politika uygulama kta azimli olduklarını bir daha belirttiler. Sovyetler Birliği ve Çekoslovakya, evvel ce olduğu gibi bundan böyle de, Ikinci Dünya Savaşı sonuçlarının gözden geçiri lmesi ve Avru pada mevcut sınırların dokunulmazlığı nı ihlôl için çırpınan militarist, i ntikamcı ve neo­ nazist kuvvetlere kesi nlikle karşı koyaca klarını açıkladılar. Sosya list devlet­ ler arasında bağlanmış ikili veya çok taraflı anlaşmalarla üzerlerine a ldık­ ları bütün yükümleri kayıtsız-şartsız yerine getirme, sosyalist topluluğun savunma gücünü ve bir savunma paktı olan Va rşova Antlaşması n ı n etkin­ l iğini a rtırma azimlerini yeniden doğruladıla r. Görüşmeler içtenlik, yoldaşl ık ve dostluk havası içinde geçti. 453


ÇKP Merkez Komitesi'nin Moskova görüşmeleri hakkmda kararnamesi Çekoslovakya Komünist Partisi Merkez Komitesi, ÇKP Merkez Kontrol­ Revizyon Komisyonu ile yaptığı ve 1 4. Kongreye delege seçilmiş bütün böl­ geler temsilcileri nin de hazır bulundu kları orta k toplantıda, ÇKP MK Biri nci Sekreteri A. Dubçek yoldaşın 26 Ağustos 1968 g ü n ü Moskova'da ÇKP MK Prezidyumu ile SBKP MK Politbürosu a rasında yapılan görüşmeler hakkın­ daki raporunu, ayrıca Cumhurbaşkanı L. Svoboda'nın aynı görüşmeler hak­ kındaki raporunu ve görüşme protokolü metnini di nledikten sonra, aşağı­ daki hususları kararlaştırmıştı r : 1 . Ortak toplantı, ÇKP Merkez Komitesinin Moskova ğörüşmelerindeki tutumunu tasvip eder ve başında A. Dubçek yoldaşın bulunduğu parti yö­ netiminin bu kritik gün lerdeki görüş ve çalışmalariyle hemfikird i r. 2. Merkez Komitesi ile Merkez Kontrol-Revizyon Komisyonu ve organları üyeleri ve fonkiyonerleri, politik çalışmalarında, ÇSC'nde durumun nor­ malleştirilmesinde ve Va rşova Antlaşması üyeleri beş sosyalist devletle i lişki leri nde bu görüşmelerin sonuçlarını kılavuz edineceklerCıir. 3. Merkez Komitesi Prezidyumu, 1 4. Kong reye hazı rlık maksadiyle, Ocak ayı plenumundan sonraki gel işmeyi inceleyerek değerlerecektir. To plantı, ülkemizde sosya lizmi geliştirme yönünde şimdiye kadar izlenen politikayı tamamiyle tasvip eder ve pa rti yönetiminin karmaşık d urumun üstesinden gelebilecek g üce sahip bulu nduğuna kani olduğunu belirtir. 4. Merkez Komitesi Sekreterliği, politik çalışmala ra esas olmak üzere geniş bir enformasyon hazırlamalı ve bunu en küçük teşkilôt kademelerine kadar ulaştırma lıdır. 5. ÇKP MK Prezidyumu, ya bancı askeri birl iklerin bir a n önce geri çeki l­ mesi için gerekeni ya pma k ve Ocak Plenumundan sonraki politikanın ger­ çekleştirilmesi için gerekli bütün şartları yaratmakla yükümlüdür.

454


KOMO N/ST HAREKETI NI N AKTlJEl SORU NLARI

Komünist Partileri aktif eylem partileridir leon Bor Komünizme ve komünist partilerine karşı burjuva yayınında kopan fırtına durmadan şiddetini artmyor. «Komünizm buna­ lımı» hakkındaki genel sözlerden sonra, Marksist-Leninist partilerin faaliyetine, yapısına ve örgütlenme prensiplerine karşı daha ayrıntılı saldırıya geçilmiştir. Bu saldırıların baş­ lıca yönleri arasında bazı aymmlar yapmak zor olmıyacaktır. Bazıları, komünist parti/erinin gelişmedikleri, eskimiş pren­ siplere dogmatik olarak bağlı kaldıkları, «yenilikleri benim­ seme kabiliyetinden yoksun oldukları», kısacası «kaskatı» kesildikleri iddiasındadır. fakat komünist parti/eri yeni bir programla, yeni bir taktikle ortaya çıktıkları zaman, burjuva eleştiricileri, bunu «Marksizm-Leninizmden sapma», «devrimci ideal/erden

vazgeçme» vs.

diye

nitelemektedirier.

Zaman

zaman, komünist parti/erinin her türlü faaliyetlerinin kanun dışı olduğu, çağdaş burjuva devletlerinde bu gibi faaliyet­ lerin asla yeri bulunmadığı ileri sürülmekte, bazan da, kapi­ talist ülkeler komünist partileri gerçek yapıcı bir faaliyeti yay­ gınlaştırmaya

başladıkları

takdirde,

burjuva

eleştiricileri,

bunu da «kapitalist sistemle kaynaşma» diye karakterize et­ mektedirler. Değişik çevrelerden gelen bu saldmıarın etkiden yoksun olduğu söylenemez. Bundan ötürü de, yaşadığımız aşamada komünist parti/erinin gelişmeleriyle ilgili aktüel meseleleri aydınlatmak, Marksist-Leninistlerin en başta gelen görevleri arasındadif.

Işçi sınıfının tarihsel görevın ı yerine getirebilmesi. onun örgütlenme i derecesine ve politik partisinin faa liyetine sıkı sıkc ya bağlıdır. Proletar­ yanın ayrı bir parti içinde örgütlenmesi zoru nluğu işçi ha reketinin daha 455


doğuşunda belirdi. Yüz yıldan fazla bir zaman önce Ma rks ve Engels, işçi sınıfı partisinin teorik temellerini attılar. lenin de pa rti öğretisini bütün yönleriyle hazırlayıp aydınlattı. Buna rağmen, Pa rti sorunları a ralıksız ola­ rak sert polemiklere konu olagelmiştir. Oye ki, çoktan çözümlenmiş olan meseleler sanki yeni bir niteli k kazanarak, tekra r gün ışığına çıkmaktad ı r. Bunun nedeni şudur: Parti, işçi hareketinin basit bir parçası değild i r, onun öncüsüdür, ya ni bili nçli, örgütlü oluşu ve teorik bilgisi sayesinde işçi hareketine, onun niteliğine ve boşa rılarına büyük etkilerde bulunabilir. Parti, sınıf savaşın ın değişik kesimlerinden gelen bütün ışınları bir mı knatıs gibi çekerek faal iyeti içine a l ı r. Sovaşı sırası nda, dağı nık g üçleri derleyip yöneten, onlara açık seçik yön veren bir beyin, bir sinir sistemi merke�i haline gelir. Aynı zamanda parti, teka mülü tamamlanmış, değişmez bir va rlık deği l­ d i r. Işçi hareketi ile beraber o da gelişir. Orgütünü ve pratik çalışmalarını değişen şartla ra göre ayarlar. Uzun zamandan beri süregelen bir savaştan alınon ders, işçi ha reketin i n sürjektif ve objektif fa ktörleri a rasındaki bağıntıların, h e r z a m a n olduğu gibi, çağım ızda da temel sorun niteliğini taşıdığını göstermektedir. Hatta bu soru n'un açı kça ve kesinli kle formüle edil mediği, adının dahi bilin­ mediği zama nlarda bile söz konuşu olan mesele şuydu : Hayatı temeli nden değiştirmek için ona aktif olarak etkide bulunmak mı lazı mdır, yoksa, hayatın içten içe değişmesini bekliyerek, ona ayak uydu rmak mı gerekiyor? Tarihsel tecrübe göstermiştir ki, oportü nizmin bug ünkü belirtileri de dahil, bütün şeki lleri, işçi sınıfının toplumsal gelişmeyi devrim yolu ile etkilernek imkanları nı son derecede daraltmaktadır. Kapitalizmin kendili­ ğinden sosya lizme dönüşeceği ni ve işçi sınıfının tarihsel süreci hızlandıra­ ca k durum unda olmadığını iddia eden oportünistler, bu suretle proletar­ ya nın siyasi örgütünün rolünü asgariye indi rmekte, bu pa rti nin öncülük rolünü inkar etmekte ve onunla ittifaka ya naşmamaktad ı rlar. Burjuvazi nin ideolojik ve ekonomik etkisi altında bulunan ve birçok yönden ona bağlı olan oportünistler, işçi sınıfı i le birlikte eylemlere girişmekten korkmakta ve kendi hedefleri uğrunda işçi sınıfından istifade edebi lmek için herşeyi yapmaktad ırlar. Fakat, işçi hareketi, sağcı oportünizmden başka solcu oportünizmle de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Durum, bugün de böyledi r. Kendi leri ni devrimci hisseden, sabırsızlıklarını faaliyet prensibi haline getiren «sol­ cular» de büyük bir tehlikededirIer. Bunlar, gerçek durumu tahlil edecek­ leri ve eylem olanaklarını işçi sınıfı yararı na kullanacakları yerde, bol bol devrim edebiyatı ya pmaktadırlar. Her iki akımın da kara kteristik ta rafı şudu r : Bunlar, birbirine ta ban ta bana zıt, aşırı mevzilerde bulunmalarına rağmen, pa rti nin yöneticilik rolünü i n karda ve parti nin yerine bir başka örgütün kurulması isteğinde birbirlerine son derecede yaklaşmaktadıriar. 456


Tarihsel tecrübeye gözlerimizi çevirdiğimiz zaman, likidatörlerin, Parti ile ilgili bütün çaba lamalarında şu amacın g izlendiği görmemiz hiç de zor deği ldir: çoğu zaman, partinin şu veya bu mücadele şeklini dumura uğratmak, işçi sınıfı hareketindeki çeşitli mücadele şekillerini bir tek mücadele şekli halinde sınırlandırmak. .. Ekonomizm.. adı a ltında Rusya işçi hareketinde beliren i l k oportünist akım, işçi sınıfı nın bütün savaşını yalnız bazı ekonomik istekleri elde etme mücadelesi çerçevesine sokuyor ve işçilerin ufkunu tamamiyle işçi men­ faatleriyle, ya lnız mesleki çıka rlarıo sınırlandırıyordu. Böyle bir tutum ka r­ şısında politik bir pa rtin i n varlığı gerçekten lüzumsuz kalıyordu. Bundan ötürü de «ekonomistler» böyle bir parti nin kurulmasına karşı savaşıyorlar ve işçiler için en önemli şeyin yardımlaşma sandıkları olduğunu söylü­ yorlardı. Aracısız demokrasi iddiası ile ortaya atılan ve işçi sınıfı için bütün sos­ yal çelişmeleri çözecek tek silôhın genel g rey olduğunu i leri süren anarko­ sendika lizm de siyasi pa rti anlamına karşıydı. Bazı sosyal demokrat partilerin, tarihleri boyunca ne d u ruma düştükleri bilinen bir gerçektir. Bunların, sadece parlamentoda 'le seçimden seçime

sesleri duyulur olmuştur. Savaşçı işçi partisi hüviyetini kaybetmişlerd i r. Yine bilinmektedi r ki, revizyonistler, çağdaş kapitalizm şartlarında sınıf savaşının sert şekillerinin ve işçi sınıfının politik pa rtisinin yeri olmadığını, geniş birli klerin, derneklerin, politik klüplerin yeri bulunduğunu ileri sür­ mekte ve bu iddialarını zorla kabul ettirmek için çabalar harcamaktadırlar. Bir Marksist parti, gerek kendi safları nda, gerekse ve özel likle kendi saf­ larına kazanmak istediği toplumsal g üçlerle gereken tartışmaları yapabi lir ve yapma lıdır da. Amma bu, partiyi bir ta rtışma kul übü haline getirmek anlamına gelmez. Sağcı oportünistler, sınıf savaşının devrimci şeki llerini i nkô r ederek par­ tinin rolünü hiçe indiri rken, sözümona «solcular» da savaşı n yalnız aşırı ve silôhlı şeklini kabul ediyor, pa rti nin, gerillô müfrezeleri, ayaklanma grupları haline getirilebileceğini zannediyorlar. Tek bir savaş şekline yönelmenin ve bu görüşe daya narak parti nin rolünü inkôr etmenin, gerçekte, geniş yığı nları aktif harekete çekmekten vazgeç­ rnek demek olduğunu anlama k hiç de zor olmasa gerek. Bazı memleket­ lerdeki aşırı elema nlar, öncelikte, yığın ha reketi fi krine ve bu ha reketten doğan savaş metot ve şekillerine karşı çıkmaktadıriar. Sağcı oportünist ideolog la ra gelince, bunlar, yığı n ları hareketsizliğe sevkeden metotları yaymaktadıriar. Buna rağmen, yığınlar ha rekete hazır bir durumda iseler, o zaman, halkı sömürü düzen in sarsmıyocak meselelere yöneitmeye ça l ış­ maktadırIar. Yığınların aktif halde oluşundan korkmak, gerçekte, her a landa faaliyet yürütebilecek ve emekçi lerin yığın pareketini geliştirmek için bütün metot ve a raçlardan faydalanabilecek yetenekte devrimci bir partinin kurulmasından korkmak anlamına gelmektedir. 457


Görülüyor ki, sağcı oportünistlerle aşırı «solcu»lar birbirinden ayrı çıkış nokta larından hareket etmelerine rağmen, bir yerde, pa rtinin işçi sınıfına önçülüğünü reddetmekte bi rleşmektedirler. Oysa ta rihin objektif bir kanunu va rdır. Bu kanuna göre, yığın ha reketleri genişleyip, bu hareketin görev­ leri güçleşti kçe, bil incin, teorik, politik ve örgütleme işlerinin önemi a rtar. Işçi sınıfı Pa rtisinin asıl faaliyet alanı do işte bunlardır. Halkın bütün savaş şekillerinin sadece tek bir şekle sokulmasına karşı mücadele eden ve savaş şeki llerinin çeşitli olması gereğini savu nan Lenin, şunları belirtmiştir : «Her halk hareketi sınırsız değişik şekil ler a lıyor, a ra ­ lıksız olara k yenileri yaratılıyor, eski ler atılıyor, biçimleri değiştirilerek veya yeni i le eski bi rleşti rilerek yeni yeni şekiller bulunuyor. Bizim ödevimiz de, savaş yöntem ve a raçları hazırlama sürecine aktif ola ra k katılmaktır... Marksizm-Leninizm anlayışına uygun olan pa rti foaliyetinin beli rg i n özelliklerinden biri de ş u d u r : Partinin rolü, yöneticiliğinin objektif zorun­ luğu, emekçilerin öteki örgütlerin i n zararına olarak değil, tam tersine, onların savaşı genişleyip derinleştikçe daha fazla artar. Şehir ve köy hal­ kının geniş yığınları a rasında derin kökler salomamış olon, sendika hare­ keti i çi nde etkisi bulunmayan, gençlik arasında temel atamamış ve öteki yığın teşki lôtları ile bağ kuramamış bir pa rti bu süre içinde kendi kendi n i hazırlamalı v e bu a rada sadece propaganda örgütü olara k çalışmalıdır. Savaşın her kesiminde sempatizan la rı olan bir pa rti nin durumu ise baş­ kadır. O, ha reketi bütünüyle temsil etmek, harekete fikir vermek ve genel yönleri göstermek yeteneklerine sahi ptir. Gelişmiş kapitalist memleketlerde zamanımız şartlarında sendikaları n rolü hızla büyümekte, savaşları yeni nitelikler kazanmaktadır. Devlet-tekel kapital izmi nin gerçekleri, sendikala rı, işletmelerin yönetim ve idarelerine, aynı zamanda 'en yüksek yönetici ekonomik organların yönetim işlerine katılma isteklerinde bulunmaya zorlama ktad ı r. Hayat, işçi ve memurları, çalışma şartlarına bağlı sorunların ve teknik gelişmeye bağlı meselelerin çözümüne katılmak için d i renmeye mecbur ediyor. Bu katılma olmadan, artık, emekçilerin hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hakkını korumak, işçi sınıfının toplumdaki durumunu savunmak ve haklarını genişletmek için savaşmak imkô nsızdı r. Burjuva ideolog ları bile, çağımızdaki büyük toplumsal mücadelenin çeşitli şiarlarının, yönetime katılma ve sendika hakları n ı koruma savaşında toplandığı nı onlamış bulunmaktadıriar. Fakat aynı ideologlar, sendikaların ve politik olmayan örgütlerin rollerinin artmış olmasını, işçi sınıfının politikadan uzaklaşması eği liminin belirtileri olarak görmekte ve bununla avunmaya çalışmaktadıriar. Gerçekte ise durum tom tersinedir. çağımız devlet-tekel kapitalist top­ lumunda sınıf savaşı öyle bir nitelik kazanmıştır ki, ekonomik çıkarla rı koru­ mak için kurulmuş olon sendikalar bile kaçını lmaz olara k ve gittikçe artan bir ölçüde sosyal-ekonomik istekler öne sürmekte, devletin kuru luşunu ilgilendiren problemlerle, yani politik meselelerle uğraşmak zorunda kal458


maktadırlar. Birçok kapitalist memleketlerde sendikala rın faaliyeti bu yönde gelişmekte ve bu da, işçi sınıfının temel örgütlerinde politik savaşın a rttığını göstermektedir. Tekrar ediyoruz: Bu durum, işçi sınıfı nın en yüksek politik örgütü ola n komünist pa rti lerinin rolünü en küçük ölçüde dahi zayıflatmamaktadır. Işçi hareketiyle demokratik hareket, her biri toplumsal hayata beli rli ölçüde etkilerde bulunan birçok örgütü kapsama ktad ı r. Bu örgütlerden önemli bir kısmı, bi lerek veya olayların objektif gelişmelerinin zorlarnasiyle şu veya ölçüde devrimci bir rol oynamaktadır. Kanal havuzuna dolan su, nasıl ki vapuru batırmaz, yükseklere kaldırı rsa, emekçilerin yığın örgütle­ rinin kuvvetlenmesi de, öncü politik teşkilôtın rolünü azaltmak şöyle d u r­ sun, ona yeni ve daha yüksek sorumluluk ve ödevler yükler. ii

Çağımızın dinamizmi, bize, toplumsal gelişmenin en karmaşık problem­ lerini çözmek, olayları olanca derinliği i le anlamak ve perspektifleri daha açık görmek imkô nını veren teorinin önemini büyük ölçüde a rtırmıştır Genel meseleleri çözmeden özel meseleleri çözmeye kalkışanlar, her adımda, ve farketmeden, genel sorunlara ta kılarak ..tökezlenecek..lerdir. Ve her özel olayda körükörüne tökezlenmek, politikamızı en kötü kara r­ sızlık ve prensipsizliklere mahkum etmek demektir. •

..

Komünist hareketinin başarılariyle Marksizm-Leninizm arasında sıkı bir bağlantı vardır. Çünkü bu teori, reel duruma uygun biçimde hazırlanma­ sında bi lime dayan ı r, yal nızlığa, pasifliğe, sübjektivizme ve ani coşkula rı n doğurduğu devrimciliğe karşı uyarmalarda bulunur. Devrimci Partiye karşı sağdan veya soldan gelen bütün li kidatörlük eğilimlerinin, aynı zamanda teoriyi de küçümsemeleri 've bu suretle onun toplumsal gelişmede oyna­ dığı rolü reddetmeleri hiç de bir raslantı değildir. Sağcı oportünizm için genel kanunları n hiçbir önemi yoktur. Işçi hareketinin temel amaçlarını gerçekleştirme mücadelesinde pasifiik ve prensipsizlik işte böyle doğar. Günümüzün bazı aşırı a kımlarına da, tamamiyle sübjektif bir taktik hazır­ laya bi lmeleri için teoriden kurtulma» eğilimi hôkimdir. ••

Teori, birikmiş tarihsel tecrübelere dayandığı için, ona saldıranlar, çoğu zaman, ..bugünü geçmişten kurta rma k lôzımdır» şiarını öne sürerler. Ger­ çek devrimci teoriyi kendileriyle beraber doğmuş gibi göstermeye çalışanlar, ..ihtiyarların dualarına özgü kaskatı formüller» ve «rahat, fakat verimsiz şema» diye saldırdıkları devrimci düşüncenin, bir devirden ötekine, bir ülkeden diğerine mihaniki ola rak ileti ldiğini iddia ederler. Bu gibi ideolojik nihilizmi, teorik o landaki dogmatizme karşı bir tepki olarak izah etmek mümkü ndür. Fakat hoşgörmek imkô nsızdır. Ma rksist-Lenin ist teori çok kuvvetli bir devrim siıôhıdır. Fakat, sosyal tecrübenin yeni yeni sonuçlariyle mükemmel leştirilip zenginleştirilmesi 459


şarttır. Marksizm bir bilimdir ve bilim olduğu için de gelişmemesi imkan­ sızdır. F. Engels 1 895 de, Ma rks öğretisinin bütünü, «hazır dogmalar değ il, a raştırmaları i lerletmek i çin dayanak nokta ları ve bu a raştırma lar için metot sağlar» demiştir. Ama teori hayatla bağlantıları gözönünde bulun­ durulmadan tekra rlanan belirli hükümler yığını olara k ele a lınmaya baş­ lanırsa, bu teori anlayışı ileri doğru gelişmeye zara r verdikten başka, yeni ve cesu rca kararların a lınmasına engel bile olabilir. Fakat, sadece kullanmasını öğrenmediği için mükemmel bir silahı elin­ den atmak kimsenin aklından geçmemiştir. Böyle bir siıahı elden çıkar­ mamak ve kullanmayı öğrenmek gerek. Orneğ in, Meksika Komünist Par­ tisinin XV. Kongresinde, partinin işçi sınıfı a rasında d u rumunu kuvvetlen­ dirmesi ve böylece bugüne kadar başlıca köylü ler a rasında faaliyet gös­ termesinden doğan «tarihsel zaaf»ından kurtulması lüzumu üzerinde duruldu : Ote yandan, partinin «kendi teorik mirasının sınırlarını .. aşması da gerekiyordu. Meksikalı komünistlerin kanısına göre, a raştırıcı zihniyet ve kendine özgü teorik ça lışma olmadan devrimi başarı i le i lerletmek imkansızdır. Politik faaliyeti bütünü ile teorik tahlile tôbi tutmanın önemi gittikçe artıyor. Bunun nadeni şudur: Gitti kçe hızını artıran dünya toplumsal geliş­ mesi, devlet-tekel kapitalizm inin evrimi, üçüncü dünya adı altındaki mem­ leketler sorununu, bilimsel-teknik devrimin sosyal sonuç ve perspektif­ leriyle i lg i li yeni meseleleri ve daha başka aktüel sorunları ortaya koymuş­ tur. Bunların incelenmesi lüzumu üzerinde Buda peşte Danışma Konferan­ sında birçok konuşmalar yapılmıştır. Daha başka sorunlar da va rdır. Bir­ çok Komünist Partisinin faaliyetlerinin kara kteri ve bu partilerin toplum içindeki yeri değişmektedir. Aynı partilerin, kapita lizmi öncelikle tenkit etmekle yetindikleri ve gelecekten genel form üllerle söz ettikleri devir artı k geçmişti r. Bazı kapitalist ülkelerde komünist partileri gerçek milli gücler ha line gelmişlerdir. Çağdaş kapitalist devletlerin yönetici çevreleri, bunları hesaba katma k zorundadırlar. Hatta komünist partileri Iktidarda temsil edilmedikleri ha lde, komünistler, kendi lerini bel i rli bir anlamda iktidarda hissetmektedirler. Çoğu zaman onlara, günün ve geleceğin poli­ tikasiyle ilgili bütün meseleler karşısında olumsuz tutum takınan bir muha­ lefet gözü ile bakı ldıktan başka, kendi halklarının kaderine ait sorum­ luluğu yüklenmeye ve yurtlarının barış, demokrasi ve sosya lizm yolunda gelişmesini sağ lıyacak bilime dayanan bir politika uygula maya hazı r bir parti olarak da bakılmaktad ı r. Zira durum değişebilir ve bu değişikl i k sonucunda, Finlandada olduğu gi bi, komünistlerin hükümete katı lmaları mümkün, hatta kaçını lmaz bir hale gelebil i r. Komünist partileri, politik duruma ait genel prensipleri bildirmekle yetinmez. Sosyal hayat sürecinin her alanını etkilemeye çalışır, tekellerin çı karına hizmet eden yatırı m politikasına demokratik bir yatırım politikası i le ve tekellerin programına demokratik bir plôn teklifiyle karşı koymaya, 460


dış politika, halk eğiti minin örgütlenmesi, teknik i lerleme yolları, konut (masken) dôvasının çözümü v.s. gibi sorunlar hakkında belirgin program­ lar hazırla maya çalışırlar. Son on yıl içinde birçok komünist partisinin Marksist araştırma merkez­ leri kurmaları bir rasıantı deği ldir. Kurulan bilim grupları, çeşitli ekonomi ve kültür dalla rında partinin görüşünü hazı rlı mak için çalışmaktadır. Mark­ sistlerin uluslararası danışma toplantı ları, çeşitli bil imsel konferansıarı. simpoziyum, kollokviyum ve «yuva rlak masa" toplantıları do bir rasıantı değildir. Görüşlerin karşılaştı rılmasıno, tecrübe teatisine ve aydınlanma­ mış meseleleri n derinleştiril mesine imkôn veren bu toplantı lar partilerde büyük bir ilgi uyandırmaktadır. Politikasını sağlam temellere oturtmak, etkili şiarlar ortaya atmak parti için çok öneml idir, fakat başarıya ulaşmak için başka şartlar do gereklidir. Dünya olaylarını çok doğru şeki lde aydınlotobilirsiniz. buna rağmen yeni ta rafta rla r kazanmomonız mümkündür. Kanada Komünist Partisinin ve daha başka komünist partilerinin tesbit ettiklerine göre, birçok işçiler. partinin fikirlerini kabul ettikleri ha lde. partiyi bir bütün olarak benim­ siyemiyorlar. Şöyle bir çelişik durum ortaya çıkıyor: Partinin şia r ve fikirleri, demokratik güçler. sendikalar ve işçi örgütleri tarafından be­ nimseniyor ve onlar faaliyetlerinde şu veya bu ölçüde bu şiar ve fikirlere dayanıyorlar. Bazı örgütler, Komünist Partilerinin şiarlorına sahip çıkmaktadıriar. Bir­ çok memleketlerdeki Komünist Partileri fonksiyonerleri, bu alanda bir hayli örnek gösterebilirler. I ki örgüt hemen hemen aynı şiarı kullandıkları zaman, halk yığınları, daha kuwetli ve daha geniş olanaklara sahip gör­ dükleri teşkilôtı desteklemektedirler. Halbu ki başka örgütler, komünist­ lerin şiarlorını uygulanmak için değil. bozan, «kolları arasında boğmak için.. benimsemektedirler. Geniş yığ ınla r bunu her zaman açık olarak anlıyamazlar. Komünistler, şartlara uygun devrimci şiarlar ortaya atma yeteneğine sahiptirler; bu, onların teori a lanında kuwetli olduklarını gösterir. Fakat fikri üstünlüklerinden her zaman faydalana mazlar. Bu da. örgütlenme a lanındaki zayıflı klarının sonucudur. Orneğin, Belçika Komünist Partisi Merkez Komitesi, memleketteki son seçim sonuçlarını ve partinin bu seçi m­ lerde gerilemesinin sebeplerini incelerken bu nedenlerden birini şöyle ortaya koyuyor : «Parti, konkre politik eylemlere bütünü ile hôlô yeter dere­ cede katı lamamaktadır. Bu da progra m ı mızın orijinal devri mci değerini zayıflatmakta ve istenilen açıklıkla benimsenmesine engel olmaktadır... Yığ ınlar a rasındaki ça lışmalarında bir hayli başa rıyo ulaşmış olanlar do dahil, birçok komünist partisi, örgütlenme olanaklarını politik müca­ delenin isteklerine uyduramamokta, bu a landa geri ka lmaktadır. Komünist partilerinin örgütlenme prensipleri onların a maç ve kara kter­ lerinden doğ m a ktadır. Sosyalist düzenin zaferi. sadece işçi sınıfı i çindeki 37

461


bazı tabaka veya gru pların gayretiyle sağ lana maz. Bu düzene varabiirnek için, işçi sınıfının bütün g üc/erinin birleştirilip koordine edilmesi, yan i bütün faaliyeti nin santralize edilmesi (bir merkeze toplanması) gerekir. Bu yüzden, gerçek bir devrim savaşı yürütün bir pa rti i çi n santralizm, uygulanması mümkün en önemli prensiptir. Sermaye birikiminin günden güne kuvvetlendiği, emperyalizmin global politikasının açık va rlığı, anti­ emperyal ist savaşa katılan kuvvetlerin değ işik karakterler gösterdiği çağı­ mızın şartları içinde, işçi ha reketi nin yöneti minde santra lizmin rolü aza­ lamaz. Parti, bir gönüllüler örgütüdü r, bu örgüte gi rmek, her kesin kendi iste­ ğ i ne bağ lıdır. Bundan ötürü parti hayatı, yalnız demokratik prensiplere uyg un şekilde örgütlenebilir ve Pa rtin i n santra lizmi de sadece demokratik santra lizm olabilir. Demokratik santralizm, pa rti devri mciliğinin örgüt olarak ifadesidir. Bu örgüt, bütün parti üyelerinin, bütün meseleleri serbestçe i ncelemelerine, parti politikası nın hazırlanması, yönetim organları n ı n kurulması işlerine ve kolektif ça lışma lara katılma larına geniş imkcınlar sağlar. Aynı za manda, eylemlerin a henkleştiri lmesine ve sıkı bir d isiplin kurulmasına son dere­ cede elverişlidir. Santralizm ve demokrasi gibi i ki prensibin birliği işte böylece yaratı lır. Bu birliğin bir özelliği de, a labi ldiğine esnek olmasıdır. Dünya komünist hareketinin çeşitli kesimleri, birbirlerine benzemiyen şartlar içinde savaşmak zoru ndadı rlar. Bu yüzden her birinin iç hayatında, santralizmle demokrasi arasındaki orantılar değ işiktir. orneğin, ıspanyol Komünist Partisi, demokratik santralizmi örgütünün temel p rensibi olarak kabul ettiği halde, Franko rejimi şartla rında parti içi demokrasiyi tam ola rak geliştirme i mkônını bulamamaktadır. Böyle bir gelişme yolu, derin bir g izlilik şartları içinde ça lışmak zorunda olon partiyi korkunç polis bas­ kı ları altına terkedecek ve bu da onun ölümü olacaktı r. Kol umbiya Komü­ n ist Partisi X. Kongresi pa rti tüzüğ üne bir madde ilôve etti. Bu maddede, baskı ve terör arttığı zaman, partinin devrimci faaliyetinin devamını sağla­ mak a macıyle Merkez Komitesin i n gereken tedbirleri almak zorunda ol­ duğu belirlil iyordu. Yani Merkez Komitesi, böyle hallerde pa rtinin, parti örgütlerinin ve yöneticilerin güvenliğini sağlamak a macı ile tüzüğün bazı hükümlerini sınırlandırmak veya tamamen kaldırmak hakkında sahipti. legal şartlar içinde çalışan ve sosyalizme giden yolun demokratik haklar içi n yürütülen savaştan geçtiğini ka bul eden komünist partileri, diğer bütün siyasi partiler a rasında en demokratik pa rtilerdir. Komünist pa rtileri dışı nda hiçbir parti, açık bir otokritik ve iç meselelerin i serbestçe tartışma yol u gi bi tehlikelerle dolu bir yolda yürü meye cesaret edemez. Demokratik santralizm prensiplerinin sekter, dogmati k bir şekilde çiğ­ nenmesi, genellikle demokrasinin sınırlandırılmasına, parti üyelerinin giriş­ keni ikierinin boğulmasına, ha klarının çiğnenmesine, i kna yerine kuman­ dacılığın hôkim olmasına, santralizmin yeri ni de bürokratizmin olmasına yol açar. 462


