Page 1

YENİçAG •

Güs Hall: Emperyalizme karşı savaş

Henry Winston: Komünistler ve kitle hareketleri

Gyula Kallai: Sosyalist Macaristanda

Claude Lightfoot: Karaderili halkın kurtuluş savaşı

AMERiKA - BUGON Emperyalizme karşı savaş AVRUPA KAPITALIZMINDE YENI ECILIMLER Avrupa kapitalizminde ekonomik eğilimler KOMONIST VE

ıŞÇi

P ARTILERINDE

Nigerya'da ilk işçi gazetesi

OZEL SAYFALAR i M ız Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine

" Kas ı m

1965

B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O BLE M L E RI


Bu s a y ı d a:

Güs Hall

ABD

Komünist Partisi yöneticilerinden

Henry Winston

ABD Komünist Partisi yöneticilerinden Gyula Kallai

Macar Sosya list Işçi Partisi Merkez

Komitesi Polit büro

Macaristan Halk Cum h u riyeti Bakanlar Kurulu Claude Lightfoot

ABD Komünist Partisi yöneticilerinden Maurice Dobb

I ngilte reli I ktisatçı

Başkanı

üyesi

ve


Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz!

YENi ÇAO

11 Kasım

1965

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon d e rgisi

Amerika Birleşik Devletleri bugün

Derginin bu sayısında, Amerikan Birleşik Devletlerinin ekonomik, sosyal ve politik hayatı üstüne bir yazı dizisi çıkıyor. Amerikan emperyalist çevreleri gericilik ve saldırganltk politikası güdüyor. Dünyayı bir harp tehlikesiyle karşı karşıya koyuyor. Bu durumda Amerikan halkına özellikle büyük, tarihsel bir sorumluluk düşüyor. Komünist ve işçi partilerinin 1960 Bildirisinde belirtildiği gibi, Amerikan emperyalizmi yeryüzünde gericiliğin dayanağıdu. Bu değerlendirmenin doğruluğunu gerçekler biteviye perçinliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimle­ rinde Goldoutör «gorillerinim' saldırganltk programlartnt yüzlerine çarpan Amerikan halkıntn çoğunluğunu Conson hükümeti aldattı, ulusal ve sosyal kurtuluşlart uğrunda savaşan halklara karşı tehlikeli harp kışkırtmacıltğı yoluna koyuldu. Amerikan hükümeti, uluslaraarası jandarmaltk rolünü üzerine a/tyor, diktasını başka halklara dayatmak istiyor. Amerikan emperyalist çevrelerinin salduganlık hareketleri, özellikle Vi­ yetnam'da «merdiven» harbi dedikleri barbarltklart, Dominik Cumhuriye­ tine silôhla dalmalart yalntz dünyada boyuna gelişen protestolara sebep olmadı, Amerika Birleşik Devletlerinin içinde de durumu keskinleştirdi. Emperyalizmin iç ve dış politikasındaki organik bağltlıkta kendisini her zamankinden daha sert açığa vurdu. Losanjelos'ta Zencilerin kıT/lması, bu kanıt olay, dünyantn değişik yerlerinde kurtuluş hareketlerini ezmek politi­ kasını maskelemek amacıyla Amerikan hükümetinin ağzından eksik etme­ diği «hürriyet», «demokrasi» ve «kaderine egemen olmak hakkı» gibi söz­ lerin sahteliğini, onun iki yüzlülüğünü bir kerre daha orataya koydu. Bu olay aynizamanda, Amerikada belJi bir ölçüde politik ilerlemeler, yığın

57

865


hareketleriitin canlanmasına, kuvvetlenmesine,

ilerici güçlerin aktitleş­

mesjne yol açtı. Aşağıdaki yazılar, Amerika Birleşik Devlet/erinin iç ve dış politikasına değinen bir sıra konu/ar üzerinde Amerikan komünist/erinin görüş/erini an/atıyor.

Emperyalizme karşı savaş

Güs Hall Viyetnam halkına karşı saldırga n l ı k harbinin «merdivenleri» ve Dominik Cumhuriyetine saldı rış, d ünya kamu oyunu Amerikan em peryalizminin üzerine çevi rdi. Milyonlarca i nsan, bu canavarın gerçek avu rdunu i l k dafa iyice gördü . Conson u n a ç ı k saldırganlık dokti rinine bir çokları şaşıyor. Ama, bütün d ü nyada yığınların kafası nda da bu işin nerelere va rabileceği anlamı, bil inci derin izler bıra kıyor. Amerikan emperyalizminin cibilliyenini yığın­ ların a nlaması, politik bağlaşmaları n nitelikleri n i açıklamakta kendisini gittikçe gösteren b i r etken olacaktır. Bu olay seçim lerin sonuçlarına, tica­ ret ilişkilerine, ticaretin yapısına, dü nya ça pında a nti-emperyalist hareket ve çı kışların niteli klerine etki yapacaktır.

Dünyada emperyalizmin dayanağı Son olaylarla kendisi böylesine açık ortaya koyan Amerikan emperya liz­ minin özellikleri nelerdir? Bunun i kiyüzlülüğü yok, dobra dobra söyliyelim : Bu tarihsel aşamada Amerikan emperya lizmi en saldırga nd ı r, en harpçıdır, en canavardır. O, ekonomik ve harpçı saldırga n lığı bütün derin liğine somutlaştırıyor. Amerikan em peryal izmi sömürgeciliğin göbeği, dayanağı, yeni sömü rgeci l i k politi kası n ı n babasıdır. Yeryüzünde sömürgecil i k siste­ minden en çok kar çıkara n odur. Bugün dünyada barı şı n kuru l masına enço k engel olan odur. Harp tehlikesin i n kaynağı odur. Yeryüzünde bütün gerici, faşist, mil itarist hareketleri ve hükümetleri askeri - mali ve politik bakımdan destekleyen, besleyen odur. Suçlama bu kadarla bitmiyor. Amerikan em peryal izmi, d ünya soru nlarını siıahla çözmek yolundan vazgeçmemiştir. Onun siıahlanma programı ve 866


askeri bağlaşmaları nın amacı harbe yönelmiştir. 0, geri kalan d ünya ile, özellikle yeryüzün ü n az gelişmiş kesimiyle i l işkilerinde n ükleer - atom harbi tehdidini bir araç olarak kul lanıyor. Amerika Birleşik Devletlerinin politi kası mem leketi savunmıya değil, saldırganl ığa yönelmiştir. Uluslararası sorunları harple çözmek istiyen ve çaba gösteren başka ü l keler de vard ı r. orneğ in, Batı Almanya. Ama, d ünyanın bugünkü denge­ si nde, onları n başlı başlarına hareket edebil meleri için askeri veya ekono­ mik olanakları yeter değildir. Bu ndan ötürü Amerikan emperyalizmi, d ünya em peryalizminin hücum kolu, onun ekonomik ve fnans merkezi, hesap ve para işleri evi olarak kalıyor. 0, her çeşit emperyalist serüvenlere katılı­ yor. 0, Kongoda Belçıkanı n saldırgalı klarıyla bağl ıd ı r. 0, köle emeği kul lanan G üney Afrika Cumhuriyetinde endüstiri işletmelerine sermaye yatırmıştır. 0, G üney Amerikada egemen emperyalist g üçtür. Gelişmiş kapitalist ül kelerin hepsinde, bu nlar arasında : Batı Al manyada, ıtalya, Fransa, Belçıka, Japonya, Avustu ralya, Kanadada onun endüstiri işletme­ leri vard ı r. Kapitalizmin olduğu her yerde Amerikan emperyalizmini göre­ bilirsiniz. Amerikan emperyalizminin üstünlüğü özell i kle Kanadada'da kuvvetlidir. 1 963'te, Amerika Birleşi k Devletlerinin bu ü l keye doğrudan doğ ruya yatır­ d ı ğ ı sermayelerin tümü 1 3 milyar doları bulmuştur. (Batı Avrupadaysa 1 0,4 milyard ı r.) Güney Ameri kada, 1 963 yılında, 8,7 milyard ı . G üney Ame­ rikada petrol işletmelerine, demir ve bakı r çı karı mına, meyve plantasyon­ larına ve daha bir sürü yerlere sermaye yatı rmıştır. Bunlar G ü ney Ameri­ kada aşırı kôr, bol gelir sağl ıyor. Yığınların korkunç bir sefalet içinde yaşadı kları G üney Ameri kada adam başına ortalama gelir Amerikadakinin onda biridir. G ü ney Amerika ü l kelerinin çoğunda her önemli endüstri kolu, b u arada telefon santıro l ları, kamusal u laştırma araçları ve belediye işletmeleri ya Amerika Birleşi k Devletlerinindir, ya da onun kontorol ünde­ d i r. Bu tekellerden her biri, emekçi yığınları amansızça sömürüyor, dev ölçülerde kazanç sağlıyor. Kapitalist d ünyada Amerikan emperyalizminin üsütünlüğünü şu olaylar g österiyor. Yeryüzündeki en büyük 500 kapitalist korporasyondan (birl i kten) 306'sl Birleş i k Ameri kanındır. Mal satışından yı l l ı k geliri mi lyar doların üstünde olon 64 işletmeden 49'u Birleşik Amerikanındır. ..Cenerol Motors» korpo­ rasyonunun 1 963 yı l ındaki geliri , kô rı, Batı Almanyanı n 1 965 Federal büt­ çesinden büyüktür. Amerikan «Stil Korporeyşin» holdingi, bütün Batı Al­ manya çel i k fabrikalarından çok çel i k çıkarır. Amerikan emperyalizmin i n tekelci birlikleri, otomobil, petrol, ki mya, çel ik, tezgôh, elektirik v e elekti­ ron i k donatımlar, kauçuk, yiycek maddeleri ve daha başka malıarda kapi­ tal i st d ü nya pazarları haki mdir. Yalnız «Morgan Garanti Trast Kom­ panı»n ı n otuz memlekette şubeleri vardır. Amerikan emperyal izminin yayılışı, önemli bir derecede, yabancı ege­ menliğe karşı direnişin artması dönemine rastladığı ndan kendisini maske5r

B67


lemek ve aldatmak işinde bir ustalı k göstermesi gerekiyordu. Sömü rge· ezgisinin pek kaba, açık, doğrudan doğ ruya olan yöntemleri nden vazgeç­ rnek zorunluğu doğdu. Işte bundan ötürü tekelci Amerikan kapitalizmi, emperyal izmin saldırganlık politikasısını «anti-emperyalizm» dövizi altında yü rütmekte başta gelir. Bu kılıf hayol ve şaşkınlık yaymıya yardım etti, ikiyüzlülük aldı yürüdü . Amerikan askerleri Viyetnamda v e Döminik Cumhuriyeti nde dört yana saldı rıyor. Conson, Birleşmiş Mil letlerin XX. yıl dönümü toplantısında çıkı­ yor : «Harp yol undan yürümek kararında olanları görüşme masasına otUrt­ mak için, şimd i, bütün yeryüzü ü l kelerinin bu toplantısını, onların hem teker teker, hem topluca etkilerini kul lanmağa çağ ı rıyorum», diyor. Biryandan, hiç sıkı l madan, bütün milletleri n egemenliğinden ve barışten söz etmek, öte yandan emperyalist sal d ı rganlık ve harpçılık politi kası yü rütmek, bu aykırıl ı k, bu olay, yeryüzü nde Amerika Birleşik Devletlerinin ayırt edici çizgisi, markası olmuştur. Conson doktirinin bu küstahlığı, kapitalist d ü n­ yada herkesi hiçe sayan Amerikan kapitalizmi nin egemenliğinden, bu ege­ menliğin ideolojisinden geliyor. Bu ideolojiye göre bütün kapitalist d ünya, Amerika Birleşik Devletlerinin bir çiftliğidir. Tekelci Ameri kan sermayesi, boyuna «Ameriko n çağ ı»ndan söz edip d u ruyor. Tekelci Amerikan sermayesi, sal d ı rganlığını, ister istemez, salg ı ncı giysi­ sine sokuyor. Onun basını, yüksek bir edayla ! «Bu beklemediğmiz, çok masraflı emperyalizmi, belki de merhametli, oma ne de olsa bu yeni emperyalizmi boynumuzo tarih sarmıştır», diyor. Milli çıkarları n ı savunmak için öteki kapitalist ü l keleri n en küçü k bir hareketini bili yeren, ona daya­ namıyan, küfreden bu ideoloji Amerika Birleşik Devletlerini bi ricik impa­ rator sayıyor. Bu ideoloji, geri kalan kapitalist d ü nyaya zaptedilmiş, diz çöktürülm üş, bağımlı diye tepeden bakıyor.

Emperyalist saldırganlıkların kökleri Harpçılık, emperyalizmin temel çizgilerinden, niteli klerinden biridir. Bütün sömürgeler kurtulsa bile onun bu çizgisi kalkmaz. Emperyalizm, g ene de, zayıf yerlere bakar, av arar. Emperyalizm, son g ü nüne, son nefe­ sine kadar d ünya üzerinde egemenlik kurmak yolları nı arayacaktı r. Bu, d ünyada Marksist hareketin genell ikle kabul ettiğ i bir fikirdir. Ama, emperyalizmin parmak bastığımız niteliğinin tepmesi - canlanması, d ü n ­ yada reel kuvvet dengesinin çerçevesiyle ister istemez sınırlan ı r. O , anti ­ emperyalist g üçleri : Sosyalist üçüncü d ü nyan ı n büyüyen ekonomik, politik ve askeri g ücünü, milli kurtuluş, kapitalist ülkelerde işçi sınıfı ve hal k hareketleri ni hesaba katmak zorundadır. O, kendisinin emperyalist rakıp­ lerini göz önünde tutmak zorundadır. Anti-emperyalist güçlerin amacı, emperyalizmin bu canlanma, geri tepme nitel iğini kı rmaktır. Anti-emperyalist g üçler, ülkeleri ni boyunduru k868


tan ku rtarmak için savaşırken emperyalizme gem vurmağa, anu ayırmağa, hareketlerini frenlemeğe çalışıyor. Onların amacı, kendileri için en elverişli savaş biçimleri çerçevesi içinde - politik ekonomik, askeri bakımdan emperyalizmi kendi u lusal sını rları içine çekilmiye zorlamaktır. Ulkelerin ve halkların kaderlerine egemen ol mak için gereken esas şartlar böyledir. Yeryüzünde bugünkü kuvvetler denegesinde emperyalizmin bu saldır­ ganlık niteliğinin ne biçi mde. nasıl geri teptiğ ini kestirmek, emperyalizme karşı savaşta üstüngelmek için gereken politik ve taktik yolu çizmekte büyük bir önem taşır. Bundan başka, Amerikan em peryalizminin d u ru m u na etki yapan kendine özgü belli etkenleri vard ı r. I kinci Dünya Harbinden sonra o, hareket olanların ı hemen hemen engelsiz genişletti ve ekonomik plônda sonsuz bir yayılma sürecine rotasını tuttu. Ama, d ünyanın bazı bölgelerinde bu yayılma yolları daraldı, yahut kapandı. Kolay vurgunlar azalıyor. Bu d o memleket içi nde ve dışında elde edilen görül memiş kôr­ ları n sağ lad ı ğ ı serbest sermayelerin yığılıp kalmış olduğu, kendisine yatı­ rı m bu lamadığı bir sırada oluyor. Yatan, kullanıı mıyon sermayelerin her doları ndon do emperyalist yayı lma çabası doğuyor. Omeğin, 1964 yılı nda Amerikan korporasyonları, rekor ölçüde, yaklaşık olarak 20 m ilyar dolar kazanç payı, yönetim personellerine büyük ikrami­ yeler dağıtıldıkto n, iç masraflar çıktı ktan sonra, dağıtı l mamış, aşağı yukarı, 12 milyar dolar d u ruyordu . Bundan başka, bu korporasyanları n emri nde yatırı m için yedekte de 33,7 milyar dolarlı k bir fon bulunuyordu. Bu fon, amortismanları n önemli derecede artmasıyla yükselmiştir. Yayıl manın biri ­ cik nedeni aşı rı kôr olduğ u na göre, böylesine dev ölçülerde yığılan para­ ları memleket içinde ekonomik yayılma uzun zaman emebil i r m i ? Bu il let, aşırı kôr güdüsü, dışarıya sermaye yatı rı m ı nı artırmak eğilimine boyuna etki yapan baskın ı n ve emperyalist yayılmanın kaynağ ı oluyor. Bu baskı, dunya kapitalizminin ekonomik çevreni nde boyuna artan uğ ursuzl u k alô­ metıeridir. Bütün bu alômetler ekonomik kalkı nma temposunun kesinlikl e yavaşladığını, temelli yatırım harcamaları n ı n ister istemez azaldığını gös­ terir. Bütün bunlar, emperyalizmin saldı rgan l ı k niteliğini ortaya koyan bas­ kıyı daha da arttı rıyor ve em peryalistler arası rekabeti daha da keskin­ leştiriyor. Ama bosk, tek - biricik yönde olmuyor. Gene bu etkenler, kapi­ talizmi çıkar yolar aramağa, sosyalist ülkelerle ve d ünyanın başka yer­ leriyle, eşitlik, karş ı l ı kl ı fayda ilkesine göre daha sıkı ticaret ilişkileri kurmağa zorluyor. Anti-emperyalist güçler, bu her iki eğilimi d e göz önünde bulund urmak zorundadı rlar. Zamanımızda - başarı lı milli kurtul u ş devrimleri çağ ı nda - Amerikan emperyalizminin davranışları özellikle en gerici b i r ters-devrim n iteliği taşıyor. Viyetnamda harp «merdivenleri .. tam bir iflôs kertesi nde olan saldırganl ı k politikasını ku rtarma çabasıdır, milli ku rtuluş güçleriyse tam zafere yaklaşmaktad ı r. Sömü rge halkları nın milli ku rtuluş hareketleri üstün gele gele gelişecektir. Bugünkü Amerikan politikası da, eskisi gibi, her yerde ilericilik güçleriyle karşı laşacaktı r. Çünkü, ilericilik güçleri sömürge869


lerin kurtuluşları için savaşan g üçlerin yanındadır. Amerikan emperyaliz­ minin de, neden her zaman ve her yerde, ters-devrimlerde gerici g üçlerin yanında olduğu buradan anlaşı l ı r. «Nevyork Tayms» gazetesi, baş yazı­ sında, dövünüyo r : «Birleşik Amerika reformlara karşı çıktıkça gerici ters­ devri mciliğe d üşüyor», diyor. Evet, boşka türlü olabi lir m i ? Cumhurbaşkan yardı mcısı Hemfri, daha bu yakınlarda, Harp Akademi­ sinde yaptığı bir konuşmada, Ameri kan emperyalizminin d u ru m u n u açı k seçik çizdi. «Yeni ve cesu r saldırı şekli, dedi, askerl ik önemi bakı mından barutun icadıyla birdir. Ben, çok ince hesaplanmış «milli kurtuluş harbin­ den", g üvenliğim ize karşı ciddi bir meydan okuma olan bu yeni harp biçiminden söz ediyorum . . . " Dedi. Hemfri'nin tersyüz edil miş mantığına göre, soyulan adam bu soygu na karşı koydu m u soyg uncunun «güven­ liğine meydan okumuş" oluyor. Amerikan emperyalizmi, Viyetnama karşı harbı genişletirken, özel bir etkeni daha hesaba katıyor. Burada sözü edilen, genellikle Anti-emper­ yalist güçlerin s ı ralarındaki, özellikle sosyalist ü l keler arası ndaki anlaş­ mazlıklardır. Amerikan e mperyalizmi, sosyalist cephede çıkacak her fikir ayrı lığından, her fı rsattan yararlanmak ister. Çinle Hindistanın araların ı n açı l ması , Pakistanla Hindistan ı n çatışması, Asya ve Afrikada ayrı l ı klar - emperyalistler bütün bunları hesaba katıyor. Sosyalist cephedeki ayrı l ı k, d ünya komünist hareketindeki zıtlı klar, emper­ yalizmin göze aldığı riziko kefesinde özellikle ağır basıyor. Bu dağınıklıktan Amerikan emperyalizminin yararland ığı, yeryüzünde bütün anti-emperyalist g üçlerin ortak direnişleriyle karşı laşmadan harbi genişlettiği meydandaddır. Ortada gereken birliğin bulun maması, saldır­ gana kaşıkoyuşu zayıflatıyor. Ama birlik sorun u da, üzerinde emperyaliz­ min en büyük yanlış hesap yopabi leceği bir soru ndur. Yeryüzünde sosya­ l izm saflarındaki anlaşmazlık üstesinden gelin mez b i r şey değildir. Reel etkenleri n baskısı altında, savaşları n gelişmesiyle anti-em peryalist cephede yeni bir birlik pekiştirilecektir. Bu yepyeni birl ik, daha şi mdiden kuru l mağa başlamıştır bile. Anti-emperyalist g üçleri n dağı nı klığına yardı m eden et­ kenler arka pıana itil mektedir. Bu deneyi, bütün anti-emperyalist g üçler arasında, özellikle milletlera­ rası komünist hareketin saflarında üzerinde ciddi surette d üşünmiye yol . açmalıdır. Bu olay bazı yeni fikirleri beslemelidir: Elimizdeki ölçü ne olmalıdır? Savaş birliği, sınıfların rolü, işçi sını fı nın partileri arası ndaki ilişki ler, sosyalist devletler arası ndaki karşılıkl ı bağıntılar nasıl olmalıdır, bu kavramlara ne gibi bir önem verilmelidir? Bu deneyi, her partinin şu inancaya varmasına yeter ol mal ı d ı r : Bütün politik değerler arası nda em­ peryalist saldırgan lığa karşı birlikte savaşmak politikası birinci yeri alma­ lıdır. Ideolojik anlaşmazlı klar, ne kadar önemli olursa olsun, böyle bir . politikanı n yürütülmesine engel olmamalıdır. Ideloj i k ayrı l ı kları ön pıana sürmek, bu ayrıl ıkları emperyalizme karşı birlikte hareket etmek zorun 870


luğuna karşı koymak, bu ayrı l ıkları emperyalizme üstüngelmekten daha üstün tutmak demektir. Emperyalizm, d üşmanları arasındaki her türlü anlaşmazlıklardan yara­ Ian ı r. Aslında, bu anlaşmazlıklar onun ü mitlerine temel oluyor. Demek ki, eğer anti-emperyalist g üçlerden her hangi bir kol, kendisinin geçici, dar çıkarını gözetip, emperyalizmin bu taktiğini «kullanmağa» kalkarsa anti­ emperyalist savaş için pek olu msuz, uzun zaman sü recek sonuçları n ortaya çıkmasına yard ım etmiş olur. Kendisini anti-emperyalist cephenin bir par­ çası sayan herkes, em peryalist saldırganlığa karşı savaşta birliğin sağlan­ masına birinci derecede politik önem vermek zorundadır.

Yeni sömürgecilik Alana oldukça geç çıkan Amerikan em peryalizminin elinde, tam anla­ mıyla, az sömü rge olduğu ndan ve i mparatorluğunu alabildiğine I kinci Dünya Savaşından son ra, tekelciliğin yü ksek bir d üzeye u laştığı ve tekel­ cilik devletle örü l ü aşaması na bastığ ı bir dönemde genişlettiğinden o, yen i söm ü rgecilik yöntemlerini kullanmak işinde özel bir ustal ı k kazan­ mıştı r. Bu amaçlar için kurulmuş özel tekelci devlet kuru mları ağ ı avardı r. Gene bu amaç için özel federal bankalar, mali. kurumlar vard ı r. Bunlar, Amerikan vergi ödeyicileri nin dolarlarınLBirleşik Amerikanın yabancı ü l ke­ lerdeki mallarını - m ü l klerini ve dolandırıcı tekelcilerin kôrlarını savunmak için kullanıyorlar. Devletin açtığı kred iler ve bağ ladığı anlaşmalar gibi, başka ül kelere «yardım» programı da ayni amaca yöneti lmiştir. Böylece devlet mekanizması, özel korporasyonların em peryalist niteliğini kuvvet­ lendiren emperyalist organlar ağıyla örül müştür. Bütü n kapitalist ü lkelerde bir Ameri kan devlet memu rları ve özel per­ soneller ordusu vardı r. Bu nlar özel bir işle, borç işleriyle uğraşırlar. Adam satın almak, rüşvet dalaveraları çevirmek işleriyle hem MCS (Merkez Casusluk Servisi), hem özel korporasyonların ayanları uğ raşı r. «Dışarıya yardım» işlerinin her alanı için bir devlet «uzmanları» kadrosu : «Sendika uzmanları», «finans - para işleri uzmanları», «kült ü r uzman ları», «tarım işleri uzmanları» vardır. Ama bütün bunlar, Ameri kan kapitalizmi nin ege­ menliğini sağlamak «uzmanları d ı r». Şimdi bu özel organların - örgütlerin kadroları nı doğrudan doğruya korporasyonların temsilcileriyle tamamlamak, ayarlamak kararı alınmıştır. Bunlar, korporasyonları n çı karları için h ükümet otoritesi ni kuııanacaklardı r. Bu örgütlerin yönetmenleri, çoğu zaman, hükümetten ziyade özel kapita­ list birliklere bağlıdı riar. Işlerine öyle atanırlar ki, üzerlerinde hiç bir kamu kontrolü yoktur. Bu ndan başka cu m h u rbaşkanının özel yard ı mcıları, Mak­ core Band gibi danışmanlar vardır. Bu örgütlerin yöneticileri ve bu danış­ manlar, Anayasada yeri ol mayan bir «görünmez hükümettir». 871


Eylemleri halktan, Kongreden - Meclisten - g izli olduğu ve saldırganlık birliklerinin tepeleriyle, Pentagonun militarist güçleriyle, MCS ve Federal Büro ile sıkısı kıya bağ lı b i r merkezin ortaya çıkması burjuva demokrasisini baştan aşağı ve oldumolası tehdit ediyor. Hükümetin özelli kle bu kısmı emperyalist karparasyonları n doğrudan doğruya kontorolundadır. Ozel ­ l i k l e hükümetin bu kolu h ı z l a büyüyor. Ama, hükümetin bu kolunun da Consonun saldırganlık doktirinini oy bir­ liğiyle tuttuğunu sanmak ciddi bir hatô olur. Genelli kle Amerikan kapitaliz­ minin ortamında olduğu gibi bunların arası nda da keskin bir savaş vardır. Conson hükümetinin rolünü anlamak için bunu hesaba katmak ıôzımdır. Çünkü, bugün başlıca olay, «görünmez hükümetin» en harpçı çevresi meleketin dış politikasında ağır basıyor. Dış politika sorunlarını bunlar tezgôhlıyor, yürütüyor. Cumhurbaşkanı Conson onları, egemenliğ i n bu yüksek katına çı karmıştır. Bu g üçlerin etkisi daha. önceki h ü kü metler zamanında başlamıştı. Eski­ den bunları n , kısa bir zaman için, egemen duru ma geçtikleri olduydu. Ama, daha sağ duyulu kimseler, bunları kenara ittiler. Bugün dış politikayı bunlar çiziyor, saptıyor. Dünyada barışı tehdit eden saldırganlıkların baş suçluları özellikle bun lardır. Hükümette bu kimselerin üstünlükleri de g üttükleri saldırganl ı k politi­ kası g i bi sağlam değild ir. H ükümetin içinde ve dışında bu pol itikayla bağdaşmıyan erki yüksek g üçler vardır. Bugünkü kertesinde bu karşı klığı : «Nevyork Tayms», «San-lüis Post Dispetç» gibi gazeteler, gazeteler tröstü Nayta ve başkaları temsi l etmektedir. Bu karşıklığı Valter Lipman g i bi yorumcular yansıtıyor. Bu karşı klığ ı : Morz, Ful brayt, Grüning, Manfild, Ayken gibi senatörlerle bereber Amerikan Senatosunun üçte biri ve Meclis " üyelerinden önemli bir g rup b u karşıklığı bu veya su olçüde tutuyor. Bu karşıklık, onu temsil edenler arasında, taktik meseleler üzerinde, anlaşmazlıklar olmakla beraber, Amerikan kapital izmini tutan ları n safla­ rındaki ayrı l ı kları yansıtıyor. 1 964 seçimlerinde büyük kapitalistler ara­ sı nda, Golduoter'e karşı çıkanlar az değ ildi. Onlar, Viyetnamda harbın kızıştırılması na karşı oldu kları için böyle davrandı lar. Onlar, bugün de ayni sebeplerle Consona karşı çıkıyor. Sonra, büyük iş-adamları arasında, Batı Avrupa ve Japon sermayelerinin yarışmada üstelemeleri karşısında, Sovyetler Birliğiyle, Çinle ve bütün sosyalist ü l kelerle ticareti n genişletil­ mesi nde ayakdireyen, h ükümetin Viyetnam politikası buna engel olduğunu gören önemli bir g rup vardır. On lar mutlaka barışçı değildir. Ama, bugünkü sald ırganl ı k politikasının kendilerine yeni yeni zorluklar çıkar­ dığını görüyorlar. Bu karşı klığın özel bir önemi vardır. Çünkü bu karşıklık Amerikan hal­ kının harbe karşı, emperyalizme karşı çok derinlere g iden eğilimlerine uyuyor. Bugünkü saldırma harbi politikası, Amerikan kapitalizm inin çı kar­ ları için biricik reel temel yaratacak durumu savunanların gittikçe artan 872


baskısı altındadır. Oysa hükümetin politikası boyuna çıkmaza saplanıyor. Kapitalist kuvvetler arası ndaki bu ayrı l ı k. emperyalist saldı rganl ı k dalga­ ların ı kırmak. geri püskürtmek g üvenimizi yalnız kuvvetlendiriyor. Ameri kan kapitalistleri arası ndaki tartışmalar. Ameri kan emperyaliz­ minin yaşayı p yaşamaması üzerinde değildir. Onların çatışması. bu emper­ yalizmin ömrünü nasıl sağ lıyacakları üzerindedir. H ükümetle aşırı sağlar arası ndaki fark bu rada da ortaya çıkıyor. Conson gerici bir dış politika rotası tutmuştur. B u yolda giderse. Cumhurbaşkanı temamiyle aşı rı sağ­ ları n cepesine geçecektir. Faşist aşırı sağlar. harp «meridivenini.. baştan­ başa. atomuna varıncaya kadar hepsini kayıtsız şartsız kullanmak politika­ sından yanadır. " Bugü n Ameri kan politikası. sonsuz harp ..merdiveni» politikası. kayıtsız şartsız diz çöktürmek i l kesine dayanan bir politika olarak kalıyor. Ameri­ kan h ü kümeti. Kuzey Viyetnam halkına : «Güney Viyetnamda milli halk kurtuluş hareketini ezmek için bize katılmadı kça. kurtu luş kuvvetlerine karşı «pol islik» yapmadı kça şehirlerinizi bombalayacağız». diyor. Böylec. her yeni adımda geri dönmek çok daha zorlaşıyor.

