Issuu on Google+

Emekçiler 1 Mayıs’a hazırlanıyor

1 Mayıs nereden geldi? 1977’de ne olmuştu? Taksim Meydanı yeniden nasıl kazanıldı? 1 Mayıs 2009’da devrimciler kazancı yokuşunda

İşçi sınıfının taleplerini yükselttiği 1 Mayıs’ta devletin sistematik saldırılarına tanık olmuşken, bu yıl da Taksim 1 Mayıs alanı olacak. 1 Mayıs yaklaşırken, işçi sendikaları ve devrimciler Taksim Meydanı’nı doldurmaya hazırlanıyor. Taksim’de yükselen işçi sınıfının mücadelesinin tarihini ve “Kanlı 1 Mayıs” olarak adını yazdıran 1977 katliamını, tanıklarına sorduk.

1 Mayıslarda taleplerini yükselten ve pek çok hak kazanan işçi sınıfına karşı kapitalizmin ve devletin saldırıları da somutlaşmıştır. Sınıfsal mücadeleye yapılan saldırıların da en büyükleri de hareketin en fazla büyüdüğü 1 Mayıslarda yapılmıştır. Tarihe işçilerin katliamıyla kazınan 1 Mayıs, her daim mücadelenin yükselişini getirdi.

06

410

YGS’den 50 bin 805 öğrenci sıfır aldı

bin hektar hazine arazisi satılığa çıktı

eğİtİm 10

www.yarinhaber.net

24 nİsan 2012 salı l sayı:29 l 1 tl

Çocuklar kahve içer

HAKAN ÖZTÜRK AKLIN YOLU

3

1 Mayıs’ta meydan dolmalı işçi ölümleri son bulmalı SİBEL UZUN UYANIS Ş

4

Hastane binaları

GÜLSÜM KAV ANA FİKİR

5

Nisan ayının ilk 3 haftasında 64 işçi öldü. Hükümet hala sessiz

İşçi ölümlerine son” Sınıflı toplumlar var oldukça, işçiler en yakıcı talepleriyle hep alanlarda olmuş. Yarattığı en önemli birikimlerden biri de 1 Mayıs. Öyle ki 130 yıldır tüm dünya emekçileri o gün meydanları dolduruyor, üretimden gelen güçlerini ortaya koyuyorlar. 8 saatlik iş günü talebiyle başlayan bu mücadele nice yasaklamalara rağmen bugüne değin inatla taşınmış. Bugüne bakıldığında, o zaman elde olmayan bir dizi hak kazanılmışsa da kapitalizm çarkı geri döndürme telaşında. Kazanılan ne varsa bugün birer birer geri

alınmaya çalışılıyor ki dünya çapında ne kopuyorsa ondan kopuyor. Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına karşı yürüyen emekçiler, Türkiye’de yaşam hakları için Taksim Meydanı’nda olacaklar. Her gün 4 işçinin öldüğü günümüz Türkiye’sinde “İşçi ölümlerine son” diyerek alana çıkacak olan Emekçi Hareket Partisi tüm halkı kortejine katılmaya çağırıyor. Tarihin çarkını geriye döndürmemekte kararlı olan emekçiler biriktirdikleri öfkelerini alanda güce ve birleşikliğe dönüştürecekler. güncel 3

Emekçi Hareket Partisi 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırıyor

Ödeyemiyoruz Türkiye’nin ekonomisnin büyüdüğüne dair naralar atılıyorken, her dört evden birinin kapısına gelen icra kâğıtları emekçilerin evlerinde ekonominin hiç de büyümediğini gözler önüne seriyor. 2011 yılında toplam 550 bin kişi hakkında icra takip davası açıldı. Bu o sene açılan toplam davaların 6da birini oluşturuyor. 2012’ye gelindiğinde ise toplam icra dosyası miktarının arttığını fark etmemek elde değil. Ödeme gücü o kadar düştü ki, icra daireleri alacağını tahsil edebilmek için her türlü yola başvuruyor. toplum 2

İşçi kardeşlerimiz hayatta kalmak için ölümüne çalışıyor. Kimisi yerin altında kara bir maden ocağında, kimisi buz tutmuş bir gölün üzerinde, kimisi yerden metrelerce yüksek bir geminin üzerinde çalışıyor.

Emekçi Hareket Partisi, ülkenin dört bir yanından gelecek olan militanları ve dostlarıyla Şişli yürüyüş kolunda “İşçi Ölümlerine Son” pankartı arkasında yerini alacaktır.

Cemil’in davası başlamıyor Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü açıklamasının üzerinden bir yıl geçti. Açıklamanın ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmasına rağmen henüz Cemil Kırbayır’ın akıbetini aydınlatacak hiçbir adım atılmadı. Dosya savcılıkta bir yıl önceki haliyle bekletiliyor. güncel 5

Büyükşehir tiyatroları engelleniyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sanatçıların iradesine el koyan yeni yönetmeliğe tepki gösteren Genel Sanat Yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun istifasının ardından, yönetim kurulunun 6 üyesi de istifa ederek sanata el konulamayacağını gösterdi. kültür - sanat 12

Eyvah komünizm geliyor!

Bakanlık ihalenin onaylandığını ve süt dağıtımının en geç 2 Mayıs’ta başlayacağını duyurdu. Peki, bu süt dağıtımı ne anlam taşıyor? Başka örnekleri var mı? Süt dağıtımı konusunu, tüm sorularıyla birlikte tarihi gerçekliğini de göz önünde bulundurarak detaylı bir ekonomik değerlendirme altına almanın da tam zamanı. ekonomİ 7

Krizin merkezinden bildiriyoruz 11

09

Böyle 28 Şubat sorgusu Bakan nereye gider? olur mu? Türkiye geçmişiyle yüzleşememiş, darbecilerini yargılayamamış bir ülkedir. AKP iktidarı bu boşluğu doldurarak bir hesaplaşmaya gittiğini gösterme çabası içerisinde. Başarılı olmakta mı yoksa bir yanılsama mı yaratmakta, attığı her adımla demokratikleşme unsuru olarak sunduğu her adım kazanılmış hakların daha fazla tırpanlanması oldu. Hak savunucuları cezaevlerine sığmazken yargıladığı darbeciler bir elin parmaklarını geçmiyor. Çevik Bir’in işkencecisi olduğunu ortaya çıkaran dönemin Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Genel Başkanı Yavuz Önen’le 28 Şubat’ı değerlendirdik.

04


0424EKiM 2011 YARIN NİSAN 2012 YARIN

Ödeyemiyoruz

Kıt kanaat okumaya çalışırken bir nebze de olsa cebimizi rahatlatan öğrenim kredileri, daha aybaşında kullanmaya mecbur kaldığımız kredi kartları, şişen faturalar, tarım kredileri, küçük esnafa verilen teşvik kredileri, vb… ödenmeyecek. Ödeyemiyoruz. Sadece 2011 yılında toplam 550 bin kişi icralık oldu. 2012’ye geldiğimizde ise bir o kadar kişi hacizlik. TOPLUM ELİF KARAN

Türkiye ekonomisinin büyüdüğüne dair naralar atılıyorken her dört evden birinin kapısına İcra Müdürlükleri’nden gelen ödeme emirleri emekçilerin evinde ekonominin hiç de büyümediğini gösteriyor. 2011 yılında toplam 550 bin kişi hakkında icra takip davası açıldı. Bu rakam aynı sene açıladavaların altıda birini oluşturuyor. 2012’ye gelindiğinde ise toplam icra dosyası miktarının arttığını fark etmemek elde değil. Ödeme gücü o kadar düştü ki, icra daireleri alacağını tahsil edebilmek için her türlü yola başvuruyor.

Haciz son çare Ortada yeterli gelir olmayınca, icra takibi başlatan alacaklı parasını alamıyor. Bu yüzden pek çok icra avukatı, borcun sadece belli bir miktarını tahsil edebilmeyi hedefliyor. Taksitlendirmeler, sırf borç bir şekilde ödensin diye verilen süreler, ya da borçluyu hukuksuz olarak taciz etmeler kullandıkları başlıca yöntemler. Sabah icra avukatının telefonuyla uyanan borçlular, özellikle GSM şirketi gibi bir kuruma borçluysa, gün boyu da tehdit mesajları almaya devam ediyor. “Ödeme sözünüzü TUTMADINIZ” Borçlu için sürekli gelen telefonlar, mesajlar bir çileye dönüşüyor. “ödeme sözünüzü tutmadığınız için…” cümlesiyle başlayan, bazen aşağılamalara kadar varan sözler isyan ettiriyor. “Bize verilen hangi söz tutuldu peki?” dedirtiyor. Memura verilen zam sözü tutuldu mu? Hani kriz teğet geçecekti? Arayan iş bulurdu? KPSS’de bu sefer çok kadro

Haciz manzaraları: 623 bin kişiye e-haciz Üniversite eğitimi sırasında aldıkları krediyi demeyen 623 bin kişinin evine haciz memurları gitti.

açılacaktı? Sözünü tutmasını bekleyen emekçi, o sözü gerçekten tutmayı çok istiyor ama tutulmayan diğer sözler ödeme gücü bırakmadı.

100 bin kişi tutuklu İcra davalarının krizle beraber önlenemeyen yükselişine, köklü bir çare, borçludan yana bir çare üretilmedi. Aksine dava sayısının çokluğundan dolayı belli kısıtlamalara gidildi. İcra İflas Kanunu’na göre mal beyanında bulunulmaması sebebiyle üç aya kadar hapis cezası verilebiliyordu. Getirilen yeni düzenlemeyle, mahkemelerin iş yükünün hafiflemesi amacıyla asgari ücretin altındaki borçlar bakımından

hapis cezası istenemeyecek.

Ne varsa alıp götüremeyecek Ödenemeyen borçlardaki son nokta; eşyaların haczedilmesi de düzenlendi. İcra İflas Kanunu’nda sayılan “zaruri ihtiyaçlar”in kapsamı genişletilerek televizyon, buzdolabı, kanepe gibi esyalar eklendi. getirilen yeni duzenlemeyle 7 milyon dosyanin düşmesi bekleniyor. Bu düzenlemeyle, zaten haciz işlemleri sonucu el konulan mallarla bile alacağını çıkaramayan alacaklının yükü hafifletilecek. Direk e-haciz uygulamasına geçiliyor. Böylece maaşınız, banka hesabınızdaki herhangi bir para haczedilebilecek.

“Her 5 kişiden biri icralık”

her şey uçup gidiyor. Kanunların asıl koruduğu hak mülkiyet hakkı, koruduğu insanlarda zenginler oluyor.”

2011 yılında açılan 550 bin icra davası toplam açılan davaların 1/6’sını oluşturuyor. Sırf bu veri bile bize borçların ödenmesi konusunda bir sıkıntı olduğunu göstermeye yetiyor. Hukuki açıdan bu durumu Yarın Gazetesi olarak Serkan Atak’la değerlendirdik.

“Kanunların asıl koruduğu hak mülkiyet hakkı” “Toplam dosya sayısına baktığımızda

bu sayı 15 milyonu buluyor. Yani her 5 kişiden birinin icrada bir dosyası var. Davaların dağılımında da adaletsizlik var yani, yoksul olan halk ödeme güçlüğü nedeniyle icra takibine uğratılıyor. Nasıl ki artık borçlar ödenemiyorsa, alacak sahipleri de borçlarını alamayacakları korkusu ile yaşıyorlar. Hukuki açıdan baktığımızda var olan kanunların üzerini tırnaklarımızla biraz çiziktirdiğimizde insanca ve onurlu bir yaşama dair olan

Ya tutarsa.. “Avukatlar alacaklılar ile el ele vererek “ya tutarsa” mantığıyla hukuki haklarını bir tehdit unsuru olarak kullanıyorlar. Bir borçlunun babasının evine gidiyorlar örneğin. SERKAN ATAK Avukata bilgi veren icra müdürü de gördüm. Her yerde olduğu gibi burada da bir pasta var. Herkes o rantın peşinde. Çekler, senetler birilerine veriliyor; o kişilerin paranın bir kısmını tahsil etmesi bekleniyor. Hukuk alanında sömürünün en fazla olduğu yer yine bu alan. Bir

Ders sırasında haciz geldi Samsun’da özel bir ilköğretim okulunda, ders sırasında okula gelen haciz memurları, öğrencilerin oturduğu sıra ve masalara el koyarak, götürdü. Köpeği haczettiler Antalya’da Mürvet Çetin’in “Leon” adlı Fransız Bulldog cinsi köpeğine haciz geldi. “Taahhüdü ihlal” bir can aldı Çanakkale’nin, Çan ilçesinde polislerin tutuklamak için evine gittiği Ramazan Keser, evlerinin yakınlarındaki çamlık alanda elbise bezlerini birbirine bağlayarak intihar etti.

hukuk bürosu hukuk mezunu olmayan bir çok kişiyi dolduruyor bir odaya ve başlatıyor sabahtan akşama kadar o insanlara asgari ücret karşılığı borçluları arattırıyorlar.”

“Halkın ödeme gücünde değişiklik olmayacak ki” “Bu kadar borcu olan insan ve bu kadar alacaklı onlar açısından çok dezavantajlı bir durum ortaya çıkarıyor. Son dönemki kanun değişiklikleri hep bunun sonucu. Adres bilgilerinin güncellenmesi, SGK düzenlemeleri, karşılıksız çekte hapis cezasının kalkması, eve haciz uygulamasının son bulması, kaçak elektrik durumunda uygulanan hapsin borç ödendiği durumda son bulması hep bu şekilde yapılan düzenlemeler. Nasıl ki işsizlik rakamları çarpıtılıyorsa, düşük gösterilmeye çalışılıyorsa. Bu düzenlemelerde o bahsettiğimiz icra dosyalarının sayısının azalmasına yarayacak. Ancak halkın ödeme gücünde bir değişiklik olmayacak ki.” YARIN TOPLUM

Bilgisayar gözü bozuyor

Günümüzde göz hastalıkların en temel sebebi günde ortalama 7-8 saat kullanılan bilgisayarlardır. Ancak buradaki asıl sorun bilgisayarı çok fazla kullanmak da değil rekabet uğruna gözleri kör olmuş teknoloji sermayedarlarının üretimi ucuza mal etmek için radyasyon saçan monitörleri üretmeleridir. Kesin Çözüm çarkın bütün dişlerini harekete geçirmek olsa da bizler de bilgisayarın zararlı etkilerinden korunmak için şunları yapabiliriz: 1-Monitör alırken kısmen düşük radyasyonlu olan üzerinde “Low Radiation” etiketi bulunan monitörleri tercih etmeli veya LCD monitörleri kullanmaya özen göstermeliyiz. Çünkü LCD monitörler CRT monitörlere göre daha az radyasyon yayarlar.