Sağcı revizyonistler de demokratik santralizmi başka bir yönden yıkmak­ tadırla r. Onlar demokrasiy i öylesine bir genişIikle yorumlamakladırlar ki. böyle bir demokrasi. bir savaş. bir eylem teşkilôtı olan partiyi bi r tartışma klübü durumuna düşürmektedir. ısviçre Emek Partisi Yönetim Komitesi. bu yılın Kasım ayında toplanacak Kongre için hazırladığı bir dökümanda. partinin. şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da demokratik santralizm prensiplerinin temelleri üze­ ri nde kalacağını belirtmektedi r. Dokümanda daha sonra şöyle deniliyor: «Bu temele dayanılara k söylemek gerekir ki. başlıca ödevimiz. Lenin izm normlarını daima gözönününde bulundurmak ve bu görüşleri günlük çalış­ maları m ızda uygulamaktı r. Geniş bir demokrasiyi sıkı bir disiplinle birleş­ tirecek en iyi yolu bulmak ıôzımdır. Parti içindeki serbest ta rtışmaların n asıl bir yol izlemesi gerektiği. fikirlerin kardeşçe karşılaştırı lması olanak­ ları n ı n hangi şartlarda ortada bulunduğu. partinin bütün dış işlerinin. bütün pratik faaliyetinin yığınsal bir coşku ile. ortak çabala rla. yanlışsız ve kusursuz nasıl gerçekleştirilebileceği sorunları aydınlatı /malıdır... Gerçekte. pa rti ça lışmaları nda santralizmle demokrasi arası nda ta m bir ahenk yaratma k kolay değildir. Bu a landa herha ngi bir bozukluk parti nin savaş ka biliyetini zayıflata­ bilir. Fakat. buna dayanarak demokratik santralizm prensi bini reddetmeye kalkışanlar. bazı dalları kuruduğu ve diğer bazı filizleri de kendi lerinin istedikleri yerlerde fışkırmadıkları için. bütün ağacı kesmeye yeltenen in­ sa nları benzerler. Oysa bu kusurlar. ağaç kesi ldikten sonra değil. aya kta ve canlı iken giderilebil i r. Demokratik santralizm. partiye. kendisini. durumun i htiyaçlarına ve yeni savaş şekillerine uygu n olara k yeni baştan düzen lemek olanaklarını hızla sağlamaktadır. Lenin «her savaş şekli kendine uygu n teknik. kendine uygun cı haz ister. Objektif şartlar parlamenter savaş şeklini başlıca savaş şekli olarak gerektiriyorsa. pa rti içinde parla mento savaşına uygun bir cıhazın çizgileri kaçı nı lmaz olarak kuwetlenir. Bunun tam tersi. objektif şartlar. yığınsal politik g rev ve ayaklanmalar biçimi nde yığınsal savaşı doğur­ muşsa. proleta ryanın partisi. bu savaş biçimine «hizmet edecek.. «cı haz­ la r»a sa hip olmalıdır. Bunlar. kend iliğinden de an laşılacağı gibi. parla­ mento savaşınınkine benzemiyen özel cıhazlard ı r.» Işçi hareketinin yara rlanabileceği savaş şekillerinin çeşitliliği. partilerin uzman kadrolar yetiştirmelerini gerektirmeketedir. Yan i her partinin. be­ lediye işlerinden. pa rlamento faal iyeti nden anlayan kadrolara. sendika fonksiyonerlerine ve kooperatörlere ihtiyacı va rdır. Işçi hareketinin geniş­ liği ve niteliği. işçi sınıfına. kendi aydınlarından bir kısmını daha i ktidara g elmeden yetiştirmek i mkô nını vermektedir. Bu kadro. parti nin kaza ndığı i lerici aydınlardan ve değişik sosyal faaliyet a lanla rına yükselen işçilerden meydana gelir. italya n Komünist Partisinin 24.800 belediye meclisi üyesi. 650 eyalet meclisi üyesi ve 805 belediye başkanı va rdır. Fra nsız Komünist Partisinin 463


belediyelerde, sendikalarda, basında ve daha başka örgütlerde yüz bin aktivisti ça lışmaktadır. Emekçiler, böylece, komünistlerin neler yapabi le­ ceklerini, etki derecelerini, teşkilôtçı l ı k ve girişken lik kabi liyetlerini yakın­ dan görmek, ta nımak imkônını elde etmektedi rler. Her işin bir iç mantığı vardır. Herhangi bir işde belirli bir zaman çalı­ şan bir insan o a landa belirli bir hüner kazandıktan başka, uyguladığı mücadele şekli nin en önemli ve belki de tek savaş biçimi old uğunu düşün­ meye de başlaya bilir. Dar görüşlülük işte böyle belirir ve bu yüzden sava­ şın son a macı gözden kaybolabilir. 1 968 yılı başlarında toplanan Fransız Komünist Pa rtisi Merkez Komitesi Plenumunda şu mesele belirtilmişti : De Golcüler komünistlerin demokrasi savaşında uyguladı kları yeni metodu kullanmak niyet ve ümidinde olduk­ l a rını gizlememektedirler. Bundan maksatları, FKP'ni diğer partiler gibi bir pa rti haline gelmeye zorla mak . . . ya ni «Marksçı-Leninci», «Yeni tip bir pa rti» olara k yaşa masına engel olmaya çalışmaktır. Fakat bir komünist partisi herşeyden önce bir sosyal devrim partisidir. Böyle olduğu için de, tek bir savaş şekline bağla n ı p kalamaz. Bütün savaş şekillerini öğrenmeye ça lışır. Aynı zamanda her savaş şeklinin olumlu ve tehl ikeli yönlerini görür. Ve nihayet Parti, değ işik sektörlerde ça l ışan komünistterden meydana gelen bi r kollektiftir. Bunlardan her biri, kendi tecrübesiyle genel dôvaya katkıda bulunur, kendi bilgisine dayanarak, a rkadaşları n ı n tek yönlü dav­ ra nışiarı n ı düzeltir, arkadaşları n ı n tecrübesiyle de kendi tek yön lülüğünü giderme olana klarına sahiptir. Devrimci Ma rksistler, kesin ha rekete geçmek için henüz şartların olgun­ laşmadığı gerekçesiyle pasif ka lışıarını haklı göstermek için değil, konkre duruma en uygu n faaliyet biçimini bulma k için objektif durumu tahlil ederler. «Kıvılcımdan a lev fışkı racak» sözü, Rus devrimci marksistlerinin ilk gazetesinin parolasıdır. Gerçek alevin fışkırabil mesi için bir yakıtın var­ lığı gerekir. Bu olmadan, çakmak ne kada r ça kılsa, kıvılcımlar arka arkaya sönmeye mahkumdur. Fakat yakıt da ancak olağanüstü şartlarda alev­ lenebilir. öyle haller va rdır ki, en dikkatli akademik tahliller bile, kıvıl­ cımın elverişli bir zemin bulmasını sağlıyacak bütün şartların olgunlaşmış olup olmadığ ı n ı açık seçik ortaya koya maz. Bu alanda eylem yolu ile a raştı rmalar gereklidir. Lenin 1 905 Devri minden sonra şunları yazmıştı r : «Dünyada hiçbir sosya list pa rti, yığınları, belirli b i r ilerletme ça bası göster­ meden, belirli bir direnme ile karşılaşmadan, i l k tecrübe rizikosunu göze a lmadan, liberal veya radikal burjuva parti lerinin esnaf zihniyetine daya­ nan etki sinden çekip alamaz.» Bu yolda yanlışlıklar da yapmak mümkün­ dür. «Fakat yanlışsız devrimci faaliyetsizlikleriyle, bırakalım da, budalalar övü nsün.» ilk tecrübü rizikosu nun, düşüncesizce yangın tutuştu rma kla, devrimcilik sabırsızlığı ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakat savaşı şiddetlendirmek için zorunlu olan objektif şartlar belirdiği zaman partinin devrimciliği büyük ölçüde a rtar. Çeşitli girişim lerde bulunur, perspektifler açar, ha rekete geçer. 464


Ha reketi hangi çelişmenin geliştireceğini önceden kimse kesti remez. Bu do, gerektiği zaman taktiği derha l değiştirebi lmenin ne kadar önemli olduğunu, durumun değişen özelliklerine ça buca k uya bilme san'atının ne büyük bir değer taşıdığını göstermektedir. Birleşik Amerika, yakı n zamanlara kadar, herkesçe, hayat seviyesi yük­ sek, durumundan memnun ve sosyal çatışma lardan uzak bir ülke sayıl ı ­ yordu. Fakat, Viyetnamdaki «çirkin» ha rb, geniş gençlik tabakalarının, ayd ı n la rı n ve Amerikan işçi sınıfı n ı n bilincini uyandırdı. Zenci halkın yok­ sul durumu birçok bölgelerde iç savaşa yol açtı. Ya Fransa olayları? Oğre­ tim alanında demokratik reformlar yapılmasını istiyen öğrenci gösteri­ leriyle başlıyan ha reket, işçi sınıfının desteği sayesinde ilk za manlardaki dar çerçevesini aştı. 30 yılı aşkın bir zamandan, yani Halk Cephesinden beri Fransada, tekeller i ktidarına karşı, sosyal hakları uğrunda mücadele eden emekçilerin bu kadar geniş, bu kadar kararlı hareketi görülmemiştir. Fransayı sarsa n olayların etkisi ya lnız bu memleketin sınırları içinde kal­ madı. Bunların, u luslararası işçi ha reketi için de prensipyal önemi vardır. Çünkü bu olaylar, devrimci Marksizmin durumunu daha da güçlendi rdi, Komünist partileriyle çağ ımız işçi sınıfın ı n devri mciliği üzerinde şüphe yaratanıarın, kapitalist toplumda devrimci değ işimler yapabi lecek kuvvet olarak gösterdikleri ü niversite öğrencileriyle aydı nları Komünist Partilerine ve işçi sınıfına karşı çıkaranları n bütün bu iddialarını çürüttü. Partinin a ktifliği ve girişken liği i le üye sayısının artışı ve hal k yığınları içindeki mevzilerini genişletme olanakları a rası nda dolaysız bir bağlantı va rdır. Işçi sınıfının bugünkü savaş şartları, yığın partilerinin varlığını ge­ rektirmektedir. Bu, partinin u lusa l hayatın her alanında başarılı faaliyette bulunabilmesi için çok öneml i bir şarttır. Ote ya ndan parti, a ncak başarı l ı şekilde faaliyette bulunduğu takdirde yığın partisi niteliğini kazanabilir. Bu «kısır döngü»den, ancak, «ilk tecrübe rizikosu» göze alınarak, yığınları yakından i lgilendiren meseleleri ayrıntılariyle öğrenerek ve onların istek­ lerini doğru şekilde ortaya koyarak çıkıl a bili r. ispanyol Komünist Partisi, Franko dilttatorasının zorladığı en ağır illegal ça lışma şartla rında, büyük bir faa liyet göstermesi, bütü n halk tabakala­ rının meselelerine dikkatle eği lmesi, halkın çı karlarına uygu n bir politika g ütmesi, varlığını her tarafta ve daimi olarak hissettirmesi sayesinde bir yığın partisi olabilmiştir. ıspanyo l Komü nist Partisinin gençlerden pek çok üyesi va rd ı r. Bu demektir ki, Parti, gençliği harekete geçiren devrim süreç­ lerinin dışı nda ka lmamakta, bunla rın etkisiyle g üçlen ip genişlemektedir. Partinin aydı nlar üzerindeki etkisinin, aydı nla rı işçi sınıfının dôvasına bağ lamasının, eski toplumu temelinden değiştirme ve yeni bir toplum kurma savaşı nda onların bilgi ve gücünden yararlanmasının da önemi büyüktür. Komünist Partilerinin genişletilip yığınsal partiler haline getirilmeleri zorunludur ve son derecede önem lidir a ma, bugünün şartları içinde devrim, 465


sadece pa rti nin a ktif faaliyetiyle, sadece üye sayısını çoğaltmakla ger­ çekleştirilemez. K. Marksı n, işçi sınıfı n ı n «yanında yalnız kendisi vardı» dediği günler çok gerilerde ka ldı. Lenin de, Rusyadaki devrimci Marksistler için, ..dört bir ya n ı düşmanla çevrili, elele ilerleyen bir avuç i nsan» demişti . O günler de birçok ü l keler için geçmişe karıştı. Çağ ı mızda kapita lizme karşı sava­ şan gücler, sayı lamıyacak derecede çoğaimıştır. Bu gücler, politik görüşle, felsefi ve ahlôki anlayışlar ba kımından çeşitli eğilimlere sahip olmala­ rına rağmen, barış, demokrasi ve sosyal ilerleme uğrunda savaşan büyük bir ordunun safları nda pek ôlô birleşebilirler. Çağ ı mızda komünistlerin devri mcil ikleri, yalnız inanç, fedakôrl ık ve aktiflikleriyle değil, aynı zamanda emperyalizme karşı savaşan bütün güç­ leri birleştirme yetenekleriyle ölçülmektedir. Komünist p a rtileri ni n kurul­ duğu devirdeki objektif şartlar, komünistlerde, başka türlü düşünenlere karşı güvensizlik, kendi görüşleri nin temizliğini korumak için dar bir çevre içine kapa n ı p kalma ça bası doğ urabiliyordu. Fakat artık bu devir geçmiştir. Birçok ül kelerde küçük burjuva ta bakaları radikaileşiyar. Bu çevrelerde, aşarı akımlar da elverişli bir zemin buluyor. Komünistler bu ta bakaların temsilcileriyle ilişki ve ittifak kurmaktan korkmamakta, devrim hareketine yeni güçlerin katılmasını memnunlukla karşımaktadı rlar. Çünkü bunu, ka pi­ talizmdeki genel buna l ı m ı n şiddetlendiğ ini, devrimci fikirlerin daha geniş ölçüde yayı ldığ ını ortaya koyan bir delil saymaktadıriar. Komünistler aynı zama nda, bu küçük burjuva ta bakalarını işçi sınıfının savaşına katarak etkili bir hale getirebilmek için, teori ve pratik ala nlarında büyük çabalar harcamak zorunda oldukların ı da bilmektedirler. Fransız Komünist Partisinin elde ettiği başarılarda, demokratik güçler arasında geniş bir birlik kurmak için gösterd iği gayretlerin büyük payı olmuştur. Bu parti, devrimci ödevinin, işçi sınıfının politi k temsilciliğinin birliğ ini sağ lama kta, emekçilerin öteki partileri ile ve en başta sosyalist­ lerle ittifak kurmakta toplandığı na inanmaktadır. Bu arada, komünistler, birliğin gerçek savaşta kurula bile�eğini ortaya koyan Leninist prensibe dayanmaktadırlar. Marksist-Leninist partiler yaşama gücü ile dolu partilerdir. Çünkü onlar, deva mlı araştırmalar içindedir, objektif şortlara uygun faaliyet ve metot biçimlerini bu lmaya yetenekli, can l ı ve gelişen örgütlerdir.

466


K A P I T A L I S T lJ L K E L E R D E

Fransız genel seçimleri

Pier Entjes 1 968 Mayıs ve Haziran aylarında Fransada fevka lôde önemli ve i l k bakışta çelişmeli olaylar cereyan etti . Bu olaylar, on i k i y ı l l ı k bir yasaklama süresinden sonra 1 Mayısta Pariste yapılan muazzam işçi gösterisi ile başladı. Ama tarih, daha çok, gösteriden sonraki olayların ölçüsünü ve niteliğini anacaktı r : yani öğrenci hareketleri, polisine başvurduğu metot­ ların şiddeti, 9-1 0 mi lyon emekçi nin katıldığı grevlere yol açan işçilerin tepkisi, ve nihayet 30 Mayısta, general De Gol'ün genel seçimleri sıcağı sıcağına düzen leme, hükümetin bilerek ya rattığ ı vata ndaş savaşı korkusu havası içinde bu seçimleri aceleye getirme kararı. Bu son seçimlerin başlıca özelliği, sağ güçlerin elde ettiği başarı, sol g üçlerde ise görülen gerileme olmuştur. Degolcülerle de Gol'ün eski Maliye Baka n ı Jiskar d ' Esten'nin yönettiği koalisyonda yer a l a n müttefik­ leri nin elde ettiği oy sayısı, i l k oylamada 1 0.581 . 1 44 tü (Mart 1 967 seçi m ­ leri nde ise bu sayı 9.270.079'u buluyordu. Yüzde olarak, 41 ,39'dan 47,79'a yükselmiştir). Ikinci turda, sağcı güçler 358 mil letvekilliği sağ lamış bulu­ nuyordu (483 üzerine). Komünistler ilk turda 4.435.357 oy aldı (1 967 seçim­ lerinde 5.039.032 oy al mışlardı). Yüzdeleri 22,51'den 20,03'e i ndi. Komünist m i lletvekili sayısı 72'den (bu sayıya Guadelup Adası için bir mil letvekili dahiidi) 53'e düştü (Buna tekrar seçilen Guadelup milletveki lini de kat­ malıyız). Demokratik ve sosyalist Sol Güçler Federasyonuna gelince, elde ettiğ i oy sayısı (1 967 seçimlerindeki 4.224.1 1 0 oya karşı) 1 968 de 3.654.003 oy. Bütün oyların % 1 6,50'si (1 967'de % 18,96 idi), 57 milletvekill iği (1 967'de 1 1 8). Birleşik Sosyalist Partisi (PSU) 1 968'de 874.21 2 oy (1 967 seçimlerinde 495.412 oyların % 3,94'ünü (1 967'de % 2,21 'ini) almıştır. Ama 1 967 seçim­ lerinde üç milletveki lliği kazanan bu parti, son seçimlerde hiçbir millet­ vekilliği elde edememiştir. 467


Degolcü sağ ve gerici g üçlerin bu ilirleyişi nasıl sağ lancıbildi acaba? Bu sonuçların, seçimlerden önce meydana gelen toplumsal ha reketle çeli­ şen, hiç deği lse önemini azaltan bir anlamı yok m u ? Hiç şüphesiz, bu sorun'un üzerinde durmamız gerekiyor. Ama bu soru n'u inceleyebilmemiz için, Mayıs ve Hazira n g revleri nin gerçek siyasal önemin i anla maya çalış­ mamız şarttır.

Bunalımın nedenleri Grev ha reketi on yı llık De Gol iktida rı nın ta bii sonucu olmuştur. Daha 1 958 yılında, Fransız Komünist Partisi bu iktidara cephe alara k, ve ona karşı tek başına mücadele yürüterek, rejimdeki çelişmelerin er geç, ama mutlaka patla k vereceğini söylemişti. Kapitalist tekellerin egemen liğini a paçık dile getiren kişisel i ktida r, tekelci al mayan bütün ta baka l a ra zarar­ lar vererek hegemonyasını yü rüttü. Bu iktidarın niteliği ve Fransız «yeni­ kapitalizmi» hakkı nda beslenen hayatler yavaş yavaş bir sabun köpüğü gibi dağıldı. Gerçekte, buncı lımın asıl nedeni, işsizlik, ücretlerin azlığı, sosyal sigorta lar sisteminin bozukluğu, konutlardan Milli Eğitime kadar bütün sosya l ihtiyaçların karşılanmasında görülen yetersizlik, enflasyonun ve vergi sisteminin, sermaye ve tekel oligarşisi g rupla rına dahil olmayan bütün ta bakalara yaptığı ağır baskıla r gibi zorluklardır, tekellerin ve kapitalist devletin birleşik gücüdür, başka bir deyişle tekel-devlet kapita­ lizmidir. On yıldan bu yana, ve diğer bütün güçlerden önce, işçi hareketi müca­ dele yürüttü. 1 961 'de Cezayirdeki askeri darbe teşebbüsü ne ka rşı yapılan genel g revler; 1 963'teki maden işçi lerinin yürüttüğü grevler; 1 966-1967deki güçlü hareketler; ve nihayet bu yıl içinde general De Gol'ün sosyal siyaset alanında kendisine sağladığı özel yetkilere karşı yürütülen hare­ ket . . . De Gol, sosyal sigorta rejimine saldırmak ve sigortalıları n seçtiği idarecileri elernek için bu yetkilerinden faydalandı. Ote yandan, «gelirler politikası» perdesi a ltında ücretlerin artışını köstekleyen işveren-devletle sendikalar veya işverenlerle sendikalar a rasında gerçek görüşmelerin yapı­ lamaması, tekel-devlet ka pitalizmi şartları içinde sermaye ile emek ara­ sındaki temel çelişmeyi dile getiren sınıf mücadelesini son derece şiddet­ Iendirdi. Bu durum, birliği n güçlenmesini kolaylaştırdı. 1 966 yılının Ocak ayında, (Cumhurbaşkanı seçimleri kampanyası nın birlik isteğini artırdığı bir or­ tamda) Genel Emek Konfederasyonu ve Fransız Demokratik Emek Kon­ federasyonu (Eski H ristiyan Işçi Sendika ları Birliğinin yeni adı) a rasında yeni ha reket birliği anlaşmaları i mzalandı. Aralık 1 966'da ve Şubat 1 968'de 468


Kom ünist Partisiyle Sol G üçler Federasyonu, siyasi alanda birbirine yakın ve ortak görüşler dile getiren bildiriler imzala d ı . Bu genel görünüş içinde, diğer toplumsa l kesimler - köylüler, öğrenci­ ler - de, işçi sın ıfı nın, gidişatı değ iştirebilecek etkili güc olduğunu anla­ maya başladı lar. 1 0-1 1 Mayıs gecesi polis güçleri talebelere karşı baskı ve yıldırma davra nışlarına girişince, Genel Emek Konfederasyonu, derhal, 24 saatlık genel greve gidilmesini ve 13 Mayıs gösteri lerinin yapılmasını tek­ lif etti. De Gol üzerinde, kendi deyişiyle, «müthiş bir da rbe.. etkisi yapan olay­ ları anlamak için, yukarıda saydığımız gerçekleri göz önünde tutmak zorundayız. Bir ayı aşan bir süre boyunca, işçi ha reketi o zamana kadar eşi görül­ memiş bir ha reket birliği içinde, memurları, teknisyenleri ve uzmanları peşinden sürükledi. Oğrencilerin haklı isteklerini kararlı bir şekilde destek­ ledi. Bütün büyük sendika örgütleri, Fransız Demokratik Emek Konfederas­ yonu, «Fors Uvrier.., Genel Uzmanlar Konfederasyonu, Milli Eğitim Fede­ rasyonu grevlere katıldı, üniversite öğrencileri hareketini destekledi. Kato­ lik Klisesi içinde bile rahiplerle müminler, «hristiyon dini ile insalığı özgür­ lüğe kavuşturmaya ça lışan devrimci güçler arasındaki trajik ayrı lığı yok etme.. yolları n ı arodılor. Gösterilerde, g rev yapan emekçilerin ileri sürdüğü isteklerden başka, .. halk hükümeti.. şiarı do ortaya atıldı. Bu şiar işçilerin, öğretim üyelerinin ve üniversite öğrencilerinin isteklerini yerine getirmekten ôciz bir rejimin devam edemiyeceğ ini dile getiriyordu. Bununla bera ber, çok geniş taba­ kaları n günlük ihtiyaçla rını kapsayan mücadelenin yü rütüldüğü genel şa rt­ lar her zaman iyi anlaşılamamıştı r. Mücadelenin ölçüsünden ve temel sı nıf çelişmelerinden doğan gerçek perspektif/er ve a lternatifler tümü ile açık seçik gözler önüne serilemem iştir. Bütün g revlerde olduğu gibi, bu son g revlerin de emekçilere yüklediği fedakôrlıklara rağmen, hareket, onların sınıf bilincini yü kseltti. Bu ba­ kımdan Fransız işçi sınıfı, 13 Mayıston önceki işçi sınıfından farklıdı r a rtık. Çünkü, haklarını ve gücünü daha açıklıkla görebiliyor şimdi. Ama ancak perspektif/erin gitgide daha iyi anlaşılmasıdır ki, demokratik halk ve işçi g üçleri arasında ortak düşmana karşı mücadelede deva mlı bir yakı nlık sağlaya bilir, kapita list tekellere ve hizmetlerinde bulunan anti-demokratik güçlere karşı savaşta amaçların daha iyi belirlenmesini temin edebilir. De Gol rejimi, on yıl boyunca, bütün olanlarda çeşitli zorluklara yol açtığı, bütün milli kaynakları mızı kapita listlerin emrine verdiği halde, «yenilikler yapacağ ım.., "yönetime katı lmonızı sağ l ıyacağı m.. sözleriyle seçmenlerin karşısına çıktı ve bir kısmı n ı inandırabil di. Degolcü lar 1 mil­ yon 200.000 fazla oy oldılarso, (bun ların 700.000'; 1 967 seçimlerindeki sağcı oylardı), nedeni açıktı r: birçok Fransız De Gol rejiminin yerine teklif edilebilecek gerçek a ltırnatifi göre medi, hatta Mayıs ve Haziran ha reket469


lerine şu veya bu şekilde katılmış olanlar arasında bile bunu göremiyenler oldu. Bu Fransızlar, seçmeleri gereken yolun şu olduğunu anlayamadılar: ya a nti-demokratik devletin yardımından faydalanan büyük kapitalist tekellerin egemenliği devam edecekti, sadece şekli bazı değ işiklikler yapılacaktı ; ya da yeni bir i ktisadi ve siyasi demokrasiye oy verecekti, bu suretle sol pa rtilerin ve sendikaların hazırladığı, sosyal a la nda gerçek bir i lerleyiş sağlayaca k bir program temeline dayanan, diğer sol pa rtilerle bera ber, komünistlerin de yer alacağ ı bir halk hükümeti kurulacaktı. federasyonla 24 Şubat 1968 tarihinde i mzalanan ve 1 Haziranda tamam­ lanan anlaşma, komünistlere göre, hiç şüphesiz i leriye doğru atılmış bir adımdı. Ama bu anlaşma, açık, beli rli bir siyasi perspektif ortaya koyan bir hükümet programı değ i ld i ; mücadeleye g i rmiş kitlelere hareket birliği yolunu göstermiyor, seçim ka mpanyasında açık bir siyasi perspektif vaade­ demiyor, De Gol'le anarşi a rasında bir seçim yapma zorunluluğunu bir kere daha ortaya ata n De Gol propagandasını etkisiz bıraktıramıyordu. Sendikalar hareket birliğine dayanan Genel Emek Konfederasyonu, bu hareketi, ekonomi k istekleri karşılama mücadelesi çerçevesi içinde zafere u laştı rdı . Bu alanda tekellere büyük bir darbe i ndiri ldi. Ama, bu teşkilôt da sol g üçler a rasında orta k bir program kabul edilmesi zorunluluğu üze­ rinde israrla duruyordu. Böyle bir programın bir on önce kabulü lüzumunu durmadan tekrarlıyordu. Bu a macın gerçekleştirilmesi için de sol partilerle sendikalar a rasında d üzenlenecek bir topla ntıya her an katılmaya hazır olduğunu bildiriyordu. De Gol'ün seçi mlere karar vermeye hazırlandığı önemli ve tehl i keli an­ larda, Sol Güçler Federasyonundaki bazı yöneticilerin davranışı da, şüphe­ siz ki, sol güçlerin daha sıkı bir birlik içinde birleşmelerine hiç de yardımcı olmamıştır. Federasyon başkanı Fransoo M iteran 28 ve 29 Mayıs günlerinde, Komü­ nist Pa rtisine haber vermeden, bir geçici Iıükümet projesi açıkladı. Cum­ h u rbaşkanlığını kendisine münasip gören Fronsoo M iteran, Mendes­ Frans'ın başbakanlığa getiri l mesini d üşünüyordu. Sosyalist l ideri Gi Mo­ le'nin 17 Haziran ta rihli basın toplantısında açıkladığına göre, eski baş­ baka nlardan Pine ve 1 967 seçi mleri nde cumlıurbaşkanlığına adaylığını koyan Lökanüe gibi gerici politikacılar do bu tertibi prensip olarak kabul etmişlerdi. O a ra Birleşik Sosyalist Partisi milletvekili bulunan Mendes-Fra ns'ın bir gün önce, yani 27 Mayısta, Pa riste, «Şarleti» stadyomunda aşırı sol ü n iver­ siteliler tarafından düzenlenen mitinge katı lmış olması (bu mitingte, Fran­ sız Komünist Partisiyle Genel Emek Federasyonu'nun «Fransız toplumun­ daki başlıca devrim-aleyhtarı güçler» olma kla suçla ndırıldığını beli rtelim), Fransoo Miteran'nın ileri sürdüğü tekliflerin, sol g üçler a rasındaki birliği koloylaştı rcak nitelikte olmadığını açıkca göstermektedi r. 470


Ama buna karşı lık De Gol i ktidarı, devlet düzenine ka rşı komplo hazır­ landığı fikrini ka bul ettirmek için, bu tekliflerden faydalanmasını bildi. Orneğin, 30 Mayıs tarihli radyo konuşmasında general De Gol, Millet Meclisi nin feshini haber verdikten sonra, «totaliter teşebbüslere karşı vatandaşları harekete» çağırmıştır.

