Page 1

YENİçAG •

J. Gollan: Wilson politikasında gelişen buhran

A. Çarakçiev: Bulgar komünistlerinin kongresi

D. Lakkas. AI. Levkovski: Aşırı sağcılık ve yeni faşizm

S. Camara: Ozgürlüğün ve egemenliğin korunması

SOSYALIZM SORUNLARI Sosyalist ekonomide plôn ve piyasa sorunları VIYETNAM HARBI Japon saldırganlık üsleri KAHIRE KONFERANSı Afrikada milli ve sosyal devrim sorunları LATIN AMERIKADA Kahramanlarımızı anıyoruz OZEL SAYFALARıMIZ Fransız Komünist Partisi XViii. Kongresine

1 (31) Ocak

1967

BARIŞ

VE SOSYALIZM

PROBLEMLERI


Bu

s ayıda:

John Gollan Ingiltere Komünist Pat r isi

Asen Çarakçiev Bulgaristonlı

Dimitris Lakkas Yunanistanlıgazeteci

Alekseyi Levkovski Sovyet gazetecisi

Sikhe Camara Gine Cu mhuriyetinde

toplumcu


Bütün ülkelerin proleter/eri, birleşiniz!

i Çlo

YE N

1 Ocak

1967

Komüni st ve işçi partileri nin teori ve enformasyon dergisi

Wilson politikasında gelişen buhran

John Gollon Bugün Ingilterede çok önemli, yeni bir siyasi d u ru m gelişmektedir. 1 966 yıl ı n ı n başlarına kadar, işçi hareketinde üstün gelen duygu, on üç yıl boyunca, işçi düşmanı, emperyalist politikaları ile halk kitlelerinde büyük bir hoşnutsuzluk yaratan Muhafazakôr hükümetleri iktidardan uzaklaş­ tırmış olma nın sevinci idi. M u hafazakôrlara karşı duyulan hoşnutsuzluk, siyasetini değiştirme isteğ i, 3 1 Mart 1 966 tarihli genel seçimlerde hôlô büyük rol oynuyordu. Bu seçimlerle, Işçi Partisinin Ava m Kamarasındaki çoğunluğu 97'ye yükseldi. Seçimlerden bu yana a ncak birkaç ay geçtiği halde, Işçi hükümeti, izle­ diği siyaset yüzünden, örgütlenmiş işçi hareketinde, sayıları gittikçe kaba­ ran g ruplarla çatışma ve savaşma halindedir. Hükümetin bugün bulunduğu durum, Ingiliz emperyalizminin geçirdiği derin buhranın sonucuaur. B u buhra n karşısında, hükümetin, yepyeni bir nitelik taşıyan, uzun - vadeli tedbirler alması gerekirdi. Oysa Wilson hükümeti, I ng iltereyi bugünkü hale getiren temel sorunları çözümlemeye ça lışmadı, kapitalizmin sosyal-demokrat ..çı rakları» gibi, ve aynı anlayışla ha reket etti. Iktisadi buhran, işçi ve sendika hareketi içinde yürütülen m ücadelenin keskinleşmesiyle de dile gelmektedi r.


Iktisadi buhran: Wilson hükümetinin Temmuz ayında aldıgı tedbirler Ingiliz emperyalizminin geçirdiği buhra n yen i bir olay değ i ld i r ; 20 Tem­ mu;zda kararlaştırılan tedbi rlerde de bir yenilik yok. Yeni olan, Işçi h ü kü­ meti nin işçi sınıfına ve sendikalara karşı giriştiği iktisadi ve siyasi saldı­ rı nın şiddetidir. Ikinci Dünya Savaşı sona e rdiği gü nden bu yana, Ingiltereyi sarsan derin buhra n - ister Işçi, ister Muhafazakör - bütün hükü metlere etkiler yaptı. Buhra nın asıl nedenleri, çeşitli h ükümetlerin, ..City» deki kapitalist çevrelerin d ünyanın her tarafında kurmuş olduğu ilişkileri ve b u serma­ yenin gücünü devam ettirmek; Ingilterenin emperyalist mevzilerini ve In­ giliz l i rası n ı n milletlerarası birim niteliğini korumak üzere, g i riştiği teşeb­ büsferdi r. Bu amaçların gerçekleştiril mesi için, askeri masraflardun başka her şey feda edildi. Gerek Muhafaza kör, gerek Işçi h ükümetleri, i ktisad i g üçlük­ lere ve tediye bilançosundaki deva mlı açığa karşı, ..stop - Ileri - stop" parolası ile dile gelen b i r siyasete başvurdular. Sanayi faaliyetini i stek­ l endirme çabaları ile bu faaliyeti kısacak tedbirler birbirini izliyordu. Neticede, I ngilterenin iktisadi gelişme oranı, kapitalist dünyadaki en düşük o ra n ı oldu. Bug ünkü buhrana gelince ; bu buhra n ı n yakın nedenleri yılda 350 milyon sterli ng'e yükselen deniz-aşı rı askeri masraflarla, yabancı ülkelere ya pılan ve aşağı yukarı aynı miktarı bulan yatırımlardır. Wilson hükü metinin izlediği siyaset, deniz-aşırı askeri masraflarda ve ya bancı ülkelerdeki Ingiliz yatırı mlarında herhangi bir i ndiri m yapmaya yanaşmadan, tediye bilançosundaki deva m l ı açı ğ ı n a rtan baskısı karşı­ sında Ingiliz lirasını kurtarmak a macını güdüyor. Bu politikanın sonucu olarak, Ingiliz lirasını kurtarmak gayreti ile büyük istikraz yoluna gidi ldi ; bu kısa vadeli çözüm yolu, neticede, ödenecek faiz y ükünü bir kat daha a rttırdı.

Ingiliz l i rası d üştüğü ta kdirde, doları n ve diğer dövizlerin durumuna z arar gelmesinden korkan Amerika ve milletlerarası bankalar, Ingiltereye kolaylıkla kredi açıyorlar. Ama Ingiltereye verilen bu büyük kredi ler, b i r takım şartlara bağl ı olu­ yor. Hiç şüphesiz, resmi yalanlomalara rağmen, Wilson h ü kü meti, borç veren ya bancı hükü met ve bankaları memnun etmek için, halkımızın hayat seviyesine saldırıda bulu nuyor. Temmuz tedbirleri n i n kabulünden önce de Maliye Bakanı kısıcı tedbirler aldı. Mayıs ayında yeni bütçeyi açıklarken bakan, I ngiliz l irasının sağ­ la mlaştırıl ması, sanayi gücünün a rttırıl ması, işsizliğe son verilmesi i le ilgili tedbirlerin alınaca ğ ı n ı söyledi. Bu açıdan hareket ederek, ve h a l kı h ü kü­ metin ücretleri dondurma politikasını desteklemeye çağı ra rak, yıllık iç 2


tüketi minde 300 m ilyon sterl inglik bir indirim sağlayacak «işçi sayısına göre vergi .. yi kabul ettirdi. B u verg i işverenlerden a l ı n maktad ı r, ama bu tedbirin fiatların yüksel­ mesine yol açacağı daha ilk anda anlaşıldı. Çünkü işverenlerin bu ver­ g iyi tüketiciden çı kartmaya bakacağı, bunun da işçi sınıfı nın genel tüke­ timine olumsuz etkiler yapacağı belli idi. Neticede, itibari ücretler don­ duru lduğuna göre, bu vergi yeni bir dolaylı vergi teşkil ediyordu. Guardian gazetesi nin m aliye uzmanı William Davies'in 5 Mayıs ta rihli yazısında belirttiği gibi : «Bu bütçeyi anca k Muhafazakôr bir Maliye bakanı hazır­ laya biiird i . Durum Işçi Partisine oy verenlerde hoşnutsuzluk yaratabilir ama bu bütçe yabancı banka çevrelerin i çok memnun edecektir mu­ ha kkak • . .

• . ."

Kısa bir süre için, hükümetin kararlaştı rdığı bu yeni vergi ve işçi sını­ fın ı n yaşama düzeyine girişilen saldırılarla borç veren yabancı çevrelerin tatmin edildiği sanıldı. Oysa iş bununla bitmiyordu. 20 Temmuzda, Wilson a l ı nacak yeni tedbirleri açıkladı. Bunlar 3 g rupa ayrılıyordu : i

1. Kredileri kısmak ve dolaylı vergileri arttırmak yolu ile tüketimde yılda 500 milyon lira l ı k bir indiri m sağlayan tedbi rler.

2. Kanun yolu i le bütün ücretleri 6 ay boyunca donduran, kalan 6 ay içinde de ücretlerde a rtışları sınırlandıran ted birler. 3. Bu a maçları gerçekleştirmek üzere de sendikalara karşı kabul edilen yeni cezai tedbirler. Ikinci Dünya Savaşından sonra iktidara gelmiş bütün h ü kümetlerin, işçi sı nıfına yönelttiği en büyük sald ı rıyı teşkil eden bu şiddetli tedbirleri tespit ederken, Wilson hükümeti muhakkak ya::ıancı bankaları n fikrini sormuştur. 19 Temmuz tarihli Finanda/ Times gazetesinde belirtildiği gibi, M a l iye Baka n ı Callaghan'ın, h ükümetin hazırladığı deflasyonist tedbirlerin ama­ c ı n ı ve niteliğini on banka gru puna açıklamak üzere Avrupada yaptığı yolculuğun anlamı açıktır. (Bu tedbirler bay Wilson'un 20 Temmuzda açıkladığı tad bi rlerdir.) BBC televizyonuna verdiği bir mülôkatta, FMI (Dünya Para Bankası) müdürü Pierre-Paul Schweitzer, bu teşkilôtın Ingiliz l i rasına sağladığı yar­ d ı m ı n «Ingiliz hükümeti n i n gerektiği anda, tediye bila nçosunun dengesini sağlamak üzere zoru n l u saydığı çeşitl i tedbirleri a lmayı taahhüt etmesi.. ne bağ l ı olduğunu açıkca söyledi . Schweitzer'le mülôkat yapan gazeteci ise şöyle konuştu : «Hiç şüphesiz, bay Wilson bu şekilde hareket etmeseydi, Ingiliz lirasına karşı yönetilmiş büy ük bir saldı rıya şahit olacaktık, bu da her halde zorunlu bir devalüasyona götürürdü ... Sendika ları n a leyhine yönelmiş, çeşitli mecburi şartları ve cezai müeyyi­ deleri ile sendika aleyhta rı bir kanun olan Fiatlar ve Gelirler Kanun tasarısı, Wilson, tedbirlerini açıklamazdan önce Parlômentoda tartışıldı. 1·

3


Bug ü n a rtık Parlômentodan geçmiş bulu n a n bu kanunun h ükümlerine göre, fiatlarda ve ücretlerde öngörülen bütün değişiklikler, Iktisat Baka n ­ lığına bildiril melidir. Baka n l ı k b u projeleri Fiatlar ve Gelirler Müdürlüğ üne geri gönderebil i r. Bakan muvafakatı n ı vermediği takdirde, tasarı Bakan­ lığa bildirildiği tarihten itibaren 4 ay sürece düşünülen değ işiklikler uygulanamaz. Bakanlığın muvafakatı olmadan fiatlarda veya ücretlerde ' herha ngi bir değ işiklik yapa n işverenlere, sendika l a ra, bu değişiklikleri kabul ettirmek üzere greve girenlere, çeşitli cezai müeyyideler uygulana­ caktır. Başba kanın 20 Temmuz tarihli konuşmasında n sonra Fiatlar ve Gelirler Kanununa ilôve edilen I V-ncü bölüm, ücretleri dondurma süresi olarak Wilson'un tespit ettiğ i dönemle ilgilidir (20 Temmuz - 31 Ara l ı k 1 966). B u bölüm, Iktisat Baka n ı na, ücretlerin a rttı rıl ması için sendi ka l a rl a a nlaşmaya va rıldığı hallerde bile, işverenlere 2 0 Temmuzdan önceki ücret­ lerden üstün ücret ödemeyi yasa klayan ..direktifler» de bulun m a hakkını tanımaktadır. Böylelikle işverenlerin kabul ettiğ i ücret a rtışları bile yasak­ lanmış oluyor. Bugüne kad a r Bakan, bu h akkın ı iki d efa kullanmıştır.

Temmuz tedbirlerinin sonuçları Hükümetin niyeti, işsizliği arttı rmaktı. Şurasını da belirtmeliyiz ki, bu şid­ detli tedbirlerin kabu l ü n den önce de, bütün I ngiliz i ktisadı çok güç bir durumda bulunuyordu. 1 966'nın ilk 6 ayı içinde, Ingiliz ekonomisi büsbütün durg u n laşmıştı. Bir ay görülen ilerleme, ertesi ay elde edilen sonuçlarla sıfıra i ndiriimiş oluyordu. 1 966'da Ma rt-Ağustos ayları a rasında, sanayi ü retimindeki endeks 1 34'e i n mişti r. Oysa 1 965'ın son 6 ayı içinde ve 1 966'nın i l k üç ayı içi n de bu endeks 1 37'idi. Temmuz tedbirleri n i n kabul ü ve 1 Eylü lden itibaren «çalıştırı l a n işçi sayısına göre verg i»nin uygulanmasından sonra, i ktisadi durum daha da kötüleşti. Sanayi kolları a ra sından i l k zara r görenler, otomobil ve uzun süreli tüketim m a l la rı sanayileri oldu. Arkasından buhra n çel i k endüstri­ s i ne ve donatım ma lzemesi ü retimine sıçradı. Onbinlerce işçi işten çıka­ rıld ı ; iş haftası kısaltıldı. Eyl ü l-Ekim ayları içinde işsiz sayısında a rtış 1 97.000'i ; genel işsiz sayısı da 437.000'i buldu. Işten çıkarılan işçilerden pek azı yeni bir iş bulabilmiştir. Işsizlik lôfı n ı etmemek için h ü kümet boşta o l a n işçileri «yen i alanla ra .. a ktaracağı n ı söylüyor. Hükümetin aldığı tedbirlerin etkisiyle, işçileri n h izmetler a l a ­ nından i hraç malları üretimi a la n ı na geçireleceğini i d d i a e d e n nazariyeyi, gerçekler yalanladı. Bu tedbirlerden ilk zara r gören sanayi, en moderni, en otomatikleştirilmişi, i h racattan ü l keye en çok döviz sağlayan otomobil . endüstrisi ol muştur. Kasım başlarında, otomobil endüstrisi korkunç bi r duruma gelmişti : 4


Işten çıkarılan, ya hut haftada a n ca k birkaç gün çalışan işçi sayısı 1 00.000' e yükseliyordu.

Işsizli k daha ne kadar a rtacaktı r? Bunu kesin olara k tahmin etmek im­ kansızdı r. Hükümet yarım m ilyon lôfı n ı ediyor. Economist dergisi ise mil­ yondan bahsediyor. Muhakkak olan bir şey varsa, o da buhra n ı n günden güne derin leşti­ ğidir. Sağ güçlerin kontrolü altında bulunan Ingi liz Sendikaları Konfede­ rasyonu ıcra Komitesi bile Wilson politikasın ı n olu msuz sonuçlarını belir­ terek, hükümeti bu siyasetten vazgeçmeye çağ ı rdı. Sendikalar, Ocak 1 967'den önce işsiz sayısın ı n 600.000'i bulacağını tahmin ediyor. I ktisadi durgunluğun daha çok artacağı söyleniyor. En büyük işveren teşkilôtı olan Ingiliz Endüstri Konfederasyonu üyelerine, sanayi gelişme­ sinde beliren başlıca eğili m l er konusunda ne düşündüklerini sord u . Bu soruştu rmanın sonuçları 21 Ekim 1 966 tarihli Times gazetesinde «Kara nlığa doğru» başlı ğ ı altında çıkan bir yazıda verildi. B u bilançoda n anlaşıldı­ ğ ı na göre, fikri sorulan şirketlerin % 67'si, gelecek konusunda Hazira n ayına nispetle daha da karamsardır. Işletmelerin % 54'ü faaliyetlerini çok azaltmıştı r. Soruşturmaya cevap verenlerin yarısı yatı rı mları n daha da azalacağı n ı öngörmektedi r. 1 966 sonları nda çelik üretiminin 1 965 y ı l ı na nispetle % 1 0 azalacağı, 1 967 de ise büsbütün düşeceği tahmin edil mektedir. Ongörülen yatırım alan ında, Ticaret Bakan lığı 1 966 da % 4, 1 967 d e ise % 7-8 kadar bir aza l ı ş tahmin ediyor. Bütün bunlar hükümetin aldığı tedbirlerin i l k sonuçları d ı r. Gelecek aylarda iktisadi d u rumun daha da bozulacağı muhakka ktır. Bu da işsiz­ Iiği a rtıracak, mamul madde endüstrilerinde işletmeler yeteneklerinden aşağı bir düzeyde çal ışacaktır. B ütün bu d urgunluk ve geri leme belirtilerine rağmen, hükümet ücretlere karşı giriştiği saldırıya devam ediyor. Uyelerinin ücretlerine 15 Temmuzdan önce kararlaştı rılan zammı ala­ mayan bir sendika, işvereni anlaşmayı tektaraflı olara k bozduğu gerek­ çesiyle mahkemeye verdi, ve dôvayı kazandı. Ama hükümet, Fiatlar ve Gelirler Kanununun, ücretlerin donduru lmasını ka nuni hale getiren, işve­ renlere ka nunun kabulünden önce varılan a nlaşmaları tek taraflı olarak bozma hakkını tanıyan maddesini derhal uyguladı . Fiatlar ve Gelirler Kanunu ndaki zorlayıcı hükümlerin uygulanması, bu hükümlerin sendika ­ lara karşı kullanılmıyacağı n ı iddia edenlerin, Wilsonun gerçek niyetlerini hıç sezemediklerini ispatlamıştır. Hükümetin bu davranışı işçiler arasında, hatta işverenlerin bir kısmında büyük bir infial uyandırdı. Bazı işverenler, Temmuz tedbirleri n i n ka bulünden önce a kted i len anlaşmaları bile değersiz b ı ra kan bu hükümlerin, emekçilerle ilişkilerini bozacağı n ı anlıyorlar. Işçi­ lerin kabul ettiği bazı feda kô rl ı klara karşılık olarak ücretlerin arttırılma­ sını öngören Uretim Gücü Anlaşmaları bile bugün yürürlükten kaldırıl­ mıştır. 5


Hükmet, eskiden g üttüğü a maçtan, yani bjjtün sorunlara çozum yolu olarak gelişen bir ekonomi sağlama hedefinden a rtık h i ç bahsetmiyor. George B rown'un 1 970 yılında milli geliren % 25 a rtacağı n ı öngören ..Milli Plôn»ı iyice unutuldu. Işçi hükümeti bütün faal iyetini «Stop-lIeri­ Stop» prensipine göre ayerlıyor. Ama Mu hafazakôr hükümet dönemine n ispetle bi le, «Stop» dönemleri sıklaşıyor ve uzuyor. Ekim ayında Parlômentoda yaptığı bir konuşmada, Başkan Wilson % 2'n i n «normal" bir işsizlik ora nı olduğunu söylemişti. Bazı ları Başka n ı n e n yüksek ora n d a n bahsettiğ i n i sanmışl a rdı. Oysa bugün a nlaşıldığına göre, bu % 2 ora n ı, hükümeti öngördüğü iktisadi yönetim sisteminde, asgari olara k kabul ettiğ i ora n d ı r. Demek oluyor ki, bugün Ingilterede 480.000 devamlı işsiz bulunma lıdır. I ktisadı etki li bir şekilde yönetebilmesi için yüksek bir işsiz ora n ı n ı n şa rt olduğunu iddia eden Muhafaza kôrların bu nazariyesini, Işçi Hü kümeti pratikte tasdi k etmiş oluyor. Eskiden Işçi Partisi iktisadi a l a nda ücret politikasının, en etkili kontrol yolu olduğunu söylüyordu. M uhafazakôrlara göre ise, bu kontrolü n sağ­ lanabilmesi için, en doğru yol bir yedek işçi ordusunun bulu ndurulma­ sıdır. Bugün Işçi hükümeti her i ki politikaya başvuruyor. Economist dergisinin beli rttiği g ibi, hükümet "Ingiliz ekonomisi ni yönetmek için e n etkili yol olarak büyük bir işsiz ordusunun bulunduru lması nı isteyenlere oldukça ya kınlaşmıştır. Bugün i ktisatçıların çoğu bu korkunç doktri nin doğ ru luğuna kanaat geti recektir. Bu yedek ordusu yarım milyonu mu, yoksa başka bir sayıyı m ı bulaca ktır, işçileri yeni alanlara yerleştirdikten sonra varı l a n düzeye göre ü retim imizi yükseltmeye başladığımız zaman a ncak bu soru­ n u n cevabını alabileceğiz . . . Ama o zaman bile hükü metin Ingiliz l i rasını kurta rma k için giriştiği teşebbüsleri n başa rıya u laşacağı muhakkak sayı lamaz. Hôlô devalüasyon lôfı edilmektedi r. Bazı büyük kapitalistler, bazı gazeteler, bugünkü siyase­ tin temel p rensiplerin i yermeye başla mıştır. I ktisadi Gelişme Konseyi genel müdürü Fred Catterwood, Ingiliz i ktisa­ d ı nda görülen düşük a rtış ora nı n ı n, Ikinci d ünya savaşından bu yana g ittikçe o rtan askeri masraflardan ve deniz-aşırı ü l kelere yapılan yatırım­ l a rdon i leri geldiği n i söyledi : «Tediye bila nçosundaki açığa son verebil­ mek üzere bu temel siyasette bazı değişiklikler yapılırsa, d urum umuz bü­ tünü ile değişecek_r, gelişimde d a ha yüksek bir a rtış ora nı sağ layabilen ülkelerin durumuna yakın laşacaktır... Tı pkı eski M u hafazakôr hükü metleri gibi, Wilson hükümeti de Dünya Para Bankasının izlediği politikada bazı değ işikli klere razı olması için çaba sa rfediyor. Amacı, Ingiltereye daha çok «ta kıntısız para" sağlamak, başka bir deyişle, ne şekilde olursa olsun, yeni kred iler bulmaktadı r. Nereden gelirse gelsin, yard ı m bulmaya çabalayan Wilson hükümeti, I ngilterenin Orta k Pazara girme meselesini yeniden ortaya attı. Bu anda hükümet bir yandan Ortak Paza r üyesi 6 devletle, öte yandan d a Ingil"

6


terenin Ortak Pazara gi rmesinden doğacak sonuçlarla ilgili anlaşmalara varmak üzere, Avrup a Serbest M übadele Birliği ile müzakereler yürütü­ yor. Işçi hükümeti, Ingilterenin emperya list menfaatlerini korumaya çalı­ şırken, çok tabii olarak, Ingiliz l irasın ı n durumunu, ve mali merkez olara k londra n ı n önemini de korumaya çalışıyor. A m a Ingiliz l irasının veya dola­ rin değerini koru makta çıkarı ol mayan De Gaulle, buna muhalefet ediyor. Wilson hükümeti bir yandan da, Batı Almanyadaki Ingiliz askeri kuvvet­ lerinin masrafını Federal Almanyaya yüklemek ümidiyle, Bonn hükü meti ile konuşmalara başladı. Bu soruna tatmin edici bir çözüm yolu bulun­ madığı takdirde, askeri kuvvetlerini çekme tehditinde bul un masına rağ­ men, Wilson hükü meti nin eline şimdilik pek bir şey geçmedi.

Kitle hareketinde beliren gelişme Wilson hükümetinin izlediği siyaset, işçiler a rasında kitle hareketini hız­ landırd ı . Meydana gelen ilk çatışma nedenleri, ücretlerin dondurulması, ve hükümetin sendika l a rl a işverenler a rasınd a a ktedilen toplu sözleş­ melere müdahalesi oldu. H ükümet bu politikasını uyguladıkça, yeni ted­ birler a ldıkça, ha reket gelişti. işverenler işçilerin işine son vermeye baş­ layınca, bu ha reket daha da büyüdü. Bu ha reket daha çok iktisadi müca­ dele konusunda geliştiği halde, kitleler. iktisatla ilgili sorunla rı n dış politi­ kaya bağ l ı olduğunu daha büyük bir bilinçle anla maya başladılar. Işçi­ lerin i leri sürdüğü isteklerde. yabancı sermayeye bağı m l ı l ık. «Süveyş Do­ ğusu nda .. politikası gibi önemli noktala r gittikçe daha geniş bi r yer tut­ maktad ı r. 1 6 Mayısta başlayan denizcileri n büyük g revini liman işçileri ve - gerek Ingilterede gerek' başka ülkelerde - çeşitli sendika l a r destekledi. Bu grev hükümet politikasına karşı yürütülen savaşta atılmış i l k a d ı m ı teşkil etti. Ocretlerin a rttırı lmasını, iş saatleri n i n indiril mesini, daya iyi çalışma şa rt­ ların sağ lanmasını istiyen denizcilerin d u rumu fevka lôde kuvvetliydi. Ingi­ liz gemi adamları Avrupada en az para olanlard ı r. Onemli tavizlerde bulunmayı kesinlikle reddeden armatörleri hükümet hemen destekledi. 23 Mayısta hükümet olağanüstü tedbirler ka bul etti ve a nlaşmazlığa hakemlik edecek bir «Ozel Soruşturma Ma hkemesi« tôyin etti. Diğer sen­ dikaları n d esteğ inden faydalanan denizciler, kesin bir tutum takı ndıl a r, gerek işverenlerin tekliflerini, gerekse «Soruşturma Mahkemesi .. nin teklif ettiği çözüm yollarını reddetti ler. En sonunda, bi r uzlaşmaya varıldı, deniz­ cilere bazı önemsiz tavizler verildi. Denizciler 1 Temmuzda tekrar işe baş­ ladılar. G reve katı lanları n sayısı 200.000'e yükselmişti. liman işçileri de çal ışmayı reddettiği için, limanlarda bekleyen gemi sayısı çok yüksekti. Bu a nlaşmazlıkta hükümetin takındığı tutum, özellikle Wilson'un yürüt­ tüğ ü faal iyet, Işçi Hükümeti nin ücretlerin a rttı rılmasına hiç yanaşmak iste7


mediğini gösterdi. çatışma geliştikçe, hü kümet tutumunu daha da Sert­ leşti rdi . Ama öbür sendika la rı n sağladığı para yard ımları ve gösterd i ğ i daya n ışma bütün tehditlere rağmen, ücretleri d6ndurma siyasetine ka rşı geniş bir muhalefetin meydana geldiğini göstermiştir. Komünist Partisi ile

gazetesi işçi hareketine denizcilerin yürüttüğü mücadeleyi bütün ayrıntıları ile bildirmek ve denizcilere sağl a nacak yard ı m ı d üzen­ lemek üzere çok çaba sarfetti. G revin d üzenlemesinde denizciler a rasında komünist sorumlular büyük bir rol oynadılar. 20 Haziran günü, Wilson komünistlere çattı. Başbakan ..siyasi maksatla rla hareket eden, büyük bir birlik (çinde çalışan bir g rup»u, denizciler sendikası n ı n icra Komitesine baskı yapara. k , denizcileri g reve teşvik etmekle suçladı. Send i ka n ı n ıCra Komitesi Başbakan ı n bu konuşmasını bi r bildiri ile cevaplandırd ı : «Baş­ baka n ı n ıCra Komitesinin şerefine saldırarak . . . endüstri çatışmasının ge­ lişmesine tesir etmesi»ni büyük bi r üzüntü ile karşıladığını bildirdi. Daha sonra, Wilson komünistlere yapıla n bu suçlamaları incelemekle görevlen­ dirilecek resmi bir komisyon kurma teklifini reddetti. Bu mesele, işçiler a rasında başbakanın itibarını büsbütün düşürdü. Wilson, işçi hareketi içinde teşkilatla n mış, bağ ımsız bir sosyalist güç olduğumuzu, sağcı g üç­ lerin tehditleri ile yılmıyacağ ımızı a n ladığı için Partimize saldırd ı . Morning Sfar

3 Temmuz günü, Fiatlar v e Gelirler K a n u n Tasarısı açıkla nmadan b i r gün önce, Teknik Bakanı Fra nck Cousins, b u kanuni tedbirlerle d i le gelen siyaseti hiç desteklemediğini açıklayarak istifa etti. Başbakana yazd ı ğ ı istifa mektubunda belirttiğ i gibi : « B u k a n u n tasarısında y e r a la n teklifler, i ktisadi sorunları m ızın çözümüne hiç bir şekilde yardım edemez bun­ d a n önceki konuşmala rı mızda, refah temeline dayanan bi r yüksek ücret ekonomisi geliştirme zorunluluğu konusunda sizinle a n laşmıştık sendi­ kaların üyeleri adına isteklerde bulunmak, bu isteklerin gerçekleştirilmesi için yetkilerine göre her düzeyde mücadele yürütmek hakkını sınırlandırma amacı n ı g üden bu kanunları desteklemiyeceği m i kesinli kle açıkla d ı m . . . Franck Cousins, bugün, ücretler a la nında sistemli şekilde hükümete k_rşı mücadele eden Ulaştırma işçileri B irliği n i n genel sekreterlik işine dönümüştü r. Wilson'un 20 Temmuz tari h l i konuşmasından sonra Ağustos başla rında, işverenlerin, «fazla işçi sayısı .. nda ve iş haftası süresinde yap ı lacak indi­ ri mle ilgili açı klamaları, Işçi hükümeti n i n izlediği siyasetin gerçek sonuç­ larını belirtti. Işsizliğin a rtmasına engel olmak üzere ücretleri dondurma yoluna gidildiği ni defala rca söyleyen hükümetin yalanları meydana çı ktı. Işçiler, seslerini çıkartmadan çalışmak veya işsiz kalmak zorunda bırakıl­ d ı klarını, işsizliğin d e doğ rudan doğruya ücretlerin dondurulmasında, kre­ d ilerin kısılmasından, ve genelli kle hükümetin izlediği siyasetten ileri geldiğini a nlad ı la r. Büyük otomobil fabrikaları nda, binlerce işçiye kısa iş haftası sistemi uygula nı nca, işverenler daha çok işçi n i n işine son vereceklerini söylemeye başlayınca, başka endüstrilerde de işçiler işten çıkarılınca, hükü met siya. • •

.• .

"

8


setine karşı yürütülen mücadele hızlandı ve genişledi. Işçileri n işine son veri lmesine karşı g revler d üzenlendi. boşta kalan emekçilere başka a l a n ­ larda iş verilmesi istenildi. Bu mücadelenin başında. otomobil endüstri­ sini n komünist sorumluları bulunuyordu. Otomobil teslimi alanında çalışan işçiler. üçte bir nispetinde işten çıka­ rılacaklarını öğreni nce. g reve girdiler. Sendika l a rı da bu ha reketi hemen destekledi. g rev resmi bir nitelik ald ı . Işe son veri lme olaylarına engel olmak üzere. işbölümü isteyen çeşitli ha reketler düzenlendi. Sendika üye­ leri n i n baskısı a ltında. makine inşaatı işçileri Birliğinin ıcra Komitesi. h ükümetin şiddetli mu h�lefetine rağmen. işlerin bölünmesine taraftar olduğunu açı klad ı . Emekçiler hükü metin politi kasına şiddetle muhal iftir. Bu muhalefet. Eylü l ayında toplanan Ingiliz Sendika l a rı Kongresinin ve Ekim ayında toplanan Işçi Partisi Konferansının sonuçla rına büyük etkiler yaptı. Sendika l a r Kong resinin i l k gününde söz a l a n Wilson. işsizliğe karşı gelirler politikasından başka çare bulunmadığ ı n ı ; bu politika uygulanma­ dığı takdirde. işsiz sayısının bir büçük. hatta iki mi lyona varabileceğ i n i söyledi. Başbakan o g ü nkü konuşmasında ücretlerin a ltı ay sürece kesin­ likle dondurulocağını ; a ltı ay sürece d e ücretlerdeki artış ora n ı n ı n şid­ detle kısılacağı n ı açıkladı. Bundan başka «gelirlerin plônlı a rtışı ile milli ü retim g ücünün yükselişi a rasında denge zorunluluğ u»ndan bahseden Wilson. pratikte ücretlerin deva m l ı olara k donduru locağ ını açıklamış oldu. Gelirler politikası ile sanayide yeni tipte ilişkiler kurulduğunu. hükü­ metin. isteklerini gerçekleştirebildiği ta kdirde. 20 Temmuzd a n önceki şart­ l a ra dönül m iyeceği n i söyleyen bakan Crossman da hükümetin beni mse­ diği tutumu bir defa daha doğrulamış oldu. Sendika l a r Kongresinde çoğunluk. hükümetin izlediği siyaseti destekle­ yen Genel Konseyin tutumunu onayladı. ama ulaştırma işçileri ve kal ifye olmayan işçiler Sendikasın ı n önderliği altında bulunan güçlü bir azınlı k b u tutuma muhalefet etti. \Jeretleri dondurma siyasetini destekleyen Genel Konseyin raporunu 344.000 oyla onayladı (4.567.000·lehte ; 4.225.000 a l eyhte). Ostelik bazı sendika l a r ücretleri dondurma kara rını desteklemiş gösterildi. Oysa bu sendikaların yı l l ı k konferansıarı nda. bu tedbirin a ley­ hine karar veril mişti. Fiatlar ve Gelirler Kanunu n u n zorlayıcı hükümlerine cephe a l a n Maden işçileri Birliğinin Kongreye verdiği önerge. 474.000 oyluk bir farkla ancak reddedildi (4.229.000 lehte. 4.683.000 aleyhte). 4 milyonu aşan bu azınlık. Kongre çalışmaları ndaki en büyük özelliği teşkil etti . Ulaştırma işçileri ve ka lifye olmayan işçiler sendikasın ı n, be­ denle ça lışan e m ekçileri bir o raya getiren birkaç sendikanın. ve kafa emekçilerini toplayan bütün sendikaları n hükümet politi kasına muhalefet ettiği a nlaşıldı. Iktisadi siyasetle ilgili kararlardon başka. Amerikal ı ların Viyetnamdaki bombard ı ma nl a rı n ı n durudurul masını isteyen ve .. hükümetin 9


veya Birleşmiş M i lletlerin ba rışı sağ l a m a k üzere teşebbüse girmesi»ni isteyen bir örnerge de oybirliği ile kabul edildi. Sendika l a r Kongresinden bir ay sonra, 3 Ekimde, Işçi Partisinin yıl l ı k Konferansı toplandı. O a ra , binlerce işçinin işine s o n verilmesine, i ş haf­ tası nın kısaltı lmasına karşı işçiler şiddetli bir muhalefet yürütüyordu. Büyük otomobil fa brika l a rını, liman işçilerini ve londra taşıtlarında çalı­ şan işçileri temsil eden 1 .000 kişilik bir gru p Wilson'un siyasetini p rotesto etmek üzere, Konferansın toplandığı Brighton şehrine geldi. Bu heyetin temsilcilerini ilkin ka bul etmek istemiyen Wilson, en sonunda onlarla gö­ rüşmek zorunda kaldı. Ama politikasında herhangi bir değişiklik ya pmayı taa hhüt etmedi. Hükümetin izlediği siyaseti p rotesto etmek üzere Brighton'a gelen işçiler bir miting düzenledi kten sonra, Konferansın toplandığı bina­ n m etrafında bir yürüyüş yaptı lar, böylelikle mücadeleden ya na olan Kongre delegelerine büyü k bir destek sağ ladılar. 4 Ekim akşamı, Wilson ve kabine a rkadaşları Fiatlar ve Gelirler kanu­ nunun IV-ncü bölümünü uygula maya karar verdiler. Oysa Konferans bu sorunu ertesi gün a nca k i nceleyecekti. Çeşitli karorlara sağlanan oy sayı­ l a rı, 4 m ilyon sendikal ı emekçinin hükümet politikasından yana ; 2,5 m ilyon sendi kalının ise bu siyasete karşı olduğunu göstermiştir. Ama işten çıka­ rı lmalara ça re olara k iş bölümü sorunu konusunda, muhalefet 3.037.000 oya karşı 3.289.000 oyu buldu. Yani hükümet politikasına ve Işçi Partisi ıCra Komitesine karşı 1 52.000 oyluk bir çoğunluk sağlaya bildi �Süveyş' i n Doğusu» politikası, askeri kuvvetlerin geri çağı rı l ması, v e (ltfayeciler sen ­ dikasının teklif ettiği) Viyetna m savaşı ile ilgili kara r tasarıları oya konu­ l unca da, hükü metle Işçi Partisi ıCra Komitesi yenilgiye uğradı. M a rt 1 966 seçimlerinin sonuçları Parlômentodaki Işçi g rupunun d uru­ munda önemli değişikli klere yol açtı. Işçi Partisinin sol kanad ı na mensup birçok milletvekili seçildi. 1 964 seçimlerinden sonra, yani Parlômentodaki Işçi çoğ unluğu pek önemsiz olduğu dönemde, sol kanada mensup m i llet­ vekilleri n i n hükümeti fazla şiddetle yermelerine engel olan etkenler öne­ mini kaybetti. Nisan ayında, 64 milletvekili, hü kümetin Viyetnamdaki Amerikan saldırısına sağ ladığı desteğe karşı duydukl a rı infial ı belirten bir önerge verdiler. Temmuz ayında, 59 mil letvekili Fiatla r ve Geli rler Kanu­ n unda bazı değ işiklikler isteyen bir önerge verdiler. B u kanun Parlômen­ toya geti rildiği zaman, 30 kadar milletvekili çekimser kaldı. Ekim ayında, Pa rlô mento Fiatla r ve Gel i rler Kanununun IV-ncü bölümünün uygulanma­ sını onayladığı zaman, 28 milletveki li çekimser kaldı. Bundan başka, Işçi Grupunun toplantı l a rında da hükü meti izlediği siyaset defal a rca tenkid edildi. Parlômentoda da, Işçi Partisinin sol kanadına mensup milletvekilleri bu siyaseti şiddetle yerdi. Wilson politikasına muhalefet eden m i lletvekili sayısı, e n önemli sorunlarda, hü kümeti desteklememek için çekimser oy kullanan milletvekili sayısından da yüksektir. Wilson siyasetine karşı yürütülen kampanya çerçevesi içinde, ideolojik sorunlar da ortaya konul uyor ; (örneği n e n ivedili sorunları n çözümü konu10