Bazı toktik sorunlor Kuzey Viyetnamın bombalanmasının d u rd u ru l ması istemi. bu m ı n ı m u m i stem kuvvetleniyor. Konuşmalar oturmak i ç i n bu. en azından gereken bir şarttır. Hiç bir konuşma bile ol masa bu istem zoru n l u ktur. Bununla be­ reaber. Amerikan emperyalizminin hareketlerinin iç yüzünü açığa vurmak. Viyetnam halkının kendi kaderine to m egemen olması için savaşmak bizim baş ödevi mizdir. Biz. bütün Amerikan askerlerinin Viyetnamdan. Dömi n i k Cumhuriyetinden başlıyorak bütün yabancı topraklardan geri alı n ması n ı istiyoruz. Bu iş. Amerikan emperyalizminin saldırganlı klarına karşı savaşta bazı önemli taktik sorunlar ortaya koyuyor. Taktik sorunların çözümlenmesi. olgu n laşmış bir şeyle m uhakkak bağlı o lmalıdır. Yapılabilecek te. olgun­ laşan şey de g üçlerin karşılıklı dengesine bağlıdı r. Yapabileceğ imiz nedir? Hayatın ileri sürdüğü çözümlenmesi gereken sorun nedir? Bugünkü d u ru mda Amerikan emperyal izmini mevzilerinden geri çekilmeğe. Viyetnam ve Dominik Cumhuriyeti nde tuttuğu sınırları bırakıp gitmiye zorlamak mümkündür. Memleketimiz içindeki kuvvetler dengesi bakı mı ndan bunu yapmak m ü m künd ü r. bu olanak reeldir. Ameri kan halkının değ işik tabakaları. Amerikan askerlerin i n ger alınması isteğiyle çıkışlar yapıyor. Bu sorun • yeryüzündeki kuvvetler dengesi bakımından da reeldir. Bu nun yapılması. gerçekleştiril mesi «Amerikan emperyal izminin ezi lmesi» olmaz. Ama. anti•

873


emperyalist g üçler için önemli b i r başarı olur. Böyle bir başarı, bu ülkeler ha lklarına kaderlerine egemen olmak hakkı nı sağl a r. Emperyalizme karşı savaşın «gündeminde.. hangi sorunları n durduğunu belli etmek zoru nluğu neden ortaya çıkıyor? Gereken taktik niteliği bunu gerektiriyor da ondan. Taktik te ileri sürülecek dövizlerin niteliğini belli eder. Anti-emperyalist g üçler, «gü ndemde.. dura n sarunlara uymıya n, ku­ lağa hoş gelen dövizlerle, söğüt şeylerle ellerini kollarını bağ l ıyamazlar. Ya pılabilecek şeyin sın ı rlarını, belli etmek çok önemlidir. Çünkü, yapı la mı­ yacak şeyler, gerçeğe uymıyan a maçla r ileri sü rmek, taktik bakımdan ken ­ dini olumsuz, gereksiz, h i ç b i r i ş e yaramayan b i r duruma sokmak demektir. Eğer a macın gerçekliğine g üvenilmiyorsa taktiğin önemi kal maz. Pratikte, hayatta bu g üvensizliği sağ veya sol oportünist dövizlerle örterler. Bu yanlış dövizler anti-emperya list güçleri n bölünmesine, en ileri elemen­ l a rın, kolları n izole olmasına ya rdı m eder. Böylece dövizin kendisi, müm­ kün olar reel a macın elde edilmesine engel olan bir etken olur. Taktikle sıkısı kıya bağlı başka soru nlara geçelim. Bir d ü nya ha rbı n ı n veya n ü kleer harbın kaçınıl maz olmad ı ğ ı yolundaki ilke, b u g ü n yeryüzünde barış için savaşta reel, oldu molası doğru bir temele dayanıyor. Ama, «savaş" ve «kaçı n ı l maz değil» keli meleri üzerinde durmak, buna parmak basmak ıazımdır. Çünkü, eğer bu şiar, bu temel gevşeklik, gönül rahatlığı veriyorsa yanlış a nlaşılıyor demektir. Son ayalardaki bunalımlarda : «Bu anlaşmazlıklarda hiç bir taraf ne d ünya, ne n ü kleer harp ister.. sloga nını dafalarca tekrar­ landı. Bu sloga n ı n içinde gerçeğe uygu n elemanlar vardır. Ama kendisi, insanı tehl ikeli, ya nlış yollara s ürükliyebilir. Diploması ile «askeri hareketin .. ilişkileri kanunundan söz eden Engels, 1 854'te şunu yazmıştır: « . . . Ordulara bir kere komut verildi mi, ondan sonra denizde, karada askeri hareket artı k diplomatla rı n isteklerine ve pıanları na bağ lanmaz, kendi özel kanunlarına uyar. Girişilen seferi tehli­ keye sokma k göze alınmadıkça bu kanun bozula maz... Mark ve Engels : Mevcut bağı ntıları n değişmesini ya lnız insanları n iyi niyetlerine bağlı gören, mevcut i lişkileri bir ide sanan köhne b i r görüntüyü şiddetle eleştir­ miş ve yermişlerdir. Amerika n ı n dış politikasını çizen güçlerin bugün bir d ünya harbine, yahut n ü kleer ha rbe başla madıklarına, şimdilik böyle bir h a rp «isteme­ diklerine.. bakarak bundan, dünyanın bu yollardan biri üzerinde, yahut herkisi üzerinde olmadığı sonucu çıka rıla maz. Genel tabloya etki ya pan «askeri hareket.. kanunla rıyla ilişi kli yeni etkenler de va rd ı r. Bu etken­ lerden biri, n ükleer siıahla rın yıkma g ücündeki ölçülerdir. Sonra, bile bile yıkıcı b i r n ükleer ha rbe başlama kla, şaşırıp atom siıahının düğ mesine bas­ mak a rasında hemen hemen hiç bir fark kalmamıştı r. Bu da insanlığın kendisine etki yapan «askeri ha reket.. kanunlarına yeni b i r nitelik veriyor. «Askeri hareket.. ka nunları n ı n etkisini Viyetnamdaki harp «merdiveni» basa makları nda da görüyoruz. «Merdivenin.. basam akla rı, ölçüleri önce874


den kestirilemez. Harbi genişletmek yolunda atılan her adım, ondan bir önce a tı l a n adımın başarısızlığını kapamak çabasıyla atılıyor. Böylece, harp kanunlarının devinlediği «merdiven» öyle bir basamağa, öyle bir ker­ teye varır ki, yeni politik kararla r a l ma k zorunluğu doğa r. Dünya ça pında bir koruyucu atom harbine başlanıtık hastalığına tutul­ muş olan aşırı sağların temsilcisi manya kla r, «askeri ha reket" kanunuyla politik gerçek a rası ndaki bağ ı mükemmel görüyorlar. Golduoter ve Penta­ gon, doğrudan doğ ruya askeri bölgelerinde ve alanları ndaki komutanlara tam ha reket serbestl iği verilmesini istiyorlar. Onlar, «askeri hareket» kanunlarının engelsiz yürümesini istiyorlar. Böyle olursa, bu kanunların işi çabucak, kendilerinin çıkarmak istedikleri genel bir ha rbe dökeceğini a n layorlar. Yeryüzünde bütün ilerici g üçler, yalnız emperya list kampı yüzgeri etmek yoluyla d ünya harbini önlemek olanakla rını değil, bugünkü bunalımın gebe olduğu çok ciddi tehli keyi de görmek zoru ndadırl a r. Olayla rın geliş­ mesi yalnız ü l külerin iyi veya kötü olmalarına bağ l ı değildir. Gelecek olay­ l a rı bu veya şu g üçlerin «istemelerine» yahut «istememelerine» göre kesti­ remeyiz. Emperyalizme karşı savaşta gevşeklik, yumuşa klık, içinden geçeni , arzuladığını gerçek sanmak, yahut bu veya şu gücün «isteklerine» güvenip yangelmek çok büyük hatalara yol açar. «Amerika Birleşik Devletleri Çini bombalasa, ya hut ona sald ı rsa bile d ünya harbı çıkmaz» diyenle de yanlış d üşünenler kategorisine g i rer. Çünkü onlar da b i r görüntü ya ratıyor, yangelme havası estiriyor. Bunları n söyledikleri olayla ra dayanmıyor. Çünkü, harp «merdiveni» Amerikan em­ peryalizmi n i n Çin Halk Cumh u riyetine saldırmak, ya hut onu bombalamak gertesine çıkarsa, o layla rın gelişmelerine etki ya pan yeni niteli kte bir olaylar kompozisyon u o rtaya çı kar. O zaman kararların özüne etki yapan «askeri ha reket» kanunları yeni bir nitelik a l ı r. Yeryüzünde geniş barışçı g ü çler, Consonun «merdiven» politi kasına ka rşı savaşıyor. Bu g ü çler, Conson politikasının d ü nya çapında bir çatışmaya vara bilecekinden haklı olara k korkuyor.. Amerikan emperyalizmi harp «merdiveni» basamakların yeni yeni adımlar atıyor, sonra harbın geniş­ lediğini, tehlikenin büyüdü ğ ü n ü maskelemek için de demagoji - lafebeliği yapıyor. Bu görüntüyü yaymak işinde emperyalistlere yardım etmek anti­ emperya list cephede kime lôzım? Milli kurtuluş ve sosyalizm

Milli kurtuluş ve sosyalizm Bu dönemde devrimci g üçlerin değ işik kolları ndaki ora n l a rına bakarken, çağ ımızın, insa n l ı k toplumun u n kapitalizmden sosyalizme geçiş çağ ı oldu­ ğ unu göz önünde tutmak ıôzımdır. Bu tarihsel geçiş çağında başlıca g üç, başlıca araç işçi sınıfıd ı r. Ana savaş iki başlıca sınıf arasında : Işçi sınıfıyla 875


kapitalist sı nıfı a rası nda gidiyor. Ulusa l bağı msızl ı k için savaş. emper­ yalizmden kurtulmak savaşı. bütün devrim ha reketlerini kucaklıyan çağı­ mızın önemli bir aşaması olmuştu r. Savaşın bu iki biçi mi a rasında sımsıkı bağ vard ı r. a m a bunlar a rasındaki farkları da bitbirine karıştı rmamak. ört bas etmemek ıôzımdır. Milli kurtuluş için yapalan savaşta kazanılan her zaferden sonra halkla­ rın önüne. ü l kesi nin gelişme yolunu seçmek savaşı. görevi çıkıyor. Emper­ yalist ağalıktan yakasını başarıyla kurta rmış olon bu ü l keler. sosyalizm yolunda mı. kapitalizm yol u nda m ı gel işeceklerini savaşın süreci içinde çözmek zoru ndadırlar. Bu i kilemden biri var. başkası yoktur. Bazı ü l keler. örneğ in. Küba. milli ku rtul u ş savaşının üstüngelmesinden hemen sonra. pek çab u k. köklü sosyalist devrim yoluna g irdi. Bazıları sallantı. kararsızlık gösterdi. Kimi de şaşırdı. yol u n u kaybetti. Bu aşamada. yepyeni niteli kte b i r gelişme basamağı olan sosyalist devrime mi gitmek. yoksa salla ntı gösterip tehlikeli. dolambaçlı manevralara m ı başvurmak i kilemini seç­ mekte işçi sınıfı n ı n niceliği. sayısı, etkisi. tecrübesi kesin rol oynar. Bu çeşit sallantılar. devrim güçleri a rasında karışıklık. kara rsızl ı k doğ u ru r. Bu taktik sorunlar bizi neden böylesine kaygılandırıyor? Kaygılandırıyor. çünkü. Birleşik Amerikada da sol güçlerin bazı temsilcileri bu a n l a m ı tepeta kla ettiler, karmaka rı ş ettiler. Onla r. savaş aşamalarının üstünden atlayıp geçmekle işi sadeleştirmek istediler. Orneğin. «Mansli Revü.. 1 963 Martında çıkan başyazısında soruyor: «Güney Ameri kad a bugün bir değ il birkaç devrim mümkün müdür? Daha doğrusu. sosya list yahut burjuva devrimlerinden birini seçmek G üney Amerika ül kelerinin önünde d u ruyor m u ?.. Ve Yazıkurulu cevap veriyor : « . . . Güney Amerikada bugün ya lnız b i r egemen sınıf vardır. Dünya görüşü. çıka rla rı ve temeli bakı m ı ndan bu da burjuvazi sınıfıdır. Demek o luyor ki. mümkün sayılabilecek biricik devrim. a ncak. burjuvazinin ege­ menliğini yıkacak. köylülüğü ve (yahut) proletaryayı yeni egemen sınıf (sınıfl a r) ola ra k ileri sürecek olan devri mdi r. B u da. burjuva m ülkiyet bağıntılarını sosyalist mül kiyete çevi rmek demektir. Başka bir deyimle. G üney Amerikada biricik mümkün devrim yalnız sosyalist devrimdir... Bu derginin yazarları. daha sonraki (Mayıs 1 965) yazı ları nda. Guata­ mala çeteleri a rasında «sol.. g rupun niteliğini çizerken : Bu g ru p. diyorl a r. «solo. ve i leri düşüncenin çok yayg ı n bir dogmasına. az gelişmiş ülkelerde başarı kazanmak şansı olan biricik devrim biçimi. küçük burjuvaziyi ve milli burjuvaziyi de içine alan sınıf g üçleri nin koalisyonuna dayanan dev­ rimdir diyen düşünceye karşı meydan okudu . . . «sol .. g ru p. bunun yerine. doğrudan doğruya sosyalizme g iden programı a l dı ve b u n u gerçekleştire­ cek a ra ç ta işçiköylü devletidir dedi ...{l) «Mansli Revü.. dergisi devam ediyo r : «Guatamala yığ ı nları meseleyi sanki Orta ve Güney Ameri kada ki kardeşlerinden başka bir nitelikte görüyorlar.. san ı l mamalıdır. diyor. •

.

.

.

(1) Guata mala Emt[lk Partisi. bu davra nışı. görüşü kökünden ta nımıyor. 876


Bu goruş. ilk o macı emperyalizmin politik egemenliğinden kurtulmak olan milli - demokratik devri mi kökünden i n kô r ediyor ve Güney Ameri­ kada bütün devrimler. tô baştan. sosyalist devrim biçimi a l m a l ıd ır. diyor. Başka bir deyimle. bugün bütün kurtul u ş hareketlerinin. çıkışları n ı n b u ölçüde yapılmasını iddia ediyor. Milli kurtuluş hareketinde sosyalizmden yana güçlerin (en başta komü­ nistlerin) bulunduğu bir gerçektir. Ama onlar. aynizamanda milli bağım­ sızlık hareketinin yöneticileri ve savaşçıla rıdı r. Onlar. emperyalizmden kurtulmak savaşında başka güçlerle dayanışma. birlik kurma k için kendi­ lerinin sosya list inançlarını ötekilerin kabul etmesini şa rt koşmuyorlar. Bu görüşe dayanarak komü nistler milli kurtuluş savaşına a ktif katılıyorl a r. Ve inanıyorla r ki. geniş yığınlar. orta ta ba kalar. burjuvazinin bazı kolları bağımsızl ı k savaşına atılmağa hazı rd ı rlar. Ama bugün sosya lizm için savaşa atı l m a k olgunluğuna gelmemişlerdir (bazıl a rı da hiç bir zaman gelmeyeceklerdir). Bağı msızlığ ını savaşla kaza n m ış ü l keler için gündemde. bundan sonraki gelişme yol la rını seçmek savaşı d u ruyor. Bağımsızlıkları u ğ ru nda hôlô savaşan ü l keler için sosyalizm g ündem konusu değildir. Onların önünde milli bağımsızlığı kazanmak duruyor. Milli kurtuluş ha reketinin üstü ngelmesiyle sosya lizm için savaş a rasın­ daki menzil uzun veya kısa olabilir. Her ikisinin de birbirine örüldüğü seyrek d eğildir. Ama a radaki farka önem vermemek. onu ihmal etmek. örtbas etmek ola maz. Sosyalizmden yana olmakla milli bağımsızl ı k savaşı. bunların karşılıklı bağ ları doğru a nlaşıl ırsa. birbirine çelişik. aykırı d eğil­ d i r. Her konkre d u rumda. g ü ndemde hangi sorunun d u rduğunu kavra m a k ıôzımdır. Her şeyde olduğu g i b i . burada da taktiği seçmek i ş i . değişikliği yapacak olan yığınları n buna hazır olup olmadıklarına bağlıd ır. «Mansli Revü.. dergisinin d u rumu. dışta n devrimCi görü nüyorsa da. ger­ çekte b i r sis perdesi nden başka bir şey değildir. O. işçi sın ıfına inanmıyor. b u n u maskeliyor. Bu tutum. yığı n la rı n savaşına inanmayanları n ve bunun yerine küçü k g rupları n hareketine dayanan taktiği propaga nda edenlerin tutumudur. Bu taktik. anti-emperyalist g ü çleri parça l a r. Bu taktik. ilerici elemanları. öncü kümeleri. bugünkü aşamada henüz sosyal iz m içirı savaşa hazır olmayanlardan ayırı r. Bu taktik yalnız. hem m i l l i kurtu luş savaşında. hem sosya lizm için savaşta sayısız zorl u kl a r. engeller doğ u ru r. Her aşa­ mada taktik tutum reel olanaklara. g ündemde dura n soru n l a ra mutlaka dayanmalıdır. ..Mansli Revü .. derg isinin bu d u ru m u ne orijinaldır. ne devrimci. Aslına ba kılırsa bu tutum. 40 yıldır Troçkist hareketin savunageldiği görüşleri tekra rlamakta n başka bir şey değildir. Bu tutu m. emperya list ü l kelerde a nti-emperyalist halk hareketini de dara ltıyor. Amerika Birleşik Devlet­ lerinde geniş halk yığ ınları. boyunduru k altındaki ülkelerde halkların kendi gelişme yollarını seçmek için yürüttükleri savaşa katılmağa hazırd ı r. Onlar. bütün ü l kelerde milli kurtuluş savaşlarını tutmağa hazırd ı r. sn


Yığın hareketleri Viyetnam sal d ı rısının yeryüzünde uyandırd ı ğ ı tepkiler, barış için savaşta büyük bir etken olmuştur. Hitler, Musolini ve Todzio zamanlarından bu ya na - I ngiltere, Fransa ve ısrailin Mısıra saldırısını a l mazsak - d ü nya ka m u oyu bugün Conson politikasına karşı d u rduğu kadar her hangi bir h ükümete böylesine kesin karşı çıkmamıştır. Birleşik Amerika, bugünkü kadar hiç bir zaman böylesine izole d u ruma düşmemişti r. Bizim için en önemli olan, Amerikan halkı a rasında yığın protesto hare­ ketlerinin büyümesidi r. Saldırganlık politikasına karşı halkımızın direnişi pek çok kaynaklardan gelmektedir. Bu kayna klardan biri, yapılan saldı­ rıya karşı ahlak - türe bakımından duyu lan derin nefretlir. Genellikle harplere karşı d i renişin geniş bir temeli vardır. Bazı kimseler, bu harp «merdiveni» işi d ünya çapında bir çatışmaya, yahut n ü kleer bir ha rbe dökebileceği nden korktu kla rı için mücadeleye atı l mışlard ı r. Sonra, anti­ emperyalist bili nce b u veya şu ölçüde varan Amerika l ı l a rı n sayı ları a rtıyor. Savaşın gelişmesiyle bu bilinç derinleşiyor. Belki de harbin emperyalist n iteliğini kavra maya n, ama her milletin kend i kaderine egemen olması gibi genel bir demokratik i na ncaya bağ l ı Amerika l ı l a r va rdır. Bunlar oldukça geniş bir çevre tutar. Bilinç nitelikleri değişik ölçülerdeki bütün bu a kımları, saldırganlığa son verecek genel bir ha rekette birleştirmek eğilimi vardır. Bu akımlarda ayrı bilinç dereceleri kadar ayrı hareket biçimleri de vardır. Ba rışsever g ü çleri n birleşmek yolu nda yeni bir basamağa ulaştıkla rı n ı artı k söyliye­ biliriz. Çünkü, kendilerininkinden daha iyi yeni ha reket biçimlerine bir saygı duygusu belirdi. Böylece, saldırganlık politikasına karşı değişik ölçülerde d i renişleri yansıtan bütün a kı m ların, minimum bir program üze­ rinden, birlikte hareket etmeleri m ü m kün oluyor. Birleşik Amerikan ı n saldırga nlık politikasına karşı Amerikan halkı n ı n savaşı, yurd umuzun, halkı m ız ı n çıka rlarını kı lavuz edinen yurtseverlik hare­ keti nin yeni ve yüksek bir şeklidir. Bu savaş, yurd u muzu barış, demokrasi ve sosyal ilerleme yoluna çevirmek savaşıdır. Bu savaşın yu rtseverl ik nite­ liği, Amerikan emperyalizminin millet düşmanı politikasına taban tabana aykırıdır. Amerikalıların hayatlarıyla, Amerikanın itiba riyle Amerikan em­ peryal istlerinin ve h ü kü metinin çılğı nca oynamak politikası, yurdu muzu n çıka rlarına zarar veren bu bu politika, yığınlarda yurtseverli k kaygısının kaynağı olmuştur. Bu ha reketin, şimdiye kadar yurd u muzda görülen barış h a reketlerinden çok daha deri n ve çok daha sağlam kökleri vordır. Bu ha reket, kendi h ü kümetimizin politikasına karşı yönelmiş bir protestod u r. N ü kleer silôh denemeleri nin yasa klan ması ha reketinin gelişmesi sırasında bile protesto­ ların çoğu hükümete ka rşı yapılmıştır. Kendi hükümetinin politikasına karşı d i renme, politi k ve idelojik bakımdan çok daha yüksek bir bilinç ister. Bu 878


direniş, bundan bir koç yıı önceki barış hareketi kertesini çok aşmış, «her iki eve de lanet» dedikleri günlerden çok ilerlere g itmiştir. Yığın ha reketlerinin halk içinden gelen geniş kaynağı, memleketimizde en önemli politik bir kuwettir. Genellikle diyebiliriz ki, 1 964 seçimlerinde aşırı sağlara karşı, sonra Alabama oloylarıyla gelişen yığı n akımı, bugün Amerikan emperyalizminin harp politikasına karşı yönel mektedir. Bu hare­ ketlere kotıkon yığ ınla r, Goldouter'e karşı oy kullandı. Çü nkü, harp politi­ kasını açıktan açığa o savunuyordu. Yığınlar bugün de, gene ayni sebep­ lerle, Conson'un sald ı rganlık doktirinine karşı çıkıyor. Yeni savaş yöntemi, yeni yeni binlerce kişiyi kucaklıyon ve adına «pro­ testo tartışması» Heach- in») denilen metottu r. Son ayalarda, yüz binlerce insanın katıldığı, böyle binlerce toplantı lar oldu. Memleket ça pında yapılan bu «protesto tartışması»ndan birine 300 bin kişi katıldı. Ostelik radyolar, televizyonla r bunu yaydı. Bu «protesto ta rtışma ları» a nti-emper­ ya list bilincin köklüce geliştiği ni yansıtıyor. Boza n yarı gecelere kadar s ü ren bu tartışmalard a görüşülen ana sorunları, ta rtışmaya katı lanları n hayret edicek surette kavra d ı kla rı, öğretmen v e öğrencilerin bilinçleri yeni bir seviye aldığı, kapitalizmden başka toplum sistemlerinin de bulundu­ ğunu gördükleri meydana çı kıyor. Bu bilinç d üzeyinde, bu kertede onlar: ..Her hangi b i r ü lkede halk, sosyalizmi denemek istiyorsa buna o halkın hakkı olma l ı d ı r» diyorlar. Bir çok kollejlerde bu «tartışmalar» ilk p rotesto çıkışları oldu. Sendikaların protestola rı da büyük bir önem taşıyor. Otomobil ve uçak yapımı endüstirisi işçileri Sendikalar Birliği Yürütüm Komitesi'nin kararı, Batı Kıyıları liman işçileri Sendikası'nın Kongre kararları ve davra n ı şları, otel, lokanta işçileri Sendikasının N . 1 199 sayılı seksiyonunun b ildirisi, Kamyon Şoförleri, Ardiyedepo işçi leri Sendikasının çağ ı rısı, sendika gaze­ telerinde çıkan sayısız yazılar, sendika üyelerinin a i lelerini birleştiren ör­ g üte bağl ı kadı nların çıkışları, bütün bunlar, genel barışı sağ lamak m üca­ delesinde sendikaları n yeni bir canlılık, bir aktiflik gösterdiklerini ortaya koyuyor. Otomobil - Uçak Endüstirisi Işçileri Sendikalar Birliğinin vezne­ dar sekreteri Emil Meyzi, 15 Mayısta, Detraifte tertiplenen mitingte yap­ tığı konuşmasında milyonlar işçinin düşüncelerini ya nsıttı : «Dominik Cum­ hu riyetinde, son 35 yıl içinde ilk dafa halkın seçtiği bir hükümeti devirmek için oraya 25 bin Amerikan askerinin gönderilmesi karşısında i rkildim, telaşe düştüm», dedi. Sonra, «bana göre, dedi, bizim hükümet tek taraflı olarak d ünya jandarmalığ ı na kal kışamaz. Bizim hükümet, görüyorki, mili­ tarist diktatörleri kanatları a ltına a l ıyor. Bu politikaya karşı protesto haykırışla rımızı yükseltmeliyiz». Evet, hükümetin saldırg a n l ı k politika s ı n ı her suretle tutmalıyız diyen Devid Dubinski ve Core M i ni g i bi kimseler de vard ı r. Bunlaremperyalizmin kapı kullarıdır. Onlar ka ranlık a n ı la ra bağ l ı d ı r. Onla r, sendika hareke­ tinin, barış savaşında yerini alması için, daha çok uzun yoll a r g eçmesi lazımdır, diyorlar. Onemli olan ı bu değildir. En önemlisi, protesto d a lga-

'_

879


ları n ı n boyuna yükselmesidir. Sendika hareketinin gelişme yönünü özel­ l ikle bu gösteriyor. Sonra. Gazetelerde, ilôn yerlerinde, parayla protesto bildirileri yayan­ ların sayıları görülmed i k bir hızla artıyor. Bu bildiri lerin altında binlerce papazın, yazarın, sendika yöneticisinin, serbest meslekçi nin, ressamın, toplum adamları nın imzaları vardı r. Yazarların verdikleri bir ilônın altına imza atanları n listesi, insanı şaşırtacak kadar uzundur. B u liste, çok veya az tanınmış hemen hemen bütün yazarların imzası vardı r. Protesto sesle­ rine yığ ı n propaganda araçları kapalı olduğuna göre, böyle g azete ilôn­ ları yoluyla protesto hiç te küçü msenemiyecek bir savaş biçimidir. Gazete­ lerin özel köşelerinde yayınlanan oku r mektuplarında, bugün Viyetnam harbine karşı böylesine protesto yağ muru hiç b i r zaman görül memiştir. Sayısız. yığı n yığı n protesto mitingleri, bu arada Vaşingtonda 30 bin. Berkli'de (Kaliforniya'da) 20 bin kişilik mitingler başarı l ı olmuştu r. Çeşitli belediye bölgelerinde Halk Komiteleri kuruluyor. Bütün bu çıkışlarda komunist partisi ve ayrı ayrı komünistler çok önemli rol oynuyor. Bu çıkış­ lar. barış hareketiyle yu rtdaşl ı k hakları hareketinin birbirleriyle örüldüğünü ve halk yığınları nın savaş akı mlarından biri haline geldiğini gösteriyor. Bu. çok önemli politik b i r olaydır.

Barış içinde yanyana yaşamak Sosyal sistemleri ayrı devletlerin barış içinde yanyana yaşamaları poli­ tikası. milletlerarası i lişkilerde bir statuko d iye hiç bir zaman alınmamıştır. Bu politi ka, savaşta iki elin de kullanil masın ı sağ lıyan etki li bir savaş aracıdır ve öyle d e kalıyor. Bir elle, yeryüzünde emperyalizmin saldırgan ve harpçı kuvvetlerine gem vuruluyor. Obür elle. milli bağ ımsızlı kları için savaşan g ü çlere ve sosyalist amaçlarına u l aşmak isteyen halklara tam dayanışma gösteril iyor. Bu politikanın gerçekliğini, olaylara dayanı p dayanmadığını yoklamak demek. onu taktik bakımdan geliştirmek ve savaşa temel yapmak demek­ tir. Taktiğin doğ ruluğunu gösteren ölçü, onun gerçeği değiştirmek n itel i v e yeterliğidir. Taktiği n doğ ruluğu. geçmişte doğru o l u p olmadığı v e ge­ lecekte de olup olmıyacağı anlamı nda denetlenemez. Taktika, bugünkü. yaşanı lan gerçeği doğ ru lukla yansıtmaııd ı r. Taktiği kurarken onun en önemli yönü. geçerliliği. zamanında ayarlanması ve esnek olmasıdır. Savaşı n keskinleşmesi. politikanın değiştirilmesini gerektirmez. Savaş b u politikayı dener v e denetler. Bu politikan ı n dayandı rı l dığı değerlendir­ meler. savaş g idiyor diye değişmez. Bu değerlendi rmeler. gelgiti kolay kolay savuşturan tarafsız g ü çler değ ildir, savaşa doğrudan doğruya katı­ lan g üçlerdir. Politik değerlendirme, ilgili g ü çler üzerinde savaşı n yopa­ cağı etkiyi hesaplamaktır. Barış içinde yanyana yaşama politikasından çıkan kavramı bu veya şu 880


ölçüde şüphe a ltına koyaca k her hangi bir şey, bugün, sertşen savaşta geçmiyor. Evet. bugün kuvvetler dengesi yeniden en çetin deneylerinden birini yaşıyor. Mesele. e mperyal izme k a rşı çıkon ve yeryüzünde barıştan yana savaşan g üçlerin emperyalizmi göğüslemesi, harp dalgalarını geri atmasıdı r. Ortada böyle bir deney olduğuna göre. bu olay. yeni kuwet dengesinin varlığını ispat eder. Geçmişte. e mperyalizm tek başına egemen oldu ğ u zamanlar. böyle bir sorun ortaya çıkmıyordu. Bundan öncekilerde olduğu gibi. bu deneyi sürecinde de emperya lizmin yüzgeri edeceğine ınanıyoru m. Bu g üven ve ınanç. savaşa katı lan a nti-emperyalist g üçlerin erkine. kudretine dayanıyor.

58

881


Komünistler ve kitle haraketleri

Henry Winston Soğuk harp döneminde I kinci Dünya Savaşından sonra, Amerikada komünist partisine uygu ­ l a n a n sistemli baskı v e terör, Amerikan e mperyalizminin başvurduğu baş­ l ı ca silahlardan biri haline g elmiştir. Dış politika a lanında izlediği gerici politikaya karşı gelişen m u halefeti susturmak amacı n ı g üden Truman hükümeti, komünist partisine karşı büyük b i r saldırıya g i rişmişti. «Dünya komü nistlerinin komplosuna» karşı «hür d ünyayı» savunmak bahanesiyle, d ü nyanın her tarafında g i riştiği saldırıları haklı göstermek için, Tru man h ü kü meti, komü nist partisine iftira etmeğe, onu halkımızın gözünden düşürmeğe, özellikle işçi hareketi içinde ve karaderililer a rasında etkisini azaltmağa çal ıştı. 20 Temmuz 1 948 ta rihinde, XIV'ü Kongrenin açılışından bir gü n önce, komünist partisi yöneticileri «düşüncelerin kontrolü.. ile ilgili, utanç verici Smith kanununa dayanılara k, tevkif edildiler; komü nist pa rtisini örgütle­ mek a macı ile, «kanunsuz, bilinçle ve kasıtlı .. bir komplo kurmakl a ; «şiddet ve zor yolları n ı kullanara k Amerika Birleşik Devletleri hükümetini devirmek zorunluluğunu bil inçli ve kasıtlı bir şekilde savunma k, bu düşüncenin pro­ paga ndasını.. yapmakla suçla ndı rıldılar. Pa rtiye karşı açılan uzun ve utanç verici dava, yöneticileri n a ğ ı r hapis cezalarına ve çok büyük pa ra ceza larına çarptırı lmasıyla sonuçlandı. 1 959'da verilen bu h ü küm, on yıl süren Macca rthycil i k hare ketinin baş­ langıç noktası sayılabili r. Kısa bir süre içinde Parti, onbeş defa komplo kurmakla suçlandırıldı ; Amerika nın her ta rafında, hatta Hawai adala­ rında, yüzden fazla yönetici tevkif edildi. Taft-Hardley kanunları, Landrum­ G riffin Ka nunları, McCarran Kanunu, «Komünist Pa rtisinin Faa liyetini Kontrol Kanunu» gibi, işçi sınıfı ve halk aleyhtarı yeni baskı ve tenkil kanunları çı ka rı ldı. Korkunç bir komünist a leyhta rlığı havası içinde, i lerici sendi kaları yık­ m a k, sendika yöneticileri a rasındaki solcu unsurl a rı temizlemek, işçi sını­ fını en savaşçı u nsurlarından yoksun bırakmak a macını güden Taft­ Hardley Kanununun 9-H maddesi, şiddetle uygulandı. Bu madde, sendi­ kacıIara, komünist partisi üyesi olmadıkları n ı , «şiddet ve zor kullanara k h ü kü meti devirmek zoru nluluğu fikrini savunan v e yayan .. her hangi bir örgütü desteklemediklerini, yazıl ı olara k ve yem i n şartı ile bildirmek zorun­ luluğunu y ü klemektedi r. 882


Gizli komünistlerin aranması ile ödevlendirilen «Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komisyonu», bütün devlet kuruluşlarında, dairelerinde, sendi­ kalarda, fabrikalarda, aydı n çevrelerinde, bilim çevrelerinde, herhangi bir şekilde demokratik fikirleri savunmuş olanlar arası nda, yüzlerce insanı sorguya çekti, malum deyimle «cadı avına» çıktı. Işinden olmak istemiyen­ Ier, bu havaya uymak zorundaydılar. Provokatörl ü k, artık şerefli bir sıfat haline gelmişti. «Sadakat yemin»leri, yurtseverliğin mihenk taşı haline gel­ mişti. Barışı ve vatandaş hakları nı savunan örgütler, sendikalar, komü nist aleyhtarı bir tutum takınmağa mecbur tutuluyorlardı. Beniamin Davis New-York belediye encümeninde üyeli k ödevini yerine getirmekten mene­ dildi. Komünistlerin seçi l mesini önlemek üzere, New-York belediyesinde uygulanan nisbi temsil sisteminde değ işiklikler yapıldı. Sı ra i l e bütün eyaletlerde, seçim l istelerinde komünist aday adi o rının çıkarı lmasını em­ reden kanu nlar kabul edildi. Kamu hayatının her alanında, komünist aleyhtarı lığı bir isteri halini aldı . O kadar ki, Demokrat Partisinin iktidarda kaldığı, Franklin Roosevelt'le Harry Tru man'ın Cumhurbaşkanlığı nda bulunduğu döneme bile «yirmi yıllık bir ihanet» denildi. Komünist partisi üyeleri, FBI ajanlarının daimi kontrolü ve takibi altında tutuluyorlardı. Birçok komünist işinden çıkarılıyor, yenisini bin güçl ü kle buluyordu. Smith kanunu ile cezaya çarptı rı llanları n aileleri de özel bir kontrol altında tutuluyorlardı. Ama bütün bu baskı lara rağ men, komünist partisinin etkisiyle, Smith kanununa karşı geniş bir hareket gelişti. !Jlkenin her tarafında yüzlerce kitle gösterisi d üzenlendi. Kefalet tutarların ı ve avu kat ücretleri ni karşıla­ mak üzere yüzbinlerce dolar toplandı. Maccarthyciler işi azıttıkça, çok tanınmış şahsiyetıere dokunmağa başlayınca, milyonlarca insan, komü­ n istlerin hakları ile demokrasinin savu nulması arasındaki i lişkileri gör­ meğe başladı. Böylelikle, komünist partisinin kanunen tanınması için yürü­ tülen savaş, Maccarthyci lire ve faşist gerici g üçlere karşı o rtan bir direniş hareketiyle birleşti. Prensiplerinden hiç fedakarl ı k etmiyen, prati k işlerde şartlara uymasını bilen komün ist partisi, Maccarthyciliği yenilg iye uğ ratan harekete büyük yardı mlar sağladı, Smith kanununun uygulanmasına engel oldu. 1957'de, yani Maccarthyci liğe karşı yürütülen hareket en yüksek noktasına vardığıı dönemde, Yüksek Mahkeme, Smith kanununun hükümlerine göre suçlan­ dırılımış Kalifornyadaki sanı kların mu hakemesini yeniden gördü, ileri sürü­ len ve çoğu i l k davada kullanı lan del illerin, komplolarla ilgili konunun hükümlerine dayanan iddiaları ispatlamağa yetersiz olduğu n u kabul etti. Yüksek Mah keme, sanı kları n ve genellikle komü nist partisinin hükü mete karşı herhangi bir kimseyi zor kul lanmağa teşvik ettiğini i leri sü ren iddia makamının, bu iddiayı ispatl ıyamadığını söyledi, Bu karardon sonra. Isti­ naf Mahkemesi dört davada beraet kararı verdi, h ükümet de sekiz davada iddiaları nı geri aldı. Birkaç oy önce, Denver sanıkları davası do bir beraet kararı ile sonuçlandı. 58"

883


Komünist pa rtisi, işçi sı nıfın ı n temsilcisi olarak, kanuni faaliyetini yü­ rütme hakkını tekrar elde etmek üzere savaş yürütürken dış düşmanlarına olduğu kadar, içindeki d üşmanlara karşı da savaşma k zorundaydı : Bir ya ndan, örgütü ortadan kaldırmak, Marksizm-leninizmi «hafifletmek» istiyen Cates g ru pu ndaki revizyonistlere ; öte ya ndan Partiyi dogmatik b i r mezhep h a l i n e getirmek istiyen «ultra» solcu lara karşı savaştı. A m a sağcı ve solcu unsurların bu manevral a rı vaktinde önlenebildi. Içten ve d ı şta n gelen bütün saldırılara karşı koyan Pa rtiyi bu iç savaş da yıkamadı. 1 959 sonları nda topla nan XVi i. Kong re, Partinin gelişmesinde önemli b i r dönüm noktası teşkil eder. Kong rede barış, ayrı ayrı sosyal düzendeki devletlerin barış içinde yan yana yaşaması prensipi, ezgi attında yaşayan halkların kurtuluşu, karaderililere eşit hakla rı n tan ın ması. Işçi sı nıfın ı n i leri sürdüğü i ktisadi istekler uğrunda yürütülen savaşla ilgili bir kitle hareketi prog ram ı tayin ve tesbit edildi : gerici g üçleri yenmek, Amerikada tekelci kapita lizmin egemenliğini yıkmak amacıyla tekel aleyhtarı, çok geniş bir birliğin kurulmasına kara r verildi. McCarran Kanunu

Gerici g üçlerin komünizme karşı duyduğu nefret ve. düşma nlık b i r a n b i l e hafiflememiştir. Kom ü nist partisini yıkmak, kitle savaşından uzaklaş­ mak teşebbüslerinin boşa çıkmasına kızan gerici g üçler, 1 950'de Kore savaşı döneminde çıkarılan ve 1 954'de «Komünist Faa liyetlerini Kontrol .. kanunu ile yeni bir şekil alan McCarran kanununu sık sık uyguluyorlar. Bu kanun, pratikte, komünist partisini kanun dışı tutuyor; «iha net, yalan, sızma, casusluk, sabotaj, terör gibi metotla ra başvurarak, bir d ünya komü­ nist teşkilôtı yolu ile, d ü nyanı n b ütün ü l kelerinde b i r totaliter d iktatorya kurmayı amaç edinmiş .. mil letlerarası bir kom ünist gizli teşkilôtı n ı n varol­ duğunu iddia ediyor. Bu kanunun hükü mlerine göre, kom ünist partisi, yabancı bir devletin , kontrolünde ve yöneti minde bulunan, bu «milletlera­ rası teşkilôt.. ın bir kolu sayılıyor. Kanuna göre, üç türl ü işçi ve kitle teşkilôtına karşı tedbirler alınmalıd ı r. Bunla r : 1 . Kom ünist faa liyet «yürüten örgütler... «komünist partisi burada millet­ lerarası g izli teşkilôt.. ın a racı kastediliyor. 2. «Gerçek niteliklerini, a maçlarını ve üye listelerini gizli tutan .. «Komü­ nist Cephe» örgütleri. Bunlar özel sorunlar, özel faaliyet a lanları teme­ linde birleşen komünist ve komünist olmayan unsurları n kurduğu kitle örgütleridir. 3. «Bu son üç yıl içinde, komünist faa l iyet yürüten herhangi bir örgüte destek veya a ktif ya rd ı m sağ layan veya sağ lamış olon bir veya bi rkaç kişi nin kontrolü ve yöneti mi a ltında bulunan, komünist/erin soku lduğu» örgütler. 1 954 ta ri hli «Komünist Faaliyetleri Kontrol.. kanunu ile tesbit