Golizmin kozları «Hükümet Mayıs ayında yürütülen g üçlü demokratik hareketin hemen a rkasından, Haziran ayında yapılan seçimlerde nasıl oldu da başarı ka­ zandı» sorusuna Valdek-Roşe, Merkez Komitesine 8 Temmuz tarihinde sunduğu raporda şu ceva bı vermiştir : «Degolcü güçlerin lehindeki değ i­ şikliğin asıl sebebi, De Gol i ktidarı n ı n sistemli şekilde istismar ettiği vatandaş savaşı korkusudur.» Valdek-Roşe'nin hatırlattığı g i bi, 1 958 yılında da, oyların % 80'ini De Gol'e sağlayan referandumda, Cezayi r askeri da rbesine girişenleri n veya bu da rbeden faydala nanların yaptığı «vata ndaş savaşı şantajı» çok büyük bir rol oynamıştır. De Gol'e refara ndumda sağ lanan çok yüksek oy sayısının nedenlerini i nceleyen Moris Torez, o zaman şöyle demişti : «Vatandaş savaşı sözünün geniş köylü tabakalqrına, hatta az bilinçlen ­ miş şehi r işçilerine yapacağı etkiler belki yeteri kadar değerlendirileme­ miştir. Lui-Bonapart (III-ncü Napoleon)ın, korku yaratmak a maciyle büyük halk isyanlarını, Kızıl Hayaleti hatırlatması boşuna değ i ldi. 1 917 Mayısında Lenin gericiler için : «Onların kullandığı taktik, korkutmaktır» diyordu. Hü kümet ve işverenler Grenela «a n laşması» i le, 27 Mayıs günü g rev yapan işçi lere bi rçok taviz vermek zorunda kaldılar. 29 Mayısta (Başba­ ka nın, "bütün toplantıların en şiddetli şekilde» dağıtılacağını bildirme­ sinden dört gün sonra) Pariste çeşitli işçi gösterileri yapıldı, General De Gol nutuk söyledi ve degolcü g ruplar özel likle Pariste Konkord meydanında n Etüal meydanına kada r gösteriler düzenlediler. Bütün bunla r, durumu «ihti lôle yakın» diye nitelendirenlerin bu hükmü verirken hiç deği lse acele ettiklerini göstermiştir. FKP Politbüro üyesi Rollan Löroa yoldaşın 4 Hazi­ randa dediği gibi, "De Gol iktidarının elinde gerçekten büyük g üçler bulu nuyor» du. Bu güçler neydi? Bunlar, eskiden beri her seçi mde gerici partilere oy veren tabakalardan i ba ret değildi sadece. Bu g üçler, 30 Ma­ yısta Konkord meydanında toplananlardı. Paris Belediye Meclisi eski baş­ kanlarından De Gol taraftarı Jan Obürten'in yazdığın a Cl) göre, "hükümetle (1) «Mond», 2-3 Hazi ran 1 968 471


barışan eski Peten ta rafta rları, «Fransız Cezayiri hayalini unutom ıyonlar, anti-komünistlikleri karşısında anti-golistlikleri gölgede kalmış aşırı sağ­ cılar, maceradon ödü kopan ü rkek burjuvalar» do bunlar a rasındayd ı. De Gol'ün gücü, seferber edi len ve hemen ha rekete geçirilen zorba lık g üç­ leriydi, Paris ban lyösüne getirilen ta nk birlikleriydi. Bunlar, «vatandaş hereket komiteleri» adı altında birleşen ve yirmi yıldır De Gol partisinin peşinden giden zorba ve faşistler alikıranbaşkesenler ve eski OAS, cılardı. Seçim ka mpanyası sırasında Klişi'de demiryolları işçilerine sald ı ranlar, Aras'ta Mark lanven adındaki genç komünist işçiyi öldürenler bunlardı. Ama daha 11 Haziranda Monbeler'de de toplum polisi, resmi soruşturma raporla rı nın dili ile «si lôhlarına başvurmak zorunda kalara k» Pejo fabrika­ larında çalışan Pier Beylo ve Anri Blanşe adlı i ki i şçi nin ölümüne sebep olmuştu. Bu zorbalıkıor, bu askeri tedbirler, 29 Mayıston s.onra başladı, yani poli­ tikasının çıkmaza g irdiğ ini gören De Gol büyük bir gizlilik havası içinde, Batı Almanyadaki Fransız kuvvetleri karargôhı Baden-Baden'e koşup 1 958 de tekrar iktidara gelmesini kendilerine borçlu olduğu generallerden «yeşil ışık» istemeye gitti kten sonra. Gerici Fransız subayları i le Şarl De Gol arasında devam edegelen bu suç ortaklığı geleneği, 1 946 yılının Ocak ayında, yani De Gol'ün istifasında n sonra, general Biyot'un Moris Şuman'a yazdığı bir mektupla «sosya listlerle komünistler a rasında iki partili bir hükümet kurma i mkônını» protesto ettiği günlerde başlamıştır. Baden-Baden'de De Gol acaba ne gibi vaatlerde bulundu? Bu nokta hôlô açığa vurulmamıştır. Ama Cezayir hü kümet da rbesine katı lonlara, Gizli ordu Teşkilôtı OAS'ln eski tedhişçilerine, Bido'nun Fronsoya dön­ mesine müsaade etmekten, general Salon'ı ve hapiste bulunan bütün OAS'cileri serbest bırakmakton başka daha ne ya pabilirdi ! Neteki m yaptı d o . Yalnız Cezayirden göç eden Fransızların oylarını olmak için değil, aynı zamanda, a nti-komünizm kampanyasını ala bildiğine şiddetlen­ dirmek i çin, Cezayir da rbesine katılan yönetici ve yürütücülerin hepsini atfetti. hapisten çıkarttı. De Gol ta raftarları, «ono rşiye ve maceraya daya nan bir hareket yarat­ maya» ça lışmakla suçlandırdıkla rı (bu suçlama bugün de devam etmekte­ ' dir) bütü n sol g üçlerin mevzileri ni, bu kampanyalariyle hiç şüphesiz zayıf­ latmışlard ı r.

Birlik ve zayıflıkları Inkô r edilmiyecek bir nokta do şudur: aşırı sokulann kullandığı metot­ lar, provokatörlerin (hattô iktidarın provokasyon larına kapılanların) faali­ yetleri, öğrenci hareketini çığırrndan çıkartarak, sol g üçler a rasındaki 472


dayanışmayı bozdu. 1 967 yı lının Ara l ı k ayında Ul'de yaptıkları kongrede «totaliter komünizme» karşı savaşı parti programının başına koyan De Gol'cülerin şüpheli manevralarının anlamı üzerinde birçok öğrencinin dur­ ması gerekiyordu. Bu manevralar karşısında, «gençler her şeyi yeniden gözden geçirmelidir» diyen Pompidu'nun bu sözleri bugün ne kadar garip d üşüyor. Fakat üneversiteli ler, Kon-Bendit'in 1 5 Mayısta yaptığı açıklamayı yeniden gözden geçirebilirler. Bunda o, kontrol etmediği olayların peşin­ den sürüklendiğini itiraf ediyordu. Kon-Bendit'in bu sözlerini aynen almak faydalı olur her halde : ..Cuma günkü olayları, hafta boyunca olup bitenleri, biz öngörmemiştik, hatta aklı mızdan bile geçirmemiştik. I ktidarın bu kadar budalıca provo­ kasyonlara girişeceğ ini nereden bilebilird i k ! Resmi makamların a k ı l ermez buda lalığı bizi d e şaşırttı. I l k baharda bir çatışma olacağını hiç sanmıyorduk. Bunalım daha erken patlak verdi, çünkü bu bunalıma i ktidarın kendisi yol açtı. Tı rma nma başla mıştı artık. Biz de devam ettirmek zorunda kaldık. Bu objektif durumun, ders yı lı başında (yani Ekim 1 968'de) meydana geleceği san ıyorduk. I ktidarın budalalığı bu d u rumu Mayıs ayında yarattı. Bunda bizim pa rmağımız yoktur.» Bu itiraflar, olayların peşinden sürü klenen, De Gol iktida rını küçümseyen ve bu hükü metin yaratı lan durumdan nasıl faydalandığını anlamaktan aciz soku bir opartünistin ti pik sözleridir. Küçük burjuva oportü nizminin teorik kürsüsü olan ..Tan Modern» dergisi de, aynı an layışsızl ığı dile getiriyor. Derginin sahibi Jan-Pol Sartr duygulu bir yazardır, ama arada sırada anti-komünizmin aldatma larına kapılır. «Tan Modern» Mayıs-Haziran 1 968 sayısında ..öğrenci ha reketinin dev­ rimci ve örnek teşkil edecek kadar yıkıcı niteliğh,ni göklere çıka rıyor, «çok üstün şekilde örg ütlenip silahlandırılmış polis kuvvetlerini n tahriklerini, fakü ltelerin ve ..Odeon» Tiyatrosunun işgalini, «karşl-IJniversite»nin ve öğrenci iktida rının kuru luşunu, «mevcut düzeninin, en önemli kuruluşlarının d üzeyinde yıkılması imkôn ını» ispatlayan olayla r diye anlatıyor. Aynı dergi, «devrimci bir teşkiıat kurulsaydı» «işçi ayaklanmasının» nelere yol açabi leceğini aşağ ıdaki ta bloda şöyle tasvi r ediyor: «. . . Grev komitelerinin, köy kooperatifleri ve bölge komiteleriyle işbirliği yapara k şehirlerin iaşesini temin etmesi, ticari spekülôsyonun ortadan kal­ dırılması nda ve dağıtımın sosya lizasyonunda ilk adım (ilk örnek) olabilirdi. Emekçilerin özg ürlüğe kavuşmaları ve kend i kendilerini eğitmeleri, bu arada, işçi sınıfının i ktidarı kısmen eline geçirmesi anlamına gelen işlet­ melerin işgali ve işçilerin yönetimi el/erine almaları . . . burjuva devletiyle, işverenler sınıfiyle hiçbir pazarlığa yanaşılmamasına, iktidarın ve işveren­ lerin yen ilgisine yol aça bilirdi . . . Barikatların kurulduğu günlerde söy­ lenen bu ütÇlpik sözler, Fransadaki bütün sol güclere zarar vermiştir. »

473


Oysa De Gol ile bakanları ..totaliter bir kuruluş olan bir pa rti>.yi suçlayıp duruyorlardı . .. Emekçilerin Komünist Partisi için ateşe atıldıklarını» söylü­ yorlardı. Emekçi yığınları, .. Bütün işçi sınıfının (sadece komünist öncü kuwetlerin değ il), bütün emekçi yığınlarının (sadece belli-başlı insanlarının değil) ne derecede bi linçli ve hazırl ı klı olduklarını di kkatle izlemelidirler». (V. I . Lenin, Komünizmin çocukluk hastalığı) Aşırı solcu öğrencilerin ..örnek teşkil edecek kadar yıkıcı» hareketlerinin göklere çıkartılmasından, i ktidar, sadece faydalar sağlıyordu. Işçi sınıfı, grevci kitleler büyük bir disiplin içinde hareket etti. Işçiler, fabri ka ları, .. bir tek makineden tek civata eksilmeden.. haftalarca işgal/eri a ltında tuttular. Işçi h q reketi nin büyük gücü burada da kendini gösterdi. Ama gerici degolcüler, her yola başvurarak, milleti ü rkütmeye ça lışıyor­ lardı. Oğrenciler barikat kurmaya başlamadan önce bile, bahane bula­ maya n hükü met bahane yaratmaya ça balıyordu. Orneği n Çekoslovakya­ daki 1 948 Şubat olaylarının 20-inci yıldönümünden faydalanara k, ..Prag da rbesi.. nden ba hsetmeye başladıla r. Fakat kimseyi kandıramadılar. Şu olay da di kkate değer: 24 Şubatta Komü nist Partisiyle Federasyon yeni an laşmayı imzalayı nca, gerici g üçler .. malum ufak cümle.. dedi kleri bir cüm leye ta kılara k kampanya yürüttüler. Bu ufak cümlede şöyle deniyordu : "Her iki teşkilôt, solcu bir hükümetin kabul ettiği programın uygulanma­ sına engel olmaya ça lışacak her çeşit teşebbüsü sonuçsuz bıra kmak üzere alınaca k tedbirleri beraberce i ncelemeye kara r vermiştir ... Derhal beli r­ telim ki, bu metin, Fransız solunun geleneğine uygundu. Bu cümleyi Leon Blum da yaza bilirdi, Jan Jorez de, Hatta 1 870-1 871 'de cumhu riyetçi de­ mokrasiyi koru mak için eski imparatorluk rejiminin memurlarına karşı ted­ birler alınmasını isteyen Leon Gambeta bile. Degolcülerin, sadece Cum­ huriyetin menfaatlerini savu nan böyle bir açıkla maya öfkelenmeleri, kötü bir kurnazlık, tuhaf bir kendini bil mezliktir, doğrusu. Çünkü 30 Mayıs tarihli konuşmasında seçimlerin yapılacağ ını haber veren De Gol, "seçimden başka yollara.. da başvura bi leceğini pek ôlô söyleyebiliyordu. I ktidarın kullandığı taktik, son aylarda daha belirli olmuştu. Bunu hesaba katmak gerekiyordu. Provokasyonlardon sokınma lüzumunu dur­ madan belirten Komünist Partisi, bunu önemli beli rtiyordu. Birleşik Sosya­ list Partisi gibi bu uya rmalara aldırış etmeyenler, aşırı sol iddia larından h içbir şey kazanmadıla r. Nası l kaza nabilirlerdi ! Birleşik Sosya list Parti­ sinin aldığı oylarda 378.000 (yüzde olara k 1 ,72) bir artış görülmüştür, ama bu da aday sayısını bir hayli artırmış olmasından i leri gelmiştir. Fakat bu pa rti nin 1 967 Seçimlerinde aday gösterd iği yerlerde, bu yüzde düşmüştür ve parti nin eski üç milletvekili tekrar seçi lmemiştir. Federasyonun gösterdiği adaylar da çok oy kaybetti. 28 Mayısta kişisel i ktidara kendi alternatifini teklif eden Fransoo Miteran'nin işi, bu yüzden 474


her halde, güçleştiğini belirtmeliyi z : kendisi büyük sayıda oy kaybettiği gibi, Federasyon içinde yönettiği Cumhu riyetçi Kuru luşlar Konvansyonu'nun 16 milletveki linden 1 4'ü tekrar seçi lmemiştir. Fransız Komünist Partisi de sol oylarda bel i ren gerilemeden çok zara r ' görmüştür. Zaten «Korku propaga ndalası»nın e n şiddetli saldırılarına hedef o lon, bozgu ncu faaliyetler yürüterek iktidarı ele geçirmeyi istemekle suçla ndırılan pa rti o idi. Iki oylama a rasında, komünist a leyhtarı propo­ ganda eşi görü lmemiş bir şiddete va rdı. Paris banliyösünde, Viljuif'te ve Mozel ilinde, komünistler nazi lere benzetiid i ; hatta Mozel i li nde asılan bir ofişte, bir hitteristi n elini sıkan bir komünist görülüyordu. Birleş i k Sosya list Partisinin başarısızlığına rağmen, aşırı solcu propo­ ganda, bi rçok oyu bu partiye koydırdı. Çünkü çoğunluk temeline dayanan bir seçim sisteminde, Jorez'in bir za manlar dediği gibi, i kinci turda ofo 51, yüz demekti r, ofo 49 ise sıfır demektir. «Fors Uvrier» sendi ka teşki lôtına mensup (reformist veya aşırı solcu dememiz gerekiyor m u ?) bir sendika yöneticisi, Moris Labi, 3 Temmuz tarihli «Mond» gazetesinde, son seçi m­ lerde sol güçlerin başarısızlığında rol oynadığını iftiharla söylemekte ve : «Sol meka nizmaları nın uğradığ ı gerilemede. arkasından do yenilgide bizim de payımız olduğu bir gerçektir, bunun sorumluluğunu kabul edi­ yoruz» demektedir. Bazı yerde, «ortocı» haya ller, oylarını sosyo listıere veren seçmenlerin ikinci oyla moda komünistlere oy vermesine engel olmuştur. Konkre bir örnek veri l i m : Nor ilinin Mobej şehrinde, 23 Hazira n seçimlerinde Komü­ nist adayı Albert Moton, sosyalist milletvekili Pier Forest'ten fazla oy al mış­ tır. Bu birinci turda 501 güçler, oyları n ofo 64,93'ünü almış bulunuyordu. Ama ikinci turda Albert Maton oyların anca k ofo 49, 1 ' ini aldı. De Gol'cü çoğunluk, mil letvekilliğini kaza ndı. Oysa 1 967 seçimlerinde, aynı şehirde. Albert Maton Pier Forest'in yararına adaylığını geri al mıştı. Sosyalist aday böylece biri nci turda komünistlere verilen oyları kaza nm ıştı. Bunlar. bütün oyların yüzde 8S'i tutarında idi. Sol güçlerin yaptığı bütün bu tedbirsizliklere ka rşılık, gerici leri n bun­ lardan son derce faydalondığını söylemek doğru olur. Zaten aşırı sağ güç­ ler vaktiyle OAS'clları savunmuş olon bir avukatın ağzından, 27 seçim bölgesinde (Mendes-Frans'ın adaylığ ını koyduğu bölge bunlara dahil), sol partilerin yenilgisini sağ lamış olduğunu iftiharla söyledi.

Yeni seçilen Parlamento De Gol'cüler böyle bir seçi min sonuçlariyle övünmek hakkına sahip midirler? ..Halk, Beşinci Cumhu riyetten yana olduğunu oylarıyle gösterdi» gibi iddialar, «katılma» i le «reform»la ilgili şatafatlı sözler. hatta Parlô475


mentoda sağ lanan ezici çoğ unluk, şüphe götürmez gerçekleri örtbas edemez. Mecliste çoğunluğu sağ lamalarına rağmen, De Gol'cüler, ülke ça pında oyların % 43,65'ini almış bir azınl ı k sayı lırlar. Bunun, rej imin özelliğini teşkil eden ve belki de önümüzdeki aylarda yapılacak referan­ du mda, Cumhurbaşkanı seçimlerinde önemli bir yeri olacaktır. De Gol'e oyla rın % 79,25'ini sağlayan 1 958 refera ndumu ndan bu yana pek çok şey değişmiştir. Aşırı tahminlerde bulunmak istemiyoruz, ama 23 Hazira n seçimlerinde g rafik eğrisinin aşağı döndüğünü belirtmeliyiz. Sol güçlerin eğ risinin ise 1 962'den bu yana mütemadiyen yükseldiğini de unutmamalı­ yız. Diğer önemli olay da şudur: Nipi seçim sistemi uygula nsaydı, komünist­ ler 94, Birleşik Sosya list Partisi 1 9, Sal Federasyon 77 milletveki li çıkara­ caktı. Şimdiki seçim sisteminde bir komünist milletvekilinin seçilmesi için 1 35.000 oy ıezımdır. Halbuki bir golist milletvekili sadece 27.000 oyla seçi­ lebilmektedi r. Ote yandan, seçi mlerde uğradığımız yenilgi, g revlerdeki başarıları sile­ memiştir. Hiç şü phesiz, işçi ler, mücadele i le elde etti kleri başarıları, işve­ renler karşısında olduğu kadar, hü kümet ka ra rlarını tastik meclisi duru­ muna getirilmiş olan parle mento karşısında da savunmak zorunda kala­ ca klardır. De Gol eskiden beri böyle bir Meclis istiyordu, bu niyetini hiçbir zaman da saklamadı. 26 Şubat 1 968 günü De Gol'cülerin gazetesi «Nas­ yon», Komünist Partisiyle Federasyon a rasında a ktedilen a nlaşma müna­ sebetiyle «Meclisin çöken üstünlüğü»nden bahsediyordu. On yıl önce, 23 Ekim 1 958 günü, general De Gol şöyle demişti : «Ya rınki Parlemento, bir bahtsızlık eseri olarak, kendisine ait role uymak istemezse (şu kral üsıabuna dikkati nizi çekerim - P. E.) hiç şüphesiz, cum­ huriyetimiz yeni bir bunalıma sürüklenmiş olur. Böyle bir bunalımdan neler çıkacağını kimse ta hmin edemez. Ama şurası muhakkak ki Parle mento müessesesi uzun bir süre için ortadan ka ldırı l ı r . . . »

Bugünkü Meclis, hiç değ ilse şimdi lik, Devlet Başkanına en küçük bir sınıktı verecek nitelikte değildir. Fransoda hiç bir Cumhuriyet bu kadar büyük bir Parle mento çoğunluğu görmemiştir. Hiç bir çoğunluk, tekelci oligarşiyi bu kadar mükemmel şeki lde temsil etmemiştir. U DR Partisi adayı olarak seşilen 358 milletvekili arasında, en azından 62 şi rket genel direk­ törü (De Gol'ün hizmetine g i rmezden önce Roçild Bankası nın d i rektörü olan Jorj Pompidu da bunların a rasında bulunuyor), 63 yüksek memur, 3 general, sadece 1 2 mühendis (bunlardan biri mi lyarder sanayici Daso­ d u r !), 4 yüksek okul öğretmeni, 23 tarımcı var. De Gol'ün «yeni g üçler» diye ba hsettiği milletveki lleri aslı nda eski soy­ lular Fransasının temsilcileridi r : barones Mari-Madlen Eme de la Şev­ rölier, vikont lv de Pulpike dü Algue, Ga briel dö Pu lpike dö Breskanvel, marki Gi Löklerk dö la Verpiler, ko nt Lö Bo dö la Marinier, baron Valeri ve Olivie Jiskar d'Esten kardeşler, yeni başba kan Küv dö Mürvi/ gibi ban476


kerleri de u nutmıyal ı m . . . Jorj Pompidu'nun bir gün dediği gibi : «Tröst­ lerin kazançlarına kızmak kolaydır. Şirketlerin kazançlarına savaş ilôn etmek kadar toplumun bütün sınıflarına zarar veren hiçbir şey yoktur »(1) Görü ldüğü gi bi, herkes kendi çıkarını savunuyor • . .

. . •

(Meclisteki kamünist grubun"d a ise on dört işçi, sekiz öğ retmen, beş memur, bir mühendis, bir teknisyen, bir köylü, bir zanaatçı, bir fotografçı, bir mimar ve bir eczacı bulunmaktadır. Rene Andrie'nin ..ı:Jmanite.. gazete­ sinde yazdığı gibi : «Bu grupta bir tek genel direktör bulmak i mkansızdır...)

Sonuçlar ve perspektifler Seçim kampanyası süresince, De Gol hükümeti, «Mayıs bunalımına» yol açan sorumluluğundan hiç bahsetmedi. Şimdi ise ..ödenmesi gereken bir hesap»tan söz ederek, bu sorumluluğunu u nutturmaya çalışıyor. Böyle yap­ mClkla biraz vakit kazanabilir ancak. Fransızlar, "yönetime katılma» döne­

mine bir tuhaf g iriyorlar doğru s u ; ekmek, şarap şeker fiyatlarının yüksel­ mesi, çamaşırcı ve berber ücretlerine kadar birçok şeye etki yapıyor. H ükü­ mete gelince, o, sosyal sigortalara karşı Mayıs 1 967'de alınan tedbirlerle ilgili Meclis tartışmasın ı bir yıldan beri ertelemektedi r. Şimdi, emir kulu bir çoğunluğa onaylatacaktır bu tedbirleri. Daha kötüsü de va r : Fra nsa, 7 Temmuzda, Pasifik Okyanosunda n ükleer denemelerinin üçüncü serisine başla mıştır. Bu denemeler, hidrojen bom­ bası denemeleriyle sonuçlanacaktı r. Beş yıllık plan sona erince, hele ilk ü ç atom denizcltısı bitirilince, Fra nsızlar de Gol'ün «vurucu g ücü»nün kendi­ lerine kaça mal olduğunu bir kere daha anlayaca klardır (1974 yılına kadar yılda 20 milyar frank) ! Hayat şartlarını iyileştirmek ve insanlık onurunu korumak üzere Mayıs ayı boyunca savaşan emekçilere bu masraf­ ların sorumluluğunu yüklemek, onları, tehli keli bir teşebbüsün masrafını sağlamak üzere vergileri arttırmak, fiatları yükseltmek zorunluluğuna inandırmak zor olacaktır. Fransız işçi sınıfı, bütün Fransız demokratik g üçleri mücadeleye devam edecektir. Sendika teşki latları n ı n işverenlerden haıa tavizler koparta biI­ diğini görmek, umut vericidir. Orneğin loara i linde, 1 Haziran 1 968'den iti baren, maden endüstrisinde ça lışan işçilerin ücretleri % 7 artacaktır. 1 Ekimden itibaren de bu a rtışın % 1 0'a yükselmesi ıôzımdır. Aktedilen an laşmalarda iş haftasının azatılması, emeklilik yaşının gitgide indirilmesi öngörülmektedir. (1) Antrepriz» dergisine Haziran 1 964'te verilen bir müıôkattan. ..

38

477


Bazı işletmelerde geçenlerde yapılan üretim komiteleri seçimleri de, emekçilerin kendilerini savaŞa ve zafere götüren sendi kalara besledikleri g üvenin bir kat daha arttığ ını ortaya koymuştu r. Orneğin, Sen-Fon'daki Ron-Pulenk kimyasa l maddeler fabri kasında, Burj'daki «Mişlen» fabrika­ ları nda, Por-dö-Buk'daki «Ko lşimi» Fabrikasında, işçi-memur oylarının sıra­ siyle % SB,B'ini, % 72,1 4'üni,i ve % 91'ini Genel Emek Konfederasyonu kaza nmıştır. Şunu do hatırlotolım ki 13 Mayıston bu yana, Genel Emek Konfederasyonuno 400.000 yeni üye kaydolunmuştur. Komünist Partisine i se, mücadelenin devam ı sırasında 23.000 yeni üye yazıl mıştır. Bunlar a ra ­ sında üniversite öğrencileri, öğretmenler, profesörler vard ı r. Partin i n ça lış­ malarını gördükten sonra üye olmuşlardır. Fransan ı n maceraya sürüklen­ mesi ni önlemek için Partinin oynadığı çözümleyici rolü değerlendirmişler­ dir. Çok çetin şartlar içinde ödevin i nasıl yerine getirdiğini görmüşlerdir. Parti ile birli kte onlar da, sol g üçler a rasında ortak bir programın zorunlu olduğunu anla maktadırlar. Golistlerin, faşistleştirmeye ve daha da ağır­ laştırmaya çalıştıkları rejimin yerine geçebilecek tek alternatifi n (insanları güçsüz bırakan, yalnış yollara sürükleyen ütopiyalara gidilmek isteni lmi­ yorsa), yeni i ktisadi ve siyasi bir demokrasi olduğunu biliyorlar. Bu yeni demokraside, Komünist Partisi, bütün beden ve akıı emeği işçilerinin, mil­

letin bütün tekel aleyhtarı ta baka la rının dôvasına kendisini adamış bir Parti olarak, üzerine düşen ödevi yerine getirecektir. Fransızların % 40'ını temsil eden, solun temel gücünü teşkil eden Komü­ n ist Partisi, kuru lduğu günden beri gerçek niteliğini açıklamakta olduğu rejime karşı yürütülen savaşın öncülüğünü yapmaya devam ediyor. Bu rejim, sorunları mızın hiçbirini çözümliyemedi : ne işsizli k sorununu, ne de üniversite reformu sorununu. Mayıs ve Haziran grevleri ise - bu g revlere, işçi isteklerine karşı direnen h ükümetin kendisi sebep olmuştur -, mali alanda çok büyük yeni sorunla ra yol açtı. Fransoda bugüne kadar görülen en güçlü birlik hareketin i yaratan, en büyük birlik etkeni ve geleceğ i n en büyük g ücü olduğunu ispatlayan Komünist Partisi, işçileri, öğrencileri, köylüleri, rejime karşı bundan sonra yürütecekleri savaşlarda da bütün g ücü ile destekliyecektir. Bu düşüncelerden ha reket eden Fransız Komünist Partisi Merkez Komi­ tesi, 9 Temmuz 1 96B ta rihli toplantısında şu sonuçlara varmıştı r : .. Partinin üyeleri v e örgütleri, h i ç vakit kaybetmeden, Mayıs-Hazira n olayla rı nı, v e özellikle, D e Gol i ktidarının kötü n iyetlerin i aydınlatmak için geniş ka mpa nyaya girişeceklerdir. Sol oportünizme ve ta rafta rlarına karşı ideolojik ve siyasi savaşı geniş­ leteceklerdir. Sol oportü nizmin meşum rolüne karşı savaşırken, sağ opor­ tünizme karşı yürütülen savaş da zayıflatı lmıyacaktır. Işçi sı nıfı ile emekçi köylüler ve tekel a leyhtarı bütün tabakalar arasın­ daki ittifakı kuvvetlendirmeye çalışacaklardır. Aydınlarlo, üniversite öğren47B


cileriyle kurulan ittifak gü nden g üne ortan bir önem kazanmaktadır. Genç­ lik, özellikle ü niversite gençliği arasında habercilik (enformasyon), eğitim ve örgütleme a lanlarında özel ça balor horconmalıdır . . . "

Bu sözler, ödev ve sorumluluklarını bilinçle gören, «Merkez Komitesinin etrafında sımsıkı birleşmiş, Fra nsanın sosyal i lerleyişi ve demokrotik yeni­ lenmesi uğruna yürütülen savaşın bu yeni aşama sına g üvenle, kararla giren «bir partinin sözleridir. Karar şöyle sona ermektedi r : «De Gol rejimi şimdilik b i r erteleme elde edebildi. Ama b u reji m yenil­ meye mahkumdur. Demokrasi zafere u laşacaktır !..

38·

479


YUVARLAK MASA TOPLANTISI

Kapitalist memleketlerde gençlik "hareketinin yükselişi Bügünkü aşamanın özellikleri ve perspektifler "Barış ve Sosyalizm Problemleri» dergisinin yazı kurulu, son aylarda, kapitalist ülkelerde, özellikle üniversite öğrencileri arasında hızlı bir gelişme kaydetmiş oları gençlik hareketi meselelerini incelemek üzere bir yuvarlak masa toplantısı yapmıştır. Bu toplantıda yapılan konuşmaların bir kısmını dergimizin

geçen sayısında vermiştik. ıtalya ve Federal Almanya Komü­ nist Partileri temsilcilerinin konuşmalarını da bu sayıda sunu­ yoruz.

