Issuu on Google+

YENİçAG •

ib Nörlund: Emperyalist saldırıları önleme olanakları

Jan Prazsky: Avrupanın güvenliği ve komünistler

E. Papaiyoanu: Kıbrıs üstünde tehlike bulutları

BOYO K O KTO B R U N 5 O. Y i LI NA DO G R U Büyük Oktobr Sosyalist Devriminin tarihi önemi Milletlerarası bir konferansla ilgili notlar

SOSYALIST OLKELERDE Demokratik Almanya Cumhuriyetinde gelişmiş sosyalist düzenin kurulması sorunları

SERMAYE DONYASINDA Birleşik Amerikada zencilere karşı terör

OZEL SAYFALARıMIZ TKP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Yakub Demir yoldaşın: .. Karl Marks'ın ,Kapital'i ve Türkiye işçi hareketinde Marksizmin-Leninizmin etkileri..... konulu konuşması

9-10

(39-40)

Eylul E ki m -

1967

B A RIŞ

VE

S O S Y A LI Z M

PR O B L E M L E RI


B u s a y ı d a:

ib Nörlund Da n i m a rka Komün ist Partisi Merkez Kom itesi Sekreteri ve Politbüro Oyesi

Ezekias Papaiyoanu Kı brıs I lerici Emekçi Halk Partisi Genel Sekreteri

George Cogniot Fransoda Moris Tores Enstitüsü M üdürü


Bütün ülkelerin proleter/eri, bir/eşiniz!

YE N i ÇlG

9·10 (39-40) Eylul-Ekim

1967

Kom ünist ve işçi partileri n i n teori ve enformasyon dergisi

Emperyalist saldırıları önleme olanakları ve sorunları

ib Nörlund 1 960 Moskova Konfera nsına katı l a n 81 kom ü nist ve işçi partisinin yayın­ l a d ı ğ ı Ortak B i l d i ride şöyle den i l mekteyd i : «Emperyalist sa l d ı rganların bir d ü nya harbine yol açma teşebbüslerine bugün a rtık engel oluna b i l i r. Bu sonuca, d ü nya ça pında gelişen yeni topl u msal g ü çleri n ; yani sosya l i st d ü nya sistemi, u lusal ve emperyalist-aleyhtarı ve ulusal hareket g ü çlerinin ka pita l i st ü l kelerdeki işçi sınıfı n ı n ve h a l kl a rı n barışçı güçleri n i n d u ru ­ m u n u deri n lemesine i nceled i kten sonra va rı l m ı ştır... Bu noktadan ha reket eden Bildiri «insa n l ı ğ ı yeni b i r d ü nya savaşı kôbusundan ş i mdiden kurta­ racak.. bir strateji tespit etmekted i r. 1960'dan sonraki dönemde, sosyalist güçler, m i l l i kurtuluş hareketi ve işçi hareketi genel l i kle bir kat d a ha kuvvetle n d i ğ i ne göre, bu stratejiyi devam ettirmek ve geliştirmek doğru o l u r. H a l kl a rı n en hayati menfaat­ leri, emperya l i stleri n , d ü nyayı bir atom savaşı cehennemine sürüklemele­ rini, insanlığa karşı bu korkunç cinayeti işlemelerine engel o l mamızı emrediyor. Son gelişmeler ka rşısı nda, bu a maca va ra b i l mek için yürütülecek savaş üzerinde ciddiyetle durmalıyız. B i l i ndiği gibi, e m perya l i st s a l d ı rga n l ı k yepyen i v e teh l ikeli şekiller a l m a ktadır. Bu da emperya list sa ldı rga n l ı ğ ı n ı engelleme yolları soru n u n u n ö ne m i n i v e ived i l i ğ i n i a rttırıyor. Bu soru n genel yarg ı la rl a çözümlenemez, tersine, somut bir şekilde incelenmesi 36

569


gerekir. Ba rış uğruna yürütülen savaşta ki bütün o l a n a klar ve ödevler tespit edilmel i d i r. 1 922 y ı l ı n d a yazd ı ğ ı ve son eserleri n den biri o l a n «La Haye'ye gidecek heyetim iz i n ya paca ğ ı işler ha kkında notla r..ı n d a , Len i n , h a rp a leyhinde y ü rütülen savaşta elde ed i l m i ş zeng i n tecrübelerden h a reket ederek, bu çeşit sorunları ele a l ı yo rd u . Len i n ' i n ha reket noktası şudu r : «Ha rp i hti­ maline karşı yürütülecek savaşa gel i n ce . . . ka naatı ma göre, en büyük zorl u k, bu sava ş ı n a paçık, basit, n i speten kolay çözü mlenir bir mesele olduğu kanaatı n a karşı gel mekted i r . . ... Bu görüş bugün de değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Em peryalist saldı rıla ra karşı yü rütülecek düzenli ve etki l i savaşa karşı en büyü k engel bugün de, Len i n i n yukarıdaki satır­ larında bel i rttiği boş temelsiz lafla rd ı r, geveze l i ktir. Bu soru n u fazla basit­ leştirme eğili mi, bu lafaza n l ı k, «sağ .. ve «sol .. diyebileceğ imiz i ki şekil a l m a kta d ı r. Her iki ha lde de, bu eğilill) gerçek soru n l a rı n çözü mlen mesine engel olmaktad ı r. Her iki tutu m u n temelsizliğ i n i ve ya n l ışla r ı n ı iyice a n ­ latma m ı z gerek. Artan emperyalist saldırg a n l ı ğ ı karşısında, bazıları bir d ü nya savaş ı n ı n kaçı nılmazl ı ğ ı sonucuna varıyorla r: B u düşünceye göre, olayların

bir

d ü nya felaketine yol a ç m a s ı n a engel oluna maz, hatta bu vaziyette ça b u k davra nmak, « i l k da rbe. .yi indirmek zoru n l u d u r. Hiç şü phesiz, bu görüş kabul edili nce, barış uğruna yü rütülecek savaş son derece ba sitleşiyor; barıştan vazgeçilmiş oluyor. Böyle b i r tutum ta kınmak, işçi sınıfı n ı n dava ­ sına, halkın, sosyaliz m i n dava l a rı n a karşı mutlak bir soru msuzluk duyma k, olaylara körü körüne boyun eğ mek demektir. Bazı l a rı n a göre ise, gerçekte harp tehlikesi d iye bir şey kalmam ıştır, çünkü çağdaş silahla r, «ko rkudan doğ a n denge.., bu tehli keyi o rtad a n kaldırm ıştır.

Bu

da

soru n u n

va rl ı ğ ı n ı

i n kar

ederek,

sözde

meseleyi

«kolayca .. çözümlemek demektir. Ama bu tutu m u n en zayı f tarafı, gerçek­ lerle ilgisi olmamasmdadır. Bu da, barış uğruna savaşı

..

hesaba katm a ­

m a k. ., soru msuzluğu, pasifl i ğ i haklı göstermek, böylelikle de temel çıkar­ larını

s a ğ l a m a k isteyen

halk kitleleri n i n el lerinden

sila hla r ı n ı

almak

demektir. Şura s ı n ı da bel i rtel i m : Sözde sosya list şeki l le r de a l sa , bu mantık yine temelden ya n l ı ş o l u r. Orneğ i n şöyle bir ma ntık yürütü ise : ..Güçlü bir sos­ yalist ka m p va rolduğu için harp olama z. 1 960 B i l d i risi nde «dünya sava ş ı n ı .

engelleme i m kanları n ı n küçümsenmesine meydan vermemek . . . .. üzere kitleler a ra s ı n d a deva m l ı ça l ış m a l a r zoru n l u l u ğ u n u bel i rten dü nya kom ü ­ n i st ha reketi «ha rp tehl i kesi n i küçü msemeyi kesi nl ikle. . reddetmekted ı r. isveç şairi Nord a h i Griegs'in söz ü n ü u nutmıya l ı m : «Ba rış elde edilmiş bir şey değ ild i r... Ba rış daima elde edilmesi gereken b i r şeyd i r. Barış kada r kararsız şey yoktur. Ortak B i l d i ride ve diğer belgelerde, dü nya kom ü n istleri dünya savaşını ve emperyalist sald ı rı s ı n ı 570

engelleme imkôn',n d a n

bahsettiler. Hiç b i r


z a m a n bu işin kendi kendine olaca ğ ı n ı iddia etmediler. Böylelikle bugün halkların karşısına çıkan soru n , em peryalizmin, sarsı l a n d u ru m u n u daha sa l d ırga n , daha maceracı, daha k u rnaz faa liyetlerle g ü çlendirmeye kal­ kıştığı bu s ı ra l a rda, bu imkanı gerçekleştirme yol larını b u l m a ktır. Kitleler arasında yürütülecek savaş Bu şartlar içinde ortaya çıkan soru n l a ra çözümyolu o ro rken, Leninin 1922 yılında yazd ı ğ ı «Notlar..da çok önemli nokta l a r bula biliriz. (O tarih­ ten bu yana meyda na gel miş büyük değişiklikleri göz ö n ü nde tutmak ş o rtiyie.) Lenin, «Notlar..ı nda, kitlelerin saldırg a n politikaya boyun eğmemesi veya bu politika d a n zarar g ö rmemesi için, kitleler a rası nda vaktinde yürütülecek sava ş ı n oyna d ı ğ ı rol ü n önemini belirtiyor. «(Onla ra) gerçek d u rumu a n l atma k, ho rbin büyük bir gizlilik içinde hazı rlandığını göster­ mek lazım ... Lenin, tekelcilerin kitleler a rasında yürüttüğü ideolojik faali­ yetin önemini belirtiyo r ; halkların barış uğ runda yürüttüğü savaşta, baş­ lıca ödevin bu soru n u n üzerinde d u rma k olduğunu söylüyor, çünkü harp daima «halkları n hiç beklemediği bir o n da .. hayatla rını a ltüst eder. Lenin şöyle diyo r : «Kitleleri ha rbe sürüklemek için e n kolay yol, belki de burjuva bası­ n ı nda çıkan bu safsata l a rd ı r. Ho rbin karşısında ki güçsüzl üğümüz ü n baş­ l ı ca nedeni, bu safsata l a rı n üzerinde önceden durma m a m ı z, yahut, daha kötüsü, «harbe m ü saade etmiyeceğiz, ho rbin bir cinayet olduğunu biliyo­ ruz.. kabilinden to mo miyle boş, ve beylik lôfla rla m u ka bele etmemizdir.» Bugün a rtı k «ho rbin karş ı sında güçsüz olduğu muzu ileri süremiyorsak, bunun nedeni d a ha çok, barıştan yana g ü çlerle, ha rpten yana g üçler a rasında ki dengede elli yıldan beri meydana gelen ve h a rp propaga nd a ­ cı l a rı n ı n safsata l a r ı n ı inceleme imkô n l a rı nda d i l e g e l e n » değişikliklerdir. Her şeyden önce, sosyalist dü nya siyaset a l a n ı nda öyle bir etken oldu ki, «savaş ı n ya klaştı ğ ı n ı gizleyen perdeyi a l aşağı edecek yepyeni ş a rtlar meydana geldi... Bununla beraber, meselenin e n önemli tarafı, imkô n lcrı gerçek ha line getirmektir. Bugün karşı m ı za çıka n en ivedili, e n önemli soru n l a rd a n biri, hiç şüphesiz budur. Saldırg a n l a r saldı rıya daima en beklenmedik onda saldırıya geçerler. Provokasyo n l a ra

başvurarak, karşı ta rafı n maneviyatını bozarak, ka rşı

tarafın kafas ı n ı «şartlıyorak.., birbirini tutmayan ha berler yayarak, propa­ ga ndayı büyük ölçüde ku l la n a ra k, ya l a n ı gerçeğe, önemsizi önem liye katarak, h a rp kundakçıları kitleleri, öz çıka rla rına zarar verecek ha reket­ l e re sürü kleyebilmek için, elverişli bir «karı ş ı k l ı k a n ı .. nı yaratmaya çalışır­ l a r. Bütün bu yo l l a ra boşvuran emperyalistler bir yandan do gereken a skeri hazırlıkları n ı do ta m a m l a rl a r. Bazı şart l a r içinde, sald ı r ı n ı n başla­ yabilmesi için, «ka rış ı k l ı k anı .. nın çok uzun sürmesine l üzum kalmaz. Bu do işin e n büyük tehlikesidir. 36'

571


Bugün. kapital ist ü l keler bu a l a nda m uazza m tecrübeler elde ettiğine göre.

bu g i bi

davra n ı ş l a ra

başvurabi lecekleri n i

görmez l i kten gel mek.

büyük hata o l u r. Demek ol uyor ki. bug ünkü şartlar içinde ka rşı m ıza çıkan soru n l a rdan ödevlerden biri de. bu karış ı k l ı k a n ı n ı yaratma i m kanlarını engellemek üzere bütün yollara başvurmaktır. Hiç şüphesiz emperya listler sosya l i st ü l kelerdeki bazı tabaka l a r ı n dav­ ra n ı ş i a r ı n ı ve tutu m u n u etkilemeye çalışıyorlar. "Psikolojik savaş.. dedik­ leri metotlara çok önem vermeleri bundandır. Çağdaş em perya l i z m i n n itel i ğ i n i örtmek. özg ürlüğe ve barışa bağlı oldu kları d üşüncesi n i yaya bi l mek için. emperya l i stler ideoloj i k etkiler yap­ maya gayret ediyorlar. Bu da e m perya l i stleri n gerçek a m açlarına karşı halkl a rı n uya n ı kl ı ğ ı n ı azalta b i l i r. Bu g i bi oyu n l a r ı n teşkil ettiği teh l i keyi i ncelerken. bunlara karşı g ü çsüz ka laca ğ ı m ız ı sa n m a k ta yanlış olu r. Bütü n mesele. bugünkü şartla rd a n doğan soru n l a ra çözüm yol la rı bulacak güçte olma l ıyız o l m a kta d ı r. Hiç şüphesiz. emperya l i st çevreleri n saldırgan faal iyetleri n i büyük b i r d i kkatle, b ü y ü k b i r uya n ıklıkla kontrol etmek, v e i ncelemek zoru nlud ur. Bugünkü şartlar bu işi ya pmamızı kolaylaştırmaktadır. Bugün bu çevreleri n ta m b i r g i z l i l i k içinde ha reket etmeleri zordur. Sosya l i st d i ploması a l a ­ nında kararlı ha reketlere geçmek, emperyalistlerin ma skesi n i ind i rmek m ü m kündür. Olayları Marksist-leninist ilkelerden hareket ederek değer­ lendiren. em perya l i z m i n «ma nevi» entrika l a rı n ı n gerçek nitel i ğ i n i açıklı kla bi len işçi s ı n ı f ı n ı n partileri, bugün, d ü nya n ı n her tarafı nda em perya list politi kası n ı , propag a nd a l a r ı n ı ve oyu n l a rı n ı yakı ndan izl iyor. Bu partiler emperyalistlerin durumunda ve tutu m u nda bel i ren güçsüzlü kleri, çatlak­ l a rı görüyor, i m ka nları n ı n s ı n ı rları n ı bi liyor. Ama hiç şü phesiz, iş, kontrol etmekle, değerlendi rmekle bitmiyor. Ha rekete geçebi l me k için gereken sonuçları da tam vaktinde çı karmak gerek. H a l ka u l uslara rası siyasetin gerçekleri n i a n latmak, d i kkatı n ı bu gerçek­ lere çekmek için bugünkü dönem çok elveri ş l i d i r. Burjuva propa gandası olayl a r ı n gerçek n itel i ğ i n i g izlemeyi çok iyi b i l i r, bu a l a ndaki tecrübesi büyüktür, a m a bugünkü d ü nyada sosya l i z m g i b i a ğ ı r basan etkenlere bağ l ı gerçeklerin n itel i ğ i n i g izlemek zordur. Bu gerçekler, kapitalist pro­ pagandası n ı n yayd ı ğ ı yalanlard a n d a i m a daha g ü çlüdür. Milletlerarası ilişkilerin genişlemesi de yeni olanaklara yol açıyor. Eski· den h a rb i n hazırlanması nda büyük rol oynaya n şoveniik, ı rkçı l ı k ve komü­ nizm aleyhta rlığı, i nsanların edindiği tecrü belerin etkisiyle tesirini kaybe­ den eğ i l i mlerd i r. Em perya l i st-a leyhtarı ve sosya l i st güçleri n, çeşitli sorun­ lar içi n teklif ettiğ i çözüm yolları n ı öğrendikçe kitleler saldırı n ı n kaçı nıl. mazl ı ğ ı n a pek kolay i na na maz. Dünya politika s ı n ı i l g i len d i ren soru n l a rda, Bi rleşmiş M i l letler teşkila­ tının d ünyanın her tarafında kamu oyuna seslenebilecek bir kürsü haline 572


gelmesi de çok önemli bir nokta d ı r. Bu alanda aşı lması gereken çeşitli engeller va rol ma kla beraber, yapısı nda d ü nya em perya l i z m i nde beliren çatlakları a ksettiren bu teş kilôtta, b u a m a ca va rmak m ü m k ü n d ü r. Sos­ yal i st ve emperya l i st-a leyhtarı

güçleri temsil eden

bir

ko nuşmacı n ı n,

Birleş i k Milletler k ü rsüsü nde, u l uslara rası soru n la r ı n özü n ü izah etmesi; bu soru n l a ra halkların özg ürlüğü ve d ü nya barışı dava l a rı n a uyg u n düşen çözümyolları teklif edebilmesi demek, bütün ü l keleri n barışçı g üçlerine büyük faydalar sağlamak demektir. isra i l saldırısı i l e ilgili son tartışma­ l a rd a , B . M . Genel Meclisi n i n olağa n ü stü to plantısı bu gerçeği bir kere daha ispatlamıştı r. Genel Mecl i s bu konuda ba rışa yararl ı bir karar a l a ­ m a d ı , a m a ne de olsa, b u olağan üstü to pla ntı isra i l ' i n saldırısını haklı göstermeye ça l ı şan p ropagandaları n etkisinde kolonlara bi le, barışa karşı i şlenmiş cinayetin gerçek nitel i ğ i n i göstermişti r. Çok ta bii o l a ra k, saldı rı politika s ı n ı n gerçek yüzünü, y a l a n l a rı n ı vak­ tinde açığa vurma i mkônlarının varoluşu, bu i m kô n ların bir an önce k u l l a ­ n ı l ma s ı n ı zoru n l u h a le getiriyor. O zaman da, kitleleri daha ç o k etkileye­ bil mek için, bu i m kô n l a r ı n daha tesir edici, d a ha kolay a nl a ş ı l ı r bir şekilde ku l l a n ı l m a sı soru nu karş ı m ı za çıkar. Ba rış u ğ runda savaşa n l a rı n , en mü ş­ gül d u ru mda bi le, karşı l a rı n a çıkan soru n l a r ı bütün kitlelere açı k seçi k a n l atmaya kararlı olma l a rı da büyük rol oynar. K itleler u ğ ru n a yürütülen savaşta, sald ı rg a n güçlerin provokosyonla rına ve entfi kalarına karşı, - ü l ke çapı n d a ve d ü nya ça p ı n d a - b i r l i k ve bera­ ber l i k olağan üstü önem taş ı r. Her buhran a n ı nda, s a ld ı rg a n g üçleri n , çeşitli ü l keleri ndeki emperya list-aleyhtarı güçler a rası nda va rolan a n laş­ m a z l ı kları ve ayrı l ı kları hemen a rayıp bu ldu kları n ı , kitleler a rası nda bık­ kınlığı ve şaşkı n l ı ğ ı uya ndırmak için bu a n l aşmazlıklard a n fayda l a n d ı k­ l a r ı n ı görüyoruz. Çeşitli ülkelerin komü n ist p a rtileri a rasında a nlaşmazlıklar keşfettikleri zaman, e m perya l i st

g ü çler b u metotla ra hemen başvururlar. Biz de bu

gerçeklerden g e reken so nuçlara va rma l ıyız. Emperya l i st saldı rıya engel olmak, her h a l ka düşen m i l l i bir ödevdir. B u zoru n l u k böylel i kle u l uslara­ rası karş ı l ı kl ı a n l a maya, u luslara ra s ı bera berliğe objektif bir temel sağ­ lamış oluyor. işçi s ı n ıfı n ı n ve demokratik g ü çleri n uyguladığı doğru ve haklı m i l l i politika , bu ödevle, ve bu ödevin gerekti rd i ğ i m i l letlerarası daya n ışma i l kesiyle çelişemez. U l uslara rası k a rşılıklı a nlayı ş ne kad a r sağ­ lam olursa, em perya l i st aleyhtarı g üçler ve özellikle kom ü n i st partileri arasındaki güven i l işkilerini n e kadar dile getirirse, harbin başlamasına elveri şli b i r ortam meyd a n a getirecek «ka rı ş ı k l ı k a n ı»nı yaratmaya ça l ı ş a n s a l d ı rg a n g ü çlerin başarısızlığa u ğ rayaca ğ ı n d a n o nispette e m i n ola­ bil iriz. S a l d ı rg a n g üçle rin entri kalarında bugün, şaşırtma u n su ru n u n rol oyna­ yamıyaca ğ ı n ı

sanmak yanlış o l u r.

Bununla

bera ber a nsızın

saldı rıya

u ğ ra m a i htimallerini s ı n ı rl a n d ı rm a k m ü m k ü n d ü r. 573


Bu a maca va rma k için de, barışçı istekleri ni d i l e getirecek duruma gel mesi için, kamu oyu n u seferber etmek m ü m k ü n d ü r. Bu ma ksatla, sal­ dırgan hareketleri yasaklayacak, k a m u oyunda yer edecek bazı temel i l keler tespit edileb i l i r. (Orneğ i n , s ı n ı rl a r ı n doku n u l mazlığı prensibi, 1 950 Stockho l m çağ rısında d i l e geti rilen, ve atom silahına i l k önce başvuracak devletleri suçlu ilan eden prensip vb.) B u gibi soru n l a rın çöz ü m lenme­ s i nde ba rış savaşçıları n ı n geniş h a reketi önemli ve o l u m l u bir ro l oyna ­ m ı ştır. Bununla beraber, son olayların bel i rttiği gibi, sa l d ı rgan politikaya karşı yü rütü len savaş yüka rıda saydığ ı m ız çaba l a rdan daha büyük çaba l a r gerektiriyor. E mperya l i st provokasyon la rı önleyebi l m e k veya vaktinde dur­ d u ra b i l mek için barışa karşı, özg ü rlüğe karşı saldırılara yol açabilecek bel i rl i çatış m a l a r karşısında son derece uya n ı k o l m a k ş a rttır. Bunun için ise, em perya l i z m i n oynadığı ro l ü sın ı f bil inci içinde kavra m a k, em perya­ l i st güçlerle em perya l ist a leyhtarı g üçler a rasındaki savaşın bu çatı şma­ l a rı n özü n ü teşkil ettiğ i n i anlamak şa rttır. B u do işçi sınıfının Marksist­ len i n i st p a rtilerine özel soru m l u l u kl a r ve ödevler yü klemektedir. Bu ödev­ ler bu p a rtilerin barıştan yana bütün g ü çler a rası nda çok geniş bir b i rl i k kurma isteğ i n e engel olma m a kta d ı r ; Bütün bu soru ml uluklar Marksist­ leni nist pa rtilere bu b i rl i k çerçevesi içinde d ü şen özel rol l e i l g i l i d i r. Mesele, her şeyden önce çağ ı m ızda ba rış uğrunda yürütü len savaş ş a rt­ l a rı n ı iyice a n l a m a k şa" r tiyle, düşüncelerde ve ha reketlerde a rdsız a rasız teşebbüslere g i rişmektir. SaTIş uğruna yürütülen savaşın şart/aTı Ba rış u ğ runa yürütülen savaşta yeni i m kanlar yaratan başlıca etken hiç ş ü phesiz d ü nya sosya l i st sistem i n i n varlığı ve kuvvetlenişidir. Sosya l ist ülkeleri n, öze l l i kl e Sovyetler Birl i ğ i n i n a skeri g ücü de bu ala nda büyük rol oyn a m a kta d ı r. Emperya l ist g ü çler bu gücü hesaba kat m a k zoru n d a d ı r. Bunu da b i l iyorlar. Stratej i leri ni, ta ktiklerini ona göre ayarlıyorlar. Saldırı politikası n ı n stratej i s i n i n temelleri n i tespit eden, bu politikanın itici gücünü teş kil eden Ameri k a n emperya lizmidi r. «Ko m ü n iz m i

püs­

k ü rtme» ve «topyek u n karşı l ı k.. stratej isi nde başarısızlığa u ğ rayan Ameri­ kan emperya l izmi, bu politi ka d a n vazgeçip, «bölgesel sava ş l a r» ve «esnek karş ı l ı k» g i b i metotla r ku l l a n a n yeni bir strateji tespit etti. Stratej i lerinde bel i re n bu değ işikliğe bakarak, e m perya l i z m i n a rtık ba rışta n ya na oldu­ ğunu sanmak büyük hata o l u r. Viyetnamda g ü nden güne daha korku nç bir h a l alan sa l d ı rı, kamu oyuna gerçeği göstermektedir. Amerikanın stra­ tejisinde değ i ş i k l i kler yapıldı, a m a bu strateji hep aynı a m a çl a rı güdüyor, bu a maçlara varmak için de, sosya list ü l kelerin askeri g ücü, em perya l ist soğ u k ha rbi ni etkisiz bıra k a n ba rışçı politi kalarında elde ettikleri başarı­ l a r g i bi , çok önemli etkenler karş ı s ı n d a , başka yo l l a ra başvurmaya ça lışı­ yor. «Bölgesel savaş l a r «metodu, sosya l i st ü l kelerin d u ru m u n a ve m i l l i 574


kurtuluş hareketlerine karşı kamu oyunu aidata bi iecek her yola başvura­ rak, yapılan bir ta k ı m saldırı l a rd o n başka bir şey değ i l d i r. Demek oluyor ki, bu metot daha çok kurnazca ve ustaca yürütülen m a nevra l o rd ı r; ısrail saldırısında görüldüğü gibi, « a racı» kullanan, Yuna nistanda görü l d ü ğ ü g i b i ise, da rbelere, komplolara, barışçı sosya list politi kas ı n ı n itibarı n ı d üşürmeye ça lışan provokasyon la r a boşvura n h a reketlerd i r. Eskiden ol­ duğu gibi, bugün de bu stratejinin uza k a macı, d ü nyayı Ameri k a n ı n ege­ menliği a ltına sokmaktır. Ameri kan yöneticileri buna hak diye bakıyorlar. Bunun da bir d ü nya savaşına yol açaca ğ ı n ı biliyorl a r. Barışçı güçler bugün bu stratejiyi başa rısızlığa u ğ ratma l ı d ı r, u ğ rata ­ bilirda. Dünya sosya list sistemi e m peryalizmin saldı rg a n stratej isine engel o l a n başlıca g ü çtür, o m a bu ödevin sa dece bu sisteme yüklenemiyeceği açık­ tı r : böyle bir şey istemek, soru n u n askeri yollarla, d ü nya savaşiyle, nük­ leer b i r ha rple çöz ü m ü n ü beklemek o l u r. Oysa çağ ı m ızın tari hsel ödevi, ha rbe girmeden, sa l d ı rgan planları başarısızlığa u ğ ratm a ktı r. Bu do çağ ı ­ m ı z ı n başlıca ilerici g ü çleri (ya n i sosya list d ü nya sistemi, m i l l i kurtuluş ha reketi, kapitalist ü l kelerdeki emekçifer) a rasında yürütü lecek kollektif işbirliğine bağlıdır. Bunun için de, bugün barış uğruna yürütülen siyase­ tin muvaffak o l ması için başlıca ş a rt, bu üç kuvvetin, işbirliğini arttı rması, ve ortak soru m l u l u klarını bili nçle a n l a mosıd ı r. «Bölgesel savaşlar» stratej isi karşısında, bu g ü çlerin ortak temel men­ footı: Emperyalist devletleri, diğer devletlerle barış içinde yanya na ya­ şama prensi bine saygı göstermek zorunda b ı rakma l a rıdı r. Sosya list ü l keler i çin, bu pren sibin uyg u l a n m ası, barış orta m ı içi nde gelişebilmek, sosyal bir si stem o l a ra k sosya lizmin fayd a l a r ı n ı daha çok değerlendirebilmek demektir. Egemenliğe yeni kavuşmuş devletler için ise barış içinde yanya na ya­ şama prensibi, egemenliklerine tam saygı gösteri lmesi demektir. Sömü r­ geciliğin ve m i lli ezg i n i n her çeşidi, barış içinde yanya n a yaşama pren­ sibine ka rşıttır, h a l kl a rı n haklarına karşı yöneti l m i ş deva m l ı bir saldırı şekli teş kil eder. Bu d a , her h a l k ı n , k u rtuluşu u ğ runa kendisince en uyg u n yol l a ra başvurarak, mücadeleye g i riştiği zaman, b u sava ş ı n ı doğru ve haklı bir savaş h a l i ne getirir. Kapita list ü l keler h a l kl a rı için, barış içinde yanyana yaşama pren sibi, kendi dôva l a rı ol maya n a maçlar u ğ ru n a sebepsiz fedakôrlıklard a n ku r­ tulmak, harp hazı rlı kları n ı n gerektirdiği ma ddi ve ma nevi yükün, bir baskı ve zorl a ma yolu h a line getirilmemesi demektir. Barış içinde yanyana yaşa m a prensibinin uygu lan masını sağ la m a k, sosyal kalkınma a l a n ı nda yeni yeni başa r ı l a ra götürecek şartların ya rat ı l ­ m a s ı demektir. Barış

içinde yanyana

yaşama

prensibinin uyg u l a n ması soru nu, hiç

şü phesiz, g i rişiimiş saldırıların derhal d u rd u ru l ma s ı ve ceza l a nd ı rı l ması 575


IÇIIl derha l ha rekete geçmeyi gerektiren b i r soru n d u r. Saldırıların «kô rlı bir iş» olma d ı ğ ı prensibi ka b u l edilmelid i r, bu p rensibe saygı gösterilme­ l i d i r. Ameri kan stratej isinin ha reket noktası, d ü nya n ı n her tarafı nda yen i yen i savaşlara yol açmak, yeni Viyetna m l a r yaratmaktır. B u pla nları başa­ rı sızlığa u ğ rata b i l mek için, m ücadele, em peryalist-aleyhtarı bütün g üçle­ rin ortak ve kararlı ha reketi te melinde yürütülmelidir. Bu bakımdan, b a rı ş içinde ya nya n a yaşama prensi b i n i n ka bulü için yürütülen savaş, saldı rı politi ka s ı n a karşı yürütü len bir m ü cadele h a l i n e geliyor, «bölgesel h a r savaşlar» stratej isini b a ş a r ı s ı z b ı rakmak üzere yürü­ tülen mücadelede daha da büyük bir önem kazan ıyor. Em peryalist sald ı rı l a ra karşı, barış içinde yanya na ya şama ve milli bağı msızlığa saygı gösterme p rensipleri n i n zaferini sağlama soru nu, e m ­ peryalist a leyhtarı g üçlerin başvura bild i ğ i b ü t ü n yolları, bütü n i m kô n l a rı kulla n a rak a nca k çözü mlenebilir. Yenilgiye u ğ ratılacak d ü ş m a n vahşi ve kudretli b i r canavardır, «kôğıttan ya pma b i r ka plan» değ i ld i r. Mesele, bu canavarı, ısı rmaya kalkıştığ ı anda öldürüleceğ i n i a nlatmaktır. Ama ö l ü m k a l ı m m ü cadelesi n e lüzum kalmadan, canavarı z a ra r veremiyecek hale sokmak istiyorsak, o n u başka yollarla a ltetmek zoru ndayız. Emperyalist saldı rıya karşı yürütülen savaşta sadece askeri g ü ce g üven­ mek doğru olmaz. Politik ve d i plomati k yoll a ra başvu rmak, kitleleri h a re­ kete, faaliyete geçirmek ı ô z ı m . Sadece askeri g üce başvurulmasını tavsiye edenler, empe rya listlere karşı çeşitli baskı yolla rına başvu rmak üzere b i rçe birleşmek isteyen barışçı güçlerin bu isteğ i n i zedeliyorlar. Em perya l i stler b u çeşit görüşleri savu n a n i a ra karşı m i n netta rdır. Ş u n u da u n utmıya l ı m ki, em perya listleri yen i b i r stratejiye başvurma zoru n da b ı ra ka n asıl neden, meydan okumala rın. atom silôhla rı n ı tıkırdatmaların. tehdit politikası şa matala r ı n ı n Amerikayı büsbütün tecrid etm i ş olması d ı r. Yeni stratej i leri, sadece provokasyonlara başvu ra n, daha esnek, i kiyüzlü b i r politika n ı n sonucud u r. B u şartlar içinde e m peryalist-aleyhta rı güçlerin mücadelele­ ri n i siyaset a l a n ı nda, başka b i r deyişle, barışçı g ü çlerin harp isteyen g ü çlerden d a h a üstün bulunduğu b i r alanda yü rütmeleri ivedili bir zoru n ­ l u ktur. Bugün emperyalist saldırıyı engellemek üzere y ü rütülen mücadelede siyasi yollar. daha önemli ve kısmen yeni bir rol oynayabilir, oyna m a l ı d ı r d a . Bu ise, g ü çler dengesi ndeki değ işikliklerin, em peryalist planla rı başa­ rısızlığa uğratma, d ü nyayı h a rbe sokmala rına meydan vermeme isteğ i n i n tabii so nucud u r. H i ç şü phesiz. sald ı rg a n güçlere karş ı etki l i o l a b i l m esi için, siyasi yollar - askeri güç de d a h i l - kuvvete daya n m a l ı d ı r. Saldırganlar diledikleri gibi h a reket edem iyecekleri n i a nlamalı d ı r. Bir ha l ka , bir ü l keye karşı hak­ sız b i r savaşa g i riştikleri takd i rde, silôhlı mücadele ve em perya l i st-aleyh­ ta rı daya n ı ş m a ha reketiyle korşılaşaca kları n ı bilme l i d i rler. Ama bu daya ­ n ı ş ma n ı n . bu a skeri g ücün varold uğu yerlerde, bu nları saldırı politika576


sının karşısına yeni yeni engeller çıkarabilecek siyasi harekette kullan­ mak gerek. En saldırgan, en çılgın güçleri tecrid etmek için, emperyalizmin için­ deki çelişmeler, barış uğrunda yürütülen mücadelede önemli bir faktör, etken, dinamik bir diplomatik ve siyasal hareket alanı teşkil eder.

Siyasal yolların ustalıkla, dinamizm/e kullanılması Harp macerasına atılmak istiyen saldırgan çevrelerin, gerilerinden emin olma ihtiyacını duyduğu anda, önemli bir rol oynayacak olan halkların hareketini güln güçlendirecek bir etken, siyasi yolların ustalıkla ve dina­ mizmle kullanılmasıdır. Bazılarına göre, toplar, tüfekler, saldırı planları karşısında siyasi yollar tesirsiz kalan ..kôgıt parçaları,.dır, ıôfazanlıktır. Bu iddia saçmadır. Siyasi yollar varolan bir bütünün bir unsurudur, soyut bir şey değildir. Kitleler harbin lüzumsuz, haksız, ahlôkdışı olduğunu anladıkları onda, halktan kanlı fedakôrlıklar istiyen yöneticiler, ülkeyi maceraya sokacak vakit bile bulamazlar. Bunların sonu genellikle kötü olur. Tarihte bu gerçeğin çeşitli örneklerini görebiliriz. Devletin bir takım anlaşmalarla bağlanmış olduğu, çeşitli garantiler vermiş olduğu hallerde, halkın haklı diye baktığı teklifler, istekler karşı­ sında, bu çeşitli taahhütleri yerine getirmek iştemeyen yöneticiler, derhal büyük bir tepki ile karşılaşır. Tecrübelerin gösterdiği gibi, saldırganlar genellikle geniş halk tabakalarını, savaşın lüzumlu ve haklı, hiç değilse kaçınılmaz olduğuna inandıracak bir ortam yaratmak zorundadırlar. Bu davranışa karşı siyasi yollara başvurmak çok faydalı olabilir.

1 930 yıllarında Hitler'in Avrupada yarattığı ortamda, sınırların ve an­ laşmaların ihlalı artık olağan bir şey olmuştu. Bütün Batılı devletler, başka devletleri ortadan kaldırma suçuna kotılıyorlardı. Bu ortam, savaşın patlak vermesini kolaylaştırdı. Ikinci Dünya Savaşından sonra ise, Batı Alman7 yadaki intikam istiyen güçler, Hitlerin kullandığı numaralara kolay kolay başvuramazlar. Çünkü bu güçler, bugün- sosyalist dünyanın ihtarları ile, çeşitli sorunlara teklif ettiği çözüm yolları ile (özellikle Doğu Alman Cum­ huriyetinin ileri sürdüğü tekliflerle) karşılaştılar. Bütün bu teklifler Batı Almanya halkı üzerinde derin etkiler yaptığı için, bugünkü Federal Al­ manya hükümeti taktiğini değiştirmek zorunda kaldı.· Karlovy Vary konferansında teklif edilen Avrupa güvenliği programı uygulandığı takdirde, Avrupada saldırıyı kolaylaştıracak bir ortamın yara­ tılması son derece güçleşir. Demek oluyor ki Karlovy Vary konferansında tespit edilen yolların ve Avrupada barışı sağlama. imkônl,mnın gerçek­ leşebiImesi için yürütülen savaş uğruna harcanan çabaların gerçekten faydalı olacağını; Avrupada ile ilgili ,salc!!rgon pı.ônlara savoşa büyük faydalar sağlayabileceğini Avrupa halk kitlelerine anlatmak şarttır

.

577


General Dayan'ın Arap ülkelerine karşı saldırıya geçmesini kolaylaştı­ ran unsurlardan biri. hiç şüphesiz. ısrailde saldırıya elverişli bir ortam yaratmak üzere varolan şartların kullanılması olmuştur. Israilin önleyici bir harekete geçme hakkına malık olduğunu iddıa eden emperyalistlerin pro­ pagandası. saldırının ilk günlerinde oldukça önemli başarılar elde etti. Oysa ısrailin bu hakkını kabul etmek. bütün saldırılara göz yummak demektir. Bugün ısrail yıldırım savaşında eline geçirdiği toprakları geri vermedi. ama siyasi durumu çok güçsüzleşti. Emperyalist kayırıcıları da. aynı duruma düştüler. Oysa saldırgan ısrailin gerçek amaçlarını. yani komşu devletlerin başkentlerini zaptetmek. bu ülkelerdeki rejimieri yıkmak amaçlarını. gerçekleştirmesine siyasi yollarla engel olundu. Bugün artık. emperyalist-ale yhtarı güçler için. mesele. siyasi yollara başvurarak. saldır­

gan Israi(i a(dıkfarını geri vermek. ordufarını eski sınırCarına çekmek zo­ runda bırakmaktır. Bu mücadelenin başarıya ulaşması. Arap ülkelerinde emperyalist-aleyhtarı ve demokratik değişmeler yapma isteğine bağlıdır. Hiç şüphesiz. siyasi yollar. zırhlı bir zırhlı tümenin yapacağı ani tesiri yapamaz. Ama siyasi güçler dengesinde meydana gelen gerçek değişik­ liğe dayanan başarı çok daha uzun süreli olur. Saldırının kôrlı bir iş olma­ dığı prensibinin kabul edilmesi. bütün halkların gerçek menfaatine hiz­ met edır. Siyasi yolların gerçekten etkili olabilmesi için. başlıca şart. kitlelere siyasi sorunların gerçek niteliğini anlatmak. ileri sürülen teklifleri bildir­ mektir. Milletlerarası sorunlara karşı günden güne artan ilgi. sosyalist dünyanın günden güne yükselen itibarı. bu bakımdan çok oCum(u şartCar meydana getirmektedir. Ama hiç şüphesiz. başarı her şeyden önce. her ülkedeki barışçı güçlerin yürüteceği kararlı harekete bağlıdır.