2-Gözlerimiz görüş açısına, ceren dışarı bakılarak da gözünüzün uzaklığa ve ışığa göre küçülüp –bü- doğal çalışma düzenine dönmesini yüyerek görmeyi sağlar. Ancak ek- sağlamalısınız. Doktor kontrolünde ranın başında 7-8 saat kalındığın- de göz kuruluğu için damla kullanada gözler tek noktaya bilirsiniz. bakmaktan yorulur ve 3- Bilgisayar ekranıgöz kırpma hareketini nı uygun malzemelerle bile yapamaz duruma sık sık temizlemeli, İri puntolu ve gözü yorgelir. Normalde Dakikada ortalama 25 kere mayan karakterlerle gözlerimizi kırparız. yazmalı, koyu renk Ekranlarla çalışırken zeminler üzerinde SAĞLIK iÇiN bu sayı dakikada açık renk karakter10’un altına; hatta lerle çalışmalısınız. Hülya Şahin 5-6’ya düşer. Böyle 4-Ekran çözüolunca da gözyaşı bunürlüğünün iyi olması harlaşır, göz yüzeyi kurur, yanma, ve oturma şekliniz de göz sağlığınızı batma, kızarıklık gibi birçok şikâyete etkiler. Bu nedenle dik pozisyonda, neden olur. Bu nedenle bilgisayar gözlerinizin ekranla aynı hizada olekranın her saat başı kapatılarak göz- masına özen göstererek oturmalısılerinizi 10 dk. dinlendirilmeli, pen- nız.

5-A,B2,E,C vitaminleri ile Kalsiyum göz sağlığı için önemlidir. Bunun için havuç, peynir, balık ve taneli meyveleri tüketebilir, taze sıkılmış meyve-sebze sularını içebilirsiniz.

Bu hafta İstanbul Kurtuluş’ta Damak Şar aküteri işletmecisi Ahmet Abi’nin yanınd li yız. İşte bize mesleğinin zorluklarıyla ilgi anlattıkları.

İşimiz telefonla

l atıldığınızdan Bize kısaca kendinizden ve bu mesleğe nası bahsedebilir misiniz? devam ediyoruz. Depremzedeyiz, hayat mücadelesine a yakınlarımız var. İstanbul’a geleli 25 sene oldu. Hala orad üteri. 7- 24 servis Şark ak Kurtuluş’ ta 4 senedir var Dam iki elemanımızla ve yapıyoruz. Hizmet veriyoruz. Ailemle aya üşenen, çıkm çalışıyoruz. Bizim iş zaten gece. Gece, es n herk bize spariş açık başka bir yer bulamayan, geç gele veriyor. Geceleri daha çok satış oluyor. Mesleğiniz geçimizi sağlamaya yetiyor mu? şimdi iki liraya Şu an mesele şu: eskiden dürüm 4 lira iken milyar ödüyoruz düşmüş. Kiramız yüksek mesela. Biz 4,5 kü bir de servis Çün z. buraya. Mecburi 7- 24 açık tutuyoru . İşimiz telenda paketi olduğu için gece açık olmak zoru riz. Şu anda gide fonla. Yoksa telefon olayı olmasa kapatıp geçtikçe ürünlere ürünlerde hiç düşük fiyat yok yani. Gün Hiç kapatmıyoruz zam geliyor ama biz zam yapamıyoruz. ta olsun, olmasın. dükkânı. Mazeret olsun, olmasın. Has , değil çocuk yeTatil matil olayı yok yani. Çalışmassak çocuğum var. tane İki . tiştirmeyi, kirayı bile çıkaramayız m. Gündüz dayı Biri 11 yaşında biri 6 yaşında. Gece bura da 4, 5’ta ya ukta görebilirsem görüyorum. Gece 3 buç oruz. Günlük beeve gidiyorum. Gündüz 12, 1 gibi geliy a sunuyoruz. Gerçi sinidir, tazeliğidir, markasıdır insanlar a alkol hariç, kimi bunu söylememek lazım ama insanlar Normal gıda neyse peynir ver, zeytin ver, onları veriyoruz. iyorum etm ben onu veriyorum. Hiç tereddüt süz gıda satışlaSon dönemden gündemden düşmeyen usul rıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yazılı kâğıt getirdi. Şimdi Apikoğlu geldi açıklama yaptı. . Suya bakarsan Bizde belirli müşterilerimize gösteriyoruz tiklerimizde bir suda bile değişik şeyler var. Bizim üret gösteriyoruz. Suya sorun yok dedi. Bizde soranlara onu Şimdi hiç bir şeye bakarsan onda bile değişik şeyler var. g��venemiyorsunki. YARIN İSTANBUL

Hazırlayan Halil Altunpolat

24Nisan 1975 25Nisan 1974 26Nisan 1994

1960 28Nisan

Polis solculara saldırdı Milliyetçi Hareket Partili “komandolar” Site öğrenci yurdunu bastılar. Olayı protesto eden öğrencilere polis müdahale etti. 1 kişi öldü, 23 kişi yaralandı, 324 kişi gözaltına alındı. Karanfil Devrimi General Antonio Spinola’nın yönettiği askeri ayaklanmayla Salazar’ın faşist diktatörlüğü devrildi Mandela kazandı Güney Afrika’da ilk çok ırklı seçimler yapıldı. 22 milyon Güney Afrikalının oy kullandığı parlamento genel seçimlerinde ırkçılığa karşı mücadelenin önderi Nelson Mandela oyların büyük çoğunluğunu alarak Güney Afrika’nın ilk siyah başkanı olmaya hak kazandı. Rektör gözaltına alındı İstanbul Üniversitesi öğrencileri, hükümet aleyhine gösterisine polis saldırdı. Güvenlik güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör Sıddık Sami Onar, tartaklanarak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gösterilerde, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldü. Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi.


24 NİSAN 2012 YARIN

“İşçi ölümlerine son” Bu dönemde yaşanan çatışmalarda ölenlerden fazla insan işte çalışırken hayatlarını kaybediyor. Sermaye gücüne güç katmak uğruna işçi güvenliğini yok sayıyor ölümlere yol açıyor. Sorun en yakıcı şekilde ortadayken AKP ancak yeni teşvik paketleri açıklayarak sermayenin denetimsizce büyümesine yol açıyor.

İSTANBUL can çoksöyler

Türkiye’de her gün en az 4 işçi ölüyor. Öyle ki işçi ölümlerinde ülkemiz Avrupa’da birinci, dünyada ise 3. sırada yer alıyor. Ölümlere karşı yürütülen mücadele ile ise konu kaçınılmaz olarak toplum gündemine yerleşmeye başladı. Artık neredeyse her gün gelen ölüm haberleri medyada da eleştirel biçimde yer bulmaya başladı. Ancak ölümlerin hemen hemen hiçbirinin ardından hükümet tarafından bir açıklama gelmiyor. Karı arttırmak için güvenliği azaltan patronları durduracak, ceza verecek, hatta gerekirse kurumu kapatacak bir mekanizma hükümet tarafından ortadan kaldırılıyor. Son olarak şehir tiyatrolarını denetlemek için bürokratları atayan AKP, iş yerlerini denetlemeye kimseyi göndermiyor, gönderilse bile danışıklı olarak tehlikenin üzeri örtülüyor.

“İşçi ölümlerine karşı 1 Mayıs’a” Emekçi Hareket Partisi tüm emekçileri, kadınları, işsizleri, LGBTT’leri “İşçi Ölümlerine Son” demek için 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırıyor. Taşeronlaşmayla, güvencesiz, güvenliksiz ve denetimsiz çalışmayla tabir yerindeyse çalışma alanlarında öldürülen işçilere ve ailelerine sahip çıkmak ve ölümlerin hesabını sormak için 1 Mayıs’ta Taksim’de olunacak. Her gün helalleşerek işe gitmeye mecbur bırakılan işçiler, nice bedeller ödenerek kazanılan Taksim alanına yürüyecek. Taksim’de hesap sorulacak Öldürülen kadınların aileleri de 1 Mayıs’ta EHP kortejinde yer alacak. Öldürülen kızlarının, kardeşlerinin de fotoğraflarının ön saflarda taşınacağı kortejde korumayan devletten hesap sorulacak. İşçi Ölümlerine Son ana pankartının önünde ise 13 Eylül 1980’de gözaltına alınıp kaybedilen Devrimci

Yolcu Cemil Kırbayır’ın pankartı ailesi, yakınları, Göle halkı ve yoldaşları tarafından taşınacak.

Lenin 1 Mayıs’a çağırıyor Yoldaş işçiler! 1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf-bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zulüm ve baskısına karşı mücadelelerindeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlık, yoksulluk ve aşağılanmadan kurtulmak için yürüttükleri mücadelelerini kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası. Yoldaş işçiler! Öyleyse vakti gelen son

kavga için iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal-Demokrat proleteryanın saflarını daha da sıklaştıralım! Proletaryanın sözü daha uzak meydanlarda yankılansın! İşçilerin talepleri için mücadele her zamankinden daha büyük bir cesaretle sürdürülsün. 1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazansın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!

Emekçi Hareket Partisi 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırıyor

Her iki çocuktan biri işçi ve 2004-2008 eğilim araştırması sonuçlarını kullanarak yaptığı hesaplamaya göre, ev içi çalışan çocuk sayısındaki devasa artış çocuk emeğinin azalmadığını aksine ev içine çekilerek artışını sürdürdüğünü ortaya koydu. Diğer yandan en kötü şartlarda çalışan çocukların, toplam çocuk istihdamındaki payı arttı.

Son yapılan araştırmalar, sanayicilerin açıklamalarını yalanlar nitelikte. DİSK-AR’nin Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine dayanarak hazırladığı araştırmaya göre, Türkiye’de 5-17 yaş arası toplam çalışan çocukların oranı yüzde 49’a ulaştı. ‘Çırak’ sıkıntısı çekiyoruz diyen sanayiciler yeni eğitim modelini en çok bu yüzden desteklediklerini açıklamışlardı. Araştırmaya göre ise sanayide çalışan çocuk sayısı artıyor. 4+4+4

kademeli eğitimi sistemi de çocuk işçiliği yaygınlaştıracak. DİSK-AR, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuk işçiliğinin Türkiye’de ulaştığı tabloyu göstermek amacıyla bir araştırma hazırladı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSKAR), Türkiye İstatistik Kurumu Çocuk İşçiliği İstatistikleri 1994, 1999, 2007 ve Uluslararası Çalışma Örgütü ILO 2000-2004

Mehmet Ağar’a kıyak ceza ‘’Susurluk Davası’’ kapsamında 5 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından onanan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında ‘’yakalama emri’’ çıkartılan Mehmet Ağar, Aydın’ın Yenipazar K1 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na konulacak. Adalet Bakanlığı, Mehmet Ağar’ın 5 yıllık hapis cezasının onanmasının ardından avukatlarının başvurusu üzerine, Ağar için Bodrum’da yaşayan ailesine yakın, güvenlikli bir cezaevi arayışına girmişti.

4+4+4 sorunu derinleştirecek Son geçen eğitimde dönüşüm yasası ise sorunu daha da derinleştirecek. Özellikle organize sanayi patronlarının talepleri üzerine geliştirilen yasaya göre hem çıraklık yaşı aşağı çekildi hem de çocuk işçi çalıştırılması resmen yasallaştı. Sanayi bölgelerinin kendi bünyelerinde meslek liseleri açmasının sağlandığı düzenlemeye göre öğrenciler direk çırak olarak ve çoğunlukla bir ücret almadan bu atölyelerde ve fabrikalarda çalıştırılacak. Hal böyleyken çocuk işçilik daha da artmış olacak. YARIN GÜNCEL

Bakanlık yetkilileri, Bodrum’a en yakın cezaevleri arasında güvenlikli cezaevi olarak belirlenen Aydın’ın Yenipazar Cezaevi’nde inceleme yaptı. Yapılan inceleme sonucunda Ağar’ın, Yenipazar K1 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na konulmasına karar verildi. İlçe tipi cezaevi olan Yenipazar Cezaevi’nde, 4 koğuş ve 2 disiplin hücresi bulunuyor. Kadın ve çocuk hükümlüler için ayrı bölmeleri, kütüphane ve konferans salonu da olan cezaevi 42 kişilik ancak 60 kişi barındırılabilecek kapasiteye sahip. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ağar, İnfaz Yasası gereği cezasının iki yılını hapiste geçirecek. YARIN GÜNCEL

İşçi kardeşlerimiz hayatta kalmak için ölümüne çalışıyor. Kimisi yerin altında kara bir maden ocağında, kimisi buz tutmuş bir gölün üzerinde, kimisi yerden metrelerce yüksek bir geminin üzerinde çalışıyor. AKP hükümeti büyümeden bahsediyor, büyümeyle övünüyor. Peki, bu büyüme ne getiriyor? Taşeron sisteminin önünü açan bu büyüme değil mi? Peki iş güvenliğini hiçe sayan çalışma koşullarını yaratan bu taşeron sistemi değil mi? Peki işçi kardeşlerimizi ölümüne çalıştıran bu kapitalizm değil mi? Bir tarafta Kenan Evren ve katiller diğer tarafta Berfo Ana ve devrimciler var. 104 yaşında mahkeme kapılarına dayanan Berfo Ana hesap soruyor. Cemil Kırbayır yoldaşının izinde yürüyen Emekçi Hareket Partisi tüm emekçileri Berfo Ana’ya yoldaş olmaya çağırıyor. Göle’liler bu ateşi yeniden yakıyor. Göle’liler Cemil Kırbayır’a yoldaşlık etmek için 1 Mayıs’ta Taksim’e geliyor. En önünde Cemil Kırbayır pankartının yer alacağı kortej faili meçhullerin hesabını sormak için yürüyor. Emekçi Hareket Partisi, ülkenin dört bir yanından gelecek olan militanları ve dostlarıyla Şişli yürüyüş kolunda “İşçi Ölümlerine Son” pankartı arkasında yerini alacaktır. Tüm işçileri ve emekçileri, ölen işçi kardeşlerinin ailelerine ve Berfo Ana’ya yoldaş olmaya 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırıyoruz. EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