sundo, sosyalistlerin benimseceği tutum sorunu ; sosyalizm nedir? so­ runu, vb.). H ükü metin sosya list ilkelerden uzaklaştı ğ ı nı iddia eden sol konodı n bu suçla ma ları n a karşı, New Slalesman'ln başyazarı, bu derg i n i n 1 6 Eylül 1 966 tarihli sayısında .. Işçi partililer sosyalizm d i y e yanlış yola sapıyorlar» başlıklı yazısında, ..fiatları ve gelirleri düzen altına alan yeni tedbirler - gerçek bir sosyalist ruh taşımakta d ı r . . . cöng 1 ka nunları na tabi bir i ktisat ile . . . iktisadi merkantilizmin kör, zorba sürecini kontrol eden Devletin millileştirdiği, yönettiğ i uygar bir toplum a rasında bir seçim yapmak zorundayız . . . » demektedir. Işçi hareketi içinde ve özellikle yüksel tahsil gençliği ve genellikle genç­ ler a rasında yürütülen sosya lizmle ilgili tartışmalara katıl m a k üzere, sos­ yalizm zorunluluğunu, ve sosyalizme varmak için seçilecek yollar konusunu ele alan bir broşür yayınladık. Işçi hareketinde yeni bir siyaset zorunluluğu, ü l kemize gereken yeni / alternatif p rog ra m ı n ı n niteliği konusunda kesin görüşler (beli rmeye başladı. Partimizin XXIX-ncu Kongresinde) (Kasım 1 965) tartışmalara temel olara k, i lerici ve solcu bütün unsurla r a rasında birl iğ i sağlaya bilecek bit prog ra m teklif ettik. Bu prog ramın başlıca unsurları : Gel irler politikasının ve sendika - aleyhtarı kanunları reddedilmesi ; fiat a rtışına son veri lmesi; Viyetnam harbinde Amerika l ı la ra sağ lanan ya rdımın kesil mesi ; askeri kredilerin kısılması ; sosyal hizmetlerin genişletilmesi vb. gibi tekliflerdi. Aynı tezlere, çeşitli şekiller altında, Işçi Partisinin sol kanadı n ı n tespit ettiği programda, sendikaların aldığı kararlarda, Fiatl a r ve Gelirler kanu­ nuna bir a lternatif teklif eden 501 Işçi mil letvekilleri n i n önergelerinde, Işçi hükümeti baka nlarından Cousins'in istifa mektubunda rastlanmakta­ d ı r. Bütün bunlar, Işçi Partisinin sol kanadı nda geniş kesimleri bi rleştiren, sendika l a rd a ki ilerici g üçleri n desteğinden yara rlanan isteklerdir. Bununla beraber, çeşitli güçlerin siyasi birliğ ini sağlamak, oldukça güç bir meseledir. Ama bu eğilim artık kuwetle belirmektedir. Çeşitli ortak ha reket şekilleri tespit edilmektedi r. Sendika l a rda, ilerici güçler, işbirliği yap arak, hükümetin ka rarlaştırd ı ğ ı tedbirlere karşı v e sendika ha kla rı n ı n savunul ması için yürütülen savaşa çoğunluğun desteğ ini sağla maya çalışıyor. Işletmelerde, Wilson siyasetine ve bu siyasetin doğurduğu sonuçlara karşı yürütülen savaşı, çeşitli sendi­ kalara mensup, çeşitli siyasi eğ ili mde sendika temsilcileri yönetiyor. Bu temsilciler ortak hareketler düzenliyor, ve işçilere savaşma zorunluluğunu anlatıyor. Bundan başka da, sendika komitelerinin teşebbüsü ile, sendika aleyhtarı kanunlara, hükümetin anti-demokratik ve d iktat siyasetine karşı, genel bir kitle ha reketi başlad ı . Sendika komiteleri Parlô mentoya delege­ lerini gönderdiler. 3 Ara l ı kta d a milli konfera nsıarı toplanacaktır. Sanayide ça lışan işçilerin bu mücadelesi, çeşitli kitle hareketlerinin faa l iyetini de isteklendi riyor (örneğ in, Amerika l ı la rı n Viyetna m saldırısına ve Ingiliz hükü metinin bu savaşa sağladığı yardıma karşı savaşan teşkilôt; barış uğrunda yürütülen mücadelede büyük faaliyet sarfeden Barış ha re11


ket i ile Atom silôhlarına karşı H a reket ; ı rkçıl ığa ve Apartheid reJımıne karşı Hareket; Hayat pahalı lığ ına karşı savaşa n kadınlar B i rliği vb.). Olkenin en önemli bölgelerinde Viyetna m halkını savun m a k üzere düzen­ lenen konfera nsıarın sayısı günden g üne a rtıyor. Gençlerin ve yüksek tahsil gençliğinin birliğini kuvvetlendirmek sorunu, bugün fevkalöde önem­ lidir. Gençlerin yürüttüğü ortak harekette, Komünist, Liberal ve Işçi parti­ lerinde, Atom Silôhlarına Karşı Savaş Ha reketinde üye bulunan gençler bir a rada çalışıyor. Işçi, Liberal ve Komünist pa rtilerinde üye bulunan Oniversite öğrencileri Radikal Birliği kurdula r. Komünist Partisi bütün bu ha reketlere etkili bir şekilde katı lmaktadı r. Wilson hükümeti n i n temmuz ayından bu yana kabul ettiği tedbirlerin sonuçları n ı beli rten .. Buhranı d u rd u racak siyaset» başlıklı bir broşür yayın­ Iadık, 400.000 nüsha basılan bu broşürden başla, işletmelerde çok okunan .. Ocretlerin dondurulması bir eşkiylı ktır» adlı bir broşür de yayınladık. Pa r­ timizin ıcra Komitesi eyl ül ayında .. Ocretlerin dondurulmasına bir a lter­ natif» adı a ltında bir program kabul etti. Bu progra mın da 350.000 sayısı pek ça buk tükendi. «Denizcilerin durumunu düzeltmek üzere 40 saatlı k iş haftasın ı n kabulünü istiyoruz», «Ev kadı nlarına çağrı» (1 00.000 n üsha) broşürlerini de yayınladık. Bölge Komitelerimiz yöresel sorunları inceliyen çeşitli broşür yayınladı ve dağıttı. Hükümetin izlediği siyasetin nedenlerin i v e sonuçla rını, bu siyasete karşı savaşma zorunluluğunu işçilere anlata bil­ mek için, çeşitli mitingler d e tertipledik. Bazı mitingler işletmelerin kapı­ sında düzenlendi. Elde edilen tecrübeleri karşılaştı rma k üzere işletme teşkilôtl a rımızın delegeleri, hazira n ayında düzenlenen bir konferansta topla ndı. Işletme­ lerde 50 yeni parti teşkilôtı kurmaya ka rar veri ldi. Onikisi şimdiden kurul­ muştur ıcra Komitemiz Kom ünist Gençlik Teşkilôtındaki üye sayısını iki kata çıka rma k üzere bir kampanya açmaya kara r verdi. Gençlerin bu­ günkü durumuna ve bu ala nd a şimdiden elde edilen sonuçlara bakılırsa. bu sonuca kolaylıkla varabileceğimiz a nlaşılıyor. Birkaç cephede birden yürütülen deva m l ı savaş orta mı içinde Partimi­ zin üye sayısı a rtmaya başlıyor. Ama bu süreç yine de fazla yavaştır. ıCra Komitemiz Eylül ayında bütün Parti üyelerine bir Siyasi Mektup yayınladı. Bu çağrı, son genel seçimlerden bu yana ülkede meydana gelen yeni şartlar içinde işçi hareketi nin karşısına çıkan sorunları tanımlıyor. Geniş bir kitle hareketi geliştirmek, Partiye ve Komünist Gençlik Teşkilôtına yeni üyeler kaza ndırmak, Morning Star gazetesinin d a ha geniş çevrelere yayıl­ masını sağlamak üzere, ıCra Komitemiz, bütün Parti üyelerine, sol g üç­ lerle beraber ortak ça balar sarfederek, faa liyetlerini hızlandırmaya ça­ ğ ı rd ı . Ekim ayında Partiye girmek isteyenlerin sayısı 389'u buldu. Bu ise. son üç yıl içinde Ekim ayı için bir rekor teşkil etti. Ingilteredeki siyasi durum, geçici bir olay değildir. Wilson, işçilere ve sendika l a ra karşı aldığı tedbirlerin, tediye bilançosundaki mali ve iktisadi güçlükleri yenmek zorunluluğu karşısında a l ı nmış geçici tedbirler oldu12


ğ unu, durum düzelir d üzelmez bu siyasetten vazgeçileceğ ini iddia etmek­ tedir. Oysa, hükümet adına konuşan başka sözcüler, Wilson'un gerçek n iyetini açıkca belirttiler. Bugünkü olağanüstü duru m sona erdikten sonra bile, fiatlar ve gelirler siyasetine devam edilecektir. 500.000 kadar toh m i n edilen devamlı bir yedek işsiz ordusu bulundurulacaktır: Cal laghan iyimser açı kla malard a bulunuyor, tediye bilançosundaki açı­ ğın 1 967'de kapatı lacağını iddia ediyor. H ü kümetin izlediği siyaset, üre­ timde ve yatı rımlarda indiri mler öngördüğü halde, bu açığa acaba nasıl son verilebilir? Her halde, biri ken dış borçlar yükü, ağırlığını yine hisse­ tirecektir. Hükümet de bugünkü siyasetini haklı göstermek ve devamettir­ rnek için bundan faydalanacaktır. Yakın g elecekte, işsizliğin ve kısaltılmış iş haftası sisteminin devam ede­ ceğini tahmin edebiliriz. Onbinlerce emekçinin bu d u ruma karşı şi mdiden g i rişmiş olduğu savaş bir kat daha keskinleşecektir. Ocretlerin tamamiyle dondurulması dönemi sona erip 1 Ocak 1 967 de a rtışların kısılması dönemi başlayınca, ücretlerde artış istekleri her halde daha şiddetle ileri sürülecektir. Bu şartlar içinde, hükümet siyasetine karşı daha şiddetli bir muhalefetin yürütülmesi, Inçi Partisindeki bazı kesimlerin, sendika ların, kooperatiflerin ve gençl i k teşkilôtl a rı n ı n sola kayması i le, Ingilterenin ge­ leceği bakımından ve Komünist Partisinin kuwetlenmesi için hayati bir zorunluluk haline gelen birliğin gelişmesini sağlayacak yeni ola na kl a r meydana çıkacaktır.

13


Bulgar komünistlerinin kongresi

Asen Çorokçiev 1 4-19 Kasım 1 966 g ünleri a rasında Sofyada Bulgaristan Komünist Parti­ sinin iX. kongresi yapıldı. Kongrede, memleketin son y ı ııard a yürüdüğü yolda elde edilen sonuçların hesab ı verildi ve sosyalizm kuruculuğunun yeni ödevleri kararlaştı rıldı. Ayrıca Bulgaristanda halk i ktisadiyatının ge­ lişmesine d a i r. beşinci beşyıl l ı k (1 966-1 970) pla n ı n d i rektifleri tastik ve memlekette gelişmiş sosyalist düzenin kuru l masıyle i lg i l i kademeli prog­ ram kabul edildi. BKP' n i n iX. kongresi proletarya enternasyonalizminin parlak bir gösterisi oldu. Kongrede 73 komünist, işçi, devrimci-demokrat ve sosyalist pa rti ve hareketin temsilcileri hazır bulundu. Kongre üye ve davetlileri n i n konuş­ malarında m illetlerarası komünizm h a reketinin birliğ i ve beraberliği, d ünya ölçüsündeki sosyalist sistemin bütünlüğü çağrıları kuvvetle dile getirildi. Kongre Amerikan emperyalizminin Viyetnama saldırısını nefretle Ianet­ Iedi ve Viyetnam halkına, haklı davasında daha büyük maddi ve manevi destekte bulu n u lması azmini belirtti.

* Yüce lenin, sosyalizmin zafer kazandığı memleketlerin, d ünya çapınd a ki devrimci süreç üzerine örnekleriyle ve bilhassa i ktisadi siyasetleriyle muaz­ zam etkilerde bulunduklarını öğretiyordu. Bulgaristan Komünist Partisi bütün eylemlerinde leninin bu prensipini kılavuz edinmiştir ve edinmek­ tedir. Parti, memleketin iktisadi gelişmesinin konkre yol la rı n ı n çok taraflı i l m i esaslara dayanması, i ktisad i hayatın yönetim şekil ve metodlarının m ü kemmeı ıeşmesi uğru nd a gittikçe daha büyük çabalar sarfetmektedir. Bu meseleler zinciri kongrenin ilgi merkezini teşkil etmiştir. Kongrede memleketin iktisadi gelişmesinin sonuç ve perspektiflerin i n derin bir tahlili yapılmıştır. Kongrede, Bulgaristan tarihine, ü retim kuvvet­ lerinin h ızla gelişmesi, sosyalizmin maddi-tekni k temeli n i n süratle kurul­ ması ve sosyalist üretim ilişkilerinin gel iştiri lmesi devresi olarak geçecek olan dördüncü beşyıl l ı k planın başarıyle yerine getirildiği memnuniyetle belirti l miştir. Geçen beş sene içinde toplumsal ü reti m ortalama olarak yüzde 8,6 ; milli gelir ise yüzde 7 ora n ı nda yükselmiştir. Aynı devre içinde endüstri üretimi, yılda ortalama yüzde 1 1 ,7 ; ta rım ü retim i ise yüzde 3,2 ora­ n ı nda artmıştır. Bugün Bulgaristan, i ktisadi gelişme bakımından en yüksek 14


ve - daha önemlisi - en şaşmaz tempolara sahip memleketler orosındo yer almaktad ı r. lJretim g üçleri n i n hızla gelişmesi. emekçilerin hayat seviyesinin d u rm a ­ d a n yükseltilmesinde sağlam bir temel teşkil ediyordu. Dördüncü beşyıl l ı k devresinde işçi ve memurların emek ücreti orta lama olara k yüzde 1 8.1 ; kooperatif üyesi k Öylüleri n ki yüzde 61 oranında yükseldi. nüfus başına d üşen reel geli r ise aşağı yukarı yüzde 25 oranında a rttı. Sosyalizm kuruculuğunun başarıları sosyalist d üzenin yaratıcı karakte­ rini. Marks-Lenin ilminin kuvvet ve hayatiyetini. parti nin. söz konusu ilmi. Bulgaristanın konkre koşullarına göre yaratıcı bir şekilde yorumlama ve uygulamadaki hünerini inandırıcı bir şeki lde ispat etmektedir. Bulgaristanda sosyalizmin maddi-teknik temelinin daha da geliştiril ­ mesi savaşında. 1 966-1970 yıllarında h a l k iktisadiyatı nın geliştiri l mesine mahsus yeni beşyıllık pıôn. önemli bir aşama teşkil edecektir. (lretim kuvvetlerinin ve ü retim ilişkilerinin geliştirilmesinde ulaşılan d üzeyi. toplumun a rtmakta olan i htiyaçlarını. reel ola na kl a rı ve ilmi-teknik gelişmenin yeni meyillerini gözönüne a l a ra k. kongre. beşinci beşyıllık p l a n ı n başlıca ödevi nin. �BulgaristC1n H a l k Cumhu riyetinde sosyalizm kuru­ culuğunu. bu kuruculuğun maddi-teknik temelini d a h a da geliştirmek suretiyle devam ettirmek. sosyal ist topl u m ilişkilerini mükemmelleştirmek. emekçilerin sosyalist bilincini yükseltmek ve bunun sonucunda halkın hayat seviyesini yükseltmek.. olduğunu tespit etti. Beşinci beşyıl l ı ğ ı n di kkat merkezini memleketin endüstrileştirilmesinin hızlandırı l ması teşkil edecektir. Beş yılda milli gelir yüzde 50. genel en­ düstri üretimi yüzde 70 oranında. tarım ü reti mi ise yüzde 30 d a n fazla oranda artacaktır. Vatandaşların reel geliri beşyıllık devresinde yüzde 30 dan fazla yükselecektir. Maddi üretim i n miktar bakımından süratle a rtmasının yanısıra. ekono­ m ide ciddi kalite değ işikli kleri de olacaktır. Şimdiye kadar ha l k i ktisadiya­ tında gelişmenin ekstanzif faktörleri. yani ekonominin gelişmesine mah­ sus yeni ü retim g üçlerinin işletmeye açılması kesin rol oynarken. şimdi gelişmenin entanzif faktörlerinden daha tam olarak faydala nma. bütün toplumsal ü reti min enta nzifliğini kuvvetlendiri me ödevi ortaya atılmıştır. Artık Bulgaristanda halk i ktisadiyatın ı n gelişmiş maddi-tekni k temeli yaratıl mıştır ve bu temel i l mi-teknik gelişmenin taleplerini karşılamaya yeter derecede. miktar ve kalite' değişikliklerine elverişli büyük olanaklara sahiptir. Bulgaristanın kardeş sosyalist ülkelerle ve bilhassa Sovyetler B i rliğ iyle iktisad i ilişkileri daimi surette kuvvetlenmektedir. Her yıl o rta ve yüksek ihtisasa sahip uzmanlar ordusunun sayısı artmakta. i l m i mües­ seseler ağı genişlemektedir. Bundan başka sosyalizm kurucu luğu yıllarında i ktisadi hayatın yönetimiyle ilgili önemli tecrübeler edinil mektedir. Ha­ lihazırda parti nin halk iktisad iyatı nın yöneti mine dair hazı rladığı yeni sistem benimsenmektedir ki. bunun sayesi nde sosyalist ü retim şekli ne özgü olanak ve üstünlükl erden daha tam olarak faydalanılması m ümkün 15


olacaktır. Bütün bunlar BKP'IX kongresinin, ekonominin çok taraflı olara k entanzif hale getirilmesine dair hattının, memleketin daha evve l ki tekmil gelişmesi esasına göre hazı rlandığı n ı ve bugünkü koşullar içinde biricik doğru hat olduğunu göstermektedir. Endüstri n i n beşinci beşyıl l ı k devresindeki gelişmesinin en ka rakteristik tarafları şunlardan ibarettir: endüstri hızlı tempolarla gelişecek, ölçüleri ve üretimi a rtacak, tekm i l ya pısı, ayrı ayrı sanayi kolları nda olduğu gibi, ayni kollardaki oranların iyileştirilmesiyle tedricen değişecektir. Dolayısiyle beşyıllık sonunda toplumsal üreti min yüzde 65-70'i ; milli gelirin ise yüzde 52'si endüstriden elde edilecektir. Bilhassa a ğ ı r endüstri ve hele bu endüstrinin tekmil h a l k i ktisadiyatında i l mi-teknik gelişmeyi tespit eden ve sosyalizmin maddi-tekni k temeli n i n daha da gelişmesinde en büyük ö n e m taşıyan elektrik enerjisi, metalurji, kimya ve makine kuruculuğu kolları süratli tempolarla gelişecektir. Mesela beşyıl l ı k p l a n devresinde aşağı yukarı 3 milyar kilovat gücünde yeni e lektrik sa ntrallerinin yapımına başlanocak, elektrik enerjisi ü retim i 2 1 milyar kilovat saati bulacaktır. Böylelikle 1 965 y ı l ı n a nazara n i k i kat fazla elektrik e n erjisi elde edilecektir. Beşyı l l ı k plan devresinde Sovyetler Birliğinin yardı mıyle memleketimizin i l k atom elektrik santra l i n i n yapımına başlanoca k ve bunun gücü 800 b i n kilovat olacaktır. Kara meta l u rj i n i n üretimi aşağı yukarı 3 k a t a rtacaktır. Bulgaristan 1 970 yılında 1 ,8 m ilyon ton dökme demir ve 2,3 m ilyon ton çel i k elde edecek, kimya endüstrisinin ü retimi üç kat, makine inşaati endüstrisinin ü retim i ise hemen hemen 2,5 kat a rtacaktır. 1 965 yıl ı nda makine kuruculuğunun genel endüstri ü retimindeki payı yüzde 1 6,5 i ken, 1 970'te yüzde 23'ü bulacaktır. Ağı r endüstrinin geliştirilmesinin hızlandırılması sadece entanzif geliş­ menin a ktif bir faktörü değil, ayni zamanda harcıa lem mallar ü retiminin daha -da a rtmasının esasıdır. Kongrede hafif endüstrideki gelişmenin hayatın artan i htiyaçları ndan geri kalma ması gerekliliği belirtilmiştir. Beşyıllı k plan devresinde h a rcıalem mallar ü retim i yüzde SO'den fazla a rtacak, bunların kaliteleri iyileşecek, çeşitleri fazlalaşacaktır. Yeni beşyı l l ı k plôn devresinde tarım üreti m i n i n büyük ödevlerinin çözümlenmesi gerekecektir. Beşyı l l ı k p l a n ı n direktiflerinde 1 970 yılında tah ı l ü retiminin 1 965'e kıyasla aşağı yukarı 1 ,4 kat a rttırı l ması öngörül­ mektedir. Aynı za manda hayva ncılığın verim i ve rantabilitesi yükseltilecek, bütün köy i ktisadiyatın ı n makineleşme oran ı arttırılacaktır. Beşinci beşyı l l ı k devresinde vatandaşların hayat seviyesi daimi su rette yükselecektir. BKP Merkez Komitesinin kanısına göre işçilerin, memurl a rı n emek ücretlerin i n ve kooperatif üyeleri n i n gelirlerin i n a rttırılması suretiyle özel ihtiyaçlar fonları n ı n süratle yükseltilmesi gerekmektedir. Emekçilerin mesken koşul l a rı, top l u msal sigortalar, halkın sağlık ve kültürel i htiyaçları önemli ölçüde iyileştirilecektir. Bulgaristan ekonomi si n i n kuvvetlendirilmesinde, evvelce olduğu g i bi , bundan böyle de önemli kaynakla rdan biri ni, başta Sovyetler Birliği olmak 16


üzere, kardeş sosyalist ülkelerle kardeşçe işbirliği teşkil edecektir. Bul­ garistan için, Sovyetler Birliğiyle mevcut i ktisadi ve i lmi-teknik işbirl iği, Sovyetler Birliğinin Bulgaristono yaptığı ka rdeşçe yardım büyük bir önem taşımaktadır. Halen iki ülke a rasındaki dostluk ve işbirliği daha yüksek bir gelişme sofhasına g i rmektedir ki, bunun karakteristik tarafın ı Bulgar ekonomisinin Sovyet ekonomisine, üretimin ihtisaslaşmasına ve ko­ operatifleşm esi esasına göre yaklaşması, ilim ve kültür a la nlarındaki karşılıklı tecrübe teatisinin genişlemesi teşkil etmektedir.

* Bulgaristanda son senelerin karakteristik vasfın ı sadece üretim kuvvet­ lerinin hızla gelişmesi değil, ayni zamanda üretim ilişkilerinde olduğu g ibi, siyasi, ideoloj i k ve diğer toplumsal i lişkilerdeki değişi klikler teşkil etmiştir. Toplumsal ilişkilerdeki en esaslı değişikliklerden biri, daha olgun sosyal ist ilişkilerin ya ratıl masıdır. B u prose son zamanlarda üretim a ra ç­ ları üzerindeki toplumsal mülkiyetin kuvvetlenmesi, üretim i n umumileştiril­ mesi (bireşimi) derecesine bağlıdır. Bugün bütün maddi üretim ala n larında hôkimiyet, yüksek ölçüde makineleştiriimiş devlet ve kooperatif işlet­ melerine a i ttir.· Sosyalist iş bölümü ve ono bağlı i l işkiler daimi su rette m ükemmel/eştirilmektedir. Bütün bu değişiklikler sadece üretim i lişkilerinin mükemmel/eşmesini ispat etmekle kalmamakto, ayni zamanda top l u msal i lişkilerin topu nun birden gelişmesine temel teşkil etmektedir. Dördüncü beşyıllık plôn devresi nde Bulgar toplumunun sosyal yapısın ı n değişmesindeki hızlı süreç devam etti. Işçilerin, kooperatif üyesi köylülerin ve aydınları n sayısı, €iğretim d üzeyi ve ayni zamanda hal k i ktisadiyatı nın temel alanlarına dağılışıarı n ı n oranı değişti. Son beş sene içinde toplu­ m u n esas kuvveti olon işçilerin sayısı 1 ,3 kat yükseldi, yani 1 .532.000'e ulaştı, sosyalist topl u m u n ikinci önemli sınıfı olo n kooperatif üyesi köylÜıer sınıfının sosya list bilincinin yükselmesi ve kuvvetlenmesi devam etti. Bu sınıfın bilincinde ve yaşa ntısında, kendisini işçi sınıfına gitgide daha fazla yaklaştıran yeni elema nlar biri kti. Köy emekçilerinin saflarına, köy i kti­ sadiyatına teknik gelişmeyi getiren ihtisas sahibi uzman l a r karışmaktadır. Toplumun gelişmesinde safiarı süratle o rtan hal k aydın larının rolü de her sene kuvvetlenmektedir. Işçi sınıfı ile köylüler ve aydınlarda nicelik ve nitelik bakımından gerçek­ leşen değişiklikler, hal kı n maddi ve kültürel düzeyindeki genel yükse­ l işIer, işçilerle köylüler arasındaki bağıaşmayı daha yüksek bir düzeye çıkarmakta, kuvvetlendirm ekte, işçiler, köylüler ve aydı nlar a rasındaki birliği sağlamlaştırmaktadır. Bulgaristanda sosyalist top l u msal i lişkilerin önemli hatlarından birini sosyal ist devletin daha do mükemmell eşmesi, sosyalist demokrasinin genişlemesi teşkil etmektedir. Kongrede belirtildiği gibi, kanun yapma 2

17


teşebbüsüne sah i p o rganlar çerçevesın ı n genişleti lmesi lüzumu olgun­ laşmıştır. Bulgaristan halkı n ı n büyük başarıları, toplumsa l hayatın bütün alanla rında gerçekleşen yenilikler halen hazırlınmakta olan Bulgari stan ı n yeni a nayasasında belirtilecektir. Bulgar toplumunun sosyalizm ve komünizm yol u ndaki gelişmesinde, işçi sı nıfın ı n öncüsü ve bütün halkın, herkesçe kabul edilen önderi, dünya komünist h a reketinin savaşçı m üfrezesi ödevini şerefle yerine getiren Bulgari stan Komünist Partisi muazzam bir rol oynamaktad ı r. Bulga ristan Komünist Partisi iX. kongresini marksizm-Ieninizm bayrağı a ltında birlik ve bera berlik halinde karşılamıştır. Partinin, hesabı verilen devre zarfı n­ daki bütün hayatı ve eylemi Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komite­ sinin 1 956 Nisa nı nda ka bul edilen ve mevcut noksanlıkların ortadan kaldırı l m a sına ve parti n i n Leni n prensi plerine göre yönetimine kesin surette hız veren hattın ı n yeni bir zaferini teşkil etmektedi r. Hesabı verilen d evre zarfında sosyalist toplumun başarıyle kurulması için partinin yöne­ tici rolünün d u rma ksızın a rttırıl ma sına dair genel kanun kesin olarak doğrulanmıştır. Halihazırda Partinin 571 binden fazla üyesi ve 40 bini aşkın adayüyesi vardır. Komünistlerin yüzde 38'den çoğu işçi ve yüzde 29'dan fazlası köylüdür. Bu i ki kategoriye dahil üyeler parti n i n bütün mevcudunun 2/3 inden fazlası n ı meydana getirmektedir. Bu ise, Marksist-Leninist örgüt olması bakımından parti için kesin bir önem taşımaktadır. Bulgar toplumunun geUşmesindeki yeni safha, partiyi, birliğini ve safları n ı n sıklığı n ı , Len i n i n ide, örgüt ve prensipleri gereğince daha da sağlamlaştırmaya zorlamaktadır. Kongrenin kararında, parti komitelerinin ve örgütlerinin, siyasi yönetim organları rolleri n i n ileride de zayıflamıyan bir kuvvetle yükseltilmesi nin, parti eyleminin ilmi ka rakteri n i n kuvvetlen­ dirilmesinin, disiplinin sağla mlaştı rılmasının, parti içi demokrasi n i n ge­

liştirilmesi ve mükemmelleştiriJmesinin gereğine işaret edilmektedir. Parti,

komünistler a rasında her tarafta, parti görüşünü gerektiren başlıca sorun­ ları inceleme pratiğinin yerleşmesi, her yerde komü nistlerin serbestçe tenkit ve tekliflerde bulunabilmeleri koşullarının yaratılması için gayretler sarfetmektedir. Bunun yanısı ra kongre, bütün komünistleri, orta k hedef ve ödevler etrafında birleşmiş, pa rti nin tarihi rolü bilincini deri n surette benimsemiş, ayni fikri taşıya nların bilinçli disiplini olan pa rti içi disiplini durmaksızın kuvvetlendirmeye davet etmiştir. Halk i ktisadiyatının yeni sisteme göre yönetilmesi koşulları altında, kollektif yönetimin koru nması gereği daha büyük bir kuvvetle o rtaya çıkmaktad ı r. Kongre, parti örgütlerini, kollektiflerin üyeleri tarafından ortaya atılan fikir ve tekliflere karşı hoşgörürl ü k ve saygı atmosferini yaratmakla görevlendirmiştir. Hiç şüphe yok ki, kollektif yöneti m sağlam­ laşı nca ayrı ayrı komünistlerin kendilerine verilen ödevler ve parti siya­ setinin kaderi bakı mından özel sorumlulukları n ı n a rtması da gerekir. 18


Dokuzuncu kongre devrimci geleneklerine sadık olan, daima g a l i p gelen marksizm-Ieninizm ilmiyle silôhlanmış b u l u n a n Bulgaristan Komünist Partisinin, kongrenin kararlarını gerçekleştirmek için siyasi ala nda ve örgütlenme a l a n ı nda aktif eylemde bulunacağına, bütün emekçileri bayrağının altında daha s ı kı birleştirerek Bulgaristanda sosyal izmin ve komünizmin ta m zaferi uğrundaki savaşta güvenle yöneteceğine dair derin kanısını belirtmiştir.

* Kongrede milletlerarası kom ünist ve işçi hareketinin birliğini kuwet­ lendirme meselesine büyük bir di kkat ayrıl mıştı r. Milletlerarası komünist ve işçi hareketinin birlik ve bera berlik gereği, şimdi daha büyüktür, zira dünya ölçüsündeki devrimci proseni n gelişmesini durdurmayı deneyen emperya l izm, devri mci barış güçlerine karşı siyasi, i ktisadi ve ideoloj i k savaşın m ü m kün o l a n h e r türlü metodlanna başvurmakta ve başka halk­ ların içişlerine doğrudan doğruya silôhlı müdahaleden geri ka l mama k­ tad ı r. Amerikan emyeryalizmi ile uydularını n ka hraman Viyetnam halkına karşı caniyane saldırısı da devam etmektedi r. B u durum karşısında, prole­ ta rya enternasyonalizmi prensiplerine sad ı k komünist ve işçi partileri, savaşçı devrimci dayanışmalarını sağlamlaştırmaktadırlar. Kardeş parti­ lerin birliği hususundaki a rzu BKP-nin iX. kongresinde kesin surette dile getirilmiştir. Kongre delege ve misafirleri n i n nutukla rında, bütü n d ünya­ daki komünistlerin ve devri mcilerin ma rksizm-Ieninizm ve proletarya enter­ nasyonalizmi esasına göre birl i kte ha reketlerinin hayatta, tekmil ta rihi gelişmeni n gereği olara k, objektif bir zaruret hal inde ortaya çıktığı ısrarla bel irtilmiştir. Milletlerarası devrimci cephenin birleşmesiyle ilgili ortak ça balarda, dünya komünist hareketinin e n eski ma rksist partilerinden biri olan Bul­ g a ristan Komünist Partisinin de payı büyüktür. BKP Merkez Komitesinin birinci sekreteri T. l ivkof loldaş kongrede ş u n la rı söylemiştir: «Bulgar komünistleri komünist hareketini birliği uğrandaki savaşın bütün komünist partileri n i n enternasyonalizm ödevi olduğu anlayışını kılavuz edinmişler­ d i r. Bu birlik dogmatizme ve revizyonizme ka rşı, hareketimizin teori ve prensiplerinden gerilemeye karşı daimi savaş yü rüterek, marksizm­ leninizm temellerine göre kuwetlendiri lebilir. Halihazı rda birliğimizin kuwetlenmesi, aslında komünizm hareketinde ve milletlerarası i lişkilerde milliyetçilik ve macera perestlik olan çağdaş dogmatizmin maskesinin indirilmesini ve ona karşı savaşılmasını gerektirmektedir.» Bugün milletlerarası komünist hareketinin birliği ve beraberliği ile ilgili sorunlara ve proletarya enternasyonalizmi prensiplerine karşı tutu mun, partilerin tuttukları hattın doğruluğu hususunda bir ölçü olduğu na d a i r fikir, kongredeki misafi rlerin nutuklarında önemle beli rtilmiştir. Sovyetler Birliği Kom ünist Partisi Merkez Komitesi genel sekreteri L. ı . Brejnef yoldaş, selamlama nutkunda şunları söylemiştir : «Dünyadaki olayların gidişi, 2'

19


milletlerarası komünist hareketin gelişmesi, bütün memleketlerdeki işçi sınıfının savaşındaki köklü menfaatlerin ve tari hi hedefleri n i n ortaklığını ifade eden enternasyonalizm soru n u n u gittikçe daha fazla ön plana cıkarmaktadır. Zamanımızda enternasyonalizm prensibinin, her komünistin, her komünist partisinin g üttüğü hattın doğ ruluğunu, ma rksizm-Ieninizm ilmine karşı sadakatini yokla mak için en güven ilir ölçü olduğunu söylemek mübalağa olmasa gerek ... Romanya Kom ünist Partisi genel sekreteri N. çavuşesku yoldaş nutku nda milletlerarası komünist ve işçi hareketinin birliğ ini kuvvetlendirrnek uğ­ rundaki daimi çaba la rın, komünist ve işçi partilerinin 1 960 yılındaki Mos­ kova müşaveresi bildirisinin başlıca taleplerinden biri olduğunu hatırlat­ m ış, bunun her marksist-leninist parti için yüksek bir enternasyonalizm ödevi olduğunu söylemiştir. BKP Merkez Komitesi birinci sekreteri T. livkof yoldaş, komünist ve işçi partileri n i n mil letlerarası müşaveresinin toplanması için gerekli koşulları n gittikçe d a ha fazla olgunlaştığı fikrini ortaya atmış, bu f i k i r birçok parti­ lerin temsilcileri tarafından desteklenmiştir. Kongredeki delege ve misafirlerin konuşmala rı nda, düny � ölçüsündeki sosyalist sistemin daha da kuvvetlenmesi ve birleşmesinin anlam ve gereği beli rtil miştir. Sosya list enternasyonal izm son derece geniş bir kavramdır ve çerçevesine, siyasi ve i ktisadi ka rakter taşıyan sorunlar yığını girmektedir. Bu sorunların hayatta konkre olara k uygulanması parti­ lerin siyasi hattını ortaya çıkarmaktad ı r. BKP Merkez Komitesinin kong reye sunduğu hesap verme raporu ile, delege ve misafirlerin kongredeki konuşmala rı, sosyalist memleketlerin, topluluğun kuvvetlendiri l mesi ne derin bir ilgi duyduklarını, enternasyonalizmi, Ma rksizm-leni nizmin şaşmaz mevzilerinden a n ladıklarını, bir kere daha göstermişti r. Kongrede sosyalist topluluğun daimi su rette sağ lamlaştığı n ı ispat eden birçok örnekler ortaya atılmıştır. Konuşmala rı n birçoğunda, dünya ça pındaki sosyalist sisteme ve Sovyet­ ler Birliğine karşı tutumun, komünizme ve enternasyonalizme karşı sada­ katin en g üvenilir delili olduğu fikri hôkim olmuştur. Sovyetler Birliği Komünist Pa rtisine ka rşı en derin saygı gösterilmiştir. Mesela Sudan Komünist Partisi heyeti başka nı şöyle demişti r : «Biz, i nsan toplumunun gelişmesinde kesin faktör haline gelen sosya list cepheye yüksek bir değer biçmekteyiz. Bizi m g ü n l ü k hayatı mız bu gerçeği doğru lamaktad ı r. Bütün d ü nyadaki komünistler ve i leri fikirl i i nsanlar bu cepheyi ve herşeyden evvel, onun, durmaksızın çarpa n kalbi olan Sovyetler Birliğini savunmayı kutsal bir ödev saymaktayız. Tekrnil sosyalist sisteme ve hele Sovyetler Birliğine karşı her türl ü sa ldırıyı, insanlığın Oktobr devriminden sonra bütün elde ettiklerine karşı girişilen bire r saldırı sayma mak mümkün değildir... Güney Afrika Komünist Partisi heyetinin yöneticisi Anzolo yoldaş, kongredeki nutkunda şunları belirtmiştı'r: «Hareketimizin herkesçe ka bul 20


edilen önderi Sovyetler Birliği, tarihi görevini şerefle yerine getirmektedi r. Sovyet h a l kı n ı n dünya devrimi adına büyük sayıda kurbanlar vermesi dolayısiyle, Sovyetler Birliği ve onun komünist partisi bütün dünyadaki h�lkların kalplerini kazanmışlordır... BKP'nin Plovdif sancak komitesi biri nci sekreteri Gavurof yoldaş konuş­ masınd a : .. Dünya p roletaryasının sevgili yoldaşı Görgi Dimitrof, Sovyetler Birliğine karşı tutu mun komünizme ve enternasyonalizme sadakatin gerçek ölçüsü olduğunu otuz yıl önce belirtti,» demiştir. BKP'nin iX. kongresinde Bulgar komünistlerinin, tekmil Bulgaristan halkının, kardeş partiler temsilcilerinin Amerikan emperya lizminin Viyet­ namdaki caniyane saldırısına karşı kud retli protestoları dile geti rilmiş, Viyetna m halkı n ı n eninde sonunda zafere ulaşacağı no dair kesin inanç belirti lmiş ve kendisine daha büyük yardımda bulunulma niyetleri ifade edil m iştir. BKP Merkez Komitesinin kongrede okunan raporunda şunlar belirtilmiştir : «Bulgaristan Komünist Partisi, Bulgaristan halkı ve onun hükümeti, Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerle birlikte, yeryüzün­ deki bütün ilerici g üçlerle birlikte Kuzey ve Güney Viyetnam halkı ile hara retli dayanışmalarını belirtirler. Biz, şi mdiye kadar olduğu gibi, bun­ da n son ra do, yabancı istilacıların kesin surette yıkılışına kada r kendisine siyasi, iktisadi, ma nevi ve askeri yard ı mda bulunacağız Kongremizin kürsüsünden, Bulgar komünistleri ve bütün Bulg'aristan halkı adına ilan ederiz ki, ..her şeye rağmen Güney Viyetnam özgü rlüğüne kavuşacak, Viyetna m halkı kendi toprağını biricik efendisi olacaktır» . . . BKP'nin iX. kongresi, Amerika Birleşik Devletleri n i n Viyetnam halkına karşı saldırısıyle ilgili olara k hazırlanan bildiriyi oybirliğiyle kabul etmiştir ki, bu bildiride partimiz, savaşma kta olon Viyetnam hal kıyle ka rdeşçe dayanışmasını bir kere daha dile getirmektedi r. • . .