* Emperyalist saldırılara karşı bu derece eksiksiz bir savaşın yürütülme­ sinde. emperycılist-aleyhtarı güçler arasındaki karşılıklı analyış ve daya­ nışma çok önemli bir rol oynuyor. Emperyalist-aleyhtarı güçler ellerindeki kozları nasıl kullanmalıdır? Karşımıza çetin sorunlar çıkaran bir soru da budur. Buna verilecek cevap. temel meselelerde birleşme isteğine ve karşılıklı saygıya dayanmafıdır. Saldırgan güçler şanslarını daima. bu birliğin varolmadığı veya zayıf olduğu anlarda deniyorlar. Emperyalistlerin saldırılarına en yüzsüz. en kanlı. ve en süteli saldırılarına Viyetnamda - yani Çinli yöneticilerin hare­ ket birliğine yanaşmamasını en acı şekilde duyan ülkede - girişmiş olma­ ları. elbet bir tesadüf değildir. Emperyalist-aleyhtarı dayanışma. çok çeşitli güçlerin meydana getir­ diği ortaklık demektir. Bu ortaklığı teşkil eden unsurlardan herbiri. daya­ nışmaya doğrUdan doğruya bağlı olmayan bir takım sorumluluklar taşır. Emperyalist saldırısı karşısında. evvelô her ülke kendi kaderinden sorum-

578


ludur. Dayanışma, başkalarının yardımı ve desteği fevkalöde önemli ve etkili olmakla beraber, dayanışma kendi sorumluluklarını yerine getiren ülkeye ancak faydalı olabilir. Emperyalist askeri saldırılara uğramış halk­ lar bu gerçeği daima anlamışlardır. Uluslararası dayanışma «her şeyin dışardan düzeltileceği» anlamını veren gerici propagandadır.

Dargörüşlü bir milliyetçilik uluslararası dayanışmayı güçleştirdiğ güç­ süzleştirdi.9i takdirde, blJ dlJrlJmlJndan faydalanan emperyalizmdir. Ça91mızda, yani yeni yeni milletlerin tarih alanına çıktığı bir dönemde, mey­ dana gelen bir takım ihtirasları körüklemek, emperyalistlere fayda sağlar. Halklar bundan anca� zarar görür. Bugün dünya işçi hareketi, emper­ yalist-aleyhtarı cephe içinde, proletaraya enternasyonalizm i ilkelerine, bütün dünya emekçileri arasındaki dayanışmaya saygı gösterme sorum­ luluğunu daha da büyiik bir titizlikle yerine getirmelidir. Emperyalist saldırıya karşı yürütülen savaşta ortaya çıkan yeni sorun­ lar, yeni ödevler, objektif durumda yeni sorunlara yol açarak meydana gelen değişikliklere sı�ı sıkıya bağlıdır. Bu sorunlara karşı işçi sınıfının marksist-leninist partil�rine düşen ve birliğini zorunlu kılan sorumluluğu göz önünde tutarsak, dünya durumu hakkında ortak bir hüküm verme, gereken sonuçları çıkcırma zamanının geldiğini söyleyebiliriz. 81 komü­ nist ve işçi partisini bir araya getiren 1 960 Moskova Konferansının yayır­ Iadığı Ortak Bildiride tespit edilen hattı uygulamak ve geliştirmek şarttır. Bu ödevine komünist \te işçi partilerini bir araya getirecek yeni bir kon­ ferans ancak yerine getirebilir.

579


· Avrupanm güvenliği sorunu ve komünistler

JaR Prazsky 24-26 Nisan 1 967 tarihleri arasında Karlovy Vary'de toplanan Avrupa ülkeleri komünist ve işçi partileri konferansı. Avrupa halklarının. işçi sını­ fının. demokratik. ilerici. barıştan yana bütün güçlerinin hayatında önemli bir siyasi olay teşkil etmiştir. öte yandan. bu konferans. gerek dünya işçi hareketinde. gerekse kurtuluş ve devrimci hareketindeki kardeşlik bağla­ rının gelişmesini sağlayan yeni bir aşama da olmuştur. Halkların yürüttüğü savaş.

devletlerarası

ilişkilerin

normalleşmesi.

halkların

güvenliği

ve

Avrupadaki toplumsal ilerleme bakımından da bu toplantı olağanüstü bir önem taşımaktadır.

Avrupa kıtasının iki kesimi - yani komünistlerin. toplumu yöneten güç haline geldiği sosyalist Avrupa ile. komünist partilerinin. işçi sınıfının. halk kitlelerinin menfaatlerini. so�yalizm davasını savunmak üzere kahra­ manca savaştığı kapitalist Avrupanın komünist ve işçi partilerinin temsil­ cileri. Avrupa halklarının temel çıkarlarını ilgilendiren sorunları incelemek üzere Karlovy Vary'de toplandılar. Şu önemli noktaya da değinelim: Ispanya. Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde. bu partiler kıyıcı faşist diktatorya şartları ve gizlilik içinde savaşmak zorundadır. Bu konferansın. toplanması ve yürüttüğü çalışmalarda başarılı sonuçlar elde etmiş olması. bize bir kere daha şunu açıklıkla belirtti: Dünya komü­ nist hareketi günden güne uluslararası birliğe; gerek emperyalizme. ge­ rekse Avrupadaki temsilcilerine karşı. harbi engellemek. halklara mutlu bir gelecek sağlamak üzere yürütülen savaşta hareket birliğine doğru git­ mektedir. Karlovy Vari Konferansı titizlikle hazırlanmış; belirli konular tartışmak. çözümü ortak çabalar gerektiren. barıştan yana olan bütün güçlerin ortak hareketini kolaylaştıracak olumlu şartları sağlayacak olan temel sorunları incelemek üzere tertiplenen. çok-taraflı konferansıarın lüıumunu ve fay­ dolarını bir kere daha belirtti. Konferansta temsil edilen komünist par­ tileri. mutlak bir bağımsızlık. eksiksiz bir egemenlik içinde. hareket ediyor; ama bu partiler. Avrupa barışının geleceği; Amerikan ve Batı-Alman emperyalizminin saldırgan çabalarına karşı savaşarak. Avrupa halklarının barışçı gelişmesini ve güvenliğini sağlamak isteyen bütün demokratik ve ilerici güçlerin hareket birliği bakımından taşıdıkları uluslarolası sorum­ luluğu da şuurla anlıyorlar.

580


Avrupa komünistlerinin bu ortak iradesi. Karlovy Vary Konferansınca kabul edilen belgelerde (<<Avrupa barışı ve güvenliği için .. başlıklı Bildiri. Viyetnam halkına yardım çağrısı. Yunanistan olayları ile ilgili Açıklama) dile getirilmiştir. Herhangi bir «aşılması imkônsız anlaşmazlık ..la Karlovy Vary toplantı­ sının başarısızlığa uğramasını bekleyen komünizm düşmanlarının bütün hesapları ve umutları boşa çıkmıştır. Baylar kötü yanılmışlardır. Bugün artık. Avrupa komünist partilerinin toplantısında elde edilen sonuçların bu «peygamber ..lerin tahminlerine hiç de uygun düşmediği anlaşılmıştır. Kar­ lovy Vary Konferansı bize bu gerçeği açıklıkla ispatlamıştır. Toplantıya katılan bütün komünist ve işçi partilerinin temsilcileri arasında. Avrupanın siyasi hayatını ilgilendiren temel sorunlara karşı tam bir görüş birliği vardır. Bazı sorunları değerlendirirken ortaya çıkan önemsiz görüş farkları tabiidir. Bu farklar kardeş partilerin faaliyet yürüttüğü ülkelerine gelişme özelliklerini yansıtmaktadır. Bu farklar mutlak bir özgürlük içinde dile getirildi; bugünkü durumu köklerine kadar incelemek. Avrupa güvenliği ve barışı sorunlarına en etkili çözüm yolları sağlamak amacı hep göz önünde tutuldu. Burjuva propagandasının bir güçsüzlük diye göstermeye çalıştığı yön. gerçekte Konferansın en olumlu yönünü teşkil etmiştir. Kabul edilen belgelerde. kardeş partileri temsil edenlerin yaptığı konuş­ malarda - Marksist-Leninist bir incelemeden hareket ederek ve pratik savaş tecrübelerini genelleştirerek - bugünkü mjffetlerarası durumla. Avrupada yürütülen sınıf savaşı ile ilgili somut sorunlar yaratıcı şekilde ele alınmıştır.

rı Avrupa güvenlik sorunlarını inceleyen bu Konferans. Viyetnam halkına yardım için bir çağrı. ve Yunanistanla ifgili bir Bifdiri ile çalışmalarına başladı. Bu da. kıtamızın güvenliği sorunları konusunda. Avrupa komü­ nistlerinin geniş görürlüğünü ve gerçek enternasyonalizmini ispat etmek­ tedir. Komünistler Avrupada barış ve güvenlik uğruna yürütülen mücadele ife. bütün dünyada demokrasi. toplumsal kalkınma ve milli kurtuluş uğruna yürütülen savaş arasındaki bağların ne de�ece sıkı olduğunu bilinçle biliyorlar. Komünist partileri. Amerikan emperyalizminin Viyetnamdaki saldırısını şiddetle yererek enternasyonalizmini ispatladı. Birleşik Amerika Devlet­ leri Viyetnam Demokratik Cumhuriyetindeki bombardımanlarını şiddetlen­ dirdiği sırada. Karlovy Vary'de toplanan komünistler. kahraman Viyetnam halkiyle dayanışma hallerini kuvvetle belirttiler. Demokratik Viyetnam Cumhuriyeti

hükümetinin.

Güney-Viyetnam

Kurtuluş

Cephesinin

haklı

isteklerini tamamen desteklediklerini açıkladılar. Karlovy Vary Konferan­ sının Çağrısında şöyle denilmektedir: .. Ozgürlüğü ve bağımsızlığı uğruna yürüttüğü haklı savaşta. kahraman Viyetnam halkına daha da geniş bir

581


destek sağlamak kararında olduğumuzu açıklarız. Bu destek, halk kitleleri arasında kampanyalar yürütmek, para ve sağlık malzemesi toplamak, Viyetnam hükümeti böyle bir istekte bulunduğu takdirde, gönüllü asker göndermek vb. gibi çeşitli şekiller olmaktadır.» SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri lo Brejnev yoldaşın, Karlovy Vary Konferansında belirttiği gibi: .. SBKP Merkez Komitesi ve Sovyet hükümeti, savaşan Viyetnama yardım konusunda, bu yardımı planlamak ve gerçek­ leştirmek üzere Çin Komünist Partisi Merkez Komitesiyle geniş bir hareket birliği yürütmeye daima hazırdır.» Avrupanın güvenliğini sağlamaya çalı­ şan Avrupa komünistleri, bütün dünya halklarına karşı do yüklenmiş ol­ dukları enternasyonalizm ödevlerini yerine getirmektedir. Konferansta söz olon delegelerin hepsi, şu önemli noktanın üzerinde durmuştur: Bugünkü şartlar içinde Avrupanın güvenliği uğruna yürütülen savaş, dünya devrimci hareketinin ve milli kurkuluş hareketinin temel unsurlarından birini teşkil ediyor. Avrupanın güvenliği meselesi, bölgesel bir sorun, Avrupa halklarının bir iç meselesi değildir; dünyanın diğer sorunlarından ayrı tutulamaz. Avrupada emperyalizme karşı yürütülen savaşta elde edilen her başarı, emperyalist ve sömürgeci cepheyi zayıf düşürmekte, Avrupa halkları ile diğer dünya halkları arasında komünist partilerin büyük önem verdiği yeni ilişkilerin kurulmasına yardım etmektedir. Karlovy Vary Bildirisinde belirtildiği gibi .. Eskiden beri emperyalizme, sömürgeciliğe ve yeni-sömürgeciliğe karşı savaşan komünistler, henüz milli kurtuluşları uğruna savaşan halklarlo dayanışmalarını güçlendire­ cektir. Komünistler, Asya, Afrika ve Lôtin Amerika ülkeleri ile kurulan, bağımsızlığa, egemenliğe, saygı göstererek, iç işlere müdahale etmeden, karşılıklı menfaatleri koruyacak iktisadi işbirliği, ve daha gelişmiş ülke­ lerin, iktisadi, toplumsal ve kültürel kalkınma yoluna daha yeni girmiş, yeni kurtulmuş ülkelere sağlayadığı etkili yardım temeline dayanan yeni ilişkilerin geliştirilmesi için çaba sarfedecektir.» Konferansa katılan parti temsilcileri şu noktayı do belirttiler: Avrupada barışı sağlamak için yürütülen savaş, Avrupa ülkelerinin, faşist ve askeri diktatoryolaro karşı ve ilerici demokratik bir gelişme uğruna yürüttükleri savaştan ayrı tutulamaz. Bütün temsilciler, Ispanyada ve Portekizde işçi sınıfının, ve bütün demokratik güçlerin yürüttüğü savaşı tomomiyle des­ teklediklerini, bu güçlerle tom bir dayanışma halinde olduklarını belirt­ tiler. Konferansa katılanlar Yunanistandaki gerici askeri hükümet darbe­ sini, militarist güruhun demokratik güçlere karşı giriştiği baskıyı aynı şid­ detle yerdiler. Bugünkü şartlar, güvenliğin, ilerlemenin, barışın, birbirinden ayrı tutu­ lamıyacağını iddia eden tezi daha do kesinlikle doğrulamaktadır. Bunun nedenleri bir yandan insan toplumundaki bütün faaliyet alanlarında şid­ detlenen beynelmilelleştirme süreci, ulaştırma araçlarında sağlanan muaz­ zam gelişme gibi objektif etkenlerdir; öte yandan do, dünyanın her

582


yerinde, her kıtada, d ü nya n ı n her bölgesinde hep aynı g ü çler a rası nda yürütülen savaşlardır: Ya n i bir yandan, d ü nya emperyalizmi, başında dünyanın condorması ve d ü nya gerici g ü çlerin önderi haline gelen Ame­ rika Birleş i k Devletleri, öte yandan sosyalist kam p ı n ı n , d ü nya işçi sınıfı ve milli kurtuluş ha reketi i l e kurmuş olduğu birlik. Bütün insa n l ı ğ ı n , Alman faşizmi yenilgiye u ğ radıkton sonra Avrupa kıta­ s ı n ı n barışçı ve etkili bir gelişmeye kavuşacağını sanan Avrupa halkla­ rının umutları kısmen a ncak gerçekleşe b i i d i . Avru p a n ı n doğusunda, Alman faşizmi teslim olduktan sonra devrimci ve sosyalist dön üşümler, dünya sosyalist si stemini meydana get i rd i . Ama Bati Avru pada bira z değişik şeki l ler o lmakla beraber, emperya lizmin çağdaş politika s ı n ı n bütün özel­ l i kleri gelişti. Amerikan emperyal izmi i le yeniden kuru l a n Batı Alman emperya lizmi a rasında gerçekleşen ortakyaşama getirmektedir.

hali

bu gelişimi d i le

Batı Avrupada gerici evrim, 1 945 den sonra, Batı l ı emperya list Devlet­ lerin Yalta ve Potsdam kara rl a r ı n ı sistemli bir şekilde baltalaması i l e baş­ ladı. Bu evrim 1 949'da, Atlantik Paktı n ı n kuru lma sına yol açtı. Burada do Amerika başlıca rolü oyn a d ı . Atla nti k Paktı temeli nde kurulan emper­ yal ist askeri ve siyasi bloklar sistem i n i n yanı sıra, isteri haline gelen komü­ n izm düşma n lığı bütün ka pitalist d ü nyayı sa rdı. Bu gerici gelişme n i n bir sonucu do, i nt i kam politikası v e a ş ı rı si lôhla nma yolu n a g i ren Batı Alma n devlet i n i n kurulması olmuştur. 1 950 y ı l l a rı n d a Batı Avrupa ü l kelerinin burjuva hü kümetleri Amerika nın Batı Avrupadaki teke l i n i güçlendirmek, Alman emperya lizm i n i n NATO' n u n içinde v e dışı nda d u rumu n u kuvvetlend irmek amaçl a r ı n ı g ü den b i r pol i ­ tika izledi ler. NATO ü l keleri n i n 300. milyar doları aşan askeri masrafları, Batı Avrupa topra klarında kurula n 7.000 'den fazla atom rompoları, kıtamızın bu böl ümü n ü tehlikeli b i r s i lôh deposu h a l i n e getirdi. Tehlikeyi bir kat daha a rttıran bir etken de, bugün 500.000 kişi l i k, en modern silôhlarl a donatı l ­ m ı ş Bundeswer'e daya n a n Alma n emperya liımi n i n ye niden g üçlenmesidir. Bugün NATO teşkildtının Avru padaki en büyük gücü, bu Alman emper­ yaliımidir. Bundeswher' i n Hitler ordusunun geleneklerini açıkça devam etti rd iğini u n utmıya l ım. 1 965-1966 mali yı l ı içinde, Federal Almanya as keri amaçlara 4,6 m i l­ yar dolar (ya ni bütçe masrafları n ı n % 32'sini ve milli gelirin % 5,7'si n i ) sa rfetmiştir. Bu masraflar Batı Avru p a n ı n d i ğ e r ülkelerinde askeri amaç­ l a ra ayrılan p a ra n ı n çok üstü nded i r. Bugün Batı Almanya çeşitli savaş malzemesi imal ediyor. Askeri deniza ltı ları yap ıyor. Ordusu Amerikan atom rampalarını kullanmayı öğ rend i . Tek n i k ve ekonomik o l a n l a rda Federal Almanya atom sildhları üretecek hale gelmiştir. Bu teh l i keli eğil imler gelişi rken, Batı Almanyada nea-naıi g üçler kuv­ vetlenmektedi r. Federal Almanya Ikinci Dünya savaşından sonra tespit edilmiş s ı n ı rları kabul etmeyen, n ükleer silôhlar isteyen, Hallstein doktri583


nine dayanarak, bütün Almanyayı temsil ettiğini iddıa eden, böylelikle Alman Sosyalist Devletini yutmak niyetini açıkca belirten tek devlettir. Bütün bu gerçekler, bütün insanlığı mahvedebilecek bir felôketin yak­ laştığını göstermektedir. Bu feıaketi önlemek için, bu tehlikeye yol açan sorunlara barışçı çözüm yolları bulmak zorunludur. Bütün Avrupa halkla­ rının menfaatleri bunu gerektirmektedir. Çünkü Wladislaw Gomulka'nın be lirttiği gibi: «Avrupada sosyalizmle emperyalizm arasında silahlı bir çatışma patlak verdiği takdirde, bu çatışmanın - bölgesel de olsa artık hudut tanımayacak 'bir dünya nükleer harbi haline gelmesi ihtimalı yüz defa daha varittir... Komünistlerin, ve bütün ilerici güçlerin ödevi, Avrupada barış ilişkilerini normal hale getirmek; barıştan yana bütün güçleri seferber ederek, bom­ balar yağmaya başlamadan, etkili bir hareket yürütmek, Amerikan emper­ yaliıminin, Avrupada bir dünya savaşı daha yaratma yolunu tutmuş Batı Alman emperyalizminin saldırılarını ve kışkırtmalarını engelleyebilmek için gereken şartları ve garantileri yaratmak ve sağlamaktır. Avrupa komünist partilerini temsil edenler, milletlerarası sorumluluk­ larını bilinçle idrak ederek, kolektif güvenliği sağlamak, Avrupanın geliş­ mesine barışçı bir alternatif bulmak zorunluluğunu kesinlikle belirtirken, yukarıda saydığımız şart ve etkenleri göz önüne tutmuşlardır. Avrupa güvenliği olanakları bakımından, bazı Batılı devletlerin dış poli­ tikasında meydana gelen olumlu süreçler büyük önem taşılmaktadır. Bu süreçleri meydana getiren etkenler, herşeyden önce, kuvvet politikası, atom şantajı anlayışında derin bir buhranın belirmesi; «komünizm tehli­ kesi.. masalının artık etkisiz kalmasıdır. Sovyetler Birliğinin ve diğer sos­ yalist devletlerin izlediği, ayrı ayrı toplumsal rejimii devletlerin barış içinde yan yana yaşaması prenşibine yönelmiş, etkili dış politika, komü­ nist ve işçi partilerinin yürüttüğü mücadele, kitle hareketleri, Batı Avru­ panın kamu oyunda geniş kesimlerin sarfettiği çabalar, bütün bu etkenler emperyalistlerin Avrupada izlediği saldırgan politikayı başarısızlığa uğra­ tıyor, milletlerarası gerilimi arttırmaya çalışan politikalarına şiddetli dar­ beler indiriyor. Günden güne gücü artan sosyalist ülkelerin sağladığı olumlu örneklerin etkisiyle gelişen bu değişiklikler, emperyalist blokların izlediği

politikanın temelini

sarsmakta,

uzak

görüşlü

Batılı

liderleri

NATO'nun faydalarından şüpheye düşürmektedir. Bu da Dulles-Adenauer döneminde kurulan komünist-aleyhtarı planları başarısızlığa uğrattı, Batı Avrupa ülkelerinde Amerikanın iktisadi ve askeri vesayetinden kurtulma eğilimini kuvvetlendirdi. Fransız hükümeti NATO Genel Kurmayının em­ rinde bulunan askeri birliklerini geri çekti. Batı Avrupa Devletlerinin çoğunun milli menfaatleri ile; Batı Almanya emperyalizminin intikamcı ve saldırgan amaçları, gerek NATO içinde, gerekse Batı Avrupada hakim bir duruma geçme istekleri arasında beliren çelişmeler, günden güne keskinleşmektedir. Atlantik, teşkiıatında üye bulunan küçük ülkelerde tarafsızlık eğilimi artmaktadır. Bu ülkeler Amerikanın ve Batı AlmanYQOın

584


bugün izlediği maceracı politi kası n ı n teh l i kesi ni bilinçl e a n l a maya baş­ lam ıştır. ate yandan bir süreden beri Batı Avru p a n ı n bazı ü l kelerinde gerek sos­ yalist ve sosyal -demokrat ha reketinde. gerekse h ı ristiyan çevrel e rinde. m i l letlerarası gerg i n l iğe son verebilecek. barış ve topl u msal ka l k ı n m a soru n l a rına y e n i b i r açıdan b a k m a eğ i l i kleri beli rmiştir. Çeşitli send�ka­ larla çeşitli demokratik teşkilôtlar a rasında temas ve işbirliği ola nakları meydana çıkmıştır. Bu şartlar içinde. Karlovy Vary B i l dirisinde belirtil d i ğ i g i bi: «Kom ü n i stler. sosya listler v e hıristiya n l a r a ra s ı nda yürütülecek orta k ha reket. kıta m ı zda barışı sağlayabilecek o l u m l u b i r etken hal i ne gelebi l i r ... O l u m l u ve o l u msuz etken ve eğilim lerin karş ı l ı klı etkileieri. Avrupa komünistleri n i n - h/er pa rti nin yürüttüğü savaşa özg ü şartlara

bağ l ı

o l ma ksızın - ha reket etmek zoru nda b u l u n d u kları bugünkü şartları tayin etmekted i r. iii Komün istler Avru p a n ı n kolektif güven liğini sağ l a m o k üzere savaşırken sübjektif düşü ncelerle. veya şartları n zoru n l u l uğ u yüzünden ha reket etm i ­ yorla r. Avrupa komünist p a rt i leri kıta m ızda güve n l i k v e ba rış u ğ ru nda savaşan güçlerin önçülüğünü yap mıştır d a i ma . 1 920 y ı l l a rı nda. komü nist­ ler gerici g ü çlerin kurmuş olduğu Sovyet aleyhtarı p l a n l a ra karşı. barış ve silô hsızla n m a uğru nd a savaşan onlard ı . 1 930 y ı l l a rı n da. Almanyada Nazi d i ktatorya sının kuru l masiyle. Avrupa politikasında bir kolektif güve n l i k sistem i n i n kurulması meselesi. g ü n ü n en önemli soru n u h a l i n e gelince. de onla r ön pla nda savaştı l a r. I ki nci d ü nya savaşından sonra Avru panın batı­ sında ve doğusunda bütün ko münistler. Avrupayı bloklara bölme politi­ kasına. soğ u k h a rp politika sına. Alman m i l ita rizmini hortyatma politika­ sına. «harbin eşiğ i nde denge .. ve sosyalist ü l kelere. Batı Avru padaki demokratik ve i lerici ha rekete karşı «sertlik.. politika sına karşı yürütülen savaş/arda d a i m a ö n safta bulundular. Şanlı geleneklerine. savaş tecrü belerine dayanan. bugün Avrupada barışın g a ra nti a ltına a l ı na bilmesi için bütün çaba l a rı n ı sa rfeden Av­ ru pa kom ünist ve işçi p a rtileri. Karlovy Vary to plantısında. benimsemiş oldu kla rı cesaretli. çetin. ama ge rçekci a macı açıkla d ı l a r : «Çeşitli m i l l i şartlar içinde ça l ışan biz komü nistler. b i r kolektif g üven lik sisteminin; her çeşit saldırı olanaklarını orta d a n kaldıracak. Avrupada ve bütün dünyada deva m l ı barışı sağ layacak devletlerarası ili şkileri n kurulması için ça bala­ rımızı esirgem iyeceğiz." Komün istler ayrı ayrı topl u msal d üzenli devletlerin barış içinde yanya na ya şaması prensibi temel i n e daya n a n bir kolektif g üven lik sisteminin kurul­ ması için geniş bir ha reket programı tespit edip. bu prog ra m ı bütü n Avru­ p a n ı n ka m u oyu na. bütün siyasal ve topl u msal g ü çlerine teklif etti ler. Bu a n layışın a n l a mı ve a maçları «Avrupa g üven l iğ i" kavra mını nçerçeve­ sini aşıyor. barışçı güçlere d a ha geniş olanaklar ve perspektifler açıyor. 37

585


Bu d i n amik prog ramda yer a l a n tekliflerin i l k kısmında, Ikinci Dünya Savaşı n ı n ve savaş-sonrası gelişmelerin meyda n a geti rd iği Avrupa ger­ çekıeri n i n bütün devletlerce ta n ı nması istenmektedir. Avru pa n ı n toprak­ devlet - toplumsal - siyasal hari �asında meyda n a gelmiş b u değ i şiklik­ lerin büyük b i r kısmı, Avrupa demokratik ve i lerici ha reketi n i n , bütü n barışçı g ü çleri n sa rfettiği uzun artok ça baları n sonucu olmuştur. Avru p a n ı n bugünkü d u rumunu n incelemesi nden ha reket eden Karlovy Vary Konfera nsı şu g erçeği belirtmişti r : Avrupada ba rışta n, demokrasi­ den ve i l e rlemeden yana o l a n bütün güçler, ça balarını Orta Avrupadaki i l işkilerin normal hale getirilmesi, I ki nci Dünya Savaşından doğmuş siyasi sonuçların ta n ı nması soru n u nun çözümlenmesine ayırma l ı d ı r. Bu soru n u n çözümlenmesi ise, Federal Almanya n ı n savaştan sonra tespit edilen sı n ı r­ ların - özellikle Oder-Neisse sınırı n ı n , i ki Alman devleti a rasındaki s ı n ı ­ rın - şartsız ka b u l ü n e ; temeli nde h u k u k ka idelerine aykırı olan M ü n i h Anlaşması n ı n , bütün sonuçları i le, lağvedilmesine b a ğ l ı d ı r. Avrupa Dev­ letleri a rasında, karşılıklı barışçı a n layışın gelişebi lmesi için, i ki egemen Alman devleti n i n va rlığı kabul edi lmel i d i r ; Federal Almanya bütü n AI­ ma nyayı temsil etme iddıasında vazgeçme l i d i r ; Batı Almanyadaki i nti­ kamcı politika çıla rı n

nükleer silôhlara sahip olmalarına, bu silôhlan

dolaysız, veya, çok-ta raflı, Atlantik veya Avrupa nü kleer gücü yolu ile dolaylı şekilde elde bulundurma l a rı n a engel o l u nma l ı d ı r. Bundan başka yol yoktur. Bu şartlar içinde, Avrupa işçi sın ıfı i l e Avrupa ilerici güçler için, baş­ lıca ödev, Avru pada yeni bir d u rumun yaratılma sına etki l i bir şekilde katı l ­ mala rı, b ü t ü n devletler a rası nda egemenliğe v e eşitliğe gösterilecek saygı temel ine dayanacak yeni barış ve işbirliği i l işkil eri gelişti rmek ama ­ cını güdecek, son derece ived i l i hedeflerin gerçekleştirilmesi için çaba l a ­ rı n ı bi rleştirmelerid i r. Bu nedefler a rası nda : b ü t ü n ü l kelerle Demokratik Alman Cumhu riyeti a rasında ; iki Alman devleti a rası nda ; bağımsız bir siyasi va rl ı k olarak Batı-Berlik ile Demokratik Alman Cumhuriyeti a ra ­ s ı n da d i p lomatik i l işkilerin kurulması v e normal h a l e getirilmesi i l k pla nda gelmekted i r. Alman halkının i lerici g üçleri, Almanya ta ri h i nden ders çı karmasını bil­ diler; nazizmin yıkılışından sonra, bu güçler ü l ken i n doğusunda işçi ve köylü bir Devlet kurdu lad. Bu devletin gel işmesi ise, Alman emperya liz­ mi n i n yarı-g ücü n ü yok etti. Demokrati k Alman Cumhu riyeti, bugün sosya­ l i st d ü nyanın g üçlü bir u n su ru, Alman h a l k ı n ı n bütün barışçı ve demokra­ tik g üçleri n i n kalesi h a l i n e geldi. Ka rlovy Vary Bi l d i risinde belirti ldiği g i b i : «Alma n Demokrati k Cumhu riyeti n i n ta n ı nması, egeme n l i k ha kla rı n ı n savunulması, Avrupa güven l i ğ i u ğ runda yürütülen sava ş ı n başlıca hedef­ lerinden b i ri d i r. Barış kampında yer a lmış bir sosya l ist Alma n Devleti n i n va rlığı v e gelişmesi, sadece Alman halkı içi n değ i l , bütü n Avru pa n ı n ba rışı bakımından da fevka lôde büyük b i r önem taşımaktadır." Bugünkü Son n h ü kümeti ka rşılı klı a n laşma ve barış davasına lôfla değ i l 586


de, gerçekten hizmet etmek niyetinde ise, Demokratik Alman C u m h u riye­ tin i n haklı isteklerini ka bul etmek zorun d a d ı r. Ama Federal h ü kü meti, Bonn'un gerçekten yön değiştird i ğ i n i gösterecek, Demokratik Alman Cum­ h u riyetine ve diğer sosya list devletlere karşı ileri s ü rdüğü i ntikamcı iddıa­ lardan vazgeçtiğ i n i kesinl ikle ispatlayacak, herhangi bir ka ra ra va rma­ yan, lôftan i leri g itmeyen siyasi ma nevra ları i nsanda sadece kuşku uya n ­ d ınyor. Avru padaki, Federal Almanya daki demokratik v e i lerici g ü çlere d üşen başlıca vazife, Federal Alma nyada demokrasiyi savu n m a k ve geniş­ letmek ; Alma n komün ist partisinin ka nunen ta nı nmasını, neo-nazi örgüt­ lerin,

intika m cı

propaganda l a rı n

yasaklanmasını,

Alma nya

tari h inde

daima en korkunç gerici güçlerin d i ktatorya metotlarını ka bul ettirmek, saldırgan

h a rpler hazı rla m a k için

başvurdukları

olağan üstü tedbirler

kanunlarının yürürlükten ka ldırı l masını sağ lamak üzere, çok geniş b i r baskı düzenlemek v e gel iştirmektir. Ka rlovy Vary Konfera nsının ça lışma l a rı ve sonuçları ş u önemli gerçeği kes i n l i kle ispatl a m ıştı r : Ne sosya list Avrupa ü l keleri, ne de Avrupa işçi ve demokratik hareketi, Federal Alma nyayı Avrupada kolektif g üven l i k ve barışçı işbirliği u ğ ru n a yürütülen savaşın d ı ş ı nd a bıra kmak niyeti ndedir. Sasya l ist ü l keleri, Avrupa işçi ve demokratik h a reketi, gerçekçi b i r tutum ta kınan, Bonn h ü kümeti n i n intikamcı politika sını katiyen benimsemeyen, davra nışları ile Avrupadaki işbirliğin gel iştiril mesinde, barış ve ilerleme u ğ ru na yürütülen savaşta ça baların birleşmesinde, kendileri ne güveni le­ bileceğ i n i ispatlaya n Batı Alman g üçlerine karşı büyük bir sempati duy­ ma kta, onları desteklemektedir. Sosya list ü l kelerle Federal Alma nya a ra ­ s ı n d a ki i l işkilerin, sosyalist ü l keleri n Federal Alma nya i l e çeşitli temaslar kurma niyetleri n i n a l acağı şekil, Batı Almanya d a ki bu olumlu eğ i l i m lerin etkisine ve gel işmesine bağ l ı d ı r. Avrupa güvenliğini i l g i lend iren i ki nci sorun g rubu ise, Ka rlovy Vary Konfera ns ı n ı n kabul ettiği kararlarda yer a l a n ; Avrupa Devletleri a ra s ı n ­ d a ki i l işkilerde y e n i u nsurlar gel iştirmeyi a m a ç edinen ö n e m l i tekliflere bağlıdır. Mesele, her şeyden önce, karşıt iki askeri blok gibi bir öje l l i k taşıyan b u g ü n k ü d u ru m a etki l i b i r alternatif sağlayacak, ka rş ı lıklı a n laş­ m a l a r . ve kolektif güven l i k g a rantileri n i n kuru lmasına ça l ı ş m a ktır. Atlantik Parti 1 969'da sona erecektir. Bu blokun uzatl l m a S1 için sarfedilecek ça ba­ l a rı sonuçsuz b ı ra ka b i lecek, barış olana klarını geliştirebilecek çeşitli teklif ve i m kô n l a rı kulla n ma fırsatı, Avru pa n ı n bütün barışçı ve gerçekci g ü ç­ leri nin eline geçebi lecektir. Ka rlovy Vary Konfera nsında, bu konudaki bütün konu ş m a l a r ve kararlar, sosya l i st ü l kelerin m i l letlerarası soru n l a ra karşı benimsediği ya pıcı tutu m u ; Atlantik Paktı n ı n orta dan ka l d ı rı l ması ve Avru pada etki l i b i r g üven l i k sistem i n i n kurulması şa rtiyle Varşova Paktına son vermeye ka ra rlı olduklarını bir kere daha ispatl a m ıştı r. Avrupa komü n istleri, Avrupa banışını ve g üvenliğini sağ l a m a k üzere gerçekci b i r p rogra m tespit etmek istiyorlar. Ulusla rası soru n l a ra etki l i bir çözümyolu getirmek, silôhlanma ya rışını d u rd u r m a k veya sınırlandı rmak, 37'

