Issuu on Google+

YENİçAG •

SBKP-nin XXiii. Kongresi birlik bayrağını yükseltti

M. Pankin: Sovyetler Birliği ve gelişen ülkeler

M. Diop: Senegal'da siyasi partiler

KOMONIST VE ıŞÇı PARTILERINDE Amerikan komünistleri barış ve kalkınma savaşına öncülük ediyorlar

GELIŞEN ULKELERiN MESELELERI Sovyetler Birliği ile gelişme yoluna yeni giren ülkeler arasında iktisadi işbirliği

KA PITALIST OL KELERDE POLITI K OLAYLAR Finlanda da parlamento seçimleri

aZEL SAYFALARıMIZ ÇKP-nin Xiii. Kongresinde TKP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Yakub Demir yoldaşın selômlama konuşması

6

(24)

Haziran

1966

B A RI Ş

V E

S O S YA L I Z M

P R O B L E M L E R I


Bu s a y ı d a :

Vakub Demir Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri

Gus Hall Birleşik Ame ri k a Kom ünist Partisi Yöneticilerinden


Bütün ülkelerin proleterleri, bir/eşiniz!

YENi ÇAl

6 Hazira n

1966

Kom ü n i st ve işçi partileri n i n teori ve enformasyon dergisi

SBKP-nin XXiii. Kongresi birlik bayrağmı daha da yükseltti Sovyetler B i rliği Kom ünist Partisi'nin XXiii. Kongresi 29 Mart 8 Nisan g ü n lerinde Moskova'da yapıldı. Kon g re SBKP Merkez Komitesi'nin L. Brej­ nef yoldaş tarafı ndan sunulan faa l iyet raporunu m üza kere etti. Merkez Komitesi n i n gerek politi k ve prati k faa l iyetini, gere kse raporda yer a la n teklifleri v e belirtilen sonuçları tasvip etti. Başbakan A . Kosigin ta rafından sunulan ve Sovyetler Birl i ğ i h a l k ekonomisinin 1 966-70 yılları gelişmesini öngören yen i beş yıl l ı k plônın d i rektifleri n i gözden geçirerek onayladı. SBKP tüzüğü nde bazı değ işikli kler ya ptı. Partin i n yeni yönetim organla­ rını seçti. -

SBKP XXIII. Kongresi, parti n i n politik, ekonomik, ideoloj i k faaliyetleri n i v e örgütleme işlerini gözden geçirdi. Sovyet h a l k ı n ı n kahramanca ça lış­ malarına değer biçti. Yeni beşyı l l ı k plôn süresince iç politika ve ekonomi k faaliyette ana yönlerin. partinin v e devletin dış politika hattının neler

olaca ğ ı n ı e l bi rliği ile tesbit etti. Kong re'n i n çalışmala rına 86 ü lken in Marksçı-leninci partilerini, keza mılli-dem okratik ve sol-sosyalist partilerini temsil eden heyetler de katıl­ dılar. Bu misafi r heyetlerin Kon g re çalışmalarına büyü k hizmetleri oldu. Bu cümleden olara k. 67 kardeş parti n i n temsilcileri Kongre kürsüsünden konuşmalar yaptıl a r. 21 part i n i n Kongreyi selômlama konuşmala rı d a basında yayımlandı. Kongrede bütün rapor v e konuşmaları n ortak yönü olarak g ürliyen ses, sosyal ist top l u l u ğ u n ve d ünya komünist hareketin i n birl i ğ i n i sağ lamlaştırma çağ rısı oldu. Gerek SBKP-ni n faa liyet raporunda, gerekse m i safir temsilcileri n konuşmaları nda, a nlaşmazlıkların giderilmesi 26

381


ve bütün a nti-emperya l ist güçlerin sımsıkı birleşmesi zorunluğu üzerinde önemle duruldu. Kongre ça lışmalarına ya bancı heyetlerin katı lması dev­ rimci proleter daya nışması n ı n parlak bir bel i rtisi oldu ve komünistlerle bütün devrimci güçleri kopmaz ka rdeşlik ve dostlu k bağları n ı n birleştirdi­ ğini b i r kere daha gösterdi. Kürsüde söz a l a n ve Kong reyi sela mlıyon yaba ncı misafirler, h a l kların komünizmin zaferi u ğ rundaki savaşında SBKP-nin muazzam hizmetleri n i , Len i n Pa rtis i n i n devrim davasına ve proleter enternasyonalizmine sonsuz sadakatin i belirttiler. Bu sözcüler, XXiii. Kongrenin milletlerarası önemi ha kkında, dünya devrimci sü reci n i n gelişmesi soru n u üzerinde kendi parti­ lerinin görüşlerini ortaya koydula r ; ba rış, halkların gerçek milli özg ü rl üğü, demokrasi ve sosyalizm sava ş ı n ı n en önemli problemleri üzerinde fikir yürüttüler. Delegeler ve misafir temsilciler, Kon g re kürsüsünde ve bütün dünya önünde Amerikan emperya l iz m i n i şiddetle yerdiler; Birleşik Amerika n ı n Viyetna mda giriştiği saldı rı ların derhal durduru l masını v e bütün işgalci kuvvetlerin ü l keyi terketmesi n i ı s ra rla istedi ler. Birleşik Amerika n ı n Viyet­ n a m saldırısı konusunda Kongrece ka bul edilen Deklarasyon'da, ,Niyet­ n a m halkına karşı giriştikleri yüzkızartıcı harbi «eskalasyon" politikasiyle yaymağa ça bal ıyon saldırganların, ka h ra m a n Viyetnam halkının gittikçe a rtan direnişiyle, Sovyetler Birliğinin ve diğer sosyalist dost ve ka rdeşlerinin bu halkı daha büyük ölçüde desteklemeleriyle ka rşılaşaca kları» belirtildi. Derg i mizde, bu sayıdan itibaren, SBKP XXiii. Kong resi ile ilgili mater­ yal ler, yani Kong re'de temsil edi l en partiler adına yapılan konuşmalardan özetler ve Kongre'ni n çal ışmala rı s ı rasında yazı kuru l u m uza gönderilen ma kaleler yayımlamağa başlıyoruz.

*

Vladislav Gomulka yoldaşın selômlama konuşması (Polonya Birleşik Işçi Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri) Sovyet halkları n ı n komü nizme doğru ta rihsel yü rüyüşünde önder kıla­ vuzu olan Partinizin XXiii. Kong resi, yalnız sizin büyük ülkenizin politik hayatı bakı m ı nda n değ il, taşıdığı mil letlerarası önem bakımı nda n da dik­ kate değer b i r olaydır. Bu Kongre, bütün m i l letlera rası işçi hareketinin. m i l l i kurtuluş g ü çlerinin ve bütün ü l keler kamuoyun u n dikkatin i üzerine çekmiş bulunuyor. 382


Tarihsel fırtı nala rla yüklü, devrimci dönüşü mlerle dolu ve nice ü l keler hakları n ı n a rt ı k yeni, sosyalist düzeni kurdukları, eski sömürgecilik siste­ m i n i n çöktüğü, Asya, lôtin Amerika ve Afrika halkları n ı n ise bağı msız hayat özlemiyle uyandı kları ve ni hayet barış ve savaş soru n u n u n nice h a l k­ l a r için ö l ü m - ka l ı m dôvası haline geldiği çağırnızda, Sovyetler Birliği, insa n l ı ğ ı n tüm ku rtul uşçu, sosyalist ve barışçı atı l ı m larının örnek savaşçısı ve kalesidir (Alk/ş/ar). XXiii. Kongreniz, m i l l etlerarası gerg i n l i ğ i n büyük ölçüde arttığı bir dev­ reye raslıyor. Sizinle beraber, yaryüzünde bütün barıştan yana ola nlarla beraber, biz de, kapita l izmin dünya janda rma l ı ğ ı rol ü n ü yükümlenen Bir­

leş i k Amerika n ı n saldırganl ı k pol itikasından, Viyetna m halkına karşı g i riş­ tiği «pis ha rbi>, şiddetlendirmesinden, Viyetna m Demokratik Cumhu riyeti ni bombardı man etmesinden ve dünya n ı n diğer kes i m leri nde bağı msızl ı k ve ileri l i k hareketlerine karşı silôh l ı müdaha leye yeltenmesinden endişe duy­ m a ktayız. Kaba kuvvet politi kası, diğer devletlerin iç işlerine silôh l ı müdahale pol iti kası, a rt ı k mil letlerarası il işkilerde uygulanan metodlar defterinden silin melidir. Bugün bütün dünya kamuoyu için a rtık a paçı k ola n gerçek şudur ki, Viyetna m meselesini bombayla, Napolm i le, terörle çözme dene­ mesi suya düşrneğe mahkumdu r (Devam" o/kiş/ar). Pa rtimiz ve Polonya halkı kardeş Viyetna m halkı ile daya n ışma halinde­ dir. Oteki sosya list ü l kelerle beraber, Polonya da, savaşan Viyetnama mônevi ve maddi yardımda b u l u n m uştur ve bu yardım ı n a devam edecek­ tir (Coşkun alk/ş/ar). Bugünkü m i lletlerarası du ru m, bütün sosyal ist güçlerin, sosyalist sisteme dah i l bütün ü l kelerin ve keza bütün komü nist ve işçi partilerinin m i l let­ lerarası a l anda emperya lizme karşı savaşta her za mankinden daha tutkun bir birlik ve dayan ışma halinde olmalarını gerektiriyor (Coşkun alk/ş/ar). Bu b i rl i k, geçm işte olduğu g i bi, bugün de biz i m çal ışmaları mızda, barışçı çabala rımızda başa rı nın ana şartı, sosya l ist sistem devletleri n i n m i llet­ lerarası a l anda olayl a rı n gidişi üzerindeki eylem ve etkilerini n başlıca kuvvet desteğ i olmakta devam ediyor. Şi mdi bu b i rliğ i etrafında kurmamız gereken arta yerdeki mesel e, Viyet­ nam Demokrati k Cum h u riyetini savunmak için yardımda ve eylemde elele vermemizdir; Viyetna m halkına yöneltilen Ameri kan saldırısını geriletmek için savaşan güçlere yardımda bütün sosyalist g üçlerin, komü nist ve işçi partileri n i n hareket b i rliğidir. Partim iz, Brejnef yoldaşın raporunda ifade edi len ve bütün a nti-em per­ yalist güçlerin, yani dünyada bir yen i ha rbi önleme, barışı sağl a mlaştırma ve h a l kların egemen l i ğ i ne saygı gösterme mücadelesi veren yüce cephenin birliği yararına elden geleni yapmakta ki kesin azmi selôm l a m a kta ve doğ ru l a m a ktadı r (Coşkun o/kiş/ar). 26"

383


Avrupada ba rışı teminat a ltına alma mücadelesi cephesinin karşısın­ da ki başlıca engel, Alman Federal Cumhu riyetinin sa ldırg a n poli tikasıdır. Batı Almanya soğ u k h a rp politikası güttüğünü, geçenlerde sosyalist ü l ke­ ler hükü metleri de da hil o l m a k üzere, diğer devletler hükümetlerine gön­ de rdiği nota ile bir kere daha ortaya koymuştur. Polonya ' n ı n şimdiki Batı sınırl a rı n ı n revize edilmesinde direnen ve AI­ manya n ı n birleştirilmesi gibi i kiyüzlü şia rl a r perdesi a rdında, gerçekte b arışsever Demokratik Al m a n devletin i ortadan kaldı rma emeli besliyen Bon h ü kü meti barış dôvası için gayet tehlikeli bir politika yü rütmektedir. Ve bu politika sözümona barışçı hiçbir lôfazan l ı kla gizlenemez. Pa rtimiz, Alman meselesi hakkında ve Avrupada barışçı i lişkilerin sağ­ la mlaştı rı lması konusunda Brej nef yoldaşın raporunda belirtilen tutu mla ta mamen hemfi k i rdir (Coşkun alktşlar). Avrupada barışı savu nmak, Batı Alrrıan m i litaristıeri n i n eline doğ rudan doğruya veya dolaylı yoldan n ü kleer silôh verilmesi denemelerine kesin­ li kle karşıkoymamızı, aynı zamanda Alman Demokratik Cu mhuriyetin i n egemen l i k haklarını azimle savu n mamızı gerektirmektedir (Sürekli alk/şlar). Sosyal izm kuvvetleri, milli kurtuluş ha reketi g ü çleri ve bütün ülkelerde ba rıştan ya na olanla r, e mperyalizmin saldı rg a n terti pleri ni - bu tertiplere nerede g irişil i rse g i rişilsin - önliyebilecek duru mdadıriar. Bunu sağlıya b i l­ mek için gerekli olan, hareket b i rl iğidir; ayırıcı olan her şeyi bir kenara bırakmaktır ve çağ ı mızı n yüce a nti-emperya list cephesinde bi rleştirici olan u nsuru ön plôna a l m a ktı r. Sosyalist ü l keler ve bütün milletlerarası komü­ nist ha reketi böyle b i r hareket birliği için gerekli ideolojik plôtforma sahiptirler. Bu plôtform 1 957 Deklôrasyonu ve 81 parti n i n 1 960 Bildiri'sidir. Bizim parttmiz de, SBKP ve öteki ka rdeş partiler gibi, ha reketi mizin bu tarihsel belgeleri n i n prensip temeli üzerindedir ve bunları tereddütsüz savu n m a ktadı r (Alk/şlar). Değerli yoldaşlar! Bütün dünya emekçileri Sovyet ü l kesin i n kom ünizmi kurm a ktaki başa­ rı larını derin bir ilgiyle izlemektedir. XXiii. Kongrenizin g ündemi nde olan yeni beşyı l l ı k plôn direktifleri bu başarı ları n yeni ve kon k re bir kısmıdır. Bu direktifler, halkın refa hını yü kseltmede ve Sovyet ü l kesi n i n ekonomik g ü cünü, ya n i bütün Sosya list devletler toplu luğ u n u n temeli olon gücü sağ lamlaştırmada yen i ve daha yüksek tempoları öngörmektedir. Vurdunuzun uzay a raştı rmal a rı ve uzayın fethi a l a n ı nda elde ettiği öncü başarı ları derin bir takdirle seıômla rız. Dü nyada sosyalist devri min üstün ge ldiği i l k devletin evlôtları n ı n i l k uzay yolcu luğ u n u ya pmaları, Ay'a ilk SSCB a rmasını ça kmala rı ve kendi roketleriyle öteki gezegenlere ilkin onların varm a l a rı çok büyük bir anlam taşı ma ktadır (Alk/şlar). Halkları m ız, bütün dünyada emekçi yığınları ve ilericiler, Sovyet ü l kesi­ n i n her a l andaki başarılariyle öğü nmektedi rler. 384


Kongrenizin m ü zo kere edeceği beşyıllık p l ô n direktifleri n i n bizim mem­ leketimiz için de dolaysız ve olağanüstü bir önemi vord ı r. Çok yönl ü ekonomi k işbirliği h a l i nde olduğum uz Sovyetler Birl i ğ i n i n başa rı l ı ekono­ m i k gelişmesi bizim ekonomi k ilerle memizde de önemli bir etkendir. Parti­ miz, Polonya-Sovyet ekonomi k işbirli ğ i n e büyük bir önem vermekte, ve bu işbirliğine Ekonomik Yardım laşma Konseyi'miz çerçevesi içinde öteki sos­ yalist ü l kelerle ekono m i k i lişkilerim izin org a n i k bir parçası gözüyle bak­ m aktadır. Sosyalist sistem ü l keleri arasında g ittikçe canlanan ticaret i lişkileri, ü retimde kooperatifleşme ve sanayide ihtisaslaşma, elbirliğiyle yatırı mlar gerçekleştirme ve teknik-ilmi tedbirleri elbirliğiyle uygulama her sosyalist ü l ke n i n gelişmesinde rol oynıyon önemli etkenlerdir. Şüphe yok ki, sos­ yal ist ü lkelerin daha da d i n a m i k gelişmesini sağ l a m a k için bu işbirl i ğ i n i n arttı rı l ması, rasyonel işböl ü m ü n ü n gerçekleştirilmesi, ü l kelerimiz arasın­ d a ki ekonomik bağların kuvvetlendiri lmesi, tekn i k ve i l m i i l erleme a lanında daha sıkı bir elbirliği ve karşılıkl ı yardı mlaşma olması gerekmektedir. Partiniz ile partimiz a rası nda hayatın her a l a n ı nda sıkı bağ lar, kardeşçe daya nışma ve işbirliği vardır. Hal klarımızı bir bayrak altında toplıya n deri n dostluk v e birl i k memleketleri miz işçi s ı n ıfının yürüttüğ ü mücadeleni n devrimci geleneklerin i n ' ürünüdür. B u dostl u k ve birl i k faşist isti lôcı lara karşı savaşımızın ateş hatları nda pekleşmiş ve savaş sonrası yirmi yı l ı n kardeşçe işbirli ğ i v e karşılıklı ya rdı mlaşma süreci içinde olgunlaşmıştır (Alk/şlar). Bizler bu dostluk ve birliğe olan ka rşılıklı inanç ve g üven i m izi, geçen yıl, a ra mızdaki dostluk, karşılıklı yardım ve işbirliği a nlaşmasını yenileyerek belirtmiş bulunuyoruz. Polonya n ı n Oder- Nis sınırının dokunul­ mazlığını garanti leyen, ü l kelerimiz ve halklarımız arasındaki sars ı l ma z kardeş dostl uğu v e işbirliğini doğ ru loyan b u a n laşma, a y n ı zamanda Avrupada barış ve g üvenliğin sağ l a n masında çözümleyıci bir etkendir

(Alk/şlar). Bugün bizleri, m i l letlerarası politika n ı n d üğ ü mlendiği bütün meseleler­ deki görüş ve tutu m beraberliğimiz, orta k fi kirleri mizden ve bütün eylem­ leri mizde yolum uzu aydınlatan Marksçı - leninci öğretiden doğan amaçla­ rı mız ve emellerimizdeki tutku n ve sarsı l maz beraberliğ imiz birleştir­ mekted i r.

Valter Ulbriht yoldaşın selômlama konuşması (Alman Birleşik Sosyalist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri) Bu Kongre ve a lacağı kararların, i n a nıyoruz ki, yalnız Sovyetler Birli­ ğ i n i n bundan sonraki gelişmes i bakımından değil, d ü nyada kuvvetler den ­ gesin i n sosyalizm yararına değ işmesi bakı mından da büyük önemi olacak385


tır. Biz, SBKP Merkez Komites i n i n faaliyet raporu nda bel i rtilen p rensip hük ü mleriyle tamamen hemfi k i riz. Birleşik Amerika emperyal istlerinin, h ü rriyet uğrunda kahrama nca sava­ şan Viyetnam halkına karşı g i riştikleri barbarca saldırı, dikkat merke­ zinde barışın teminat a ltına a l ı n ması, i nsan kültürü n ü n geliştirilmesi ve holklar a ra sında ba rışçı işbirliği gibi büyü k problemlerin bulunduğu bu Kongre'n i n ça lışmaları üzerinde de belirli bir etki yap m a ktad ı r. Biz burada, Sovyetler Birliği Komü nist Partisinin ve bütün Sovyet halkının, kordeş komü nist ve işçi partileri n i n ve sosya list devletlerin, Viyetna m halkı ve onun kahra m a nca savaşı ile ka rdeşçe dayanışmalarının parlak ifadesini görmekteyiz (Alk/şlar). Biliyoruz ki, bu daya nışma sadece sözden ibaret değ i l d i r. Ve biz, kardeş Viyetna m h a l kı n a proleter enternasyonalizmi ruhunda bunca önemli yar­ dı mlarda bulunan Sovyetler Birliğine teşekkür ederiz (Alk/şlar). Sovyetler B i rliği Kom ü nist Partisi Merkez Komitesine, bütün sosya list ü l keler ve bütün kom ü nist ve işçi partileri a rasında işbi rl i ğ i n i sağ l a m laştırma yönü n ­ deki sabırl ı ça bal a rından ötürü de m i nnettarız. Bu işbirliği, emperyalist saldırılarını bertaraf etmek ve yüce ortak dôvamızı zafere u laştırmak için son derece ıüzumludur. Biz bu çabal a rı her bakımdan destekliyoruz

(Alk/şlar). Milletlerarası gerg i n l iğ i azaltma işi, her şeyden önce, bütün devletlerin atom silô h ı n ı şu veya bu şekil a ltında yaym a m a kta ve yeraltı n ü kleer denemelerin i de yasa klamakta bir a nlaşmaya varma l a rı n ı gerektirmekte­ d i r. Zira, Batı Alman Federal Cu mhuriyeti h ü k ü meti n i n silôhla n ması ve intikamcı bir politika g ütmesi sonucu olarak, Avrupada barış ve güvenliği tehdit eden ciddi bir teh l ike ortaya çıkmıştır. Bundan ötürü, biz, Avrupa güvenliği için bir a nlaşmaya varma çabaları n ı seıô mlıyoruz. Ka ldı ki, işoret ettiğimiz teh l ikeyi, Birleşik Amerika e m peryalizminin Batı Al m a n emperyalizmiyle Nato Paktı çerçevesinde mevcut a skeri ittifakı d a bir k a t doha a rttırmaktadır. Şuna da dikkatinizi çekmek isterim ki, Vaşington-Bon m i hveri Batı Avrupa kapitalist devletlerin i de tehdit etmektedir. Netekim, bu devletlerden bazıları daha gerçekçi bir politi kaya yönelmekte, Birleşik Amerika emperya l istlerine ve onları n baş olduğu Nato'ya körükörüne boğ ı ml ı l ı kta n kurtulmaya ça lışmaktad ı rl a r. Porti miz, M i l l i Cephe'miz ve bütün Demokratik Alm a n Cumhuriyeti holkı, Batı Alman m i litoristleri n i n i ntikomcı n iyet ve plônlorındon Sovyet hol k ı n ı n duyduğu endişeyi i y i a n l omokta d ı r. Alman-faşist istilôcılarına karşı savaşto sayısız kurba nlar vermiş olan Sovyet halkı ve Avrupa memleketleri a nti­ faşistleri ni hayet Almanya n ı n bir daha h a rp ocağı olmamasını istiyorla r. Bunun sağ l a n ması için de, bug ü n i ki Alman devletin i n va r olduğu tarihsel gerçeğine daya n a n barışçı bir kararla Alma nyan ı n silôhsızlan d ı rı l ması, tarafsız hale getirilmesi ve Avrupa güvenliğinin tem i n a t altına a l ın mosı gerekmektedir. 386


XXiii. Kong re, ekonomi, sosyalist demokrasi ve kültür a l a n l a rı nda yen i problemleri çözmek a macıyla Marksizm-Leni nizmi yaratıcı şekilde d a h a d o geliştirmenin örneğidir. Bu problemler halen objektif olarak olgun laşmış­ tı r ve sosya list ü l keler partilerin i n önünde durmaktad ı r. Bu bakımdan, burada, XXiii. Kongre'de, ilmi temel üzerinde merkezileştirilmiş yönetim ve planlama ile, yığınların en geniş ölçüde yaratıcı girişimlerini yayma a rası nda birl i k ; politika, ekonomi ve kültür'arası nda sağ lam birlik ve kop­ maz bir bağ kurma meseles i n i n ele a l ın m ış olmasına büyük bir önem ver­ mekteyiz.

Sovyetler Birliği Komünist Pa rtis i n i n başardığı bu büyük işin bütün sos­ yalist ü l keler için önemi vardır. Biz sosyalist halk ekonomisini planlama ve yönetmede yen i ekonomi k sistemi ne kadar kavrayıp yerleştirebilirsek, ü l kelerimiz a rasında işbirliği ve işbölü m ü de o ölçüde gel işecektir. Alman Birleşik Sosyalist Partisi, sosyalist devletler arasında ekonomide ve i l mi-teknik a l a nda kooperatifleşmeyi kestirme ve d i n a m i k olarak geliş­ tirmenin lüzumu hakkındaki hükümle tamamen hemfi kird i r. Biz Demokratik Alman Cumhuriyetinde, i l m i n, üretim gücü olara k b i r­ leşik (tek elden) yönııti mine geçmiş bulunuyoruz. -Planlama ve yönetimde yen i ekono m i k sistemi uygulanma, bizim planlı ekonomi k gelişmemizin daha tutarlı olmasını sağladı. Bundan başka, ça balarımızın etkinliği, olumlu sonuçları , Sovyetler Birliği ile bütün beşyı llığı kapsamak üzere bağladığımız tica ret a n l aşmasınd a n büyük ölçüde kuvvet a l m a ktadır. Bu a nlaşma gereğ ince a ra m ızdaki mal a lışverişi, dü nyada i ki devlet a rasında i mzalanmış her ticaret anlaşması n ı n hacm ini aşma ktad ı r. Ara mızdaki dostluk, karşılıklı yard ı m ve işbirliği anlaşmamıze dayana­ rak, biz yal n ı z ekonomi k ilişkilerimizi değ il, politik ve ideoloj i k işbirl iğ imizi d e daha yüksek bir basamağa çıkarmaya başla mış bulunuyoruz. Böyle­ l ikle, partilerimiz, devletlerimiz ve hakla rı m ız a rasındakı kardeşlik ilişkile­ rini daha da geliştirme ve ortak dôvamızda savaşçı b i rl i ğ imizi daha da sağlamlaştırma olanakl a rı yaratılmıştır.

Valdek Roşe yoldaşın selômlama konuşması (Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri) Lenin'in partisinin kongreleri, memleketinizde olduğu gibi, bütün d ü n ­ yada d a m i lletlerarası büyük ö n e m taşıyan olayla r olarak karşılanıyor. XXiii. Kongreniz, tarihte i l k sosya list devrimin ellinci yıldönümü a rifesinde yapıldığından ötürü ayrıca özel bir önem taşı m a ktad ı r. Bu ya rım yüzyıl boyunca pa rti leri miz a rasındaki dostlu k ve işbirliği son derece sağlam ve yıkıl maz olmuştu r (Alkışlar). 387


Büyük Oktobr Sosyal ist Devrimi ve ondan sonra Sovyetler Birliğinde sos­ yalizmi kurma tecrübesi, işçi sınıfı n ı n bu işi başara b i lecek, ya n i insa n ı n i nsanı sömü rmesine son verildiği v e her şeyin insanları n mutluluğu için ya pıldığı toplu m u kurabilecek yetenekte olduğ u n u parl a k bir surette ispat etmiştir. Sizin başarı la rınızın m i l l etlerarası işçi ve demokrasi hareketi için büy ü k ö n e m i vardı r (Alk/şlar). Sovyetler Birl i ğ i n i n bütün gücü n ü n barış ve halkl a rı n bağı msızlığı hiz­ metinde oluşu, bütün d ünya n ı n emekçilerini ve dürüst i nsanları n ı bilhassa sevindi rmektedi r. Fransız halkı, Sovyetler Birliği hükümetine ve halkına, bir d ü nya nükleer savaşını bertaraf etme, mil letlerarası gerginliği azaltma, silahlan m a yarışı na son verme, bütün devletlerin bağ ı msızl ı ğ ı na ve ege­ menliğine saygı temeli üzerinde gerçekten barış içinde yanyana yaşamayı gerçekleştirme yol u ndaki sebatlı mücadelenizden ötürü m i n nettardı r. Fransız hal kı, emperyalist saldırgan l ı k politikasına ve halkların içişlerine m üdaha leye karşı savaşan Asya, Afri ka, Latin Amerika halkları na, özel­ l i kle kahra m a n Viyetna m halkına, bütün m i l l i kurtu luş hareketine güçlü bir destek olmasından ötürü de Sovyetler Birliğine m i nnetta rdı r (Alk/şlar). Son za manları n olayları ve özellikle Taşkent buluşmasiyle i l g i l i olarak Sovyetler Birliğinin oynadığı olumlu rol ü n yankıları, Sovyet ü lkesin i n otori­ tesinin, barış ve milli bağı msızl ı k mücadelesi nde güttüğü politikayla sağ­ ladığı itibarın bütün d ü nyada nasıl a la bi ldiğine arttı ğ ı n ı göstermiştir. Fra nsız kom ünistleri de sizleri örnek tuta ra k Fransız ha l k ı n ı n mutluluğu için savaşma ktadır. Memleketimiz içerde çetin bir e konomik ve politik a n laşmazlı klar, çel iş­ meler devresi yaşıyo r ; g rev!erin ve gösterilerin sayısı artıyor. Politik tutu­ mun değiştiril m esi, yani kişi i ktidarı rej i m i ne son veri l mesi ve sosyal i l erleme politikası izlenmesine imkan verecek gerçek demokrasi n i n kuru l ­ m a s ı i ç i n mücadeleye katı lan emekçiler v e demokratlar gittikçe çoğalıyor. Bu koşu llar içinde Fransız Kom ü n ist Pa rtisinin ana ödevi, kapitalist tekellerin egemenliğine ebediyen son vermek a maciyle işçi s ı nıfı içinde tam birliğe ulaşmak ve bütün demokratik, i lerici güçlerle e l birl i ğ i n i sağlamaktı r. Fra nsız Komünist Partisi, barışın ve Fransa n ı n menfaatleri n i n savu n u l ­ masında kendisine düşen soru mu ta mamiyle kavram a ktadır. Parti miz, ger­ çek m i l l i bağı msızlık ve barış içinde yanyana yaşama politikası güdül mesi ve bu politikanın, devam l ı barışı sağlama, halkları daya nılmaz askeri masrafların yükü nden kurtarma amacına yöneltitmesi için savaşıyor. Biz memleketimize dayatı lan Amerikan d i ktasına, bunun yol açabileceği ve açtığı macera la rı n büyük tehli kesi ne daha başla ngıçta dikkati çekerek karşıkoyduk. Biz askeri bloklara son vermenin, bütün Avrupa devletleri n i n güvenliğini v e barışı sağ lama yol u nda, milletlerarası gerginliği aza ltma k için e n hayırlı sonuçları verebileceği fikrini desteklemekteyiz. 388


Kanaatim izce, sosyalist ü l kelerle de, diğer bütün ü l kelerle olduğu gibi, işbirliği politikası uygulamak Fra n sa n ı n yararınadır. Dünyada kuwetler dengesin i n sosya lizm yararına değ işmesi ve emper­ yalistler arasında çelişmelerin keskinleşmesi, Fra nsız h ü kü metinin, memle­ ketimizi Amerikan vesayetinden kurta rmak ve milletlerarası işbirliği konu­ sunda daha gerçekçi bir politikaya geçmek üzere tedbirler olması son u ­ c u n u doğ urmuştur. Işte bundan ötürü, General De Gol, Atıantik Paktı'na h/ilC:' sada katten söz etse de, Fransanın bu askeri teşkilatton çıkmasına karar vermiştir. Biz, kişi iktidarı reji m i n e kes i n l i kle karşı olduğumuzu beli rtmekle bera­ ber, temel gerekçeleri ne olursa olsun, gerçekleştiri lmesinde da i m a ısrar ettiğimiz barışın ve milli bağımsızl ı ğ ı n sağ la n masına yönelen her tedbiri desteklemekteyiz (Alk/şlar). Fra nsız Cumhuriyeti Başka n ı ' n ı n Haziran ayında Sovyetler Birliğ i n i ziya­ ret edeceğ i haberini de, bütün Fra nsız h a l kı ile beraber biz de büyük bir memnuniyetle karşılamış bulunuyoruz. Fransa ile Sovyetler Birliği a rasında ekonomi, kültür, politika alanla­ rında iyi ilişkiler kurulması her iki h a lkın menfaatlerine uygun olduğu g i bi, Avrupada güvenliğin ve bütün d ünyada barışın da yararınadır. Biz De Gol dış politikası n ı n diğer bazı yönlerine karşı savaşı do elden bırakmıyoruz. Bu cüm leden olarak, en boşta, Fransanın g üvenl i ğ i n i sağ­ l amaya hiçbir yararı olmıyacak ve atom silahları n ı n yayı lmasına yol aça­ cak olan vurucu ortak atom g ücü kurma fikrine karşı m ücadele etmekteyiz. Işte, memleketimizde, diğer demokratik partilerle beraber, Fra nsız atom sanayiin i n barışçı raylora oturtul ması, Fra nsa n ı n da Sila hsızlan m a Kon­ feransı'na katılması, n ü kleer silahları yaymaktan kaçı n ması, n ükleer dene­ meleri yasa klama a n laşmasını i mzalaması, silahsızlon moda genel kontrol fikri ne ya naşması için mücadele etmemizin sebebi budur. Biz, aynı zamanda, Batı Alma nyada m ilitarizmin ayağa ka ldırılmasına karşı, onun atom silahıno yaklaştı rılmasına karşı, Almanyanın şi mdiki s ı n ı rları n ı n koru nması, Avru pa g üven l i ğ i için örgütlenmenin sağ l a n ması ve Demokratik Alman Cumhuriyetin i n ta n ı nması için de savaşmaktayız. Fransız Komü nist Partisi barış için m ü cadeleye böylesine büyük önem vermektedir, zira milletlerarası duru m u n gerg i nleşmesine göz yummak i mkansızdır. Gitgide büyüyen g ü çl ü klerle karşılaşsalar bile, em peryalistler ve en boşta Amerikan emperyalistleri, kaba kuwete başvurara k, halkların ba­ ğ ı msızlık ve ilerilik yol u ndaki hareketini durd u rmaya ça bal ıyorlar. Gerek Asyada, gerek Afri kada, gerekse Latin Amerikada halkların içişlerine kabaca karışıyorlar. Birleşik Ameri ka n ı n Viyetnama karşı giriştiği barbarca saldırı, Fra nsız halkı do dahil, bütün halkl a r tarafından protesto edilmektedir. Viyet389


n a mda ve n ice memleketlerde yüzbinlerce emekçinin, demokratların ve barış tarafta rlarının katıldıkları sayısız p rotesto gösterileri yapılmaktad ı r. M üsaadenizle, Kongrenizin k ü rsüsünden, Fransız kom ünistlerin i n, şa n l ı Viyetnam Emekçi Partisi v e Güney Viyetna m ' ı n kahra m a n M i l l i Kurtuluş Cephesi ile ta m dayanışma halinde olduklarını bir daha belirtmek isterim (Coşkun o/kış/ar). Amerikan emperya listleri n i n , saldırg a n l ı k politikası yürütürken, b i r yan­ d a n d ünya kom ü nist hareketi ndeki a n l aşmazl ıklara bel bağla d ı kl a rı bilin­ mektedir. Onemli olan, barıştan ve milli bağı msızlı kta n yana bütün g üç­ lerin, yiğ itçe savaşan Viyetnam halkı n ı a ktif olara k desteklemeleri ve elbir­ l i ğ i i l e h a reket etmeleri d i r (A/kış/ar). işte bundan ötürü de, bütün sosyal i st ü l keleri n, bütün komü nist ve işçi pa rtileri n i n, Viyetnam halkına ya rdımda çabaları n ı birleştirmeleri gerekmektedir (Sürekli o/kış/ar). Biz, kom ü n ist ve işçi partileri n i n başına buyruk olmalarından yanayız. Zi ra bu partilerin, g üdecekleri politikayı kendi ül keleri n i n konkre şartlarına ve kendi durumla rı n ı n özelliklerine göre tesbit etmeleri ıazı mdır. Bununla beraber, emperya l izme karşı, barış, m i l l i bağ ı msızlık, demok­ rasi, sosya l izm ve komü nizm uğrundaki savaşta üstü n gelebilmek için, bütün d ünya komünist hareketi n i n Morksist-len i n ist prensiplere daya n a n orta k b i r genel hatta sahip olması gerektiği kanısı ndayız (A/kış/ar). Değerl i ve u nutulmaz yoldaşımız Moris Torez'in defala rca beli rttiğ i gibi, bizi m partimizin açık tutum u budur (A/k/ş/ar). Biz, 1 957 Dekıarasyon'u ve 1 960 Bildiri'sinde yazıl ı esas p rensipleri savu nma yönünde Sovyetler Birliği Komünist Partisin i n sebatlı ve bilgece tutumunu, harca d ı ğ ı ça bal a rı son derece takdir ediyoruz. Ayrıca, ko m ü nist ve işçi partileri a rasında, karşı larına çı ka n yeni prob­ lemleri i ncelemeye ve elbirl iği ile çal ışmayı genişletmeye i m ka n verecek bağları n ve temasların her şekil a ltı nda geliştiril mesine de büyük b i r önem vermekteyiz. Bu t ü r l ü karşılaşmaları n v e fikir değiştokuşunun, komü ­ n i s t parti leri n i n yeni b i r milletlerarası toplantı yapmalarına elverecek şart­ l a rı olgunlaştırmaya da yard ı m edeceği kanısındayız ve ya rd ı m etmesi n i istemekteyiz. Değerli yoldaşlar! Partinizin XXi i i . Kongresinin, ü l kenizde komünizmi kurma çalışmalarına. hal kla r a rası nda barışı koruma çabalarına büyük ölçüde hizmet edece­ ğ i ne, m i l l i kurtuluş ha reketi n i n yen i başarı l a r sağlamasına yard ı m edece­ ğ i ne ina ncımız ta mdır. Kongreniz, bütün sosyal izm taraftarların ı n , u ğ ru nda savaştıkları döva n ı n yeni lmezl iğine g üvenlerini b i r kat d a h a a rttıracaktır (A/k/ş/ar). 390