* Bulgaristan Komünist Partisinin tecrübesi, devrimci b i r partinin, sosyal ist toplum kuruculuğu savaşında, büyük boşarıloro, ancak eylemlerinde daima muzaffer olon marksizm-Ieninizm ilmini kılavuz edindiği, teori ve pratikte vatanseverliği ve halkı n ı n menfaatlerine fedakôrca hizmeti pro­ letarya enternasyonalizmi prensipleriyle daimi surette kaynaştı rd ığı, yani sosya lizmin ve komünizmin ortak menfaatlerine de hizmet ettiği ta kdir.de ulaşa bi leceğini ispat etmektedir. Komünist partisinin etrafında simsıkı birleşmış, onun iX. kongresi nin kararlarıyle silôhlanmış olon Bulgaristan ha lkı, Bulgaristan Komünist Partisinin önderliği altında sosya lizmin ve komünizmin geniş yolunda, gelecekte de başarıyle yürüyeceğ ine derinden inanmıştır.

21


G O N O N A KTO E L M ESELELERI

Orta tabakaları elde etmek için tekellerin yürüttüğü mücadele (aşırı sağcı l ı k ve yeni faşizm)

Dimitris Lakkas, Alekseyi Levkovski Faşizm demek, harp demektir. Bu belitin doğruluğu, dünya n ı n birçok ülkesinde, yüz mi lyonarca insanın geçirdiği acı tecrübelerle ispatlonmıştır. Bu yüzden de, tekellerin sağladığı geniş yardıma rağmen, yeni faşist h a re­ ketler Batı Avrupada kitleler a rasında tutunamıyor. Ama bugün, bu formülün tam tersi, yani h a rp (emperyal ist h a rp, h a ksız harp), faşizm demektir beliti, korkunç bir gerçek haline geldi. Emperya­ lizm, ha rbi kullanara k, faşizmi ve faşist yönetim metotlarını hortlatmaya çalışıyor. Sosyalist d ü nyanın, işçi h a reketin i n, ve üçüncü dünyadaki dev­ ri mci süreçlerin muazzam g üçleri, üçüncü bir dünya savaşının açılmasına engel olduğu i çin, emperyalistler bugün «bölgesel savaş .. naza riyesini uygula maya başladılar. Büyük faşizm tehli kesi ni a rttıran neo-faşist kuru­ luş ve gru p la rı n kurulması, «ufa k» ha rplerin çok önemli ve tehlikeli bir sonucudur. örneğin, H indiçini savaşı, ve özellikle Cezayir savaşı, Fransız siyasi hayatına çok olumsuz etkiler yapan OAS teşkilôtı n ı n doğmasıno yol açmıştı. Bugün de, Viyetna mda yürütülen saldırgan harbin de, - çok daha geniş , ölçüde ve çok daha tehlikeli sonuçla r doğurarak - buna benzer süreç- . lerin gelişmesine yol açtığı n ı görüyoruz. Amerikan toplumunda, çeşitli g üçler a rasında büyük bir tabakalaşma meydana gelmektedir. Gerici teş­ kilôtların her türlüsü birleşerek Viyetnam horbini destekleyen leri n safla­ rına girdi. Amerikan şehirlerinde, «savaş yürüyüşleri" ve «barış yürüyüş­ leri.. düzenleniyor. Nisan 1966'da, «Savaş ve faşizm aleyhtarı gençlik .. teşkilôtında gelen genç nü mayişçilerin, tröstlere servetler sağlayan Viyet­ nam savaşını p rotesto etmek üzere, New-York borsası nın önünde, borsa memurlarıyla dövüşmesi, sembolik bir n itelik taşıyan bir olaydır. Saldırg a n Viyetnam savaşına cephe olanla r, büyük b i r medeni cesa retle, Amerika soka klarında, kudurgan harp ta rafta rları ile ka rşı karşıya gelmektedir. 22


Militarizme karşı, Viyetnam savaşına karşı, ülkenin yüksek. okulla rında d üzenlenen büyük gösteriler kitlelerin bilincini uyandırıyor. Buna rağmen, sağcı talebe teşkilôtlarının, aşırı g üçlerin etkisinde kalan - ve maalesef sayıları çok yüksek olan - öğrenciler a rasında topladığ ı, Viyetnamda yürütülen sömü rgeci savaşı destekleyen yarım-milyon imzayı görmezlikten gelmek, bağ ışlanmaz bir hata olur. Kitleleri milita rist isteriye sürükleyen, ülke içinde bel iren hoşnutsuzluğu susturmaya çalışan Amerikan yönetici çevrel e ri, a nti-demokratik tedbir­ lere başvuruyorlar. Demokratik kuruluşları kısmadan bu kanlı tı rmanma h a reketini devam ettirmeleri gittikçe zorlaşıyor. Amerikada açıktan açığa totaliter eğili mler belirmektedir. Başkan Johnson'un, Temmuz 1 961 'de H a noy ve Hayfong varoşla rın ı n bombardımanından Iıemen sonra söylediği n utku bu şekilde yorumlaya n l a r çok oldu. O g ü n Johnson şöyle konuştu : ..Amerika l ı l a r kara r alma yetkisini bir tek insana verdiler. New-York Times gazetesinin başyazarı bu sözleri şöyle yorumlad ı : ..Oma ha'da konuşan başka n Johnson neyin doğru, neyin yanlı� olduğuna, ne yapılacağına, ne yapıl mıyacağına kara r verme yetkisi nin kendisinde - ve yalnız kendi­ sinde - bulund uğunu açıkca söyledi. Demek oluyor ki a rtı k Ameri ka n ı n - v e d a h a birçok şeyin - kaderi Johnson'un elindedir... Bir örnek daha vereli m : Viyetna m savaşına cephe alanları sustu rmak üzere yeni teşebbüslerde bulunulduğu ; barış taraftarları için 20 yıl hapis ve 20.000 dolar para cezal a rı öngören bir kanun tasarısı teklif edildiği sıra l a rda, MacCa rtlıy'den mira s kal a n Amerikan Aleylıtarı Faa liyetleri Kontrol Komisyonu, Ağustos ayında dört gün müddetle toplandı. Ama bu toplantıda bile, demokrasi uğrunda ve harp aleyhinde mücadele eden örgütlerin sözcüleri, a nti-militarist duyguları dile getirdiler, hukuk pren­ siplerini ayaklar a ltına a l a n bu sözde-mahkemeyi şiddetle suçladılar. 50 kişinin tevkifi bile bu p rotestoları susturamadı. Buna rağmen Komisyon kanun tasarısını onayladı. Bu onayla manın a n la m ı açıktır : Amerikada demokrasiye ve toplu msal ilerlemeye ta rafta r olanlar, uzun ve çetin savaş­ lar yürütmek zorunda kalacaklard ı r. Gerici güçler d e bu savaşlarda çok çeşitli kırıklara bürünecektir. Bu durum Amerikaya özgü değildir. Batı Avrupada, Batı Almanya tekel ­ leri de Iıa rpçı, i ntika mcı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Bu d a dünya barışı nı telıdit ediyor, Avru pada büyük bir harp tehlikesi teşkil ediyor. Batı Almanyada milita rizmin, intikamcı duyguların, komünizm düşmanlı­ ğ ı n ı n, neo-faşizmin, birbirine nasıl yol açtığını, birbirini nasıl destekle­ diğini açıkca görebiliyoru z. Federal Alman Cumhuriyetinde, öc ve saldırı haya lleriyle gözü dönmüş iki buçuk m ilyon insan ı n üye bulunduğu "Yurt­ l a rından Atılanlar Birliği .. nden başka, "Yurt Topra klarını Koruyan Milli Kuvvetler.. adı altında özel örgütler kuruldu. Şimdi de Bonn politikacıları bir a n önce «olağanüstü ka nunlar.. çıkartıp, ü lkenin her tarafında milita­ rist ve siyasi bir kontrol meka nizması kurmak istiyorlar. Böyle bir o rtamda, neo-faşist u nsurların hızla birleşip kuvvetlenmesine ; Kasım 1 964 de Al man ..

23


Nasyonal-demokrat Partisi a d ı n ı taşıyan, nazi olduğunu hiç gizlemeyen bir parti nin kuru lmasına hiç şaşmamalıyız. Bu nazi kanserinin va rlığı, Eylül 1 965 genel seçimlerinde, Alman Nasyonal-demokrat Partisi oyla rı n % 2'sini a l ı nca ; sonradan d a 1 966 yı l ı nda Baveryada ve Şlesvig-Holştayn da yapılan belediye seçimlerinde bu oran % 3'e yükseli nce, hatta bazı şehirlerde % S'i, % 1 0'u bulunca, açıkca meydana çıktı. Bu partiden başka, onbinlerce üyesi bulunan yüzden fazla faşist teş­ kiıat ülkede faaliyet yürütüyor. I ktidarı elinde tutabilmek için, tekelci burjuvazi çok çeşitli yol ve metot­ lara başvu ruyor. Büyük sermayenin el inde buluna n çeşitli silahları gör­ mezli kten gelemeyiz, bu tehlikeyi küçümseyemeyiz. Aşırı sağcıl ı k veya neo-faşizm gibi a k ımla rı n da bu silahlardan biri olmadığ ı n ı sanmak ta tehlikeli olur. Gerçekten, Ispanyada, Portekizde, Franko ve Salazar rejim­ Ieri haıa i ktidarı elinde tutuyor. Yunanısta nda, faşist eğ ilimli hükümetle hal k a rasındaki çatışmalar yirmi yıldır devam ediyor. Amerikada bazı gerici eğilimler g itgide faşist ve nazi bir nitelik kazanıyor. Eski faşistler italyada ve Avustu ryada faa liyetlerini açıkca a rttırd ı l a r. Bu şartl a r içinde, emperyalist gerici güçlere karşı yürütülen savaşın ödevi, faşizmin ka l ı ntılarına karşı olduğu gibi, bugün başkaldıra n miras­ çıları n a karşı da mücadele etmektir. Yaz ı m ızın a macı, işçi sınıfın ı n ve bütün e mekçilerin başlica snınıf düşmanının yürüttüğü bu faa l iyetlerin bazı yönlerine d ikkatı çekmek; aşırı sağcı ların, yeni faşistlerin hareketinde, özellikle orta takabala ra karşı ta kındıkları tutumda beliren en genel deği ­ şikli kleri incelemektir. Yaza rlar neo-faşist olayların çeşitli ülkelerde kazan­ dığı «milli özelliklerio.ni burada i nceleyecek değ iller.

Faşzim: Nasıl bir ortamda meydana çıktı' Kitle tabanı neydi? I ki dünya savaşı a rasında faşizm genellikle derin i ktisadi buhranlara bağlı devrimci bir duruma tekelci burjuvazinin gösterdiği tepkiden doğ­ muştur. I ktisadi buhra n ı n indirdiği korkunç da rbeler; bu buhrandan doğan i ktisadi, siyasi ve ideolojik karışı kl ı k, iflas etmiş milyonlarca küçük-burjuva, işsiz kalmış milyonlarca işçi : 1 920-1930 yıllarında, tekellerin çıkarları lehine, ve tekellerin faal yard ı m ı ile faşizmi i ktidar yolunda ilerleten objek­ tif şartlar işte bunla rd ı . Son yıllarda geçirilen tecrübeler, i ktisadi şartlar kötü leşmeden d e , tekel­ lerin egemenliğini tehlikeye sokabilecek bir durumun meydana gelebile­ ceğ ini göstermiştir. Bugün faşist eğilimli veya buna benzer sağcı örgüt­ lerin kuru l masına yardım eden tekeller, bu işi olgunlaşmış bir devrimci duruma karşı gelmek üzere ya pmıyorlar. Yüksek iktisadi konjonktür döne­ minde bile, sınıf mücadelesi şiddetlendiği a nda, tekeller hemen saldırıya geçip, demokratik hareketlerin gelişmesine engel olmaya çalışırlar. Tekel24


ler çok a kıılonmıştır. Ama sosyalist güçlerin mütemadiyen a rttığı, genç yeni devletlerin onar onar kurulduğu, devlet tekelci kapita lizminde önemli değişmeler meydana geldiği, hayalnüma gibi hergün şekil değiştiren bu dünyada, aşırı güçlerin yürüttüğü faaliyetlerin de genel şartları değiş­ miştir. B u gerici g üçlerin, ta ban gücü olara k, kullanmak istedikleri top­ lumsa l güçler de değişiyor. Bu g üçler acaba hangileridi r? Bilindiği gibi, iktisadi, siyasi ve ideolojik bakımdan a ra sınıf g üçleri n i n geleneksel malzemesini teşkil e d e n küçük-burjuvazi nin b i r kısmı, belirli şartla r içinde, faşizmin ilk döneminde bu hareketin kitle tabanı haline gelebilir. Ama bugün b u sı nıf do değişiyor, ve bu değişme ülkeye göre çok farklı oluyor. Bu do aşırı soğcı lığın şekillerini ve niteliğ ini etkiliyor. Tekelci sermaye bütün orta tabaka l a rı ezgi a ltında tutuyor, özellikle i ktisadi a landa b u tabaka l a ra çeşitli bağ ı m l ı l ı k ve yüküm şekilleri yükl ü ­ yar. B u n u n l a beraber, b u tabaka l a rdaki her gru p (köylü, şeh i r esnafı, tücca r, serbest meslek sahipleri, tolebe, yeni orta tokabolar) ayrı ayrı yollar, özel metotla rl a sömürülmektedir (Bu yol ve metotla r zamanla değişmektedir.). Söz konusu sınıf g üçlerin i n tekel aleyhtarı duygu ve gös­ terilerini n objektif temeli, gelişmekte ve kuwetlenm e ktedir. Ama bir yan­ d a n do bu güçler dağ ı n ı ktır, savaş a maçlarını bozan iyi seçemezler, ser­ mayeye karşı burjuva metotlarl a savaşma eğilimine sık sık kap ı l ı rlar. Biri nci Dünya Savaşı sona e rdikten sonra, en büyük kesimi şehirlerde yaşayan Alman küçük b urjuvazisi, oliga rşi n i n dolaysız ezgisini, dolaysız rekabet yükünü, diğer sınıflara n daha önce d uydu (Ama bunu b i li nçle o nlayamadı.). Tekelci sermaye küçük ü retimi, ticareti ve hizmetleri istilô ediyordu. Küçük dükkôn sahibini, büyük mağaza yoluyla işinden e diyor, kredilerden, büyük sürü m fiyatlarından faydalanarak, iflôsa sürükl üyordu. B u özelliği göz önünde tutan Hitlerciler, küçük-burjuvaziyi ve ideolojik bakımdan ono yakın olon emekçi g ruplarını kazanmak için, «sermaye saltanatı»na, ..tefeci krediler.. e, büyük mağazala ra karşı şiddetli yer­ meler, büyük sermaye a leyhtarı parolalar kullandılar. Bugün orta ta bakolarda değişen sadece genel duru m deği l, bu taba­ kaların yapısıdır. Fronsoda tüccar ve esnafı Savun ma Birliğini kura n Pierre Poujade, b u gerçeği u nuttuğu için politika alanında tutunomodı. Bugün gelişmiş Batı ülkelerinde orta tabakal a rı n yapıları nda yeni u nsur­ l a r ön plôna geçti. Amerikan sosya logu C. Wright M i l ls'in .. Beyaz Yaka l ı l a r : Amerikan Orta Sınıfl a rı" (1 95 1 ) a d l ı eserini, şu anlam d o l u cümlelerle bitirmesi, bir tesadüf değildir: «Bug ün Amerikan toplumunun siyasi piya­ sasında ortaya yeni bir mal çı ktı : Yeni orta sınıflar. Yeteri kadar saygı ­ değer, yeteri kadar kuwetli görünen b i r adam, bu sınıfları kazanabilir. Şimdiye kadar hiç kimse bu işi ciddiyetle denemedi... Daha birçok sosyo­ log g ibi, Mills de, yeni bir a ra tabakan ı n meydana geldiğini, çeşitli g üç­ lerin bu tabakayı elde etmek için mücadeleye geçeceğini belirtiyordu. B u yeni tabakayı kaza n m a k üzere burjuvazi i l e proletarya arasında yürü­ tülen m ücadele, ; 950 ve bilhassa 1 960 yılları nda şiddetlendi. Orta sınıf 25


güçlerinin yapısında meydana gelen derin değişiklikler karşısında, büyük sermaye taktiğ ini değiştirmek zorunda kalıyor; orta tabakaların büyük bir kesimini etkisi altında tutmak için eskiden kullandığı metotları artık aynen uygulamıyor. Ara g üçleri kazanmak için yürütülen mücadele değiştiği g i bi, bu tabakaların sınıf bel irtileri, öz ve şeki l olarak, değişiyor. Bugün pratikte faşizmin veya halk cephesinin eskiden kullanılan metotlarla kurul­ ması imkônsızdır. Emekçilerin yürüttüğü devrimci savaşta elde edilen zengin tecrübeler bize şunu göstermektedi r : Proleter ol mayan veya yarı-proleterleşmiş kit­ leleri işçi sınıfına yaklaştırmak için, bu kitlelere toplumu kökünden değiş­ tirme zorunluluğunu anlatmak, bilimsel sosyalizmi n görüşlerini kabul ettir­ mek için, çeşitli yollar (özellikle ideoloj i k yol lar) vard ı r. Ama tarih bize şunu de göstermiştir: Orta tabakaların çift yönlü toplumsal nitelikleri, kıs­ men burjuva veya küçük-burjuva zihniyetieri nedeniyle, proleter olmayan veya yarı p roleter bazı g ru plar gerçekten devrimci hareketten vazgeçebilir, bu harekete yanlış şekil ler verebilir, hattô özünü tamamiyle yok edebilir. Orta tabakalar devrimden vazgeçsin, devrime yaklaşmasın diye tekeller her çareye başvuruyor, bu yolda özelli kle çeşitli aşırı sağcı eğilimleri kullanıyor. Bazı ülkelerde geçirilen tecrübeler bize şunu göstermektedi r : Oçüncü dünya devletleri için de beli rli bir «profaşizm» - veya bu eğilimin bazı u nsu rları - büyük bir tehli ke teşkil etmeye başladı. Bu ülkelerde gerici güçler, çeşitli sınıflara mensu ptur. Orneğin, Lôtin Amerikan ı n bazı ü l ke­ lerinde kurulan faşist örgütler; H indistanda a ş ı rı sağcı, faşist eğilimli Rastrya Sevak Sang Partisi ve Jan Sang adlı şubesi ; Arap ülkelerinde Müslüman Kardeşler teşkilôtı vb. Bununla beraber faşizmden esinlenen bu aşırı sağcı hareketlerin incelenmesi, yazımınzın çerçevesini aşar.

Tekellerin faşizmin gelişmesine sağladığı yardım Batı ülkelerinde faşizmin meydana çıkması, kuvvetlenmesi ve başarıya u laşması, tekelci bu rjuvazinin, burjuva devletinin politi kasına ve çı karla­ rına bağ l ı d ı r. Başlangıçta sermaye gru pları (genell i kle en yeni ve en açgözlü olanlar) faşist eğilimli gerici ufak parti ve grupları besler. Son­ radan da, siyasi d u ru m keskinleştikçe, yönetici faşist teşkilôt meydana çı kar. Alman Vaktiyle tekelcileri n i n yaptığını bugün Amerikada taklit edenler, neo-faşizmi yaratmak ve geliştirmek için bundan önce kullanılmış bazı yol ve yöntemlere başvuruyorlar (örneğ i n Dallas grupları). Ameri kada aşırı sağcı güçleri, büyük sermaye sahipleri besliyor. 1 960 yılları nın başları n ­ daki durumla i l g i l i bazı bilgilere göre, bu g ru pları n e l i n e geçen paralar, çoğu vergiden bağışık tutulan 70 vakıf; 1 1 3 firma ve ticaret müessesesi ; kamu hizmetlerini gören 25 şirket vb. den geliyordu. Resmi istatistiklere 26


daya nara k bir süre sonra yapılan bir i ncelemeye göre, sağcı teşki lôtla ra sağlanan para ya rdımları yıldan yıla yükselmektedir. Sadece 1 963 yılında bu yardım tutarı % 1 7 a rtmıştır. Aynı incelemede, bazı büyük iş çevrele­ rinin sağcı teşkilôtlara sağ ladığı ya rdı m belirtiliyordu. Miliken, Pew, Hunt, Crail, Frewley, Gray ve Simes bigi büyük tekelcilerin adlarına sık s ı k rastlanıyordu. Bugün Amerikan sermayesinin para babaları, faşizmi geliştirmek için, çok kullanılmış i ki yola başvuruyorla r (tabii, bu yollarda gereken değişik­ l i kleri yaparak) : a. geniş para yardımı - b. propaga nda ; tekellerin ideo­ loji ve propaganda mekanizmasından faydalanara k, gerici g üçlerin, gerici şahsiyetıeri n rekla mını yapıyorlar. Bazı Amerikan yazarların ı n hesa plarına göre, Amerikada 1 .000'e ya kın açıkca faşist örgüt faa liyette bulunmakta­ dır. Bunlardan bazıları - örneğin «John Birch Cemiyeti» - doğrudan doğ­ ruya tekellerden yard ı m görüyor. John Birch Cemiyeti 1 961'd e kuruldu. Tekellerin propaganda teşkilôtı sayesinde, 1 964 son/arında Amerikalıları n % 68'i bu Cemiyetin varl ı ğ ı n ı öğrenmişti. 1 966 başlarında, Cemiyetin üye sayısı 1 00.000'i buluyordu. Aşırı sağcı propagandası, orta ta bakaların çift yönl ü n iteliğ inden fay­ dalanmaya ça lışıyor. Gerçeklerden ha bersiz «sokak adamı»nı demokratik ve i lerici güçlere d üşman etmek ; onda «komünizme karşı savaşmak, büyük sermaye egemenliğine karşı savaşmaktır.. kanısını uyandırmak için, komü­ nist a leyhtarı parolalarl a sözde kapita list aleyhtarı çağ rı / a r bir arada kullanı lıyor. Bu a macı gerçekleştirmek üzere de, faşist propagandası komünistlere karşı savaşırken öldürülmüş «temiz h a l k çocuğu» mitosunu yaratmaya çal ışıyor. Nazilerin putlaştı rdığı i nsan, Hörst Wessel'di. Ameri­ kan gericileri ise, bu rolü John Birch'e oynatmak istiyorlar.

Çağdaş burjuva devleti ve neo-faşizm I kinci Dünya Savaşından önce, italyada ve Almanyada devlet mekaniz­ ması faşizmin gelişmesinde çok önemli bir rol oynamıştı. Tıpkı ha rp gibi, devlet tekelci kapitalizminin hızla gelişmesi, devlet meka nizmasın ı n ölçüle­ rini fazla arttırıyor, militarizmi teşvi k ediyor, imtiyazlı bir bürokratik «kast» (özellikle ordu su bayları kastını) meydana getiriyor. Zaman zaman kapi­ talist devletin yıkıl masiyle sonuçlanan olaylar, (örneğ in Almanya n ı n yenil­ gisi) tekellere sıkı sı kıya bağ lı bulunan bu bürokratik g ru pların özel çı ka r­ larını daha bili nçle idra k etmelerine yol açar, bu g ruplardaki kast anla­ yışını kuvvetlendirir. Bugün nicelik ve nitelik bakımından büyük değişik­ l iklere uğrayan bu askeri bürokratik çevreler, çok faa l ve zorba bir güç haline geldi. Bunların, ülke içinde ve dışında faaliyet yürüten otonom teşkilôtları vardır. I kinci Dünya Savaşından sonra dünyanın her yerinde yabancı lejyonlar, komandolar örgütleyen, «dostlu k cemiyetleri» kura n eski asker, subay ve SS'leri, nazi h a rp suçlularını burada hatırlatmakla 27


yetinelim. Çağdaş yeni-sömürgecilikte faşist metatlarını uygulayan bu katil le r bugün Afrika ülkeleri nde büyük faaliyet yürütmektedir. I ktidarı a l madan önceki faşizmle, iktidarı ele geçirmiş faşizm a rasında fark vardır. Çünkü iktidara geldikten sonra, aşırı gerici hareket, tekelci devletin adliye ve polis mekanizmasiyle bi rleşerek, i l k önce işçi sınıfı n ı n hareket v e teşkilôtlarına a ğ ı r darbeler indi riyor, militanları öldürüyor veya susturuyor, a rkasından bütün ilerici güçlere ve - kurucuları kimler olursa olsun - az çok demokratik bir niteli k taşıyan bütün müesseselere saldırı ­ yor. Böylelikle yeni b i r burjuva devlet t i p i meydana çıkıyor: Faşist devlet. Tekeller, aşırı sağcı g üçleri kullanara k, orta tabakaların (her şeyden önce küçük burjuvazinin), hiç değ ils e belirl i bir süre için, duygu ve h a re­ ketlerini kaza n maya ; neticede kendi a maçlarını gerçekleştirmeye her zaman muvaffak olmazlar. Tekelleri n bu konudaki başlıca amaçları şun­ lard ı r : a ) emekçilerin yürüttüğü savaşı bölmek ve zayıf d üşürmek - bu a maca varma k için, çeşitli emekçi g rupları a rası nda çatışmalar yaratma yoluna g iderler. b) Burjuva devletinin niteliğini, şeki llerini ve metotlarını değiştirerek, faşist bir diktatorya kurmak. Faşist d i ktatoryanın bir parçası hali ne gelen aşırı sağcı hareket, bu a maçlardan biri n i n veya her ikisinin gerçekleşmesine yard ı m ettiğ i süre ancak büyük sermayeyi ilgilendiri r. Ikinci Dünya Savaşından önceki faşizmde, bu i ki a m a ç genelli kle biri­ biriyle karışıyordu. Ama yine d e bazı ülkelerde iki amaç aynı anda ger­ çekleştirilemedi. Bugün bu ayırım daha büyüktür. Devlet mekanizmasına gerici bir niteli k verebilmek için, tekeller her yerde geniş bir neo-faşist h arekete m u htaç değiller. Büyük sermaye için, devlet mekanizmasını kuv­ vetlendirmek, fevkalôde genişletmek, m erkezleştirmek, halktan uzaklaş­ tırmak zoru nluluğu kaybolmadı, a ksine şiddetlendi. Devlet tekelci kapita­ lizminin üst -yapısındaki kuru luşlarda, gerici istekler daha çok yukardan gelen hareketlerle gerçekleştiriliyor. Bürokratik merkezcil i k g ü nden güne a rtıyor. Ordu, g izli teşkilôt, polis vb. gibi devlet kuruluşlarının sayısı a rt­ tığı gibi, bu alanlard a çalışan memur sayısı da durmadan yükseliyor. ör­ neğin, Birleşik Amerika Devletlerinde, Milli Savunma Bakanlığında çalışan memur sayısı 2 m ilyondur. (Orduda bu sayı 3 m ilyonu buluyor.) Bugünkü şartl a r içinde, tekeller, parlômentonun devlet mekanizmasının kilit noktaları üzerindeki kontrolünü ka ldırmaya çalışıyorlar. Hattô bu a maca varmak için Anayasayı açıktan açığa ihlôl ediyorlar. örneğin, Yunanistanda Saray, büyük sermaye, ve hizmet etti kleri yabancı emperya­ list çevreler, i ktidarı kaçırmam a k için, Devlet meka nizmasın ı n gücünü kullanıyorlar. Yunanista nda neo-faşist güçler, 1 5 Temmuz 1 965 tarihli Saray darbe­ sinden çok şey bekledi. Saray hükümetinin izlediği politika bir çıkmaza g i ri nce de, yeni-faşistler yı kıcı faaliyetlerini bir kat daha a rttı rdı l a r. Bugün faşist di ktatorya IMın l edenler, sadece Yuna nlılar değiL. Yun a n kralı ile b i r mülô kat yapan Amerika l ı gazetecisi C. Sulzberger da b u olanaktan bahsetti. öte yandan, sağcı çevreler, genişleyen demokratik h a rekete karşı 28


ve orta tabakaları bu ha reketten uzaklaştırmak i çin, (halkın «Kara Cephe» a d ı n ı taktığı) geniş bir milli cephe kurma zorunluluğunu ileri sürüyorlar. Bu şartlar içinde, Yunanistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin VIII-nci toplantısında tespit edilen, ülkeyi demokratikleştirmek üzere yü rütülen savaşta ileri sürülecek başlıca istekler, bugün değerinden hiçbir şey kay­ betmemiştir. Bu istekleri hatırlata lı m : Devlet meka nizmasının bütün faşist u nsurlardan temizlenmesi ; köylerde kurulan yıldırıcı gru pların (TEA) ; ordu içindeki gerici teşkilatın (I DEA) ; milli emn iyet teşkiıatı nın (KIP) kaldırıl­ ması veya yasaklanması ; bütün anti-demokratik ve olağanüstü kanun ve tedbirlerin kaldırılması ; demokratik özgürlüklerin, sendika ha k ve özgür­ l ü klerinin tekrar tan ınması ; siyasi tutukluları n serbest bıra kı lması ; siyasi muhacirları n vata na dönebi l mesi ; genel affın çıkarılması ; nisbi seçim usulünün kabul edilmesi. Bugün burjuva devletinin halk d üşmanı, anti-demokratik niteliği, yapısı ; fevka ıade geniş bürokratik tabaka n ı n özel çıka rları, ve herşeyden önce tekellerin menfaatleri ; devlet içinde, açık faşist eğilimlerin doğmasına yol açıyor. Batı ü l kelerinin bazılarında, neo-faşizmin meydana gelmesi ni ve gelişmesini sağlayan başlıca nedenler bunla rd ı r. Orneğin, Amerikan CiA sı g i bi, hiç kontrol edilmeyen iğ renç kuruluşla rı n, neo-faşist mikro­ bunu saçması, çok tabiid ir. Bu bakımdan, bu kuruluşlar devlet mekanizma­ sında yeni bir unsur teşkil ediyor. Tekellere bağl ı devlet mekanizmasının, SS teşkilôtından esinlenerek, faşist tipte özel siıahlı müfrezeler kurması, bu meka nizmasın asalak nite­ liğini açıkca dile getiriyor. Çeşitli emperyalist devletlerde gizli silah stok­ larının meydana getirilmesi, «kara koma ndol a r»ın kurulması ile ilgili hava­ disler, bize faşist kanserinin geleneksel şeklini hatırlatıyor. Bazı Amerikan yazarla rın ı n eserlerinde (örneğin «Mayısta Yedi G ün» a d l ı kitapta) Ame­ rikada yapılacak faşist hükümet darbelerinde en büyük rolün bu ya rı­ askeri birliklere düşeceğini söylemeleri, bize teh l i kenin büyüklüğünü gös­ teriyor.