587


u luslara rası gerili m i azaltmak üzere, Avrupa devletlerinin b i r konferans h a l i nde topla n ma s ı n ı teklif ediyo r ; bütün Avrupa p a rlômentolarını b i r a raya getirecek b i r konfera ns tekl ifini destekliyorlar. Hiç şüp hesiz, bütü n Avrupa devletlerinin karş ı l ı kl ı ilişkilerinde şiddetten vazgeçmeyi, b i rbirinin iç işlerine karışma mayı ta ahhüt altına a lacak a n ­ laşmalara ve bel irli g a ra ntilere daya n a n g e n e l bir m u a heden i n i mzaIan­ ması ; hü kleer silôhları n yapılmasını yasaklayan bir a nl a ş m a n ı n ka bul edil mesi ; Avru pada bazı bölgeleri n atomsuz bölge h a l i n e getirilmesi, silô h l a n m a n ı n arttırıla mıya cağ ı veya azaltılacağı bazı bölgelerin tespiti g i bi, kısmi tedbirlerin ka bu l ü ; yabancı ü l kelerde bulundurulan askeri g ü çleri n geri çekilmesi; yabancı askeri üslerin ka l d ı rı l ma s ı vb. gibi tek­ l ifler kabul

edildiği

takdirde, silôhsızlanma

alanında yeni olanaklar

ya ratı l a b i l i r, Avrupadaki i l işkilerin normal bir hale geti ri l mesi i m kô nları a rta bil ir. Bu bakımdan, Ka rlovy Vary Konfera n s ı n ı n Akdenizdeki Altıncı Amerikan Filosunun faaliyetlerine son verilmesini isteyen talebi, önemli ve çok ived i l i b i r istektir. Bütün G ü ney Avrupa ü l keleri bu talebi destek­ lemektedir. Arap ü l keleri de bu talebin kendi milli çıka rlarını savundu­ ğunu bil iyorlar. Konferansa kat ı l a n bütü n temsilci ler, demeçlerinde, bazı ufak ü l kelerin tarafsız l ı k isteğine sayğı

gösteril mesi

l üz u m u n u , tarafsızlık statüsüne,

barış ı n korunmasına fayd a l ı bir tutum diye bakma zo ru n luluğunu bel i rt­ tiler. Ka rlovy Vary Konfera n sı n ı n büyük bir özelliğ i de, Avrupa barışı ve g üvenliği kavra m a l a rı en çeşitli şartlar içinde ve en geniş anlamda ele a l ı n ı rken ve tespit e ri l i rken gösterilen dinamizm olm uştur. Bu da, bir bakıma, Konferansta incelenen üçüncü soru n g ru b u n u teşkil etmiştir. B u k o n u i le i l g i l i teklifler a rasında, sosya l ist ü l kelerle kapitalist ü l kelerin iktisadi ve ticari i l işkilerinde devam eden suni engelleri ka l d ı rma, b i l i m ­ sel, tekn i k v e k ü ltürel işbirliği v e tica ret a l a n l a rı n da iki tarafın ç ı ka rlarına uyg u n düşecek i l işkiler kurma ve gel iştirme teklifleri n i saya b i l i riz. Ama mesele, sadece soğu k h a rpten ka l m ı ş sınırlayıcı veya ayırdedici tedbirlerin ka ldırıl ması i le bitmiyor. Her şeyden önce Avrupada bili msel ve teknik devrim çağ ı na uyg u n d üşücek üstün nitel i kl i bir işbirliğ i n i geliş­ tirecek yeni yollar aramak şarttır. B u bakımdan SBKP deleg a syonu başkanı L. Brejnev' i n konkre tekl ifinin a çtığı ufu kla r çok genişti r : nükleer a raştır­ m a l a rda çok-çeşitli işbirliği i m kônları, n ü kleer enerj i n i n barışçı yol l a rda kullanılması, Avrupa deniz ve nehirlerinin kirlenmesine karşı savaşılması, sağ l ı k alanında s ı kı b i r işbi rli ğ i n i n yürütülmesi (özel likle XX. yüzyı l ı n en öld ürücü hasta l ı kları, kansere ve yürek hasta l ı klarına karşı) vb. Avrupa ölçüsünde yapılab ilecek orta k iş olanakl a rı ge rçekten çok büyüktür. Bu ortak işler çeşitli şekiller alabi l i r : bütün kıtayı aşacak bir petrol-boru­ şunun kurulması, bütün Avrupa renkli bir televizyon siste m i n i n kabulü vb. Bu a landa sağlanacak her başarı, Avrupa Devletleri a rasındaki i lişkilerin 588


normalleşmesine doğru atılmış b i r adım teşkil eder, bütün Avru pa h a lk­ l a r ı n ı i l g i lendire n iktisadi ve toplumsa l soru n la rı n çözümüne yardım eder. Ka rlovy Vary Konfera ns ı nd a verilen demeçler, kabul edilen kararlar, Avru p a n ı n kolektif güvenliği soru n u n u - sadece devletlerarası i l işkiler açısından değ i l de, emperyal ist isteklere set çekebilecek, Avru panın ge­ lişmesinde köklü bir değişime yol açabi lecek bütün siyasa l ve toplumsal g ü çlerin birliği ve beraberliği açısı ndan - derinlemesine a n lamak isteğini dile getirmiştir. Ka rlovy Vary Konfera n s ı n da a l ı n a n kararl a r Avrupa ülke­ lerindeki e n geniş halk kitleler i n i n temel çıka rlarına uygu n düşmekte ; bu kitlelerin istekleri n i yansıtmaktad ı r. Bu tutumla, Avru panın ilerici geli­ şimi n i isteyen bütün güçleri seferber etme olanakları a ra n ı la b i l i r ve bulu­ nabili r. Avrupa komü n istlerine göre, sosya l i st ve sosya l-demokrat partileri n saf­ larında hala görülen komünist a leyhtarı peş i n fiki rlere, büyük bir d i reşme ve sabırla, son vermeye çalışmak, Atla ntik politika s ı n ı n etkisi altında kalan eğ i l imlere karşı savaşmak, çok önemli bir ödevdir. Bu hedeflere verabiIrnek için, prensiplerden h i ç fedakarlık etmeksizin, görüşleri değ iş­ tokuş etmek, yapıcı a raştırmala rda bulu nmak, dostluk içinde bir diyalog yü rütmek şa rttır. B u ise, faaliyeti son zama n l a rd a yeni etkiler a ltı nda b u l u n a n Sosyalist Enternasyonale bağlı partiler ve güçlerle ha reket birliği sağlayacak bütün imka n l a rd a n faydalanmak demektir. Sosya l-demokrat­ l a rl a , sosya listlerle kuru l a n tema sları n gelişmesinde, kardeş komünist partileri n i n elde ettiğ i tecrübeler, Ka rlovy Vary Konfera nsında i ncelendi. Bütün tecrübeler bu a n layışın doğru l u ğ u n u ve kaçınılmazlığını göster­ mektedir. Bu işbirliği fikri Avru p a n ı n kolektif güvenliği u ğ runa yü rütülecek ortak savaşta bütün g ü çleri seferber eder, solcu Avrupa g ü çleri n i n hare­ ket birliğine yardım edebilecek bütün etkenlerden faydalanmayı sağlar. Bu noktadan h areket eden komünistler, sosyal -demokrat güçlerin, bütün sol g ü çleri n bulunacağı teşebbüslerde dile gelicek ve ha reket birliği u ğ ru n a savaşmamıza yardım edecek ortak unsurlara

daya n arak,

bu

teşebbüsleri desteklemeye hazırd ı rla r. Karlovy Vary'de söz a l a n bazı temsilciler komünistlerle katolikler için felsefeleri ve düşünceleri a rasındaki temel ayırıma rağmen, Avru pada ve bütün d ü nyada, barış ve toplumsal ilerleme u ğ ru nda yürütülen savaşta, ortak bir yol a rama imka n ı n ı ve l üzumunu belirttiler. Katolik h a reketi içinde ça l ışmeler g ü nden g ü n e keski n leştiği, emperyal ist pol itikaya ve kapitalist sömürüye cephe a l a n l a r çoğ a l d ı ğ ı için, komünistler katoliklerle temasl a rı n ı arttı ra bil iyor, onlarla beraber h a rpsız ve sömürüsüz bir d ü nya uğruna yürütülen ortak savaşın gelişmesini sağlayacak etk i l i tedbirler a l a biliyorlar. Avrupa kapitalist ülkelerindeki sendika l a rda, kitle örgütlerinde, bilim teşki latl a rı nda, çeşitli toplumsal gruplard a da, aynı eği l imleri n belird iğini görebiliyoruz. Komünist p a rtileri bu değişiklikleri hesaba katmasını bilirse, bun l a rdan çok şekilli ha reketlerde fayd a l a n a b i l i rse, bunlard a n çok şekilli 589


ha reketlerde fayda l a n a b i l i rse, emperyalist-aleyhta rı, tekel-a leyhta rı, de­ mokratik savaşa çok geniş bir ta ban sağlayabili rler. Avrupa kolektif g üven l i k u ğ ru n a yürütü len savaşın başarısı bu sava ş ı n etki liliğine bağ l ı d ı r. Karlovy Vary Konfera nsında. Bütün bu yeni o l a n a kları göz ö n ü nde tutan bazı temsilciler bütün Avrupa ha l kları n ı n temsilci leri n i b i r a raya getirecek bir kong re n i n toplanması n ı teklif ettiler. Konfera n s Avru p a n ı n bütün sos­ yal ist g üçlerine, çeşitli toplumsal güç ve çevrelerine bir Çağ rıda bulundu ; o n k ı ra barış ve güve n l i k içinde yaşayacak yeni bir Avru pa uğruna yü rü ­ tülen ortak b i r savaşa katılma l a r ı n ı teklif etti. Bu çağ rı, lôftan i leri g it­ meyen, eylemle i lg isiz b i r davet değ i l d i r. Avru pada, ba rıştan, demokrasi­ den ve sosyal i lerlemeden yana bütün g ü çlere yeni yen i başa r ı l a r sağla­ mak amacını g ü den, gerçekci b i r siyasi a n layıştır. iV Avrupa komünist ve işçi p a rtileri n i n temsilcileri şu genel kana atı da belirtti ler: komünistler, Avrupa g üvenliği u ğ ru n a yürütülecek savaşta tes­ pit edilecek ha reket hattı n ı tekel lerinde tutmak niyetinde değ ildirler. Komünistler, tekliflerde b u l u n a rak, ortak davaya, ortak tartışma l a ra yar­ d ım etmek istiyorlar. Bu ortak dava n ı n başarıya u l a şması i çi n , komün i stler Avrupa soru n la r ı n a ya pıcı çözüm yol la rı sağlayabilecek bütün teklifleri büyük bir d i kkatle i nceleyecek, ve - nereden gelirse gelsin - bütün samimi teşebbüsleri destekleyecektir. Soğ u k ha rp döneminde emperya l ist yayılma politikası n a ve isteri haline gelen komünizm düşma n l ı ğ ı na hizmet eden gerici «Avrupa Birliği» ideolojisine karşı l ı k olara k, komünist Parti­ lerinin teklif ettiğ i Avrupa birliği programı, barışçı gel işmeyi, demokratik ilerlemeyi, sosyal ada leti, ha lkları n güvenliğini göz ö n ü n d e tutmakta d ı r. Karlovy Vary Konfera nsı bu asil p rensipler temeli nde, topla ntıya katı l a n bütün p a rtilerin ideoloj i k v e gerçek birliğ i n i d i l e getirdi. Konferans, M a rksizm- len i n izm, proleta rya enternasyona l izmi n i n muazzam ve verimli güçünü bir kere daha ispatla d ı : ha reket b i rliği, komü nist partileri n i n m i l l etlerarası etki leri n i

a rtıran

başlaca

etkendir komünist p a rtileri n i n

siyasi olğunluğu, ken d i hal kla rı n ı n menfa atleri n i v e ihtiyaçla rı n ı , mil let­ lerarası soru n la r ı n d i n am i k a n layışı ve çözümü, doğru b i r b i ryi k a n layışı i l e uzlaşt ı rma yeteneklerine göre ölçülebi l i r. Karlovy Vary Konfera nsında Avru p a n ı n bütün komünist p a rtileri temsil edilmemişti. Bu gibi topla ntılara katılma veya katılmama kararı, her pa r­ ti n i n egeme n l i k ha kları na d a hi l d i r. Ama bu d a , gelecekte, bütün partile­ ri n, kolektif bir güvenl i k si stemi k u rmak üzere, her kademede, i ki veya çok-ta raflı toplantı l a r hali nde, toplanması na, dostl u k ve işbirliği temas­ larını a rttı rma larına engel olmaz. Ka rlovy Vary'de top l a n a n komün ist p a rtileri n i n temsiıçileri bütü n konuşma larında bu sonuca va rmışl a rd ı r. Bütün demeçler, barış ve komünizm dava l a rı n ı zaferi i çi n yürütülen sa­ vaşta, tecrü beleri n i karşılaştırarak, ha reket birliğ i n i gel iştermek ve derin­ leştirmek isteğ ini d il e getirmiştir. 590


Sosya l i st ve kapita l i st ü l kelerin komün ist parti leri böylelikle bütün tec­ rübeleri ni karş ı l a ştırd ı lar. Bu karş ı l a ştırd ı l a r. Bu ka rşı l a ştı rma fevka lôde faydalı ve önemlid ir; cünkü her parti, kendi politikasını tam bir bağım­ sız l ı k içinde tayin ve tespit ettiğ i hal de, dostça yürütülen d a n ışma topla n ­ t ı l a rı nda çı karı l a n g e n e l sonuçlardan yara rlanabi lmektedir. Komünizme düşma n o l a n l a r bu komünist mantı ğ ı n ı an lamak istemiyorlar. Yorumla­ rında, Karlovy Vary Konfera nsındaki çalışma l a ra kimleri n yön verdiğ ini, hangi görüşün hôkim geldiğ i n i , hangi ha reket hattı n ı n redded imd i ğ i n i tespit etmeye çalışara k boşuna kafa yoruyorlar. Oysa gerçekte ortak görüş, Konferan sta hô kim gelen görüş ; temsil edi­ len p a rtilerin özel ve kolektif, bütün tecrübeleri n i n sentez i n i yapmakta d ı r. Konfera nstan sonra Fransiz komünist partisi genel sekreteri Waldeck­ Rochet, Rude P,DVO g azetesine verd i ğ i özel demeçte şöyle d iyord u : "Bu konfera ns bize, orta k çı karları i lg i len d i ren kon u l arda, d a n ışmaların, görüş değiştokuşları n ı n , ortak ka rarların mümkün olduğunu göstermiştir. Bu bakımdan Ka rlovy Vary Konfera nsı d ü nya komünist ve işçi hareket i n i n hareket birl i ğ i uğruna h a rca n a n çabalara b ü y ü k yardımlar sağ lamıştır. Teşki lôtlanmış işçi ha reketi n i n başığı olan Avrupa için, barı ş ı n korunma­ sını i l g i lendiren temel soru n l a ra , proletarya enternasyona lizmi n i n pratiğ i n i uyg u l amak bir ödevdir.» ıtalyan Komü n i st Partisi n i n gazetesi, Unita, konfera nsın havasını yorum­ larken, aynı nokta l a rı bel i rtmiş, Konferansta bütün görüşleri n samimiyet ve özg ürlük içinde karş ı l aştırı l d ı ğ ı n ı , her partinin kendi görüşünü tam bir bağıms ı z l ı k içinde ifade ettiğ i n i , bu ş a rtla r içinde Konferansta va rı lmış olo n orta k sonuçların bir kat daha değerlend i ğ i n i söylemiştir. Avrupanın b a rışı ve güvendiği u ğ ru na yürütülecek savaş p rogramı nda, Konfera nsın hareket hattının tespitine tom b i r eşitlik içinde katı lmış ola n bütün p a rtilerin payı sezilmektedir. Konferans ça lışma l a rında tespit edi­ len temel amaç, Kapa n ı ş Bild irisinde şu şekilde ta n ı n l a nmıştır : «Avrupa h a lkları, kendi kıta larının barışı ve g üven l i ğ i ile i l g i l i soru nlarda karar sahibi olma l ı d ı r. Avru p a n ı n kaderi n i bu h a l klar tespit etmelid ir.» Tecrü be­ ler, komünist stratej i s i n i n temel fiki rleri nden birini bir kere daha doğ ru­ lamaktadır: barış uğru na yürütü len savaş sosya l izm uğru na yürütü len savaşla ça lı şmemektedir. Tersine, bu savaşı kolaylaştırmaktadır. Büyük Ekim Devrim i n i n e l l i nci yıldönümünü kutlad ı ğ ımız b u 1 967 yı l ı nda Karlovy Vary Konfera n sı Len i n ist prensi plere uyg u n olarak, komü nistleri n milletlerarası birl iğini ispetlayan i l k büyük p a rtilerarası toplantı olmuştur. Karlovy Va ry Konfera n sında tespit edilen ortak teşebbüsü n Büyük Ekim Devriminin milletlerarası görevini yeni eylemlerle dile geti rmes i n i sağ­ l a m a k; «Bütün d ü nya p roleterleri, bi rleşi k ! .. parolası n ı n olağa nüstü haya­ tiyet i n i ispat/oyan verimli M a rksist- Len i n ist politika s ı n ı n yeni yeni tedbir­ lerle, yeni yeni teşebbüslerle, büyü k başarılar elde etmesi için, Avrupa ü l kelerin i n bütün komün ist partileri çaba ları nı esirg ememeye kararlıdır. 591


Kıbrıs Üstünde tehlike bulutlorl

Ezekios Popoiyoonu Kıbrıstaki d u rumu d i kkatle izleyiniz ! Yeşi lada, emperya list saldırısının, Birleşik Amerika saldırgan politi kasının yeni kurbanı o l a b i l i r. Kıbrıs daha Ing i l i z sömürge egemenliği a ltında bulunduğu zamanlarda bile, Amerikan emperya listleri b u ü l keye karşı büyü k bir ilgi gösteriyor­ l a rdı. Ve bundan 1 5 yıl kadar evvel, I n g i l i z h ükümetinden müsaade a l a ­ rak, adaya ü ç radyo istasyonu yerleştirmişlerdi. Amerikanın en başta Arap ü l kelerine ve sosya l i st memleketlere karşı ca susluk işlerinde kul land ı ğ ı b u radyo istasyonları günümüze kadar da faaliyetlerine devam etmek­ tedir. Amerikan emperya l i stleri, Kı brısı, Yakın-Doğu'da casusl uk, baltalama ve saldırı merkezi haline getirmişlerdir. B u merkezin. yakın geçmişte ısra i l'in Arap ü l kelerine karşı g i riştiği saldırının hazı rlanmasında önemli bir rol oynadığ ı şüphesizdir. Emperya listler ve onların aleti olan ısra i l a şı nl arı, bağımsız Arap ü l ke­ lerindeki i lerici rejimieri ortadan kaldırmak olan ana hedeflerine u laş­ makta

başarı sızlığa

u ğ ramışlardır. Ara p

ü l kelerinde

halk yığınla rının

seferber olması, Sovyetler Birliğinin ve öteki sosyal i st memleketlerin g üçlü desteği sayesinde bu planlar suya düşürülmüştür. Amerikan emperya list­ lerinin şimdi Kı brıs üzerindeki ana hedefi, adayı ayırmak ve onu NATO üssü haline geti rmektir. Zaten bu maksatla, daha 1 964 yılında Açeson ve Lemnitzer tarafından i l e ri sürülen ve onl a rın adını taşıyan meş h u r plan­ l a rı uygulamaya koyu lmuşlard ı r. Bilindiği g i bi, bu planla r. Kıbrıs h a l kı ve hükümeti tarafından yekpare b i r tepki ve d i renişle karşılanmıştır. Ameri­ kan emperyalistleri, K ı b rısı parça lamakla, NATO-nun g üney-doğu kana­ d ını ta kviye etmek ça basınd a d ı ri a r; z i ra

Kı brıs sorunu yüzünden bu

kesimde önemli çatla klıklar bel i rmiştir. M a ksatları, Kı brısı NATO üssü ha l ine getirmekle beraber, adada kendi egemenliklerini de kurmaktır. Ingiliz emperya listleri, Zürih Anlaşması i l e, Kıbrıs adasında kendi üsleri için 99 mil-kare tutarında bir a la n ve ayrıca 32 önemli mevki g a rantile­ mişlerd i . Ingi liz v e Amerikan emperya listlerinin çıkarları a rasında çelişmeler var­ d ı r. Fakat ingiliz emperya lizminin, daha kuvvetli ra kibi olan Ame rikan emperyal izmi karşısında ikinci plôna geçmek zorunda kalmasına ilk defa şahit olmuyoruz. Ciddi ekonomik zorlukla r içinde kıvranan Ingiliz emper­ yalistleri, h a l k deyimiyle hem yumu rtadan hem de sepetten o lmama k için, 592


kendi mevzilerini Ameri kal ı l a ra terketmeye katlanmakta d ı rl a r. işte. ıng i l i z­ ler, 1 944 yılındaki askeri m üd a ha lelerinden sonra Yunanistan'da bunu yapmışlard ı r. Da ho başka memleketlerde de bunu ya p m ı ş l a rdır. B u g ün ıngilizler K ı b rıstaki a s keri harca m a l a rını sını rlamak zorundadır­ lar. Bundan ötürü, adadaki üslerinin NATO üssü ne çevril mesini teklif etmektedirler. Bu bakım dan, londra 'da çıkan «Tay ms »

gazetesi siyasi göziemeisi A. M. Rendel'in Temmuz sonunda yayınlanan maka lesi di kkate değer. Bakın, Rendel ne diyo r : «Şimdi anlaşı lıyor k i , Kı brıs'ın v e bu a d a d a k i Ing i l i z üslerinin geleceği yeniden canlanan bir müza kere konusudu r. Dış işleri nden soru mlu Devlet Bakanı Meli 1 6-21 Tem m u z g ün lerinde Türkiyeyi ziyaret etti. Kendisi oraya her hangi b i r teklifle gitmediğini söylemiş olsa d a , daha sonra itiraf ettiğ ine göre, ya ptı ğ ı görüşmelerde, Kıbrıs meselesinin çöz ü m şeki ll eri üstüne Türk basınında ileri sürülen birçok fikirler söz konusu edi l m i ş ve bu a rada, Türklerin, adada ayrı bir Türk üssü kurul ması veya Türkiyenin de katılaca ğ ı bir NATO üssü meydana getiri l mesi karş ı l ı ğ ında Enosis'in (Kıbrısın Yunanistona katı lmasının) gerçekleştirilmesi yolundaki teklifleri incelemekte o l d u kl a rı haberleri geniş ölçüde yayı l m ıştı. Aynı zamanda. BM Genel Sekreteri U-Tanfın Kı brıs özel temsilcisi Ozoriu-Tafal (Bre­ Zilya) Türkiyeyi ziyaret etmiş ve daha sonra, U-Tant'a raporunu vermeden önce, görüşmeler yapmak üzere Atina'ya u ğ ra m ı ştır. Yunanistan'ın yeni askeri yöneticileri 21 N i sanda i ktidarı ele geçirme­ lerinden kısa bir zaman zonra, b i l indiği g i bi, Kı brıs meselesinin yuka rıdaki prensipler temeli üzerinde, yani Bi rleşik Amerika eski Devlet Sekreteri Din Açeson tarafından 1 964 yazında yapılan Cenevre görüş meleri s ı rasında teklif edildiği şekilde ve «Nato kararı»na uygun olarak çöz ü l m esi için teklifte b u l unmuş l a rd ı r. Demek ki, içinde bulunulan devre, bu «Nato kareırı»nın uygulanması için pek elverişli sayı lıyordu. Zira Yunan askeri liderleri bir bakıma Yuna­ nistan'ın NATO-da s ü rgit ka l m asını sağ lamak a macı ile ikti d a ra el atmış­ lardı. Ne va r ki, i l kbaharda başvurdukları Türkler, Yunanistandaki yeni rej i m i n belki ö m ü rl ü o l a mıyaca ğ ı ş üphesiyle, bu teklifi kabul etmediler. Yunan ve Türk h ü kü metleri, öteden beri, sıkı b i r askeri işbi rliğ inde, I kinci H a rp sonrası dönemde a ra l a rındaki i l i şkil ere gölge d ü ş ü ren biricik anlaşmazlık konusu o l a ra k Kı brıs ta rtışmasına son ve rme kte ve bağı msız Kıbrısın bir gün komünizmin etkisi a ltında ka l masiyle Akdeniz doğusunda stratej i k dengenin bozul ması

i htimalinin önlenmesitıde ortak menfaat

görm üşlerd i r ve görmeye devam etmektedirler. Ote yandan, Ingiliz h ü kü meti, yabancı topraklardaki askeri üslerini azaltma yol l a rı a ra ma kta d ı r. Işte bundan ötürü, Kıbrı s meselesinin çözü ­ müne engel teş kil eden adadaki ing i l iz ü s lerinin d evred i l mesi sorununun gözden geçiri l mesi s ı rası gelm iştir. Fakat işi g üçleşti ren bir nokta va rd ı r : Kıbrıs i l e i l g i l i 1 960 anlaşma ları gereğince, Ing i l i z h ü kümeti, b u üslerden 593


vazgeçtiğ i takdirde, Kı brısa egemenlik ha kkı nı ta n ı m a k zoru ndadır. Baş­ ka n Maka ryos ise, Kı brısın bağımsızlığı üstüne her ha ngi bir Yu na n-Türk paza rlığ ı n a asla razı o l m ıya n bir tutu m u n sahibi say ı l m a kta d ı r. Onun bu tutu m u , Yunanistanda şimdiki rejim iktid a rı a l madan önce, 6 Şubatta Kral iyet Konseyi toplantısına kat ı l m a k üzere Atina'ya g i ttiğinde iyice belli olm uştur. Ve Makaryos, «En osis» ten veya «Enosi s ile öngörü len tedbir­ ler»den sonra, Kı brıs adasındaki üsleri n ne olacağı hususundaki kararı Yunan h ü k ü m etinin alması gerektiğini söylemiştir. Bu durumda, şimdi, a d a n ı n Yunanista n l a birleştiril mesini, a n laşmaların­ özellikle Türk top l u l u ğ u n u n haklarına d a i r kıs m ı n ı n -uyg u l a nmasını sağ­ lamak üzere Bi rleş miş Milletler kuvvetlerinin adada ka l masın ı öngören, aynı zamanda Kıbrıs Yuna nista n ı n bir parçası olur olmaz üslerin derhal onun egemenliği a ltına girmesini ve a nca k Dikeli ve Akrotiri üslerinin ek bir a n laşma ile NATO Komuta n l ı ğ ı emrine veril mesini hesaba katan bir ka ra r a l ı n ması beklenebilir. Ve bu da, halen adada bulunan 800 mev­ cutlu Türk askeri bi rliğinin , 1 960 a n laşması gereğince Dikeli'ye teksif edil mesine i m ka n verebilir. Akrotiri'deki askeri hava üssü, daha ziyade, Ingiliz n ü kleer bomba uçakları ta raf ı nd a n SENTO-yu stratejik b a k ı m d a n desteklemekte kullanıl­ ması i m ka n ı öngörülerek kuru l m uştur ve önemi de bunda n d ı r. Ne va r ki, Kı brıs üssündeki I ngiliz bombard ı m a n uçakları eskimektedir, ve esasen SENTO-nun n ükleer sila h larla desteklen mesi görevini Akdenitdeki «Poıa ­ ris» reketli Ameri ka n deniza ltı l a rı yükümlenmiş b u l u n m a ktad ı r. K a l d ı ki, ingi ltere bu konuda SENTO-ya karşı her görevini bundan böyle Arabis­ ta n'ın doğu sahilinde ki Masira adasında üslenen uzak menzi l l i n ükleer bomba u çaklariyle de yerine geti rebiyir.» «Ta yms» ga zetesi di plomatik gözlemcisinin yazı sından böylece uzunca bir kısmı buraya a kta rma m ızın sebebi, bu sözlerin Kı brıs h a kkındaki em­ perya l ist pıanlarını bir hayli ya nsıtmasıdı r. Bu arada, U-Tant' ı n Kıbrıs işleri özel temsilcisi Ozori u -Tafal'in Ankara ve Ati na'yı ziyaretten sonra açıkladığı g i b i , Kıbrıs soru n u ile ilgili Türk­ Yunan ikili görüşmeleri de devam etmektedir. Kı brısı parça l a m a ve «Natolaştırma» yönü ndeki Amerikan p ı a n ı , Türk­ Yunan ikili görüşmeleri sonucunda varılaca k

bir a nlaşma gereğince,

a d a n ı n bir kısmına Türkiyenin sahip o l m a s ı n ı ve K ı b rı s Türkleri için ayrıca kantonla r meydana getiril mesini, bunun d ışında bütün Kıbrısın Yunanis­ ta na veri l m esini öngörmektedir. Bununla beraber, Amerika l ı l a r, böyle bir çözüm şekl i n i n K ı brıs Cumhuriyeti n i n parça la n masına yol açtığ ı n ı n ilk bakışta farked i l memesini sağla maya ça l ı ş m a kta d ı r i a r. Buna da, öngör­ d ü kleri a nlaşmaya gizli h ü kü mler koyarak ulaşmayı hesap etmektedirler. Kı brıs h a l k ı n ı n ne d üşündüğü ve ne isted iği emperyalistleri ilgi lendir­ miyor. O n l a r peşinen biliyorlar ki, Kıbrıs halkı a d a n ı n parça l a n m a s ı n ı ve «Natola şmayı» öngören h e r pıana karş ı d ı r. Bundan ötürü de, emperya­ listler, kendi kara rl a r ı n ı Kıbrıs h a l kı n a dayatma k yol u n d a n yürüyorlar. 594


Kıbrıs meselesi n i n çözümü için tel kin edilen Ameri kan plô n ı n ı n i kinci kısmı, Maka ryos h ü kü meti n i n düşürülmes i n i ve o n u n yerine, Türkiye i l e a n ­ laş mayı kolaylaştıracak v e Kıbrısın toprak v e yönetim bütünlüğünün p a r­ ça l a n masına razı olacak bir kukla h ü k ü m et geti rilmesi ni öng örmektedir. Makaryos hükü meti n i n en d i n a m i k üyelerine a ğ ı r ifti ra l a r savurmak ve bunların yerine NATO pıanlarına karşı d i re n m iyecek «uygun» elema n l a r ı n a l m a s ı n ı sağ l a m a k su retiyle Kıbrıs h ü kü meti n i n iti barını kırma ça baları hep bu cüm ledend i r. Tek sözle, ş i m d i gerçekleşti rilmeye ça l ı ş ı l a n em perya list pıanı budur. Ve halen Kıbrısı tehdit eden teh l i ke her z a m a n ki nden daha büyüktür. Amerika n em perya listleri ve onların I n g i l i z kafadarları, Yu nan ista nda askeri d i ktatoro rej i m i n i n kurulması ve Ara p ların ısrail saldırısı karş ı s ı n ­ daki geçici askeri başarısızlıkları dolayısiyle, Kıbrıs meselesinin çözü m ü için kend i kara rl a rı n ı dayatma n ı n ta m s ı rası geldiği düşü ncesindedirler. Fakat, onların pıanlarını geçmişte olduğu gibi bugün de suya düşürebi­ lecek n itelikte etkenler vardır. Bu etkenlerin en başta geleni, Kıbrıs h a lkı­ n ı n iradesidir. Em perya listler ve onların ajan l a rı işte bu i radeyi p a rça la­ mak, h a l kı ayırm a k ve o n u n d i renişini kı rmak için her a raca başvuruyor­ I a r. B u cüm leden o l a ra k, m i l l i burjuvaziyi

korkutmak,

Makaryosu ve

hükü metini tecrit ederek düşürmek için, ma hut a nti-komüniz m siıahına dört elle sarı lıyorlar. Ve yine Makaryos h ü kü metini zayıflatma k ma ksa­ d iyle, bizzat m i l l iyetçileri bölerek birbirine d üş ürmeye yelteniyorlar. Ameri kan em perya listleri, bu hedeflerine u l a ş m a k için hiçbir masraf esirgemeseler de, halen gene l l i kle emellerine kavuşabilmiş değillerdir. Kıbrıs d i renme cephesi, başında Makaryos'un bulunduğu yu rtseverler ve başında Kıbrıs Ilerici Emekçiler Pa rtisi'nin (AKEL) bulunduğu sol a k ı m l a r o l m a k üzere i ki a n a g üce daya n m a ktadır. Bu cephede h e r h a n g i b i r parçalanma Kı brıs için feıa ket o l u r. AKEL, Kı brıs dôvası u ğ ru nda, halkın m i l l i ku rtu l u ş davası u ğ ru nda ola nca g ücüyle savaşmakta d ı r. Bu p a rti, M a ka ryos' u n a ktif bir milli kurtuluş m ücadelesi yürütebilmesi için, Kıbrıs meselesinin hükü met da rbesi yoluyle ve ü l kenin parça la n ması s u retiyle çözü mlenmesini öngören her türlü plôna karşı d i renebilmesi için, bütü n kuvvetl eri n i o n u n kuvvetl eri ne kattığ ı nı defalarca açıklamıştır. AKEL' i n bu yu rtseverce politikası, emperya listler ve onların yardı mcı l a rı için güçlükler çıka rm a kta d ı r. Işte bu yüzdendir ki, em perya l istler Kı brısı

parça lama

plônlarını uyg u l a m a yolunda kendilerine engel saydıkları AKEL'i, C u m ­ hu riyeti

parçala mayı

öngören

Enosis'i

gerçekleşti rd i kten, y a n i Kı brısı

NATO h i mayesi a ltı nda Yunan istana kattıktan sonra orta d a n ka ldırmayı düşün mektedi rier.

\

Kıbrıs h a l kı n ı n büyük çoğ u n l u ğ u ise, kendi meselesini - hiçb i r yabancı üs ve müdahale olma ksızın, Türkiyeye veya diğer her hangi b i r yabancı ü l keye toprak terketmeksizin - ken disi çözümleme hakkı na, b u vazgeçil­ mez ha kkına ısra rla ve kesinlikle sahip çıkmakta d ı r. 595


Halkın ezici çoğ u n luğu, C u m h u rbaşka n ı Maka ryos'u ve o n u n hüküme­ tini desteklemekted i r ; e m perya l i stleri n yara rına ö lü mc ü l kararı dayatmak için Maka ryos hükümetini zor kuvvetiyle devi rmeyi tasarl ıyo n l a ra ka rşı sonuna kad a r d i renmeğe d e kara r l ı d ı r. Emperya l i stlerin ve yardakçı l a rı nı n p a rça l a m a ça b a l a rı ne kadar ha ince o l u rsa olsun, Kıbrıs d i renme cephesi sapasağlamd ı r. Bu cephe, Kı b rı s ı n b ü t ü n düşma n l a rı n ı h ü s r a n a uğratacaktı r. Direnme cephesi n i n şia rı şud u r : .. Hü rriyet sava şında ha lk, ordu v e hükü met b i rli ğ i !" K ı brıs halkı y a l n ı z da değ i l d i r. Bu d i renmede bir de Kı brısın dostla rının ve en başta g ü çlü Sovyetler Birliği o l mak üzere onu destekl iyenıerin cephesi vardır. Kı brısı pa rça l a m a plônları n ı , b i r d a rbe i l e gerçekleşti ril­ mek istenen emperyalist p l ô n l a r ı n ı Sovyetler Birliği n i n demaske etmesi ve kesin ihtarı, bu plônların suya düşürülmesine b u g ü n e kadar yard ı m etmi ştir. Sovyetler Birliği v e öteki sosyalist ü l keler K ı b rı s Cumhuriyetinden yanad ı ri a r ; Kıbrısa ya rd ı m a ve onu desteklemeye hazırd ı rlar. Bu destek, emperya l i stlerin Kıb rısı esir etme plô nla rı n a karşı Cu m h u riyetin başa rıyla d i renmesine imkôn vermekted i r. 1 964 yılında a daya NATO askeri b i rl i k

­

leri yerleştirme ve Kıbrıs meselesi n i NATO çe rçevesi içinde çözme teklif­ lerine hükümeti boyun eğd i rme yolundaki Amerika n baskısına karşı g ü r sesle .. Hayır!" diyebilen Kıbrıs Cumhu riyeti, bu red ceva b ı n ı b u g ü n de aynı kuvvet ve kesi n likle tekra rla m a gücünü aynı destekten a lmaktadır. Kıbrıs meselesi, Tü rk-Yu n a n ikili görüşmeleriyle, a rtık yirmi ayd ı r deva m ı eden v e a d a n ı n p a rça l a n a rak .. Natolaştırı lması» tehl ikes i n i yaratan b u diyalog i le çözülemez. Yu n a n istan ile Türkiye a ra s ı n daki diyalog, m i l letlerarası a la nda mese­ lenin b i r Türk-Yunan tartışmasına i rca edildiği izlen i m i n i uya n d ı rmakta­ dır. Gel gör ki, K ı brıs sorunu Yu n a n -Türk çekişmesi değ i ld i r. Bu soru n bizzat Kıbrıs h a l kı n ı n d ı r, o n u n kendi kaderi ne buyruk olma soru n u d u r. Işte bundan ötürü, Kı brıs halkı, Yuna n-Tü rk ikili görüşmelerine bir o n önce s o n ve ril mesi n i v e Kıbrıs meseles i n i n tekrar Birleşmiş M i l l etlere götürü lerek,

bu

teşkilôtın

yasa s ı n ı n

daya n d ı ğ ı

p rensiplere

ve

Genel

Kurul'un kararl a r ı n a göre çözül mesi n i istemektedir. Kıbrı s halkı, d ı şarıdan yabancı müdaha lesi olmadığı takdirde, adadaki Türklerin R u m la rl a işbirli ğ i n i a rzu edeceklerinden emi n d i r. Böyle bir işbir­ liği sonucunda, bizzat halk efkô r ı n d a n doğacak bir çözüm çaresi d e bulu nacaktır. Yoksa, K ı b r ı s Türkleri i l e Rumiarı a rası ndaki anlaşmazlık l a r, her şeyden evvel em perya l i stlerin môrifetidir; o n l a rı n uyg u l a d ı ğ ı ..ayır­ buyur" politika s ı n ı n sonucud u r. Emperyalizm bütün Kıbrıs halkının m ü şte­ rek düşma n ı d ı r. Bu gerçeği a rtık K ı b rı s Türkleri n i n yöneticileri d e a n l a m a ­ l ı d ı rlar. Anladıkları takdirde, emperyalistler ken d i çıka rl a rı n a onları d a h a fazla ô let edemiyeceklerd i r. Kıbrıs halkı sayıca küçüktür. Ve emperya l i stler belki de bundan ötürü ü lkeyi bir hükü met d a rbesiyle böl m e plônlarını kolayl ıkla dayatabi lecek596


lerini düşünmektedirier. Ama tarih öğretmekted i r ki, bir h a l kı n her şeyden önce önemli o l a n sayıca küçüklüğü veya büyükl üğü değ i l , o n u n mücadele azmi ve hü rriyetini elde etme yol u nd a ki birliğidir. Kıbrısın duru m u n u d i kkatle izleyi niz ! K ı brıs da Ameri ka n em perya l i st sa l d ı rı politika s ı n ı n yeni b i r kurba n ı olabilir. Fakat Kı brıs h a l kı uyu muyor. Kı brıs ha lkı, kend i i ç birliği ve kesin d i re n işiyle, aynı zamanda Sovyetler Birl iğ i n i n, öteki sosya l i st ü l kelerin ve dünyanın diğer bütün barı şsever g üçleri n i n desteğine daya nara k, yurdunu parça l a nma ve em perya list esa­ ret boyundu ruğ u n a koşulma felôketi nden kurtaracaktır.

597


Stuugard Kongresi (1907)

George Cogniot ikinci Enternasyona l i n Yedinci Kongresi, Stuttgard Kongresi, 1 907 Ağ us­ tosunun 1 8 - i i le 24-ü arasında «liederhalle»n i n geniş ve zengin döşe l i salonunda top l a n d ı . Toplantıdan evvel, b ü y ü k b i r a ç ı l ı ş gösterisi ya p ı l ­ m ıştı. August Bebel, Rosa Luxemburg, Jean J a u res ve M a reel Ca c h i n i n konuştuğu gösteriye 50.000 den fa zla emekçi katı l m ı ştı. Enternasyon a l hiçb i r zaman bu ka d a r ka l a ba l ı k delegeyi b i ra raya ge­ tirmemişti. Delege sayısı 884-tü B u n l a rdan 289-u A l ma nyadan, 1 23-ü I n ­ gi ltereden, 78-i Fra nsada n , 75-i Avusturya d a n , 63-ü Rusyadan, 4 1 - i Bo­ hemyadan, 30-u Polonyadan, 27-si Belçikadan, 25-i Maca rista ndan, 22-si Birleşik Amerika d a n vs. gelmişlerd i . Dünya n ı n beş kıta s ı n d a n 25 ü l ke temsi l edil mişti. Len i n i n ifadesi n e göre Kong re, «katı l a n l a r sayısı n ı n ola­ ğ a n üstü çokluğu temsil nitel i ğ i n i n ta m ve bütü n l ü ğ ü i le belirdi.» Küçük büyük her m i l lete iki oy ha kkı ta nıyan, m i l l iyete göre oyla m a sistemi Amesterd a m Kongresinden sonra (1 904) çok sert tenkitlere u ğ ra ­ m ı ştı. Bunun için Enternasyo n a l i n Bürosu nisbi te msili göz ö n ü n d e tutan yeni bir sistem hazı rla m ıştı. Alma nya, Avusturya, Bohemya, Fransa, i n g i l ­ tere v e Rusyaya yirmi oy veriliyordu. Luxemburga i k i . Ruslara ayrı l a n y i r m i o y u n yalnız o n u Sosya l-demokrasiye verilmişti. Rus Sosya l -demokratları Len i n tarafı ndan yönetilen Bolşevikler (bunları n dört­ buçuk oy ha kkı vardı) ve Plehanovun i d a resi nde Menşevikler (bu n l a r ı n ikibuçuk oy ha kkı vardı) tarafı ndan temsil ed i l m ı kte idi. M . litvinov, A. Lunaçarski, N. Semaşko ve daha başka yoldaşlar Len i n e refa kat etmekte i d iler. Toplantı, Len i n i n katı ldığ ı i l k m i l letlerarası kongre idi. Len i n m i l letlera­ rası sosya l ist h a ra ketin bu top la ntı s ı n ı n ça l ı ş m a l a rı h a kkında o l u m l u fikir­ ler edin mişti. Le n i n i n , topla ntıya katılması için M a ksim Gorkiye de ısrar etti ği b i l i n mektedir. Len i n başka n l ı k diva n ı na , m i l ita rizm ve m i l letlera rası çatışma l a r ha kkında kararı hazı rlayaca k Komisyona katı l d ı . Kongre g ü ndem i n de son derece a ktüel olan b e ş soru n va rd ı : M i lita­ rizm ve m i l l etlerarası çatış m a l a r, sömürge politikası, sosyal rst partilerle sendika l a r ı n iliş kileri, ka d ı n l a ra oy h a kkı, göç ve işçi göçleri . 31 Tem m u z ta ri h l i ' I H u m a n ite gazetesi n i n yazd ı ğ ı gibi a la nacak kara rların «zorlayıcı ve barışmaz» niteli kleri o l m ayacaktı. Buna rağ m e n herkes, bunların, m i l­ letlerarası hara ket için «kıymetli işa retler» olaca ğ ı n ı , çeşitli eğ i l i mler 598


a rasında ki savaşın a ğ ı r olduğunu duyuyordu. Kongre. mil letlerarası sosyal­ demokrasindeki devrimci akı mla. oportünist akım a rasında sert m ü naka­ şalarla geçti. Bolşevik delegasyonun l ideri len i n oportünist elemenlara karşı savaşta önemli bir rol oynadı.