Yanoş Kadar yoldaşın selömlama konuşması (Macaristan Sosyal-/şçi Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri) Sovyet halkı. insanlığ ı n ö n ü nde yol açarak. sayısız büy ü k güçl ükleri yenerek varmayı öngörd ü ğ ü hedeflere doğru ilerlemekte. komü n i st top­ l u m u kurm a ktad ı r. Sovyetler Birliğinin muazzam başarıl a rı bütün ilerici insanlık tarafından layı k olduğu en büyük takdirle karş ı l a n m a ktad ı r. Sov­ yetler Birliği Komü �ist Partisi n i n XX ve XXII. Kongreleri. yürü d ü ğ ü bu tarihsel yolda işaret fl8ma ları idi. Çalışmaları nda büyük başarı lar diledi­ ğimiz şimdiki XXiii. Kongrenin de yen i ha m leIerin başlangıcı ve esin kay­ n a ğ ı olaca ğ ı şüphesizdir. Yoldaşla r ! Bu Kongre birleşik b i r m i lletlerarası duru mda toplanıyor. Emperyalizm ta rihsel ömrünü tamamlamakta. d ü nya sosyal ist sistemi n i n sahip olduğu gücün. ha l kl a rı n kurtuluş savaşının. kom ünist partileri n i n ve ilerici hare­ ketlerin d ü nyamızdaki etkisi ise durmadan artmakta d ı r. Bunun yanısıra. m i lletlerarası duru m u n gerginleştiğini görmekteyiz. Zira emperyalistler sonları n ı n yaklaştığını sezmekte ve sald ı rg a n faa liyetleri n i arttırm a ktad ı r­ lar. Söz konusu olan. e n başta. Güney Viyetnam halkına ve Viyetna m Demokratik Cumhuriyeti ne karşı saldırıya g i rişen v e buna deva m eden Birleş i k Amerika emperyalizmidi r. Bu durumda gayet uya n ı k davra n m a k. a nti-emperyalist g üçlerin sımsıkı birliğ i n i sağlamaya çal ışmak. emperyalistlerin saldırısına u ğ rayan Viyet­ nama ve diğer halkıara en etki li şekilde yardım etmek gerekiyor. Bütün bunla rı gözönüne a l a n Macaristan Hal k Cumhuriyeti. ikili ve çok taraflı a nlaşmalara dayan a ra k. Sovyetler Birliği ve öteki sosyal ist ü l ke­ lerle birl i k ve işbirl i ğ i n i d u rmadan sağ lamlaştı rmaktadır. Bir sosyalizmin ve barışın savu nu l ma s ı bakımından. Varşova Anlaşması Teşkilatı ve Ekono­ m i k Yard ı m laşma Konseyi gibi m i lletlerarası örgütlerin daha etkil i hale getiril mesinden yanayız. Biz Ameri ka n ı n Viyetna m saldırısını suçluycıruz. Bu saldırıya bir an önce son veri l mesini istiyoruz. Saldırga n I a ra karşı yiğitçe savaşan Viyetnamlı kardeşleri mize ve em peryalizme karşı kurtuluş savaşı yü rütmekte olan diğer hal kl a ra d o yardım ediyoruz. Bu savaşlard a emperyalistlerin yenil­ giye uğ rayacağ ına. yeni bir d ünya harbinin önlenebileceğine inanıyoruz. Zira yüce Sovyetler Birliği n i n . sösyalist ü l kelerin. hürriyetleri için savaşan halkların ve d ünya i lerici hareketlerin i n b i rleşik g ücü yeni l mezdir (Alk/ş/or). Sosya list ü l keler ile kapital i st ül keler a rası ndaki devlet ilişkilerine ge­ li nce. biz. emperyalizme karşı savaşan devri mci g ü çleri destekliyerek. egemenliklere sayg ı. içişlere karışmama ve karşılıklı menfaat prensiplerini koruma temeli n e daya n a n barış içinde yanyana yaşa ma politi kasına önem vermekte ve bunu şaşmadan uygulamaktayız. 391


Ne var ki, m i lletlerarası d u ru m gerg i n ve bileşiktir. Sosya lizmin ileri hareketi engellerle karşılaşmaktad ı r. Halen sosyalist ü l kelerin ve mi llet­ lerarası komü nist hareketin i n birliğini sağlama çabala rı n ı n pa rçalayıcılar ta rafından engellen mesi el bette emperya lizmin ya ra rı n a d ı r. Macaristan Sosyalist-Işçi Partisi, Ma rksçı-leninci prensiplere dayan a ra k, solcu avan­ türizme, nasyonalizme, a nti-sovyet çıkışlara, revizyonizme ve bütün diğer za ra rl ı a k ı m l a ra karşı savaşıyor, birl i k fikri n i n üstün geleceğine kuwetle inanıyor (Sürekli alk/şlar). Macaristan Sosyalist-Işçi Partisi ile Sovyetler Birliği Komü nist Partisi a rasında, prensiplerde ve g üdülen politikada tam bir görüş ve tutum bir­ liği vard ı r. Ve biz bunu burada, SBKP XXiii. Kongresinde bir daha ifade etmekle sevinç duyuyoruz. Bu vesileyle, salonda hazır bulunan d ünya komü nist h a reketinin bütün kıta lardan gelmiş temsilcileri n i Macar komü­ n i stleri adına yoldaşça selômlıyoruz (Alk/şlar). Biz, milletlerarası kom ü n ist ha reketinin, Moskovada kardeş partiler a rasında ya pılan 1 957 ve 1 960 toplantı l a rı nca tesbit edilmiş genel strateji k hattı n ı n hayat ta rafından doğrulandığ ına emin olduğumuz için savaşmışızdır, ve bu hattın bütün d ünya devrimci g üçleri n i n ilerde de etkin silôhı olaca ğ ı n a inandığımız

için savaşımıza devam edeceğiz (Alkışlar). Enternasyonal birliğimiz için bu temel üzerinde sebatla mücadeleye deva m ettikçe, mutlaka başa rıya u laşaca ğ ı m ıza ve bu suretle sosya lizme, m i l l i bağımsızlığa ve barışa en iyi hizmet etmiş olacağımıza inancımız tam d ı r. Değerli yoldaşl a r ! Sovyetler Birliği, Macaristan h a l kına, o n u H itlerci faşistlerden v e tutuş­ turdukları ha rpten kurtara ra k enternasyonal yard ı mda bulunm uş, ters­ devrim ayaklanmasının ezi lmesinde i mdadına koşmuştur ve ba rışçı-yapıcı çalışmalarında d a yard ı m ı na devam etmektedir. Sovyet halkının yaptığı bu yard ı m l a r boşa gitmemiştir. Gerçi halen bizim henüz çöz ü lmemiş sorun­ l a rı m ız vard ı r ve bunla r a z d a değ i l d i r ; fakat en önemli olan, Macaris­ tanda halk iktidarı n ı n g üçlü oluşudur, ekono m i k ve kü ltürel alanlardaki ça lışmaları mııda sosyalist toplumu kurmayı ta mamlama yönündeki başa­ rıl a rımızdı r (Alk/şlar). Macaristan ha l k cumhuriyetin i n iç politikası, h a l k i ktidarı n ı n savu n u l ­ masına v e sağlamlaştırılmasına, sosya list demokra si n i n gel iştiril mesine yöneltil miştir. Sosya lizmi bütün m illetin dôvası ve a macı olarak kabule hazır bütün i lerici g üçlerin sımsıkı birliği n i sağ l a m a k değişmez ve d a i m i çabamızdı r. Macaristan Halk Cu mhuriyeti ile Sovyetler Birliği a rasında ortak fikirler ve a maçlar temel ine daya n a n kopmaz dostluk, işbirliği ve iyi müttefik i lişki leri vardır. Bu ilişkiler zamana bağl ı değ i l d i r, mevsim l i k değ i l d i r ; tarihsel bir yapısı olan bu i lişkiler sağ l a m d ı r, sonsuzdu r (Alk/şlar). Parti­ lerimiz, ü l kelerimiz, Sovyet ve Macar hal kl a rı, gelecekte de, Ma rks, Engels 392


ve len i n ' i n yol unda, sosyalizm ve kom ünizm yolu nda zafere doğru bera­ berce yürüyeceklerdir (Aik/şiar}. Say ı n delegeler, değerli yoldaşla r !

B u g ü nler d ünya kamuoy u n u n gerek dostlarımızın, gerekse düşman­ l a rı m ız ı n gözleri d i kkatle Moskova'ya, Kremli n'e, Sovyetler Birl i ğ i Komü ­ n ist Parti s i n i n bu Kongresine çevrilmiştir. Doğru ve h a k l ı dôva uğrunda savaşanlar, ezgi a ltı nda kiler, saldı rıya uğraya n l a r, barış dôvasını kayıra n ­ l a r b u Kongreye ü m itle bakıyorlar. V e bu da doğa ldır. Kom ünizm düş­ manları n ı n Sovyetler Birliğine nefretle bakmaları da anlaşılır şeydir. Ote yandan, ne kada r garip olu rsa olsun, bugün kendilerine «gerçek.. M a rk­ sist-le n i n ist diyerek göğüs döverken, a nti-sovyet bir haleti ruhiye yarat­ maya yeltenenler de bulunduğu bir gerçektir. Macar komü n istlerine göre, Sovyetler Birliğine karşı prensipçi ve yoldaşça davra n ış d a i m a enternas­ yonalizmin mihenktaşı olmuştu r ve olmakta devam etmektedir. Anti­ sovyet komü nizm yoktu, yoktur ve hiçbir zaman olmıyacaktır (Coşkun alk/ş/ar, herkes ayağa kalkar). Bizim delegasyonu muz, Macar komü nistlerin i n Sovyet yoldaşlarımızia ta m ve kayıtsız-şartsız dayanışma ha l inde olduğunu ifade ederken, işte böyle düşünmektedir. Biz, Merkez Komitenizin Brejnef yoldaş tarafından sunulan raporunu d i nlemiş bulunuyoruz. Delegasyonu muz, bu raporda belirtilen genel politik hat ile ve i l eri s ü rülen ödevlerle hemfikirdir.

393


Luici Longo yoldaşın selômlama konuşması (ıtalyan Komünist Partisi Genel Sekreteri)

D ünya emekçileri, partinizin XXi i i . Ken g resin i n çalışmalarını büyük b i r i lgiyle izliyerlar. Onlar, Kengrenizin o lacağı kara rların barış savaşına, memleketin izde ve bütün d ü nyada sesya lizmin daha do i lerlemesine büyük b i r katkı ve hizmet elacağı n d a n emind i rier. Dünya emekçileri, Amerikanın Viyetnama karşı g i riştiği barbarca saldı­ rı n ı n bu memleket halkına büyük ıstıraplar verdiğ i n i bilme kte, d u ru m u n kötüye g ittiğ ini, Amerikan ı n Gü ney-Değu Asyada harbi genişletme yel ­ tenişleri yüzünden, i ş i b i r d ü nya çatışmasına va rd ı rabilecek kerkunç b i r teh l i kenin i nsanlığı tehdit ettiğ i n i kavra m a ktadırla r. Fakat, d ünya emek­ çileri, Amerikan emperya listlerin i n bu saldırı l a riyle kahra m a n Viyetnam Demekratik Cumhuriyeti h a l k ı n ı n d irenişini kıramıyacaklarını, Güney Viyet­ n a m Kurtuluş Cephesi savaşçıları n ı n yalnız olmadı klarını da bilmektedirler. Viyetnam h a l kı, Sevyetler Birliğ i n i n ve öteki sesyalist ü l kelerin pelitik, ekenemik ve askeri bakımıard a n gayet kıymetli yardımları n ı görmüştür ve görmektedir. Bütün h a l kların en candan kardeşçe daya nışma duyguları Viyetna m h a l kından yanadır. ıtalyada emekçiler ve bütün demekrotlar, sel-merkezci hükümete, bu kenuda, yani Amerikan hükümeti n i n seru m u n u her ne şekil a ltında elursa olsun paylaşmaktan vazgeçmesi, Amerika Dışişleri Bakanlığını n a s ke r ve ma lzemeyle saldırıya yard ı m istekleri n i reddetmesi, Birleşik Amerikanın tecridine ya rdı m hususunda a ktif davra nması, saldırıya sen veril mesi ve Viyetna m h a lkın a h ü rriyet ve bağımsızlı ğ ı n ı n ta nın ması yelu nda ıtalyan ve d ünya kamueyunun isteklerine kulo.k vermesi için deva mlı bir baskı yapmaktad ı rl a r. Bi z ıtalya'da, Viyetna m sava ş ı n ı n d u rdurulmasından ve barışın kerun­ masından yana elanları n birliği için m ücadele ediyoruz. Dünyada, barış içinde yanyana yaşama prensipine daya n a n yeni m i lletlerarası i lişkilerin sağlamlaşmasından, h a l kların ha rpten, açlıktan ve em peryal izmden kurtul ­ masından y a n a ela n b ü t ü n kişiler v e a k ı m l a rla elbirliği sağla maya çalışıyeruz. ıtalyada hristiya n -demekratlarla sesya listlerin erta k hükümeti bugüne kadar a nca k Ameri kan saldırısın ı «an layışla karşıladığını» ve Atlantik Paktı'na körükörüne sadakatini gösterebildi. Biz, ıta lya n ı n Birleş i k Amerikaya her türlü bağımlıl ı ktan kaçınması, Batı Almanya n ı n hangi şekil altında elursa olsun atem silôhı na el atmosına 394


karşıkoyması, Avrupada s i la h l a rı n azaltı lmasından, askeri gruplaşmalara son veri l m esinden ve kolektif g üvenl i k anlaşması i mzalanması ndan yana çıkması için mücadelemize sebatla deva m ediyoruz. Bu a maçlar uğrunda m ücadeleni n bütün Avru payı kapsıyacak ölçüde genişliyebileceğine i na ncımız tam d ı r. Avrupada işçi hareketi ve demo­ kratik g ü çler, başlıbaşına hareket özg ü rl ü ğ ü n ü koru ma kla beraber, faa ­ l iyetleri n i bu m ücadelede koordi n e etmeye yönelmel idirler. Kanaatimizce, Ortak Pazar teşkilatı n ı n içinde ve kollarında da ha rekete geçmek, bu teşkilatın Avru pada - kapitalist ve sosyalist - bütün ü l kelerle ticaret i lişkileri n i n gelişmesine engel olan kararla rın ı n yen iden gözden geçiril mesi n i ve tekellerin dayattığından fa rklı bir gelişme hattı izlen­ mesin i sağ la maya ça lışmak gerekmektedir. Biz, ekonomik, politik hayatta ve Avrupanın geleceği i l e ilgili bütün problemlerde, demokratik ve i lerici g ü çler a ra s ı nda işbirliği ve karşılıklı anlayış i lişki lerin i geliştirecek şekilde ha reket etmek kararı ndayız. Son za manlarda bu soru n l a rı görüşmek üzere Batı Avrupa komü nist partileri ile işçi örgütlerin i n bazı temaslarda bulunmaları, oturu mlar ve konferanslar tertiplemeleri d ikkate değer bir olayd i r. Biz bu ka rşılaşmalara , konfera nsıara a ktif olarak katılmış bulunuyoruz. Bütün demokratik ve barışsever g üçlerin böyle daha yakı n işbirliğine yönelen konkre savaşçı g i rişimleri n i gelecekte de destekliyecek, bunlara katı lacak ve yard ı m edeceğ iz. Biz, bu g üçleri n kendilerine özg ü ortam ve çalışma şartlarını gözö n ü nde bulundura ra k her biri n i n ta mamen başına buyruk ve bağımsız hareket et­ mesinden yana olmakla beraber, b u n l a r a rasında Avru pada ve d ü nya ölçüsünde yakın b i r savaşçı dayanışma ve b i rl i k sağ l a nması i htiyacını bütün varlığı m ızla duyma ktayız. Bu cümleden olara k, partimiz ile Fra nsız Komü nist Partisi a rasında son zamanlarda kuru l a n daha ya kın işbirliği i l işkileri n i n büyük önemi vardır. Avrupada etkili bir işbirl i ğ i politikası, el bette, sosyalist ü l keleri n iştira ki olmadan gerçekleştiri lemez. Bu ü l keler, yeni, daha yetkin ve daha yüksek bir gelişme dönemine g i rmişlerd i r. işte bundan ötürü, biz, Brejnef yoldaşın, gelecek beş yılda Sovyetler Birl i ğ i n i n izliyeceği yolu ve hedeflerin i kara kterize eden raporunu büyük bir ilgiyle d i n lemiş bulunuyoruz. Bu rapor gösteriyor ki, burada tarafı nızdan beli rtilen g üçlü klere ve eksikli klere rağ men, bütün bu yıllarda Sovyet ekonomisi yüksek tempo­ larla gelişmeye devam etmi ş ve başl ıca kapita l i st ü l kelerle ya rışmoda kendi olan a klarını genişletmiştir. Yine rapordan a nlaşıld ı ğ ı n a göre, tecrübenın ve hayatın da doğ ru ladığı gibi, Sovyetler Birliği Komü nist Partisi memleket ekonomisini yönetmede. zama n ı mızın deneyleri ne daya­ namıyan ve daha i leri harekete engel teşkil eden her şeyi ayıklayıp atarak, en bileşik problemleri cesaret �e yaratıcılıkla çözmeyi becermiştir. 395


Işte Sovyet ekonomisinin a rtı k u laşmış olduğu bu d üzey sayesinde, yeni b!'lşyı l l ı k plôn, ekonominin yönetiminde çeşitli kuru luşları n başlıbaşına hareketini ve kişisel inisyatifi genişletme temeline daya n a n daha etkin metodla r, daha büyük cesa ret gerektiren yeni ödevler ileri s ü rmektedir. Bizce, bütün bunlar, sosyalizm fikirlerine yeni bir kuvvet ve bizim e mekçi­ lerimizi de daha çok kendine çekebilme kud reti kaza n d ı racak niteliktedir. Sosya list dönüşümler ihtiyacı ıtalyada da objektif olara k ve g ittikçe a rtan bir ısrarla kendini hissettirmektedir. Sol- merkezci lik denemesi ve u ğ radığı başa rısızlı k da göstermiştir ki, itaıyon toplumunun yenilenmesi ve keza h a l k yığınları n ı n en zorunlu ihtiyaçla r ı n ı n gerçekten karşıl a n ması, tekellerin ekonomik ve politik yayılma ve saldırıları sürecine son veril me­ di kçe, şimdiki ekonomik ve sosyal yapıda köklü dönüşümler gerçekleştiril­ medikçe, m üm kü n olamıyacaktır. Sol-merkezci koa lisyon, bu yoldan yürü­ mek istemediği için, memleketi a ğ ı r bir ekonomik buna l ı ma sürü kledi ve bu da toplu halde işçi çıkarmalar, nice kuruluşları geçici olarak kapat­ malar sonucu n u doğurd u . Bugün itaıyon işçileri tam hafta çalışamıyor. Buna ceva p olara k, emekçilerimizin hakları n ı savu n m a hareketi geniş­ lemiş bulu nuyor. ıtalyada son ayl a r ve hafta lar za rfı nda, toplu iş sözleşmelerinin yenilen­ mesi, bu sözleşmelerde daha geniş haklar sağlan ması, demokratik hak ve özgü rlüklerin savu n u l ması için m ücadeleye hız veren e mekçilerin sayısı üç milyondan fazladır. Bu mücadelede emekçileri n hemen bütün çıkışları sendika birl ikleri ve bütün politik a k ı m l a r tarafından elbirliği ile desteklen­ mektedir. Emekçilerin m ücadelesini balta lama a macı güden resmi politi­ kaya rağ men, bu son çıkışlarda işçi sınıfı n ı n birliği titizlikle korunmaktadı r. Sosyal Demokrat Partisi ile Nenn i ' n i n Sosyalist Partisi, sol-merkezciliği düşmekten kurta rmak için, sosyal-demokrasi temeli üzerinde birleşmeye karar verdiler. Ne va r ki, bu niyet, Sosya list Pa rtisinin kendi içinde ve onu izliyen yığınlar tarafı ndan ciddi b i r direnişle karşı lanmaktad ı r. Bize göre, bu iki partinin birleşme karariyle yönelmek istedikleri hedef­ lere ve bundan d oğ a n teh l i kelere karşı başarıyla mücadeleye elverişli şartl a r memleketimizde vardır. Netekim. emekçilerin en zorunlu ihtiyaç­ l a rını sağ lama uğrundaki g ü n l ü k savaşın. h a l k h ürriyetlerin i ve barışı savun m a sava ş ı n ı n ateşleri içinde. işçi ha reketinin bütün güçleri ile ilerici katoli k kuvvetlerin öncüleri a rasında yaklaşmayı sağl a m a k gibi zorlu bir s ü reci geliştirmek belirli ölçüde m ümkün ol muştur ve olmaktad ı r. Biz bütün bu güçler arasında yeni biçim lerde işbirliği ku rm a k için sava­ şıyoruz. Bunun için de. bir yandan demokratik. halkçı güçlerin yeni birli­ ğini. yeni parlô mento çoğu n luğunu sağlama. bir yandan da bütün gerçek sosyalist g üçleri birleşik bir işçi partisinde toplama yolundan yürüyoruz. Biz. katoliklere. sadece emekçilerin en zorun l u g ü n l ü k ihtiyaçla rının gideri lmesi mücadelesinde. sadece ka pita list topluma özgü sÖm ü rücüıüğe. özg ü rlükleri ve insa n onurunu çiğnemelere son verilmesi m ücadelesinde 396


değil, sömü rücüsüz ve harpsiz yen i toplumu kurma yollarını a ra m a kta da bizi mle işbirliği yapmaları nı teklif ediyoruz. Partilerim izden her biri n i n ö n ü nde, sosyalizme u la şm a k için kendi yol u n u SBKP XX. Kongresinin ruhuna uyg u n l ukla çizmek ödevi durmaktad ı r. Biz, Tog liati yoladaşın önderl iğ i nde. partimizi bu a maca u laştıracak politika­ mızı tesbit etmiş bulunuyoruz. Bu politika. mem leketimize özgü şartlar içinde. işçi s ı nıfı ile köylü ler ve orta ta baka l a r a rasında birl i ğ i gerçek­ leştirme, ve demokrasiyi her alanda d u rmadan genişletme ve zeng i nleş­ tlrme m ücadelem ize daya nara k h a l kı n önemli bir çoğu n l u ğ u n u sosya lizm­ den ya na kazanma olanakları vermektedir. Biz. ayd ınlarla i l i şkilerimize de büyük bir önem veriyoruz. Ozgü rl ükleri ve kültürü savunmak. eğitimi ve i l m i yenilemek ve gel iştirmek uğru ndaki sebatlı mücadelemiz sayesinde. ayd ı n l a rl a i lişkilerimiz olumlu bir gelişme göstermektedi r. Partimizin sahip olduğu kuvvet, geniş yığınlar a rasında kazandığı itibar. bizi m doğru yolda yürüdü ğ ü müze tan ı k l ı k etmektedir. M ücadelemizde bundan sonraki yolumuzun da çetin ve g ü çl üklerle dolu olduğunu bilmek­ teyiz. Fakat sizin bütün ta rihiniz, mücadeleniz. başa rı larınız. Kongrenizin yeni ödevlerin izi gözden geçirirken duyduğu ve duyurduğu güven. bize bütün çalışmala rı m ızda kuvvet vermektedir (Alk/şlar).

Todor Jivkof yoldaşın selômlama konuşması (Bulgaristan Komünist Partisi MK. Birinci Sekreteri) Sovyetler Birl i ğ i Komünist Partisinin XXIII. Kongresi bütün d ü nya komü ­ n ist hareketi için. barış ve d ü nyada sosyal i l erilik uğrunda halkların yürüt· tükleri topyekun mücadele için gayet büyük önemi olon bir o laydır. Ta rih· sel tecrübe. SBKP kongrelerinin. Marksist-Leni n i st partilerin devrimci teori ve pratiğ i n i n gel işmesine büyük hizmetlerde bulunduğunu. komünizmin üstüngelmesi savaşını yeni b i r aşamaya ulaştırdığ ı nı göstermiştir. Bu XXiii. Kong renizin de. sadece Sovyet halkları n ı n hayatında değil, bütün i lerici i nsanlığ ı n yaşantısında da kaydadeğer b i r olay teşkil edeceğine yü rekten insa n m a ktayız (Alk/şlar). Bulgar komünistleri. Sovyet halkları n ı n ekonomik ve kültürel gelişme. uzoyı n fethi ve atom enerjisi a l a n la rında elde etti kleri büyük başarılara i çten sevinmektedirler. Sovyet halkları bu başarılariyle, d ünya sosyal i st sisteminin iktisadi ve askeri gücünün a rttı rı lmasına, d ü nyada devrimci süreci n gelişmesine herkesten fazla h izmette bulunmuştur. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti a rtık yirmi iki yıldır devam l ı ve siste m l i olarak şanlı bir çığırda, yan i R u s Bolşeviklerin i n yarım yüzyıl önce Oktobr ' 27

397


Devrimi ile açtıkları yolda hızlı adımlarla ilerlemektedi r. Bizim yurdum u ­ zun başarı l a rı v e tecrübeleri d e . sosyalist toplum d üzen i n i n kıyaslana mıya­ cak kadar ka pitalist düzene üstün olduğunu ortaya koyma kta ve sosyaliz­ m i n çekici gücünü a rttırmakta d ı r. Biz bununla övünüyoruz. Hal k i ktidarı yıllarında yurdumuz dört misli zenginleşti. Halkın yaşama düzeyi durma­ d a n yükseliyor. Ilim. eğitim ve sanatı m ız başarıyla gelişiyor. Bulgaristan halkı sı msıkı birleşmiş bir sosyalist millet h a l i n i a l m ış bulu nuyor. Yurdumuzda sosyalizmi kurma hamlelerimizdeki başarılarımızda Sovyet­ ler Birliği ile ka rdeşçe işbirliğimizin büyük bir rolü vardır. Artık yirmi yıldan fazla d ı r ki. memleketimiz. Sovyetler Birliğinin değerli ekonomi k ve ilmi­ teknik yard ı m larını görmektedir. Ara mızdaki işbi rliği. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti ekonomisi n i n Sovyetler Birliği ekonomisiyle daha d a ya kın­ laşmayı gözeterek gelişmeye başlad ı ğ ı son yıllarda çok daha genişlemiş ve daha verimli olmuştur. Maddi ü retimde. sanayi işletmeleri ve kol l a rı a rasında ü retim ilişkileri ve teknik ilişkilerimiz genişlemekte. mem leket­ lerimizin ü retim a l a n ı nda ihtisaslaşma ve kooperatifleşme işbirliği gittikçe a rtma ktad ı r. Bulgaristan H a l k Cumhuriyeti ile Sovyetler Birl iği a rası ndaki e konomik. politik ve ideolojik işbirliği ortak ça balarımızia bug ü n yeni ve daha yüksek bir aşa maya u laşmıştır. Bulgaristan Halk Cu mhuriyeti ile Sovyetler Birliği a rasındaki karşılıklı ilişkiler. ta ma miyle Ma rksist-Leninist prensipler ve proleter enternasyona­ l izmi üzerine kurulmuş olup. ha k eşitliği. samimi dostluk ve karşılıklı yar­ d ı m temeline daya n m a ktad ı r. Bunlar. i ki sosyalist devlet arasında d a i m a va r o l m a s ı gereken ilişki lere b i r örnektir. Dlkelerimiz v e halklarımız ara­ sında kuru l a n bu samimi karşı lıklı ilişkiler sonsuzdur; dostluğu muzu sarsıl­ maz ve yaratıcı kılan da budur (Coşkun ve sürekli alk/şlar). Değerli yoldaşla r ! Bulgaristan Komü n ist Partisi. XXi i i . Kongrenizin milletlerarası d u ru m ­ d a ki gelişmeyi değerlendi rme hükümleriyle ta mamen ha mfikirdir. Dünya­ nın son yıllard a ki gelişmesi. bizim 1 957 ve 1 960 Moskova toplantılarımızda elbirliği ile çıkardığı mız sonucu. yani d ünyada barışsever. i lerici ve a nti­ emperya list güçleri n. a ncak barışı korumada. hal kların milli kurtuluş sava­ ş ı n ı n başarısı nı. demokratik ve sosyalist yenileşme çabaları n ı n başarısın ı garantileme dôvası nda birlik o ldukları takdirde. yenilmez bir kuwet olduk­ ları gerçeğ ini doğrulamaktad ı r. Milli ve sosyal devrimler süreci. emper­ yalizmin egemenlik sürd ü ğ ü her yerde olgun laşmaya devam etmektedir. Ne azg ı n a nti-komünist propaga nda. ne demagojiler ve şantajlar. ne ba rbarca bombardımanlar ve yığınla insan kırma saldırı l a rı. hiçbir şey . h a l kları n h ü rriyet ve ôdil bir toplum düzeni u ğ rundaki savaşının ateşin i söndüremiyecektir. Milli ve sosyal devri mler gerekli g ücü edinecek ve sosyal-ekonomik kanuniyetler zorunluğu olara k patla k verecektir. Ve bu. d ünyada milli ve sosyal bakım d a n esir birtek h a l k kalmayasıya kadar deva m edecektir (Alk/ş/ar). 398


Son yirmi y ı l ı n tecrübes i n i n gösterdi ğ i g i bi, bu savaşta çözümleyici etken d ünya sosyalist sistemidir. Dü nyada büyük politik otoritesiyle, tüken­ mez ekonomik g ücüyle. en yetkin savaş tekniğine sahip yenilmez ordusuyla yüce Sovyetler Birliğinin varl ı ğ ı ve emperyalizmin karşısında ya lçın b i r kaya gibi dikilmesi i n sa n l ı k i ç i n gerçekten b ü y ü k bir bohtiya rlıktır. Siz, Sovyet insa n l a rı, d ünyada insa n l ı ğ ı n m illi ve sosyal ezgiden kurtu l ması, h a l kların n ü kleer bir felôkete uğra m a kta n kurtarı lması mücadelesin i n başlıca y ü k ü n ü omuzlarında taşıya n l a rs ı nız. B u n u n sizlere neye malaldu­ ğ u nu iyi b i lmekteyiz. Siz üzerinize aldığınız ödevi lôyıkiyle yerine getirerek, Sovyetler Birl i ğ i n i n bütün politikasına sinmiş olan ateşli proleter enter­ nasyonalizmine yeni ve parlak bir kanıt ortaya koymuş oluyorsunuz (Coş­ kun ve sürekli alkışlar). Değerli Sovyet kardeşlerimiz, bu hizmet ve rol ü ­ n ü zü derin bir takdirle kö rşı lıyan bütün ilerici insanlı k sizlere yürekten m i nnetta rdı r (Sürekli alkışlar). Amerikan emperyalizminin Güney-Doğu Asyada g i riştiği hunhar saldırı ­ d a n ötürü Sovyet ha l k ı n ı n ve bütün ilerici insa n l ı ğ ı n duyduğu endişeyi Bulgar halkı da paylaşmaktad ı r. Memleketimiz, kardeş Viyetnam halkına, yurdunu gaspetmeye kal kışon l a ra karşı savaşında, gücümüz n ispetinde en büyük yard ı m ı ya pmıştır ve bu yard ı m ı na bundan sonra do deva m edecektir. Parti mizin devrimci geleneklerine sadakatle bağlı olan biz Bulga r komü­ n i stleri, ve bütün halkı m ız, d ünya barışını koruma ve d ü nyada sosyal i ler­ leme savaşına bundan sonra da en a ktif şekilde katılacağız: sosyal ist ü l keler a rası nda işbirliği ve karşılıklı ya rd ı m ı daha do geliştirmeye hizmet payı m ızı kataca ğ ı z : ha l kların m i l l i bağımsızlık savaşları nı, şimd iye kada r olduğu gibi, canla -başla destekliyeceğiz; toplumsal düzenleri ayrı devlet­ ler a rasında barış içinde yanya na yaşamayı öngören Len inci prensip temeli üzerinde ve tarafların menfaatlerine uygu n i lişkiler kuru l masına yard ı m edeceğiz (Alkışlar). Sizi tem i n ederi m ki, değerli yoldaşlar, dostlar, bu savaşta darma - a nca beraber, kanca beraber - sizlerle, Sovyet komü­ n i stleriyle, Sovyet h a l kıyla omuz omuza olacağız (Coşkun ve sürekli 01-

kışlar). Dünyada komünistlerin ve bütün ilericilerin saflarını sıklaştırmaları, emperyalizme karşı tekcephe kurup yığ ı nl a rı harekete getirmemiz, M a rk­ sist-Leninist prensipleri ve proleter enternasyona l i z m i n i daima ve şaşma­ dan kılavuz edinmemiz yaşadı ğ ı m ız bu çağ ı n ona buyruğudur. Biz, Sov­ yetler Birliği Komün ist Partisinin ve diğer kardeş partilerin, milletlerarası komü nist ve işçi hareketinde M arksist-Leni nist birliğ i sağlamlaştırma yo­ l u nd a ki sebatlı ve samimi çabalarını seıômlarız. Bu yolda, biz de, dün­ yada komü nistler ordusunun azami birliğe ve savaş yeteneğine sa hip olması, tarihsel kurtarıcı ve yapıcı ödevini yerine getirebilmesi için, elimiz ­ den gelen her şeyi yapacağız (Sürekli alk/şlar).