Emperyalizmin kalesinde aşırı sağcı eğilim ve hareketler Amerikada aşırı sağcıl ı k, aşırı gericilik tehlikesi, son Cumhurbaşkanı seçimlerinde kesinlikle belirdi. A. Forster ve B. Epstein gibi Amerika n a raş­ tırıcıların çıkarttığ ı sonuçlara göre, 1 960 yıllarında Amerikan seçmenle­ rinin % 20'si aşırı sağcılara sempati duyuyord u ; % 2S-30'u - bilinçle deği lse d e - sağcı lara karşı idi ; % SO-SS'i ise tereddüt geçiren merkez güçlerini teşkil ediyordu. Bu merkezi kazanmak için yürütülen mücadele, ideolojik akımlarda ve toplumsal güçlerde bir ta bakalaşmaya yol açıyor. Yukarıda adları geçen, ve komünist görüşlere karşı oldukları halde, eser­ leri ne «Sağdaki Tehli ke» adını veren yazarlar, bu büyük tehditin üzerinde duruyorlar. Trotski'nin eski hayranları ndon Burnhain adında biri ise, bam29


başka bir görüşe varmıştır. Ona göre libera l ler « . . . d üşmanı daima sağda a ra rl a r, oysa gerçekte bizi - hatta hayatı mızı - tehdit eden e n büyük tehlikeler soldan gelir.» Ingiliz Işçi Partisi nin bir şa hsiyeti, bu gibi görüş­ leri incelerken şu noktayı belirtmekted i r : «1 920 yılları nda Almanyada li berailere karşı yü rütülen savaşla, 1 960 yıllarında Amerikada yü rütülen savaş arasında korkunç bir benzerlik görülmektedir.» Amerikada 1 964 Cumhurbaşka nı seçimlerinde sağcı g üçler Cumhuriyetçi Parti nin yönetici çevrelerini ele geçirmiş, bu başa rı ları n ı San Francisco Kongresinde açıkca bel i rtmişlerdi. Radikal görüşlerden uzak New-York Hera/d Tribune gazetesi, bu havadisi «Hitlercilerin zaferi» başlığı ile ver­ mişti. Batı nın birçok burjuva şahsiyeti, bi rçok burjuva gazetesi, «Gold­ water'ci l i k bir çeşit neo-faşizmd i r» gerçeği ni, - bu gerçeği çeşitIi şekil ­ lerde yoru mlayarak - ka bul ediyordu. Barry Goldwater'i n demagoj i k, ka rışık, çelişme dolu yazı ve beyanat­ l a rı, orta ta baka l a rı n bir kesimini aşırı güçlere kaza ndırd ı ğ ı için tehlikeli ol muştu r. Gazeteci Keynes Russel'in, New-York Times gazetesi nde belirttiği g ibi, bu orta tabaka l a r «geçmişin h asret;" ni çekiyor; büyük şehir iş adam­ larına, büyük sendika l a ra, büyük iş çevrelerine, ü lkenin doğusunda h ü kü m süren a hıaksızlığa, «kolektivizm»e, «Doğu sahilindeki para n ı n egemenli­ ğ i ne» karşı yapılan sözde - saldırılara aynen inanıyor, Batı d a yerleşen ilk çiftçilerin, küçük şehirlerde yaşayan halkı n temiz a h ı a k ve töreleri n i n can ­ lanacağ ı nı sanıyo rlard ı . Seçim dönemi nde, Amerikan büyük sermayesini yöneten çevreler, ilkin aşırı sağcı ların gücünü denediler. John Kennedy'nin «radikal .. politikasın­ d a n vazgeçen Amerikan yönetici çevreleri, aşırı sağcı teşkilatl a rı n i mkan­ larını denedikten sonra, nihayet L. Johnson'un adaylığ ı n ı desteklediler. Johnson ise, Kennedy'nin politikası (<<büyük toplum» doktrini)nda ufak tefek değişiklikler yaparak, tehlikeli ölçülere varan sağa kayma eğilimini gizlemeye çal ışıyor. Goldwater'cılık zafere ulaşamadı, ama bu akımın va rlığı bile, aşırı sağcılığın ne kadar büyük bir tehlike haline geldiğ ini açıkca belirtmiştir. Bu bakımdan, Amerikan toplumundaki bütün demokra­ ti k ve ilerici g üçler için, «gericilerin ikinci saldırısı.. haıa çok büyük bir teh like teşkil ed iyor. Bu tehlike azalacağına büsbütün artmaktad ı r. Amerikada neo-faşist tohumlar, ırkçı orta mda kolayca yetişiyor. Bugün Güney-Afrikada hüküm süren faşizm de bu cinstendir. Sağcı bası n ı n 1 numaralı gazetecisi, Joseph Alsop, 1 966 temmuzunda, ı rkçı l ı k meselesinden büyük bir buhra n ı n çıkabileceğini söylüyordu . Alsop bu buhra n ı n soru m lu luğunu, karaderilileri n insan ve vatandaş hakları nı elde etmek için yürüttükleri savaşa yüklemeye çalışıyordu. Ama bu yoru m ­ dan b i r ay sonra a ncak, patlak veren feci olaylar, ı rkcı l r kta n doğa n buh­ ra nın gerçek nedenlerini açıkca belirtti. Ustelik bu olaylar, tutucu Gü­ neyde veya Batıda değ i l ; gelenekleri gereğince, «liberal .. eğilimli, sanayi­ leşmiş Kuzeyde meydana geldi. Son yıllarda on iki m ilyon karaderili Kuzey bölgesine göçetmek zorunda kalmıştır. Tekelci işletmelerde insafsızca 30


sömürülen, iş bulamaya n, toplu msal ayırıma tabi tutulan bu karaderi l i emekçiler, esenliğe aykırı getto'larda toplu halde yaşa mak zorunda bıra­ kılıyor, çok eski oma kira l a rı a la bildiğine yüksek evlerde oturuyor. Bu yıl Ağustos ayında Şikago'lu korederililer, beyazların oturduğu kibar mahallelerde gösteriler düzenleyi p konu ve mahalle konusunda gözetilen ayırı m ı p rotesto ettiler, i ki ı rkı ayıran sıkı s ı n ı rların kaldırı l masını, her vata ndaşa dilediği yerde oturma özg ü rlüğünün tanınmasını isted iler. Sağcı güçler, «karederililer büyük bir tehlike haline geldi» lôfıyla orta l ığ ı telôşa verdiler, geniş b i r p ropaganda kampanyasına giriştiler. Bu patır­ dıya a ldanan bazı beyazlar - özellikle gençler - karaderi lilere so ldı rmaya, «beyaz d evri m», «beyazların üstünlüğünü sağlıyal ı m» parolala rıyla gösteri­ ler düzenlemeye başladılar. H attô bu gösterilerde simge olara k gomalı haç kullandılar. Amerikan burj uva basın ı n ı n bile beli rttiği gibi «yı l l a rdan beri i l k defa orta ta baka l a ra mensup, oldukça kala ba l ı k bir vata ndaş kutlesi nazi ı rkçı görüşlerini benimsemişlerdir... Amerikan nazi Partisi Şikago'da büyük bir faa l iyet sa rfetmektedi r. Bu p a rtinin lideri, John Rockwell, faşistlere özgü demagoji, nefret ve düşmalık yollarına başvurdu. «Zengi nler karaderililerle burun buruna yaşamak zorunda kalmadıkları için onları sever» iddiasında bulunuyordu. Hattô bulundukları kötü şartlardan karaderililerin soru m l u olduğunu söy­ lüyordu : .. Zenciyi bu hale getiren oturduğu izbe değ il, zencidir normal evi bu hale getiren.» B u iddialara bir de yahudi düşmanlığını ve komü­ n iz m a l eyhta rlığını do katıyord u : «Irkıa rın ka rışması için kul l a n ı l a n serma­ yeyi Yahudiler sağl a r . . . I rkıarı n ka rışmasından sorumlu olanlar komü­ nistlerdir... Son zamanlarda bu a kımla rı n önderleri başlıca güçlerini bir­ leştiriyorl a r : Ağustos 1 966'da Ba rry Goldwater'in yöneti mi a ltında topla­ n a n dört büyük gerici örgüt bir hareket birliği a nlaşması i mzalad ı . Komünist Partisinin yayınladığı yeni program tasarısında, Amerikan komünistleri, ü l kedeki d u rumu inceledikten sonra, endişe verici bir sonuca varmaktadırla r : Bugün Amerikan demokrasisi büyük bir buhra n geçir­ mektedir. Bu buhran, «Amerikan stil i.. bir faşizm kurmaya çalışan aşırı güçlerin faa liyetlerinde görülen büyük a rtışla dile gel mektedi r.

Tekellere karşı bütün ilerici güçleri bir araya getirecek geniş bir cephe kurulmalıdır Büyük sermayenin egemenliğini ve keyfi davranışlarını ilkin sınırlandır­ mak, ardından do yok edebi lmek için, işçi sınıfının siyasi örgütleri - ve özel likle komünist partileri -, ülke içinde bütün vatansever ve demokrat g üçler a rası nda geniş ittifa kların kurulması n ı tavsiye ediyorla r. 1 960 komünist ve işçi partileri Konferansı Bildirisinde şu satırlar yer o l makta d ı r : «Tekelci egemenliğin yok edil mesi, işçi sınıfı, köyl ü ta baka l a rı, aydınlar, şehir küçü k ve orta burjuvazisi i çi n hayati bir önem taşımaktad ı r. 31


Bugün bütün bu g üçlerin birleşmesini sağlayabilecek şa rtlar. meydana gelmektedir. Komünistlerin kanaatına göre. bu birl i k ; barışın. milli bağımsızlığın ve demokrasinin korunması ve geliştirilmesi. en önemli sanayi kolları n ı n mil­ Iileştirilmesi. daha demokratik yoll a rl a yönetilmesi. bütün iktisadın. halkın i htiyaçları nı sağlayacak barışçı amaçlara kullanı lması. köklü toprak reform­ larının uygulanması uğruna. emekçilerin yaşama şartl a rını yükseltmek. köylülerin. şehir orta ve küçük burjuvazisinin çıkarlarını tekellerin keyfi kudretine karşı koru m a k üzere yürütülen savaş temeline dayanmalıdır.» Komünistler. proletaryan ı n sınıf müttefiği olan tabaka ların kararsız niteliğini büyük bir dikkatle i ncelemekle kalmıyor; iktisadi, sosyoloj i k ve ideoloj i k a l a n la rd a bu kararsızlığın özünü de i nceliyor, gereken sonuçları çıka rıyorlar. Batıdaki komünist partilerin büyük çoğun luğu, iktisa d i sorunları ve i kti­ sadi örgütleri çok büyük bir d i kkatle inceliyorlar. Çünkü bunla r çeşitli halk tabakaları n ı n tekellere karşı ve demokrasi uğru n a yürüttüğü ortak savaşın en hassas nokta larını teşkil ediyor. Başlıca h a l k tabaka la rı n ı n ve partileri­ nin yürüttüğ ü ortak h areketlerde, demokratik özgürlüklerin, demokratik kuruluşların koru nmasi ve geliştirilmesi günden g üne önemi artan bir yer tutmakta d ı r. Mayıs 1 966'da toplanan Batı Avrupa Kom ünist Partileri Konferansı, yayınladığı Bildiride şu noktaları bel irtiyordu : "Çeşitli ü l kelerde, çeşitli toplumsal ve siyasal savaşların yürütülmesi, tekellere cephe a l a n top­ l u msa l ta baka l a rıyla işçi sınıfını bir a raya getirecek geniş bir kitle hare­ ketinin kuru lmasına elverişli olanaklara yol açıyor. Konferansın kanaa­ tına göre, bu birlik, tekellerin i ktisadi ve siyasi egemenliğini sınırlandır­ m a k için gereken reformları gerçekleştirmek, kamu hayatında gerçek bir demokrasiye varmak, sosyal izm yolunu açmak üzere bir kat daha geniş­ letil melidir.» XX-ncı yüzyı l ı n ilk yarısında geçirilen acı tecrübeler, gelişmiş kapitalist ülkelerin çoğ unda, orta ta baka l a rdaki büyük kitlelere, şu gerçeği göster­ miştir : Başl ıca toplumsal soru nları n demokratik çözümü, bu unsu rlar için hayati bir önem taşımaktad ı r. Bu tabakaların i lerici toplumsal potansyeli sadece a rtmadı, bazı ülkelerde daha büyük bir kesinl ikle beli rdi. Bu da, daha çok, proletarya ile kurdukları s ı kı bağların ve yü rüttü kleri h a reket birliğinin sonucudur. Bununla bera ber. bazı Batı ülkelerinde hangi kılığa g i rerse girsinler aşırı sağcı g üçlerin işçi sınıfın ı n ve bütün emekçilerin elde ettiği önem l i sonuçları a rtık tehli keye sokarnıyaca ğ ı n ı sanmak, büyük bir hata olur. «Artık o g ünler bir d a ha dönmez» diye duru m u u m u rsama mak ya nlıştır. Faşizmi yeni şekillerle hortlatmaya çalışan plônların başarısızlığa uğra ­ ması ; tekelci burjuvaziden gelen harp tehlikesinin durdurtulması için. e n büyük iç g a ranti. emekçi s ı n ı f v e tabaka la rı n ı n h a reket birliği ve beraber­ l iğidir. 32


AFRIKADA

özgürlüğün ve egemenliğin korunması

Sikhe Camara Afrika üç yız yıl boyunca i nsan oğlunun en a ğ ı r hara ketlerini görmüş. ve i ki yüz milyon evlôdi acı kölelik d üzenine kurba n gitmiştir. Afrika bu olağanüstü felôketin etkisini çok derin. etine kemiğine kad a r duymuştur. Fakat ta rihinin bu devresi daha tam olarak sona ermeden. sömürgeleşme felôketi başladı. Karanlık şöhretli Berli n konferansından sonra. Afrika bir ganimet gibi parça landı. Bunu yapanlar yalnız kuvvetlerine. sermayelerine ve esas gayesi küstahca açıklanan dini misyonlarına güveniyorl a rdı. Babalarımız ve bizim kuşak. i nsanı aşağı laştıran ve örgütlenmiş olan bu sistemin kurbanları olmuşlard ı r. Kuvvetli ayaklanmalar ve kuru l a n sistemin dağı l ması korkusu. h a l k ı n dayanı lmaz baskısı karşısında. sömür­ geciler. kapıları a ra l a m a k zorunda kalmışlard ı r. Fakat kurdukları yapının yarınını. egoist çıkarlarını korum a k için bütün tedbirleri de almışlard ı r. Afrika halklarının cehennemi «faşist idaresi .. daha sona ermiş değildir. Bu g ü n hôıô. halklarını başka taraflara sürenler. sosyal yapısını dağıtan­ lar. topraklarını işgal edenler. bir sözle. Afrikayı sistemli bir şekilde yıkmak isteyenler. aynı adı mlar. daha üstü ka palı ve a ldatıcı fakat daha tehlikeli şekillerle. bundan evvel yapılanları yenilemeye. tekrarlamaya hazırlanıyorlar. Somürgecilikten kurtul m a devrinde. etkisi daha g a rantili. endirekt egemenlik kurma gibi akıllıca bulunan formül, yeni-sömür­ geci liktir. Işi miz tekrar d ünkü efendi i ledir. Bu efendi bu gün yine kuvvetlidir, 've sermayesi n i kıymetlendirme işinde yine efendidir. B u efendi, dünden bu güne n a muslu iş a rkadaşı olamaz. Çünkü, sermayesinin, insan l a rda haysiyet duygusunu yıkara k, onların irade ve bilincini yok etme ve tah a m m ü l edilmez egemenliğini sürdürme işinde kuvvetli bir silôh olduğunu bilir. Yabancı egemenliğ inin cinsi, süresi, şekli ne olursa olsu n, doğrudan doğ ruya veya dolayısıyle olsun, her zaman aynı sistem üzerine oturtul ­ muştur : Evvela zihinleri zehirlemek. bilinci v e iradeyi bertaraf etmek, 33


şerefini, özgürlüğ ünü koru mak savaşını imkansız hale getirmek için daha sonra, insa ndaki aktif kuvvetleri yıkmak. Bir halkın başka bir halk tarafı ndan hakimiyet altına a l ı nmasında sosyal il işkilerde efendi köle münasebetleri doğmaktad ı r. Bu ayarsızlık sonucunda, hukukun yerini kuvvet a lıyor. Kültür, yani, metropolün meden­ yeti, dini, eğitim sistemi, bütün şeki lleri ile bazan zorla dayatıl ı r. Maksat sömürgeciler yara rı na, düşünce şekli n i n daha doğrusu, ezilen halkın zihniyetinin felsefi temellerini atmaktır. Bir ya ndan hakim devlet makanizması, kitab, okul, kilise, moral hattô felsefe eğ itim i ile, yazılı ve sözlü basınla, medeniyetin önceliğini doğru­ lamak ve onun kıymetine inandırmak için seferb�r edi l i r. Oteyandan hakimiyet a ltına a l ı na n halkın, medeniyetinin yetersizliği, hatta kültürü n ü n v e geleneklerinin yokluğu isbat i ç i n h a k i m devlet i mkan l a rı ha rekete getirilir. Bu durum hemen ortadan kaldırılamıyacaktır. Bu durum anca k, sefalet, zindan, ka n ve ölüm bahasına politik bağ ı msızlık elde edildikten ve ekonomik bağ ı msızlık gerçekleştikten sonra, cesur, deva mlı ve derinleme­ " sine bir çalışma sonunda a ncak b u zihniyet değiştirilebi lecektir. Barışçı yolla rla yahut sık s ı k olduğu gibi, sert çatışmalar sonunda bağ ımsızlık elde edildikten sonra, mesele bütünü i le kalıyor. Çünkü, eski sömü rgeci, a kademik söylevlerde geçmiş devreyi utanmadan, «kardeşce . ve ta rihi b i r iş birliği» devresi, geleceği de «orta klık» yahut da metropolün üstünlüğüne daya n a n «dil a ılesi» diye n itelediği halde, gönül rızası ile çekip gitmiyor. Politik bağımsızl ı ğ ı m ızı elde ettikten sonra, bütün gücümüzle b u hasta l ı k bu zehirli a kıma karşı savaşmalıyız. Çünkü ş i m d i söz konusu olan yeni Afrika milletlerini, yabancı l a r tarafından değ il, bizim tarafımız­ dan düşünülmüş, kararlaştı rılmış ve gerçekleştiri lmiş sosyal ve ekonomik yapılarla kurma ktı r. Bu kuruluş, halka bağ l ı bir şekilde hizmet eden bizler tarafından h a l k yararına olacaktır. Çünkü h a l k bize tam olarak g üvendiğini göstermiştir. Işte soru da burdad ı r : Saldırgan ekonom ik ve askeri hegemonyaya karsı savaşmak, etkil i bir şekilde sömürge devrinin en tehlikeli kal ı n ­ tılarını, y a n i halkımızı n hala kurban olduğu kültürel köleleştirme ve zihinleri zehi rlemeye karşı savaşmak için ne gibi silahlar kullanmak meselesi. Kolaylı kla rı eşit olmayan i ki yol va r önümüzde. Birinci yol şudu r : Eski sömürge idaresinin yerine yerli bir idareci kadro geçirmek, bir kara rname ile bağımsızlığı, bayrağı, milli m a rşı elde etmek, metropol bayram larını, kendi öz bayra mları gibi kutlamaya ve yıl dönüm­ lerinde eskiden olduğu gibi sömürge idaresi nin, Fra nsız birliğinin iyilikle­ ri ni övmek d u ru mu nda olmak. Hiç bir şey d eğ işmiyecek, ne rejim ne de 1 789 Fransız burjuva devrimi, ve XiX, yüz yıl Avrupadaki «li beral .. millet­ lerin ideolojisine göre kurulu politi k yapı. Gerçekte burada eski efendinin politik geleneklerinin basit tam bir e l değiştirmesi var. Ve klôsik demok34


rasi büyük ölçüde politi k olaro k kalmaktad ı r. Görünüşte halkın legal temsi lini ve yine görün üşte kamu özgürlüklerini kullanmasını sağ lamak yeter. Tek yenilik baza n tek bir parti nin kurulmasıdır. Bu parti bazan bir kararname, bazan ka nunla, baza n anayasa ile, bazan da bir �ongresinin kararı ile kurulur. Fakat bu gibi bir müessesyin ilk ba kışta halk yığ ın­ l a rına dayanmadığı derhal görülebi lir. Ekonomik a landa tabii hiç bir değişiklik yok. Alt ya pı aynı şekilde kalmaktadı r. Burjuvazi renk değiştirdi. Beyazdı. Siyah oldu. Daha bili nciz olduğu kadar daha d a küstah, daha insafsız olduğu kadar daha istekli, karakteri insa n ı n insanı sömürmesidir. Halkın değil bir gru p insan ı n hege­ monyası. Kôrı n hôkimiyeti. Kişisel çıkarların milli menfaatlara üstün tutul ması. Yu rttaşla r a rasındaki eşitsizliğin en son haddine u laşması. Tek sözle, bir şahsın diktaturası ya da oligarşinin eli nde bir i ktidar. Böyle bir durum, egemen d u rumda ol maya deva m eden metropol beli rl i askeri a nlaşma l a r olmadan tutuna maz. I htiyaç halinde kulla nılmak üzere askeri üsler, yabancı sermayenin içerde tutulması hattô daha da a rttı rıl­ ması, kendi özel kültüründen yoksun bırakılmış halkın bilinç ve i radesini bertaraf etmek hedefini güden yabancı ideolojinin getiri lmesi. Okul ve ü n iversite öğ renimierinin konula rı eski işga lcinin dayattığıdır. Böylece eğitim ve gerçek kültür boş lafla r d uru muna düşm üştür. Bunlar efendinin dayattığ ı şartal a rd ı r. Kendisine satıimış g ru p bunları damla damla verilen menfaatler karşılığında kabullenir. Böyle bir grup, söm ürgecin i n pol iti kasını bilinçli bir şeki lde yürüttüğü güne kadar deva m eder. Uygunsuz iş görüldüğü nde bu grup daha sadık daha satı i mış başka bir gru p yara rına feda edilir. Şunu hatırlatmak gerek : Zenci burjuvazi, bu yolu teslimiyeti, kolaylığı seçer. Bu yoldan derhal elde edilebilen çıkar, egoistçe avantajl a r elde eder. Ve bu avantajlar, şeref ve onuru bir ya na bıra kanlar için kolaylı kla elde edilir. Fakat kendini topluma verenler için böyle bir şey kabul edi lemez. I kinci yol, sömürgecliğe karşı mukavemetten doğan savaşın ve halk zaferinin kabul ettirdiği yoldur. Bu, böyle şekilde kurtu lan memleket ve halklara ekonomik ve sosyal büyük başa rıla r sağ lamak i mkan ı n ı ver­ mektedir. Sosyal devrim fikri böylece, yurdun tavizsiz savu nması fikri i le birleş­ miş oluyor. Şüphe yok ki Gine Cu mhuriyetinde sosyal ve milli devrim bir gerçektir. Çünkü, hattô bozan «sosya list .. hattô «Afrika tipi sosyalizm.. uygula maya koyu lan memleketlerle, ve şeklen bağı msızlığa kavuşan başka bir çok memleketlere kıyasla Ginede, çekinmeden, kompromilere varmadan, şaşmaz bir anti-emperyalist ve söm ürgeciliğe karşı savaş yürütül mektedir. G ine Cumhu riyeti 1 955'de Farnsız «topluluğuna.. katılmayı reddetti. Görünüşte Afri ka l ı olup da esasta Fra nsız etkisini ve Afri kada millet35


lerarası kapita lizmini n hegemonyasını devam ettirmek gayesini güden peyk kuruluşlara g i rmeyi de reddetti. Paktlara katılmama politikası izleyen Gine Cumhuriyeti, bağ ı msızlığına kavuştuğundan beri, Afrika birliğ inin heyecan l ı bir teşkilatçısı ol muştur. Fakat Ginenin cesa retle attığı adımlar ka rşısında hayret edenler ve her defasında onun yarını için endişe duyanlar, onun şaşmaz bir şekilde halkçı ve demokratik olan rejiminin yapısını ta nımak zoru ndadı rlar. Halkımızın kuvveti, onun Gine Demokrat Partisi etrafında sıkıca birleş­ mesinded ir. Bu pa rti saflarında, tarihsel zorunluklar ve milli kurtuluş savaşı sebebi ile, halkın emekçi yığınları, toprak emekçileri, köy ve şehi r emekçileri, sanaatkôrlar, memurl a r, fabrika emekçileri, küçük tüccarlar, gezginci satıcılar ve aydınlar toplanmışlard ı r. Başka n Seku Ture Gine denemesi ve Afrika birliği kita bında şunları yazıyor: «Gine Demokrat Partisi keli meye Avrupada verilen anlama göre bir parti değildir. Biz bunu böyle istedik. Bu, geniş bir Afrika kurtuluş h a re­ ketidir. Gayesi de sömürgeciliğe karşı ve i lerlemeden yana olan bütün iyi niyet sahibi Afri kaııla rı bir a raya topla maktı r. Böylece, ekici, tücca r, ulaştırıcı ve memurları, müslümanlar, katolikler, protestan l a r ve «dinsizler.. . onun progra mını ka bul etmekle, parti safla rı nda kendi yerlerini bulurlar ... Gin!,! Demokrat Partisi yıllar boynca kurulmuş ve özgürl ü k ha reketi boyunca emperyal izme ve sömürgeciliğe karşı savaşan geniş yığınları n milli cephesi hali ne gelmiştir. Bu cephe içinde cesur g ı pta edilmeye değer bir kuşa k yetişmiştir. Gine Demokrat Partisi bir yığın partisidir. Gayesi halkı n savaş silô h ı n ı n d a h a kuvvetli, d a h a kesici d a h a delici, dolayısıyle d a h a etkili olmasıdır. Bunun için bu parti içinde kimse bir imtiyaz iddiasında bulunamaz. Var olan ya lnız ödev ve sorumluluk yüküdü r. Bu da demokratik santralizm prensiplerine saygı çerçevesi içinde, ona bir öncülük rolü vermektedir. Partinin bütün sorumluları militanlar ta rafı ndan doğrudan doğruya seçilirler. Progra mı ve gine halkını ve memleketi ilgilendiren bütün önemli meseleler demokratik bir şekilde münakaşa edil mektedir. Düzen ve otorite yaratan bu temel kaydelere ilave olara k, militanlar ve idare­ ciler tarafı ndan kabul edilen disiplini, tenkide ve kendi kendini tenkide saygıyı ve milli yönetim organları için kabul edilen münakaşa edilmez otoriteyi de eklemek gerek. Bu öyle b i r ' ha lk «diktaturası .. dır ki, halk tarafı ndan ya ratıl mıştır. Ve eskiden yaratı l m ı ş i nsan ı n düşünce ve enerjisini kurtarır. Bu da insanı n ve halkın sömü rgeci etkisinden kurtulmasına i mkôn verdiği gibi, memurlar, sendikacı, aydın, köylü, işçi, kad ı n ve gençlerin değişmesine, onların yeni Gine toplumuna hizmete hazır duruma gelme­ sine de yard ı m eder. Gine Demokrat Pa rtisi, milli ekonomiye ve bağı msızlığa bir temel yaratmak üzere, politik bağı msızlığı kuvvetlendirecek bir sıra ekonomik 36


ve sosyal alanlarda bir sıra tedbir almış ve reformlar başarmıştır. Dış ticaret için bir devlet tekeli. Bağımsız bir para sistemi. Elektrik şirketlerinin. u lşatı rmanın. taşı nmaz mallar şi rketlerinin. yabancı ba nkaların. sigorta şi rketlerinin. elmas şirketleri n i n ve a ltun imtiyazlarının millileşti rilmesi. Gine Cumhuriyet Bankası adı ile b i r devlet bankasının yaratılması. Ta rım a la nında ise. Gine Demokrat Partisinin Vi. kongresinin kararla­ rın a uyulorak. 1 963'ten beri, köylü ü retim kooperatifler sistemi kurulmuş ve teşvik edilmiştir. Bununla beraber, devlet fid a n çiftlikleri. ve bazı tarım modernleştirme müesseseleri kurmak gibi daha başka teşebbüslere de g i rişiimiştir. I htiyaç maddelerinin dağıtı m ı n ı. şehi r ve köy halkları nın isteklerını ka rşılama k maksadıyle 1 962 ve 1 963 yıllarında ticareti libera ı ıeştirme tedbirleri. oç gözlü bir ticaret burjuvazisi n i n meydana gelmesine sebep oldu. Bencil ve gerici olan bu burjuvazi, halkın özg ürlüğünü. yani legal bir şekilde politik i ktida rı kendi çıkarları için elde etmekten başka bir şey düşünmemektedir. Bu burjuvazi gıda maddeleri ve mal kaçakçılığ ı na başladı. Etkisini kuvvetlendirmek yolunda kabul edilemeyecek bir küstahlıkl a ha rekete geçti. Görünüşteki bazı başarılarından cesaret a l a n ..yeni sınıf.. s o n bir h a m l e ile parti v e devlet mekanizmalarını e l e geçir­ meye ka l kıştı. Sabı rları taşıran bu ha reket, insan kayıbıno sebeb oldu. Çünkü halk sert bir tepki gösterdi. 8 Kasım 1 964 tari hli 12 noktal ı k holkcı kad ro kanununun ve bu prog ra mın uygulanmasını s'ağlamak ma ksadıyle yayı nlanan kararnamelerin başka bir maksad ve hedefi yoktu. Kanun h ükümlerinde şunlar vard i : G ine parası üzerinde hile ve mal kaçakçılığının yasa klanması, ulusal ve bölgesel araştırma ve tesbit komisyonl a rı n ı n kurulması, bu komisyonlar 1 958'den bu yana ticaret adamlarının, devlet memur ve ajanlarının, politika sorumlu lu la rı n ı n e l de ettikleri malları tesbit edeceklerdir. Bu komisyonların, ka nun yolları ndan elde edildikleri isbat edilemeyen bütün taşınır ve taşınmaz mallara el koymaya yetkisi olacaktır. Alışılmış yerlerin dışında mal satman ı n ya­ saklanması. ırkçılığın, aşi retçi liğin ve yıkıcı faaliyetin yasa klanması. dış ticaretin devletleştiril mesi ve tüccar sayısı nın kesin bir şeki lde sınır­ landırı l ması ve ödeme ka bil iyeti olduğu yönde g a ra nti verebilenlere kabiliyeti ve a h la kı olanla ra bu ha kkın tan ınması şekli nde tica rette reform. mesken işlerinin düzenlenmesi ve kiraları n kontrolü , hükümet ve idare ma kanizması üyelerine her türlü karlı işlerin yasa klanması. G i ne Demokrat Partisi de önem li bir reforma tabi tutuldu. işletmeler, üretim birimleri idare servisleri seviyesinde örgütler kuruldu ve parti memurları sayıları esaslı bir şekilde azoltıldı. Mesele her a la nda millet düşmanlarını vurmak ve daha sonra herkesin yerini bulmasını sağ lamaktı. Fakat kısa za manda kavgaya derinlemsine g i rişildiği göründü. Çünkü bu defa pa rti miııet düşmanı bazı Ginelilerin bencil çıkarlarına el koy­ muştu. Bu elema nlar, milli g üvenliğimize karşı emperya listlerle iş/birliği ya para k çabuk ve çok kaza nmanın tad ı n ı almışlardı. 8 Kasım 1 964 37


ka nunun uygulanması başlar başla maz, ters-devri mciler cephesi hızla kuruldu. Bu dafa kendi leri nden emin ve gu rulu idiler, z i ra milletlerarası finans çevrelerinden milyonlar a lıyorlardı. Çünkü, bütü n memnun ol­ mayanları birleştird i klerin i zannediyorlard ı : Tüccarları, ırkcıları, yapı sahipleri n i ve bili nçten yoksun memurları, devrimci tedbirler sonunda kendi lerin i açığa vurmuş, vurmamış Partin i n bütün düşma nları n ı . Daha bir y i l geçmeden d a h a yaman v e d a h a sa ldırgan bir düşmanı n ortaya çıktığını gördük. Gine Demokrat Partisi ulusal yönetimin ve bütün Gine halkı n ı n uya n ı klığı, komplocuları bir tuzağa kıstırmayı ve onların emperyalist efendilerini tutmayı başardı. Fakat memleketi yönetmek gibi zor ve şerefli bir ödev yüklenen Demok­ rat Parti, elde ettiği gerçek başarı l a rla yetinemezd i. Zira, her gerçek başarı süresiz bir gelişme zorunluğu istemekted ir. Çünkü devri m i n bütün sosyal ta bakaları memnun bıra kmasına imka n yoktur. Zira, devrim sosyal b i r gelişme ihtiyacına ceva b verirken, bir i nsan zümresinin imtiyaz ve çeka rlarını kuvvetle sa rsıyor. Bunlar ters-devrimci olara k meydana çıkıyor. Bu sefer onlara karşı g i ne devrimci rejimini savunmak için her defasında temelli ve koruyucu ted birler a l ma k zorunluğu kend.ini gösteriyor. Mil letlerarası ka pita lizm, kendi lerine boyun eğ meyen, a ksine halkçı ve demokratik kuvvetler yapısı ile kendilerine karşı dura n Afrika rej i m ierin e iyi gözle bakmaz. Afri kada bir çok ters-devri mci, beyaz hü kümet devir­ melerini tertipler, teşvik eder ve siıahla ndı rı r. (Bu politi kanın son kurbanı ka rdeş Gana halkı oldu. Ga nada emperya listler ve uşakları, Halk Birlik Partisinin devrimci rejimini b i r hükümet da rbesiyle devird i ler ve emperya listıere bağl ı bir askeri diktatura kurdular.) Emperyalizm, Gi nede de bir çok dafa l a r, Gine ha lkının kurduğu rejimi devirmek için komplolar hazırlamıştır. Hatta bu gün bile du denemelerine devam etmektedi r. Bu sebebiedi r ki, Gine zengin ta rihi nden ve sekiz yıllık bağ ımsızlıkta n ders a l a n Gine Demokrat Partisi, 1 966 yıl ı içinde de gine politik rejimini kuvvetlendirmek için devri mci tedbirler a l mıştır. (Jzerinde durulacak önemli olayla r bu konuda, Devrim Ulasal Kon­ seyi nin 1 966'daki bi rinci toplantasında, Gine Demokrat Partisi genel ' sekreteri Ahmed Seku Ture yoldaşın açılış ve ka panış söylevieriyle, Labe toplantısı nın ka panışında ka bul edilen genel ka ra r suretidi r. Biz burada gerçekten de Gine Cumhuriyetinin devri mini her gün daha etki li bir şekilde savunmak için konkre tedbirlerin alındığını görüyoruz. Ted birler şunlard ı r : Meden i servisler birl i kleri ve halk mil isleri örgütü kurmak. Dışarıdan gelecel. hü kümet devirmeleri teşebbüsleri ni ezmek maksadıyle hudut birli klerini kuvvetlendirmek. Zira G i nenin savunması bütün halka düşmektedir. Böylece, Gine Demokrat Partisi tarafında yönetilen d evri mci eylemi içine alınan halk ordusuyle, her komitenin, her seksiyonun, her federasyonun, her köyün her mahallenin her kentin başta gelen ödevi, 38


m i l l i va rlığı mızı savunmaktır. Bunun için, elden geldiği kadar hızla şu tedbi rleri almak gerek : 1 ) halkı kendi savu nması için örgütlemek, 2) ona bu maksadı sağl a m a k üzere gereken a raçları vermek, 3) gereği zaman kendi kendini savunma refleksi n i n işleyebil mesi için halkın askeri eğiti m i n i sağla mak. Bilindiği gibi Ginede ordu toplum dışında bir varlık değildir. Bunun için ordu halkı n ve Gine Cumhuriyetinin ve kurumları n ı n geleceği için bir karasızlık noktası değ ildir. Gine Demokrat Partisi ordunun mora l i n i n ve savaş gücünün yükselmesi için her gayreti göstermektedir. Sonuncu olmayacak olan bu tedbirler, Gana hükü met devirmesinden a l ınan derslerden sonra bu gün, G i ne Cumhuriyeti nde ters-devrimi ve millet­ lerarası e mperyalizmi yenmek ve gömmek için bir zoru n l u k haline gelmişlerdir. Bizler, cumhuriyetimizin devri mimizin savu n masını zaferle başa racağ ı­ m ızdan eminiz.