Harbe karşı savaş Birinci çelişme m i l !etlerarası proletaryanın ha rbe karşı eylemi konu­ sunda belirdi. Rus-Japon harbinin ve 1 905-de Rus emekçileri n i n verd i ğ i örneğ i n hatrası daha t a z e i d i . Fakat bir d ü nya y ı k ı m ı n ı ha ber veren kara bu lutlar Avrupayı tehdit ediyord u . Fra n sız Sosya l ist Parti sinin aynı Agus­ tos ayında N ancyde u l usal kongresinde mesele geniş ölçüde m ü nakaşa edilmişti. öte yandan Alman Sosya l -demokrasisi en sa l d ı rg a n emperya­ lizmle uğraşıyordu. Bu. Çarl ı ğ ı n harp büteşesine karşı d u ran ve Çarın sömürge politi kasını yeren Bolşevik Partisi için de esaslı bir soru ndu. Jea n Jaures ve Edo u a rd Va il!ant b i r p roje sundular. Bu p rojede ha rbe karşı. p a rlô mentoda çıkışla rından. halk gösteri lerine genel g reve ve ayak­ lan maya kadar hertürlü a raca baş vurm a k öngörül üyordu. örnege ha rbe tes l i m iyet fikrine karşı çıkıyor ve aynı zamanda işçilerin. tehdit edildiğinde yurtlarını koruyacaklarını

işa ret ediyordu. Fakat h a rbin

hang i şartfar

a ltında haklı ola bileceğ i n i izah etmiyordu . ..Savunma.. harpleri h a kkında bu karışı k l ı k. bir çok oportünist yoru m l a ra derin ve gerçek köklere inecek tahli l lere değil.

m u htemel çatı şmaların ya kın ve görü n ü r sebebierine

götürecek ta hlil lere yol açacak nitelikte idi. Ta rihin bu gibi bir kıymetlen­ d i rmeyi ne derece haklı çıka rd ı ğ ı bu gün bilin mektedir. Jule Guesdein projesi ise. «harbin ve m i litarizmin. kapita list rej i m i n doğ a l v e kaçı n ı l m a z sonuçları o l d u ğ u n u.. tesbit ediyordu. Bu tesbit. yanlış olarak. kapita l izme karşı genel eylem dışında. barış için özel bir ka mpan­ yanın yürütülem iyeceğ i. ve a nti-militarist eylemlerin sosya lizm için savaşı karıştıraca ğ ı fikrine bağ l a n ıyordu. Ha rbe karşı. p a rlô mentoda askeri kre­ d i leri reddetmenin ve askerl i k sÜrelerini indirme isteminin d ı şında harbe ka rşı başka teşebbüsleri kabul etmiyordu. Onun göre barış için eylem. kapita lizmi yı kmaya yönelmiş sosya list eylemi teh l i keli bir şekilde p a rça­ layacaktır. Gedist düşü ncenin dogmatizmi açıktı. Uzun y ı l la rd a n beri. Gedistler ha rbe karşı özel savaşların veri msiz olduğu. hattô onun sosya lizm için savaşa kıyasla teh l i keli bir sapma teşil ettiği fikrini savunuyorlardı. Bun­ d a n h a ra ket ederek de Fra nsız ka pita l i z m i n i n soru m l u l u ğ u n u . özel rol ü n ü ta h l i le h i ç b i r z a m a n yanaşm ıyo rla rd ı . Yarı a n a rşist v e sahte sol G u stave Hervenin projesi. safd i l likle «nereden gel irse gelsin bütü n harp i lô n larına. askeri g revler ve ayakl a n m a l a rla 599


cevap vermeyi» te klif ediyord u . Fakat bu konuda, m i l l iyetçi bir aya klan­ mada ve b i r h a rp s ı rasında işçi sın ıfı n ı n b u hedeflere varmak için gerçek olana kları hakkı nda hiç bir fikir i leri sü rmüyordu Herve, Fra nsız Parti sinde yedide b i r ora n ı temsil ediyord u . Tarafta rları küçük b u rj uva l a r ve köyl ü ­ lerdi. Ona göre, şu veya bu savaş yo l u n u seçmek, harbin sebeb olduğu b u n a l ı m ı n objektiv şartl a r ı n a bağlı değil, devri mcilerin evvelden vere­ cekleri karara b a ğ l ı d ı r.

Sosya lizmi p a rlômenter savaşla yetin memeye zorl a m a k ve yığ ı n l a r a ra ­ sı nda devrimci eylem bilincini geliştirme zoru n l uğ u n a i n a n m a k gibi o l u m l u yö nlerine rağ men, ha rpleri n emperya lizmle ba ğ ı n ı göstermiyor, h a k l ı ve haksız harpler arasında fark gözetmiyordu. Herve n i n tutu m u n u eleştiren

le nin, ku rtu l u ş ve devrimci h a rplerin varl ı ğ ı n ı hatırlattı. Karl libknechte göre Herve n i n a n layışı, «sosyal olayların keyfi, meka n i k a n l ayışd ı r". August Bebe l i n projesinde m i l ita riz m i ve emperyalizmi kıymetlendirmesi daha fazla kabul edileb i l i rdi. Bu meti n, ha rpleri n kapita l i z m i n bir sonucu olduğunu kaydediyor ve silô h l a n maya, meslek ordusuna karşı savaş g i b i a nti-mil itarist ça l ı şmayı sosya l i z m savaşıyla bağl ıyordu. B u n u n l a beraber Bebel i n projesinde savaş yol l a rı ve proleta rya n ı n m i litan ödevleri hak­ kında herha ngi bir fikir yoktu. Bu d a o n u n proj es i n i n önemli bir hatası i d i . Bunun için de Len i n i n d e d i ğ i g i b i , Bebel i n ortodoks tezleri ni oportünist gözlükle o k u m a k m ü m k ü n d ü . Nasıl ki, oportü nist Vol l m a r b u n u hemen yaptı. Bütün anti - m i l itarist eylem ve propogandaları reddeden Vol l m a r. «insa n l ı k için bütün sevgi lerimiz. bizlerin iyi Al m a n l a r olma mıza engel değ i l d i r" d iyordu. Bebel de söylevinde «parti n i n gelişmesini. hatta varl ı ğ ı n ı tehlikeye sokacak

m ü cadele

metotla rı n ı »

suçladı.

Sosya l -demokrasi n i n

300.000

a i dat ödeyen üyesi i l e 1 .800.000 send i ka üyeleri ile ifti h a r ediyor ve teş­ kilatın l ega litesini m uhafaza etmeyi istiyord u . Pratik eyleme az önem veri­ yordu. 19 Ağ ustosta dediği gibi «3.250.000 seçmenin morel kuvvetine" sığ ı ­ nıyord u . Kongre belirli savaş yol l a rı hakkı nda b i r karara va rd ı ğ ı takdirde gelebi lecek baskı d a n korkuyordu. Rosa Luxe m b u rg Vol l ma rı n fikirlerine karşı savaştı ğ ı g i bi, geçmişte yapı­ london daha fazlasını boşormayı imkansız b u l a n Bebele karşı da savaşı­

yordu. Pratik savaş fikri n i savunuyor, proletarya n ı n e l i n d e yığ ı n g revi n i n n a s ı l bir silôh o l d u ğ u n u gösteren Rus Devri m i n de n alı naca k dersler üze­ rinde kuvvetle d u ruyordu. «Rus Devri m i harbin ya l n ı z sonucu değ i l d i r. O aynı zamanda h o rb i n durduru l ma s ı n o ya rd ı m etti." Bunda n sonra d ı r ki, Sosya l-demokra s i n i n l e n a kongresinde tari h i n derslerinden esinlenen devrimci b i r karar a l ı ndı. «Bu kararda Alman partisi, bazı d u ru m l a rda genel grev olanağını kullanaca ğ ı n ı ilan ediyordu. B u olanak yıllar bo­ yunca a n a rşist diye n itelen m i şti . . . Rus Devri m i n i n kızıl hayaleti lena m üz a kereleri üzeri nde dolaşıyordu.» Sonuç olara k bütün karar önergeleri 1 5 kişi l i k bir a lt-komisyona hava l e edildi. 600


Aug ust Bebel i n projesi n e yapılan değişikl i klerin büyük prensi b önem i n i kaydetmek gerek. Evvelce esası Rosa luxemburg tarafı ndan komisyona teklif edilen prensibler len i n tarafı n d a n kaleme a l ı n mıştı. lenin ve Rosa luxemburg Bebe l i n önergesini devrimci M a rksizme doğru yöneitmeyi ba­ ş o rd ı l a r. O n la rı n kararlılığı ve tavize yanaş m a ma l a rı Sosya l-demokrasi tari h i n d e ilk defa benzer b i r kararın kabulünü sağ ladı. Değiştirjfmiş metin ş u noktaları belirtiyord u : M i l itarizm sınıf bask ı sı n ı n, işçi sınıfı n ı n politik ba kımdan aşağ ı l a nması n ı n başlıca a racı d ı r. S ı n ı f b i l i n ­ ci n i n uya nd ı rı l m a s ı için g e n ç l i k a rasında h a l kl a r ı n k a rdeşl iği hakkında propoganda gereklidir. Sosya l-demokra s i n i n ödevi, yalnız, her a raçla, sınıf savaşı n ı n e n keskin şekli i l e harbi önlemek vey a onun e n kısa za­ m a n d a bitmesi için savaşma k değ i l, h a rp patlayınca o n u n yarattığ ı buna­ l ı mdon, b u rj uvazi n i n devri l mesini hızlandırmak için istifade etmektir . .. Her­ şeye rağ men h a rp patl adığı ta kd i rde, işçi s ı n ıfı ve o n u n pa rlômentodaki temsilci leri n i n ödevi, h a rb i n yarattığı ekonomik ve politik bu n a l ı md a n b ü t ü n güçleri i l e istifade etmek, h a l k y ı ğ ı n larını ha rekete geçirmek ve kapita l ist hôkimiyet i n y ı k ı l m a s ı n ı hızla n d ı rmaktır... B u tez 1 9 1 0 Kopenhag M i ııetlerarası Kongrede doğrulandı ve 1 91 2'de Bôle Kongresi kararı n a a l ı n d ı . 1 91 4'te Ikinci Enternasyo n a l i n bütün kal­ burüstü partileri ono i h a n et etti. J o u res 20 Ağ ustosta Stuttga rda Avrupayı d a h a o zaman tehdit eden harbe işa ret ederek : «Hayır, biz bu harbin çıkması na en u m utsuz gayret­ leri bile göstermeden müsaade edemeyiz. Biz bunu yapmazsak ke n d i m izi ve başka l a rı n ı şerefsiz d u ru m a düşüreceğiz ... demişt i . O zaman I kinci Enternasyo n a l i n bütün şefieri bu sözleri şid detle a l k ı ş l a m ışlardı. F a kot aynı kişil er, yedi y ı l sonra sosyal-şoven durumuna geçiyor ve en mukad­ des va a d lerine karşı kôat p a rçası g i bi davran ıyorla rd ı .

M i l letlerarası

kon g re k a ra rla rı n a bağlı kalanlar hemen hemen yalnız lenin ve Rus Bol­ şevikleri o l d u . Hattô Stuttga rdda bile, Vanderveldin k a r a r projesi üzerinde konuşurken «sivri l miş.. o l a ra k n itelediği ha rbe karşı «politik eylem.. zorlukla kabul edil mişti. len i n daha sonra ş u n l a rı yazıyord u : «Çok iyi hatırl ıyorum, bu değişi kli­ ğin

redakte e d i l mesi Bebeııe a ra mızda daha evvel doğruya yapılan

te masla rl a sağlan m ıştı. Değ işikliğin i l k ka leme a lı n ışı h a ra keti ve dev­ rimci eylemi d a ha a ç ı k b i r şeki l de yansıtıyordu. Bebel onu görünce : Bunu kabul etmem, çünkü savcılık p a rti teşkilatl a rı m ız ı n kapatıl ması n ı ister bunu görünce. Ortada ciddi bir şey olmadan biz bunu istemiyoruz. işin ehli . h u kukçu l a rl a defala rca görüştükten sonra metin b i r çok defa değişti ril d i , aynı şeyi l e g a l o l a ra k ifade eden şekil, s o n formül b u l u n d u . Bebel b u n a razı oldu ... Onergenin a l kışla rla kabul edi lmesi devrimci kolun oportünizm üzerinde zaferi idi. 38

601


Len i n i n d ey i m i n e göre Kongre , .. bütün savaş yol l a rı n ı tanı maya, Rus­ yada devrim tecrübesinin kaydına, hareketin aktiv ve yaratıcı yönünün

gel işmesine doğru bir a d ı m attı.»

Sömürgecilik sorunu Kongre n i n öteki büyük soru n u , Ikinci Enternasyo n a l i n evvelce ele a l d ı ğ ı fakat i l k defa derin leştirdiği söm ü rge politikası idi. M ü n kaşala nda söm ü r­ geci lik barbarl ı ğ ı n ı n kaçı n ı l m a z l ı ğ ı üzerinde d u ra n l a rl a , söm ü rgeci l i k fik­ ri n i n ve reviziyonistlerin suçl a nd ı rı l masını

isteyen le r a rasında

başl a d ı .

Reviziyon istler Hollandalı ra portör H . va n Kol u n do d e d i ğ i g i bi, m i llet­ lerarası sosyalizm ..tam menfi açı d an vazgeçmeli ve sosyalist bir söm ü rge

politikası n ı

desteklemel idir.

..Ra portör

biltün

halkları n

kaçı n ı l mazlıkla

kapitalist aşamadan geçecekleri fikri nden h a reket ediyord u . Böylece Kong re, söm ü rgeci politikayı su çla ma prensibinden geridur­ m a i ı , bazı hal lerde söm ü rgeci l i ğ i n medeni leştirici b i r rol oynayabileceğ i n i kabul etmeli i d i . Vo n K o l kara I i lerin

haklarını

g a ra ntileyecek

projesinde sömürgeci kuvvetlerden «yer­ bir devletler h u ku k u n u n yaratı l m a s ı n ı

«istemekteyd i . Ertesi yıl 1 2 . E k i m 1 908-de sosya l i st parlô mento üyelerinin m i l l etlerarası konfera n sında, söm ü rgelerde «pratik» reformlar teklif etme bahanesiyle, despotluğu deva m ettirmeyi gözönü nde tutuyordu. Çünkü «va hşiler» genel seçimlere elverişli değ i l lerd i , hattô zorla çalıştı rılmalarln! bile teklif ediyordu. Oportünist ele m a n l a r komisyonda

üstün

geldi ler.

Mesele

kongreye

sunuldu. Alman delegasyo n u n u n çoğ u n luğ u , Bernstein ve David başta olma k üzere, bu oportünist teklif ya ra rı na konuştular. Ve karşı tarafta ola n la rı menfi, verimsiz tutu mla a n layışsız ol makla suçl a d ı lar, reform l a r ı n önem i n i bel irtti ler ve pratik söm ü rge prog ra m ı na sa h i b ol m a d ı klarını i d d i a ettiler. David demagojik bir şekilde Va n K o l a karşı o l a n l a rı n m a ntığll1a göre, ıngi lizlerin H i n d ista n ı ve M ı sırı, Fra n sızların Cezayiri ve Madagas­ karı boşaltma l a rı gerekti ğ i n i söylüyor ve böyle b i r şeyi tamamen g ü l ü n ç ve i m kônsız buluyordu. M a k Donald (ingi ltere) ve Fra nsızların çoğ u n l u ğ u Kautskynin karşı d u rduğu Va n K o l l e beraberd i ler. Birçok memleketlerde sömürg eci ideoloji kendini Morkseı soyanların

safl a rı n a g i riyordu. ita lyada, Antonio La briola, daha 1 902'de Ta ra bulusta sömürgeci bir teşebbüsün i htimal ve gereğini Kabul ediyordu. len ine göre, Va n Kol u n tutu m u «proletaryayı burjuva ve burjuva em per­ yalizmi ideolojisine bağ l a maya doğru kesin bir a d ı m d ı . «Ma rksçı görüşün temsilcisi M a rchlevski n i n gayretleri başarıya u laştı : Kongre çoğ u n l u ğ u 1 27 oya ka rşı 1 08 o y v e 1 0 çekimserle (ısviçre) oportü nistleri n i n teklifi n i reddetti. Rusl a r ı n , Polonya l ı la rı n , sö m ü rgesi olmaya n küçük mem leketlerin gay­ reti ve bu gayretlerin ıtalya n l a rı n çoğ u n l u ğ u n u n , bir kısı m Al m a n l a rı n 602


(Lederbour vs.) Fra nsızların (Bracke vs.) ve ı n g i l izlerin desteklemesiyle dir ki, komisyon prejesini başa rısızlığa uğratmak ve gerçekte esası değiş­ tiren değ işikli kleri kabul ett i rmek m ü m k ü n oldu. Ortak düşmana karşı sömürge halkları i le sömürgeci ü l kelerin proletarya s ı n ı bi rleştiren daya­ n ışma a n layışı o devirde yayg ı n değ i l d i . örneğin Fransada bu fikir Gedist­ lerde bile yoktu. Nancy kongres i n i n ka ra rlarında sömürgeci l i k suçla n d ı rı l­ m ı ştı, fakat sosya l iz m i n başarı i le ona karşı d u ra m ı yacağı da i lôve edil­ m işti. Ne olursa olsun Stuttg a rd Kongres i n i n kararı sömürge politikasını m a hkum etmişti. Kara rda denil iyordu ki : «Kongre, sömürgeci kapitalist politika n ı n , özü i l e, söm ü rgelerde yerli' ha l kı köleleliğe, zorla ça lış maya ve yıkıma sürekled i ğ i ka n ı s ı n d a d ı r. Kapi­ ta list top l u m u n i leri s ü rd ü ğ ü medeni leştirme ödevi, işgal ve söm ü rme h ı rsına vesile teşkil etmekted ir. Yalnız sosya l i st top l u m bütün h a l klara kendi meden iyetlerini tam olarak gel iştirmek o l a n a ğ ı n ı sağlayacaktır . . .

»

Sömürgeci l i ğ i n özünü n bu şekilde suçlanmasından sonra, kabul edilen önerge, komisyon çoğ u n l u ğ u n u n kabul ettiği önergenin bazı p a ragrafıa­ rı n ı özel l i kle ş u kısmı a l d ı : «Sömürge politikası m i l letlerarası ka rışıklıkl a rı ve söm ü rgeci h a l kla r a rasında h a rp teh l ikesini a rttırır.» Kara r sosya l ist sayıavlara şu şekilde hita b ederek sonuçlan ıyordu : «Bütün p a rlômentolarda durmadan bu s ı n ı rsız sömürme rej i m i n e, mevcut söm ürgelerde kend i n i

gösteren

köleleliğe

karşı

d u rm a k. Yerli

halkın

d u r u m u n u iyileştirecek refo r m l a r istemek, b u n l a r ı n uyg u l a n masına ve yerli h a l k ı n ha kla rı n ı n çiğnen memesine d i k kat etmek . . . ve elde olan bütün i m ka n larla h a l kların bağımsızlı k i çi n terbiye edil melerine çalışmak.» Stuttg a rd kararı Fas harbine karşı ıspa nyol Sosya list Partisi i le Fra n sız Sosya list Partisinin p rotestol a rı n ı esi nlendird i . Len i n sömürge politikası ha kkı nda Stuttg a rd kara r ı n ı n üzerinde ö n e m l e d u rd u . Oportünizm bu meselede açıkca demaske o l m uştu. Bu olayın kök­ leri n i gösteriyordu : Bazı em perya l ist ü l ke b u rjuvazisi s ö m ü rgelerin sömü­ rül mesinden, ke ndi öz işçileri n i n sömürü l mesinden d a ha büyük kazançlar elde etmeketd ir. Bu şartlar içinde proleta rya n ı n şovenizm hasta l ı ğ ı n a tutul­ ması n ı n ekonomik temeli görülmekted i r. Bazı işçi ta baka l a r ı n ı n b u şekilde sömürgeci z i h niyeti ile bozu l ması bazı memleketlerde uzun zaman sürd ü . Hatta g ü n ü m üzde Komünist Partileri b u n a karşı enerjik b i r şekilde savaş­ m a k zoru nda kalmaktadırlar.

Sendika hareketi ile sosyalizm arasındaki ilişkiler Kongre partilerle send i ka l a r ı n i l işkileri h a kkında önemli bir kara r da ka bul etti. Şunu hatırla m a k gerek : Fransa ve Birleşik Amerika ha riç, Kongre işçi sınıfı n ı n sisyasi partileri için temsili bir mecl is olmakla ka l m ı ­ y o r bütü n b ü y ü k sendika teşkilatl a rı n ı d a kapsıyordu. 3S'

603


Len i n işçi s ı n ıfı n ı n sisyasi partisi i l e sınıf savaşında «tarafsız» kala maya ­ cak send i ka l a rı n i lişkilerine ait doğ ru bir kara rı n kabulüne büyük b i r ö n e m veriyord u . Komisyonda leninci h a t A. Lunaçarski (Voi n ov) tarafı n d a n savu n u l d u . Fra nsız delegele ri n i n çoğ u n l u ğ u sendika l a rla parti a rasında h i ç b i r i l işkinin b u l u n ma ması tezini savu n d u . Bu tez Na ncy Kongresinde Gedist azınlığa karşı çoğ u n l u ğ u kaza n m ıştı. Gedistler, send i kacı eylemle, politik eylemin «ahen k/eştirebi l menin

aya rla m ı n ı n » m ü m k ü n olduğunu

savu n m uş l a rdı. Fransızlar menfi tutu m la rı n ı Genel Işçi Konfederasyo n u n u n (C.G.T.) «devri mci z i h n iyeti» v e g e n e l grev gibi ş i ş i r i l m i ş davra n ı ş l a rl a örtüyorl a rdı. S a ğ kana d ı n va rlığına rağ men, Kongre send i ka/c;ırın sosya list esi n l i ğ i p rensipini destekleyen b i r ka rar kabul etti. Kararda ş u n l a r okunu­ yord u : «Pro/etaryayı enteleküel, politik v e ekono m i k kölelikten ta ma men kur­ ta rmak için politik ve ekonomik savaşlar kaçı n ı l ma zd ı r. Sosya l ist parti n i n faa l iyeti proleta rya n ı n politik savaş a l a n ı n d a kendini gösterir. Sendika­ l a rsa işçi sınıfının eko n o m i k savaş a l a n ında faal iyet gösterirler. Demek oluyor ki, pa rtiye ve sendikaya, proletarya n ı n kurtu luşunda eşit derecede önemli ödevler d üşmektedir. «Bu iki teşkilôttan herbiri, kendi yapısından çıkan belirli bir alana sahiptir. Bu a l a n d a herbiri kendi eylemini bağ ı msız bir şeki lde d üzenlemek z o ru nd a d ı r. Fakat proleta rya n ı n gün geçtikce büyüyen sınıf savaşı o l a n ı va rdır. Burada daha büyük so nuçları o n c a k Parti v e sendika n ı n anlaşma ve işbirliği i l e elde edilebi l i r. «Demek oluyor ki, proletaryanın savaşı, sendika hara ket i n i n birli ğ i n i tehl ikeye sokmadan, Parti i l e sendika ili şkileri y a k ı n olduğu oranda, pro­ letarya n ı n savaşı daha kuvvetl i ve d a ha veri m l i olacakt ı r. " . . . Sendika l a r, işçilerin kurtu luşu savaşında, faal iyetleri sosya list b i r zihn iyetten esi nlendiği ta kd i rde ödevlerini tam olara k yeri n e getirebile­ ceklerdir. Emekçilerin sosyal şartl a rı n ı n iyi leşti ril mesinde ve yükseltilmesi savaşında Partiye send ikalara yard ı m etmek ödevi düş mektedir . . . » Metin, sendika la rı n ya l nız meslek çıka rl a r ı n ı savunmaya yönelmeleri, korporatif benci lik temeline yerleşmeyi yahut sermaye ile emek menfaat­ leri nin a henkleşmesi teorisini suçluyordu. lenin, kara rın usta lıkla uyg u la n m a s ı n ı istiyordu. Sen d i ka l a rl a ilişkilerde her türlü sert davra n ı ş a karşı idi. Fikir ayrı l ı ğ ı dolayısıyle sendikalard a n 'adam ekarte etme istemiyordu. Bu ka ra r on sekiz buçuk oya karşı ka bul edild i : Fra nsız delegasyo n u n ­ d a n o n bir kişi l i k çoğ u n l u k, üç ıtalyan, dört b u ç u k Ameri ka n labor Parti­ sinden karşı oy kullandılar. Fronsoda o z a m a n a n a rşistler C.G.T. ye hakim olmuşlardı.

Bunun

sebebi

sendika teşki latlarında

Gedist m i lita nl a rı n

sekter davra n ışları, M i le ra n ı n s ı n ıfların işbirliği politika s ı n ı n ve sosya list p a rti s i n i n oportü n i z m i n i n yarattığ ı g üven eksikl iği idi. 1 905'ten beri, Birleşik Sosya list Partisi genel ajitasyon ve parla mento çalışmaları ile yetiniyordu. Ve ekonomik istekleri yalnız send ikalara b ı ra 604

'


kıyordu. Ju les Guesde 1 907'de ş�nları tesbit ediyordu : «Proleta rya yürütmek zorunda olduğu politik ve ekonomik eylemler birbirinden ayrıla maz. Aynı sınıf tarafı ndan baş edilmiş ve baş edileceklerdir. Bu sınıf intiharı göze a l madan i kiye böıünemez.» Fakat bu tez Fra nsız sosya list kongrelerinde üstün gelmiyordu. Gerçekte, sosya list partisine terked i i miş alan politika i le, send ikalara b ı ra k ı l m ı ş o l a n ekonom i n i n b i rb i rinden ayrı l ı ğ ı bir oldu bitti idi. Meşh u r b i r olay bunu isbat ediyor. Len i n 1 909'da Pariste bulu nuyordu. Nadejda Kurpuskaya hatı larında şunları yazıyo r : «Bu devirde ( 1 909-1 9 1 0) Len i n Pariste b u l u nduğu sırada Fra nsız işçi Ha ı e ketini d i kkatle i nceliyord u . Bu s ı ra l a rda Fra nsız Sosya list Partisi baş­ ta n başa oportünist idi. 1 909 i l kbaharında P.T.T. işçileri n i n büyük grevi oldu. Bütün şeh i r ayakta idi, fakat sosya list partisi kenarda ka l m ıştı. I leri sürd ü ğ ü sebeb de, b u n u n partiyi değ i l send ikaları ilgilendirdiği idi. Par­ tinin ekonomik savaşa katı lmayı reddetmesi bizlere korkunç görünüyord u !» 1 906'da C.G.T. ' n i n Amiens Kongresinde ka b u l edilen

kara r Fra n s ı z

sendikacılığ ı n ı n yön ü n ü göstermektedir. Ş ü phe yok k i , kara r, sınıf savaşını ta n ı ma kla, send i ka l h a ra kete derin tarihsel a n l a m ı n ı veriyord u. Fakat sendika kend i kendine yeter sayı l mıştı. Ç ü n kü ekonomik savaşı kendi teş­ kilatla n d ı rıyor, bu da

tek saf s ı n ı f savaşı» sayı lıyord u . Tek etki l i eylem

••

de genel grevdi. N i hayet y ı n ı n «ü reti m i gruplaştıra n ve dağıtan» sosyal teşki latın temeli de send i ka olacaktı . «Amiens Yasası» sendikal haraketin tecri d i n i ve sonuç olarak da zaafı n ı teşki ıôtla n d ı rıyard u . Tarafta rla rı n ı n dediği g i b i se ndikacılığ ı n bağımsızlı­ ğ ı n ı teşki lôtla n d ı rm ıyord u . Ç ü n kü b i r sendika için bağ ı msız o l m a k demek, demokratik d a n ı şma yol l a rı ile sendika yön ü n ü üyeleri n i n kara rlaştı rılması demektir. Bu h a k bu g ü n herkes tarafı n d a n ta n ı n m a ktad ı r. Stuttg a rd kara r ı n ı n geleneği içi nde, «sermaye-emek» işbirliği teorilerine karşı, yal­ nız sosya list zihn iyet sendika l a rı olumlu b i r şeki lde c a n l a n d ı ra bi l i r. Ve tarih Prudoncu Anarcho-sendikalizmle M a rksizm a ra s ı nda haklı ve ha ksızı tesbit etmiştir. Sendika hara keti her seviyede kendi kend i n i yönetir ve ' eylemini kend i kararlaştırır. Fakat 1 936'da Fra nsız sendika l a rı n ı birleş­ tirme kongresinde ka ra laştı rıldığı g i b i . send i ka sosyal ist ve demokratik partilerle işbirliğine hazırd ı r. Ve bütün g ü ndel i kçilere a çı k geniş bir teş- . kilatın özg ü rl ü k ve özerkliğini. politik soru n l a ra karşı kayg usuzluk a nla­ mına gelmez. Send i kacı h a reketin ta m özg ürlüğünü tanı m a k. eski miş Anarcho-sendi­ ka l ist formüileredönmek anlamına gelmez. Geçmiş teorileri yen ileyerek. işçi pa rti s i n i n öncü rolü i n ka r edi lemez. Demek oluyor ki özerk bir sen ­ d i ka haraketi a n layışı ile. politik v e sosya l büyük meselerler karşısında tarafsız bir sen d i ka a n layışı a rasında ortak bir nokta yoktur. Send i ka h a reketi sınıfı n ve m i lletin büyük meseleleri karşısında kaygusuz kala maz. Demokratik bir yapıya sahib sendika ha ra keti n i n özerkl iği, kel i me n i n en yüksek a n l a m ı ile. politik soru ml u lukları d a h a geniş ölçüde yükümlenmek 605


m a nasına gelmekted i r. Bu g ü n ü n şartları, Stuttga rd kara rl a rı n ı n a l ı ndığı za m a n ı n ki lerin meka n i k tekrarı değ i l d i r. Fakat b u g ü n de 1 907'de olduğu g i b i korporatif darlığa karşı savaşmak gerek, ve send i ka ha raketi, işçi sınıfı n ı n yenileyid tarihsel ödevi n i n perspektivi içine yerleşmelidir.

işçi göçleri ve kadınların seçım hakkı Stuttga rdda kabul edilen kara rl a r a rasında göç ve işçi göçleri soru n l a rı da vard ı r. Birleşik Amerika ve Avustura lya n ı n işçi a ristokrasisinin d a r kor­ poratif çıka rl a rı n ı temsil eden oportün ist elem a n l a r, Ç i n ve Japon prole­ terleri n i n bu memleketlere göç etmelerine karşı ç ı ktı l a r. Daya n d ı kl a rı sebeb bu işçilerin teşkiıata karşı ayakla n d ı kl a rı ve b i l i nçleri az olduğu idi. Daha evvel 1 904'te Amesterda m kong resinde de bu gibi teklifler yapılmış fakat sonuçsuz ka l m ıştı. Amerikalı H i l lquit komisyon önü nde ı rkçı fiki rlere karşı p rotesto ları «santimental cüm leler» diye d iye niteled i . Genel topla n ­ tıda bu fikirleri savu n a n l a r ken d i lerini açıkca göstermediler. Kongrede devrimci sosyal-demokratların görüşüne ve bütün memleketl e r işçileri n i n enternasyonal terbiyesine uyg u n b i r karar ka bul edi ldi. Kongre ş u n l a rı i l a n etti : Aşa ğ ı b i r hayat seviyesine a l ışmış bir işçi yığı­ nının göç etmesi i l e meydana gelen zorl u klar b i l i n mektedir. Fakat prole­ ta rya n ı n enterna syon a l daya n ışması açısından «belirli bir m i l letin fert­ lerine ya da b i r ırka karşı ayrı m u a mele etmek ka b u l edilemez. «Kongre göçmen lerin haklarn ı savu n m a k için işçi k a n u n l a rı n ı n kabulünü, ekono­ m i k, sosyal ve politik a l a n l a rda h u kuki eşitliği öngördü ve onların bütün ü l keler sendika larına serbestçe g i rmeleri n i i sted i . Kadınların seçim hakkı hakkı nda, Kongre, i ki g ü n l ü k b i r sosya list kadı n ­ l a r kongresine başka n l ı k ettikten sonra toplantıya katı l a n Klara Zetki n i n vesikalara daya n a n v e içli n utkunu d i n ledikten sonra, ş u karara vardı : «Bütün ü l keler sosya list p a rtileri, k a d ı n l a rı n seçi m ha kla rı n ı n kabulü için enerjik b i r şekilde savaşaca klard ı r ... Hemen hemen oybirliği i le, bazı kadın kategori lerine s ı n ı rl ı b i r seçim hakkı ta nıya n karşı çıktı. Sistem bazı ı ng i l izler tarafı ndan ileri sü rül m üştü. Kongre önü nde de «Fa bi a n 50ciety.. inin b i r ka d ı n delegesi tarafı ndan savu n u l d u . Kongre s ı rasında len i n , oportün istlere v e reviziyonistlere karşı, sosya l ­ demokra s i n i n s o l kuvvetlerini b i r a raya topl a m a k i ç i n büyük b i r faaliyet gösterd i . Stuttg ard Rus Sosya l-demokratla r ı n ı n sekreteri M . litvinofun söyled i ğ i n e göre, Bolşeviklerle ledebour, Rosa luxe m burg , Klara Zetk i n , Tyszka (Ioguiches) v s . a rasında konfera nsla r ya p ı l d ı . Bu em perya lizm çağ ı nda. m i l letlerarası sosyalist h a ra ket içinde devrimci M a rksçı l a rı bir­ leşti rmenin i l k teşebbüsü idi. 606


Len i n, Bebel, Singer, Rosa Luxemburg, Jean J a u res ve d a ha başkal a rı ile Kongre a d ı n a Ameri ka n işçi haraketi n i n şefierinden William Haywooda g önderilen tel g rafı i mz a l a d ı . Haywood, b i r polis tertibi sonunda Batı madencileri ile beraber tutsak edilmişti. B i l idiğ i g i bi , bütün proleterleri n gayreti i ledir ki tutsak edilenler elektrik sandalyesinden kurtul d u l a r.