27

399


Sovyetler Birliği ile gelişme yoluna yeni giren ülkeler arasında iktisadi işbirliği

Mihail Pankin Bug ü n kü şartlar içinde, Sovyetler Birliği için, i ktisadi a l ı ş-veriş fevka­ Idde önemli bir faa l iyet a l a n ı teşkil etmektedir. Bu a lışverış, b i r yandan, d ünya işbölü m ü n ü n sağladığı faydalar yolu i le, i ktisadi gelişme tempo­ sunu hızlandırm a kta ; öte yanda n, d ünya toplumsal birliğini g üçlen d i r­ mekte, m i l l i ve toplumsa l ku rtu l uşları veya siyasi ve i ktisadi bağı msızlık­ ları u ğ runa savaşan halkıara ve devletlere g ünden güne o rtan i ktisadi ya rd ı m l a r sağl a m a ktadır. SBKP-n i n XXiii. Kongresi, yeni Beş Yıl l ı k Pldn dönemi içinde (1 966-1 970) bu alanda yerine getirilecek ödevlerin büyük önemini hatırlatmıştır. özel­ likle «gelişme yolu n a yeni g i re n ü lkelerle i ktisadi işbirliğ i mizi genişletmek üzere, tica ret i l i şkileri n i n g üçlenmesi ; bu ü lkelerin i ktisadi a l a ndaki bağ ı m ­ sızlı klarını kuvvetlendirme a macını güden i ktisad i v e tek n i k yard ı m ı n sağ­ l a nması» noktaları üzerinde d u rulmuştur. Sovyetler Birliği ile, Asya, Afrika ve Ldtin Amerika ü l keleri a rasında yapılan a lışveriş i n gel işmesi, sosyal i st ül kelerle "üçün cü d ünya» ü l keleri a rası nda 1 955 yıllarında kuru l a n iktisadi işbirliği siste m i n i n gelişmesine bağ l ı d ı r. Sovyetler Birliğinin bu alanda geriştiği tecrübe, bu süreci yöne­ ten, d ünya sosyalist birliği temelinde bulunan i ktisadi, siyasi ve toplumsal prensiplere td bi, bir ta kım genel kanunlarla özetleneb i l i r. öte yan d a n bu tecrübe, Asyada, Afrikada ve Ldtin Amerikada gelişme yoluna yeni g i re n ü l kelerle, sosyalist d ü nyanın en büyük sanayi devleti arasındaki işbirl i ğ i n i n gelişmesini, b u gelişmenin spesifik (kendine özgü) niteliğini aksettiriyor.

Bu işbirliğinin itici güçleri

Bu son yıllar içinde, Sovyetler Birliği i l e gelişme yol u n a yen i g i ren ü l ke­ ler a rasındaki tica ret i l işkileri, hızla gelişmiştir. örneğ in, 1 955 ile 1 965 yılları a rasında a lışveriş 6 kat artmıştır. Sovyet dış tica retinde «üçüncü d üny a» ü l kelerine d üşen, pay, aynı süre içinde % 5'den % 1 1 'e yükselmiştir. Bugün Sovyetler Birliği ile bu ü lkelerden SO'i a rasında tica ri ve i ktisadi i lişkiler mevcuttur. (Ostelik, 1 955 yılı nda bu ü l kelerden sadece S'i i l e devlet d üzeyinde a nlaşmalar mevcut i ken, bugün bu sayı 40'a yükselmiştir.) 400


Emperyalist propa ganda bu hızlı a rtışı Sovyetler Birli ğ i n i n tek taraflı olarak yaptığı teşebb üsleri n sonucu, «komü nizmin i ktisadi», «sızması�, hattô gelişme yolu na yeni g i ren ü l keleri eline geçirmeyi a m a ç edinmiş b i r ..i kti­ sadi savaş» olarak göstermeye çabalıyor. Emperyalizmi savun a nlar, bu s ü recin, d ünya i ktisa di i l i ş ki lerindeki gelişme n i n i htiyaçlarına bağl ı , em­ peryalist a leyhtarı savaşın normal sonucu olan, kaçın ı lmaz bir s ü reç olduğunu kabul etmek istemiyorlar. Sovyetler Birliği i l e gelişme yoluna yeni g i re n ü l keler a rasında dolaysız ilişkiler kurma zorun luluğu uzun süreden beri duyulmaktaydı. Daha i ki nci Dünya Savaşından önce, Sovyetler Birliği Asya, Afrika ve lôtin Amerika ü l kelerinden çok büyük m i ktarda gıda maddeleri ve i ptidai ma�de ithal ediyordu. Ama bu malla rı doğrudan doğruya üretici ü l kelerden deği l de, Batı firmal a rı vasıtasıyla a ncak olabiliyordu. Çünkü söm ü rgeci devletler, sömürgeleri n i n, i l k sosyalist devletiyle temas kurmamaları için ellerinden geleni yapıyordu. Sömürgeci sistemlerin yıkılması i l e, üçüncü d ü nya ü l kekelerinde, Batıl ı firmaların a racılığından ku rtu lma i steğ i bel i rd i . H i ç şüphesiz, gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelerin hepsi, bağımsızlığa kavuşur kavuşmaz, dış tica ret a l a n ı nda egemenl i k haklarını elde edemiyor. Çoğu zaman, yeni şartlar içinde, sömürgeci ler geleneksel siyasetleri n i deva m ettiriyorlar, yan i bu genç devletleri Sovyetler Birliğinden ve bütün üyle sosyalist d ü n ­ yasından u z a k tutmaya çalışıyorlar. Ellerinde bu a maçları n ı gerçekleştire­ cek kozla rı çoktu r : Kukla hükü metlerin i ktidarda tutul ması, Batılı ş irket­ lerin tica reti e l i nde tutması, eski ve yeni sömürgecilerin gerek siyasi ve askeri, gerekse i ktisadi baskısı, başvurdukları yol l a rdı r. Ama Sovyetler Birliği i l e her türlü i ktisadi münasebete engel olan dev­ letleri n baskısı ve etkisi altında bulunan ü lkelerle Sovyetler Birliği a ra ­ sında i ktisadi i lişkilerin kuru l u p kuru l maması, len i n ' i n belirtiği g i bi , en n ihayet bir hükü meti n veya b i r sınıfı n isteklerine, keyfine bağ l ı d eğ ildir; I ktisadi münasebetleri yöneten d ünya ça pındaki genel kanunlara tabid i r. Bugün bu kanunların etkisiyle, Sovyetler Birliği i l e i ktisadi işbirliği yoluna g iden az gelişmiş ü l ke sayısı g ittikçe artmaktadır. Bununla beraber, sömü rgeci sistemin yıkılışı, Sovyetler Birliği ile iktisad i i l işki kurma i m kô n ı na yol açmakta n daha önemli b i r sonuç doğurmuştur : Sömürgeci köleli k siste m i n i n yıkılmasıyla üçüncü d ü nya ü l keleri n i n ve halkları n ı n hayatında, Sovyetler Birliği ve d iğer sosyal ist devletleri i l e iktisadi işbirliği yürütülmeden, çözümlenmesi i m kônsız-hiç d eğilse çok çetin - olan bir takım soru n l a r meydana çıkmıştır. Bu soru nlar, sömü rgeci­ l i ğ i n i ktisadi kal ı ntılarına karşı yürütülen savaş şartları içinde belirmiştir. Bu savaşta, gelişme yolunda yeni g i ren ü l kelere i k i yönl ü b i r ödev düşüyor. B i r yandan, sömü rgeci l i k devrinde kaybolmuş i ktisadi bağı msız­ lığa ; m i l l i kaynaklara istedi kleri g i bi tassarruf etme, ekonomi leri n i n ve k ü ltürleri n i n gelişmesin i hızl a n d ı rm a k üzere bu kaynakları kullanma ege401


menliği n e kavuşmaları bir zoru n lu l u ktur. Ote yandan bu ü lkeler. geri kal­ mış ve yoksul d u rumlarına son vermek. söm ü rgeeilerin m i l l i ekonomiye. maddi ve ma nevi kültüre. ezgi a ltında yaşattıkla rı halkların sağ lığına. refa hına verdiği büyük za ra rl a rı ka patmak. m i l l i ekonomide hızlı ve de­ va m l ı bir gelişme sağ layacak şa rtları yaratmak zorundadırlar. Bu şartl a r içinde. gelişme yoluna yen i g i ren ü l kelerin. bu iki yön l ü zorunluluğu yerine getirmek üzere. h e r çeşit i ktisadi m ü n a sebet kurmak istemeleri çok tab i i d i r. Oste l i k. ü retici güçleri n i n bugünkü gelişme seviyesi şartları içinde. üçüncü d ünya. daha gelişmiş ü l kelerin maddi kayna kl a rın­ d a n yard ı m u m ma k. bu ü l kelerin geçirdiği tecrübelerden yara rl a n m a k zorundadır. Oysa. bu i ktisadi bağı msızlı k isteği. az gelişmiş, ü lkelerle e mperya l ist devletler a rasında açık çatışmalara yol açıyor. Emperyalist ü l kelerdeki tekeller sömürgeei imtiyazlarından. üçüncü dGnyayl sömürme i m kô nl a rı n­ d a n vazgeçmek n iyetinde değ i ld i r. Oçüncü d ünya ü l kelerinde ş iddetle duyulan dış yard ı m ihtiyacını f ı rsat bilen em peryal i st devletler. bu ü l kele­ rin iç işlerine karışa bil iyor. yeni yeni i mtiyazlar. yen i yeni kazançlar sağ­ lıyabiliyor. Böylelikle. gelişme yol u n a yen i g i ren ü l keler için. kapita l i st d ü nya pazarı kaynakları n ı. kendi çıkarlarına göre. kullanma i m kônları pek azdı r. Bu d u ru m u açı kça belirten. düşündürücü b i r örnek Hindistan örneği d i r. 1 950 yıllarında bu ülke. petrol soru n u n u n çöz ü m ü n e gelişmiş kapitalist ü l kelerin katılmasını istedi. Uzun. bıktırıcı pazarlıklard a n sonra. H i nd istan m i l l i petrol ekonomisini gelişti rmekten vazgeçmek zorunda kaldı. Ameri­ kan ve I ng i liz tekelleri n i n malı olan üç rafineri n i n topraklarında kurul­ masına razı oldu. Böylelikle H i ndista n biraz dövizden tasa rruf etti. petrol ürünleri n i ithal edeceğine. daha ucuza mal olan ham petrol ithal etti. ' Ama tekeller Hind istan pazarı ndaki d u ru mlarını bir kat daha kuvvetlen­ d i rd i . I ktisa d ı n ı n bu derece önemli. hattô hayati bir a la nında. H indistan Batıya bir kat daha tôbi oldu. Sovyetler Birliği ile ve diğer sosyalist devletlerle i l işki kurarken. gelişme yoluna yeni g i ren ü l keler bu gibi sorunlarl a karşılaşmıyorlar. Sosya list devletlerin üçüncü d ünya ü l kelerine karşı izled i ğ i i ktisadi politi ka ; dün­ yada devrimei dönüşümler sağ lamak üzere yürüttükleri mücadele. sosyal i st güçlerle m i l l i kurtuluş ha reketi n i n ortak menfaatlerinden ilham a l m a kta­ dır. Bu prensipten hareket eden Sovyetler Birliği . genç ü lkelerin iktisadi bağımsızlık istekleri ni. bütün g ücü ile desteklemektedir. On yıl önce b i r Hindista n gazetesi Sovyetler Birliği n i n bu alandaki dostane davranışları i l e eski sömürgeci devletlerin tutu mu a rasındaki büyük farkı belirtiyord u . "Pakistan Times» gazetesi de geçenlerde. Sovyetler Birliği ile yürütülen i ktisadi işbirliği sayesinde «daha önce borç verenlerin (ya ni emperyalist devletlerin) kredi vermeyi reddettikleri için başarıya uğra mayan b i r çok önemli proj i ni n » bugün artık gerçekleştiği n i yazıyordu. 402


Böylelikle, emperyalizmin sömü rdüğü halkların i ktisadi kurtuluş mesele­ sinde, sosyal ist devletlerle üçüncü d ü nya ü lkelerin i n beni msedi ğ i o rta k tutum, Sovyetlerle, Asya, Afrika, Latin Amerika ü l keleri arası ndaki i ktisadi işbirliği i lişkileri n i n gelişmesi nde ve kuvvetlenmesinde başl ıca itici g ü çtü r. Şu noktayı da bel i rtmeliyiz : Bu n itel i k devamlı bir etkendir. Çünkü Sov­ yetler Birliği, halkların i ktisadi ve siyasi kurtuluşu u ğ ru nda yü rütülen savaşı d a i m a desteklemiştir. Daha 1 9 1 9 yılında, Leni n ' i n başka n l ı ğ ı nd a topla nan Rusya Sovyetler Vii. Kongresi, ezgi a ltında yaşayan, .. utanç bil­ m iyen emperyalist zorba l ı k ve istismarı»na karşı savaşan milletlerle ilgili özel bir kara r a lıyordu. Bu kararda Kong re, ..Rus işçi ve köylüleri n i n bu m i l letlere ma nevi olduğu kadar maddi b i r destek sağ la maya kararlı 0 1 dukları»nı bel i rtiyordu. 1 966 yılı nda da SBKP XXi i i . Kongresi bir kere daha şu noktayı bel i rtmiştir : ..Sovyetler Birliği, diğer bütü n sosyalist devletler g i bi, u lusal ve toplu msal kurtuluş uğru nd a savaşan halklara ; Asyada, Afrikada, Latin Amerikada siyasi ve i ktisadi bağı msızl ı kl a rı n ı koru m a k istiyen, gelişme yolu n a yeni g i rmiş g e n ç devletleri desteklemeyi, eskiden beri enternasyonalizmin başl ıca ödevi olara k bil mektedi r... Emperya l izme karşı yürütülen savaş içinde, üçüncü d ünya ü l kelerinde, d ünyayı sosya l ist temeller üzeri nde yen iden kurma eğ i l i m i kuvvetlendikçe, sosyalist d ünya i l e yapılan i ktisadi işbirl i ğ i n i n geliştiri l mesi, bir zoru n l u l u k haline gelmektedi r. Bu soru n l u l u ğ u n nedenleri, m ü l kiyet i l işkilerinde mey­ dana gelen derin değişikl iklerden doğ a n yeni i htiyaçlar; toplumsa l kal­ kınma yolu n a gerçekten g i ren ü lkelerde, meydana çıkan yen i toplu msal gelişme kanunlarıdır. SBKP Merkez Komitesi Biri nci Sekreteri Brejnev yoldaşın dediği g i b i : «Sosyalizmi amaç edinen genç devlet sayısı n ı n g ü n ­ d e n güne a rtması, dostlu k v e işbirl i ğ i i l i ş kileri kurmamıza çok elverişli şartlar yaratmaktadır ...

Çok etkili bir işbirliği Gelişme yolu n a yen i g i ren ü l kelerin Sovyetler Birliği ile yürüttüğü i kti­ sadi işbirliği oldukça önemli ölçülere varmaktadır. 1 965 yı l ı nd a karşılıklı alışverişin değeri. 1 ,6 m i lya r rü bleye varmıştır. Sovyetler Birliğ i n i n, bu ü l kelere sağ ladığı kred ilerin tutarı, 3,5 m i lya r ru ble yükselmiştir. Sovyetler Birl i ğ i n i n ya rd ı m ı ile 600'den fazla fabrika, baraj vb. kurul muştu r veya kurulacaktı r. 1 0.000 kadar Sovyet uzma nı, en çeşitli i ktisadi, tekn i k ve bilimsel sorunların çözümlenmesine, yeri ne yard ı m etmektedir. Ama bu i l işkileri kuran ü lkelerin, bu işbirl i ğ inden elde ettiğ i sonuçl a r ha kkında f i k i r edinebilmemiz için, va rı lan d üzeye veya sağ lanan sayı lara bakmamız yetersiz kalır. I ktisadi yard ı m konusunda em perya list devlet­ lerin ..liderliği ni» ispatl a m a k istiyen Batı p ropagan dası, daha çok sayı lara dayanma ktadır. Ama m i lletlerarası i ktisadi a l ı şverişte bir özellik vard ı r : bu a lışverişin hayım olara k a rtması, taraflara sağ lanan faydaları n mut­ l a ka aynı oranda ve aynı değerde artması demek değ i l d i r. Kapital ist d ü nya ticaretindeki tecrübeler, bize bunu göstermektedi r. 403


Bu gerçeği hesaba katarak, m i l l etlerarası i ktisadi alışverişin fayd a l a rı n ı büyük b i r di kkatle ölçmemiz gerekiyor. I ktisadi v e topl u msal sistemleri, gelişme seviyeleri, a lışverişin i ktisadi hayatlarında oynad ı ğ ı rol ba kımın­ d a n birbirinden çok farklı olan i k i ü l ke için, aynı ölçüleri kullanomayız. Bu yazımızda teferruata g i remiyeceği mize göre, şu noktayı belirtmekle yetineceği z : Sosya l i st devletler için a l ışveriş i n fayda larını ölçerken başvu­ rulan ölçüler, topl umsal emekte tasarruf ve vakitte kazançtır. Gelişme yoluna yeni g i ren ü l keler için ise, mesele, i ktisa d i bağı msızl ı ğ ı n korun­ ması, i ktisa d i gelişme tempoları n ı n hızlandırı lmasıdır. Emperyalist devlet­ leri ilgilendiren meseleye gelince, kaza nç hacmi ve oranı, yabancı ül keler­ deki yatı rı m l a rı n sağladığı, kar, siyasi kaza nçlard ı r. Gelişme yoluna yen i g i ren ü l kelerle Sovyetler Birliği a rasındaki iktisadi işbirl i ğ i n i n, üçüncü d ünyaya sağ ladığı fayd a l a rı n başl ıca etkenleri n i burada i n celiyel i m : Sovyetler Birliği ile iktisadi işbirl i ğ i yapan az gelişmiş ülkeler Sovyetler Birliğinden sağladıkları kaynakları istedikleri gibi , kullanabiliyor. Oysa gelişmiş kapita list ü l kelerle kurdukları i ktisadi i lişkiler için, d u ru m b a m ­ başkadı r. örneğ i n , Ameri k a n ı n, gelişme yolu n a yen i g i rmiş ü l kelere yap­ tığı i h ra catın % 60'i, Ameri kan tekel leri n i n bu ü l kelerdeki şubelerine g ider. Hiç şü phesiz, üçüncü dünya ü l keleri için, i ki i lişki sistemi arası ndaki fark fevkalade önemlidir. Çünkü bu ü l keler içi n asıl a maç, bu a l ışverişten, i kti­ sadi bağı msızl ıkları n ı sağ l a m a k üzere faydalanabil mektir. Bu ba kımdan, gelişme yoluna yen i giren ü l kelerde Sovyet/er B i rliği n i n yard ı m ı i l e gerçekleşmeye başlayan ekono m i k planları n n itel i ğ i büyük anlam taşı m a ktadı r. Çoğu zaman, yap ı l a n işler daha çok teknik ve bi/im işleridir. örneğin, Hindistan'da, Bhi lay'da kuru l a n demir-çeli k fabrikası, Rantehi'deki makine fabrikası, Suratga ha'daki maki neleşti ril m iş devlet çiftl iğ i ; ıskenderiye'deki gemi tezgah ı ; Afganistan'da kuru l a n ekmek fa bri­ kası, G üney-Doğu Asya n ı n ve Yak ı n Doğu n u n en büyük kuruluşları a ra ­ sında yer a l ı r. Birleş i k Arap Cumhuriyeti nde yapılan Assuvan barajı ise, dünyada eşi ol maya n bir teşebbüstür. Gelişme yoluna yen i g i ren ü l ke­ lerde bugün Sovyetler Birl i ğ i n i n yard ı m ı i le, bi rçok işletme, bi rçok m ües­ sese kuru l ma ktad ı r. Bunlar, bu bölgelerde, devri mizin tekniğini temsi l eden, yüksek prodüktevitel i i l k müesseselerdir. öte yandan, Sovyetler Birliğ i n i n gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelere sağ ladığı yard ı m daha çok, yerli kaynakların rasyonel bir şekilde kullan ı l ­ m a s ı n ı sağlayabilecek büyük iktisadi kombinatlarm kurulmasın a ayrı l m a k­ tad ı r. Bu özell i k büyük a n l a m taşıyor. örneği n Hi ndista n, Sovyetler B i rl i­ ğ in i n yard ı m ı i le, dem ir-çelik sanayiinde k u l l a n ı l a n madenieri işletecek hale geldi, demir cevheri ü reti m i n i ve a ğ ı r sanayi donat ı m ı n ı büyük ölçüde d üzeniiyebiidi. Çok büyük elektrik santralleri, maden cevhelerin i işliyecek fabrikaları içine a l a n bu dev kombinatlar, Hindistana kendi kayna klariyle a ğ ı r sa nayi i n i geliştirme i m ka n larını sağl a m a ktadır. 404


Amerikan ha ber servislerinin iddiasına göre, H i ndista n ı n sanayi geliş­ mesine en çok yard ı m eden ü l ke, Amerikad ı r. Bu iddia karşısında, bu Amerikan «yard ı m"ının, birkaç elektrik santra l i nden başka, Hind istana gerçekten önemli her hangi bir sanayi m ü essesesi sağ lamamış olması, gerçekten şaşırtıcı d ı r. Amerika g i bi, Sovyetler B i rliğ i H i n d istan ı n elektrik üretim i n i geliştirme­ sine yard ı m ediyor. 1 965 y ı l ı n ı n sonlarında, Savyetler Birl i ğ i n i n yard ı m ı i l e kurulmuş veya kuru l m a kta olan santral lerin g ü c ü , 2,7 m ilyon Kw. a yükseliyordu. Ameri k a n ı n yard ı m ı i l e kuru l a n bütün .santrallerini gücü ise 6,6 milyon Kw. i bulma ktadı r. Ama şimdi yine Sovyetler Birl i ğ i n i n yard ı m ı i le kuru l m a kta o l a n a ğ ı r elektrik donatı m ı fa brikası, h e r y ı l ayrıca 2,7 m i l­ yon Kw. Sağlıyacaktır. Bu sayı lar, hangi tarafın Hindistana daha büyük faydala r sağladığ ı n ı göstermektedir. Gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelere, Sovyetler Birliğ i n i n sağladığı maddi ve mali kaynakların en büyük kısmı, üretim gelişmesine ayrı l m a ktad ı r. Asya, Afrika ve Lôtin Amerika ü l kelerine yapılan Sovyet i h racat ı n ı n % 5-7'i a ncak en önemli tüketim m a l l a rı n a ayrı lmaktad ı r. Ost tarafı, makine, donatım malzemesi, sanayide kullanılacak i ptidai maddelere ayrılıyar. Az gelişmiş ü l kelerle yapılan i ktisadi ve teknik yard ı m a nlaşmaları n ın % 70' i , sanayiin gelişmesi i l e i l g i l id i r. Bu da tesaddüf değ i l d i r : emperyal ist devlet­ lerin a ksine, Sovyetler Birliği, üçüncü d ü nya ü l keleri n i n dışa rdan sağla­ dıkları m addelerin, i ktisatl a rı n ı n baştan aşağı yeniden kuru l masına ayrı l ­ maları n ı ister. Sovyetler Birliği bu ü l kelerde devlet sektörü n ü n gelişmesine yardım eder. Oysa Amerika n ı n prensipi, «sosya l ist görüşleri a n d ı ra n" pro­ jelerin gerçekleştiri l mesine yard ı m etmemektir. Gelişme yoluna yen i g i ren ü l kelerin sanayi leşmesi kanusunda da d u ru m aynıdır. Sovyetle r Birliği b u ü l kelerin milli bir endüstri kurma isteklerin i daima destekler. Kurulaca k endüstri nin, i h ra ç ettiği mallarla rekabet ed i p etmiyeceğ i n i düşünmez. Oysa emperyal ist devletler, bu hesabı ya parak, üçü ncü d ü nya ü l keleri n i n yerli sanayi kurma isteklerine karşı koyarlar. Yabancı bir memleketle kuru l a n ticari münasebetleri ta m olara k değer­ lendirmek için, gelişme yol u n a yen i g i ren ü l kelere, satın a l m a zorunda kaldıkl a rı dış madde ve ma lzemenin kaça mal olduğunu beli rtmek ıôzım. Burada bu soruyu ceva pl a nd ı rm a k güç olur, çünkü kaza nçları ve masraf, ları karşılaştı rmak yetersiz olur. Bazı noktaları beli rtmekle yetinelim. Sovyetler Birliği nden a l d ı kl a rı mallara, kred i lere, yardı m l a ra karşı. üçüncü d ünya ü l keleri Sovyetlere özel haklar ve imtiyazlar ta n ı m a k zo­ ru nda bırakılmıyor. Sovyetler Birl i ğ i , kuru l a n işletmelerin kazancına veya yöneti mine katı l m a k ; bu ü l kelerin topra klarında kendi işletmelerin i kur­ mak gibi, kapitalist dünya devletleri n i n her zaman şart koştukları tek­ taraflı kaza nç ve i mtiyazlard a n hiç birinde hak iddia etmiyor. Gelişme yol una yeni g i ren ü l kelerin tica ret bilô nçosunu i n celersek, Sovyetler B i r­ l i ğ i ile yaptı kları a lışveriş i n daima bu ü l kelerin lehlerine olduğunu görü­ rüz. Bunun nedenleri şunlardır : Gelişme yoluna yen i g i ren ü l kelerle Sav405


yetler Birliği a rasında yapılan anlaşmalarda, emperyalist devletlerle a kte­ d i lmiş a nlaşma lara göre ka r hisseleri n i n ve kazançların (bunlar her yıl 3 m i lyar doları bulmaktad ı r) döviz olara k d ışarı çıkarılması gibi, ü l keye çok pahal ıya m a l olan şartlar bulun maz. Ote ya ndan, Sovyet kredileri, 1 0-1 5 yı l vadeli, % 2,5-3 faizlidir ve ka pita l ist devletlerin verdiği kredi­ lerden çok elverişlidir. Çünkü bu devletler, ya daha yüksek yahut da çok daha uzun süreli faizler istemektedir. Orneğ in, 1 962-1 964 yılları içinde 5 büyük e mperyalist devlet - yani Amerika, Ingiltere, Federal Almanya, Fransa ve Japonya'in üçüncü d ü nya ü l kelerine verd iği kredi leri n ya rısı n ­ d a n fazlası, % ;3 fa izli i d i . lJçte biri % 5 veya daha yüksek fa izli i d i . M a rt 1 966 sonl a rında, Dü nya Kalkınma v e Gelişme Bankası, a z gelişmiş ü l kelere verdiği kredi lerin iskonto haddini % 5,5 den % 6'ya yükseltmiştir. Sovyetler Birl i ğ i n i n sağ l a d ı ğ ı i ktisa d i ve tekn i k ya rd ı m ı n elverişli şa rt­ ları, az gelişmiş ü l kelere büyük b i r döviz tasarrufu temi n etmektedir. Orneğ in, Seylanda, Sovyet uzman l a rı n ı n hazırl a d ı ğ ı demir-çelik fabrika­ s ı n ı n projesi, Batıl ı firm a l a ra veri l d i ğ i tekdi rde, üç kat daha pahal ıya çıka rd ı . Yürütü len işbirliğini değerlendiri rken, vakit faktörü de çok önemli b i r ölçü olabiliyor. Bazı sipa rişlerin yerine getirilmesindeı öze/ kapitalist fir­ malar bazan daha ça buk çalışabiliyor. Ama gelişme yol u n a yen i g i ren ü l kelere yard ı m konusunda, büyük iktisadi soru n la rı n çözü mlenmesinde, Sovyetler Birl i ğ i nde dış ticaretin devlet tekelinde bulun ması, sosyal ist ekonom i n i n p l a n l ı oluşu, çok büyük faydalar sağ l a m a ktad ı r. Bu işbirliğinin perspektifleri ne/erdir?

Sovyetler Birl i ğ i i l e Asya, Afrika ve Latin Amerika ü l keleri a rasındaki iktisadi i lişkiler çeşitli yönlerden gelişmektedi r. Bu ilişkiler bugün şu şekil­ leri a l ma kta d ı r : Kliring a n laşmaları , kredi a nlaşmaları, teknik ya rd ı m. kadrola rı n yetiştiril mesine ya rd ı m , m a l ve yolcu nakliyatı, banka mua me­ latı a l a n la rında işbirliği vb. Sovyetler Birl i ğ i n i n kurduğu iktisadi müna­ sebet sistemi, d ı ş ticaretin ka mulaştı rıl m ı ş oluşuna dayandığı için, çeşitli işbirliği şekilleri n i n birliğ i n i bağlıyor; bu birlik ise, bütün b u şekillerin koordi nasyonuna i mkan veriyor; her şeki ldeki özelli kler, başlıca soru n ların çözümüne ta bi tutul uyor, bütün çabal a r en önemli sektörlerde toplanıyor. Kooperasyon u n ya pı s ı nda ki başltea özellik, çeşitli l iğidir. Sovyetler Bir­ l i ğ i n i n yardı m iyle, gelişme yoluna yeni giren ül kelerde 45 makine ve madeni eşya fa brikası, 20 kimya ve petrol-ki mya fa brikası, kombinaffar. demir ve çeşitli maden sanayi fabrika ları ve atelyeleri, 30 kadar elektrik santra l ı , hafif sanayi ve g ıda sanayii a l a n ı nda 70 kadar işletme, 1 00'den fazla tarı m işletmesi, posta-telegraf. ulaştırma a l a n ı nda birçok işletme. 1 00 den fazla sağ l ı k. öğ reti m ve a raştırma enstitüleri kuru l muştur veya kuru l m a ktad ı r. Gü nden güne a rtan ma kine. donatı m, yarı-mamul madde. 406


iptidai madde, uçak, otomobil, traktör, madenIer, kimiyevi ü rü nler, inşaat m a lzemesi m i ktarı n ı burada ayrı ayrı vermemize i mkôn yoktur. öte yandan, gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelerde, m i l l i ekonominin önemli koll a rı i l e Sovyetler Birl i ğ i n i n m a m u l eşya sanayii arasında, Sov­ yetlere ithal edilen m a l l a r yolu i l e büyük bir işbirl i ğ i yürütül mektedi r. Bu yönü n önemini a n l a m a k için şu sayılara baka l ı m : Afganistan ı n yaptığ ı i h racatın % 30'u, Birleşik Arap Cumhuriyetinin yaptığ ı i h racatın % 20'i, Hindista n ı n ya ptığı ihracatın % 1 0'u Sovyetlerle yapı l ma ktad ı r. Bu oran, bazı koll a rda daha da yüksektir. Böylelikle, gelişme yol u n a yeni g i ren ü l keler, Sovyetler Birliğinin hafif sanayi ve gıda sanayii işletmelerine ge­ reken i ptidai maddelerin, Sovyet h a l kı n ı n g ü nden güne a rta n i htiyaçları­ n ı n bir kıs m ı n ı sağla m a ktad ı r. Şekilleri nde, metotlarında, a maçlarındaki çeşitliğe rağ men, bu karşı­ l ı k l ı ya rd ı m l a ş m a n ı n genel hattın ı , başlıca yönelişini belirtmemiz ıôzım. Bu alanda elde edilen tecrübeler bize şunu göstermektedi r : Bütün çabal a r m i l l i ekonomilerin karşısına çıkan çetin soru n l a rı çözmeye ça l ışan üçüncü d ü nya ü l kelerine yard ı m amacını gütmektedi r. I ktisadi gelişmedeki en ived i l i i htiyaçları temin soru nu i I�, i ktisadi bağı msızlık u ğ ru n da yürütülen savaşın e n önemli kesimlerinde yabancı kontrolden kurtu lma zoru n l u l u ğ u sorunu, ilk plônda gelen sorunlard ı r. Bu temel meseleleri n çöz ü m ü i le, üçüncü d ü nya ü l keleri n i n iktisad i geliş­ mesi üzerinde teşvik edici deva m l ı etkiler sağ l a n a b i l i r. Bu ü l kelerin sanayi kalkın ması a l a n ında, haya l i bir önem taşıyan sorun, ü lken i n gelişmesinde, üret i m i zoru n l u l u k haline gelen endüstri kolları n ı n kuru l masıd ı r. B u ihtiyacı itha lôt yol u ile sağlamak, çok pahalıya m a l olur ve i ktisadi bağımsızlığı teh l i keye düşürü r. Sovyetler Birliği ile yürütülen işbirliği sayesinde çöz ü mlenen soru nlar­ dan biri, demir madenieri sorunudur. Az gelişmiş ü l keler sömü rge veya yarı söm ürge hali nde kaldıkça, d ü nya piyasasını a ra la rında ta ksim eden Batı lı çel i k tekelleri bu sömü rge veya yarı sömü rgelerde demir-çelik fabri­ kaları n ı n kuru l masına katiyen engel oluyorlard ı. 1 950 yıllarında burjuva basını nda sızan bazı haberlerden, Ameri kan çel i k tröstleri nin teşebbüsü i le, bu tekeller, gelişme yoluna yeni g i ren ül kelerde m i l l i bir demir-çelik endüstrisinin ku ru l masına engel o l m a k üzere, gizli b i r a n laşmaya va rdıkları a n laşıldı. Bu anlaşmanın etkileri, söm ürge cil i k boyunduruğundan i l k kur­ tulan Asya ü l kelerinde görü ldü. 1 940 yılları n ı n son u nda, ve 1 950 yılları n ı n başında, b u genç devletler, demir-çe l i k fabri ka la rı kurmak üzere, Batı lı devletlerden yard ı m istedi. Ama i n g i l iz ve Ameri kan sermayesi bu istekleri duymazl ı ktan geldi. Sahib Sing Sokay' ı n deyimiyle, « Sovyetler Birl i ğ i n i n i ş e karış masiyle d u ru m değ işiverd i . «Bhilay demir-çelik fabrika s ı n ı n kuru l ­ masiyle i l g i l i a nlaşma, Batı lı sermaye çevreleri n i n hesapl a rı n ı bozdu. Sonradan Sovyetler Birliği, Birl eşik Arap Cumhuriyeti, Endonezya, Sey­ lan ve Cezayirde, demi r-çel i k fabrika l a rı n ı n kurulması veya genişleti lme­ siyle i l g i l i birta kım a nlaşma i mzaladı. 1 955 de, Sovyetler Birliği Bokaro'da 407


yılda şimdi l i k 1 ,5-2 m i lyon ton, i leride 4,5 m ilyon ton çeli k üretecek i kinci bir fabrika kurmak üzere Hindistanla a nlaştı. Hindistanı n iktisadi bak ı m ı n­ dan bu yeni fa brika Bhilay fa brikasında n daha do önemli olacaktır. Bugünkü aşamada görülen başlıca özellik, gelişme yolu na yeni g i ren ü l kelerde, d e m i r-çeli k donatı m ü reti m i a l a n ı nda, Sovyetler Birliği n i n sağ­ ladığı büyük yardı m d ı r. Rançi'de k u ru l a n makine inşaat fabrikası, H indis­ tan ı n çel i k ü retimine bir m ilyon ton l u k b i r fazlalık sağlıyacaktır. Bu sonuçlar karşısında uysallaşan Batı l ı tekeller, Pakistan, Filipin, Fas, Tunus, N ijerya, Ha beşistan ve daha başka ülkelerde demir-çeli k fabrika­ l a rı n ı n kuru l masına ya rd ı m etmek zoru nda kaldılar. Sovyetler Birliği n i n petrol soru n u n u n çözümüne sağladığı büyük yard ı m­ lar da, üçüncü d ü nya ü l keleri i çi n önemli sonuçlar verdi. H indista n ı n bu konudaki teşebbüsleri n i n nasıl sonuçsuz kald ı ğ ı n ı daha yukarıda anlattık. Bu alanda, gelişme yol u na yen i g i ren ü l keleri n karşısına çıkan düşman fevkolöde g üçlüdür: Belirli petrol kaynakların ı n % 80'i n i : çı karıl a n ve kapitalist dünyada işlenen petrolün % 60' i n i ellerinde tutan 8 tane dev petrol tekeli. Bu tekellerin politikasında a maç, bir yandan petrol üreten ü l kelerde petrolün çıka rılmasını ve işlenmesin i : öte yandan, petrolsuz ü l kelerde, petro l ü n satışın ı ve dağıtı m ı n ı kontrol altında tutmaktır. Bu a maçla, bu tekeller, her yola boş vurarak, ş i m d i l i k petrol üretmeyen ü l ke­ lerde petrol a raştı rmaları n a engel oldu. Milli bağ ı msızlıkla, petrol sorun u fevkalöde büyük b i r önem kazandı. Ya kın Doğuda bu sorun, siyasi hayatın başlıca gücü haline geldi. Sovyetler Birliği, petrol teke l leri n i n hayasız d i ktatı na karşı açıkca cephe aldı. Sağladığı yardı m , muazzam ölçüler a ldı. Sovyet petrol a raştırma uzmanları Hindistanda 1 50 m ilyon tondan fazla bir üretim sağlıyabilecek 10 petrol bölgesi, Afganistanda büyük ölçüde tabii gaz, Bi rleş i k Arap Cumhuriyetinde ve Su riyede petrol tesbit ettiler. Moli'de de tabii gaz ve petrol olanakları meydana çıkarıldı. Bugün bu uzma nlar Pakistanda ve daha başka ü l kelerde çalışma ktadı r. Bi rçok ü l kede, yine Sovyetler Birli­ ğ i n i n ya rdı m ıyle, büyük modern rafineriler işlemeye başlamıştır veya kurul­ maktad ı r. Batı basınında b irkaç yıldan beri .. Ruslar üçüncü d ünya ü l kelerinde büyük bir petrol taarruzuna g iriştiler» g i bi lôflar ediliyor. Ama üçüncü dünya ü lkeleri ile b i rl i kte Batı n ı n petrol tekellerin e karşı yürütülen bir «taarruz» olduğu hiç söylenmiyor.