Açlık grevleri sone erdi

Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi için yapılan açlık grevi, taleplerin, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nde dikkate alınacağı gerekçesiyle sonlandırıldı. Fransa’nın Strasbourg kentinde 15 kişinin 1 Mart’ta St. Maurice Kilisesi’nde başlattığı açlık grevi, 52. gününde sona erdi. “Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi”, taleplerinin ilgili kurumlar tarafından dikkate alınacağı ve pratikte bir anlam bulacağı sonucuna ulaştıklarını açıkladı. Grevdekiler sekiz aydır sağlık ve güvenliği hakkında bilgi alınamayan, avukatlarıyla görüşmesi önlenen PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tecridine son verilmesinin yanı sıra, Öcalan’a özgürlük ve anadilde eğitim talep ediyor. YARIN GÜNCEL

Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Çocuklar kahve içer Eve misafirler gelir. Sohbet koyulaşır. En sonunda “şöyle bir Türk kahvesi yapıp içelim” denir. Herkesin hoşuna gider sohbetin kahve rengini alması. Çocukların da hoşuna gider. Kahveler bir tepsinin üzerinde çıkageldiğinde işi tamamen mahveden bir ses duyulur: - Çocuklar kahve içmez! Siz olayın şokunu atlatamadan, büyüklerin oybirliğiyle iş karara bağlanır. Sonuç “evet, çocuklar çay içmezdir”. Çocuklar bu karar karşısında nerdeyse bütün hayatını sorgular. Herkes kahve içerken o içememektedir. Bu adaletsizlik karşısında büyüklerin kılı bile kıpırdamaz. Çocuğa kahve konusundaki fikri sorulmamıştır dahi. Çocukların zaten gönüllü olarak kahve içmeyeceğini varsaymak tamamen saçmadır. Kahve içmenin çocukların sağlığına iyi gelmediğini düşünmek ise tam bir hurafedir. Şehir efsanesidir. Zımba gibi çocuklara bir kahve ne yapabilir ki? Kola içerken bir sorun yok da kahve içerken mi sağlık bozuluyor? Çocuklara kahve verilmemesi, çocuklarla büyükler arasındaki anlaşmazlıkların başlangıç noktasıdır. Büyük çelişki burada başlar. Ölmüş kuşakların gelenekleri bir kabus gibi çökmüştür yaşayanların beyinlerine. Adil olmayan bir dünyanın tam teşekküllü prototipi uygulanmıştır çocuklara. Kendilerinin kahve içemediği bir ortamda, büyüklerin neşeli havası hiç gitmez gözlerinin önünden. Bunu unutmayacaklardır. Bunun hesabını soracaklardır. Çocukların kahve içebildikleri bir tarih yaratacaklardır. Bundan böyle 23 Nisanlar sadece zararsız gösterilerin yapıldığı, sıradan bir bayram olmayacaktır. 23 Nisan elbette ki bütün dünya çocukları için bir bayramdır ama aynı zamanda bir kavga günüdür. Çocuklar sistem tarafından ezilmektedir. Çocuklar ölmüş ve yaşayan eski kuşakların gelenekleri tarafından ezilmektedir. Çocuklar öldürülmektedir. Çocukların kafası dipçikle parçalanmaktadır Fırat’ın doğusunda. Çocukların kafasını parçalayanlar bu ülkedeki en büyük parçalanma tehlikesini yaratanlardır. Küçük kardeşlerinin o halini gören çocuklar, o günden beri panzerleri taşlamaktadır. Taş, çocukların tek silahıdır. Taş kalplilere karşı taştan başka seçenekleri kalmamıştır. Taş atan çocuklara ıslahevinde tecavüz ettiler ama onlar yine de gözyaşlarını içlerine akıttı. Başkalarına olmuş gibi anlattılar vahşeti. Her şeye rağmen ayakta kaldılar. Egemenlerin en çirkin yüzünü açığa çıkardılar. 23 Nisan’ı gerçek bir mücadele içeriğiyle donatan yine onlardı. Çocuklar ayakkabısı olmadığı için terlikle dolaşan küçük kız kardeşlerini izlediler televizyonlardan. Bütün çocukların içine kan oturdu. Van depreminden sonra konulan konteynırlarda yaşıyordu. Bütün kışı terlikle geçirmişti ama bunu hiç umursamadığını da ekledi. Öyleyse öyleydi. 23 Nisan bilincini edinmiş çocuklar öyle her şeye hayıflanmazdı. Çocukların ayaklarının üşümediği bir dünya kurmak gerekiyordu. Dünya güzeli terlikli kız sadece bunu söyledi ve yürüyerek uzaklaştı. 23 Nisan sıradan bir bayram değildi. Egemenlik ile çocuklar arasındaki ilişkiyi kuruyordu. 23 Nisan başbakanlığı altında yapılanlar bir aldatmacaydı. Çocuklar egemenliği kendi mücadeleleriyle elde edeceklerdi. 23 Nisan’ın bilincine göre: Çocukların ayağı üşümemeliydi, Çocuklar ıslahevlerinde yatmamalıydı, Çocuklar dipçikle dövülmemeli, tecavüze uğramamalıydı, Çocuklar öldürülmemeliydi, Çocuklar şeker de yiyebilmeliydi, Kahve de içebilmeliydiler çocuklar. hakanozturk1871@gmail.com

Fen-Edebiyat öğrencileri ne yapacak? YÖK, fen ve edebiyat fakülteleri öğrencilerinin öğretmen olabilmek için aldığı pedagojik formasyon programını kaldırdı. Fen ve edebiyat fakülteleri öğrencilerinin veya mezunlarının öğretmen olmasını sağlayan sistemin kalkmasının gerekçesi ise bu bölümlerde ortaya çıkan öğretmen fazlası gösterildi. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muammer Canel, üniversite adaylarının artık fen ve edebiyat fakültelerini tercih etmeyeceklerini belirterek şunları söyledi, “YÖK’ün kararı bizde şok etkisi yarattı. Fen ve edebiyat fakültelerindeki bölümler, alan bilgisinin en iyi öğretildiği bölümlerdir. Bundan sonra üniversite sınavına girecek öğrenciler, öğretmen olamayacaklarsa neden fen edebiyat bölümlerini seçsinler ki. Zaten başka alanlarda istihdam yok.” YARIN GÜNCEL


04 SIYASET Sibel Uzun Ş UYANIS

1 Mayıs’ta meydan dolmalı işçi ölümleri son bulmalı

Ağır kol emeğinin kullanıldığı yıllarda 15 saatlik çalışma süreleri, işçileri dayanılmaz bir sömürü çarkına terk ederken, Kapitalizm yerleşik hal almaya başlamışken, 8 saatlik iş günü için emekçiler meydanlara aktı. 1 Mayıs 1886’da önderlik eden Albert Persons, Adolph Fisher, George Engel, August Spies idam edildi. Bu onurlu işçilerin açmış olduğu yol, II. Enternasyonal’de 1 Mayıs “Uluslararası Birlik mücadele ve Dayanışma Günü” ilan edilmesini sağladı. O gün bugündür 8 saatlik iş zamanı büyük bir hegemonya yarattı. Bugün Kapitalizm 10 saat çalışma sürelerine hepimizi alıştırmaya çalışsa da 15 saat iş süreleri uygulayamıyorsa bu büyük tarihsel kazanımımızdan geliyor. O gün bugün dünya güneş etrafında dönüşünü emekçiler bir araya gelmeden tamamlamadı. O gün bugündür hiçbir egemen bayram 1 Mayıs gibi toplumun umudu olmadı. O gün bugündür her 1 Mayıs’ta patronlar “ne olacak benim sonum?” diye düşünmeye başlıyor. Yıllarca tüm dünya nefesini tutarak meydanlarda buluşan milyonların ne dediğini izledi. Yıllarca tüm Türkiye Taksim’i kazanmak için nefes nefese, haykıra haykıra barikatları aşanların ardına dizildi. O gün bugündür. 1 Mayıs işçilerin günüdür. Bu günlerde işçiler her gün ölüyorsa birlik olma günüdür. “Dün dündür bugün bugündür” değildir. Tarih her zaman bir önceki gelişmeyi bir sonrakine bağlamak için vardır. Bizim tarihimiz, emekçilerin tarihi hepimizi güzel günlere mutlaka bağlayacaktır. Bu gün “İşçi Ölümlerine Son” deme günüdür. 1976’da DİSK 50 yıl aradan sonra 1 Mayıs için büyük bir hazırlık başlatmıştı. Dünya emekçilerinin birleştiği, yenilmez gücünü burjuvaziye gösterdiği gündü. Yüzbinler bu fikir etrafında bir araya gelmişti. 1977’de neden Beş Yüz Bin Emekçi Taksim Meydanı’ndaydı? Kapitalizm, işsizlik ve hayat pahalılığını artırmıştı. O zamanlar üretim güçlüydü, grevlerin çok büyük oranı imalat sanayiinden gelmekteydi. En önemlisi işçilerin çoğunun sendikalı olması, dönemin siyasallığı nedeniyle örgütlü, siyasi partilere üye olmasıydı. 1976’daki 1 Mayıs’tan aldığı büyük bir güç vardı. 12 Eylül yargılanırken 1 Mayıs 1977 Katliamı’nın sorumluları da yargılanmalıdır. 1977’de 35 kişinin hayatını kaybetmesi derin devletin sorumluluğuydu. Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde bilindik isimler vardı. Başta Süleyman Demirel yardımcıları Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş. AKP Hükümeti’nin 12 Eylül Darbesi’nden sorumlu olan, hesap verecek sayısız devlet yetkilisi olmasına rağmen sadece Tahsin Şahinkaya ve Kenan Evren’e açmış olduğu davada dosyaya 1 Mayıs 1977’nin hemen sonrasındaki emniyet raporu da koyulmuş. Bu rapor tahmin edilebileceği gibi veya bilindiği gibi birçok gerçeği gizliyor, çarpıtıyor. 1977 Hükümeti’nin sözcüsü Süleyman Demirel derhal DİSK’i ve solu bu rapor ekseninde suçlamış, kenara çekilmişti. Derin devlet sistematiği işliyordu. O dönem seçimlere hazırlanan muhalefetin temsilcisi olan Ecevit “devletin içinde yer almakta olan bazı güçler” diyerek durumu Özel Harp Dairesi’ni işaret ederek somutluyordu. Ecevit de tüm hükümetler gibi seçilince hükümet olarak sorumluların yargılanmasını sağlamayacaktı. Dosyada yer alması gereken büyütülmesi için Adli Tıp’a gönderilen fotoğraflar, polis telsizi kayıtları kaybolmuştu. Devletin arşivi işine gelmeyen her durumda ortadan yok oluverir zaten. Bu davada görevlerini kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında soruşturma açmak isteyen savcı görevden alındı. Savcı, devletin işine gelmediği her durumda görevden alınanlar listesine eklenmişti. Bu nedenle 1977’nin hesabını soracak, gerçek bir 12 Eylül yargılaması dosyasını emekçiler, devrimciler, halk oluşturabilir. 12 Eylül’ün dava dosyasında, mahkemesinde geçerli olabilecek söz Berfo Ana’nın sözüdür, talebidir, mücadelesidir. 103 yaşında mahkemenin karşısına çıkarak “Kenan Evren nerede? Oğlum nerede?” demiştir. Çıksın Kenan Evren karşımıza. Baksın Berfo Ana’nın yüzüne! Bugün Berfo Ana’nın evlatlarının başta Cemil Kırbayır’ın sözleri atacak 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’na akan damarlarında. Cemil Kırbayır’ın Sosyalizm Mücadelesi, Taksim Meydanı’nda ve yüreklerimizde atacak. Berfo Ana’nın yüzü bizlere yüzlerce yıllık birikimi anlatıyor. Biriken emek gibi. Biriken emeğimiz bize ait olmalıdır. Topluma ait olmalıdır. Biriken emeğimizi çalanlardan geri almalıyız. İşçileri ölümlere sürükleyenleri durdurmalıyız. sibel050104@gmail.com

0424EKiM 2011 YARIN NİSAN 2012 YARIN

Şahin’in nefret söylemleri

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in göreve geldiğinden bu yana yaptığı açıklamalar kamu oyunca eleştirilmeye-tartışılmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta 5 TEDAŞ işçisinin ölümüyle ilgili Erzurum’a giden Bakan bir vatandaşa “takla” atmasını söylemişti. Bu hafta da Şahin Meclis’te Kürt sorununa ilişkin yaptığı açıklamalarla ayrımcılıkta rekor seviyeye ulaştı. ankara SELÇUK KAYGISIZ

bir hayatın resmidir. Bu yapıda İslam inancı yoktur, yapının tek özü önce Müslüman olmamak, sonra hiçbir dine mensup olmamaktır, dinsizlik yapısıdır. Bu yapıda kesilmiş olan yayladaki koyun değil, örgütün avlayarak kestiği, mensuplarına yedirdiği domuzdur.” Şahin’in ardından söz alan Ahmet Türk, yıllardır TBMM’de bulunduğunu ama İdris Naim Şahin kadar düzeysiz konuşma yapan birisine rastlamadığını belirtti.

İdris Naim Şahin sıradan bir insan değil İçişleri Bakanı yani bu ülkenin “asayişinden” sorumlu. Yaptığı her açıklama her kesimden insanın tepkisini çekmeye devam ediyor. Yaptığı nefret ve ayrımcılık dolu açıklamalar bazı kesimlerce AKP’nin gerçek yüzü olarak nitelendirilse de bazı kesimlerce de MHP’nin oylarına oynadığı görüşünde. Ne olursa olsunİnsanlar KCK adı altında düzenlenen operasyonlarla tutuklanmaya devam ediyor. Toplanti ve gösteri yürüşü anayasal bir hak olmasına rağmen yürüyüşlerde atılan gaz bombaları sebebiyle ölenler kolluk kuvvetlerinin uygulamalarını sorgulatır nitelikte. İşte bir İdris Naim Şahin portresi.