Sıuııgordın dersleri Le n i n kongre bittikten sonra, Kuokka l a döndü. Orada Stuttgart kongresi h a kkında Ağustos-Eylül ayla rı nda iki m a ka le yazdı . Bun l a rd a n biri. Bol­ şevikler tarafından yayı n l a n a n

••

Herkes için takvim 1 908» içindi ve h a l k

i ç i n basitlendirilmiş bir meti ndi. Eyl ü l ü n başında. Len i n Teriakide. Rusya Sosyal-demokrat Işçi

Parti si n i n Petersburg teş kilatı ö n ü nde Stuttg a rd

Kongresi ha kkı nda konuştu. Len i n Stuttga rd Kongres i n i n zayıf tarafl a rı n ı a ç ı kca görüyordu. Daha sonra ş u n l a rı belirtti : « M i lletlerarası Marksizm. emperya lizme karşı idi. Oysa m i l letlerarası oportü nizm daha o zamandan o n d a n yana idi.» B i r d e üzerinde d u ru lacak başka bir nokta o l a ra k ş u n u tesbit etmişti : Geç­ mişte herza man devrimci görüşü savun maya bağ l ı Al ma n Sosya l -demok­ rasisi. sa ğ l a m görünmemiş ya do oportünizme elverişli b i r tavır takı n m ıştı. Ona göre. Kongre, Engelsin 29 N isan 1 886'da Sorgeye yazdığı mektubu doğru l a m ıştı r : «Genel o l a ra k diyebi l i riz ki. Alma n la r, özel l i kle Reichstaga fazla sayıda küçük burjuva gönderd i kten so n ra ( b u n u n l a beraber bu kaçı n ı l mazdı) m i l letlerarası sosya l i st h a raketi n yöneti m i n i istemeye ka l ktı­ lar. Sa k i n devirlerde Almanyada herkes küçük burjuvalaşır. B u g ibi o n ­ l a rda Fra nsız rekabeti n i n iğ nesi gerekir. bu da eksik o l maz.» Len i n K l a ra Zetkinin gazetesi n i n uya rm a l a rı n ı a çıklıyor: Kongrenin b i r ç o k komisyo n l a rında Atman sosya l-demokrasisi n i n temsi lci leri oportü nist­ lerden yana olmuşlardır. Leninin «Marksizm ve Revizionizm .. a d l ı büyük m a ka lesi n i yazacağı g ü n ler uzak değ i l d i . Bu yazısında reviziyon i z m i n m i l ­ letlera rası belirti o l d u ğ u n u v e kökle ri n i n z a m a n ı m ı z ı n toplu m u n d a bulun­ d u ğ u n u gösteriyo rdu . B u n u n l a beraber Stuttg a rtın bilançosu olumlu idi. Yine Klara letkinin orga n ı n ı n bel i rttiğine göre, sonunda devrimci enerji, önemli konuda, ha rbe karşı savaşta üstün gel m işti. Kongre kararları h a kkında genel b i r kıymetlendirme yapan Lenin şun­ l a rı yazıyord u : Stuttga rd Kongresi bütü n ü ile, bellibaşlı bir çok meselerde m i l letlerarası sosya l -demokrasi n i n oportünist ve devrimci kol l a rı n ı çarpış­ ••

tırdı ve b u soru n l a ra devrimci M a rksist z i h n iyeti içi nde çözüm buldu.» Kongre n i n tarihsel b i r rolü oldu. Batı ve Orta Avru p a sosyal -demokrat şefieri nin. m i l letlerarası kongrelerde em perya l ist ha rplere karşı savaşmak 607


kara rlarına, bu cins h a rp 1 91 4'te patlak verdikten so n ra çiğnemeleri, Stuttga rd ve Bôle kara rl a rı n ı n kıymeti n i azaltmaz. Bu kararlar, ha rp, b a rı ş v e devrim soru n l a rı karşısı n da lenin işçi h a raketinin hattı n ı çizerken büyük b i r rol oyna mışlard ı r len i n devamlı olara k a n l a ra başvurur ve onlara daya n ı rdı. Harp patlayınca , M a u rice Thorezin dediği g i b i , «Avru pada ka n selleri a kıyordu. Ceset d a ğ l a rı yükseliyordu. H a ra beler yığ ı l ıyordu ... Len i n mücer­ ret barıştan söz eden lere karşı d u rdu. H arbe son vermenin tek yol u n u gösterd i. H a rb e d e n başlıca ü l kelerde sosya l ist devrimi başararok, em per­ yalist horbi, sivi l ha rbe çevirerek, yıkıma sebeb o lo n rej i m i devirmek. Hayat o n u n ha klıolduğ u n u gösterdi. Le � i n i n ü l kesinde devrim üstün geldi. Sovyet iktidarının i l k işi d ünya ya barış ilôn etmek oldu. Barış politikası

bir devletin politikası o l d u . Sosyalist devri m i n bir ü l kede ü s t ü n gelmesi h a rbe karşı savaşın şart­ larını temelden değ iştiriyordu. Proleta rya gü nden g ü n e daha fazla ira­ desini em peryalistlere dayatmak ve onları zaptetmek o l a n a ğ ı n ı kaza n ı ­ yord u . Bu g Ü r] Le n i n tarafı ndan meydana konan eğ i l i m ler h ô k i m duruma geç­ mişlerdir. Bunlar dünya n ı n gelişmesini tôyin ediyor. Bir tek sosyal"ıst dev­ let yerine, kuvvetli b i r sosya l i st sistem kuru l m uştur. Sa l d ı rg a n ka lmasına ve daha çok kötü l ü k yapabilecek d u ru m d a olmasına rağ men, kuvvet dengesi emperya l i z m i n zara rı n a değ işm iştir. Kapitalist ülkelerde sosya lizm için savaş, tarihsel büyük yıkımları n d ö n ü m ü ne , özel l i kle i n sa n l ı k için korkunç so nuçları olacak b i r dlinya atom h a rbine b ağ l ı olmadan geniş bir cephe üzerinde yürütül mektedir. Ha rbe karşı savaş, em perya lizmi ve gericiliği zayıflotıyor. Harbe karşı savaş devrimi yaklaştırıyor. Bu n u n içindir ki, top l u m u n ve taktiğ i n bütün değişi m leri, Stuttga rd ka­ rarları n ı n ru h u n u teşkil etmektedir. Bu kararlar h a rb e karşı m i l letlerarası savaşın ve s ı n ı rl a rı aşan proletarya daya n ışması n ı n şa n l ı geleneği o l a ra k k a l m a ktadır. Insa n l ı ğ ı n boşdüşmanı halô em pe rya lizmdir. Komünistler bütün kuvvet­ leri n i em perya l izme karşı savaşta topla m a ktadı rlar. Sovyetler Birliği, a nti­ em perya list cephenin, h a l kların özg ü r l ü k ve ba rış cephes i n i n başındadır. Stuttga rd kongresine katı l a n la r, her türlü a raçla i nsanlığı ha rplere son vermeye çağı rırken haklı h a ra ket etmişlerdir. Bu, işçi h a re ketin i n boşta gelen ödevi d i r. ·

608


B O Y O K O K T O B R U N 5 0. Y I L l N A D O Ö R U

Büyük Oktobr Sosyalist Devriminin tarihi önemi

(Milletlerarası bir konferansla ilgili notlar) Barış ve Sosya lizm Problemleri Derg is i n i n düzenlediği ve Sosyalist Ok­ tobr Devri m i n i n d ü nya ölçüsü ndeki etkileri konusunu i n celeyen mil letlera­ rası nazari bir konferans, 22-24 Haziran 1 967 ta rihinde Pragda top l a n m ı ş ­ t ı r. Bu konferansa 4 4 kom ünist v e işçi partisinin, çeşitli m i l l i v e demokratik partilerin temsilcileri katılmıştır. Bu konferansta söz a l a n l a r a rası nda şu isim leri soya bil iriz : Sovyetler Birliği Kom ü n ist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri B. N . Ponoma riov, F ra n ­ s ı z Komün ist Partisi Merkez Komitesi Politbürosu üyesi Jacques Duclos, Çekoslovakya Komünist Partisi M e rkez Komitesi Sekreteri Vladimir Kuski, Naj a n i Pa l m e Dutt (Ingilis Kom ü n ist Partisi), Vincenzo Vitello (italyan Komün ist Partisi), Bulgar Komü n i st Partisi M erkez Komitesi Politbüro üyesi Todor Pavlov, Avustu rya Ko m ü n ist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri ve Politbüro üyesi Friedl Fürnberg, Alma nya Birleşik Sosya l ist Partisi Merkez Komitesi Pol itbürosu üyesi Herma n n Matern, Arjantin Kom ü n i st Partisi Merkez Komitesi üyesi Ernestro G i udici, Ordün Komünist Partisi Merkez

Komitesi B i ri nci Sekreteri Fuad N a sa r, Polonya Bi rleş i k Işçi Partisi Merkez

Kom itesi Sekreteri Witold J a rosinski, Da n i m a rka Ko m ü n ist Partisi Sekreteri ve ıCra Komitesi üyesi ib Norlund, Glıeorge U n k (Romanya Komünist Partisi), M a ca ristan Işçi -Sosyalist Partisi Merkez Komitesi

Politbürosu

Oyesi Dezse Nemeş, Ispa nya Kom ü n i st Partisi Me rkez Kom itesi ıCra Kom i ­ tesi üyesi Santiago Alva rez, ıtalya Komün ist Partisi Merkez Kom itesi üyesi Franco C a l a m a n d rei,

Pula

Kekhotso (Gü ney-Afrika

Kom ü n ist Partisi),

N . E. Baleram (Hi ndistan Kom ü nist Partisi M i l l i Kurulu Oyesi), Bernard Co mbo (Kongo-Brazzavi l l e Devrimci M i l l i H a reketi), Moğol istan Devri mci H a l k Partisi M e rkez Komitesi Sekreteri Bada myn Lhamsou ren, Şili Komü­ n ist Partisi Merkez Ko mitesi Oyesi Waldo Atias, Seyl a n Komün ist Partisi Merkez Komitesi Politbüro üyesi Mera n na Javlios Mendes, Kanada Komü­ n ist Partisi Merkez Kom itesi Sekreteri ve ıcra M erkez Komitesi Oyesi Nel­ 'son Cla rke, Yu n a n istan Komün ist Partisi M e rkez Kom itesi Oyesi Petro s Rusos, Alma nya Komünist Partisi M e rkez Kom itesi Merkez Komitesi Polit609


büro üyesi losef Angenfort, Tunus Komünist Partisi Me rkez Komitesi Sekre­ teri Moha m m ed H a rmel, Pau / i M a rtinmöki (Finla ndya Komün ist Partisi), lose M a n uel Fortuny (Guatemala Işçi Partisi), Kıbrız Emekçi H a l k ı n ı n Ilerici Partisi AK.E.lo Merekez Komitesi Dyesi Georges Savvides, I ra n H a l k Partisi (TUDEH) Merkez Komitesi Dyesi Iraci i skenderi, Bolivya Ko­ m ü n ist Partisi Merkez Komitesi üyesi Ra m i ro Otero, Fransız Kom ünist Partisi Merkez Kom itesi üyesi Victor loan nes, Venezuela Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Francisco N ieres, Halis Oka n (Türkiye Komünist Partisi), Rodny O h m a n (i sveç sol -ko m ü n i st Partisi), H risto H ristov (Bu lga­ ristan K o m ü n i st Partisi), Alvaro Delgado (Kolombya K o m ü nist Partisi Merkez Komitesi Dyesi), Memedu Ta l l a (Mali Sudan Birl i ğ i), Ruben Cas­ tell a nos (Pa n a m a Halk Partisi Merkez Komitesi Siyasi Komisyonu ve ıCra Komitesi üyesi, (Moğolista n Devrimci Halk Partisi Merkez Komitesi Aday üyesi Tsogtyn N a msaray, Mario Soza (Honduras Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Komisyonu üyesi), Carbonel Vargas (Kosta -rika On cü H a l k Partisi Merkez Komitesi Siyasi Komisyonu Oyesi), Roque Dalton (Salvador Kom ü n ist Partisi), ve Larbi Suha l i (Cezayir Komünistti) . Konferansa yazılı raporlar gönderenler i se ş u n l a rd ı r : Senseviero ( U ruguay Kom ü n ist Partisi Merkez Komitesi icra Komitesi üyesi (Ernesto Ci ntro) Brezilya K o m ü nist Pa rtisi Merkez Komitesi ıCra Komisyonu yedek üyesi (Ticani Babiker) Sudan Komü n ist Partisi Merkez Komitesi Oyesi (Ahmet Densoko) Senegol Bağımsızlık Pa rtisi Merkez Komi ­ tesi Sekreterliği üyesi. Konferan s Barış ve Sosy a l i z m Problemleri dergisi n i n başreda ktörü E. P. Frentzovun kısa bir konuşması ile a ş ı l d ı . Frentzov' u n bu konuşmasında beli rtti ğ i g ibi. Neva nehrinin kıyıları nda silôhlı aya k l a n m a başla d ı ğ ı a nda ortaya atı l a n Oktobr Devri m i n i n tarihsel önemi soru nu,

�ı ı i

yıldan bu

yana gerek siyasi gerekse n a za ri a l a n l a rda şiddetli tartış m a l a ra yol aç­ m ı şt ı r. Bunun nedeni açıktı r : Oktobr Devri m i n i n ta rihsel etkilerini doğru o l a ra k değerle n d i ri l mesi, bugünkü d u ru m u n , çağdaş d ü nya devrimci süre­ c i n i n , yol l a r ı n ı n ve o l a n a kl a r ı n ı n doğru değerlend i r i l mesine bağlı d ı r. Devrim i n e l l i nci

yıldönümü

münasebetiyle,

ideoloj i k faal iyetlerde b u l u n d u la r. Ama

ko m ü n i st partiler büyük

burjuva

naza riyedIeri de bu

m ü n a sebetle ken d i propaga n d a l a rı n ı ş iddetlen d i rd i ler. Baz ı / a rı devrimi tarihsel olayl a r a rasına sokmaya ça l ı şt ı l a r ; Oktobr Devrimi teknik ve ikti­ sadi bakı m ı a rd a n geri ka l m ış bir ü l ke n i n kendine özgü şartları içinde meydana geldiğ ine ne göre, burjuva naza riyed Ieri n i n kullandığı bir deyişle ..Len i nist devrim tipi»nin evrensel bir etkisi o l madığı sonucuna vard ı / o r. A m a bu iddıada b u l u n a nlar toplu msal bir olay olarak Oktobr Devriminin genel çizgileri ni yan lış çiziyorlar. Bu naza riyeci ler ş u noktayı u n utuyorla r : Kapitalist sistem Rusyada ol­ d u kça gelişmiş kapita l i st sanayi merkezleri meydana geti rmişti (örneğ i n Petersburg'ta, M okova sanayi bölgesinde, G ü n eyin demir-çe l i k sanayi bölgesinde vb. (Bu merkezler hızla gelişiyordu. lJlkede kuvvetl i tekel ler 610


meydana gelmişti. Endüstri n i n birçok kol l a rı bankoların egemenliği altına g i rmişti vb. Top l u ms a l ve ekonomik yapıları bakımından, bu bölgeler Batı n ı n sanayileşmiş kapitalist ülkelerinden pek farklı değildi. Leni n i n d e d i ğ i g i b i : .. Kapita l iz m b i z d e belirli b i r d üzeye varmış olmasaydı elimiz­ den hiçbir şey gelmezdi." OL kedeki i lerici gelişmenin başl ıca zaferi, M a rk­ sist-Leninist partisini kuran, büyük merkezlerde topl u olarak yaşayan, teş­ kilôtl a n m ış, birleşmiş, sermayeye ve otokrasiye karşı yürüttüğü kararlı savaşta çelikleşmiş işçi s ı n ıfı olm uştur. Ote yandan, üretici g ü çlerin oldu kça gelişmiş bulunduğu bu sanayi merkezleri n i n ötesinde, büyük toprak sahipleri n i n ve sonsuz bir sefa let içinde yaşayan köylü kitleleri n i n bulunduğu bölgeler; daha ötede, Orta Asya n ı n ça rlık sömürgeleri ve

yarı

söm ürgeleri ; ve

n i hayet, örneğ i n

ü l kenin e n kuzeyinde, h ô l ô o k v e y a y k u l l a n ı l a n , en i l ke l evreyi henüz aşamamış bölgeler bulunuyard u . Kapita l izm lokamotifi, bu uçsuz bucaksız treni il erletecek halde değ i l d i . Bu yük gücünü aşıyord u . Yüksek bir sanayi gelişme d üzeyine varmış, .. kapitalist uygarl ı k merkez­ leri"nin ya n ı başında, feodal d üzeyde, hatta ataerkil ve ya bannı evreyi a ş a m a m ış, geri ka l m ı ş, son derece yoksul bölgelerin de bulu nması, Rus­ yaya özgü bir özellik teşkil etmiyordu. XX. yüzyılın başlarında, kapitalist d ü nya genel l i kle böyle idi. Dünya ta rihinin gelişim a l a n ı bu idi. Bu açıdan bakı l ı nca

Oktobr Devri m i ..örneğ i"n i n

gerçek verileri

daha

kesi n l i kle

bel i rmekted i r. Işte b u n u n içinder ki evrensel bir önem taşıyan sürecin gelişmesi, daha çok, en önemli tarihsel soru n u n çözümlenmesine bağlı bulunuyord u : Rus işçi s ı nıfı i ktidarı eline alabi lecek m iyd i ? Proletarya dışındaki emekçi ta ba­ kaları ve özel l i kle böylüleri etrafına toplayabilecek miydi ? B u rjuvazi n i n yard ı m ı ol madan, hatta b u rjuvazinin çevirdiği entri ka l a ra rağmen, kapi­ ta lizmle meydana gel miş sanayi temelini

kurabilecek,

k u l l a n a b i l ecek

m iydi, bu temeli gelişti rerek, genişleterek bütün ü l keyi gerika l m ı ş l ı kta n kurtarabilecek miydi, toplumsal, eko nomik ve kültürel i lerleme yol u nda o n u i lerletebilecek miyd i ? Bu soru n , niteliği ve anlamı b a k ı m ı ndan, ta rih­ sel bir önem taşıya n bir soru n d u . B u sorun Sosyalist Oktobr Devri mi «ti pi"nin veri leri n i tespit etmekteydi . B u g ü n i d d ı a l a rı çok yayg ı n b i r h a l e gelen b a z ı naza riyeciler başka nokta d a n ha reket ederek, Oktobr Devri m i n e saldırmakta d ı r. Iddıalarına göre, M a rks' ı n tespit ettiği Devrim örneği Rusyada uygul a n a mazdı, çünkü bu ü l kedeki üretici g üçler burjuva üretim i l işkilerini aşamam ış, hatta bu ili şkilere varmamıştı bile. Oysa gerçekte, Oktobr Devrimi Rusya d a ki burjuva sınıfının, bütü n ka p i ­ talist siste m i n i n iktisadi, siyasi ve ideolojik a l anlard a ki ifl ôsını açığa vud­ muştur. Kapitalist üretim i l işkileri, dünya n ı n a ltıda birini teşkil eden bu . bölgede, üretici güçlerin gel işmini frenliyordu. M a rksın karşı -gelinmez toplumsal bir ka n u n o la ra k belirttiği bu çatışma yeni tarihsel şartlar içinde patl a k verdi. Kapita l i st üretim ilişkileri Rusyad a ki tarihsel ödevin i , 611


topl u m u n i lerici gelişimi nden doğan kaçı n ı l m a n zoru n l u kları yerine getire­ medi. Kapita list gelişimin s ı n ı rları. XX. yüzyı ldaki dar i m kô n l a rı Rusyada büyük bir kes i n l i kle bel l i o l d u . Oktobr Devri m i toplumda yen i bir siyasal v e toplumsa l düzen ya rattı. M a rksizm-Leninizmin temel

i l keleri n i n doğ ruluğunu

ispatladı.

değişen

tarihsel şartl a r içinde. bu i l keleri yaratıcı şeki lde uyg u l a ma zoru n l u l u ğ u n u gösterdi. Oktobr Devri m i m i l letlerarası devrimci mücadelenin ö n e m i n i ve etkilerini. bu m ücadelede yaratıcı inceleme ve u yg u l a m a n ı n başlıca şa rt­ l a rd a n biri olduğ u n u gösterd i . Okto b r Devri m i eskimiş. çağ ı geçmiş ola n ı n ı yıkmak. y e n i bir toplum k u r m a k üzere proletarya dışındaki emekçi tabaka­ larla bi rleşerek. ha reket eden işçi s ı n ı f ı n ı n muazzom g ücünü de meydana vu rd u . Çağ ı m ızo. ato m u n içinde uyuklayan enerjiyi u ya nd ı ra n çağ adı ve rildi. Ama çağ ı m ızo emekçi kitleferdeki m u a zza m top l u msal enerj i n i n uya n d ı ğ ı n ı gören ç a ğ d e m e k d a h a d o ğ r u o l u r. Bugün bu enerj i n i n biri­ kimi meselesi şu veya b u ülkenin milli çerçevesi içinde belirdiği gibi d ü nya a l a n ı nda do beli riyo r : d ü nya işçi sınıfı n ı n eseri o l o n d ü nya sosya­ list sistemi ve kapita l i st ü l kelerdeki proletarya. proleter o l maya n emekçi ta baka l a rı n ı n. özel l ikle köyl ü lerin de büyük rol oyn a d ı ğ ı m i l l i kurtu luş savaşları n ı desteklemektedir. Oktobr Devri m i n i n gösterdiği bir gerçek daha va rd ı r : e mekçi kitlelerin­ deki toplu msal enerj i n i n yoğ u n la n masında. e n etki l i siyasi şeki l. tarihsel sürecin temel hattı n ı . Len i n i n deyişiyle ta ri h i n objektif gerçeğ i n i dile getiren M a rksist-Le n i n ist partilerdir. Doktri n e körü körüne bağ lı kolo n l a rı n sosya l ist devrimi . .. devrim ör. neği» ter i m i n i yan l ış kullandıkl a rı n ı bel irten Lenin a layla şöyle diyord u : «Sömürgelirdeki küçük m i l letlerde ve Avru pada. bütün peşi n-hükümleriyle beraber küçük-burjuva z i n i n bir kısmında. i htilôl hareketleri patlak ver­ meden . siyasi bil i n ce va rmamış proleter ve ya rıproleter kitleler. asil leri n . kliselerin. kı ra l l ı kların. ya bancı m i l letlerin boyu n d u ru ğ u n a karşı ha reketler yürütmeden. sosyal devri m i n m ü m kü n o l a b i leceğ i n i s a n m a k. sosyal devri m ­ den vazgeçmek demektir... A m a bu çeşitli süreçlerin birliği. Le n i n i n bel i rt­ tiği gibi. bu s ü reçlerin objektif olara k sermayeye saldırmaladındadır. ihti l ô l ı n b i l i n çl i öncüsü. ilerici proletarya. b i rbirini tutmaya n . a ra l a rı nda çekişen kitlelerin yürüttüğü sava ş ı n objektif gerçeğ i n i d i l e getirmektedir . . . Bu büyü k len i n ist etodolojiyi uyg u layarak. bugün. tekelci sermayenin ş u veya bu ka lesine saldıra n çeşitli g ü ç g ru pları a rası ndaki bütün geçim­ sizliklere rağ men. ta rih sel s ü reci n objektif g.erçeğ i ni ; gerek sosya list dev­ letler şeklinde. gerekse dünya n ı n her tarafında birbirinden fa rklı şartlar içinde faa l iyet yürüten M a rksist-le n i n i st partiler şeklinde örgütlenmiş d ü nya işçi sınıfı d i l e getirmektedir. Çağdaş. tarihsel s ü recin objektif ger­ çeği budur.

612


S O S YA L I S T O L K E L E R D E

Demokratik Almanya Cumhuriyetinde gelişmiş sosyalist toplum düzeninin yoratllmasiyle ilgili sorunlar

Erich Honeker Demokratik Almanya Cumhuriyetinde gelismiş sosyalist toplum düze­ ninin yarafllmaslnln koşulları ve temelleri. Alman Birleşik Sosya list Parti s i n i n bu y ı l ı n N isan ayında yapılan V i i . Kongresinde Demokratik Alma nya C u m h u riyeti ndeki sosyalist topl u m düze­ n i n i n daha da geliştiril mesiyle i l g i l i başl ıca so runlar gözden geçiri ldi. Demokrotik Alma nya Cumhuriyetinde gelişmiş sosyalist top l u m düzen i n i n yaratılması kon usunda kongrece a l ı n a n kararla, i şçi-köylü devleti n i n ge­ lişmesi geçen ilk hafta l a r içinde, kongre kararla rı n ı n c u m h u riyeti mizdeki emekçiler a rası nda geniş ya n k ı l a r uya n d ı rd ı ğ ı nemen a nl a ş ıyd ı . Emek­ çiler, büyü k teşebbüslere g i rişerek, yeni ödevleri yerine getirmeye koyu l d u ­ l a r. Parti n i n , VII. Kongre n i n ka ripi ka rarları n ı hazı rlarken, daya n d ı ğ ı geniş halk kitlele rinin teşe bbüs ve yaratma g ücü, Demokratik Alma nya Cu m ­ h u riyetinde sosya lizm kurucu l uğundaki başarı n ı n temelidir. Demokratik Alma nya Cumhuriyetinin bundan so n raki geliş mesi, sosya­ lizm k u ruculuğunda erişilen seviyen i n temeli üzeri nde yaratı lacak gelişmiş sosya list top l u m d ü ze ni n i n kurulması sürecinde g erçekleşecektir. Işçi sınıfının, kooperatifçi köylülerle ve diğer em ekçilerle ittifak ha l i n de, siyasi i ktidarı gerçekleştirmesi ve esas üretim a raçları n ı n h a l k ı n elinde b u l u n ması, sosya list üretim i l işkilerinin çok torafı gelişmesi için gerekli olan temelleri yaratmaktadır. Toplu m u m uzda sosyalist ideoloji ve i nsancı l kültür hakimdir ki, bunla r da topl u m u n d a h a da geliş mesi n i etkilemekte­ d i r. Fakat biz, son yirmi senelik top l u msal değişim ler sürecinde, en büyü k başa rı n ı n insa n l a rı n gel işmesinde elde edi ldiği kanısındayız. Meyd a n a g e l e n sosya list bilinç, h e r şeyden önce Demokrat ik Alma nya Cu m h uriyeti vata ndaşlo rı n ı n devlete, emeğe karşı yeni tarz d avra n ışlarında, sosya list topl u m u n yeni top l u m hayatı n ı n gelişmesinde orto ya çıkmakta d ı r. 613


Devlet s ı n ı rl a rı m ı z ı n ve herşeyden önce Berlindeki devlet s ı n ı rı mızı n g ü venliğinin başarıyle sağ l a n ması büyü k fayda ve avantajlar sağ la mıştır. Batı Almanya daki sa l d ı rg a n tekelci ka pita lin yıkıcı faaliyetlerine karşı sağ lanan savun m a tedbirleri, top l u m u muzun birçok ekonomik kanunlarını daha etki l i şekilde kullanma mıza i m ka n vermiş, böylelikle h a l k i ktisadiya­ t ı n ı n bütün kol l a rı n d a önemli başarılar sağ l a n m ı ş ve ü retim d i kkate değer ölçüde a rtmıştı r. Meseıa 1 962 yılından 1 966 ya kad a r end üstri ü retimi, bütün o l a rak, yüzde 25 ora n ı n da a rtmıştır ki, bu a rtış, h a l k i ktisadiya t ı m ı ­ zın gelecekteki y a p ı s ı b a k ı m ı n d a n , büyük bir önem taşıyan elektronik endüstrisinde yüzde 41-yi, ölçü a letleri tekn iğinde, idare ve düzenleme te kniğinde hatta yüzde 85-i bulm uştur. Emek veri m i n i n a rttı rı l m ası, maliyet fiat ı n ı n indiril mesi ve ranta bilitenin (ka rı n) yükseltilmesi u ğ ru nd a ki sava­ ş ı m ı z ı n başa rısı, m i l l i gelirin mutlak a rtı ş ı n ı n yükselişinde görülmektedir. Demokratik Almanya C u m huriyeti köylerinde de sosya lizm başa rıyle ge­ l iş m iş, işçi s ı n ı fıyle kooperatifçi köylü sı nıfı a ra s ı ndaki ittifak kuvvetlen­ m işti r. Köy iktisod iyatı ü reti m i nde öne m l i gel işmeler elde etmekle, vatan­ daşların ihtiyaçlarını a rtmasına rağ m en, başlıca yiyecek m addelerini iç kayna klardan sağ l ıyaca k d u ru m a geldik. Bunu ü reti m i n yönetim ve örgüt­ len mesinde tedricen end üstri metod larına geçmek, kooperatiflerde i liş­ kileri gel iştirmek ve köy i ktisadiyatı ü reti m i nde b i l i m i gitgide d a ha geniş ölçüde benimsiyerek sağ lıya bildik. Parti mizin ka n ı sına göre, bütün d ü nya daki ü retim g ü çleri n i n, i l mitek n i k devri min temellerine daya narak, hızla gel işmesine s ı m s ı kı bağlı b u l u n a n Demokratik A l m a nya C u m h u riyeti n i n ekonomik gelişmesi, ka litece yeni pıanlama ve yönetme zoru retini ortaya çıkarmakta d ı r. Parti nin Vi. Kongre­ si nde pıanlama ve yönetme i l e ilgili o l a ra k ka bul edilen yeni ekonomik düzenin prens ipleri uyg u l a n m a kta d ı r ve hayat bu sistemin doğru oldu­ ğunu göstermiş b u l u n m a ktadı r. Böylelikle, h a l k kitleleri n i n bilinçli eylemleri n i n , g itg i d e d a h a geniş ölçüde,

i ktisa d i

ka nunların

etkisiyle tayin

olunduğu,

kitlelerin

geniş

demokratik esa sla r üzerinde daha a ktif o lm a la rı için yeni temeller ve ola­ na kla r meydana geldiği ortaya çıkmaktad ı r. Bunun içindir ki, pa rti mizin, Vi i. Kongresinde i ktisadi, siyasi ve ideoloj i k düzeyin gelişmesini esaslı olara k ta h l i l ettikten sonra, M a rksist-Lenin ist teorin i n y a ratıcı şekilde uyg u l a n m a s ı n ı n sonuçla rını genel leştirdi, sosya l ist topl u m düzeninin kurul­ masında birikmiş olan tecrübeleri ortaya koydu ve bundan hareketle özü, Demokratik Almanya Cumhuriyetinde gelişmiş sosyalist toplum düzeninin kurulması olan gelecek dönemin ödevlerini belirtti. Bizde sosya list top­ l u m u n gelişmesi öyle bir d ü zeye ulaşm ıştı r ki, sosyalist düzen i n bütün a h l i nde kuru l m ası için gerekli tekmil objektif ve s ü bjektif temeller yaratıl­ mış bulun ma kta d ı r. Gelişmiş sosya list to plum düzeninin yaratı lması De­ mokratik Alma nya Cumhu riyetinde sosya l i st top l u m kuruculuğunun tamam­ l a n ma s ı devresini b i r kanun, ta rihi bakımdan b i r z a ru ret haline getir­ mektedir. Sosyalist toplu m u n büt ü n kol l a rı n ı n gelişmesi kompleks halinde 614


düzenlenmeli ve d ü zen in g elecekteki gel işmesine uyg u n olarak birbirine bağ l a n m a l ı d ı r. Gelişmiş sosya list topl u m d ü ze n i n i n özel l i ğ i n i ü retim kuv­ vetleri n i n yüksek d üzeyde ol m a sı ve s ü ratli tem pola rla büyü mesi. sosya list . ü retim i l işkileri n i n gelişme h a l in d e ve sağ l a m ol ması teşkil etmektedir. B u düzen i n kara kte ristik alômetleri şöyle belirti lebi l i r : g ü çlü bir sosya l ist devlet düzeni. çok taraflı olarak gelişe n sosya list demokrasi. emekçi ler için y ü ksek b i r öğ retim d üzeyi ve o n l a rı n emek ve yaşayış koş u l l a rı nı n sistemli olarak iyileştirilmesi. Bu ödevin ge rçekleşti ril mesi bileşik. uzun s ü reli ve çok tabakalı bir s ü reçtir ve d ü nyada olduğu g i bi. Almanyada da. sosya lizmle em perya lizm a rasındaki çetin s ı n ı f mücadelesi koşu lları al­ tında cereya n etmektedir. Gelişmiş toplum d ü zen i n i n yaratılması. çeşitli bileşik süreçleri n p l a n ­ l a n ması nda ve yönetil mesinde. s o n dereçe titiz davra n ı l m a s ı n ı gerektir­ mektedir. Ç ü n k ü halledilmek için sıra bekl iye n bütün soru n l a rı n tek m i l ayrıntı ları nazari olarak işlenmemiş v e prati kte denenmem iştir. Fakat biz bu düzeni yaratmaya g i rişi rken ilmi bilgilerle ve devrimci tecrü belerle s i l ô h la n m ış d u ru mdayız. Biz M a rksizm-len i n i z m i n teori a l a n ı nd a ki zeng i n ­ l i ğ i n e daya n m a kta v e başta S.S.C.B. o l m a k üzere ka rdeş sosya list ü l ke­ lerde sosya lizm k u ruculuğu tecrü besinden ve b u k u rucu l u ğ u n nazari ba­ k ı m d a n genel leşti rilmes i nden fayd a l a n m a ktayız. Biz. «sıçra malada» ve ge rçekçi olm ıya n taleplere meydan vermemek için. gelecekte de ataca­ ğ ı m ı z her a d ı m ı titizl ikle tahlil etmek niyetindeyiz.

Toplumsal süreçlerin ilmi bakımdan yönetimi hakkında Genel siyasi h a t. pa rti n i n hazırladığı ve tôyin ettiği strateji ve takti ğ i n a racı l ı ğ ı i le gerçekleşmektedi r. Memleketi mizin s o m u t ta ri h i koş u l l a rı n a uygun. doğru b i r stratej i v e taktik. a nca k top l u m sa l gelişme i l e i l g i l i t a h ­ m i n ie ri n i l m i esaslara dayanması hali nde m ü m k ü n d ü r. Bundan dolayı. kal ite bakı m ı n d a n yen i b i r yöneti m i n z a ru ri olduğu koşu l l a r içinde Ma rk­ sizm-leninizme ma hsus toplumsal ta h m i nlerin hazırl a n ması ve uyg u l a n ­ m a s ı b ü y ü k b i r ö n e m taşı m a ktad ı r. Te melinde genel toplumsal ta h m i n i n b u l u n d u ğ u seziş çerçevesi içi ne. s ı n ı f savaşı v e d ü nyadaki kuvvet dengesi. toplumsal ü ret i m i n gelişmesi. i l i m ve teknik. s ı nıflar ve tabakalar top l u m ­ sal ilişki ler ve sosya list bili nçle i l g i l i gelişm eleri n başlıca işa retleri. öğ re­ tim ve k ültü rü n bu gelişmedeki h alledici karşılıklı i l işkileri n i n ve hal ledici safha ları n ı n t a m a m ı d a h i l bulu n m a ktad ı r. Biz 1 980 yı l ı na kadar deva m edecek devre n i n ta h m i n leri üzerinde durma ktayız. Bu devreye ait ta h m i n ­ l e r i n sonuçları ndan fayd a l a n a ra k. yeniden hesa p l a m a k suretiyle. 1 970 yı l ı n a kadar devam edecek o l a n devrenin perspektif ödevlerini tespet ediyor ve b u n d a n ha reketle d a h a sonraki devreleri tespit ediyoruz Dolayı615


siyle, ta h m i nlerden ha reketle, ycırınki d ü nyayı bugünden tasa rl a m a kta ve yarat m a ktoyız. Partimiz i l m i n ve tekniğin gel işmesindeki başlıca meyillerle ve önemli olaylarla ilgili tahminleri, Demokratik Almanya Cumhuriyetinin toplumsal

gelişmesiyle i l g i l i genel tahminlerin ha l led ici kısımları saymaktadır, çünkü böyle olmadıkça, meselô halk i ktisadiyatı mızın rasyonel yöreti m i n i n önemli d ünya meseleleri çözümlenemez. Bu hal, i ktisadiyatımızın S.S.C.B.-nin ve d iğer ka rdeş sosydlist ü l kelerin i ktisodiyatla rına daha do sıkı bağla n m a ­ s ı n ı i lg i lendirmektedir. I ktisa d i i lerleyişin v e sosya lizmin bütün hali ndeki kuruluşunun temeli olon üretim g ü çleri n i n gelişmesi de buna bağ l ı d ı r. Toplumsal süreçlerin yönetim inde daha yüksek d üzeye ulaşılması ve kal ite ba k ı m ı ndan yeniye erişi l mesi o bjektif olarak şa rttır, bu ise geniş ilmi bilgiler gerektirmektedir. Insanla rla toplumsal gelişme hakkında açık perspektifler sağlamak, sosyalist topl u m hayat ı n ı n bütün o l a n la rı n a a it objektif kanunları i ncelemek ve Demokratik Alma nya Cumhuriyeti nde kitleleri, en a z masraflo ve en kısa ta rihi devre içinde, gelişmiş sosya l i st topl u m düzen i n i yaratmaya a ktif o l a ra k yöneltmek, a ncak bu suretle m ü m ­ kündür. Toplumsal perspektifi iyice a n la mak, toplumsal b i l i ncin meyd a n a gel mesinde holledici koşu l d u r. Cumhu riyeti mi zi n vatandaşla rı, kendilerinin ve çocuklarının, daima sosya l izmde yaşayaca klarını bilmeli ve bunun için bu hayatın nasıl meydana geld iği hususu nda bilgi sahibi o l m a l ı d ı rl a r. Bunu bilmekle de siyasi süreçleri ve ka rş ı l ı k l ı i l işki leri daha iyi a n l ıyacak, g ü n l ü k soru nla rı daha bili nçli ve a ktif su rette çözebileceklerdir. Toplumsal süreçleri yönetme sanatı, topl u msal gelişmenin i l m i su rette önceden kesti rilmesinden, l ü z u m l u o nda doğru kararl a r a l ı n masından, siyasi, i ktisadi ve kültürel geliş menin başlıca soru n l a r ı n ı n h a l k ı n bütün ta bakala rıyle i ncelen mesinden, emekçilerin sosya l ist devletin sağ l a m l aş­ ması yönündeki yüksek bil inçli teşebbü slerini teşvikten i ba retti r. I l m i yöne­ ti m demek, her şeyden önce sosyalizmin ikti sadi kanunla rı n ı uyg u l a m a k, sosyal i st düzenin üstü n l ü klerinden ve yedek kuvvetlerinden ta m ma nasiyle fayd a l a n ma k, bütün vatandaşla rın siyasi bilinç ve faa l iyetini durmadan yükseltmek demektir. Emekçi lerin plônla maya, emeğe ve i d a reye katı l m a ­ l a rı,

pa rti mizin sosya l izm

ku ruculuğunda daya n a b i leceği

holledici b i r

unsurdur. Bunun için b i z , siyasi- ideoloj i k çalışma ları v e bu ça lışmaları n idaresini i l m i yönet i m i n esası saymaktayız. Parti mizin Vi i . Kongresine ait kara rların yerine getiril mesi sırasında parti bi rçok tedbirler a l d ı ve başlangıç a d ı m l a rı attı ki, bütün bunlar, her dereceden parti ve devlet organla rı kadrolarının, to plumsal süreçlerin yönetilmesi ve yeni bi leşik ödevlerin emekçilerle birlikte çöz ü m lenmesi için, l üz u m l u olon yeni bilgi lerle silôhlanacaklarına dair tem i nat teşkil etmektedir. Bununla i l g i l i olarak bil hassa b i l g i ler edinme ve plônlama a l a n ı nda, elektro n i k hesap maki neleri n i n ve diğer yardımcı tek n i k a raç­ ların yo n ı so ra , çağdaş yönetim metod l a rı n ı n uyg u la n masına daha fazla d i kkat 616

edil mektedir.

Böylel i kle

olgunlaşmış

meselelere

a it

tep kilerin


s ü ratlenmesi. belirli meseleler kompleksi h a kkında daha geniş b i r ta blo­ nun elde edilmesi ve bu suretle siyasi yönetimde kaliten i n daha da yük­ selmesi için daha elverişli temeller yaratı l makta d ı r. Partinin ve hükümetin yöneti m i ilmi esa slara daya n d ı rması meselesi Merkez Komitesinin bu yılın Tem m u z ayındaki plenumunda d i kkatle gözden geçirildi ve şu ödev tespit edild i : devlet yöneti m i n i n ve sosyalist demokrasi düze n i n i n daha do geliş­ mesi ve ilmi temellere daya n d ı n l ması için. sosya list to p l u m u n bütün ha­ l i nde ilmi yöneti m i n i n modeli hazırl o n m a l ı ve ça lışma metod l a n i l mi esaslara daya n d ı n l m a l ı d ı r. Bu ödev ise. yönetici devlet org a n l a r ı m ı z ı n . s ı n ı f düşmanlarıyle d a i m i savaş hali ndeki to p l u m u n yön eti m i i le i l g i l i meseleleri. nazari ve pratik bakımıard a n çözme başa rı s ı n ı göstermeleri n i gerektirmekted i r.

Malum

olduğu

üzere

Batı

Almanya

e mperyalistleri

Demokratik Alma nya Cumhuriyeti ne karşı savaş yarı ş ı n d a ke ndi devlet cihazları n ı n en etkili rol oyna ması için her türlü gayreti sarfermekted i rler. Demokratik Alma nya Cumhu riyetinde bütün sınıflar ve vata ndaş ta ba­ kaları. sosya list üretim i l işkileri esa sına ve bunun yarattığı yeni top l u m i l işkilerine v e a y n i zamanda yükselmekte o l o n sosya list bilinçlenme esa ­ sına göre geliş meye deva m etmekted i rler. Sosya l i zmde hepsinin de men­ faatleri birbirine uyma kto. a ra l a r ı nd a ki ka rş ı l ı k l ı ilişkiler sıklaşmakta d ı r.