Sovyetler Birliği, gelişme yoluna yen i g i ren ü lkelerde yerli bir makine inşaat endüstrisin i n kuru l masına do yard ı m etmeye başladı. Bütün b u fabri kalar h a l e n kurulmakta d ı r : sağlıyacakları sonuçları n etkileri b i r süre sonra ancak duyulacaktır. Ama hiç şüphesiz, bu alandaki sonuçlar, yukarıda verilen örneklerden daha da önemli olacaktır. Çünkü yerli bir makine i nşaatı endüstrisi n i n varl ığı, dünya işbölümü çerçevesi içinde, az gelişmiş ü l kelerin duru m u n u baştan aşağı değiştirecektir. 408


Ta rım a l a n ı nda, Sovyetler Birliği i le yürütülen işbirliği üç büyük soru n u n çöz ü m ü i le karşılaşmakta d ı r : Ekilen toprak a l a n ı n ı n geliştirilmesi ; yeni toprakların işletilmesi ; topra kların veri m i n i a rttı raca k sulama sistemi n i n büyük ü retim sağlıyacak m a ki neleştirme sistemi n i n kuru lması. Assuan baraj ı n ı n i n şaatı, Birleşik Arap Cumhuriyetinde 840.000 hektar­ lık topra ğ ı n değerlendiril mesin i sağlıyacaktır. Bu baraj, ve ona bağlı sulama sistemleri sayesinde, işletilen toprak m i ktarı % 30, ta rı m üretim i i ş e % 40-50 a rta bilecekti r ( b u sayı lar 1 959 y ı l ı n a oranla hesa planmıştır). Yine Sovyetler Birliği n i n yard ı m ı ile Birma nya, Afganistan, Iran, Tunus. Brazzaville-Kongosu, ve Malide büyük sulama sistemleri kuru l m a ktad ı r. Gelişme yol u n a ye n i g i ren ü l kelerin karş ı laştı ğ ı soru n l a r a rasında e n önemlisi, h i ç şüphesiz, m i l l i kadroların yetiştiril mesi meselesidir. B u alanda d a , Sovyetler Birliği ile yürütülen işbirliği gözle görü n ü r son uçlar sağla­ m ı ştır. Bu son beş yıl içinde, fabrika ve işletmelerin kurulması, maki nelerin kuru l ması, ayarl a nması, işletilmesi a l a n l a rında, 1 00.000 den fazla kalifiye işçi ve ustabaşı kolaktif ve kişisel şekilde yetiştiri l m i ştir. Yukarıda saydığı mız soru n l a r gibi en önemli i ktisadi meselelerin çözüm ­ lenmesi, Sovyetler Birliği ile işbirliği y a p a n üçü ncu dünya ü l kelerin i n ge­ l işme pıanlarındaki başlıca a m açlard a n birini teşkil ediyor. Böylelikle, yanyana çeşitli ekonomi sistemleri bulundura n bu ü l kelerde, pıa n l a m a n ı n etkileri ç o k a rtıyo r ; devlet i ktisadi süreçleri a d a h a kolay ayarlıyobiliyor. Oçüncü d ü nya ü l kelerin i n toplumsal ve i ktisadi geleceği bakımından bu sonuçl a rı n ı <önemi hiç şüphesiz çok büyüktür. Bu işbirl i ğ i n i n kendine özgü niteliği, gelişme yoluna g i ren ü l kelerle Sovyetler Birliği a rası nda kuru l a n işböl ü münde de beli rmektedir. Sovyetler Birliği bu ü l kelere donatım ve iş malzemesi, özelli kle ma kine, ihraç etmek­ tedir. Tutarı g itgide ortan bu makine ve donatım m alzemesi, 1 958- 1 964 yılları a rasında 3 kat a rtıp 4 1 3 m ilyon rubieye varmıştır. Sovyetler Birli­ ğ i n i n i h raç ettiği donatım m a lzemesinin aşağı yüka rı üçte biri. üçüncü d ü nya ü l kelerine gitmektedir. Oysa 1 955'te bu ora n, a nca k % 10 du. Bu donatı m ı n aşağı yukarı üçte i kisi, Sovyetler Birl i ğ i n i n yard ı m ı ile kuru l a n sanayi işletmelerinde kullanılacak fabrika malzemesidir. Gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelerin Sovyetlere yaptığı i h racat ise, daha çok ta rım i ptidai maddeleri ve besin maddeleridir (kauçuk, pamuk, pirinç, ka kao) Bununla beraber, son yıllarda, bu i h racatta genç milli endüstrilerin ü rü nlerine d üşen pay oldukça a rtmıştır. (dokuma, ayakkabı, spor malzemesi. bazı makine tipleri vb.)

* Şimdiye kadar elde edilen sonuçlara bakı l ı rsa, bu işbirliğinin fevkaıade önemli ölçülere varocağı anlaşılıyor. örneğ in, herhang i bir sebeple, bugüne kadar Sovyetler Birliği i l e dolay409


SiZ i ktisad i i l işki kurmamış az gelişmiş ü lkelerin de bu işbirliğine katıl aca­ ğını tahmin edebi l i riz. Ama bu ilişkilerin daha. geniş ve önemli ölçü/er a l ması, daha d a m ü h im­ d i r. Sovyetler Birliği ile üçüncü dünya ü l keleri a ra sınd a yürütülen işbirli­ ğ i n i n bugünkü sonuçl a rı ve d u rumu, bu a l a ndaki bütün imkônlara ölçü rol ü n ü oyn ıyabilir. Meselô, Hindista n, Sovyetler Birl i ğ i n i n - sosya list d ü n ya dışı nda - en önemli müşterisi haline gel miştir. Ostelik, yeni i mzalan a n tica ret . a nlaşması n ı n hükü m lerine göre, Hindistan-Sovyet a lışverişi 1970 yılına kadar iki kat a rtacaktır. Şimdiden çok büyük bir tutara varan Bir­ leşik Arap Cum h uriyeti - Sovyetler Birliği a l ışverişi 1 970'e kadar bir buçuk kat a rtacaktır. Son za m a n l a rda imza l a n a n a n laşmalarda Sovyetler Birli­ ğinin Pakista n'la, I ra n'la, ve Türkiye i l e yürüttüğü ticari işbirl i ğ i n i önemli ölçüde geliştirecektir. Kuveyt, Yemen Suudi Arabistan, O rdün, Kenya, Brazzaville-Kongosu ile yü rütülen ticari münasebetler de gelişmeye yüz tutmuştur.

Gelişme yoluna yeni g i ren ü l kelerle yürütülen ticari ve i ktisadi i lişkilerde deva m l ı bir a rtış sağlamak için en etkil i yol uzun vadeli ticaret a nl a ş­ m a l a rı d ı r. Bu alanda şu noktayı belirtmekle yetineli m : 1 959-1964 yılları a rasında Sovyetler Birl i ğ i ile uzun vadeli anlaşmalar i mzal a m ı ş o l a n ü l keler!e y a p ı l a n alışveriş 2 , 6 k a t a rtmıştır. Bu son grupta 12 ü l ke bulunduğuna göre, daha çok ü l ke ile uzun vadeli a nlaşmaların imza lan ması, her halde Sovyetler Birl i ğ i n i n üçüncü d ünya ile yü rüttü ğ ü işbirliğini kuvvetlendi recek ve genişletecektir. SBKP' n i n XXı ı ı . Kongresinde tesbit edilen muazzam beş y ı l l ı k ekonomik program, Sovyetler Birliği ile gelişme yoluna yeni girmiş ü l keler arasın­ daki i ktisadi işbirliği geliştirecek, fevka lôde elverişli şartlara yol aç­ m a ktad ı r.

410


Amerikan komünistleri barış ve kalkınma uğrunda yürütülen savaşa öncülük ediyorlar

Gus Hall Amerikan ha l k ı n ı n bugün içinde bulunduğu çetin siyasi ve ideoloji k buhran, ü l kenin yöneliş i v e geleceği konu l a rı n ı n yeniden incelenmesini ve değerlendiri l mesi ni gerektiriyor. Ta ri h i mizde bu kada r deri n b i r buhra n görü l memiştir. Bu konuların e l e a l ı n ması, yeniden değerlendiri l mesi, so­ ru nunu bir kat daha ivedileştiren bir etken de, Maccarthy'cıl ı k dönemini yani düşü nce ve söz hü rriyeti n i n ayaklar a ltına a lı n d ı ğ ı dönemi teldfi etmek zoru n l u luğudur. Bu sorun, bir bakıma, bu döneme karşı bir tepkid i r. Ama asıl, bugünkü gerçekıere karşı bir reaksyondur. Eleştirmeci bi r gözle yürütülecek bu a raştı rma, birkaç soyut kavra m ı n etrafında geliştıri l emez. Aksine, kitlelerin yürüttüğü sava ş ı n bütün aşa m a v e dönem lerine, vatandaş hakları uğruna kahra m a nca yürütülen savaşlara bağ l ı d ı r. Ekonomik g üvenl i k yetersizli klerine, otomatizasyondan doğ a n işsizlikle i l g i l i d i r ; harp ü reti m i temeline daya nan i ktisadi yapı i l e çok geniş yoksul l u k ve işsizlik a rasındaki çelişmelerden doğ maktad ı r ; tekelci devlet kapita lizminin a rtışı i l e meydana gelen i ktisadi gelişme a kı m la rı ile beslenmektedir. Bu akımlar, yirmi yıl süren soğuk harp döneminin, vergi­ lerde, kira l a rda ve fiatlardaki a rtışlarla bel iren iç akımlard ı r. Bu araş­ t ı rma, faşist sağcı güçlerin gel işmesi, demokrasiye, vatandaş özgürlü kle­ ri ne karşı yapı lan sa ldırılar karşısında ha lkı mızda beliren endişeyi a kset­ ti rmekte, Ameri ka n emperya listleri n i n izlediği saldırıcı politika n ı n uya n d ı r­ d ı ğ ı tedirgi n l i ğ i dile getirmektedir. Irkçı l ı ğ ı , kırımı beni mseyen bir top­ l u mda bütün ma nevi değerlerin aya k l a r a ltına a l ı n ması, geniş h a l k kitle­ lerinde endişe uyandırmaktadır. Geçi rmekte olduğumuz bu büyük i mtihan, ya lnız bugünle değil, gele­ cekle de i l g i l idir. M i lleti miz, h a l k ı m ız, bir geri leme dönemi geçirecektir. Hiç şü phesiz, söz konusu olan bug ü n ü n soru n l a rı d ı r. Ama bir bakıma, uzun vadeli gelişme eğ i l i m l eridi r de. Açıkca bel i ren bir olaydan fazla, her zaman bel i rl i olmayan bir iç aşınma sürecid i r. Bu buhran, genel buhran dönemide gelişmiş, içinden yıkılan kapita l izm­ deki gelişmenin sonucu d u r. Bu end işeleri bir kat daha derin leştiren bir etken de, ü l kemizi n demokratik gelenekleridir, ta rihimizdir, h a l kı mıza g üven ve güç sağ laya n bütün görenekleri mizdir, politik a kideleri mizdir. 41 1


Soru n u n temeli şudur: Kıtal a rı yok edebilecek n ükleer silôhları n teh­ didi a ltında bulunan. değişen bir d ü nya i l e Amerika n ı n i l işkilerin i yeniden gözden geçirmek zorundayız. Bu d ü nyanın bir kesim i nde m i lyon l a rca insan yeni. bambaşka bir toplu m . sosyalist toplu m u kurmaya başladılar. D ü n ­ yan ı n h e r yerinde m i l l i devri mler başa rıya u l aşıyor. Bütün değerleri tekrar gözden geçirme zoru n luluğu. gerici. sermayeci. sanayici ve askeri b i r kom plekse d üşmüş bir m i l lette uya n a n deri n eksiklik duygusunu dile getir­ mektedi r. Geçmişi. bugünü inceleme endişesini. gelecekle ilgili endişeleri ifade etmektedir. !J l kem izde hüküm süren d ü şü nce iklimi içinde. bütün düşünce sistem­ leri n i n objektif bir şekilde gözden geçirilmesi. komünist görüşlerin kom ü ­ nistlerin a ğ z ı n d a n dinlenmesi bir zoru n l u l u ktur. Bu da kitlelerde uya n a n araştırma endişes i n i n önemli bir unsu runu teşkil etmektedi r. Ameri kan Kom ü nist Partis i n i n hazırladığı yen i program taslağı. kitlelerin bu endişesini cevaplandırıyor bu a raştırmayı kolaylaştırıyor. Bu endişe Parti mizin karşısına yeni soru n l a r koymaktadır. On beş yıl s ü ren baskıl a r b i z i kitlelerden ayrı düşü rmüştü. A m a b i z d e kendimizi kitlelerden ayrı tuttuk. Bu yanlızlıkta n ku rtulduk. en önemli ödevi mize g i riştik. Gerçekte. m ilyonlarca vata ndaşı mıza hitap etmek. bizim için. bir olanak. hattô bir siyasi zorun l u l u k haline gelmiştir. Eski görüşler. bügünedek başvurduğu­ muz yollar. bug ü n kü ihtiyaçları karşı laya maz oldu. Parti bütün soru l a rı cevaplandı rmaya hazırd ı r. a rtık bütün kapılar açıktır. Bununla berabe r. bu açık kapılard a n geçmek istemiyenler. dola mbaçlı yol l a rı tercih edenler hôlô çoktur. Faydalı tartışmalara başl a m a k istiyen kitleler hôlô birçok kom ü n i sti ü rkütüyor. Birçok komü nist. kitlelerdeki a raştırma end işesine uygu n düşmiyen cevaplar veriyor. Kom ü nist görüşlerin. prensiplerin gelişe­ bi lecek kavra m l a r olduğ unu. tartışmaya temel olabi leceği n i göstermeliyiz. Bu şartları hesaba katan Partimiz. program taslağını takdim ederken. kaleme a l ı rken. ül kemizdeki kitlelerin ihtiyaçlarını göz önünde tutmuştur. Bu progra m ı n a macı. açık tartışma. açık görüş değiştokuşudur. Taslak. kitlelere. kamu oyuna hitap eden bir vesikadır. Partimiz. kitlelerle beraber. bu taslağın tartışmasını yapıyor. Ote yanda n. Pa rti miz. bütün Amerikalı­ l a rdan. bu progra ma. genel siyasi tartışmalarda yer vermelerin i istedi. Progra m ı n a lacağı son şekl i n tesbit işine herkesin katı lmasını istiyoruz. Bu davranışımızla. Ko münist Partisinin progra m taslağ ı ğ ı n ı n tesbiti. yeni bir n itel i k kaza nma ktad ı r. 1 28 sayfa l ı k broşürün ilk 50.000 nüshası pek ça buk satı ldı. Kom ü n ist ol maya n Amerikalıla rdan yüzlerce mektup aldık. Bu da. progra mımızın kitlelerde bel i ren a raştırma ve öğrenme endişesine bir cevap sağ ladığ ı n ı göstermektedir. Prog ram taslağı. Amerikan kapita lizmine karşı yürütülen savaşın ger­ çekıeri ni. Ma rksist-Lenin ist bir gözle incelemektedir. Program taslağı . Ameri kan ka pita lizminde gelişen üç tefessüh sürecini n açıklan masıyla başlıyor. 412


Ameri ka n ı n dış görü n ü ş ü ndeki bütün refa h beli rtileri a ltında. televizyon a ntenleri. pa rl a k çel i kler a rkasında. gitti kçe a rta n. gittikçe derinleşen bir ted i rg i n l i k var. Buhra nl a r çeşitlidir. Şehir bölgelerinde buhran va r : Şehirlerimizi. yoksu l ­ l u k. pislik. m i krop içinde yüzen gecekondular. izbeler yığ ı n ı h a l i n e getiren bir buhra n . Oğretim a l a n ı nda bir buhra n var. Ahlôkta bir buhra n var. Bütün bu buhra n l a r. Ameri kan hayatı n ı n birçok a la nl a rına yayılıyor. Ama bu çeşitli buhra n l a r daha derin. daha va h i m bir sosyal buhra n ı n beli r­ tileridir. Bu sosyal buhra n ise dört alanda daha da şiddetle belirmekted i r : 1 . D ı ş politika a l a n ı ndaki buhran. bütün ö b ü r buhra n l a rdan d a h a ağır basıyor. Bu d u ru mun neden leri çok. Başka a l a n l a rda işlenen hata l a ra çareler buluna b i l i r, a m a dış politika a l a n ı ndaki hatal a r, ta m i r edilemez sonuçla r doğ u rabilir. N ü kleer silôh tehli kesi karşısında, insa n l ı ğ ı n tek u mudu. bütün öbür sorunlara bulunacak rasyonel çözüm yol ları n ı n baş­ lıca şartı, d ü nya barışıdır. Ama Ameri ka n dış politikası, g ü n ü n en korkunç teh l i kesi ni azaltmaya çalış mıyor, aksine onu arttmyor.

2. Tekni k devrimler, emekçiler a rasındaki g üvensizl i k duygusunu yay­ m a kta. a rttırmaktadır. Otomatizasyonun. Ki bernetiğin. iktisad i etkileri kar­ şısında. bugünkü hü kümet progra mları yetersiz veya a n la msız kal ıyor. 3. Karaderili vata ndaşları mızın özg ü rl ü k uğruna yü rüttükleri savaş karşı­ sında. insanları m ızın gözleri açıldı. Oç yüz yıldır karaderililere uyg u l a n a n korkunç h a ksızlıkları. onları k ü ç ü k düşüren fa rklı mua meleyi a rtı k görmez­ li kten gelem iyorlar. Karaderi li lerin isya nı. iktisat. mesken. eğitim a l a n­ l a rı nda. Amerikan hayat sta ndartını. Amerikan yaşama şekli n i meydana getiren bütün unsurlarda eşitli k soru n u n a bağ l ı d ı r. Bu şartlar içinde. bu isyan. daha kökl ü tedbirler a l ınmasını zoru n l u l u k haline getirecektir. Vata ndaş hakla rı buhra n ı adı veri len bu buhran. Ameri ka n top l u m u n u n temellerini g ü n geçtikçe daha şiddetle sa rsa n. ç o k deri n bir toplumsal buhra n d ı r. 4. Demokrasiyi s ı n ı rl a n d ı rm a k, yıkmak amacını g üden teşebbüsler a rt­ mış. tehli keli bir h a l a l m ıştır. Demokrasi buhra n ı n ı n belirtileri pek çoktur. a m a hiç şü phesiz. en önemlisi. bol paralı. iyi örgütlen m iş. siyasi bakim­ dan tecrübeli aşı rı -sağ güçleri n meydana çıkmasıdır. Bu aşırı sağ g üçler. eskiden beri Amerikan siyasi güçlerinin sağ ı nda yer a l m ı ş gericilerden. yobazlardan a payrıdır. Bu yen i g ü çler. bugün Amerikan toplumund a h ü k ü m süren buhra n ı n sonucudur. B u n l a r en gerici. en ı rkçı. en maceracı. harp ta raftarı kapitalist kesimlerin. bu buhrana bulduğu ça releri dile getiriyor. Bu gerçeklerden hareket eden Progra mı mız. soru nları n nedenlerini ince­ liyor. tekelci Amerikan kapita lizminin n iteliğini ve tekelci devlet kapitaliz­ m i n i n oynadığı rolü açığa vuruyor. 28

41 3


Bugü n Amerikan toplumunda en üstü n güç, tekellerin gücüdür. 500 mües­ sese m i l l i ekonomimizi kontrolleri a ltına a l mıştır. Ama bunu söylemekle, bu ekonomik gücün nasıl bi rkaç elde toplandığını a nlatmış ol mayız. Bu 500 müessese de birkaç sermaye g rupunun e l i nde bulunuyor. Bunları n en kuddretlileri, Morgan, Rockefel ler, Dupont, Mellon g i b i büyük sermaye a l a n ı n ı n m a l u m firma larıdır. I ki nci Dü nya Savaşı içinde ve bu savaştan sonra, tekeller fevkalade büyük bir hızla gelişti. Siyasi ve iktisadi gücü ellerine geçiren tröstler Vaşi ngtondaki adamlarına, h ü k ü meti tekellerin hizmeti ne sokma k üzere, acenta l a r kurdurtul a r. Bütün bu dönemde ha rpler - sıcak ve soğu k - devam ettiğ i, ordunun i ktisat ve hükümet üzerindeki etkisi çok a rttığı için, tekel -hükümet birliğ i fevka lade korkunç, büyük bir sanayi ve askeri orta k l ı k haline geldi. Bu birl i k, bütün kilit nokta l a rında i ktisadi güçle siyasi gücü b i rleştiren genel sürecin en korkunç planıdır. H ü kü meti n tekellere sağ ladığı kayn a k­ l a r bunun b i r beli rtisid i r. Bugü n federal hükümet, 1 00 m i lyar dolarl ı k bir trösttür. Hükümet, bütün m i lletten a lı n a n m ilya rlarca doları, büyük tröstlerin kasa larına a kıtan, çok geniş bir mekanizma haline geldi. En büyük kaynak, silôh fa bri ka l a rıyla a kted ilen karlı kontratlardır. Ama hükümetin sağ ladığı kred iler, pri mler sistemi de var. Tekellerle hükümet a rası nda yen i orta k l ı k şekilleri de var. Orneğ in, atom enerj isi v e feza gemi leri endüstrilerinde, bilimsel a raştırma la rla, vata ndaşları n ödediği vergi l erle fina nse edilen hizmetlerle sağ l a n a n sonuçlar, tekelleri n yara rı na kulla n ı l ıyor. Hükümet, fa ki rlerden a l ı p zengin lere veren bir acenta haline geldi. Kapita list tekellere giden çok büyük para l a rla mu kayese edi li nce, hükü­ metin sosyal sigortal a ra ayırd ı ğ ı m i kta r, çok lafı edildiği halde - g ü l ü nç kalıyor. Kom ü nist Partis i n i n program taslağı, çok m a ntıklı olara k, Amerikan e mperya lizmi soru n u n u .iki bakımdan - dahili bakımdan ve d ünya emper­ yalizm i n i n merkezi olarak - ele a l m a ktad ı r. Amerikan em peryalizminin eğ i l i mleri n i ve yapısı ndan gelen nedenleri i nceleyen taslak, bugünkü davranışla rı n siyasi bir tesad üf olmadığına, iç n iteleğ i n i n sonucu olduğuna işaret etmektedir. Ameri kan emperya lizmin i n iç niteliği geri cidir. Amerikan emperya l iz m i n i n herhangi b i r politikası, h a l k ı n direnişi ve baskısı karşısında, başarısızlı ğ a Uğ raya b i l i r, ama emper­ yalizmin yapısındaki gerici baskı l a r nasıl olsa dile gelecektir. Hiç şüphesiz, yen i-sömürgecilik, büyük ka r getiren bir sistemdir. Emeği n aşırı sömü rül mesi, yatı rı mlara muazza m kazançlar sağ l a r. I ptidai maddelerin ucuza tem i n i , mamul maddelerin pahal ıya satı l ması şeklini a l a n i ktisadi eşitsizl i k, bu kazançları bir kat daha a rttırıyor. Siyasi ve askeri a n l a mda «stratej i k» i ptidai madde kayna kları n ı n kontrol isteği de, yeni-sömürgeci isteklere yol açıyor. 414


-Bu şa rtla r içinde. Amerikan emperyq l izmine set çekebilecek. emperya­ l i st-aleyhtarı bir g ücün kurul ması ; Ameri ka n h a l k ı n ı ri öncül ü ğ ü a ltında. savaş yürüterek. bu em peryalizmin yenne yeni. adil bir top l u m u n yaratıl­ ması zoru n l u l u k haline gelmiştir. Progra m ım ı z. Amerikan em perya lizmi n i n gerici. zorba n iteli ğ i n i belirttik­ ten sonra. bu emperya lizmin safla rındaki çeşitli eğ i l imleri ayrı ayrı n itel i ­ yor. Ameri ka n emperyalizmine karşı yürütülecek savaşta hangi taktiğe başvuru laca ğ ı n ı a n la m a k için. bu i nceleme şarttır. Amerika n ı n tekelci yapı­ s ı nda. spesifik i ktisadi çıka rl a rı n nedeniyle. ta kti k değerlendirme farkla­ rından doğan. değ işebilir. bi rbirine karışan üç akım görülmektedir. Bu a k ı m l a rd a n biri. bugün d ünyada varola n yeni g üçler dengesiyle uyaşma yolları a rıyor. Ikinci. eğilim. sınırl ı savaşla ra : yani Amerika n ı n devrimlere karşı askeri. d iplomatik ve i ktisad i gücünü k ü l l a n masına taraftardı r. Son çare olara k. n ü kleer savaş yol u n u kabul etmekle. böyle bir savaşa m ü m ­ k ü n olduğu kadar başvuru l ma mayı tavsiye ediyor. Oçüncü eğ i l i m ise. n ü kleer savaşı bir zoru n l u l u k diye kabul ediyo r : «ön­ leyici harp» g i b i . veya nü kleer savaş tehditi şeklini a la ca k ü ltimatom g i bi yol l a ra başvuru lmasını teklif ediyor. Başka bir deyimle. biri nci eği l i m . m i l ­ letimizi uçurumdan uzaklaştı ra b i l i r. ikinci eğilim. b i z i uçuru m u n kena rında. her a n bozul a b i l i r bir dengede tutm a k istiyor. Oçüncü eğ i l i m ise. bizi d ü pedüz uçuruma yuvarl a mağa hazırl a n ıyor. Emperya lizmi n zaaflarını inceledi kten. bugünkü d ünya d a mevcut g ü çler dengesi ni değerlendird i kten sonra. rapor şu sonuçtara varıyo r : Ameri ka n ı n dış politikası tehl i ke} i d i r. mantıksızd ı r ; suçl a nacak b i r poli­ ti kadı r. Dev Ameri kan işletmelerin i n elinde bulunan i ktisadi ve askeri g ü ç. devri m sel i n i n hızını kısa b i l i r. yol u nu değişti rebi l i r. a m a bu seli büsbütün d u rduta maz. Uğradığı her başarısızlık. emperyalizmi zayıf düşürüyor. ona karşı sava­ şan güçleri kuwetlendi riyor. Bazı ları n ı n yaptığı g i bi. sadece ü lkeni n iç d u ru m u n u ele a l ı rsa k ; Ameri­ kan emperya l iz m i n i n bütü n hareketlerine karşı bil inçle d i ki len. sayıları g ü n den güne a rtan. ama ne d e olsa yetersiz kalan g ü çlere ba kacak olur­ sak. iki taraf a rasındaki dengesiz l i k gözümüze çarpar. Ama bu çatışmaya bı:. kadar dar bir açıdan bakmak. yal nış sonuç verir. Güçler a rasındaki o ra n. hep öyle kalaca k değ i L . Ote yandan. bu ora n . dü nya ölçüsündeki g üçler ora n ı n ı n bir parçasını teşkil ediyor. ve bu ora n ı n etkisi a ltında kalıyor. D ü nya n ı n d u ru m u n u göz ö n ü nde tutarsak. bütün kom ü nistler gibi biz de. Ameri ka n komünistleri. şu neticeye varı rız : Hiç şüphesiz bir n ü kleer savOş tehlikesi karşısında ka l a n insa n l ı k. en tehli keli dönemi n i yaşam a kta- . d ı r. a m a yine de bu tehli keyi ortad a n kaldıra b i l i r. E m peryalizm dünyaya hôkim bir g ü ç olmaktan artık çıkmıştır. Emperya­ lizmin topta n savaş eğ i l i m leri ne engel olabilecek yeni güçler. yeni şartlar meydana geldi oma. « I mkônı var» demek. gerçekten yapabilm ek demek 28'

415


değildir. Bu meseleni n çözümü, barış kampının birliğine, cesaretine, usta­ lığına, h a rbe karşı yürütülen mücadelede göstereceği inada bağl ı d ı r. Bu ka mp, başa rıya ulaşaca k kadar güçlüdür. Bu şartlar içinde; dünyadaki büyük çoğu n l u k gibi, biz de, dünya savaşı n ı n önüne geçilebileceği n e ina­ nıyoruz. Bug ü n dünya ba rış ı n ı tehdit eden en beli rl i, en yakın tehlike, Viyetnam­ daki Amerikan saldırısıdır. Bugün barış u ğ runda yürütülen m ücadelenin başlıca a macı, Güney-Viyetnamda, Ameri kan saldırısına san vermek, Viyet­ n a m halkına kendi kaderini tavin etme olanağ ı n ı sağlamaktır. N ü kleer savaş ihtimalı ortadan kaldırılırsa, Amerikan e mperya lizmin i n m i l l i devrimlere karşı g i riştiği saldırı l a r başarısız bıra k ı l ı rsa, püskürtülürse, , Batı Almanya teh l i kesi gibi her an patl a k verebilecek tehlikelere karşı ted­ birler a l ı n ı rsa, ayrı ayrı sosyal d üzenli devletlerin ba rış içinde, ya n yana yaşaması olanağı gerçekleşebilir. Bu ihti mallerin gerçekleşmesi için, çok geniş, çok şiddetl i savaşlar yürütmek bir zoru n l u l u ktur. Bütün dünya halkları için olduğu gi bi, Ameri kan halkı için de, çağı m ızın e n önemli ödevi, «toptan harbı», nükleer savaş tehl i kesini ortadan kaldır­ m a k, çeşitli devletlerin barış içinde, yan yana yaşam a olanağını gerçek­ leştirmek üzere savaşmaktır. Komünistlerin çoğu bu savaşın başarıya ula­ şabileceğine kanidir. Bu noktal a rd a n hareket eder Progra mımız, Ameri kan tekelci kapitaliz­ mine cephe a l a n g üçleri tespit ve tarif etmektedi r. Hiç şüphesiz, tekeller, insa n l ı ğ ı n refah ı na, toplumsal kalkınmasına karşı dikilmiş, muazzam bir set teşkil etmektedir. Ama öte yandan, en yakın menfaatleri uğru n a bu tekellere karşı savaşmak, bu seti yıkma k zorunda kala n', ve toplumun ezici çoğ unl uğ unu teşkil eden çok geniş toplumsal güçlerin meydana gelmesine de sebep oluyorlar. Amerikada işçi sınıfı n ı n yönetici rol ü n ü i n kô r eden naze riyeler ortaya çıktı ğ ı için, Progra m ı m ı z M a rksizmi n şu prensipini bir kere daha hatır­ letıyor: Tekel lerin başdüşmanı, işçi sınıfıdır. Ameri ka n işçi sınıfı n ı n öncü örgüt­ leri n i n - yan i sendi kala rı n - mücadele tarihi eski ve şan ı ı d ı r. Meşhur «Amerikan hayat seviyesi, «sadece eşi bulunmaz bir cografi du­ rumun, tarihsel bir gelişmenin sonucu sayı lamaz. Hiç şüphesiz, büyük ser­ mayenin cömertl iğinden de ileri gelmiyor. Bu yüksek yaşama seviyesi, işçi sınıfı n ı n yılmadan yürüttüğü savaşların sonucudur. Emekçileri n en basit i ktisadi istekler u ğ ru nda, daha yüksek ücretler, daha büyük bir güvenl i k için, yürüttükleri mücadeleni n kendisi, büyük b i r kal k ı n m a etkenidir. Tekeller, en büyük düşmanları n ı n emekçiler olduğunu biliyorlar. Bunu bildikleri için de, emekçileri başarısızlığa u ğ ratm a k, uzlaşmaya zorl a m a k üzere, çeşitli baskılara, çeşitli kurnazlıklara başvuruyorlar. işçi sınıfı n ı n oynadığı rol ü n önemi n i azaltma k üzere, s ı k s ı k başvurdukları hilelerden b i ri, karışık toplu msal efsaneler yaratmak, bu rol ü n önemini genellikle 416