* Gine Cumhuriyetinin halkının ve Partisinin, değişik yönlerini gösteren bu hatl a r G inedeki gerçekleri daha iyi a n l a maya yaraya bilir. Ginenin u lusal ve sosyal devri minin gelişme denemeleri, durakla malara ve yenil­ g ilere rağmen i lerlemektedir. Bu devrim, Ginenin izlediği yolun ka pitalist ol maya n yol olduğunu göstermektedir. Biz kapita l izme, onun insanı köleleştiren sistemine hayı r dedik, başkan Seku Turenin belirttiğ i gibi : «Dikkati mizi çeken, bu di kkati ve seferberliğimizi haklı çıka ran, savaşımızı canland ı ra n nokta, halkımızın moral ve maddi iyiliğidir. Yolumuz kapitalist ol maya n bir yoldur. Bu, böyle olara k da kalacaktır. Çünkü bu, toplu m u n menfaatlerini koru ma kla beraber, her ferdi de, i nsa nın i nsan tarafı ndan sömü rülmesi nin nitelediği ha ksızl ı ktan kurtarır. Biz dünya topl umu sosyalizasyonunun kaçı n ı l maz olduğunu burada şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğrula rız. Bizim denememiz, köylü gerçeğ inden ha reket ederek sosyalist gelişmeyi sağlamak gibi yeni bir denemedi r... Gine denemesi bize, bazı Afrika memleketlerinde politik, ekonomik ve sosyal örgütün tipini nitelemek i mkônını vermekted ir. Bu tipe biz kapitalist olmaya n demokrasi adını vermeyi teklif ediyoruz. Bu yeni yapıda a naya,sa , kamu özgürlüklerini dokunulmaz h a l e getiri r : Kanun ka rşısında eşitli k. Bilinç, konuşma v e basın özg ürlüğü. Toplantı özgürlüğü. Gizli genel seçim özg ürlüğü. Fakat halkçı bir diktaturada, bu özgürlükler toplum menfaatleri ile sını rlanmışl a rd ı r. Bundan ötürü bu özgürlü kler, u lusal menfaatlere karşı bir yön alan memleketler a nayasa­ larında olduğ undan başka bir a nlamları vardır. Burada, demokrasi. özgürlükleri, halkın kontrolüne teslim etmektedi r. Halk kamu hayatına 39


yalnız seçimlerle değil. delelge kontrolleri. komisyonlara. toplantı ve mec­ l islere d i rekt olara k g i rmekle katıl ı r. Kapitalist olmayan demokrasilerin anayasalarında bu politik haklardan başka. sosyal ha kla r ve ödevler de vard ı r : Çalışma hakkı ve onun i kiz kardeşı ça l ışma ödevi. d i n lenme hakkı. öğrenim ve eğitim hqkkı. (Bunun i lerici ve demokratik bir anlayışta olması gerekir.) Geçmişte bozulan dengeyi yeniden kurmak için. yeni rejim. yoksul tabakalara ve ilk planda emekçi yığınlarına imtiyazlar tanımak zorundadır. Şu gerçek isbat edil mişti r : Böyle bir yapının oturocağı temelleri bula bil­ mek. ve her a landa sürekli bir gelişme sağlaya bi l me k için. tek bir parti n i n varlığı gerekmektedir. Bu te k parti. emperyalistleri v e o n l a r ı n yerli ortak­ larını yenmek için birleşmenin bir sonucu olma l ı d ı r. Yani. bu partinin va rlığı için. milli birliğin gerçeklenmiş olması şarttır. Gerçekten de bizim yeni sistemimizde. birbirine karşı olan partilerin çokluğu gereksizvezara rl ı d ı r. Çünkü tropikal Afrika n ı n hemen de her tarafında sosyal sı nifları n ayrılığı kesin bir etken değ ildir. Memleket­ Ierimiz de bütün ta bakal a r sömürgecilik devrinde aynı şa rtla r a ltında kalmış ve aynı şiddetle aynı sert şartları. aynı hakaret ve aşağ ılamaları ve

aynı haksızlık!arı görmüştür. Bundan başka bazı s.ınıHarın bulunduğu

yerlerde onların d u ru m u öylesine zayıftı r ki. onlar a rasındaki çelişmeler. kaçı n ı l maz çatışmalar yaratacak seviyeye u laşmamıştır. Etnik. bölgesel ve dinsel çatışmala r. hakemliklerini kaçınılmaz kılma k ve egemenliklerini direkt ya de endirekt yol l a rdan yürütmek maksadıyle. sömürgeciler tarafı ndan yaratı lmış ve körüklenmiştir. Emperyal istler bir çok Afrika d evletinin bağımsızlığa kavuştuktan sonra kışkırtmalarla yaratı lmış i ç kavgalar sonunda bir kaç ay içinde doğalocağını umut etmişlerdir. ilgi çekici olan. Ginenin de sömürge devrinde bu gibi derin zorl u klar geçirmiş olmasıdır. M i l l i bağımsızlıktan dört ay evvel. 1 958 Hazira nında. Conakryde bölgesel ve etnik temeller üzerinde şiddetli çatışmalar oldu. Fakat sekiz yı l l ı k bağımsızlık içinde gelişme devrinde bir tek defa bile aşiretçi lik. bölgesel. etni k ya da ı rkçılık sebebieri ile her hangi bir çatışma olma mıştır. Çünkü Gine Demokrat Partisi. halkın politik eğilimlerini. u lusal bilinci politik birliği. ya ni u lusal birliği geliştirmak için hayret verici bir program gerçekleştirmektedi r. Bundan sonra. kuvvetlerimizin birliği ve eylemlerimizin aheklenşmesi tarihsel bir zorunluktur. Bunun içindir ki kapitalist olmayan demokrasimizde i ktidar tektir. ya ni halkçıdır. Avrupa­ daki liberal diye adlandırılan devletlerdki yürütme ve ada let organları d a bundan çıkmadır. Bizim i ç i n onları ayı rma gereği yoktur. Ayırım yalnız çal ışma ve işleri yü rütme için vardır. Bu tek orga nlı i ktidar halktan gel­ mektedir. Iktidar halk ve onun u lusal partisinin yüksek organla rı ndaki. Milet Meclisinde ve değişik bölgeler konseylerindeki temsilcileri tarafın­ dan yürütül mektedi r. Halk onları seçmekle kalmıyor. onları kontrol da edebiliyor. H a l k onların temsilci l i k hakkını her zaman geri alabilir. 40


H ü kümet ve meclis. anayasaya göre meclisten çıkma olsa lar da gerçekte u lusal parti nin temsi lciliklerinden başka bir şey değillerd i r. Devlet başkan­ lığı için de aynı şey söylenebilir. Devlet başkanı çoğu zaman. pa rti nin genel sekreteridi r. Pol itbüro çal ışmala rı nda da önemli bir yer a l ı r. Parti kongresi tarafından önderliğe geti rilmiştir. ve ödevi de çağ ımızın olay­ l a rı n ı n ıŞığı a ltında yeni yön vermektir. Muhaliflerimiz bizdeki seçim sistemini de tenkit etmektedi rler. Seçim­ lerde elde edilen ezici c;bğ unluğu. ezici çoğ unluğa yakın olan sonuçla rı eleştirmektedi rler. Bununla beraber bu çoğunluk kolaylı kla izah edilebilir. ' Muhalifler va rsa da. onla rı n karşısında yeni rejimin. ateşli. i na nm ış. her türlü fedakô rlığa hazır ta raftarla rı va rdı r. Elde edilen % BS'le 99 a rasın­ daki sonuç. lehte vaya a lehte oy verilen mikta r seçimler sırası nda değil. seçimlerden evvel belli oluyor. Siyasi parti lerin. sendikaları n toplantı­ l a rı nda kadın ve gençl i k teşkilatları gibi sosyal örgütlerde mahalle. işletme. servis. bucak. şehir ve bölge teşki latlarında adayların iyi ve kötü tarafları uzun uzun münakaşa edi l i r. Ta ma men serbest olan tenkitler sonunda adayın adaylığı ya ka bul ya da reddedili r. Bu toplantılard a tenkit öylesine serbesttir k i . bu ha kkı kısıtlamaya kalkışan ceza lındırırılır. Adaylar hakkında bu şekilde birlik meydana geldikten sonra. seçim sandıklarındaki birlik anlaşılır. Gerçekte. bu tam birlikle. klôsik demok­ rasilerde ya da onları n kopyalarında fark. bizde fa rkl ı sınıfların. ayrı menfaat g ru plarının. meslek korporasyonlarının. etkn ik ve di nsel g ru p­ laşmaları n ı n mevcut olmamasından ileri gelmekted i r. Olayl a rı n baskısı altında. ve tarihsel olayların etkisiyle. açıkca değişik olan menfaatler. toplumun başta gelen menfaatleri gibi ortak göstergen­ ler bulmuşlard ı r. Bazı l a rı n ı n anladığı gibi. seçim savaşı olmamasına rağmen. pa rlô mento konuşmala rı ve pa rti toplantı ları çok canlı olur. B u toplantıl a r sırasında s ı k sık p l ô n ı n gecikmesi. veya bürokrasinin yavaşlığ ı ve ağ ı r hataları a ğ ı r şeki lde tenkit edilir. Kapitalist olmaya n demokrasilerde ekonominin sosyalleşmiş temel bir sektörü vard ı r. Bu sektöre. devlet mül kiyeti. kollektif-kooperatifler girer. B i r de özel sektör var. Bunun önemi ve konusu yerli i htiyaçlara göre değişir. Bütçe ve onunla ilgili meselelere gelinde. finanse işleri. memleketin ekonomisine ta bi tutulmuştur. Burada borçlanmanın yeri pek azd ı r. Bütçeler yalnız alınan verg ilerle beslenir. Işletmeler de gelirlerinin ve kôrlarının önemli bir kısmı n ı doğru­ dan doğ ruya veya ciroları üzerinden verdi kleri vergiyle bütçeye b ı ra kı rla r. azel dündeliği kıyasla. sosyal g ü ndeliğe önceli k verilmiştir : Sosyal g üven l i k teşkilatı sayesinde emekçilere önemli avantaj lar sağlanmıştır. Bundan başka iş. din leme. sağ l ı k ve eğitim için gereken donatım. b i r sözle. toplumun perspektifleri açısından. insanın yaşama şartlarını n daha elverişli. d a ha güzel hale getirmek için gereken şartlar da sağ lanmıştır. 41


Bu gibi bir sistem gelişmekte olan bir memleketin d u r. Çünkü şimdi tarihsel şartla rın yoksul b ı rkatığı gelen, kuvvetli ve sürekli devletler yaratmak ve bu geçmişin haksızlıklarınr ortadan kaldırmak ve geniş çok sosyal adalet sağ lamaktır.

i htiyaçlarına uygun­ halklar için, başta devletler sayesinde halk yığınlarına en

* Bunun içindir ki, bize göre, ulusal bağımsırlığı, politik ve ekonomik kurtuluştan sonra da birlik Afrika için en başta gelen meselelerden biri olara k kalmaktadı r. Gerçekten de h a l k yığınlarının baskısı a ltında sömürgeci devletler, Afrika memleketlerine hukuki bağı msızlı k verirken, bu memleketlerin a ralarındaki parçalanmalarına büyük ümitler bağlam ışlardı. Sömür­ geciler, eski egemenl i k bölgelerini, Fransız sömürge imparatorluğunu, I ngiliz sömürge imparatorluğunu, öteki Afrika devletlerine karşı çıkar­ makla, Afri kaldara eski metropole bağlanmanın, tarihsel ve kültürel birl ik­ lerinden daha üstün olduğu kanısını uya nd ı rma k istediler. Fakat bu kara n l ı k hesapler, bu ma kyavelce pıanla r fiyasko ile sonuç­ landı. Çünkü, ilk anlaşma « In g iliz Gana ile «Fransız.. Gine arasında oldu. Ve «fransız» Ka merunla «Ingi liz» Kamerun tek b i r federasyon kurdular. Afrika birliği, ekonomik ve politi k alanlarda önümüzde d uran ka rışık meseleleri n çözümü için en sağ lam yoldur. Bu yoldan şu sonuçlara va rı l ı r : Politik bağı msızlı ğ ı kuvvetlendirrnek. Yabancı askeri üsleri kal d ı rmak. Emperyalistlerin kendi egemenl i klerini sağlamak ve bizi askeri bloklara sürüklemek maksadıyla çevirdikleri ma nevra ları boşa çıkarmak, Afri kada, Ingiliz, Fransız, Portekiz ve Espanyol sömürgelerinde yaşayan kardeşleri­ mize ya rd ım için kuvvetleri mizi bir a raya getirmek. Ve Güney Afrika, Güney Rodezya gibi ı rkçı idareler altında yaşayan kardeşlerimize etkili bir şekilde yard ı m etmek. 25 Mayıs 1 963'te Adis-Abebada devlet başka nlarımız Afrika Birliği Teşkilatı n ı kurd u l a r. Bu çok yerinde ve tari hte benzeri görülmemiş bir teşebbüstü. Fakat ortak hedefler ilan etmek ortak işin yarısıdı r. O hedeflere varmak çok daha zordur. Ille zıt noktalarından ha reket edildiği zaman. Şüphe yok ki, Afrika Birliğ i teşkilatı n ı n özellikle bazı pol iti k alanlarda müsbet m üdahaleleri olmuştur. Emperyalistlerin bir çok memleketlerdeki iç gericiliğe daya nara k, Afrika Birliği Teşki latı n ı n faa l iyetini sa bote etmek hareketleri olmasa idi, teşkilatın daha önemli sonuçlar elde edeceğine şüphe yoktu. Politik birliğin, Afrikada ekonomik birliği sağlayaca ğ ı açıktır. Afrika h a l kları n ı n ayrı ayrı h a reket ederek, ekonomik özgü rlüklerini elde etmek­ leri, modern bir sanayi kurma ları ve ta rımıarını modernleştirmeleri zordur. Çünkü memleketlerimizin çoğunda sermaye kıtlığı bulunduğu g ibi, iç »

42


pazarları, büyük işletmeler ürünlerini tüketecek kadar geniş değ i l d i r. B i rleşmeden, blok haline gelmeden, bizi m h a m maddelerimizi yok baha­ sına alan ve sanayi ü rünlerini çok paha lıya satan tekni k bakı mda n geliş­ miş kapitalist memleketlerle eşit i lişkiler kurm a mıza i m ka n yoktur. Bazı Afrika memleketleri geniş sanayi projelerini başa rma k ma ksadıyle bi rleşmektedirler. Bu birleşmede büyük zorluklar çıkmakla bera ber, bu, büyük perspektifleri olan bir teşebbüstür. Bize göre, geniş bir e �onomik birlik kurmak, - buna Afrika Ortak Pazarı demek doğru olu r - her derde deva olmamakla beraber, ekonomimizin gel işmesi yolunda i leri bir a d ı m olacaktır. Afrika bağamsız devletlerinin, elden geldiği kadar ça buk, a ra l a rı nda, ortak ulaştırma şi ketleri kurmaları, sanayileşmeye doğru adım­ lar atmaya başlamaları , başka devletlere karşı eşitli k ve karşı l ı kl ı men­ faatler temeli üzerinde planlı b i r ekonomi politikası yürütmeleri a rzu edi l i r. Bir afrika atasözü, kavgada yumruk aranmaz der. Fakat önemli olan, ka rş ı l ı k vermek, darbeler indirmek, düşman ı n karşı da rbelerini de boşa çıkarmaktı r. Ve mücadele uzun sürdüğü ta kdi rde, ondan avantajlı çıkmak i m kansız değ i ld i r. Savaşımız Davutla, Koliatı nkine pek benzemektedir. Bizler daha zayıfız. Zira emperyal izm Afrikaya karşı saldırısı nda uzun zaman her a la nda bizim tarihsel gelişmememize ka rşı -durmuştur. Fakat birl i k hedefimize u laştığımız, ekonomik, kültürel ve sosyal va rlığı­ m ızı yarattığımız zaman, hiç şüphe edilmesin, emperya l izm herne şekilde olursa olsun, Afrika topraklarına bir daha ayak basamayacaktır. Bizi m genç devletlerimiz d a ha bir çok zorluklar içinded i rler. Deneme göstermiştir ki, ekonomik ve kültü rel alanla rda geri kalmışlığın kusurlarını ortadan ka ldırmak için, cesaret ve ka ra rl ı l ı kla kapita list olmayan yolu ka bul etmek gerekmekdir. Bu yolla sömürgeciliğin kalı ntı ları sili necek, ve sosyalist kampın, i lerleme ka m p ı n ı n da olumlu yard ı m ı sayesinde ekono­ m i k, sosyal ve kü ltürel alanla rda hızlı bir kalkınma sağlanacaktır.

43


S O S YA L I Z M S O R U N L A R I

Sosyalist ekonomide plôn ve p iyasa Ram Belussov Komünizmi kurarken piyasa (pazar) ve para ilişkilerini, bu ilişkilerin sağladığı imkônlarl, sosyalizm döneminde kazan­ dıkları yeni öze göre, kullanmak şartt".

SBKP Progra m ı ndan

Bugün Sovyetler Birliğinde gerçekleşmekte olan i ktisadi reformun en önemli özelliklerinden biri şudu r : Sovyetlerde merkezleştiri i m iş yönetim ve plônlama ; piyasadan, tica ret ve para ilişkilerinden beklenen faal rol ile bir a raya getiriliyor. Işletmelerin i ktisadi faaliyetini çok sıkı kaidelere tabi tutan, en önemsiz ayrı ntı l a rla bile meşgul olan bir kontrol sistemi yerine, bu yeni reform, işletmelerin .. kendi-kendini düzenlemesi"ni istiyen, esnek, daha etkil i bir sistem ka bul ediyor. Bu sistem sayesinde. ü retim progra m l a rı. bir dereceye kadar otomatik şekilde. tu keticinin i htiyacına göre. aya rlanabiliyor. Ama öte yandan. bu ..kendi-kendini düzenleme" sistemini bütünü ile sosyalist toplu m u n çıkarlarına uyg u n düşecek genel bir yöneli m vermek meselesi de var. Karşımıza bir sorun çıkıyord u : Sos­ yal ist üreti min temel sektörlerinde yöneti mi sağ lamak üzere ne gibi yeni yol ve yönetimler kabul edilmeliyd i ? Iktisadın plônlaştı rılmış yönetiminde pazarın rolü ne olacakt ı ? i ktisadi a landa Leninist bir politika uygulayan Sovyetler Birliği Komü ­ nist Partisi. eskiden beri. iktisadın merkezleştiriimiş yönetim metodundan. sosyalizmin bu büyü k kolaylığından. ta ma miyle faydanion maya ta raftar­ d ı r. Bu prensipin bir veya birkaç yöneticinin a rzusundan. kara rından i feri gelmediğ i ; ü retim a raçlarında toplumsal mülkiyetin objektif zorunlulu­ ğundan doğduğu için. sosya list üretim daima plônla düzenlendi ve düzen­ lenmektedir. I ktisadı n plônlı yönetimi. toplumsal ü retimi bilinçli bir düzene sokan. objektif i ktisadi ka nunlara dayanara k. ü retim i düzenleyen bir ta kım ted44


birlerle konkre bir şekil a l ı r. Bugün mesele, plônlaştırı l ı m ış yönetim siste­ mini kaldı rmak, yerine başka bir mekanizma oturtma k değ i L . Mesele, «kendi-kendini d U zenleme» metotlarına da başvurarak, bu sistemi geniş­ letmek, daha mükemmel bir hale sokmak. Bugün Sovyet i ktisadının karşı­ sına çıkan sorunlar gözönünde tutulu nca, bu gelişmenin ne kadar doğru ve mantıklı olduğu hemen a nlaşı l ı r. Her devlet plônlaması, şu i ki başlıca ödevi yerine getirmelid i r : Çeşitli ü retim a raçları a rasında deva m l ı olara k doğru nispetler sağla m a k ; bu a raçların en rasyonel şekilde ku llanılmasını sağl a mak. Bu iki ödevin de iki yönü vard ı r : Milli ekonomiyi bir bütün olarak e le olmamıza, veya her işletmeyi ayrı olara k göz önünde tutmam ızı. lJ l ke çapında şu veya bu endüstriler a rasında, yahut tek bir endüstri a la nı nda, tespit edilmesi ge­ reken nispetleri, çoğunlukla, devlet, ya ni tek bir merkez a ncak tôyin ede­ bilir. Ama örneğin, çeşitli gündelik tüketim malları, haddeden geçirme standartları, ma kinelerin tekni k parametresi gibi konularda ve genellikle tüketiciyi doğ rudan doğ ruya ilgi lendiren hesap ve ölçülerde, tespit edile­ cek nispetleri, bu malları yapan endüstriler, hattô işletmeler tôyin edebilir. Bugün opti mal bir plônın tespitini zorlaştıran bir etken de şudur: Iktisat geliştikçe, kuwetlendi kçe, üretim ve tüketim bakı m ı ndan çeşit i mkônları de çoğa lıyor. Bu çeşitlerin en iyisini kim seçmelidir� Burada ne gibi ölçüt­ ler kullanılmalıdır? Eskiden, ü retimle ve büyük kamu işl!'!riyle ilgili soru nların hemen hemen hepsi, tek bir merkez tarafından inceleniyor ve çözümleniyordu. Ama dün­ yanın e n büyük orkestra şefi bile, orkestran ı n bütün aletlerini kullanmaya, bir senfoniyi tek başına çalmaya kal kışam az. Oysa eskiden plônla madaki yönetici kuruluşlar çoğu zaman en önemsiz soru nların çözümüne takılarak, doğrudan doğ ruya üreticinin yapacağı işi üzerlerine a l ıyor, «orkestra şefi» olduklarını u nutuyor, böylece de milli ekonomide opti mal plônın tespi­ tinde meydana çıkan en önemli soru nları ihmal etmiş oluyorlardı. Işlet­ melerin ida resiyle ilgili sayısız sorunları çözümlemek için ida ri metotl a ra başvurma eğilimi, sosya list ü retim sistemi nde hiç de yeri olmayan bir takım çelişmelere yol açıyord u . Bu çelişmelere s o n vermek için, merkezi kuru luşlara düşen ödevlerl e ; işletmeye d üşen ödevler a rasındaki sınır, kesinlikle tespit ed ilmelWir. Toplu msal ü reti min yapısındaki başka laşmalar, gerek endüstriye göre ge­ rekse bölgeye göre i htisaslaşma, en önemli bili msel ve teknik sorunları n incelenmesi v e çözü mlenmesi, uzma nların, kalifiye kadroların yetiştiril mesi, devlet yedeklerinin kurulması vb. gibi sorunlarda kara r, aynı prensiplere göre ve bütün milli ekonomi ça pında verilmelidir. Ama bir işletmede üretim mikta rı n ı n tespiti, maddi i mkônları n ı n kullanılması, müşterilerle, malzemeyi sağlayan diğer işletmelerle rasyonel il işkilerin kurulması gibi meseleler, doğ rudan doğruya işletmeyi ilgilendirmektedir. Işletme de bu konularda emekçilerinin girişim yeteneğinden faydalanacaktır. 45


Böylelikle, m i l l i ekonom inin plônlı yönetim inde demokratik merkezcilik prensipleri mantıkla uygulanır, sosyalist rejimdeki ü retim i n düzenlenmesine iki yön lü bir nitelik kazandırı r : Bir ya ndan merkezi yönetim, öte yandan işletme grupları ve işletmeler düzeyinde .. kendi-kendini düzenleme» sis­ temi. I ktisadi bilimlerin ve tecrübelerin ispatladığı gi bi, komünist topl u m u n kuru l u ş döneminde, işletmelerin i ktisadi faaliyetinde .. kendi-kendi n i düzen­ leme» yi soğlayacak e n rasyonel sistem, paza r ; piyasa ve para ilişkileri ; ve bunlara sıkı sıkıya bağlı olan mali otonomi ve maddi isteklendirme tedbirleridir. Değer kanununa bağlı olan pazar ve para ilişkileri, çalışmaların veri­ m i n i arttırıyor, isteğe göre, üretimin yapısını düzenl iyor. Böylece şu veya bu i htiyacın yerine getirilmesi için gereken masraf tutarı, tam a m iyle objektif bir şekilde tespit ediliyor. Mal ü reten her ü retici bu ölçüleri hesaba katmak zorundadır. Daha iyi çalışan, daha rasyonel i ş gören ; ilôve bir gelir elde eder. Bu hesabı yapmayan ü reticiyi paza r cezalandırı r, çünkü toplumsal bakımdan gereken düzeyi aşan üretim masraflarını telôfi etmez. Tarihi boyunca Sovyet Devleti ü retim i n etki l i liğini arttırmak, ekonomisini kuvvetlendirmek için paza r mekanizmasın ı kullanmaya çal ıştı. Yeni I kti­ sadi Politika (NEP), 1 930 yıllarında olduğu g i bi , bu son dönemde de, Partinin ticareti gel iştirmek üzere aldığı tedbirler, bu yolun çeşitli çevre­ lerini dile getirir. Bir tarihte, Lenin'e göre : ..Devletin adil ve doğru kanunları na tabi tutu­ lara k i ç ticaretin can la nd ı rıl ması» bütün zinciri eli mize geçirebilmek, sos­ yalizmin kuru luşundaki ikinci döneme geçebi lmek için bütün gücümüzle kapacağımız hal kayı teşkil ediyord u . Hiç şüphesiz, Sovyetler Birliğinin ta ri hinde, Sovyet Devletinin ü retimi düzenlemek, başlıca ü rünleri dağıt­ mak gibi işleri üzerine a ldığı dönemler çok olmuştur. O dönemlerde a lış­ verişin ticari şekl inden büsbütün vazgeçiliyordu (askeri komünizm) ya hut da bu yola - özün ü yok edecek kadar - yanlış şekiller veriliyordu. (1 930-1940 yıllarında kolhoz emekçilerine yüklenen tarım ü rünleri sağ­ lama mecburiyeti.) Ticaretin normal işleyişine aykırı düşen bu tedbirler hiç şüphesiz istisnai şartlar içinde alınmıştır. (Vatandaş Savaşı, 1 941-1945 dünya savaşı, çok hızlı tutulan sanayileşme, harpte mahvolmuş i ktisadı yeniden kurma çabaları vb.) O dönemlerde yatı rımların en büyük kesimini ağır sanayi ve milli savunma endüstrisi alanlarında yapmak, bütün maddi ve mali kaynakları, bütü n emek gücünü seferber etmek, bunları i ktisad ı n en önemli kesimlerinde toplamak bir zorunluluktu. Iktisadın kilit noktaları sayı laca k ala nları, en kısa süre içinde gel iştirebilmek için, değer kanunu çoğu zaman göz önünde tutulmuyordu. Bu yüzden de plônlamada idari metotla ro daha çok başvuruluyordu, yönetim büsbütün merkezleştirili­ yordu, ticaret ve para ilişkilerinin serbestçe işlemesine i mkôn veri l m i ­ yordu. A m a tica reti v e pazarı geliştirme zorunluluğu objektif olara k yine de vardı. 46


Ticari ü retimin meydana gel mesi ve gel işmesi için en genel şa rt, bilin­ diği gibi, emeği � toplu msal bölümüdür. lJretim a raçları özel mükliyete ait olduğu yerlerde, emeğin iki yönlü niteliği nden doğan (Marks'ı n Kapita/'de belirttiği) çelişmeler, mal üreticinin emeğindeki özel nitelikle toplumsa l nitelik a rasında b i r çelişme şeklini a lıyor. Emeğ i n çift niteliğinden doğan bu çelişmeyi çözmek için, kapitalist iktisatta, tica retten ; ü retim i d üzenle­ yen a lış-satış temeline daya n a n fevka lôde gelişmiş pazar ilişkilerinden başka yol yoktur. Kapitalist rejimde somut emeğ i soyut emek, özel emeği toplumsal emek haline getirmek için başka çare buluna maz. Sosya lizm herşeyi kökünden değiştirdi : lJretim i n hem amacını, hem şart­ l a rını, hem de bu ü reti mi d üzenleme metotla rı n ı . Sosyalizmde ü retim ge­ lişmesinin ilk evresiyle son evresi a rasında herha ngi bir kesiliş yoktur. Ama emeğ in toplumsal bölü m ü yüzünden, emeğin çift ve çelişmeli niteliği devam ediyor. Bununla beraber, ü retim a raçları sosyalist mülkiyetin malı olduğu için, yeni bir mekanizmaya başvuru lara k bu çelişmeyi ortadan ka ldırmak mümkün oluyor. Bu mekanizma iktisad ı n pıônlanmasıdır. Bu bakımdan sosya list plônlama pazarın taban ka rşıdıdır. Bununla beraber, plônlamanın nispeten kısa b i r tarihi olduğunu, toplu msal ü retimin sadece bazı kesi mlerini düzenleyecek en basit şekil ve metotla rdan başladığını, zamanla daha mükemmel hale geldiğini, genel leştiğ ini unutmıya lım. Kapi­ talist paza rı n ta ri hi yüzyı llarca ewel bailadı. Sosya list plônlama ise e l l i yaşında bile değ i L . Sosyalist plônlama en yüksek evrenine henüz varma­ mıştır. Ama bugünkü yönetim sisteminde oynadığı rol, taşıdığı önem yine çok büyüktür. Plônlamanın, iktisadi ka nunları hesaba katmadan, «herşeyi yapa bile­ ceği»ni iddia eden volontarist görüşker, zamanında eleştiriidi ve redde­ dildi. Ama plônın gerçek i mkônlarını ya nlış a n laya n, ülkedeki i ktisadi ilişkilerinin hepsini içine olabileceğini, düzenleyebileceğ ini sana nlar hôlô vardır. Burada gözönünde tutulacak mesel e, sadece sorunun fevkalôde kar­ maşık oluşu değil. Çeşitli objektif nedenler yüzünden, dengeli bir i ktisadi gelişmenin bütün unsurlarını, bütün etken lerini - özelli kle uzun bir süre için - mutl a k bir kesi nlikle önceden tespit etmek imkônsızd ı r. örneğ in, bilimsel buluşlar, teknik icatlarda tesadüfün çok büyük rol oynaması, yeni ma kine, yeni mal örneklerini en mükemmel hale sokma k için kesin müddet tôyin etmeyi zorlaştırır, hattô i m kônsızlaştırır. Bu şartl a r içinde, ya mevcut teknolojiler ku llanılır ve zaten tespit edilmiş örneklerin üretimi plônlaştırı­ Iır (bu da teknik ilerlemeyi köstekler.) yahut da bu sorunları n çözül mesi için bir m üddet tespit edil mez. Araştırma ile ilgili bütün çalışmalard a duru m aynıdır. A m a plônlama i ç i n s ı r k a l a n alan, daha çok tarımdır. Çünkü tarımda hava şa rtları hôlô en önemli rolü oynama kta d ı r. Oysa tarım üreti minde intiza msızlı k, bütü n to plu msal üretimin dengesine ve tem polarına olumsuz etki ler yapar. Büyük tüketim mallarına karşı telebin esnek oluşu da plônlamada zorluklar çıka rı r.


Bütün bu a l a nlarda. az çok bil imsel temellere dayanan tohmin lerde bulunmak mümkündür. Ama bu tahminler plan dönemi içinde daha kesin­ likle tespit edil melidir. Bu ise. pla n ı n her kesi minde ki (üreti m. büyük kamu işleri . tica ret vb.) prog ra mlarda tekrar tekrar değiştirmeler gerek­ tirir. Son zamanla ra kadar uygulanan «sert planlama» bu zoru n l u lukla mütemadiyen karşılaşıyordu. Planın a maçları işletmelere çok geç bildiril­ diği ha lde. yine de sonradan düzeltmeler gerekiyordu . Çok fazla karışık ve eksik olduğu için. plan düzenleyici rol ü n ü oynayamıyordu. Ama bütün b u kusurl a r planlamanın «çocuk hasta l ı kl a rı .. sayıl ma l ı d ı r. Kom ünist ü retim il işkilerine geçildikten sonra. planlama gittikçe daha bili msel bir nitelik elde edince. hesa pları n ve enformasyonların mekanik­ leşmeni. otomatizasyonu ile. pazar meka nizmasına baş vuru l madan, ü re­ tim süreçlerini düzenleyecek esnek ve etki li bir sistemin ku rulacağını tahmin edebiliriz. Tüketicilerden ve ü reticilerden genel iktisadi enformas­ yon, özel yollarla. yönetici bir kuru l u ş teşkil eden belirli gruplara bildiri­ lecektir. Bu bilgi ler tasnif edildikten sonra. belirli bir programa uyan elektronik makineler, bütün iktisadi durumu, gelişme olanaklarını bir a raya getiren iktisadi-matematik bir örnek halinde toplayacaktır. Toplumsal ü retimin ve tüketimin özel liğini teşkil eden optimal nispetlerden doğan geri tepkiler de hesa ba katılacaktır. Matematik formü l lerle dile getirilen bütün bu ilişki ve oranlar, bölgesel yönetici kuru luşlara direktif ola ra k bildirilecektir. Böylece hem ü retim pratik olarak planlaştırı l m ı ş olacakt ı r ; hem i l g i l i sanayi v e işletmelere belirli bir inisyatif. sınırlı bir «kendi-ken­ d i n i düzenleme» hakkı bırakılmış olacaktır. Bunu tayin eden de a rtık piyasa mekanizması olmıyacaktır. Temeli, kom ünist toplu m üyelerindeki yaratıcı. özgü r çabal a rı, yen ilik ve mükemmellik istekleri olacaktır. Böyle bir sistemin işleyebilmesi için. toplu msal olgunlu k. bilimin ve tek­ niğin çeşitli kolları n ı n. ü retici g üçlerin gelişmeSi gibi. belirli objektif etken­ lerin va rlığı şarttır. Ama bütün bunlar gelecekte olacaktır. Emeğin çift niteliği nden doğan çelişmelere son verilmesi, ticaret ve pazar etkenlerine i htiyaç kalmadan. toplumsal kayna k ve olanakları e n rasyonel şeki lde kullanara k, top l u m u n i htiyaçlarına gore toplumsal ü retici h ücrelerin dü­ zenlenmesini sağ layaca k yeni yol ve metotlar tespit edilinceye kadar her halde daha çok vakit geçecektir. Daha mükemmel b i r meka nizma kurql­ madıkça. pazar ve para ilişkileri devletin iktisadi yönetimini daha etki li, daha esnek hale geti recek, ü retimle tüketim a rasındaki «rodaj»ı kolaylaş­ tıracak başlıca etkenler olacaktır. Komünizmin kuruluşunun bugünkü döneminde, piyaso ve para i l işkile­ rine tekrar faa l bir rol oynatmanın nedenleri çoktur. Bugün yeni olan unsur. bir yandan komünizmin maddi ve teknik temel­ lerini yarata bil mek için muazza m yata rı m l a r ya pma k ; öte ya ndan Sovyet halkına yüksek bir yaşa ma düzeyi sağlayabi lecek fonlar ayırmak zorunlu­ l uğudur. Bu a maçlara varabil mek için tek yol. emeğ i n veri mini ve bütün toplumsal üretimin iktisadi etkililiğini aza miye yükseltmek. yatı rı lan her 48


rubleden en karlı şekilde faydalanmaktır. Bu rad,::! eski planlama metotları a rtık işe yaramaz. Çünkü mesel e, kaynakları seferber etmekten çok, bun­ l a rı en' rasyonel şekilde kullanmaktır. Ote yandan tekni k devri mden de bir zorunluluk doğuyor: Oreticiler progra mlarını, en son bilimsel ve teknik yenili klere göre, ça buk değ iştire­ b i l melidir. B u rada da pazar mekanizması, merkezleşti riimiş planlamanın ya rd ı mı n a yetişiyor: çünkü, fiatlar ve maddi isteklendirme p rimleri uygun bir şekilde tespit edildiği ta kdirde, işlenecek ürünler ve çalışma a letleri ticaretinin gelişmesi, hem ü reticileri ü retim programlarını gözden geçir­ meye teşvi k eder, hem de bürokratik yollara başvuru lmadan, vakit kaybe­ d i l meden, yeni teknik a raçların yapımında gereken i ptidai madde, mal­ zeme ve avadanlığı hemen sağlar. Ticaretin tekrar faa l rol oyna ması, tüke­ ticiyi ü retime tesir edecek bir i m kan sağ lar. Bu da, b,u günkü şa rtlar içinde, ü retilen malları n kalitesini kontrol etmek, tekni k ve ekonomik bakımdan bu ka l iteyi düzeltmek için başvu ru lacak en iyi ve en etkil i yoldur. Ticoret ve para ilişkilerinin daha önemli rol oynamasını zoru n l u hale getiren bir neden daha va r : Arzla ta lep nicelik bakı mından birbirini kar­ şıladığı zaman, piyasada (pazarda) meydana gelen konjonktür değişik­ l i klerine göre, ü retimde hızla değiştirmeler yapmak zorunluluğu. Eskiden a rzla telep a rasındaki denge bozulduğu zaman (bu da çok sık oluyordu, çünkü eldeki maddi i mka nlar yatı rı m l a ra her zaman uygu n düşmüyardu, ve halkı n elindeki para, mal stoklarından daha ça buk a rtıyordu) ü retilen her mala kolayca a lıcı bulunuyordu. Son dönemde ise, a rzla talep a ra ­ sında denge gitgide daha kolay kurulduğu için, eski yönetim metotlarını n karışık niteliği iyice sırıttı. B u karışı klık özellikle hafif sanayide göze çarpıyordu. Çünkü bu a la nda, mal kıtlığı aza l d ı kça, satıl mayan m a l stok­ l a rı hızla büyüyordu. Ağı r sanayide teknik ma lzeme ve a raçlar tek bir merkez tarafı ndan dağıtıldığı için, bu olay dolaylı bir şeki l a lıyordu : yeni ü rün leri ayarla mada, kalitesini düzeltmede daima geç kal ı n ıyordu. O a la nda da bazı malları n kolay kolay alıcı bulmadığı belli oluyordu. Bugün birçok sosyalist ülke - bu a rada Sovyetler Birliği - devletin yöne­ timinde bulunan iktisadın çerçevesi içinde piyasa meka nizmasından fay­ dalanmaya çalışıyor. Bununla ilgili olara k, bazı burjuva yazarları Sovyetler Birliğinin planlaştı rılmış i ktisattan «vazgeçtiğini», «Ozel teşebbüsün tekrar ka bul ettiğini», «serbest pazara dönüldüğü»nü iddıa ettiler. Bu iddıaları n temelsizliğini belirtmeye lüzum bile yoktur her ha lde. Devletin ve bütün halkın çıkarl a rı demek ; aynı zamanda, her ü retici kolektifin, her emekçinin çıkarları demektir. Sosyalist toplumda, i ktisadi i lişkilerin, ve neticede bu ilişkilerin büründüğü piyasa ve para şekillerinin n iteliği budur. Bu n itelik sayesinde de, sosyal ist işletmeleri kendi-kendini düzenleyici fonksyonunu yerine getirebilmeleri için , piyasa n ı n bütün im­ kanlarından faydalanabiliyor. Planlaştırılmış bir ekonomide, piyasa ve para ilişkilerini kulla n m a k demek; büyük sayılar göstererek «büyük m i k­ tarda» ü retmek değ i l ; insanla ra daha rahat bir hayat sağ lamak, ü retim i, 4