AÇIKCA SUÇ İŞLENDİ Şahin’in kürsüde yaptığı konuşmalarda BDP’li milletvekillerinin kendi aralarında yaptıkları konuşmayı aktarması, BDP’lilerin de büyük tepkisine neden oldu. BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, telefon dinlemenin demokrasilerde suç olduğunu belirterek, ”Telefonlarımızı dinleyenlerin peşini bırakmayacağız. Yüreklerinde bizim korkumuzu hissedecekler” dedi.

ÖLEN İŞÇİLERİN AİLELERİ OYNAMIYOR Mustafa Boğaçayır’ı “hadi bir takla at da sevindiğini göreyim” diyerek aşağılamış, Boğaçayır’ın şaşkınlıkla bakması üzerine “hadi oyna da bir göreyim” demişti. Kendisine iş istemek için gelen vatandaşla Bakan’ın dalga geçmesi, büyük tepki uyandırmış bunun üzerine Bakan olayın medya tarafından büyütüldüğünü söylemişti. İDRİS NAİM ŞAHİN DURMUYOR! İşsiz bir vatandaşla dalga geçmesi henüz gündemden düşmemişken bu kez de TBMM’de sarf ettiği ayrımcılık dolu sözlerle dikkatleri üzerine çekti. İçişleri İdris Naim Şahin hakkında verilen gensoru, AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Şahin, gensoru hakkında yaptığı konuşmada, BDP’yi hedef gös-

terdi, ateistlere ve Zerdüştlere hakaret etti. Aynı konuşmada BDP mensubu milletvekillerinin teefon konuşmalarının dinlendiği de Bakan tarafindan kabul edilmiş oldu. Bakan’ın sözde PKK ve BDP’yi kötülediği konuşması şöyleydi: “Bu yapı

nedir? Mardin Nusaybin’de BDP tarafından 2008’de yaptırılan kültür merkezinin duvarındaki Zerdüştlük ve Yezidilik inancına ait semboller. Bu yapı, PKK terör örgütünün kandırarak, kaçırarak, dağa, sınır ötesine, yurt dışına götürdüğü, eğittiği insanlara yaşattığı

Barzani sorunu çözer mi?

MECLİSTEKİ AYRIMCILIK DOLU KONUŞMA İLK DEĞİL İdris Naim Şahin’in Meclisteki ayrımcılık, ırkçılık dolu sözleri ilk değil, işte geçmişteki bazı konuşmalarından satır başları: Daha önce resim yapanları, şiir yazanları “terörist” ilan ederek KCK soruşturmalarını savunmuştu. Polisin kullandığı biber gazının “sağlığa zararlı olmadığını” iddia etmişti. 26 Şubat 2012 tarihindeki Hocali Katliamı’nın “sözde” anma mitinginde, “Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” pankartları önünde konuşma yapmıştı.

2B Meclisten geçti Kamuoyunda 2B olarak adlandırılan yasa tasarısı, 18 Nisan gününün ilk saatlerinde Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaştı. Meclisten “Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı”, orman niteliğini kaybetmiş yerlerin doğrudan hak sahiplerine satışını öngörüyor. Yasa gereği 2B arazileri rayiç bedelin yüzde 70’i ile satılacak. Satış bedelini peşin olarak ödeyen hak sahiplerine yüzde 20, yarısını peşin ödeyen hak sahiplerine ise yüzde 10 indirim yapılacak. 410 bin hektar orman alanı satışa çıkarılacak. Ali Babacan, mecliste kabul edilen 2B yasası ile ilgili : “2B’den ne kadar ilave gelirimiz olursa biz ona göre o ilave geliri hangi yatırım projesine ayıracağımıza daha sonra karar vereceğiz. YARIN siyaset

Yıllardır “savaş” ekseninde devam eden Kürt sorununa “çözüm” arayışları devam ediyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani, Ankara’ya gelerek çeşitli temaslarda bulundu. Barzani ile Türkiye’nin “PKK ve Suriye konusunda görüş birliğine vardığı” ilan edildi. Peki bu görüşmelerde savaş dışında yeni bir çözüm yolu var mı? Başbakan’ın PKK ile görüşmenin kesilmesinin ardında Kürt sorununa dair çözümün sadece “savaş” olduğu görüşü Barzani ile olan görüşmesinin ardından bir kez daha kanıtlanmış oldu. Hükümet Barzani’den PKK ile mücadelede daha aktif rol almasını istedi. Görüşmelerin özetini Barzani şöyle yaptı:

“TÜM YÖNETMLERİ KULLANACAĞIZ” Ankara’dan gelen “PKK’yla mücadelede daha aktif olun” çağrısına Barzani ayrılmadan yanıt verdi. Bu meselenin silahlı yöntemlerle çözülemeyeceğini söyleyen Barzani, “Barışçıl yöntemlerle çözülmesi için çabalarımıza devam edeceğiz, her türlü katkıda bulunuruz” dedi. Silah çağının geride kaldığını söylüyorum. Bu dönemden sonra silahla bir yere

varılamaz. Bundan sonra PKK silah yöntemini sürdürürse sonucuna kendi katlanır. Ben PKK’nın Irak Kürdistanı’nda hüküm sürmesine müsaade etmem. Eğer kendi kararını savaşa yönelik verirse, bu savaşı bizim bölgemize çekmesine biz müsaade etmeyiz” diye konuştu. Barzani, bunu nasıl yapacakları sorusuna da “Baskı, nasihat, bütün yöntemleri kullanacağız.”dedi.

ÇÖZÜM NE? Barzani’nin Türkiye’ye gelmeden önce açıklamalarda bulanan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş çözümü şöyle özetliyor: BDP’nin silahın muhatabı olmadığını vurgulayan Demirtaş, şunları söyledi: “Bizimle siyaset konuşulurken aynı zamanda PKK ve Öcalan ile eşzamanlı ve koordineli bir şekilde silah konuşulursa bizimle yaptıkları görüşmelerin barışa katkısı olur. Hükümet, PKK’yla, Öcalan’la görüşmeye gittiğinde karşılaşacağı siyasal talepleri bizimle görüşebilir ve biz bu konuda hükümeti rahatlatırız. Hak ve özgürlükler konusunda biz mesafe kat edersek silah bırakma konusunda da mesafe kat edilir.”dedi. YARIN siyaset

Kürt sorununa CHP çözümü

CHP lideri Kılıçdaroğlu, PKK ile görüşmelerin sürdüğünü iddia ederek bu durumdan rahatsız olduğunu belirtti. “Oslo ve diğer görüşmelerin şu anda devam ettiğini tahmin ediyoruz. Şu veya bu şekilde defalarca oldu, yalanladılar. Karayılan’ın görüşmelere ilşkin mektubu da oldu... Bu olayın çözülmesi toplumsal destekle mümkündür. Partilerin ortak katkı vermeleri gerekir. Parlamentoda uzlaşma komisyonu, parlamento dışında da akil adamlarladan oluşan başka bir grubunun oluşabileceğini önerdik.” dedi. YARIN siyaset

Demirel yargılanacak mı? Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i eleştirerek, “28 Şubat sayın Demirel’in eseridir. 28 Şubat’ın koordinatörü Demirel’dir. Bunu da böyle bilin, biz bunu böyle biliyoruz” dedi. AKP Kırıkkale İl Kongresi’nde konuşan Atalay, 28 Şubat döneminde kendisinin de rektör olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: “O dönemde çok utanç verici şeyler yaşandı. Türkiye’de üniversitelerde birazcık muhafa-

zakar tutum içinde olan, dini değerlerle bağlı olan rektörler istifa ettirildi Türkiye’de, darbeler muhtıralar ve müdahaleler tarihine 28 Nisan’da nokta konulmuştur. Bu sizlerin, hepimizin eseridir. Şimdi sayın Demirel, 12 Eylül davasına müdahil olmaz zaten. Çünkü ondan sonra ki 28 Şubat sayın Demirel’in eseridir. 28 Şubat’ın koordinatörü sayın Demirel’dir. Bunu da böyle bilin, biz bunu böyle biliyoruz.” YARIN siyaset


05 Cemil’in davası başlamıyor

YARIN 24 2012YARIN 03 NİSAN OCAK 2012

Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü açıklamasının üzerinden bir yıl geçti. Açıklamanın ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmasına rağmen henüz Cemil Kırbayır’ın akıbetini aydınlatacak hiçbir adım atılmadı. Dosya savcılıkta bir yıl önceki haliyle bekletiliyor.

Gülsüm Kav

ANA FiKiR

Hastane binaları

ankara SANEM DENİZ KURAL

Cemil Kırbayır, 12 Eylül döneminin ilk gözaltında kayıplarından biri. Mecliste geçtiğimiz dönemde Zafer Üskül başkanlığındaki TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cemil Kırbayır’ın kaybolması hakkında yaptığı inceleme sonucu, 14 Nisan 2011 tarihinde yayındığı raporunda Cemil Kırbayır’ın işkence sonucu öldürüldüğü kanaatine vardıklarını açıkladı. Bu doğrultuda dönemin Emniyet, MİT ve Sıkıyönetim Komutanlığı görevlileri hakkında Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ancak suç duyurusunun üzerinden bir yıl geçmesine rağmen savcılık hiçbir işlem yapmadı.

AKP FAİLLERİ BULMUYOR Cemil Kırbayır’ın annesi 104 yaşındaki Berfo Ana ve diğer aile üyeleri yıllardır adalet arıyor. Kırbayır ailesi, her hafta kararlı biçimde sürdürülen Cumartesi Anneleri eylemlerinde Cemil ile birlikte tüm gözaltında kayıpların hesabını soruyor. Verilen mücadele sonucu Başbakan Erdoğan, Berfo Ana’ya Cemil’in mezarını ve faillerini bulma sözü verdi. Ancak AKP, geçtiğimiz dönem verdiği sözünü yerine getirmiyor. “ADALET YERİNİ BULMUYOR” Yarın’a konuşan Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, hukuki süreç ile ilgili görüşlerini açıkladı: “Bilinen bir dava, kamuoyuna mal olmuş bir dava. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’ndan

işkencede öldürüldüğü raporu çıktığı halde lehte veya aleyhte bir hukuki süreç işletilmiyor. Aslında her şey mikail kırbayır ortada, ama Başsavcılık nedense bunu bekletiyor. ‘Adaletin bağımsızlığı’ için kimse savcılığa karışmıyor. Rapor var, deliller var, canlı şahitler var, davanın ilerlemesi için her şey var. Ama bir türlü dava süreci ilerlemiyor. Ne mezar gösterme var, ne de katilleri belirleniyor. Adalet böyle mi olmalı? Adaletin yerini bulduğuna inanmıyoruz. Sürecin ilerlemesini ve savcılığın üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz.”

Süleyman Cihan’ın failleri açıklandı

12 Eylül’den sonra gözaltına alınan ve “intihar ettiği” iddia edilen Süleyman katı Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan ve avu di. Aydın Erdoğan basın toplantısı düzenle amüd a asın dav l Eylü Ahmet Cihan’ın 12 ın Ayd kat Avu ti. hillik talebi kabul edilmiş

ur Erdoğan, Adli Tıp profesörü Şebnem Kor ihar “int n an’ı Cih n yma Fincancı’nın, Süle an etmediği, öldürüldükten sonra altıncı katt rtti. beli ı ığın rlad atıldığı” yönünde rapor hazı muz Erdoğan, Süleyman Cihan’ın 29 Tem a sonr 1981’de gözaltına alındığını ve bir gün nı dığı “intihar ettiği”ne dair tutanak hazırlan lik psiz taki a mad ştur soru , hatırlattı. Erdoğan ; uştu kon e şöyl ek rter kararı verildiğini beli ı karş a nlığ insa , yeti “Süleyman Cihan cina orsuç ı, savc suçtur. Soruşturmayı kapatan ladı; tağıdır.” Erdoğan, failleri şu şekilde açık uKom “İstanbul 1. Ordu ve Sıkıyönetim Adli tanı Org. Necdet Üruğ, Sıkıyönetim en, Müşaviri Kıd. Hak. Alb. Durmuş Akş 1. t niye Em ı Balc rü Emniyet Müdürü Şük Şu2. t niye Em r, Şube Müdürü Tayyar Seve ısı be Müdürü Mehmet Ağar, SYNT Savc . Em ı tanc Hak. Yzb. Erdoğan Savaşeri, Bos him Başkomiserliğinde görevli Polis M. İbra si Gök Şahin, Adli Tıp Kurumu Başkanı Şem buarı aral num yaka ve ile tutanaklarda isim Erın Ayd sler” poli vli lunmayan infazda göre a und urus duy suç doğan, bu kişiler hakkında CEL GÜN IN bulunacaklarını da bildirdi. YAR

CEMİL KIRBAYIR’A NE OLDU? Cemil Kırbayır, 13 Eylül 1980’de Ardahan’ın Göle İlçesi’ndeki evinden gözaltındı. Kars Sıkıyönetim Gözlemevi’ne götürülen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır’a “Burada yok, firar etti.” dendi. Ancak görgü tanıkları Cemil Kırbayır’a işkence uygulandığını anlattı. Yıllardır süren adalet arayışı sonucu TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cemil Kırbayır’ın akıbetini araştırdı. Komisyon, tanıkları ve dönemin yetkililerini dinledi. 14 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan komisyon raporu ile Cemil Kırbayır’ın ölümünün işkence sonucu öldürüldüğü kanaatine varıldığı belirtildi. Ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

Mehmet Ağar kaç yıl almalı?