bütün toplumdan ve öze l l i kl e işçi sınıfından gizlemektir. Işçi sınıfı n ı n orta­ dan kalktığ ı iddia ediliyor. Ama işçi sınıfı ortadan kalkmıyor. Aksine. Işçi sınıfı o kadar genişledi ki. bugün Amerikalıların beşte dörd ü ücretlid i r. I ktisadi eşitsizlik her an arttığ ı gibi. toplumsal tabakalaşma da şaşırtıcı ölçüler aldı. Yoksu lluk içinde yaşayan 40 m ilyon Amerika l ı n ı n «görülmez ha le» geldiği iddia edilmekteyse de. bunun a n l a m ı şudu r : Milletin beşte biri. H i ndistandaki «dokunulmazlar» gibi. «görülmez hale» gelmekte. bir kast sistemine yakın bir i ktisadi tabakalaşma gerçekleşmektedir. Bu yoksul "Kişiler» . ..iktisad i eksiklikler içinde». yan i sefaletin eşiğinde yaşayan 30 m ilyon i nsanın büyük çoğunluğu. işçi sınıfına mensuptu r. öteki toplu msal sınıf ve ta baka l a r da tekellerin ezici yükünü taşıma kta­ d ır. Ama sermayenin muazzam ölçüde biri kmesin i sağlaya n. tekellerin temelini. g ücünü teşkil eden ü retim süreciyle çatışan. sadece işçi sınıfıdır. Tekeller öteki toplumsal sınıf ve ta baka l a rı da sömürüyor. Ama tekellerin va rlığ ını sağlayan. bu varl ı ğ ı n başlıca şa rtı olan. işçi sınıfının istismarıd ı r ; başka bir deyimle. kazançla rı n ücretlilerin s ı rtından sağ lanmasıdır. örgüt­ lenmiş işçilerin yaşama şartlarında gerçekleşen nisbi değişikli kler. bazı­ larının iddia ettiği gibi. sınıflar arasında ça tışma olma dığı n ı göstermez. Aksine : Açık veya g izli. pasif veya a ktif savaş yoluyla a ncak. işçilerin i kti­ sadi kazançl a r sağ lıyabileceği n i ve bunları koruyabilece§ i n i ispatlıyor. Progra m ımız. işçi sı nıfına d üşen tarihsel ödevler a rasında. emekçilerin siyasi bağ ımsızlığını gel iştirme. sınıf b i l i ncini yü kseltme zorunluluğuna büyük b i r önem veriyor. Sağ lam. geniş tabanlı sendikalar kurmak yolu i l e. emekçiler sınıf men­ faatlerin i n savunulması konusunda en önemli i ktisadi silôhı yaratmış oldu­ lar. I ki n ci aşama olara k. sınıf menfaatleri n i bili nçle. etkili b i r şekilde dile getirecek. temsil edecek kuru l l a r yaratmaları şarttır. Bunu ya pa bi l meleri için de. daha yüksek bir sınıf bilinci ne. daha büyük bir toplumsal a nlayışa varmaları da şa rttır. Amerika işçi sınıfı n ı n karşısına çıkan büyük tarihsel ödev. işte budur. Gelişmenin sonucu olan bu ödev. işçi sınıfının karşılaştığı sorunları n önemi nisbetinde a rtmaktadır. üretim yerlerinde. emekçi leri n ekonomik ihtiyaçları uğrunda yürütükleri savaş deva m ediyor. Istismar deva m ettikçe de. bu savaşlar devam edecektir. Ama soru nların gü nden g üne keskinleşmesi. bunlara siyasi alanda çözüm yolları bulmayı bir zorunluluk hal ine getiriyor. Tekelci kapita lizme cephe alan diğer güçlerin en ateşli kısmı. ezgi a l ­ t ı n d a yaşayan 2 0 milyon karaderili Amerika lıdır. Programımızın beli rttiğ i g i b i . karaderili v e beyazderi l i işçi sı nıfı i le. karaderi l i halkımız. toplumsal kalkınma uğruna yürütülen savaşın temelleridir. Bu prensipten hareket eden program ta slağı. işçi sı nıfı i l e karaderi l i ha l k a rasındaki birlik zorun­ luluğunu israrla belirtmektedi r. Son on yıldan beri. karaderil i Ameri ka l ı l a rı n özgürlü k ve eşitl i k u ğ ru nda yürüttüğü mücadele. bütün d ü nyada heyecan uyandırdı. Vaşingtonda 417


düzenlenen geniş gösteri ve toplantı l a r bu hareketin birliğini ve kara rlılı­ ğ ı n ı belirtmiştir. Bu hareket bütün bir ha l kı n yü reğinden doğ muş en asil isteklerinden birinin. çektiği iztira pl a rın. karşı laştığ ı h a ka retlerin. zafere u laşma kararı n ı n sonucudur. Bu önüne geçi lmez mücadele karşısında. hükümet bazı tavizlerde bulun­ m a k zorunda kaldı. ı rk ayı rı m ı sistemine son veril mesin i istiyen h a reketin haklı olduğunu resmen kabul etti. Ama pratikte sistem devam etmektedir. Pragram taslağ ında belirtildiği gibi : «Tavizler pek önemsizdi. daha çok sembolik bir n itel i k taşıyordu. Resm i politikada «derecel i reforml a r» prensipi hôlô uygulanmaktad ı r. Oysa b u mücadelenin çok önemli. köklü b i r sonucu oldu . . . «Karaderi lilerin özgü rl ü k uğru nda yürüttüğü mücadelenin şiddeti. Ame­ rika n toplumunda işgal ettikleri özel yerin sonucudur. Karaderililer m i lletin bir parçasıdır. Oysa özel bir istismara. özel bir baskıya ta bi tutuluyorl a r. Ostelik. karaderi li halk bütünüyle. ı rk ayı rı mına daya n a n uta nç verici bir sistemin. beyazderilileri n üstünlüğü prensipine bağl ı peşin hükümlerin. adetlerin kurba n ı d ı r. «Amerikada karaderi li ler. ayrı b i r halkın. ayrı bir milletin bütün özellik­ leri n i taş ı m a ktad ı r. Ama karaderil i lerin de kendilerine m i llet içinde ayrı bir halk diye bakITJalarl. tôbi tutuldukları ezgi derecesini a nlatabilmek içind i r. Yürüttükleri bütün m ücadeleni n a macı. ta rihe ve ada lete uygu n olarak. milletin ö b ü r unsurl a rıyla eşit. özg ü r Amerikalı vatandaşlar olduk­ larını ka bul ettirmektir. Karaderili halkın bütü n ta baka ları bu mücadeleye katıl m a ktad ı r. Ama ı rk ayırı m ı prensipi. işlerine. yaşa malarına tesir ettiği için. karaderi li işçiler bu m ücadeleni n e n sağ l a m sınıf unsurunu sağ la­ m a ktadı r. Çünkü ırk ayırı m ı n ı n bütün sonuçlarını herkesten çok çeken o n la rd ı r . . . «Şovenliğin kökleri taa kölelik sistemine dayanmaktadı r . . .

"

«Kölelik ka ldırıldı. a m a karaderi lilere karşı beslenen peşin h ü kü m ler. korkunç b i r ideoloji hali nde devam etti. Hem deva m etti. hem de bir kat daha kuvvetlendi. çünkü büyük çiftlik ekonomisi. Karaderilileri toprak köleleri g i bi çal ıştıran bi r orta k l ı k sistemi temeli nde d üzenlendi. öte ya n­ dan. tekelci ş i rketler. beyaz işçilerden daha çok istisma r edilebilen. tek başına kalmış karaderili emek gücünün. d u ru m u nd a n yararlanıyor ; bu emek gücünü. işçi sınıfını bölmek. hayat şartları n ı da da kötüleştirmek üzere kullanıyor. «Tekelci şirketlerin boyunduruğuna baş kaldıra n karaderililer. doğ rud a n doğruya tekelleri n g ü c ü ile karşılaşıyorlar.» Bundan sonra. Prog ram taslağı. tekellerin baskı ve zul müyle karşala­ şan diğer toplu msal tabakal a rı n - yani çiftçilerin. küçük isletme sahi ple­ rinin. gençleri n. vb. - sorunları n ı ve bu ta bakaların oynadığı rolü gözden geçi riyor. 41 8


Bu genel i n celemeden bir ta kım taktik ve strateji k sonuçl a r çıkard ı ktan sonra, tasla k, bu güçlere dayanara k, tekel-aleyhtarı birliğ i n düzenlen mesi meselesi n i ele a l ıyor : ..Toplumu muzda i lerici dönüş ümler sağlama amacını güden herhangi b i r stratej i k görüş a macına varabil mesi için, yukarıda i ncelediğimiz g ü çler­ den - bu güçleri bir bütün olarak ele a l m a k şa rtıyla - başka bu dönü­ şümlerin gerçekleşmesini sağlıyabilecek toplumsal güçler olmadığını kabul etmelidir. Bu g üçleri derinlemesine incelerken, bugünkü gelişme dönemindeki durumlarını göz ö n ü nde tutmak zorundayız. Gerçekten rad i ­ kal bir siyasetin bugünkü a maçları, bu unsurla r a ra s ı nda bağı msızlı k ve m ücadele ruhunu kuvvetlendi rmek ve teşvi k etmek, bu güçlere açık, be­ l i rl i hedefler teklif etmek, bu o nda g i riştikleri savaşta siyasi hareket şekil­ leri nde birl i k sağlamak g i bi, a maçlar olmalıd ı r. Böyle l i kle yürütülen m üca­ dele, bugünkü seviyesinden d a ha y ü ksek bir düzeye çıka b i l i r, tarihsel bir gelişme haline gelebilir.» Tekel a l eyhtarı güçlerin karşısına çıkan engelleri gözden geçiren Prog­ ra m taslağı, siyaset ve seçi m lerle i l g i l i çetin sorun l a rı bütü n ayrıntı l a rıyle i n celemektedi r : .. Bugünkü çift pa rtil i sistem, h a l k ı n iradesine yer vermiyen, ahlaksızlığa, hayasızlığa yol açan bir sistemdir. Bunun nedeni de : Her i ki milli par­ tinin, cu m h u rbaşka n l ı ğ ı n ı ele geçirmek üzere yürütülen m ü cadelede, sa­ dece seçim leri kaza nmak u muduyla oportünist d üşü ncelerle bir o raya gel­ miş, ayrı ayrı nitel i kte, uyuşmaz unsurl a rd a n meydana gelmiş olmala­ rıd ı r . . . .. Bugünkü şekliyle, çift partili siste m i n en büyük kötülüğü, tekelci g üç­ lerin elinde b i r kıskaç g i bi, bugünkü toplumsa l çatışmaları, patl a k vere­ bilecek g üçleri boğ masıdı r. Her kıskaç gibi de gevşeti leb i l i r, s ı kıştırılabi­ l i r. Halk ha reketleri geliştiği dönemlerde, h a reketi n baskısı na karşı, bu kıskaç gevşetil iyor. Hiç şüphesiz, i l erici güçler bu kıskaçı m ü m k ü n olduğu kadar genişletmeye çalışma l ı d ı r, o m a bu işi, n ihayet, tekel lerin tesbit ettiği ölçüler içinde a ncak ya pa bilirler. işçi sınıfı bu gerçeği bilinçle a n l a ­ m a l ı d ı r. Ç ü n k ü işçi sınıfı i l e tekeller a rasındaki çatışma, en keskin, en norm a l çatışmad ı r. Düşma n ı n ı n tesbit ettiği s ı n ı rl a r içi nde ka lmak zorun­ luluğundan en büyük zara rl a rı gören işçi sınıfıdır. ..Siyasi savaşı, çift partili sistemi n kıskacı içi nde, bütün i m kanlara baş­ vurarak, yü rütmeye tarafta rıı. Ama bu savaşa sağ lamak istediğimiz tarih­ sel gelişme, g üttüğümüz asıl a maç, yeni bir ha l k partisinin kurulma­ s ı d ı r . . . Bu parti, tekellere karşı cephe a l a n bütün güçlerden meydana gelebilir: Işçi sınıfı, karaderi l i ler, bağı msız köylüler, ayd ı n l a r, serbest meslek sa h ipleri, gençler vb. ya n i h a l k ı n çeşitli kesimleri bu partide yer alabilir . . . Bu pa rti şekliyle demokratik bir parti olaca ktı r. Prog ra m ı , bütün önemli soru n l a rd a teke l lere karşı cephe a lacaktır: Dış politika, 419


refah. toplumun bütün u n su rl a rı için çal ışma güvenliği. gerçek eşitlik. demokrasinin gelişmesi soru n l a rı vb . . . ,

« 1 . Y ü ka rıda izah ettiğimiz tipte bir parti. bir yeni gruplaşma. hattô bu­ g ü n. mevcut kitle hareketleri. köklü reform ların elde edilmesini sağ layaca k yollardı r. Ama bunlar. elde edilen dönüşümlerin özsüz b ı rakılmamasını da g a ra nti a ltına a l m a l ı d ı r . . . Istekler yerine getirildi diye savaş d u rmama­ I ı d ı r. Elde edilen zaferlerin sonuçsuz bıra kı l ma ması. ziyan edilmemesi için savaş devam etmelidir. «2. I l k plôna a l ınacak dönüşümler. toplumdaki güçler dengesini değişti­ rebilece k ; başka bir deyi mle. tekellere karşı yürütülen mücadelede. işçi sınıfının. k a ra cl e rili halkın. müteHikierinin d u ru m u n u kuvvetlenclirebilecek dönüşümler olmalı d ı r. Bu noktayı göz önü nde tutarak. tekellerin kontro­ l ü n ü aza ltan. h a l kı n demokratik yetkilerini genişleten. etkileri n i a rttıran dönüşümler üzeri nde israrla du ruyoruz. «Savunduğumuz dönüşüm tiplerini belirtmekle beraber. bunları belirli bir d u ru mda gereken beli rl i istekler dile getiren b i r seçim progra m ı teklif eder g i b i i leri sürm üyoruz. Amacı mız daha çok genel yoll a ra . uzun vadeli a maçlara işaret etmektir. a) dev şirketlerin i ktisa d i ve siyasi g ücünü zayıflatan dönüşüm lerin üze­ rinde israrla d u ruyoruz . . . b) demokrasiyi geliştiren. ı rk ayırı m ı no son veren. bu ayı r ı m ı n hayatı­ mızın her a l a n ı nda d oğ u rduğu sonuçları ortadan kaldıracak dönüşümleri israrla beli rtiyoruz . . . c) halkın i ktisadi seviyesi n i yü kseltecek. kültür ve eğitim i m kô n l a rın ı ' a rttıra n dönüşümlerin üzerinde ısrarla d u ruyoruz . . . d) işçi sınıfı nda ve müteffi klerinde. kendilerine g üveni. gücü. birliği. m ücadele yeteneklerin i gelişti recek dönüşü mlerin üzerinde israrla d u ru ­ yoruz . . . «Halkın bugün yürüttüğü bütün savaşlarda. a nlaşılması gereken bir ger­ çeği önemle belirtmemiz gerekiyor: M i l l i servetin ve bütçenin fevka lôde büyük bir kısmı. silôhlanmaya ve harba ayrı l d ı ğ ı müddetçe, etkili ve köklü toplumsa l dönüşüm ler gerçekleşemez. M i lletimiz karşıt iki yola birden g i remez. Başka bir deyi m le. halkın yürüttüğü bütün savaşların a macı ; her şeyden önce. silôhlanma ve harp için g ittikçe a rta n kredi ler ayırmak isti­ yen. topl u msal ihtiyaçlara ayrıl a n bütçelerin a rttı rı l m a s ı n ı engell iyen as­ keri ve end üstri g üçleri n i n l:i i rl i ğ i n i yıkmak olmalıdır. «Böylece barış uğrunda yü rütülen savaş. toplumsal refa h uğru nda yürü­ tülen bütün savaşlarla birleşmiş o luyor. «Barışı gara nti a ltına a lacak, m illeti m izi bu korkunç silôhlanma yükün­ den kurtaracak, yeni bir dış politikanın izlenmesi u ğ ru n a yürütülecek m ücadele. üzerinde d u rduğumuz a maçların başı nda geliyor " . 420

.


.. Bütün bu noktal a rı belirttikten sonra, biz kom ü n i stler, şu konoatımızı do açıklıyoruz : Toplumsal buhra nın kesin l i kle çözümlenebil mesi için, top­ lumda devrimci başka laşmaları n gerçekleşmesi, kapita l iz m i n yerine sos­ yalizm i n geçmesi bir zoru n l u l u ktur . . . .. Bug ünkü ived i l i sorunları n çözümlenmesine a ktif olarak katı lma mız, son a macımızia çatışma hali nde değ i ld i r. Bu yakın soru n l a ra katıl ma klo, bugün elde edi/ebilecek sonuçlarla yarın gerçekleşmesi gereken a maçlar a rasınd a bir bağ ku rmuş oluyoruz . .. Kaçı n ı l maz soru n l a ra b i r on önce sağ lanacak çözü m yol l a rı uğru nda yürütü len demokratik savaşlar, kanaatımızo göre, Amerikada sosya lizme yol açacaktır. Kanaatımıza göre, sosyal izm suni b i r şeki lde kabul ettirile­ mez, uydurulamaz. Amerikan halkı bütün u mutların ı sosyalizme, sosya­ lizmden başka çözüm yolları denedikten sonra a ncak bağlayacaktır. Bu sonuca iddialarla va rılamaz . . . .. Reform istlerle a ra mızdaki fark işte buradadır. Reformistler dönüşümleri, bugün varolan siste m i devam ettirmek için istiyorlar. Biz ise, bugünkü s istemi b i r o n önce değiştirecek, yerine başka b i r sistem geti recek süreç­ ten ayrı l ma z dönüşümler istiyoruz. Bizi m için dönüşümler uğruna yürütü len savaşlar, sosya lizme geçişi sağlayacak şartları yaratacaktır bug ü n kü top­ lumsal düzeni n sınırlı niteliğini bel i rtece k ; demokratik i radesi, cesareti, öncü niteliği ile Amerikan toplumunu baştan aşağı değiştirebilecek b i r çoğ unluğun ortaya çıkmasını sağlayaca k b i r harekettir . . . ..Tekellerin ortada n kaldırı l ması ; kapita l izmin serbest reka bet temeli n e daya n a n, tekeller öncesi dönemine d ö n ü ş a n la m ı na alınmamalıdır. Bu düşünce gerici, boş bir düşüncedir. I ktisadi ve teknik gelişmenin bugünkü döneminde, tekellerin yerine geçebilecek sistem, kamu m ü lkiyeti sistemi, banka ve sigortaları demokratik kontrol a ltına olon b i r sistem ola b i l i r. Bu kontrol do kişisel çı ka rl a r için değ i l , toplu m u n menfaatı n ı gözetliyerek yapılacaktır. Sosyal i z m i n iktisadi temeli işte budur . . . ..Amacımıza varmak için, dört gözle bekledigimiz b i r takı m felôketten medet u m muyoruz. Aksine, tarihsel a maçlarımızo va rma k için teklif etti­ ğ i miz yol, böyle bir felô ket ihti maline karşı savaş yol udur. ister n ü kleer savaş gibi felôketlerin en korkuncu olsun - ister i ktisadi yıkı l ı ş veya gerici b i r hükü met da rbesi şekl i n i o l a n felôketler olsun. Kısacası, Amerikada sosya lizme va rmak için düşündüğümüz yol : Barış içinde yon yana ve faydalı bir rekabet yü rüterek yaşama prensibi ; gittikçe güçlenen bir de­ mokrasi ; Ameri ka l ı a l i mlerin ve emekçilerin dehasiyle yaratılan bütün ser­ vetlerin, bütün i mkônların kültürün, mutluluğun, bilimin, refah ı n hizme­ tinde ku l l a n ı l masını sağ layacak, g ü nden güne daha etkili, zorunlulukl a r­ d a n doğa n ted bi rler uğru n a yürütülecek kara rl ı ve geniş b i r savaştır. «istediğimiz yen i bir siyasi çoğu n l u k sağ lamaktır. Her şeyden önce büyük şirket sistemine karşı gelecek, cesaretli dönüşüm ler sağlayaca k b i r çoğ u n l u k ; sonra d o , bu savaştan g a l i p çıkıp, sosya list çözüm yolunu 421


zafere götürecek bir çoğ u n l u k. Bizi m için sosya l izm, daha mutlu bir hayat uğru nda yürütülen demokrati k savaşın son zaferi demekti r.» Progra mı mız, böylece sosyal izm soru n u ile sosya l izme geçiş sorununu soyut kavra m l a r olarak değ i l ; yüksek bir i ktisadi g üven l i ğ i n sağ lanması, d ü nya barışı n ı n gara nti a ltına a l ı nması, emperya lizmin, emperyalist sal­ d ı rıları n ortad a n kaldırılması, vata ndaşlar a rası nda eksiksiz eşitlik ve demokrasinin kuru l m ası a n la m ı n a gelen, kaçı n ı l ma z b i r dönem olarak olarak ele o l m a ktad ı r : «Bizim i ç i n sosyal izm soyut b i r a m a ç değ i l d i r. Ameri ka lı la rı n çoğu gibi gerçekleşmesini beklediğimiz toplumsal a m açlara varm a n ı n tarihsel yo­ ludur . . . «Amerikan kapitalist top l u m u n en tipi k özelliği, bu top l u m u n gerçekleş­ tirdiği sonuçlarla va rilabileceği sonuçlar a rasındaki uçuru mdur. Bu da her halde toplumsal b i r sistem hakkında h ü k ü m vermek için başvurulacak en akla ya kın ölçü d ü r. «Sağ duyuya daya n a n bu ölçü ile bakııı nca, Amerikan kapita lizmi tarih­ teki bütün topl umsal sistemlerin en korkuncudur. Gerçekte başka ü l ke­ lerde yoksul l u k i n sa n ı n normal d u ru m u haline gelmiştir veya gel mektedi r, çünkü bu ü l keler halkın i htiyaçları n ı karşılayabilecek servetlerden, kay­ na klardan yoksundur. Ama Ameri k a n ı n d u ru m u ba mbaşkadı r. Bizde, 70 m ilyon Ameri k a l ı n ı n - gerçek istatistiklere göre - fakirlik veya yoksul l u k çekmesi, b i r kıtlı ğ ı n sonucu değ i ld i r. B u d u ruma çare bulabilecek, a m a b u n a yanaşmayan b i r to plumsa l düzenin ta bii sonuçl a rıdır . . . «Bili msel sosya lizmin kurucusu, Karl M a rks'ı n beli rttiği g i bi, i m kônlar i l e sonuçlar a rasındaki fark, kapitalist toplumdaki temel çelişmenin : Oreti­ m i n toplumsa l n itel i ğ i ile ü retim sonuçları n ı n özel m ü lkiyete geçirilmesi a raSı'ndaki çelişmenin beli rtisi d i r.» Progra m taslağı, sosyalizme geçmek üzere barışçı bir yol teklif ediyor: «1 . Her şeyden önce en önemli sanayi ve m a liye kol l a rı n ı n ; son radan da bütün ü reti min, bütün dağıtı m siste m i n i n, kamu m ü lkiyetine geçi ril mesi, h a l k ı n demokrati k kontrolünde bulundurulması. «2. Ka mu m ü l kiyeti temeline daya n a ra k, a k l i esaslara daya n m ayan ka­ pitalist ü reti mdeki israfa, a n a rşiye son verecek, bütün halkın yaratıcı yetenekleri nin, bütün halkın menfaatlerine hizmet edecek şekilde ku l l a n ı l ­ m a s ı n ı sağlıyacak, demokratik v e bili msel bir i ktisadi p l ô n l a m a siste m i n i n kurulması. «Siyasi bakımdan, bu i ktisadi değ işikli kleri, bu ödevle görevlendiriimiş, bu işi yapmağa gerçekten kara rlı bir hükü met sağ l ıyabilecektir. Bu h ü kü­ met, tekellerin iktisat üzerindeki kontrolünde çıka rı olmaya n l a rı n hükü­ meti - milli ü retici servetleri eliyle veya kafasıyla ça lışanları n ; bu servet­ leri emekleriyle yaratanıarın kolektif m ü l kiyetine geçmesinden zara r gör­ m iyeceklerin hükümeti - kısacası, işçi sınıfı n ı n ve müteffikleri n i n hü kümeti olacaktır. Halkın oyları ile i ktidara gelecek olan bu hükümetin ka rşısına, 422


kapitalizme hizmet etmek üzere kuru l muş b ü rokratik yapıyı baştan aşağı değiştirmek gibi çok çetin işler çıkacaktır. «Çoğ u n l u ğ u n demokratik desteğ i nden faydalanan b u hükü met, toplu­ m u n sosyalist prensiplere göre yeniden kuru l ması için gereken tedbirleri a l a bi lmek, elindeki otoriteyi kullanarak bu tedbirleri kabul ettirebilmek için, fevka lôde büyü k bir enerji sa rfetmek, kararlı bir şekilde hareket et­ mek zoru n l u l uğunda olacaktı r. .. Kanaatı m ıze göre, böyle bir h ükümet demokratik yolla rla iktidara gele­ bilir . . . » Prog ram taslağı nda, b i r bakıma kom ü nistler sosyalizme barışçı yollarla geçmeyi taa hhüt ediyorlar. Ostelik bu taslak, gerek bugünkü m ü cadeleyi kolaylaştırmak, gerekse sosya lizme geçişi sağ lamak a macı ile, bütün barışçı im kôn l a rı n deva m ı için hal kmızı m ü cadeleye çağ ı rıyor. Amerikada ki kapitalizmin niteliğini çok iyi bildiğimiz halde, biz, Ameri­ kan komü nistleri, sosyalizme barışçı yollarla geçmeyi taahhüt ediyoruz. Bu yolun yüzde yüz kul l a n ı l a bi leceği n i b i l m iyoruz, a m a yine bu taa h h ü d ü n a ltına g i riyoruz. Program taslağı, şu noktayı bel irtiyor: «Bugü ne kadar olup bitenlere bakı l ı rsa, tekel lerin Anayasaya saygı d uy­ dukları n ı , en demokrati k yol larla yürütülecek sosyalist dönüşü mlere engel olmak üzere şiddet yoluna başvurmıyaca kları n ı san m a k saf l ı k olur. Bu gibi şartlarda, şiddete engel olacak en emin gara nti, tekellerin şiddete başvurm a la rı n a engel olaca k kadar birlik h a linde hareket eden, a maç­ l a rı ndan fed a kôrl ı k etmiyen, ezici bir çoğ u n l uğun sağ l a n masıdı r. «Sosya list bir hükümet kurulduğu ta kdi rde özel m ü l kiyetin çıkarları n ı temsil eden, halkın isteklerin e ka/şı gelen, direnen b i r azınlığın bütün şiddet teşebbüslerini ezmek üzere lincoln hükü meti g i bi, el indeki g ücü k u l l a n m a k zorunda kal ı r.» Prog ram tasla ğ ı dış politika ilişkilerine ayrı bir bölü m ayırmıştı r. Komü­ nizm düşma n l ı ğ ı bahanesiyle şovenliğin, soğu k harbin, MacCarthy'cil i ğ i n hüküm sürdüğ ü ; Lôtin Amerika, Asya v e Afrika ü l kelerine karşı sal d ı rı l a r ya pıldığı ; m i l letlerarası bir komplo ileri sürerek, sollara, kom ü nistlere, genellikle bütün m u halefete karşı baskı ve ezgi politikası izlendiği bir ü l kede, büyük önem taşıyan şu nokta n ı n üzerinde durulmuştu r : «Biz, komünistler, dünya ölçüsünde gelişmiş b i r to plumsal ha reketin üyeleriyiz. «Bu harekete katılışı mızın nedeni, emek d ü nyası n ı n daya nışma prensi­ pine - ya n i sınıflara bölü n m üş bir toplu mda, insanlar a rası nda kardeş l i k prensipine en yakın kavra ma - i n a nıyoruz. Abra h a m lincoln b ü y ü k b i r feraseyle bu gerçeği sezmiş : «Aile i lişkileri dışı nda, i n s a n sevgisinin en kuvvetl i bağı, her mil letten, her dilden, her kökten gelmiş bütün emekçi ler a rasındaki bağdır.» demişti. «Bir atelye, bir fabrika çerçevesi içinde işçi sınıfı n ı n dayanışma duygu­ suna inanıyoruz. Bu dayanışmaya bir işletme, bir end üstri kol u n u n çerçe423


vesinde de inanıyoruz. Bir toplu luk, bir m i llet çerçevesi içinde de buna inanıyoruz. Dü nya ölçüsünde de bu daya n ı ş maya inanıyoruz. «Ameri kan otomobil endüstrisinde ça lısan bir işçi, sanayi i n aynı ko­ l u nda ça lışan bir italyan işçisine kolayl ı kla «kardeşim .. diyebi l i r. Ama General Motors'un milyoner sahipleri n e bu şekilde hitap etse, g ü l ü nç olacağ ı n ı bil ir. Bu basit misôl derin bir gerçeği meydana vuruyo r : Ya­ şama, tecrübe, istek, tarihsel kader şa rtlarından doğ a n temel bir ortak l ı k vardır. «Bu duygu sosya l ist ha reketin ilk g ün ünde vardı ve yüz yıl önce M a rksın ateşli çağrısında dile gel iyordu, «Dünya proleterleri birleşin ! .. Böyle bir çağrı o dönemde de gerekiyordu, a m a bugün bir kat daha acildir . . . çünkü yen i bir enternasyonalizmle, tekelci sermaye enternasyonalizm iyi e karşı karşıya bulunuyoruz . . . i ktisadi menfaatlerin i korum a k içi n , Amerikan emekçileri, işçi sınıfı n ı n enternasyonalizmini destekliyerek, tekellerin enter­ nasyona lizmine karşı koymak zorunda l a r . . . «Ba ğ ı msızl ı k, özgürlük, sosyal kalkınma uğru nda savaşan halkla rı des­ teklediğimiz zaman, Ameri kan tekelleri n i n gücünü azaltmaya çalışıyoruz. Ve böylelikle, Amerikan halkı n ı n kendi ü l kesini tekellerin baskısından ve etkisinden ku rta rmak için g i riştiği mücadeleye, bu h a l kların desteği n i , daya nışması n ı sağ l a m ı ş oluyoruz. «Bu bakımdan, ü l keleri Ameri ka n ı n özel çiftliği haline getirilen Lôtin Amerika h a l klarına karşı, bizim, Kuzey-Amerikal ı olara k, özel bir durumu­ muz var . . . «Işçi sı nıfı enternasyonalizminin en a ma nsız düşma n ı olduğunu bilen tekelci enternasyonalizmi, bütün ideoloj i k silôhları n ı daha çok ona karşı kullanıyor. «Gerçek vatanseverliğe karşı, tekeller şovenliği kul l a n ıyor ; diğer m i llet­ lere karşı nefreti, horgörü rlüğü kışkırtıyor, sakat bir m i l l i üstün l ü k duygusu ya ratıyor. Oysa gerçek vatanseverli k, öbür halklara karşı dostlu k ve saygı duyan bir yurtseverlik demektir . . . «Marks bütün d ü nya emekçilerini birleşmeye çağ ı rdığı g ünden bu yana, işçi sınıfı enternasyonal izmi büyük bir tarihsel gelişme geçirdi. Temel pren­ sip değ işmemiştir. Ama bu prensipin konkre uygulanışı, teşkilôtlanmo a l a n ı nda dile geti rilişi, zamana, şartlara, işçi sınıfı n ı n seviye ve i htiyaç­ larına göre çeşitli şeki l ler aldı . . . «Biz, Ameri kan komü nistleri, işçi sınıfı enternasyonalizmine bağlıyız, bağ lı kalacağız. Ka naatı mıze göre, bu enternasyonal izm işçi ve kom ünist partileri a rasında eşitlik ve kardeşlik i l i şkileriyle dile geti ri l melidir. Pa rti ler a rası nda karş ı l ı kl ı saygı temeline daya n a n danışma toplantıları n a taraf­ tarız. Bir pa rti n i n başka bir pa rtin i n işlerine karışmasına, bu partide bölücü etkiler ya pmasına karşıyız. iftira metotlarına karşıyız. Işçi sınıfı n ı n çeşitli kesimleri ni b i r tek kal ı bo sokmaya ça l ışacak monolitik birlik kavra­ mına karşıyız. Dünya komü nist hareketinde birkaç idare merkezi kurm a k istiyen eğ i l i mlere karşıyız • . .

424


.. Kanaatımıza göre. Ameri kan işçi sınıfı n ı n ve Amerikan h a l k ı n ı n men­ faatleri ne hizmet edebilmek için başvurulacak yol. bütün ü l kelerin işçi sınıfı ve i lerici güçleriyle daya nışma yoludu r. Yine kanaatımıza göre. Ame­ rika işçi sınıfı n ı n ve Amerikan halkının menfaatlerine h izmet etmek/e. bütün i n sa n / ı ğ ı n yeni. daha güzel bir reji m uğru n a yürüttüğü ortak savaşa büyük yard ı m l a r sağ/ıyabiliriz ... Progra m ı n bütün ruh u. taslağ ı n önsözünde yer alan şu bölümde dile geti ri l m i ştir : «Bu prog ram da büyük b i r iyimserli k. g üven dolu u mutla r göze ça rpmak­ tad ı r. Bu ise. toplumsal gelişme n i n niteliği hakkında düşündükleri mizi a ksettiriyor. Gerçekte mücadelede edindiğimiz tecrübeler. toplumsa l ge­ l işme kanunları konusun da edindiğimiz bilgi. bizde şu kanaatı uyandır­ mıştır. : i nsan toplumu gelişiyor. ve bu gelişmesi i lerici b i r n itel i k taşıyor. B u toplum. toplumsal varl ı ğ ı n daha eksiksiz. insa n lığa daha uyg u n bir şekline. sosyal izme ve komünizme doğru gelişiyor. Tecrübeleri miz bize. şu gerçeği öğ retmişti r : Hayatta donmuş. değ işmez hiç bir şey yoktur. Hiç b i r şekilde geriye d ö n ü ş olanağını kabul etmiyoruz. ..

* Bu prog ra m. siyasi hayatımızın fevkalôde önemli b i r a nında meydana geti rilmiştir. Yirmi y ı l l ı k bir dönemden sonra. kitle/erin. korkunç yal a n la ra dayan a n komünizm düşma n l ı ğ ı ideoloj isinden koptuğunu görüyoruz. Soğu k harp duvarı nda çatlaklar beli rd i . Amerikan kapitalizminin. komünist hare­ ketini yı kmak. susturmak. kitlelerden ayrı düşürmek için sarfettiğ i ça balar büyük bir yenilg iye uğrayacaktır. Bu Program. Ameri kan Komü nist Partisi­ n i n bir kitle partisi haline geti ril mesi yol u nda atı l m ış önemli bir adımdır.

425


Tropik Afrikada sosyalizm üstüne bazı düşünceler "Siyasi bağımsızlığa kavuştuktan sonra Afrika sosyalizmi prensipleri ile hareket ettiklerini iddıa etmiyen Afrika devletleri pek azdır . . .