Gelişmiş sosyalist toplum düzeninin yaratılmasında sınıfların ve vatandaş tabakalarının rolü Demokratik Alma nya Cu m h u riyeti ndeki işçi sın ıfı. partisi n i n - Alma n Sosya l i st Birlik Parti s i n i n - yönetm enliği a ltında sosya l i st topl u m u n yara­ tıcısı ve örgütçüsü olmak ka bil iyetine sahip bulunduğunu göstermekted i r. Işçi s ı n ıfımızın tarihi boşa n l a rı . za m a n ı m ızda en devrimci. en ileri gücün işçi sı nıfı olduğuna d a i r M a rksist tez i n genel hükmünü yen iden doğrula­ m a kta d ı r. Işçi sınıfı n ı n diğer s ı n ı f ve ta baka l a r ka rşı sı n d a ki yönetici rolü objektif temellere daya n m a ktadır. işçi sınıfı çağdaş sosya list endüstriye doğrudan doğruya bağ l ı d ı r. O n u n yüksek seviyedeki teşkilôtçı l ı ğ ı ve disip­ lini de bura d a n i leri gelmekted i r. işçi sınıfı en büyü k toplumsal s ı n ıftır ve toplumsal servetin yaratı l masına muazzam hiz metlerde b u l u n m a ktad ı r. Parti m iz i n Vi i . Kongresinde okunan raporda belirtildiği gibi : .. Işçi sınıfı. kendi emeğ i n i n ü rü n lerinden fayd a la n a n ve maddi ve ma nive i htiyaçla­ rı n ı g itgide d a ha geniş ölçüde kaşılayan hür sosya l i st halkın çekirdeğ idir ... Bu sebepten dolayı işçi s ı n ı f ı n ı n soru mlu luğu ve yönetici rol ü n ü n önemi. gel ecekte. gelişmiş sosya l i st toplum d üzeninin kuruluşu sürecinde de yük­ selecektir. Işçi s ı n ıfı devrimci gelişmenin temsilcisi olduğundan dolayı. ilmi - teknik devri m i n uygula nması ndaki soru m l u l u ğ u a rtmakta d ı r. Işçi 39

617


sın ıfındaki değişiklikler prosesının özel liğini, tekmi l top l u msal sürecin plônlanmasına ve yönetimine, kollektif sosyal ist emeğ i n gelişmesine katı l ­ m a s ı v e çağdaş üreti m i n bileşik sürecindeki yönetici rol ü n ü v e soru m l u l u ­ ğ u n u bilinçli olarak anlaması teşkil etmektedir k i , b u halledici bi r önem taşı maktad ır. Bu sı nıf, çok gelişmiş sosya l ist sa nayi devletinin işçi sınıfıdır ve yüksek i htisas sahibi işçilerin sayısı gitgide a rtmakta d ı r. Işçi sınıfıyle kooperatifçi köyl üler sı nıfı a rasındaki ittifakın sağ l a m l ı ğ ı , sosyal iz m ku rucu luğunun tatbikatı nda görülmektedir. Bu ittifa k sosyalist top l u m umuzun terkibinde sağ l a m bir parçad ı r. Köy i ktisadiyatı üreti mi s ü recinin gitgide daha geniş ölçüde endüstriyel b i r öze sahip olması sonucunda, kooperatifçi köylüler sı nıfı çağdaş endüstriye daha çok bağ­ l a n m a ktad ı r. Köy i ktisadiyatı üretim kooperatifleri nin, halk mül kleri, en­ d üstrin i n çeşitli koları ve ticaret işletmeleriyle bağ l a r ı n ı n gelişmesi, işçi sınıfıyle kooperatif köylüler s ınıfı a rasındaki ittifa kın yeni, daha yüksek şeki llerinin ortaya çıkmasına yol açan b ileşik süreçlerin yaratıcı şekilde ele alanmasını gerektirmektedir. Batı Almanyada tekel lerin haki miyeti koşulları içinde, hakla rından g itgide daha fazla mahrum edilen ve sömü­ rülen köylülerden farklı olarak, Demokratik Alma nya Cumhu riyetinde, demokratik toprak reformuyle başlıyan ve kooperatifçi köyl üler sınıfı n ı n ortaya çı kmasıyle sona eren, köylü lerin kurtuluş süreci i y i sonuçl a r ver­ miştir. Genel olara k işçi sı nıfı ve kooperatifçi köylü sınıfı a rasından çıkmış ola n sosya l ist ayd ı nlarımız halkın saygı sıyle kuşatı l m ıştı r ve bütün güç­ lerini sosya lizm dava s ı uğrunda sa rfetmektedirler. Işçi sınıf ı n ı n yanıba­ şında olan ayd ı nlarımız, pa rti nin yönetmenliği a ltında, büyük ü retim elde eden modern merkezlerin yaratıl masına esaslı hizmetlerde bulunmakta, i l m i a raştı rma ve gelişmelerin her a l a n ı ndaki kollektif emek sürecine büyük katkı l a rda bulun m a kta, yüksek seviyedeki i l mi-teknik devri min ger­ çekleşmesine yard ı m etmektedi rler. Sosyal ist emek kol l ektiflerinde, ayd ı n ­ lar, işçiler v e kooperatifçi köylü ler a rasındaki karş ı l ı klı yaklaşma daha d a gelişmektedir. Bu i s e karş ı l ı k l ı işbirliğini o l u m l u şekilde etki lemekte, sos­ ya l ist toplumun gel işmesine ya rdımda b u l u n m a ktad ı r. Bu gelişme sürecinde, halen yarı yarıya devlet işletmesi olan m üesse­ lerle özel müesseselerin sahibi olan, eski özel sanayiciler de kendi yerle­ rini b u lmuşlardır. O retim kooperatiflerinde birleşmiş olan zanaatçılar da, sosya list gelişmede paylarına düşen hizmeti görmektedirler. Küçük mülk sahipleri de b u s ü rece katılmış bulunmaktadıriar. Böylelikle, yönetici top l u msal güç olan işçi sınıfı, diğer sınıflara ve h a l k tabaka larına sapasa ğ l a m bağ l ı d ı r, ç ü n k ü hepsi de sosya list toplum düze­ n i nde ifadesini bulan ortak menfaatleri savunmaktadı riar. Gelişmiş sosya­ l ist top l u m düzenini n , sosyal ist demokrasinin daha da gel işmesine bağ l ı olara k yaratı lması, bütün s ı n ı f v e vata ndaş taba kalarının ortak eylem­ lerine daha da çok ya rdı mda bulunacaktır. Sosya list ü retim i lişki leri temeline ve partin i n verim l i siyasi-ideoloj i k 61 8


terbiye ça l ışmala rı sonuçlarına bağlı olara k. i nsanlar a rasında gerçek sosya list i lişkiler meydana gel mektedir. Bu i lişkiler. emek s ü recinde ve g ü n l ü k hayatta şekii lenerek. her şeyden evvel sosyalist emek kollektif­ lerinde ve sosya list kollektiflerin ya ratı lması sürecindeki. karşılıklı saygı ve yard ı mda ifadesini bulmaktad ı r. Insanlar a rasındaki bu yeni i l işkiler ve emeğe ve devlete karşı yeni tutu m. emek kahra m a n l ı ğ ı . sosya list vatana karşı sevg i. sınıf daya n ışması. feda kô rl ı k g i b i yüksek ma nevi vasıf­ la r yaratmakta d ı r. Sosyalist ideoloji ve ahlôk i l e. yaratıcı hür emek esas­ ları üzerinde yen i n i n kurulmasına öncü l ü k etti kleri için. başta gençl i k o l m a k üzere. vata ndaşların saygısıyle kuşatı lan i nsanlar meydana gel­ mektedir. H i ç şüphe yok ki. bu gibi i lişkilerin ve vasıfla rı n şekillenmesi kend iliğinden olmuyor. Bütün bunlar eski a l ışka n l ı kların ortadan kaldırıl­ ması uğrunda verilen çetin savaş. düşman ideoloj i n i n belirli etkilerine karşı yü rütülen d a i m i mücadele esnasında ortaya çıkmaktad ı r. Yeni haya­ tı n kuruluşu esnası nda h a l k ı n siyasi ve m anevi birliği kuvvetlenmektedir. Toplum i l e. ayrı ayrı emekçilerin ve kollektiflerin i htiyaç ve menfaatleri n i n bi rbirine tamamiyle uyması g i b i . i ktisadi v e toplu msal gelişmemizin e n önemli itici g ücü gitgide d a h a kuvvetli ola ra k ortaya çıkmaktad ı r. Toplu­ m um uzda insa nlar arası nda ki yeni i lişkileri. haklı bir g u rurla söz konusu edebi l i riz. Biz işçi sınıfının ve bütün emekçi halkın hayati menfaatleri adına ça l ışmaktayız. Uğrunda bütü n enerji ve kuvvetimizi harcadığımız sosya lizm. i nsanlara daha iyi bir hayat sağ l a m a k için mevcuttur.

Demokrasinin gelişmesinde sosyalist devletin rolü Demokratik Alma nya Cumhuriyeti emekçileri. sosya list devletlerini. tek­ m i l işçi sınıfının yönetmenliği altında yaratmışlardır. IşçI sınıfı devlet yöne' ti m ine en çeşitli şekillerde katı lmakta ve devleti daha m ü kemmel ve sağ lam hale getirmek için d a i m i gayretler sarfetmektedi r. Demokratik Alma nya Cu m h u riyeti nde. b u rj uva-demokratik devri m i n ta mamla nmasında ve sosya list devri min gerçekleşti rilmesi nde. sosya l ist devlet ha lledici bir silôh ödevi ni görmüştür. Kuvvetli b i r işçi ve köylü devleti. emekçi lerin sos­ ya lizmdeki başarı larını. memleketteki a ksidevrimci unsurlara karşı olduğu kada r. Batı Alman tekelci kapita l i ile mi lita rizmine ka rşı da g üvenle savunmak için şarttı. Bugün. Almanyada barışın kalesi olan sosyalist dev­ letin. milli ve mil letlerarası rolü g itgide daha fazla kabul edil mekte ve saygı görmekted i r. Demokratik Alma nya Cumhuriyeti. hayati menfaatle­ rinin orta klığı dolayısiyle. Sovyetler Birliği ne. Polonyaya. Çekoslavakyaya. ve diğer sosyalist devletlere sapasağlam ve kopmaz bağ larla bağ l ı d ı r. Demokratik Alma nya Cumhu riyeti. barışçı Alman devleti olara k. ta rihi ödevleri ni bilmekte ve dış siya setiyle Avrupa g üvenl i k sisteminin yaratıl ­ masına h i zmette b u l u n m a ktad ı r. 39"

61 9


Sosya list devletimiz, Demokratik Al manya Cum h u riyeti n i n siyasi örgütü­ d ü r. Onun esas ve özünü, sosya list ü retim i l işkileri ve sosya l i st toplu m u n gelişme halindeki ü retim g üçleri, başta i n k ı lô pçı partisi o l m a k üzere, işçi s ı nıfı ve onun sağ l a m müttefi kleri olan diğer emekçi s ı nıfla rı ve halk ta bakala rı tarafından gerçekleştirilen toplumsal gelişmenin yönet i m i ile, h a l k kitleleri n i n a rtış halindeki b i l i nçli top l u msal eylemleri teşkil etmek­ tedir. Gelişmiş sosya l i st top l u m siste m i n i n yaratı l ması devresinde, toplu msa l s ü reçleri n yönetiminin g ittikçe daha bileşik bir şekil a l ması ve halk kit­ leleri n i n faal iyetleri n i n a rtması koşu lları a ltında, sosyal i st devletin rolü büyümekted i r. Sosya list devletin esas ödevi vatandaşların refa h ı n ı n temeli olan halk servetlerini d u rmaksızın a rttırmaktır. Gelişme süreci esna sında, sosya l i st devlet, vata ndaşla rı n ı n şahsi menfaatleri ni n, sosya l ist top l u m u n menfaatlerine g itgide d a h a fazla uymasını, bütü n eylemleriyle ga ranti altına a l malıd ı r. Gelişmiş sosya l ist toplum düzeni a racıl ığ ıyle, ü retim g üç­ leri n i n çok taraflı gelişmesi şa rttı r. Bu g ib i h a llerde, i l i m g i b i ü retim güçleri büyük bir önem kaza n m a ktad ı r. Devlet, öğ retim ve eğitimde tek sosya list düzenin a ratı l masında büyük bir soru m l u l u k taşımaktad ı r. Sos­ yalist devlet halkın barış içindeki hayatı nı, sosyal izmdeki başa rı l a rı n ı ve hükümra n l ı ğ ı n ı kesin o l a ra k savu nmak, halkın maddi ve kültürel hayat koşullarını p l a n l ı o l a ra k iyi leştirmek ve sosya l i st toplu m u n, herkes için mecbu ri olan, tekmil nizam ve kaideleri ne, bütün vata ndaşların uyması n ı sağlama kla ödeviidir. Gelişmiş sosyal i st toplum düzeni nde, halk kitleleri n i n devlet yönet i m i i l e b i l i n ç l i işbirliği v e o n l a rı n bu yöneti me g e n i ş ölçüde katı l ması g ittikçe daha büyük önem kaza ndığından, sosya l i st demokra s i n i n daha da ge­ liştirilmesi ve deri n l eşti ri lmesi şart o l m a ktad ı r. Sosya l ist demokrasi, halk temsi lcileri n i n eylemlerindeki ha reket birliğinde, bütün devlet org a n l a rı n ı n ha reket birliği nde v e tekmil vata ndaşların a ktif işbirliği nde ifadesini bul­ ma ktadır. Bu demokrasi, yen i büyük ödevlerin gerçekleştiril mesi nde, halie­ dici toplumsal güç o l a ra k bel i rmektedir. Sosyal ist demokrasinin daha d a gelişmesinin m a nt ı ki sonucunda, h a l k kitleleri daha a ktif h a l e gelmekte, bu ise, bütün devlet orga nlarının, başta devlet org a n l a rıyle vatandaşlar a rasındaki i l işkiler olmak üzere, yöneti mde ilmi prensi plerin uyg u l a n ma ­ s ı n ı gerektirmekted i r. Fakat bu a y n ı zamanda karar a l a n v e bunları n uyg u l a n masını kontrol eden org a n o l a ra k, h a l k temsilcil i kleri n i n rol le­ ri n i n daha da a rtacağı ve işlerin i n daha yüksek seviyede yürütüleceği demektir. Maha l l i halk temsilcil i kleri büyü k yetkiler kaza n m a kta ve kendi soru m l u l u kl a rı a ltında, ka n u n l a r çerçevesi içi nde, bölgelerin i ve orada yaşıyan vata ndaş l a rı i l g i lendi ren soru nlarda kararlar a l m a ktad ı ri a r. Sos­ yalist demokrasinin daha da gelişmesi koşulları içinde, vata ndaşların, devleti ve toplumu i l g i lendiren soru nların çözümüne, gönüllü ve ücretsiz o la rak, çeşitli tarzlarda katıl ma şekil leri genişlemiye devam etmektedir. Orneğ in, halk temsi lci l i kleri n i n d a i m i komisyo n l a rına, uzlaştırma komis620


yon larına, ebeveyn komitelerine v.s. katı l m a l a rı bunlardandır. Böylelikle vatandaş/arın hakları a rttırılmaktad ı r. B u yılın Tem m u z ayında, Demokra­ tik Almanya Cumhu riyeti halk meclisi seçi mlerinin hazırlanması ve seçi m ­ lerin yapıl ması da sosyal i st demokrasinin gelişme sürecinin beli rtisi o l ­ muştur. Seçimönü kampanyasının büyük ölçüdeki f i k i r değiş-tokuşu sıra­ sında, sayısız yapıcı teklif ve tenkitler ortaya atılmış, birçok vatandaşlar, görüşleri ni, topl u msal hayatı n bütün alanları nda di kkate değer eylem­ lerle desteklemişlerd i r.

Partinin gelişmesinde yeni devre Alman Sosya l ist Birlik Partisinin V i i . kongresinin başarıyle cereya n ı ve kongrenin Demokratik Almanya Cumhuriyetinde sosyalizm kurucu l u ğ u n u n ta mamlanması hususundaki kararı, işçi sınıfı n ı n örg ütlenmiş öncüsü olan partimizin, progra m ı esasına daya narak, bütün emekçileri e birlikte, VII. kong renin ortaya koyduğu ödevleri yeri ne geti recek d u rumda olduğunu göstermektedir. Pa rtinin birliği ve beraberliği, siyasi olgunluğu ve savaşçı g ücü ve herşeyden evvel halk kitleleriyle sıkı bağ l a rı, bu ödevlerin de ba­ şarıyle gerçekleştirileceğine dair teminattır. Al man Sosyal ist Birlik Partisi, Alma nya tarihinde en tecrübeli ve en büyük boşarılara ulaşan partidir. Geçmişten dersler a l ma k ve tekelci kapital ile m i l ita rizmden ve bunların yol açtığı bütün sonuçlardan kurtu l ­ m a k gerektiği zaman, boşta parti m i z y e r a l mıştır. Işçi s ı nıfının birlik p a r­ tisi, demokrat bloktaki partilerle ve bütün diğer faşizm a l eyhtarı g üçlerle sıkı bir ittifak halinde, emekçiler tarafı ndan yönetilen i l k Alman devleti ni meydana geti rdi . Şimdi de Demokratik Almanya Cumhuriyetinde sosya­ l izm kuruculuğ u n u n ta m a m l a n ması yoll a r ı n ı gösteriyor, toplu msal i ler­ leyişe yeni katkılarda b u l u n a rak, kuvvet dengesinin sosya lizm ve barış lehinde değişmesine yard ı m ediyor. Demokratik Almanya Cumhuriyetin i n yaratı lmasiyle, Almanya topra klarında, geleceğin yolunu gösteren sosya­ lizm g i bi i lerici bir toplu m d üzeni ni temsil eden sağ l a m bir sosyal ist i ktida r ortaya çıkmıştır. Partim izin başarıları, eylemlerinde daimi olara k ma rksist-leninist naza riyeyi klavuz edi nmesinden v e boşta Sovyetler Bir­ l i ğ i Komünist Partisi olmak üzere, kardeş partilerin tecrübesini kendi koşul ­ ları mıza yaratıcı b i r şekilde uyg ul a masından i leri gelmektedir ve Demok­ ratik Almanya Cumhu riyetinde sosya l izmi kurmakla, yaratıcı ma rksizm­ leninizm naza riyesinin zenginleşmesine hizmette bulunmaktad ı r. Partimiz halk kitleleri a rası nda derin kökler sal m ı ştı r ve işçi sınıfının, kooperatifçi köyl ü lerin ve halkın diğer tabaka larının en iyi temsilcilerinden binlerce kişinin pa rtiye üye o l m a l a rı sayesinde, saflarını d u rmadan kuvvetlendir­ m e ktedir. Halen parti üyeleri nin yüzde 45,6'51 işçilerden iba rettir. Par621


tinin Vi. kongresinden 1 966 y ı l ı n ı n Ara l ı k ayına kadar partiye a l ı na n 245.692 kişi n i n yüzde 62,4'ü işçidir. Alman Sosyal i st Birlik Partisi, pa rti hayatında leninist normların m u hafazasına di kkat etmekte, üyeleri ara­ sında siyasi-id eoloj i k bakımdan büyük bir eğitim faa liyeti sarfetmektedir. Böylelikle üyelerinin, sağ l a m s ı nıfi mevzilerde yer a l m a l a rına, d üşman ideolojiye karşı savaşmalarına i m kô n vermektedi r. Parti üyeleri, emek­ çiler a rası nda sosya list demokrasinin geniş ölçüde yayı lmasına etkide b u l u n m a kta ve yen i l i k u ğ ru ndaki g ü n l ü k savaşta yer o l m a ktad ı rl a r. Pa rtin i n Vii. kongresinin, gelişmiş sosya list toplu m düzeninin yaratılma­ sıyle ilgili kararları n ı n gerçekleşti ril mesi pa rtiye yeni ödevler yüklemek­ tedir. Parti nin, top l u m hayatı n ı n bütün a l a nlarını kucaklaması ve h a l k kitleleriyle bağlarını d a h a sıkı hale getirmesi gerekmektedir. E m e k i nsanı, onun siyasi ideoloj i k ka n ı l a rı , meslek ve kültür ba k ı m ı ndan yetişmesi. serbest zam a n l a rı . meseleleri. endişe ve a rz u l a rı tekmil parti eylemleri n i n merkezini teşkil etmektedir. çünkü sosya lizm ku rucu l u ğ u n u n başa rıları. eninde sonunda. onun emeğ i n e ve yaratıcı teşebbüslerine bağ l ı bulun­ ma kta d ı r. Yüksek bir düzey ve yönetimde, kalite bakımından, yeni lik ta lep eden objektif koşulla r gereğince, parti, bütün yönetici parti org a n larına ve i l kel örgütlerin üyelerine, emekçilerin yöneti minde ve toplumsal hayatın şeki l­ lenmesiyle i l g i l i bileşik sü reçlerin kullanı lması nda, en yüksek i l m i vasıfları ve etkileri sağ lamaları için gerekl i tedbirleri a l m a ktad ı r. Parti ça lışmalarının en önemli iktisadi soru nların gerçekleşmesine yöne­ tilmesi, prensip bakı m ı n d a n değer taşı ma ktad ı r. Meselô bütün temel ü rü nlerin ü reti mi nde en yüksek i l m i -teknik düzeye ulaşılması uğrunda ki savaş. yüksek kal ite ve düşük mal iyet fiyatı uğrundaki savaş esas ödevler a ra sında d ı r. Maddi ü retimde yüksek düzeye erişmek u ğ runda yürütü len bu savaşta sosya l ist bilinç gelişmekte, sosya l ist top l u m u n emekçi leri şekillen­ mektedir. Parti, kadro l a rla meşg u l olmayı, yöneti min esas ödevi ve karar­ l a rı n ı n yerine getiri l mesi n i n temeli sayma ktad ı r. Kadroların eğitim ve öğ reti mi, ku l l a n ı l ması ve yü kselti l mesi hususunda şimdi yen i ölçüler uyg u ­ lanmaktad ı r. Talep edilen şey, yönetici işçi n i n , 1 980 y ı l ı na kad a r ulaşıl­ ması şart olan, i htisas düzeyidir. Sosya lizm k u rucu l u ğ u nda elde edilen başarıl a rda. Alman Sosyal ist Bir­ lik Partisinin, diğer dost partilerl e işbirliği önemli b i r rol oynamışt ı r. Böy­ leli kle sosya l izmde çok p a rtili sistemin sağ l a mlığı ortaya çıkmışt ı r. Demok­ ratik Alma nya Cumhuriyetinde sosyalizmin kuru l ması gibi ortak bir a maçla birbirine bağlanan H ristiyan-Demokrat B irliği, Alman-liberal-Demokrat Partisi, M i l l i - Demokrat Parti ve Alma n Köylü-Demokrat Partisi g i bi par­ tiler. küçük b u rjuva-demokratik partileri olmakta n çıkara k. sosyalizm yolu n u bayra kl a rı haline getirdiler ve partimizin yönetmenliği a ltında. yeni büyük ödevlerin çözül mesi işi ne. ümit verici b i r şekilde ve a ktif olarak katıldılar. Alman Sosyaljst Bjrljk Partjsj nj n Vii. kongresinde, dost partilerin, bu partilere üye olanların veya ö rg ütlerinde ça lışanların sosya l izm kuru622


culuğu ndaki a ktif ve yaratıcı işbirliği değerlendirildi. Biz onların, parti m i ­ z i n kongresinde yaptıkları tekliflere v e gelişmiş sosyalist toplu m düzeninin yaratı l ması nda işbirliği ya pmaya hazı r olduklarını bildi rmelerine teşekkür ettik. Al man Sosyalist Birlik Partisiyle diğer partiler arasında, demokratik blok çerçevesi içinde, d u rmadan gel işen işbirliği, za m a n ı n geçmesiyle gitgide kuvvetlendi. Bu ise, Demokratik Almanya Cumhuriyeti nde bütün demokratik güçlerin ortak eylem leri nin hayati kuvvetini ve p a rtimizin, bütün barışçı ve demokrati k g üçleri bi rleştirmek ve onları sosya lizm kuru­ culuğuna çekmek hususundaki hattının doğru l u ğ u n u göstermektedir. Dost pa rtiler, evvelce, siyasi çal ışma l a r ı n ı bi l hassa emekçi köylülerin, zanaat­ çıla rın, küçük mülk sahiplerinin, diğer vatandaş taba kaları n ı n özel men­ faatleri ne göre aya rladı kları ve böylelikle sık sık bu özel menfaatleri n savu n ucuları olara k hareket ettikleri halde, bugün, sosyalizm k u ru cu l u ­ ğ u n u n ta mamla nması devresinde, sosyalist topl u m u n gelişmesiyle ilgili orta k menfaatleri klavuz edinmektedirler. Gelişmiş sosya l i st top l u m düzeninin yaratıl masında halledici silôh dev­ let olduğu için, parti, devlet organ l a rı ndaki çal ışmaların m ü kemmelleş­ mesine büyük bir di kkat ayıracaktır. Pa rti nin devlet o rganlarına karşı ödevleri, kesin olara k tespit ed ilmiştir. Parti, devlet organla r ı n ı n görevle­ rini kend i üzerine a lmadan, ça lışmalarının başlıca yönünü çizmekte, ken­ dilerine etkilerde b u l u n m a kta, doğru kara rlar a l ınmasına ve insa n l a rla çalışmala rd a doğru hareket edilmesine d i k kat etmektedir. Partinin devlet organla rına etkisi, i l kel örgütlerdeki p a rti üyeleri a racılığıyle gerçekleş­ mektedir. B u örgütlerin, devlet organlarının başına buyruk, kendi sorum­

l u l u kl a rı a ltında ça lışmalarını sağ l a m a la rı ıôzı m d ı r. Pa rti ayni şekilde, yani i lkel örgütleri n i n a racı l ı ğ ı ile, i ktisadi yönetim orga nları n a ve top­ lu msal örgütlerin yönetici organlarına etkilerde b u l u n m a ktadır. Gelişmiş sosya l i st top l u m düzenin i n yaratı lması s ü reci ve g ittikçe daha geniş halk ta ba kala rı nın yönetime katılması esnasında, sosyalist demok­ rasi daha da gelişi rken, toplumsal örgütlerin daha a ktif rol oynamaları ta mamiyle kanuni bir d u rumdur. Bu örgütler, halkımızın bütün ta baka l a ­ rından, milyonlarca emekçiyi i ç i n e a l ma ktad ı r. Pa rti, bu örgütlere katıl a n üyelerin i n eylemleri sayesinde, bütün ta bakalara s ı m s ı kı bağl ı d ı r v e üye­ lerinin, parti üyesi olmıyanıara etkilerde b u l u n m a k ve onla rla işbirliği yapmak s u retiyle, bu örgütlerin sosya lizm kuruculuğundaki özel ödevle­ rinin çözü mlenmesine yard ı m etmektedir. Yönetici parti örganları, top­ l umsal örgütlerin yönetici org a n l a rıyle, bunları n eylemleriyle i l g i l i en önemli soru n la rı m u ntazaman gözden geçi rmekte ve onların toplumsal gel işmenin ortak s ü recin i n yöneti l mesindeki tecrü belerinden faydalan­ maktad ı r. Işçilerin, mem u rl a rı n , aydınla rı temsil edenlerin ve diğer bütün taba­ kal a rı n en büyük ve en önemli sı nıfi orga nı sendika l a rd ı r. Bu örgütlerin eylemleri, maddi ü retimi doğrudan doğruya etkilediğinden dolayı, büyük bir önem taşıma ktadır. Demokratik Alma nya Cumhu riyetindeki send i ka l a 623


rın safla rında 6,6 m i lyon emekçi va rd ı r. B u n l a r, sosya list hayatı mızda sağ l a m bir yer alan bağımsız örg ütlerd i r ve gerçekten de sosyalizmin okuludurl a r. Gelişmiş sosya l ist topl u m düzeni n i n yarat ı l ması için gelecekte sa rfedecekleri gayretler, rol leri hakkındaki bu tarifi b i r daha doğrula­ maktad ı r. B i rçok emekçiler, halk iktisadiyatı m ı za a i t perspektif planları n hazı rla nması, i ncelenmesi ve gerçekleştiri l mesi eylemleri nde, send i ka örgütleri a racıyle, yer a lacaklard ı r. Sendikalar, işletmelerdeki ü retim komiteleri n i n ça lışmalarına, ü retim müşaverelerine ve diğer top l u msa l örgütlere faal surette katı l ma kla, sosyal ist işletmelerin yöneti mine işti ra k etmektedi rler. Send i ka l a r, emekçi lerin, emek veri m i n i n a rttı rılması ve ras­ yonel hale getiril mesi u ğ ru ndaki sosya l ist yarışıa rı n ı n teşki latçısıdırlar ve emek ve yaşayış koş u l l a rı nı n iyi leşti ril mesi için gayretler sa rfetmekte, ma nevi ve kültürel hayat ala n la rında büyük ödevler yerine getirmekte­ d i rIer. Alman Sosya l i st Birlik Partisi üyeleri, topl u msal gelişmenin bu yen i devresin i n, geniş ölçüde enerj i, a k ı l , fikir, heyecan v e erkeklik istediğini biliyorlar. Onlar, halkı mıza sosya l izmde mesut bir hayat sağla mayı, yüksek devrimci ödevleri saymakta d ı rl a r ve bu a maca ulaşıla bil mesi için bütü n g üçleriyle çalışacakla rdır.

624


S E R M AY E D O N YA S I N D A

Birleşik Amerikada zencilere karşı terör

Amerika büyük şehi rlerinin çoğ u nda zenci topluluğuna karşı silôhlı terör yığınsa l bir h a l a l m ıştır. Bu olay, faşistlere özgü gaddarlığın, «hür top l u m» ve «ka n u n ve ôsayiş» Amerikasının d a ka rakteristik bir netil i ğ i o l d u ğ u n u göstermektedir. Boston, M i neapolis, Sinsinati, Nüyork v e Detroit gibi şehirlerin zenci geto'larl sokaklarında polisin ve ordu birlikleri nin g iriştikleri kanlı zorba lı kl a rı bazı gözlemciler, Amerika n ı n Güney Viyet­ n a m şehi r ve köylerini «dize getirme» progra m ı uygu lamala rına benıet­ mektedi rler. Amerikan Kom ü nist Partisi, Başkan Conson'a gönderdiği 18 Haziran tarihli mektubunda, Conson h ü kü metini silôhlı kuvvet kullanarak 1 967 y ı l ı n ı zenci ha lka karşı «sopa yılı»na çevirmekte o l ma kla suçla mıştı r. Aynı mektupta, «zırhlı y u m ruk» politikasını uyg u l a ma orta m ı nın, Başkan Con­ son tarafından 1 967 yılı başında «memleket d u ru m u» hakkında Kong re'ye s u n u l a n mesajla hazı rlanmış olduğuna işaret edi l mektedi r. Bu mesajda, vatandaş hakları konusuna, yani bu a ktüel ve önemli meseleye sadece 45 sözcükle d eğ i n i l mektedi r. Ve bu sözlerin esas ağırlık noktası da, polis kuvvetle ri n i n - her şeyden evvel zenci getolarındaki çıkışları ezmek için her bakımdan takviyesidi r. Böylelikle, zenci lere karşı ı rkçıların hücuma geçmesine, Kongre'de, hükü met cihazı nın her kademesinde ve polis şebe­ kesindeki ı rkçı ve gericilerin ozıtmasına ..yeşil ışık» tutarak yol veren ve «Co n Brıç Cemiyeth,ni, Ku-Klu ks-Klôn mensu pları n ı ve diğer aşırı sağ teş­ kilôtl a rı kışkırto n bizzat Başkan Conson olmuştur. Bundan yüz bulan 700 bin üye l i «Vurucu m i l l i b i rl ikler teşkilôtı.., kendi dergisi olan «Ameriken Rayfalmenır..ın Mayıs sayısı nda yayı nladığı çağrı i le, Amerika şehirlerinde «yığ ı n l a rın baskısı..na karşıkoymak için silôhlı sivil m üfrezeler kurulmasını istemişti r. Bu derg i n i n çağ rısında, faşistlikte a l ı p yürümüş bi rçok «Minitmen ..leri safl a rında barındıra n «Vurucu miııi birl i kler teşkilôtı..n ı n Amerikan Kongre'sinden 1 m i lyon 300 b i n dolar a l ­ d ı ğ ı kaydedildikten sonra, s i l ô h v e cephane tedariki için d e ek o l a ra k 1 milyon 900 b i n dolar o lacağı açıklanmaktad ı r. «Can Brıç Cemiyeti .. , «Beyaz Vatandaşlar Konseyi .. ve Ku-Kluks-Klôn üyelerinin, Alabama eya­ leti aşırı sağcı elebaşı larından Corc Val las'ın ve Amerikan nazileri l ideri 625


Rokuel'in peşlerinden gidenlerin ve o d ı geçen «Minitmen»lerin yönetimi altında bir de «Uyan ı klar» adını verdikleri koma ndolar k u ru l m a ktad ı r. Zenci kollejleri ve getoları polisin ve milli m uhafızla rın d a i m i hücum­ larını hedefi olmuştur. Başkan Conson'un memleketi olon Teksas eyale­ tinde, ko ro binalarlo silôhlı 650 polis, Gü ney Teksas Universitesi öğrenci yurtlarına karşı ateş açara k 3.000 mermi yokmışlar, ortalığı solha neye çevirmişler ve 489 ü niversiteli zenciyi hapishaneye tıkmışlardır. Terör a racı olara k ta nkıor, zırhlı a ra balar, hel ikopterler, makinelitüfekler, ka rabina­ l a r, ta banca l a r, copla r ve gözyaşartıcı gaz kullanan çeli k m iğferli polisler ve m uhafız birliği askerleri, geto sokaklarında polis köpekleriyle mekik doku makto, evleri, d ü kkônla rı, sokakla rı sırada n mitralyöz ateşine tut­ makto, zenci Amerikan vatandaşlarını copla makta, ya ra lamakta ve öldür­ mektedirler. Yalnız Detroine 10 bin polis ve m uhafız birliği askeri. 82. hava indirme tümeni üçüncü tugayından ve 1 0 1 . tümenin i kinci tuga­ yındon kendi lerine katılan 4.700 paraşütçü ile birlikte zenci getosuna hücum etmişlerdir. Bu hücum sonucunda 41 kişi ölmüş, 1 00-ü ağır olmak üzere 3 bin kişi de ya rala n mıştır. Binlerce zenci de zindanla ra atılmıştır. Zenci halkın d i ren mesi ve getola rdaki gecekondu sefaletine son vermek için. okullardaki ayırım politikasına karşı, daimi geçim zorlu klarına karşı, işsizliğe karşı yü rüttüğü m ücadeleyi cesaretle ş iddetlendirmesi ve bu mücadelenin, Viyetnamdaki Amerikan saldırganlığına karşı memleket öl­ çüsün deki d i renişle birleşmesi, Amerikan «hür i ktisadi faaliyet» toplumu­ n u n insan d üşmanı ve a hlôk kura lı tanımıyon sistemiyle b i rlikte çürüyüp çökmekte olduğunu göstermektedir. Devletin kendi vata ndaşları üzerinde uyguladığı b u yığınsal baskı ve terörün a macı, h ü kü met politikasında radikal değ işiklikler isteğ iyle mücadele eden kuvvetleri tecrit etmek ve mücadele ozimleri n i kı rmaktır; Amerikan yoksulları n ı n sefil hayatını iyileş­ tirmeye ayrılması gereken muazzam tahsisat, b u baskı ve' terörü uygula­ ması için h ükü meti n e m ri n e verilmiştir. Şimdiki krizin kökleri Viyetna mdaki ha rptedir. 1 967-68 devlet bütçesi n ­ den b u h a r p i ç i n ayda 2 milyar dolard a n fazla tahsisat ayrı l m a kta ; e n çok zenci h a l k ı n kurban verdi ğ i sefalete karşı «savaşa» ise, yılda a ncak 1 milya r dol a r ha rca n m a ktadı r. Hükü met, 1 964 seçi mlerindeki vaadlerine aykırı olara k, vata ndaş hakları kon u n u n u uygulamaya bile yanaşmamak­ tad ı r. Ve bu hükümet, sefaletle m ücadele program ı n ı öylesine kısıtlamış ve s ı n ı rla mıştır ki, a rtık bu prog ra m d a n eser kalmadığı söylenebil i r. Irk ayırımı ve temel i nsan h aklarından yoks u n l u k, zenciler için, yıllık milli ü reti m i n 800 milya r doları bulduğu bu memlekette, işsizli k, düşük ücret ve diğer yoksunluklar gibi sonuçla r doğurmaktad ı r. Zenciler a ra ­ sında işsizlik. beyazlar a rasındakinin iki mislidir. Zenci gençlerin i n % 27'si, beyaz gençlerin % 1 2'si işsizdir. Zenci işçilerin ortalama iş ücretleri, beyaz işçilerin a ld ı kl a rı ücretin a ncak % 53-ü kadardır. Bilimsel-teknik devrim ve zenci işçiler yığı n ı nd a vasıflı işçi nitelikleri noksa nlığı (ki bu d a genel öğ reni m ve meslek öğ ren i m i olanakl a rı n ı n 626


noksanlığı ve emek a lanında yıllar yılı s ü regeler! ayırımın sonucudur) zenci işçiyi boş ka l m aya ve aynı zamanda kendi,ine istifade edilemez gözüyle bakılmaya m a h ku m etmektedi r. Bura d a doha önemli olan etken ş u d u r ki, zenci emekçilerin yoğu n bulunduğu bölgelerde, zenci işçilerin a ldı kları ücret korkunç derecede düşüktür, çal ışmo şartları ise daya n ı l ı r g i b i d eği/dir. Ve işte bu durumda, h ü kü met zencilerin karş ısında çıkıp, kendilerine iş sağla m a k için, yeni evler ve okullar yaptırmak için parası ol madığından d e m vura b i / mektedir. Zenciler görüyorlar ki, a rtık ka b u l edilmiş vata ndaş h akları kanunu hôlô genellikle uyg u l a n m amakta, yeni kanunlar çıkarıl­ ması teklifleri de, süresi belirsiz olarak ertelenmektedi r. işte B i rleşik Ame­ rikada zenci getoları soka klarına taşan öfkenin kay nağı budur. \Jlken i n çeşitli şehirlerindeki durumun ve olayların ortaya koyduğ u môkul ka nıtlara bakı lırsa, zencilere m u htaç oldukıa rı iş ve çalışma şart­ ları saşlanmadıkça, bu haklı öfke yatışmıyacaktır. Bu haklı öfke, zencilere de genel ve meslek öğreni m i n imetlerinden faydal a n m a i m ka n ı sağ l a n ­ madıkça, onlar da yeteri kada r okula kavuştu rulmadı kça, onlara da eşitl i k tçı.ml\mçı.d\�<;.çı., dil\m'C� �i\mi'1'C<:.'C�til . 'I 'C l.'Cl\<:.i\'Cı �Ç\\i", �<ı."'�\"'\ <ı.\t\\\-içı.

yaşatıl dıkça, teröre tab i tutul d u kça, bu öfkeyi bastırmaya i mkan yoktur. Amerikada zenci yığınlarının Ameri ka n topl u m u n u n her a l a nında hak eşitli ğ i uğrunda ki m ücadelesi, «Egemenlik zencilere ! .. şiarının i leri sürüI­ mesi sonucunu doğ u rm uştur. B u şier, Amerikada zenci top l u l u ğ u nu n, eya­ letlerde zencilerin yerleşme merkezlerinde, pol itik, ekonomik, sosyal ka ra k­ terli ve federal seviyede kararlar a l m a l e rı n a imk ôn verecek bir politik ve ekonomik teşkilat temeline daya n m a ktadır. Bu «egemenlik zenci/ere.. şierının önemi hakkında çeşitli yoru mlar vardır. Zenci mill iyetçi l eri, bu şiarı, «ayrı ayrı yürüyelim" prensipine daya n a n zenci h a l k h a reketi bağ ımsızlığı n ı n ifadesi olara" kabul etmektedi rler. Zira, küçük burjuva ayrıl ı kçılık eğ i l i m l e ri n i n yanısıra, zencilerin m i l li g u ru r u g ittikçe a rtmaktadı r. Birleşik Amerika Kom ü nist Part isi M i l l i Başkanı Henri Vi nstın, «Barış ve sosyalizm problemleri» dergisini n 1 967 Mart sayısında yayınlanan m a ka lesinde, bu eğ i l i m i n küçük b u rjuva nasyonalizmi ile karıştırıl ması gerektiğine işaret ederek, şunları bel i rtmekted i r : «Milli g u ru ­ run a rtması, ı rk ayırımına karşı mücadelede, getonun özel problemleri n i tanıma ve zencilerle beyazları n b i rliği gereği n i kavra mada bilinçlenmenin yen i bir seviyeye u laştığı n ı yanstımaktadır. Bu eğ i l i m i n kuvvetlenmesinin, zencilerin m ücadele b i rl i ğ i n i n sağl a mlaşmasına ycı rd ı m edeceği de açık b i r gerçektir... Komünist Partisinin a n layışına göre, «egemenlik zencilere» şiarı, zenci halkın her yerde ve istisnasız olarak ta m hak eşitliğ ine kavuşması gerek­ tiği anla mına gelmektedi r. Zencilerin çoğ u n l u kta o l d u kl a rı bölgelerde, çoğ u n l u k hakları n a onlar sahip olmalıdırl a r. Azı n l ıkta bulundukları yer­ lerde ise, zencil e r keza, egemenliği ve yönetime işt i rak, her türlü yönetim makamlarına kabiliyetlerine göre ve ayırım gözetil rneksizin seçi lme konu627


l a rı nd a eşit haklar tan ı n malıdır. Beyazlarıo kuru l a n koalisyonlard a zen­ cilere i kinci sınıf üyeler gözüyle bakı l m a malı. onla r da rızaları o l madan hiçbir kararın a l ına mıyocağı ta mamiyle eşit haklı ortaklar sayı l m a l ı d ı r. «Egemenlik zencilere şiarı n ı Komü n ist Pa rtisi n i n anlayış tarzı. beyaz­ ların ve zenci lerin b i rçok etkili h a l k örgütleri ve toplu m adamları ta ra ­ fından benimsenmektedir. Bu şiar. a ncak Amerikan zencileri h ü r ve eşit haklı vatandaşlar olarak toplumda yer almalanna yard ım eden g ü çbir­ liğini kuvvetlendi rmeye deval etti kleri ta kdirde. keza zenci lerle beyazla r a rasında. işçi ve zenci ha reketin i n demokrasi. eşitlik. ekonom i k refah ve b a rı ş uğrunda örgütl ü bi r m ü cadelede bağdaştırrlması temeline dayanan sıkı ve sa rsı lmaz bir birlik kurulduğu ta kdi rde. etki l i olara k gerçekleş­ tirilebil i r. Zenci getolarına ve koliejierine karşı alıp yürüyen faşist tipi silôhlı zor­ balı k. Amerikada zenci halkı n ı rkçı teröre ve ayırım politikasına ka rşı. h ü rriyet uğ rundaki yüzyıl l ı k savoşının g i rdiği çağdaş aşamayı ka rakterize etmektedir. Bu savaş. Amerikan topl u m u n u n o rganik b i r çizgisi olan ve Birleşik Amerikada hayatın her o lanına kök sa l m ı ş bulunan ı rkçıl ı ğ ı n kökü tamamiyle kazınıncaya kadar devam edecektir. ırkçılık, Birleşik Ameri­ kada. tekellerin emek ücretlerini düşürerek, çalışma tempolarını arttırarak ve getolarda kira l a rı a l a bi ldiğine yü kselterek. zenci halktan her yıl sız­ d ı rdı kları m i lyarl a rca dola r aşırı kazanç demektir. Barış ve bütün halklara h ürriyet m ü cadelesiyle bağdaşmış hak eşitliği ve demokrasi m ü cadelesin i n bili ncine. beyaz ve zenci milyonlarca Ameri­ kalı va rmakta ve bunu Birleşik Amerika n ı n va rlığı için gerekli bir müca­ dele saymaktadıriar. Bugün zenci topluluğuna karşı g i rişilen silôhlı hücum. eni-sonu. bu bilinçlenmeyi a nca k ça buklaştı ra b i l i r. Ve bugü nden g üvenle söylenebilir ki. zenci ha reketi. örg ütlü işçi hareketiyle b i rl i k halinde ve b ütün gerçek demokratların desteğiyle g ü çlenmeye. politik olg u n l u k ve savaş yeteneği kazan maya devam edecektir. Conson yönetiminin seçi­ möncesi vaadleri ni tutmad ı ğ ı n ı n görüldü ğ ü 1 964 yılından beri temposu gittikçe artan m ü cadele de bunu göstermektedir. ..