49


tüketicinin ihtiyaçlarına ve çıka rl a rına göre ayarlama k, toplumun ihtiyaç­ l a rını, halkın isteklerini di kkatle i ncelemek, gerek üretim a raçlarının, ge­ rekse gü ndelik tüketim malları nı n kalitesini yükseltmek demektir. Sosya list pazarı nı iyice anlamak için, şu noktayı göz önünde tutmalıyız : Sosyalist pazar, plônı, oldukça geniş bir ölçüde ta mamlar; piyasan ı n ü retimi düzenlemesi, sosyalist devletin kontrolü a ltında meydana gel ir. Bu konuyla ilgili olara k, Lenin'in Kriyanovski'ye yazdığı mektubu hatır­ lata l ı m . NEP sistemiyle merkezleştiriimiş plônlama sisteminin karşılıklı tesirleri nden bahseden Lenin, bu mektu bunda şöyle diyor: yeni ikti­ sadi siyaset devletin i ktisadi plônında değişiklik yapmıyor, plônın çizdiği sınırlarda n çıkmıyor, yalnız plônı uygulama anlayışını değiştiriyor.» Görüldüğü g ibi, karma bir ekonomide - yani sosyalist sektörün yanında, küçük mal üreticilerinin ve kapitalist unsurların, piyasa ve para il işkileri yoluyla, ü retime şiddetle tesir yaptığı bir ekonomide-bi le, tica reti ve piya­ sayı azami şekilde canla ndırmak için kullanılan yeni politika, Lenin'in kanaatına göre "plônll1 sınırlarından çıkmıyor»du . Sosyalist ü retim yönetiminde, devletin oynadığı rol, milli ekonominin gelişmesi üzerinde yaptığı dolaylı ve dolaysız tesirler şeklini a lıyor. Bilin­ diği gibi, üretim mekanizması toplumsal ü retimin temelini teşkil eder. (!retimin hacmini ve yapısını genel olara k tôyin eden bu ü retim meka niz­ masıdır. Yeni şartl a r içinde merkez kuru luşlar, ü retim mekanizmasına iste­ nildiği yönde ve dolaysız şekilde tesir edebilecek duru mdad ı r ; çünkü bu kuruluşların elinde, yatırım l a rı n önemli bir kısmı, uzun vadeli krediler, çok büyük madde ve para rezervleri, milli ekonomi ölçüsünde tempoları ve nispetleri doğ rudan doğruya tespit etmek üzere başvurabi lecekleri bir ta kım çareler bulunuyor. Devlet, toplu msal üretime bir takım i ktisadi isteklendirme tedbirleri a l a rak, dolayı i bir tesir yapabiliyor: fiat, kôr, kredi, prim, a mortisman faizleri, vb., Plônlaştırılmış yönetime özgü olan bu çareler, ya piyaso mekanizması nın, yahut da otonom bir mali sistemin faal unsu rlarıdır, bu sistemi veya bu mekanizmayı insa nları n maddi çıka rlarına bağlar. öte yandan, bu isteklendirme tedbirleri, devletin plônla mayı hazırl arken göz önünde tuttuğu objektif iktisadi ölçütlerdir. Devlet kuruluşları, bu istek­ lendirme tedbirlerini yerinde kullanarak, ü retici kolektiflerin i ktisadi faa l i ­ yetini d üzenleyebiliyor, iktida r v e k a n u n otoritesine başvurmmdan bu ko­ lektiflerin maddi menfaatlerinden faydala nıyor. liretici kolektiflere yön verirken devlet kuruluşları, gereken nispetlerin, ü lke ekonomisi ölçüsünde olduğu gibi çeşitli sanayiler ölçüsünde de, bütün sosya list toplumun bütün i htiyaçlarına uygun düşmesine dikkat ediyor. Böylelikle plôn ile piyasa diyalektik bir birlik teşkil ediyor. Bu birliğin temeli, üretime - yani sosya­ list üretime - katı lanları n iktisadi çı ka rla rı n ı n birl iğidir. Bu şartlar içinde, bazı iktisatçılar g ibi, plônla piyasayı birbiri ne karşıt sanmak, yalnış olur. Plônla piyasa birbirine tabi, birbirinin şa rtı olan objektif iktisadi kate­ gorilerd i r. Hiç şüphesiz, piyasa plôna tabidir. Ama piyasan ı n şartlarını «• • •

50


hesa ba katmayan bir plan da, kötü bir plandır. Sosyalist bir toplumda, piyasa ve para ilişkilerinin gelişmesi, planın önemini, oynadığı rolü hiç azaltmadığı g i bi, a ksine, etkililiğini a rttırıyor, ç ü n kü böyle bir toplumda, plônın temeli sübjektif bir prensip değil, objektif ölçütlerdir. Plôn böyle­ l ikle daha gerçekci bir nitelik kazanıyor, i ktisadi süreçlere yaptığı tesirler a rtıyor. 0te ya ndan, işletmelere tanılan iktisadi otonominin a rtması, piyasa ve para ilişkileri n i n gelişmesi, piyasa gerekliliklerine körü körüne itaat demek değildir. Piyasayı düzenlemek, bilimsel temellere daya na ra k şartlarını ta hmin etmek, başka bir deyi mle piyasayı plan laştırmak gerektir. Bu görüş yeni değildir. Sovye� iktidarı daha yeni kurulduğu g ü nlerde, Rusya Komü­ nist (Bolşevik) Pa rtisinin Xi. Konferansında tayin edilen ama ç : «piyasa ve piyasa ka nunları mevcut olduğuna göre, bunlardan yara rlanmayı öğren­ mek ; piyasa süreci nin bütün ' ayrıntı larıyla i ncelenmesine daya nan, sis­ temli, iyi düşünülmüş iktisadi tedbirlerle, piyasayı ve para sürümünü düzenlemek»ti. O günden bu yana 45 yıl geçti. Hiç şüphesiz, bugün piya­ sayı düzenlemek ve gerekli l i klerini derinlemesine inceliyerek, bu piyasayı planlaştırmak üzere kullanabileceği m iz i mkanlar çok daha büyüktür. Sovyet rejimi kapitalist rekabetin i ktisadi temelini, yani üretim a raç­ larının özel mülkiyetini yok etti. Ama tica ret ve para ilişkilerinin gelişme­ sini tayin eden piyasa meka nizmasın ı n temel i ki etkenine dokunmadı : Bi rbirine sıkı sıkıya bağlı olan bu etkenlerden biri, a rzIa talep a rasındaki karşılıkl ı bağlar; diğeri ise, fiatl a rıl) düzeyi, yapısı ve nispetidir. Ama sosyalist rejimde bu iki etken sadece piyasa meka n izması n ı n özünü teşkil etmiyor; bunlar üstelik devletin planlaştırıcı faa liyetine tabidir. Arzla ta lep denge halinde olmalıdır. Temel şart budur. Pratikte bunun anlamı şudu r : IJretilen bütün mallar satıcı buluyor, ve tüketici piyasada ihtiyacı olan her şeyi buluyor. Başka bir deyimle. bir yandan a rzla telep a rasında değer olara k genel bir denge kurulmalıdır; öte ya ndan a rz ı n yapısı, talebin ya pısına uyg un düşmelidir. Bu şartlardan birincisini sağ­ lamak, merkez planlama kuru luşları n ı n ödevleri ndendi r ; ikincisini sağla­ mak ise, piyasaya düşüyor. Hiç şüphesiz bu iki şa rt aynı prensipin iki yönüdür. Bunları birbiri nden ayırmak i m kansızd ı r ; (Planla piyasa birbi­ rine karşıt gösteri lemeyeceğ i gibi.) Sovyetler Birliğinde - ve diğer sosya list ülkelerde - bugüne kadar uygulanan planla ma, halkın gelirleriyle masrafl a rını karşılaştırarak, büyük tüketim malları piyasasında genel bir denge kurmaya çal ışm ıştır. Şimdi de üretim a raçların ı n piyasası için d e buna benzer dengeler kurma ola­ n a kl a rı incelenmektedir. Böylelikle a rzla talep a rasında genel dengeyi kurma ödevi merkezleşti rilmiş planla maya düşüyor. Genel dengeler kuru­ lurken, çok tabii olara k, piyasan ı n gerekl ilikleri göz önünde tutulmalıdır. Burada da devletin piyasaya etki yapması i mkan belirmektedir. Eskiden a rzın yapısı ile talebin yapısı a rasındaki dengeyi sağlamak ödevi de merkez planlama kuruluşlarına veri l i rdi. Ama tecrübelerden an51


laşıldığı gibi, tek bir merkeıin bu sorunu çözmesi çok zordur, hattô im­ kônsızd ı r. Ticari ü retim - maddi şekliyle - toplu m u n konkre i htiyaçlarına uyg un düşmediği için, a rzın yapısı ile ta lebin yapısı a rasındaki 'denge s ı k s ı k bozul u r. B u kada r çeşitli m a l ı plônlaştırma, tek bir merkez için, ezici bir iş olur. Bugünkü şartl a r içinde, bu konuda başlıca rolu piyasa, başka bir deyimle tica ret oynama ı ı d ı r. Oreticilerle tüketiciler; üreti mle tica ret a rasında sözleşmeye daya nan ilişkilerin etkisi ile, ü reticiler, çeşidi, özel­ li kleri, kal itesi tü keticinin isteklerine en uygun, zevki ni en çok okşayacak mallar ya pacaklard ı r. Başka bir deyimle, işletmeler piyasadaki konjonk­ türü g ü n ü g ününe ta kip edecek, böylece a rzın yapısını talebin yapısına uydurabi lecektir. Sözleşmeye dayanan ilişkiler, başlıca üreticilerle tüketiciler a rasındaki deva m l ı dengeyi gara nti a ltına alacaktır, öte yandan işletmelere gerçek plônlar kurma olanağını da sağlayacaktır. Plônlama her işletmenin düze­ yinde olduğu g ibi, ü l ke düzeyinde de a rzla ta lebin gerçek durumunu a ksettirecek ; i ktisadi ilişkilerin objektif gelişme süreçlerine daya nacaktır. Plôn laştırıl m ı ş bir ekonomide, piyasa mekanizmasın ı n kul l a n ı l masında, devletin fiat ha reketi üzerinde yaptığı kontrol, önemli bir özellik teşkil eder. Bu kontrolün başlıca a macı, bir ya ndan arzın, öte yandan talebin yapısı ile genel düzeni a rasındaki dengeni n sağ lanması olmalıdı r. I ki nci a macı ise : fiatların yapısını ve nispetini öyle bir düzeyde tutmak ki, işlet­ meler için toplumun muhtaç olduğu her malı ü retmek, her malın kalitesini d üzeltmek kôrlı bir iş olsun, tüketici ise yeni malları n piyasaya çıkmasın­ dan memnun olsun . Para sistemi norm a l işlediği zaman, fiatların tespiti a rzla talep arasın­ daki dengenin kuru l masını kolaylaştıran bir koordinasyon vasıtası teşkil eder. Fiatlarda, i ktisadi nedenlere daya nmaya n herhangi bir değ işikl i k, tü ketici lere olduğu kad a r ü reticilere de tesir ettiği gi bi, bu dengeyi hemen boza bilir. Bununla beraber, piyasadaki dengenin bozulması, her zaman fiatların tespitinde yapılan hata lardan ileri gel mez. Buna bağ l ı olarak, incelenmesi gereken bir konu da şud u r : Piyasayı meydana getiren, bi rbi­ rine bağlı başlıca iktisadi unsurla r a rasında gere.k en nispetlere doku nu 1duğu zaman, piyasa mekanizmasının etkileri ne oluyor? Son yıllarda iktisadımızda görülen başlıca özel lik, ta lebin a rzdan çok yüksek oluşudur. Burada i ki ihtimal vard ı r : Birincisi nde tüketicinin elin­ deki paraya nispetle, alınabilecek mal tutarı yetersizdir. Dretim düzeyi milli iktisadın şu veya bu i htiyacını bazan karşılayamaz. örneğin, çelik boru ü retimi son 7 yıl içinde Sovyetler Birliği nde % 70 a rttığı ha lde, (Sovyet endüstrisi bu a la nda dü nyada birinci gelmektedir) petrol ve hava­ gazı boru hatlarının kurulmasında kulla n ı la n çelik boru eksi kliğini duyu­ yoruz. Bu da yakıt endüstrisinde en önemli sektörlerin gelişmesini gecik­ tiriyor. Bu duru mda fiatları arttırarak, a rzia ta lep a rasındaki dengeyi tekrar kurmak mümkün müdür? Nazari olara k, m ü m kündür. Çelik borularının 52


toptan fiatı arttı rıl ı rsa, petrol ve havagazı boru hatları i nşaatına ayrılan yatırım tutarı değişmediğine göre, talep azalacaktır. Ama gerçekte duru m d üzelmiş olmıyacaktır. Görü ldüğü g i bi, bu dengeyi sağlayacak olan piyasa ve fiat mekanizması değ i l ; merkezleştiriimiş bir pıônlamadır. Bu plônlama her şeyden önce öngörülen yatırım hacmına uygu n olara k gereken i ptidai madde ve teknik m a lzemeyi ü l ke çapında sağlayarak, çeşitli kollar a ra­ s ı nda kurulacak n ispetleri tespit edecektir. Talebin a rzı aştığını, çok rastlanan başka b i r duru mda da görüyoruz : Az bulunan bir mal yerine, teknoloj i k bakımdan tüketici için daha az elverişli (mesela daha pahalı) b i r mal piyasaya sürüldüğü zaman, ilk çeşit daha çok a ra n ı r ve piyasadan kalkar. Görünüşte burada b i r denge­ sizIik meydana geliyor. Oysa b u malın piyasada bulunmaması, g erçekte, aynı işi görebilecek malları n fiatları a rasında i ktisadi nedenlere dayanan nispetin bozu l masından ileri geliyor. Orneğin böyle bir durum bir dö­ nemde Donetz havzasında meydana gelmişti. Bu bölgede taş kömü rü çok boldu, a ma hava gazı yetersizdi. Havagazı köm ü re nispeten daha ucuza geldiği için, elektrik santralleri ya kıt olarak havagazını kulla nıyordu. Kömü r de madenierin etrafında yığılıyordu. Ayrı ayrı kaliteli, ama aynı işi görebilecek malları n elverişli olması, ta mamiyle fiat düzeyine bağ l ı d ı r. Bugünkü şartlar içinde, piyasa mekaniz­ ması bunu sağlayabilir. Birbirinin yerini tutabilecek malları n e n rasyonel şekilde kulla n ı l masını teşvik etmek üzere, a rzla talep a rasında denge böy­ lelikle tekrar kurulabilir. Devletin fiat değişmelerini kontrol etmesi konusunda, aklımıza şu soru gelebilir: Devlet, eskisi g ibi, bütün fiat tespiti sürecini çok sıkı kaidelere ta bi tutma l ı mıdır? Tecrü belerden anlaşıldığı g ibi, bu iş fevkalôde naziktir. Bugün sosyal ist ü l kelerde bu işin çözümü için başka yollara başvuruluyor. Bazı ü l keler (Macaristan, Çekoslovakya) daha esnek bir fiat sistemi kurmayı düşünü­ yor. Başlıca ü rünlerin fiatlarını yine eskisi gibi devlet tespit edecektir. Bazı ü rü n lerin fiatları, devletin tespit ettiği belirli sınırl a r a rasında değişe­ rek, sözleşmelerde tayin edilecektir. Nihayet, malların çok büyük bir kısmı için, üretici-tüketici a rasındaki anlaşmaya göre, fiat serbest olacaktır. Macaristan Sosyalist işçi Partisi Merkez Komitesi nin, i ktisadi mekanizmada yapılacak reformla ilgili kararında belirtildiğine göre : Devletin fiatlara m üdahalesi asga riye indirilecektir. Bu asgari müdahele de, devleti fiat­ ların tespiti üzerindeki kontrolünü sağ layacaktır. Saydığımız bu nokta ları i nceledikten sonra, şu sonuca va ra biliriz : Plan­ laştı rılmış sosyalist i ktisatta, piyasa ve para ilişkilerinin gelişmesi, so'sya­ l ist ü retim şekl i n i n üstün l ü klerinden faydalanma i mkônlarını arttırıyor, devletin hazı rladığı plônlara daha etkili, daha gerçekçi b i r nitelik kazan­ d ı rıyor. lJretim araçlarının toplumsal m ü l kiyeti bütün mal üreticilerini bir­ leştiriyor; sosyalist devlet, hem piyasa nın işleyişini kontrol edebiliyor, hem de üretim mekanizması daha rasyonel şeki lde kulla nılabi idiği, tekni k iler53


lemeden faydalanıldığı, toplumsal üretim gitgide daha etkili hale geldiği için, bu piyasayı ca nlandı ra bi liyor. Veni plônlama ve i ktisadi isteklen­ dirme sistemini uygula maya başlayan işletmelerin i l k faa liyet bilançosu bunu ispatetmekted ir. Vı l ı n i l k 9 ayı içinde, bu işletmeler tespit edilen ve daha geniş tutulan plônları aşmıştı r. Geçen yı l ı n aynı dönemine nispetle, gerçekleşen ü retim hacmında % 1 1 'i aşan bir a rtış görülmektedir. Işlet­ melerin karları % 20'den fazla ; verimleri ise % 8 yükselmiştir. Plônlaştırıl m ı ş ekonomimiz, bütün emekçilere daha çok refah sağlamak, yaşama şartlarını yükseltmek a macını gerçekleştirmek üzere piyasa meka­ n izmasından faydala nıyor.

54


VIYETNAM HARBi

Ja pon saldırganhk üsleri

Pierre Maes Wa ll Streetle Pentagon Viyetna mda tırman maya devam etmekle, Amerikan milletinin ve dünya halklarının temel menfaatlerine aykırı b i r macera politikası sürdürmektedi rler. Vaşingtonun politikası moral bakı­ mından iflôs etmiştir. Birleşik Amerika n ı n milletlerarası a landa yalnız kalması gittikçe daha derinleşiyor ve kredisi düşüyor. Viyetna ma karşı canava rca saldırıyı yapanlar halkl a rı n nefretini kazanıyor. Vaşington b u gibi tutum karşısında, Viyetnam savaşının «milletlerarası..hale getirmeye çalışıyor. Maksadı başka mil letlere de sorumluluk yükle­ mek, ve saldırıyı, komünist ol maya n Asya milletleri n i n «komünist sald ı rsına .. karşı sözde b i r savaşı haline getirmektir. B i r çözüm yolu a rayan Yaşington, gözlerini sık sık, yüksek derecede gelişmiş bir kapitalist memleket olan, kuvvetli bir harp sanayii ne, i nsan bakımından geniş i m kanlara sa h i p olan ve Viyetnam savaş alanına göre elverişli bir duru m u olan Japonyaya çevirmekted i r. Beyaz Saray ve Pentagon bu büyük Asya devleti idareci lerinin, «komünist olmayan devlet­ lerin genel birliği.. Amerikan plônının uygulanması nda aracı rolü oyna­ malarını istemektedirier. Söz konusu olan, Viyetnam so l d ı rısının yükünden bir kısmını Japon halkı na yüklemek, «Asya l ı l a r a rasında.. harbi körükle­ mede Japonyayı kulla nma k ve undan istifade ederek Birleşi k Amerikanın Pasifikteki emperyalist durumunu kuvvetlendirmek. Ama bir ya ndan da Ameri ka nın emperya list plônları, Japon gerici emperyalist çevrelerinTn hedeflerine uymaktad ı r. Japon tekelci sermayesi, B i rleşik Amerika n ı n zorluklarını, ve Güney-Doğu Asyadaki durumu sömüre­ rek, kendi öz iç ve mil letlerarası meselelerini çözmek istemektedir. Içerde militarizmi canlandırmak istemektedir. Dışard a ise, Asyaya ekonomik bakımdan sızmaya devam etmek, d urumunu kuvvetlend i rmek, ve eskiden olduğu gibi, dünya n ı n bu parçasına hôkim olmak istemektedi r. Bu, Amerika nın genel politik çı ka rları çerçevesi içinde olacaktır. Bunun içindirki, Japon idarecileri, Atlantik ötesi efendilerinin de tasdikiyle, 55


«bağı msız d iplomasi ..den, Ja ponya n ı n Asyadaki ewela ekonomik, sonrada politi k l iderliğinden söz etmektedirler. Bu yıl ı n Hazira n ayında Seulda toplanan Tai la nd, Japon, Avusturalyo, Yeni Zelanda, Ma laysiya, Filipinler, Güney Kore kukla hü kümeti ve Formozad a ki Çan k-Koy-Şek ida resinin dış işleri bakanları konferansıno, Amerikan emperyalistleri n i n ve Japon tekelci çevreleri n i n projeleri ve onların Amerikan saldırısını Asya bayrağı ile örtmek istekleri hôkim ol muştur. Yeni b i r blokun, Asya ve Pasifik Konseyinin kurulmasıyle biten bu konferansta, Ja pon delegeleri, bütün gayretlerine rağmen, Birleşik Ameri ka n ı n başta gelen a racıları oldukları n ı g izleyememişlerdir. Temmuzda toplanan Amerikan-Japon ticaret ve e konomi komitesinin toplantısı d o bu bakımdan çok ilgi çekicidir. Konuşmalar beş yıldan beri i l k dafa Japon iş adamlarının Japon-Amerikan ticaret koşulları n ı iyileştir­ mek istekleri etrafında olmadı. Bu sefer, taraflar, Asya memleketlerinde .. komünist saldırıya karşı savaş- bahanesiyle, Asya memleketlerinde milli kurtuluş savaşlarına ka rşı mücadelede gösterecekleri gayret, ve Asyada Birleşik Ameri ka n ı n yeni söm ü rgecil i k sistemi n i sağlamlaştırmak hakkında konuştular. Amerikan saldırısı J apon tekelci sermayesinden d i rek olara k istifade etmektedir. Bu sermaye Tokyo h ükümetini bu saldırıya suç ortağı olmaya teşvik etmektedir. Japon resmi çevrelerinde hiç kimse, Amerika-Japonya «güven l i k paktı nı» ortadan kaldırmayı düşünmüyor. Oysa bu pakt Ja­ ponyayı Birleşik Amerikanın harp arabasına koşmuştur. Bu çevreler a ksine b u pakta, Amerikan saldırg anlarının yararına daha geniş bir anlam vermeye çalışmaktad ı ri a r. J a po n dış işleri bakanı Shiina, 25 Martta şunla rı söylemiştir : .. Birleşik Amerika J aponyadaki üslerini Viyetnam harbi i htiyaçları için kullanmaya ha kkı vardır. Çünkü Viyetnam Uzak-Doğu bölgesine dahildir.» Sosyalist mebus Mori moto tarafından kendisine soru l a n sorulara dış işleri bakanı Parlômentoda, Amerikanın Viyetnam saldırısı hakkında daha açık konuşmuştur : ..Japonya ta m a n lamıyle tarafsız b i r memleket değildir Güvenlik a nlaşması, Amerikan ordusunun eylemlerine yardım etmek ödevin i yükle­ mektedir ... Gerçekten de Japonya değişik şekillerle ..Amerikan orsusunun eylem­ lerine» yardım etmektedir. Her şeyden evvel, Birleşik Amerikaya, saldı r­ g a n l ı k ha rpleri için, topra klarını ha reket ve lojistik maksatlarla kullanmak olanağını sağlamaktad ı r. Yirmi yıldan fazla bir zamandan beri Amerikan işgalinde olan Okinawa odaları bu üslerin temelini teşkil etmektedi r. Bu a d a l a r Uzak Doğuda nükleer silôhlar için önemli bir üs haline getiril­ mişlerdir. Okinawa n ı n eski Amerikan yüksek komiseri, general Watson bu üssün Viyetna m savaşı için önemini şöyle belirtmişti r : « B u ü s , Birleşik Amerika v e Japonya n ı n savunması i ç i n Batı Pasifikte olağanüstü bir önem kaza mıştır. Geçen yıl buradan Viyetnama acele • . .

56


olara k harp birli kleri ve malzemesi gönderilmiştir. Bu olay Okinawa n ı n önemini doğ ru l a mıştı r.» Kuzey Viyetnamın bombalanmasına başlandığından beri, OKinawadan G üney Viyetnama, Birinci ve Oçüncü Deniz Birlikleri, havadan taşınan 1 73. ve daha başka birlikler taşınmıştı r. Temmuz sonunda, tayfun bahane edi lerek Guam adasında üslenmiş olan stratej i k B-52 bombardıman uçakları, Viyetna m köylerini a ma nsızca bombalamak için Okinawaya taşı nmışlard ı r. Güney Viyetna mda dövüşen Amerikan birli kleri Okinawada tal i m görmektedirler. Burası aynı zamanda Viyetnamda dövüşen Amerika­ l ı l a r ve peykleri için i kmal merkezi ödevini de görmektedi r. Demek oluyor ki, burası, harp hareketi için b u rası önemli bir merkezdi r. Bu üsteki Amerikan' kimandınlığının sözcülerinden biri şunları söylüyordu : «Okonawa olmadan Amerika Viyetna m harbini sürdüremez ... Birleşik Amerika, Okinwaya paralel olara k başka bölgeleri de sal d ı rı harpleri için ileri karakol haline getirmektedir. Akahata gazetesinin açıkla­ d ı ğ ı na göre, Pentagon Viyetnam saldırısının sürdürül mesi için Ja ponyada 265 askeri üs kurmuştur. Bunlardan 1 1 7'si Okinawadad ı r. Amerikan 7. filosu Yokosuka limanında üslenmiştir. Bu filonun genel kurmayı da bu l imandad ı r. 1 964'ten beri Amerikan atom deniza ltıları s ı k s ı k bu l imana ve Sasebo limanına uğramaktad ı ri a r. Yakında atomla işleyen «Enterpri6e» uçak gemisi de Yokosu koya gelecektir. Bu gemiden kal ka n uçaklar her g ü n Demokratik Viyetnamın şehi r ve köylerini bombalamaktad ı rla r. Sato hükümetine göre, Amerikan harp gemilerine Japon limanlarına uğra malarına izin vermek, Japon-Amerikan «güvenlik a nlaşması ndan» doğa n «doğal bir haktı r». Japon topra kla rı Amerikan birlikleri n i n talimi için geniş ölçüde kullanılmakatı d ı r. Orneğin, H igashitoyama poligonunda, ga rillaya karşı ha reket pıônlaştı rılmaktad ı r. Bütün Japonyada Amerikan bo mba rdıman uçakları bombala ma ta limleri yapmaktad ı rlar. Ja ponya aynı zamanda, Viyetnam cephesinden gelen yaralı ve hasta Amerikan askerleri için b i r d i n lenme ve tedavi yeridir. Her ay aşağı yukarı 4,500 kada r Amerikan su bayı ve askeri Birleşik Amerikadan, Güney Koreden, ve Filipinlerden Japonyaya izinlerini geçi rmeye ya da tedavi olmaya gelmektedirler. Tokyo yakınlarında Oji, Saitama ocağ ı nda, Jonson Kanagawa ocağ ı nda Sagamihara ve Yokoha manın Nigishi ve Zama mahallelerinde askeri üslerinde ve bunlara benzer öteki Amerikan askeri üslerinde Viyetnamdan gelen hasta ve yara l ı Amerika l ı l a r için sahra hastaneleri kurulmuştur. Yazlı k Ata mi şehri «yazlığa gelen .. Amerikan askerleri tarafı ndan doludur. Ja ponyada bir çok hava alanı ve demi ryolu Güney Viyetnama asker ve ma lzeme taşınması için Amerikan saldırganları n ı n emrine veril miştir. Tokyonun hava güvenliği yönlerinden biri olan Haneda hava alanından Viyetnama Amerikan askeri taşıma kla görevli dört ya bancı hava şi rketi uçaklarıyla 1 965 yılı sonuna kadar 840 uçuş ya p ı l mıştır. 57


Bu yıl içinde bu g i b i uçuşları n sayısı hissedeilir şekilde arttı. Bu ş irket­ lerden birinin uçakları 1 9 Eylül gününde Haneda uçak a l a n ı ndan 1 0. Yokoto Amerikan üssünden iki uçuş yapara k Güney Viyetnam 1 .980 a merikan askeri taşımışlard ır. Ocak ayından beri bu şirketin uçakları ters yönde Ha neda hava olanına doğru haftada 1 .000 hasta ve ya ralı. aynı zamanda Viyetnamda öldürülen Amerikan asker/eri nin dondurulmuş cesetleri ile dolu plasti k torbaları taşımaktadır/ o r. Ja pon demiryolları her g ü n daha fazla Amerikan askeri yükünü taşı­ maktadır/or. Yo koto ve Tachikawa Amerikan hava üsleri nin i kmali ile ödevlendirilmiş Hachioji ve Tachikawa demir yollarının iki hattında. her gün acele olarak silah. malzeme. akaryakıt vs. taşıyan yedi konvoy geçmekted ir. Bu taşımalar her yıl Japon milli demiryol ları idaresiyle Amerikan ordusu a rasında i mzalan bir anlaşma ile yapı lmaktadır. Konvoy­ larn ı her bakımdan önceliği vardır. Malzeme Amerikan üslerine ve liman­ l a ra taşınmaktad ı r. Bura l a rdan do Güney Viyetnama. Bu taşıma aşama­ sın d a d o Japon yard ı m ı işe karışmaktadır. Nihon Yubin. Mitsui Senpaku ve Kawasaki Kisen Japon gemi şirketleri Saigona muntaza m seferler yapmakta ve Amerika lıları n maksatlarına hizmet etmektedir/er. Başka şirketfer de mu ntazam olmaya n sefeder için gemilerini vermektedirler. Amerikan askeri taşıt gemilerinde çalışan ja pon denizcilerinin sayısı 1 .500 civa rı ndadır. Bir/eşik Amerika hükümeti. esasen şimdiye kadar Amerikan askeri üsleriyle dolu olon Japonyayı. Asyada gerçek bir Amerikan silah deposu haline getirmek istemektedir. Ja pon tekelleri Amerikan ordusu için, «özel siparişler» yerine getirmektedi r/er. Bunla r Viyetnam için kullanılmakta­ d ır/or. Bu firmalar japon toprağında Amerika için harp malzemesi yap­ makta ya do bu malzemeyi onarma ktadı r/or. Japon Dış Ticaret ve Sanayi Bakanlığının bildirdiğine göre. Japon gemi i nşaat tezgahları n ı n Amerikan harp gemi lerinin to miri için 1 966 yılının ilk üç ayında aldığı siparışla rı n, 1 965 yılının bu devresinde alınanlara kıyasla 49,1 dafa daha yüksektir. Uçak tomiri için a l ı n a n siparişleri ise 4.6 defa daha fazladır. Ağustosta Amerikan ordusu levazım şubesi. Ja pon otomobil firmalarına G üney Viyetna mdaki Amerikan kuvvetleri için 200 kamyon siparı ş etmiştir Büyük japon firması Toyoda her oy Amerikan ordusuna 30-40 bin dolar kıymeti nde yedek kamyon parçası teslim etmektedir. Honda Giken Kogyo ve Burijisuton Taiya şirketleri Amerikan kumandanlığ ıyle imzaladıkları b i r anlaşma gereğ ince. Güney Viyetnamda gerille harbinde kulla n ı l m a k üzere büyük sayıda motor yapılacaktı r. D a h a şimdiden 23.000 d e n fazla motor tesl i m edilmiştir. 20 Temmuzda komünist mebu5 Ka nichi Kawa ka mi Parlamentoda. Japon gemi inşaat tezga hları n ı n Amerika hesa bına gizlice 2.000 ton l u k Güney Viyetnam sahillerine heli kopter taşıyan çıkarma gemileri inşa ettiklerini açıkladı . I nka r edilemez olaylarla duvara dayatılan Japon dış işleri bakanı Shiina şu ceva bı verd i : 58


«Gemi inşaat tezgahları özeldir ve Amerikalılardan istedikleri siparışı alabilirler Japon Amerikan güvenlik a n l aşmasına dayanara k, Amerikan ordusu özel şirketlerle istediği a nlaşmalar i mzalaya bilir ve istediği siparişleri verebilir. Imal edilmiş malları da istediği gibi kullanabili r.» . • .

Japon sanayii Amerika n ı n özel siparişleri üzerine, Viyetna m ha rbi için şimdi, ateşli silahlar, napolm bombaları, radarlar, elektronik aletler, yapı ma lzemesi, ilaç v.s. yapıyor. Japon Dış ticaret ve Sanayi Bakanlığına göre, 1 966 yı l ı n ı n Oca k ve Haziran ayları a rasında, bu özel siparişlerden tekellerin elde ettiği ka rlar 294 milyon doları aşmıştı r. Va ni bu ka r 1 965 yılının aynı devreye rastlaya ndan % 47 fazladır. «Dolaylı özel si parişleri» da buraya ilave etmek gerek. Bunlar, Japon­ yanın, Birleşik Ameri kan ı n G üney Kore, Formoza, Tai land, Filipinler, Avusturalya ve Gü ney Viyetna ma gibi askeri m üttefiklerin verdiği ham madde ve malzeme karşı l ıkları nın Amerika tarafından ödenmesinden meydana gelir. Bu «özel siparişler», silah, harp ma lzemesi, füzeler, heli­ kopterler ve ta nksavar toplar gibi harp silah ve melzemesini de kapsa­ maktad ı r. Japon ticaret çevreleri n i n ölçülü hesap l a rına göre, Güney-Doğu Asyaya yapılan bu «dolaylı özel sipariş» lerden yılda elde edilen gel i r 240 mi lyon dolar civa rındadır. Akahta gazetersinin yazdığına göre, japon Dış ticaret ve Sanayi Bakanlığının ilk hesaplarına göre bu, dolayı i ve dolaysız siparişlerden elde edilen 1 966 yılı içinde bir buçuk milyar doları bulmuştur. Bu, Kore harb i sırasında özel siparışların en yüksek seviye­ sinden 800 m ilyon dolar daha fazladır. Silahlı kuvvetleri a rttırma konusunda hazırlanan üçüncü beş yı l l ı k p l a n ı n hazı rlanmasıyle i l g i l i olarak, Japonyada, avcı uçakları, güdümlü füzeler ve harp gemi leri ihra ç etmek i m kanı üzerinde münkaşalar yapıl­ maktadır. Japon Seka; dergisi b u konuda şunları yazıyor: .. Bu d u rumda, Japonya yeryüzünün askeri silah deposu, savunma sanayii de dünya harp sanayii haline gelecektir.» Birleşik Amerika, Japonyan ı n zararına elde ettiği malla rı n i h racına g ünden güne daha çok önem vermektedir. Japon ticaret çevreleri bu duruma .Niyetnama i h racat» d iyorlar. Bunun içindir ki, 1 966 yılının i l k dört ayında Ja ponya n ı n Birleşik Amerikaya yaptığ ı ihracat bir milyar doları aşmıştır. Bu rakkam 1 965 yılının bu devreye rastlayan rakka mdan % 28,7 fazla d ı r. Şu son zama nlarda Birleşik Amerika Japonyadan her gün daha çok gemi ve uçak satı n almaktad ı r. Geçen Mart ayında Gulf American Petro­ leum Company Japon Ishikawajima-Harima Juko gemi tezgahlarına her biri 300.000 tolu k a ltı dev petrol ta nkeri ısmarladı. Amerikan Cho rlotte Ai rcraft havacılık şirketi müdürü Nisanda, Ja pon hava sanayi işletmelerini i nceled ikten sonra, N ihon Kokuki Seizo firması tarafından yapılan VS-l 1 uçaklarını ve Mitsui Juko şirketi tarafından yapılan MU-1 1 iki motorlu u ça kları satın almak niyetinde olduğunu açıkladı. Bu j a pon i hracatı günden 59


güne da ha açık b i r şeki lde askeri bir nitelik kaza nmaktad ı r ve Amerikan harp sanayii üretiminde daha fazla önemli bir rol oyna maktad ı r. Yuka rıda saydığımız gerçekler, Japonyanın, Viyetnamda Amerikan saldırı plônları n ı n uygula nmasında büyük önemini gösteriyor. Esasen Amerikan basını b u gerçeği sa klamıyar örneğ in, Foreign Affais dergisi, Okinawa ile Ja ponya olmadan, Birleşik Amerikanın, bü günkü ölçüleriyle Viyetna m hara ketine başlıyamıyacağını yazıyor. Temmuzda Ba/timor Sun gazetesi şunları yazıyord u : «Viyetna m ı kaybetmek kötü, JaponyClYI kaybetmek yıkım olacaktı .» Amerikan saldı rısıyl e suç ortağı olan Japon hükümeti, Gü ney Viyetnam kukla hükü metiyle daha sıkı bağlar kurmakta d ı r. Birleşik Amerika hükü­ meti nin açıkladığ ına göre, sağ l ı k teşkilatında ve harp yapı işlerinde ça lışan 600 den fazla japon, Güney Viyetnamdaki saldırı horbine katıl ­ makta d ı rl a r. Eylülde, «durumu yerinde, gerillaya karşı kullanılan metotları ve a merika n bombard ı ma nl a rı n ı incelemek» üzerek bir Ja pon askeri heyeti Saigona gitti. Ja ponya nın Amerika nın saldırga nlık politi kasını izlemesi, memleketi tehlikeli bir yola süsrüklemektedi r : milita rizmi n tekra r ca nla nması, harbe katılma ve emekçi sömürmesin o rta mısı. Japon sanayiinde a meri ka n özel siparışları askeri ü retimi genişletiyor. Bu do g ü ndeliklerin düşürülmesine ve ha lkı n demokratik haklarına saldırılara sebep oluyor. Bundan ötürü, japon emekeçilerinin Viyetnamdaki a merikan saldırısına ve b u saldırıda Japon tekelci sermayesinin suç ortaklığına karşı savaşın genişliği anlaşıl­ maktadı r. Bu savaş Ja pon emekçilerinin, kah raman Viyetna m halkı ile enter­ nasyonal daya nışmasını göstermektedir. Bu savaşın hedefleri şunlard ı r : Emekçilerin haklarını savunarak, Japon topraklarındaki askeri üslerin Viyetnam saldırısın ı n genişlemesine kullanılmasına engel olmak, bu saldırı için yapılan malzeme ü retimi n i n ve taşınmasının durdurulması, Amerikan atom gemilerinin ja pon limanlarına gelmemelerini yasaklamak, Japonyada milita rizmin doğ masına, ve memleketin saldırgan askeri blokla ra katıl­ masını engellemek. Bu savaşta Japon demokratik kuvvetlerin birliği kuwetleni p gelişiyor. Geniş emekçi yığınları, Amerikan-Japon gerici ortaklığına karşı, bütün ilerici kuvvetlerin sağlam bir cephede birleşmelerinin zoru nluğunu günden güne daha fazla a n lıyorlar. Amerikan Japon g üvenlik anlaşmasına karşı teşkilôtın merkez komitesi ta rafı ndan halk isteklerinin yerine getirilmesi uğurunda, ve Amerikan atom denizaltılarının Japon li manlarına girmesine karşı Milli Komite tarafından Japon·GÜney More a nlaşması nın bozulması için, emekçiler a rasında ortak eylemler örgütlenmiştir. Amerika n ı n Gü ney Viyetna mdaki saldırısının çok tehli keli bir hal aldığı bu günlerde, ja pon halkının savaşı da günden güne daha fazla genişle­ mektedir. Olağanüstü bir kongre tertipleyen ve 4,5 milyon üyesi olan 60


Japon sendikala rı genel konseyi (SOHYO) 21 Ekimde önemli b i r g rev h a reketi tertipledi. Hedef şu idi : «Viyetnam harbinin Asya kıtasına yayılmasını önlemek. Japonya n ı n güvenliğini v e barışı savunmak.» Bundan başka, ja pon hü kümeti nin Amerikayle suç orta klığıno karşı d u rmak ve emekeçilerin ekonom i k isteklerinin yerine getiril mesini istemek. Komünist ve sosyalist partileri tarafından oy birliğiyle onayla n a n bu kara r, Japon halkı n ı n geniş yığı n l a rı a rasında büyük bir etki uyandırmıştı r. Karar Bağımsız Sendikalar Federasyonu ve öteki demokratik örgütler tara­ fından desteklenmiştir. Aynı zamanda SOHYO bu g revi desteklemeleri i çi n bütün dünya işçilerine bir çağrıda bulunda. Sendika merkezi nin bu kararı Dünya Send ika l a r Federasyonu ta rafından ve dünyada daha başka sendikalar ta rafından selamıandı. Japon-Amerikan g üvenlik a nlaşmasına karşı teşkilat merkez komitesi bütün halk isteklerinin yerine getirilmesi için 20 Eyl ü lde memleket ölçü­ sünde «bir ay s ü re ile Amerika n ı n Viyetnam saldırısına karşı, Viyetnam halkına yard ı m için, küçük seçim bölgelerine karşı hayatın korunması, 21 Eki m g revinin başa rısı için bir ayl ı k milli bir eyleme g i rişmeyi kara r­ laştırdı.» Amerikan atom denizaltıl a rı n ı n Japon l imanları na gelmesine karşı kuru l a n Milli Komite, g revle dayanışma maksadıyle yığın gösterileri terti­ plemeyi ve Japon-Güney Kore a nlaşması n ı n bozulmasını istemeyi karar­ laştı rdı. 14 Eki mde Japonyada 21 Eki m grevinin başarışı için bütün demokratik kuvvetlerin birleşik eylem günü tertiplendi. Yirmiden fazla ocakta yüzbin­ lerce, komünist, sosyalist, sendikalı ve demokratik örgüt üyesi Japon emekçisi, Amerika n ı n Viyetna m saldırısını protesto miti ngine katıldı. Tokyodaki başl ıca mitinge 70.000 kişi katı ldı. 20 Ekimde, binden fazla kültür dünyasına bağlı şahsiyet, sanatçıl, üni­ versite p rofesörleri ve öğrencileri, ev kad ı n l a rı ve işçiler, Tokyoda genel g revi desteklemek maksadıyle bir daya nışma mitingi tertiplediler. Konuş­ macılardan, ta nınmış Japon yazarı Abe, Amerikan ı n Viyetna m saldırısını p rotesto olan g revin büyük önemini belirtti . Yazar, Ja pon halkını, işçi sınıfı n ı n harbe karşı savaşını enerj i k bir şekilde desteklemeye çağ ı rdı. Anyı gü nde öğrenciler Japonya nın birçok şehi rlerinde 21 Ekim g revini desteklemek maksadıyle mitingler tertiplediler. G rev konusunu görüşmek maksadıyle toplanan SOHYO Kongresinin a rifesinde, g revi başa rıslığa uğratmak isteyen h ü kümet, ka mu sektörü işçilerinin bu g revin hazırlanmasına ve g reve katılmalarını yasa k etti. Aksini yapan işçiler ceza lanacralacaktı. 20 Ekimde hükümet partisi olan liberal Demokrat Partisi, g revi engellemek için son bir gayrette bulundu. B u Partinin genel sekreteri Tanaka g rev konusunda yayınladığı bir bildiride .. hü kümetin, g reve katı lan ka mu hizmetleri işçilerini şiddetle cezalandıracağ ını» ihta r etti. 61


.