Yatılaf Opluştıl Birçok Afri kalı lideri n iddialarına göre, ü l kelerindeki gelişmenin i ktisadi ve siyasi temeli sosyal izmdir. Arka a rkaya i leri sürülen bu iddialar karşı­ sında, Ma rksist- Len inist bilim, Afrika kıtasında sosya list görüşlerin hızlı gelişmesini büyük bir di kkatle i ncelemek zorunda kal ıyor. Bu gelişmenin nedenleri incelenince de, bu izahın ilk bakışta görü ndüği kadar basit ve açık olmadığı anlaşılıyor. "Afri ka sosya lizmi» adınd a ki kitab ı n Amerikalı yazarları şöyle demektir: «Son o n yıldan beri, beş yıl öncesine kadar hiç d uyulmamış, Afri k a l ı lid erlerin «Afrika sosya lizmi» diye isimlendirdi kleri yen i bir doktri n i n hiç beklenmedik bir şekilde geliştiği ni görüyoruz. Bu neşriyatın bu konuya verdiği önem, bu ideoloj i k eğ i l i min, son zamanlard a kaydettiği gelişmeyi belirtmektedi r.» Bu kita bın yazarl a rı n a göre, «Afrika sosyalizmi»nin alanı ve etkisi gittikçe a rtma kta d ı r : «Afrika sosya lizmi nde . . . lôfaza n l ı k payı çok büyük olabilir; Afri kalı liderleri n , otoritelerin i haklı göstermek, h a l kl a rı n ı seferber etmek üzere bu ideolojiyi kullanma ları mümkündür. Bununla beraber, bu ideolo­ j i n i n halk üzerindeki etki leri ni küçümsemek hôtô olur.» Progra m la rına sosya lizmi soka n Afrika ideoloj i leri n i n toplumsal etkileri n i i ncelemek istiyorsak, yukarıda geçen metnin yazarları gi bi, sosyalizmin', siya si faal iyetleri n i n a macı olduğ u n u iddia eden bütün Afrika partileri n i n , ha reketlerinin, i ktisadi v e siyasi programlarını bir a rada tetkik etmemiz yanlış olur. «Afrique Nouvelle» derg isinde görüldüğü gibi, Senghor doktrini, Nye­ rere ideoloj ik uzlaşması gibi, «Afrika sosya l izmi progra m ı n ı ileri süren doktrinlerle, Şubat 1 966 ta ri h l i askeri hükümet darbesinden sonra yasak­ lanan Ghana Halk Anlaşması partisinin, Ma lideki Sudan Birliği Parti sinin doktrinleri gibi, bili msel sosyal izme kısmen de olsa yaklaşan dostrinieri, özelli kleri ni hesaba katmadan bir a rada i nceliyenler çoktur. Oysa «Afrika sosya lizmi» gru puna soku lan ideoloji ler arasındaki ayrı ntı l a r çok büyük­ tür. Bütün bu farklara rağmen bu doktri nleri yine de bir bütün ol a ra k ele alabil memiz, ortak niteli kleri ndendir: Ya n i hepsi Afrikada meydana geld i , hepsi sosya lizme bağ lı olduğunu i d d i a ediyor. B u n u n l a beraber, Batın ı n yönetici çevreleri n i n N. Kru m a h'a, Seku Ture'ye, Senghor'a Tom Mboya'ya 426


karşı ta kındığ ı tutu mdaki farklar, bize şu gerçeği ispatl a m a kta d ı r : görü­ n ü rdeki benzerli klerine rağ men, bu l iderlerin beni m sediği doktrinler, gerek sınıf özü, gerek sınıf i l işkileri bakımından kapitalizmden fa rklı doktrinlerd i r. Afrikayı i nceliyen, M a rksistlerin herşeyden önce çöz ü mliyeceği sorun ­ l a rd a n biri, Afri kada sosya lizme bağ l ılığışı iddıa eden ideoloji lerin sınıf özü nü tayin eden etken leri n tesbitidir. Bununla beraber, bu ideoloji lerin s ı n ıf n itel i ğ i n i n tesbiti bile, daha uzun bir süre, Afri k a n ı n toplumsal ve siyasal gelişmesinde bugün oynadıkları rol ü n tesbiti için yetersiz kalacak­ t ı r. Afrika toplu munda çeşitli sın ıfların arasındaki farkların bel i rsiz oluşu ; bütün kıtada meydana gelmiş toplumsal i lişkiler; Tropikal Afrikada yürü­ tülen sınıf m ü cadelesinde, bu s ı n ı f yapısındaki çeşitli u nsurların oynadığı role uygun düşecek bel i rli bir tarife i m ka n vermiyor. Aynı nedenler yüzün­ den, Afrika toplu m u nda sınıfla r a rasındaki beli rsiz farkları a ksettiren ideoloj i leri n genel bir tarifi yapıla maz. Bazı hal lerde, bu ideolojiler iler­ letici b i r etken olabildi - bazı ları nda ise, geriletici bir etken haline gele­ b i l i r. Afrika toplu m u n u n bug ü n kü şa rtları içinde, sosyal i z m i n kuru lması so­ ru nu, herkesten önce, Afrika halklarını ilgilend i ren bir sorundur. Sosya­ lizme va rı lacak yol ları n ve metotların seçilmesi meselesi de, her ü l kenin i ç pol itikasiyle i l g i l id i r. B u n u n l a beraber, bu sorun u n nazari cephesi, çağdaş M a rksist-Leninist b i l i m i n - Afri ka n ı n dışında d a - ele a lacağı bir i n ce­ leme konusudur. Bu nazari yönlerin i ncelenmesi, sosyal izm uğru nda, top­ lumsal kalkınma yolunda yürütü len mücadele ile i l g i l i sorunları n anlaşıl­ masını kolaylaştırır. Afri kada sosya lizmin kuru l ması soru n u n u n, nazari cephesinin Ma rksist-Len i nist prensipler temelinde - tartışılması, bu sorun­ lara ışık tuta bi lece k ; Ma rksist-Leni nist sosya list görüşleri temsil edenlerle M a rksist ol maya n görüşlerden i l h a m a l a n sosya lizmi temsil eden bütün eğ i l i mleri n birbirini a n la ması fevka ıade önemlidir. Birbi rleri ni a n l ıyama­ d ı kları ta kdirde, d ünya n ı n herhangi bir bölgesi nde sosya l izmin anlaşılması ve kuru l ması soru n l a rı üzerinde yara rlı hiç bir tartışma düşünülemez bile. Daha a ra l ı k 1 91 8'de, Len i n kom ünistlerle kom ün ist olmaya n sosyal i stler a rasındaki il işkiler konusunda bazı görüşlerin i belirtmişti. 1 9 1 7- 1 9 1 8'de H a l k Komiserleri Konseyinde bera ber çalıştığı, devrimci sol sosya listler­ den Prochian' hakkı nda yazd ı ğ ı bir ma kalede Leni n şöyle d iyordu : sol devri mci-sosya listler müteffi kleri mizdi. Prochian devrime ve sos­ yalizme sağ ladığı hizmetlerle hemen d ikkatı çekti. Bütün sol devri mci­ sosya listleri n, gerçekten sosya list oldukları söylenemezd i. Bel ki çoğu için söylenemezdi. Ama Prochi a n ' ı n gerçekten sosya l i st olduğunu söyliyebil i riz. Çünkü Rus Halkçıları n ı n ideoloj isi ne, yani sosya list olmaya n bir ideolojiye bağ l ı olduğu ha lde, Prochi a n ' ı n gerçekten i n a n mış bir sosya l ist olduğu an laşılıyordu. Bu adam kendine göre sosya list oldu. Marksizmden geçme­ den, ama proleta rya nın, sınıf m ücadelesi konusundaki görüşleri ben i m ­ siyerek . . «•

.

»

427


Afri kadaki durumu i n celerken, Len in'in bu görüşlerinden faydalanabili­ riz. Len i n ' i n bu sözleri, bugün toplum yap ı l a rından, köylü kitleleri n i n sefa­ letinden doğan, ve çağdaş Afrikada bugün hôkim olan idealaji lere birçok yönden yakın (Prochian halkçı ideolojiyi benimsemişti) bir ideolojiyi savu­ nan bir sosyoliste karşı, bir kom ü nisti n nasıl davra nacağ ı n ı gösteriyor. Len i n için, Prochian'ın sosya l izme sağ ladığı hizmetler, davra n ı ş ı n ı n ideolo­ jik temel inden çok daha a ğ ı r basa n bir faktördü. Oysa çağdaş Afrika top l u m u nda dinin, işçi s ı n ıfı n ı n , köylü lerin oynadığı rol gibi konu larda, çeşitli a n laşmazl ı kl a r yaratarak, M a rksizm düşmanları, Ma rksistlerle, Ma rk­ sist olmadıkları halde sosya l ist ideolojiyi beni msiyenler a rası nda bir uçu­ ru m açmağa ça lışıyorlar. Senego l'da çıkan Afrique Nouvelle dergisinde çıkarı l a n bazı sonuçlar, hiç ş üphesiz bu a macı güdüyor. Afrika sosyalizmi konusu i l e ilgili tezlerinde, bu dergi M a rksizme karşı bu tutumu benimsi­ yor: « Afri kan ı n en köklü, en büyük değerleri ; i nsanı bu d ü nyadaki ödevleri nden uzaklaştı rmadan, ono maddi refah a maciyle yetinmemeyi öğ reten, gerçeğ i n özg ü rlüğün, insa n l a r arasında kardeşliğin, maddi refah kadar önemli değerler olduğunu a nlatan ruh, a nlayış yeteneği, karşısın­ dakini a n l a m a kabiliyetid i r. Yüzyıl l a r boyunca köle ve söm ürge olarak yaşayan Afrika, kendisine özgü bu ma nevi değerler sayesinde özg ü r i nsan­ l a r kıtası kalabiidi. Onu her şeye rağmen yaşatan, kurtu luşunu sağlayan bu değerlerden Afrika vazgeçm iyecektir. Işte bu yüzden Afrikada hiç bir . • •

ü l ke bazı soru nları n çözümlen mesinde kabul edilen bazı yollar, bazı tec­ rübeler, özellikle tek partin i n siyasi ya pısında, devletle i lişki lerinde, bu örnekten ilham a l d ı ğ ı halde Ma rksist gelişme örneğ ini beni m sememiştir. Böyleli kle bug ü n Afrikada gerçekleşen sosya list ideoloji kendine özg ü d ü r ; kökleri Afrikanın felsefi değerlerine k a d a r uza n d ı ğ ı için Afrika sosyal izmi adını hak ediyor... «Afri ka sosyalizmi"nin bu ta rifini okuyan l a r, Afrikada beliren sosyalizm kavra m ı n ı n toplu msal değerini yanlış onlar, her şeyden önce Ma rksist i deolojiye cephe a l a n bir kavram olduğu sonucuna varır. "Afrique Nou­ velie.. dergisine göre, Ma rksizme yönelmiş sosya lizm dog macı, insa n l ı k d ı ş ı b i r ideoloj i n i n d i l e gelmesi ; Afrika h a l klarının yüreği n e ve kafasın a tesir edemiyecek b i r d üşünce sistemidir. B u a n layışa göre, «Afrika sosya­ lizmi.. adeta bir d i n sayıl m a l ıdır. Çünkü Afrika spiritualizminden ve genel­ l i kle Afrika meden iyetinden doğ muştur; M a rksizmle bilimsel sosya lizm Afrikaya herha ngi bir etki yapam ıyacağına göre, Afrika bu bilime konu olamaz. Bu şa rtla r içinde neden acaba «Afrique Nouvelle .. dergisi sosya­ lizmle ilgili düşüncele rini açı klarken, Ma rksizme saldıtma ihtiyacını duyu­ yor? Her halde, bu görüş ve düşünceleri beni msemiyenler bile, kendi sos­ yalizm tipleriyle Marksizm a rasında ya pılaca k bir mukayesenin sonuçla­ rından korkuyorlar. Ne olursa olsun, «Ma rksist mi krobu..n a muaf bir Afrika sosya lizmi i le ilgili nasariyeler ileri sürenler, Afrika toplumsal gerçeklerin­ den uzak, teh l i keli bir alana g i rmiş oluyorlar. 428


H ristiya n d i n i n i yayan enstitüler, Hoover bilimsel araştırma merkezi, sos­ yalist düşüncelerin, Afri ka n ı n gelişmesindeki etkileri n i inceleyen a raştır­ m a l a ra büyük para l a r ayırıyorlar. B u n u n nedeni. her halde . bu düşünce­ lerin gelecekte daha da çok yayı laca ğ ı n ı ta hmin etmeleridir. M a rksist o l ­ m a y a n birçok yaza r, g e n ç Afrika devletlerinde h ü k ü m s ü ren i ktisadi ve toplumsa l durgunluğun. sosyal i st d üşüncelere elverişli b i r a l a n hazırladı­ ğ ı n ı beli rmektedi r. Ma lawi Cumhuriyetinden Dunduza Şisiza «Afri kan ı n geleceği ne olacaktır? .. a d l ı eserinde siyasi bağımsızl ı ğ ı n «toplumsal b i r boşluk .. ya rattığ ı n ı yazıyor. Afrika kon u l a rı nda tan ı nmış Ingiliz uzma n ı John Hatch. «Savaş sonrası Afrika tarihi n d e şu sonuca varıyor: ..Siyasi bağı msızlı k elde edildi. Ama bu bağ ı msızl ı ğ ı n büyük çoğ u n l u ğ u n özel hayatını değiştirmesi ihtimalı pek azd ı r. I ktisadi devri m henüz yapı lmadı. Afrika hayatın ı n temelini sarsacak değ işiklikler meydana gelecektir. Afrika d ra m ı en yüksek noktasına henüz varma m ıştır. Afri ka n ı n bağ ı msızlığı için ya pılan siyasi devrim, ancak gelecekteki devrim i n önsözüd ü r. .. ..

Yeni yen i devletler meydana geliyor. Kitlelerin toplumsal şartla rı n ı n baskısı altında. bu devletler. toplu msal v e kültürel kurtul uşla. hayat sevi­ yesi n i n yükseltil mesiyle i lgili progra m l a r hazırl a m a k zorunda kalıyor. Bütün genç Afrika devletlerinde uyg u l a n a n ekonomi k plônlar: kitlelerin topl u m ­ s a l v e kültürel kurtu luş düşünceleri. h ükümet progra m l a rı n ı a ksettiriyor. B u g ü n Afrikada sosyal i zmle i l g i l i naz:ariyeler. birçok yönden bu rolü oynam a kta d ı r. Hiç ş üphesiz. söm ü rgeci sistemin yı kılışı. e mperya lizmin Afrika­ nın çevresinde kurduğu yalan duva n n ı a laşağı etmiştir. Bununla beraber. genç Afrika devletlerinde. sosya l ist görüşlerin yayı l ması. genellikle. i kti­ d a rda bulunan partilerin, hareketlerin yürüttüğü ideoloj i k faaliyetlerin sonucudur. Başka bir deyimle. bu düşünceler. geniş Afrika kitlelerindeki ideoloj i k bilinç seviyesi n i tam olara k a ksettirmiyor. Tropi ka l Afri kada. Afrika top l u m u n u n sosyal kurtuluşu ile ilgili nazariye­ lere geli nce. bu naza riyelerde Pan-Afri ka n ist görüşlerin büyük etkisi belli­ d i r. Pan-Afrikanizm hiç bir zaman bağdaşık (mütecanis) bir doktrin olma­ m ı ştır. Içinde birbirine karşıt veya ra kip a kı m l a r görü l ü r. Bütün bu a k ı m l a r. çok-yön l ü ve karışı k gelişme sürecini aşmıştır. Pan-Afrikanist görüşün kuru­ cusu sayı l a n Dr Du Bois. gelişmes i n i n i l k döneminde devrimci işçi sınıfı i l e her türlü işbirliğine karşı i ken. daha sonra l a rı. Afrikanın b ü t ü n d ünya g i bi - sosya lizm yol u n a g i rmek zoru nda olduğu kanaatına varmıştır. 1 96 1 de Dr Du Bois, Amerika Kom ü nist Partisine g i rmiştir. Pan-Afrikanist görüşleri n büyük bir temsilcisi olan George Padmore ise. aynı gel işmeyi ters yönden geçirdi. Komünist Enternasyonalin faaliyetin i desteklemekle işe başlaya n Pad more. daha so n ra l a rı. kom ünizmi. beyaz ırkın d ünya üzerinde hôkimiyetini kurma eğ i l i m i n i n bin şekli almakla ; Afri ka l ı l a n n kendi im kônla rıyla kurtulam ıyaca ğ ı n ı san m a kla suçlayan tezi savundu. "Pan-Afrikanizm mi, komünizm mi? adlı kita bında. Padmore şöyle demektedi r : «Asyada ve Afrikada komü nizmin gelişmesin i d u rd u rta29

429


bilecek tek g ü ç, sosya l ist bir sanayileşme progra m ı, kaoperatif sistemine daya n a n ta rı m metotları temeline dayan a n dinamik bir m i l liyetçil i kti r.» Padmore bazan, .. Pan Afri kan ist Sosya l izm» diye adland ı rdığı Afrika sos­ yalizmini de methetmişti r. Tarafta rla rı n ı n bir kısmı sonradan bu dar görüş­ lerden vazgeçmiş, bilimsel sosya l i z m i n safla rına geçmiştir. Bunlard a n biri N. Kru mah'tır Bilinci/ik» a d l ı eserinde açıkladığı ideoloj i k ve felsefi görüş­ lerinde Pan-Afri kanist düşü ncelerin izleri görül mektedir. Mal i'deki i ktidar partisi, Sudan Birliğ i ' n i n ideoloj isi de, N . Krumah'ın savunduğu ideolojiye çok benziyordu. Bu parti 1 946 da sadece m i l l i ve demokratik bir n itel i k taşayan «Afrika Demokratik Topla nma Partisi»nin b i r şubesi olara k ku­ ruldu. Ama Mali bağ ı msızlığa kavuştuktan iki yrı sonra (1 962 de Suda n Birl i ğ i n i n Vi. Kongresinde) pa rti progra m ı n ı bili msel sosya l izme bağladı. Sömürgeci l i kten kurtulduktan sonra ki - yani siyasi bağ ı msızl ı ğ ı n elde edil­ mesinden sonraki ilk dönemde, panafri kanist prensiplerden i lh a m a l a n birçok ideoloji k görüşler, Afrika devletlerin i n i ktisadi v e topl u msal geliş­ mesi sorununa büyük bir yer ayırmıştı r. Bu a maçla sosyal ist doktrinlerden bi rçok unsur a l mışlardır. Bu ideolojileri 5 g ru pa ayıra b i liriz : ..

1 . B i l imsel sosyalizmin Ma rksist-len i n ist ideolojisini çeşitli aşama larla benimseyen görüşler. (Orneği n , Ganada Halk Anlaşması Partisinin, Ma­ l ide Sudan Birliği n i n progra m l a rı.) 2. Ta rafta rları bilimsel sosyal izmden çok uzak olan, a ma ü lkede i ktisadi ve toplumsal taban ve üstya pıda önemli dönüşümler gerçekleştiren gö­ rüşler. (Orneğ in, Gine Demokrati k Partisi.) 3. Marksizm-leninizmi reddeden, ama pratik faal iyetleri nde yabancı ser­ maye n i n hôkimiyetine, i n sa n ı n i nsanı sömürmesine karşı olan, bilimsel sosya l i z m i n bazı cepheleri n i benimsiyebilecek ideoloji ler. (Orneğ in, Tan­ g a n i kada J u l ius Myerere'nin kurduğu Afrika Milli Birl i ğ i n i n program ı Senega lde eski başbakan M a m a m u Dia g i b i bazı devlet adamlarının görüşleri.) 4. M a rksizm-le n i n izmi reddeden, sosya l ist o ldukları n ı iddia etmekle, Afrikada ki m i l l i kurtuluş devrim leri n i n sosyal ist devri m h a l i n e gelmesin i engelleme isteklerin i gizlemeye ça l ışan ideolojiler. (Orneğ in, Ka merun, Ga bon ve Madagaska rd a ki i ktidar partileri n i n beni msedi ğ i ideolojiler.)

5. Pa n-Afrikanist a k ı m la rdan çıkmış, dejenere ol muş, sosya l izmle reka­ bet yürütebilecek bir Afrika ka pitalizmi kurmaya çalışan ideoloj iler. (Orne­ ğ i n , Fildişi S i h i l i ndeki i ktidar partisi, yani Houphouet-Boigny' n i n partisi­ n i n ideoloj isi.) Pan-Afrikanist ideoloj isiyle yetişmiş olan Afrika d ü ş ü n ü r ve devlet adam­ larının çoğu, bugün üçüncü ve dörd ü ncü grupa bağ l a nabilir. 1 962 de Dakarda toplanan, Afrika ü l keleri n i n gelişme politikası nı, bu ülkelerin sosyal izme geçmek üzere seçtiğ i çeşitli yol l a rı i nceleyen m i lletlerarası 430


Konfera n s ; bu Afri kal ı l iderler ve bu partileri n faaliyetleri a rasındaki koord inasyonun tipi k bir örneğ idir. Bu Konferansa, bütünüyle, Afri kanın bugünkü sorunları n ı çözemiyen klôsik kapita lizmin yerine geçebilecek, M a rksist olmayan b i r çözüm yolu bulma teşebbüsü diye bakalabilir. Dakar konfera nsında, klôsik kapitalizmin yerine geçebilecek, Afrikaya özgü, Ma rksist olmayan, eksiksiz, yaşaması m ü mkün bir çözü m yol u n u n bulunamadığını, hauô tesbit edi iemediği n i söyliyebi l i riz. Bir Forumdan başka bir şey ola mayan bu konferansta sadece Afrika ü lkeleri n i n geliş­ mesinde p l ô n l a m a n ı n baş rolü oynayacağı düşü ncesi ileri sürüldü. ate yandan, bu Konferansta açıklanan, iktisad i ve toplumsal gelişme ile ilgili görüşleri eski Afrika geleneklerine bağlama kararı sa mimi idi. Konferansa katı l a n delegeler, Tropika l Afri kadaki eski Fransız sömürgelerin i temsil ediyorlardı. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ü lkeleri n i temsil eden elli kadar delege bulunuyordu. Katı lanları n çoğu «sosyal izm» keli mesini kullan m a ktan bile çekindiler. Kamerun Plônlama Baka n ı yard ı mcısı Ota bela, sosya lizmin kendine özgü bir tarifin i yaptı. Otabela aynen ş u n l a rı söyledi : ..Varaca ğ ı m ız i l k sonuç şudur : Ka merunlu Afrika lı hem kapitalist hem sosyalisttir. Kapital isUir, çünkü toprağı vardır. Bu topra ğ ı na bağlıdır " ." Sosyal isttir da. Çünkü m ü l k iyetin i n ürünlerin i vatandaşlarıyla bölüşüyor. Oysa o n u n böyle b i r mecbu riyeti yoktur. Ama Afrika geleneklerinde g��rdüğü müz sosyalizm, Avrupada tesadüfen sınıf m ücadelesin i n sonucu olara k meydan a gelmiş sosyal izme benzemez. Bizim sosyalizm, geleneklerden gelme b i r a nlayış, üye bulunduğumuz toplumda bir yaşam a ve davra n ma şeklidir . . ... Bu açıklama, hôlô az gelişmiş Afrikalı u n surların, refaha varma kararını dile getiriyordu. Şu noktayı da beli rtmeliyi z : Ota bela gibi Afrika bürokrasisini temsil eden unsurl a r, patronluğa heveslerini haklı gösterrneğe ça lışan ideoloğlar, eksik değ ildir. Afrika devletleri n i n milli ekonomisi şartları içi n de, özel kapital i st sek­ törü geliştirmeden, Afrika n ı n i ktisadi kalkınma soru n u n u n çözümfenebile­ ceğ i n i iddıa etmiyoruz. Afri kada kapitalist olmayan eği l i m l erin gelişmesi için yürütülen her m ü cadele, bize şu gerçeği göstermektedi r : Afri kalı top­ l u m u n sosyal kalkınması uğru nda savaşan g ü çler, bu toplumda gerçek­ leşebilecek devrimci değ işi kliği n başarı i htimallerin i ve temposun u etkile­ yen bir ta k ı m faktörü hesaba katm a k zoru ndadır. Bu güçler, genç devlet­ lerin yapısı nı, sermaye yoksulluğunu hesaba katmak zoru ndadı r. Bu dev­ letlerin, kapitalist tekellerin hôkimiyeti altında bulunan, sosyalist olmayan d ünyan ı n işböl ü m ü sistemine bağ lı olmadıkla rı n ı da hesaba katm a k zorun ­ dadırlar. S ı n ı f yapısında, geniş kitlelerin siyasi yapısında görülen geçik­ rneyi, tekni k ve bili msel kadro eksi kliğ i n i göz önünde tutma k zorundadır­ l a r. Bütün bu gerçekleri göz önünde tutunca, Afri kadaki ilerici h ü kü met­ lerin bile kapital ist ü l kelere özgü i ktisadi güçl ü klerden maf olmadıklarını a n l ıyoruz. Bu hükü metler, devlet sektörü n ü n ve kooperatiflerin yanıbaşında bir özel sektör bulunduran i ktisadi yapının güçlükleri ile de karşılaşıyorla r. 29 '

431


H i ç şüphesiz. bu hoktaları belirtmekle. sömürülen Afrika halkının men­ faatlerin i . sınıf bili nci içi nde. savu n m a ktan vazgeçileceğ i n i demek iste­ miyoruz. Kapitalist sektörün varlığı. Afrika topl u m u n u n içindeki çatışmaları kes­ kinleştirmektedir. Bunu görmemeni n i mkôn ı yoktur. Afrika devletlerin i n kapitalist sektöre m u htaç oldukları gerçeğini inkôr etmek de. sekter bir davra n ı ş olur. Afrika ü l kelerindeki toplumsal ilişkilerin bugünkü seviyesinden yararla­ nan Ma rksizm a leyhtarı ideologlar. bu topl u mda varola n karşıt a kı mları g izliyebiliyor. bu toplu m u n sınıfsız bir toplum olduğunu iddia edebiliyor­ l a r. «Afrika sosyalizmi»nin asıl temeli. Afrika toplumundaki kolektivist n iteli ktir. Ama G ha nadaki H a l k Anlaşması Partisinin. M a l ideki Sudan Bir­ l i ğ i n i n. G i nedeki Demokratik Parti n i n ideologları da Afrika toplu m u n u n bazı kolektivist özell i klerinden faydalanıyorlar. Bunu a n l a m a k i ç i n ş u noktayı g ö z ö n ü n d e tutm a l ıyız : Afri ka n ı n b ü y ü k bir kısmında. özellikle köylerde. toplumsal ilişki lerde a ğ ı rbasan g üç. kolektivizmdir.

Afrique Nouvel/e yazarlarından Pierre Ka noute. Afrika kolektivizmiyle sosya l izm a rası ndaki farkları şöyle anlatıyo r : «Afri ka d ünyası. devamlı b i r sosya lizasyon h a l inded i r. Karaderi li i nsan sosyalistleşmiş bir i nsan d ı r. Afrika sosya lizmi. bir m üddet sömü rgecil i ğ i n baskısı altında kalmıştı r ve bu bir gerçektir. Bu gerçeği artık bugün gelişme şartları içinde yen i d en i n celememiz. ..düşünmemiz» gerekiyor. Batı ferdiyetçil i ğ i n ma nzarası bizi ü rküttüğ ü için. kendi mize özg ü «sosya lizasyon» daki hataları düzelmeyi. medeniyetim izin «cemaaİ>. ölçülerini korumayı terc i h ediyoruz. Afrika sos­ yalizmi deyimi. Afrika kadar eski bir gerçeği dile getirmektedir.» Çok eski gelenekleri ülkü leştirme eğilimi. Afrikaya özgü bir eğilim de­ ğ ildir. Bu geleneklere hayran olanlarla tartışırken çok ihtiyatlı davra n m a k bir zoru n l u l u ktur. B u n u n l a beraber. geleneği ü l küleştirmek. ölümsüz b i r prensip h a l i n e getirmek Afrikada b i l e tehlikeli d i r. Mali i ktisadi gelişme bakanı Seydu Badyan. «Afrikalı yöneticileri ve ha/k/afl" adlı kitabında bu konuda çok ilginç nokta lar beli rtmiştir : Saydu Badya n. çağdaş Afrika toplamında sömü rgecilik önceki dönem­ den kalmış u nsurl a rı n ı varlı ğ ı n ı kabul ediyor. Çok eski çağ larda meydana gelmiş bir toplu mda temelde bulunan gruptu r ; kişi değ i l d i r. Grupu mey­ dana getiren unsur ise ataerkil a i led i r. Ailenin gel işmesi nden. çeşitli kol­ lara ayrı l masından da köy. yani birkaç ailenin teşkil ettiğ i topluluk mey­ dana geliyor. Bu toplulukta. eli aya ğ ı tuta nları n hepsi. kolektif ü retimde görevli d i r. Çü n kü elde edilen ü rü nlerin tüketi mi de kolektiftir. Yüzyıllar boyu nca. bu kolektivizm kendi müesseselerin i meydana getirdi. Bu mües­ seselerin işlemesi. grupun içi nde. kiş i n i n - yoksul de olsa - yaşaması n ı sağlıyor. Sömürgecil i k döneminde işlemeye başlayan ücret sistemi sömü r­ geci l i k - öncesi toplu m u n bozulmasında rol oynadı. Şehi rde gördüğü işe karş ı l ı k ücret veya maaş a l a n adam. bağ lı bulunduğu köy topluluğu n d a n 432


ayrılmaya ça l ışıyo r ; çünkü topluluğa karşı borçlu olduğu mecburiyetler, kendi özel gelişmes i n i engelliyor. Böylece kişisel ça balarla g rupun kanun­ l a rı çatışıyor. Çünkü köyde yaşayan a kra balar için, ailenin üyesi bulunan bir ferdin eline geçen gelir, m ahsu llerin kötülüğü yüzünden g ittikçe aza­ l a n ta rı m ü retim i n i n gelirlerini telôfi edecek bir yoldur. Böylece g ru p, i m ­ tiyazlı b i r d u ruma va rmış ferde yükleniyor. Ay sonunda şehirde çal ış a n gençten, b ü t ü n a kra ba l a r yard ı m istemeye gel i r. Çalışma kişisel ol muş, oma tüketim kolektif kalmıştır. Artık faydasız diye baktığı bir top l u l u k için çalışan fert, başka bir temele sarılmaya çabalıyor. Çağdaş bir toplumda yaşa mış olsa elinde kalacak kazancı, çal ıştığ ı halde sağlaya m ıyor. Oste­ l i k, köyden yard ı m istemeye gelen a kra ba l a r, geçi n me n i n yolunu bulduk­ ları için, tembelliğe başl ıyor. Böylece her i k i ya ndan teşebbüs felce uğ ru­ yor. Yazarın bel i rttiği g i bi , az gelişmiş bir ü lkede, bu d u ru m çok vahim sonuçlara yol açıyor. Afrikada toplumsa l gerçeği ü l kü l eştiren nazariyelerin geçerliğini tartı­ şanlar, beyaz ı rkın temsilcisi sayı l ıyor; Afrika halklarını hor görmek, Afri­ kalıları n kabil iyetlerin i , yaratıcı l ı ğ ı n ı i n kô r etmekle suçla ndırı lıyor. Oysa, M a rksizmde herhangi bir üstün l ü k kavra m ı na yer veri lmediği n i biliyoruz. Buna rag men, Afri kadaki ü retici g üçlerin d ü ş ü k seviyesini, toplumsal haya­ tın az gelişmiş nitel i ğ i n i ve özellikle ü reti m i l işkilerindeki gecikmeyi gör­ mezlikten gelirsek, ..Afrika geleneksel üretim a raçları» adı veri len ü reti m a raçlarında deva m l ı dönüşüm ler sağ l a m a k, bu a raçların yerine çağ ı mıza daha uygun metotla r ku l l a n m a k zoru n l u luğunu i n kô r etmiş oluruz. Yazdığı i ncelemelerden birinde, Mamadu Dia, Tropikal Afrikada - yani çapa n ı n başlıca ü retim a racı olduğu bölgelerde - tarı m ı n geci kmiş oldu­ ğ u nu kabul etmiyor. Dia'n ı n iddiasına göre, Kara Afrika n ı n tropika l böl­ gelerinde, sapan ve hayvan k ul l a nı l ma ması ; bu bölgede, topra ğ ı n pro­ d üktivitesiyle, gruplar hali nde teşkilôt Ianmış Afrika toplumunun ihtiyaç­ ları, üretim yetenekleri a rasındaki denge soru n u n u n en mantıklı çözüm yolunu teşkil etmektedir. Böyle bir naza riye kabul edilse, geleneksel Afrika tarı m ı n ı n durumunda herha ngi b i r değ işikl i k yapılamaz. Oysa gerçekte, çağdaş Afrika toplumu, geleneksel ü reti m siste m i nden kurtu l m a ı ı d ı r. Bu top l u m u n karşısına çıkan sorunları n en önemlisi hiç şüphesiz budur. Çağdaş Afrika toplumunu i ncelerken, bu topluma özgü bir soru nla kar­ şılaşıyoru z : bir Afrika dil i nden bir Avrupa diline veya bir Avrupa d i l i nden bir Afrika d i l i ne tercüme yapılınca, Afrika ideoloji k sistemleri n i n a nl a m ı ve terminolojisi üzeri nde d ikkatle d u rmamız gerekiyor. Nisan 1 962'de, Ta nga­ n i ka Afrika Milli Birliği n e dahil partilerin Afrika sosyalizmi ile ilgili Kon­ fera nsında, Tanzanya başka nı Julius Myerere, pa rtisinin siyasal ve top­ lumsal a maçlarını şu şeki lde tarif etti : ..Ujumaa, Afrika sosya lizminin temelidir... Swahili dilinde Ujumaa keli mesi : ..Aynı kökten gelmiş insa nlar a rası ndaki il işkiler orta klığı .. a n l a m ı na geliyor. Bu kelime bozan cemaat, bozan a i le, bazan tarikat d iye tercüma edi l i r. Kenya başkanı, Jomo Ken433


yatta, «Afrika s o s y a lizmi ve Kenyada planlama politikası adındaki eserin i n önsüzünde U h u ru (özg ürlük) y u e l d e etme a macını tarif için, Hara m bee sözünü kullanıyor. Ki kuyu d i li nde H a ra m bee aşağı yükarı «güçleri b i rleştir­ mek» a n la m ı na gelir. ..