884


edilen bu üçüncü g ru p örgütlerinden, ilerici unsu rların, solcu sendikacı­ l a rı n yönetiminde bulunan send i kala r kastediliyor. Bu konunun hüküm lerine göre, ..komünist faa liyetler yürüten .. örgütler, Adalet Bakanlığına kayıt olara k, a d resleri ile beraber bütü n daimi üye ve militanla rı n ı n l istelerini bildirmek, mali kayna klarını, para yardımında bu­ l unanları n adlarını açıkla mak, ellerinde bulunan bütün basın ve çoğa ltma maki nelerinin sayısı nı, yerini bildirmek zorunluluğundadır. Kayıt mecburi­ yetini yerine getirmiyen örgüt üyeleri ve milita nlar için, S yıla kadar hapis cezal a rı, her gecikme günü için 1 00.000 dolarl ı k bir para cezası gibi çok şiddetli cezal a r öngörü l mektedir. 1 961 Hazira n ı ndo, Yüksek Mahkeme McCarran kanununda kayıt zorun­ luluğu ile ilgili hükümleri onaylayınco, kom ünist partisine karşı birçok yeni dôva açıldı, yeni yeni suçla malar yapıldı. Komünist partisi, teşkilöt olara k, bu kayıt zorunluluğuna uyma k istememekle suçla ndırıldı. I ki yıl süren döval a rdan sonra, 1 963 de i stinaf Ma hkemesi, hükü meti n ; Parti hesa bına ça lışan bir kişinin bu kaydı yaptırırak kendi kendini suçlamayı gözüne aldığını ispat etmedi kçe, Partiyi bu kayıt mecbu riyetine tabi tuta mıyaca­ ğ ı na kara r verdi. Bu meselede israr eden hükümet, gelecek Ekim ayında başlıyaca k olan yeni bir döva açtı. Parti a leyhine açılan dövanın sonucu olara k, Gus Hall ve Benja min Davis yoldaşlar, örg ütün yöneticisi olara k, kayıttan kaçındıkları iddiası ile tevkif edildiler. Bugün ü lkenin çeşitli bölgelerinde oturan elliye ya kın komünist kayıt olmak üzere ..Yıkıcı Faa liyetler Bürosuna .. çağ rıldılar. çağ ­ rıya uymadı kları takdirde, kanuna karşı gel mekle suçla ndırılacaklard ı r. McCarran kanununun komünistlere Milli M üdafaa işletmelerinde çal ı şmayı yasaklayan maddesini ihlôl ile suçla nan bir a rkadaş do tevkif edildi. McCarran kan u n u hükümleri «Komün ist Cephesi"ne dahil olduğu iddia edilen birçok örgüte karşı uygulandı. Bu örgütlere karşı, üyelerini korku­ tan, teşkilötların mali kayna kları n ı bitiren uzun dövalar açıldı. Bunlar a rasında, Ya bancı Köklü Kimseleri Koruma Komitesi ; Abraham lincoln Tugayı Emeklileri ; Sovyet-Amerikan Dostlu ğ u Milli Konseyi, gibi çok eski teşkilötlar bulunuyor. Maden-Demi r-Çeli k Emekçileri Sendikası, ..komü­ nistleri barındıra n .. teşkilötla ra dahil olma kla suçlandırıldı ; komünistler veya komünizm şüphesi a ltında bulunan vatandaşlar, yabancı ü l kelere gidemiyor, pasaport o l ma hakkından yoksun bırakılıyor. Kom ü nist Partisi, McCarran ka nununun Anoyasaya karşı n itel iğini şid­ detle protesto etti. I kinci Dünya Savaşınd a oranla üye sayısı yarı yarıya indiği halde, Parti, McCarran ka nununun faşist niteliğini belirtmek a macı ile geniş bir kitle ha reketi kampanyasına g i rişti. Bu kanuna karşı düzen­ lediği ha rekete, sendi ka ha reketi nin geniş kesimleri, vatandaş haklarını savu nan ha reketi ; genellikle bütün demokrati k g ü çler, ve özell i kle ü niver­ site gençliği katıldı. Kolej ve ü niversite çevrelerinde bilgi edi nme, düşünce ve h areket özgü rlüğü isteklerinin etkisiyle bugün gerici g üçlerin .. Oniver­ siteler Aya klanması.. adını verdiği b i r ha reket gelişmektedir. 885


Bu hareketlerin sonucu olara k, geçen yıl içinde, birkaç önemli başarı elde edildi. Yüksek Mahkeme, Herbert Aptheker ve Elizabeth Flynn yoldaşlaro pasaport veri l meme kararı n ı n Anyosoya karşı olduğuna karar verdi. Sovyet-Amerikqn Dostluğu Milli Konseyi meselesinde hükümetin i leri sürdüğü suçla maların m ü riri zamana uğradı ğ ı n ı söyliyen Yüksek Mahkeme, "Yı kıcı Fqqliyetleri Kontrol bürosu n u n" sonu çları n ı reddetti : Yq bqncı Köklü kimseleri Korumq Komitesine, ve Abrahqm Lincoln Tugayı Emeklileri örg ütüne karşı yqpılqn suçlq maları n temelsizliğine kqrq r verdi : bu iki örgüte kqrşı yeni ithqmlqr temelinde yeni bir dôvq qçlP qçmama kararın ı h ü kü mete b ı ra ktı. En önemli kara r şudur: 7 Hazirq n ı nda 1 965, de Yüksek Mahkeme, komünistleri n sendikq örgütlerinin içinde çq lışmasını yasa klıyq n ; komü ­ nistlere örgüt içinde iş veren sendika l a ra kqrşı zecri tedbirlerin uygulan­ mqsını öngören Landrum-Griffin ka n u n u mqddelerinin Arayosoya qykırı olduğunq, - beşe karşı dört oyla - kqrq r verdi. Bu mesele, La ndrum­ G riffin kqn u n u yürürlüğe g irdi kten sonra Sa n-Fra ncisco Limqn ve Doklar Sendikasında Icrq Bürosu üyesi kalqn Sa n-Francisco'dq çok sevilen Komü­ nist Partisinin e n eski üyelerinden, Archei Brown'la ilgjJjydi.

Hiç şüphesiz, bütün bu başqrıl a r yine de MacCarran kanununun fesh e­ d i l mesi için yetersizdir. Ama bu başarı lar, savqşın zqferle son u çl q na bile­ ceğini, hükü metin, bu kon u n u n yürürl ü kten kql d ı rmq zorunda b ı rqkılqbile­ ceğ i n i göstermiştir. Fqkqt sonuç, her şeyden önce, Pa rti teşkilôtı a l eyhine açılan dava ile, Gus Hall ve diğer komünistlere kqrşı qçılqn dôvqların sonuçlqrınq bqğl ı d ı r. Hiç şüphesiz, bu davaların sonuçları için, hükümetin adaletine ve iyiniyetine g üvenmek, savqşı sqdece h u kuki alqndq yürütmek qkıllı bir iş olmqz. .McCqrran kq nununu etkisiz bırakmak için tek yol, baırış ve demokrasiden yqna olon m i lyon l q rı n işe kqrışmqsıdır. Viyetna m savaşı ile ortaYQ çıka n yeni baskı olQnaklarına rağ men, PQrtimiz, bu savaşın kazan ı labileceğ ine emindir. 1 Eylü lde, Amerika Birleşik Devletleri Kom ünist Partisi, kuruluşunun 46. yıldönümünü kutladı. Komünist Partisi, açığa çıkmQktan çekinen b i r sui­ kQstçl g rupu değildir. Kurulduğ � g ü nden beri Pa rtimiz, görüşleri ni QçıkcQ belirtti, m ilyonlQrca insQ n ı n düşü nce ve hQreketlerini etkilemeğe çQlıştl. Biri nci Dünya SQvQşındQn sonra, Adalet BQkanl Pa l merin işçi sınıfınQ karşı uygulQdığl terör ve baskı metotları karşısında, gizli faQ liyet yürütmek zorunda kolon Parti, kısa bir süre sonra, kanuni faa liyetlerine tekrar baş­ I ıYQrak, işçi sınıfını, demokrasiyi ve eşitliği cesa retle sQvundu, toplumun sosya list bQşka lQşmasınl sQğ lamak üzere, fQQ liyet yü rüttü. Kurulduğu g ü nden beri Partimiz, proleta rya enternasyonQlizmi prensiplerin i kesi n li kle savu ndu. Partimiz safla rı ndQ, Charles Rythenberg, Wil l i Q m Haywood, Wi l l i a m Foster, ElisQ beth G u rley Flynn, JQmes Foster, Eugene Dennis, Jack Johnstone, BenjQ m i n DQvis gibi, tanınm ış, sevi len yaldaşlQrın bulunması bunda ndır. 1 930 yılla rı başında gelişen i ktisadi bu hra n döneminde, komünist partisi. 886


çok az üyesi bulu nmakla beraber (o ta rihlerde üye sayısı 7.S00'e yükseli­ yordu) işsizlerin örgütlen mesinde ; Sanayi Teşkilôtları Kong resi (CIO) n i n kurulması nda ; karaderili halkın i ktisadi, siyasi v e topl u msal eşitliği uğrunda yürütülen savaşta ; ka raderililerle beyazlar a rasındaki birliğin kuvvetlenmesinde çok önemli bir rol oynadı. 1 930 yılları nda düzenlenen kitle gösterileri, emekçileri miz için birçok toplumsal başa rılarla sonuç­ landı. Komü nist partisi, böylece büyük bir siyasi güç haline geldi. ikinci Dünya Savaşı süresince Berli n-Roma-Tokyo mihverine karşı yürütülen savaşta bütün ülkenin seferber edil mesinde çok büyük bir rol oynadı. Bugün yönetici çevrelerin komünist partisini bölmek, yok etmek ama­ cıyla sa rfettiğ i büyük çabaların nedeni, küçük Pa rti mizin, prog ra mı ve faa liyetiyle, ü lken i n hayatı nda yeniden önemli bir etken haline gelmesi olanağı karşısında, bu çevreleri n duyduğu endişedir. Ama onsekiz yıldı r deva m eden bütün baskı lara rağ men, komünist partisi yok edilmiyecektir. Komü nist partisi yaşıyor, faa l iyet yürütüyor. Yı lları n tecrübeleri ono çok şey öğ retti. Dünya em perya l izmi nin boş merkezinde bulunduğu için, ken­ d isine düşen tarihsel sorumlulukları bilinçle bil iyor. Aşacağı yol u n , engel­ siz, kolay bir yol olmadığını bildiği halde, ülkemizde, çok büyük demok­ ratik ve emperyalist aleyhtarı değ işikliklerin yakın olduğunu do iyi biliyor. 1964 seçimleri ve komünist partisi 1 964 Kosı mında yapılan cu mhurbaşka n ı seçimleri, Partimiz için, politika­ sını ve taktiğini tesbit ederken, büyük bir di kkat ve a nlayış gerektiren çok yönlü d u ru m u n açı k bir örneğini teşkil ediyordu. Kennedy'nin ölümün­ den sonra, Beyaz Saraydaki yerin i o l o n Lyndon Johnson ile, en sağcı u nsur­ ların adayı Ba rry Goldwater a rası nda b i r seçme yapma zorunda kalan Partimiz, Goldwater'e karşı cephe aldı. Ameri ka n halkı gibi, bütün d ü nya halkları g i bi, . biz de Goldwater'ın, Amerikanın siyasi hayatında, harp, ırkayı rı mı ve faşizm ta rafta rları n ı temsil ettiğini biliyord u k. Hiç şüphesiz, Partimiz, Johnson için herhangi bir gara nti vermedi ; tekelci sermayenin temsilcisi ve adayı olara k, Johnson'un halkın isteklerini yerine getirecek adam olmadığını ; cumhurbaşka nlığına seçildiği takd i rde, onu, halk kitle­ lerinin hareketleriyle d a i m i bir baskı altında tutmak zorunluluğunu açıkla­ d ı k. öte yandan, ş u nokta da açıktı : Goldwater seçimlerde yeni lgiye uğrattıldıkta n sonra, Johnson, Goldwater'i n iç ve dış progra m ı n ı uygula­ mağa kalkıştı ğ ı ta kdirde, Johnson ile kenC;ıisine oy verenler a rasında bir çelişme başlıyaca ktı ; bu ise, demokratik hakları n savunul ması, karaderil i ­ lerin eşitl iği gibi temel sorunlar v e yönetici çevreleri n u z u n süredir i h m a l ettiği, konut v e o k u l soru nları, otomatizasyonun etkilerine karşı, d a h a kısa bir i ş haftasının kabulü gibi, diğer başl ıca istekler uğrunda yürütülen savaşı deri nletir ve genişletirdi. Komünistleri n başl ıca ödevlerinden biri, bu olanakları n belirmesini kolaylaştırmaktı. Seçim kampa nyası s ü resince Pa rtim iz üç amaç g üttü : 1. Halkı ha rekete 887


geçirebilecek soru n la rı ele a l a n enerj i k bir prog ra m hazırl a mak. 2. Geniş h a l k tabaka larının, bütün soru nlarına çiftpartil i sistemin çerçevesi içinde çözü m yol u bulunabileceğ ine inandıklarını göz önünde tutarak, halkın bilincini derece derece yükseltmek. 3. sendikalara ve onlarla işbirliği yapan unsur ve örgütlere, seçim sonuçlarına etki yana bilme ola naklarını sağlayaca k bağımsız siyasi a ksiyonları geliştirmek. Cu mhurbaşkanı seçimlerinde komün ist partisinin adayı yoktu. Bununla beraber, Partimiz elde edilen sonuçla rı çok etkiledi. Parti, prog ra mını m �l ­ yonlarca insana bildirdi, açıkladı. ü l kenin h e r tarafında e n a ktüel sorun­ l a rımızı inceliyen broşürlera, yazılar dağıtıldı. Gus Hall'un kaleme aldığı ..Onbirinci saat : faşist tehl ikesini uza klaştı­ ra iım» a d l ı broşürü büyük yankılar uyandırdı. Bu broşürden 1 00.000 n üsha dağıtıldı. Broşürü istiyen yüzlerce mektup aldık. Kom ü nist olmaya n birçok i nsan da a rkadaşlarına, çevreleri ne bu brüşürü dağıttı. Parti yöneticileri ü lkeni n her tarafında düzenlenen büyük miting ve top­ lantı l a ra katıldılar. Birkaç ü niversitede söz a ldılar. Radyoda, televizyonda görüşlerini h a l ka açı kladı l a r. örneğin bu yazının yazarı, Amerikan ı n Orta ve Batı bölgelerinde birçok şehire uğrıyara k bir ay süren bir gezi yaptı, kolejlerde, kitle mitinglerinde söz aldı. Birkaç şehirde, gazetecilere mülô­ katla r verdi, televizyonda konuşmalar yaptı. Bu çağ rı l a rı n bir komüniste yapı l mış olması, ü l kemizde oluşan yeni iklimi, ha lkın komü nist partisinin görüşleri ne karşı duyduğu ilgiyi ispatla maktadı r. Kamünistlerin yaptığı ; halkın karşılaştığı sorunlarla ; Goldwaterin yenil­ g isini zorun l u tutan nedenleri i l e ilgili açıklamala r, aydınlamalar; bağım­ sız siyasi örgütlerle karaderil i örgütlerin seçimlere a ktif alara k katılması için israr etmeleri ; komünist partisinin otoritesini kuwetlendird i ; ü lken i n h e r tarafında geniş h a l k ta baka la rı ile yeni i lişkiler kurmasını sağ ladı. Barış hareketinin güçlenmesi Bilindiği g i bi , cumhurbaskan ı seçimleri, Goldwater'in yenilgiye uğra ­ ması i l e sonuçlandı. f-I a l kı m ız Johnson'a barışı koruma ödevini verdi. Ama Viyetna mda yürütülen utanç verici savaş, Domi nika Cumhuriyetinde Ameri­ kanın yaptığı silôhlı m üdahale, seçi mlerden önce veri len sözlerin ayak a ltına a lı nışı, haklı olara k, halkımızda öfke ve isyan duyguları uyandı rdı. Goldwater seçimleri kazanmış olsaydı, bu duyg u l a r bu kadar şiddetle beliremezdi. Çünkü Goldwater' i n seçilmesi, Amerikan seçmenleri atom bombası şa ntajı n ı kullanan, savaş taraftarı politikasını destekliyorl a r an­ lamına gelmiş olurdu. Seçim kampanyası döneminde, Goldwater'e karşı kuru l a n ittifak, seçim ­ lerden sonra Johnson h ü kü metinin siyasi yönelişini durdurtma k i stiyen güçlü bir kitle ha reketi halini aldı. lJI kenin her tarafı nda, barış için yapı­ lan gösteriler, Ameri kanın ta ri hi boyunca görülen en geniş gösterilerdir. Yeni savaş şekil leri meydana çıktı : örneğin karaderil ilerin hak eşitliği 888


uğrunda yürütülen savaşta uygulanan g revler, işyerlerinin g revciler tara­ fından işgal ı ; bütü n kolejlerde uyg ulanan, onbinlerce öğrenci ve profe­ sörün katı ldığı ve «teach-in .. adını alan açı k, tartışmalı oturu mlar. Onlü yaza rların, sanat dünyasında en tanınmış şahsiyetlerin, çeşitli din adam­ l a rı n ı n, barış taraftarlarının, sayısız vatandaşların i mzasını taşıyan sayısız çağrılar, her şehrin bası n ı nda yayınlanıyor; üstelik bu çağrılara imza la­ rın ı atanlar, birkaç dolar da yatırarak, bu çağ rı l a rı n yayınlanması için gereken masrafı karşılamış oluyorlar. Viyetna m savaşına bir a n önce son verilmesi için, her gün g revler, gösteriler, toplantı lar d üzenleniyor. Johnson hükümetinin başvurd u ğ u demagojilere rağ men, Viyetnamda ateşkesin gerçekleşmesi, Ameri kan silôhlı kuvvetlerinin çekilmesi, Cenev­ rede yeni bir konfera nsın toplan ması için yürütülen hareket gittikçe yayı lı­ yor, halkın bütün kesim ve tabaka larında ta raftar kazanıyor. Bazı yönetici çevrelerde bile, doğru yolu gösteren sesler yükselmeğe başladı : Senato'da, Temsilciler Meclisinde olduğu g i bi, Amerikan bası n ı n ı n önemli bir kıs­ mında hü kümetin politikasına karşı m u halefet belirmektedi r. Guss Hall'un dediği gibi : «Bu güne kadar hiç bir hükü met, halkın duygularını bu kadar şiddetle rencide eden, halkta n bu kada r az destek gören bir politika yürütmemiştir.» Bugün barış uğruna yürütülen harekette, örg ütlenmiş hareket olanak­ larını, savaşcılığını ve kararl ı l ı ğ ı n ı a ksettiren birçok yeni özelli kler göre­ biliyoruz. I kinci Dünya Savaşı sona e rdiği g ü nden bu yana i l k defa olarak barış hareketi nin önemli ve g ünden güne genişliyen bir kesi minde, gitgide keskinleşen emperyalizm a leyhtarı bir eğilim başlamıştır. Bu eğilim, genç­ lerde daha d a kuvvetlidir. Bugün barışa ; ayrı ayrı sosyal düzendeki dev­ letlerin barış içinde yan yana yaşaması prensipine, milli bağımsızlığa ve her milletin kendi kaderini tôyin etme özgürlüğü prensipine karşı di kilen başl ıca engelin, Ameri kan emperya lizmi olduğunu a n l ıyanla rı n sayısı gün­ den güne artmaktad ı r. Hiç şüphesiz bu a n layış, g itg ide derinleşecek, hal­ kın diğer tabakaları n a d a yayılaca k ; böylece barı ş hareketi, gittikçe a rta n bir şiddetle, Johnson'un m üdahaleci askeri politikasına karşı koyabi­ lecektir. Komünist partisi, yazılı ve sözlü yayınları ile olduğu kadar, militan ­ l a rı n ı n kitle savaşlarına katı l masıyla da, emperya lizm a leyhtarı bil incin gelişmesine çok yard ı m etti. Barış hareketinde beliren yeni özelliğe gelince : Son aylarda, vatandaş hakları uğru nda hareket yürüten güçlerin önemli bir kesi m i, barış hare­ ketin i n faaliyetlerine katıldı, tutum u n u benimsedi ; bu eğilim, örneği n Kongo meselesinde, Ameri kan emperyalistlerinin saldırıcı m üdaha lesine karşı yükseltilen protestoların artmasıyla dile geldi. Selma -Montgomery yürüyüşünde, bu gösteriye katıla nlardan bazıları, «Askerlerinizi Viyetnam­ dan geri çekin, Alaba maya gönderiniz h, şiarı ile levhal a r taşıyorlard ı . 1 7 N isanda Vaşingtonda düzenlenen v e genç karaderili mi litan g rupla­ rı n ı n ; Missisipi Demokratik Ozg ürlük Partisinden bir delagasyonun katıl ­ dığı gösteri de a y n ı e ğ i l i m i dile getirdi. Vatandaş haklarını savunan h a re889


ketin ünlü öncüleri Ameri ka n ı n Viyetna ma, Dominika Cumhuriyetine sal­ d ı rı l a rını protesto etti ler. Kısa bir süre önce, koroderili liderlerin en ü nlüsü, papa Martin Luther King, .Niyetna m horbine seyirci kalamayız, sesimizi çıkarmazl ı k edemeyiz» dedi. King, h ü kümetin dış politikasına baskı yap­ mak için yardı mcıla rı ile beraber ..barış toplantı ları»nda n, «teach-in» oturu mlarından nasıl ya rarla nabileceğini inceledi klerini söyledi. AFL-CIO başkan yardımcısı ve Ameri kal ı koroderi liler sendi kası Kon­ seyi Başkanı, A. Philip Randolph, bu teşkilôtın son kongresinde, Viyetna m sav{lşına karşı b i r kara r teklifi getird i ; bu kara r, delegeleri n ezici çoğun­ luğu i le ka bul edildi. Irkıarın Eşitliği Kongresinin son toplantısında do, Amerikan silôhlı kuvvetlerinin Viyetnamdan ve Dominika Cumhuriyeti nden çekil mesini istiyen bir kara r alındı. Ama bu teşkilôtın başkanı, James Former, b u karara şahsen taraftar o l makla beraber, böyle bir çağ rının Kongre ta rafta rları ndan bazılarını kızd ı rdbileceğ ini söyledi, ve kara rı n g e ri a l ı n masını sağ ladı. Vata ndaş haklarını savu nan hareketin yöneticileri a rasında (örneğin karaderili lerin kurtuluşu hareketi genel sekreteri Roy Wilkins) vata ndaş ha kları u ğ runa yü rütülen hare keti n, barış u ğ runa do savaş yürütmesine taraftar olmıyanlar var. Bunlara göre, bu iki ha reketin bir o rada yürütül ­ mesi, a maçları karıştırır, hak eşitliği u ğ runa yütülen savaşın etkilerini azaltır. Ama hiç şüphesiz, gerçekte, bunun tom a ksi olur: Gerçekte, hakla­ rın eşitl iği, barış u ğ runda savaşan örgütlerin, sendika hareketinin ve diğer demokratik g ü çleri n desteği ile a ncak sağlanabilir. Ostelik, karaderili halk, elde edeceği hakla rı a nca k ba rış şartları içinde kuvvetlendirebilecek, savunabilecektir. Bugüne kadar sendika hareketi, barış uğru nda yürütülen savaşa bütün g ücü ile katılmamıştır. George Meany, David Dubinsky gibi ü n salmış komü nist a leyhtarı yöneticiler, Amerika nın Viyetnama, Domini ka Cum­ h u riyetine yaptığı saldı rıları açıkca destekliyor, Johnson h ükümetinin iddıalarını popağan g i bi tekrarlıyorlar. Bununla beraber, d u ru m , g örül­ düğü kad a r ka ranlık değildir. Bütün sendika !iderleri, bu meselelerde Dubinsky gibi davra n mıyorlar. Patrik Gorman (Kasaplar Federasyon u Baş­ kanı), Emil Mazey (Otomobil Sanayii Federasyonu Başka nı), Fra n k Rosen­ blum (Terziler Federasyon u Başkanı), Harry Bridges (Limon ve Doklar Mil­ letlerarası Sendikası Başkanı), David Livingston, (toptan ve perakende tica ret evlerinde ve 65'nci Bölgedeki büyük mağaza l a rda ça lışan işçi ve m ü stahdemlerin bölge sendikası Başkanı) gibi yüzlerce sendika yönetici­ leri, h ü kümete muha lefetleri ni açıkladıla r. Otomobil Sanayii Emekçileri Birleşmiş Sendikası gibi güçlü b i r sendikanın ıCra Komitesi, birçok eyalet ve şehir sendika örgütleri, bölgesel sendika teşkilôtları, Viyetnam savaşı ka rşısında duyd ukları derin endişeyi beli rttiler. Raifroad Labor, C% rado Labor Advocate, Kentucky Labar News Was hington Feamster, Missouri Feamster, Labor Today gibi gazetelerde, savaşa son verilmesini, barışın bir on önce sağ lamak üzere görüşmeler yapılmasını istiyen yazılar çıkmak,

890


tadır. Hiç şüphesiz. sendikalara yerleşmiş bürokratik zihniyetli yöneticiler. yüzbinlerce emekçinin d üşü ncelerini açıklamalarına engel oluyorla r ; a m a bütün bu engellere rağmen. bu emekçiler barış uğru nda yürütülen savaşa katılmanın yol u n u buluyorlar. Çok tabii olara k. bütün bu hareketler. sendika saflarında bugün hôlô savaşı savu nanları sustu rmak istiyorsak. daha da gel iştirilmesi gereken bir m ü cadelenin ilk belirtileridir. M i lyonla rca sendika üyesine seslerini duyu r­ mak olanaklarını sağlıyaca k yolları bulmak sorumluluğ u ; sayı ları her g ü n a rtan siyasi bilince erişmiş sendika yöneticilerine ve komünistlere d üşüyor. O za man ancak. barış ha reketi bir kat daha kuvvetlenecek. Washington h ü kü metine baskı yapabilecek. bu h ü kü meti. körü körüne g i riştiği bu top­ yekun savaşa son vermeğe zorlıyabi lecek g ücü bulacaktı r. "Yoksu/luğa karşı savaş ..

Otomatizasyon u n sonucu olan soru n l a r çoktur. ve çok yönlüdür. B u sorunlardan b i r i «yoksulluğa karşı yürütülecek savaş..tı r. Bu soru n : \JI keni n kuzey dağ l ı k bölgesinde ; büyük sanayi merkezlerinde ; köylerd e ; özellikle karaderil ilerin. Porto-Riko·luların. Meksi kal ı ların barındığı .. kara derililere mahsus .. bölgelerde. gecekondu mahallelerinde. yaşıyan milyonlarca in­ sanı i lgilendiriyor. Yoksulluğa karşı yürütülen ka mpa nyayı yönetenlerden birinin dediği gibi. bugün Amerikada gerçek silôhlarla yürütüimiyen tek savaş budu r. Bu soru n u n çözümü. yılda birkaç milyarl ı k krediler gerektiren bir progra­ mın uyg ulanmasına bağlıdı r. Oysa bugün bu işe ayrı lan para tutarı pek önemsizdir. Her şeye rağmen . ..yoksulluğa karşı savaş.. bugün başla mış bulunuyor. Dikenin her tarafında büyük yankılar. ilgiler uyandıran bu ha rekete bin­ lerce insa n katılıyor. Kitleler bugün yoksulluğa karşı savaş yoluna g i rd iler. Geçmiş tecrübeler. izlenmesi gereken yol u göstermektedi r. Orneğin. 1 930 yıllarında hüküm süren iktisadi buhra n ı n en kötü g ünlerinde ka bul edilen ve Roosevelet h ü kü metinin aldığı ilk önemli tedbiri teşkil eden .. Milli Kal­ kınma Kanunu .. nda ufa k b i r 7-a maddesi bulunuyordu. Bu madde. emek­ çilere istedikleri sendi kaya g i rme ve örgütlenme hakkını tanıyordu. Oysa. Yüksek Mahkeme. sanayi kurulları nca hazı rlanacak bir iktisadi plônlama­ n ı n kabulünü öngören bu kanunun. Anayasaya a ykırı olduğuna karar verdi. Ama sendika üyesi olmıyan emekçiler. yürüttükleri savaşta. b u ..7-a» maddesini şiar edindiler Wag ner ka nununun ka bulü ve sanayinin başlıca kollarında sendikaların kuru lması ile sonuçlana n kampanyaya temel öde­ vini gören yine bu madde oldu. ' Bugün. iktisadi olana kla r ka nununun I l nci Bölümü. yoksulları. yoksul­ luğa karşı yürütülen savaşa ..en yüksek ölçüde.. katılmaya çağı rıyor. Gece­ kondularda. "özel.. mahallelerde savaş. bu temel üzerinde düzenleniyor. Böylece. milyonlarca emekçi. kuvvetli bir kitle ha reketi içinde birleşmiş 891


oluyor; bu hareket ise. ü lkenin her tarafında sendika ha reketinin kuvvet­ lenmesine yol açacak. rolünü. önemini a rttıracaktır. Barış. vatandaş hakları. i ktisadi kal kınma uğrunda yürütülen hareket­ lerin birleşmesi. tekel a leyhtarı g üçlü bir koalisyo n u n kuru lması ile sonuç­ lanabiIi r. Karşılaştığı bütün engellere rağmen bu üç ha rekete katıl a n Komünist Partisi, bu hareketlerin güçlenmesini büyük ölçüde sağladığı gibi, gelecekte de bu sürecin gelişmesini hızlandırabi lecek, sağ layabile­ cektir. Böylece komünist partisi bu kitle hareketinde pişmiş i nsanların par­ tisi haline gelecektir, üye sayısını a rttıracaktır, kuvvetlenecektir, ve bugün hôlô onu kanundışı etmek, onu yok etmek istiyen gerici g üçlerin çabala­ rı n ı başarısızlığa uğ ratacaktır.

892


S O S YA L I Z M I N K U R U L U Ş U M E S E L E L E R I

Burjuva Macaristandan sosyalist Macaristona geçis

Gyula Kallai

Kurtuluştan önce Macarista n, Leninin «Her çağdaş millette iki millet vardı r.. sözünü doğrulayan, bir yandan kapitalistler, büyük toprak sahip­ leri, yani sömürücü sınıflardan meydana gelmiş bir mil letle, öte yandan, işçiler, köylüler yani ezilenlerden, sömürülenlerden meydana gelmiş iki nci b i r m illeti içine alan b u rjuva bir milletti. Bütün burjuva milletleri g i bi, Macaristanda yönetici sı nıfla r, özel çıkarlarını milli menfaat diye göster­ meğe ça baladığı halde, üykede çetin bir sınıf savaşı yürütülüyordu. Bu şartla r içinde, bütün toplumu içine a lacak b i r milli birlik aca ba bir milli birlik acaba nasıl tasarlanabiidi? Horthy'nin m urdu ğ u karşı-devrimci rej im, Macar Sovyet Cumhuriyeti ni kana boğa ra k işe başlamıştı. 1919 da, ka pitalistlerle büyük toprak sahip­ leri, yaba ncı orduları n ya rdımı ile iktidarı tekrar ellerine geçirdiler. Feoda­ l izm ka lıntılarını sürü kleyen kapitalist bir rejimin va rlığını, sınıf üstünlük­ lerini, burjuva demokrasi metodlarıyla sağ lamaktan aciz büyük toprak sahipleri ve kapitalistler, i ktida rı ya ba ncı orduları n yard ı m ı ile a ncak ellerine tekrar geçirebiidiler. Horthy rejimi, faşizmden başka bir şey değildi. Başlıca emekçi sınıfları teşkil eden köylülerin ve işçilerin elinden bütün demokratik burjuva özgür­ lü kleri geri a l ındı. Kapitalistlerle büyük toprak sahipleri işçilerden ve köy­ l ülerden nefret ediyordu. Işçileri vatan haini ilôn ettiler. Oysa, yönetici sı nıfların yürüttüğü ihanet politikasına karşı savaşmak, Macar milleti n i n y o k olmasını önlemek, kalkınma şartlarını yaratma k üzere, toplumun bütün ilerici güçlerini birleştirmek ödevi, Horthy rej imince vatana ihanetle suç­ lanan işçi sınıfına ve komünist partisine düştü. I kinci Dünya Savaşından çok daha önce, karşı-devrimci rejim, Macar­ ristanı, faşist devletlerle, özel likle Nazi Alma nyası ile kader birliğine zor­ ladı. Bu ittifak kuru l unca da, baskı ve terör a rttı, faşist di ktatorya metot­ ları uyg ulandı, komünist aleyhtarı, şövinist propagandalar yapıldı, Maca893


ristan ı felôketle sonuçlanan bir savaşa götüren saldırıcı bir dış politika yürütü ldü. Bu politika, işçi sınıfının, köylülerin, aydınla rın, küçük-burjuvaların, bütün emekçi sınıfların temel menfaatlerine karşı geliyordu. Gerçek milli menfaatleri savunma ödevini üzerine alan, ezilenlerin öncülüğünü yapan işçi sınıfı ile bütün baskı ve teröre rağmen faa liyetini yürüten Macar Komünist Partisi idi. Enternasyonalin Vi i . Kongresinde alınan kararlardan ilham alan parti­ miz, faşizme karşı yürütülen mil letlerarası mücadelede elde edinen tec­ rübeleri olduğu kadar, ülkenin konkre d u rumunu derinlemesine inceliye­ rek, kendisine doğru bir siyasi hat çizebildi. Yakın amaç, proleta rya dik­ tatoryasının kurulması değildi. Ama parti, faşizme ve ha rbe karşı, milli bağımsızlığın, demokratik ha kla rı n sağlan ması ve savunulması, Sovyet aleyhtarı pOlitikaya son verilmesi, askeri maceralardan vaz geçilmesi ve büyük toprak mülkiyetinin ka ldırı l ması uğruna yürütü lecek bir mücadele programı hazırladı ; çeşitli sınıfla r a rasında daha geniş ittifa kla rı n kurul­ masını kolaylaştıracak çeşitli demokratik estekler de tesbit etti. O dönemdeki tarihsel şartlar içinde, işçi sınıfının ve komünist partisinin uygulayabileceği tek politika (sınıf politikası olduğu kada r milli politika olara k) faşizme karşı milleti birleştirme politikası idi. Bu politika, Macar olsun, Alman olsun, bütün faşistlere karşı savaşmak, vata nı kurta rmak üzere çeşitli sınıfların, çeşitli toplumsal tabakaların birleşmesini kolaylaş­ tırıyordu. Demokratik dönüşümlere elverişli şa rtla r hazırlaya n bu politika, toplumun sosyalist temeller üzerinde yeniden kuru l masını sağlıyaca k şart­ l a rı da yaratıyordu. Faşist a l eyhtarı harekete başlar başlamaz, partimiz şu gerçeği belirtti : Demokratik devrimle sosya list devrim uyuşmaz değildir, a ksine : Bunlar, aynı devrimci süreci n içinde yer a l a bilecek i ki aşamadır. iki nci Dünya Savaşı boyunca yürütülen demokratik tek cephe politikası, sosyalizm u ğ ru nd a yürütülen savaşın başlıca şartı, organik bir unsuru idi. Gerçekte, bu politi kanın a maçl a rı, gerçekleşmesiyle sosya lizme elverişli şartlar sağ­ I ıyabilecek a maçlardı. Bu politikayı tesbit ederken Partimiz, şu gerçeği biliyordu : Halkı n yü rüttüğ ü demokratik devrimin zafere u laşması i le, işçi sınıfının g üttüğü sosya list a maçların gerçekleşmesine doğru önemli bir adım atılmış olaca ktı. Halk cephesi politikası, sını� mücadelesinden (ge­ çici de olsa) vazgeçmek, milliyetçifiğe taviz verme anlamına gel mez. Demokratik tek cephe politikası ve Parti nin harbe karşı yü rüttüğü müca­ dele, kitleler a rasında geniş yankılar uya n dı rdı. 1 941 güzünden 1 942 baha­ rı na - ya ni faşistler bütün Avrupaya hôkim olduğu, Sovyet topra kl a rına g i rdiği bir dönemde ü l kemizde faşizme karşı, ha rbe karşı savaşan, Maca­ ristanı ha rpten kurta rmak, demokratik, bağımsız bi r ü l ke haline getirmek a maçları n ı g ü den, güçlü bir devrimci ha reket gelişti. 1 944'de Alman işgaliyle başlaya n bu döneme özgü çelişmeler, bir kat d a ha deri nleşti ; yığınlar a rasında Alman faşizmine ve Macar yönetici 894