Alfred DOHERST

628


Yunanistan'da faşist rejimin geleceği yoktur

Yunanista n'da 21 Nisanda kanlı d i ktatorasını kuran faşist cunta, asıp kesmeye çılgınca devam etmektedi r. U l kede Anayasayı ortad a n ka l d ı ran, parlômentoyu ve bütün demokratik kurumları dağıta n, politik pa rtilerin ve halk örgütlerin i n kapılarına kilit ason, basının ağzını tıkayan, h a l k ı n uzun v e çetin m ücadeleler sonu n da e l d e ettiği hakları kabaca çiğniyen Ati na askeri cuntası, demokra s i n i n doğduğu bu memleketi Hitlerci lerin kampları tipinde muazzam bir toplama kampına döndürmüştür. Bu cunta askeri-faşist d i ktatarası, Yunanista n ı n en gerici, en söm ü rücü komprador çevrelerinin ve başta Amerikan emperyalistleri o l m a k üzere yabancı emellerin uşağı, ô l eti ve ortağıdır. Bu yerli-yabancı çevrelerin a macı, ü lkede Balka n l a r ve Akdeniz bölgesi barışı n ı d a i m i su rette tehdit edecek bir provokasyon ve kışkırtma ocağı yaratmak, Atina cunta s ı n ı Kıbrıstaki meşru h ükümeti devirmek i ç i n , Kı brıs Cumhuriyetin i n bağı msızlık ve egemenl i ğ i n i hiçe i n d i rmek için, ada halkının demokrati k h a k ve özg ü r­ l ü klerini çiğnemek için k u l l a n m a ktır. Cunta, bu da rbeye g i rişirken, Yu n a n halkını zorbal ı k ve demagoj i ile a l data b i l eceğ i n i, onun mücadele azmi n i kırabileceğ i n i ve başeğmek zoru nda kalacağı n ı hesa p etmekteydi. Fakat bu hesa plar ya nlış çıkmıştır. Yu nanistan halkı, zorba l ı k ve terör karşısında hiçbir zaman boyun eğme­ diği g i bi, bu defa da eğmemiştir. Atina cuntası, Yu nan ha l k ı n ı n karşılaş­ tığı halk düşmanı askeri d i ktatora n ı n birincisi değ i l d i r. Böyle d i kta rejim­ Ierini birkaç defa görmüş ve devirmiş o l a n bu halk, bu defa da, Atina faşist cuntasını devirmek için bütü n g üçleri ni seferber edecek ve ü l kede demokratik hayatı tekrar ca nlandı racaktır. Faşist rej i m halktan tecrit o l m u ş durumdadır. Yunanistandaki politik partilerden h içbiri n i n desteği n e sah i p değ i l d i r. Yunan Komü nist Partisi, barış m ücadelesi, demokrasi ve ilerili k bayrağını d a i m a yükseklerde tut­ muş olan bu parti, h a l k önünde yükümlendiği ödevi bu defa da yerine getirecektir. Ve o n u n teşebbüsü i le Yunanista nda di ktatoraya karşı müca­ dele için bir «Vatanseverler Cephesi» kurulmaktadır. Yunan Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi'nin X i . Plenu m u (Haziran 1 967) Yunan halkı n a şu çağrılarla hitap etmişti r : "Yu n a n l ı l a r, bi rleşi niz, örgüt­ leniniz, savaşı n ı z ! . . . Bu askeri -faşist ditatora devi rilmelidid Anayasa hakları, demokratik özgü rl ükler uğrunda sava ş ! Bütü n pa rti ve örgütlere faa liyet hü rriyeti ! Cunta düşürü l mel i d i r ! Bütü n tutuk l u l a r serbest b ı ra k ı l ­ malıdı r ! Genel siyasi of ! Bütü n pa rtilerin temsilci l erinden k u r u l u b i r hükü­ meti n yöneti m i a ltında, nispi sistemle serbest seçimlere gidilmelid i r ! . . . »

629


Yunan komün istleri, demokrasi için savaşan bütün kuvvetleri birleştir­ meye ça lışma ktadı ria r. Zaten cuntcı, böyle cephe birl i ğ i n i n yokluğundan faydalana ra k d i ktas ı n ı kurabiimişti r. Bundan ötürü, kom ü nistler, d ü n yapıl­ m ıycın i şin, a rtık gecikmeye meydan verilmeden bugün yapılması çağrı­ sında bulunmaktadıriar. YKP MK.-rı i n Xi. Plenu m u çağrısında şöyle den­ mektedir : «Ha lkın ve ordunun yu rtseverlik birl iğ i ! Işte faşist cuntayı devi­ recek, sahte pa rlamentoc u l u k manevral a rı n ı n hepsin i suya d üşürecek ve Yunanistan ı yeniden demokratik h ayat yolu n a çıkaracak olan güç bu d u r.»

*

Fcışist cunta n ı n azgın faa liyeti, yo lnız Yunan kamuoyunda değil, d ü nya kamuoyunda da nefret ve endişeyle karşılanmıştır. Dünya kamuoyunun, Yunan istandaki da rbeden hemen sonra g i riştiği a ktif eylemler, halkın demokrasi uğrunda yiğitçe savaşan en iyi evıatları üzerine va hşi b i r kinle çullcınan faşist ceı ıatla rı n ellerini titretmiş, onla rı bir ölçüde d u rd u rmuş­ tur. Fakat cunta i hanet p ıa n la rı ndan vazgeçmiş değ i ldir. Onu kesinlikle engelemek ve bertaraf etmek i çirı, uya n ı kl ı ğ ı a rttırmak, ölüm tehlikesi a ltındaki yu rtseverleri kurtarma m ücadelesini ş iddetlendi rmek gerekmek­ tedir. Siyasi tutukluların s ı n ı r dışına g izlice gönderdikleri ve yabancı bası nın yayı nladığı mektuplar, fcışist cuntaya karşı kesin ithamna melerdir. Yura Adası toplama ka mpındaki tutu k l u l a r tarafından yazılan ve Londra'da «Tayms» gazetesinde yayınlanan mektup geniş yankılar uya n d ı rmıştır. Bu mektup, 21 Nisan darbesiyle kuru l o n faşist reji m i n elebaş ı l a rı n ı n işledik­ leri cinayetleri açıklaması bakı m ından tüyler ü rperten bir belgedi r. Bu mektupta açıklandığı üz re, YUTa Adası toplama kampına atılan siyasi tutu k l u la rı n i k i binden fazlası hastadır. Aral a rında I l iyas l l i u, Ma no­ Hs G lezos, Leonidas Kirkos, Stavros l Iiopolos, Eli Iyoa nidu g i bi ü n l ü m üca­ hitlerin de b u l u nduğu birçok tutuklu, vücutla rında engizisyon meza H m i n i hatırlatan işkencelerin izlerini taşırnaktadırl a r. Cunta, a y n ı a d a d a k i top­ lama kampına çocuk l u anala rla beraber ailece tutuklular da gönder­ mektedir. Halen kam pta eşleriyle beraber gönderi lmiş 58 ta ne de a i le vardır. Ayrıca, 230 kadı n tutukludan 2 1 -i, bir aylıktan üç yaşına kadar çocukları olan a n a l a rd ı r.

Yu nanista nda bütün siyasi tutuklu l a rı n ne kada r olduğunu, h a l k ş i m ­ d i l i k ta m a l a r a k bi lememektedi r. Cunta elebaşıları, b u n l a r ı n k a h beş b i n , ka h a l t ı bin, baza n da on bin olduğ u n u söylemekted irier. Yabancı gaze­ teciler ise, yirmi bin tutuk l u olduğunu yazmaktadırl a r. Gerçek olan şudu r ki, Yuna nista nda siyasi tutukluların sayısı, cunta n ı n açıkladığından çok daha fazlad ı r. 630


Yunanistanda kaç tane toplama ka mpı olduğuna gelince, halkın bunu da tam ola ra k bildiği söylenemez. Başlangıçta, cunta, Yura Adasında olmak üzere sadece bir toplama ka m p ı ndan söz etmekteydi . Fakat yakın geçmişte elde edilen bazı verilere göre, Makronisos Adasında da bir toplama ka m p ı va rdı r ve burada, çoğu ordudan olmak üzere, 2.500 yurt­ sever insa n l ı k-dışı işkencelere tabi tutul m a ktad ı r. Tek sözle, tutu klu savaşçıl a rı n mektupları ve diğer veriler, toplama ka mpları nda korku nç şartlar, vahşice işkenceler, insa n l ı k-dışı işlemler, susuzluk ve açlık hüküm sürm ekte olduğunu göstermekted i r. Cunta elebaşılarının, tutuklanan demokratlar hakkında zaman zaman verd ikleri demeçler i l g inçtir. Da ha faşist darbeyi taki beden i l k g ü n lerde, kazandıkları «zafer»in sarhoşluğu içindeki cunta elebaşıl a rı, Içişleri Bakanı Patakos'un ağzından ya ptı kları açıklama ile dediler ki : «Eğer tutu klu­ l a rdan bazı l a rı n ı n öldürülmesi ica bederse, bunu da hiç tereddüsüz yapa­ cağ ız !» Ve çok geçmeden, Patakos bir ek demeç vererek şöyle ded i : ..Yura Adasındaki siyasi tutu k l u l a r, her türlü politik faaliyetten vazgeçtik­ lerine d a i r dekiarasyon i mza lamadıkça, orada - yüz yıl da olsa - ka la­ ca klardır... Patakos'u n e m rindeki celladlar ise, onun bu açıklamasını ken­ d i l erine göre tefs i r ederek şöyle demektedi rle r : «Dekla rasyon i mza la­ mıya n l a r burada kem i kleri n i bıra kaca klard ı r !» B u n l a rı sedece birer tehdit saymak doğru değildir. B u n l a rı n asla teh­ ditten i ba ret olmadığını, Panayotis Yalis, Georgiyos Ladas, Nikiforas Man­ d i l a ras g i b i yu rtseverlerin a rtık öldürülmüş b u l u n maları göstermektedir. Yunanistan'da, cuntanın, daha isimleri açıklanmamış nice yurtseverin kanına g i rdiği tah m i n edilmektedi r. Işkence ve yoksunluklar a ltında, siyasi tutu k l u l a rı n fiziki va rl ı klarının ortadan ka l d ı rı lması gibi b i r teh l i ke ka rşısında bulunulduğu bir gerçektir. Tutuklulardan her birini tehdit eden diğer b i r daimi tehl i ke de, harıl harıl ça l ışan askeri mahkemelerdir. Bu mahkemelerce yargılanma tehlikesi her şeyden evvel EDA ve Merkez Birliği mensu pları için söz konusu d u r. Asayiş Baka n ı Totomis, daha geçenlerde, EDA yöneticilerinden Manolis G le­ zos'u n , I l iyas l I i u'nun ve Leonidas K i rkos'un, askeri mahkemece ve ka pa l ı ka p ı l a r a rdında ya rg ı lanacaklarını açıklamıştı r. Ayrıca, Merkez Birliği'nin seçkin bir m i l ita nı ola n Andreas Pa paandreu'nun ve bu partinin daha nice yöneticisi nin de, «Aspida» davası i l e i l g i l i ithamlarla askeri mahke­ meye veri ldikleri de bili nmektedir. Faşist cunta n ı n ne g ibi bir hedef peşinde olduğu a rtık kimse için s ı r deği l d i r. Cunta birçok a la nda «yenileme» faal iyetine hız vermektedi r. O a rtık kültür hayatında bir ortaçağ ka ra n l ığ ı yaratmış, Aristo'nun, Evripid'in, Eshi l 'in, Sofokles'in eserlerini kanun-dışı ilan etmiş, yerli ve yabancı yazar­ l a rdan 700 kad a r eseri yasaklamış, a ra l a rında Mikis Teodorakis' i n de bulunduğu ünlü Yu nan besteci lerinin eserlerini konser progra m l a rı ndan 631


ta m a m iyle çıkartmıştır. Cunta, faşist da rbeyi açıkça yeren birçok demok­ rat yurtseveri de Yunan vata ndaşlığından yoksun etmiştir. Denebi l i r ki, cunta, nice ıstıra p l a r d iyarı olan Yunanistanda her şeyi kendi a nlayışına göre «yenileme..ye, ya n i soysuzlaştırmaya koyulmuştur. Fakat Yunan ü l kesinde faşist rej i m ömürsüz olacaktır ! Bu rej i m, Yunan halkının, a ktif bir m i l l etlerarası desteğe daya narak yiğitçe g i riştiği ve günden g ü nde eliştirdiği mücadelesiyle a laşağı edilecektir. Dimitris LAKAS

632


VIVETNAM HARBI

Avustralya gericileri Amerikan saldırısına yardım ediyor

Avustralya Komünist Partisi'nin XX!. Kongresi'ne Merkez Komitesi'nin sunduğu faaliyet raporunda, Avustralya komünistlerinin, Viyetnamdaki Amerikan saldırısına karşı muhalefeti barışın savunulması dôvasında ken­ dilerine düşen esas ödev olorak benimsedikleri belirtilmektedir. Avustralya komünistleri, yerli gericiliğin bu saldırıya katılmasına karşı mücadelede kendi enternasyonal ve köklü ulusal ödevlerini görmektedirler. Avustralya Komünist Partisi (AKP) Milli Sekreteri Lori Aronz, XX!. Kong­ re'nin sona ermesi dolayısiyle verdiği mü!ôkatta şöyle dedi: «Avustralya Komünistleri, askerlerimizin Viyetnamdan geri alınması, harbe son veril­ mesi uğrundaki mücadelede geniş yığınları örgütleme ve birleştirme işine, baş ödevin kendilerine düştüğünü kavramış olarak, dört elle sarılmışlar­ dır . . . Bu vesileyle günümüzün ana şiarını bir kere daha tekrarlıyorum: Viyetnama barış !» Avustralya komünistleri, Viyetnamdaki Amerikan saldırısına katılanların kara listesinde, Güney Kore, Tayland, Filipinler ve Veni-Zelônda gericile­ rinin yanısıra Avustralya hükümetinin' de yer almış olmasını nefretle karşı­ lıyar ve protesto ediyorlar. Amerikan emperyalistleri Avustralyayı da saldırgan politikalarının ağına düşürmek için çok eskiden hazırlık yapmışlardır. Daha 1 952 yılında, Vaşington'un çabasiyle, Avustralya, Veni-Zelôndo ve Birleşik Amerika ara­ sında bir mikro-pakt (ANZaS) çatıştırılmıştı. Avustralya ve Veni-Zelônda yönetici çevreleri, bu blokta büyük partnörleri olan Amerikanın plônlarını harfi harfine uygulıyorak, ümitlerini boşa çıkarmadılar. Bu yılın Nisan ve Mayıs aylarında yaptı kları bir sıra askeri toplantılar, küçük partnörlerin, Viyetnamda ve dünyanın diğer kesimlerinde Amerikanın saldırgan amaç­ larına hizmette kusur etmediklerinin son ve açık gösterileri oldu. ..ANZOS .. bloku temsilcilerinin ' Nisan

konferansından sonra,

Güney

Viyetnamda Amerikan Iıava kuvvetlerinin yanısıra Avustralya hava kuvvet­ leri de Iıarekôta katılmaya başladılar. SEATO-nun, Amerikadan başka, onun Viyetnam saldırısı na ortak olan beşler'in aktif olarak katıldıkları Nisan dönemi toplantılarında Avustralya yönetici çevreleri temsilcileri

40

633


olağanüstü b j r gayretkeşlikle kendileri n i gösterdiler. Bu toplantıların açılış otu rumunda Avustralya Dışjşleri Bakanı Hıelaka'nın verdiği demeç s ı r­ sıklam militarjst bir konuşma idi. Bu Bakan, saldırıya karşı u l usal bağ ım­ sızlık için savaşan halkıa ra kaba b i r dille hücu m la rda bulundu. Amerikan burjuva siyasi gözlemcisi V. lipman bile, Avustralya Dışjşleri Bakanı n ı n bu tutu m u n u S EATO-n u n faaliyeti içinde «düşüncesizliğe tüy dikme» ola ra k kınadı. SEATO toplantıları n ı n sonuçlarından birj, Güney-Doğu Asyada askeri ha rekôta Avustralya n ı n daha bir şjddetle katı lması oldu. Netekim, Viyet­ nama gönderilen Avustralya harp gemileri Demokratik Viyetnam sahi lle­ rini döğ meye başladılar. Ha len Viyetnamdaki Amerikan saldı rısına Avus­ tralya ordusundan 6 b i n (er ve subay) piyade, havacı ve denizci katıl­ ma ktadır. Bu harp masrafla rı, bütçeyi boyuna kemi riyor. Avustralya askeri bütçesi n i n bu yıl 1 , 1 5 milyar dolara çıkacağı n ı Amerikan ..Niyus end Vorld Ripord» derg isi de yazıyor. Bu bütçenin 215 m i lyon dola riyle, Viyet­ n a m a gönderilen ve gönderilecek olan b i rlikleri n h ızla donatı mı için Batı'dan silôh ve cephane a l ı nacaktır. Ne var ki, k u rt iştahları g ü nden g ü n e daha do ortan Amerikan emper­ yalistlerj bununla da yetin miyor, Viyetnam harbine katı lan yardakçıla rına daha a ktif olma la rı için d u rmadan baskı yapıyor ve Bjrleşik Amerjkaya yeni askeri m üttefi kler a ramaya hız vermelerini istiyorlar. Işte, Avustralya h ü kü metine de özel su rette böyle bir şerefsizlik rolü verilmiştir. Bu cüm­ leden olara k . Başbakan Harold Holt son Vaşington ziyaretinde, Ingil­ tere'ye açık bir çağrıda b u l u na rak, Amerika n ı n Viyetna m saldırısına fiilen katılmasını istemiştir. Hattô, ingilterenin, Yakın-Doğu'daki emperyalist macera la rına katılması için de b i r hayli çaba göstermiştir. Ve Ottava'ya gittiği zaman da, Avustralya, Yeni-Zelônda ve Kanada'nın katılmasiyle üçlü bir ittifak kuru lması fikrini ileri sürmüştür. Vaşington'un m üflis poli­ t i kacıları. Yakın - Doğu'da yarattıkları bunalımdon yararla nara k, Avus­ tra lya Başbakanına böylece a racılık yaptırmakto, Batı ü l kelerinj tümüyle Bjrleş i k Amerika etrafında toplam a k ve onları yalnız Arap halklarına karşı g iriştikleri a skeri maceralara bulaştı rmakla kalmayıp, Viyetna m halkına karşı saldı rı la rı n a do b i r kere daha orta k etmek amacını g ütmektedirler. Bu h areket hattını, bu saldırı ortaklığını d i kte edenler de, Avustralya pa r­ lômentosunda sayıca çoğu n l u kta olan aşırı sağcı koragerici unsurl a rd ı r. Öte yandan. Avustralya'da harp a leyhtarı hareket genişlemektedir. B u ha rekete ilkönce ticaret filosu ndan denizciler katıldılar. Viyetnama askeri yük taşıya n bu denizciler. Amerikan m üdahalecileri ile ortaklarının Viyet­ n a m halkına neler ettiklerini, bu silôhları k u rtuluşçul a ra karşı nasıl kul­ landıklarını gözlerjyle görmüşlerd i r. M a rt ayında «Bunaru» ve «Ceporit» adlı ticaret g emilerinin ekipaji. Çin-Hindi'ne silôh ve cephane taşımayı reddetm işleri h ü k ümetin tehditlerinden ve Avustralya Sendikala B i r­ liği'nin başındaki reformist sağcı liderlerin baskısından do yılmamışla rd ı r. Bundan sonra, kıta n ı n dokuz büyük limanında m itingler yapılmış, bunlara 634


katıla n l a r ve seferdeki gemilerin tayfaları Viyetnama askeri malzeme sevkiyatında tica ret gemilerinin kullan ı lmasını şiddetle yermiş ve Ameri­ kanın Viyetna m sal d ı rısını protesto etmişlerd i r. Holt hükümetinin Viyetna mdaki Amerikan mocerasına katıl ması, Avus­ tralya gençliğine a ğ ı r bir da rbe olmuştu r. Viyetna m ha rbi nde Avustralya gençleri de kırıl ı p g itmekte, a n nelere cepheden boyuna oğu l l a rı n ı n «sarı kağıt»ı gelmektedir. B u olaylar, Viyetno m Harbi Aleyhtarıarı Komitesi'nin ve silôh a ltına alınmaya karşı mücadeleyi örgütliyen Gençl i k Konseyi'n i n �ylem lerini a rttı rmakta d ı r. B u örgütler, Haziran sonunda, ü lkenin en büyük şehirleri Sidney ve Melbum'da onbinlerce kişi n i n katıldığı harp aleyhtarı gösteriler tertiplediler. Bu gösterilerin ana şiarl a rı şunla rd ı : «Oğ u l l a rımızı evlerine döndürünüz h" «Demokratik Viyetna m ı bombalamaya son veri­ niz !», «Viyetnama barı ş !.. Viyetnam'da sal d ı rı harbine son verilmesi için, Avustralya'da b u isteği n i leri sürüldüğü yığın hareketlerini milli ölçüde genişletme hazırlığı ve şartla rı olgunlaşmaktad ı r. Başbakan Holt, B i rleşi k Amerika, Kanada ve Ingiltere ziyaretinden dönüşünde, Sidney limanında harp a leyhta rları n ı n büyük b i r yığın gösterisiyle karşılaşmıştır . Gösteriye kotılanlor o n u görür görmez, koro halinde şöyle haykı rmaya başlamışlardı ; «Amerikan uşağ ı ! .. «Kaç gencimizi daha sattın Amerikal ı la ra ?.., «Amerikalı, evine dön !» Böy­ lece karşılanan Holt, hemen, Amerikanın bu defa Viyetnamdaki Avustralya askerleri sayısının a rttırılmasını istemediğini söylemiştir. Bu sözüyle kim­ seyi de kandıramamıştı r ; zira Başbakan b u ; sözü birçok defa söylemiş ve her defasından sonra, sözüm yabana h ü r dünya n ı n «savunu/ması»na Avustralya n ı n «katkısı»nın tekrar a rttı rıldığı açıklanmıştır. Temmuz başında, Sidney'de, Birleşik Amerika nın bağ ı msızlı k günü vesi­ lesiyle, h a rp a leyhtarı büyük b i r gösteri daha ya p ı l mıştır. Bu gösteri nin a n a şia rları da, Viyetna m'dan Amerikan askerlerinin çekil mesi, Demokra­ tik Viyetna m ' ı n bom balanmasına son verilmesi ve Viyetna m halkına ken d i işlerini başına b u y r u k hal letme h a k k ı n ı n tanınması istekleri olmuştur. Gösteriye, sendikaların temsilcileri, gençlik, öğrenci ve kad ı n örgütler; ' işçi partililer ve komünistler, pasifistler ve harp a leyhtarı örgütlerin üyeleri, öğretmenler ve din a d a m la rı geniş ölçüde katı l mışlardı r. Muhalefetteki Işçi Partisi lideri Edvard Vitlem'in, Avustralya h ü kü metini Viyetnamda Amerikan ha rpçı tırmanma pOlitikasını körüklemekle suçlıyon konuşmaları u n utulmıyacaktır. Avustralya'da şimdi kilise çevreleri, yani hükü metin daima mônevi des­ teğine güvendiği din adamları da Viyetna mdaki soldı rıya k a rşı olduklorını açıkla maya başlamışlard ı r. Batı Avustra lya a n g l i ka n kilisesi başpiskoposu Corc I plon, Avustralya n ı n sal d ı rgandan yana ha rbe katı l masını kesinlikle protesto etmiş ve Viyetna m halkının sosya l adalet uğrunda milli b i r müca­ dele yapmakta olduğunu söylemiştir. Avustralya'da işçilerin ve memurların son zamanlarda kuvvetlenen eko­ nomik m ü cadelesi de gerçekte harp a leyhtarı bir karakter taşım a ktad ı r. 40 '

635


Haziran sonunda, Yeni Güney Vels eyaletinin Sidney, Nüykasıl. Vulongong ve diğer şehirlerinde çalışan otobüs şoförleri ve çevre hattı elektrik tren­ leri makinistleri, hükümetin vergileri ve fiyatları arttırma, işçi ve memur­ ların ücretlerini dondurma tedbirlerinin karşısına 60 bin kişilik bir grev­ dler kitlesi ha linde dikiliverdiler. Bu grev, büyük sanayi merkezlerinde bütün ulaştırmayı feke uğrattı. Bir yandan, makine yapımı. metal ve demir-çelik işçilerinden 250 bini 4 saatlik bir genel grev yaptıla r. Maden­ ciler Federasyonu ise 24 saatlik bir genel greve gitmeyi kararlaştırdı. Elektrik santralleri kurucuları da aynı kararı aldılar. Harbe karşı hareket ha lkın çeşitli tabakalarını kapsamaktadır.

Işçi

sınıfı ve bütün halk arasında. kendi haklarını, memleketin menfaatlerini savunma eylemlerinde güçbirliği zorunluğu bilinci gitgide olgunlaşmak­ tadır. Harbe son verilmesi için mücadelede aktif eylemlerden düne kadar uzak kalanlar da. sa ldırgan dış politika hattı izliyen hükümetin ülkeyi yıkıma sürüklediğini görerek mücadeleye katılmaktadırlar. (ılkede sol akımların, bütün demokratik güçlerin sımsıkı birliği için reel bir temel meydana gelmektedir. Avustralya komünistleri de bu ödevi ileri sürmekte­ dirler.

Jan Prazsky

636


K O M O N I Z M S AV A Ş ! K A H R A M A N L A R !

Şair. devrimci, hümanist Bundan 25 yıl önce, faşistler. Bulgaristan'da kendi hayat yollarını ve sanat güçlerini işçi slntfmm, emekçi halkm ve komünist partisin i n hayat ve mücadelesiyle bağlıyan şair ve yazarların e n parlak temsilcisi olan Nikola Vaptsarof'u kurşuna dizdiler. Vaptsarof. sözü ile işini, şiiriyle devrimci eylemini hôrikulôde simasında somutlaştıran üstün bir sanatçıydı. Nikola Vaptsarof. Bulgaristan'ın yeni tarihinin alabildiğine gergin ve fırtınalı yıllarında yaşadı. savaştı, eserler verdi. N ihayet, bu yolda hayatını da esirgemedi. Bağrı ndan faşizm canavarını türeten eski dünya ile yeni dünya, sosyal izm ve hürriyet dünyası arasındaki çarpışma n ı n kesin ve çözümleyici aşamaya girdiği 1 935-1942 dönemi, aynı zamanda şair Vapt­ sarof'un sanatında olgunluk çağını teşkil eder. O dönemde, Bulgar Komü­ n ist Partisinin önderlik ettiği emekçi yığınları, Bu lgar faşizmi n i n egemen­ liğine karşı çetin bir savaş yürütüyor, efsanevi kahramanlık örnekleri veri­ yorlardı. Işte bu gerg i n atmosfer içinde, Nikola Vaptsarof, proleter sanatçısı olarak yükümlendiği vatandaşlık ödevini lôyıkiyle yerine getirdi ve ölüm­ süz devrimci türküler yarattı.

1 909 yılında. efsanevi

Piri n

dağları

eteklerindeki

Bansko

şehrinde

doğdu. Osmanlı esaretine karşı ayaklanma ve kahramanca savaşların

1 9 1 2 yılına kadar sürdüğü bir özyurt çevresin i n devrimci romantizmi daha çocukluk yıllarında o n u n ruhuna sinmişti. Geleceğin şairi, bir süre Varna'da askeri deniz teknik okuluna devam etti. Orada komünistlerin etkisi altında kaldı. Onlardan öğrendiklerini benimsedi. Ve devrimci oldu. 1 935 yılına doğru deniz okulunu bitirdikten sonra, bir taşra fabrikasında makine teknisyeni, yani sıradan işçi olarak çalışmaya başlad ı. Işçiler arasında ondaki devrimci ruh daha da gelişti, ve Vaptsarof Bulgar komün istlerinin parti saflarına katıldı. Çok geçme­ den, fabrikada büyük bir grevin müteşebbislerinden biri oldu, ve bundan ötürü işten çıkarıldı. Sonra Sofya'ya geldi. Burada sıkıntılı günler yaşadı j kôh lokomotif ateşçisi, kôh makine teknisyeni olarak, yerine göre günde yirmi saat çalışmak zorunda kaldı. Vaptsarof, işte sıradan işçi olarak çalıştığı ve devrimci mücadeleye aktif olarak katı ldığı bu dönemde en özlü ve güçlü şiir/erini yazdı. 1 940

637


yılında .. Motor türküleri,. a d l ı kita bında top/ayıp yayın ladığı şiirler, dev­ rimci şairin kendi ne özgü sesini yansıtıyordu. Alman faşist sürüleri n i n Sovyetler B i rliğ ine saldırdığı, Bulgarista n ' ı n i s e a rtık o n l a r ta rafında n işgal edilmiş bulunduğu 1 941 -de, o felaketler yılında, Vaptsarof ken d i n i ta m a m iyle yera ltı faaliyetine hasretmişti. Bu arada, B u l g a r Kom ü n i st Par­ tisi Merkez Komites i ' n i n yardımcı elem a n l a rından b i ri sıfatiyle, a nti-faşist halk ayaklanması hazırl ığı içinde de görev a l mış b u l u n uyordu. Bulgar faşist polisi tarafı ndan ele g eçirilen şa i r, Askeri Mahkemece yargılandı ve ölüme m a h ku m edildi . Ve 23 Haziran 1942 g ü n ü , b u prole­ ter şairinin kalbi faşist kurşun l a rına hedef oldu. Vaptsaraf, büyük, kurtuluş dôvasına hasrettiği şiiri ve destan /ara yara­ şır kahramanlığı i le, faşizme karşı savaşta kurban g iden Federiko Garsia lorka, J u l i u s Fuçik, Musa Cal i l vb. g ibi d ü nyaca ta n ı n m ış sanatçı kahra­ manlar arasında haklı olarak yer aldı. D ünya Barış Konseyi, onu d a , vefaten, b ü y ü k o n u rsal Barış Armağanı i l e m ü kôfatla nd ı rd ı . N i kola Vapt­ sarof adı da bütün kültür ôlemine m a l oldu. Şiirl eri bi rçok dillere çevrildi. Vaptsarof'u n şiiri ndeki gücün ve ya ptığ ı büyü k etki n i n kaynağı, onun halkla, işçi s ı n ı fıy/a ve kom ü nist partisiyle kopmaz bağ ı nd a d ı r ; onların emelleri ve devrimci mücadelesiyle yoğ u ru l muş, komü nist ideolojiye ve partiye sonsuz b i r sadakatle meşbu o l masında d ı r. Komü n izm ü lküleri büyük şairi n boyrağıdır. B u onun bütün düşüncelerine, özlem ve emelle­ rine sinmiştir. Onun sayıca az, fakat son derece etkin şiirleri, tü m prole­ tarya yüce dôvasın ı n bir parçasıdır.

Vaptsarof'u n şiirinin baş kahra m a n ı , top l u msal hayatta ki yeri n i n bi l i n ­ c i n e varmış v e ruh zenginliğine sa h i p olan can lı - ka n l ı işçidir. Bu baş kahra m a n işçi, çağdaş insanın, dönüşü mler yaratan i nsanın en g üzel çizg i lerini yansıtm a ktad ı r. Vaptsarof'un yapıtları, katı b i r realist gerçekle dolgu n d u r. Bu real izm, aynı zamanda, onun yapıtlarına özel b i r çekicil i k kazandıra n devrimci rom a ntizmle bağdaşır. Şii rleri bizi çeker, h eyeca n l a n d ı rı r, çünkü bugünkü günün sınırları ötesine bakmamıza ve hôrikulôde yarının çizg ilerini gör­ memize yard ı m eder. Vaptsarof'un ş i irlerinde, eski d ünyayı yıkmak ve yeni ô d i l toplumu kur­ m a kl a ödevii olan işçi s ı nıfının tarihsel misyonuyla bağlı bir g üven ve iyi mserl i k rüzgôrı eser. Onun duyduğu ve duyurduğu g üveni n kaynağı, aynı zamanda insanın bahtiyarlığı yolunda en içten emellerin fiilen ger­ çekleştirilmekte olduğu memleket, halkların h ürriyet, bahtiya rl ı k ve sürekli barış uğrundaki savaşlarında sağlam dayanağı olan Sovyetler ü l kesi d i r. Hayat sevgisi o n u n ş i i rleri n i n her dizesinde nefes a l m a ktad ı r. Bu, kendi kabuğuna çekilmiş haya lperestlerin soyut hayat sevgi s i değ i l , yen i insanın, topl u m u n saadeti i ç i n ken d i sınıfının yürüttüğ ü savaşa bütün gücünü hasretmeyi soylu a ma ç edinmiş olon i nsanın sevgisidir. Böyle i nsan için hayatın bambaşka b i r değeri vardır. 638


Vaptsarof'un şiri, eski h ü ma nizmden, b u rj uva hümanizmi nden kökten farkl ı olon eylemci ve savaşçı h üm anizm ile dolup taşar. Onun sosyalist hümaniz m i n i n kökü, kendi dünya görüşünde, Sovyet edebi ya tı nın ve her şeyden önce Maksim Gorki' nin etkisindedi r. Yapıtlarında Sovyet edebiya­ tının etkisi hakkı nda kendisi şöyle der : «Bir şair o la ra k her şeyimi büyük Rus ve Sovyet edebiyatına borçluyum . Bu edebiyat, beni m üzeri mde, in­ sanı sevmeye, i leri liği sevmeye çağ ı ra n bir ka mpana etkisi yapmıştı r.» Bu k a m p ananın en ç o k Gorki ' n i n eserlerinde çı n l ı yo n sesini, Vaptsarof son nefesine kadar kendi atardamarında duymağa devam etmiştir. Komünizme karşı hayvansal bir nefret duyan ve komü nistferi soyla rına i h anetle, yurtseverli k duyg usundan yoksunlukla, vatansızlıkla, yabancı aja nlığı i le nitelemeğe kalkışan düşmanları, Vaptsarof yurdu için yazdığı ateşli şiirleriyle demaske etti ve onları n kötücül iftiralarını birer b i rer çürüttü. Fakat onun bu yu rtseverliği asla m i l liyetçi l i k s ı n ı rları içi nde kal­ m ıyordu. O diğer halkla rı da sayıyor ve kardeşçe seviyordu . Tek sözle, yurt sevgisini ve diğer halkları sevmeyi, gerçek kom ü nist kişiliği nde en parlak şekilde bağdaştırıyordu. Ozyurdu Bulgaristan için, çete ramantizmiyle pınl prnl ve g üzel liği eşsiz Pirin dağları için yazd ı kları, onun en g üzel ve g üçlü şii rferi a rasındadır. Bunların yanısıra, faşizm i n sal d ı rı l a rı n ı yiğitçe göğ üsl iyen b i r uzak ü lkeye, ıspanya'ya h asrettikleri de onun en g üzel şiirleri d i r. 1 936-37 yı l larında, hürriyetsever ıs p a nyo l halkı m i lletlerarası faşizmin hücumuna kesi n l i k l e karşıkoyduğu ve enternasyonal komünist birlikleri ıspanyol halkın ı n yard ı ­ m ı n a koştukları zamanlarda, Vaptsarof oradaki çetin savaşları ôdeta soluğu kesilerek takip ediyor, ıspa nyol Cu m h u riyetçileri n i n savaşını bütün ruhuyla destekliyor, şi irl eri n de d e vri m Isp an yası n ı dile getiriyordu. Şairin, ö l ü m l e gözgöze, kurşuna dizilmesi a rifesinde yazdı ğ ı son ş i i rler alabildiğine duygulu ve heyecan vericidir. B u n l a r onun öz h a l kına bağ­ lılık ve sodakotini yeniden açıklama belgeleri d i r. N i kola Vaptsa rof'u g ücünün ve kabiliyetin i n baharında kaybettik. Kur­ şuna dizilmesi üzerinden 25 yıl geçti. Bulgaristan, onun özyurdu, b u kah­ ra man sanatçı evlôdını bugün de derin bir m inettarlıkla a nmakta d ı r. M/aden Isaef

(Bulgor şairi)

639


O Z E L S AY F A L A R ı M I Z

TKP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Yakub Demir yoldaşın Eylül ayında

Demokratik

Almanya

Cumhuriyetinin

Başkenti

Berlinde,

Karl

Marks'ın «Kapital ..inin birinci "askısının ı OO-üncü yıldönümünü kutlama ilmi konferasında yaptı��ı konuşma.