Fakat bütün bu tehditler Japon işçileri n i n savaş i radesini yenemediler . 21 Ekim gece yarısı, 54 sendi ka n ı n işçileri, Japon halkı n ı n ezici çoğun­ luğ u n u n desteğ iyle, Viyetnam horbine karşı politik bir g rev ilôn ettiler. Harekete 2 milyondan fazla insan katıldı. 3,5 milyon emekçi de p rotesto miting ve gösterilerine katıldı. Bu gösterilere katıl a n l a r. Viyetna m saldı rısı n ı n duruduru lmasını, Amerika ile suç ortağı olan Sato h ü kü meti n i n devril mesini ve M i llet Meclisinin dağıtılmasını istediler. Işçi gündeli klerinin a rttırılması, bütün memleket ölçüsünde garantili bir en az g ündelik sistemi n i n uygul ması ve yığın halinde işten çıkarmalara sebep olan «ka m ü r sanayiinde rasyonelleş­ menin» d u rudurulmas ı gibi daha başka istekler de ileri sürüldü. Amerikan saldırısına karşı b u politik g rev, J aponyada geniş h a l k yığ ­ ınları n ı n ve dünya ha lk oyunun Viyetnam meselesi üzerinde durmasına sebep oldu. Ja pon emekçileri, öteki kapitalist memleketlerdeki sınıf kardeşlerine güzel bir örnek verdiler. Bu g revin büyük önemi buradadır. 21 Ekim grevi Japon halkı a rasında uyandırdığı heyeca nla, memleketin bütün demokratik g üçlerinin birliğini sağla maya hizmet etti. SOHYO başka n ı Horii bu konuda şunları söyledi : .. Bu g revin önemi şurda d ı r : Amerikan saldırısına uğraya n Viyetnam halkına m ü kemmel b i r daya nışma örneği verildi. G revin ayrıca p roletarya , dayanışmasını kuvvetlen d i rme hedefi de vardı ... Grevin önemi üzerinde d u ra n Bağımsız Sendi ka l a r Federasyonu Başkanı Xoshio Sato şunları söyledi : «21 Ekim g revinin önemi, onun Viyetnama Amerikan saldırısına, b u sa ldırıya ya rdı m eden J a p o n hükümetine, sendika haraketinin temellerini tehdit eden Japon m ilitarizminin canlanmasına karşı yönel miş olma­ sındadır... Japon emekçi leri n i n genel g revi Amerikan saldırısı nın Viyetna m a karşı tırmanması halkta, deva m l ı a rtan bir hiddet uyandırmaktad ı r. Bu g rey kahraman Viyetnam h alkına karşı her gün a rtan milletlerarası daya nış­ manın bir bel i rtisidir. Grev bütün dünya halkl a rının, Amerikanın Viyetna m halkına karşı saldırısını engellemek, Güney Viyetnamdan Amerikan asker­ lerinin çekil mesini sağ lamak, ve a merikan emperyalistleri nin saldısını suçlam a k için bütün d ünya halkları n ı n g ittikçe a rtan bir şiddetle hareket ettiklerini gösteriyor.

62


KAHIRE KONFERANSı .

Afrikada milli ve sosyal devrim sorunları

D. Şerif. V. Şelepin 24-29 Ekim 1 966 tarihleri a rasında, Bi rleşik Arap Cumhuriyeti başkenti Kahirede, «Afrikada milli ve sosyal devrim» sorununu inceleyen bir seminer toplandı. Afrika n ı n çeşitli devrimci partileri ve ilerici teşkilatları isteği üzerine «Barış ve sosyalizm sorun/afl» dergisi ile Kahirede yayınlanan At-Ta/ia dergisi tarafı nda n tertiplenen bu seminer, Afrika kıtasında olduğu kadar, d ünyan ı n başka bölgelerinde d e büyük ilgi uy.a ndırdı. Afrika tarihinde ilk defa olarak, 25 parti ve teşkilat temsil eden, Marksist ve Marksist-olmayan 70'den fazla naza riyeci ve siyasi şahsiyet, Afri kad a ki milli ku rtuluş hareketinin en önemli sorunları · konusundaki görüşlerini a çı klamak, tartışmak, devrimci savaş yürütme ve yeni bir hayat kurma alanları ooa bugüne kadar elde ettikleri tecrübeleri tanımlamak üzere bir a raya gelmişti. Bu toplantıya Afri ka n ı n bağımsız ü l kelerinde i ktidarda bulunan partilerin temsilcileri, devlet adamları , henüz ı rkçı l ı ğ ı n ve sömür­ geciliğin boyunduruğu a ltında bulunan, veya yeni-somürgeciliğin etki­ lerinden kurtulamayan ü l kelerinin eksiksiz bağı msızlığı uğ runda savaşan devrimci örgütlerin ve ilerici partilerin temsilcileri de katı l mıştır. Toplantıda söz alanlar a rasında şu isimleri sa ya biliriz : Fas Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Profesör Ali Yata ; Gine Devlet adamı Fedia l l a h Ke'yta ; Güney-Afrikada özgürlük uğruna savaşanların l ideri J . B. M a rks; Tanzanya-da i ktidarda bulunan TAN.U. Partisi sekre­ terieri Fort Unatus Maşa ile Numan A. Bianto ; Seneg a l ı n Afrika Bağım­ sızlık Partisi Genel Sekreteri Mahmut Diyop ; Sudan ı n Demokratik H a l k Partisi Başka n ı Şeyh Al i Abdurahma n ; Madagaskarın Bağı msızlık Kongre Partisi Başkan ı Rahip Richard Andriamanyato ; Somali Demok­ ratik Birliğinin Genel Sekreteri Jusef Samanta r ; Cezayir Milli Kurtuluş Cephesinin temsilcileri ; Sudan Komünist Partisinin yöneticileri vb. Moli'nin Sudan Birliğinin gönderdiği heyette partinin siyasi sek reteri Idris Diyarra ile partinin yöneticilerinden Mali, Adliye Bakanı ,Madeira Keita bulunuyordu. 63


Sömürgeciliğin egemenliğine ve ı rkçı rejimiere karşı savaşan partileri, Angola'nın Kurtuluş Halk Hareketi, Portekiz Ginesi ve Yeşi l-Burun Adaları Bağ ı msızlık Partisi, Moza m b i k Kurtuluş Cephesi, Somali Sahili Kurtuluş Cephesi, Güney-Doğu Afrikanın Halk Teşkil/itı, Güney-Afri kanın Afrika Milli Kongresi, Zimbabwe (Rodezya)nin Afrika H a l k Birliği temsil ediyordu. Ghana'nın H a l k Anlaşması Partisi, geçenlerde ölen profesör William DuBois' n ı n eşini göndermişti. (Panafrikanizm naza riyesi nin kurucusu p rofesör DuBois Amerika Komüni st Partisi üyesi olmuştu.) Bayan Du Bois, toplantıda, eski başkan Kwame N'Krumah'nın bir mesajını okudu. Seminer çalışmal a rına, Kameru n Halkları Birliği ni, Kongo-Kinşasa'nın Yüksek Devrim Konseyini, Kenya Halk Birliğini, Fas'ın Halk G üçleri Milli Birliğini, Nijerya n ı n Sawaba Partisini temsil eden delegeler de katıl mıştı r. Birleşi k Arap Cumhuriyeti ile Sosyalist Arap Birliği, toplantı n ı n d üzenlen­ mesine, çalışmaları n yürütül mesine büyük yard ı m l a r sağladı. Arap Sosya­ list Birliğini temsil eden heyete Birliğin yöneticilerinden, Asya-Afrika Dayanışma Komitesi Başkanı Yusuf AI-Sabai başka n l ı k ediyordu. Semi neri tertip edenlerin daveti üzerine, Sasyalist Arap Birliğinin yöneticilerinden ve Mısır siyası hayatı n ı n tanınmış şahsiyetleri nden ça l ışmalara katılanlar çoktu. Seminere katı lanlar, o a ra Hindistanda bulunan Birleşik Arap Cum­ hu riyeti Cumhurbaşkanı, ve Arap Sosyalist Birliği başka nı Cemal Abdu l Nasır'ın topla ntıya gönderdiği mesajı büyük tezahüratla karşı ladılar. Başkan Nasır mes� jında şöyle diyordu : «At-Talia ve Barış ve Sosyalizm sorunları dergilerinin daveti üzerine bu anda Kahirede toplanan Afrika Seminerine b u mesajı göndermek bana büyük b i r mutluluk veriyor. Bu seminerin g üttüğü a maçları n gerçekleşece­ ğini u muyorum. Bunlar, kıtamızın ayrı ayrı ideolojilere mensup devrimci evlatları n ı n bir a raya gelerek, yürüttükleri ortak savaşlarla a raları nda kurulan bağları kuvvetlendirmek, tecrübelerini karşılaştırarak zenginleştir­ mek, ufukları n ı genişletmek, ve olayları daha iyi anlamak i m ka n ı n ı sağlamak g i b i büyük, önemli amaçlard ı r. «Çağdaş Afrikanın gerçekleri, Afri kan ı n karşılaştığı soru nlar, Afrikada gelişen ve önüne geçilmez olaylar, Afrika toprakları nda gelişen devrimci mücadeleyi hiç durmadan, yeni yeni güçler. kazanarak, devam ettirmek üzere, durumun bütünü ile gözden geçirilmesini, bütün ayrıntıl a rı ile, bütün yönleri ile, i ncelenmesini, doğru olarak değerlendiri lmesini, zorun­ l u l u k haline getirmektedir. «Son yıllarda - özel likle 1 960 d a n sonra - meydana gelen olayların üzerinde bir kere daha büyük bir di kkatle durmak zorundayız. Bu dönem içinde, kıtamızın birçok bölgesinde bağı msızlı k bayrağı n ı n yükseldiğini gördük. Ama bu dönemin bir özelliği daha var: Birçok Afrika hakı hala emperya lizmin boyu nduruğu a ltındadır, yeni -sömürgeciler ve yaba ncı tekeller duru ml a rı n ı kuvvetlendiriyor ve gel iştiriyor; uta nç verici, insa n l ı k dışı ı rk ayırımı sistemi h a la uygulanıyor. Bu şartlar içinde, bugüne kadar 64


kattığımız yolu büyük b i r tarafsızlıkla değerlendirmek ; önümüzde duran, katmamız gereken yolu da aynı tarafsızlıkla tespit edebilmek için, bugün bütün ideoloj i k çabalarımızı, bili msel i nceleme i m kô nlarımızı bir a raya getirmek zorundayız. "Bu mesajı m sizi, Afri kan ı n bütün i lerici güçleri n i n topla ndığı Kahirede bulacaktır. Bu anda Hindista n ı n başkentinde bulunuyoru m. Dostl a rımla, dostları nızla, bu a nda sizi n yürüttüğ ünüz çalışmalarl a sıkı bağları bulunan çalışmalara katıl m a ktayım. Buna rağ men, Semineri n çalışmalarını büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Bu çalışma l a ra başa rı l a r dilerim. Afrika n ı n ebedi, yaratıcı Nil nehri sahillerine sefa geldiniz.» Seminerin açılış toplantışında At- Talia derg isinin başyazarı lütfi el-Holi i l e Sudan Kom ü nist Partisinin Barış ve Sosyalizm Sorunları dergisindeki daimi temsilcisi Ticani el-Tayyıp Babi ker'in konuşmaları ndan sonra. Birleşik Arap Cumhuriyetinden Arap Sosyal ist Birliğin i ; Cezayirden Milli Kurtuluş Cephesin i ; Mali ve Tanzanya Pa rtilerini, G üney Afri kan ı n özg ü r­ lüğü uğruna savunanları, Portekiz sömürgelerinin ve Rodezya n ı n kurtuluş hareketlerini temsil eden delegeler, teşkilôtlarının selô mlarını bildird i ler. Bütün mesajlarda, bütün konuşmalardo, Afri kada ve bütün dünyada, barış ve sosyalizm uğru n a savaşan la rı n u laştı ğ ı büyük zaferlerden duyulan guru r beli riyordu. Ama emperyalist ve gerici güçleri n günden g üne a rtan faa liyetleri karşısında duyulan endişeler de seziliyordu. Afrika, emperya­ listlerin dünya n ı n diğer bölgelerinde çevirdiği entri kalara, Viyetnama dökülen kan a karşı ilg isiz kalamaz. Lutfi e/-Hoırnin dediği gibi : "Kıtamızdaki ilerici ve halkçı partilerin temsilcilerini bir a raya getiren seminerimiz, Asyada şahit olduğu m uz korkunç cinayetleri görmezlikten gelemez. OIkeni n g üneyinde ve kuzeyi nd e kah raman Viyetna m halkı n ı n Amerikan ordul a rı n a ve s u ç ortaklarına karşı gösterdiği d i reniş ka rşısında saygı ile eğ i l i riz. Bu ülkenin toprakları yabancı ordulardan temizlendi kten sonra, Viyetna m halkının, hiç bir yabancı müdahaleye uğra madan, kaderine kara r verme hakkı n ı manen ve maddeten destekliyoruz. Bu saldırı karşısında infial d uyan bütün özg ü r, namuslu insa n l a ra beslediğimiz derin semptayi israrla beli rtiyoruz. Bütün ilerici güçleri çaba larını b irleştirmeye, Viyetna m halkına ve haklı dôvasına sağladıkları yardımı bir kat d a ha a rttırmaya çağ ı rıyoruz.» Seminere gönderdikleri - maalesef yerine biraz geç varanmektupta Cezayirin On cü Pa rtisi (O.R.P.)nin vatansever üyeleri endişelerini hiç gizlemiyorl a r : .. Emperyalizm tehlikesi hala çok büyüktür. Geçenlerde ka rdeş Suriye halkına karşı tertiplenen, ordunun devrimci kesiminin, silôhlarına sarı l a n emekçilerin, sosyalist yöneticilerin uya n ı kl ı ğ ı sayesinde başarısız kalan gerici komplo, b u gerçeği bir kere daha ispatlamıştır. Kahraman Viyetna m halkı na karşı yürütülen kıyıcı savaşın yeni bir dünya savaşına yol açması tehli kesi büyüktür. Kıtamızın birçok ülkesi gibi, Cezayiri de tehdit eden tehlike/er büyüktür... 65


Yeni-sömürgeciliğin ortaya çıkarttığ ı sorunlar, bugün emperyalist yayılışın aldığı ve eskisi kadar ka ba olmayan şekiller, bu tehlikelere karşı başvurulacak metotlar, Kahire toplantısında derinlemesine incelendi. Afrikadaki devrimci rejimieri korumak ve kuvvetlendirmek üzere kul­ lanılacak e n elverişli yoll a r konusunda samimi, heyeca n dolu tartışmal a r yürütüldü. Söz alanlar a rasında, bi rkaç kişi. son zamanlarda Afrikada arka a rkaya tertiplenen hükümet darbeleri (özelli kle Ghanada başa rıya ulaşan gerici askeri h ükümet darbesi) karşısında, Afrika lı devrimcilere düşen başlıca ödevi beli rtti : Her hükü met da rbesinin niteliğini ve nedenlerini büyük bir di kkatle i ncelemek. darbenin etrafında çatışan çıkarları b elirtmek, böyle­ l i kle de Afrika halklarına elde ettikleri başarıların savunulabilmesi için. bu halkları seferber etme i mkônları n ı tespit etmek zorundayız. Seminere katılanlar. Afrika n ı n geleceğini temsil eden devrimci rejimieri desteklemek ve kuvvetlendi rmek üzere Ali Yata'nın teklif ettiği çağrıyı desteklediler. Birçokla rı özgür Afrika için deva m l ı bir tehlike teşkil eden ırkçı ve somürgeci reji mieri devirebilmek üzere çabalanmızı arttırma zorunluluğu üzerinde israrla durdu. Afrika toplu mlarının toplumsal yapısı. sosyal kalkınma uğru nd a yürütülen savaşta işçi sınıfının oynayacağı rol. ç o k derin tartışmalara yol ,açtı. Ilerleme yoluna g irmiş b i r toplumun siyasi bakımdan teşkilôtl a nması ile ilgili sorunlara (demokrasinin gelişmesi. vatansever partilerin niteliği ve oynadığı rol. Afrika gelişiminin yeni döneminde - yani erııperyalizme karşı yürütülen bilinçli savaşın. köklü dönüşümler uğrunda yürütülen savaşla bi rleşmeye doğru gittiği dönemde - Milli Cephenin önemi ve yapısı vb. gibi sorunlara) çalışmalarda büyük bir yer verilmiştir. Seminerde Afrika ü l keleri n i n ilerici gelişmesini sağlayacak şekil ve yollar meselesi de incelendi. Kapitalist-olmayan ve sosyal ist gelişme sorun­ ları çok geniş tartışmalara yol açtı. Yeni hayat şa rtları n ı n kurulması konusunda bugüne kadar elde edilen tecrübeler de d ikkatle i ncelendi. Birkaç ülkede geçirilen tecrübeler ileri sürüldü : Afri ka n ı n bütün ülkelerine büyük etkiler yapan Mısır tecrübesi. büyük ilgi uya ndırd ı . Semi nere katılanlar Birleşik Arap Cumhuriyetinde gerçekleşen başarılı sonuçl a rı yakından tetkik edebilmek fırsatını buldu. (Azeili kle. Assuva n·a. yani Afrikan ı n en büyük barajının i nşa edildiği yere. Süveyş kanalı bölgesine. bugün çöle karşı girişilen büyük saldı rı n ı n e n i leri noktasını teşkil e d e n AI Ta hrir vilôyetine düzenlenen gezide.) Barış ve Sosyalizm Sorunları dergisinin genel sekreteri A. Sobolev. çalışmalara son veren konuşmasında Afri kanın kalkınma olanakları n ı belirttikten sonra şu sözleri söyledi : .. Marksistler. sosyalizmi kurma işinde beliren üç yönü n - maddi yön. yani çağdaş bir üretimin yaratılması ; sosyal yön. i nsanın i nsanı sömürmesine. ezmesine son veren üretim iliş­ kileri n i n kurul ması ; siyasal yön. yani demokrasinin deva mlı şekilde ge-

66


liştirilmesi ve derinleştirilmesi - birbirinden ayrı tutulamıyacağına ka naat getirenlerin bu görüşun e tamamiyle katı l m a ktadır.» Sobolev, Afrika devrim i n i n d ünya devrimci sürecinde oynadığı rolden bahseden birçok delegenin, bu devrim i n bu sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirttiklerini hatı rlattı ve sözlerine şöyle devam etti : «Ma rksist­ ler için bu süreci meydana getiren, eşit haklara sahip, daya nışı k ve karşı­ l ı kl ı bağı mlı üç otonom akımdır. .. Birincisi, devrimci a kımdır. Yollarına aynı kara rl ı l ı k içinde devam eden, sosyal ka l kı n mayı hızlandıra n, g üçlend i ren, topluma yeni yollar açan sosyalist ülkeler bu devrimci a kımı temsil ediyor. Sosyalist ülkeler, g ünden güne a rtan güçleri, toplumsal, siyasal ve kültürel bakımdan dünyamızın görüşünü değiştiren büyük dönüşümlerin itici g üçlerinden biri n i teşkil etmektedir. «Ikinci akım, tekelci sermayeni n kalelerinde, bu sermayeye şiddetli d arbeler indiren, sermaye egemenliğinin temellerini sarsan, tekelci ser­ mayeye karşı ve sosyal izm uğru na yürüttügü savaşta önemli başarılar elde eden, kapitalist ülkelerdeki işçi hareketidir. «Açüncü akım ise, gerçek m i l l i özgü rl ük, köklü demokratik dönüşümler, topl u msal kalkınma, i ktisadi kal kı n m a uğruna savaşan Asya, Afrika ve Lôtin Amerika halklarının yürüttüğü m i l l i kurtuluş hareketid i r. Bu hareketin n i h a i a macı sosyalizm d i r... Seminerde söz alanları n belirttiği gibi, bu üç devrimci akımın başarıya u laşması için, bütün i nsanlığa nurlu b i r gelecek gara nti eden başlıca şart, bu üç akım a rasında birliğin ve yardımlaşma n ı n sağ lanması d ı r. Söz alanları n hepsi, Afrikadaki devrimci ve yurtsever g üçler a rasında b i rliğin sağlanması, Afrika halkları n ı n yürüttügü mücadeleni n gelişmesi, özgürlüğün, siyasi ve iktisadi özgürlüğün, bağımsızlığın, demokrasinin ve toplumsal kalkınmanın gerçekleşmesi bakımından, Kahire toplantısının taşıdığı önemi israrla beli rttiler. Profesör Ali Yafa şöyle konuştu : .. Bu önemli seminere katılabildiği m iz için duyduğumuz mutluluğu belirtmek isteriz. Buraya büyük u mutlarla geldik, ve hayal kırı klığına uğramadık. Büyük lôf/ a r etmek, mübalağaya kaçmak istemiyorum, ama Afrika devrimci hareketi tarihinde bu semineri n çok büyük, tarihsel b i r önem taşıdığ ını söyleyebi l i ri m . «Ta rihsel bir önem, dedim. Çünkü bu seminer, M a rksist v e Marksist­ olmayan Afrika l ı devrimcilerin bir a raya gelmesini sağladı, bu devri mciler a rasında varolan geniş a nlaşma olanaklarını meydana çıka rdı. «Bu seminer, zengin b i r öz taşıdığı, çeşitli soru nların, çeşitli görüşlerin, çeşitli fikirlerin ortaya atılmasını sağladığı, bunla rdan çıkarılaca k çeşitli sonuçlara va rıl masına yol açtığı için tarihsel bir önem taşımaktad ı r. «Bu seminer, Afrika kurtuluş hareketi ile dünya işçi hareketi a rasında bir köprü vazifesini gördüğü i çi n tarihsel bir toplantıdı r. 67


�Bu sem i ne r, Afrikada, Oçüncü Dünya ülkelerinde ve d ü nyan ı n h er. tarafında deri n yankılar uyan d ı rdığı ve daha da uyan d ı rocağı için tarihsel bir önem taşımaktadır.» Portekiz Ginesi ve Yeşil- Burun Adaları Bağımsızlık Partisi sekreteri Vasko Kabral ise şunları söyledi : «Bu seminerde yürütülen önemli çal ış­ malar gerçekleri daha iyi görmemize, zorl ukları mızı, eksiklerimizi, g üçsüz­ lüklerimizi anlamamıza yol açtı, b i rçok Afrika ü l kesinin, hattô bütün kıta n ı n karşılaştığı sorunlara teklif edilen çeşitli çözüm yolları, i leri sürülen çeşitli fikirleri öğrenmemize, i ncelememize i mkôn verdi . . . Hiç şüphesiz pratik, önemli şeydir. Ama teorik inceleme ş arttır. Bu teorik i n celeme pratik temeline daya n a ra k, pratiği genişletmeli, kuvvetlendirmeli, yaratıcı şekilde, yeni i ncelemelere yol açma l ı d ı r. Bu seminer bize pek çok şey öğ retti . . . Bu gibi toplantıların bundan böyle sık sık düzenlenmesini dileriz. Burada çok iyi çalıştı k. Tartışmaları n seviyesi Afrikan ı n olgun­ laştığını, ken d i kendine düşünecek hale geldiğ i n i ispatlamıştı r... Birleşik Arap Cumhuriyeti Başkan yard ı m cısı, Arap Sosyal ist Birliğinin genel sekreteri Ali Sabri, seminere katı kın delegelerin şerefin e düzen­ lenen resmi ka bulde şunları söyledi : «Bu toplantı Afrika halklarının e mperyalizmden, emperyalizmin bütün şekillerinden kurtulma, Afrika kıtası nda toplumsal, iktisadi ve siyasi kalkı n mayı hızıondırma isteklerini dile getirmektedi r Arap Sosyalist Birliği toplantıda yapılan i n cele­ melerin, va rı l a n kararları, bütük bir di kkatle tetkik edecektir. Çalış­ m a larınızın bütün Afrikaya büyük faydalar sağlayacağına eminim . . . Topla ntıya son veril i rken yaptığı konuşmada Lutfi el-Hali şöyle d edi : «Daha do geniş, daha da derin, daha da özlü çal ışmalarda tekrar b i r a raya gelmek üzere vedalaştığı mıza eminim . . . Çeşitli partiler, çeşitli örgütler a rasında sağlanan bu ideolojik temaslar, temelde, Afrikada yürütülen çeşitli savaşların çeşitli yönleri, çeşitli düzeyleri a rasında oluşan deva m l ı ve objektif b i rliğin sonucudu r. Böylelikle devrimci eylemle devrimci d üşünce birleşerek b i r bütün haline gelecek, birb i ri n i etkileyecektir . . . «Bu seminerde çok önemli iki fikir ileri sürüldü . " Birincisi, kıta mızdaki ülkeleri n üç g ru ba ayrı lması fikridir : doğ rudan doğruya sömürgeci veya ı rkçı egemenliğe tab i olon ülkeler; yeni-sömürgecilerin ve orta kları, yerli gerici g üçlerin egemenliğine tabi olanlar; bağı msızlığa kavuşup, bütün güçleri ile, halkları n ı n bütü n çaba ları ile sosyal izme doğru yol a l a n ü l keler (Maliyi, Gineyi, Tanzanyayı, Brazzaville-Kongosunu, Cezayiri ve Birleşik Arap Cumhuriyetin i kastediyoruz). «Ileri sürülen i ki nci fikir de şudur : Bugün Afrika devri m i n i n - ve Uçüncü Dünya ü l keleri a d ı verilen ü l kelerdeki devrimin gelişmesi, milli devrimle, sosyalist a maçlar güden toplumsal devrim i n birleşmesinden meyd a na gelmektedi r... Kahire Semineri, M a rksizmin, M a rksist d ü nya görüşünün Afrikaya yabancı, kökü dışa rda, gerçekten benimsenmemiş b i r a nlayış olduğu iddiasın ı n temelsizliğini ispatlodı. B u toplantıda, Marksist düşünceleri • • •

"

68


savu nan, bütü n ayrıntıları ile açıklayan insanlar, kıtanın çeşitli bölge­ lerinden gelmiş, gerçek yurtseverler, denenmiş savaşçılardı, Güney-Afri kanın özg ürlüğü uğruna savaşanları temsil eden Michael Harrnel bu seminerin önemini şöyle belirtti : «Topantıya başla rken daha, okunan raporlar ça lışmaları n seviyesi ni ve havasını tespit etti : M i l letlerarası tartışmalarda bugüne kadar görülmemiş bir hava, Bundan fevkalôde memnun olmalıyız. Burada, sırf prestij meselesini göz önünde tutan, donmuş, kalıplaşmış formüllerin i htiyatla tekrarlandığını görmedik. Aksi ne : Her soruna çözüm yolu bulduğunu iddia etmeyen, a m a bizi, bütün aklı mızla, bütün tecrübemizle bu sorunlara çözüm yolları bulmaya çağ ı ran, heyecanlı, bilgisi derin devrimcilerin en önem li sorunları cesaretle incelediklerini gördük . .. Gerçeği bulmak endışesinden uzak, başka la rı n ı suçlamak, kendini gö � lere çıkarmaktan başka kaygusu olmayan rakip doktrinciler a rasında yürütülen dogmacı, şamatacı tartışmalara şahit olmadık burada. Aksi n e : Parti lerine veya teşki lôtlarına kazançlar sağlamayı a klına getirmeyen, kıtamızın ve halklarımızın karşısına çıkan muazzam sorunlarla meşgu l Afri ka l ı yurtseverlerin ciddi, s a m i m i bir toplantısın ı gördük . .. Bir bakıma biz burada birbirimizi tanıdık, birbirinden çok uzak bölge­ lerden gelmiş olduğ umuz, hattô bi rbirinden çok ayrı felsefi ve nazari görüşler benimsediğimiz ha lde, yine de ortak bir dil bulabildik: sömür­ geciliğe karşı a ktif direnişin dili, gerçek bili msel sosyalizmi n dili . . . Michael Harmel sözlerine şöyle devam etti : "Büyük b i r karşı-devrimci saldırıya girişen emperyalizm, Afri kada, kıtamızın devrimci yurtsever­ lerine, Marksist ve Marksist-olmayan sosya listlerine özgü, başkalarından uzaklaşmak eğiliminden faydalanmasını bi liyor. Bu büyük kusurumuzda sorumluluk her kese düşüyor. Bir yandan, fa rkın a varmadan bile, komünist-düşmanı peşin hükü mlerin etkisi a ltında kal m ı ş bazı yurtsever­ lerimiz, emperyal istlerin uyandırdığı, bütün yollara başvurarak devam ettirdiği bu isteriden kendilerini kurtaramıyorlar. Ote yandan, bazı Afrikalı komünistler çok gelişmiş ülkelerin geçirdiği tecrübeleri Afrikaya özgü ve çok farklı şa rtlara aynen uyg ulamaya kalkışmıştır. Bunlar Marksizmin, konkre tarihsel şartların derinlemesine incelemesini gerektiren, bilimsel bir metot olduğunu unutmuşlard ı r. Bazan da, kardeşlerimize, b u rjuva demokratlara s ı rt çevirdik, onlara ..burjuva u nsurlar» diye baktık, kararlı davranışlarını, elde etti kleri tecrübeleri, kitlelerle kurabildikleri bağla rı, samimiyetlerini, emekçiler için, Afrika için, sosya lizm için göze aldıkları fedakôrlıklara önem vermedik ... Michael Ha rmel'in, sözlerine son verirken, belirttiği gibi : .. Bu sem inerin sağ ladığı en önemli sonuçlardan biri , a ra m ızdaki mesafeyi kal d ı rmış olmasıdır. B u d a yeni bir dönemin başlangıç noktasını teşkil ediyor. Ciddi, bilinçl i bir ortam içinde, biz b u rada g üçlerimizi topluyoruz, tarihten çıka rılacak sonuçları inceliyoruz, daha da önemli, yeni başarıl a r elde edebilmemiz içi zorunlu olan nazari temelleri atıyoruz. B u rada açıklanan "

69


görüşler, tartışılan fiki rler, kuru l a n temaslar, karşılaştı rılan a n layışlar, çok önemli sonuçlar verecektir, m uhakkak, Afrika devri mini daha yüksek bir düzeye yü kseltecektir... Arap Sosyal ist B i rliğini temsil edenlerden ıbrahim Sakır, toplandığı sağ ladığı sonuçları özetledi, ve sözlerine şöyle devam etti : "Afrika kıtasın ı n bütün ilerici pa rtileri n i n bu toplantıda temsil edilmesi bi le, çok büyük b i r başarı sayılabilir. Dostluk havası içinde tartışmalar yü rüterek, bi rbi ri mizi daha iyi anla maya muvaffak olduk. Afrika i lerici güçleri n i n işbirliğini, emperya l ist ve gerici g üçlere ka rşı yü rüttükleri ortak ha reketi kuwetlen­ d i rdik. Bizleri bölen u nsurla r üzerinde değ i l, bizi birleştiren u nsurlar üzerinde durduk. Afrika nın siyasi gelişmesi nde yeni bir unsur beli rd i : Afrika n ı n i lerici g üçleri i l e sosyalist dünya a rasındaki dolaysız işbirliği kuwetlendi. Bu da kısmen, yeni -sömürgeci ve gerici g üçlerin Afrika ülkeleri için teşkil ettiği büyük tehlikeden i leri gelmektedir. .. Gine Demokrat Partisini temsil eden Fedia/lah Keita da, Kah i re toplantısının fevkalôde olumlu sonuçlarını belirtti. «Ta rtışmala r faydalı ol muştur.. diyen Keita iki noktan ı n üzerinde durd u . Bi rincisi : Kıta n ı n bütün i lerici partileri, teşkılôtları v e toplulukları, Afrikada meydana gelen d u rumu incelemek ; sosya lizm uğru na yürütülen ortak savaşa yard ı m saglamak, a ra la rı nda tanışmak, devrimci savaşla rda elde ettikleri tecrübe­ leri ka rşı laştı rma k i mkô nını buldula r. I kinci noktaya geli nce : Semi nere katılanları n hepsi aynı a macı güdüyorlar. Bu a maç, sosya lizmdir. Bu u nsurlar top l a n ı p görüşlerin i karşılaştırdığı takdirde, bu a maca va rma k ' için başvu rulacak e n emin yollar, metotlar daha kolay tespit edi lebile­ cektir. Mesele, sosya l izm uğrunda yürütülen savaşta, her konkre duruma uygun düşecek stratejinin b i l imsel temellere göre tespitidir. Son toplantıda, Sudan heyetinin teklif ettiği bildiri tasarısı, oy birliği ile kabul edildi. Bu bildiride şöyle denilmektedi r : «Afrika halkları n ı n kurtuluş hareketinde i l k defa, Afrikalı nazariyeciler, çeşitli devrimci güçleri, çeşitli siyasi eğ i l i mleri temsil eden siyasi şah­ siyetler, bir a raya gelip, samimi ve yara rl ı tartışmalar yürüterek, devrimci savaşta elde edilen zengin tecrübeleri özetlediler, kıtamızın devri minde ve toplu msal kalkınması nda beli ren olanaklarla ilgili görüşlerin i ve düşü ncelerini d i l e getirdiler. "Seminerde yürütülen çalışmalar ve tartışmalar bize şu gerçeği göster­ miştir: Emperyalist ve gerici g üçlerin saldırılarına karşı, Afrikanın devrimci ve i lerici güçleri, kıta mızın eksiksiz kurtuluşunu gerçekleştirmek, toplumsal gelişimizde yeni sonuçlar sağ lamak, sosya l izme doğru ilerlemek üzere saflarını sı klaştı rmaya ve kuwetlendirmeye kesin kara r vermişlerdir. "Bütün devrimci güçleri n kuvvellenmesi ve birleşmesi çeşitli şeki ller a l ma kta, savaşan Afrika nın e n hayati ihtiyaCı a rı ndan biri haline gel­ mekted i r. Seminere katı lan delegeler, Ka hire toplantısının, emperyalist­ aleyhta rı, i lerici ve devrimci güçlerin birliği ve işbirliği soru nlarına çözüm yolları sağlayacağını ü m it ediyorlar. Bütün delegelerin kanaatına göre, 70


bu soru nların çözümü kıtamızı söm ü rgeciliğin ve yeni-sömürgeciliğin egemenliğinden kurtaracaktır. Afrika halklarına. Afrika devriırıine bugüne kadar sağ ladığı büyük başarı ları korumak. toplumsal kalkınma yolu nd a ilerleme imkanlarını sağlayacaktır. ..Topla ntıya katı lan delegeler bu semineri düzenleyen Bartş Ve Sosyalizm Sorunları ve At- Talia dergilerine candan teşekkür ediyorlar. Delegelerin değerli çalışmaları b u semineri. emperyalizme. sömürgeciliğe ve yeni ­ sömürgeciliğe karşı. özgürlük. demokrasi. barış v e toplumsal ilerleme uğrunda yürüttükleri savaşta. Afrika nın bütün ilerici ve devrimci g üçleri n i n birleşmesi yolunda önemli bir a ş a m a hali ne getirmiştir. ..Semi nere katı lan delegeler. kendilerine Kahirede toplanma fırsatını sağlayan. büyük bir konukseverli k gösteren Birleşik Arap Cumhuriyeti halkına. hükümetine ve partisine. Arap Sosyalist Birliğine. candan teşek­ kürlerini bildiriyorlar. ..Seminere katılanları n kanaatın a göre. bu toplantıda ele a lı n a n dina­ mik. yaratıcı fikirler. gelecekte yürütülecek savaşlara olduğu gibi. Afri ka n ı n gerek kurtuluşa ulaşmış ü lkelerinde. gerekse sömürgeciliğin. ı rkçı/ ı ğ ı n ve yen i-sömürgeciliğin boyunduruğu altında bulunan bölgelerinde. bu anda yürütülen mücadeleye de büyük ya rdımlar sağ lamaktad ı r. "Seminerde elde edilen başarılar. Afrika devriminin gelişmesinde karşı­ mıza çıka n yeni ve ivedili sorunlarla ilgili ta rtışmaların önemini ve lüzu­ munu göz önünde tutan delegeler. bundan sonra da buna benzer toplan­ tı /arı n d üzenlenmesinde büyük faydalar görüyorlar...