çevrelerine karşı duyulan nefret, bir kat daha a rttı : Genellikle siyasi ge­ lişme hızlandı, faşist a leyhtarı m il l i d i reniş h a reketinin temeli genişledi. Faşistlerin bütün cephelerde yenilgiye u ğ ramak üzere oldukları düşüncesi kitleler a rası nda yayı ldı. Artık a maç, sadece harbe san vermek, askeri h ü kü metleri devirmek, faşizmi yenmek değ ildi. Karşı-devrimci rej ime son verilmesi, harp bitince de bir halk demokrasi rejiminin kuru lması isteği, g itgide yayıl ıyor, açıkca belirtiliyordu. 1 944 yazında ve güzünde, faşist aleyhtarı ha reket Macaristanda çok genişledi. Macaristan Cephesi içinde birleşmiş bulunan demokratik güçle­ rin başında bulunan Macar Kom ü n ist Pa rtisi bu hareketi yöneltiyor, düzen­ liyordu. işçi sınıfı n ı n birliğ i n i sağ lamak üzere, komünist partisinin yürüttüğü sabırlı ve i natçı savaş, faşist-aleyhtarı hareketin gel işmeSinde ve demok­ ratik tek cephenin kurulmasında çok önemli bir rol oynadı. Bu politika, 1 944 Ekiminde, iki işçi partisi a rasında hareket birliğini sağlayan ve bu iki pa rtinin ileride birleşmesi ni öngören bir a nlaşma ile sonuçla ndı. işçi sınıfı n ı n birliği hayati bir önem taşıyordu : Gerçekleşmekte olan demokratik cephenin temeli, işçilerle köylülerin birliği idi, bu birliği d e işçi sı nıfı yönetiyordu. Sadece faşizme v e harbe karşı yürütülen savaşta değil, g elecekteki toplumsal savaşlarda da, başarı n ı n başlıca şartı böy­ lece yerine geti rilmiş oluyordu. Birbirini izliyen kısa g revler, iş yerlerinin boşaltıl masını engelleme, işgal kuvvetlerine teslim edilen tarım ürü n lerini yok etme, fabrikalarda işleri durd u rtma hareketleri, kitle gösterileri, askerleri n kaçıp Sovyet orduları n a iltihak etmeleri, pa rtiza nların ü l kenin h e r yerinde yaptığı sabotajlar, yürüt­ tükleri savaşlar, Macaristanda kurtuluşta n önce de (işgal altında bulunan diğer ü l kelerdeki d i renme ha reketi kada r geniş olmamakl a beraber) bir devrimci yığın hareketinin varlığını ispatl a mıştır. Uğradıkları çok a ğ ı r a skeri yenilgileri n ve a nti-faşist ha rekette g ünden güne a rta n gelişmen i n sonucu olara k, yönetici sınıflar eski m etotla rını uygulayamaz hale geldiğ i ; Sovyet ordusu yaklaştıkça, o zamana kada r elleri nde tuttukları siyasi v e idari makamları kitle halinde terk ettikleri ; emekçi yığı n l a rı ise, faşizme karşı duydu kları düşmanlığı bazan pasif, bazan a ktif şekilde belirttiği için, işgalden kurtulan Macaristanda dev­ ' rimci bir duru m yaratıldı. Bağı msızlık uğruna yürütülen ha reket, Macar kom ü nistlerinin 1 936-dan beri uğrunda savaştıkları demokratik, faşist-aleyhtarı savaş ve milli g üçler arası nda kurulan birlik, kom ü nist pa rtisinin yönetimi altında kurulan M a ­ caristan Cephesi nin varlığı, şu gerçekleri ispatlıyordu : Faşizme karşı yürü­ tülen savaşlar içinde, demokrati k bir halk devri mini sağ l ıyo bilecek şartlar olg u n la ş mıştı ; hGlrp içinde doğan ha reketi geliştiren toplumsal g üçler, harpten sonra, ü l keyi halk demokrasisi ve sosyalizm yoluna götürmek için, elverişli tarihsel şartlardan faydalanmağı bilmişti. tılkemizde, sınıf çelişmeleri n i n keskinleşmesi, kurtuluşta n sonra başla 895


yan devrimi devam ettirdi, hızlandırdı. Devrimci d u rum, demokratik bir halk devrimi haline geiebiidiyse, bunu, Alman ve Macar faşist güçlerini ezen, Horthy devletin i n başlıca şiddet a raçlarını, orduyu, ja ndarma ve polis kuvvetlerini yok eden Sovyet ordusuna borçluyuz. Sovyet ordusunun zaferi sayesinde, Horthy ve Szelsi reji mierini sarsan derin iktısadi ve siyasi b uhran, ü l kede oluşan devrimci d u rum, kurtu luştan sonra, devrim şeklini alabildi. Komünist partisinin, Milli Cephe politikası ile sağladığı başarı­ lar, halkın menfaatlerin i savunan prog ra mı, ülkenin devrimci biçimde yeniden kuru lmasında çok önemli bir rol oynadı. Bu etkenler, kurtuluştan sonra ü l kenin karşısına çıkan sorunları n çözü lmesini sağladı. II B u yeni ortam içinde Parti, demokratik g üçleri bi rleştirme politikasına devam etti. Pa rtimizin, faşizme karşı yürütülen savaş döneminde kurulan demok­ ratik cepheyi devam etti rmesi, ne bir hata, ne de prensipten yoksun opor­ tünist bir uzlaşma teşkil ediyordu. Bu politika, tarihsel d u ru mdan doğan bi r zorunluluktu. Hiç şüphesiz, söz konusu ola n bi rlik, b u rj uva partilerinin de katıldığı bir koalisyondu. Ama öte yandan bu birlik, işçi sınıfının ve devrimci partisinin yönetimi a ltında bütün emekçi sınıf ve tabaka la rının birliğini sağ lıyabilecek bir çerçeve teşkil ediyordu. Halkımızı, muazzam ödevler, bekliyordu. CJlke her a la nda ma hvolmuştu. Sanayi, ta rı m, fikir alanl a rı nda, yönetici sın ıfların yüzyı llar boyunca işle­ diği suçların kötü sonuçla rına çare bulmak, bu sınıfların ka biliyetsizliği yüzünden her a landa görülen gecikmeleri ka patmak gerekiyordu. Mesele sadece varolanı onarmak değ il, her şeyi yeniden ku rmaktı. Bu işin başarı 1ması ise, bütün bir ha lkı n çabalarını gerektiriyordu . Halkın demokratik kararla rın ı n gerçekleşmesi, toplumun sosya list dönüşümü, geniş halk cephesinin koru nmasına, geliştirilmesine bağlıydı. Bu a maçla, komünist partisi 1 944 yılının Kasım ayında Macaristamn kalkmması ve demokratik gelişmesi ile ilgili bir program projesi yaymladı.

Ikinci Dünya Savaşı süresince hakim olan faşizm a leyhtarı halk cephesi politikası ışığı nda, hazı rla nan bu program, en geniş milli birliğin temelini teşkil etti, çünkü gerçekte bu program burjuva milletinin büyük çoğu n ­ l u ğ u n u n menfaatlerine uygun düşüyordu. 2 Kasım 1 944'de, Maca r Komü nist Pa rtisin in teşebbüsü ve önderliği ile, Szeged'te Macaristan Milli ku rtu luş Cephesi ku ruldu. Çeşitli partiler koa lisyonu şeklini alan bu Cephe, gerçekte sın ıflar a rasında kurulan geniş bir ittifaktı ; işçiler, köylüler, şehir küçük burjuvaları, demokrat aydınlar, ve Alman faşizmine karşı savaşmış bir kısım burjuvalar a rasında kurulmuş bir birlikti. Ilk otu rumu nda, Kuruluş Cephesi, komünist partisinin teklif ettiğ i program projesini kabul etti. Bunun üzerine, Debrecen'de geçici bir Milli Meclis toplandı, geçici bir h ü kümet ku ruldu. Hükü ll].et, yığ ı nları n 896


teşebbüsü ile kuru l a n ..Milli Komiteler» adını taşıyan bölgesel devrimci örgütlere dayanıyordu. Böylece yeni b i r devlet i ktida rı. milli kalkınma ve demokrasi u ğ runa yürütülen savaşta b i r dönüm noktası teşkil eden demokratik bir i ktidar tipi meydana geldi. I ktidar. işçi ve köylü devrimci ve demokratik diktator­ yasının b i r şekli nden başka bir şey değildi. Milli Cephenin ve yeni demokratik i ktidarın programını uyg ulamağa başlayan kitleler. devrimci örgütlerini hızla kurdular: Milli komiteler. müsademe edilen büyük topra kl a rı n sayımı ve dağıtılması ile ödevii komi­ teler. işletme komiteleri vb. Eski sömü rücü sınıfların siyasi ve iktisadi durumları şiddetle sarsı ldı. Toprak reformuno özel bir önem verildi. De­ mokratik halk devriminin en büyük başarılarından birini teşkil eden bu reform. ü l kenin bütün ekonomik ve toplumsal ilişkilerini değiştird i ; büyük toprak sa hipleri sınıfını ortad a n kaldırdı. topra kl a rını yoksul köylülere dağıttı. Böylece demokrasi g üçlendi. işçi sınıfının prestiji ve toplu mdaki yönetici önemi a rttı. Işçi sınıfı i le köylülerin kurduğu birlik. çok sağlam b i r temele oturdu. H a rp sona ermiş. toprak reformu yapılmış. demokratik orga nlar kurul­ muştu. Bu sefer. ortaya yeni b i r sorun çıkıyordu : bundan sonra ne yapıla­ ca ktı ? Toplumsal gelişmenin olacağı yönü tesbit etmek. devrimi kara rlı bir şekilde. daha do i leri götürüp götürmeme meselesinde. şiddetli bir müca­ dele başladı. Kurtuluşton sonra partilerinden yoksun kolon büyük kapitalistlerle ge­ rici toprak sahipleri. Küçük Toprak Sahipleri Partisinde kendileri ni temsil edecek unsurlar buldular. Ka laba l ı k köylü yığınlarının desteğinden yarar­ lanan bu partide. karşı-devrimcilerin her türlüsü toplanmıştı : Eski büyük toprak sa hi pleri. bankerler. Horthy rejiminin eski memurları. subaylar. gerici papazlar. Gerici g üçlerin sözcüleri böylece Kurtuluş Cephesine ve koalisyon hükümetine kadar sokulabildiler. demokratik partiler birliğinin sınıf niteliğini olu msuz yönden etkiliyebildirler. bu niteliği bozan değişti­ rebildiler. Küçük Topra k Sahipleri Partisinin 1 945 seçimlerinde oyların % 57 ini kaza nması tehlikeyi a rttırd ı ; o dönemde. dışta ve içte. g üçler dengesi gerici g üçlerin isteklerine uygu n düşmediği halde. komünist partisi için koalisyondon atılmak teh l i kesi bel irdi. Komü nist partisi tehli keye karşı koymak. halkın ve ü l kenin çıkarlarına uygu n bir çözüm yolu bulara k. gerici g üçlerin oyu nlarını başarısızlığa u ğ ratma k zorunluluğundoydı. Bilinçl i bir karar olabilmek için. durumun objektif bir i ncelenmesi şarttı. Bu incelemenin sonuçl a rı şu gerçeği ortaya çıkarttı : Halkın büyük çoğunluğu (başl ıca şehirlerde. sanayi bölgelerinde otura n ve a ktif olarak politikaya karışa n nüfusun çoğunluğu dahil) parti­ m izin. kurtuluşton sonra yapılan devrimin kanuni önderi olduğunu kabul ediyordu ; başka bir deyimle. komünist partisinin progra m ı ve politikası bütün halkın gerçek menfaatlerini d ile getiriyordu. 59

897


Kurtuluştan sonra da Partimiz, ü l kenin hayatı ile ilgili bütün temel soru nlara doğru, yapıcı çözüm yolları buldu ; politik hayata katılan bütün kitleler, Pa rtinin tôyin ettiği ödevleri iyi karşılıyordu, onları destekliyordu. Parti, toprak reformu uğrunda, daha sonraları gerici g üçlerin saldırıla­ rına karşı yürütülen savaşı yönetti. Partimiz, köylü mül kiyeti ni savu ndu, enflasyona karşı, ü lkenin kalkınması, tekelci sermayenin ilk önce sınırlan­ ması, sonra do büsbütün ka ldırı lması için savaştı. Yığı nları n sevgi ve g üveninden g ü ç olan Parti, gerici güçlerin saldırı­ larını etkisiz b ı rakabiid i ; gerçekleşen sonuçları savunmak, deva mlı kal ­ kınmayı sağ lamak, milli cephe v e h ü kü met koa lisyonu içinde gerici g ü ç­ leri başarısızlığa uğratmak üzere, milli birlik politikasını devam ettirebildi. Bu a maçla, Parti, 1 946 Martında, ü l kedeJ<i bütün sol g üçleri bir cephe içinde topladı. Komünist pa rtisinin önderliği altında bulunan bu cephede, Sosyal-demokrat Partisi, Milli-Köyl ü Partisi ve sendikalar toplanmıştı. Toplumsa l nitel iği bakı mından bu cephe, proletaryayı, toprağa yeni kavuş­ muş küçük köylülerin büyük bir kısmı n ı ; orta köylülerin, şehir küçük-bur­ juva l a rının ve aydınların b i r kısmını temsil ediyordu. Işçi sınıfının birliği, köylü ve işçilerin ittifakı bu cephe i le örgütlenmiş oluyordu. Bu cephe, Sosyal-demokrat ve Milli-Köylü pa rtilerinin içinde bulunan bazı sağcı politikacıların komünist a leyhtarı oyu nlarına set çekiyor; Küçük Toprak Sahipleri Partisinin sol kanad ı na ise, bu örgütün gerici yöneticilerine karşı yürüttüğü savaşta ya rdım ediyor, bu savaşı daha etkili bir ha/e getiriyordu. Işçi sınıfını, köylüleri, aydınları, şehi r küçük-burjuvalarını ve demokratik burj uvaları bir blok içinde toplayan bağ ı msızlık cephesi ku rtuluşta n sonra d a devam etti. Bu cephenin varlığı, burjuvazinin karşı-devrimci istek/erin e set çekiyor; burj uvazinin, yığ ınlar üzerindeki etkisinden yararlanarak. küçük burjuva ve köylü u nsurları nı işçi sınıfına karşı kullanmasına engel oluyordu. Halk cephesi politikasının ve koa lisyonun devam etmesiyle, dev­ ri min o dönemi nde burj uvazi kitlelerden uzak tutulabiidi, sosyalizmin kuru l masına geçiş şartları n ı sağlamak üzere, toplu msal devri m i n gelişmesi içi nde, emekçilerin işbirliğ ini kolaylaştırıyordu. Dünya şartlarında o luşan. başka laşmalar. siyasi savaşları keskinleştiri­ yordu. Dünya n ı n her tarafında, em peryalistler, demokrasi ve sosyalizme karşı saldırı la rı n ı a rttırdılar. Faşizme karşı savaşmak üzere, büyük dev­ letler a rasında kurulan koalisyon bozulmuştu. Fransada, ıtalyada, komü ­ nistler h ü kü metten uzaklaştırılmıştı . Bu yeni ortam içinde, komünistlerle istemiye istemiye işbirliği ya pan sağcı burj uva g üçleri, komü nist a leyhtar­ lığına açıkca yöneldiler, h ü kü met da rbesi yol u ile Macaristandaki g üçler dengesini değiştirmeğe kalkıştıl a r. Gerici g üçler, işçi sı nıfına ve komünist pa rtisine şiddetle saldırdılar Amaçları, siyasi bir komplo yol u ile, halkı n temsi lcilerini i ktidardan uzaklaştırmak, demokratik halk devrimini geri let­ mek, bir b.u rj uva demokrasisi kurara k, burjuvazinin sınıf egemenliğini devam ettirmekti. Bu komplo, 1 946 yılının sonlarına doğru meydana çıkarı ldı, ezildi, ve 898


gerici g üçlere karşı büyük ölçüde bir saldırı başladı. Burjuvazi nin başlıca temsilcileri, koalisyondan ve h ü kü metten uzaklaştırıldı. Küçük Toprak Sahipleri Partisi, Demokratik Köylü Partisi olara k yeniden örgütlendi. Komünist partisinin yönettiğ i sol g üçler, 1 947 seçimlerinde gerici g ü çleri yenilgiye uğrattı. 1 948 Hazira nında, işçi partileri bi rleşerek, devrimci, Marksist-leninist bir parti haline geldi. Bu ise, önemli bir aşama teşkil ediyord u ; sosyalist devrim zafere u l qşmıştı, iktida r işçi sınıfı n ı n elindeydi. Burada bir noktayı belirtmeliyi z : B ugün, şahsa ta pma devrinde işlenen hatala rı, kanunsuzlu kları, i ktida r uğrunda yürütülen savaşa teşmil eden­ ler; 1 947-1949 döneminde fazla acele edildiğ ini, değişikli klerin vaktinden evvel yapıldığ ını, «yüksek politika» a la n ı nda kalındığ ını, yığınları n , hatta işçi sınıfın ı n ve pa rti kadrolarının bu dönüşüme katılmadığını, böylece yeni sosyalist iktidarın daya ndığı toplumsal temel i n l üzu msuz yere daraItıldı­ ğını iddia edenler var. Kanaatıma göre, bu görüş baştan aşağı ya nlıştı r. Işin tuhafı, bu görüşü savunaniara göre, bu dönüm noktasının Matyas Rakoşi'nin 1 952 tarihli «Halk demokrasisi yolu» adını taşıya n raporunda belirtildiği şekilde, ger­ çekleştiğ ini ; başka bir deyimle, en önemli etkenin, pa rti yöneticileri n i n . doğru taktiği oldu ğ u n u iddia ediyorlar. Oysa, bu dönemeç, yani işçi sınıfının i ktidarı eline a l ışı, şu veya bu pa rti yöneticisi n i n sübjektif isteği ile kararlaştı rılmadı, bunu zorunluluk haline getiren ü lkenin içinde ve dışında sınıf savaşının objektif mantığı d ı r. 1 947 yılında, Macarista ndaki şa rtla r, böyle bir dönemeci hazırlamış bulunu­ yordu. i ki ihtimal vard ı : 1 . Dünyanın her tarafında karşı-saldırıya geçen gerici g ü çlere tes l i m olm a k ; ü l kemizdeki temsilci lerinin devrimi d u rdurtmala rına, burjuva bir demokrasi kurmalarına, başka bir deyimle, kapitalist sistemin yeniden kurulmasına, uzun bir s ü re için devam etmesine katlanmak. 2. Sosyalist devrim yol u na devam ederek, daha da i leri g itmek. Hiç şüphesiz, s übjektif bir karar, bu sorun u çözemezdi . Ama d u ru m u n incelenmesi, başlamış o l a n devrimi d a h a d a i lerletmek, kara rl ı hareketlere geçebil mek için g ereken temel şa rtl a rı n o dönemde ü l kemizde va r oldu­ ğ u n u gösteriyordu . Bilindiği g i bi , 1 947-1948 yılları, kitlelerin geniş bir siyasi savaş yürüt­ tüğ ü, işçileri n, köylülerin, ayd ı n la rın, politik hayata büyük ölçüde katıldığı yıllardı. Komünist pa rtisinin elde ettiğ i başarı ları n nedenleri, her şeyden önce yığ ınlarda görülen devrimci heyacan, pa rtiye sağ ladıkları destek. özellikle pa rtin i n i ktidara geçmesinde fevkaıade önemli b i r rol oynaya n ; büyük şehirlerde, ma den bölgelerinde, başlıca sanayi merkezlerinde, ulaş­ tı rmada, çalışan bütün işçi ve emekçilerin desteğ idir. leni nin öğüdünü yerine getiren Parti. en önemli sektörlerde üstünlüğü elde etmenin lüzu m u n u beli rtiyordu. Sosyal ist devrimin zaferini sağlamak için Parti, yığ ı nların siyasi faaliyetinden yara rlandığı g i bi, ü l kede varolan siyasi ilişkilerin doğ u rduğu olanaklardan, başka bir devimle. işçilerin ve 899


köylülerin devlet işlerine etkili katılışından faydalanmasını bildi. Böylece, ..yu karıda», yani hükümet orga nları düzeyinde olduğu gibi, «aşağıda .., yani kitleleri seferber ederek, sosyalist ve siyasi devrimin menfaatleri u ğ ru nda, d üzenli bir orta k savaş yürütülebiidi. Söz konusu döneme ba­ kınca, komünistlerin, bu politikal a rını uygularken, hiç hata yapmadığı n ı iddia edemeyiz. Komünistler kitlelerin devrimci faa liyetinden d a h a mantıklı bir şekilde yara rlanabilirlerdi, halkın k u rduğu kurumlara daha çok önem verebilirlerdi. Yine de, iddiamız şudur: I ktidarı savaşarak olon, pa rtinin önderliğinde bulunan kitlelerdir. OI kemizde sosyal ist devrimin önemli bir özelliği şudur: Şiddetli bir siyasi savaşla elde edilen bu devrim, barışçı yollarl a gerçekleşti, ne silôhlı aya k­ lanma oldu, ne de vatandaş horbi. Bu savaşta kitleler, örnek olacak bir devrimci faa liyet yürütmesini bildi. Silôhlı yollara başvurmak zorunda kal­ mamakla beraber, pa rtinin ve kitle örgütlerinin kampanyalarına katılara k, devlet mekanizmasında, demokratik poliste, ordudo, millileştirilmiş işlet­ melerdeki pozisyonlarına dayanarak, devrimci ödevlerini yerine getirdiler. Işçilerin i ktidarı a l ması, milli birlik için, proleta rya nın müttefiği olan unsur­ l a r bakımından, ne gibi sonuçlar yarattı ? Proleter olmayan emekçi sınıf ve ta ba kalar i ktidard a n uzaklaştırıldı mı? Işçi sınıfı ile ittifa k kurabilecek u nsurl a r azaldı m ı ? Hayı r, bunlard a n hiçbiri olmadı. Işçi sı nıfı iktidara geçtikten sonra, halk demokrasisi devleti (sınıf yönelmesini değil, amaç­ l a rı n ı kastediyoru m) hiç şüphesiz sosya list bir nitelik kazandı. I ktidar bir tek sınıfın - işçi sınıfı n ı n - elindeydi. Ama işçi sı nıfı halkın diğer emekçi sınıf ve tabakalarını, i ktidardan uzaklaştırmadı. Işçi sınıfın ı n devleti eline geçirmesi, bu sı nıfla, proleter olmayan emekçi sınıfla rı a rasındaki birliği zayıflatmadı. Aksi ne : Bu birl iğe yeni, daha sağlam bir temel kazandırdı. Hiç şüphesiz, i ktidar u ğ runa yürütülen keskin sınıf savaşında, işçi sınıfın ı n karşısına sadece en gerici burjuva v e klise unsurl a rı değil, kararsızlık içinde bocalayan, hattô her türl ü sosyalist gelişme olanaklarına karşı gelen bazı küçuk-burjuva siyasi örgütleri de d i kildi. Ama bu örgütler, ç ı ktıkları toplumsal tabakanın gerçek temel çı karlarını değil, bu ta baka­ nın kararsızlığ ını, devrim karşısında duyduğu endişe ve korkuları temsil ediyord u ; peşlerinden gelen yığınları d a bu yönden etkiliyorlardı. Hiç şüphesiz, işçi sınıfı bu konuda herhangi bir. tavizde bulunamazdı. Tarihsel ortamın gerekti rdiği devrimci dönüşümü geciktiremezdi. Bu dönüşümü geciktirmesi, işçi sınıfının ve köylülerin menfaatleri bakımından olduğu kadar, söz konusu olon küçük-burjuva tabakası n ı n gerçek menfaatleri bakımından da zararlı olurdu. Sosyalist devletin kurul ması ; 1 948-1949 yılları nda, kapitalist sınıfların malı olon ü retim araçlarının millileştiril mesi ; mil leti mizin sosyal ist bir m i llet haline gelişini ya kınlaştıran önemli adı mlardı. Ama 1 948'den sonra parti yöneticilerinin uyguladığı şahsa tapma metotla rı, pa rti nin politi­ kasını (işçi sınıfının tabii orta kları olan u nsurlara karşı uygulanan politika d o dahil), bu politika nın özü n ü değiştiren dogmacı l ı k, bu gidişi bir süre 900


için d u rd u rttu. Sonuçlarını biliyoruz : Ilerleme d u rdu, işçilerle köylü le r a ra­ sındaki bağlar gevşedi, mil letin sosya list birliği yol u nda engeller bel i rdi. 1 953 de Parti Merkez Komitesi bu hataları beli rtti, bunlara çareler de gösterdi. Ama b i r yandan revizyonist eğilimlerin çoğalması, öte yandan sekterliğin ve dogmacılığın devam etmesi, halk cephesi hareketinin geliş­ mesini, sosyalist bir milletin meydana gelmesini geciktirdi. Sınıf savaşının mantı k kanunları içinde, bu tahrifier, abjektif ola ra k, burj uva mil letinin g ü çlerini de koru muş oldu, hattô karşı-devrimci saldırılarını kolaylaştırdı. 1 956 ı:kiminde meydana gelen karşı-devrimci olaylar bu gerçeği ispat­ lamıştır. Burada karşı-devrimin nedenleri ni, hazırlanış şeklini, gerici g üç­ leri n başvu rduğu ta ktiği bütün ayırımla rıyla incel iyecek deği liz. Bu i nce­ leme yapıl mıştır. Ama burada sadece şu noktayı belirtmek isteri m : Gerçek a maçlarını g izlemek için, karşı-devrimciler Horthy ile hempaları n ı n metot­ l a rına başvurdular, milliyetçi lafôzanlığını kullandılar. Emekçileri şaşırtmak için, karşı-devrimciler «milli birlik» ten bahsediyor, �bütün Macarla r kar­ deştir» şiarı n ı ortaya atıyorlardı. Oysa, o a nda, burjuva rejimini yeniden kurmak istiyenlerle, sosyalist devrim tarafta rları a rasında, şiddetli bir savaş yürütülüyordu. Emekçi sınıfları n menfaatleri, bütün halkın çıkarları , karşı-devrimci ayak­ lanmanın ezilmesi ni, sosyalizmin kurulmasını sağl ıyaca k şartların yaratıl­ masını şiddetle gerektiriyordu. Bunun için de, silôhlı kuvvetten başka, sa bırl ı bir siyasi ve ideoloj i k çalışma yürütmek; o şartlar içinde şaşıran­ ıarı n , bocalayanları n gözün ü açmak, içten ve dıştan karşı-devrimi düzen­ leyenlerin, yönetenlerin maskelerini i ndirmek ; sınıf cephelerinin gerçek niteliğini açığa vurarak, gerici yöneticileri, aldanıp peşlerine takılanlardan ayırma k ; işçi sınıfı i ktidarını, emekçi halk i ktidarını g üçlendirmek, sarsıl ­ m a z hare getirmek bir zoru n l u l u ktu. Partinin tekrar d üzenlenmesi, bir devrimci işçi-köylü hükümetinin kuru lması, bu hükümetin doğru ve man­ tıklı bir politika izlemesi, biitiin bu ödevlerin yerine getiri l mesi ni sağlayan etkenler rolünü gördü. Bu anormal d u ru m u n içinde, hattô karşı-devrimi izliyen dönem süre­ since, parti, geniş milli halk politikasından hiç vazgeçmedi ; safları g ü nden g üne çöziilen karşı-devri mcilere karşı, a ralarındaki milli birliği g ünden güne g enişleten, g iinden güne kuvvetlendiren devrim taraftarı kitleleri d i kti. Parti, bu konuda en ufak bir tereddüt bırakmamak için, bu milli birliğin özün ü bir kere daha açıkladı, kesinlikle belirtti : Bu birliğin a macı, işçi sınıfının yönetimi a ltında, sosyal izmi kurmaktı. Halk Cephesi H areketi bu temel üzerinde yeniden düzenlendi, ve gelişerek, 1 957 den sonra, daha da önemli bir siyasi etken haline geldi Karşı-devrim döneminde sınıf m ücadelesinin kısa bir süre için keskin­ leşmesi, temel eğilimi, yani Macar milletinin aşamalı bir şekilde sosyalist bir m i llet haline gelmesi eğilimini hiç değiştirmedi : Sosyalist devri m in, sömü rücü s ınıfları, çözülmez sınıf çelişmelerin i yok etmesine ; emekçi sınıf.

901


l a rı , sosyalizm temeli üzerinde yaklaştırma sına, bu sın ıfla r a rasınd a ki bir­ l i ğ i bütün toplu m a t�şmil etmesine engel olamadı. Karşı-devri m i n yen ilgiye uğra ması ndan, sosya list i ktidarın kuvvetlen­ mesinden sonra, bu bi rleştirici eğilimin gelişmesini ve gerçekleşmesi ni sağ­ layan en önemli olay, 1 959-1961 yılları n da tarı m ı n sosya list düzen i çi nde yeniden d üzenlenmesidir. Böylece sosyalist devrim ü lkemizde kesin bir başarı sağ lamış oluyord u : Sosyalizmin temelleri n i atmıştık. I ktisadın bütün kollarında, sosyal ist ü re­ tim ilişkileri hakimdi. Ka pitalist ü retimden sonra, g enel küçük ü reti me de son verilmiş, böylece kapita lizmi tekrar yaşatabilecek iç olanakları n sonu n ­ cusu de ortadan kal kmış oluyordu. Büyük bir sosyalist tarı m ı n kurulması ve işler hale gelmesiyle, toplu m u­ muzda sınıf ya pısını değiştirme yol u nda önemli bir adım atı l m ış oldu. \J l kenin kurtuluşu i le başlayan, millileştirme ile g elişen süreç, böylece tamamlar m ı ş oluyordu. Sosyalist b i r milletin kuru l masına sağ lıyacak objektif şartlar, sağlam, değişmez temeller, yaratılmış oluyordu. iii

Partim izin VI I I-nci Kongresinde tayi n ve tesbit edilen ilk ödev, milletin sosyalist birliğini sağlamak, kuvvetlendirmektir. Bu ise, sosya lizmin zaferi u ğ ru nda yürüttüğümüz savaşta uygulanan milli cephe politikasının bir deva mından başka bir şey değildi. Ama öte yandan, taplu mumuzun yapı­ sında köklü başkalaşmaları n meydan a gelmesi, sosyalist temellerin atı l ­ ması, yepyeni şartlar yaratmıştı. Bu şartlar içinde artık bu politika, kendi­ sine, yığ ınlar a rasında eskisinden de geniş, ama sınıf özü bakı mından farklı bir b i rliğin sağlanması gibi, daha yüksek a maçlar tesbit edebili­ yordu. B u son yirmi yıllık dönemi g özümüzün önüne getirirsek (sıkıcı olur d iye b u rada istatistiklere baş vurmazsa k bile) ü l kede meydana gelen, toplumu­ muzun bütün tabakalarına derin etki yapan başka laşmaları n önemini hemen anla rız. Toplumsa l ta bakaların milli hayattaki yeri, sınıf nitelikleri, karşılıklı tutumları baştan aşağı değişti. Hatta bazı sınıflar ta mamiyle yok oldu. Artık bizde sömürücü sınıf kalmadı. Kurtuluştan sonra bu sınıfların elinden siyasi iktidarı alan halk, daha son ra bunları n ekonomi k iş g ücüne şiddetli da rbeler indirdi, n ihayet bütün sömü rme olanaklarını ellerinden aldı. Yüzyıllarca sömürülen işçi sın ıfı, a rtı k yönetici sınıf oldu. Ekonomi ve kültür alanlarında çok ilerlediği gibi, sayı bakı m ı ndan da çok a rttı. Artık bugün proletarya mız, keli menin ta m a nlamıyla bir proletarya sayıl maz, sosyal ist bir işçi sınıfıdır. Proletaryamız, sosyalizmi kurarken takındığı kararlı tutum/o, Horthy rejiminin işçi sınıfımıza iftira ettiğini ispatlamıştır. Yeni yaşayışımızda ger902