Karl Marksım "Kapital" i ve Türkiye işçi hareketinde Marksizmin-leninizmin etkileri Değerli Yoldaşlar, :Ilmi komünizmin büyük kurucusu K. Marksın başlıca eseri «Kapitah.in ilk defa bası lması ve emekçi insanlığıa mal olması dünya işçi hareketi tarihinde, insanlığın düşünce torihinde büyük bir olaydır. Bu mutlu olayın yü�üncü yılını yaşıyor ve kutluy oruz. Yine bu yıl, birkaç höfta sonra dünya emekçileri, Sovyet halkı ile birlikte Marksizm-Leninizm öğretisini somut­ laştıran büyük Oktobr Sosyalist Devriminin ellinci dönüm yılını kutlamaya hazırlanıyor. «Kapital..in yüzüncü basma yılı için K. Marksın anayurdunda düzenlenen bu konferans büyli k Oktobr sosyalist devriminin ellinci yıl­ dönümü bayramına güzel bir preluddur.

-

K. Marks, daha «Kapita!..j yaımadon çok önce «Filozoflar dünyayı türlü

türlü izah ettiler, ama mesele onu değiştirmektedir... demişti. «Kapital ..de değiştirilmesi gereken kapitalist alemin içyüzünü bütün soyguncu

o,

mekanizması ile ortaya koydu, ve onu kim lerin değiştirebileceğini ve mut­ laka değiştireceğini söz götürm ez bir açıklıkla gösterdi. Bunu göstermekle de kalmıyarak, bu fikri pratiğe geçirmek için tarihin görevli kıldığı sınıfın başında olarak bizzat harekete geçti. K. Marksın, özellikle ölümünd en sonra geçen büyük sosyal olaylar onu noktası noktasına doğrulamıştır. Burjuva ideologlartntn bu olaylara göz

yumarak, Marksizmi-Leninizmi hôlô çürütmeye çabalamalarını pek yadır­ gamıyoruz. Varlı k uğrunda mücadelede eskimiş, yıpranmış sosyal orga­ nizmlerin de kendilerine göre silôhları vardır.

640


K. Ma rks «Kapital»i yazdığı ve i l k cildini yayı nladığı za manla r ka pita list ü retim il işkileri Türkiyeye yen i g i rmeye başl a m ı ştı : Memleketimizde işçi sınıfı oluş halinde bulunuyordu. Milli b u rjuvazi toplum u n esas s ı nı fların­ dan olmakta n henüz uzaktı. XVi i i . yüzyı l ı n sonlarında başlıyan ve 1 870 yıl larına kad a r deva m eden idari, askeri, h u kuki bazı reformla r Osma n l ı devletinin feodal temelinde bir değ işiklik yapmamıştı. Memlekette, Ma rk­ sın beli rttiğ i g i b i , kuvvetli bir cemaat hayatı, bölgesel hayat hüküm sürü­ yordu . Batıda kapitalizmin hızla geliştiği, batı sermayesinin yeni s ü rüm pazarları a radığı devirlerde Osmanlı impa ratorluğu çöküş devrini yaşıyor, süregen ekonom i k ve politik buhra n l a r içinde yüzüyord u . Osmanlı devleti, bir taraftan, feodal-paşa l a r karşısında büsbütün sarsıl maya yüz tutan nüfuz ve otoritesi n i yeniden ku rmak, diğer taraftan ta hakkümü a ltı nda tuttuğu başka ha lkla r a rasında başlıyan m i l l i kurtuluş hareketlerini bas­ tırmak çaba ve kayg ısı içindeyd i . Emperya l izme doğru tı rman maya baş­ I ıya n ka pita list Avrupa devletleri, a ra la rı ndaki rekabete rağmen Türkiyeni n bu d u ru mundan faydalanmasını bildiler. Osmanlı devletinin en kudretl i devirlerinde verilmiş bir imtiyazı geliştirerek memlekette bir ka pitülasyon rej i m i ku rdula r. Osma n l ı h ü kü metleri Avrupa devletlerine, Türkiyenin ege­ menliği ve bağ ı msızlığı ile bağdaşm ıyacak bir sürü ekonomik, mali ve hukuki imtiyazlar verdiler. Kapitülasyonla r rejiminin batı sermayesi için yarattığı elverişl i şa rtla r onun memleketi mize a k ı n ı n ı kolaylaştırdı, Türki­ yede b i rçok yabancı konsesiyonla r kuruldu. fakat Türkiyenin sanayileş­ mesini çı karlarına aykırı bulan ya bancı sermaye, daha çok, memleketin yeraltı ve yerüstü zen g inliklerini, demiryol u i nşaatını, bankal a rı, ticaret ku ru m l a r ı n ı belediye işletmelerini en elverişli kazanç a l a n l a rı olarak seç­ m işti. Türkiyenin mal iyesi ya bancı l a rı n kontrolü a ltına g i rmiş, memleket onları n yarı b i r sömürgesi haline gelmişti. Kapitülasyonlar rejimi ve yabancı sermayenin memlekete başıboş girişi Türkiyeni n bir zıraat ve sanayi hammaddeleri peyki halinde getirilmesi, bir taraftan m i l l i ekono m i n i n gelişmesini engellerken, d iğer taraftan kapi­ ta l ist il işkilerin gel işmesini, köyde ve şehi rde ta bakalaşma seyrini hızlan­ d ı rıyordu. Memle kette şehi r ve köy proletaryası sayıca a rttı. I nsiyakı işçi hareketleri yavaş yavaş teşkilatlı ve ş u u rl u b i r şekil a lmaya, işçi s ı nıfı varlığ ı n ı h issettirmeye başladı. Bununla beraber, işçi sınıfının a nti-emperyal ist, a nti-feodal bir m üca­ deleye öncü l ü k edebi l m esi için gerek objektif, gerek subjektif şa rtla r henüz olgunlaşmış değ ildi. fakat yarı feodal Osma n l ı devleti, mem leketi sürüklediği a ğ ı r d u ru m u n kaçınılmaz sonuçlarını mümkün olduğu kadar geciktirmeyi, her türlü sosyal ve politi k ha reketi daha başla ngıçta ezmeyi başlıca vazife edinmişti. Dah a 1 871 Tem muzunda zamanın sadrazamı Ali Paşanın çıkardığı emirname çok i l g i çekici d i r. Bu e m i rna mede şöyle den i l iyord u : «Zen g i n l i k v e n imetlerden faydalanma hususunda işçi n i n kapitalistle eşitliğini sağ­ lamak a macıyla ortadaki malları böl üşmek ve hü kümeti onla rla i d a re 641


etmek g i b i zararlı fikirler 1 860 ve 1 861 yıllarında meydana çıkmış, 9-1 0 y ı l içinde habis ruhlar g ibi Avrupanın her ta rafına yayı l m ış v e b u fiki rl eri besliyenler Enternasyonal adıyle büyük bir cemiyet kurmuşlardır . . . Enter­ nasyonal ı n Londrada merkezi, New-Vorkta, ısviçrede kolları va rd ı r. Tabiat kanunlarına aykırı olan bu gibi fikirlerin gerçekleşmesi - Allah esirge­ sin ! - türlü ihti laller ve çatışmalar doğurur . . . Bu zararlı cemiyetin fesad çevresin i Osman l ı imparatorluğu hudutlarına kadar genişletmeye çalış­ ması ihtima lden uzak değ i l d i r . . . Bunu ön lemek, bu fesatçı fiki rlere sap­ lananların ma ksat ve emellerine ulaşma l a rına kesin olara k f ı rsat verme­ mek için köklü tedbirler a lm a k h ü kü metin e m ridi r.» O devirde Osma n l ı hükümeti, Istanbuldaki Fransız Elçi l iğ i , Fransız kumpanyala rı, F ra nsızca çıkan g azeteler Paris Komününe ve komunarlara karşı g eniş bir yalan ve iftira kampanyası açmışl a rdı. Fakat karş ı l a rında ancak zamanın i l erici Türk ayd ı n l a rını, özellikle Paris komününe fiilen katılmış a rkadaşlarıyla sıkı temas ha l i nde bulunan devri n en büyük Türk yazarı ve «Genç Türk» h a reketin i n önderi Namık Kemal i buldul a r. «Genç Türkler», Türkiyede demokratik bir Cumhuriyet fikrine bile yanaşmı­ yan, Osmanlı imparatorluğunu yıkılmaktan kurtarmanın çaresini keyfi idareye, istibdada son verecek meşruti bir mona rşide a raya n Genç Türk burjuvazisinin ilk temsilcileriydiler. Namık Kema l, Paris Ko mününe a ktif ola ra k katı lmış olan b i r kısım a rkadaşlarından aldığı bilgi lere da­ yan a ra k komunarlan ısrarla savunuyo rd u . Bu konu i le ilgili olarak yazd ı ğ ı makalelerden birinde şöyle diyordu : «Komunarlann, dôva la rı nda h a k l ı olduklarını ve ken d i lerine yapıla n ithamlardan sıyrılslıklarını delilleriyle göstermiştik. Versaylı l a r ı n hem hasım hem hôki m olara k söyledi klerine i na no mayız . . . Versayın her türlü a l çaklığı ya pmakta n çekinmiyen hafiye­ leriyle o korkunç cezvit g rupu meyda nda d ı r. insa n l ık top l u m u n u onanp iyil eştirmeyi amaç edi nen ve bu a maç u ğ runda canla rını feda etmeyi göze alan bu kadar a klı başında insanlara kundakçı sıfatını kullanmak a l çakça b i r iftiradır.» Türkiyede işçi sınıfının daha yeni doğmaya başladığı s ı ralarda ya bancı sermayenin telkini ve baskısıyla Türkiye resmi çevrelerinin her türlü işçi hareketine karşı g i riştiği şiddet politikası, bu ha reketin gelişme seyrine p a ralel olara k d a i m a sertleşm iştir ve sertleşmekte devam ediyor. 1 905 Rus devrim i Batıda ve Doğudaki bütün devrimci kuvvetleri ha re­ kete getirdi. 1 908 Tem m uzunda Türkiyede lık burjuva devrim i oldu. Bu devrim tepeden inme b i r devrimdi. Devrim i n başında h a l k k u ru vaitlerle, bol hürriyet, eşitlik, kardeş l i k lafları ile avutulmaya ça lışılmış, memleketi köleleştiren yabancı sermayeye, kapitü/asyon /a ra ilişi/memiş demokratik reformlara yanaşı l m a mıştı . 1 908 Devrimden hemen sonra Türkiyede işçi h areketi beklenmed i k b i r hızla gel işti v e genişledi. Ça l ışma v e yaşa ma şa rtları ç o k a ğ ı r ve acıkıı o l a n Türk işçileri hızla teşkilôtla nmaya koyu ldula r ; devrimden b i r­ kaç hafta sonra iş ücretlerinin a rtı rıl ması, çalışma ve yaşama şa rtla rının 642


düzeltil mesi istekleriyle ha rekete geçtiler. Birbirini kova lıyan g revler mem­ leketin hemen bütün sanayi işletmelerin i , sanayi bölgelerin i sardı. Ilkin işçi hareketlerine göz yuman, hattô işçileri destekler görünen yen i i ktidar, işçi hareketinde hiç beklemedi ğ i bu hızlı kalkınma karşısında tavrı nı değişti rdi ; g revei lere karşı sert tedbirlere g i rişti ; hattô silôh kuvvetine başvuracak kada r i leri gitti. 1 908 Eylülünde çıkarılan b i r kanunla sanayi i n e n önemli alanlarında, işçi sınıfının en toplu b u lunduğu i ş kollarında g rev yasak edildi ; i ktidarın kontrolü a ltına g irmeyen, bağı msız ka lmakta aya k d i reyen send i kalar kapatı ldı. Yeni i ktidar gerçek çehresiyle ortaya çıktı. Osmanlı Türkiyesinin Avrupa kısmı kapitalist ilişki leri n i n memlekette i l k başladığı v e en ç o k gel iştiği bölge i d i . Türkiyede i l k devrimci burjuva hareketlerin i n merkezi burası idi. işçi sınıfı n ı n ve onun sosyal ve politik hareketlerin i n beşiği de Türkiye n i n bu kısmı i d i . I l k sosya lizm hareketi Türkiyede 1 890 yı lları nda başladı. Dimitir B l a ­ goyev'in önderl i k ettiği B u l g a r sosya listleri T ü r k işçi ha reketin i n geliş­ mesinde, sosya lizm fikrinin Türk işçileri ve ayd ı n la rı a rasında yayılmasında büyük etkileri, maddi ve manevi yardı mları oldu. 1 905 Rus Devrimi Tür­ kiyede işçi h a reketi n i n gelişmesi ne, sosyalizm fikri n i n yayılmasına hız verdi. 1908 Devriminden sonra Türkiye n i n Avrupa kısmında, özellikle M a ke­ donyada sosyalist ha reketleri gelişmeye, gen işlemeye, Türkiyenin d iğer bölgeleri ne yayı l maya başladı. 1910 yılında Istanbulda ..Osma n l ı Sosya­ l ist Partisi.. adı a ltında i l k Türk Sosya l ist Partisi kuruldu. Bu Pa rti işçi sını­ f ı n ı n yaşama ve ça l ışma şa rtla rı n ı n düzelti l m esi, grev yasağ ı n ı n kaldırı l ­ ması uğrunda, yabancı sermayeye ve saldırganca harplere karşı mücade­ leyi başlıca amaç edinmişti. Bu a maçlar Ma rksist bir partin i n de başlıca a maçla rı ara sı n d ı r. Fakat Ma rksizmi reformizmden ayı ra n ana prensipler ..Osmanlı Sosyalist Partisini» gerçekten Marksist bir partiden ayırıyordu. lJstelik bu pa rti z ı raat meselesi, m i l l i mesele gibi memleketin en önemli problemleri ni sükütle geçiyardu. Bununla beraber, sosya lizm fikrinin Türk işçileri, Türk aydın l a rı a rasında yayıl masında O.S.P.'n i n önemli b�r payı vardır. Onun faaliyeti ve hazır­ ladığı elverişli zemin gerçek Marksizm in-leninizmin Tü rk işçileri ve ayd ı n ­ ları a rası nda yerleşmesin i kolaylaştırmıştır. O.S.P. g rev h a reketleri ni teşki­ /ôtlandırmakta a ktif bir faaliyet göstermiştir. iktid a r ı n sıkı takiplerine, bas­ kılarına ve başı nda opartünist, avantürist u nsurların da bulunmasına rağ men, bu pa rtin i n gerek teşkilôt a l a nı nda, gerek p ropaganda işleri nde 1 9 1 3 yılına kadar gösterdiği faa liyetin o l u m l u tarafı ağır basmaktadı r. Osmanlı Sosyal i st Partisinin sol kanadının başında i l k Türk kom ü nisti ve Türkiye Komü nist Parti sinin gelecekteki kurucusu Mustafa Suphi vardı. 1 905 yılından sonra Ma rksizm-leninizm öğretisin i n bazı unsu rl a rı çeşitli kollardan Türkiye işçi h a reketine g i rmeye başlam ı ş, fakat büyük Oktobr 643


Devri mine kada r bu ha rekette tam yerin i a l a m a mıştı. Oktobr Devr i m i n i n doğrudan doğruya etkisiyle Türkiye işçi ha reketinde yeni bir devre açıldı. 1 91 3 yılında Osman l ı Sosyalist Partisi kapatıl mış, yöneticileri tevkif ve sürg ü n edi l m i ş l erd i. Parti n i n resm i yöneticileri a rası nda b u l u nmaya n, fakat i ktida rdaki «ittihat ve Tera kki» pa rtisinin gerici politikasının en cesur ve a ktif düşmanı olan Mustafa Suphi de tevkif ve s ü rg ü n edilenler a rasında b u l u n uyordu . S ü rg ünden Rusyaya kaçan S u p h i 1 9 1 5 yılında U ra lda, U ra l fabrikala­ rında ça lıştı rı l a n Türk esirleri a rası ndadır, ve U ra l bolşevikleriyle sıkı temas h a l i nded i r. Suphi U ra l bolşevi klerinden temin ettiğ i Ma rksist-Len i ­ nist edebiyata sarılmış, Bolşevik Partisinin teorisini, taktiği n i , M a rksizm­ Len i nizm öğretisini esaslı su rette öğrenmiş ve tereddütsüz ben imsemişti r ; Türk harp esi rleri a rası nda b u öğ reti n i n ateşli b i r p ropagandacısıd ı r. 1 9 1 8 yılında Sovyet Rusyadaki Türk sol sosyalistlerin i n i ki konferansı toplandı. Bu konfera nsıarda d ü nya ve Türkiye meseleleri i l k defa olara k Ma rksçı Len inci teorinin ışığı a ltında gödüşü ldü, d ü nya devrim ha reke­ tinin, emekçi Türk h a l k ı n ı n menfaatlerine en uyg u n ka ra rlar aldı. i l k Kon­ feransta Sovyet Rusya n ı n her suretle desteklenmesi, Oktobrun kazançla­ rını savu n m a k için enternasyo n a list kızıl Türk savaşçı b i rl i kleri teşkili ka ra rlaştı rıldı. I ki nci Konfera ns emigrasyondaki Türk solcu sosyal istlerin­ den b i r komü nist g ru p teşkiline karar verd i, M ustafa Su p h i n i n başka n­ lığında bir merkezi büro seçti. Ma rksist-Leni nist fikirler Türk d i l inde katıksız olara k i l k defa, M u stafa Suphi'nin çıka rdığı «Yeni Dünya» gazetesiyle yayıl maya ve Türkiyeye g ir­ meye başla d ı . Aynı y ı l d a Istanbulda i l legol komünist grubu teşekkül etti. Bu grup çeşitli fabrika l a rda gizli hücreler kurara k faa liyet alanını genişletti. i l k devrimci sendika b i r l i kleri n i n kurulmasına önayak oldu. Anti -emperyalist mücadele fikri n i n yayıl masında, gizli beya nnameleri, söz l ü propaganda­ l a rı ve fiili teşebbüsleriyle kurtuluş mücadelesinin teşkilôtlandırılmasında bu grup aktif rol oynadı. Aynı yılda Istanbuldaki kom ü nist teşkilatlarına p a ralel o l a ra k Anadol u ­ n u n birçok bölgelerinde ayrı ayrı faaliyette bulunan g ruplar teşekk ü l etti 1 920 yılı orta l a rında Anka rada Komü nist teşkilatı açık olara k faa liyete başladı. .

Marksizm-Leninizm fikri n i n Türkiye işçi h a reketine g i rmesinde ve yayı l ­ masında Al m a n komü nistleri n i n büyük etkisi vard ı r. B i ri nci Dünya Harbi sıra larında Almanyada bulunan Türk işçi ve ayd ı nları, Türk öğrencileri Büyük Oktobr Devri m i n i n Alman p roleta ryasında uya ndırdığı devrimci ruhu Türkiyeye aktarmakta büyük rol oynad ı l a r. Almanyada Spartaküs h a reketine a ktif ola ra k katı lan bu Tü rk işçi ve aydınlarının b i r kısmı 1 9 1 9 yıl ında Ista n bulda «Türkiye i şçi Çiftçi Sosya l ist Pa rtisini k u rd u l a r. Türki'ye Komü nist Partisi n i n i l k genel sekreteri Edhem Nejat bunlar a rasındadır. 1 920 Eylü lü n de Türkiye işçi ha reketi tari h i nd e yen i b i r devre a çıldı. Bütün 644


Tü rk komünist ve sol sosya list teşki lôtları n ı n temsilcileri Bakilda birleşerek Türkiye Komünist Partisini kurd u l a r ; pa rti n i n B i ri nci Kongresini yaparak i l k M a rksçı-leni nci p rogra m ı n ı kabul ett i ler. Kongreni n lenine çektiğ i tel g rafta ş.u satı rlar va r : «Komünist Enternasyona l ı n ı n şanlı bayrağı a ltında o l g u n laşan Türkiye komün ist teşkilôtları bugün Türkiye n i n ezilen yıgın­ ları n ı n g üçlü b i r partisi haline geliyor, ve o, sosyal devri m yolu üzeri nde en büyük fedakôrl ı kl a ra hazırd ı r». Birinci Kongre milletlerarası meseleler ve Türkiyenin iç meseleleri karş ı ­ s ı n d a , Marksçı - leninci b i r parti olara k TKP-ye düşen ödevleri tesbit etti, onun strateji k ve taktik hattın ı çizdi. Türkiye işçi sınıfının politik, sosyal ve ekonomik hakları uğrunda müca­ dele için kong rede kabul ed ilen i l k hedefleri şunlard ı : Anti-emperyal i st savaşın, n i h,o i hedefine ulaşıncaya kadar kayıtsız şart­ sız desteklenmesine devam edil m esi ; padişa h l ı ğ ı n , halifeliğin ortadan kaldırılması ; ta m h a k eşitliğine daya n a n tek dereceli seçim sisteminin kabulu ; bütün idari görevlerin h a l k tarafından seçilen kişilere devri ; sen­ d i ka kurma, toplan m a , g rev yapma serbestliğinin, basın hürriyetin i n, kişi dokunulmazlığ ının garanti altına alonması, işçiler için sekiz saatlik işgü­

n ü n ü n kabul edil mesi, işçi gü ndelikleri n i n artı rılması, işverenlerle kollektiv sözleşme hakkı n ı n ta nı nması, i ş kan u n u n u n uygulanmasını denetleyecek işçi kontrol komisyonları n ı n meydana geti ril mesi, işçiler için sosyal sigorta sağlan ması ; topra kların ve tarım a l etlerin i n p a rasız olara k topra ksız ve az toprakıı köylülere dağıtılması ; mevcut verg i/erin kaldı rı lması, progresif gelir vergileri kabulu ; herkese parasız öğrenim imkônı sağlanması v.s. TKP-n i n nüfuzu, komünizm fi kri emekçi yığ ı n l a r, aydınlar subayla r a ra ­ sında hızla yayılıyordu. Onun yönetimi a ltında devrimci sendikalar hızla gelişmeğe başladı. Pa rti n i n köylüler, özellikle milli savaşın ilk öncüleri, vurucu kuvvetleri olan anti-emperyalist, a nti-feodal köylü savaşçı çeteleri a ra s ında nüfuzu önemli derecede a rttı. Bu durum m i l l i mücadeleyi destek­ liyen bir kısım büyük toprak sahiplerini, milli burjuva zi n i n sağ kanadını, o n l a rla bağlı g e rici genera l l eri korkutmaya başladı. Bunları n yönetici çevreler üzerindeki baskıları a rttı. Bu baskıla r etkisini göstermekte gecik­ med i. Em peryal izme karşı silôhlı m ücadelen i n ön safla rı nda savaşan dev­ rimci çeteler zorla dağıtı ld ı ; pa rtimizin başkan ı Mustafa Suphi, genel sekreteri Edhem Nejat, diğer ondört yoldaşı mızla b i rl ikte, toprak ağala­ rının ve gerici genero l lerin tertiplediği b i r komploda kahpeçe öldürül­ d üler. Komünistlere karşı baskı ve açık terör devri başladı. Komünist Par­ tisi yasa k edildi. Yabancı sermaye i l e menfaat bağları kopmamış gerici burjuvazi ve büyük topra k sahipleri bloku a nti -emperyalist m ücadelen i n , geniş hal k yığınlarının istediği ve beklediği b i r toprak devri mine yükselebileceğ inden korkuyorlardı. Kom ü n ist Partisi, memleketin objektif şartları n ı n iktidarı ele a l ması için hazır ve elverişli olmadığ ı n ı biliyordu, ve partin i n yönetim i Ma rksizmi645


leninizmi kılavuz edi n m iş, Oktobrun a levleri içinde pişmiş, hiçbir ava n ­ türizme yol vermiyecek devri mcilerin elinde bulun uyord u . Mustafa Suphi "Büyük Millet Meclisi ve Komünist Partisi» başlıklı bir yazısında «Komünist Partisi bug ü n sosya l ist devrim ya pabilecek ve i ktidarı ele olabilecek siyasi bir parti g i bi ha reket edemez» derken bunu açı k ifade ediyordu. TKP bütün kuvvetleri ni, gayretleri ni M ustafa Kema l i n ida re ettiği k u rtu l u ş hare­ ketini desteklemeye yöneltmişti. Türk h a l k ı n ı n isti lôcı l a ra karşı açtığı sava­ ş ı n , başı nda burjuvazi bu l u n masına rağ men, objektif olarak devrimci bir savaş olduğu, Türk emekçi leri n i n ve dü nya devrimci seyri n i n menfaat­ lerine uyg u n bulunduğu Birinci Kon g renin m a nifestinde de bel i rti l mişti. Bugü n kü Türk proletaryası gerek n içel i k, gerek n itel i k ba k ı m ı ndan kırk yıl önceki durumunda değ i l d i r. Işçi sınıfı uzun ve çetin mücadeleler içinde olgu nlaştı ; mem leketin sosyal ve politik hayatında önemli bir aktif kuvvet haline geldi. Tü rk b u rjuvazisinin, işçi sın ıfı Ma rksizm i n-leni n i z m i n etkisinden uzak, kendi çıkarlarına uyg u n sosyal ve politik görüşlere bağlı tutma ça baları tesirsiz kalmamıştır. Fakat memlekette sertleşen sınıf mücadelesi, Mark­ sizme-Leninizme bağlı sosyalist ü l kelerin sosyalizm ve komünizm yol u nd a e l d e etti kleri başa rıla r işçi sınıfına yaba ncı ideolojilerin. a nti-komünizm kampanya l a rı n ı n penze h i ri olmaktad ı r. Türkiye idareci çevreleri n i n a nti-komünizm dozu, bu çevrelerin iç ve özel l i kle dış politi kada kı zigzeklarına para lel olara k zaman zaman çoğaI­ m ı ş veya azalmıştı r. Bu «taktik» son yıllara kad a r deva m etti. Işte bu zig­ zaklar s ı rasındadı r ki, M a rksı n, Engelsin, Len i n i n bazı eserleri tü rkçeye çevrilmiş ve leg a l o la ra k bası labilmiştir. Fakat politik hava değ işince bu eserler, kitapçı mogaza lorında mevcutları kalmışso, resmi çevrelerin em­ riyle toplattı lmışlard ı r. Hattô bu kitapları evlerinde bulundura n ların tevkif edilerek hepse mahküm edi l d i kleri de sıksık görül müştür. «Ka pital»in dilimizde yayınlanması bu yüzden bir hayli gecikti. Türkiyede işçi sınıfı ken d i va rlığı n ı kovradıkton ve politik şuura yüksel­ meye başladıkta n sonra çıkan bazı gazete ve dergi lerde «Ka pital»in ono fi kirleri ni, kapita l izmin sömü rü mekan izması nı doğ ruda n doğruya açı k­ layan bölü mlerini kon u edi nmiş bir çok yazı lar yayı n l a n d ı . Türkiyede işçi ha reketin i n gel işmesinde bu yazıların öneml i etkisi oldu. 1 930 yılında «Kapita !>.in ayrı ayrı kişiler tarafı ndan hazı rla nmış iki özeti türkçeye çevrilerek bası ldı. Aynı yıllarda kita bın to m tercümesi fasi ­ k ü l halinde basıl maya başladı, fakat çok geçmeden polisin müdahalesiyle baskı d u rd u ruldu. 1 960 a s keri hükü met da rbesinden sonra memleketimizde sosyalizmi an­ latan eserlere, özel l i kle ilmi sosya l izmin klasi klerine ilgi b i r kat da ha a rttı. Marksı n , Engelsin, len i n i n eserlerinden bazı ları tercüme edilerek yayın l a nmaya başladı. K. Ma rksın «Kapital»i b u n l a r a rası ndadır. Bu büyük eser a l ma nca aslından çevrilerek 1 966 yı l ı nda küçük ebatta ayrı ayrı 646


kita plar h a l i nde çı kmaya başladı ve 1 967 yılında. a l ma nca basılışında n ta m yüz yıl sonra birinci cildin ta m a m ı bası l ı p yayın l a n d ı . Türkiye yönetici çevrelerinde a nti-ko m ü n i z m savaşı gevşemiş değ i l d i r. Tersine. a nti-komünizm kampanya l a rı şiddetlenmiş ve açı kça. memlekette g ittikçe genişleyen a nti-emperyalist ilerici kuvvetleri ezmek hedefine yöne 1t i l miştir. Demokrasi maskesi a ltında gizlenemez b i r hale gelen a nti­ komünist çıkışlar bug ü n bütün i lerici kuvvetlerin sert d i renişleriyle karşı­ laşmaktad ı r. üstelik. parlamentoda bu ilerici kuvvetleri temsil eden kuv­ vetli muha lefet g ru p l a rı karşısında a nayasa n ı n u l uorta ihlôli zorlaşmıştır. Yüz yıl önce «Kapita l » i l k çıktığı za m a n burjuva ideolog l a rı bu olayı önce sukütla geçiştirmeğe çal ıştı lar. Fakat sonra hücuma geçmek zorun­ luğunu duyd u l a r. «Kapital»in yüz yıl sonra çıkan türkçesi de gerici Türk yazarlarının korku ve öfke dolu sü kütiyle karş ı laştı. «Ka pital»in daha türkçesi çıkmadan çok önce Türkiye işçi hareketinde kendini göstermeğe başl ı ya n etkileri. Türkiyedeki burjuva ideologlarını. daha o z a m a n l a r. bu eseri okumak lüzumunu bile duymada n. Batı l ı hocal a r ı n ı n ona karşı yük­ selen seslerini Türkiyede a ksettirmeye başla d ı l a r. Şimdi bu n l a r a rası nda yine Batı l ı hoca l a rına uyarak. K. M a rksın «Kapital»ini devri ni yaşa mış eski m i ş - göstermeye yeltenenler. hatta kapita lizmin Tü rkiyeye hiç g i rme­ diğini iddia edenler va r. Ama gerçek olan şu ki. bugünkü Türkiye kapitalizmin ekonomik ge­ l işme ka n u n l a rı n ı n a la bildiğine h ü kü m sürdüğü mem leketlerden biridir. Türkiyenin bug ü n kü sosyal formasyonu. bütün ekonom i k ka n u n l a riyle. ü re­ ti m i l işkileriyle. çel işkileriyle. alt ve üst ya pılariyle. K. Marksın «Kapital » de tasvir ettiği kapitalizmin ta kendisidir. Kapita l iz m i n mutlak b i r kanunu o l o n sermaye birikimi kanunu memleketin ekonomisinde bütün şiddeti ve a m a nsızlıgıyle hükmünü yürütüyor. Kapita l i st ü retim gelişti kçe. söm ü rücü sınıfların milli g e l i rdeki payı arttıkça Türk işçilerinin reel işücretleri. m i l l i gelirdeki payı d u rmadan azal ıyor. işçi sınıfının nisbi hatta mutl a k sefaleti a rtıyor. Bütün kapita list memleketlerde olduğu gibi, Türk işçisinin çetin sınıf savaşla rıyla elde ettiğ i iş ücreti za m l a rı onların refah seviyelerini a rtırmaktan uzaktır. Çünkü daimi fiyat a rtışları, enflasyo n l a r bu zamları etkisiz kıl ıyor. Kapitalizmin gelişme kanunları Türk köylüleri ni. şehi r ve köy küçük burjuvazisini a m a nsızca ezmekte. dağıtmakta, muazza m bir işsizler ordusu meydana geti rmektedir. Türkiyede büyük bir afet h a l i n i a l a n işsizl i k teknik i lerlemenin, emek veri m l i l i ğ i n i n a rtması sonucu değ i l , daha çok şehi r ve köy küçük ü reticile ri n i n dağılmasının sonucudur. Yüzbin lerce T ü rk işçisi hayatlarını kaza n m a k için Batı Avrupa memleketlerine göçetmek zoru nda kal mıştır. Ya lnız Batıya göç etmek için sıra bekliyenlerin sayısı bir m i l ­ yona yaklaşıyor. «Kapital .. in özünü teşk i l eden a rtık değer kanunu bugünkü Türkiye top­ l u m u n u n ekonomik ü retim o rg a nizasyon u nd a hüküm s ü ren, o n u n sömürücü mekanizmasını işleten ono ko n u n d u r. Hatta Türk büyük b u rjuvazisi, mem647


leketin ü retici g ü çleri n i n n isbeten zayıf olmasına, m i l l i ekonominin ya­ bancı sermayeye bağımlı b u l unmasına rağ men, tekelci sermayeye tırman ­ m a ktad ır. Marksizm, toplumun her gelişme dönemiyle a ra l ı ksız olara k gelişen b i r öğretidir. Lenin, kapita lizmin Markston, Engelsten sonraki tarihi aşama şa rtlarında, emperyal izm safhasında Ma rksizmi daha do geliştirdi. M a rk ­ sın ekonom i k öğ retisini, devrim teorisini zengi nleşti rdi . O n u n .. Emperya­ l izm" a d l ı eseri «Kapital"in devamıdır. Kapitalizmin en y üksek saşa masının «Kapital"idir. Kapitalizmin gelişme kan u nları onu. b u rjuva ideologl a rının seslerine k u l a k asmadan. burjuva hükümetlerinin baskı ve terörlerine bakmadan, Morksin «Kapital"de zaruretini ispat ettiği aki bete doğru götürmektedir. Burjuvazi. e n korkunç baskı ve terör vasıta l a rına başvu rduğu. bütün propağanda vasıtalarını seferber ettiğ i halde «Kapital"in fi k i rlerinin i n ­ sanlığı sa rmasını engelliyemedi. Komünizm a rtı k b i r hayalet değ i l d i r. B u g ü n Avru pada. Asyada. Ame­ rikada M a rksın. Engelsin. Leninin m uzaffer bayrağı dalgalan ıyar. Fakat. emperyalizm kanlı dişlerini göstererek saldırışlarına devam edi­ yor;' Komünist h a reketinin ve bütün anti-emperyalist kuvvetlerin b i rliği ve Ma rksın-Engelsin şu çağrı şiarı bugün her zamandan daha büyük b i r ö n e m taşıyor : Bütün ülkelerin proleterleri birlesiniz!

648

_


ı Ç I N D E K I LE R

ib Nö,Jund Emp eryalist saldırıları öneleme olanakları ve sorul'\ları .

569

la n P,azsky Avru pa n ı n Güvenliği s o ru n u ve komünistler .

.

.

.

.

.

.

.

.

580

E. Papaiyoanu K ı b r ı s üstü nde teh l i ke b u lutları .

.

592

.

George (09niol Stuttg a rd

Kongresi

598

B IJ Y IJ K O K T O B R U N 5 0 . Y ı l ı N A D O (; R U Büyük Oktobr Sosyalist Devriminin tarihi önemi

609

(Milletle rarası bir konfe ra nsta i l g i l i notlar) S O S YA L I S T ü L K E L E R D E Erich Honeker

Demokrati k A l m a n ya C u m h u riyetinde gelişmiş SOSYa list toplum düze n i n i n ya ratıl masiyle i l g i l i sorunla r .

.

.

.

.

.

613

S E R M AY E D ü N YA S ı N D A

Alfred Düherst Bi rleş i k Amerikada zencilere karşı terör .

625

Dimitris Lakas Yu na n i sta n d a fa ş i st rej i m i n geleceği yoktur

629

'

ViYETNAM HAR B i Yan Prajki

Avustralya gerici leri Amerikan sald ı rısına ya rd ı m e d iyor .

.

.

.

633

.

.

.

637

K O M ü N I Z M S AVA Ş ı K A H R A M A N L A R ı M/aden {saef

Ş a i r devri m c i , h ü m a n ist . ,

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

O Z E L S AY F A L A R ı M I Z

Y. Demir Ka rl Ma rks'ın «Kapital,,; ve Türkiye işçi hareketindE? Marksizm i n - Leni n izmin etkileri .

.

.

.

.

.

.

640


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M L E R I

Ingilizce si :

Central Books Ltd., 37 Grays I n n Road, London, W. C. 1 . ıtalyancası :

libreria Rinascita, Via delle Botteghe, Oscure 2. Roma Almancası :

«GLOBUS»-Vertrieb auslö nd ischer Zeitschriften, Wien XX, Höchstödtplatz 3 Yunancası (Kıbrıs'ta):

La i ko n Praktorion, Tricoupi Street, 53 r., N icosia Ruşcas ı :

Stredisko p ro rozsirovan i tisku, P r a h a 6, Thoku rova 3 Fransızcası :

Societe d'Edition et d' Enformation 9, Boulevard des Ita l iens Paris (2e) Ispanyolcas ı :

Ediciones Pueblos U nidos Casi l l a Correo 589, Montevideo Japoncası :

N a u ka Ltd., 2 , Kanad-Zi n bocho 2-chome, Chiyoda-ku, Tokyo Isv e ç dilinde:

Arbetarkultur, Söderarmsvagen 36, Joha n n eshov 6, Stockholm Bulgarcası:

Raznoiznos, I, Rue Tzar Assen, Sofia Türkçe si :

«Y E N i ç A G » Tho kurova 3

Fiyatı 1 l i ra

-

Stredisko pro rozsirovan i tisku, Pra h a 6,


yc_67_09_10