* Seminerde çeşitli görüşler karşılaştı rıla rak. gerek naza riye alanında. gerek belge a la nı nda. çok bol malzeme toplanmıştı r. Kıtada yürütülen devrimci savaş hakkında bilgi veren b u belgeler fevkaıade büyük bir önem taşımaktad ı r. 1 967 yılının ilk sayımızdan itibaren dergimizde Kahire toplantısını derinlemesine i nceliyeceğiz.

71


LA T I N A M E R I K A DA

Kahramanlarımııı amyoruz

Delgado, Rodrigez ve Fortuni Guatamalalı devrimci önder ve gerill a yöneticisi Luis Turcios Limanın ölümü, Latin Amerikada oligarşik idarelere ve Amerikan e mperyalistlerine karşı silahlı savaşta bir yıldan beri d üşen kahramanla rı n feci bilanço sayısını a rttırdı. Dominik Cumhuriyetinde yurt topra klarından emperyalist saldırgan­ Iarını kovmak uğru ndaki ka hra m anca savaşta düşen yurtseverlerin listesi bir hayli uzundur. Şili ve Peruda «demokrat ve temsiliM bir hükümetin kurşunları ile delik deşik o l a n madenciler, Arjantin ve Brazilyada gizli polis tarafından öldürülen, savunmadan yoksun öğrenciler ve And dağları nda öldürülen silahsız köylüler de bu uzun listede. Denebilir ki, bu, Latin Amerikada sınıf savaşının ve milli savaşın devrim aşamasında bulunmanın feci, fakat kaçınılmaz konucudur. Bu aşamada, emekçi yıgınları ve ha l kl a r, baskıya, somürmeye ve emperyalist egemenliğine karşı her gün a rtan bir cesaretle savaşmaktad ı rlar. Şehitleri n listesini yapmak çok uzun olacaktı. Her kahra m a n için söylenecek çok şey vardır. Maksadımız kayıpları mızın kronolojik listesini yapmak değ i l ; b u yıl içinde düşen birçok kah ramanlar a rasından üçünü saygı ile anma ktı r : Luis Turcios (Guatamala), fabricio Ojed a (Vene­ zuella) ve Cami/o Torres (Kolumbiya). Bu kahrama nları n örnekleri çok ilgi çekicidir. Başka ölçülere göre de savaşçı olara k ön saflarda yer a lmışlard ı r.

* Luis Turcios 25 yaşında, çok genç öldü. Güzel, fakat kısa hayatı n ı n son altı yılı, Guatamalanın bu devre içindeki bütü n önemli politik olaylarına yakından bağl ı d ı r. 1 959 da Guatamala poli -teknik okulunu bitiren Turdos piyade asteğemeni rütbesi ile, aynı yıl içinde «takipçi l i k" ve «denizcilik" kurslarına devam etmek üzere Birleşik Amerikadaki Benn i ng kalesine gönderildi. Bu özel okulda gerillalara karşı yapılan doktrin çal ışmaları, 72


uya n ı k Luis Turcios üzerinde h i ç b i r etki ya pmadı. Guata malaya dön­ dükten bir kaç ay sonra, 1 960 Kası mında, başka subayl a rl a beraber gerici Ydigoras Fuentes hükümetine karşı silôhlı ayaklanmaya katıldı. Aya klan­ manın sebepleri a rasında, hükümetin, milli topraklar üzerinde Kübalı .ters-devrimcilerin hazırlanmalarına izin vermesi d e vardı. Bu ters-devrimciler daha sonra Küba'da Domuzlar Koyu nda perişan edildiler. Aya klanma başarısızlığa uğradı ve ayaklananlar memleketi terk ettiler. En kararlı alan lar, Alejandro de Leon Aragon, Ma rço Antonio Yon Sosa ve Luis Turcios «13 Kasım Hareketi» adı i l e silôhlı bir mukavemet ha reketi kurma ka rarı ile hemen Guatamalaya döndüler. Aralarında Alejandro de Leon'un do bulunduğu bazıları , d a ha i l k çarpışmalarda düştüler, 1 962'de hayatta kalan l a r yeni b i r Gerillô kurdular. Bu gerillanın ömrü fazla olmadı. Ayaklana n u mutları, ayaklanma sonucunda ha rekete geçecek öteki subayları n orduyu hükümete ka rşı isya na sevk edecekleri idi. Bu u mut gerçekleşmedi. Ordu Mart ve Nisan aylarında aşırı bir vahşetle ayaklanmanın bastırı l m asında rol ü n ü oynadı. Bu olay onlarda ayaklan­ manın devamlı ol ması gerektiğ i ka nısını uyandırdı. Bu devamlı ayaklanma ile orduyu askeri bakımdan yenecek ve onu yok edecek bir org a n ı n yaratı l masına yard ı m edecekti. B u k a n ı d a n h a reket edilecek deva m l ı ve tek komutaya bağlı bir gerilla ha reketi n i n yaratı l ması kararlaştı rı ldı. Aya klanan i l k silôhlı kuvvetler kuruldu. Bunlar şunlard ı : «1 3 Kasım H a ra ­ keti», «20 Ekim Hara keti .. (komünist), « 1 2 Nisan Hara keti .. (öğrenci). 1 963 Martında geri l l a savaşları, Izabal, Zacapa i l lerinde yeniden başladı. «Edgar I ba rra .. adını alan gerillô cephelerinden biri Luis Turcios'un komutasına verildi. Ne yazı k ki, « 1 3 Kasım Hareketine.. sızan trotıkistler, ona, kendi baltalayıcı şiarl a rını dayattd a r. Guatamala Emek Partisi, Trotzkist sızma­ sının teh l i kelerin i gösterdi, hareketin birl i ğ i ve savaşın gidişatı üzerindeki b u tehl i kenin anlamını beli rtti. Duru m u açıkca görebilen Turcios Trotzkist­ lerin yoluna gitmedi. « 1 3 Kasım Ha reketi"nden ayrıldı ve Trotzkistleri suçladı . Bundan son ra da komünistlerle i ş birliği günden güne daha sıkılaşmaya başla d ı . Bu ya kın iş birliği sayesinde, Aya kalanan Silôhlı Kuvvetler ve Guatamala Emek Partisi ile işbirliği sayesinde Edga r ibarra gerillô cephesi ve silôhlı mukavemet cepheleri yaratıldı. Ayaklanan Silôhlı Kuvvetler genel kurmayı ve Devri mci Geçici Idare Merkezi kuruldu. Bu teşkilôtın üyeleri a rasında Turcios da vardı. Onun şahsi idaresi a ltında gerillôlar, 1 963'de bir hükümet da rbesi ile kurulan Peralta Azurdia askeri d iktatorasına karşı taa ruzlarını a rttırdılar. 1 966 Ocağında binbaşı Turcios Havana Oç Kıta l a r konferansında Aya klanan Silôhlı Kuvvetler delegasyonunun başı olara k bulundu. Guata mala Emek Pa rtisin i n milli konfera nsı Şubat sonunda halkı n devrimci savaşını kuvvetlendirme ve komünistlerin birliğini sağ lamlaştır­ m a k yönünde önemli kara l a r aldı. Fuata mala Emek Partisinin Merkez Komitesinin kısmen yen ilenmesi de karalaştı rı ldı. Bir kaç ay sonra Luis 73


Turcios partiye girdi. Böylece devrimci kuvvetlerin birliği perçinlenmişti. Ve Guatamala devri m i n i n yolu d a seçilmişti : Silôhlı yol. Asya, Afrika ve Lôtin Amerika Dayanışma Teşkilôtı n ı n Yürütücü Sekre­ terl i ğ i n i n de işaret ettiği gibi, «Luis Turciosun barışmaz anti-emperyalist, devri mci ve birli kci eylemi, Guatamala gençliği, Afri ka, Asya ve Lôtin Amerika yeni kuşakları için, emperyalist saldırga n i a ra ve onların emrin­ deki kukiolara karşı savaşta yaşayan bir bayraktır. Guata mala halkı Turcios' u n ölüm ha berini a lmadan dört ay evvel lôtin Amerika n ı n başka bir halkı buna benzer b i r bir trajadeyi işitti. Venezuel la başkent Karakasta, Silôhlı Kuvvetler Haber Al ma Servisinin zında nları nda gerilla şefi Fabricio Ojeda ölü bul unuyordu. Ertesi sabah burjuva gazete­ leri hükü metin sini kce verdiği ha beri yayı nlad ı : Fabricio Ojeda hücresinde i ntiha r etmiştir. Böylece cinayeti, iftira ile saklamaya, ve yalnız Venezuellalılar için değil, söm ürgecil i k ve yeni sömürgecil i k boyu nduruğundan kurtu lmak için savaşan bütün halklara örnek olacak soylu ve yılmaz bir devrimciye saygısızlık etmeye yeltendi ler. Kimdi bu i nsan, emperyalizme karşı savaşta nasıl bir sembol oldu? Ojeta hayata kendi bölgesinde öğretmen olara k başlamış ve hemen de kendini tamamı ile siyasi savaşa vermişti. Perez Jimanez hükümetine muhalif olan küçük burjuva Demokrat Cumhuriyetçiler Birliği Partisinin önderlerinden biri olduğundan, yıgınla rı n sıcak sevgisini ve zında nları n soğ u ğ u n u t a d d ı . 1 953'te ha pishaneden çı ktıtan sonra, Partisi baskı altında yıkıldığ ı nda gazetecilik mesleğine sığındı. 1 957'de Ojeta Karakaslı l a r için başka n l ı k sarayı haberlerini veren ve tenkidi acı bir gazeteci idi. Fakat zaferi kazanan Venezuella halkı, 23 Ocak 1 958 günü şafağında, Fabricio Ojedanın başka b i r ad altında, di ktaturaya karşı gizli savaş ' teşkilôtı yüksek idaresinin, Yu rtsever Cunta n ı n başkanı o lduğunu öğrendi. Gerçekten de, a mansız baskıya rağmen ayakta kalabilen tek teşkilôt olan Komün ist Partisinin teşebbüsü ile 1 957'de geniş bis savaş cephesi kuru l m uştu. Yurtsever Cu nta bu cephenin idareci organı idi. Cephenin kuru l uşuna Komü nist Partisinden başka, Demokrat Cumhuriyetçiler Birlik Partisinin, Demokratik Eylem Partisinin sol çevreleri ve Sosya l - H ristiyan Partisinden bir gençler gru p u katılmıştı. Yavaş yavaş, bütün sosya l sınıf­ l a rdan, özellikle dini ve askeri çevrelerden çokları cephe saflarına katı ldılar. Bir yıl içinde kuvvetli bir ha reket d i ktaturayı silip süpürdü. Ojeda günün ka hramanı oldu. Perez J i manezin askeri diktaturası n ı n devrilmesi i le, Romulo Betan­ courtun sivil d i ktaturası kurulu ncaya kadar, a rada geçen ayla r sırasında, Fa bricionun adı bütün halk gösterilerine sıkı sıkıya bağl ı kaldı. 1 958 seçimlerinde Karakas bölgesinden mebus seçildi. Ve parlô mento kürsü­ sünden 23 Oca k Hareketinin temel fikirlerin i savu nmaya devam etti. 1 959 da Küba Devri minin zaferinden sonra, Fabricio kurtuluşa kavuşan adayı ilk ziya ret edenlerden biri oldu. 74


Fabricio azar azar eski reformist görüşlerini değiştirmeye ve sosyal ist fikirlere yanaşmaya, eski partisinin kalıplarından uzaklaşarak, Komünist Partisi i le bağ larını kuvvetlendirmeye başladı. Parti sildhlı savaş işareti verir vermez, Ojeta mebuslu k avantajlarından, ve Demokrat Cumhuriyet­ çiler Pa rtisindeki önemli idareci mevkiinden vaz geçip, sildha sarılara k d o ğ a çı kmakta tereddüt etmedi. O s ı ra l a rda h a l k ha reketi yükselmekte idi. Ponte Rodriguez, Medina Silva, Molina Villegas ve Vegas Kastejon gibi yurtsever askerrer, milli olmayan rej ime karşı savaşmaya başladılar ve Carupa no, Puerto Cabello askeri ve sivi l ayaklanmaları gibi tarihsel ayaklanma ları n başına geçtiler. Az zaman sonra h ü kü met Fabricio Ojeda'yı tutsak etmeye muvaffak oldu. Venezuella adalet ta rihinde görülmemiş keyfi bir mahkeme sonunda Ojeda'yı 8 yıl hapse mahkum ettiler. Fakat Fabricio'nun ne ina ncı, ne mora l ı ne de savaşa devam etme kararı sarsılmıştı. 1 963 Eylül'ünde hayret verici bir şekilde hapishaneden kaçtı ve yine doğa çıktı . Fabricia daha sonra, «Argimiro Gabaldan'» askeri bölgesi Milli Kurtuluş Cephesi başkan­ lığına getirildi. 1 966 Haziranında yeniden tutsak edildi. Fakat onun kahramanlığını, ve fedakdrl ı k ruhunu hiç bir zaman affetmeyen hükümet, bu sefer onun sesini susturak ve onun örnek olan ateşini söndürmek kararın ı verdi. Genç milli aydınlar çevrelerinden ve reformist bir parti nin safla rı ndan gelmiş olon Fabricio Ojeda savaş içinde Komünist Pa rtisine yaklaşmasını bildi. Onun e n iyi b i r dostu ve en sadı k bir müttefiki oldu. Onunla sevinç ve kederlerini paylaşan Venezuella komünistleri, onun her tü rlü zorluk karşısında fedakdrlı klarını bildiklerinden, onun hotrasını lekelemelerine müsaade etmeyeceklerdir. Bazıları onun güvenini kötüyle kulla narak, Pa rti i le olon bazı geçici anlaşmazlıkla rını kendi parçalayıcı gayeleri için kullanmışlorso do, bu onlara a romızdaki on yıllık tom ve samimi kardeş­ liği silme hakhakkını veremez. Fabricionun adı, devrimci hareketin tamamının malıdır. Onun hatırası ve örneği Venezuella ha lkına a ittir. Onun ve onun gibi şehit yüzlerce yurtseverin kanı, en h u n h a r bir düşmanı yenmek, en yüksek, en g üzel ve en haklı bir ideo l i n zaferi uğurunda halk savaşının şanlı tarih inden 0 5 1 0 silinmiyecektir.

* Kolümbiyalı katolik popazı Comilo Torresin hayatı bir alev gibi parladı. Torres 1 965 Nisan ve Mayısında Kol ümbiya l ı öğrencilerle beraber, tekrar s ı kı yönetim ildn edilmesine ve Amerikan ı n Dominik Cumhu riyeti ne saldı rısına karşı şiddetli gösterilere katı ldı. Eylü l'de memleket tari h i nde görülmemiş bir şey oldu. Torre s Kolüm biya Komünist Partisi merkezinde bir konferans verdi. Ekim ayında geniş h a l k yığınları n ı n sempatisini kazanmış olon Torres, doğa çıkma k ve geri lla olmak kararını verdi. 7 Oca k 1 966 ta rihinde «Kol ü mbiya halkına çağrı» sı ndo, halkı sildha 75


sarıl maya davet etti. 1 5 Şubatta hükümet kuvvetleri tarafı ndan şehit edildi. Camilia Torres 1 929 yılında va rlıklı bir a i leden doğdu. 1 954'te papaz oldu. Daha sonra louvai n Oniversitesi sosyal ve politik i li mler fakültesine g i rdi. 1 960'da memlekete dönüşünde milli ü niversite idare memurluğuna, daha sonra d a yüksek Kamu Idaresi okulu başına geti rildi. Arada da Kolümbiya n ı n değişik sosyoloji k meseleleri ha kkında on inceleme yayı nladı. Torres, Hristiya nlığın konformizminden kurtulup d a devrim davasına geldi? Ca milio Kilise safları nda meydana gelen yeni eğilimin ötesi nde ici. Milli meselelerin incelenmesi. Avrupa kültürü ve çevresi ile doğrudan doğruya temas, öğrencilerle yakın ve sıcak dostluğu, ve nihayet, Kolüm­ biya egemen sınıfla rının politika la rı n ı n uygula nmasındaki i nsa n l ı k d ışı vahşet, bütün bunla rı n onun üzerinde kesin etkisi olmuştur. Hiç çekinmeden kendisini sa ra n düşünceleri açıklardı. Faa liyeti sırasında yüksek hiera rşi kendisine saldı rırken, Ca milo «Savaş Program ı .. eserini yayınladı. I leri sürdüğü fikirler şunla rd ı : Demokratik bir toprak reformu, toprağı onun üzerinde çalışana vermek. işlenmeyen topraklara karşılı ksız el koymak. Bankaları. petrolün ve servislerini millileştiril mesi. parasız eğiti m ve bütün d ü nya devletleri ile diplomatik ilişkiler kurmak. Memleketin bütün demokratik kuvvetlerini bu programı desteklemeye çağ ı rdı. Solun tek organize kuvveti olan ve şiddet yılları nd a yaşamaya, hatta kuvvetlenmeye muvaffak olan Komünist Pa rtisini kayıtsız şartsız destekle­ diğini ilan ederken. Ca milo Torres sınıf durumunu açıkca belirtiyordu . Kolü mbiya Kom ünist Pa rtisine gönderdiği mesajda şunları yazıyordu : «Komünist Partisi gerçek devrimci elema nları bir a raya getirdiğinden. Koıüm biyalı. sosyolog. ve din adamı olarak anti-komünist olamam. Komünistlerle omuz omuza ortak hedefler uğu runda savaşmaya hazırım. Bu ortak hedefler şunlard ı r : Oligarişeye ve Amerika Birleşik Devletlerine karşı ve halkın i ktidarı ele olması uğruna savaş... Genç papazın gel işmesi tama men samimi hislere cevab vermekte idi. Bu bilgin. öğrenci lideri oldu. Bu dirijan asker ve devrimci olara k gel işti. Camilo Torres. savaşın öğrenci ve a kademik kadroyu aştığı n ı ve geniş halk yığınları n ı n istekleri ile bi rleştiğini anladı. pıatformunun açıklanması münasebeti ile söylediği nutukta Ca milo şunla rı belirtti : «Bizleri her şeyden evvel ideolojilerin üstünde ittifa kla r gerektir. Ruhun öl mezliği veya ölürlüğü hakkında münakaşa etmeyelim. Çünkü her d u rumda öldürücü olan halkın sefa letidir. Bütün gerçek devrimciler bu noktada hemfikirdir. I kinci olara k bizlere g ruplar üstü ittifaklar gerek. Egoizmden uzak. birbirine saldırmamak, fakat birlikte ortak d üşmanla savaşmak . . . Nihayet bize partiler üstü ittifaklar gerek. Bolivar g ibi. ters devrime ölüm kalım ha rbi ilan etmeliyiz ... 76


H ristiyan demokratlardan komünistlere kad a r, değ işik güçlerin katıl­ ması ile yaratılan birleşik cephe, Camiio'nun tezlerini destekleyen yığ ın­ ların gösterdiği gayreti n a kisi ve sonucu oldu. Fakat hareket sokak ve meydanla ra taşıtığ ı, ve insanlar ilk defa hükümet terörüne karşı silaha sa rı ld ı kları zaman, Torres basit bir gerilla olarak dağa çı kmıştı. Komünist Partisi bu kararı öğrendiği za man, onun kah ramanlığını takdire l a i k bulduğu halde onun bu hareketi ni doğru b u l ma d ı . Köylü gerillasının önderi ve başlıca kurucusu olan Kol ü m b iya Komünist Partisi, Torresin savaş yeri nin yığın ha reketinin başında olduğu ve bu d u rumda Kol ümbiya devrim ha reketi ne daha faydalı olacağı kanısında idi. Bu düşünce haklı idi, çünkü yöneticisi nin yokluğu ile, birleşik cephe hemen varlığını kaybetti. Kolümbiya Komünist Partisinin kanısına göre, kendilerini yok etmek üzere iki yıldan beri yürütülen sa�aşa karşı silaha sarılmak zorunda kalan köyl ülerin savaşının, şehi rlerdeki yığınlar seferber edil­ meden ve teşkilatlandırılmadan zafere u laşacağını düşünmek hayaldir. Camiio'nun kanısına göre ise, her türlü leg a l savaş imka n l a rı tükenmiş halk için tek b i r yol kalmıştı, silahlı savaş. Fakat Torresin görüşler orada d a sınırlı ve kaça makıı değildi. «Voz Proletaria .. gazetesine verdiği bir demeçte Torres şunları belirtiyord u : «Kanıma göre 19 yıldan beri memleket egemen sınıf tarafı ndan şiddete zorlanmaktad ı r. Bunun ka rşılığı küçük g ruplardan değil, bütün halktan gelmelidir. Bu karşıl ı k sosyal ve ekono­ mik menfaatlerin savunması olmalı. Bu savunma silahlı da olabi l i r... Latin Ameri ka n ı n üç ayrı halkının, silahlı savaş yürüten üç devri mcisi için yaptığımız bu a n madan çıka rdığımız sonuç, kader yol larında bir benzerliktir. Devrim yolunda, a nti-emperyal ist ve sosyalist fikirlere doğru giden yolda bir benzerlik. Her üç devrimci Markçsı-Leninçi parti safl a rın­ d a n siyasi hayata atılmamıştı. Her biri a ra sosyal kuvvetlerin istek ve a rzu l a rı n ı dile getirmişti : Aydınların, demokratla rın, katoliklerin, ilerici­ lerin, yurtsever askerlerin. Bunların devrimci savaya katılmaları bu g ün kü devirde en çok i l g i çekici bir olaydır. Bu üç savaşçıda ideoloj i k gelişmesi n i n hareket noktası, bilinçli bir anti­ emperya lizm olmadığı gibi, bil imsel sosya lizm de değildi. Ideolojik h areket nokta ları, küçük burjuva radikalizmi, h ristiyan hümanizmi ya da m i l liyetçilikti. Fakat Latin Amerikanın bu gün kü kızışmış ve Küba n ı n kuvvetle etkilediği atmosferinde, demokratik insancıl ı k v e m i l l i bir savaşın, kesin bir a nti-emperyalizme, demokrasi d üşmanlarına karşı milli ege­ menlik, i nsan onuru uğruna ölü nceye kadar mücadeleye sürükleyeceği ne şüphe yoktu. Daha sonra hayatın kendisi, devrimci savaş tecrübeleri, onları hızla yığınlara, sosya list ideolojiye ve b u ideolojinin taşıyıcısı devrimci partilere yaklaştırdı. Bu üç savaşçı tarafından izlenen yol hiçte kolay değildi. Yenmek zorunda kaldıkları iç ve diş zorluklar ciddi idi. Fakat onları n kaderi, yaşadığımiz devirde, G üney Amerikada, bir katolik papazın, b i r küçük 77


burjuva partisi mebusunun ve Amerikan aleyhtarı b i r gerilla oku l u öğrencisin i n devrimci liderler olabileceklerini göstermiştir. Lius Turciosun. Fabricio Ojita ve Ca milo Torresin hayatlarından çıka rı­ lacak ders budur. Onların hayatı b i r istisna değildi. değildir ve ol mıya­ caktır. Son on yılın ta rihi şu gerçeği açıkca göstermişti r : Ne sosyal artam. ne ilk hareket sebepleri. ne de devrimci yolun çetin zorlukları. yüzlerce ve bunlerce kahraman savaşçın ı n bu devrimci toprakta fışkırmasına engel olamamışlard ı r. Biz yıllardan beri çoğu zaman yalnız. baza n da m üttefiklerle savaşın başında olan biz komünistler. b u yeni savaşçıla rı. kardeşleri mizi. demok­ rasi. bağımsızlık ve sosya lizm savaşına katıl a n yeni yoldaşlarımızı bütün ka lbimizle seıômlarız. Hayat bize şu gerçeği gösterdi : Onların. prole­ taryan ı n parti ve hareketlerine ya klaşması. Lôtin Amerika devrim h a reke­ " tinin şu son yıllarda elde ettiği önemli bir başarısıdır. Bunun içindir ki partilerimiz. kendi teşkilôtla rın ı genişletmeye. birliği kuvvetlendi rmeye. savaş güçlerini ve savaşı yöneltme i mkônlarını a rttırmaya gayret göster­ mekle beraber. verimsiz ve kuru sekterliği kesin l i kle reddeder. namus ve fedakôrl ıkla hayatları n ı milli ve sosyal kurtuluş savaşına veren yeni · devrimci birliklerini savaş alanında sevinçle karşılar. Bu. ayrı l ı kçılara ve sahte devrimci şarlatanlara karşı yürütülen Marksizm-Leninizm p rensi plerini savunma savaşının gevşeyeceği anla­ mına gelmez. Aksine. komünist olsun olmasın bütün samimi devrimcilerle kardeşlik ilişkilerini. a nlayışı ve ya rdı mlaşmayı kuvvetlendirmek. devrimci kampın s ı n ı rlarını genişletmek bu prensiplerin doğrulanmasından icaplarından başka b i r şey değildir. Hattô kaçınılmaz olan. ideoloj i k ve taktik ayrıl ı kla r bizleri birbiri m izden ayırsa bile.

* Yukarıda da işaret ettiğimiz g i b i acı kayıpları mız yalnız bu üç kahraman değildir. Baha başka kom ünist önderler ve emperyalizme karşı ünlü savaşçıl a r d a şu son ayl a r içinde savaşlar s ı rasında ya d a Lôtin Amerikanın korkunç zindanla rı nda şehit oldular. Vi ktor Manuel Gutierrezi. Leonardo Castillo Floresi (Guatamala). luis d e la Puenta Uceda ve Guil lermo Lobaton (Peru) Luis Emiro Arrieta ve Alberto Lovera (Venezuella) Venancio Loaiza ve Hernando Gonzalezi (Kolombia) ve daha birçokla rını hatırlıyoruz. Bu kahraman i nsanlar. bugün Lôtin Amerikanın içinde bulunduğu durumun şartlarına uygun ve en cesur devrimcilerin manevi kuvveti ile savaşmışlard ı r. Lôtin Amerikanın Birleşik Amerika ta rafından köleleştirme­ sinden bu yana. bu bölgenin tarihi. köleliğe karşı. ekonomik ve sosyal ta banın değiştirilmesi yolu nda ve silôhli savaş şeklinde bu kada r kuvvetl i a nti-emperyal ist b i r şahlanmayı görmemiştir. Küba Devri minin etkisi büyük ta bii. Memleketlerimizdeki silôhlı savaş Küba Devrimini örnek 78


a lıyor, fakat buna her memleketin objektif ve konkre şartları katılıyor. Kübo Devrim i de ayrı bir olay d eğ i l d i r. O da Lôtin Amerika kıtasında bu şahlanmanın ve devrimci olgunluğun bir p a rçasıdır. Küba Devri mi gel işen zincirin içinde bir halkadır. Bunun etkisi, geçen asır başlarında Lôtin Amerika memleketleri nin bağ ı msızlıklarını elde etmeleri n i n etkisinden d a ha kuwetli olacaktır. Bunun içi n d i r ki, Ca milo Cienfuegosun, Abel Santa m a rianın, Turciosun, Ojidanın, Torresin, Luis de la Puentenin ve ikinci bağamsızlık savaşının öteki kah raman ve şehitleri nin adları H idalgo, Morales, Bolivar, San Martin, Ohigins ve M a rtinin mirasçıları olara k h ürmet ve sevgi i le a n ı lacaklard ı r.

79


O Z E L S AY F A L A R ı M I Z

Fransız Komünist Partisi XViii. Kongresine Değerli yoldaşlar. Tü rkiye Komü nist Partisi Merkez Komitesi. bütün Türk komünistle ri adına kongrenizi hareketle ve ca ndan selamlar. Fransız işçi sınıfı nın ve bütün Fransız emekçilerinin şanlı öncüsü. Fransız halkının milli menfaatleri için. tekellerin hegemonyasına karşı bütün demokrcıtik güçlerin b i rliği. barış ve sosyalizm uğrunda m ücade­ lenin yöneticisi olan Fransız Komünist partisinin XVi i i . Kongresi yalnız Fransız işçi hareketinde değil. milletlerarası komünist ve işçi ha reketi nde de önemli bir olaydı r. Fransız Komünist Partisi bütün ta rihi boyunca. gerek Fransız sömürge halkl a rı n ı n. gerek diğer emperyalist devletlerin ezgisi a ltında bulunan halkl a rı n milli kurtuluş mücadelelerini a ktif olara k ve yılmdan destekIe­ miştir ve bu şerefli geleneğini titizlikle devam ettiriyor. Bugün Amerikan saldı rganiarına karşı kahramanca savaşan Viyetna m halkını. her yola başvurarak bütün g ücüyle destekliyor. Fransız Komünist Partisi. Avru pada yeni bir d ü nya harbinin tohumla rı n ı ekmeğe çalışan Batı Alman e mperyalistlerinin v e onların başlıca desteği Amerikan em peryalist çevrelerinin, saldırgan NATOr nun i çyüzünü herzaman açığa vuruyor ve böylece b u saldırgan kuvvetlerin tuzağına düşürülmüş diğer memleketlerin. bu a rada bizim memleketimizin de g üvenliğine. menfaatlerine hizmet ediyor. Fransız Komünistleri n i n gerek emperya lizme. faşizme ve her türl ü gericiliğe. gerek işçi ha reketi içindeki yabancı ideoloji ajanlarına karşı mücadeledeki tecrübeleri biz Türk komünistleri için zengin bir tecrübe kaynağı d ı r. Mil letlerarası ko�ünist ve işçi hareketinde birliğin korunması uğrundaki ortak mücadelemizde. Ma rksizm-Leninizm. proletarya enternasyonal iz­ minin en güçlü savunucularından biri olan Fra nsız Komü nist Pa rtisinin büyük katkısının önemin i biliyoruz ve onun. bu mücadelede zaferi sağl ıya­ cak başlıca kuvvetlerden biri olduğuna inanıyoruz. Parti mizin derin gizlilik şartları a ltında il leğal faal iyette bulunması yüzünden bu defa Kongrenize delege göndermek maalesef mümkün olmadı. Daveti nize. kardeşçe ilgi nize candan teşekkür eder. Kongrenize büyük başarı l a r di leriz. Yaşasın şanlı Fransız Komünist Partisi ! Yaşasın milletlerarası komünist ve işçi ha reketi nin birliğ i ! TURKIYE KOMU NIST PARTISI M ERKEZ KOMITESI 80


ı Ç i N D E K I LE R

John Gol/an Wilson politikası nda gelişen buhra n . Asen Çarakçiev

Bulgar komü nistlerinin kon g resi .

14

.

Dimitris Lakkas, Al e kseyi Levkovski Orta ta bakala rı elde etmek için tekel lerin yürüttüğü mücadele (aşırı sağcı l ı k ve yeni faşizm) . . . . . . . . . . . . ,

22

AF R I KADA Camara özg ü rf ü ğ ü n ve egemenliğ i n korun ması . Sikhe

33

S O S YA L I Z M S O R U N L A R I Ram Belussov Sosya list ekonomide p l a n ve piyasa .

44

V I YE T N A M HA R B I Pierre ""aes

Ja pon saldırga n l ı k üsleri .

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

"

55

KAH I R E K O N F E RAN S ı D. Şerif, V. Şe/epin Afrikada milli ve sosyal devrim sorunla rı

63

LAT I N AM E R i KADA Delgado, Rodrigez ve Fortun; Ka hramanlarımızı anıyoruz . .

ö Z E L S AY F A L A R ı M I Z Fransız Kom ü nist Partisi XVi i i . Kongresine

72

.

.

.

.

.

.

.

.

80


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M L E R I

Ingilizces i :

Central Books Ltd., 37 G rays I n n Roa d , London, W. C. 1 . ıtalyancası :

Libreria Ri nascita, Via delle Botteg he, Oscure 2 . Roma Alm a nc a sı :

.. GLOBUS»-Vertrieb a uslö ndischer Zeitschriften, Wien XX, Höchstödtplatz 3 Yunancası (Kıbrıs'ta):

La i kon Praktorion, Tricoupi Street, 53 r., N i cosia Rusças ı :

Stredi sko pro rozsirovaııi tisku, Pra ha 6 , Thakurova 3 Fransızcası :

Societe d ' Ed ition et d ' Enformation 9, Bouleva rd des Ita liens Pa ris (2e) Ispanyolca Si :

Ediciones Pueblos U nidos Casilla Correo 589, Montevideo Japoncas ı :

Na uka Ltd . , 2 . Ka nad-Zin bocho 2-chome. Ch iyod a - ku , Tokyo Isveç dilinde :

Arbeta rkultu r, Söderarmsvagen 36, Johan neshov 6, Stockholm Bulgarcas ı :

Raznoiznos, I , Rue Tza r Assen, Sofia Türkçesi:

.. Y E N i Ç A G » - Stredisko pro rozsi rova ni tisku, Prah a 6. Thakurova 3

Fiyatı 1 lira

yc_67_01  

LATIN AMERIKADA VIYETNAM HARBI KAHIRE KONFERANSı OZEL SAYFALARıMIZ 1 (31) Ocak Sosyalist ekonomide plôn ve piyasa sorunları Fransız Komünist...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you