çekleşen muazzam başarılar, işçi sınıfı iktidarının bütün halkı mızın men­ faatlerine hizmet ettiğ ini gösteriyor. Işçi sınıfı, milli menfaatleri, yani büyük emekçi çoğ u n l uğ u n u n menfaatlerini e n şuurlu, en candan, en etkili şe­ kilde savunmaktadır. Toplumumuzda bugün yepyeni bir sınıf va r : Kooperatiflerde toplanmış bulunan köylüler. Sosya lizmin ilk kuruluş g ü n lerinde, ta rımda, tek başına çalışan köylüler, büyük çoğunluğu teşkil ediyorlardı. Bugü n ise, tek başına çalışan köylü sayısı, genel emekçi sayısının % 2'ini ; ta rı mda çalışanların ise % S'ini geçmiyor. Emekçilerin % 22,2'i - sayı olara k 12 milyon insan demektir - ü retim kooperatifleri nde üyedir. Artık köylülerimiz a rasında çok büyük servet ayırımları, çeşitli köylü tabakalarının menfaatleri a rasında çelişmeler kalma mıştır. Köylüler, tek bir sınıf, sosyalist bir sınıf haline geliyorlar. Bu sınıf, sosyalizmle kader birliği yapıyor, işçi sın ıfı ile bozulma z bir ittifak kurdu. B u ittifak, bütün toplumsal rejimimizin, milletimizde gitgide g üçleşen sosyalist birliğin temelini teşkil ediyor. Sayı ları bir milyonu aşan ücretli memurlar ise, maddi d u ru ml arı, genel­ likle toplumsal tutumları bakımmdan, işçi sınıfma çok yakmdırlar. Bun­ ları n çoğu, bugün sorumlu mevkilerde bulunan, sosyal izmin kurulma dôva­ sına olduğu gibi, bütün milletin menfaatlerine hizmet eden eski işçiler, eski köylü lerdir. Çeşitli işlerde çal ışan aydınlar, halkın, memur adi ile anılan bu kesim i ­ n i n çoğunluğunu teşkil ediyor. Değişen sadece toplu msal d u rumları, oyna­ dıkları rol değiL. Memurların toplumsal niteliği de değişti. Kültür alanın­ daki devrim, genç işçilere, genç köylü lere, üniversitelerin ka pıları n ı açtı. Eskiden el emeğ i ile geçinen birçok emekçi, tahsil gördü, ve bugün aydın­ l a rı n a rasına g i rd iler. Şehirlerde aydın emekçilerin % 40 i, eski işçilerdir. Aydı nlarımız böylece, sa nayi işçileri, üretim kooperatifleri üyeleri g i bi, sosyalist emekçilerdir. Büyük anlam taşıya n birkaç sayı verelim : Bugün çal ı şa nların % 74,2 i, ücretlidirier; üretim kooperatifleri üyeleri dahil, iş görebi len ha lkın % 96,4'ünü teşkil ediyorlar. Sanayi ve tarım alanları nda, ufa k üreticiler, . kapital ist d iye vasıflandırılan u nsurlar, ve «çeşitli iş gören.. lerin toplamı a ncak % 3,6 yi buluyor. Görüldüğü g i bi, bu toplumsal tabakalar iktisadi bakımdan özel mül kiyetin ve kapitalist il işkilerin tekra r ca nlanmasına sağ­ I ıyabi lecek güçte değildir. Ostelik, ufak ü reticilerin yaptığı işler, sosyalist topl u ma faydalı, hattô onun için elzemdir. Devlet bunları . destekliyor, sos­ yalist ekonominin içinde yer olabil meleri için kolayl ı k gösteriyor. Parti kong resinde tesbit edilen amaç, yani milli birliğin kuvvetlenmesini ve gelişmesini sağlayan objektif etkenler, sınıfla r a rasındaki i lişkilerde oluşa n köklü başkalaşmalard ı r. Burjuva toplumunda, milli birlik, nazari ­ yede o l d u ğ u g i bi gerçekte de m ü m k ü n değildir. Sosyalizmin kurulmasında, toplu m umuzdaki önemli sınıf ve tabaka la rı n objektif .menfaatı vardır. Onümüzde d u ra n ödevleri sosya lizmin menfaatına uygu n şekilde yerine 903


getirebilirsek. ü l kemizdeki emekçi yığı n la rını - kısa bir süre için bile - hiç b i r şey bölemiyecektir. Sosyalizmin kuru l ması. elde ettiği başarılar. yığınların şartlarını yaşama düzeyini d u rmadan yü kseltiyor. b i rliklerini perçinleşti riyor. Büyük çoğun­ luğun bugünkü ve yarındaki maddi şartları. refahı. doğ rudan doğ ruya sos­ yalist i ktisadın kuvvetlenmesine. ilerlemesine bağlıdır. Çeşitli emekçi taba­ kaları a rasında hôlô toplumsal farklar olmakla. önemsiz noktalarda men­ faatler a rasında çelişmeler çıkmakla beraber. temel sorunlard a menfaat­ leri birleşmektedi r. Bütün sosyalist ekonominin gelişmesi. toplumuzdaki sosya list niteliğin g itgide kuvvetlenmesi. elde edilen başarıları n hayatın bütün a la n larına yayılması. emekçi yığınlarına sağlanacak refah ı n temel şa rtlarıdır. Böylelikle. partimizin VII I - nci kongresi milletin sosyal ist birliğini. yani topl umun bütün sınıf ve ta bakalarını içine alan bir birliği amaç edinirken. sübjektif bir istek dile getirmemiştir. Ha reket noktası şu bilimsel gerçekti : Toplumu muzu meydana getiren toplumsal sınıf ve tabakaların temel men­ faatleri a rasında hiç bir ayırım yoktur. Ta rihim izde i l k defa olara k. toplumun bütün sınıf ve tabaka larını içine a lan. özü i le sosyalist olan bir milli birlik şartları gerçekten yaratılmıştır. Ama mil letin sosya list birliği. bilinçli politik çabalar sarfedilmeden. müca­ delesiz. tartışmasız. «kend i liğinden... sadece objektif olanaklar varolduğu için. gerçekleşemez. Bu birliğin meydana gel mesi. kuvvetlenmesi için. hem politik. hem ideolojik kararlı bir savaş yürütmek zoru n l u d u r. Bazı ları .. milli b i rlik.. sözünü hoş karşılıyor. benimser görünüyor. hattô propaga ndasını yapıyorlar. Ama nedense. bu sözün gerçek anlamını an­ lamazlıkta n geliyorlar. söz konusu olan birliğin. herhangi bir milli birlik olmadığını. işçi sınıfına yönetici rol ü n ü ta nıyan. sosyalist bir toplumun kurulmasını amaç edinen b i r sosyalist birliğin olduğunu a n lıyamıyorlar. Bir anlaşmazl ı k noktası daha va r : Bazıl a rına göre. sosyalizmi kurm a k istediğ imize göre. geniş bir milli birl i k lôfını n a s ı l edebiliriz? Herkesle işbirliği yaparsak. kime karşı savaşaçağız? Sınıf m ücadelesi ne olaca k ? M i l l i birliği sadece soyut b i r kavram olara k anlam a k. bu birliği yaratan. g ittikçe kuvvetlendiren progra mdan ayırmak demektir. Komünistler bu b i r­ liği. sosyalist teori ve amaçl a rı feda ederek. her türlü prensipten yoksun tavizlerde bulunara k gerçekleştirmek istemiyorlar. Aksine : Milli birliğin gerçekleşmesini bu kada r istemeleri. sosyalizmi gerçekleştirmek üzere bütün milleti bir ortak iş ve savaş cephesi içinde toplıya bilmek içindir. Hiç ş üphesiz. milli birlik politikasının özü. sosya list bir özdü r. Bize göre. milletin sosyalist birliği deme k ; sosyalizm konusunda büyük lôflar etmek. methiyeler d üzmek demek değildir. Bize göre. milli sosyalist birlik. sosya­ lizmi kurmak için gerçekleşti receğimiz ekonomik. politik ve kültürel ödev­ lerin. daha m ü kem mel şekilde yerine getirilmesi demektir. Bugün çeşitli emekçi kesimlerinin siyasi bilinç düzeyi. d ünya görüşleri. ideolojik kanaatl a rı a rasında farklar bulunmasi. milli birl i k için bir engel 904


teşkil etmez. Partinin yönetimi a ltında ortak amaçlara va rma k üzere yürü­ tülecek faa liyet, kitlelerde sosyalist bilinç düzeyini yü kseltecek, onlara doğru b i r d ü nya görüşü kazandıracak, en emin yol d u r. Böylece siyasi düşü n celerin, d ü nya görüşlerinin birleştiği sosyal ist birlik, daha kuvvetle perçi nleşmiş oluyor. Milli birliğimizin sosyal ist bir birlik olduğ unu gösteren i kinci bir özellik te, işçi sınıfının bu birlikte oynadığı yönetici roldür, bu rol ü n etki liliğidir. Işçi sınıfı nın tarihsel ödevini yerine getirdiğine kanaat getirmek için, b u sınıfın, halkın, bütün insanlığın yetiştirdiği en m ü kemmel i nsanların, u ğ runda savaştığı, kendi lerini feda ettiği a maca ne dereceye kada r ya k­ laştığ ımızı d üşünelim. Sosyalizmin temelleri atıldı ktan, sosya lizm kurulduk­ tan soran, bütün sınıfların, bütün emekçi ta bakaları n ı n �bjektif olara k sosya list bir nitel i k kazandıkları ; başka bir deyi mle b u sınıf v e ta bakaların, daha önce sosyalist olmuş işçi sınıfına yaklaştı kları ; böylece emekçi sınıf­ l a r a rasındaki birliğin daha yüksek bir d üzeye çıka rıldığı için, işçi sınıfı n ı n yönetici rolü n ü tehlikeye düşürdüğünü iddia etmek acayıp bir mantık olur. Bir bütün olara k, toplum, eskiden sadece işçi sınıfının a macı olan a maca ya klaşmıştı r, gelecekte de bu a maca daha çok yaklaşacaktır: Işçi sınıfı, b u amaç u ğ runda yürüttüğü savaşta, halkın diğer emekçi sınıf ve ta baka­ l a rına tabii müttefikleri gözüyle bakmıştır. Işçi sınıfın ı n topl umdaki yönetici rolü için tehlikeli olan, milli birliğin ilerlemesi değ i l ; tehli ke, bu iki kavramı birbirinden ayıran, birbirine karşıt diye gösteren etkenlerd i r : Bir ya ndan, işçi sınıfının milli birliği gerçekleştir­ mesine engel olan eğilimler; öte yandan, işçi sı nıfına, yönetici rolünü yerine getirme yeteneklerine karşı beslenen g üvenzilik. Milli birlikle işçi sınıfının yönetici rol ü , bi rbirinden ayrı tutu lamaz. Milletin sosya list birliği politikası demek, varolan çeşitli kanaat ve görü­ şün bir «ortak bölen.. haline getirmek demek değ ildir; bütün toplu msal sınıffarın bilinç düzeyini, en i leri olan sınıfın bilinç d üzeyine yavaş yavaş yükseltmek demektir. Düşman unsurlara, ma nevrolarına karşı yürütülecek savaş bugün d e sınıf savaşının b i r şekl idir. Ama öteye gidememek, b u savaşta sınıf sava­ şının özünü bulmak, meseleyi fazla basitleştirmek o l u r. Marksistler için, sosyalizmin kurulma döneminde sınıf mücadelesi, eski kapitalist d ü nyanın d i renişini kırmak için, ilerlemeyi engelliyen bütün g üçlere karşı, sosyaliz­ min zaferi uğrunda, bütün cephelerde yürütülen savaştı r. Lenin bu gerçeği şöylece belirtiyordu : "Proleta rya diktatoryası, eski toplumun g üçlerine ve geleneklerine karşı, kanlı veya kansız, şiddet yolla­ rına giden veya barışçı yollara başvuran . askerli k, i ktisat, eğitim, idare alanları nda yürütülen inatçı bir savaştır. Milyonlarca insanda, en korkun ç g üç, alışka n l ı ktı r. Savaşın içinde çelikleşmiş, demir g i bi bir pa rti olmazsa ; bu parti, söz konusu sınıftaki bütün namuslu u nsurl arı n g üvenini kazanama­ mış ise ; bu parti, kitlelerin ruh d u rumunu i nceliyemezse, bu ruh durumuna etki ya pamazsa, bu savaş başarı ile yürütülemez... 905


Sosyalizmin kurulma döneminde, sınıf savaşı cephesi, bizi düşmandan ayıran, kesinlikle çizilmiş bir hat değildir. Sosyalizme düşman olanlarla sosyalizme taraftar olanlar a rasında m ücadele her zaman belirli değildir. Bu çeşitli unsurları biribirinden ayırmak her za man kolay olmaz. Bu savaş, fevkaıade karışık, fevkaıade çapraşık olduğu için, kullanılacak metot ve yollar da çok-yönıüdür. Hiç şüphesiz, burada birinci pıana çıkan, sınıf savaşının ka nlı, askeri, şiddetli cephesi değ i l ; eğiti m, i ktisat ve yönetim alanl a rı nda yürütülen savaş şekilleridir. Sınıf savaşı ile sosyalist birlik politikası a rasındaki bağ, açıktır : Bütün g üçlerin (bu g üçler orasında varolan önemsiz ayırımlara rağmen) birliğini bugün sosyalizmin zaferini sağl ıyacak en önemli alanlarda, sosyalizmin lehine olara k gerçekleştirebilecek en emin yol, bu politikad ı r. M i lletin sosyal ist birl iği, sosya lizmin ekonomik kuruluşu ve b i r sosya list bil incin meydana gelmesi için yürütü len savaşlar içinde perçinleşiyor; b u savaşlar, bugün sosyal izmin eksiksiz zaferi uğrunda yürütü len savaşın baş­ lıca kesimlerini teşkil ediyor. Bu birlik, daha çok, sosyal ist fikir ve kültürünün yayılmasına bağlıdır. Sosyalist düşü ncenin halkın geniş yığı nlarına yayılması, siyasi birliği, işbir­ liğini gerçekleştiriyor. Sosyal ist birliğin önemli bir u nsuru, ha lkta ortaya çıkan yeni b i r milli bilinçti r : Bu da sosyalist yu rtseverliğidir. Kaynağını devrimci başkalaş­ malarından alan bu yurtseverl ik, ideoloji alanında bu son yirmi yıl içinde yeni bir yurdun - sosyalist Maca ristan ı n - meydana gelmiş oldu­ ğunu dile geti riyor. Bu yurtseverli k proleta rya enternasyonalizmine sıkı sı kıya bağlıdır. Bu yurtseverlik diğer sosyal ist ü l kelerl e ; bağımsızlığa yeni kavuşmuş ü l kelerle, sömürgecil i k boyu nduruğundan kurtulmak için sava­ şan ülkelerle, işçi sın ıfı i le, bütün emekçilerle, dü nyadaki bütün ilerici g üçlerle işbirliğ ini, dayan ışmayı, kapsamaktadır. Sosyal ist birlik, sosyalizmin kurulmasına kadar yürütülen bilinçli bir sınıf savaşı i le, sosyal ist b i r temele daya nan b i r milli birliği diyalektik b i r şekilde birleştiriyor. Pa rtimizin VI I I-nci kongresi b u birliğin b u g ü n k ü siyasi özünü şöylece tayin etmiştir: «Sosyalist rej imin savunul ması ve gelişmesi, sosya lizmin eksiksiz zaferi, barış ve milli bağı msızlık uğruna ; d ü nya em­ peryal izmi ne, içte haıa varolan düşman güç ve eğilimlere karşı yürütülen bir savaştır... LV Bu son yirmi yıl içinde, Macar milletinin d ünyada oynadığı rol, çeşitli ü l kelerle kurduğu ilişkiler, büyük ölçüde değişmiştir. Eskiden «tarihsel.. diye anılan sınıflar, imtiyazlarını koru mak için, hiç uta nmadan, milli men­ faatlere ihanet ederlerdi. Gerici, milliyetçi, şövinist bir dış politika izliyen bu sınıfla r, kitlelerde komşu ü l kelere karşı nefret ve düşma nlık duygularını kışkı rtıyorlardı. Şınıf i mtiyazlarını, sınıf egemenliklerini koru mak için, dün­ yadaki gerici g üçlere dayanıyorlardı, ü l kenin içinde devrimci ha reketleri 906


boğmak i çin, bu g üçlerden yardım istiyorlardı. i ç ve dış gerici g üçler a rasında kı.lrulan ittifak, ilerici ha reketlere, devrimlere çeki lmiş bir setti : 1 848-1849 yılları nda, özg ü rl ü k u ğ runa yürütülen savaşların ; b u rjuva dev­ ri minin ; 1 9 1 9 yılında, Macar Sovyet Cumhu riyetinin a ki beti, bu tutumun b i rer örneğ idir. Bugün a rtık ü l kemiz, d ü nya ilerici g üçlerinin müttefiğidir, müttefiğ i kala­ caktır. D l kemizle d ü nya sosyal ist sistemi ve d ünya komünist ha reketi a ra ­ sındaki bağlar çözülmez niteliktedir. Sömürgeciliğin boyunduruğundan yeni ku rtulmuş ve gelişme yoluna g i rmiş birçok ü l ke ile kurduğumuz dost­ luk, derin ve sürelidi r. Milyonlarca i nsanla bera ber, barış, toplumsal iler­ leme, sosya lizm u ğ ru nda savaşıyoruz. D ı kemizin siyasal, topl u msal, eko nomik ve kültürel g elişmesi, sosyalist milletimizin meydana gelmesi ; çağ ı mızın büyük tarihsel s ü reçlerine sıkı sı kıya bağ l ı d ı r ; bu süreçlerin başlıca özellikleri ise, iki d ünya sistemi a ra­ sındaki savaş ve reka bet ; sosyalizmin gelişmesi ve başarıla rı, söm ü rgecilik sisteminin çözülüşü, yeni bağı msız devletlerin ortaya çıkması ve gelişmesi, halkların emperyalizme karşı, barış, demokrasi ve sosya lizm uğrunda yürüt­ tükleri savaştır. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ü l kelerle kurduğu muz sıkı birlik bağl a rı ve kardeşçe yürüttüğ ü müz işbirliği, gelişmemiz bakımından olağa nüstü bir önem taşımakta d ı r. Sosya list ü l keler, tarihte, a ra l a rı nda çözülmez çelişmeler bulunmayan, menfaatleri gerçekten uyuşan, karşılıklı yard ı mlaşma ve destekleme gerek­ tiren ilk egemen devletlerdir. Sosyal ist d ünya sisteminin kurulmasıyla, yeni tip milletlerarası ilişkiler kuruldu. Bu ilişkilerin temel özellikleri, karşılıklı yardım, iç işlerine ka rışmama prensipi, siyasi ve iktisadi eşitlik, egemen­ liğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve herşeyden önce, prale­ tarya enternasyonalizm id i r. Sosyalist ü l kelerde, ayni iktisadi ve siyasi rejimin varlığı, bu yeni tip i lişkinin meydana çıkması n ı ve gel işmesini sağ­ ladı. Bu ü l keleri yöneten pa rtiler, aynı ideolojiyi, Ma rksizm-leninizmi be­ n imsemişlerdir. Hiç şüphesiz, temel menfaatlerin özdeşliğine rağmen, şu veya b u özel konuda, görüş ayrılıkları, hatta çelişmeler olabi l i r. Ama bu çelişmeler geçididir, iki nci derecede önemlidir. Sosyal ist ü l keler a rasın­ d a ki başl ıca eğilim, birlikti r ; bu birliği sağlamlaştırmağa, kuvvetlendir­ rneğe ça lışmak ödevimi �d i r. Sosyalist ü l keler a rasındaki birlik, siyasal, ekonomik, kültürel, askeri, bili msel ve ideolojik alanlarda görü l mektedi r. Bu birlik, bu alanlarda gerçekleşen gelişmede, sosyalist milletlerin oluşu­ munda ve g ü çlenmesindeki başlıca etkenlerden biridir. Sosya list ü l keler a rasındaki ilişkilerde iktisadi işbirliği ve işböl ümü, g ünden güne daha önemli bir yer tutuyor. Bu iş böl ümü bir olanak değil, bir zorunluluktu r. Çünkü işe katılan her devletin i ktisadi ve toplumsal ka l­ kınmasını hızlan d ı rı r. Sosyalist ü l keler a rasındaki iktisadi işbirliği, bu ü l kelerin ekonomik temellerini sağlamlaştırdığı için, egemenl iklerini, milli bağı msızlı klarınını 907


kuvvetlendiriyor. Oyso kapitali�t ..Işbirliği» devletlerin bağımsızlığına zarar veriyor. Çünkü en g üçlü devletlerin tekelci kapita l ist çevreleri, bu sözde­ birlikten faydala na rak, daha zayıf ü l kenin i ktisadına sokulabiliyorlar. Sosya list ülkeler a rasında karşılıklı i htiyacı, ve ka rş ı l ı kl ı kardeşce yar­ dımı dile getiren, sosya list milletler cemaatın ı n ortak menfaatlerini olduğ u g ibi, her sosya list mil lete özgü çıkarları eşit olara k göz önünde tutan özgü r bir işbirliğidir. Böylece sosyalist d ü nya sisteminin ilerlemesine a ktif b i r katılış, her sosyalist ü l kenin eğemenliğini, eşitliğini ve bağı msızlığını sağl ıyor ve kuvvetlendi riyor. Sosyalist dünya sisteminin kuvvetlen mesi, bu sisteme dahil bütün üyelerin gelişmesini sağlayan başlıca şa rttır. Her sosyal ist milletin gelişmesi ise, bütün cemaatın devamlı şekilde gelişme­ sini sağ lar. Sosya list ülkeler a rasında yürütülen işbirliğinin kuvvetlenmesi bütün cemaata özgü b i r bilincin oluşumuna bağlıdır. Bir sosyalist ü l kenin sağ­ ladığı ilerlemeler, başarılar, diğer sosyalist ü l kelerin hal kları nda g urur duyguları uyandırıyor. Enternasyonalizmin en önemli unsurlarından biri, sosyal ist cemaatın bir üyesi olma bilincidi r ; b u bilinç şimdiden sıkı i lişkiler kurmuş olan sosyalist ü l kelerin b i rliğini koruyacaktır, kuvvetlendirecektir. Macar halkının sosya­ list b i r millet haline gelebilmesi için, vatandaşla rı mızda bu bilinci ile sosya list enternasyonalizm i bilincini geliştirmek üzere, çabalarımızı esir­ g ememeliyiz. ÇOk tabii olara k, kapitalist ü l kelerin va rlığını ; iki d ünya sistemi a ra ­ sında yürütülen savaşın sonuçlarını v e etkilerini hesaba katmak zoru nda­ yız. Dünya emperya lizmi sosyalist rejimi mahvetmek; sömü rgeciliğin kesin çöküşünü d u rdurtmak, egemenliğini kuvvetlendi rmek, bütün d ünyaya kabul ettirmek çabasındadır. Bu a maçlarına varmak için de, emperyal izm, yerine ve zama nına göre, ya ekonomik ve ideolojik yollarla çeşitli ü l kelere sız­ mağa ça lışıyor, ya para ya rdımları n ı kullanıyor, ya askeri tehditlere baş­ vuruyor, yahut da açıkca silôhla saldırıyor. Emperya listlerin kullandığı tattik iki a maç g üdüyo r : Bir yandan, sosyalist ü l kelerin birliğini bozmağa, Sovyetler Birliği ile bağları n ı gevşetmeğe, öte ya ndan, bazı sosyalist ü l kelerde, toplumsal rejimi içten yıkmağa, bu ü l ke halklarında gelişmekte olan sosya list birliği bozmağa çalışıyorlar. Emper­ yalistler işe milliyetçiliği geliştirmek, yaymakla başlıyorlar. Sosyalist ü lke­ lerin «milli bağ ı msızlığı»nı, «egemenlik»lerini koru mak istediklerini iddia ederek, ş u veya bu sosya list ü l keyi bütün sosyalist cemaata karşı kışkırt­ mak, onu sosyalist d ü nya sisteminden ayırmak, kendi etkileri altına sokmak istiyorlar. Plônlarının birinci kısmı da başa rıya ulaşınca da, bu sefer kosmopolit görüşleri savunmağa başlıyorlar, bu ü lke halkına «insa n l ı k uğruna» yurtseverlikten, milli geleneklerinden, milli kültüründen vazgeçmek zorunda olduğunu, bağımsızlık ve egemenl i k kavramlarının bugun a rtı k eskimiş kavramlar olduğunu telkin etmeğe ça lışıyorlar. Başka bir deyimle, 908


.. bağı msızlığa .. kavuşan ülkeler, böylece emperya lizm i n ve özellikle, Ame­ rikan emperya l izminin boyunduru ğ u altına g i rmek zorunda kalıyor. Emperyalistler bu taktiği sosyalist ü l kelerin birliğine karşı, milletimizin sosyali�' birliği a leyhine kullanıyorlar. Bu ma nevralara karşı koymağa hazır olmak istiyorsak, her g ü n kü çalışmalarımızda bile emperya listlerin bu taktiğini gözönünde tutmak zorunluluğundayız. Dünya ölçüsünde g üç­ ler dengesinde meydana gelen köklü değişiklikler, bu işimizi kolaylaştır­ m a ktadı r. Bugün sosyal izm, barı ş ve ilerlemeden yana olan g üçler, emper­ yalist g üçlerden daha kuvvetlidir; emperyalistlerin ve gerici g üçlerin saldı­ rıcı plônlarını başarısızlığa uğratabilecek kada r g üçlüdür. Bu d u ru m u n sonucu olara k, emperya l izmin - özel likle Amerikan emper­ yalizminin - sald ı rı l a rına göz yummamakla, karşı gelmekle beraber, sos­ yalist devletlerin birliğini bozma taktiğini sonuçsuz bıra kmakla beraber, barış içinde yan yana yaşama prensipi temelinde, ekonomi, kültür ve bilim alanlarında, kapitalist ü l kelerle elverişli ilişki lerimizi korumağa ve geliş­ tirmeğe çalışıyoruz. Ama milli bağı msızlığı mızı, egemenliğimizi, toplumsal d üzen i mizi, sosyalist ve komünist a maçları mızı hiç bir zaman pazarl ı k konusu etmiyeceğimiz de iyice bilinmelidir •

Sosyalist bir i ktidarın kuru lması, iktisat alanında sosyalist üretim iliş­ kilerinin zafere u laşması, burj uva milletinin, aşamalı b i r şekilde, sosyal ist bir millet haline gelmesi için, objektif bir temel teşkil eder. Macaristanda, sosyalist bir temel üzerinde gerçekleşen milli b i rl i k, sos­ yalist bir milletin oluşumuna doğru önemli bir aşama teşkil eder. Sosya­ lizm, ü retimde, bugün varolan kapitalizm kalıntılarını yenilgiye u ğ rattığı, mülkiyet şekillerinde ve toplumsa l bilinçte zafere u laştığı, vatandaşları­ mızın çok büyük çoğ u nl u ğ u sosyalist bir toplumda a h l ô k ve hayat prensip­ lerine uygu n şekilde yaşadığı, çalıştığı ve düşündüğ ü gün, tam anlamı ile bir sosyalist millet niteliğini elde etmiş olacağız. Sosyalist emekçilerin menfaat b i rl iği, ideoloji, siyaset ve ahlôk alan­ l a rı nda, bütün toplumun sosyalist birliği ile sonuçlanaca ktır. Her hangi bir burj uva m i lleti nde gergerçekleşmesi olanak dışı olan bu birlik, komü­ nizm yolunda cesaret verici, kalkınma ve i lerleme olana klarını sağlıyacak bir güç, büyük bir sosyal ist kuvvet olaca ktır.

909


Kadarerili halkm kurtuluşuna doğru

Claude Lightfoot Claude lightfaat'u n bu ma kalesi los Angeles'de cereya n eden olayla r­ dan önce yazı l mıştır. los Angeles'de, Watts mahallesinde yaşayan kara­ derili halkı n spontane ayakla nmasını, polis ve ordu kuvvetleri şiddetle bastırdılar. Bütün d ünyada büyük yankılar uyandıra n bu ka nlı olaylar, Amerikada karaderililer sorununun keskinliğini b i r kere daha belirtti. 19 Ağ ustos'ta, Güs Hall, Henry Winston ve Claude lig htfoot, Ameri kal ı komünistler a d ı n a basına bir açıklamada bulundular. Bu açıkla mada özel­ likle şu aşağıdaki noktal a r belirtiliyord u : "Burada uygulanan şiddet, tarihimiz boyunca karaderili halka uygula­ nan şiddet, karaderililerin, insan gibi m ua mele görmek isteklerine karşı ku llanılan zorba l ı ktı. Bu meselede asıl suçlular; i nsanları n izdira bı ndan doğan bu aya klanmal a rı n asıl nedeni, insanlara i nsandışı şartla r uygula­ ya nlard ı r. Ve bu sorunlara tek çözüm yolu olara k, insanları koyun gibi kesenleri, ne kadar suçlasak azdır.» Güs Hall, Winston ve lig htfoot, baskıya son verilmesi ni, karaderili mahallelerinde otu ranla ra , ya rdım ve iş sağlıyacak bir pro g ra m ı n bir a n önce hazırlanmasını istediler. Açı klamaları nda bel irttikleri gibi : «Her şey­ den önce . . . G üneyde medeni hakları uğrunda savaşan emekçilerin katil­ leri cezalandırılmalıdırlar. Bu katiller bugün hiç b i r ceza görmeden cinayet işliyebiliyorlar. Bugüne kadar b i r g ü n bile h a pse atılmadılar. Her seyden önce karaderili mahallelerinde polisin zorba lığına, askeri polisin mutlak hakimiyeti ne son veri l melidir. Her seşden önce Viyetnamda saldırıcı savaş d u rd u rtulmalıdır. Böylece bu savaşta çarçur edilen paralar yoksulluğa karşı yürütülecek a mansız mücadelede kullanabilmelidir.» Aşağıdaki yazı, Amerikada karaderililerin yürüttüğü savaşın çeşitli yön­ lerini incelemektedi r. Yıllardan beri, Amerika n ı n karaderili halkı, ı rkçılığa, ı rk ayırımına son vermek üzere, inatla, yılmadan savaşıyor. Yürüttüğü savaşa, baza n «medeni hakları devrimi», bazan «karaderilileri n isyanı» adı veril mektedir. Bu sava­ şın, bütü nü i le, g ünden güne daha çok yankı uyandıra n , d u rmadan g elişen bir devrim olduğunu söyliyebiliriz. Bugün Amerikada etkili bazı çevrelerin ka naatına göre, karaderil ilerin sorunlarına bulunaca k çözüm yolu, ü l kemizin en önemli iç meselesidir. Bunu söylemekle, barış, özgü rlük, refa h g i bi sorunların önemini küçükse­ rnek istemiyorlar. Aksine bu sorun ı rkıarı, renkleri, dinleri ne olursa olsun 910


bütün Ameri ka l ı la rı i lgilendiri r. Ama karaderil ilerin sorun u ndaki başlıca özell i k şudur: bu soruna çözüm yolu bulunmadıkça. diğer sorunların hiç b i ri ne köklü. hatta kısmi. bir çözüm yolu bulunamaz. Karaderili meselesi. mil letlere ;ası bir önem de taşıyor. Haklarını elde etmek üsere savaşan azınlıklardan hiç biri d ü nya n ı n di kkatını bu derece çekmemiştir. Bu özel­ liğin sebepleri şunlard ı r : 1 . Bu savaş. Amerikan emperya l izminin g üttüğü a maçları. izlediği dış politikayı çok g üzel açıkladı : sömürgeciliği. emperyalizmi yok etmek üzere savaşan halkları n ; Amerikan em perya l izmini n gerçek a maçları n ı . gerçek isteklerini sezmelerini. bu emperya lizmin gerçek n iteliğini anlama larını kolaylaştırdı. ' 2. Amerikanın bu soru n a karşı takındığı tutum. Amerikadaki g ü çler den­ gesini değerlendirmemizi. Amerikanın bugünkü ve yorınki d ü nyada oynıyaca ğ ı rol ha kkında daha açı k bir fikir edinmemizi kolaylaştı rıyor. Bu şartl a r içinde. Amerikada olsun. bütün d ü nyada olsun. kalkınma ve iler­ leme soru nlarıyla ilgi lenenlerin. ı rkçılığın yok edilmesi için yürütülen savaşta beliren akım ve eğilimleri d ikkatlı izlemeleri fevkalôde önemlidir. Bu yazı n ı n a macı. bu akım ve eğilimle r ha kkında bilgi vermektir; Irk aylrl­ mına karşı yürütülen hareketin bugünkü dönemini tespit etmek; rast/adığı bazı engel/eri incelemek; hareketin bugünkü aşamasında Slntr/aTlnt belirt­ mek. bu soruna köklü çözüm yol/aTı bulmak üzere yapacağımız işleri gös­ termektir. Yeni bir dönem

Amerika Birleşi k Devletlerinde ı rkçılığı yok etmek üzere yürütülen savaş. yeni bir döneme g irdi. Son yıllarda oluşan gel işmelerin etkisiyle. önü müz­ deki yıllar içinde. d u rumun köklü bir değ işikliğe u ğ raya bileceğini gösteren objektif şa rtlar meydana geldi. Bununla beraber. bu süreç otomatik olmı­ yacaktır. H a reket belki geriliyecek. yeri nde sayacak. belki i lerliyecektir. Yeni unsurları n meydana çı kması. rol oynayıp gidişati değiştirmesi de hesaba katılacak bir olana ktır. Bununla beraber. ı rkçılığa karşı yürütülen savaşın bugünkü çerçevesi. önemli başarılar elde edileceği umudunu uyandırmaktadır. Bugünkü d u ru mda yen i olan yönleri belirtmek üzere son on yıl içindeki başlıca olayları gözden geçirmemiz gerekiyor. 1 964·de. Amerika Yüksek Mahkemesi. karaderili öğrencilere uygulanan ırk ayırı m ı prensipinin kanunsuz ve Anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Bu kararın daya ndığı prensipler. bütün ı rkçı ve ı rk ayırıcı sistemi tehlikeye düşürüyordu. Çünkü okulla rda uygulanan ırk ayırımı kanunsuz ise. bu ayı rı mın bütün şekilleri de kanun ve ahlôk bakımıarından savunula­ maz hale gelir. Yüksek Mahkemenin verd iğ i kara r. tarihsel bir kara r olara k karşılandı. Bir çokla rı na göre. bu kanunla. i leri s ü rülebilecek bütün istekler gerçekleşmiş oluyordu. Böyle düşünenle�. Yüksek Ma hkemenin ver­ diği kara rı n etki li hale gelmesi için. ya pılması gereken işleri küçümsü91 1


yorlardı, ya da anla mıyorlardı. Ama bu kararın her yerde uyg ulanmasını beklemek üzere savaştan çekilenler olduysa, karaderili hareketin geniş kesimleri - özellikle G üneyde - böyle davranmadı. Aksin e ; Yüksek Mah­ kemenin verdiği kararın uyg ulanması için yürütülen savaş çerçevesi içinde, karaderili halkımız, ü l kemizin yıllard ı r görmediği ölçüde en savaşçı hare­ ketlere g i rişti. 1 955 de Mississipi'de, Emmet Till'in katli ile başlayan hare­ ketler, bütün dünyada derin yankılar uyandırdı. Emmet Till'in öldürü l mesiyle başlıyan gösteriler, Montgomery'de otobüs­ lere karşı yapılan boykotla izlendi. Bu boykot ha reketi, ı rkçılığın yok edil­ mesi u ğ ru nda yürütülen uzun m ücadelede, b i r dönüm noktası olara k tari­ himizde yer a la ca ktır. Bu iki olaydan son ra, ve bu son sekiz-dokuz yıl boyunca, karaderili halk çok olu msuz şartlar içinde savaş yürüttü. Bununla beraber, bu son yıllar içinde, özgü rl ü k uğrunda yürütülen savaş, bugüne kadar eşi görülmemiş bir tempo ile hızlandı ve genişledi. Karaderili halkın dôvası nda, son zamanla ra kadar hôkim olan görüş­ lerden, özellikle ha reketin ancak ..derece derece» yürütülebi leceğini savu­ nan düşüncelerden vazgeçildi. Bu düşü nceyi savunanlar, bel i rli bir nokta­ dan öteye gitmek istemiyen l i beral beyaz ve karaderili l iderlerdi. Bu görü­ şün sonucu olara k ta, bu l iderler, karaderili sorunuyla karşılaştı kları her d u ru mda, taviz vermeği, uzlaşmayı kabul ediyorlard ı . Ama bu görüşü reddeden karaderili kitleler, a rt ı k sadece ı rkçı u nsurlara karşı değil, bir­ çok beyaz liderin, sendika yöneticilerinin görüşlerine karşı de savaşmak zorunda kaldı l a r. Tarihimiz boyunca, diğer hareketlerden tecrid edildiği dönemlerde, karaderi li ha reketi faa l iyet yü rütemedi. Bir azınlık teşkil eden karaderili halk, müttefik kazanmak zorunluluğunu daima bildi. Ama bulunduğu şart­ ların etkisiyle, çoğu zaman, en sadık dost diye bildiği unsurlardan bile yardım bekliyemiyeceği duygusu ile mücadelesini hazırları ve yü rüttü. Bununla beraber, Karaderililerin bu savaşlara müttefiksiz g i riştiğini san­ mak yanlış o l u r : d ü nya şa rtla rında meydana gelen köklü bazı değişiklik­ ler, bundan yirmi yıl önce a kla bile getirilemiyecek bazı şeyleri olanak haline getirmiştir. Yeni olon, sosyal ist dünyasının, özellikle büyük Sovyet halkının fevkalôde gelişmesi ; sömü rgeci ve emperyalist devletlerin boyunduruğundan kurtu­ lan, özgürlüğe kavuşan, bir buçuk milyar i nsanı toplayan hal kları n var­ lığıdır. Sosyalist halkları de bağı msızl ığa kavuşan ha l kla r, Amerikadaki ı rkçı lığa karşı ça bal a rı nı birleştirdiler. Böylece milli a la nda kendine mütte­ fik sağl ıyamayan karaderili hareketine, d ünya a la nı nda büyük yardımlar sağ lanabildi. Bu çeşitli g üçlerin karaderililerin yürüttüğü m ücadeleye karşı takındığı tutu m, Amerikada ki iç d u ru m u etkiidi ; bu etki ise, birçok yeni iç unsuru n bu savaşı desteklemesiyle sonuçlandı. Dünya g üçlerinin bu savaş karşısında takındığı tutumun tipik bir örne­ ğini, 19 Eyl ü l 1 957 ta rihinde Birleşmiş Milletlerde G ha na'nın Adalet Bakanı 912


bay Ako Edjei'nin söylediği nutuk teşkil ediyor. Bu n utkunda bay Edjei özellikle şunları belirtti. «Ghana, yabancı boyun d u ruğundan ku rtu lmak için savaşan, hattô, sırf karaderili ot -lukla rı için, yaşadıkla rı ülkede, Anayasa n ı n g a ra ntisi altında bulunan temel medeni ve siyasi haklardan yoksun b ı rakılan, Afrikalı veya Afri ka l ı kökten gelmiş bütün halklara karşı özel bir soru mluluk, özel mec­ bu riyetler taşıdığını biliyor. Bi rleşmiş Mil letlere üye olan bütün devletlerin ş u noktayı göz önünde bulundurmaları n ı isterim : Yeni Ghana devleti, bütün Afrika halkları n ı n özg ü rlüğü i le, d ü nya n ı n neresinde olursa olsun, Afrikalı kökten gelmiş bütün halkıara uygulanan muamele ile yakınd a n ilgilen mektedir. Küçük, büyük, bütün m i lletlerin vicdanına hitap ederek, bu milletleri Birleşmiş Mil letler Beya nnamesinde yer a l a n i nsan özgü rl ü k­ leri ve temel haklarına saygı gösterilmesi için yü rütülen harekete katıl­ maya çağ ı rıyoruz... Iki öncü