Batı Almanya V. L. Beker (Almanya Komünist Partisi) : «Barış ve Sosyalizm Problemleri» dergisi yazı kurulunun düzenlediği bu toplantı nın partilerimiz için büyük bir önemi vardır. Bu toplantı, bence, gençl i k a rasındaki çalışmalarla ilgili yeni stratejik v e taktik görüşlerin hazırlanmasına önemli bir katkı sağ­ layacaktı r. Federal Almanyanın en büyük burj uva gaı:etesi birkaç hafta önce şun­ ları yazıyordu : «Almanyada bu olup bitenlerin gerçeği nedir? Almanların g idişi radikalleşmeye doğru bir gidiş değil midir?» Burada «Almanya» kelimesin i n Batı Alma nya için kullanıldığını ve bütün Almanları tek başına temsil etme iddiasının bu biçimde de kendini gösterd iğini bir kenara bıra­ kırsak, yukardaki sorular, işçi sı nıfiyle diğer halk tabakalarının savaşından ve özellikle faal gençliğin eylemlerinden burjuvazinin ne kadar korktuğ unu göstermektedir. Büyük ho reketten önce Federal Almanyanın durumunda, 480


diğer ü lkelerin durumuna kıyasla bazı özellikler vardı. I l könce, bu özellikler üzerinde durmak istiyorum. federal Almanyada, uzun süre, bütün yon beli rtileriyle birlikte yüksek bir konjonktür dönemi geçirdik. Bu dönemde gençlik, kapitalizmin gelişme olanakları üzerine beslenen pek çok hayallerle şaşırtıldı, işçi sınıfının konkre d u rumu ono yanlış tanıtıldı. Bunlara bir de, kumazca işlenmiş bir anti-komünizm sistemi eklendi. federal Almanyadaki sorunları anlamak için, bu memlekette 800 gençli k örgütünün bulunduğunu bilmek gerekir. Bu demekti r k i , bizde gençlik hareketi bölük pörçüktür. Hür Alman Gençliği Orgütünün 1 951 de yasak­ lonmasından bu yana, Batı Almanyada, gençlik arasındaki politik çalış­ malarında Marks ve Engels'in öğretisini kendisine kılavuz ya pan gençlik örgütü kalmamıştır. I kinci Dünya Horbinden sonraki tarihinde, 1 966'da, i l k defa olmak üzere Batı Almanya kapitalizminde çevri msel ekonomik buna lım patlak verdi. Bu buna lım, derin bir politi k bunalımı ve geniş bir mali bunalımı do bera­ berinde getirdi. H ristiyan Demokrat-Sosyal Demokrat koalisyon h ü küme­ tinin kurulması, bu derin politik bunalımın beli rti lerinden biriydi. Bütün gençl i k hareketleriyle akımları, uzun za mandan sonra, aşoğı yukarı 1 967 başındanberi i l k defodır ki yeniden sınıfsal bir anlam kazandı. federal Almanyanın hôkim çevreleri, bütün çabalarına rağmen, kapitalist çelişmeleri a rtık gençlikten gizliyememekte, uzun süre meskeliyememekte­ d irIer. Bunu, son i ki yılın hareketleri açıkça ortaya koymuştur. Partimiz Karloviva ri'de komünist ve işçi parti lerinin yaptıkları görüşme­ leri büyük bir dikkatle izledi. Bu görüşmelerde, ho rbe, gerici liğe ve faşizme karşı, barış ve i lerilik için yürütülen savaşta gençliğin ön safiarda yer aldığı belirtildi. Bu değerlend i rmeni n federal Almanyada gençliğ i n faal kesi mi için de geçerli olduğunu söylemem gerekir. Birkaç yıl önce partimiz, federal Al manyada genel gelişmenin, kuvvet­ ler a rasında bir kutuplaşmaya yol açtığ ını tespit etmişti. Bu süreç şimdi de devam etmektedir. Bugün federal Almanyada gerici liğin, sağcı güç­ lerin h ızlı bir şekilde biçi mlendiğini görüyoruz. fakat aynı za manda dem ok­ ratik-antiemperyalist cephedeki g üçlerin biçimlenmesi de gittikçe daha hızlanıyor. Batı Almanyada sağcı gelişmelerin şimdiye kadar görülmemiş bir hızla arttığı bir dönemde, gençliğin, ön saflardaki yerini doğru olarak a nıayıp benimsemesi çok zordur. Bununla ilgili olara k i ki belirti üzerinde durmak istiyorum. Bir süre önce Anayasa, olağanüstü durum ko nunla riyle değişti rildi. Böy­ lelikle sağa yönelme meşrulaştı rı ldı ve federal Almanyanın daha fazla faşistleştirilmesinin temelleri genişletildi. Ikinci belirti, bütün dünyanın do açıkça gördüğü gibi, federal Alman­ yada neo-nazizmin gelişmesidir. Neo-nazist Nasyonal Demokrat Parti, Batı 481


Almanyanın on federal eya letinden yedisi nde parlamentola ra girmiş bu­ lunmaktadır. Hristiyan demokrat - Hristiyan Sosyalist partileri gibi neo­ nazist Nasyonal Demokrat Parti de büyük sermayeden destek görmektedir. Buna karşılık olarak Nasyonal demokratların faaliyetleri çok yönlüdür. Gençliğin demokratik ve a nti-emperyalist çıkışlarda bulunan bölümlerine karşı savaşmak do onun faaliyetleri a rasındadır. Geçen yıllarda Federal Al manyada gençlerin büyük sorunlar üzerinde geniş faaliyete geçti kleri görüıürdü. (<<Paskalya yürüyüşleri» adı a ltınd� yü rüttükleri silôhsızlanma kampanyası buna misal olarak gösteri lebi lir). 1 967 başlarında ise Federal Almanyadaki gençl i k hareketi nin gelişmesinde yeni bir dönem belirdi. O zamandan beri gençlik eylem ve ha reketleri yalnız genişlemekle ka lmadı, aynı zamanda ve önceli kle gitti kçe daha açık bir politi k ka rakter kazandı. Çeşit çeşit gençlik örgütleri, mücadelelerini, g ittikçe daha fazla bütün toplumsal sisteme yöneltmiş bulunmaktadırlar. 1 966 sonu ve 1 967 başından bu yana, yani ayni dönem içinde, ilk defa büyük öğrenci yığınları anti-emperyalist savaşa katılmaktad ı r. 1 933 te, faşizmin iktidara gel mesinden önce, Merkez Oğrenci Birliğinin Mzilerin elinde bulunduğunu gözönünde tutarsak, Aiman emperyalizmi tarihi nde ilk defa ola rak bugün öğrenciler arasında bu kadar kudretli anti-emperyalist ve demokratik eylemlerin gelişebilmesinin bizim için taşı­ dığı önem daha iyi an laşı lır. Şunu do belirteyim ki, aşağı yukarı üç yıl öncesine kadar Federa l Almanyadaki bütün öğrenci örgütlerinin merkez yöneti mleri olumsuz bir rol oynamakta, hattô temel doğrultula riyle hôkim çevrelerin politikasını yürütmekteydiler. O zamanlar üniversite öğrencileri burjuvazinin cici bebekleriydiler. Şimdi durum bambaşkadır. Hôkim çevreler bütün a raçlarla - fiziki terörle, ifti ralarlo, baskı tedbirleriyle - öğrenci hareketlerine karşı çık­ maktadır. 1 945 ten bu yana politik olarak kendini pek az gösteren orta öğretim öğrencileri a rasında do geçen yıl kuvvetli bir politikayla ilgi lenme süreci başlamıştır. Bu o rada, örneğin, Sosya list Liseliler Birliği, Bağ ı msız ve Sos­ yalist Liseliler Eylem Merkezi gibi bir sıra orta öğretim öğrenci örgütü kurulmuştu r. Ayrıca, son haftalar içinde, sendi kalar ve sosyal demokratlar tarafından düzenlenen çeşitli, büyük gençlik konferansıarını da burada hatırlatmamız gerekiyor. Bu konferansıarda, Hristiyan Demokrat - Sosya l Demokrat koalisyonunun güttüğü politi kanın karşıtı olon bir politika n ı n yürütülmesi, Demokratik Almanya Cumhuriyetinin ta nınması, demokratik reformla r ya­ pılması ve toplumumuzun baştan boşa yenileştirilmesi gibi istekler ortaya atıl mıştır. Oyle görülüyor ki, gençlik a rasında bütün demokratik ve sosya­ list güçleri n birleşme süreci önümüzdeki aylarda daha do gelişecektir. Fakat, pa rtimiz ve demokratik güçler, gençlere, gerçekleşti rilebi lecek doğru 482


stratejik ve taktik ödevleri aydınlatmakta başarı gösterebildi kleri ve onları anarşistlerin etkilerine karşı koyabilecek hale getirebildikleri oran�a bu gelişme sağlanacaktır. Kanaatimce, son bir buçuk ay içinde büyük eylem­ lerde bulunan köylüler de bu ittifaka alınmalıdır. Son haftalarda 250.000 çiftçinin katıldığı gösteriler Federal Almanya tarımı tarihinin en büyük köylü hareketi olmuştur. Bütün bu hareketleri n ve hepsinden önce köylü le­ rimizin giriştiği hareketin sağa kayma tehlikesi bir hayli büyüktür. Bu tehli­ keyi küçümsemek hata olur. Gençliğimizin beklenmedik bir şekilde başlayan eylemlerinin daha iyi anlaşılmasına yardım edecek bazı görüşler işte bunlardır. Bugün Federal Almanyada gençliğe karşı pek çok iftiralar savruluyor, tutumu yanlış açıdan gösterilmeye çalışılıyor. H ri stiya n Demokrat Birliği'nin merkez organı «Raynişer Merku r.. gazetesinde Şubat ayında çıkan bir yazıda şöyle deniyordu : «Tekrar genç o lmayı asla istemem . . ." Gençlik, ..insa n ı n en sahte, en değersiz çağıdır . . . Gençlik, gerçek insana lôyık olmaya n bir devredir... Burada, bu gençlik d üşmanlığının nereden geldiği sorusu karşımıza çıkıyor. Bu davranışla r, Federal Almanya'da gençlik a rasında olup biten­ lere, hôkim çevrelerin kendileri ne özgü bir ceva bıdı r. Anti-komünizm, genç­ lik düşmanı türlü ideolojilerle tamamlamaktadır. Fransa'da, ıtalya'da ve öteki ü lkelerde burjuva ideolog ları, toplumumuzu, gençler ve yetişkinler diye ikiye ayırmaktadır. Onlara göre kuşaklar a rasında bir savaş sürüp g itmektedir. Toplumda dengeyi sağlayan da, işte bu savaştır. Federal Almanya nın ünlü resimli derg ilerinden «Der Şpigel.., 1 967 yılında çıkan 41 'inci sayısında şunları yazmışt ı r : «Gençliğin dünya çapında ki hengômesi karşısında tüyleri diken diken olan ve hayret içinde kalan yaşlı kuşak, onları n bu curcu nasını dikkatle izliyor." Burjuva ideolojisini imdadına çağrılmış olan yorumlar işte bunlardı r ve bu cinstendir. Kanaati mce bunları, burjuvazinin politik-ideolojik silôhı ola rak kabul etmek, aynı za manda da gençliğin beli rli özellikleri ni onun temel sınıfsal tutumuna karşı kullanmak ve sın ıfsal çelişmeleri örtbas et­ mek a macını g üden bir deneme olara k görmek gerekir. Buna göre, biz komünistlerin bütün bu görüşlere bir tek cevabımız vardır, o da şudur: Gençlik hareketi nin nedenleri, mevcut üretim ve sınıf ilişkilerinin ve bunlar a rasındaki somut bağlantıların dışında değil, şiddetlenen sınıf çelişmele­ ri nin içinde bulunmaktadır. Federal Almanyada gençliğin toplumsal gelişmesi nin yapısını, devlet­ tekel kapita lizmini n politi k ekonomisi tayin etmektedir. Bana göre, genç­ liğin kendine özgü ayrı bir ekonomik, politik ve düşünüm tarihi yoktur. Gençliğin ve türlü sosyal gurupları n her olayda ki özelliği, ekonomi ve poli­ tikanın gelişmesi çerçevesi içinde belirmekte, onların etkisi altında bulun­ makta, öte yandan kendi leri de bu ekonomik ve politik gelişmeye etki 483


yapmaktadırlar. Gençliğin emperyalizme karşı g iriştiği eylemler de, yeni kuşağın öteki kuşaklara karşı «yeni tipten bir savaşı» değil, fakat yerleş­ miş kapitalist d üzene karşı bir savaştır. Yani bunlar, iddia edildiği gibi, işçi sınıfının, aydınların ve köylülerin yanında özel bir "gençlik sınıfı ..n ı n temsilcileri değildirler, gerçekte var o l o n sınıfların politik hareketleri içinde nispeten kendi başlarına etkiler yapabilen g üclerdir. Bu mesel e hakkındaki değer ölçümüz işte budur. Fakat, şunu do belirt­ meliyim ki, burjuvazinin belirli bir kısmı, bu meselede, ..Der Şpigel.. dergi­ sinden yukarıda naklettiği m alıntıya kıyasla daha akıllıca davranıyor. Federal Almanya eyaletleri kültür bakanları konferansı Başkanı Hristiyan Demokrat bakanlardan Haydebrem, öğrencilerin, ayrı ayrı demokratik isteklerden başlayıp ..toplum düzenimizin tamamen değiştirilmesine» kada r varan b i r istek listesi hazırladıklarını söyledi. Burjuvazinin başka bir tem­ silcisi, gençliğin kuşaklar boyunca böylesine bir güçle ayaklanmadığından söz etti. Geçen sekiz ay içinde Parlamento, gene Alman emperyalizmi tarihinde yeni bir görüntü olarak, gençlik sorunlariyle üç defa uğraşmak zoru nda ka ldı. Bu tartışmaların zabıtlarında, gençliğimizin ..istikba lini karanlık gördüğünden», kendilerine iyi örnek olacak i nsanlar bulamadık­ larından ve hayatta hangi yolu tutacakla rı n ı bilmediklerinden söz edil­ mektedir. ..Velt.. adlı burjuva gazetesi de şunları yazmıştır : «Daha ilerideki a maçlar ve gelecek meselesi gittikçe daha büyük bir ısrarla ele alınıyor.» Bu örnekler, 1 967 ve 1 968 gençlik hareketlerinde, toplu mumuzun yeni­ lenmesi ile ilgili önemli istekleri n ortaya konduğunu göstermektedir. Bun­ lar, aynı zamanda, sosyalist düşünceye, Marksizme karşı ilginin arttığını do gözler önüne sermektedir. Bu hareketlerde Almanya Komünist Parti­ sinin politikası pek çok genç için büyük bir çekici kuvvet haline gelmiştir. Federal Almanyada «Bölünmez Almanya» adını taşıyan bir örgüt vard ı r. Bu örgüt, Federal Almanyada i ntikamcı fikirlerin işlenip yayı lmasında çok önemli bir rol oynamaktadır ve özellikle Demokratik Almanya Cumhuri­ yetine karşı geniş bir faa liyet göstermektedir. Aynı örgüt, bir süre önce, .. öğrencilerin politi k faaliyetleri nde bunalım» sorunu üzerinde büyük bir seminer düzenledi. Federal Almanyadaki demokratik, anti-emperyalist muhalefetin bir temsilcisi, seminerde hazır bulunan parlamento üyelerine ve bakanıara h itaben şöyle dedi : «Federal Almanyada bir öğrenci buna­ lımı söz konusu olamaz. Efendiler, bunalım içinde olanlar sizlersiniz.» Evet, söz konusu olon, devlet-tekel kapitalizminin buna l ı mıdır ve bunun sonucu olarak do, bu sistemin g üttüğü gençlik politikasının bunalımıdır. Gençliği miz a rasında görülmeye başlayan bellibaşlı birkaç çelişmenin üzerinde etraflıca durmak istiyorum. Bono göre, Huan Dis yoldaş, barış istekleri ile ABD emperyalizminin Viyetnamda işlediği korkunç cinayetler a rasında ki deri n zıtlıklardan bahsederken önemli bir düşünceyi de belirt­ miş oldu. Federal Almanya hükümeti, Batı Avrupada, ABD'nin kanlı har­ bini yalnız moral ve politik bakımıardan değil, aynı zamanda ekonomik ve 484


.,

mali bakımdan da destekleyen tek hükümettir. Bu gerçek, sözü geçen zıt­ lığa eklenmektedir. Küçük bir halkın, proletarya enternasyonalizminin desteği ile, dünya jandarması ABD'ye etkili da rbeler indirebilmesinin savaşan gençliğimizi cesa retlendirmesi de, rolü olan i kinci bir unsurdur. Kanaatirnce, bunu küçümsemernek gerekir. Bununla i lgili olara k şöyle bir olayı belirtmek istiyorum : Federal Al man­ yanın en gerici temsilcilerinden biri olan Hristiyan Sosyalist Birliği Partisi bakanlarından Ştraus, hazırladığı «Avrupa tasa rısı»nda Batı Almanya gençliğine, onların da, örneği n Ameri kalıların Domin i k Cumhuriyetinde ve Viyetna m'da gösterdikleri fedakôrlığa benzer bir d u rumla karşı karşıya ka labileceklerinden söz etmektedi r. öyle gençlik gazeteleri de va r ki, bunlarda, örneğ i n ..Zamanımızın kahramanları ABD'nin deniz piyadeleri­ d i r» gibi görüşler ortaya atılmaktadır. Gençliğimizin Viyetnam sorunu ile ilgili tutumunda son iki yıl içinde bir dönüşüm oldu. Bu meselede sınıfsal görüş büyük önem kazanmaya baş­ ladı. Viyetnam halkının, Amerikan emperyalizmine ve onun Batı Almanya müttefiğine karşı yürüttüğ ü özgü rl ü k savaşından yana gösterilen daya nış­ manın temeli de buradadır. H ristiyan-Demokrat hükümeti n i n soğuk harp siyasetine karşı görülen a ntipati de burada rol oynamaktadır. örneğin, «Velt» gazetesi Ocak ayında şunları yazmıştır : «Genç kuşak NATO ittifa kını g ittikçe artan bir isteksizli kle ka rşılamaktadır. Gitgide daha çok genç Atlantik Paktını soğu k harbin bir kalıntısı olara k görmektedir.» Gençliğimiz diğer bir çelişmeyi de aydın olarak görmektedi r. Bu, özgür­ lük ve demokrasi tarafta rlariyle demokratik ha kları ta ma men ortadan kal­ dırmak için çalışan i ktidar çevreleri a rasındaki çelişmedir. Netekim, i kti­ dar çevreleri, son zamanlarda olağanüstü durum kan unlarını kabul etmek suretiyle bu niyetlerini açığa vurmuşlardır. Anayasan ı n koru nması uğru nda yürütülen savaşta ön saflarda mücadele eden Federal Almanya gençliği, emperyalist terörün ne olduğunu ilk defa anlamak im kônını bulmuştur. Son aylarda gençliğe karşı a lınan terör tedbirlerinin benzerine Federal Almanyada son 1 0-1 5 yıl içinde rastlanmamıştır. Bu sert tedbirleri H risti­ yan-Demokratlar hükümetindeki Sosyal-Demokrat bakanlar yalnız destek­ lemekle ka lmamıştır, ne yazık ki, onların desteği sayesinde bu tedbirlerin alınması mümkün olmuştur. öte yandan, eski kuşakların yıllar boyunca savaşarak elde etti kleri önemli temel haklar gençlerimizce tanınmamakta­ dır. 18 yaşındaki gençler seçimlere katılamornokta, 21 yaşına kadar emek­ leri az ödenmekte, işletmelerdeki seçilmiş gençlik temsilcilerine iş garantisi ta nınmamaktadır. öğrenci hareketi, ü niversitelerin otoriter kuruluşuna bütün g ücü ile ka rşı çıkmaktadır. Federal Almanyada gittikçe beli rg i n b i r hal olan bir çelişme daha vardır ki, bunun bizim için önemi bir hayli büyüktür. Bu, bilimsel-teknik devrim ile Federal Almanyada korkunç derecede düşük olan eğitim düzeyi arasın­ daki çelişmedir. Federal Almanya çok gelişmiş bir kapitalist devlettir, kapi485


talist dünyada sanayii en gelişmiş ülkelerin i kincisidir. Bu yüzden böyle b i r çelişmeden söz etmemize bazı yoldaşlar belki de şaşacaklardır. Fakat Federal Almanyada, önceleri olduğu gibi şimdi de eğitim alanı bir hayli sınırlıdır ve bazı g ruplar için öğreni m imtiyazları hôla yürürlüktedir. Oğre­ timin özü halô gerici karakterded i r. Işçi çocukları için ü niversiteye g i rmek hem'en hemen imkansızd ı r. Oniversitelerde işçi çocukları nın oranı ancak % 5 kadardır. H ristiyan Demokrat - H ristiyan Sosyalistler ile Sosyal Demokratların 1 966 sonunda koalisy�na girmelerinden sonra gençlerin bi rçoğu, yıllarca tekrarladıkları isteklerinin artık yerine geleceği ümidine kapıldı. Ama, gençliğin çıkarları ile hükümetin uyguladığı siyaset arası ndaki çelişmeler, a ksine, daha da şiddetlendi. Biz komünistler, bu kadar gelişmiş bir ülkede meslek eğiti minin son derecede geri kalması nı ve 1 869 yılında yapılmış bir kanuna göre düzenlen mesi ni, ülkemizdeki hareketin önemli bir etkeni sayıyoruz. Bugün hatta büyük burjuva gazeteleri bile, sa nat okulları öğren­ cilerinden yarısın ı n boşuna meslek öğrendiklerini yazmak zorunda kalı­ yorlar. Bu gerçeği daha iyi anlamak için birkaç ra kam vereceğ im. Otomo­ bil sanayii ndeki işçileri n % 58'i, mekanik işçileri nin % 51'i, tesfiyecilerin % 50'si takımcıların % 47'si, ayakkabı sanayiindeki işçilerin % 64'ü öğren­ miş oldukları meslek kollarında çolışmıyorlar. Çok haklı olara k diyebiliriz ki, Federal Almanyada, genel öğrenim okullarındon başlaya rak, meslek okullarına ve üniversitelere kadar bütün öğreti m a lanlarında olduğu gibi, öğrenilen mesleklerde çalışmak hakımındon do d uru m acınacak halded i r. Son iki yıl içindeki hareketlerin nedenleri olara k saydığımız diğer çeliş­ meler de h ükümetin davranışlarında kendisini göstermektedir. H ristiyan Demokrat-Sosyal Demokrat hü kümet, ister Sosya l-Demokratlara, ister din örgütlerine bağ lı olsun, türlü gençlik örgütlerini gitti kçe o rta n idari ve politik zorkullanma (cebir) tedbi rleriyle hakim çevrelerin kontrolü a ltına olmak ve gerici siyaset yara rına harekete geçirmek için büyük ça bala r harcamaktadır. Bu ça balara karş ı koyan gençlerin, özellikle ü niversiteli­ lerin sayısı gittikçe artmaktacfir. Burada küçük bir özelliğe de değinme­ I iyim. Bugün politik ala nda faa l olon üniversiteliler gericilerin uygula­ dıkları bu ma nevralar sistemininin iç yüzünü gitg ide daha çabuk görüp anlayabi lmektedirler. Hatta bu öğrenciler, bu gibi sorunlarla uğraşma olanakları n ı daha fazla bul maya başlamışlardır. Ozet olarak denebi lir ki, kendi geleceklerini emperyalistsiz bir Federal Alma nya Cumhuriyetinde gören gençleri mizin sayısı gittikçe a rtmaktadır. Ama, bu geleceği n görüntüsü her za man aydın değildir. Çünkü gençlik a rasında gelecek hakkında demokrati k burjuva görüşlerinden sosyalist görüşlere kadar çeşitli fikirler va rdır. Fakat genellikle söz konusu olon sorun, toplumu muzun yenilenmesidi r. Gelişmekte olon hareketler içinde bizim için önemi olon iki yeni belirti ortaya çıkmıştı r. Bunlardan biri, işçileri n öğrencilerle ve öğrencilerinde 486


' işçilerle daha g üçlü dayanışmasıdır. Birçok eyıe mler birlikte yürütülmüştür. Rudi Duçke'ye yapılan sui kastten sonra büyük şehi rlerin bir çoğunda işçi ve öğrenci komiteleri kurulmuştur. Bu komiteler. 1 Mayıs için ortak eylemler hazı rla mak ve olağanüstü d urum kanunlarının onaylanmosına karşı eylem­ Iere geçmekle işe başlamışlard ı r. Ikinci belirti, bu süreç içinde birlikte hareket etme isteğinin artmasıdır. Bunları söylerken boş haya ller yaratmak i stemiyorum. Bu süreç. günün gereğine uygun bir hızla i lerlememektedir. Ha lbuki sağcı güçlerin biçimlenmesi daha hızlı olmaktadır. Bug ü n ülke­ mizin karşı karşıya bulunduğu büyük tehlike de işte budur. Şimdi meseleni n bir başka yönü ne. düşman ı n bölme taktiğine değ i nmek istiyorum. Düşman başlı başına bir eylem sistemi hazırlamıştır. Her şeyden önce. çeşitli güçleri ve gençli k gurupları n ı ha reketten uza k tutup ele geçirmeye ça lışmaktadır. Bir yandan do azınlıktaki g u rupları lekelemek çabasındadır. Gençl i k arasında muhalif olon herkes. ka rışıklık çıkarmak isteyen. huzur­ bozucu, ıskando leı kişiler olarak damgalanmaktadır. Genç sosyolistıere ve gençliğin öteki faal kesimlerine ..sol faşistler» denil mektedir. Bütün bunlar işçi gençliği ve işçi sınıfını üniversite gençliğine karşı ha rekete geçirmek için ya pılmaktadır. Son günlerde düşmanın yeni bir tutumu daha açıklanmıştır ki. bunun üzerine di kkatinizi çekmek isterim. Iktida r çevreleri, Rudi Duçke'ye yapılan sui kastten sonraki gün lerde, öğrenci eylemleri ni, esas olarak polis hücum­ lariyle bastırmaya çalışmışlardı. Şimdi ise, daha çok, üniversiteler içinde mevcut öğrenci derneklerine karşıt, kendilerine bağl ı öğrenci birli kleri kurma ted birlerine başvurmaktad ı rlar. Bunu aydınlatmak için şunu do söy­ liyeyim ki, Federal Alma nyada bütün üniversiteliler Al man lJniversiteliler Birliği'ne üye olmak zorundad ı rlar. Bu birliğin olumlu yolda gelişmeye baş­ laması üzerine burjuvazi, hükü met, Sosyal Demokrat Parti, Nasyonal De­ mokrat Parti, kısaca bütün gerici çevreler, Alman Oğrenciler Birliğini ezmek için, ça lışmala rını yeni Oğrenci Birliği üzerinde yoğunlaştı rdılar. Bunların ya nı sıra H ristiyan - Demokrat gençlerle Nasyonal-Demokrat genç­ ler, demokratik güçleri n eylemlerini bozmak için komando birlikleri kur­ maya başladılar. Hôkim çevreler. Sosyalist Oğrenciler Birliği'nin faaliyetini yasakla maktadırlar. Ya ni düşman, kurnazca yöntemler ve kaba terörle muhalefet güçlerini bölüp dağıtmak için çaba harcama ktadır. H ristiyan Demokrat-Hristiyan Sosyalist-Sosyal Demokrat rejimi, çeşitli gençlik tabaka la rının ..vurucu kuvvet>,ini «yuka rdan in me» reformlar yo­ luyle zayıfiatmaya ça lışmaktadır. Hükümetin bununla a macı demokratik reform lar uygulamak değil, ta m tersi ne bunları önlemektir. Memleketimizdeki öğrenci hareketinde birçok başarıla rla birlikte bir sıra büyük güçlükler de vardır. Oğrenci ler a rasında, Troçkistlik, uydu rma­ Marksistlik, Maoculuk, anarşistlik v.b. g ibi türlü türlü ideolojik a kımlar 487


belirmiştir. Tartışmalar ve hareket sırasında büyük bir eksi kli k de kendini göstermektedi r : Olumlu nitelikleri bulunan pek çok öğrenci grupu yapıcı a lternatiften yoksundur. Partimiz, sosya list öğrenciler arasındaki çalış­ malarında başarılar sağlamış olmasına rağmen, Sosyalist öğrenciler Bir­ Iiği'nin son konferansında gerek Federal Almanya Komünist Partisine, gerekse başka komünist partilerine karşı endişe verici iddialar ileri sürül­ müştür. Burada, onların «tutucu.. «dedikleri Marksist-Leninistlere karşı yü­ rütülen mücadeleyi kastediyorum. Bu hücumlar, başlıca, Leninizm kavra­ mına yönelti imiş bulunmaktadır. Bu saldırılarda, gerek komünist Partileri, gerekse sendikalar, kurulu düzene bağlı olan hükümetle, Almanya Sosyal Demokrat Pa rtisiyle aynı tutum içinde gösterilmeye çalışmaktadır. Solculuk iddiasında olanla r, sözde tenkidlerinde şöyle diyorlar: «Biz Komünist Partisi'yle hemfi ki r değ iliz. Komünist Partisi eski devrimci tutumundan vazgeçmiştir. Bu yüzden Komü­ nist Partisine yönelın tenkitleri miz anti-komünistçe bir tenkit değildir, a ksine komünistçe bir tenkittir. Çünkü biz devrimi koruyoruz... Belirli gru p­ lar, otoriterizme karşı mücadele şiarı a ltında aslında herşeye karşı çıkmak­ tadırIar. Bazı üniversitelerde son iki hafta içinde hazin olaylar meydana geldi : öğrenci örgütleri varlıklarına son vermeye başladılar. Çünkü bunlar, ken­ d ilerini, kurulu d üzenin bir parçası olarak görüyor, örgüt biçimlerinin eskidiği sonucuna varıyor ve kendiliğinden meydana gelen eylemler içinde birleşmek gerektiği görüşünü öne sürüyorlardı. Şimdi öğrenciler a rasında, hareketin ileri doğru gelişmesin i ve Federal Alma nyada ittifakın genişle­ mesini engel/iyecek ka rmaşık süreçler gelişmektedir. Ve bunla r, Komü nist Partisi'nin legal olmadığı şartlar içinde geçmektedi r. Son ola rak, pa rtinin ve genç komünist/erin bu hareket i çindeki rolü sorunu üzerinde durma k istiyorum. Buraya kadar, devlet-tekel kapitalizmi şartları içinde çeşitli çıkarlar arasında gittikçe a rtmakta olan çelişmeleri ve devam eden hareketin nedenlerini aydınlatmaya çalıştım. Komünist Partisi bu hareket/erde nasıl bir rol oynad ı ? Beno Onezorg'un öld ürülme­ sinden bu yana geçen bir yıl i çi nde eylem ve gösteri lerin çoğunda komü­ n istler/e öğrenciler ve öteki demokratik g üçler a rasında iyi i lişkilerin ge­ lişmiş olduğunu söylersem mubalôğa etmiş olmam sanırı m . Büyük bir Paskalya yürüyüşü düzenlemeye muvaffak olduk. 300 bin kadar insanın katıldığı bu yürüyüş, o zamana kadar yapılanların en büyüğü idi. Bu hare­ ket içinde komünistler her d üzeyde, özel/ikle a lt tabakalar arasında, türlü g ücJerle kesin bir işbirliği yaptı. Pa rlamentoda olağanüstü durum ka nun­ Iannın oylanmasına karşı 1 1 Mayısta Bon'da düzenlenen ve 15 bini öğrenci olma k üzeri 70.000 kişinin katı ldığı yürüyüşe ilk defa büyük işletmelerden heyetler de iştirak ettiler. Işçi lerin bu yürüyüşe seferber edilmesinde ü retim konseyleri nin ilerici üyeleriyle sendi kalardaki a rkadaşların büyük rol ü oldu. 488