Bütün bu kel imelerin a n l a m ı , Marksizm-le n i n izmde tan ı mlanan sosya l ist kavra mların a n la m ından çok uza ktı r. Bu şartlar içi nde, birbiri nden bu kadar ayrı mefh u m l a r a rası nda herhan g i bir uyg u n l u k b u l m a k, büyük hata olur. Afri ka lı - ve Afri ka l ı olmayan - gerici g ü çler, Afrikada toplumsal kurtu luş nazariyelerin i n gelişmesin i engellemek üzere, Afrika ü l keleri n i n genel şa rtla rı ndaki egzotik n iteli kten faydalan ıyorlar; Afrika sosya l iz m i n i de Afrika toplu m u n u n kapital i st gelişmesine elverişli bir bölge sağ lıyacak b i r program olara k ele a lıyorlar. Bu bakımından Afrika sosya lizmi ile i l g i l i nazariyelerin hepsinde, sınıf n itel i ğ i ç o k bel l id i r. Bu nazariyeler daha çok, sömürgecil i k sona erdikten sonra, yeni Afri ka devletlerinde i mtiyazlı siya­ sal ve toplumsa l mevkilere geçmi ş bel i rl i ta baka ları n çıkarları na uyg u n düşmektedir. Ya ba ncılar, öze l l i kle eski sömürgeci ü l kelerin katol i k veya protestan d i n i çevreleri ; Batı Avrupanın sosya l-demokrasinin temsilcileri, bu ma ksatlı ideolojiyi sistemli bir şekilde Afrika b i l incine yerleştirmeye çalışıyorlar. «Afrika sosya lizmi»nin kökleri, kapital ist Avrupadadır. azeilikle, «dünya medeniyetin i n koordone ve a he n kli gelişmesi» nazariyesin i n temsilcilerin­ den ilham almıştır. Felsefe a l a n ı nda, Senghor gibi Afri kalı nazariyeciler, Saint-Simon, Teihard de Chard i n ' i n nazariyelerine dayanıyorlar. Ekonomi a la n ı nda, A. Manshall ve Françous Perroux'n u n doktri nlerinde n ; sosyoloji a la n ı nda ise, Max Weber'in tezinden ilham a l ıyorlar. Fransız, Ingiliz, Ame­ rikan ü niversitelerinden mezun olmuş bu Afri kalı nazariyecilerin yetişme şartları, düşüncelerinde, «alafrangalık»la rında belirmektedir. Çevreleri, etraflarında bulunan ve sınıf bakımından tekelci kapital izme bağlı olan yabancı m ü şavirlerin i n çevreleridir. Son zamanlarda Le Monde, gazete­ sinde, «Afri ka sosyalizmi ve Kenyada plônlama politikası» başl ı kl ı , kamu­ laştırma soru nlarını I ngiliz Işçi Partisin i n görüş noktasından ele olon resmi vesika n ı n tesbitinde yabancı uzma n la rı n oynadığı rol konusunda tefer­ ruatlı bir yazı çıktı. Bu yazıda, Kenya h ü kü metin i n b i r devlet ticaret ban­ kası kurma projesini, fazla «sosya l ist» bulan Amerikalı uzmanları n bu ü l ke­ n i n iç işlerine nasıl karıştığı beli rtilmektedi r. Eski Fransız sömürgelerinde de uzma n l a r aynı şekilde ha reket ediyor, a m a faa liyetleri her zaman bu kadar a leni olmuyor. Işte, «Afrika sosyal izmi» nazariyelerin i n gelişmesini tôyin eden bu gizli faa l iyetlerdir. Bu sistemli faaliyeti n sana riyecileri, çok doğ ru olara k, şu sonuca var­ mışlard ı r : «Ekonomilerin kurm a k için, halkı n kara rlı bir şekilde destekle­ diği, bu halkın gerçek yaşama şartla rından doğ muş b i r ideolojiye daya­ nan ü l kelerde» çok elverişli bir durum meydana gelmektedir. Va rdı kları i ki nci sonuç ise şudur : .. ideoloji, gelişmenin itici gücü, g üçleri seferber 434


edebilecek yollardan biridir.» Bununla beraber, b i r yandan kitlelere top­ l u msal refa h hakkından bahsetmek ; öte yandan, özellikle Afrika sosyalizmi nazariyeleri n i savunan ü l kelerde gittikçe yaygı n bir hale gelen tüfeyliliği teşvik etmek, tehlikeli sonuçlar verebil i r. Fransızca - yani büyük çoğ u n ­ luğun a n l ıyamadığı bir d i lde - ç ı k a n bazı Afrika gazeteleri, eski Fra nsız söm ü rgelerinin çoğu nda kuvvetle hissedilen bu tüfeyliliğe karşı cephe a lıyor. Ama bütün bu suçlamalar, Afrika sosyalizmindeki temel çelişmeye son veremez. Bu çelişme : bu ideoloj i n i n bir yanan yeni doğ a n Afrika kapitalizminin çıkarlarını, çağdaş bürokratik çevrelerin i mtiyazlarını sa­ vunması ; öte yandan, halkın toplumsal eşitl iği fikrini yayma görevini taşı­ ması a rası ndaki çelişmedir. Ama Afrika sosyalizmini savu n a n la r için, bu çelişmenin incelemesini yapıp pratik çözüm yolla rı a ra maya ka lkışmak, bukadar çok ça ba sa rfederek kurd u kları binayı yıkmak olu r ; başka b i r deyi mle ..Afrika toplu m u n şairane şartları»nı göklere çıkara n nazariyelerini a laşağı etmiş olu rla r. Bu şiddetli çatışma bize şunu göstermektedi r. Afrika sosya lizmi nde, bu ideoloj i n i n etkisi a ltında tesadüfen bulunmuş güçler a rasında b i r fa rklı ­ laşma süreci gelişmelidir. Afrika toplu m u n u n objektif d u rumu, bu toplu­ m u n içinde deva mlı şekilde va rolan toplumsal ve siyasa l geri l i m , bu ideo­ loj i n i n bazı a kı mlarına daha radikal bir niteli k kaza ndıracak şartlar yarat­ maktadı r. Bu ideoloj i n i n olumlu gelişmesini sağlama olanaklarının hepsi henüz ku llanılmış değildir. Afri kada önemli olan sadece sosya list bir pro­ paganda temeli üzerinde, sosyalizme ta rafta r unsurların birleşmesi sorunu değ ildir. Afrikada sosya lizm uğrunda yürütülen m ücadele - öbür kıtal a r­ dan da fazla - çağdaş toplu m u n maddi ve teknik temelleri nin yaratıl ması ; geniş kitleleri çağdaş d ünya n ı n toplumsal ve kültürel seviyesine yükselte­ bilecek etkili yol ve biçimlerin bulun ması için yürütülen savaştı r. Sömürgeci ve emperyalist hakimiyetinden kurtulan bölgelerde sosyaliz­ min kurulması : işte M a rksist bilim bu a maca nasıl va rılaca ğ ı n ı incelemek­ tedir. Metot olarak Marksizmin birliği, a m a ç olara k sosya lizmin birliği sayesinde, ma rksizm, sosyalizm davası na gerçekten inanmış toplumsal g üçleri kendine çekmektedir. M a rksist doktrininin eskidiğini iddia edenler. tari h i n gidişatı n ı önliyemezler.

435


Senegol'de siyasi partiler ve yurtsever güçlerin birliği

Macrnut Diop Birlik soru n u n u çözme çabasında o l a n ların karşısına hayatın çıkardığı sayısız engellerin karakteri iyice bilinmezse, bu soru n u kavram a k güç o l u r. Senegol'de politi k partilerin n isbeten gelişmiş olan sistemi yüzünden " bazı ları, bu partilerin kaynağ ı n ı i ncelerken a lışılagelmiş ve topta ncı terim­ lerle yetinmekle ka l d ı l a r. Partileri n bir kısmı, çeşitli sosyal sın ıfların par­ tileri olara k ; gene bir kısmı, tek tek politi kacı ların ya da gu rupla rı n ç ı ka r­ l a rına hizmet eden partiler olara k ; başka bir kısmı do, yurt içinde yahut dışarda yabancıların çıkarları nı temsil e d en partiler olarak nitelend iriidi. Senegol pa rtileri n i n ya pısını, herkes kendi motiflerine uygun olara k, yuka r­ d a ki tan ı m l a m a l a rı n birini ya do ötekini kullanıp aydı nlattı. Ama gerçek­ ler bundan çok daha karmaşı ktır. Bu yüzden Senegol partileri için, a ncak gerçekleri bilerek basitleşti rilirse tek anlamlı bir tanımlama yapıla bilir. Gerçekte bir sıra veriyi göz önünde tutm a k gerekl idir. Her şeyden önce, bu partilerle yöneticileri a rasında değ i n me noktaları bulunduğ u n u söyle­ mek yerinde olur. Hemen de bütün Senegol siyasetçileri n i n sosyal kay­ n a kları aynidir. Bunlar şehir küçük-burjuvasından gelmişlerd i r. Ayrıca bu siyasetçi ler, gelişmeleri n i n belirli bir döneminde uzun ya do kısa bir süre için ideolojik bakımdan ayni kaynaktan, yani m i l l iyetçil i k ve hatta «Mark­ sizm»den kuvvet almışlard ı r. Bunları n yazdı kları her şeyin, her zaman tom biçimlenmiş bir d üşünceyi, kesin b i r politik sonucu dile getirdiği de öne sürülemez. Bu yüzden, bu kişileri ya l nızca yazd ı klarına bakara k değerlen­ d i rmek de söz konusu ola maz. Yazdıkları çok kere ü lke içinde ve dışındaki belirli bir okuyucu çevresin i n ihtiyacına uydu rulmuş olabil i r. Bununla beraber, bu etkenleri gene b i r sol u kta büyümsemekten kaçın ­ m a k gerektir. Çü n kü pratikte propaga nda e d i l e n h e r öğretim, - propa­ gandasını yapa nların emel i ne olursa olsun - çıkarl a rı ya do sınıf d u ru m­ l a rı ortak olan insanları n g u ruplaşmaları sonucu n u doğu rma kta d ı r. Çıka r­ l a rı ortak olan bu gurupları n , kendi yararlarına olan şeyleri ben imseme­ leri için izin o l maya ihtiyaçları yoktur. Işte bu a nl a m içinde şu ya do bu ideoloji hakkında kesi n li kle denebi l i r ki, bunlar şu ya da bu sı nıfı koru­ m a ktadı r ya hut bu sınıflara özd ü r ; bu ya da şu sınıf bunlard a n yararlana­ bilir ve yararl a n m a ktadı r. 436


Böyle b i r görüşte oldu ktan sonra, sınıfsal, kişisel ve ya bancı çıkarların ya n yana va r olabileceğ i n i ve üstüste yığıla bileceğ i n i anlamak zor gelmez. Bu ç ı ka rl a r a ra s ı ra a ntagonist olduğundan, yu rtsever güçlerin bi rliğ i a nc a k olağanüstü elverişli koşullar içinde sağ lana b i l i r ve faal davra n ı ş­ l a r gerektirir. Görüleceği g i b i birl i ğ i n sağlanması karmaşık bir işlemdir ve incel i k istemektedir. Bi rliğ i sağ l a m a k, n e sihirli kel imelerle, n e a n d içmelerle, ne d e içten çağ rı l a rıo olabili r. Çıkış noktasındaki verileri titizlikle i ncelemek ' ve çağ ı mızla devrimci kuvvetlerin gereğ ine e n uygun düşecek çöz ü m şekillerini b u l m a k zoru nludur.

* Birliğin sağl an ması görüşüyle Senegol partileri i ncelendiği nde, b u n l a rı n sürekli hareket içinde bulu nduğu, kaynaşma ve pa rçalanma olayları n ı n git g ide çoğaldığı görülmektedir. I kinci Dü nya Savaşından önce, 1 928-de Galandou Dious'un Blaise Diagne'den ayrı lması ile 1 938'de Senegol Sos­ yal ist Partisi ' n i n SFiO i l e birleşmesi a rasında ta m on yıl geçmişti. Harpten sonra SFiO'nun Seneg o l kolunun lamine Guı:iye önderliği nde k u rulmasını, 1 948 yılı nda Senegol Demokratik Blok Partisi'nin (Bloc Demokratique Senegalois - BDS) ayrı l ması izledi . O zaman bu pa rtin i n başı nda bu­ g ü n kü Senegol cumhurbaşkanı lo Senghor bulunuyordu. O günden bu yana geçen on yıl içinde partiler ve fraksiyonlar a rası nda dört kaynaşma ve beş kere de bölü n m e oldu. Bunlar a rasında 1 956 y ı l ı nda BDS i le, Afrika Demokratik Birl i ğ i n i n (Ras­ semblement Demokratique Africian - RDA) bir kolu olan Senegol Demok­ ratik Birliği birleşti. Böylece Senegol Halk Blok'u (Bloc Popul a i re Senega­ l o i s - BPS) doğmuş oldu. Fakat bu kaynaşma süreci daha 1 958-de zi rve­ sine erişmeden önce 1 957-de partimiz, Afrika Bağımsızlık Partisi (Parti Africa i n de l'lndependance - PAl) ayrıldı. (1 958-de BPS, SFiO'nun yeni bir biçimi olan Senego l Sosya list Aksiyon Partisi - Parti Senegalois d'Action Socialiste - i l e bi rleşti ve bugün h ü kümette olan Senegol ilerici Birlik Partisi-Union Progressiste Senegalois - UPS - bu bi rleşmeden doğdu.) UPS, o za mandan beri bir çok kere parçalanmaya uğradı. Bu pa rça­ lanma sonucunda U PS'ten şu partiler ayrıldı : 1 958-de Afrika-Senegal Bir­ leşme Partisi (Parti du Regroupement Africain-Senegal - PRA-S) ; 1 961 -de Senegol Kütle Bloku (Bloc des masses senega laises·BMS) ve nihayet 1 962-de Senegol Yeniden Doğuş Partisi (Parti de la Renaissance Sene­ g a laise - PRS). Bu sonuncu partide, eski başbakan Mamadou Dia taraf­ tarları topland ı l a r. Senegol Kütle Bloku i l e PRA-S içindeki azı nlık fraksiyonları 1 963 ve 1 964 yılları nda yeniden UPS safla rına g i rd i ler. Ama bu, h ü k ü met partisindeki genel «özyiti rimi.. eğ i l i minde hiç bir şey değişti rmemektedir. 437


Bununla ilgili olarak genel kara kterde başka bir noktaya işa ret etmek yerinde olur. Bütün bu süreç boyunca birleşmelerin sonucu olara k, çoğu n ­ l u k pa rti leri n i n progra mlarından daha sol eği l i m l i progra m l a r k a b u l e d i l ­ mektedir. Ayni şekilde, bölü n m e sonunda ortaya ç ı k a n partiler, ayrıldık­ l a rı partilerden daha sol'da yer a l m a ktad ı rlar. (Bu n u n karşıtını ise sendi ­ kalarda görüyoruz.) Bunu, Blaise-i .. Fra nsız emperyalizminin ajanı" olara k suçlayan Gala ndou Diouf' u n tutu munda olduğu gibi, «asi l m i lasyonisİo' La mine Gueye'den daha .. m i l liyetçi" davra n a n Senghor'da da görüyoruz. Bu s ü reç a ncak h a rp sonrası dönemine düşmektedi r. Ama, Lôtin-Ame­ rika'da olduğu gibi bizim tecrübeleri miz de, ..i ktidarın tıpkı bir kema n g i bi sol'la tutulduğunu, a m a sağ i l e çalındığını» öğ retmektedi r. Son olarak şunu da bel i rteli m ki, bütün bu guruplaşmal a r elverişli bir hava içinde, yani Fransa'da h a l k cephesin i n etkil i olduğu, i ki n çi Dünya Sava ş ı n ı n sona erdiği, Defferres' i n "çevre kanunu"nun kabul edi l d i ğ i ve bağı msızlı ğ ı n sağ landığı bir s ı rada meydana gelmiştir. Ve gelecekteki g u ­ ruplaşmala rın, yeni-sömürgeci l i ğ i n yıkılışı n ı n gölgesinde y a da h i ç olmazsa bu yıkı l ı ş ı n dönemlerinden birinde olaca ğ ı n ı önceden görmek için kôhin ol m a k gerekmez. •

1 962 yı l ı nd a partimizin ı. Kongresi başarılı bir gidiş içinde geçti. Kongre bize «en a ğ ı r, en şerefli, en coşkun ödevi, ha l kı mızı birleştirme ödevi ni . . . , o'nu uzun zam a n d ı r süre gelen a ğ ı r yabancı egemenliğindan kurtarma, ayaklar a ltında çiğ nenen şerefi n i yeniden sağ lama, m i l li m i ra s ı n ı yeniden elde etme ve halkın temsi lcileri n i n her biri ne, ortak oca ğ ı n ya n ı nda ken­ disine e n uyg u n gelen yeri sağlama ödevi nh, verdi . Partimizi n kısa ta ri h i nde önemli bi r olay sayı l a n ı . Kongre özell i kl e b i rl i k soru n u n a d i k kati çekti. Senegol'in yurtsever ilerici g üçlerin birliği PAl için her zaman sürekli bir savaş ödevi idi ve böyle de kalmaktad ı r. Elbette, bu soruna nasıl yanaşılacağı, - aşağıda belirteceğ i m iz g i b i koşullara göre değişmekted i r. Ama parti, yurtsever güçlerin birliği soru­ n u n u başlıca ödevleri arasında biri nci olara k ele a l m a ktan hiç bir zaman vazgeçmemektedi r. PAI ' n i n kuruluşu dolayısiyle çıkarılan manifestte de birlik sorunu, par­ çalan m a n ı n kendisinin doğurduğu nda n daha büyü k bir etkiyle ele aldı. Parti ayni zamanda, Leni n ' i n öğ retileri ni hatırlatarak, birleşmek için her şeyden önce ayırıcı sınırı titizlikle çizmek gerekti ğ i n i bel i rtti. Bağı msızlık uğrunda savaşan yurtsever g üçlerin aksiyon birliği için çıkard ı ğ ı çağ rıda parti şu temel soruları ortaya koydu : «Ki minle birlik?», «ne uğrunda birl i k ?". PA l bu andan itibaren ve 1 958-de Paris'te afrika siyasi partilerin i n ya ptığı konferansa kada r, sömü rgecil i ğ e karşı savaşta a ksiyon birl i ğ i n i pekleşti rmek için çaba gösterdi . Bütün yurtsever g üçlerin bağ ı msızlık ş i a rı etrafında topla n ması a macıyla pa rti miz bu konferansa ortak bir zemi n hazırlam a k içi n savaştıysa da, bu çabası boşa gitti. Parti­ miz daha sonra, bundan çıkardığ ı sonuca dayan a ra k yığınlara baş vurdu 438


ve i l k defa o l m a k üzere, milli bağımsızlık uğrunda anti-emperyalist bir savaş cephesinin kurulması zorunluğunu ortaya koyan tezleri a çı kl a d ı . Böylece Daka r'da o zamanlar bağ ı msızlıkta n y a n a olan p a rti v e y ı ğ ı n örgütleri temsilcileri n i n toplan ması sağlandı. Çalışma Dai resi'nde yapıl a n bu toplantıya, tek n i k sebepler yüzünden, programda ön görülen delegas­ yonların hepsi katı lomodı. Bununla beraber bu toplantı, Senegol'in yurt­ sever g ü çleri n i n birleşmesi yolundaki hazırlı kların bir başlangıcı oldu ve daha sonraları demokratik h ürriyetlerin koru n ması ligi'nin kurulmasında bir temel ödevini gördü. Bir cephe kuru lması fikri o kada r yayıldı ki, partimizin i. Kongresi, Ba­ ğ ı msızlık u ğ ru nda Senegol Birl i k Cephesi'nin kuru lmasını ele a lmaya karar verd i . Daha önce bütün Fra nsız Batı Afrikası bölgelerinde faa liyet gösteren pa rti miz gene bu kongrede i l k defa Senegol'in politik b i r g ücü olara k varl ı ğ ı n ı gösterdi. Bununla bera ber, Bağımsızlı k u ğ runda Senego l Birlik Cephesi (Front u n i senegalois de l'l ndependance - FUSI) g i b i bir cephe anca k 1 963 y ı l ı E k i m ayında Dakar'da M i l l i Demokratik Cephe (Front demokratique national FDN) a d ı a ltında kuruldu. önceleri cephe fikri yığınlar a rasında g üç l ü kle yol buluyorken, bugün kendi ola n a kl a rına göre o derecede yayılmıştır ki, Senegol'de son kuru l a n siyasi partiler kısaca Senegol M i l l i Cephesi (Front National senegalois - FNS) a d ı n ı a l m aya başlamışla rd ı r. Partimiz, yığınları n g ittikçe daha geniş ölçüde birleşmesi zorunluğunu ve soru nlarımızın özg ü l kara kteri i l e çeşitl iliğini anladığı için, i l k başa­ rıyla, yani M i l l i Demokratik Cephe' n i n kurulmasıyla yetinmedi. Hayat her g ü n ortaya yeni yeni sorunlar çıkarıyor, Senego l'in demokratik, i lerici güç­ lerin s ü rekli olara k genişlemesini ve pekleşmesini gerektiriyordu. Neo­ koloni a list devlet g i b i karmaşı k görüntüler, bağımsızlığ ına yen i kavuşmuş Afrika devletlerin i n m i l l i sorunu, Senego l'in pol itik partileri n i n i ç ve dış siyasetlerindeki değişiklikler, bizi yeni değerlendirmeler yapmağa, ödevleri yeniden tan ı mla maya zorluyordu. işte bundan ötürü de Merkez Komitesi'nin 1 964 Ka sı m ı nda ya ptı ğ ı 24. genel oturumda bi rleşmenin v e birl i ğ i n prensip olara k zorunluğu açık­ landığı halde, bu birl i ğ i n biçimi sorunu açık kaldı. Çünkü, bunun çöz ü m ü h e r a n ı n somut koşulları n a bağ l ı d ı r. B u oturumda ayni zamanda yu rtsever g üçlerin birliği ha kkında b i r açıklama kabul edildi. Bu açıklamada şöyle deniyor: «ülkede d u rumun cidd i l i ğ i ni ve bundan doğan yurtseverl i k görevini göz önünde tutan merkez komitesi, kendi hesabına, halkımızın yeniden doğuşu ve milli yüceli ğ i uğrunda yürüttüğü savaşta birliği n i n kurulmasına karşı koyan son engelleri kaldırmayı karar­ laştı rmıştı r. Parti b i r kere daha ve her za mandan daha resmen ve a lenen PRAS'e Senegol M i l l i Cephesi'ne, dini toplu l u kların önderlerine, henüz U PS safla­ rında bulunan yurtseverlere, yığın örgütlerine, halkımızın çıkarı n ı bağı rI a ­ r ı n a basan bütün kişilere bir çağrıyla baş vurmaktadır. 439


Bugünkü d u rum, ü l ke n i n bütün evlatların ı n birleşmesi n i her zamankin­ den daha çok gerektiriyor. Yurtsever g üçlerin birliği günün başta gelen soru n u olmaktadı r ve ilerlememizin başarısı buna bağ l ı d ı r. Yapılaca k olan, yığı n l a rı g üçlü m i l l i yurtsever örgütlerde birleştirmek işine dört elle sarı l m a ktır. PRAS, Senegol Milli Cephesi, PAl, M i l l i Demokrati k Cephe, bütün bu politik örgütleri kardeşçe elele vererek birleşmek zorundadırl a r. Gençli k, kadın, sendika örgütleri i l e öteki örgütler olgunlaşan b i rl i k soru nunu titiz­ l i kle ele a l m a k ve karar vermek zorundadırlar.» Emekçilerin partisi olan, işçi ve köylü l erin partisi olan partimiz, a nlaşıl­ ması kolay nedenler yüzünden el bette bağımsızl ı ğ ı n ı ya d a her ne olursa olsun özerkliğini koruma çabasındadır. Ama parti h i ç bir zaman bunu, birl i k üzerfnde görüşmelere başl a m a k için bir ön şart olarak ileri sürme­ mekted i r ve gerekirse Senegol'in ilerici g ü çleri n i n birl i ğ i fikrine karşı d ü rüstl ükle bağ l ı l ı ğ ı n ı ispat d a edecekti r.

* Yurtsever g üçlerin birliği sorunu, PAi' n i n sürekli olarak en başta gözö­ n ü nd e tuttuğu bir soru n d u r. Söylemek gerekir ki, m i l l i g ü çler a rası nda a nlaşmaz l ı ğ ı n süre gel mesine hele bugün partimiz asla göz yuma maz. Görüşümüze göre bu a nlaşmazlıklar, yalnızca yurt içindeki ve dışındaki d u ru m u n herhangi bir biçimde üsüste gelmesinden doğ m a m a ktadı r. Bu a nlaşmazlık, bugünkü tarihsel koşulla r içinde herşeyden önce ü l kemizdeki sosyal g üçleri n kara kteri n i n yanlış değerlendiri l mesinden, bu güçler a ra­ sında ki i l işkilere yanlış değer biçil mesinden ve bunun sonucu olara k da bu g üçleri politik ve ekonomik bağı msızlık uğru nda, demokrasi ve sosyal ileri l i k için doğru olara k g u ruplaştırmadaki yetersizliğ i mizden i leri gel­ mektedir. Bununla söylemek istediğimiz nedir? Her şeyden önce her dönemde çoğunluğu azınlığa karşı savaşta birleştirme zoru nluğudur; ilerliyen çoğ un­ luğu tutuk azınlığa karşı ; ilerici çoğunluğu cehaleti besleyen azınlığa karşı ; a nti-kolonialist çoğunluğu sömürgeci azınlığa ve onların ajanlarına karşı ; a nti-neokolonial ist çoğunluğu yeni -sömü rgeci azınlığa ve onların uşakla­ rına karşı birleştirme zorunluğud u r. El bette burada söz konusu olan, ço­ ğ unluğun saflarını en büyük ölçüde genişletmek ve azınlığın safl a rı n ı gittikçe d a ra ltmaktı r. Burada karş ı m ıza, git gide genişliyen çoğunluğu aslında n isbeten küçük olan bir öncüler partisi a racılığ ıyla meydana getirme güçlüğü çıkıyor. Ama bu başka özellikte bir sorundur. Yu rtseverlerin birliği toplumumuzun hareketine hız vermeli ve toplum a rtık ilerlemekte ise bu ha reketi hızla n d ı rmalı, gerekirse yönü n ü düzeltmeli ve onu m i l li a maçl a ra, halk a maçları n a yöneltmelidir. 440


Elbette sayısız öyle etkenler var ki, gelişmenin b i r p i re sıçraması ya da temelli bir değişikl i k olması ; bu sürecin s ü rekli ya d a kesintili olması, de­ rinlere i n mesi ya da yüzeyde kal ması büyük ölçüde bu etkenlere bağ lıdır. .. Kiminle b i rli k?» sorusuna ve b u n u n sonucu olarak da .. kime karşı» sorusuna partimiz şöyle cevap veriyor: M i l l i bağımsızlık savaşı döneminde Senegal toplu mu n u n bütün s ı nıfları ve tabakaları, bu toplumun yapısı nasıl tan ı m l a n ı rsa tan ı mlansın, yerli halk a rasından birkaç uşağ ı n destek­ lediği emperya lizme karşı b i rleşmelidir. /şçilerin, köylü lerin, şehir ve köy küçük burjuva s ı n ı n ve toprak beyliği ka l ıntı l a rı n ı n çoğ u nl u ğ u n u n çıkarı, a paçık sömü rgeciliğe karşı gelmeleri n i gerektirmektedir. Tartışı laca k olan, yaln ızca savaşın biçim leri ve dönemleri d i r. Bugünkü neo-kolonialist dönemde bu soru n u n a n a çizgi leri değişme­ den kalmıştır. Başkal ı k yalnızca ş u radadır ki, yeni-sömürgeci l i ğ i n yerii uşa kları giyim/erini değiştirmişler ve bizim pa rlamento burjuvazisi dediği­ m i z tabakayı meydana getirmişlerdir. Bunları n kendileri hizmetkar iken, öte yandan kendileri için topra k beyleri arasından, b u rjuvazi, küçük bur­ juva ve hatta köylülerle işçi a ristokrasisi a rasından hizmetkar b u l ma k­ tadırIar. .. Ne için b i rl ik?» sorusu cevaplandırılı rken, evrim taraftarları ile bağım­ sızlı k için devrimci yol ta raftarla rı a rasında bazı g üçlükler çı kıyorsa da, bugün herkes neo-kolonia l izme ka rşı savaşın, az ya da çok, uzun sürece­ ğ i nde hem fikird i r. Bu ise hiç b i r şekilde şu ya da bu dönemde nitesel sıçra m a l a r ola nağı n ı ortad a n ka ldırmamaktad ı r. Bunlard a n son ra her halde a kl a gelecek bir soru şu olacaktır : B i rl i k sorununda söz konusu olan, bu b i rliği n - ayna k y a d a d a r, sürekli y a d a kararsız - biçimi değ i l d i r ; ya n i birliğin taktik m i , yoksa strateji k m i ola­ cağı söz konusu değildir. Onemli olan, bu hamle için ittifakları d urma­ dan yenilemek d e gerekse, i l erliyebilmektir. Güttüğü a maca bakmadan, başlı başına b i rliğ i n bile büyük yararları vardır. Birlik bir kere, olumsuz ayırıcı seslerin g ideri lmesine yard ı m ettiği ve m i l l i b i rl i k ruhunu kuvvetlendirdiği için, sadece b u bakımdan da çaba h a rcamaya değer. Yab a ncı işgaller yüzünden uzun süre böl ü n m üş olan ve hısımlık ve ka bile ru hunun henüz tümden gideri l mediği toplumlarda ise b i rl iğe bir kat daha i htiyaç va rdır.

* Pratikte birl i ğ i n kurulm a sı için gösterd iğ i m i z çabalar nelerd i ? Söylemek gerekir ki, halkımızın sava ş ı n ı n şu ya da b u dönemin de partimizin Sene­ g a lde ittifak kurm a k için baş vurmamış olduğu az çok önemli tek b i r siyasi parti y a da kütle örgütü yoktur. Bizi m PRA-S ile bağ l a n m ız parti mizin kurulması ndan hemen son ra sağ ­ landı ve bu bağlar iyi idi. Bu parti, 1 958 refera ndu munda De Gaulle 441


a nayasasına karşı gelenler platformu üzerinde doğmuştu. Ama, seçim kampanyasına bağ ı msız bir örgüt olarak katı lamıyocak kada r geç doğdu. Bu parti ilk sınavını, PAI'nin yönetimindeki bir ittifak içinde verdi. Daha sonraları her i k i partinin önderleri bir çok kere buluştu l a r. Ne yaz ı k ki bu buluşmalarda örgüt ya da program soru n l a rı ndaki fikir ayrı l ı kları n ı n gide­ ri lmesi başarılamadı. Bugün geçmişe bakara k denebi l i r ki, o dönemde aşılmaz gibi görünen sayısız kaya l ı kl a r a rasından, biraz fazla tecrübe ile karaya oturmada n geçmek mutlaka başarılabilirdi. Senegol Kütle Bloku ile i lişkilerimiz de başlangıçta, PRA-S ile olduğu g i bi, hiç de kötü değ ildi. 1 961 yılındaki belediye seçim lerinde Daka r'da PAl ile Senegol Kütle Bloku a rasında somut bir a ksiyon birliği doğ d u . B u n u n l a beraber, i l işkilerimiz hiçbir z a m a n kesin olara k kesilmediyse de, az çok kararlı ve ciddi bir birl i k yaratılamadı. Burada bir kere daha her i ki tarafın tecrübe yetersizliği öne sürülebilir. (Ve her zaman m i ı ı i ol mayan merkezkaç g üçler sürekli olara k bundan yararlanmasını bilmişlerd i r.) U PS ile i l işkileri miz en karmaşık olanı idi. UPS' i n i ktidar pa rtisi olduğu d ü ş ünül ürse bu da anlaşılır b i r d u rumdur. Biz bu partiyi daha önce sömür­ geci ç ı ka rların sözcüsü sayıyorduk, bugün de yeni-sömürgeciliğin sözcüsü olarak a lıyoruz. Gene de biz, e n kesin anlarda bu pa rtiye ya klaşmayı de­ nedik. Orneğ in, Afrika Birleşme Hareketi Partisi'nin bütün bölgesel koııarı­ n ı n Cotonou'da yaptığ ı ve Fransız Batı-Afrikasının bağı msızlığı için çözüm bulunmasını öngeren konferanstan sonra, ya da M a l i Federasyonu'nun boğ ı msızl ı ğ ı ilan edildiği s ı rada ayni denemelerde bulunduk. Her iki olayda da partimiz, tekliflerine cevap alamadı. Sonraları, 1 960 ve 1 962 yılla rı ndaki a ğ ı r buna l ı ml a r s ı rasında U PS m u halefete baş vu rduğunda, bizim partimizle değ il de, PRAS ile ve Senegol Kütle Bloku i l e görüşme­ lere öncelik verd i . Bütün bu a d ı m l a r, yukarda bel irttiğimiz g i bi, bu parti­ lerdeki bazı gurupların UPS'e geçmesiyle sonuçlandı. Bu g üçlü klere şaş­ mamak gerekir. Muha lefetin belirli bir ma ntığı va r ; ve sivrilmeleri, misille­ melerle karşıt misillemeleri bu mantık ortaya koyma ktadı r. Ayrıca ü l kede öyle elema nlar va r ki, bunlar başkalarını kendi ölçülerine göre değerlen­ d i rd i kleri için yu rtseverliğe inanmamakta ve karşı ta rafın attığ ı her adımın a rkasında g izli bir düşünce bulunduğunu sanma kta d ı rlar. N ihayet öyle zavallı yaratıklar d a var ki, bunlar a ncak bölünmenin s ü regelmesi halinde yaşaya b i l i r ve büyüyebili rler. Ne olursa olsun, yaşad ı ğ ı m ı z a n ne kada r a ğ ı r olursa olsun, Senegol'in sıhhatli g ü çleri n i n b i rliği uğru ndaki umut­ l a rı m ızı kaybetmiyoruz. Çünkü, sıhhatli g üçler eninde sonunda hayotın " bütün engeııerine rağ men mutlaka bir araya gelmek zorunda d ı rl a r. Ancak bir dereceye kadar önem taşıyacak öteki siyasi guruplaşmalar ve birleşmeler uğrunda gösterdiğ i miz sürekli çabaları bu yazıda a nmaya i htiyaç yoktur. Birlik uğrunda kararlı ve sabırlı çabalar partimizin gele­

neği olmuştur. 442


Eski başba ka n Mamdau Dia taraftarlarıyla talihimize daha fazlasını başarabildik. Bunun sonu c u nda 1 963 yılında, Milli Demokratik Cephe a d ıyla b i l i nen birlik cephesinin kurulması sağ landı. Bir noktayı daha beli rteli m : Yığ ı n örgütleri uğru nda gösterdiğimiz çaba­ lar her zaman veriml i oldu ve bunları n d ü rüst, yurtsever davra nışları 1 958 ve 1 963 yıllarındak i cephelerin kuru l masına yaradı. Birlik uğru nda hemen de on yıl boyunca ya pılan görüşmelerden edi n i ­ l e n tecrübeler b u ödevin güçl ü klerini açıkça göstermektedir. Bağı m sızl ıkta n yana olanlarla buna karşı olanları bi rbirinden ayıran s ı n ı rı n her i ki ya nında da a nlaşmazlıklar 1 960 yılına kadar gelişti. Bu s ı n ı ­ rın h e r i ki tarafında v e - açı kça söyliyelim - özellikle tarafımızda sabır­ sızlık eksi k değildi. Gerçekte, bağı msızlık u ğ ru nda savaşa n l a r ve bunu isteklerin en azı sa­ yan l a r bir adım bile gerilemeğe yanaşmıyorlardı. Buna ka rş ı l ı k, bağı m sız­ Iığı feda edenler de el bette «dünyaya yaba ncı rüya lardan» uzak kal m a k istiyorlard ı . Anlaşılacağı g i bi, böyle bir ortam içinde hiç bir a nlaşma olanağı çı ka mazd ı . 1 960-tan sonra yurtsever güçler sabırsız davra nışlarında düzeltme yap­ tılar. N e va r ki, bu sırada «yeni bağı msızl ı k savaşçı ları»nın tutum u yüzün­ den gene bir dönüş oldu. Hiç beklemedikleri başarıdan başları dönüverd i . B i z i m a ra mızda, asgari platform olara k saydığı mız v e bu yüzden üze­ ri nde en ufa k bir değ işiklik yapı lmasını bile istemediğimiz bir platforma sa rı l a ra k, özellikle şekli ve özü bakı m ı n d a n bunu başka la rı n a zorla kabul ettirmek gibi b i r eğilim olmadığı söylenemez. Bizde de belirli b i r «dev­ rimci softal ı k» va rd ı . Bunun sonucu olara k biz fikir ayrı l ı kları n ı n üstünde olduğu muza inandık ve siyaset a l a n ı n ı n böyle bir kendini beğenmişliği de öteki çeşitleri gibi hazmedemiyeceği fikrin i bir türl ü ka bul edemedik. Kısaca : Solcu-radika l sivril meler ve politik çocukluk i lletleri bizi bazı a n la rda görüşmeler sırası nda karşı taraftan ayırd ı . Ne pahasına olursa olsun birl i ğ i n kuru lması a macını güden b i r siyasetin sonucunda va rıl a n tuza klar b i l i n i rse v e böyle bir b i r l i ğ i n eninde sonunda yara rl ı olmaktan çok sadece i mtiyazlı olacağı düşünü l ü rse, bizim davra nışımız için bir özür yolu bulunab i l i r. Biz g a n i meti çok defa dogmacılığa ve sekterliğe b ı ra k­ tıksa, bunun nedeni, madalyonun öteki yüzün ü n , oportunizmin sürekli bir teh l i ke o larak ortada d u rmasıd ı r.