Karaderi li halkın ça baları, dünya demokratik hareketinin soru mluluk­ l a rı n ı daha iyi anlamasını sağla mıştı r. Bu gelişmenin öncül üğünü yapa n ; Amerikalı ı rkçı ların, ve l i bera l yardı mcıla rının nefreti ni kaza nan şahsiyetler a rasında, Paul Robeson i le William lo Patterson'un adlarını saymolıyız. William lo Patterson'un bütün ömrü Amerikada mücadele yürüten Kara­ derililere destek bulmakla, bu destekleri örgütlemekle geçti. Bu ça bala­ rına, 1 930 yıllarında, Scottbore ve Anglo Herndon'da, g üneyli ı rkçı ları n kurba n ı ola n genç karaderilileri kurta rmak üzere savaş yürütmekle baş­ ladı. Bu son yıllarda en çok ya nkı uyandıra n teşebbüsü ise, 1951'de Birleş­ miş Mil letlere verdiği dilekçedi r. Patterson'un ka leme aldığı ve .denositle suçluyoruz.. adını verdiğ i bu dilekçe, Birleşmiş M i lletleri, I nsan Ha kla rı Beyannamesi temel i nde, Ameri kadaki d u ruma m üdahaleye çağ ı rıyordu. Pa u l Robeson ise, bundan on iki, önüç yıl önce Pariste söylediği ünlü n utkunda, karaderili soru n u n u n büyük önemini açıkladı. Robeson'un Ame­ rika l ı ka raderi lileri n gerçek d u rumu konusunda yaptığı açıkla malar, Batı Avrupa halkları, sosya list ü l keler ve sömürgecilikten yeni ku rtulmuş ülkeler a rasında, o kad a r büyük yo nkılar uya n d ı rdı ki, Amerika Dış Işleri Baka n ­ lığı hemen ha rekete geçti, Karaderil ilerin Amerikadaki büyük kalkı nmasın­ dan şaira n e ta blolar vermekle ödevlendirilmiş «Tom Amca..ları d ü nya n ı n her tarafına gönderiverdi. Robeson, bugün ka raderili hareketin esasını teşkil eden ideolojik teme­ lin kurulmasına büyük ve önemli ya rdımlar sağ ladı. «Dereceli ha reket» prensipinden ayrılan, karad eri li hareketin gücünü belirten ilk önderlerden biridi r. «Bir an önce özg ürl ü k.. şiarı ortaya atılmadan çok önce, Robeson bu görüşlerini «Here i stand Görüşlerim» (Othello Associates, New-York, 1 958) addı kita bında belirtti. «Za man gel miştir» başlıklı bölü mde, Pau l Robeson şöyle demekted i r : «Bazılarına göre - bunlar dostumuz olduklarını 60

913


iddia ediyorl a r ! - ka nuni hakları m ızrn bir a n önce uygulanmasını istemek, i m kô nsızd ı r. Onla ra bakarsak. bize eziyet edenlerin yumuşamasını. «Ji m Crow..larrn yatakta rahat rahat ö lmelerini beklememiz ıôzım. Bu görüşe. «dereceli hareket.. adını veriyorlar. Bu taktik için. karaderili Amerika lı ların. demokrasinin nimetlerinden faydala nma larını sağ layacak pratik. yapıcı bir taktik diyorlar. Ama bu görüş. ı rk ayırı mının bir yeni şekli nden başka bir şey değildir. Toplumu muzun başka hiç bir alanında. kanunla ra karşı ge­ lenlere. bu ka nunlara uygun şekilde ha reket etmeleri için bir mühlet verilmez ... Karaderi l ilerin yürüttüğ ü h a reketin g ücünü belirten Robeson şöyle d iyor : « B u süre ne olaca ktır? B u soruya verilecek t e k cevap şud u r : B i z bu işlere m üsaade ettiğ imiz müddetçe . . . Tekrar ediyorum. karaderililerin yürüttüğü ha reket. en önemli etken haline gelebilir. Tekrar ediyoru m : Teröre son verdi recek. ülkenin her tarafında bizleri barışa ve g üvene kavuşturacak g üce sahi biz. Bu gerçeği iyi a n l a rsak. daha büyük bir cesaretle. daha büyük bir kararla hareket progra m ı mızı kurabiliriz; a maçları mızo varmak üzere yeni bir savaşçı l ı k kazanmış o lu ruz... Bu görüşlerden kuvvet a l a n karaderili kitleler. Amerikada ı rkçı l ı ğ ı n ve ı rk ayırımının ka lelerini zorlamaya başladılar. Ama önemli sonuçlar elde edindiği halde. hareket. bir bütün olara k. kesin ve gerçek bir başarı sağ- , Iıyamadı. Da ha köklü değişikl iklerin gerçekleşmesi için. yeni yeni unsur­ ların gerektiğ ini açıkca görüyoruz. «Ozgü rl ü k yolunda bir dönüm noktası .. (New Century Publ ishers. New-York. 1 962) adlı kita bımızda. bu zorunlu­ luğu şöyle belirtiyoru z : «Bugün ü l kemizin bulunduğu aşama. «token ism.. (sembolizm) adını alan son derece ufa k değ işiklikler sistemi aşamasıdır. Hemen herkes ı rklar ve azınlıklar soru nu na bir çözüm yolu bulma zorunluluğunu kabul etmek­ tedi r. ama köklü dönüşümlere taraftar olanlar azdır. Karaderi lilerin ve bazı solcu g üçlerin hareketleri dışı nda. g ü n ü n modası hôlô «dereceli hare­ ket.. ve «tokenism.. dır.» Şu noktayı da belirtti k : «Karaderilileri n yürüttüğ ü hareketin g ücü. b u dönemde karaderili halka verilen tavizleri sağlayan başlıca etkendir. Ama bugün a rtı k şu gerçek anlaşıl mıştır: Karaderil i halkın hayatında herha ngi bir köklü. esaslı değ i­ şikl iğ in sağlanması için. başlıca şa rt. karaderi l i hareketin. işçi hareketi ve diğer demokratik g ü çlerle b i rlik kurmasıdır ; öte yandan. isterik. şuursuz. kudurmuş bir komü nist a l eyhtarı lığı havası içinde de hiç bir değ işiklik sağlanamaz... Görüldüğü gibi. i 1erlememizi köstekliyen başl ıca engel. h a reketimizin müttefiklerimizde uyandırdığı ya nkı ların yetersizliğidir. Ostelik. iktidarı n üç kolu (teşrii ; icrai ve adli organlar) ı rkçılığa son vermek üzere iş birliği ya pmamıştı r.

914


Halk koalisyonu meydana geliyor Bu yazının başında, ı rkçılığa ve ı rk ayı rımına son vermek a macını g üden hareketin, yeni ve d a ha y ü ksek bir döneme girdiğini belirttik. Bu şartla r içinde, m üttefı kler sorun u ve çeşitli i ktidar organları n ı n takındığı tutum bakımı ndan, yeni bir d u ru m meydana geldi. Bu alandaki yenilikleri gözden geçirelim. Her şeyden önce, Medeni Hak­ lar Hareketinde önemli bir değişiklik oldu, bu hareketin ta banı genişledi. Dte yanda n, teşrii kuvvetle icra kuvveti nin oynadığı rolde, olumlu bir değ i ­ şiklik oldu . Bu i ki sorunu etkiliyen maddi şartlar oldukça değişti. Birkaç yıl önce, h ü kü met olsun, birçok sendika ve libera l görüşlü şahsi­ yetler olsun, karaderili meselesiyle, sırf bu meselenin bütün d ü nyada uya n­ d ırdığı olumsuz yankılar yüzünden ilgileniyorlardı. Ufak tefek dönüşümlere razı oluşları, sırf Amerikanın demokratik bir ü lke olduğunu göstermek içindi. Yüksek M a h keme bile, 1 964 tarihli kararının nedenlerini açıklarken, bu noktadan h a reket etti. B u g ibileri n ı rkçılığa ve ırk, ayı rımına karşı cephe almaları, ha ksızlıklara isyan etmelerinden ; Ameri kal ı la rı n çoğ unu ilg ilendiren başlıca soru nlarla karaderililer soru n u a rası ndaki bağları görmelerinden ileri gelmiyor. Çok ta bii olara k, bu görüşten hareket eden­ lerin ça baları a ncak yarım ya malak sonuçlar verebiidi. Ama Ameri kada o rtaya çıkan yen i sorunlar şu gerçeği ispatladı : Milli menfaatler, Karade­ rili halkın i çinde bulunduğu şartl a rı n değişmesini gerektiriyor. Evvelô meselenin manevi yön ünü ele alalım : Ameri kan topl u m u n u n b u g ü n geçirdiği manevi bu hran, faşist devletlerin yenilg iye u ğ radığı g ü nde'n beri geçirdiğ imiz en ciddi buhrandır. Bugü nkü dönemin büyük özelliği şudur: Ahlô ksızlı k milli hayatın bütün a lanlarına g i rmişken, Ameri kan gençliği, içinde yaşadığı dünya ile, büyük­ lerin gerçekteki hareketleriyle, kendisine tavsiye edilenler arasındaki büyük farkı görüyor. Bu şartlar içinde, karaderil iler sorununun, Beyaz Ameri ka l ı l a rasında, gençl iğin b ü y ü k çoğunluğuna etki yapması ç o k tabidir. Bu gençlerin faydalı, yaratıcı, a macı olon bir hayat sürmek isteğ i ; Meden i hakların elde edilmesi i çi n savaşan hareketin a maçlarını desteklemekle dile gel iyor. G ünevde, 1 960'da, tarihsel «oturma g revleri» hare ketine baş­ larken, karaderili ü niversite talebeleri nin çağ rısı, Amerikanın her tara­ fında, beyaz üniversiteli ler a rasında büyük ya nkıla r uya ndırdı. Genç beyazlar a rasında uyanan bu yankılar, beyaz Ameri ka lıların Koraderililere sağladığı destek hareketinde, yeni bir dönemin başla ngıç noktası d ı r. Ma nevi otoritenin aza l ması, gençlerde beliren isyan duyguları ; bir ya n­ dan, dış politikamızdaki i ki yüzlü l ü kten, öte yandan do, karaderililerin Ameri kada ki yaşama şartlarından ileri gelmektedir. Bütün dü nyada kamu oyun u n suçladığı d u rum, bugün a rtık Ameri ka n ı n içinde de, çeşitli g üçlerin bilincine etki yapıyor. Gençlikte günden güne a rtan isyan, klise yöneticile­ rine, eğitimcilere de tesir etti. Böylece 1 960 da sadece talebeler a rasında başlayan bu ha reket g enişliyerek, din adamları n ı n çoğ unluğu, ta nınmış 60'

915


pedagog ve profesörler a ra sında, medeni haklar uğrunda yürütülen bir savaş haline geldi. Din adamları, Kliseyi tehdit eden tehlikeyi gördükleri için, bu savaşa g i rd i ler. Bu tehlike, bir kaç yıl önce «Irk ve bilinç meseleleri Konferansı.. adı a ltında toplanan bir konferansta açıklandı. Sendika hareketinde d e büyük anlam yaşıyan değ işiklikler oldu. Birkaç yıl önce, AFL-ClO federasyonları başkanı, George Meany, halkın ve sen­ dika hareketinin en sevi len önderlerinden, A. Philip Randolph'a, ıCra Komitesinin toplantısında haka ret edebiliyord u . Bug ü n a rtık George Meany böyle bir tutum takına maz. Bugü n kü şartla r, Meany'yi, dün Ra n­ dolph'un haka rete uğramasına sebep olan a maçları (hiç değ ilse sözle­ rinde) savunmak zoru nda b ı ra kıyor. Daha d ü n AFL-CIO' n u n en ilerici sendikalardan bazıları, örgütlenmiş işçi hareketi saflarında bulunan ı rkçı u ns u rlara karşı savaşmaktan çeki­ nirken, bugün a rtık bu savaşı yürütmek zorundadır. Sendika hareketinde bu gel işmeyi sağ layan nedenlerin biri şudur: Büyük işveren ler, soğu k harp yı lları nda işçilere vermek zorunda ka ldı kları bazı tavizlerden vaz geçrneğe hazırla nıyorlar. Amerikan ı n ka rşı laştığı büyük soru n l a r ka rşısında, sendika ha reketi, eli ndeki bütün g üçleri kulla nma k zorunda kalacaktı r. Sanayiin bütün kol larına yayı lan otomatizasyon, işsizliği a rttırıyor, ve herkeste işin­ den olma kaygusunu uyandı rıyor. Işçi sı nıfı bu gerçeği a n la mağa başladı ; önüm üzdeki dönem, işçi sınıfını b i rliğini gerekti recektir. Oysa karaderili işçiler, bu sınıfın çok önemli bir kesimini teşkil etmektedir. Beyaz halkın bazı tabaka l a rı nda oluşan gelişme ; bu tabaka l a rı n men­ faatleri icabı ı rkçı lığa ve ı rk ayı rı mına karşı savaşma zorunluluğunu anla­ d ı klarını gösteriyor. Bu da, karaderili hal kın d u ru m u nda, köklü ve s ü reli değ işiklikleri n sağlanması için gereken şartlardan bird i r. Beyaz Amerikalı ları n kendi çıkarlarını daha iyi anlamalarını sağlıyan bir tehlike daha var : Bu da, bütün ilerici, bütün namuslu unsurları yok etmek istiyen aşırı sağcı hareketin gelişmesidir. Yukarıda saydığımız etken­ Ierin tesiriyle, ve aşırı sağcı g üçlerin tehditi karşısında, 1 964 seçimlerinde ü l kemizin siyasi iç ya pısı, bugüne kadar görülen en şiddetli baskı a ltında ka ldı. Bu g eniş halk koa lisyonu n u n içinde, en önemli güçlerden biri, kara­ derili halkın hareketiydi . Bu koalisyon yepyeni bir u nsurdur. Bu koalisyona bakarak, önümüzdeki dönemde, karaderili halkın d u rumunda köklü dönüşümler bekliyebiliriz. Seçim hakkı uğrunda yürütülen savaş

Seçimlerden sonraki dönemde de, yeni halk koalisyonu kuvveti ni gös­ terdi. Karaderi lilerin özgürlüğü uğru nda ü ç yüz yıld ı r devam edegelen savaşın ta ri hinde, büyük bir dönüm noktası teşkil eden Selma gösterileri, bunun bir örneğ idir. G üney H ristiyanlar Yönetimi Konferansı ve şiddet yoll a rına başvurmayan G üneyli Oğrenciler Hara ketleri Koordinasyon Komitesinin yönettiği kara916


derili hareket, Johnson'un, 1 964 seçi mlerinde halkın kendisine yüklediği ödevi yerine getirmesi n i beklemed i ; d u ru mda değişiklik sağ lamak üzere, hemen hareketleri düzenledi : Bölgesel idareci ler Selmoda düzenlenen gösterileri, �örülmemiş bir şiddetle karşıladılar. Bu terörün ü l kenin her tarafında uya ndırdığı heyecan karşısında, Bakan ve Kong re, Vata ndaş Savaşı ve Kalkınma Döneminden beri ku llanıl mayan tedbirlere başvurmak zorunda kaldılar. Binlerce din adamı, binlerce sendikacı, b i nlerce genç, karaderili hareketine ve Sel ma -Montgomery tarihsel yürüyüşüne katıldılar. (JIkenin her tarafı nda, binlerce ra hibe yü rüyüşlere; gösterilere iştirak etti­ ler. S.OOO'den fazla d i n adamı, Selmo'daki ı rkçı teröre son verilmesi için, Başkana baskı ya pmak üzere, Vaşingtona kadar gittiler. Bütün bu olayl a r, seçimler münasebetiyle kuru l a n ve medeni hakl a r u ğ runda yürütülen savaşa yeni bir güç sağlıyan koa lisyonun ca nlılığını gösteriyor. Johnson'un ve diğer politi kacı ların davranmasını beklemiyen bu koa lisyon, teşebbüsü eline a lmağa ka ra rl ıd ı r. I lerici ve öncü g üçlerde görülen ve g ü nden güne artan bağımsızlı k, geleceğe güvenle bakma­ m ızı kolaylaştı rıyor. Bu hareketler şimdiden önemli bir sonuç sağladı : Başka n Johnson, G üneyde karaderi lilere seçim hakkı n ı n ta nınması için yü rütülen harekete karşı daha açık bir tutum ta kınmak zorunda kaldı. Medeni ha klarla ilgili 1 964 tarihli kanunda, bölgesel yöneticilerin kaydetmek istemedikleri seç­ menleri kayıtla ödevlendirilmiş federal memurların gönderil mesi konu ­ sunda bir h ü k ü m yoktu. Bug ü n gitgide gelişen hareketin baskısı karşısında, başkan Johnson, G üneyde seçmenlerin haklarını koruyacak yeni bi r kanun p rojesini Kong reye vermek zorunda kaldı. Federal memurl a rı n Güney böl­ gelerine gönderi l mesi meselesi, bu yeni ka nunda yer almaktad ı r. Bu ka n u n u n ka bulü ile önemli b i r adım atı lmış olacak, karaderili lerin medeni h a kları soru n unda köklü değişiklikler sağlanabi lecektir. Bu ka nunla Ame­ rikada demokratik burjuva devrimini tamamlıyacak yeni gelişmelerin temelleri atılmış olaca k. Bu bakımdan bu kanun, karaderil i halkın ku rtuluş hareketinde yeni bir dönemin başlangıcı sayı l a bi l i r. Bu yeni dönemin özellikleri ne olacaktı r? Bu soru n u n kilit noktası, Gü­ neyde karaderi lilere seçim hakkı n ı n tanın masıdır. Kuzeydeki karaderi liler de seçim hakları n ı daha etki li, daha bilinçli bir şekilde ku llanırla rsa, Amerikada siyasi hayatın bütün a l a n la rında karaderililerin temsilci sayısı birdenbire çok a rtabil icektir. G üneyde ise, karaderililer belediye reisi, belediye encümeni üyesi, şerif olabilecekler, eyaletlerin teşrii meclislerine, Kongreye seçilebilecekler, dev­ let memuru olabi leceklerdir. Bu süreç Kuzeyde başlamıştı r ; gerçekte Ku­ zeyde bi rçok sanayi şehirlerinde, karaderili seçmenlerin oyları dengeyi d eğ i r tirmiştir. Bundan sekiz on yıla kadar, New-York, Philadelphia, Cle­ veland, Detroit, Los Angeles, San-Fransiso gibi en önemli merkezlerde, karaderil i seçmenlerin oyu, en önemli etken haline gelecektir. G üneyde karaderil i vatandaşların seçim ha kkına kavuşrnaları, Küzeyde de bu hak917


larını daha iyi kullanmaları yalmız karaderi l i temsilcilerin sayısın ı arttır­ makla kal mıyocak. aynı zamanda ü l kede siyasi g ruplaşma süreci n i de hızla ndırı p keskinleşti recektir. Her şeyden önce. G ü neyi n büyük ağaları. Ameri ka n siyasi hayatın ı n başlıca alanlarından uzaklaştı rı lmış olacak. Bu Güneyli ağalar. yıllardan beri. gerici güçlerin başlıca desteğ idir. Bu u nsurların politika hayatından uzaklaştırılması. genellikle gerici g üçlere m üthiş bir da rbe indiri r. Ilerici g ü çler ise tutumları n ı çok kuvvetlendirebi leceklerdir. Bu yeni durumun başka b i r sonucu da. G üneyde. genelli kle i lerici politikayı destekliyecek olan yeni siyasi g üçlerin ortaya çıkması olaca ktı r. Kuzeyde. sayı ları ve g üçleri artan karaderi l i kuvvetler. sendikalarla. i lerici güçlerle bi rleşerek yönetim kadrola rında çok önemli değişiklikler sağlıyabileceklerdir. Böylece savaşın bu yen i dönemi ndeki başlıca öz. toplu m u n bütün kesim ve tabaka larını temsil edecek bir h ü kümet şekli n i n gerçekleşmesidir. Böyle b i r gelişme. tekel a leyhtarı b i r h ü kü metin. hatta ileride sosyal ist b i r top­ lumun kurulmasını sağlıya b i l i r. Karşımıza çıkan engeller

Bugün. toplumumuzun bütün kesim ve tabaka la rını temsil eden. daha demokratik bir hükü metin kurulması ; ırkçı lığın ve ı rkayı rımının. bütün kalın­ tıla rıyla beraber yok edilmesi u ğ runda savaşa g i rmiş bulunuyoruz. Ama bu gelişmenin bizi başa rıya götü receğ inden emin olamayız. Bu yolda. b i r­ çok engelle karşılaşıyoru z ; bugün varolan önemli olu msuz etkenler bi r a n önce yok edilmezse. yükarıda saydığ ımız olanakla rı n gercekleşmesi geci­ kecektir. Bu bakımdan. en büyük rol oynıyan sorunlardan biri. barış-savaş soru­ n u d u r. Barış sorun u ile medeni hakla r soru nu a rasındaki bağları göre­ bilenlerin sayısı g ünden güne a rtmaktad ı r. Bugü ne kad a r. ba rıştan yana olan g üçler ancak dış politika meseleleriyle ilgileniyord u ; vatandaş h a k­ ları u ğ ru nda yürütülen savaş meselesinde. tutumlarını açıkca belirtmiyor­ l a rdı. Ote yandan. vatandaş haklarını sağ la maya çalışan ha reket de. bu iki büyük dava a rasındaki bağları göremiyordu, dış politika meselesinde görüşleri n i pek ender belirtiyord u . Hatta kendi duru m l a rını kuvvetIendir­ mek � mudu ile. soğ u k ha rpten faydalanmağa kal kışan karaderi l i yöne­ tider bile vard ı . I rk ayırımına son vermek iddiası ile önemli ödevler yük­ lenmiş olan bazı ka raderili Amerika lı, Ameri kan emperyalistlerinin başlıca a macına ; yani diğer halkları köleleştirme a maçlarına yard ı m bile ettiler. Bununla beraber. Sel ma olayla rından beri, ba rıştan ya na olan güçlerle, medeni ha kla r u ğ runa savaşan güçler a rasında. genellikle b i r ya kınlaşma görül mektedir. Barış u ğ runda savaş yü rüten g üçler. Selma olaylarını p rotesto ettiler, medeni ha kları savunan hareketin yöneticileri de dış politikadakı yönelişi şiddetle tenkit ettiler. «Altı Büyük" karaderili yöneticinin, h ü kü metimizin Kongo'da izlediği politika ile ilgili açıklamaları ; A. Philip Randolph, M a r918


tin Luther King, John Lewis gibi, Medeni haklar hareketinin en tanınmış yöneticilerin, bugün Vietnamda, Domini ka Cumhuriyetinde izlenen Ameri­ kan politikasına karşı ta kındı kları tutum, bu tenkitleri dile getiriyor. Bu geliş.nenin tipik bir örneğ i n i Martin Luther King'in ş u sorusunda bulabil iriz : .. Karaderililerin ı rk ayırı m ı n ı n uygulanmadığı bir büfeden bir bardak süt ısmarla mak hakkını kazanmaları, ne işe ya ra r, eğer bu sütte strontiu m 90 bulunuyorsa?» Bayan King ise, New-York'ta, 1 8.000 kişilik bir toplantıda şu soruyu sormuştur : .. Herkese eşit haklar, evet, ama bu haklardan faydala­ nabi leceğ i miz dünya yok edilirse, bu haklar ne işe yarar?» Bu gibi açıklamalar, Medeni Haklar Ha reketi nin g ü nden güne daha yüksek bir bili nce eriştiğini, barışın bir zorunluluk olduğ unu g ünden güne daha iyi anladığını göstermektedir. Hiç şüphesiz, Viyetnam'da yürütülen utanç savaşı ile Dominika Cumhu �iyetinin işga lı, medeni haklar uğruna yürütülen savaşı yavaşlattı. Bundan bir kaç ay önce, Viyetna m savaşı kızış­ madan evvel, başka Johnson seçim ha kkı ile ilgili ka nunun bir an önce çı kmasına tarafta rdı . Ama o zamandan beri, herkesin nefretini uyandıra n b u haksız savaşın, yönetici çevrelerde uya ndırdığı endişeler; h ü k ümetin G üneyli ağalara m uhtaç oluşu ; çıkması muha kkak görünen bu kanunun kabu lünü frenledi. Böylelikle, karaderili halkın özg ü rlüğüne doğru g iden yolda yeni bir adımın atılabilmesi i çin, hükümetin izlediği saldırıcı politi­ kaya son vermek bir zoru nluluktur. I kinci engel ise, aşırı sağcıların varlığıdır. Bu unsurları n i ktid a ra gel­ mesine, veya diğer g ü çleri etkiiemesine m üsaade edilirse, bunlar, yeni adı mları n atı l masına engel olacağı g i bi, hareketi birkaç kuşak boyunca yerinde saydı rtı r, geriletir. Bu noktada a ldanmıyal ı m : Bu unsurların i ktidarı ellerine geçirmesi olanağı n ı küçümsemek büyük bir hata olur. Bunlar, son cumhurbaşkanı seçimlerinde kesin bir yenilgiye uğradıla r. Ama a rtık hiç bir tehlike teşkil etmediklerini sanmak ya nlış o l u r. Seçim lerden beri bu unsurl a r, sadece intikam a lmayı düşünüyorlar. Johnson h ü kü meti, aşırı sağcı ların dış politika progra m ı n ı n bir kaç nok­ tasını benimsemiştir. Hiç şüphesiz, aşırı sağcılar sanayiçin, hükü metin ve ordunun bütün kilit noktalarında kendi adamlarını bulunduruyorlar. Or­ dunun başkana karşı bir sui kast hazırlayısını Amerikada askeri bir dikta­ torya kurmağa ka l kışmasını a n lata n ..Mayıste yedi gün» adındaki film, temelsiz, boş bir fantazi değildir. Hiç şüphesiz, Amerikada bazı unsurlar bu işi düşün mektedir. Durumları kötüledikçe, tehlike de a rtıyor. H ükümeti­ miz CIA (Ameri kan Casuslu k Servisi)ni kullanaca k, bir halk hükü metini devirmek istiyen çeşitli ordulara defala rca ya rd ı m etti. Dl kemizde de aynı şey başı mıza gelebili r. Gerici g üçlerin, karaderililere medeni hakları n tanı nmasına karşı baş­ vurduğu başlıca silôh, komünizm aleyhtarlığıdır. Demokratik g üçler, kom ü ­ n i z m aleyhtarlığının, bütün ilerici g ü çleri zayıf d üşürmek, y o k etmek için, kullanıldığını a nla mağa başladılar. Ama yine de bu eğilim, ters-devrimci g üçlü bir silô htı r. 919


Bugün. medeni ha kları n karaderililere tan ı nması için savaş yürüten çeşitli teşkilatlara yapılan bütün saldırılar. .. kızı l avına çıkma». her yerde ve her işte ..komünist parmağı» görme şeki llerini a l ıyor. Komünizm a leyh­ tarlığına başvuran sadece gerici partiler değil ; sözde ..l iberal» partiler de. daha etkili faa liyet istiyen karaderili milita nları n baskısına son vermek a macı ile . .. kızılları»ın her tarafa sokulduğunu iddia ediyorlar. Bu tutum u n bir örneğini. Kuzeyde. birçok dini ..li beral» g rupları n da v­ ra nışında görd ü k : Bunlar medeni haklar uğruna yü rütülen savaşa katıl ­ d ı l a r. ama bu savaşın keskinleşmesinden. istedikleri tavizlere ya naşmama­ sından korkuyorlar. Böylece. sağcı g ü çlerle beraber falan veya filan örg ü ­ t ü n kom ü nistlerin idaresi altında bulunduğunu. veya komünistleri barındı r­ dığını söylüyorlar. Maalesef. Medeni Hakla r Hareketi nin bazı yöneticileri - özellikl e en m uhafazakarları. en az enerjik olanları - bu propagandanın etkisinde kal ıyorlar. Hatta bazıları FBI teşkilatı ile işbirliği yaparak. örgüt üyeleri a rasında komü nist alanlarla ol mıyanları tesbit etmeğe çal ışıyorlar. Bu d u ru m deva m etti kçe. Medeni Haklar Hareketi önemli başa rılar sağlıya­ mıyocaktır. Çünkü medeni haklar uğruna savaşın örgütlerin içi nde. komü ­ nist u nsurları tesbite kalkışmak. bu örgütlerin zayıf düşmesiyle sonuçlan ı r. Bu davra n ış. ortak savaşı en iyi savaşçılarından yoksun bırakıyor; pren­ si plere en bağlı. en kararlı u nsurları n başına gelenleri gören diğer u nsur­ l a rı n cesa retini kı rıyor: Medeni haklar uğruna savaşan örgütlerin içinde. kolektif ve kişisel çatışmalar yaratıyor. Bu durum ise. ı rkçılığın deva m etmesini istiyenıerin işini kolaylaştı rıyor. Oçüncü engele gelince : Bu da Ku-Klux-Klan gibi ı rkçı teşkilatların Güneyde sürdürttüğü terördür. Kongre. seçim hakkı ile ilgili m ü kemmel bir kanun ka bul etse bile. karaderil iler bu hakkı ta m olara k kullanamazla r. çünkü Güneyin bazı bölgelerinde hayatları bile tehlikeye düşer. Federal h ü kü met. hakları n ı kullanmak istiyen karaderili ha lkı tam manasiyle koru­ madıkça. seçim hakkının her yerde kullanılabileceğ ini ummak bir hayal olur. Federal hükü met. G üneydeki teröre karşı yürütülen savaşı çok gevşek tutuyor; karaderili ha lkı koru mağa pek niyeti yok. Bazan. fevka lade önemli olaylar karşısında. hükü met. olay yerine federal askerleri gönderiyor. ama federal makamları n hiç m üdahele etmediği. vatandaşlara karşı terörün rahatça uyg ulanabildiği birkaç bölge vardır. G ü neyde. medeni haklar uğrunda savaşa n beyaz ve karaderili vata ndaşları öldüren, herkesçe bili­ nen katılleri. Ku-Kl ux-Klan'cı jüriler beraet ettiriyor. Federal h ü kü met d e ka nunun bu katillere uygulanmasını sağ lamak üzere hiç bir şey yapmadı. Bazıla rına göre. federal h ü kü met, bu katilleri mahkemeye verebilecek yetkilerden yoksundur. Bunu iddia eden ler ya fevka löde ca hildir. yahut da sadece sorumlu luktan kaçmak istiyorlar. Bunlara. federal hü kümeti n 1 871 yılında ka bul ettiğ i ve bugüne kadar yürürlü kte kalan bir kanunun şu maddesini hatırlata lı m : .. Herhangi bir eyalette. ayakla n ma. şiddet. kanunsuz ha reket. veya 920


komplo nedeniyle. bu eyaletin kanunla rı veya Birleşik Devletlerin ortak kanunları uygulana maz ise. veya uyg ulanması bu eyalet halkının bir kıs­ mini veya bir sınıfını Anayasanın öngördüğü ha kla rdan. fayda lardan. garantilerden. h imayeden ; bu hakları. faydaları. g a ra ntileri koruyan ka­ n unları n sağladığı ha kla rdan. faydalardan. gara ntilerden yoksun bıra ­ kacak kadar engellerirse ; b u eyaleti n yönetici makamları b u haklara sahip olanları korumaktan aciz olursa. veya bu hakları korumak istemezse. veya bu korumayı ihmal ederse ; bu gibi olaylar. bu eyaletin Amerika Birleşik Devletleri Anayasasının garanti a ltına aldığı kanu nlardan herke­ sin faydalanmasına engel oluyor anlamına gelecekti r; ayaklanma. şiddet. ka nunsuz hareketler. veya komplo nedeniyle. Amerikan ka nunları uygu­ I a na madığı veya b u kanunlara göre hareket eden adli makamların işleri i m ka nsızlaştağı veya zorlaştığ ı takdird e ; Birleşik Devletlerin polisine. ka ra ve deniz kuvvetlerine; veya bu kuvvetlerden sadece birine. veya fayda lı gördü9.J her hangi b i r yola başvurarak. bu ayaklanmaya. şiddete. kanun­ suz ha rekete son vermek üzere. gereken tedbirleri almak. Cumhurbaşkanı için kanuni bir imkan. ve bir ödev olacaktır.» Bu kan u n maddesinin bel i rttiği g i bi. G üneyde devamlı şekilde uygula­ nan teröre karşı. federal h ükümetin m üdaha lesi bir ka nuni temeli daya n ı r. Bunu anlamak istiyen anlar. Lüdahale etmiyorlarsa veya çok sınırlı bir şeki lde m üdahale ediyorlarse. Amerikada ı rkçılığa. ı rk ayırımına son ver­ mek istemeyişlerindendi r. Bu şartlar içinde. bütün halkımızın cesa ret ve inatla yürüttüğü savaş ancak. Johnson h ü kü metini - veya herhangi bi r h ükümeti - d u ru m u n gerektirdiği tedbirlere a l mağa zorlayabil ir. «Tokenism» eğilimini devam ettiren nedenlerin yok edilmesi ; medeni ha kla r u ğ runa yürütülen savaşın hızla ndırı l ması için gereken şartları özet­ liyelim : 1 . H ükümetin emperyal ist politikasına son veri l mesi ; bütün d ünyada barışın sağ lanması. 2. Aşırı sağcı politikaya son verilmesi ; aşırı g üçlerin faşizme gitmesinin önlenmesi. 3. Komünizm aleyhtarlığı mi krobunu etkisiz bırakara k. medeni hakları savunan bütün g üçlerin b i rliğini i lerletmek. 4. Federal h ükü meti. G üneyde özgü rl ü k uğruna savaşanları n hayatını korumağa ; bütün vatandaşların Anayasa haklarını gara nti a ltına a lmağa zorla mak. Bugünkü amaçlarla yarınki amaçlar

Burjuva demokratik hakları u ğ runa yürütülen savaşın başarıya ermesi. yüzde yüz garanti değildir; ama bu da. ilerici g ü çlerin d u rumu enine boyuna i ncelemeleri ne ; toplumun sosyalist temeller üzerinde yeniden düzenlenmesi için güdülecek a maçları tesbit etmelerine engel değildir. 921