Yukarda sözünü ettiğim ve işçilerle ü niversiteli ve liseli öğrencilerin b i r­ likte çalıştıkları komitelerin çoğu yoldaşlarımızın teşebbüsleriyle kurulmuş­ tur. Partimizin yeniden legal olması için Federal Almanyada geçen yıldan bu yana büyük çaba harcanmaktad ı r. örneğin, partimizin legalize edil­ mesi için kurulan teşebbüs komitesi, 1 967 Martında n beri 200 kadar top­ lantı düzenlemiştir. Bu gibi toplantılara on binlerce üniversiteli katılmıştır. Partimiz, program tasa rısını legal olara k savunup yaymak için de çalış­ maktad ı r. Bon makamlarının buna karşı tutumunu biliyoruz. Gittikçe daha çok yoldaşımız, hareketle i lgili sorunlara açıkça cevap ve yön verebilmek imkônını sağlayabilmek için komünistliklerini g izlemeden legal faa liyette bulunmaktadır. Gençlik a rasında yeni bir belirti görülmektedir. Karl Marks'ın 1 S0'cl doğum yıldönümü sırasında Rur bölgesinde Federal Almanyanın kurulu­ şundan beri ilk defa bir sosyalist işçi gençlik örgütü, Alman Sosyalist Işçi Gençlik örgütü kuruldu. Bu teşkilôt, kendisinin işçi gençlik örgütü olduğunu önemle belirtmektedir. Böyle olmakla beraber, bütün demokratik gençlik güçlerine açıktır. federal Almanya'da sosyalizm ve Marksizme karşı ilgi a rtmışlar. Bun­ dan şu mantıki sonucu çıkarabi liriz : Genç sosyalistler, sosya list fiki rlere karşı ilginin hangi biçi mlerde belirdiğini ve bu ilginin ileri doğru nasıl geliştirilebileceğini düşünmüş olmalıdırılar. Sosya list Al man Işçi Gençlik örgütü progra mında, bu örgütün işçi gençliğin isteklerini sürekli olara k yansıtfiği belirtilmektedir. Aynı örgütte, komünist gençler, bütün sorun­ larda, elbette, öteki sosyalist ve demokratik güçlerle işbirliği yapmaktadır­ lar. Bu gençlik örgütünün, kuruluşundan sonra geçen 1 ay içinde, neo­ nazizme karşı mücadele başta olmak üzere bir sıra önemli faa liyet göster­ miş bulunması di kkate değer. Işçi gençlik örgütü, gençliğimizin temel soru nlarını Marksist açıdan çözmeye çalışmaktad ı r. Gençlik a rasında yürü­ tülen legal ça lışma şartları içinde bunun bir yenilik olduğu söylenebi lir. Biz komünistler, işçi ha reketi içinde beliren bir sıra ideoloj i k sorunları aydın latmaya çalışıyoruz. örneğin, demokrasi i le sosya lizm arasındaki bağ­ lantı sorunu bunlardan birid i r. Şuna da i na nıyoruz ki, işçi sınıfının yönetici bir güç olara k rolünü anlatmak da, geciktirilmeden yapılması gereken bir ödevdir. Başka bir sorun da, yeni savaş biçimleriyle ve mevcut ittifa kları ileri doğru geliştirmek için yeni kuvvetleri seferber etme metotlariyle i lgi­ lidir. Kendiliğinden gelme eylemlerle bi linçli eylemler sorununun biran önce açıklık kazanması da bir başka soru ndur. Pratik çalışmalarımızda, her şeyden önce, olağanüstü diktatörlük kanun­ larının kabul, edilmesinden sonra, şimdi görevimiz, bu kanunların uygulan­ masına karşı ve adım adım ka ldırılması uğrunda birçok imkônlardan yara r­ lanarak mücadele etmektir. Işletmelerin, devletin ve toplumun yönetimine katılmak için yürütülen ha reketi genişletmeye ve sendikalardaki çalışma489


ları mızı artırmaya daha büyü k bir kuvvetle yöneleceğ iz. Federal Alman­ yada sağa doğru gelişme hızlanmaktadı r. Bu yüzden, en yakın gelecekte neo-nazizme ve onu doğuran sebeplere karşı savaşın büyük bir önem kazanac;ağı bizim için kendiliğinden anlaşılır bir şeydi r. Ça lışmaları mızın her a lanında, yeni anti-faşist demokratik ittifa kla r ve geniş birl i k cephe­ leri kurmak için büyük i mkônla r bulunduğu kanısı ndayız. Leninin 1 901 yılında yazdığı şu sözler sanki bugünkü durum için söylen­ m işti r : «Dniversite öğrencisi işçiye ya rdıma koşuyordu ; işçi de üniversite öğrencisinin yard ı mına koşmak zorundadı r.» özellikle bilimsel-tekni k dev­ rim çağında işçi sınıfı ile aydınlar a rasında ittifak kurma ve geliştirme a lanında bu ta limatın, sonuç belirleyici bir önemi vardır. Federal Almanya Cumhuriyetinde, her şeyden önce genç insanları sos­ yalizm fikirleri cephesine çekmek, toplumu yenileştirme fikirleri yönünde birleştirmek için olanca gayretimizle çalışmamız gerekiyor. Çünkü yarın­ ları n hakimi onlard ı r.

ıtalya Culietto Kieza (ıta lyan Komünist Partisi), ıtalyadaki öğrenci hareketle­ riyle ilgili raporunda (bundan Avrupa için de aynı şeyin geçerli olduğunu söylilerek) öğrenci hareketlerini, sosya l bünye içinde olgunlaşan pek çok sorundan bir tanesi imiş, ayrı bir sorunmuş gibi görmek hatasından kaçı n­ mak gerektiğini bel irtti. öğrenci hareketi, öğretim sisteminin, kültürün d üzene sokulması ve ben­ zeri sorunlarla ilgili isteklerin yer a ldığı bir düzeyde gelişmekle beraber, bu hareket, toplumun bütün belirtileri üzerinde yeni yargılar doğuraca k daha geniş bir savaşa geçmek için gene bu görüntülerden ha reket etmek­ tedir. Bu bakımdan ıtalyan komünistleri, öğrenci lerin yapısal bir reform isteğiyle bu savaşı yürüttü klerini söylemekte yerden göğe kadar haklı d ı r­ lar. Yani öğrenciler, sosyal örgütün - geniş anlamiyle kültür ü retiminin bir belirtisi üzerinde istekler öne sürmekle, «korporativizm»den uzaklaş­ makta ve tüm kapitalizm gerçeğine karşı savaşa geçmektedirler. Bizde olup bitenler, dar sınırl a r içinde kalmış bir öğrenci «seçkin»lerinin hareketi değildi r; bunlara geniş üniversiteli ve liseli yığınlar katılmıştır. Böylece bu yığınlar, üniversitenin bir çeşit «geto» haline soku lmasına karşı çıkmayı ve ülkenin eğitim sisteminde huzursuzluk yaratan d urumun derin nedenlerini arCl ştırmay l öngören teoriyi, üniversite ile kapitalist toplumun hükmedici yapısına karşı g i riştikleri savaşta denetleyip doğrulayabiidiler. 490


Ama bu gerçek, öğrenci hareketini ıtalyan devriminin bütün sorunları ile karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. ıtalyan Komünist Partisi, geleneklerine uygu n olarak, devrimin itici kuv· vetleri arasında ilerici aydınların önemli rolünü defala rca bel i rtmiştir. Bugün öğrenci ha reketinin (teorik a landa) açık sosya list hedeflere ve (pratik alanda) doğru bir strateji ve taktiğe sahip olgun bir güç olduğunu elbette söyliyemeyiz. Şüphesiz, sosyal kökeni küçük burjuvazi olan bu hare­ ket, bu yüzden de sayısız ideolojik çarpıklı kıara sahne olmuştur. Bununla beraber, büyük gençlik yığınları, bu hareket sayesinde, anti-kapital ist, anti-otoriter ve anti-emperyalist ça balarını ortaya koymuşlardır ve koy­ maktadırlar. ıtalyada ve Avrupada ilk defa ola rak, öğrencilerin sol eğilimli siyasi faaliyetlerini genişlettikleri bir yığın hareketiyle karşı karşıya bulu­ nuyoruz. Bu gerçekıere dayanara k, ülkemizdeki öğrenci ha reketlerinin, gerek sınıf savaşını kökleştiren bir unsur, gerekse kapita lizm ve emperya lizmin genel bunalımının bir belirtisi olduğu yolunda olumlu bir değerlendi rmeye vardık. Oğrenci ha'reketlerinin, Avrupayı sa rsa n sosya l çatışmalarla sınıf çatışmalarını n ' dinamit fitili olduğunu ve bu patlamayı ateşlediğini söyle­ mek zordur. Fakat, bu hareketin, bazı kimselerin artı k yatıştığ ını sandığı sosyal bir çatışmanın olgunlaşmasına katkıda bulunduğu tereddütsüz söy­ lenebil i r. Biz marksistlerin tarihsel sü rece uyarak gelişti rmekte olduğumuz d üşün­ celere tama men uyan, fakat pa radoksmuş gibi görünen bir gerçekle karşı karşıya bulunuyoruz. Oğrenci ha reketi i çinde orta k temellerle birbiri ne bağlanmış türlü gruplar var. Aynı sosyal köke dayanan bu orta k temel, bu grupların üyelerini, komünist partilerine ve genelli kle işçi partilerine karşı şiddetli bir muha lefete itmektedir. Onlar, çok kere mekanik olarak, başka devrimci tecrübelerden örnekler gösterip, bu örnekleri zorla ülkemize uygula maya çalışarak, bizim politik doğrultumuzu eleştiriyorlar. Kapitalist ü l kelerin işçi sınıfının devrimci olana kları na derin bir güvensizlik gösteren bu g ruplar, işçi sınıfı n ı n bugün kesin olara k kapitalist düzene tdbi oldu­ ğunu, öğrencilerin pek sevdiği deyimle, bu düzenle kaynaştığını öne sürü­ yorlar. Ote yandan da, emperyalist d üzeni n sınırsız egemenlik olanakların­ dan söz ediyorlar, fakat bunu yaparken, şüphesiz, bu sistemin kendi ken­ dini ayarlama olanağını aşırı derecede büyütüyorla r. Ve ni hayet, gerçekte kendini savunma d u rumunda olan emperyalizmin, hücuma doğru i lerlediği görüşünü benimsiyorlar. Ama, burada da açık bi r paradoks göze çarp­ maktad ı r. Gelişmesine yardım ettikleri savaş, komünistlerin politik doğrul­ tusunun doğru luğunu ortaya koymuştur. Yani, işçi sın ıfı kapitalist sistemle kaynaşmış değildir; kendi bunalı mlarını ve bunların doğurduğ u sosyal gerginlikleri giderme olanaklarını sınırsız bir şekilde artırmaktan çok uzak bulunan kapitalist sistem ise, tam a ksine, bu olanakları durmadan kaybet­ mektedir. 491


Bu sonuçlar, komünistlerin yanı sıra öğrenci hareketini denetimleri al­ tında bulunduran ve yöneIten «solcu .. g ru plar içinde de temelli değişik­ l i kler doğurmuştur. Başka bir deyişle, işçi sınıfının yeminli düşmanları olan anti-komünistleri, sadece teorik hatalara kurban g iden ve fakat sosyal ist stratejiden yana kazanı labi lecek olanlardan ayırt etmeye i m ka n veren bu d urum, böylelikle daha da açıklık kazanmıştır. Aynı zamanda ve yukarıda belirtilen aynı veriler sayesinde, öğrencilerle işçiler arasında, komünist partilerin dışı nda ve bu partilere karşı doğrudan doğruya bir bağlantı kurma yolundaki denemelerin hiçbirinin gerçekleşe­ miyeceği ispatlanmıştır. Bunun sonucu olarak da en yetenekli öğrenci yöneticilerinin karşısına komünistlerle ittifak ve i lişkiler sorunu çıkmış ve bu da yapıcı b i r tartışmada ortaya konmuştur. Bu bakımdan da biz, bazı tutumları n sadece formel olarak ele alınması yüzünden bir yana çekilecek deği liz. Tam aksine. pratik eylemler ve teorik tartışmalar çerçevesi içinde işçi sı nıfiyle bağlantı lar kurabil meleri için öğrencilere aza mi imkan sağ­ lama a lanında çaba harcama ktayız. Şunu da i ıave edelim ki, parti mizin faal iyetlerinde gösterdiği ve derhal g iderilmesi gereken zaaf ve kusurlar sorununa - yukarıda belirttiğimiz değerlendirmelerden hareket ederek - kendi kendimizi tenkit yoluyla yanaşmak zorunda kaldık. Bürokrasi ve a lışkanlığa dayanan çal ışma eğ i­ limleri, parti mizin politik doğrultusunun somut pratiğe geçirilmesini çok kere engelledi ve böylece öğrenci hareketin i n önemli kesimlerinden gelen eleştirileri hakI: çıka rdı. Bu yüzden gelecekte de emel i m iz. açık kal pIi likle ve her türlü dogmatizmden uzak olarak bilinçle davranmak, gerçek birlik politikasını izlemeye devam etmektir. Biz öğrenci hareketinde. daha şim­ diden, toplumun dönüşümü uğrunda savaşan bir sosyal güc karakterini görmekteyiz. öğrencilerin özerklik isteklerini doğru bulmakta, onları anla­ ma kta ve desteklemekteyiz. Bu hareket içindeki faal iyetleri komünist öğ­ renciler a racı lığı ile ve bunların dışında da işçi sınıfının bütün örgütü vasıtasiyle devam ettirmeye, birlik ve kardeşlik ru hu içinde konuşma lar ve tartışmalar yapmaya kesinlikle kararlıyız. Şurasını da iyice belirtelim ki, bu sonuç ve değerlendirmeler, bugün ortada olan bir çok güç sorunu olduğu g i bi, gelecekte ortaya çıkmaları önlenemiyecek sorunları da kapsamaktad ı r. öğrenci hareketinde. komü­ nist öğrencilerin tutumuyla uyuşmaya n politik tutumlar bulunduğu g ibi, bazı komü nist partilerin davranış ve teorilerini polemi k konusu yapan tutumların da olduğunu gayet iyi bilmekteyiz. Markuze'nin «teknolojik ba­ kımdan i leri toplum.. teorisi ile Duçke'nin «kapita lizmin son devri>. teorisi­ nin Marksist-Leninist düşünce ve pratikle. belgelere daya narak açıkça eleş­ tiril mesi nin gerektiğine de inanıyoruz. Biz, kendi hesa bımıza, bu tutumları d ikkatle ve temelli olara k çürütmekten geri d u rmadık. Ama, gelişmiş bir kapita list ülkede sasya list devrimi gerçekleştirme ödevi i le karşı karşıyayız. Bu yüzden, hakim sınıfları n çarpık ideolojilerinin etkisi altında bulunan, 492


fakat bu hôkim sınıflardan kendilerini artık koparmış olan dağ ınık bütün güçler üzerinde politik hegemonya sağlama nın zorunlu olduğu görüşün­ deyiz. Türlü tutumlar ha kkında ortaya atılan, açıklık getirmekten çok, böl ün­ meye yardım.eden ve diya lektik değ il, statik olan görüşleri bu yüzden eleş­ tirdik. Yapıcı, yaratıcı teorik ça l ışmala rın, ancak, hayata bağ lı yeni sorun­ lar karşısında verilecek savaşın ateşi içinde yürütülebileceğini, ıtalya, Fransa, Ingi ltere ve Batı Almanyanın yaşadığı son aylar gösterdi. Böyle bir ça lışma hiçbir şekilde Ma rksizm-leninizm i l kelerine aykırı değildir. Tam tersine, en gelişmiş kapitalist toplumların sorunları bu i l keleri n doğruluğunu daha kuvvetle ıspat etmektedir. Oğrenci hareketinin hôtôları ve bu hôtôların açıkça yol açtığı ideolojik çarpıklıklar üzerinde durma lı mıyız? Oğrenciler komünist pa rti lerini ve sen­ dika örgütlerini tenkit ettiklerı ve bazı şeyleri anlamadıkları zamanlarda kendi lerine çıkışma lı mıyız? Yoksa, za man zaman en şiddetli polem ik sorunlarını bir kenara bırakarak, onla rı bizden ya na kazanmaya mı ça lış­ malıyız? Biz, sosya list devrim için en geçerli ve yara rlı olduğunu kabul ettiğimiz i kinci yolu seçti k. Sömürü düzenine karşı savaşa geçen gençlik ve öğrenci­ lerle yeni bir toplum uğrunda savaşan örgütlü işçi g üçleri a rasındaki daya ­ nışmanın, hôkim sınıflar için en korkulu şey olduğunu, ıtalya olayları gös­ termiştir. Oğrencilerle işçi örgütleri a rasındaki gerginlik ve ayrı lıklardan burjuvazi elbette yararlanmaya ça lışmaktad ı r. Oyleyse bizi m de, onların bu ça ba­ larına yarayacak her şeyden kaçınmamız gerekir. Komü nist Pa rtisinin büyük zaferiyle sona eren seçim ka mpanyası, işte bu ilkeler temeli üzerinde yürütüldü ve olayla r, ıtalyan Komü nist Pa rtisinin tuttuğu yolu doğruladı. Böylelikle, kendilerini burjuva sınıfının hegemon­ yasından kurtaran ve kapitalist düzeni destekleyen bir pa rti olduğu için sosya l-demokrasiye şiddetle hücum eden öğrencilerle birlikte, yüzbinlerce yeni taraftar kazandık. Komünist Pa rtisinin solunda iki nci bir cephe açmak, kökü derinlere uzanan - ve itiraf edelim ki - varlığını ka bul ettirmiş olan yenileşme istekleri karşısında ka pıları ka pamak demek olurdu. Devri mci g üçlerin gelişme sürecinin, önceden tespit edi lmiş ve değişmez kurallara göre yürümediğini hayat gösterm iştir. Kapitalist Batı'nın komünist partileri, bugün, işçi sınıfı n ı n önünde iktidar sorununun bulunduğu ve sosyalizmin gerçekten gündemde yer aldığı koşulla r içinde çalışmak zorundad ı rlar. Bu yüzden, i ktidar sorununu sen­ d i ka l ı isteklerden ayırmak, inancı mıza göre ağır bir hata olur. Gerek öğren­ ciler, gerekse işçi sınıfı için bu böyled i r. Bugün için demokrasi sorunlarıyla sosya lizm sorunları da ayrı lmaz bir şekilde birbirlerine bağ lıdırlar ve birincisinin çözümü, daha şimdiden i kin­ cisinin çözümüne geçil mesi ni gerektirmektedi r. 39

493


Kon-Bendit'i, Duçke'yi ve Markuze'yi formül leri yüzünden eleştirrnek kolaydır; ama bu, ağaçların a rdı ndaki ormanı görmemek olur. Çünkü, bu formü l lerin yanı sıra bugün, olağanüstü bir azimle savaşan gençli k ve öğrenci yığı nları geniş bir hareket içinde bulunmaktadıriar. Izin verirseniz, sözümü, ıtalyan Komünist Partisi Genel Sekreteri Luici Longo'nun şu sözle­ riyle bitireceğim : «Bu aylarda üniversiteler, türlü fikir ve tutumlar a rasın­ daki canlı ve içten çarpışmaların geniş bir sahnesi oldu. Oğrenci hareke­ tinin, ün iversite çerçevesi içindeki istekler için yürüttüğü savaş, düzene karşı özel bir savaş biçimini ve bir sıra strateji ve taktik sorununu gün­ deme getirdi. Itiraf edelim ki, bu ha reket ıtalyada politik d urumu sarsmış­ tır ve ıtalyadaki sosyal düzeni dinamitleyen bir hereket olara k belirdiği için, büyük ölçüde olumlu bir değer kazanmıştır ve bu değerini bugün de korumaktadır...

494


K I TA P LA R

Büyük bir kültür hazinesi

Karl Marks ve Fredrik Engels'in eserleri, Kamünist ve işçi partilerinin fikri hazinesidir, mücadele silôhlarıdır. Marksizm kurucula rının eserlerin i yayınlamak, yaymak ve propaganda etmek, komünistlerin ideoloji alanın­ daki aralıksız çalışmaları arasında yer al maktadır. Sovyetler Birliği Komünist Partisi, Oktobr Sosya list Devrimi zaferinden hemen sonra Ma rks ve Engels'in eserlerini toplayıp bilimsel bir tara madan geçi rerek yayı nlama işi ne, büyü k bir devlet ve parti işi derecesinde önem verm ıştır. Daha 1918 yılında, Rusya Komünist Partisi (bolşevikler) Merkez Komi­ tesinin karariyle Ma rks ve Engels'i n Eserlerini Çeviriye, Hazırlama Komis­ yonu kurulmuştur. Marks'ı n 1 00'üncü doğu myı lı (5 Mayıs 1 91 8) dolayisiyle yapılacak işler a rasında, Karl Marks ve Fredrik Engels'in eserleri nin 28 cilt halinde yayınlanması da planlaştı rılmıştır. Redaksiyon Komisyonunda Vla­ dimir iliç Len i n de ödev almış bulunuyordu. Lenin'in teşebbüsü ve Partin i n 1 1 Ocak 1 921 g ü n l ü kararnamesiyle, Sosyalist Bili mler Akademisine bağ lı olarak otonom haklara sahip özel bir «Karl M arks ve Fredri k Engels» Ensti­ tüsü kuru lmuştu r. Sovyetler Birliği Komün ist Partisi Merkez Komitesine bağ lı şimdiki Ma rksizm-Leninizm Enstitüsünün temeli işte bu suretle atıl­ mıştır. Komünist Enternasyonali Yürütme Komitesi de bu Enstitü ile ya kın bir işbirliği yapmıştır. Klara Setki n ve Bela Kun, Komintern'in temsilcileri ola­ rak Enstitü Konseyi nde çalışmışlard ı r. Genç Sovyet Cumhuriyeti o zama nlar yoksuldu, harb ya ralarını sa rmakla meşguldü. Sanayii ve köy ekonomisini işler hale getirebilmek için olanca gücü ile çalışıyordu. Bütün bu yokluklara rağmen, (V. i. Lenin'in ölümünden sonra «Marks-Engels-Lenin» Enstitüsü adını a lan) «Marks ve Engels» Ensti­ tüsü'ne bol tahsisat ayrı lıyordu. Ve o, bu para ların da yard ı m ı ile dış ülkelerle yürüttüğü geniş haberleşme yolu ile Marks ve Engels'in eserlerin­ den sekiz bin döküma nın fotokopisini ve orijinalini bulmaya muvaffak olmuştu. 39'

495


Karl Marks ve Fredrik Engels' in eserlerinin 29 cilt halinde i l k basımına 1 930 yılına doğru başla ndı. Ilk baskı hem Rusça, hem de eserlerin yazıldığı Alma nca olarak çıkmaya başladı . 29 cildin Rusça biri nci baskısı 1 947 yı l ı nda tama mlandı. (Yalnız «Artı k-değer teorisi"ne ayrılmış olan 20'inci cilt çıka rı lamadı). Almancası (Marx- Engels Gesamtausgabe M EGA), Vatan Ha rbi yüzünden tamamla namadı, ancak 1 1 cildi yayınlanabildi. Ma rks ve Engels'i n eserlerini bulup yayınlamak büyük bir işti. Çünkü eserlerin orijinallerinden (el yazmalarından) birhaylisi ya bir köşede toza gömülüp unutu lmuş veya Alman Sosyal Demokratla rının arşivlerinde veya diğer a rşivlerde, «farelerin kemirici tenkitlerine" terkedilmişti. Ma rks'ın şimdi geniş ölçüde yaygın bulunan «Al man ideolojisi .., «Ta biatın diyalek­ tiği.. gibi eserleri kemiri lmekten kurtu lanlar arasındaydı . K. Marks ve F . Engels'in eserlerinin Rusça ikinci baskısı - ki büyük bir bilimsel başarıdır -, 1 955 yılında başlanıp 1 966 yılında ta mamlandı. 39 cilt ha linde çıkan Marks-Engels külliyatı, bili msel sosyalizm kurucu­ larını n bütün kültür mirasını ta ma miyle kapsamamaktadı r. Bu 39 ci ltte, Marks ve Engels'in büyük eser, makale, mektup ve diğer yazılarından 5.500 doküman toplanm ıştır. Biri nci baskıda kinden fazla olarak 1 .000 kadar yeni döküman vardır. Karl Marks'ın «Kapital" adlı muazza m eseri (üç cilt olarak) ilk defa ta mamlanmış ha liyle yayı nlanmıştır. Ma rks ve Engels'in mektu plarına, i kinci baskıda 27-39 ci ltlerde geniş yer verilmiştir. Bunlar, Marksist teorinin ve devrim tecrübesinin gerçek hazineleridir. Bu Rusça i ki nci baskı, dünyada büyü k bir ilgi uya ndı rmıştı r. Bu baskı esas tutularak Demokratik Almanya'da, Ja ponya'da, Demokratik Kore'de, Macaristan'da, Çekoslova kya'da, Bulgaristan'da, Polonya'da v.s. memle­ ketlerde Marks ve Engelsin bütün eserleri yayı nla nma ktadır. Marks ve Engels'in bütü n eserlerinin hemen hemen üçte ikisinden faz­ lası Almanca yazı lmıştır. Şimdi bunlar, Demokratik Almanyada yazıldıkları dilde yayınlanmaktadır. Bu bakımdan, u luslararası okuyucu, bu eserleri çevi risinden değil, orijinalinden ve değerli bilginlerin bili msel yorumlariyle okuma k imkônına kavuşmaktadır. Ote yandan, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine bağlı Marksizm-leninizm Enstitüsü, elinde bulundurduğu büyük hazineden ve sa hip olduğu zengi n tecrübeden faydalanmak istiyen bi rçok yabancı bilim enstitüsü ve ilerici yayı nevi ile temaslar kurmuş bulunmaktadır. Istiyen bilim enstitülerine ve yayınevlerine Marks ve Engels'i n eserlerinin foto­ kopi leri ni göndermektedir. Sosya list düşünce ve işçi ha reketi ta rihi ve Marksizm-leninizmle ilgili iki mi lyona yakın esere sahip olan Merkez Ar­ şivin ve Enstitü kitaplığ ının Ka pıla rı herkese açıktır. Son yıl larda uluslararası ortak yayın pratiği de bir hayli genişlemiş bulunmaktadır. Orneğ i n, Birinci Enternasyonal'in 1 DD'üncü yıldönümü dolayisiyle SBKP MK Marksizm-lenini zm Enstitüsü ile Alman Sosyalist Bir496


lik Pa rtisi MK Marksizm-leninizm Enstitüsü, birlikte «Almanyada Enternas­ yonalizm .. adlı bir eser hazırla mışlardır. Demokratik Almanyada Almanca yayınlanan ve Birinci Enternasyon.a l'in 1 864-1 872 yılları arasında Alma n işçi ha reketi üzerindeki etkilerini inceleyen bu eser, geniş bir i lgi uyan­ dırmıştır. Bu iki enstitü, şimdi, Ma rks ve Engels ta rafı ndan kurulan ve ilk u luslararası proleter partisi olan Komünistler Birliği ha kkında iki ciltlik bir eser hazırlamaktadıriar. Çok mil letli bir devlet olan Sovyetler Birliğinde, Ma rks ve Engels'in eser­ leri, Rusça'dan başka, öteki Sovyet halkla rı n ı n dillerinde de büyük ti raj­ larla yayınlanmaktadır. 0te yandan, «Progres.. adlı Sovyet yayınevi ile diğer bazı yayınevleri, Marks ve Engels' in eserlerini, Almanca, Ingilizce, Fransızca, ispanyolca, Arapea ve diğer dillerde neşretmektedirler. Sovyet egemenliğinin 50 yılı içi nde Marks ve Engels'in eserleri Sovyetler Birliğinde topyekun 85 mi lyon 448 bin nüsha bası lmıştı r. Fakat daha yapı­ lacak işler vardır. SBKP MK Marksizm-leninizm Enstitüsü, Marks ve En­ gels'in eserlerinin ikinci baskısındaki 39 cilde ek olarak 11 cilt daha yayın­ lama hazırlıkları yapmaktadır. Bunlara, Ma rks ve Engels'in 1 844 yılına kadar yazdıkları ilk eserleriyle, son zamanlarda ortaya çıkarı lmış olan, 1 848-1 849 yılları a rasında yazılmış makaleleri, «Kapital.. in yayı nlanmamış ilk müsveddeleriyle ilk şekil leri ve diğer bazı bilinmeyen yazıları gi recektir. Bu ciltler de çıktıktan sonra, Marks ve Engels'in bütün eserleri nin yayı nı tama mlanmış olacaktır. A. Ma/in

497


ö Z E L S AY F A L A R ı M I Z

Türkiye Komünist Partisinin bildirisi

Altı Komünist ve Işçi Partisi ve sosyalist devlet temsilcileri n i n Bratislava Bildirisi Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından ve bütün Türk komünistlerince büyük bi r memnunlukla ve ümitle karşılanmıştır. Bratislava toplantısının sonuçları nı özetleyen bu belge, sosyalist ülkeler halklarının a rzu ve i radeleri ni d i le geti rdiği kadar, milletlerarası komünist ve işçi hareketinin önünde duran ödevlere ve partimizin görüşlerine, tutumuna

ta ma miyle uygundu. Bu belge, yıkıcı faa liyetleri sosyal ist Çekoslovakyada ciddi ve tehlikeli bir hal alan emperyalizme ve yerli ajanlarına açık bir i hta rdı. Fakat emperya listlerin tahrik ve teşvikleri, memleket içinde teşkilôtlan­ d ı rdıkla rı, besledikleri karşı-devrimci güçleri n anti-sosyalist faaliyetleri d u rmadı, tersine daha da hızlandı ve emekleri pahasına elde ettiği sosya ­ l izm kaza nımları n ı n desteklenmesi ve savu nu lmasının bütün sosya list ülke­ lerin ortak enternasyonal ödevi olduğunu Bratislava Bildirisinde de beli r­ terek teyid eden Çekoslovakya Komünist Parti si, kardeş partileri vazife başına çağ ı rdı. Çekoslovakyada sosyalizmin tehlikeye düşmesine, sosyalist ü l keler top­ luluğunun dağı lmasına, dü nya komünist ve işçi hareketin i n zayıf düşürül­ mesine, Avrupa barışının tehli keye sokulmasına müsaade edi lemezdi ve edilmedi. Çekoslovakyo parti ve devlet ileri gelenleri n i n isteği üzerine, kardeş sosya list ülkelerin - Sovyetler B i rliğinin, Alman Demokratik Cum­ hu riyeti nin, Polonya Halk Cumhuriyetinin, Maca ristan Halk Cumhuriye­ tinin, Bulgaristan Halk Cumhuriyetinin - dost ve müttefik kuvvetleri Çe­ koslova kya halkının yard ı mına koştular. Emperyalizm ve ajanları bu olayı kaçı nı lması imkô nsız bir hale getirmişlerdi. Sosya list Çekoslovakya sosyalizm düşmanlarının ve emperya lizmin pen­ çesine düşmekten kurtuldu. Çekoslova kya ha l kı sosyalizm yol unda g üvenli a d ı mlarl a i lerlemeye devam etmek, sosyali st ülkeler topl uluğunun ayrı l maz bir parçası, emperya lizmin barışmaz düşmanı, bağımsızl ı k uğru nda, barış ve sosya lizm uğrunda ve emperyalizme karşı savaşan halkların dostu, yar­ dımcısı ve desteği olara k kalmak imkônını sağladı. 498