Mehmet Ağar’ın Susurluk davasından tutuklanacağı ve 2 yıl cezaevinde kalacağının kesinleşmesinin ardından, Yarın gazetesi olarak, Ağar’ın işlediği suçları birer birer sıralayıp kaç yıl ceza alması gerektiğini bulduk. Mehmet Ağar, devletin gizli çete örgütlenmesinin başıdır. 90’lı yıllardaki gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerin bizzat sorumlusudur. Binlerce kişiye işkence yapılmasının emrini vermiş bir Emniyet Müdürü’dür. Kürtlere ve devrimcilere yönelik düzenlenen yaklaşık 1000 operasyonun yürütülmesinden sorumludur. Tüm bu suçlar alt alta yazıldığında Mehmet Ağar’ın alması gereken ceza, öldürdüğü kişilerin sayısı kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olmalıyken, Ağar’a 2 yıl ceza almasıyla yetinilmek istenmektedir. YARIN GÜNCEL

İş kazaları ve zararın tazmini Bir olayın iş kazası olarak sayılması için işçinin olay anında hemen bir zarara uğraması şartı aranmaz. Kaza esnasında derhal bir belirti görülmesi gerekmemektedir. Kazadan sonra ortaya çıkan fiziki ve ruhsal rahatsızlıkların kaza sebebiyle meydana geldiği doktor raporu ile tespit edilirse bu kaza bir iş kazası olarak nitelendirilir. İş kazası olduğunda işveren hemen bölgedeki zabıtaya, savcılığa ya da karakola bilgi vermek zorundadır. İşverenin bu görevi yerine getirmemesi halinde işçiler de bu bildirimi yapabilir. Bundan sonra kazanın bir dilekçe ile, SSK Bölge Müdürlüğü’ne bildirilmesi gereklidir. Başvurunun ardından olay yerine müfettişler gelir. Müfettişler olayın iş kazası olup olmadığını

gösterir rapor hazırlar. Tanık olabile- lacak maddi tazminat davaları, SSK cek işçi varsa isimlerinin raporda yer tarafından yapılan yardımlar ve bağalması önemlidir. İş mahkemesine lanan gelirlerle karşılanmayan zararın giderilmesi” ilkesinin başvurmak yoluyla açılacak maddi ve manevi önemini göstermektedir. tazminat davası açmaBu nedenle yukarıda sı zararın karşılanması değindiğimiz SSK bilbakımından en uygun diriminin yapılması lüyoldur. İş kazasından zumludur. Davacıların zarar gören bir işçinin Sigortaya bildirilmemaddi ve manevi tazolmaları, olayın HAKLARIMIZI miş minat davası açabiliş kazası sayılmasına BİLELİM mesi için gereken şart engel değildir. İş kazaAv. Gökçesu SSK’nın ilgili Sigorta sı geçiren işçi sigortasız Özgül Müdürlüğü’ne başvubile olsa bağlı bulundukrulmasıdır. Kurum taları SSK’ya yapılan bir rafından yapılacak araştırma sonu- başvuru ile sigortalı işçilerin yararcunda iş görememezlik derecesi de landıkları bütün haklardan faydalabelirlenecektir. Yargıtay kararları “ İş nabilirler. Eğer bir kimse, kazadan kazasından dolayı işverene karşı açı- bir saat önce işe alınmış olsa bile,

506 sayılı yasaya göre “sigorta” kapsamında bir işçidir. işe başlatılan bir kimse, SSK’na bildirilmemiş ve henüz Sigorta sicil numarası almamış olsa dahi yasa kapsamında korunan bir işçi durumundadır. Henüz sigorta kaydının bulunmaması, olayın bir iş kazası sayılmasına engel değildir. Eğer işçi sigortaya kayıt ettirilmeden iş kazası geçirmişse, 506 sayılı yasanın 10.maddesine göre işveren sorumlu tutulmaktadır. Bu tip durumlarda yalnızca işveren şirketin ad ve ünvanının bildirilmesi ve kaza ile ilgili tüm tutanak ve belgelerin dilekçeye eklenmesi yeterlidir. SSK’na acilacak ayri bir dava ile zarari ve is gorememezligin derecesini tespit ettirmek de mümkündür.

Çok modern bir hastane düşünün. İçinde yeni tıp teknolojisinin sunduğu her tür imkan olsun. Yeni tanı cihazları mesela; bir kullanıyorsunuz insan bedenininin bütün kesitlerinin ne durumda olduğunu görebiliyor, problem nerede hemen anlayabiliyorsunuz. Ya da yeni ameliyat teknikleri mesela. Böbrekleri çalışmayan, rengi kül gibi olmuş küçük bir kız çocuğu, yeni bir böbreğe ve kırmızı yanaklarına kavuşuyor. Mucize gibi değil mi? Peki şimdi aynı hastaneyi bomboş düşünün. İçinde çalışan emek veren hiç kimse olmadan düşünün. Ve taa en baştan öyle düşünün. Yani o şık hastane binalarının ve o mucizevi cihazların üretiminden itibaren düşünün. Boş inşaat alanlarını, bomboş fabrikaları düşünün. İçinde emek harcayan olmasa, kendi kendine beton duvarlardan hastane binası, metallerden mucizevi tanı cihazları olur mu? Ve bugün Türkiye’de işçiler, o binaların inşaatlerinde ve belki hayatlar kurtaracak o cihazları ölerek üretiyor. Ve bugün her gün beş kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğü Türkiye’de, ev içlerinde kadınlar her gün emek harcıyor. Pişen her yemekte, bakılan her hastada kadınların emeği var. Hastaları o hastanelere en çok da kadınlar götürüyor. Ve bugün Türkiye’de o hastane binalarında hekimler ölerek hayat kurtarıyor. Hayat veren bir emeğin sahiplerine, her birinin kaderine ölüm düşüyor. Adalete bakın. Artan işçi ölümleri ve kadın cinayetlerine, hekimlerin ölümü de eklendi. Ve Sağlık Bakanı, yeni tedbirler alacaklarını, “x-Ray” cihazlarını incelediğini açıkladı. Tıpkı kadın cinayetlerinin sıklığı arttıkça çareyi “elektronik kelepçe” de görmelerine benziyor bu. Ne zaman ölümlü bir şiddetle karşılaşsak, AKP teknik çözümler öneriyor. Yeni ihale kapıları açacak, yeni teknolojiler önerisi geliyor her seferinde. Peki ölümler sadece teknik-adli-kriminolojik bir konu mudur? Ölümler siyasidir. Durması için de, hükümetin siyasetini buna göre kurması gerekir. Hekim öldüren kişiyi, marjinal kılıp cehalet açıklaması yapmak inandırıcı değil. 17 yaşındaki çocuk bu toplumun bir parçası ve eğer toplum cahil bırakılmışsa, bunun ilk sorumlusu da 8 yıldır hükümet olanlardır. Cehaletin bir neden olabileceğini bir an için kabul etsek dahi bununla mücadele, AKP’nin kimselere sormadan olabilecek en anti demokratik tarzda cebinden çıkardığı 4+4+4 yasasıyla mı olacak? Gelecek kuşaklara yaptıklarıyla hayatımızı belirleyecek olan bu yasa, bilgiyi emekçilerden iyice kaçırmaya çalışan ve toplumu tümden cahil bırakma amacındayken, aynı AKP hangi yüzle cehaletten dertleniyor? Ölümler teknik değil siyasidir. AKP, ekonomi büyüyor, Çin’le rekabet ediyoruz diye hava atarken, yani ülkede kapitalizmin ilerlemesinin faydalarını sonuna kadar yaşarken, bu büyümenin nasıl olduğuyla ve yanı sıra getirdiği sorun alanlarıyla hiç uğraşmıyor, bunları politika dışına sürüyor, münferit sayıyor. Bu, adaletsizdir. Ölümler aynı sürecin sonucudur. Başlangıçta tuhaf görünen şey; kendileri toplumda ezilen bir grup olmadığı halde hekimlerin ölmesi ve her gün şiddete uğraması da böyle açıklık kazanıyor. Wallerstein çok güzel ifade etmişti yıllar önce; “Metalaştırma kamyonu sağlığa da çarptı.” 1950’lerde ABD’de olanlar, şimdi Türkiye’de oluyor, hekimler işçileşiyor. Bu şartlarda, her büyük sağlık kompleksi yapımında işçiler ölecek, çalışırken de hekimler ölecek. Bu şartlarda yapılacak tek şey, bu öldürerek büyüten ekonomiyi sorgulamak. Ve yönetenler ya sorumluluklarını yerine getirmeli ya da istifa etmelidir. Toplum karşısında konuşurken başbakanın kadın düşmanlığı, işçi düşmanlığı, hekim düşmanlığı yaptığı her konuşma sonrasında ölümler artıyor. Ve ölerek çalışan emekçiler, birleşiniz. Öldürerek üreten bu çarkın hekimler de içindedir. Hekimler toplumun diğer ölenleriyle, kadın cinayetleriyle, işçi ölümleriyle bağ kurmadığı sürece sağlıkta şiddet de ne yazık ki artacaktır. Ve önce ölümleri durdurmaz isek, şiddetin diğer biçimleri rahatlıkla sürecektir. Şiddeti durduracak tek çözüm, en üst biçimi olan ölümler konusunda bütün kesimlerin birleşik mücadelesidir. Ve bu sene 1 Mayıs alanı bu birliğin olacaktır. gulsumkav@gmail.com

Kırıkkale’de eski cephanelikte insan kemikleri bulundu

Kırıkkale’nin Ahıllı bölgesinde eski bir askeri alanda toprak kayması neticesi bir insan kemikleri ortaya çıktı. Polis ekipleri, Cumhuriyet Savcısı nezaretinde bölgede kazı yapmaya başladı. Ahıllı bölgesi Arpalıkçukuru mevkisinde 61. Piyade Alayı Eski Cephaneliği arazisinde bir tepede yağmurun etkisi ile meydana gelen toprak kayması sonucu insan kemikleri ortaya çıktı. Bölgede hayvan otlatan çobanlar, kemikleri görünce durumu polise bildirdi. İhbarı değerlendiren polis ekiplerinin ardından Cumhuriyet Savcısı da olay yerinde incelemelerde bulundu. Olay yeri inceleme ekipleri, Cumhuriyet Savcısı’nın talimatı ile insan kemiklerinin bulunduğu bölgede kazı yapmaya başladı. YARIN GÜNCEL


06 05 1 MAYIS

YARIN 04 24 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 NİSAN OCAK 2012

Emekçiler 1 Mayıs’a hazırlanıyor İşçi sınıfının taleplerini yükselttiği 1 Mayıs’ta devletin sistematik saldırılarına tanık olmuşken, bu yıl da Taksim 1 Mayıs alanı olacak. 1 Mayıs yaklaşırken, işçi sendikaları ve devrimciler Taksim Meydanı’nı doldurmaya hazırlanıyor. Taksim’de yükselen işçi sınıfının mücadelesinin tarihini ve “Kanlı 1 Mayıs” olarak adını yazdıran 1977 katliamını, tanıklarına sorduk.

Sol Köşe

Şakalaşma değil, militarizm öldürür

istanbul CAN ERSOY

1 Mayıslarda taleplerini yükselten ve pek çok hak kazanan işçi sınıfına karşı kapitalizmin ve devletin saldırıları da somutlaşmıştır. Sınıfsal mücadeleye yapılan saldırıların da en büyükleri de hareketin en fazla büyüdüğü 1 Mayıslarda yapılmıştır. Tarihe işçilerin katliamıyla kazınan 1 Mayıs, her daim mücadelenin yükselişini getirdi.

1977’de ne olmuştu? Tüm dünya’da işçi sınıfı tarafından kitlesel olarak meydanların doldurulduğu gün olan ve Türkiye’de de defalarca devlet eliyle yaratılan provokasyonlarla yasaklanmış olan 1 Mayıs İşçi Bayramı, 1976 yılında DİSK tarafından örgütlenmesiyle işçilerin taleplerini çok güçlü bir şekilde Taksim’e taşımıştı. O yıllarda devrimci hareketlerin toplumsallaşmasıyla paralel olarak güçlenen sınıf hareketi, burjuvaziyi ve devlet erkanlarını harekete geçirmiş ve Türkiye’de faşizmin yükselmesini sağlayan kanallar bizzat devlet eliyle desteklenmişti. 1976 1 Mayıs’ında kitleselliği yakalayan işçi sınıfı, 1977 1 Mayıs’ında Taksim’e 500.000 emekçiyi sokmuştu. Ülkenin pek çok yerinde faşist saldırılar ve provokasyonlar devam ederken, devletin kontrgerilla faaliyetlerinin en örgütlü biçimi kendini bu yılda göstermişti. DİSK önderliğinde Taksim Meydanı’nı dolduran 500.000 emekçinin üzerine otomatik tüfeklerle ateş

1 Mayıs nereden geldi?yı-

1 Mayıs günü, 1886 lında Amerika’da çalışma saatlerinin 12 saatten 8 saate çekilmesi için greve giden 500.000 işçinin üzerine açılan ateş sonucu birçok işçi hayatını kaybetmişti. 1989 yılında toplanan 2. Enternasyonel’den çıkan karar sonucu 1 Mayıs, “Birlik, mücadele ve dayanışma günü” ilan edilmişti. Takip eden yıllarda defalarca katliamlara tanık olan 1 Mayıs, her yasaklanışından sonra tekrar ve takrar işçi sınıfının taleplerini kitlesel olarak meydanlara taşımıştır.

açılmış, emekçiler panzerlerle sıkıştırılmış ve planlı bir şekilde girişi kamyonla daraltılmış olan Kazancı Yokuşu’na sürüklenmişti. Devrimci mücadele tarihine adını “Kanlı 1 Mayıs” olarak kazıyan gün, devletin kontrgerilla faaliyetinin bilançosu ağır olmuştu: 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirirken, yaklaşık 130 kişi de yaralanmıştı. Ölenlerin çoğu Kazancı Yokuşu’nun başında, park edilmiş kamyon yüzünden sıkışarak ölmüşlerdi.