Kom ü nistlerle sol güçler, kapitalist düzen içinde gerçekleştirilecek a maç­ ları tesbit etmekle yeti nmemelidir. Bununla beraber, sosya list d üzen içinde ancak gerçekleşebilecek amaçlarla ilgilenmek; böylece kapitalist d üzende yapılması gereken işleri ihmal etmek, büyük bir hata o l u r. Bugün gerçek­ leşebilecek amaçlar uğruna yü rütülen savaş içinde, ya rın g ünün meselesi olaca k işleri şimdiden tespit ve tayin etmek bir zorunluluktur; hem de kaçınılmaz bir zorunluluktur, çünkü karaderi li halkın ha reketi çoğu zaman pra g matik bir yol izledi. Kom ü nistlerle sol güçlerden, veyahut aşırı milli­ yetçi unsurlardon başka kimse, bu sorunlara esaslı bir şekilde yanaşmadı, kimse bütün bu sorunları birden çözebilecek yol u bulmağa ça lışmadı. Medeni ha kla r uğruna savaşan örgütler, «bir a n önce özg ü rl ü k», «1 966'da özgü rlüğümüzü veriniz» g i bi genel nitelikte şiarl a r ortaya atmakla yetin ­ d iler; bu şiarların gerçekleşmesi i ç i n gereken şartları ne tespit ettiler n e de tartıştılar. Çoğunlukla bu örgütler, «karaderil iler, kapitalist düzen içinde eşitliğe kavuşabili rler» kaziyesinden ha reket ettikleri için, hiç biri, bütün soru nl a rı içine alan bilimsel bir plan teklif etmiyor. Bu yazı yolu ile, bu sorunla rla ilgili bi r tartışma n ı n açılacağını u muyoruz. Her şeyden önce yürütülen savaşın bugünkü döneminde sağlanabilecek başa rıl a r sorununu ele almalıyız : kapitalist düzen şartları içinde karaderi­ li ler, eksiksiz bir özgü rl üğe, eksiksiz bir eşitliğe kavuşa bilirler m i ? Kom ü ­ nist olara k, b i z bu sorun u hayı r diye cevaplandırı rız. Kapitalist d üzen şartları içinde, işçi sınıfı, bütün sorunlarını çözemiyeceği g i bi, karaderili halk da eşitliğini, özg ürlüğ ünü elde edemez. Bunu söylemekle, sosyalizme kavuşmazdan önce de gerçekleşti ri lebile­ cek büyük son u çları n önemini küçümsemiş olmuyoruz. B u sonuçlar köklü olabilir, ı rkla r arasındaki eşitsizlikten doğan bütün sorunlara çözüm yolları hazırlayabilir. Hiç ş üphesiz, G üneyli ağalar siyasi bir güç olma ktan çıktığı ; en i lerici, en li beral g ü çlerin etkileri genel siyasi gelişmenin çerçevesi içinde kuwet­ lendiği g ün, ı rkçı lığın ve ırk ayırımının bütün ka nuni yapısı yıkılabilecek; Amerikada, hayatın bütün alanla rı nda, herkese eşit olana kla r sağ lana­ bilecektir. Ka mu hayatında karaderil ilerin temsilci sayısını a rttı rmak mümkün ola­ caktır. Böylece karaderililer siyasi a landa, sendikaları n ve diğer güçlerin yanıbaşında, i ktidara katılabileceklerd i r ; ırkçılığa son veren kan u nların çıkması nı sağlıyabileceklerdir. I ktidarın icra organla rına g irmeleri, bu kanunlara saygı gösteril mesi ni, bu kanunları n yerine geti rilmesini sağl ı ­ yacaktır. Böylece, i nsa n faa liyeti nin bütün alanları nda «Tokenisme»e son vermek mümkün olaca ktır. Siyasi, toplumsal ve iktisadi ala nlarda önemli adımlar atı labilecektir. Karaderililerle diğer azınlıklar, Amerikan halkını meydana getiren bütün diğer kesimlerin yara rlandığı burjuva demokratik haklarına kavuşabileceklerdir. Ama bu kadar önemli değ işiklikler elde edilse bile, karaderililer yine ta m manasiyle eşitliğe ve özg ü rlüğe kavuşamıyacaktır. Bu a maca varabil922


meleri için, toplumun sosyalist temeller üzerinde yeniden ku rul ması gere­ kiyor. Karaderi li halkı n dôvasını başarıya g ötürecek rejimin sosyalist reji m ol­ duğunu ispatlayan birçok neden vardır. Ama bu yazıda, biz birkaç noktayı i ncelemekle yeti niyoruz. Her şeyden önce, eşitli k ve özg ü rlük kavra m ı n ı n tarifi ni yapal ı m Bazı­ larına göre, b u kavram eşit hakların, eşit olanakları n kuru l ması demektir. H i ç ş üphesiz, bu a maçlara , toplu m umuzda köklü dönüşü mlerin gerçekleş­ mesiyle a ncak va rılabilir; bunlara vara bil mek, çok önem li bir başa rı sağ­ lamak demektir. Bununla beraber, üç yüzyı ldır süren bir sömü rme döne­ minden sonra, eşit hakların, .eşit olanakların verilmesi. özgü rlüğün ve eşit­ liğin gerçekleşmesi demek değildir. Bunun sonucu olara k, birçok a la nda, özel ted birlerin a lı nması gerekecektir. Bu meseleyi biraz daha açıklıya l ı m : özg ü rl ü k, a l ı nmış kararları savu nabilmek, demektir. Ozgü rl ü k verilmez. Insan ya hürdür, ya değ i ldir. Tavizlerde bulunan herhangi bir i ktidar. bağışladığını her zaman geri alabilir. Halkımın eskiden beri dediği gibi : �Veren Tanrı, geri alan da Tanrı ... Bu form ü l ü şöyle yorumlayobiliriz : Kara ­ derili leri eşitsizlik içinde yaşatan iktida r, devlet yapısının içinden çıka rı lıp, atı lmadı kça, elde edilen sonuçla rı daima yok edebilir. Bu gerçeği n açık b i r örneğ i G lineyde, Kalkınma döneminde, görülmüştür. Bu dönemde, Kuzeydeki sanayi kapitalistleri, yenilgiye uğ ratı lan Güneyli kölelik taraftar­ l a rına karşı d u rumları n ı kuvvetlendi rmek için, eski kölelerle bir ittifak k u r­ muşlard ı . Bu ittifak, karaderi lilerin siyasi hayata geniş ölçüde katılmala­ rıyla sonuçlandı. Bugün yürütülen savaşın a macı. bundan yüz yıl önceki duruma benziyen bir d u ru m sağlamaktır. Onümüzdeki döneme I ki nci Kal­ kınma adını verenler bile var. Ama bu yeni dönemi hazı rla rken, Birinci Kalkınma dönemi nden sonra, karaderil i lerin ihanete u ğ radıklarını u n ut­ mıya l ı m. Birinci Kalkınma döneminde karaderililerin elde ettiği haklar, Kuzeyli kapitalistlerin bir tavizinden başka bir şey değ ildi. Kuzeyli büyük sermayedarlar. barışın çıkarl a rına hizmet ettiğine. böylece Gü ney ekono­ misinde baş rolü oynıyabileceklerine karar verdikleri a nda, karaderili halk Ku-Kl ux-Kla n'a terk edildi. Sosyalizm v e iktisadi eşitlik

Ka lkınma döneminde sağ lanan tecrübeler bize şu gerçeği göstermiştir: Koraderili devri min süreli başa rılar elde edebilmesi için, sınıf dengesinde bir değişi klik gerekiyor. Sisyasi iktidar daima yetersiz kalıyor; ekonomik i ktidar elde tutul madıkça, siyasi egemenlık özünden daima yoksun kala­ bilir. Bugün Afrikalı milletler, bağımsız ve egemen bir hü kümetin yetersizliğ ini anlamağa başlamışla rdır. Kendi ekonomilerin i n kontrolünü ellerinde tut­ modı kça, ekonomik alanda kara r verme yeteneğine sahip olmadı kça, ger­ çekte özgü r ve bağımsız olamıyacakla rını öğreniyorlar. Bazı ü lkelerde 923


hükümet, kökü dışarda ' g üçleri n emirlerini yerine getiren b i r kukladan başka bir şey değ i l d i r. Kongodaki d u ru m bunun bir örneğidir. Belçikalı emperyalistler Kongonun bağımsızlığını tanıdılar, ama başlıca işletmele­ rin kontrolünü ellerinde tuttul a r. Bu işletmeler yolu ile, ve kukla Çombe h ü kü metine dayanara k, Katangayı elde tutabiidiler. Daha sonra da, diğer emperyalist devletlerle - özelli kle Amerika ile - işbirliği yapara k, bütün Kongo'da egemenl i kleri ni sürd ü rtebildiler. Kal kınma Döneminden çıka rılaca k i ki nci ders de şudur: Bu dönemde, özgürl üg e ye eşitliğe temel teşkil edebilecek hiç bir ekonomik temel yara­ tılmadı. Her kömle için «kırk dönümle bir katır» şiarı ile dile getirilen temel ekonomik istek, gerçekleşmedi. Azat edilen köleler, d u ru ml a rını sağ­ lamlaştıraca k her türlü ekono m i k a raçlardan yoksun bırakıldı. Bugün I kinci Kalkınma Dönemine girmek üzere i ken, geçmişteki tecrübe­ leri göz önünde tutmak, eskiden işlenen hata lard a n kaçınmak zorundayız. Karaderili ha reketi, yüzyıllar boyunca, karaderili halkı boyunduruk altında tutan g ü çleri yıkacak kadar g üçlüd ü r. Yukarıda belirttığımız gibi, halkın bütün kesi mlerini temsil edecek bir h ü kü mete kavuşabilmek için, G üneyli ağaları devletin iç yapısından atmak bir zorunluluktur. Ama iş bununla bitmiyecek, g ü nkü G ü neyli ağaların a rkasında daha d a büyük bir kuwet gizleniyor : Bütün ü l kede olduğu g ibi, çağdaş G üney'de de ekonomimizi ellerinde tutan, yöneten büyük tekeller. Tekelci sermayenin, ve a rkasından, bütün kapitalist sınıfın g ücünü yıktığı mız gün, Kararderililer sorun u na süreli bir çözüm yolu sağlıyabilecek şartlar yaratıl m ı ş olacaktır. Kapitalist dönemde elde edilebilen sonuçla rı n devam ı için, başlıca şart sosya l izmin kurulmasıdır. Sosyalizm, karaderililere i ktidarın bütün kesim­ lerine, üretim a raçla rın ı n mül kiyeti ne katı lma olanaklarını sağl ıyacaktır. O l kenin servet ve kayna kla rı ndan karaderi lilere d üşen pay, sayı l a rı na ve emeklerine uyg u n olduğu gün a ncak, eksiksiz bir eşitli k elde edilebile­ cektir. Çünkü ü ç yüzyıl süren eşitsizlik, en çok bu alanda etkilerini göster­ miştir. Bunun nedeni açı ktı r : Karaderilileri beyazların boyunduru ğ u a ltında tut­ makla, tek bir amaç güdülüyordu : Kapitalist sınıfına fevkalôde büyük kôrl a r sağ lamak. Oçyüz yıl boyunca ilk önce köleli k, sonra yarı - köleli k şartları içi nde yaşayan karaderililer, emekleriyle milyarl ı k servetler yarat­ tııar; Amerikada büyük sermayenin gelişmesini sağlıyan, işte bu milya r­ lardı r. Hiç şüphesiz, Ameri kan işçi sı nıfı da emeğinin ürünlerinden yoksun b ı ra ­ kıldı. Ama karaderilelere gelince, sömü rülen bütün bir ha l ktır. Köleliğin ve ı rk ayirı m ı nı n sonucu ola ra k, ü l kenin i ktisadi kuru mları nda hiç bir temsil ­ cisi bulu nmayan t e k azı n l ı k, karaderili halktır. Karaderililer t e k b i r e n ­ d üstriye s a h i p değil ler, t e k bir endüstriyi kontrolleri a ltında tutmuyorlar. Birkaç dağıtım sektöründe, bazı önemsiz ü retim alanlarında, karaderili birkaç ufak kapitalist var. Ama bunları n va rlığı, yönetici sınıfları n höşgö­ rürlüğüne bağlıdı r. 924


Amerikanın kurulmasına katı l mış olan b ütün cemaatler, i ktisadımızın ş u veya bu kolu nd a b ü y ü k hisselere s a h i p olmuştur. Hiç şü phesiz, bu cemaat­ l a rdaki emekçiler de söm ü rü l müştür ve sömürül mektedi r. Ama bu sömü­ rülme, karaderililere uygulanan şartlar kadar korkunç değildir. Bu «beyaz ekonomik duva r»ın va rl ı ğ ı nı gören b i rçok ka raderili, eşitliğe varmanın tek yolunu, Amerikada n ayrı l ma kta ; kendi hükümetlerini, kendi ü l kelerini kurmakta gördüler. Hiç şüphesiz, bu, bir çözüm yolu değildir. Karşılaştığımız soru n çetindir, ama bu sorun, bu ü l kede, diğer g ü çlerle işbirliği yapa ra k, çözülebilir. Bu sorun, sosyalist bir toplum çerçevesi içinde çözülebil i r. Bugün a rtık, iş işten geçmiştir. Karaderili kapitalistler, kapitalist ekonominin b i r parçaşı haline gelemezler. Çünkü kapitalizmin son dönemine ya klaşıyoruz. Sosyalizmin doğduğu dönemdeyiz. Serbest rekabete dayanan kapitalizm dönemi çoktan kapa ndı. Bugünkü kapita­ l izm, bütün mül kiyetin , bütün kontrolün birkaç kişinin elinde topl a ndığı, tekel ci b i r kapitalizmdir. I ktisad ı n bu .. krallar�ı, üçyüz yıl boyunca kara­ derili halkın sırtından toplanan bu milyarl a rı geri vermeğe hiç razı olur­ lar mı? Zaman zaman, kitlelerin baskısı altında, bu milyarderler, i ş e alma usul­ lerinde, emekçilerin terfii meselesinde, bazı tavizlerde bulunuyorlar. Hattö şu veya bu firmanın başına bir karaderi li müdür bile getiriyorlar. Ama hiç bir zaman karaderilileri, beyazlarla eşit tutmazlar, onlara eşit bi r oy ha kkı, eşit bir otorite, önemli bir hisse, i ktisadi meka nizma n ı n başında bir ypne­ ticil i k vermezler. Bu da kapita lizmin özünden, niteliğinden i leri geliyor. Bu kapitalistler sınıfı, bugünkü kontrolü kaybettiği ; yeni bir sınıf - işçi sınıfı - egemenliği ele aldığı zaman anca k, bu d u ru m değişecektir. Çünkü işçi sınıfı iktidarı eline aldığı gün, bütün temel işletmeleri millileştirecektir, bunları bütün halkı n malı haline getirecektir. Bu şa rtla r içinde a ncak, koroderililer ü l kenin i ktisodında bir hisseye sa hip olabilecekler; bu şartl a r içinde a ncak devlet ya pısının içinde büyük bir güç haline geleceklerd i r ; o zaman a ncak, başka larının iyiniyetine, keyfine bağlı olmıyan gerçek bir özg ü rlüğe, gerçek bir eşitliğe kavuşacak­ lardı r. Sosyalist bir Amerika çerçevesi içinde a ncak, koroderililer gerçek­ ten özg ü rlüğe erişeceklerdir. Bu çerçeve içinde a nca k «bir on önce özgür­ lük.. şiarı gerçekleşebilecektir.

925


AV R U P A K A P I T A L I Z M I N D E Y E N I E ö l L l M l E R

Avrupa kapitalizminde ekonomik eğilimler

Maurice Dobb

Yozıma başlarken, Batı Avrupada ve Kuzey Amerikada I kinci Dünya Savaşı yılları içinde, ka pita lizmde beli rmeğe başlayan ve bugüne kadar devam eden başlıca özellikleri gözden geçirmemiz, her halde faydalı ola­ caktır. Ele a lacağı m nokta l a r, bundan önce d e tartışma konusu olduğu için, yapacağ ı m tekra rın ortaya yeni unsurlar çıkaracağını iddıa etmi­ yorum. Sadece çeşitli noktalar daha kuvvetle belirtilmiş olaca ktır. Bununla beraber, aşağıdaki özetin, bazı önemli sorunlara di kkatı çekeceği için, faydalı olabi leceği n i sanıyorum. C)zerinde duro cağımız birinci nokta şudur: Görüldüğ ü g i bi, sermayen i n ve i ktisadi g ücün birkaç elde toplan ması eğilimi, fevka lôde a rtmıştır. Bunun ya nı nda, i ktisadi hayatta tekelci usul ler, tekelci egemenlik de çok a rtmıştır. Bug ü n artık burjuva ekonomistleri n i n eserlerinde göklere ç ı kartı­ lan «serbest rekabet» efsanesi, hôlô insanlara tesir etmekle beraber, etkisi gitti kçe azalan, bir ideolojik «tatlı dönem» diye anılan 1 9ncu yüzyılın orta­ larından a rtokalmış bir sol u k hayal h a line geldi. Bilindiği gibi, i kinci Dü nya Savaşından biraz önce, Amerikan Senatosuno bağlı, ekonomik g ücün belirli ellerde topla nma eğilimini inceliyen bir Muva kkat Tahkikat Komisyonu kurul muştu. Bu komisyonun soruşturmaları birkaç önemli ger­ çek meydana çıkarmıştı : Ozellikle, 200 dev şirketin, ima lôt endüstrisindeki üretim değeri nin % 2S'ini kontrol ettiğ i n i öğrenmiştik. Ikinci Dünya Sava­ şından sonra (1 946) verilen buna benzer bir i statistiklerden a nlaşıldığı g ibi, Amerikan i ma lat endüstrisinde, «emlak, işletme ve donatım»ın ya rısı, 1 1 3 büyük ima lat şirketinin elinde bulunuyordu. Bu tarihten sonraki yıl926


larda, durumu inceliye n buna benzer yeni araştırmaları n ya pılıp yapıl­ madığını bilm iyoru m . Ama herhalde, Batı Avrupa ü l kelerinde ya pılmadı. Ingilterede Tekelleri inceleme Komisyonu çalışmalarını pek yavaş yürüttü, Tahkikat Mahkemesi ise ça lışma larında, durumun genel b i r özetini çizemi­ yecek kadar taraftutuyordu. Her halde, son on onbeş yıldır sayıl a rı fev­ ka ıade artan (ve ekseriya Amerikan sermayesine bağlı olan i şletme birleş­ mesi, büyük firmanın küçük firmaları yutmasına bakılırsa, ekonomik haya­ tın belirli eııerde ' toplanma eğiliminin son yirmi yıl içinde çok a rttığ ı n ı a n lıyoruz. Böylece, iktisadi politikada tekelci eğilimler çok a rtmış olacaktır. Bu eğilim paza r bulma savaşında, rekla m için h a rcanan korkunç para m i ktarında, ve fiatların seviyesinde, belli oluyor.) Ama bu gelişmenin, bugün li beral ve sosya l-demokrat çevrelerinde, 1 930-1 940 dönemine oranla da ha az lafı geçen, ama üzerinde önemle duru l ması gereken bir başka yönü vard ı r : Bu da, iktisadi g ücün birkaç elde toplanması eğilimi­ n in, demokrasi için teşkil ettiği büyük tehliked i r : bu eğ ilim, siyasi demok­ rasi iddıala rını gülünç bir komedi hal ine getirecek kadar, genişlemesidir. I kinci özeııiğe geçel i m : bu özellik, özel tekellerin genişlemesine ve eko­ nomist g ücün belirli ellerde toplanmasına pa ralel olara k, devletin eko­ nomide oynadığı ro lün ve faa liyetin a rtışıdı r. Bazı ü l kelerde - ve özellikle Amerikada - bu özelliğin, kısmen, soğ u k h a rp döneminde askeri pasraf­ l a rı n a rtımış olması ndan, ve askeri üreti min ekonomi de gittikçe daha büyük yer tutmasından ileri geldiği söylenmiştir. Ama bu özelliğin daha başka nedenleri vardır. 1962 yılında profesör Pesenti ve Profesör Vitello «ıtalyan kapita lizmi ndeki eğ ilimler» adlı raporları nda, «ıtalyada, Devlet Kapita lizminin g ünden güne a rtan önemi, yeni niteliği, ve çağdaş i ktisadi hayatta başlıca u nsurlard a n biri haline gelişi»nden bahsetmekte ; «Avru­ panın diğer ka pita list ü l kelere oranla, ıtalya, devletin, end üstride en büyük paya sahip olduğu ü l ke olmağa başlamıştı r» demekteydi ler (s. 79-80). Ingi liz ekonomisinde, devlet sektörü (ya ni millileşti rilmiş sektör), bütün ü'retimin a nca k beşte birini soğlıyor; ama devlet, bütün masrafta, özel­ likle yatırı m l a rda, çok büyük bir yer tutmaktad ı r (bazı yıllarda, bölgesel ve merkez organl a rının faaliyetleri hesaba katıl ı rsa, bu tutar, yatırı mları n % 40-50 ine yü kseliyor). Fransada millileştiri lmiş sektörün, sabit sermaye ola ra k, bütün yatırı mları n beşte birini tutuyor; Devlet 500 büyük sanayi ve tica ret şirketinde hisse sahibidir. 1 955-1960 yıllarında, «Batı ü l kelerinin çoğunda, milli gelirin üçte biri ka mu sektörü ka nalından geçiyor, h ü küme­ tin mala ve kam u hizmetlerine ayırdığı para, kamu işletmelerine ayrılan yatı rı mla rla beraber, gayri-safi milli ü retimin % 1 5 25 ini yutuyor.» Tekelci devlet kapita lizmi deyimi, bu yüzden, Ikinci Dünya Savaşından sonraki dönemde, Batı Avrupanın durumunu çok g üzel açıklamaktad ı r. Ama bu deyimi kullan ı rken, çok basitleşti rilmiş ve eskiden çok yayğ ı n olan bir a n layıştan kaçınmak zorundayız. -

'

927


Iktisadi g ucun g ünden güne daha az elde topla nması ve bu toplan­ manın siyasi teh l i kesi hakkinda yukarıda söyled iklerimiz, bu yen i geliş­ melerin bir yönünü belirtiyo r : Amerikalıların «Big busi ness» dedi kleri tip­ ten, geniş tekelci teşki latları n, devlet üzerindeki haki miyeti, g ünden güne a rtmaktadır. Ama tekelci örgütlerle Devlet a rası ndaki «birleşme»ler, «karşı­ I ı kll-ka rışma»lar, çoğu zaman, tek taraflı ve mihaniki bir şeki lde anlaşılı­ yordu. Hiç şüphesiz, bu süreç, sadece bir «boyunduruğa g i rme», b i r «uyruk­ luk» meselesi değildir. Şu noktayı da u nutmıya lı m : Devlet cihazının daha geniş bir i ktisadi faa l iyet yürütmesi, ekono m i k d u ru mu (kısmen) bağı msız ve olumlu şekilde etkiliyor; bu etkiler, tekelcilerin çı ka rla rına hizmet et­ mekle beraber, tekelcilerin politikasını kantrol altında tuta bilir, ona gem vura b i l i r ; baza n da, büyük şirketlerin reka betinden doğan a na rşiye b i r dereceye kadar set çeken, genel durumdaki çelişmeleri b i r k a t d a h a kes­ kinleştirebilecek etkilerdir. Bu etkilerin, genişliği ve doğurduğu sonuçla r, çok tabii olara k, belirli b i r ülkede, belirli bir dönemde, sınıf g üçleri n i n dengesine, politik faa liyet duru m u na, v e özellikle işçi sınıfı n ı n v e bütün halkın yürüttüğü siyasi faa liyetin aldığı konkre şekillere bağlıdır. (Yuka­ rıda adı geçen Pesenti-Vitello raporu, bu noktan ı n üzerinde isra r etmek­ tedir.) Bu gerçeği i n kô r etmek; bu etkenlere bağl ı ol mayan b i r gelişme olabileceğ i n i farzetmek, meseleyi fazla basitleştirmek, bunu miha ni ki bir süreç sa nmak demektir. Oçüncü özelliğe gelince : Hiç şü phesiz, iki savaş a rasındaki döneme, hatta 1 9 1 4 önceki döneme o ranla, Batı Avrupa ülkelerinde, sermaye biri ­ k i m i ç o k hızlı bir tempo i l e artmıştır, e konomik gelişmedeki artış oranı d a oldukça yükselmiştir. (örneğin, milli gelirdeki veya gayrısafi milli üretim ­ deki yıllık a rtış temposu ile ölçülürse). Bu meseleyi d a h a ileride tekrar ele a lacağız. Dördüncü noktaya geçeli m : Bu özelliğe, bir zamanlar, «ekonomik dev­ ren i n bozulması» adını veriyorl a rdı, Maalesef, bu tarife, çok ya nıltıcı a n ­ lamlar verilmiştir. 1 920-1930 yılları nda iktisadi faaliyette d u rgunluklar, düşüşler olduğu halde, i kinci Dünya Savaşı ndan bu yana, bu d u rgunluklar, bu düşüşler çok ça buk durduru l muştu r. Harpten öncesine oranla, iktisadi buhra n dönem leri çok kısa sürmüştür. 1 948-1960 yı lları a rası nda, Batı Avrupa ü l kelerinde, gayri-safi milli ü retim tutarı «gerileme dönemleri»nde, en çok % 1 kadar düşmüştü r. Ya lnız Belçikada ve ısviçrede bu düşüş ora n ı % l 'i geçmiştir. Oysa, iki dünya savaşı a rası ndaki dönemde, bu düşüş o ra n ı birkaç defa % 1 0'u ; Fransoda ve Alma nyada % l S'i bile geçti. (Tabii, Amerikada, 1 929-1931 yıllarındaki buhra n döneminde, bu düşüş % 30'u bulmuştu.) Neticede, Iki nci Dünya Savaşından sonraki «gerile­ me»lerin süresi 1 2 ayı pek ender geçmiştir. Oysa, devam l ı gelişme dönem­ leri kolayca 3-4 yılı bulmaktad ı r. Bu dönem içinde, yüksek konjonktür yılları ve çok büyük ekonomik faaliyet dönemleri çoktur. Bu d u ru m u n sonucu olara k, işsizlik oldukça a z görülmüştür. Batı Almanyada v e ıtalyada 928


bazı özel etkenler, emek g ücü fazlalığına ve hafif bir işsizliğe sebep olmuştur. Buna karşılık, I n g ilterede, bundan öneceki dönemlere oranla, iş bulma oranı fevka lôde yüksek olmuştur. Işsizlik oran ı çoğu zaman % 2'yi bile bulma mıştır. Hattô zaman zaman, bu ora n % 1 'e bile i n miştir. Yine bu duruma para lel olarak, bu dönemde, fiatlarda genellikle yükseliş kısa süreli bazı istisnalar o lmakla beraber enflasyonist eğilimler görül­ m üştür. Iki d ü nya savaşı arasındaki deflasyonist buhranlara karşılık, bu son dönemdeki bütün iktisadi buhranlar «enflasyonis\>, buhranlardır. Beşinci noktaya geçeli m : I kinci Dünya Savaşından sonraki dönem, tek­ n i k değ işiklikler a l a n ı nda çok büyük bir dönüm noktası teşkil ediyor. Tekn ik buluş ve yen ilikler yüzde yüz veya kısmen uygulanan otomasyonla beraber hiç bir dönemde bu kadar büyük yer tutmamıştır. (ka naatım a göre, çağ ı m ıza «tekn i k devri .. dedirtebilecek kadar) . Belki de bu devri, iki dünya savaşı a rasındaki dönemden, yani üreti mdeki artışın fevkalade h ızlı olduğu yıllardan, ve Amerikadada, i ktisa�çıların ..teknikten doğan işsizlik.. tehlikesi lafını etmeğe başladıkları 1 920-1925 yıııarından başlatmak d a ha doğru olur. Ikinci Dünya Savaşından sonra Batı Avrupa ü l kelerinde mey­ dana gelen d u rum, hiç şüphesiz bu eğ ilimin bir devamı, belki de keskin­ leşmiş bir deva mıdır. Son noktaya gelince : Daha sonra da belirtileceği gibi, sayaca ğ ımız nedenler yüzünden, işçi sınıfın ı n toplumsal ilişkiler sistemindeki durumu, bu dönem içinde genel likle kuvvetlenmiştir. Bu duru m u yansıtan bir olay da, bazı ülkelerde zaman zaman görülen istisnalara rağ men, ücretlilerin satın olma yeneteneğ inin oldukça yükselmesidir. Bu yükseliş, iş bulma olanakları n ı n a rtışına de bağlıdır. Şimdi yükarıda saydığımız noktaları sayılarla beli rtelim. Evvela, sermaye birikiminin a rtışını ele a la lı m. Bir yı l önce yayınlanan bir inceleme (<<Batıda ekonomik Gelişme , Angus Maddison, londra ve New-York, 1 964) de, şöyle deni lmekted ir: «1 950-1960 yıllarında bütün Batı Avrupa ülkelerin­ deki yatırım oranlarına ba kılınca, bunda n daha önce hiç bir dönemde bu kadar yüksek bir yatırım ora n ı na varı l madığını görüyoruz. Bugün normal olon yatırım nispetleri, bundan önce, sadece en yüksek konjonktür dönem­ leri nde görü lebiliyordu. Ostelik, 1 950-1960 yılları arasında, yatırı m n ispeti hemen hemen her ülkede yükselmiştir.» Yazarın belirttiğ i gibi : «1 950-1960 yıllarında görülen yatırım oranının artışı ile, ekono mik gelişmesin hızlanışı a rasındaki bağlar çok beli rlidir... ..

Bu eserden a l ınmış aşağıdaki cetvelde, yirmi nci yüzyıl ı n ü ç ayrı döne­ minde gayri-safi milli üretime oranla gayrisafi yatırım oranları veril­ mektedir.

61

929


CETVEL i Gayri-safi mil/i üretimle gayri-safi yatmm oranı (bug ünkü fiat/ara

g öre)

verilen yılların ortalaması:

1 900-1 9 1 3 Ingiltere ıtalya

1 9 1 4-1 949

1 950-1960

7.7

7.6

1 5.4

1 5.4

1 3.5

20.8

1 4.3 (1 925-937)

24.0

Almanya

1 9. 1

Fransa Norveç

1 2.7

15.4 (191 4-938)

26..4

Isveç

1 2.3

1 5.5

2 1 .3

Yine aynı eserden (s. 28) alınmış 2 numaralı cetvel, birinci dünya sava­ şından önceki 40 yıl içinde gerçekleşen yıllık gelişme a rtışları ora nla. bu son on yıl içinde gerçekleşen yıllık artış ora n la rı vermektedi r : CETVEL i i

Genel gelişmede ortalama ydlık artış oranla"

Ingiltere

1 870-1 913

1 950-1960

2.2

2.6

Fransa

1 .6

4.4

Belçika

2.7

2.9

Almanya

2.9

7.6

ıtalya

1 .4

5.9

Ho lfan da

2.2 (1 900-1 9 1 3)

4.9

Danımarka

3.2

3.3

No rve ç

2.2

3.5

Isveç

3.0

3.3

(Amerikaya gelince, 1 870-1913 dönemi içindeki a rtış ora n ı daha yüksekti: 4.3'. Oysa 1 950- 1 960 dönemi içinde bu oran 3.2 idi.) işsizlik meselesine geçel i m : 1 950-1960 dönemi boyu nca, Fra nsada, Hol­ landa, Norveçte, Isveçte, Ingilterede, işsizlik ora n ı çoğunlukla % 2.5 u bul­ ma mıştır. Batı Almanyada ise, 1 950-1960 döneminde, orta lama ora n daha yüksekti : % 4.1 . (bildiğimiz özel nedenleri n etkisiyle, tabii.) Ama 1 960'0 930


doğru, bu ora n ı n % 2'ye düştüğ ü n ü görüyoruz. Buna karşılık, ıtalyada, bu ora n % 8'e kadar yüksel mişti. Belçikada, Danimarkada, orta lama ora n daima % 4 veya % 5 idi. Bütün bu dönem boyunca, Kuzey Amerika ü l ke­ lerinde, işsizl i k ora n ı Batı Avrupa ülkelerindeki orta lamadan daha yüksek olmuştu r, ve yükselmeğe yüz tutmuştur. Birleşmiş M iııetlerin Avrupa ile ilgili komisyonu, 1 950-1960 yıııarı a ra ­ sında ima lôt v e yapı endüstrilerinde ü retimin gelişme oranla rı n ı vermek­ tedir («1950 yılları nda Avrupadaki iktisadi g elişmenin bazı etkenleri .. Ce­ nevre 1 964). CETVEL i i i Ima/ôt v e yapı endüstri/erinde 1 949-1 959 yıllan arasında yıllık üretim artışı

ingiltere

2.2

Fransa

4.3

Belçika

3.3

Alm a n ya

6.0

ıtalya

7.4

Hollanda

4.3

Danımarka

2.1

Norveç

2.8

i sveç

3.7 (yalnız imalat)

Avusturya

4.0

Bu sayılordon a nlaşıldığı g i bi, teknik yeniliklerin etkileri, düzenli bir çizgi izlememektedir. Oretimdeki büyük a rtışlar, çalışan emekçi sayısı ve genel ü retim arasında i lişkiler olmakla beraber, bu i lişkiler bütün ülkelerde görül memektedir (örneğin, bu dönemde, Fransado, ça lışan emekçi sayısı yavaş artmakla beraber, ü retimdeki artış ora n ı çok hızlıydı). öte yandan, ü retimdeki a rtış ora n ı ile yatırı m ora n l a rı a rasında (bu yatırım oranları gayri-safi yatırımlara ayrılan gayri-safi gelir oranlarıyle ölçülmüştür) ki i lişki, daha belirsizdi . Bu alanda tek istisna, Norveç olmuştur : bu ü l kede yatırım ora n ı çok yüksek ; gelişme ora n ı ise çok d üşüktü. (Yatın l a n ser­ maye ile ü reti m i arası ndaki ora n çok yüksek görülmekteydi.) I kinci Dünya Savaşından sonraki dönemde görülen bu olayları n neden­ lerin i açıkla m a k meselesine geli nce, buradaki tarihfel n edenler oldukça karışık ve çok yönlüdür. Bir yandan, askeri masrafları, askeri ihtiyaçları ; yatırım tutarı n ı n, böylece de i ktisadi gelişmen i n de artmasına sebep olon tekn i k icat ve yenilikleri de hesaba katmamız gerekiyor. Bazılarına göre, 6 1'

931


devletin g ünden güne daha büyü k b i r rol oyn a ması özellikle yen i .. Key­ nes'ci teknikleri»ni kullanması. ekonomik gidişatta. 1 930 yıllarıyla m uka­ yese edi lince. gör�len büyük değişikliklerin bir etkeni olmuştur. Bazıl a rına göre ise. bu cografi bölgede Avrupa Ortak Paza rı n ı n kuru l ması. tica rette. üretimde ve yatı rı mda görülen büyük a rtış ı n başlıca nedenidir. Bütün bu etkenlerin yükarıda inceled iğimiz olayl a rda az çok rol oynad ı ­ ğ ı n ı i n kô r etmek istemiyorum . özellikle iktisadi faaliyet. yatırım. geliş­ menin yüksek düzeyi (etki ora n l a rı bu sıraya göre azalara k). üzerinde büyük etkileri olmuştur. Ama ka naatı ma göre. bu etkenler. tek başları na (veya bir a rada). M a rksistleri tatmin edecek bir tarihsel açıklama teşkil edemez. Bugünkü dönemde. kapitalist toplumun i ktisadi ve toplu msal temelinde. başka bir deyimle. bir tarihsel ü retim sistemi olara k. kapitalizmin temel iskeletini teşkil eden toplumsal-ekonomik ilişkilerde meydana gelen büyük değiş­ meleri izah etmek için. daha başkq nedenler a ramalıyız. Bu nokta ile ilgili olara k. şunu belirtmeliyiz : Yukarıda da söylediğim gibi. toplu msal i liş­ kiler sisteminde. işçi sınıfının d u ru m u oldu kça kuvvetlenmiştir. Bununla beraber. bu değ işikliğe. sadece istatistik yönünden. yaşam a seviyesinde bir yüksel me ola ra k değil ; politikada. sendika hareketi nde bir baskı. etki ve potansyel etki meselesi olara k bakmalıyı z ; öte yandan. bu mesele . ..sos­ ya lizmin bir dünya sistemi haline gel mesi .. diye ta n ı mlanan yeni yeni şa rtla r çerçevesi içinde i ncelenmelidir. Hatırladığınız g ibi. SBKP-nin XX-nd Kongresindeki tarihsel bildiriye göre. «çağ ı m ız ı n başlıca özell iğ i». «sosyalizmin bir tek ülkenin sınırl a rı n ı aşması v e b i r d ü nya sistemi h a l i n e gel mesi»dir. B u n d a n başka. bu bildiri «emperyalist ve sömürgeci sisteminde oluşan çözülme..n i n «ikinci dünya savaşından sonra. tarihsel bir dönüm noktası teşkil eden bir gelişme.. ol­ duğunu söylüyordu. 1 960 Moskova Konferansı n ı n Bildirisi ise şöyle diyord u : «ÇağımlZln başlıca özelliği, dünya sosyalist sisteminin, toplumun geliş­ mesinde en önemli etken haline gelmesi . . . ve bugün toplumun tarihsel gelişmesinin başlıca özünü, başlıca eğilimini. başlıca niteliğini tdyin ve tesbit etmesidir. Iki nci Dünya Savaşından hemen sonra dünya güçleri dengesinde meyda na gelen bu değ işiklikleri n. (hiç değilse birkaç kapita­ l ist ülkede) kapitalizmin iç işlenişine. ve özellikle, sınıf g üçleri dengesine büyük bir etki yapmamış olması, bir itici güç rolünü oynamamış olması, düşünülemez. Bu noktayı i n celedikçe. bu itici gücün bütü n dünya şa rt­ l a rı n a etki yaparak. çok çeşitli ş ekiller alara k. çok çeşitli sonuçlar doğ u r­ duğunu anlarız ; işçi sınıfı ve sendika hareketlerinde a rtan kararl ı l ı k ve güven. bu sonuçlardan biridir. Eskisine ora nla bugün. varl ı kl ı sınıf - bir bütün olarak - büyük çapta işsizl ikten daha fazla korkma kta. işsizliğin siyasi sonuçlarında varola n tehlike ihtimallerinden daha çok çekinmekte­ dirier. Bu sınıf. birçok ülkede. 1 930 yıll a rı ndaki iktisadi buhrandan o kadar ..