Bu olayı olumlu karşılayan biz Türk komünistleri, Çekoslovakya halkının yardımına koşmakla, proletarya enternasyonalizminin yüklediği şerefli bir vazifeyi, her şeye rağmen, yerine getirmekte tereddüt etmiyen Sovyetler Birliği Komün ist Partisine, Alman Sosyalist Birlik Partisine, Polonya Birleşik Işçi Partisine, Macaristan Sosyalist Işçi Partisine, Bulgaristan Komünist Partisine teşekkür etmeyi enternasyonal bi r borç biliriz. 22. 8. 1 968

TORKIYE KOMUNIST PARTiSI MERKEZ KOMITESI

499


Y. N. Rozoliyev

Türkiyede smlflar ve smlf mücadelesi (Burjuvazi ve Proletarya)

Ilk kısmını "Yeni

ça ğııi n 3 (33) M a rt 1 967

sayısında

yaYlnla­

dığımız Y. Roz a liy ev 'in "TORKiYEOE sıNıFLAR VE SINIF MU­

CADELESI" son kısmını

(Burjuvazi ve proletarya) veriyoruz.

adı! kitabının özetinin

Hükümet darbesinden sonra Türkiyede işçi sIDlflD1D durumu ve işçi hareketi

1 960 yılı Mayıs olayları Türk toplumunun bütü n sınıfları üzerine etki yaptı. Fakat bu olayların özellikle Işçi sınıfı için büyük bir önemi vardı. Çünkü çağımızda, Türkiyenin tarihi gelişmesinin bütün aşamalarında bü­ yüyen bir a nti-kapitalist kuvvet olara k ortaya çıkan bu sınıf, hükümet dar­ besinden sanra, aktif m ücadelesiyle memleketin politik ve ekonomik haya­ tı nın merkezi nde yer almıştı. Türk proletaryasının durumu ve mücadelesi, bugün Türkiye ekonomisinin ve iç politi kasının başlıca meselelerinden biridi r. Türkiyede işçi hareketi ve genel demokratik hareket, memleketin dış politikasına da belirli bir etki yapmaya başlamıştır. Bayar-Menderes idaresinin ôkibeti göstermişti r ki, Türk burjuvazisi a rtık açık bir cebir ve şiddet yoluyle i ktidarda tutunamaz, işçi sınıfının. teşkilôt­ sız ve ezilmiş olmasınd an i leri gelen pasifliğine daha fazla belbağlaya­ maz. Türk proletaryasın ın büyük bir kuvvet olduğunu, işçi sınıfının düşman­ ları bile şimdi ka bul etmektedi r. Türkiyede ücretli emekle çalışanların genel sayısı 2 m i lyon 800 bindir. Yüzbinlerce işsiz de hesa ba katılırsa, daimi ve geçici işçilerin sayısı 3 mil­ yonu aşar, ki bu, genel nüfusun % 1 0-unu, kendi başına çalışanların 21-23'ünü teşkil eder. 500


Memlekette, birkaç m ilyon (bazı veri lere göre 3-5 mi lyon) «gizli işsiz.. vardı r. Bunlar, şehi r ve köy yoksullarının meydana getirdiği yarı proleterler ordusudur. Yoksullaşma hızlandıkça sayıları da artmaktadır. Köy «göçebe işçilerh.nin önemli bir kısmı, şehi rlerde yarı işçileşmiş müstahdemler, za­ naatkôrlar, esnaf, küçük ü reticiler ve diğer dar gelirli halk toplulukla rının çoğunluğu da bunlara katı labilir. Sosyal durumları bakımından bunlar (en küçük yarı-mülkiyet sahibidirier, yarı işçi-yarı ortakçadırlar) proletarya ile proletar olmayan ta bakalar arasında yer alırlar. Türkiye şeh i r nüfusu­ nun proleter olmaya n orta sosyal tabaka larının önemli bir kısmının durumu çoğu zaman proletaryanın durumundan az farklıdır. 1 965 Martında Devlet Istatistik Genel Müdürlüğü devlet dairelerinde ça lışan memurların maaş­ ları hakkında raka mlar yayı nladı. Bu rakamlara göre 268,9 bin memurdan 44,2 bini ayda 1 00-400 lira, 93,9 bin memur 400-600 lira (uzman işçi aylığı kadar) maaş almaktadır. Şu ha lde, devlet memurları nın yarısının geliri uzman işçilerin iş ücreti sınırları içi nde bulunmaktad ı r. Bunun için, ta biidi r ki, küçü k memurların durumu, bu orta mda (onlar a rasında), çoğu zaman mevcut yaşama şartlarına karşı kesin protestola ra yol açan bir küçük burjuva radikalizmi doğu ruyor. Böylece, Türk proletaryası, çeşitli derecelerde yoksu llaşmış şehir ve köy emekçilerinden meydana gelen ve sayı ları mi lyonları bulan proletarya dışı halk ta bakala riyle çevrilmiş bulu­ nuyor. Türkiyenin "Proletarya dışı»ndaki halkının büyük bir kısmı, emper­ yalizme karşı, barış ve sosyal ilerleme uğrundaki mücadelesinde işçi sını­ fı nın potansiel müttefikidir. 1 961 rakamlarına göre, (Türkiyede) bütün ça lışan işçileri n 640 bini büyük imal sanayiinde-bunların % 78,4 özel işletmelerde, % 21,6 devlet sektö­ rü ndedir , 250 bini zanaatçi tipi küçük işletmelerde, 60 binden fazlası maden ocaklarında, 227 bini i nşaat işlerinde, 600 bine yakını ticarette. 200 bini ulaştı rmoda çalışıyordu. Memleketteki bütün sanayi işçileri n i n sayısı 1 milyon 200 bine yakındır. Köy ekonomisinde periyodi k veya d a i m i olarak 1 milyona yakın ücretli işçi ça lışmaktadır, k i b u n l a r d a h a çok ızmi r, Ada n a ve Mersin bölgelerinde toplan mışlardır. -

Türkiyede köy halk hızla proleterleşiyor. Ta nınmış Türk sosyolog u C. Ta­ las'ın yazdığına göre, tarımda kendi başına çalışan nüfusun % l O-unun daimi veya periyodik işçi durumunda bulunduğu tahmin ediliyor. Demek ki, çalışan köylülerin 900 bin kadarı daimi veya geçici işçidir». C. Talas, Türk köylerirde 12 yaşına basmış çocukların da çalışmaya yetenekli sayıl­ dığını, bunun için tarım işçileri sayısının daha da yüksek olabileceği n i belirtiyor. Sanayi işçilerinin sayısı göze çarpacak şekilde artıyor. Küçük ve büyük imal sanayii nde çalışan işçilerin 1 938 yılında 560 bine yakın olan sayısı 1 950 yılında 750 bindi, 1 961 yılında yaklaşık ola ra k 900 bine. 1 965 yılında ise 1 m ilyon 200 bine çıkmıştı r. 501


Sanayi işçi lerinin genel kitlesi içinde kadın ve çocuklar hemen hemen % 22'yi teşkil ediyor. Bazı sanayi a lanlarında (tekstil, tütün, d ikiş) ve sanayi merkezlerinde (Bursa) kadın ve çocukların sayısı % 40-1 geçiyor. Türkiye sanayiinin hızla gelişmesi ve her şeyden önce fabrika-üzi n i şletmeleri nin hızlanan kuru luşu proleta rya nın konsa ntrasyon ve santralizasyonunun art­ ması sonucunu doğuruyor. 1 951 yılı nda, her biri en az 10 işçi ça lıştıran 1 0. 1 74 işletmede 427 bin 400 işçi topla nmıştı. Sanayi işçilerinin yarısından çoğu, bütün işletmeler sayısının % 2,2-sini teşkil eden büyük fabrika ve üzin lerde çalışoyordu. 1 962 resmi ra kamlarına göre, Iş Ka nunu 32.306 işletmeyi kapsamına alı­ yordu, ki bunların 4.397'si devlet işletmesi, 27.909'ü özel işletme idi. 1 3 bin işletmeni n her birinde 4-9 işçi, 1 9 bin işletmede de en az 1 0 işçi ça lışı­ yordu. Böylece, 10 ve daha fazla işçi çalıştıra n işletmelerin sayısı on yıl içinde hemen hemen iki misli arttı. Türkiye sanayi işçilerinin % 50'ye yakını memleketin en büyük üç şeh­ rinde çalışıyor: ısta nbul'da (% 23), ızmir'de (% 1 8), Ankara'da (% 8). Bü­ yük sanayi merkezleri arasında Zongu ldak (% 8), Bursa (% 5), Aydın (% 4) da vardır. Bu suretle Türk sanayi proletaryasının ana kitlesi memleketin birkaç büyük şehrinde toplanmıştır. Büyük ölçüde iş gücü toplanması da görü lüyor. En büyük sanayi merkezi Ista nbulda bütün işçilerin yaklaşık olara k üçte biri en az bir kişi nin çalış­ tığı işletmelerde bulunuyor. Işçi sınıfının önemli bir kısmı atadan praleterdir (300-400 bin). Fakat son yıllarda işçi sınıfının genel artışı, b üyük sayıda işçinin ancak yakın zamanlarda sanayi üretimine girmesiyle olmuştur. Türk proletaryasının ana ikmal kaynağ ı, yoksuIIaşıp dağ ılan köylüler, şehir ve köy yarı praleter unsurlarıdır. Harp sonrası yıllarında ta mamiyle yoksuIIaşıp dağılan, ya­ şama araçlarından yoksun ka lan yüzbinlerce köylü ekmek ve g ü ndelik ara­ mak için şehirlere, entansif kapitalist tarım üretimi merkezlerine akın ettiler. Bu köylü lerin büyük bir kısmı işçi sınıfı safları na katılmakla beraber, kendi ufacık toprağiyle takıntısını korumaya devam ediyor, belirli zaman­ larda (yılda üç ay ve daha fazla bir zaman için) köylerine, tarla işlerine dönüyor. Sezon işçilerinin, geçici işçilerin ana kitlesi, tabiatiyle, köy ekonomi­ sinde ça lışıyor. Burada geçici işçiler gündelikle çalışanların % 90-ından çoktur. Şehi rlerde geçici işçi ler, yapı işçilerinin, hamalların, tütün işçilerinin, gıda sanayiinin bir çok a lanlarındaki işçilerin ana kitlesini teşkil eder­ ler. Köylü sezon işçi lerinin önemli bir kısmı bakır, krom, ham demir cevheri oca klarında, kömür oca klarında ça lışırlar. Genel olarak, Türk istatikçilerinin verdikleri bazı bilgi lere göre, Türkiyede şehir işçilerinin % 40 kadarı ancak yı lın az bir kısmında işletmelerde ça lı­ şıyor. Bu durum; şü phes iz ki, işçilerde bili ncin gelişmesini güçleşti riyor, 502


meslek kapanıklığı içinde ka lmalarını kolaylaştı rıyor, küçük burjuva ideo­ lojisinin aralarına sızması için şartlar yaratıyor. Diğer tarafta n, bir kısım köylülerin ekmek parası için şehirlere akın etmeleri, sanayi işçileriyle daimi temas halinde bulunmaları, şüphesiz ki, köy emekçilerinin genel bilinçli lik seviyesi n i yükseltiyor, görüş ufuklarını genişletiyor, ileri fikirlerin hızla köye girmesini kolaylaştı rıyor. Türkiyenin geri kalmışlığ ının bir belirtisi de Türk işçileri n i n ana kitlesinin hafif sanayide çalışmasıdır. 1 961 yılında bütün sanayi işçileri n i n % 37,5-uğu tekstil ve dikim a lanla rında ça lışıyor ve ancak % 1 5,9-u makina ta miri ve makina yapımı işletmelerinde işliyordu. Türkiyede devlet sektörü ndeki önemli gelişme, devlet işletmelerinde ça­ lışan işçilerin nisbeten fazla olmasını sağlıyor. Fa brika-üzinlerde imal sanayii işçi leri n i n % 20-den fazlası devlet sektörü işletmelerinded i r. Kömür ve petrol sanayii nde ça lışan işçi leri n ise % 90-dan fazlası devlet sektö­ ründed i r. Görü ldüğü g i bi, bug ünkü Türkiyede işçi sı nıfı, nüfusun önemli bi r kıs­ mını teşkil ediyor ve haklı olara k, Türk toplumunun sosyal yapısında baş­ lıca yeri al ıyor. Fakat bu memleket proletaryasının rolü ve önemi, nüfusun genel kitlesindeki izafi ağırlığından çok yü ksekti r, çünkü işçi sı nıfı ekono­ minin başlıca, en hayati önemdeki (sanayi, ulaştırma, komünikasyon v.b.) alanlarında üstünlük taşıyor, üreti min en ileri şekil leriyle bağ lı bulunuyor, memleketin sosyal i lerliğinin öncü lüğünü yapıyor. Türk işçi sınıfının büyük bir kısm ını işsizler teşkil ediyor. Türkiyede işsizlik günün en önemli, en güç problerinden biri haline gelmiştir. (Eski) Cumhur Başka nı C. Gürsel konuşmalarından birinde, emekçilerin ıstıra plarının baş­ lıca sebeplerinden bi rinin işsizl ik olduğunu ka bul etmek zorunda kal m ıştı. Bu türlü itiraflara rağmen, gerçekte patronun hükmü ile işçilere yol veri l­ mesini yasaklayan, yurttaşların çalışma hakkını fii len garanti a ltına alan bir kanun yoktur. Ostelik, 1 963 Temmuzunda h ükü met, burjuvazi nin eli nde işçiler üzerine güclü bir etki silahı olan özel bir ka nunla lokavta müsaade etmiştir. Iş ve işçi Bu lma Kurumunun Türkiyedeki işsizlerin sayısı hakkında ki resmi veri leri, bası nın resmi olmayan açıklamalarından, idareci lerin itirafların­ dan, hatta hayatla rını kazanmak için ya bancı memleketlere akın eden işçilerin sayısı hakkındaki resmi bilgi lerden çok farklıdır. Bu durum şununla izah edi l i r ki, Iş Bürosu, gerçekte, yalnız iş bulmak için kendisine başvu­ ra nları kaydeder. Bununla beraber, iş ve işçi Bulma Kurumunun verileri bile Türkiyede işsizler sayısı nın olağan üstü artışını gösteriyor. Iş ve işçi Bulma Kurumunun şubeleri, 1 953 yılı içinde 257,2 bin, 1955 de 462,9 bin, 1960 da 688 bin, 1 963 de 545,1 bin işsiz kaydetmişlerdi. Türkiye Işçi Partisi yöneticileri n i n açıkladığına göre, Türkiyede şehi r proletaryasının en az % 1 5-i tama men veya kısmen işsizd i r. 503


Türk basını işsizlerin büyük sayısı hakkında sık sık bilgi verir. "Yeni sabah» gazetesi. 1 963 Ekiminde Devlet Planlama Teşkilôtı raporuna göre 1 964 yılında işsiz sayısı n ı n 1 .4 mi lyon olacağını yazıyordu. Fakat «Akşam» gazetesi 1 9 Mart 1 964 günü memlekette 1 .5 milyon işsiz bulunduğunu bil­ di riyordu. «Forum» dergisi 1 964 Nisanında şöyle yazıyordu : «Nüfusun art­ ması dolayısiyle yılda 200 bin aile (1 milyon insan) yaşamak için yeni iş aramak zorundadı r. Bu kitlenin dörtte biri şehirlere akın ediyor». Dergi. önümüzdeki yıllarda şehi r nüfusunun. yalnız hayatını kaza nmak için gelen­ lerle 4-5 milyon artacağını tahmin ediyordu. Batı Almanya. Avusturya. Belçika ve başka memleketlerdeki işletmeler için Türk işçilerinin kitle halinde yazı lması da sanayi proleterleri arasın­ daki büyü k işsizliği gösterir . . . 1 965 Nisanında Royter ajansı muhabirinin Istanbuldan bildirdiğine göre. o yıl o sırada 1 00 bin Türk işçisinin çalıştığı Batı Alma nyaya en 1 0 bin işçi daha gidecekti. Resmi Türk temsilcileri Fransoya Türk işçisi göndermek için Fransız firm a lariyle anlaşmaya var­ mışlardı. Bu işçiler. resmi veya gayri resmi olarak Belçikada. Hollandada. ısviçrede. Fransada. Ingilterede. Avusturyada çalışan onbinlerce Türk vata ndaşının dışı ndad ı r. Bu muhabi r. 300 bine yakın Türk işsizi nin memle­ ket dışına gönderi lmek için sıra beklediğini. Türk işçisi materya li kullan­ manın faydalarıridan ötürü Batı Almanyanın 600 bin ucuz işçiye ihtiyacı olduğunu bildiriyordu Batı ekonomistlerinin «dü nya n ı n en ucuz işçisi» dedi kleri ve Batı kapitalistlerinin işlerinden «pek memnun» kaldıkları Türk işçileri ma den ocaklarında ki ağır işlerde. demiryolu ve şose yapımında. sağ lık için zararlı kimya. metalürji işletmelerinde ve benzeri sanayi alan­ l a rında kullanılıyor. Ancak giderilmesi imkônsız ihtiyaçlar. çaresizlik. açlık ve işsizli ktir ki. on binlerce Türk işçisini hayatını kazanmak için yadellere atıl moya zorluyor. . • .

Böylece. Türk proletaryasının büyük bir kısmı. varlığı n ı sürdürmek için ilk ve en zorunlu şart olan işden yoksundur. Işçi sınıfının çalışan kısmı n ı n ka rşısında. sayıca. memleketin sanayi proletaryası n ı belki de a ş a n muaz­ zam bir işsizler ordusu d u ruyor. Gittikçe büyüyen bu yedek ordunun işgücü piyasasına baskısı. m uazzam nisbi bir ta rım n üfus fazlalığı. emekçilerin politik haktan yoksuniuğu ve ha reketlerinin amansızca ezilmesi. birçok sanayi a lanlarında işçilerin dağı­ n ı klığı, arta n sömürülmesi ve daha bir çok etkenler Türk p roletaryasın ı n olağanüstü ağır durumunu ve düşük yaşayış seviyesini hazırlaya n şa rt· lord ı r. Türk proletaryasının sefaletinin artmasına yardım eden dış faktörler de vardır. Emperyalist tekellerin Türkiyeye ekonomik yayılışı. Türkiyenin ..Ortak paza r»a üye olması. gelişmiş Avrupa kapitalist ülkeleriyle entegrasyona g i rmesi öyle bir sonuç doğuruyor ki. Türkiye sanayi mamullerinin çoğu. maliyet değeri bakımından. Batı ülkeleri nin yüksek derecede mekanize 504


sanayı ının mamulleriyle rekabet edemiyor. Bu yüzden Türkiye ekonomisi, milli burjuvazi nin ta mamiyle işçiler aleyhine kapatmaya çalıştığı ciddi zararlara uğ ruyor. Yalnız 1 963 yılında Türkiyenin dış tica ret açığ ının 2,9 milyon lira tuttuğunu, demir, çimento, şeker v.b. g i bi Türk malları n ı n mali­ yet değerleri nin ise birçok yabancı memleketleri nki nden çok daha yüksek olduğunu belirtmek yeter. Tanınmış Türk milyoneri banker Kazım Taşkentin Ekonom i k Araştı rmalar Enstitüsünde yaptığı konuşmalardan biri, burjuvazi nın, ekonomik zorlukları işçi sınıfının sırtına yükleme çabalarının çok parlak bir örneğ idir. Bu konuş­ mada, «işçilerin iş verimliliğinin ve sanayiimizin rekabet g ücünün artırıl­ ması» meselelerine başlıca yer veril miştir. Taşkente göre, bunun için «işletmelerde üretim kültürünün yüksek bir dereceye u laştığı» Batı örneği n i t a m olara k izlemek gerekir. Başka bir deyişle, milyoner, işçileri sömürmenin en yeni metodlarını Batıdan almayı tavsiye ediyor. K. Taşkentin bütün konuşması, Türk burj uvazisinin «gelişmiş memleketlerin ileri metodları n ı» olarak malların maliyet değerini düşürmesi, rekabet güclerini artırması gereği etrafında dönüp dolaşıyordu. Şüphe yok ki, K. Taşkent bu konuş­ masında burjuvazi nin çok nüfuzlu bir g rupunun fikri ni ifade etmişti. Türk proletaryasının durumundaki artan kötüleşme, her şeyden önce işg ücü değeriyle iş ücreti a rasındaki büyük ayrı l ı kta ifadesini buluyor. Geçim asgarisi i le işçi ücretlerinin mukayeseli ra kamları bu hususta belirli bir fikir verebi l i r. Türk istatistikleri memleketteki geçi m asgarisi hakkında resmi bilgi ver­ miyorlar. Bazı ekonomistlerin yaptıkları hesaba göre, dört kişilik bir şehi rli ai lenin geçim asgarisi ayda 2 bin lirayı aşıyor. Tabii, bu para tutarı işgü­ cünün, son yıllarda göze çarpa r bir şekilde a rta n reel değerini yakından aksetti rmemektedir. Oreti min teknik seviyesi nin yükselmesi, emek entan­ zifikasyonunun a rtması ve üretim seyrinde işçilerin sömürül mesi, ister iste­ mez, Türkiyede her zaman değerinden çok aşağı fiyatla satılan işçi gücü­ nün beslenmesi ve tekrar ü reti mi için gereken masraifarı çoğaltıyor. Türk işçileri nin nominal iş ücreti, ayrı ayrı ü retim alanlarına ve memle­ ketin bölgelerine göre çok değiştir. Adana ve Mersin bölgelerinde köy proleterlerinin «sa bah karanlığından akşam kara nlığına» kadar süren çalışmaları n ı n ücreti 3,5-4,5 Lira arasında oynar. Ostelik bu para n ı n önemli bir k ı s m ı ( % 1 0-1 5) işçinin kiralanmasında a racı rolü oynayan, ayni zamanda 25-30 işçiye gözcülük eden elçinin (dayı başının) eline geçer. Evlerde götürü çalışanlar bir köle bağı mlılığı ile patronlara bağ lıdıriar. Işçilerin bu kategorisi dağınık haldedir, köy ekonomisiyle bağ larını muha­ faza eder, aracı-patronlara bağımlıdır, ça lışma saatleri sınırlı değildir. Bu sebepler yüzünden iş ücretleri çok düşüktür. Ev işçisinin, çoğu zaman, karısı, çocukları ve a kra baları da «üretime» katılır, fakat iş ücreti yalnız aile başkanına, yani bir kişiye ödenir. Bütün ailenin kölece emeğinin kar505


Şılığı olarak aile başkanı g ünde 4-5 lira a l ı r ki , bunun da önemli b i r kısmı çeşitli aracılara gider. Fabrika-üzin işçilerinin iş ücretleri biraz daha yüksektir. Ne yazık ki, Türkiye hü kümeti, işçilerin iş ücretlerine dair resmi istatistik bilgisi yayın­ lamıyor. Bazı bilgilere göre 1 960 yılında ortalama iş ücreti günde 1 1 lira idi. Devlet Pla nlama Teşkilôtının hesaplarına göre, 1 961-1963 içinde ortalama ücretler % 14,5 yükselmiş, yan i aşağı yukarı g ünde 1 2-13 liraya çıkm ıştı r (bütün iş ücreti şekilleri). Fabri ka işçileri n i n ortalama iş ücretleri hakkında başka bilgiler de var. Bu bilgiler Sosyal Sigortçılar Kurumu tarafından verilmekte ve başlıca olarak, memleketin büyük sanayi işletmelerindeki 650,4 bin (1 963) işçi ile ilgili bulunmaktadır. Ra kamlar, hiç deği lse şu sebeplerden ötürü açıkça büyütülmüştür : Sigorta lar Kuru mu ancak, daimi olara k işletmelerde çalı­ şan nisbeten az bir kısım işçi lere açıktır ; bu rakamla r nisbeten yüksek ücret alan işçilere a ittir; mühendis-teknik kadronun, işletme memurları n ı n aylıkları da işçi ücretlerinin genel tutarı içindedir; iş ücretlerine h e r çeşit emek karşı lı kları, bu a rada büyük bir kısmı işçinin eline değmeyen «sosyal yard ı m .. (sağlık personeli aylıkları veya sigorta fonu için iş ücretleri nden kesilen para) v.s. girer . . . Türk bası nı, sanayi işçilerinin mutlak çoğunluğunun iş ücretlerinin Sos­ ya l Sigortalar Kurumu'nun «ortalama.. raka mlarından çok ayrıldığını defa­ larca açıklamıştı r . . . Tüm olarak, fabrika işçileri nin mutlak çoğunluğunun günlük iş ücreti 8-15 lira arasında değişir. Türk işçilerin i n iş ücretlerin i n herhangi b i r Avrupa memleketi ninki nden çok d a h a aşağı olduğunu burjuva yazarları bile açıkça itiraf etmektedirler. Böylece, resmi istatistikleri n, çok kere mühendislerin, teknik personelin gelir ve yüksek ücretlerini de hesaba katarak çıkardığı sanayi işçilerinin ücretleri hakkındaki «orta lama .. ra kamlardan bile görünüyor ki, Türkiyede iş ü creti yaşama asgarisinden dört-beş kat azdır. Başka bir deyişle, iş ücreti prati kte, yalnız başına bir işçi nin fizik va rlığı n ı sürdürmesi için ge­ reken para n ı n asg a risine indiriimiştir ve bu, şüphesiz ki, sadece, iş gücü­ nün, değeri nin çok a ltında satı ldığını değ il. ayni zamanda Türkiye işçi sınıfının korkunç bir sömürüye uğradığını gösterir. Iş ücretlerinden söz ederken işçilerin durumunda önemli rol oynayan bazı nokta lara da dokunmak gerekir. Her şeyden önce kadın emeğiyle çocuk emeği ücretlerinde hôlô fark vardır. Yaşı 1 6-ya kadar olon çocuk­ ların iş ücretleri yetişkin erkeklerin iş ücretleri nin ancak % 70-75-i, kadın­ ları nki ise % 75-80-idir. Meselô, tekstil ve gıda sanayiinde durum böy­ led i r. Tü rkiyede üreti min bUtün alanlarında, işçi lere natürel (mal karşılığı) ödeme ve «sosyal yardım.. adı verilen ödeme şekilleri çok yayg ındır. Değeri 506


80 kuruştan 1 50 kuruşa kadar olan öğle yemekleri (başlıca olarak devlet sektörü işletmelerinde) natürel ödeme şekline girer. Bazı devlet fabri kaları ile özel fa brikalarda işçilere ekmek ve katı k ve çok kere işletmelerin ürün­ leri veya a rtıkları (sigara fa brikalarında), kepek (un fabrikala rında), şeker, hayvan yemi (şeker fabri kalarında) v.s. verilir. Işçiye baza n iş elbisesi verilir ve bedeli iş ücretleri genel tutarına eklenir. «Sosyal yardım»dan şunlar a n laşılır: Iki çocuklu aile sahibi işçilere yapı­ lan zamlar (üçüncü çocuk için yard ı m yapıl maz), evlenme i çin, çocuk doğumu için verilen belirli para, a i l e reisinin ölümü halinde yapılan yar­ dımlar, hafta tatili veya bayram günlerinde, izinlilik sırasında «normal» iş ücretinin yarısı miktarında ödenen para (yan i peşin iş ücreti), her türlü primler (meselô üretim veri mliliği primi), işçi ler için Sosyal Sigorta Kurumu fonuna yatırılan paralar (aidatın yarısını işçilerin kendileri öder) v.s. Natürel ve «sosyal ya rdı m» ödeme şekilleri, işçi ücretlerinde önemli bir ' yer tutar: ızmirdeki devlet tekel işletmelerinde bu % 45, Istanbul otomobil tamir atelyeleri nde % 35, Samsun Sigara Fabri kalarında % 28 dir. Natürel ödemeleri ve «sosyal yardım»ın işçi ücretleri genel tuta rı ndaki büyük ağırlığı işçilerin maddi durumlarını ciddi surette zorlaştırıyor, işçi­ lere ayrı bir ıstırap kaynağı oluyor, kendisine «velini met» süsü veren kapita liste bağımlılıklarını a rtırıyor. Gerçekte, iş ücretinin işçiye para olara k ödenen kısmını, Türkiyede bir işçinin ai lesiyle birlikte geçimini sağ­ Iıyamayacak kadar önemsiz bir seviyeye indi ri liyor. Neticede onun (işçin in), natürel ödemenin şekil ve m i kta rı nı bildiği gibi tayin eden, aynı zamanda işçilere «sosyal yardım»ı keyfine göre tek başına uygulayan patrona bağ ımlılığını ölçüsüz derecede kuvvetleniyoT. V. ı. Lenin şöyle yazmıştı : «Bu ödeme şekli (natü rel şekli) işçileri patronlara kölece bağımlı bir hale getirir, patronlara ayrı kaza nç sağlar». Patron, işçiye iş ücretin i natürel olarak öderken onu iki katlı sömürüryor : Yalnız sanayi kazancı değil, ticaret kazancı da - ki bu kaza nç Türkiyede çok yüksektir - elde etmek kapitalisti doğrudan doğruya yararlandırı r. Bundan başka, işletmelerde işçilere, meselô öğle yemeği verirken, patron, aldatma ve hile yollarına başvurmak için bir sürü imkana sahiptir (öğle yemeği için toptan fiyatla aşağı kaliteli ürün a lmak, bunu perakende fiyatiyle ve yüksek kaliteli mal olarak işçiye sürmek v.s. gibi). «Sosyal yardım» ve natürel ödeme şekli, kapitalistlere, işçi sınıfının çeşitli kategorileri a rasında büyük farklar yapmak, dıskri m inasyon yoluna gitmek ve neticede iş ücretlerini aşağı seviyede tutmak imkônını veriyor. Kollektif iş a nlaşmazlıkla rında yüksek hakem kurulunun, iş ücretlerinin artırılması yolundaki işçi istekleri ni «sosyal yardım» ya pıldığı pahanesiyle reddetmed iği hiç bir kararı hemen hemen yoktur . . •