Derin devlet de Taksim’de 1 Mayıs “işçi katliamı” 12 Eylül darbesiyle birlikte 1 Mayıs kutlamaları sistematik olarak engellenirken, 1989’da Mehmet Akif Dalcı polis kurşunuyla öldürülürken, 1996’da yine polis kurşunuyla 3 kişi öldürüldü. Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğunu söylemeye devam eden sendikalara yönelik yapılan saldırılar devam ederken 2007 yılında ise 1 kişi daha öldürüldü. 1 Mayıs 1977’de Taksim’de bulunan Nurani Ersoy, katliam olarak nitelendirdiği saldırıyı şöyle anlatıyor: “77 1 Mayıs’ı dönemeç noktası olacaktı. Çünkü 77 1 Mayıs’ına her kesimden işçiler gelmişti. Bir bilinç donanımı söz konusuydu. Sermaye bu durumu fark etti. Süleyman Demirel’in “1 Mayıs’ta bir şeyler olacak” demesiyle halka korku yayılması planlanmış ve bir şeyler olacağı kesindi. Bu sebeple tüm sendika ve siyasi partiler son derece örgütlü bir şekilde Taksim’e geldiler. Kemal Türkler’in konuşması sırasında alan tamamen dolmuştu ve hala yürüyüş kolları alana giriş yapmayı bekliyordu. O dönemde bazı örgütler arasında çekişmeler ve çatışmalar söz konusuydu. Bu durum insanları endişelendiriyordu. Ben o zaman güvenlik kordonunda görevliydim. Alanın orta kısmındaydım. Yürüyüş kolları alana girdiğinde bir grupla birlikte alana giren bir adam, silahla havaya tek el ateş etti. Bu ateş operasyonun başlangıç sesiydi. Hemen ardından Marmara Oteli’nin çatısından kalabalığa ve Kemal Türkler’in konuşma yaptığı kürsüye ateş açıldı. AKM önünde bekleyen panzerler de kalabalığın üzerine doğru hareket etmeye başladı. İnsanlar Kazancı yokuşuna doğru kaçmaya başladı. O tarafta TÖB-DER ve bazı öğrenci grupları vardı. Ezilerek ölenlerin çoğu öğretmendi. Çocukluk arkadaşım ve Dev-Sol sempatizanı olan Jale de bu sırada hayatını kaybetti. Sonradan öğrendiğime göre ölenlerden biri de Maraşlı bir tekstil işçisiydi.

Ben bu sırada panzerin üzerime doğru sürdüğünü hatırlıyorum. Oradan nasıl kurtulduğumu ise hiç hatırlamıyorum. nurani ersoy Sadece ayakkabılarımın olmadığını fark ettim. Ağlama yoktu, yas yoktu. Sadece kin vardı. Alan çok kısa bir sürede boşaldığında ölenleri ve yaralananları görebilmiştik. İnsanlar katledilmişti. Öldüler diyemeyiz.”

Yıl 2009: Devrimciler Taksim’de 2008 yılında kamuoyunda yoğun yer tutan İstanbul Çevik Polisi’nin insanlara şiddet kullanması, beraberinde 1 Mayıs’ın işçi Bayramı olarak kutlanmasının meşruluğunu da arttırmış oldu. 1 Mayıs artık resmi tatil olurken, sendikalar ve sosyalist örgütler, 2009 yılında Taksim’e son derece örgütlü bir şekilde hazırlandılar. 2009 1 Mayıs’ında, “makul sayıda” DİSK’li ve KESK’li işçilerin yürüyüş koluna katılımı engellemek için sayısız gaz bombası kullanılırken, defalarca panzerlerin sularının bitmesine rağmen Taksim’i kazanmakta kararlı olan devrimciler bir çok alanda barikatları yıkarak alana girerken, Emekçi Hareket Partisi üyeleri de Kazancı yokuşunda katledilen yoldaşlarının anısına siyah çelenk koydular. Bu sırada polisin yoğun baskısını, hareketlerinin meşruluğuyla alt eden EHP üyeleri burada yoldaşlarına verdikleri sözü tuttular. Artık Taksim, 1 Mayıs alanı olarak zihinlere kazındı. Takip eden yıllarda ise emekçiler ve devrimciler, Taksim Meydanı’nı hem sayısal olarak hem de talepleriyle doldurmuşlardır. Taksim’i kazanmanın verdiği özgüven, tekrar yerine geldi ve ülkenin dört bir yanından direniş sesleri gelirken, Tekel Direnişi de buranın açtığı yolda ortaya çıktı.

1977’de yaşanan katliamın ardından provokasyonlar artarak devam etmiş, darbe koşulları hazırlandıktan sonra Kenan Evren öncülüğünde, 12 Eylül darbesi gerçekleştirilmişti. Darbeden sonra ancak geçirilebilen “24 Ocak” kararları sonucunda işçilerin kazanılmış olan hakları tekrar gasp edilmeye başlanmış ve ilk olarak 1 Mayıs İşçi Bayramı, MGK tarafından resmi tatil olmaktan çıkarılmıştı.

Son gülen iyi güler

1 Mayıs 200 9’da yoKazancı ölen kuşuna, yoldaşları için çelenk bırakan Emekçi Harehakan öztürk ket Partisi eski Genel Başkanı Hakan Öztürk şu konuşmayı yapmıştı: “1977’de burada bizden önce buraya çıkmanın mücadelesini veren, aşın, ekmeğin, hakkın mücadelesini veren insanları buradan aşağı ittiler. Biz, onları bayraklarımızla, karanfillerimizle, sözlerimizle, sloganlarımızla burada anmak için buraya geldik. Makul çoğunlukla makul insanlarla, gerektiğinde gerekeni yapacak insanlarla buradayız.” “Bu dünyada gülenler az, ağlayanlar çok. Biz, bu durumu tersine çevirmek için, devrim için, sosyalizm için bu meydana çıkmak istiyoruz.” “Vali Güler’e de son olarak şunu söylüyorum: Ey Vali Güler, son gülen iyi güler.”

İşveren korunuyor, işçiler ölüyor İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre Nisan ayının ilk yirmi gününde 57 işçi öldü. Sosyal Güvenlik Kurumu 2011’de 1543 işçinin öldüğünü açıklarken, işçileri koruyan yasalar yerine işvereni koruyan yasalarla işçi ölümleri artarak devam ediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre sadece; ancak bu veriler sadece basından derlendiği kadarıyla. Yani basına yansımayan ya da iş kazası olarak gösterilmeyen kazalar buna dahil değil.

Son hafta 4 işçi daha öldü İşvereni koruyan yasalar geliştirildikçe ve denetim şirketlerin eline bırakılmışken, geçtiğimiz hafta da 4 işçi hayatını kaybetti.

Gümüşhane’de bir inşaat işçisi, inşaatı süren binanın 7. katından düşerek yaşamını yitirdi. Duvar işçisi Ali Türmen çalışırken dengesini kaybederek 7’nci kattan beton zemine düştü. Ağır yaralanan ve Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne götürülen Türmen kurtarılamadı. Sivas Zara’da Beypınar köyü Gürgenağlı mevkisindeki krom madeni ocağında çalışan İdris Ekinci (39), Gökhan Kuştemur (27) ve Fatih Şahin vardiya değişimi sırasında baygın Alı türmen halde bulundu.

Nor Zartonk, Cumartesi günü saat 18:00’da kışlalarda gerçekleşen cinayetlere karşı ‘’Militarizm Öldürür’’ pankartıyla Galatasaray Meydanı’ndan Taksim Tramvay Durağı’na yürüyerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Galatasaray Meydanı’ndan Taksim Tramvay Durağı’na 24 Nisan 2011 yılında şakalaşırken öldüğü söylenen Sevag Şahin Balıkçı için ‘’Hepimiz Sevag’ız, Hepimiz Ermeniyiz’’, ‘’Katil Devlet, Hesap Verecek’’, ‘’Askere Gitme, Kardeş Kanı Dökme’’, ‘’Öldürmeyecek, Ölmeyecek Kimsenin Askeri Olmayacağız’’ ve ‘’Faşistler Vuruyor, Devlet Koruyor’’ sloganlarıyla yürüdüler. Nar Zartonk adına Alex Kalk’ ın okuduğu basın metninde; Sevag Şahin Balıkçı’ nın Ermeni soykırımının 96. Yıldönümü olan 24 Nisan 2011 tarihinde Batman’ın Kozluk ilçesinde askerlik yaptığı Kıvanç Ağaoğlu’nun silahından çıkan kurşunla ‘’kazara’’ öldürüldüğünü belirtti. Sevag Şahin Balıkçı’nın alenen öldürüldüğünü ve katilinin ilk duruşmada serbest bırakılmasının, komutanların cinayet gününde iki farklı tutanak tutarak cinayeti örtbas etmesi sonucu gerçekleştiği belirtildi. YARIN EMEK

1 Nisan operasyonu davası görüldü 1 Nisan 2010’da Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı polislerce İzmir, Ankara, Bursa ve Samsun’da BDSP’li sınıf devrimcilerine yönelik bir operasyon gerçekleştirilmiş ve çok sayıda devrimci “sansasyonel bir eylem gerçekleştirecekleri” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Operasyonun ardından açılan davanın ilk duruşması 20 Nisan Cuma günü İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. BDSP’liler de duruşmanın ardından adliye önünde eylem gerçekleştirdi. Devrimcilerin “örgüt üyesi olmak” ve “sansasyonal eylem hazırlığında bulunmak” gibi gerekçelerle yargılandığı davada, dava dosyasında yapılan basın açıklamalarının ve demokratik eylemlerin yansıra çok sayıda takip ve dinleme tutanağının da yer aldığı görüldü. YARIN EMEK

Atılan yumurtaların davası başladı

İzmir’de geçen yıl Ege Üniversitesi’nde AB Bakanı Egemen Bağış’a yumurta atan iki üniversite öğrencisinin 2-5 yıl hapis cezası istemiyle yargılanmasına başladı. İddianameyi hazırlayan Savcı, öğrencilerden Çalışkan’a attığı yumurtayı silah kapsamında sayıp, “kasten yaralama” suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle, “AKP defol, üniversiteler bizimdir” sloganını atan Demirhan’a ise 2 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. İzmir 5’inci Sulh Ceza Mahkemesi’nde yapılan ilk duruşmaya tutuksuz yargılanan Esin Çalışkan ile Ayberk Demirhan ve avukatları Nergiz Tuba Arslan ve Şule Arslan Hızal katıldı. Davacı olan Egemen Bağış duruşmaya katılmazken, duruşma 27 Haziran’a ertelendi. Duruşma esnasında Öğrenci Kolektifleri grubu üyesi yaklaşık 30 kişi adliye önünde eylem yaptı. Basın açıklamasını ardından grup yanlarında getirdikleri yumurtaları YÖK Başkanı’na göndermek için postaneye kadar yürüdü. YARIN EMEK

24 NİSAN 2012 salı

sayı: 29

Haftalık siyasi gazete yerel süreli yayın editörler

Sızan gazdan etkilenen iki işçi hayatını kaybederken, Fatih Şahin’in tedavisi sürüyor. Konya’nın Selçuklu ilçesi’nin 2. Organize Sanayi Sitesi İhsan Dede Caddesi’nde bir tekstil fabrikasında çalışan Erdem Burak Öztürk’ün kafasına 10 kiloluk koli düştü. İlk müdahalesi ambulansta yapılan işçi hayatını kaybetti. Tokat’taki Kelkit Çayı üzerine kurulan hidroelektrik santralinde çalışan

dalgıç, vincin halatlarının kopması sonucu hayatını kaybetti. HES içinde bulunan su depolama reburak öztürk gülatörüne kafes içerisinde dalan 28 yaşındaki Ufuk Kurtuluş adlı dalgıcın cesedine 29 saat sonra ulaşılabildi. YARIN EMEK

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ Can ersoy MELİKE ÇINAR aslıhan pehlivan RIFAT ÇAPAR çiler kayabaşı ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ rasim araz osman erdem

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

imtiyaz sahibi

fadik temizyürek

sorumlu yazı işleri müdürü

emre öztürk

Yönetim adresi

basıldığı yer

rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul 05327552792

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 507 516 85 35 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 EKONOMi 05

YARIN 24 2012YARIN 03 NİSAN OCAK 2012

Eyvah komünizm geliyor!

Bakanlık ihalenin onaylandığını ve süt dağıtımının en geç 2 Mayıs’ta başlayacağını duyurdu. Peki, bu süt dağıtımı ne anlam taşıyor? Başka örnekleri var mı? Süt dağıtımı konusunu, tüm sorularıyla birlikte tarihi gerçekliğini de göz önünde bulundurarak detaylı bir ekonomik değerlendirme altına almanın da tam zamanı. istAnbul ibrahim keskin

maktır. Çiftçinin eline geçen süt fiyatı 50 kuruşa düştüğünde marketlerde satılan süt fiyatları düşmemiştir. Olması gereken Bakanlığın sütleri kooperatiflerden ve köylülerden almasıdır. Böyle yapılırsa kooperatifler gelişecek ve yatırımları ile çiğ sütü büyük şirketlere devretmekten çıkıp tüketiciye dönük sağlıklı ürünler üretebilir hale geleceklerdir. Bu durumda uzun erimde tekellerin hegemonya etkisi kırılacak ve bu hem çiftçi hem de tüketici için iyi olacaktır.

Bildiğiniz üzere hükümet, okullarda süt dağıtılması üzerine bir çalışma başlatmış ve geçtiğimiz günlerde bu çalışma ile ilgili yürütülen ihale sonuçlarının onaylandığını duyurmuştu. Böylece dağıtımın en geç 2 Mayıs tarihine kadar başlayacağı ifade edildi.

BU BİR İLK Mİ? Süt dağıtımı aslında bir ilk değil. Dünyada birçok örneği mevcut. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Dünya ülkeleri savaştan kaynaklı yaşanan ekonomik sorunla sarsılırken, Doğu Avrupa’da evlerin önüne her sabah bırakılan süt, Avrupa halkının dikkatini çekiyordu. Merkezi bir planlamayla yürütülen süt dağıtımı, dünya çapında beğeni toplayan ve insanları Komünizme bakma ihtiyacı hissettiren bir uygulama olmuştu. Bunun üzerine acil önlem alınması gerektiğinin farkına varan ve ayrıca bu durumu da ekonomik bir çıkar haline çevirmekte kararlı ABD hükümeti “Marshall Planı” adıyla ve daha sosyal-demokrat bir yaşam umuduyla ekonomik yardım pa-

keti açıkladı. Bu yardım kapsamında ülkelerde çocuklara süt de dağıtılmaya başlanmış oldu. Tabii ki bu süt değil “süt tozuydu”.

Küba’nın sütleri Küba’da, 6 yaşına kadar bütün çocukların süt ihtiyacı ücretsiz karşılanmakta. Tabi ki bunun dışında temel ihtiyaç olarak belirlenen birçok gereksinim de temin ediliyor.