932


korkmuşdar ki, kapitalist yapının bu çapta ikinci bir buhrana dayanamı­ yacağına kanaat getirmiştir, bunu gösteren belirtiler çoktur. Akl ı mızda tutaca ğ ı m ız i kinci nokta da şudur: tekellerin gelişmesi ve kuv­ vetlenmesi, bir bakıma, i ktisadı yönetimin daha çok merkezleştiğini göster­ diği gibi, bir bakıma da, sistemdeki çelişmelerin fevka lade keskinleştiği anlamına geliyor. «Tekelci rekabeh. ; i ktisadi g ruplar, kesi mler a rasında çatışma adı verilen bu çel işmeler. bütün meka nizmanın dengesine olağa­ n üstü zara rl a r vermektedi r. Bugün işverenler, sendikaların direnişiyle. g revlerle vb tedbirlerle karşı laşma pahasına kollektif şekilde veya tekIa­ şına ücretlerde büyük çapta indirimler yapmağa kolay kolay ka lkışamaz­ lar; onlar bugün sendikaları memnun ederek, rahat iş görmeyi tercih ediyorlar; hele yüksek ücret verdikleri halde, tekelci egemenl iklerinden yararlanarak. malları n ı pazarda daha yüksek Hatlara satabiliyorlarsa. (Hiç şüphesiz. bu da, eski kurtl a rı n kuzulaştığı. cönge kanununu uygula­ maktan vazgeçtikleri anlamına gelmiyor.) Bu yönetici sınıf. geleneksel sal­ d ı rıcı ve zorba metotlarını rahatça yürütebileceğ ini anladığı, bunu yapa­ cak g ücü kendinde bulduğu gün, eski usullerine futursuzca başvuracaktır. Son yıllarda görülen diğer bir olay da, çağı m ızın başlıca özelliğine, yani «iki sistem a rasındaki rekabet»e açıkca bağlı olan. kapitalist dünyada görülen «iktisadi gelişme» kaygusudur. Bu kaygu, kapitalist işverenin, büyük tekelci-tröstü n, konzem'i n «yaratıcı roı.. ünü ; "dina mizm» i göklere çı ka ra n b i r ideoloji hal ine gelmiştir. Bruno Trentin, bundan önceki bir top­ lantıda, bu «neo-kapitalizm» ideolojisini i nceledi. Bu konu üzerinde çok şey yazıldığı için (Gramaci Enstitüsünün 1 962 konfera nsında okunan rapor­ lardan başka. Theodor Prager'in Wirtschaftswunder - ader keines?» adlı eserini kastediyorum), bu nokta nın üzerinde daha fazla durmama l üzum yoktur. ..

Işçi sınıfının ekonomik cephedeki gücüne gelince : Bu g üç, kısmen iş­ bulma sorununa bağlıdır; daha önce belirttiğimiz gibi, bu a landaki duru m çeşitli ü l kelere göre değişmektedir. ıtalyada, Alma nyada ( 1 960 a kadar), Danimarkada. Belçikada, ve tabii, Amerikada, işsizlik düzeylerıeri oldukça yükse k ; 1 920-1930 yıllarındaki ortalama d üzeyi kadar yüksek ol­ muştur. Hattô bazan onu da geçmiştir. Buna ka rşılık, ingilterede, Fran­ sada, Hollandada. Norveçte. Isveçte, çok düşük işsizlik ora nları görü lm üş­ tür. Bu oranlar, 1 920-1930 yılla rı ndaki oranla rdan da düşüktü. (Ha ttô Ingilterede bu oranların çok altı ndaydı.) Bütün bu ülkelerde, işsizlik oranı, 1 930-1940 yıllarına oranla, oldukça düşüktü ; genelli kle, Amerikadaki ora n ı bulma mıştır. işsizl i k oranının d ü ş ü k olduğu ülkelerde, kapitalizm, gele­ neksel silôhından - ya ni endüstride bir yedek emekçi ordusundan - yarar­ lana madı. Oysa bu yedek g üçlerden, ücretleri a rttı rma m a k, veya - a rtık­ değe re tecavüz ettiği hallerde - indirmek için faydalanıyordu. ıtalya, Alma nya g i bi, emekçi sayısın ı n iş mikta rı n ı aştığı ülkelerde bile, sendika ­ lar, ücret seviyesini korumayacak, hattô yü kseltemiyecek kadara kuvvet933


l idi ler. Emekçilere talep yüksek olduğu. yahut da yükselmekte olduğu zaman da öyle. Kanaatıma göre. Batı Avrupada. kapitalizmin rostladığı i ktisadi g üçlükleri n daha çok enflasyonla. enflasyonist buhra nlarla ilgili o lması. (oysa I kinci Dünya Savaşı ndan önce. bu g üçlükler deflasyonist eğilimler. bu hronlarla ilgiliydi) nedeni. emek piyasasında görülen bu yen i şartlardır. A m a bu nedenleri n yanı nda. devlet kapitalizminde görülen büyük gelişme. ekonomik etkilerin i n a rtışı. g üttüğü spesifik a maçlar. çağ ­ daş d ü nyan ı n iki sistemi a rası ndaki rekabetin en geniş şekillerine. hattô bütün şekillerine bağ l ı d ı r. En son yı llarda görülen eğilimler konusunda ne denilebilir? Bu eğilim­ Iere bakarsak. 1 960-1970 yıllarında şimdiye kadar i ncelediğimiz dönem­ den oldukça farklı özellikler. bambaşka bir gelişme tipi görülecek mi aca ba? End üstrideki gelişmeyi ele alal ı m : Batı Avrupa ülkelerinde genel­ li kle. 1 950-1 960 döneminde görülen sanayi a rtışı 1 960 dan sonra deva m etmiştir. (Bazi ülkelerde 1 961 yılı nda faa l iyetin azalmasına rağ men.) Bir­ kaç ü lkede de. gelişme temposu biraz yavaşlamışt ı r. öte yandan. son yıllarda. iş piyasasında. işçi yetersizl iği gitti kçe a rtmıştı r ; işsizlik. özellikle Batı Alma nya (bu ülkede ora n % l 'i bile bulmuyor) ; ıtalya. Avrusturya. Belçika g i bi ora n ı n daha önce oldukça yüksek olduğu ülkelerde bile. işsizlik ora n ı çok düşmüştür. Bununla beraber. 1 963 de. i ma lôt endüstri­ sinde. iş bulma olanakl a rı biraz azalmıştır. Birleşmiş Milletlerin Avrupa ile ilgili iktisadi komisyon u n u n 1 963 yılında Avrupanın i ktisadi tablosu» adlı raporunda belirtildiği gibi : «Batı Avrupanın e n gelişmiş sanayi ülkelerinde. iş olanakları n ı n çoklu ğ u ve işçi talebi yüksekliği süreli bir sorun haline gelmiştir. Bu sorun bazı ülkelerde yenidir; bazılarında ise. Ikinci Dünya savaşından beri devam edegelen bir özellik teşkil ediyor . . . 1 963 de Batı Avrupa emek piyasasında en önemli özelli kler. çalışan emekçi sayısında yavaş bir a rtış temposu. ve i malôt endüstrisinde kulla n ı l a n emekçi sayı­ sında düşüştür. ..

1 96 1 yılında ekonomik gelişmede görülen a ğ ı r tempon u n etkisiyle bu gelişme ora n ı 1 960 y ı l ındaki yüksek ora n ı n ya rısına veya üçte ikisine a ncak varabiidi. 1 962 ve 1 963 yılla rı nda. b u ora n aşağı yükarı değişmedi. Ama 1 950-1953 yıllarında ki ortalama ora n d a bu kadar olduğuna göre. daha önceki yıı ıa ra nispetle. savaş sonrası dönemindeki en yüksek gelişme oran ­ larında ' büyük b i r d üşüş olduğunu söyleyemeyiz. Batı Alma nyada bel i rli bir yavaşlama oldu. ama Endüstri ü retiminin gelişmesin de. ıtalya (geçen yıla kadar) hôlô başta gelmektedir. Bununla beraber. yatırım oranında azalma bel i rtileri görünmektedi r (özel likle sabit sermaye yatırı m l a rı nda). Aşağıda ki iki cetvelde. 1 959 dan 1 964 e kadar end üstri üreti mindeki ge­ lişme ve işsizlik soranlarında bazı sayılar veril mektedi r.

934


CETVEL LV Endüstri üretiminde yilltk artış oranları

1 959

1 960

1 961

1 962

1 963

1 964

10

5

5

4.5

6.6 (t)

1 .0

3.7

6.5

6

6.1

4.8

7.9

Bütün Batı Avrupa için

6

Ingiltere

5

7

Fransa

3

12

Batı Almanya

7

11

6

4.5

3.8

8.6

Belçika

5

6

5

5.6

6.2

6,4 1.0

10

15

10

9.6

8.8

Avusturya

6

10

4

2.3

4.2

Hollanda

9

13

2

5.6

4.5

Norveç

6

7

7

4.0

5.8

Isveç

4

6

5

1.1

2.3

ıtalya

7.9 5.7

(1) Sadece Ortak Pazarı ü l keleri için. 4 n u m a ralı cetvelde görüldüğü g i bi. ü l keleri n çoğu nda. a rtış ora nları - 1 960'daki rekorla ra yetişmemekle beraber - 1 964'de yüksel miştir. Buna karşılık. aynı yılda. ıtalyada bu oranda büyük bir düşüş görülmekted i r. Ortak Pazara dahil ü l kelerde. gayri-safi milli ü retim. genellikle % 5.5 art­ mıştır. (1 963 de ise. b u artış % 4 ü buluyordu.) Yatı rı mlar ise % 7 a rtmıştı r. CETVEL V işsiz sayısı oranları

ingiltere

1 959

1 960

1 961

1 962

1 963

2.0

1 .7

1 .8

2.1

2.6

Fransa

1 .3

1.1

0.9

1 .0

0.9

Belçika

8.2

6.6

4.2

3.3

2.7

Batı Almanya

2.2

1 .3

1.1

0.7

0.8

ıtalya

8.5

7.7

7.1

3.1

2.5

Avusturya

4.3

3.2

2.7

2.7

2.9

Hollanda

1 .7

1.1

1 .0

0.8

0.9

Norveç

2.6 1 .6

2.0

1 .5

1 .2

1 .5

1.1

1 .2

1 .3

1 ,4

Isveç

935


5 numaralı cetvelden a nlaşıldığına göre. Batı Avrupa ü l kelerinde. teknik gelişme. örneğ i n Amerikada olduğu gibi. emekten sağladığı tasarruflarla sermaye birikiminden çok daha ça buk ilerliyerek. teknolojiden doğan işsiz­ l iğe ve sanayi alanında. ça lışan işçi sayı sında hızlı bir azalmaya sebep olaca k kadar yüksel memiştir. Ama bu d u ru m u n gelecekte hiç değişmiye­ ceğ i n i söyliyemeyiz. Sermaye-üreti m ora n ı na gelince. bu ora n ı n (Ameri­ kada olduğu g i bi) düşmeye devam edeceğ ini gösteren bazı beli rtiler vo r. Bütün bu verileri özetliyelim : 1 950-1 960 yıllarında bazı kapita list ü l ke­ lerde elde edilen istisnai ve şaşırtıcı yü ksek a rtışlar özel ve kısa süreli etkenlerden ileri gelmişe benziyor. Bu a rtışların kısa s ü reli. devam edemi ­ yecek. bel ki d e bir daha gerçekleşmiyecek a n i «rekor»la r olduğunu. geç­ miş tecrübelerden. bi liyoruz. Bu özel etkenler a rası nda : iş g ücünün. yani yedek emekçi sayısı şartlarındaki elastikiyet; ihracatta artan ta lebin etkisi. yatı rımları teşvik eden teknik yeni l ikler. yeni donatı m i htiyacı. savaş döne­ minin sonucu olan büyük gecikmeleri ve zara rl a rı bira n önce teıafi zorun­ luluğu. bazı hallerde. devlet sektörü ndeki büyük yatı rı mlar ve diğer mas­ rafla r. Bug ü n kü dönemde, gelişme ora n ı g enellikle biraz yavaşlamışa benziyor. Bununla beraber. bugüne kodar. bütün ül kelerde orta lama. genellikle 1 950-1 960 yılları n ı n orta lamala rından aşağı düşmem iştir. Hatta. gördüğü­ müz gibi. 1 964 yılında. yüksel miştir bile. Savaş sonrası dönemin genel i kti­ sadi d u rumunda bir değişikliğin olduğunu. yahut da yakın bir tarihte olaca ğ ı n ı gösteren herha ngi bir belirti görülmemektedir. Bugünkü dö­ nemde. de. kapitalizmi n - yukarıda n beri özetlemeğe çalıştığı m - özel­ l ikleri nde. önemli bir değ işikliğin olaca ğ ı n ı da pek tahmin edemeyiz. Bun u n la beraber. son yıllara özgü bir gelişmeyi önemle ve d ikkatle belirtmeliyi z : Bu da. Avrupa ü lkelerine yapılan Ameri kan yatırı m larında görülen büyük a rtıştır. Hiç şüphesiz. bu özellik. 1 950-1960 yılları döne­ minde; hatta - daha ufak çapta olmakla beraber - i ki savaş a rası döne­ m inde de görülmekteydi. Amerika Ticaret Bakanlığı ve Mal iye Bakanlığı bu konuda. çeşitli tarihlere ait bilgi vermektedi r. Yedi yıl önce. J. Dunning. «ingiliz ima/at endüstrisinde Amerikan yatlrlm/afl" (Londra. 1 958. Unwins) adlı eserinde. Amerikalıların Ingiliz endüstrisine yaptıkları yat ı rımlar konu­ sunda her çeşit enformasyonu özetlemiştir. 1 929 yı lında. Büyük Britanyada doğrudan doğruya yatı rı lmış dolar tutarı. 485 milyonu buluyordu. Bu m i kta rı n aşagı yükarı % 55 i. i m a ıat end üstrisine yatırılmıştı. Bu m i k­ tar. Avru padaki dolaysız Amerikan yatı rımlarını n % 36.7 i n i teşkil edi ­ yordu. Böylece. bütün Avrupadaki Ameri ka n yatı rımları. 1 milyar 300 m i l ­ yon doları buluyordu. 1 955 yılı nda. Ingi lteredeki Ameri ka n yatırı m la rı n tutarı. 1 milya r 420 milyon dolara yüksel mişti. Ima ıat endüstrisine yatı rılan m i ktar oranı. bunun % 67 ini buluyord u . (Kalan % 33 ü ise. petrol. ticaret. banka. maden. kamu hizmetleri vb. a la n larına ayrı lm ıştı.) Aynı tarihte. Avru padaki (dolaysız) Amerikan yatı rı mlarını n toplamı. 3 m i lyar dola r civarındaydı. 936


i kinci Dünya Savaşından önce, bütün Avru pada, endüstriye yatırılan Ameri ka n sermayesinin e n büyük kısmı ( % 25) elektrik donatı mına, ve sonra sıra ile, otomobil ve kamyon, makine, madeni eşya, ve kimya en­ düstrilerine ayrı lıyordu. Amerika n sermayedarları genellikle dolaysız yatı­ rı mları tercih ediyorlardı. I ki nci Dü nya Savaşından beri, ingilteredeki Amerikan yatı rı mları petrol rafinelerine, otomobil, maki ne, kimya en­ düstrileri alanlarında a rtmış ; maden endüstrisine, ka mu hizmetlerine ayrı­ lan miktar, azalmıştır. Amerikan şi rketlerinin ingi lterede yaptı kları yatırım­ l a rı n orta lama karı, % 1 9-20 idi. Bu konuda konkre soyı lar bulunmadığı halde, son zamanlarda özellikle geçen yıl, Avrupadaki Ameri ka n yatırı mları n tuta rında hızlı bir a rtış - "Av­ rupa dolar isti ıasına uğramaktadır» dedirtecek kadar büyük bir. a rtış görülmektedir. (Bu cümle, bir I ng iliz gazetesinde, 4 Şubat 1 965 tarihli The Guardian do ku llanılmıştı r.) Bu yatırı mların en büyük kısmı, tica rete ve end üstriye yapılmıştır. Birçok firma ve fabrika satın a l ı nmış, birçok Amerika n şirket ve işyerleri n i n şubeleri a çılmıştır. Geçen yıl ı n başlarında, Amerikanın dış ü l kelere yaptığı bütün yatırı m la rı n dörtte biri , Avrupa ülke­ lerine ayrılmıştı r. Ama 1 964 yılında (yine 4 Şubat ta rihli The Guardian gazetesine göre) Amerika n ı n ihra ç ettiği sermayenin % 60'i, Avrupaya yatırı lmıştı. örneğ in, Fra nsado, Amerika n ı n endüstriye yaptı ğ ı yatırı m ı n 1 959 i l e 1 964 yılları a rasında iki katına çıktığ ı görülmüştür. (1959 da 632 m i lyon dollar i ken, 1 964 yazı nda 1 .250 milyona yüksel miştir.) Bu durum Fronsoda (özel likle Amerikan sermayesinin en ileri teknikleri kullanan sanayi lere sokul ması) büyük kaygu ve hoşnutsuzluk yarattı. Her halde, bu hoşnutsuzluk, Fra nsiz hükümetinde son za manlarda tutumunu değiştir­ mesinde ; Avrupa ve genel likle dü nya soru nları konusunda, Amerika n egemenliğine cephe olon, d a h a bağı msız bir nitel ik taşıya n bir dış politika yürütmesinde büyük rol oynamıştır. Ameri kan sermayesi yine yatırı mlar yolu ile Federal Alma nyaya do sız­ m ı ştır. Ama bu yatı rı mları n son yıllardaki tutarı ve yönü hakkında kesin bir bilgi veri lmemişti r. Ameri kanın, i ktisadi etkiler yolu ile, Federal Al­ m anya hükümetine kolaylı kla söz geçirdiğini görmekteyiz. Kanaatı ma göre, ka rşı mıza şu soru çıkmaktadı r : önümüzdeki dönem, Ameri kan sermayesinin, Amerikan iktisadi politikasının, kapitalist Avrupayı, g ünden g üne, daha bağ ımlı bir ekonomik "nüfuz bölgesi», hatta bir "ya rı­ sömü rge», bir i ktisadi uydu haline getirmeğe çalıştığı bir dönem m ı olacak­ tır? (Bu durum, 1 930 yıllarında. Nazi Alma nyası n ı n Güney-Doğ u Avrupa ülkeleri ne iktisadi sokuluşunu hatı rlatıyor.) Böyle bir dönemin başında bulunuyorsak. kanaatıma göre, bu yeni eğilim çok önemli sonuçlar doğ u ­ rabilir: örneğin. iktisat alanında, tekelci politika bir k a t daha gerici b i r nitel ik kaza nacaktı r; devlet politikasında, siyasi örgütlerde. d a h a otoriter. daha sağcı eğili mler biri nci pıana geçecektir. 937


Bu yazıya son verirken , Batı Avrupa ülkelerindeki işçi hareketine, ince­ lenmesi büyük faydalar sağl ıya bilecek, üç önemli sorun üzerinde durma­ sını teklif ediyoru m. (Bu meseleler, kanaatıma göre, ajitasyon konusu ola ra k ele a l ı nmamalıdır; teklif ettiğ i m i nceleme, konjonktür araştırması düzeyinde yapı l malıdır.) 1. Ameri kan egemenliği altında bulunan, Ameri ka n-Avru palı şekiller alara k, gelişmekte olan yeni milletlerarası tekelci örgütler hangileridir? Bunla r hangi sektörlerde, hangi endüstrilerde geliş l"!l ektedir? 2. Bu gibi gelişmelerden iç yapılarda ne gibi değişiklikler, ne g i bi etki­ ler beklenileblir? Devlet i ktisadi politikasının, devlet kapitalizmi eğilim­ lerinin etkileri, bu geliştirmeleri keskinleştirecek, yoksa bunlara set çeke­ cek nitelikte m idir? 3. Son yıllardaki değişikliklerin etkisiyle işçi sınıfın ı n yapısında, taba­ kalaşması nda, bu çeşitli tabakaları n niteliğinde ve çıkarları nda, ne gibi değişmeler ol muştur?

938


K O M O N I S T V E ı ŞÇ ı P A RT i L E R I N D E

Nigerya'da ilk işçi gazetesi

Nigerya'da yeni yayı nlardan biri «Advo nce» adı ndaki ileri gazetedi r. Bu gazete, Nigerya işçi bası n ı n ı n habercisidir. 16 Ağustos 1 965-de çıkan ilk sayısı n ı n baş yazısında, gazetenin, «halkın yaşıya n bir sözcüsü olduğu, onun düşü nceleri ni, di leklerini, u mutla rını ve haklı isteklerini dile getir­ diği» belirtiliyor. «Adva nce», ça l ışan Nigerya halkına, işçilerine, köyl ülerine, gençliğine ve ayd ı n lara hizmeti kendine en temel ödev bil iyor. Gazete diyor ki : «Bizi m merkez konu m u z iş olduğundan, . . . çal ışma alanındaki a nlaşmaz­ lıkları , yani işçileri mizin savaşını, ayd ı nları mızın, çiftçileri mizin ve köylü le­ ri mizin daha iyi hayat şartları için yürüttüğü savaştaki çatışmaları keskin hatla rıyla iletmeye çaba göstereceğ iz. Gazete, halkımızın çıkarl a rına en iyi hizmet eden politik hatlarla ve programlarla daya nışma göstermel idir. Gazete, demokrasi için savaşan ve topl umsal örgütlenmenin daha yüksek bir düzeye ulaşması uğrunda çaba gösteren herkesi destekliyecektir . . .» «Adva nce», Afrika birliğ ini sağ lam laştırmaktan yana olan, demokratik değişmeler için ve Afrika kıtasının emperya lizm ve yeni-sömürgecilik bo­ yundu ruğundan tü mden ku rtu lması için ça ba gösteren ileri örgütlerin ça lış­ mala rına daha çok ışık tutmayı kendine amaç bil iyor. Gazete, okuyucu lara çağrısında, yığ ınlar a rasına, özellikle Nigerya gençliğinin safları a rasına, ü l kenin daha iyi bir geleceği için umut ışık­ l a rı n ı ve bayrağını götürmekte kararlı olduğu n u belirtiyor. Bu geleceğe «ancak gerçek, bili msel, sosya lizm uğrunda sarsı lmadan savaşarak ger­ çekten u laşılabi lecektir». «Adva nce»nin ilk iki sayısı nda, (ikinci sayısı 1 5 Eyl ül 1 965-te çıktı), ol­ d u kça geniş bir çevreyi içine alan sorunları kapsayan yazı ve enformas­ yon yayı n landı : Günüm üzde Nigerya'nın ekonomik ve politik d u rumu , emekçilerin g rev hareketlerı, ülkenin ta m ku rtu luşu için yürütülen savoşta 939 iiI i


işçi sı nıfını n rolü ve Güney Afrika ü l keleri nde kurtu luş h a reketinin geliş­ mesi. Nigerya Sosyalist Işçi ve Köylü Partisi'nin genel sekreteri T unji Oteg­ beye'nin yazısıyla daha başka yazı lar, milli ku rtuluş hareketind� Nigerya proleta ryasının rol ü ne ayrılmış. I ki nci sayı nın baş yazısının ve «Grev dal­ gası N igerya'yı ka pladı.. başlığı a ltında toplanan (Sayı : 1 ) enformasyonun konusu g rev ha reketleri. Gazete, Nigerya ' n ı n gerçi 1 Ekim 1 960-da bağım­ sız devlet ilôn edildiğ ini, fakat gerçekte Batı nın en büyük emperyalist devletlerine bağlı olduğu n u, bu devletlerin ü l kedeki d u ru m l a rını koru­ d u kları n ı , bunun için de derebeyi ve komprador elema nları iktidara getir­ diklerini belirtiyor. Bu elema nlar Batı nın emperya list büyük devletleri nin ajanları olara k ça lışmaktad ı r. işçiler ve köyl üler, kurtuluş savaşında ver­ di kleri bütün kurba nlara rağ men, bağ ı msızl ığa erişmekle bi rşey sağ l ıya ma­ mışlard ı r. Nigerya'nın bugünkü politik ve ekonomik d u ru m un u n en karakteristik özelliği, Nigerya'nın ekonomisinde yaba ncı emperya list tekellerin ve şirket­ lerin egemenliğidir. Gazetenin 1 . sayısı nda çıkan ve "Yabancı şi rketleri e konomi mizi yıkıyor.. başl ığını taşıyan notta deniyor ki : «Ihracatı mız ve ithalôtı mız, madenieri miz ve sa nayi i miz, en iyi büyük çiftlik işletmelerimiz, bankalarımız ve ma liyemiz yabancı şi rketleri n elindedir. Gemici liğimiz ve hava u laştı rmamız da, taşit ulaştı rma mız gibi gene yabancıların tekeli a ltındadır. Perakende tica rette United Africa Company, John Holt ve öteki yabancı firmalar a ğ ı r basmaktadı r . . . Tekellerin mevcut sermayesi 1 951 -den 1 955-e kadar % 300 a rttığ ı ha lde, ayni süre içinde milli gelir sadece % 25 yükselmiş, 590 mi lyon sterl ing'ten 740 mi lyon sterl ing'e çık­ mıştır... Nigerya'nın, Ingiliz, Amerikan, Batı Al man, Japon ve öteki büyük kapi­ talist devletlerin tekelleri tarafı ndan gittikçe daha fazla sömü rülmesi, öte yandan egemen sınıfları n, emekçi kitlelerin a ğ ı r duru m u n u hiç bir şekilde d üzeltmeyi istememesi, ü l kede yayg ı n bir huzu rsuzluk doğurma kta ve iç sosyal çelişmelerin keskinleşmesine vardırmaktadı r. Bugün ü l kede yeni bir g rev dalgası .gittikçe büyümekted ir. Grev hareketinin kuvvetlenmesinin doğ rudan doğruya sebebi, işçi ücretleri nin düşük oluşu, hayat paha lılı­ ğ ı n ı n g ittikçe a rtması, ve hükü metin yeni bir ka nun çıkaracağı yolundaki söylentilerdir. Bu işçi düşmanı ka nunla işçilerin g rev ha kkı el lerinden a l ı ­ nacak ve işverenlere greveileri işten atma ha kkı tanınacaktır. Nigerya emekçi lerinin g rev hareketinin önemli bir yönü, çeşitli sendika ve birli klere bağlı olan işçi ve memurların g revlere katı lması ve hakları ve istekleri için birlikte savaşmasıdır. Gazete, işçi düşmanı bir kanun çıkarma denemelerini kesinlikle suçla makte ve ü l kenin i kti sadi d u rumunun kötüleşmesi yüzü n­ den, işçileri n isteklerini reddetmeleri yüzünden egemen çevreleri n taşıdığı sorumluluğu belirtmektedi r. «Ad ve nce.., Nigerya emekçilerinin ağır d u ru m u n u n gerçek sebepleri ni 940


ortaya koyarak emekçilerin hakları n ı savu nu rken, sütünla rındo, işçi hare­ ketinde ve m illi kurtuluş hareketinde işçi sın ıfı ile o n u n öncüsü Nigerya Sosyalist Işçi ve Köylü Partisi'nin rolü üzerinde geniş olara k durmaktadı r. «Nigerya Sosyal ist Işçi ve Köylü Pa rtisi'nin doğuşu .. (sayı, 1 .), «Siyasi Parti Nedir?.. (sayı, 1 .), «Siyasi Bir Pa rti Nasıl Çal ı ş ı r : örgüt ve Yöntem .. ve «Halkın I htiyaçları .. (sayı, 2) g ibi bir sıra yazıda N igerya Sosyalist Işçi ve Köylü Partisi'nin doğduğu şartla r, partin i n progra m ı ve a n a hedefleri, günüm üzde Nigerya işçi ha reketin i n en önde gelen sorunları ile ilgili olarak bilgi verilmektedi r. 1 963 Ağustosu nda lagos'ta kurulan Nigerya Sosyal ist Işçi ve Köylü Par­ tisi, Nigerya işçi sınıfı n ı n siyasal bir örg ütüd ür ve çalışmalarında Mark­ sizm-leninizm ilkelerinden yön a l maktadır. Ol kedeki burjuva-feodal parti­ lerinden farklı olarak, NSIKP emekçi yığınların çıkarl a rı n ı dile geti rmekte ve bir ı rk ya da kök temeline daya n ma m a ktad ı r. Bu parti, Nigerya n ı n kapitalist ol mayan yolda gelişmesi v e ülkede sosya list dönüşümlerden yana olan işçileri, köylüleri ve devrimci aydınları safla rı nda birleştirmek­ tedir. NSIKP bugün, tam bağı msızl ı k için, sömürgecilik ve yeni-sömürge­ cilik boyu nduruğ undan ülkenin iktisadi kurtul uşu uğruna, halkın demok­ ratik hak ve hürriyetlerinin g üvenliği uğruna savaşta Nigerya emekçi kitle­ lerinin ça balarını seferber etmeyi en yakın ödevleri nden biri saymaktadır. NSI KP, Marksizm-leninizm ülküsünü Nigerya emekçileri a rasında yaymak için geniş bir çalışma yü rütmektedi r. Bugüne kadar ülkenin çeşitli bölge­ lerinde 70-ten fazla parti şu besi kurulmuştur. «Adva nce.. gazetesi, ülkeni n bütün i leri sol kuvvetlerinin Birleşik Milli Demokratik Cephe'de birleşmesi için NSIKP'nin çıkardığı çağ rıyı yayın ladı. Bütün ileri kuvvetlerin b i rleşmesi fikri, Tunji Otegbeye' nin «Nigerya'da Hürriyetler Soru nu Ne Durumdadır?.. (sayı 2) başl ıklı yazısında yer almak­ tadı r. «Adva nce.. gazetesi, N igerya emekçileri a d ı na kahra m a n Viyetnam hal­ kıyla dayanışmasını belirterek, Amerikan silahlı kuvvetlerinin Güney Viyet­ nam'dan çeki lmesin i istemektedir. Gazete, Nigerya işçi sınıfı nı, Afri ka, Asya ve lôtin Ameri ka'nın hü rriyet sever bütün i nsanlarını, barıştan ya na olan herkesi, ABD. Emperya listlerini Güneydoğu Asya'daki askeri plôn­ larından vazgeçirmek için baskı altına a lmaya çağ ı rmaktad ı r. Rodezya ve Gü ney Afri kan ı n öteki ü l kelerindeki kurtuluş hareketleri ne ayrı l m ı ş olan yazılarda da dayanışma fikri ağırlığını duyurmaktadı r. «Advance..nin günlük gazete olara k yayınlanması tasarl a n mıştır. Fakat şimdilik iki haftada bir çıkacak, sonra do haftal ı k gazete ola ra k yayınlana­ caktır. Nigerya işçilerinin ilk g azetesinin doğuşu, bu önemli Afrika ülkesinin politik hayatında, gittikçe a rta n Nigerya proletaryasının hayatında önemli bir olaydı r. «Advance.. gazetesi nin çıkmaya başlaması, Nigerya işçi hare941


ketinde ola gelen önemli değişmelerin bir ispatıd ı r ; ülkede sosyal izm için çaba gösteren kuvvetleri n etkisinin ve Nigerya emekçi lerinin sınıf bilin­ cinin a rtmasının bir yansısıdır. Gazeteyi Nigerya emekçileri ve onların öteki ülkelerdeki dostla rı büyük bir memnunlukla selÔ mladılar. I l k tepki ve tebrikler gazetede yayınlandı. Bu tebriklerde gazeteye. ülkenin bağ ı m ­ sızlığının sağla mlaşması. ta m . bağımsızl ığı. barış. demokrasi v e sosyal ilerilik için yürüttüğü ağır savaşta başa rı dilekleri dile getirilmektedir.

942


ö Z E L S AY F A L A R ı M I Z

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine

Değerli yoldaşla r ! Büyük Oktobr Sosyalist Devriminin 48-inci yıldönümü dolayısiyle Türkiye Komü nist Partisi Merkez Komitesi, bütün Türk komü nistleri, Türk emek­ çileri ve yurtseverleri adına Sovyetler Birliği Komünist Partisini, Sovyet halkını hara retle ve candan kutla r. Büyük Oktobr Devri minin zaferi, Sovyet halkının ekonomik ve sosyal gelişme yolunda, kom ünizm yolunda elde ettiği başa rı lar bütün dünya emekçilerinin, ezilen hal kların emperyalizme karşı, bağımsızlık, barış, demokrasi ve sosyalizm uğrunda mücadelede başlıca desteği olmuştur. Türk halkı bu desteğ in kudretli etkisini, daha Büyük Oktobr Devri minin i l k yıll a rında, emperyalizme karşı g i riştiği ölüm-diri m savaşında ve daha sonraları ekonom i k bağımsızlık için mücadelesi sıraları nda gördü. Sovyetler Birliğinin israrla izlediği barış politikası, ayrı ayrı d üzenlerdeki devletlerin barış içinde yanyana yaşaması prensipine bağl ı l ı ğ ı, Tü rkiye ile dostlu k ve iyi komşu luk münasebetlerinin yeniden kuru l ması, geliştirilmesi yolunda sa rfettiği gayretler halkımızın en hayati menfaatlerinin, içten emellerinin de ifadesidir. Insa n l ı k tarihinde yeni bir devir açan büyük devrimin 48-inci yıldönü­ m ünde sizleri selô mla rken, Sovyetler Birliği Komünist Partisine, Sovyet hal­ kına, kom ünizmin kuruluşu dôvasında, halklar a rasında dostluk ve barış u ğ rundaki mücadelede yeni büyük başa rı lar d ileriz. TORKIYE KOM UNIST PARTISI MERKEZ KOMITESI

943


TlJRKÇE YAYıNLARlMIZ

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Programı Sovyetler Birliği Komü nist Partisinin XXi i . Kongresinde kabul ed ilmişti r.

ii

Bildiri Komünist v e Işçi partileri temsilcilerinin 1 960'da Moskovada top­ lanan ve önemli mil letlerarası d ü nya komünist ve Işçi ha reketi meselelerini görüşen konfera nsı üstüne

Komünike

iii

Türkiye Komünist Partisi Doğuşu, Kuru/uuş, Gelişme yol/arı

Tü rkiye Komünist partisi tarihinden sayfalar.

Değerli okuyucularımız, yayınları mızı isteyiniz.


ı Ç i N D E K i lE R

A M E R I KA

-

B U G lJ N

.

.

.

Emperya l izme karşı savaş .

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

865

Güs Hall .

866

Henry Winston

Komünistler ve kitle ha raketleri .

.

.

.

882

Gyula Kallai

Burjuva Maca ristandan sosyalist Maca ristan a geçiş .

893

Claude Lightfoot

Karaderili halkın kurtuluşuna doğru .

910

Maurice Dobb

A V R U PA K A P I TA L I Z M I N D E Y E N I E <� l l I M l E R Avrupa kapitalizminde ekonomik eğilimler .

926

K O M lJ N I S T V E ı Ş Ç ı P A R T I L E R I N D E N igerya'da i l k işçi gazetesi . az E l

939

S AY F A LA R ı M I Z

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine .

943


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M L E R I

Ingilizcesi:

Central Books Ltd., 37 Grays I n n Road, London, W. C. 1 . ila/yancası:

Libreria Rinascita, Via delle Botteg h e, Oscure 2. Roma Almancası :

..G LOBUS,,-Vertrieb auslönd ischer Zeitschriften, Wien XX, Höchstödtplatz 3 Yunancası (K/bT/s'la):

Laikon Pra ktorion, Tricoupi Street, 53 r., Nicosia Rusçası :

Stredi sko pro rozsi rova n i tisku, Pra ha 6, Th6 k u rova 3 Fransızcası :

Societe d ' Edition et d'Enformation 9, Boulevard des Ita liens Pa ris (2e) Ispanyolcas/ :

Ediciones Pueblos U nidos Casilla Correo 589, M ontevideo Japoncası :

N a u ka Ltd., 2 , Kanad -Zi n bocho 2-chome, Chiyoda -ku, Tokyo isveç dilinde :

Arbeta rkultur, Söderarmsvagen 36, Joha nneshov 6, Stockholm Bulgarcası :

Raznoiznos, i , Rue Tza r Assen, Sofia Türk çe si :

.. Y E N i Ç A C; " - Stredisko pro rozsirovani tisku, Praha 6, Th6k u rova 3

Fiyatı 1 lira

yc_65_11  

Gyula Kallai: Sosyalist Macaristanda Avrupa kapitalizminde ekonomik eğilimler Henry Winston: Komünistler ve kitle hareketleri Güs Hall: Empe...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you