* Bizim kuşu l la rı m ı z içinde, birl i k gibi böylesine zor b i r sorun söz konusu i ken ve bunun çöz ü m ü önemli çıkarlara dokunabi lecekken, sadece Sene­ gol g üçleri n e aşırı bir önem vermek safl ı k olur. Yeni-sömürgeci gerçeklerin derinleri n e i n mek gerektir. O zaman, çeşitli güçlerin sahnede nasıl göründü kleri, hepsi n i n nasıl kend i oyun u n u s ü r443


d ü rdüğü ve Senegol yurtseverleri n i n karşısındaki başlıca engelin b u n l a r o l d u ğ u a nl a ş ı l ı r. Bugün e n kötüsü, gerici Fra nsız çıkarlarına, (yan i ü l kede Fra nsız çıkarl a rıyla her zaman eşdeğer olmayan başkent çıkarları na) geri­ c i l i kte o n l a rd a n geride kalmıyo n yen i çıkarların, Ameri kan, Batı Alman, ısra i l ve ötekileri nin, bu defa beklenmed i k bir biçimde eşli k etmesidir. Bu a lev a lev yangı n içinde Senego l yurtseverleri, dalgalar üstünde titre­ şen saman çöpü olma teh l i kesiyle karşı karş ıya d ı r. Dış güçler, geleneksel pa rça lama sila h ı n ı beslernekte ve desteklemekte­ d i r. Onlar, a n laşmazlı k ateşini körüklemekte ve bilinçleri zehirlemek, ya­ n ıltmak için d u rmadan çaba göstermektedir. Ara mıza ellerinden geldiği kadar derin uçuru m l a r a ça bi l mek içi n, Senegol'lilerin tecrübesizliğ inden yara rlanmakta, kiminin korkusunu, 'ki minin de hiddeti ni kendi emellerine kullanmaktad ı ri a r. Gerici liğin kışkırtma l a rı n ı yöneltmekte, topl u m u n her kesiminde düşma n l ı k ve bezg i n l i k tohumla rı serpmektedirler. Tek keli­ meyle, dış g üçler, i ktida rı daha çok ellerine geçirmek ya da devirmek için kom plolar düzenlemektedirler. Bu güçler, Senego l'li ajanları olmasaydı el bette hiç bir şey yapamaz­ lardı. Bu ajanlar, h a l kta n koptukları ölçüde, idare ve devlet hizmetlerin­ deki mevki leri n in yüksekl iği ölçüsünde ve sokak politika c ı l ı ğ ı n ı n oyu n l a rı n ı bildi kleri ölçüde teh l i keli olma ktad ı rla r. Ama, b u d u ru mda bi le, yalnızca sahnedeki oyu ncu l a rl a u ğ raşm a k ve sahne a rkasında i p leri oynatan l a rı unutmak ya nlış olurdu. Böylece bu sorun b i r fasit kıyasa dönmüşe benziyor. Birl i ğ i n kuru lması için gerçek kurtuluş gerekli ; a m a bunu sağlamak için de birlik gere k ! Ne va r ki, i nsanlar, hayatın karşıları n a çıkardığı sorun l a ra h e r zaman b i r çözüm yolu buluyorlar. Sonunda biz de halkımızın b i rliğini kuracağız.

*

b

1 966 yıl ı n ı n başında birliğin geleceği nasıl görünüyor? Birli i n kurul­ ması için en azından genel çizg i leriyle elverişli koşulla rı görmek, kôh i n olmadan da m ü m kü nd ü r. Ama, h e r halde b u n u n kapsa m ı n a herkesin g i r­ m iyeceği n i de hemen eklemel iyiz. Viyetna m ha rbi devam etmekte. Hatta daha da sertleşti. Ama, a klı ba­ şı nda hiç b i r kimse, muazza m gücüne rağmen Ameri ka l ı l a rı n bu harbi kazanabileceğine i na n a maz. Amerikalılar enind e sonunda Güney Viyet­ n a m M i l l i Kurtuluş Cephesi ile birlikte görüşme masasına otu rmak zo­ runda kalacak. Bu büyük bir zafer olacak. Çünkü o zaman a rtık herkes, modern d ü nya mızda ya karşılıklı yok olmaktan, ya da barış, bağı msızlık ve ka rşılıklı saygı koşulla rı a ltında barış içinde yan yana yaşamaktan başka üçüncü bir yol almadığ ı n ı açı kça görecek. Her şeye rağ men i nsan­ l a ra i n a n m a k gerekir; ve i nsa n l a rı n iki nci yoldan yana kararını verece­ ğ i ne ; son u nda aklı başına geldiğ i için değ i l de her şeyden önce d ü nyada 444


hiç kimse n i n en büyük rizikoya g i rmeden b i l me m ezli kten gelemiyeceği g ü çler var olduğu için bu kara ra varacağına u m utla bakabiliriz. Hukuk ve u l uslara rası ahlôk deği lse bile dünyadaki kuvvet dengesi ve modern yığın öldürücü a raçlar, m i lletleri en azından sağduyunun buyru­ ğ u n a uymaya durmadan daha çok zorlamaktadır. Bunu a rtık bir çok devlet adamı anladı ve adı mlarını buna göre atıyorlar. Ote yandan, Senegol'deki gibi neokolonialist rej imIerin yıkılacağında şüphe kalmamıştı r. Senghor, Afrika'da daha çok askeri da rbe olmamasına hayret ettiğini söylüyor. Herhalde ne söylediğini b i l i r. Şüphe yok ki bütün bu hükümet da rbelerinin a rd ı nda emperyalistler bulun maktad ı r. Ama ayni zamanda, örneği n Gana'da olduğu g i bi, emperya listlerin bir h a l k hükümeti n i devirdikleri hükü met da rbeleriyle, kirli oyu nlarına en çok bulaştı rd ı kları uşaklarını iktidardan uzaklaştı rmak a m acıyla çevirdikleri oyunla rı bi rbirinden ayırd etmek gerekir. Bu i kinci ha lde, değişikl i ğ i n motoru deği lse bile sarj ı , yığı nların hoşnutsuzluğudur; Bu hoşnutsuzluğun, Senegalde Yukarı-Volta'dan, Dahomey'den )fO d a Nigerya'dan d a h a az olduğunu kim ö n e sürebi l i r? Şüphesiz hiç ki mse ! El betteki bu, bir yerdeki olayların otomatik olara k, kendi l iğ inden başka bir yere a k ı p orada tekrar edeceği a n l a mına hiç bir şekilde gel mez. Ama asıl bu gerçek, bugün va r olan g üçlerin, ister istemez kaostan başka b i r sonuç verm iyecek olan süregelen çürü meye değ i l de birliğe öncelik tanı­ dıkları ta kdirde, bu durumu doğru değerlendirmiş olaca kları görüşünü öne sü rmeye sebep olmaktad ı r. G ü n ü m üzde, ya lnızca birlik çağrılarında bulunmak a rtık yetmiyor. Küt­ leleri n bu huzursuz duruma son vererek gittikçe a rtan g ü n l ü k güçl ükleri ni yenebilmek için doğru yolu bulmak istedikleri b i r sırada birlik sorunuyla oyna mak daha da tehlikelidir. Senegol'deki yurtsever güçlerin birliği bugün objektif bir zorunluluk olmuştu r. Bu koşu llar içi nde, bir gurubun öteki üzerinde hakimiyet taktiği, ya da geçici güçlükleri n aşıl ması a macını g üden el çabukluğu özelliğin b i r birlik görüşü hiç bir işe yara maz. Bizim gibi gelişmekte olan ü l kelerin önü nde, ekonmileri n i kalkı ndırmaya başla ma ödevi durmaktad ı r. Halk yığı nları bili nçli, örgütlü ve yaratıcı ola­ rak bu işe katı l mazlarsa, bu ödev çözülemez. Her yatırım ve işletilen sermayeden rasyonel olarak verim l i l i kle yarar­ lanmak için ka ra rl ı l ı k ve sosyal barış olması gereklidir. Bizim ülkeleri­ mizde, bağı msızlık sağ lamlaştırı l madan ve demokrasinin sürekli olarak ge- . l i şmesi sağlanmadan kara rlılığa ve sosyal barışa erişmenin olanağı yoktur. Her bilinçli insanın başlıca isteği olan barış, a nca k m i lletler demokra s i v e ada let koşullarını sağ ladıkları za man kesinlikle g üven altına alınabil i r. Senegol'de birliği kurmadan bu koşu lları yaratmanın olanağı yoktur; ve b u n u benimsemiyen her politik g üç yıkıma mahkumdur. Bunun i çi n d i r ki 30

445


PAl progra m ı nda bu soru n u n önemi üzerinde önemle d u rm a kta d ı r. Bu progra m ı n 35. maddesinde şöyle deniyor: «Neokolo n i a l izme karşı savaşta birlik. özg ü rlüğüne yeni kavuşmuş ü l kelerde yeni-sömü rgeci l i k eğ i l i m lerine yer bı ra kma m a ktad ı r. Çünkü. bu birliğ in. g üven ve silah kardeşliği temeli üzerinde. yôn i hem içerde hem de dışarda demokrasi temeli üzerinde kuru lması gerekli d i r. Olgunlaşmış sorunlara b i rl ikte çözüm bulmak için yurtsever birlik hükümeti içinde m i l l i g üçlerin birleşmesi. bugünkü mil let­ lerarası d u ru mda önemli b i r pratik a n l a m kazan m a ktadı r. Bağı msızlı ğ ı n sağlamlaştı rılması v e demokrasinin gelişti ril mesi g i bi en a ktüel soru nları n çözümü d e böyle b i r birlik gerektirmekted ir. Buna karşı lık. henüz g ü n ­ d e m e a l ı n m a m ış o l a n soru n l a r. temel sorunun. ya ni b i r l i k soru n u n u n çöz ü m ü n ü güçleştirse v e karmaşı klaştırsa bile . . .»

Görüldüğü g i bi partimiz. hedefi kesin l ikle beli rtmiştir. Ve yü rümekte olduğu g üç. dönemeçli. çok kere ya nı ltıcı yol üzeri nde karşısına ne engel çıka rsa ç ı ks ı n bu hedefe u laşacaktı r. Söz konusu olan bir hayal değil. fakat bu ödevin yerine getiri l mesi n i n ve yurtsever g üçlerin birliği dava­ s ı n ı n zafere ulaşmasının objektif bir zoru n l u l u k oluşudur.

446


Finlanda'da parlômento seçimleri

Erkki Salomaa Bugünkü Finland a pa rlamentosu, oldukça eski bir müessesedir. 1 905 devrimci h a reketi, o tari hlerde Rus i m p a ratorl uğunun bir parçası olan Finlanda'ya da tesir etti. Bu ha reket, dolaysız: seçme hakkını istiyen işçi sınıfının zaferi ile sonuçl a n d ı . N isbi seçim usulü ile seçilmiş 200 m i llet­ vekil i ile b i r parlamento kuruldu. Finla nda'ya kad ı n l a r erkeklerle beraber oy hakkını elde ettiler. Parla mentonun faa liyetini tayin eden kan u n l a r temelde h i ç bir değişikliğe u ğ ramamışt ı r. Finlanda 1 91 7 de bağ ı msızlığa ulaştıktan sonra, 1 91 9 da kabul edilen Anayasa, parla menter hükümet şekli n i kabul etti. OIkemiz Ça rlı k Rusya n ı n bir parçası i ken, Finlanda hükümeti sadece Çara karşı soru m l uydu. 1 9 1 9 Anayasasın ı n hükümlerine göre, hükümet a rtı k parla mentoya karşı soru m l u sayıldı. i ki nci Dünya Savaşının sonuna kadar, Anayasada yer alan toplantı ve teşkilat özg ü rl ü kleri g i bi, dolaysız seçme ha kkı da çeşitli yol la rla s ı n ı r­ l a n d ı rı lıyordu. Hatta en gerici dönemlerde, halkın bir kısmı bu haklard a n tamamiyle yoksun b ı ra kıldı. Orneğ in, F i n l a n d a Komü nist Partisi i llegol şartlar altında çalışmak zorunda bıra kılıyor, adayları seçimlere katıla­ m ıyordu. 1 930 yı l l a rında, Finla nda faşistlerin eline geçti. Sosyal demokratların sol kanad ı n ı n temsil ettiği halk ta bakalarının adayl a rı seçimlere hiç g i remez oldu. I kinci Dünya Savaşından sonra Finlanda'da büyük değ i ş i klikler oldu. Sovyet Rusya ile a ktedilen barış a nlaşmarı n ı n hükümlerine göre, h a l k ı n demokratik haklarına konulmuş bütün tahditler kaldırıldı, yen i şart­ lar içinde, demokrati k halk ha reketi fevkalade gelişti, birçok demokratik dönüşümlerin gerçekleşmesine i m ka n sağlandı. Ozell i kle, oy hakkı ndaki yaş ta hditi 21'e indirildi. 1 945'de, ya pılan i l k parla mento seçimleri nde, Finlanda Halk Demokra­ ti k Birliği 398.61 8 oy - yani genel oy tuta rın ı n % 23,5'unu aldı Finland a Halk Demokratik Birl i ğ i n i n m i lletvekili sayısı 57'ye yükseliyordu. 1 945 den sonra her 4 yılda bir ya pılan genel seçimlerde (eskiden parlamento seçimleri ü ç yılda bir ya pılıyordu) Finla nda H a l k Demokratik Birl i ğ i n i n kaza n d ı ğ ı o y sayısı p e k değişmed i . 1 962 genel seçi mleri nde Birliğ i n aday­ ları n a oy veren seçmen sayısı i l k defa yarım m i lyonu geçti. (507.124'e yükseldi.) Genel seçmen sayısı ise 2,4 m ilyondu. 1 966 seçimlerinin sonuçları büyük bir ilgi ile bekleniyordu. Evvela Tem­ muzda yapılaca k olan seçimler, 20 ve 2 1 Mart tarihlerine alındı. H ü küme30'

447


timiz, p a rlômentoda çok küçük b i r çoğunluğa dayanan (1 1 3 m illet vekili) burjuva b i r hükümetti . Izlediği politika emekçiler arasında olduğu kadar

öbür toplumsa l taba kal a r a rasında da memnuniyetsizlik uya n d ı rıyord u . Başbakan, Merkez Partisi başka n ı idi. ( B u parti, etki leri n i ş e h i r v e sanayi bölgelerinde a rttı rma k üzere a d ı n ı geçenlerde değiştiren eski Köylü B i rliğ i Partisidir.) Merkez Partisinin Meclis g rupu (52 m i lletvekili ) Meclisin en kalabalık g rupuydu. Işçi s ı nıfını savu nan 3 p a rti parlô mentoda temsil edi liyord u . B u n l a rı n en öneml isi Finlanda Halk Demokratik Bi rliği (47 m i lletvekili) idi. Diğerleri, Finlanda Sosya l-Demokrat Partisi (38 mil letveki li), ve - Işçi Küçük Köylü Sosyal -Demokrat Partisi (2 milletvekili) idi. Bu üç g rup (sosya l-demokratl a r dahil) h ü kümetin izled i ğ i politikayı şiddetle tenkid ediyorlardı. Seçim kampanyasında kullanılan başlıca şiar, h ü kü met politikası n ı n değiştirilmesi isteği şeklini aldı. Finlanda Halk Demokratik Birliği i le, bu Birl i ğ i n içindeki teşkilôtların en g üçlüsü olan Finlanda Kom ünist Partisi i ktidarın izlediği politika n ı n yeri ne geçebilecek b i r politika n ı n tesbitine çalıştı l a r. Teklif ettikleri yeni politika, yerli ve yabancı tekellerin e l indeki siyasi ve iktisadi gücün yıkılmasın ı ; toplumsal dönüşüm lerin gerçekleşti rilmesi n i ; işsizliğe son ve rilmesin i ; milli i ktisad ı n genel li kle gel işmesi n i ; barışçı b i r politika n ı n izlenmesin i öngörüyordu. Seçim kampanyasında i leri sürülen bütün şiarl a r, hükümete katı lan bur­ juva partileriyle sosya list partiler a rası ndaki derin karşıtlığı dile geti rdi . A m a Finlanda H a l k Demokratik Birliği, bütün partilerin sa l d ı rı la rına u ğ ­ rad ı . Bu birliğin a nti-demokratik bir teşkilôt olduğu, d iğer parti lerin ise - koalisyonun aşırı sağ kanadını teşkil edenler dahil - demokratik örgüt­ ler olduğu iddia edi ldi. Finlanda Halk Demokratik Birliğine saldı rmayan tek parti, Işçi Küçük Köylü Sosyal - Demokrat Birliği oldu. Bundan önceki seçimlerde olduğu gibi, Fin l a nda Halk Demokratik Birliği kendisine karşı açık veya kapa l ı koa lisyon kura n diğer partilerin saldırı l a rına tek başına savaşmak zorunda ka ldı. Finlanda Halk Demokratik Birliği sosya l-demok­ rat partilerine seçim lerle i l g i l i bir a n laşma teklif etti, a ma Finlanda Sosyal - Demokrat Partisi yöneticileri bu teklifi reddettiler. Ikinci Dünya Savaşı sona erdiğinden beri, Finlanda'da seçi mlere ka­ tı l m a ora n ı daima yüksek olmuştur. Bu yıl seçmenlerin % 83'ü seçime iştirak etti. Halk burjuva politi kasını ve burjuva partileri n i açıkça reddetti. Finlanda ta rihinde üçüncü defa olara k, parlômentoda b i r sosyal ist çoğ un­ l u k meydana geldi. (ilk 1917 devri minde, i kincisi 1 958 de) Geçmişte ol­ duğu gibi, bu çoğ u n l u k pek önemli sayı lamaz (97'ye karşı 1 03 m i lletvekili) Ama bu fark yine de işçi partilerine verilen oyların a rttığını, seçmenlerin sol partileri destekl ediğ i n i göstermekted ı'r. Bu seçimlerde en büyük zaferi elde eden, Sosyal - Demokrat Partisi olmuştur. Parlô mentodaki m i lletvekili sayısı 38 den 55'e yükseldi. Aldığı oy tutarında ise, 200.000 oyluk bir a rtış görülmektedir. (448.930 dan 644.91 9 o) Finlanda Halk Demokratik Birliği ile cephe kura n So sya l-Demokrat Birliği teknik bir zafer kaza ndı. Bundan 448


önceki seçim lerde, Finlanda Sosya l-Demokrat Partisi g i bi, Sosyal - Demok­ rat Birliğe de, de Finlandya H a l k Demokratik Birl i ğ i ile seçimler için cephe kurmayı reddetmişti . Ama sonuç olara k, Sosyal - Demokrat Birliği ancak 1 00.000 oy ve i ki m i lletvekilliği a l mıştı. Seçi mler seçim bölgesi pren­ sipine göre yapılmıştı, ve sosyal -demokrat Birl i ğ i aldığı oylarla i ki bölgede a nca k bire r milletveki lliği kazanabilmişti. Bugün ise Sosya l-Demokrat B i r­ liği adayları n ı n aldığı oy sayısı 60.628'i bulduğu halde, bu parti 7 mil let­ vekilliği elde edebi ldi. Finlanda Halk Demokratik Birl i ğ i n i n aldığı oy tutarı geçen seçim lere göre azalmıştı r. Milletveki l l i ğ i sayısı 47 den 41'e düştü, adlığı oylar aza l d ı . Ama bu pa rti y i n e büyük bir kitle partisidir. O y verenlerin i n sayısı yarım m i lyona indi (502.926) Kaybettiği m i lletveki l l i kleri m üteffiği olan Sosya l­ Demokrat Birliğine geçti. Sosya l-Demokrat Birliği seçim bölgelerinde 1-2 er aday gösterdi a ncak, ama aylar bu adayların üzerinde toplandı. Sosya l-Demokrat Birl i ğ i n i n bu kadar az oyla bu kada r çok m i l letvekilliği a l ması, Finlandada n isbi sistemin (Belçika sistemi) uyg u l a n masından ileri gel iyor. Ama seçi mler için kuru l a n bu cephe, yen i parlamentodaki sol çoğ u n luğu sağ ladı. Bu blok olmasayd ı, Sosya l-Demokrot Birliği seçimlerde tek başına ka l ı rdı . Çünkü Sosya l-Demokrot Partisi bu Birliği n birleşme tekl ifini reddetmişti. Tek başına ka l m ış olsaydı, Sosyal - Demokrat Birl i ğ i n aldığı o y tutarı d o h a da d ü ş ü k olurdu : Eski porlamentodaki i ki milletve­ ki l l i ğ i bile tem i n edemezd i. Bu şortla r, içi nde, Finlando Halk Demokratik Birliği Partisinin mil letvekili sayı s ı n ı n aza l m a sıyla sonuçlandığı ha lde, se­ çim lerde işçi partileri a rasında cephe kurmak, bütün işçi ha reketi n i n men­ faatleri bakı m ı nd a n bir zoru n l u l u ktu. Bu cephe kurulmasaydı, parla mento­ daki çoğu n l u k yine burjuva parti leri n i n elinde ka l ı rd ı . Finlanda Halk Demokratik Birl i ğ i n i n b u s o n seçim lerde uğradığı başa­ rısızlı kların nedenleri çeşitl i d i r : Fi nlanda Halk Demokratik Birliği ile Fin­ landa Kom ünist Partisi genç seçmen leri n oyları n ı alamadı. Çünkü d iğer partilerden farklı olara k, prensipleri n i ve a maçlarını açık alara k belirt­ memişlerd i . Seçimlerden önce F i n l a nda Halk Demokratik Birliği ile Fin­ landa KomüA-ist Partisi, progra ml a rı n ı n yenilemeye kara r verdi. Seçimlerde bu yen ileme işini hızlandırd ı ve. kuvvetlend i rd iler. Seçi mlerden hemen sonra bu partiler, Finlanda n ı n ta rım ü l kesi hali nden çıkıp sanayi ü l kesi h a l i ne geldiğin i ; büyük çoğu n luğun, şehirlerde ve sanayi bölgelerinde yaşayan emekçiler ve ücretliler olduğunu bel irttiler. Ama seçim kampan­ yası süresi içinde, gerek Finlanda Halk Demokratik Birl i ğ i , gerekse Fin­ landa Kom ü n ist Partisi, bu deri n ve önemli değişiklikleri yeter kadar hesaba katmamışlard ı r. Ote ya ndan, burjuva partilerine karşı tutu mlarını değ iştiren seçmenlerde, bu gelişme hızla ve açıkça belirtiyor. Bu unsurlar Halk Demokratları n ı n veya komü nistlerin görüşleri ni hemen beni msemiyar. Burjuva politikasını desteklemez olunca, bu seçmenler çok tabii olara k Sosya l-Demokrat Pa rtisi ne o y veriyorlar. Ayd ı nları ve orta tabaka l a rı temsil eden sosya l-demokrat adayların aldığı çok yüksek oy sayısı göz önünde 449


tutu l m a l ı d ı r. Aşırı sağcı partiler çok oy kaybetmiştir. Sosya l-Demokrat Partisi n i n aldığı oyl a rı n hepsi. bu sağ partilerden a l ı n m ış oylar mıdır. bunu kesinlikle bilmek şimdilik zordur. Her halde muhafazakôr Koa lisyon Partisi 6 mil letvekil l i ğ i kaybetti. parlô mentoda a rtı k sadece 26 temsilcisi b u l u n uyor. Koalisyon partisinden yüz çeviren 1 00.000 seçmeni n Merkez Pa rtisini desteklemiş olması zayıf bir i htima l d ı r. Çünkü Merkez Partisine oy verenlerin sayısı nda da 26.000 oyl u k bir azalma görül mektedi r. Son seçi mlerde çok büyük bir zafer elde eden Finlanda Sosya l -Demok­ rat Partisinin bug ü n kü d u ru m u kuvvetlidir. Seçimlerden önce Finlanda Halk Demokratik Birliği. Sosya l- Demokrat Pa rtisine birkaç defa işbirliği teklifinde bulundu. Ama Sosya l -Demokrat Partisi yöneticileri bu teklifleri da i m a reddetti. Burj u va politikası n ı n başlıca a maçlarından biri. Halk demokratları i l e kom ü nistlerin i ktidara geçmesini engellemekti. B u rjuva s ı nıfı bu a maca varmıştır. Merkez Partisi ve Sosyal -Demokrat Partisi ile ü l kenin en g üçlü p a rtileri nden biri ola n Finlanda Halk Demokrat Birliği iktidardan uzak kaldı. Sosya l-demokratla r b u rjuva politikasını destekledi. Bununla bera­ ber. sosya l-demokratların elde ettiğ i zaferle. d u ru m değişti. Sosya l -demok­ ratlar bugün i ktida rda d ı r. Onları çetin bir imtihan bekliyor. Sol g üçlerin işbirliği için bütün şartl a r hazır. Ama Sosya l- Demokrat Partisin i n yöneticileri a rasında. burjuva sınıfı i l e işbi rliği tercih eden u nsu rl a r güçl üd ü r. Seçi mlerden önce sosyal ­ demokratlar 8 maddelik b i r reform progra m ı açıkladılar. B u p rog ra m işçi partileri a rasında ha reket birliğ ine temel olacak kadar olum ludur. öte yandan. Sosyal - Demokrat Partisi. bu prog ra m ı n gerçekleşmesi için müca­ dele edeceğ i n i ısrarla beli rtmiştir. Hiç şüphesiz. seçimlerde siyasi bir yenil­ giye u ğ rayan burjuva partileri. Sosya l -demokratların yöneti mi a ltında gerçekleşeçek reforml a ra cephe a lmıyacaklard ı r. Sosya l-demokratla r, se­ çimlerde vaadetti kleri reform l a rı pol itikalarını destekleyen Halk demokrat­ l a rı ile işbirliği ya pmadan. gerçekleşti rmeye ka l kışırlarsa. kötü bir d u ru m a düşerler. Sosyal -demokratlar 1 958 de aynı şekilde ha reket ettiler. O dönemde Finla nda Parlômentosunda sosyalist bir çoğ u n l u k va rdı . Seçmenlerin istek­ leri hesaba katı l madan. teşkil edilen hükü mette bütün kilit nokta l a rı b u r­ juva pa rtileri n i n temsilcilerine veri ldi. ve bu hükümet şekline uyg u n bir politika izlendi. Sosyal-demokratları destekliyen u nsurlar a rası nda mem, n u niyetsizl i k uya ndıra n ikinci tecrübe ise. bu parti n i n h ükümet içinde b u r­ j uva partileriyle işbirliği yapması d ı r. Hiç şü phesiz. bu sefer de sosyal ­ demokratl a r böyle bir işbirl i ğ i ne kalkışabil i rl er. A m a böyle b i r tutu m u n sonuçları her ha lde p e k parlak olmaz. I ş ç i s ı n ı f ı n ı n . emekleriyle geçinen bütün ta baka l a rı n menfaatleri bakımı nda n. sosya l ist g ru p l a rı n işbirliği yürütmesi çok o l u m l u sonuçlar verir. Bu işbirliği ü lkenin politikasında önemli bir değişiklik sağlaya b i l i r. isteklerini açıkça bildiren seçmenlerin isteklerini yerine getirebilir. 450


a Z E L S AY F A L A R ı M I Z

ÇKP- nin XIII. Kongresinde TKP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Y a k u b D e m i r yoldaşın selômlama konuşması

Değerli yoldaş/ar! Geçenlerde Çekoslovak Kom ü n ist Partisinin 45-i nci kuruluş yılını kutla­ d ı n ız. Bu büyük günün sevincini bizler de sizin l e beraber duyduk. X I I I . Kongre i le bu 45 y ı l l ı k şanlı tarihe yen i sayfa l a r açıyorsunuz. Bu iki büyük bayra m ı birl i kte kutlamak, sizi selô mlamak fırsatını verdiğiniz için, Türkiye Kom ü n i st Partisi Merkez Komitesi adına teşekkür ederiz. ÇKP, Marksiz m - leni nizm, proletarya enternasyonalizmi prensiplerini kılavuz edinerek, bu prensiplere daima bağlı ka l a ra k uzun ve çetin savaş­ lar verdi ; işçi sınıfı, Çekoslovak halkı faşizme, ka pitalizme karşı zafer kazandı ; bu ü l kede i nsanı insa n ı n sömürmesine son verdi ; halkın yaratıcı g ücünü tutan engelleri yıktı ; memleketin ekonomik, teknik ve kültürel ge­ lişmesini hızlandırd ı ; halkın seviyesini yükseltti. X i i i . Kongre Çekoslova k topraklarına to m bir zafer kaza nan sosya lizmin daha do geliştirilmesi, ko m ü nizme giden yol u n açılması amacını güdüyor. Bugün yeryüzünde sosya lizm ve barış kuvvetleriyle emperyal izm ve gerici kuvvetler a rasında çetin bir mücadele geçiyor. Emperya l istler, boşta B i r­ leş i k Amerika olmak üzere, bağı msızlı kla rı, egemenli kleri ve hürriyetleri u ğ runda savaşan halkl a rı silôhla boğmaya çalışmaktadıriar. Sosya l ist memleketlerin, ayrı ayrı düzenlerdeki devletlerin barış içinde ya nya na yaşama prensipine daya n a n barışçı politikası ka rşısında emperyal istler içyüzlerini tomomiyle açığa vu rmuşlordır. Memleketimizde a nti-emperya l ist mücadele hızla gelişmektedir. Türki­ yeni n gerici çevrelerin emperyal izmin, özel likle Amerikan emperyalizm i n i n sars ı l a n n üfuzu n u geri getirmek için b o ş vurd u kları tedbirler bekledi kleri sonucu vermiyor. Memleketi mizin politik hayatı nda a ğ ı rlığ ı n ı g ittikçe daha çok hissetiren işçi sın ıfı a nti-emperyal ist mücadelenin ö n safı nda yer a l m ıştır. Gerici çevrelerin, a nti-emperya list ha reketi boğ mak için ateşi ilk olara k, işçi sınıfına çevirmesi, onun sosyal ve politik teşki lôtlarını i l k hedef olarak ele 451


a lması bundandı r. Son zamanlarda a nti-komü nizm isterisini kızıştırması n ı n başl ıca sebebi budur. Türkiye bug ü n e m peryalizmin, d ü nya gericil iğinin köpüklediği, a nti­ komünizm propogandaları n ı n bellibaşlı merkezlerinden biri haline getiril­ m iştir. Emperya l iz m i n a macı, boşta Sovyetler Birliği olmak üzere, sosyal ist memleketlere karşı giriştiği harp hazırlıklarını geliştirmek, memlekettimizde ve bütün Orta ve Yak ı n Doğuda gelişmekte olon milli ku rtuluş ha reket­ leri ni, demokratik gel işmeleri ezmektir. Fakat h ızla yayı l a n sosya lizm ül küsü, memleketimizdeki anti- komünizm propagandaları n ı n e n tesirli pan­ zehiri olmaktad ı r. Anti-komünizm propog a ndaları n ı n başl ıca hedefleri nden biri de işçi sınıfını d ünya proletaryasındon tecrit etmektir. Türk burjuvazisin i n işçi sı nıfına karşı politikası, eskidenberi bu hedefi de içine a l m a ktad ı r. Bur­ juvazi ewelce bu pOliti kası n ı ..Türkiyede işçi sı nıfı yoktur» iddiasına daya n ­ d ı rm ıştı. Bugün Türkiyede işçi sınıfı 2 , 5 milyonluk kitlesiyle, sosyal v e poli­ tik hayatta gittikçe o rta n rolüyle inkôr edilmez bir vakıadır. Bununla berciber, gerici burjuvazi çevreleri, işçi sınıfını d ünya proletar­ yası ndan tecrit etme pol itikasına hôlô bağ l ı d ı r. Memleketimizde a nti­ komünizmi meslek edinmiş reformist sendika liderleri ve işçi sınıfı n ı n ideolojisine yabancı, o n u n tarihi misyonuna inanmamış bazı küçük burjuva sosyalistleri a rasında da bu politikayı beni msiyenlere rastlanıyor. Fakat, işçi ha reketi n i n gelişmesi nin, kuwetlen mesin i n a n c a k m i lletlera­ rası işçi ve sendi ka hareketiyle birl i k ve dayanışma temeli üzerinde müm­ kün olabi leceğ ini kavra m ış gerçek sendika ve işçi onderleri bizde de var­ dır. M i lletlerarası işçi hareketin i n desteği dışında, e mperyalizme karşı ta m bir zafer elde edilemeyeceğ ini Türk işçisi Türk h a l kı kendi tecrübesiyle öğrenmiştir. Kongrenize büyük başa rıla r dileriz. Yaşasın şanlı Çekoslovak komünist Partisi ! Yaşasın Dünya Komünist Ha reketi n i n Birliği ı Yaşasın Halklara rasında dostl u k ve barı ş ! Yaşasın Komü nizm l

452


ıÇINDEKilER

SBKP-nin XXi i i . Kongresi birlik bayrağ ı n ı dahada yükseltti .

381

G E LI Ş E N U lK E lE R I N M E S E LE LE R i

Mihaif Pankin Sovyetler B i rl i ğ i i l e gelişme yolu n a yeni g i ren ülkeler a rasında iktisadi işbi rliğ i . •

.

.

.

"

400

K O M U N I ST V E ı Ş Ç ı PARTi l E R I N D E Gus Hall Amerikan komünistleri barış ve kalkınma uğrunda yürütülen savaşa öncül ü k ediyorlar . . .

.

.

.

.

.

"

41 1

Vastlal Op/uştil Tropik Afrikada sosya lizm üstüne bazı düşünceler .

426

Macmut Diop

Senegarde siyasi partiler ve yurtsever güçleri n birl i ğ i .

436

K A P I TA L I S T tJ l K E l E R D E P O L I T I K O LAY L A R Erkki Sa/omaa

Finlanda'da parlômento seçimleri

447

a z E l S AY F A L A R ı M I Z

TKP Merkez Ko mi tesi Birinci Sekreteri Yakub Demi r yoldaşın ÇKP'si XIII. Kongresin i selômlama konuşması .

.

.

.

.

.

451


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M L E R I

Ingilizcesi: Centra l Books Ltd., 37 G rays Inn Road, London, W. C. 1 .

italyancası : Libreria Rinascita. Via delle Botteghe, Oscure 2. Roma

Almancası : «GLOBUS»-Vertrieb a uslön discher Zeitschriften, Wien XX. Höchstödtplatz 3

Yunancası (Kıbrıs'ta): Lai kon Praktorion, Tricoupi Street, 53 r., N i cosia

Rusçası: Stredisko pro rozsirova n i tisku, Praha 6, Thaku rova 3 Fransızcası :

Societe d ' Edltion et d ' E n formation 9, Boulevard des Ita l iens Paris (2e)

ispanyolcası: Ediciones Pueblos U n idos Casilla Correo 589, Montevideo

Japoncası: Nauka Ltd., 2, Kanad-Zinbocho 2-chome, Chiyoda-ku, Tokyo

Isveç dilinde: Arbetarkultur, Södera rmsvagen 36, Johanneshov 6, Stockhol m

Bulgarcas ı : Raznoiznos, i , R u e Tzar Assen. Sofia Tü r k çe si:

« Y E N i Ç A G » - Stredi s ko pro rozsi rova n i tisku, Pra h a 6, Thakurova 3

Fiyatı 1 l i ra


yc_66_06