En zenginden yatırım müjdesi Dünyanın en zengin adamı Carlos Slim Türkiye’de iletişim alanında yatırıma hazırlanıyor. Slim’in yatırım ekibi, özellikle telekomünikasyon ve uzaktan iletişim konusunda fizibilite çalışması yapacak. Forbes dergisinin ‘Dünyanın En Zenginler’ listesinde yıllardır liderlik koltuğunu bırakmayan Carlos Slim Türkiye’de yatırım için kolları sıvadı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Meksika gezisi kapsamında görüştüğü Slim Türkiye’de yatırım sinyali verdi. Sabah’ın haberine göre, Slim’in yatırım ekibi, özellikle telekomünikasyon ve uzaktan iletişim konusunda fizibilite çalışması yapacak. Çağlayan, dünyanın en zengin işadamlarından Slim ile görüşmesini şu sözlerle değerlendirdi: “Doğu Avrupa’da yatırım planları olduğunu anlattı. Ben de, ‘oraya gitmeyin, Türkiye’ye gelin’ dedim. Gerek tablet pc, gerek uzaktan eğitim konusunda yatırımlar düşünüyorlar. ‘Gelin birlikte ortak heyet kuralım’ teklifini sundum. ‘Türkiye’de neler yapabileceğinizi değerlendirelim’ dedim. Bizde 66 milyon cep telefonu kullanıcısı olduğunu söylediğimde şaşırdı, söylediklerimi tek tek not aldı.” YARIN ekonomi

SÜTÜN KAYNAĞI BÜYÜK ŞİRKETLER Türkiye çapındaki uygulamada sütler şirketlerden alınacak. Ülkede süt sektöründe büyük bir tekelleşme söz konusu. Sütte çiftçinin eline geçen fiyat 70-80 kuruş iken (yazın bu 50 kuruş gibi çok düşük bir düzeyde idi) tüketici sütü 2-2,50 TL düzeyinde hatta 3 TL’nin üzerinde alabilmekte. Süt ve ürünleri üreten büyük şirket birbirleri ile çok iyi anlaşmakta, nere-

den hangi fiyattan, kimin süt alacağını saptayabilmekteler. Şirketler birbirlerinin ambalajlarına sahiptir ve istenildiğinde birbirleri için üretim yapabilmektedirler. Okul sütü projesinde sütler büyük tekellerden alınacağı için bu elde edilecek yarardan büyük ölçüde bunlar yararlanacaktır. Hâlbuki yapılması gereken üretici eline geçen fiyatı arttırırken, tüketicinin de daha az fiyat ödemesini sağla-

sadece uzun ömürlü süt Dağıtılacak olan sütlerin sadece uzun ömürlü kutu sütü olması da eleştirilebilir. Uzun ömürlü süt pastörize süte oranla daha değersiz ve lezzetsizdir. Çocuklar üç dört yıl kutu sütlerini içerlerse artık pastörize veya çiğ sütten kaynatılmış sütler onlara itici gelecektir. Böylelikle uzun ömürlü kutu sütlerinin hegemonyası pekişecektir. Öğrencilere süt sağlamak çok iyi, ancak bu tekelleri ve onların lezzetsiz uzun ömürlü sütlerini destekleyerek olmamalı.

“KDV dışındaki vergiler kalkmalı’’ Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, sabit ve mobil internet kullanımından KDV dışındaki bütün vergilerin kalkması gerektiğini düşündüklerini belirtti. Yıldırım, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) üyeleriyle bir araya geldiği sohbet toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Boğaziçi Köprüsü’nün trafiğe neden kapatıldığını açıklayan Yıldırım, “Bu bir tedbirdir. Köprünün sağlamlığı konusunda bir kapatma değildir. Havacılıkta da böyle kurallar vardır” dedi. Yıldırım, Türkiye’de internet ücretlerinin ucuzladığını söylemesine karşılık, sabit ve mobil internette fiyatların ucuzlamadığı yönündeki bir yorum üzerine, “Ben KDV dışındaki bütün vergiler kalkmalıdır diye düşünüyorum” dedi. Demiryolları konusuna da değinen Bakan Yıldırım, demiryollarını serbestleştirdiklerini belirterek, “Trenini alan taşımacılık yapacak” dedi. Bakan Yıldırım, basınla sohbet

bulmasına bağlı olarak yüzde 3,8 olarak tahmin ediliyor. ABD’de yavaş düzelen istihdam ve sağlam başlayan büyüme verilerine bakarak, büyümenin bu yıl yüzde 2,3, önümüzdeki sene ise yüzde 2,4 olacağı tahmin ediliyor. Euro Bölgesi’nin ise bu yılın üçüncü çeyreğine kadar bir durgunluk içinde kalacağı ve yüzde 0,4 küçüleceği tahmin ediliyor. Daha önce Euro Bölgesi durgunluğunun Mart ayı sonunda biteceği tahmin ediliyordu. Ancak Euro Bölgesi içinde Almanya, Fransa gibi güçlü ekonomilerle, İspanya, İtalya gibi krizdekiler arasında büyük farklar olduğu ortada.

AVRUPA FAKTÖRLERİN BAŞINDA Bloomberg News tarafından elde edilen taslak metne göre bugün Washington’da

İstanbul Boğazı’na inşa edilecek 3. köprünün yapımını da içeren “Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin Odayeri-Paşaköy (3. Boğaz Köprüsü Dahil) Kesimi”nin ihalesine 4 teklif geldi. Nisan ayı 1. dönem anketinde 64 Milyar 323,5 Milyon Dolar düzeyinde olan yıl sonu cari açık beklentisi, 64 Milyar 982,4 Milyon Dolara yükseldi. Türkiye’de nükleer santral yapmak için bir ülke daha talip oldu. İspanya’da ilk kez yabancı sayısında düşme gözlenirken, bunun başlıca sebebi ülkenin yaşadığı ekonomik kriz olarak gösterildi. Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu, Mart ayı asgari geçim endeksi sonuçlarına göre, çalışan tek kişinin yoksulluk sınırının bin 652 Lira hesaplandığı bildirildi. Mevduat bankalarının tüketici kredileri ve bireysel kredi kartları kullanım tutarı 13 Nisan itibarıyla, 223 milyar 587 milyon 56 Bin Lira oldu.

Para politikası çözüm değil

Avrupa Merkez Bankası Başekonomisti Peter Praet, para politikasının kriz önleme ilacı olmadığını söyledi. Avrupa Merkez Bankası Başekonomisti Peter Praet, Almanya Maliye Bakanlığı tarafından düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, Avrupa hükümetlerini para politikasını krize karşı ilaç gibi değerlendirme niyetine karşı uyararak, Avrupa Merkez Bankası’nın istikrarı sağlamaktaki başarısının, para politikasını, yapısal problemlerin çözümünde çare olarak görmek konusunda hiç kimseyi yanıltmaması gerektiğine dikkati çekti. Praet, hükümetlerin, sürdürülebilir kamu maliyesi ve borç seviyelerini azaltmak gibi bölge ülkeleri arasındaki dengesizlerle mücadele etmesi gerektiğine işaret etti. . YARIN ekonomi

IMF hızlıca para topluyor

toplantısında, bakanlığın çalışmalarını anlatırken, uydu konusuna da değindi. Yeri uydu için düğmeye bastıklarını açıklayan Bakan Yıldırım, “İki yeni uydu yaptırıyoruz. Artık yerli uyduyu yapmak için de düğmeye bastık. TAI ile birlikte TURKSAT uydu imal etmek için fabrika yapıyor. Aynı zamanda Japonya’da Mitsubishi’de iki uydumuzu yapıyor. Üçüncü uyduyu Japonlarla müşterek yapacağız, dördüncüsünü de tamamen burada yapacağız” dedi.

‘’TÜRKİYE’DE İNTERNET PAHALI DEĞİL’’ Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerindeki fiyat gelişiminin enflasyonu azaltıcı nitelikte olduğunu belirten Yıldırım, demiryolu, hava yolu, köprü ücretleri ve mobil konuşma ücretlerinin enflasyonun istikrarlı artmasına rağmen düzenli bir artış yaşanmadığını dile getirerek, “Enflasyonu saçından tutup yukarıya doğru değil de paçasından tutup aşağı doğru çeken bir bakanlığız. Türkiye’de kullanılan internet pahalı değil” diye konuştu. YARIN ekonomi

Küresel büyüme düşük olacak Reuters tarafından yapılan anketler, küresel büyümenin bu yıl oldukça düşük olan yüzde 3,3 düzeyinde beklendiğini, ABD’nin yavaş düzelmesinin süreceğini ve Asya ülkelerinin büyümenin itici gücü olacağı beklentisini ortaya koydu. G20 toplantısı öncesinde küresel çapta 700 ekonomistle yapılan anketler sonucunda ortaya çıkan yüzde 3,3 büyüme beklentisi, üç ay önce yapılan benzer bir anketle aynı düzeyde. Bu beklenti, IMF’nin 2011 küresel büyüme oranı olarak açıkladığı yüzde 3,9’dan düşük ve gene IMF’nin 2012 için tahmini olan yüzde 3,5’den de aşağıda. 2013 için tahminler ise, Avrupa’da borç krizinin sona ermesi, ABD’de büyümenin hız kazanması ve Asya’nın ritmini

Ekonomide neler oluyor?

IMF’ye destek açıklayan ülkelerin sayısı artıyor. Krizle baş etmek için kaynaklarını artırmaya çalışan IMF’ye İsviçre ve adı açıklanmayan bir ülkeler grubu da destek vereceğini bildirdi. Avrupa krizi başta olmak üzere sistemin korunması adına kendi kaynaklarını artırmayı hedefleyen IMF, 320 milyar doları buldu. İlk etapta 600 Milyar Dolarlık kaynak aktarımına gitmeyi amaçlayan, ancak sonrasında bu rakamı 400 milyar dolara indiren IMF, beklenmedik ülkelerden de destek buluyor. İsviçre ve beraberindeki birkaç ismi açıklanmayan ülkenin, IMF’ye toplam 26 milyar dolar kaynak aktaracakları, 8 milyar doların ise Polonya tarafından sağlanacağı duyuruldu. Son üç günde Japonya, Danimarka, Norveç ve İsveç de toplam 86 milyar dolarlık destek sağlama taahhüdünde bulunmuşlardı. Bu rakama Avrupa Birliği’nin önceki aylarda kararlaştırdığı 200 Milyar Euro’luk destek de eklenince, IMF’nin bulduğu kaynak 320 milyar dolara yükselmiş oldu. Fonun, şu anda 380 milyar dolarlık kaynağı bulunuyor. Buna 320 milyar dolarlık yeni fonlama da eklendiğinde, rakam 700 milyara çıkmış oldu. YARIN ekonomi

Wall Street: “İş aramayı bıraktılar”

bir araya gelen G20 maliye bakanları, Avrupa’dan içinde bulunduğu krizin yoğunlaşmasını ve İspanya’ya yayılmasını engellemek için çaba göstermesini istedi. G20, Avrupa’nın içinde bulun-

duğu durumun dünya ekonomisini aşağı çeken faktörler listesinde ilk sırada yer aldığını vurguladı. Avrupa ekonomisindeki gelişmelerin seyri daha da aşağı yönde gidecek gibi görünüyor. YARIN ekonomi

ABD’de işsizlik oranı Mart ayında istihdamdaki düşük eklemelere rağmen yüzde 8,3’ten yüzde 8,2’e geriledi. Ancak uzmanlar, bu oranın, iş arayanların vazgeçmesinden kaynaklanabileceğini düşünüyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de işgücü katılım oranı Mart’ta yüzde 63,9’dan yüzde 63,8’e geriledi. Wall Street Journal gazetesi, işgücü katılım oranının Ocak 2007’de yüzde 66,4’te seyrettiğini, bu rakamın Temmuz 2009’da yüzde 65,5’e, resesyonun resmi olarak sona erdiği bu dönemlerde ise yüzde 63,8 ile 30 yılın en düşük seviyelerine gerilediğini hatırlatıyor. Temmuz 2009’daki işgücü katılım oranı göz önünde bulundurulduğunda, işsizliğin yüzde 10’larda seyredeceğini belirten Wall Street Journal, şayet 2007 rakamları üzerinden hesaplanırsa, mevcut işsizliğin yüzde 11,8’i göstereceğine dikkat çekiyor. YARIN ekonomi


08 EKONOMi 05

YARIN 04 24 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 NİSAN OCAK 2012

İşte kriz

file:///C:/Users/%C3%87a%C4%9Fda%C5%9F/ Desktop/yar%C4%B1n29/yarin/SEYF.jpg file:///C:/ Users/%C3%87a%C4%9Fda%C5%9F/Desktop/ yar%C4%B1n29/yarin/SEYF.jpg

Kriz de var işsizlik de

İşsizliğin “bölgesel” gerçekliği Resmi verilere göre geçen seneye oranla azaldığı söylenen işsizliğin, BETAM tarafından açıklanan “Bölgesel İşgücü Piyasaları” adlı raporuyla çarpıcı ayrıntıları ortaya konuldu. Bölgeler arasındaki büyük istihdam farklılıkları ve göçün etkisinin işsizlik rakamlarını ne şekilde etkilediği raporda açık bir şekilde belirtilmiş durumda. istAnbul ibrahim keskin

Büyüyen ekonominin istihdam yaratmaması üzerine yürüyen tartışmalar devam ederken, TÜİK, işsizliğin geçen yıla oranla azaldığını açıklamıştı. Öncelikle hali hazırda bu hesaplama yöntemine dair var olan eleştirileri, bilimsel hataları bir kenara bırakarak mevcut veriler üzerinden hareketle bir değerlendirme yapılmalı.

BETAM’a göre 26 bölge var! BETAM (Boğaziçi Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) tarafından yayımlanan, “Bölgesel İşgücü

Piyasaları” adlı rapor, Türkiye’yi 26 ayrı bölge üzerinden ele alıyor. Bilindiği üzere son açıklanan teşvik paketinde bu durum, daha önceki 26 bölge değerlendirmesinin aksine 6 bölge ile sınırlandırılmıştı. Birçok uzman, 6 bölge düzenlemesinin analizi çok daraltarak mevcut durumları manipüle ettiğini ifade ediyor.