Türkiyede faa liyette bulunan emperyalist tekeller de b u çeşit i ş ücreti sisteminden çok başarılı bi r şekilde faydalanmaktadır. Amerikalıların 507


yönetimi altında gerçekleşti rilen inşaat tesislerinde Amerikan-Türk, Batı Alman-Türk, Ingiliz-Türk kumpanyalarında durum böyledir. Iş ücretleri ni a rtırmak ve maddi durumlarını d üzeltmek için işçi lerin a rta n istekleri burjuvaziyi manevra yapmaya, yeni ve daha dola mbaçlı a ldatma metodlarına başvurmaya zorluyor. Işçilerin işletme kôrları na katıl­ maları hakkındaki kararın doğurduğ u yeni emek ödeme pratiği işte böyle bir metoddur. Bu karara göre, işçiler özel bir anlaşma i le işletmelerin kô rlarına iştirak edebilirler. Bu, işçileri n ça lıştıkları işletmelerde yaptıkları katkının «sorum­ luluğunu artırmak», proleterlerin kapitalist işletmeci liğe katıldıkları görün­ tüsünü yaratmak, kendi lerinin de sermaya yatırımcısı oldukları vehmini onlarda uyandırmak ve ni hayet işçiler arasında küçük burjuva ideolojisini kuvvetlendirmek, iş ücretlerinin a rtırılması isteğ inden vazgeçmeleri için yeni bir fırsat ele geçirmek amacı ile yapılıyor. Karakteristik olan nokta şudur ki, ka nun işçi lere kôra «katılma» müsadesi verirken, işletmenin ve kôr dağıtımının onla r tarafında n etkili bir kontrolünü öngörmüyor . . . Böylece, Türk i şçilerinin i ş ücretlerinin d üşük seviyesi, aynı zamanda işçi lerin ayrı ayrı kategorilere parça lanmasına, diskriminasyonuna, emek­ çilerin i ki katlı sömü rülmesi hesabına burjuvazinin ilôve kôr elde etmesine yöneltilen özel bir sadaka sistemiyle destekleniyor. Bazı işletmelerde «sosyal yard ı m» işlerinin yayg ın olması, etkili bir sigorta kurulmasının hükümetçe sürüncemede bırakılmasına belli ölçüde bahane hizmeti görüyor. 1 965 yılında sigorta, sanayi işçilerinin ancak % 60-ınl ve memleket işçi sınıfının % 20-i n i kapsıyordu Durumlarını iyileştirmek için azimle savaşan ta rım işçilerinin tümü her türlü sosya l haktan ve sigorta güvenliğinden yoksundur. . . •

Yeni sigorta kanunu, Türkiyede, işçi lerin uzun ve çetin mücadeleleri sonucunda 1 Mart 1 965 tarihinde yürürl üğe girdi. Bu kanunun bazı hüküm­ leri Türkiyede sigorta işlerinin kuru lmasını kolaylaştı rıyor, d üzen a ltına alıyor. Bununla birlikte, kanun emekçilerin bir çok isteklerini yine de kar­ şıla mıyor: Işsizlik sigortasını öngörmüyor, ta rım işçilerini, zanaatkô rları, küçük işletmelerdeki işçileri ve serbest meslek sa hiplerini kapsa mıyor. Küçük şehi rlerde, kasaba larda kanun uzun bir süre içinde «yürürlüğe» gidecek. Kaldı ki, yeni ka nun gereğince işçilerin aidat yüzdeleri önemli derecede artmıştır. Meselô kanunun çıkmasından önce hasta lik sigortası için iş ücretinin % 4-ü sigorta fonuna kesiliyordu, 1 966 Martından beri ise % 8-i kesilmektedi r. Bunun % 4-ünü doğrudan doğruya işçi ödüyor, % 4-ünü «sosyal yardım» şeklinde, yani yine işçinin sırtından, patron ödü­ yor. Sakatlık, ihtiyarlık ve ölüm sigortaları için iş ücreti nin % 1 1 - i kesi I­ mektedi r ki, bunun % 5-i sigorta lıdan, % 6-s1 işverenden alınıyor. Tüm ola­ rak sigorta ödemeleri toplamı iş ücretinin % 20-sine çı karılmıştır, bunun % 9-unu sigortalı, % 1 1 -i n i işveren ödemektedir. 508


Yeni kanun hasta l ı k halinde işçi ailesi ni şekle n ka psamına alıyor, ger­ çekte ise bu hüküm büyük şehirlerde bile ancak «tedricen» uygulanaca ktı r. Ista nbul gibi bir sanayi merkezinde «hekim yetersizliği yüzünden» bu h üküm şimdilik uygulanmıyor . . . Böylece, Türkiyede işçileri n sigortalanması kendilerinin sırtından ger­ çekleştiriliyor, zamanı mızın isteklerini ka rşılamıyor. Bununla birlikte, bu çeşit sigortalama bi le, sigorta işlerinin özel sermayeye devri ni isteyen bur­ juvazinin bir kısmında şimdiden hoşnutsuzluk doğu ruyor. Oysa sigorta fonu olarak işçilerden toplanan ödemelerden özel işlet­ melerin kredi lendirilmesi i çi n geniş ölçüde faydalanılıyor. 1 961 yılında Işçi Sigorta Kurumu, o za manki Ça lışma Bakanı Cahit Talasın direktifiyle, Tür­ kiye Sanayi Kalkınma Bankasının da (75 mi lyon l i ra hisse i le) iştira k ettiği 1 50 milyon lira sermayeli «özel Sanayi Kredi Fonu..nu bile kurdu. Bakan, işçi pa ralarını bu şekilde kullanmanın «sosyal ve ekonomik bakımdan .. faydalı olduğunu belirtti. Çalışma Bakanına göre işçileri n açıkça ve per­ vasızca soyulması «fayda lı.. olmuştur • . .

Fiyat yükselişi meselesine dokunulmazsa emekçilerin maddi durumlarının kara kteristiği eksik kal ı r. Resmi kaynaklara göre, gıda maddeleri fiyatlarında, 1 938 den 1 949-0 kadar ortalama 4,5 misli artış oldu, 1 955 de ise 61 2 noktasına u laştı . 1 955 den sonra zaruri ihtiyaç maddeleri daha da hızla yüksel meye baş­ ladı . . 1 953 1 00 ka bul edi l i rse, 1 960 Mayısına doğru, yani Bayar-Men­ deres hükümetinin devrilmesine kadar geçi m endeksi 203,9 noktasında idi. Hükümet darbesinden sonra fiyat a rtışları durmadı. Genel geçim endeksi 1 964 Ekiminde 266, 1 966 yılı Ocak ayında ise 1 73 idi. .

Böylece Türkiyede, en zaruri eşya fiyatlarında a ra l ı ksız ve hızlı bir artış görülüyor. Yalnız 1 960-1 965 yıllarında asgari geçim endeksi hiç değilse % 30-35 artmıştır. Bu süre içinde iş ücreti ne gibi değişmeler geçirdi? Türk ekonomisti Feridum Ergin, 1 960-1963 yılları içi nde iş ücreti «orta­ lama .. tutarı nın en iyi hallerde % 17 arttığını, sanayii n bazı dallarında artışın 8-1 3 olduğunu yaı:ıyordu. Hafta lık ,<Yön .. dergisi 1 964 Aralığ ı nda Istanbul Tica ret Odasının veri leri ne dayanara k, aynı yıllar içinde iş ücre­ tinin % 1 4,5 arttığını yaı:dı. Kcildı ki, Türk işçilerinin iş ücretleri nde başlıca yükselme son zamanlarda, proleta rya nın şiddetli baskısı altında Türkiye hükümeti nin g reve resmen ,müsaade etmek zorunda ka lmasiyle oldu. Gaze­ telerin bi ldirdiğine göre, yalnız 1 963 yı lının i kinci yarısında ve 1 964 yılında Türkiyede emekçilerin 696 g revi oldu ve bunlara özel sektörder 1 37,5 bin, devlet sektöründen de 206,7 bin işçi katı ldı. Çetin mücadeleler sonu nda işçi ler iş ücretlerinde ortalama % 1 0,25 bir yükseltme elde ettiler. Fa kat, Türk işçilerinin iş ücretleri nin bir miktar a rtışı hayat pahalılığının artışı ndan açıkça geri kalıyor. Bu, diğer delillerle birlikte, proletaryanın 40

509


ekonomik durumunun daha da kötüleştiğini gösteren önemli bir kanıttır. Türkiye işçi sınıfının reel iş ücretinin azalışı anu sömürmen i n kuwetlen­ mesi şartları içinde oluyor. Türkiyenin bütün harp sonrası tarihi, proletaryayı sömü rmenin biteviye artmasiyle ka rakterize edi l i r. Sa nayi sayı mı mate ryeııerinden çıka rıl a n sanayi işçilerinin sömürülme derecesi hesapları, Türkiyede artık-değer normunun 300-360 arasında oynadığı gösteriyor. Meselô 1 950 verilerine göre, sayıma giren işletmelerde 239,3 milyon lira iş ücreti ödenmiş ve 863,3 milyon l i ralık «yeni ya ratılmış değer.. elde edilmiştir. Şu halde, Türk işçilerinin sömürülme derecesi o zaman en azından % 360 idi. 4.025 işlet­ meyi içine a lan 1 962 yılı büyük sanayi anket sorusu materyal lerinin çözüm­ lenmesinden a nlaşı lıyor ki, bir yıl içinde 230 devlet işletmesinde 1 .002 mil­ yon lira iç ücreti öden miş ve 3.580 milyonluk «yeni yaratılmış değer.. elde edilmiştir, 3.795 özel işletmede ise işçilere 1 .075 milyon lira ücret ödenmiş, 3.220 milyon liralık değer elde edilmiştir. Böylece, artık-değerin iş ücretine ora n ı 1 962 yı lında en azdan % 300-360 tuta rındadır. Bu hesaplar muhak­ kak ki tam değildir, ama şunu gösteriyorlar ki, işçi bir g ünde emeğiile 55-60 lira tutariyle ifade olunan bir değer yaratıyor, iş ücreti olarak topu topu ancak ( 1 962 ortalaması) 1 6,5 lira alıyor. Kapita list 40 liradan çoğunu karşılıksız olara k kendine mal ediyor . . . Nihayet bir avuç kapitalist, kapita list devletle birlikte, onbinlerce işçiye 2 milya r lira ücret ödeyerek, onların sömürülmesiyle 6,8 milyar gelir sağ­ lıyor. Türkiyede işçi sınıfını sömürmenin a rttığını ayrı ayrı işletmeler ve sanayi olanları hakkındaki bazı bilgi ler doğ ruluyor. Ocak 1 965 tarihli «Cumhuriyet.. gazetesi 40 bin işçinin ça lıştığı Zongul­ dak kömür bölgesinden aldığı bir ha beri yayınladı. 1 960 yılında bu böl­ gede 6.315 bin ton, 1 963 yılında 6.793,2 bin ton, 1 964 yılı nda ise 7.140 bin ton kömür çı karıldı. Bu a rtış entanzisifi kasyon yoluyle sağ landı. «Oca klarda yeni ça lışma metodları uzgulanarak maliyet fiyatı düşürüldü .. diyer gazete. Kömür çı ka rımı yapan devlet işletmesinin geliri 1 963 yılında 1 1 milyon lira, 1 964 yı lında ise 38,8 mi lyon lira idi. 1 964 yılında kömür işçileri ocak­ larda defa larca grev i1ôn ettiler ve sonunda iş ücretlerinin a rtı rı lmasını sağ ladılar. «Cumhuriyet.. gazetesi üzüntü i le, «Bu artış olmasaydı işletme­ nin geliri 71 milyona çıka rdı.. diyordu. Türkiyede taş kömürü oca klarında yüzlerce işçinin ölü mü, binlercesinin sakatla nmasıyla sonuçla nan kaza ların gittikçe sı kıaşması tesadüfi de­ ğildir . . . Işçi sınıfının a rtan sömürülmesi proleta ryanın yoksullaşmasına yol açan başlıca sebeptir, ve bu, birçok bel i rtilerde ifadesini bulmaktadır. işçilerin reel ücretleri aralıksız azalıyor ve bugün çok düşük bir seviyede bulunuyor. Son 10 yıl içinde memlekette hayat pahalılığı, resmi ra kamlara 510


göre 2,8 mislidir, nominal iş ücreti ise, en iyi hallerde, ancak 2 misli a rt­ mıştır . . . Harp içinde ve harp sonrası yıllarında Türkiye halkının en önemli bes­ lenme maddeleri - ekmek, et, yağ, yumurta, şeker tüketi minde durmadan azalma oldu. Bu ü rünlerin yerine patates tüketimi 1938 yılına nispetle üç misli a rttı. Demek, emekçiler pahalı ü rünlerden vazgeçmek, daha ucuz, fakat daha az faydalı olanları kullanmak zorunda ka lmışlardır. Bu veriler, Türk emekçi lerinin a rta n mutlak yoksullaşmasını gösterir. Tüketim verilerinin mukayesesi, bir yandan da, emekçilerin yarı aç bir hayat sürdükleri ni ortaya koyuyor . • •

Emekçilerin mesken şartlarının kötüleşmesi onları n artan yoksullaşma­ sına kanıUır. Pa halı kira ödemeye takati olmayan işçiler tahtadan, kontr­ plôktan, enkaz a rtıklarından, tuğladan ve benzeri «inşaat malzemeleri»nden kendilerine mesken kuruyorla r. Yüzbinlerce Türk emekçi si «gecekondu» denilen bu çeşit «ev»lerden her yıl binlercesin i meydana getiriyor. Büyük şehi rlerin etrafında sayısız izbeler beli rmiştir . . . Sefaletin bu artışı ve ü mitsizlik, milyonla rca kô r sağlayan burjuvazinin çılgınca zenginleşmesine paralel gidiyor. Proletarya nın yoksullaşması, onu, burjuvazinin mukabil ha reketiyle kar­ şılaşan kendi hakları uğrundaki mücadelesini kuwetlendi rmeye zorluyor. Türk burjuvazisi nin işçi hareketine karşı mücadelesini n ana yolu, kaba ve açık şiddet, işçi sı nıfının liderlerini fizi kma n yok etme ve provokasyonlar yoluydu ve belirli ölçüde öyle de kalıyor. Türkiyede «ku rulu ekonomik veya politik düzeni değiştirmek amaciyle memleket içi nde kurulmuş» herhangi bir teşkilôta bağlılığı yıllarca hapis cezasiyle tehdit eden Ceza Kanununun 1 41 ve ,142 maddeleri hôlô yürürlüktedi r. Kanun, bu teşkilôtların yönetici­ lerine ölüm cezası da öngörüyor. Bu maddelerin ha rpten önceki ıtalya n ceza kanunundan alındığını Türkiyede herkes bilir. Komü nist Partisinin faaliyeti Türkiyede şiddetle yasaktır. ilerici teşkilôtla rın miting ve toplantı­ larına karşı irtica durmadan pog romla r, saldırı l a r tertipliyor. işçi sınıfı, özellikle Bayar-Menderes devrinde çok şiddetli bir takibe ve baskıya uğradı. Türk burjuvazisinin sağ kanadı, Türk proletaryasının bilincini aşırı milli­ yetçi likle, şövenlikle ve bi rçok hallerde dini taassup afyonu ile zehirlemek i çin büyük ça ba gösteriyor. Türk basını ve radyoları zaman zaman anti­ komünizm isterisi nöbetlerine tutuluyor. Komünizmle mücadele kampanyalarında ya bancı danışmanlar, özellikle Ameri kanlı danışmanlar az rol oynamıyor. Amerikalı danışmanların Türk burjuvazisini, işçilere karşı davranışlarında, fazla li beralli kle suçlama ları seyrek olaylardan değildir. Meselô 1 965 Martında «kollektif iş anlaşmazlık­ ları » üstüne Istanbul patronları i çi n düzenlenen özel seminerde Amerikalı lektörler «Türk patronlarının Amerikalı patronlardan daha liberal olduk40 "

51 1


larını» ileri sürmüşlerdir. V. L. Motramın başkanlığındaki özel Amerikan heyeti Ankarada. Istanbulda. ızmirde. Ada nada. Eskişehi rde benzeri semi­ nerler düzenledi ler. Türkiyede faaliyette bulunan mahut Komünizle Müca­ dele Cemiyeti Amerikan çevrelerinden geniş yardım görmektedir. Türkiyede sınıflar ve sınıf mücadelesi olmadığı ve olamıyacağ ı. «Türkler birbiri için çalışan yekpare bir millettir» iddiası uzun zaman Türk hüküme­ tinin resmi ideolojisi olmuştur. Yönetici çevreler «aşırı akımları .. - sosya­ lizmi ve kapital izmi - reddettiklerini ve bu akımlarla a ktif mücadeleyi ge­ rektiren orta bir yol tuttukları n ı ilan ettiler. Prati kte bu teori işçilere ve onların teşkiıatlarına karşı kitlevi baskı ve şiddet hizmetin i gördü. Türkiyede sınıf savaşları n ı n gelişmesi, işçi ve özellikle sendika hareke­ tinin genişlemesi, burjuvaziyi, işçi meselesinde politikasını biraz değiştir­ meye zorladı. Yönetici çevreler, işçi hareketi ni pervasızca ezme politikasına, bu eski politikasına paralel olara k a ldatma, avlama, söz verme, Birleşik Amerika, Batı Almanya sağcı sendikalarının ve reformist M HSF-nu (Milletlerarası H ü r Sendi kalar Konfederasyonu) v.b.'nin de göz diktiği reformist sendi­ kalar eliyle proletarya üzerinde etkisini kuvvetlendirme taktiğini gittikçe daha sık kullanmaya başladılar. Amerika Sendika Birlikleri AIF-AIK'in «göçebe elçisi.. Irving Braun, Amerikan sendika boss-u Çarls A. Mayers, Bi rleşik Amerika eski Çalışma Bakanı V. F. Peterson v.b. gibi mallCım kişi­ ler, Türkiyeyi birçok defalar ziyaret ettiler. Bir kısı m Türk sendikacıları, Birleşik Amerika sendika okullarında ve 1 955 yı lında Milletlerarası Çalışma Teşkiıatı tarafı ndan Ya kın Doğu ülkeleri için kurulan Istanbul Ça lışma enstitüsünde öğrenim görüyorlar. Türk burjuvazisinin ve yabancı sağcı sen­ d ika temsilci lerinin, reformist ideolojiyi Türk proletaryası arasına sokma gayretleri, şüphe yok ki, bel irli bazı sonuçla r vermektedi r. Bugünkü Türki­ yenin sendika ve işçi hareketinde, reformist sendi kaların, patronların ve devletin belirli etkileri kendini gösteriyor. fakat genel olarak, işçi ha re­ ketinin bugünkü şahlanış şartları içinde bu etki, yönetici çevrelerin bekle­ diği sonuçları vermiyor. 1 960 hükümet darbesi ve MBK-nin i l k icraatı, bir kısım işçilerde yeni hükü metin, durumlarını hafifleteceği, anti-demokratik kanunla rı kald ı ra­ cağı ümidini uyandı rmıştı. Ama bu ümitler gerçekleşmedi. Yeni hükü met, Türk proletaryasının öne sürdüğü gündemin meselelerini çözmedi. Ostelik MBK işçi meselesinde önceki hükümetin politikasına devam etti . . . Bununla bera ber, yeni hükümetin işçi hareketindeki i leri atılışa ciddi su rette engel olacak güçte olmadığı görüldü. Sayıca çoğalan ve teşkilatça kuvvetlenen Türk proleta ryası kendi hakları uğru nda mücadelede büyük bir azim göstermeye başladı. Türkiyede işçi hareketinde yeni gelişmenin politik istekler i leri sürül­ mekle başlaması di kkate değer. Basın ı n bildirdiğine göre, 1 960 Eylülünde 512


işçi sendikaları Konfederasyonu, hükümetten, sendikalara otonomi ve ba­ ğı msızlı k verilmesini, işçilere grev ve kollektif sözleşme ha kkı ta nınmasını, I ş Ka nununun yeniden gözden geçi ri lmesini istedi . . . Tüm işçilerin isteği, hükümeti yeni bir sendi kalar ka nunu tasarısı hazır­ lamaya zorladı ; basın ı n açıkladığına göre g reve «ya lnız hükümetin müsaa­ desiyie» yol veriliyordu. Ka nunun bazı anti-demokratik hükümleri basına sızmıştı. Bu hükümlerin niteliği, hükümetin işçiye karşı bir aksiyona hazı r­ landığından şüphe bırakmıyordu. Bu durum, işçileri yeni bir hızla harekete geçirdi. Memleketin her tarafında mitingler, toplantılar düzenlendi, hazı r­ lanan kanuna karşı şiddetli protestolar yağd ı rı ldı. Kömür sanayii işçileri, devlet tekel işle'tmeleri işçileri, deri sanayii işçileri, tekstilci ler, inşaatçılar, demiryolu işçileri, lôsti k sanayii işçileri v.b. protesto seslerini yükselttiler. Işçi hareketi ndeki gelişme şartları içi nde 1 961 Şubatında, bazı Türk send ika yönetici lerinin inisyatifiyle istanbulda, progra mında Ingiliz Işçi Partisinin kuvvetli etkisini taşıyan Türkiye işçi Partisi (TIP) kuruldu. TIP-in programının vuzuhsuzluğu, 1 961 yılında bu teşkilôtın az çok önemli işçi ta bakalarını saflarında bi rleşti rmesini engelledi. Anca k 1 961 sonu nda pa rti kurucuları partiden ayrı ldıkta n ve pa rti liderleri, ileri gelen sendika önder­ leriyle birlikte Iş Ka nununun yeniden gözden geçirilmesi, işçiye grev ve kollektif sözleşme ha kkı verilmesi istekleriyle ha rekete geçtikten sonra pa rti nin otoritesi yükselmeye başladı. Büyük ha reketler, hükü meti, işçiye grev ve kollektif sözleşme hakkı tanı­ mayı formel olara k ka bul etmeye zorladı. Yeni Türkiye Anayasasının (9 Temmuz 1 961 de yürürlüğe gi rmişti r) 47. maddesinde işçilerin g rev hak­ kından söz ediliyordu. Memleketin Anayasasına bu madden in g i rmesi işçi hareketi nin büyük bir başarısı, bu hareketin hükümetçe ta nı nması idi. Fakat grev ya pmanın sonradan çıkarılacak bir «kanunla tanzim edi le­ ceği» Yeni Anayasada belirtiliyordu. Demek ki, işçinin daha reel grev ha kkı için savaşması gerekiyordu. 1 961 yı lının iki nci yarısı ta mamiyle işçilerin kendi hakları uğrundaki mücadelelerinin daha da genişlemesiyle geçti. Türkiye Iş Konfederasyonu (Türk-Iş) yönetimi, sıradan üyelerinin baskısı altında, Sendika, Grev ve Kollektif Sözleşme ka nun tasarılarının görüşülmesine aktif olarak katılmak zorunda ka ldı. Ista nbul, Ankara, ızmir, Eskişehir, Zonguldak işçilerinin bir sıra çıkışı şunu gösteriyordu ki, Türk proletaryası işçi hareketinin formel değ il, reel ola rak ta nınmasını istiyor . . . 1962 Kasımında hükümet, Ça lışma Meclisi adı altında, Tü rkiye Iş Kon­ federasyonu, patron, hükümet, hu kukçu ve üniversite profesörleri temsil­ cilerinin katıldığı bir toplantı düzenledi. Çalışma Meclisine, gerçekte, sen­ dika, grev, kollektif sözleşme hakkındaki yeni kanun tasarı larını görüşme ve onaylama görevi veri lmişti. Başka bir deyişle, Türkiye yönetici çevreleri kanun tasarılarının sorumlu luğunu kendi üzerlerinden atmaya çalışır gi biy513


diler. Hükümetin bu manevrası belirli bir ölçüde başarı sağ ladı. Sendika liderleri, işçi olmayan temsilci lerin baskısı a ltında, işçilerin g rev yapma, kol lektif sözleşme imzalama haklarını sınırlaya n kayıtların ka nuna gir­ mesine razı oldula r. Kanun tasarıları Ça lışma Meclisi tarafı ndan onaylandıktan sonra Par­ lamentoya sevk edilerek, 15 Temmuz 1 963'de kabul edildi. Sendikalar kanunu (N 247), Kol lektif sözleşme, Grev ve Lokavut kanunu (N 275) işçi­ lere sendika ve sendika bi rli kleri kurma hakkı ta nıyor, fakat onları hükü­ metin kontrolü altına sokuyordu. Ka nunun bazı maddeleri hükümeti, sen­ dika yönetici seçi mleri ni, sendi kaların mali vasıtalarını, politi k kuruluşlarla i lişkilerini, mil letlerarası bağlarını v.s. sı kıca kontrol altına alma müsaadesi veriyordu. Işçilere grev hakkı tanınmasını, g reve geçilmesini ôzami dere­ cede sını rlaya n kayıtlar izliyordu. Kanun her g revde özel müsaade ve çok dereceli bir onaylamayı öngörüyor, hükü mete işçilerin herhangi bir g revini durdurma ha kkı veriyor, kollektif iş a nlaşmazlıklarında anti-demokratik ha kem sistemini muhafaza ediyor, ..kısmi ve genel seferberli k»te, ..bir-üç yıl için bağlanan» kollektif sözleşme yürürlükte bulunduğu devre içinde.. grevi yasaklıyor ve genel olarak bi rçok sanayi alanlarında işçiyi g rev hak­ kından yoksun ediyor; lokavtlara (hiçbi r sınırlama gözetmeden) müsaade ediyordu. Işte bütün bunlardan dolayı bugün Türkiyede işçilerin g rev hazır­ laması ve yürütmesi bir hayli zorlaşmış bulunuyor. Böylece, işçi hareketi nde gelişme, Türkiye işçi sın ıfı nın politik hakları uğru nda - ki proleta ryanın istekleri nin özü budur - mücadelesiyle başladı. Bu mücadele ilk dönemi nde, işçilere kanuni g rev hakkı tan ıma, kollektif sözleşme bağlama, TIP-i teşki lôtlandı rma ve sendika hareketini genişlet­ mede ifadesini bulan i l k kısmi zaferlerle sonuçlandı. Türk sendikalarındaki sağcı liderlerin uzlaşıcı politikası olmasaydı Türk proletaryasının başarıları daha da büyük olabilirdi. Türkiye işçi sınıfının, başlıca olarak, proleta rya nın ekonomik durumunun iyi leşmesi kesin şiarı altında geçen g rev mücadelesi 1 962 yılından beri hızla gelişiyor. Mücadelenin önemli yeni yönleri, çıkışların kitlevi oluşu ; emperyalist tekel lere, yerli büyük bankalara ve milyonerlere ait işletme­ lerdeki işçilerin savaşı, grev mücadelesinin başka şekil çıkışla rla (miting­ lerle, gösterilerle v.s.) birleşmesi ; işçi leri n artan birlik ve daya nışmala rı ; Proleter isteklerinin diğer halk ta baka ları tarafından desteklenmesidir . . . Belirtmek gerekir ki, Türkiye h ükümeti, gerçekte her zaman emperyalist tekelleri savunmaya kalkmış, onla rı haklı çıka rmıştı r . . . Türk burjuva basını, hükümetin tutumunu alkışlayara k, g revlerin durdu­ rulmasını haklı göstermek için bi rçok sebepler i leri sürdü . . . Fakat aynı basın, bunun, işçilerin kanuni menfaatlerine aykırı olarak yapıldığ ından, hü kümetin bu yolu tutmakla kendi memleketinin emekçilerinin haklarını açıktan açı�a çiğnediğinden tek söz etmedi. 514


Ilginç olan şu ki, eski Ça lışma Baka nı Cahit Talas, hükümetin ha reket­ lerini, nerdeyse bir iyilik gibi göstererek, sadece hükü meti haklı çıka rmaya çalışmakla da kalmadı, işlerin «Batı demokrasisine ta ma miyle uygun olarak» yürütüldüğünü de i leri sürdü. Türk hü kümeti, Türk i şçilerine karşı emperyalist tekellerin çıkarları nı açıkça böyle savunmuş, grev kanununun işçilere karşı hükü mlerinin içyüzü de bu suretle açığa çıkmıştır. Kaydetmek gerekir ki, tam g rev ka nunu Mecliste onayla ndığı ve işçilerin, kendi hakları n ı savunmak için bütü n memlekette ha rekete geçtikleri sı rada Işçi Sendika ları Konfederasyonunun sağcı yöneticileri, başta Seyfi Demir­ soy, tipik «sarı» sendikacı hüviyetleriyle o rtaya çıktılar. S. Demirsoyun, Türk işçilerinin grev ve kollektif sözleşme hakkı elde edecek seviyeye güya «ulaşmadıkları» yolundaki bildirisi yayı nlandıktan sonra, 17 sendika, Kon­ federasyondan çıkmaya, ayrı bir birlik kurmaya kara r verdiler. Gerici sen­ dika yöneticilerinin gayretleriyle Türkiye işçi hareketinde pa rçalanma be­ lirdi. Bununla beraber, sıradan sendika üyeleri nin kendi hakla rını savun­ mak için giriştikleri kitlevi hareketler ve sağcı sendika yöneticilerinin bütün işçiler ta rafından suçlanması, o sırada Türkiye işçi hareketi nde parçalan­ manın önlenmesine yard ı m etti . . . Grev kanununun işçiye karşı olan niteliğini istatistik veri ler de göster­ mektedi r. Kanunun Türkiyede yürürlükte bulunduğu i l k yılda 200 bi nden fazla işçi nin katıldığı 400-e ya kın «kollektif iş an laşmazlığı» çıktı. Fa kat, «Forum» derg isinin yazdığı g i bi, birçok hallerde işçiler g reve geçmediler. Aynı devre içinde ancak 10 bin işçinin katıldığı 20 grev oldu. Bu durum, dergiye göre, kanunun «asıl başarısıdır». 1 964 yıl ında Türkiyede 2.342 işletmede 696 kollektif iş a nlaşmazlığı ol­ muştur. Bu i ş an laşmazlıklarına 344.21 9 işçi (206,7 bini «genel», 1 37,5 bini özel sektörlerde) katılmıştı r. Fakat bu devre i çinde ancak 87 işletmede g rev olmuş, bunlara 1 1 .316 işçi katılmıştır (bir yıl içinde 306.488 iş günü kaybediimiştir). Böylece kanun, Türk burjuvazisinin ümidini (kanunun grev mücadelesini zorlaştırocağı yolundaki ümid ini) bel irl i ölçüde gerçekleşti riyor. Grevci istekleri ri nin bell i başlıları şunlard ı r : Emeğin entanzifikasyo­ nuna son veri lmesi, iş ücretleri nin a rtırılması, sosyal ya rdımları n iyileştiril­ mesi, ça lışma şartla rı nın d üzeltilmesi, sendika haklarının tanı nması. Kollek­ tif an laşmazlıkların genel sayısının üçte ikisi devlet sektöründe oluyor. Kanunun yürürlükte bulunduğu i l k yılın sonuçları böyledir. Bütün bu engel lere, zorluklara rağmen Türkiyede işçi sınıfının müca­ delesi, bu a rada g rev mücadelesi genişliyor. 1 965 yı lında, yabancı ülkelere giden Türk işçileri n i n insafsızca sömü rüye karşı aktif olarak protestoya başladıkları ha berleri geldi. Türkiyenin beli rli çevreleri, Türk iş kuvvetini toparlayıp memleket dışına i h raç ederlerken bir sıra a maç g ütmüşlerdi. Birincisi, işçileri memleket dışına ihraç ederek 51 5


Türkiyedeki muazzam işsizler ordusunun biraz a zaltılması düşünülmüştü ; I kincisi, iş ücreti olarak ya bancı döviz a lacak i şçilerin tasa rruHa rınl yurda gönderi p memleketin döviz yedeklerini biraz artıracakları sanıimıştı ; üçün­ cüsü, uzun zaman yabancı işletmelerde çalışa cak işçilerin i htisaslarını a rtıracakları ve «kültürlü .. olara k dönecekleri hesaplanmıştı. Ama gerçekler Türk yönetici lerinin birçok hesapla rını altüst etti. Birin­ cisi, iş kuvveti ihracı muazza m işsizler ordusunu hiçbi r surette azaltma­ mıştır, işsizlik artıyor ve memleketin ekonomik d urumuna daha ciddi bir etki yapıyor. I kincisi, (yabancı ülkelerdeki) Türk işçilerinin iş ücretleri nin çok d üşük olduğu görü ldü. Bu işçi lerin mutlak çoğun luğunun bir ihtisası yoktur ve aşağı ücretli işlerde çalışmaktadırlar. Bundan başka, işçi ler, Türk lirasının yabancı dövize göre değer düşüklüğünü göz önünde tutarak, memlekete döviz değ il, dışarda edindikleri eşya ları sokmayı tercih etmek­ tedirler. lJçüncüsü, yabancı ülkelere giden Türk işçileri en insafsız bir sömürüye uğratılıyorlar. «Hü rriyet.. gazetesi nin Ocak 1 963 ta rihli sayısında yazdığına göre, memleket dışındaki Türk işçilerine karşı «bir işçi mua me­ lesi değil, bir köle mua melesi yapılıyor... Batı Almanya, Fransa, Holla nda, Belçika ve başka ü l kelerdeki Türk işçileri, alda ltıcı ve acıklı duru mlarını gittikçe daha iyi anlıyorlar. Bunun için, dışa rıya gönderilen işçi lerin protesto sesleri yüksel mekte ve onla r artık sözle yetinmemektedirler. Hollandada yapı işlerinde ça lışan ve çalıştıkları firmanın insanlık dışı davranışları, iş ücretlerinin azlığı canlarına tak diyen 1 40 Türk işçisi 1 965 yılı Ocağ ında g reve başladılar. Bu g rev Hollanda hükümetini ciddi surette korkuttu. Polis Türk işçilerinin çoğ unu tevkif etti, Amsterdamdan uçakla Türkiyeye sürdü . . . Böylece Türk işçileri, «kültür.. ü kavrama ve benimseme ala nında, bu patronların sandığından daha büyük yeteneklere sahip olduklarını göster­ di ler. Türk işçileri, durumları n ı iyileştirme yolunun mücadele yolu olduğunu kapita listlerin zannettiğ inden çok daha önce anlamışlardı. Türkiyede hükümet da rbesi nden sonraki işçi ha reketi gerçekleri, sınıf mücadelesin i n bu memlekette çok keskin bi r nitelik kazandığını gösteriyor. Işçilerin çıkışları daha kitlevi, daha çetin ve teşki lôtlı bir hal almıştır. Türk proletaryası, modern mücadele metodları nın tecrübeleriyle h ızla zeng in­ leşiyor, bir sınıf olarak kendi kuvvetini tamamiyle kavramış bulunuyor, en i nce terti plere ve büyük engellere rağmen, kapitalizmin temellerine cesaretle saldırıyor. Türkiyede genel ekonomik şartlar (milli burjuvazinin h ızla gelişmesi, yerli tekel kuruluşlarının doğuşu, burj uvazinin üst ta baka­ sının emperya lizmle işbirliği, insafsızca sömürü, işçileri n artan yoksullaş­ ması, Türk burjuvazisi nin ve onun tekelci üst ta bakasının kuvvetlenmesi n isbetinde bu yoksu llaşmanın artması v.s.), Türk proletaryasını, kendi hak­ ları uğrunda mücadeleye amansızca bir zorunlu kla sürüp götü rüyor, itiyor. 516


Işçi sendika larının takibe uğra ması, Komünist Partisinin faaliyeti nin yasak edi lmesi, birçok ilkel demokratik burjuva hürriyetlerinin yokluğu, reformist sendi ka ların işçi sı nıfına nüfuzu v.s. işçi hareketinin gelişmesine engel olmakta henüz devam ediyor. Fakat bu hareketin daha şi mdiden gördü­ ğümüz kuvvet ve genişliği, onun önü müzdeki yakın yıllarda daha teşkilôtlı ve kitlevi bir nitelik kazanacağına şüphe bırakmıyor.

Türkiyenin ekonomik gelişmesinin boıı meseleleri Türkiyede sosya l-ekonomi k dönüşümler meselesi, ancak memleket için­ deki sınıf kuvvetleri n i n yerleşimi, sınıf mücadelesinin bu memleketteki genel seyri ile bağlı olara k çözüıür. Yukarıda gösterildiği gi bi, Türk burju­ vazisi cinsdeş (mütecanis) olmaktan uza ktır. I kinci Dünya Savaşından sonra Türk milli burjuvazisi önemli değ işikli klere uğradı ve bu, kapital iz­ min gelişme seyrinde Türk burjuvazisi arasından, sayıca az, fakat ekonomik bakımdan oldukça güçlü, politik bakı mdan nüfuzlu ve tekel burjuvazisi haline gelen bir kısım büyük burjuvazinin ayrılmasında ifadesini buldu. Bunlar, memleketin, güdücü d u rumdaki birkaç aksiyoner şirketin etrafında g ruplaşan milyonerleridir. Bu grupun pozisyonlarını tayin eden, her şey­ den önce, en büyük bankaların - Iş Bankası nın, Ticaret Bankasının, Yapı Kredi Bankasının, Garanti Ban kasının, Sanayi Ka lkınma Bankası nın - Tür­ kiye Şeker Fabri kaları Şi rketinin, Türkiye Çi mento Sanayii Şi rketinin, Ereğl i Demir-çelik Sanayii Işletmeleri nin, Umumi Mağazalar Şirketi'nin, Deniz Bankın v.s. pozisyonlarıdı r. Bugünkü Türkiyede en büyük, en nüfuzlu özel kuruluş, etrafında memleketin en büyük burjuvazisi nin gruplaştığı Iş Ban­ kasıdır. Türkiyenin büyük sermayesi ve şekillenmekte olan Türk tekelleri şu özel­ likleri taşır: Birincisi, büyük Türk fi rmaları öyle bir, az gelişmiş ta rı m ülke­ sinde doğmuşlardır ki, burada bütün sanayi ürünlerinin izafi ağırlığı global ü retim genel kitlesinde % 25-30-u teşkil ediyor, köy ekonomisinde dere­ beylik artıkları va rlığını muhafazaya devam ediyor ve yabancı sermayenin nüfuzu a rtıyor. Ta ri hi a landa, gelişmiş Avrupa memleketlerinden ve Birle­ şik Amerikadan çok daha geç beli ren milli büyük Türk sermayesinin «nor­ mal» bir yükseliş ve gelişme için ne vakti, ne de yeteri kadar gücü va rdı r. Büyük Türk şi rketleri, devletin yardımiyle, bazı sanayi alanlarında kontrolü ele geçiren ve nüfuzu nu köy ekonomisi ü reti mine yayan güçlü kuruluşla r olarak hemen hemen birden doğmuşlardır. Iki ncisi, büyük Türk sermayesi ve şekillenmekte olan tekeller banka işle­ rinin küçük tepelerini, bazı sanayi ve tica ret alanlarını kucakladılar, köy ekonomisine sokulmaya başladılar. Sanayiin, köy ekonomisinin, ticaretin 517


birçok alanlarında kapitalizmin ilkel şekilleri, geri işletme metodları var­ lıklarını muhafaza ediyor. Büyük Türk sermayesi belirli bir a nlamda «eski kapita lizmin üzerinde bir üst yapıdır... Türk büyük sermayesinin maddi ü retimsel temelinin zayıflığı, devlet yardımlarına bağ ımlılığı, emperyalist tekellerle sıkı bağlılığı onun olağanüstü parazitizmini ve tepecil karakterin i özellikle belirtiyor. Türkiyede banka sermayesinin konsantrasyon ve santra­ lizasyon süreçlerinin, sanayideki benzeri süreçleri geride bırakması ve bunun, maddi üretim a lanında geri tekni k hüküm sürerken büyük banka sermayesini kuvvetlendirmesi de bu d u ruma yard ı m etmiştir. Netice olarak, bir yanda büyük sermaye ve doğ makta olan tekeller, öbür yanda küçük, orta ve kısmen büyük burjuvazi a rasındaki çelişki ler çok şiddetli, k armaşık ve çok çeşitli bir nitelik almış bulunuyor. Mayıs 1960 h ü kümet darbesinin gösterdiği gibi, burjuvazi kampındaki çelişkiler o kadar keskinleşmişti r ki, bir kısım burjuvazi öbür kısmı n ı n ekonomik, politik egemenliğini sınırlan­ dırmak için açıkça (kısmi da o lsa) ha rekete geçmiştir. Oçüncüsü, Türkiyede zayıf b i r tekelci sermaye tabakası Birleşik Amerika, Batı Almonya ve başka Batı ülkelerinin emperyalistleriyle sıkıca bağl ı olara k şekillenip gelişiyor. Olgular gösteriyor ki, büyük sermaye, memleketin menfaatlerine aykırı olarak emperyalist tekellerle sıkı işbirliğine girişmiştir, onla rdan ekonomik ve politik «ya rdı m.. ve destek görmektedir. Türkiyede büyük kumpanyaların varlığı emperyalizmin memlekete sokulmasına o kada r bağ lıdır ki, Türk büyük sermayesi ve şekil lenmekte olan tekeller yabancı yayı lmanın başlıca kı lavuzları ve destekleridir. Türk büyük burju­ vazisinin bir kısmı belirli bir anla mda kompradorluk u nsurlarını muhafaza ediyor. Bundan çıkan sonuç şudur: Büyük Türk sermayesiyle küçük. orta milli burjuvazi arasındaki çelişkilere. küçük. orta ve bir kısım büyük Türk burjuvazisi i le. memlekette büyük Türk sermayesinin üst tabakasiyle iş bir­ liği halinde faa liyette bulunan emperyalist tekeller a rasındaki çelişkiler de ekleniyor. Başka bir deyişle. Türkiyede çok karışık sıkı bir çelişkiler dü­

ğümü meydana gelmiştir : Bir yanda küçük. orta ve bir kısım büyük burju­ vazinin menfaatleri, öbür yanda emperyalist tekellerin ve tekelciliğe yük­ selen en büyük Türk şirketlerinin menfaatleri vardır. Büyük Türk sermaye­ sinin pozisyonu ve onun bir kısmının tekelci sermayeye yükselişi kuvvetIen­ di kçe. emperya lizmle Türk burjuvazisinin üst ta bakası a rasındaki iş birliği sağ lamlaştıkça. emperyalist yayılma Türkiyede genişledikçe Türk burjuva­ zisinin ayrı ayrı ta bakaları a rasındaki çelişkiler daha da keskinleşiyor, karmaşık bir şekil a lıyor. Milli sermayeni n tekelci olmayan tabaka larının, meydana gelen duru mdan kurtulmak i çin, büyük sermayenin pozisyonuna ve onun üst tabakasına açıkça saldırmaktan başka çıkar yolu yoktur. Dördüncüsü. burjuva kampında a rtan çelişkilerdeki şiddetlenme. mem­ leketin genel ekonomik durumunun hızla kötüleşmesi ve Türk proletarya­ sının mücadelesinin keskinleşmesi şartları altında geçiyor. Türkiyede sınıf mücadelesi. şimdiye kadar görülmemiş bir ölçüye yükseldi. Böyleyken 518


mücadelenin bu döneminde Türk proletaryasının menfaatleri, sadece köy küçük burjuvazisinin, yani köylünün ana kitlesinin başlıca menfaatleriyle değ il, aynı zamanda şehi r küçük ve orta burjuvazisinin menfaatleriyle de bi rleşiyor. Türkiyede emperyalizmin üstün n üfuzuyle, emperyalizmle iş bir­ liğine girişenlerle mücadele bütü n ana sı nıfların ve sınıf ta bakalarının menfaatlerine uygundur. Şehir ve köy küçük ve orta burj uvazisi genel milli mücadelede işçi sınıfının tabii müttefikleridir. Beşincisi, Türkiyenin kapitalist olmaya n gelişme yoluna geçmesi i çi n beli rli objektif v e sübjektif şartlar gerekti r, bu şartların ekonomik v e politik bakımdan olgunlaşması zorunludur. Objektif şartlar a rasında, kapitaliz­ min beli rli bir gelişme seviyesine ulaşması her şeyden önce gelir. V. ı. Lenin şöyle demektedir: «Eğer S.-D. (Sosyal-Demokratl a r) işçilere, kapitalizmin gelişmesinden başka, kapita lizmin gelişmesi yolu ile olmayan herhangi bir kurtuluş yolu bulunduğunu söyleselerdi, bu bir don kişotluk, bir boş hayal olurdu. Fakat biz bunu söylemiyoruz. Biz diyoruz ki, sermaye sizi sömürü­ yor, iliklere kadar sömürüyor, her şeyi sömürüyor, siz onu yıkıncaya kadar sizi sömü recek. Bu bir gerçek. Şunu da eklemeyi u nutmuyoru z : Kapitaliz­ min yenilmesi için gelişmesi ıazımdır. Yenilmesi için bundan başka garanti yoktur.» Son ra do, milletin ezici çoğunluğunun, yani işçi sınıfının, köylülerin, kapitalist gelişme yolunun perspektifsizliğini, bütün fecaatini kavra ması, . milletin kapita lizmi veya onun en gerici şeklini tepecek g üçte ol ması gerekir. Kapitalist olmayan gelişme yolu için gerekli temelin, hemen, birdenbire olğunlaşmadığı da kaydedilmeden geçi lemez. Kapitalizmin genel buna­ lımının hüküm sürdüğü, barış ve sosyalizm kampının artıp gücü yükseldiği bir dönemin şartları içinde Türkiyenin kapita list olmayan gelişme yoluna geçmesini hazı rlayan temeller hızlı bir tempo ile kuruluyor. Fakat bu, şim­ dilik genel problemin bazı çizgilerinde beli rmektedi r. Yukarıda söylenenleri göz önünde tutarak, Türkiyenin ka pita list ol mayan gelişme yoluna geçmesi imka n ı meselesini gözden geçirelim. önce, Türk toplumu kapitalist olmayan gelişme yoluna hangi aşama­ lardan geçebilir, bunu i nceleyelim. Bize öyle geliyor ki, anlaşılması bakı­ mından kolay, görev bakımından zor olan ilk önemli adım, kapital izmin genellikle yok edilmesi, temsilcileri nin - burjuvazinin - bütün tabakala­ rının ekpropriasyonu değil, burjuvazinin üst kısım temsiıçileri dar g rupunun, büyük sermaye temsilcileri nin ortadan ka ldırı lması olabilir. Bu aşama, tamamiyle konkre ekonomik ve politik tedbirlerle mümkündür ve Türk bası­ nında açı kça ve doğ rudan doğ ruya sözü edil mektedi r : Bütün büyük ban­ kaların - Iş Bankasının, Tica ret Bankasının ve diğerlerin - millileştirilerek tek bir devlet bankasında birleştirilmeleri : sigorta işlerinin, şimdi bile .devlet yardımı olmadan iş göremeyen büyük a ksiyoner ş i rketlerin (Türkiye 519


Şeker Fa brikaları Şi rketinin, Türkiye Çimento Sanayii Şi rketinin, Türkiye Petrol Sanayii orta klığının, Umumi Mağaza lar Şirketi'nin v.b. lerinin) milli­ leştiri Imesi ; Memleketin dış ticaretinin, yayım işlerinin, a raştırma enstitü­ lerinin millileştirilmesi ; toprağın millileşti ril mesi i leri sürülüyor. Bu g i bi ekonomik tedbirler burjuva toplumunun ve h ukukunun çerçe­ vesini aşmaz, bunlar genellikle burjuva mülkiyeti ni müsadere etmiyor, ortada h ka ldırmıyor, onun sadece şeklini değiştiriyor, devletin ekonomik faa liyet alanının son derece genişlemesine yol açıyor, devlet kapitalizmi tedbi rleri nin daha da genişlemesine reel ekonomik i mkönlar yaratıyor. Başka bir deyişle, bu tedbirler kapitalist olmaya n gelişme yoluna henüz geçiş değ i l d i r, fakat böyle bir geçişe reel i mkönlar sağlıyor. Milli leştirme, emperyalistlerle iş birliği hali ndeki büyük, en pa razit sermayeye yer ver­ meyen kendine özgü (özel) bir kapita list yola girmek i mkönını verecekti r. Bu yol kapitalist olmayan yoldan henüz uzaktır, fakat reeldir ve Türkiye g i bi bir memleket için zorunludur. Kapitalist olmayan gelişme yoluna sonradan geçiş için bütün bu ted­ bi rlerin kim ta rafı ndan ve hangi sın ıfın yönetimi altında ve nasıl (gerici bürokratik veya devrimci demokratik şekilde) gerçekleştirileceği meselesi prensipyol bir önem taşır. Yeni yol uğrunda mücadelenin başında pro­ letaryanın bulunması son derece önemli d i r. Ya lnız bu sayede, sonradan sosyalizm yoluna geçiş çok daha çabuk ve kolay olabil ir. Fakat en önemli dönüşümlerin burjuvazi temsi lci lerinin yöneti mi altında gerçekleştirilmesi Türkiye için ihtimal dışı değildir. Bu takd i rde proletarya nın en önemli ödevi, ya lnız bütün i lerici tedbirleri desteklemek değil, aynı zamanda onların, bütün emekçilerin ve sömürülenierin menfaatine en uygun, en demokratik uyg ulama şekli uğrunda mücadeledir. Türkiyenin kapital ist olmayan gelişme yoluna geçmesi konusunda yürü­ tülen tahminler yeni ve orij inal değild i r. Kapitalist toplum çerçevesi i çinde, burjuvazi nin politik eğemenliği altında reform yapma i mkö nlarını V. i. Lenin birçok eserlerinde teori k olara k göstermiştir. "Ya klaşan tehlike ve onunla nasıl savaşmalı" adlı eserinde V. i. Lenin, bir ka pita list hükümetin, özel şa rtlarda, bankaları, tröstleri, yani kapita­ listlerin en büyük tekel birlikleri n i milli leştirme yoluna başvurmak, ticari sırrı kaldırmak, sanayici leri, tüccarları ve genel olara k bütün patronları zorla birlikler içinde bi rleştirme yoluna gitmek, halkı tüketi m topluluk­ larında bi rleştirmek zorunda kalacağını ve bunu tamamiyle yapabilecek durumda olduğunu bel irtmiştir. V. i. Lenin bu gibi tedbirlerin gerçekten devrimci burjuva h ükümetleri için büyü k bir zorluk teşkil etmediğini göster­ miştir. V. i. Lenin bankaların millileştiri lmesi nden söz ederken şöyle demiştir : ..Gerçekten de bankala rın, tek b i r .. mülkiyetci"den katiyen tek b i r kopek a l madan milli leşti ri lmesi nin, ne teknik, ne de kültü rel hiç bir zorluğu asla 520


yoktur. Bu iş. ancak ve sadece bir avuç zenginin kirli hasis çıkarları yüzün­ den d u rdurulur. Bankaların milli leştirilmesi özel malların müsaderesiyle böyle sık sık karıştırılıyorsa. bu kavramları karıştırarak yaymaktan suçlu olan, burjuva basınıdır. Çünkü onun menfaatleri halkın a ldatılmasındadır.» Zamanımızda benzeri olayların pratik örneğini Birleşik Arap Cumhu ri­ yeti hükümeti verd i ; 1 957 yılında burada, devlet mallarının yöneti mi. yabancı imtiyazların ve özel şirketlerin satın al ınması işleri ni yürütmekle görevli Ekonomik Gelişme Teşkilôtı kuruldu. BAC-nin, Türkiyede olduğu g i bi. tekelci sermayeye yükselen büyük sermayeye taarruzu. «Mısır» banka­ sının. Milli Egipt ban kası nın ve bu banka ları ait birçok sanayi. sigorta, v.s. şi rketlerinin millileştirilmesiyle başladı. 1 961 yılında BAC iç ve dış pamuk ticaretine kontrol koydu. 400-e yakın çeşitli şi rketi, tazminat ödeye­ rek milli leştirdi. birçok a ksiyoner şi rkete devletin en azdan yüzde 50 işti ra­ kini zorunlu kılan bir kanun çıkardı. özel kişilerin kaza nç ölçüleri ni, şirket­ lerden hisse senedi elde etme haklarını sınırladı. Bütün bu eylemler sonu­ cunda BAC-nin g üdücü büyük sermayesi devletin eline geçti veya kontrolü oj altına g i rdi. bu memleketin büyük burjuvazisinin emperyalist tekellerle bağlantı ları fiilen ortadan ka ldırı ldı. Türkiyenin yeni gelişme yoluna geçmesi teorik olarak da, pratik ola rak da ta mamiyle imkôn dahilindedir. Sınıflar ve sınıf tabakaları arasında. Türkiyedeki birçok sanayi işletmesinin, bankanın ve Türkiye dış ticaretin i n millileştirilmesi uğrunda mücadele şi mdiden başlamıştır ve b u , basında, birçok makalelerde. ha berlerde, memleketi n gelecek ekonomik ve politik gelişmesiyle ilgili çeşitli görüşlerin ça rpışmasında akis bul maktadır. Bu mücadele konkre olarak devlet ekonomi sektörüne karşı davranışta sık sık kendi n i gösteriyor. Bir yandan büyük sermayenin ve doğmakta olan tekellerin temsilcileri, yukarıda işaret edildiği gibi. devlet sektörünü ta ma­ miyle kendi kazanç elde etme niyetlerine bağl ı bir hale geti rmeye ça lışı­ yorlar. devlet müdahalesinin sınırlanmasını, «açıkça gösteri lmesi n;',. bu müdahalenin «yabancı sermayenin ekonomiye a kı nına» engel olmaması, büyük iş kodamanlarına zorluk çıkarmaması için devlet kontrol alanını genişletmenin önüne geçilmesini istiyorla r. Buna karşılık, milli burjuva­ zinin diğer ta bakalarının, proletaryanın. bazı aydın çevlerin temsilcileri. devlet kontrolü a ltına a lınması gereken kurumları açıkça belirtiyor ve bütün bir ekonomi alanının etatizasyonunu (devletleşti ri lmesini) istiyorlar. Meseıa. Türkiye Petrol Sanayii Işçi Sendi kaları Federasyonu, Türkiyedeki yabancı petrol işletmeleri n i n kar dalaverelerine ve patronların iş ücret­ lerini artırmayı reddetmelerine karşı petrol sanayiinin tamamiyle milli leş­ tiriImesi i çi n mücadele etmektedir. Maden Sanayii Iş��i Sendikaları Federasyonu Başkanı Kemal öner 5 Mart 1 965'de Ankarada yaptığı basın toplantısında, işçilerin maden sanayiinin millileşti ri lmesi ni istedi klerini açıkladı. K. öner, 60 binden fazla 521


ışçıye birleştiren 27 sendi ka adına konuşarak, emekçilerin sosyal hakla­ rı nın savunulması için millileştirmenin zorunlu olduğunu, çünkü maden ocaklarının gereği gibi işletilmediklerini, sahiplerinin Iş Kanununa riayet etmediklerini söyledi. Gazeteler, birçok üniversite-gençl i k teşkilôtlarının aynı istekleri, aynı gerekçeleri i leri sürdüklerini bildirdi ler. Türkiyede devlet sermayesinin yard ı m iyle Türk-Ameri kan kumpanyası tarafından kurulan Ereğli Demir-çelik Kombi nasının millileştirilmesini israrla isteyen sesler yükselmektedir . . . Hafta l ı k "Yön» dergisi 1 Ocak 1 965 tarihli sayısında Türkiyedeki bazı elektrik santrallerin i n millileştirilmesi isteğini ortaya etti. Bu yazıda şöyle denilmekted i r : «Bugü n memleketimizde nüfusun ancak % 30-unun elek­ trikten faydalanma imkônına sahip bulunduğu, 35 bin kadar köyün (45 binden) ve yüzlerce kasaba n ı n elektrik beklediği düşünülürse, bu sek­ tördeki kuvvetleri bir yönde birleştirmek ve memleketin elektrifikasyonuna h ızla devam etmek gerektiği a nlaşı lır.» Devamla : «Bu d u rumun başlıca sebebi özel elektrik şi rketlerinin küçük mesku n yerlerin elektri klendiril­ mesinde çıkarı olmaması, elektrik ücretlerinin şi rketlere "gereken kôrı" getirmemesid i r» diyen dergi, elektrik santra l lerini millileştirmenin nisbeten kolay olduğunu, çünkü devletin ve belediyelerin bunların hemen hepsinin kuruluşuna katı ldığını belirtiyordu. Fakat sa ntra ller, kuruluşları sona erdik­ ten bir süre sonra özel aksiyoner şi rketlerin eline geçiyorlardı. Meselô, Ada naya, Tarsusa ve Mersine elektrik veren Seyhan nehri üzerindeki hidro-elektrik santrali 1 953 yılında devletin yardımiyle kuruldu. Fakat san­ tral «Çukurova Elektrik TAO» tarafından işletiidi. Santralin kuruluşuna büyük sermaye yatıran devlete a it Eti Bank, şirketin yönetiminde gereği gibi tems i l edilmiyordu. Osteli k, ..Çukurova Elektrik TAO» büyük kazançlar elde ettiğ i ha lde devlete vergi ödemiyordu. Dış ticaretin millileştirilmesi isteği Türkiye kamu oyunda geniş a kisler yaptı. A. T. Yazmanın belirttiği g i bi, «dış ticaretin devletleştiri l mesi» iste­ ğiyle yalnız sendika ve bilim t� msilcileri değil, bazı devlet adamları, poli­ tikacılar, millet vekilleri de seslerini duyurdular. Yazman : «Bu mesele, en önemli bir görüşme konusu haline geldi» diyordu. Dış tica retin millileşti rilmesinden yana olanlar, haklı olara k, dış ticaret işlerinde açığı n devamlı şekilde yükselmesini, Türk ü rü n lerinin «Ortak Paza r» memleketlerine sürüm şartları nın kötüleşmesini, Türkiyeye kendi mallarını süren emperyalist tekel lerin artan nüfuzunu, Türkiyenin istikrarlı sosyal ist kamp memleketleri pazarlarından uzakta kal masını, özel ser­ mayeni n bütün bu bir sürü zorluğu giderme yeteneksizliğini, memleketin genel ekonomik durumunun kötü leşmesin i ileri sürmektedirler . • •

Millileştirme fikri Türkiyede geniş bir yayılma alanı buldu. Objektif o la­ rak bu, memleketteki özel sermayenin tümüne karşı değil, emperyalist yayılmanın kılavuzu hali ne gelen en gerici kısmına karşıdır. Hatırlatal ı m 522


ki. Iş Bankasın ı n doğ rudan doğruya iştira ettiği tekelci Türkiye Petrol Sanayii Şirketi Türkiye petrol sanaIiinde faa liyet gösteriyor. Yine bu sa nayi a lanında. Istanbu lda «lpraş». Mersinde «Ataş» petrol tasfiye fabri ka la rını kura n «Kalteks». «Mobil-Oyl». «Şelı». «Britiş petroleum» gibi emperyalist tekeller a ktif olara k faaliyettedir. Türkiye maden sanayii alanı nda. birçok maden ocaklerıne sahip. maden cevheri. tiftik. bakliyat v.s. ihracatı yapan şirketin kurucusu. memleketin en büyük m i lyoneri Vehbi Koç faaliyet gösteriyor. Türkiye dış ticaretini milli leştirme istekleri. Iş Bankası tarafından yukarıda anılan «Amerikan­ Türk Dış Ticaret Bankası» kurulduktan sonra çok israrlı ve yaygın bir hal aldı. Tabii olarak. millileştirme fikri Türkiyede. özellikle bu fikir gerçekleştiği takd i rde menfaatlerine doğrudan doğruya zara r gelecek çevrelerin kesin tepkisiyle ka rşılaşıyor. Bu çevrelerin a rkası ndan bir sürü hükümet temsil­ cisi de millileşti rmeyi reddetmektedi r . . •

Böylece Türkiyede sosyal mücadele. sınıf mücadelesi. memleketin gele­ cek ekonomik ve politi k gelişmesinde iki ana yoldan birinin seçilmesi etra­ fında genişliyor. Birinci yol. ekonominin başlıca a lanlarının. sanayiin kilit nokta larının. banka işlerinin millileştirilmesi yolu. devlet sektörün ü n azami derecede kuvvetlendirilmesi yolu. yabancı emperyalist tekellerin nüfuz üstünlüğünün ortadan kaldırılması yolu. kendine özgü «demokratik». «realist bir kapita­ lizme» geçiş yoludur ve bu. gelecekteki kapita list olmayan gelişme yoluna açılan yoldur. Iki nci yol. özel sektörün genişletilmesi. emperya lizmle sıkı iş birl iği. dev­ let sektörünün özel sermaye çıkarlarına kullanılması v.s. yoludur. Türkiyenin yeni gelişme yoluna g i rmesi. i lerici Türk çevrelerinin mücadelesine bağlıdır. Memleketin iç ve dış reel şartları ise. tümüyle Türkiyenin yeni hayata geçiş şekl ini belirleyeceklerdir. Bu kitapta bel i rtilen gerçekler. geniş bir demokratik hareketi n. bir işçi hareketinin varlığını ortaya koymaktadır. Bu hareket. gittikçe a rtan etkisini. hiç şüphe yok ki. yakın bir gelecekte. Türkiyenin bütün ekonomik ve politik gelişmesi üzerinde gösterecektir.

523


ı Ç i N D E K I LE R

S O SYA L I S T O L K E L E R K O M O N I ST V E ı Ş Ç ı P A R T I L E R I ARAS I N DA K ı G O R O Ş M E L E R E I L I Ş K I N D O K O M A N LA R : SBKP M K Politbüro ile ÇKP M K Prezidyumu a rasında yapılan görüşmeye i lişkin ortak bildiri . .

445

Sosya list ü lkeler Komünist ve Işçi Pa rtileri n i n bildirisi .

446

Sovyet-Çekoslovak görüşmeleri hakkında b i ldiri .

452

.

.

.

ÇKP Merkez Komitesi nin Moskova görüşmeleri h a kkında ka rarnamesi

454

K O M O N I S T H A R E K E T I N I N A K T O E L S O R U N LA R I : Leon Bor

Komünist Partileri a ktif eyle m Partileridir .

455

KA P I TA L I S T O L K E L E R D E Pier Entjes Fransız genel seçimleri

.

467

Y U V A R LA K M A S A T O P LA N T I S I Kapitalist memleketlerde gençlik ha reketin i n yü kselişi

480

K I TAP L A R Büyük bir kültür hazinesi .

495

O Z E L S AY F A L A R ı M I Z Türkiye Komünist Partisinin bildiri si . Y. N. Rozaliyev Türkiyede sınıfla r ve sınıf mücadelesi

498

500


yc_68_08