İşsizliğin ana üssü doğu Rapora göre, 2011 yılı itibariyle işsizlik doğuda, batıya kıyasla daha fazla. Bunun nedeni olarak da genel hatlarıyla tarım dışı istihdamın batıda daha fazla olması gösterilmiş. Fakat bu neden tek başına

İngiltere’de Mortgage krizi İngiltere’de geçtiğimiz hafta yükselen mortgage faiz oranlarının milyonlarca ev sahibini vurması bekleniyor. İngiltere’de fonlama maliyetindeki artışın sıkıntısını çeken konut piyasasında faiz oranları giderek artıyor. İngiltere’de değişken ev kredisi faizleri son bir yıl durağan seyretmesinin ardından yönünü yukarı çevirerek milyonlarca ev sahibinin aylık mortgage ödemelerinde artışa neden oldu. İngiltere’de 10 banka, geçtiğimiz hafta değişken kredi faiz oranlarını arttırdığını açıkladı. Bu karar sonrasında, 1

milyon İngiliz tüketicinin aylık ödemelerinde ciddi artış olacağı belirtiliyor. Bank of England, Eylül ayında yüzde 2,9 seviyesinde olan faiz oranını yüzde 3,45’e çıkartırken pek çok bankanın da oranlarında artışa gideceği ifade ediliyor. Santander, Halifax ile Chelsea Building Society bankalarının da faiz oranlarında artışa gittiği kaydedilirken faiz oranlarının daha da yükselmesinin muhtemel olduğu ifade ediliyor. Tüketicilerin aylık ödemelerinde yaklaşık 200 euro artış olması bekleniyor. YARIN ekonomi

bütüne dair bir açıklama sunmuyor. Örneğin güçlü istihdama sahip olan İzmir, Kocaeli gibi illerin işsizlik oranlarının artmasının nedeni (İzmir 16,5- Kocaeli 16,7), dışarıdan yoğun göçün işgücünü hızla arttırması. BETAM bu bölgeleri baskı altındaki bölgeler olarak adlandırıyor. Aynı koşullarda istihdam hacmine sahip ve yoğun göçü olmayan bölgelerde doğalında işsizlikte azalma yaşanmakta. Bu bölgelere “Dengeli Gelişen Bölgeler” deniyor. Az istihdama rağmen işsizliğin azaldığı bölgeler “soğuyan bölgeler” olarak belirtilmiş. Çünkü bu bölgelerdeki azalmanın nedeni dışarıya yoğun göç veriyor olması. Bir de durumu kritik

olarak belirtilen bölgeler var: Antalya ve Kayseri bölgeleri istihdam artışının az, göçün çok fazla olduğu ve işsizliğin hızla arttığı bölgeler.

Doğru planlama yapılıyor mu? Tüm bu veriler ışığında, 26 bölge üzerinden yapılan analizlerin daha net ve gerçek sonuçlara ulaştığını görmüş oluyoruz. Fakat hükümetin 6 bölge üzerinden planladığı teşvik ve peşinden gelmesini beklediği istihdamın işsizliği ne ölçüde çözeceği bir tartışma konusu. Son yaşanan gelişmeler ışığında hükümetin pek de istenen verileri elde edemediği görünüyor.

Primleri devlet ödeyecek Gelir testi sonuçları açıklandıktan sonra hükümet pratik adımlarına başlamaya başladı. Çalışma Bakanı Çelik, 5 milyon 584 bin 750 kişinin priminin devlet tarafından ödeneceğini söyledi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, gelir testi sonuçlan ve SGK’ya bildirilerek tescilleri yapılanların toplam sayısının 8 milyon 471 bin 74 kişiye ulaştığını bildirdi. Bakan Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı vakıflara başvuran yeşil kartlılardan vizesi dolanlarla

herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlardan alınan, gelir testi sonuçlan Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilerek tescilleri yapılanların toplam sayısının 8 milyon 471 bin 74 kişiye ulaştığını ifade etti. Gelir testi sonuçlarına göre, kişi başına düşen aylık geliri asgari ücretin üçte birinin (295,50 lira) altında olanların sayısının 5 milyon 584 bin 750 olduğunu belirten Çelik, bu kişilerin priminin devlet tarafından ödeneceğini dile getirdi. YARIN ekonomi

Enternasyonal bağları güçlendirin ülkelerin “Refah Devleti’’ne de göz larında, doğru devrimci bir önderliğin diktiler. Giderek budamaya başladılar. olmayışı, bu isyanlardan, kapitalist -Emperyalistler arası liderlik ve ha- emperyalist güçlerin karlı çıkmasını kimiyet/hegemonya savaşları, “klasik sağladı. Bu, sosyalist devrimcilere bir işgal’’ andıran manzaralar sergiliyor. şey ifade etmelidir. Afganistan, Irak ve Libya örnekleri gibi. -Akıllı devrimcilerin öğretmeni -Ortadoğu’ya hakim olan güç düşmanıdır! Kapitalistlerin nasıl ve dünyaya da hakim olur anlayışı ile hangi yöntemler ile Ortadoğu’yu ve Ortadoğu ve Kuzey AfriKuzey Afrika’yı şekillenka emperyalistler arası sadirdiklerini incelemek vaşın arenasına dönüştü. gerek. (Burada belirtmekte fayda - “İhvan’’ ve “Selefi’’ var, “Emperyalist ülkeler adlı İslami hareketleri arası savaş’’ ile “Emperkendisinin işbirlikçisi yalist güçler arası savaş’’ haline getiren/getirmeTUTSAK aynı şey değildir!) ye çalışan emperyalizm, -Bu süreçte Türkineden bu iki grubu POSTASI ye, ABD ve AB emperseçti? Her iki grupta Önder Çarkçı yalizmin hem NATO tüm bölgede örgütlü üzerinden askeri “cephe’’ ve organik bir ilişki ağı ülkesi haline gelmiş hem de BOP vb. içindedir. stratejilerin üssü/merkezi haline gel-Türkiye iktidarı olan AKP(İhvan miştir. ve Selefiler gibi İslamcıdır) işte “bu -İki kutuplu dünyada, Reel Sosya- yoldaşları’’ ile birlikte, Suriye iktidarı lizmin varlık koşullarında(tüm eleşti- Esad’a karşı, emperyalistlerle kolkorilere rağmen) güçlü bir enternasyonal la yürümektedir. Bir yandan Suriye ilişki mevcutken “tek kutuplu’’ (Sos- içindeki muhalifleri kendi çeperlerine yalizmin ideolojik olarak aşılamadığı almaya çalışırken diğer yandan “uluslagerçeğinden hareketle hala “diğer ku- rarası destek’’ toplantıları düzenlemektup’’ bilimsel sosyalizmdir.) dünyada teler! Bu toplantılar üzerinden AKP devrimci bir enternasyonalin olmadığı kendi “yoldaşlarını’’ finanse etmekte ve gerçeği ortada durmaktadır. güçlendirmektedir. Sosyalistler ise aynı -Ortadoğu ve Kuzey Afrika isyan- şekilde, esamesi okunmaz vaziyetteler.

ABD’nin Irak’ı işgaline destek veren “Komünist’’ kepazelik ise cabası! -Diğer yandan Türkiyeli Sosyalistler “bölge’’ bağlamında sorumluluğunun farkında değil. Üstünde yaşadığımız topraklar emperyalizmin saldırı üssü (her anlamda) haline gelmişken Devrimci Hareket hangi işine gömülmüş, Ortadoğu’lu yoldaşlarına bir soluk borusu olmayı hala önüne koymamıştır. -Kanımca Ortadoğu’nun (hatta Avrupa’nın da) Devrimci Hareketlerinin de tıpkı düşmanlarının yaptığı gibimerkez üssü Tükiye olmalıdır. Ancak bu, Türkiyeli sosyalist devrimcilerin bilinçli çabalarıyla olabilecektir. -Bu bağlamda, Suriye pratiğinden yola çıkarak Türkiye’li sosyalist devrimciler, bölgesel enternasyonal ilişkileri örme sürecini önüne bir görev olarak koymalıdır Dünya Enternasyonali’nin hedefleneceği bir sürece ihtiyaç her zamankinden daha fazla var. Bu anlamda,yeni Devrimci Enternasyonalin yapıtaşlarını “bizzat cephe’’ ülkesinden örme zamanı gelmiştir. -Gün, enternasyonal bağları güçlendime günüdür”. Önder Çarkçı EHP Üyesi 1 No’ lu F Tipi Hapishane / Kocaeli

İşsizlik ve kriz ilişkisi nedir? Krizin işsizliği direkt olarak etkilemesi kaçınılmaz. Kriz dönemlerinde istihdamda büyük oranda bir düşüş gerçekleşmekte. Bu düşüş işsizliği doğrudan etkiliyor. İstihdamın oranla daha düşük olduğu bölgelerde işsizlik de o ters orantılı olarak yükseliyor. Krizin varlığını inkâr etmek artık imkansız. Ortada bu durumla ilgili düzgün bir planlamacılık olmadığı için de çözümü çok fazla mümkün olmuyor. Kısmi çözüm önerileri getiriliyor. Bu öneriler ya dönemsel ya da bölgesel olarak işe yarar. Asıl olan istihdamı arttırabilmek. Fakat bu da kriz koşullarında o kadar kolay değil. Son dönem artan teşvik, yardım vb. paketler ne denli yararlı olacak bilinmez. Belli olan en önemli nokta, bütünüyle bir çözümün olamayacağı. Nüfus ve göç durumlarını yakalayamayan istihdam olduğu sürece işsizliğin artması gayet normal.

İspanya’ya ne kadar lazım?

İspanya’yı kurtarmak için ne kadar para gerekeceğini ve bunun ne zaman olacağı konusunda emin olmayan uzmanlar, kurtarmanın gerekeceği konusunda ise neredeyse hemfikir. Ekonomi uzmanları İspanya’yı kurtarmak için ne kadar ve ne zaman para gerekeceğinden emin olmasa da, bazıları Madrid’in eninde sonunda multi milyar Euro’luk kurtarma paketine başvuracağını düşünüyor. İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, defalarca İspanya’nın, Yunanistan, İrlanda ve Portekiz gibi AB ve IMF yardımına ihtiyacının olmadığını ve istemediğini tekrarladı. Ancak ekonomistler İspanyol bankalarının, emlak piyasasında hâlâ sonlanmamış olan krizden kaynaklanan kayıplarını telafi edebilmek için Euro Bölgesi’nin kurtarma fonuna el açmak zorunda kalacağına inanıyor. Ekonomistler gibi yatırımcılar da Rajoy’un merkez sağ hükümetinin, bir yandan resesyondaki ekonomiyi canlandırmaya çalışırken, sert kemer sıkma programlarını uygulayabileceğinden endişe duyuyor. İspanya’nın bankacılık sektörünü yeniden sermayelendirme için EFSF’den gelecek paraya ihtiyaç duyacağını savunan ING’nin kıdemli ekonomistlerinden Carsten Brzeski, İspanya’daki sorunların yalnızca emlak piyasasına istikrar sağlanmasıyla sonlanabileceğini söyledi. YARIN ekonomi

SÖZLÜKÇE

?

2.Paylaşım Savaşı sonrası önemli bir yapı değişimi, kapitalizm açısından yaşandı. Emperyalist ülkeler arası savaşlar dönemi sona ermiş; açık işgale dayalı yeni sömürgecilik süreci başladı ki buna ekonomik işgal deniyor. -1967’ye kadar “istikrar’’ dönemi yaşanmış, bu tarihten itibaren de 3. Bunalım Dönemi başlamıştı. Krize çare olarak getirilen Liberalizasyon politikaları ise faşist yönetimleri koşulluyordu. Bu nedenle otoriter ve askeri yönetimler işbaşına çağrıldı; darbeler dönemi başladı. -Liberalizasyon süreci sermayenin giderek daha da merkezileşmesini sağladı. Uluslar arası Mali Sermaye ortaya çıktı. Ayrıca bu süreçte Reel Sosyalizm çözülmüş, Varşova Paktı dağılmış ve dünya artık “tek kutuplu’’ hale gelmişti. Kapitalizm kendini ���tarihin sonu’’ olarak ilan etmişti. - “Sosyalist Dünyanın olmadığı’’ bir dünyada emperyalistler arası çelişkiler de yoğunlaştı. “Yeni Düzen’’de kapitalizm kelimenin gerçek anlamıyla “küreselleşti’’. Artık kapitalizmin fethedeceği bir kara parçası kalmamaştı. Bu nedenle sömürü düzeni artık “yatay yayılma’’ sürecinden “dikey derinleşme’’ sürecine girmiştir. -Bu süreçte emperyalistler, dayanmış oldukları sanayileşmiş kapitalist

İşsizliğin ülkenin önemli gündemlerinden biri olduğu açık bir şekilde ortada. Son dönem işsizlik rakamlarının krizle olan bağını Gazeteci Seyfettin Gürsel’e sorduk.

KONSORSİYUM: Konsorsiyum iki ya da daha fazla işletmenin belirli bir projenin uygulanması konusunda yaptığı işbirliğidir. Belli bir konuda, ortak menfaati olan ve genellikle kredi verenlerin teşkil ettiği iktisadi bir grup. Milletlerarası kuruluşların ve hükümetlerin iktisadi ve mali yardımları yürütmek için meydana getirdikleri birliklere de konsorsiyum denilmektedir. 1962 yılında Türkiye’ye dış kredi sağlamak üzere mali kuruluşların teşkil ettiği bir Türkiye’ye Yardım Konsorsiyumu kurulmuştur.


09 ESAS MESELE

24 NİSAN 2012 YARIN

fotoğraf: osman erdem

28 Şubat sorgusu nereye gider? Türkiye geçmişiyle yüzleşememiş, darbecilerini yargılayamamış bir ülkedir. AKP iktidarı bu boşluğu doldurarak bir hesaplaşmaya gittiğini gösterme çabası içerisinde. Başarılı olmakta mı yoksa bir yanılsama mı yaratmakta, attığı her adımla demokratikleşme unsuru olarak sunduğu her adım kazanılmış hakların daha fazla tırpanlanması oldu. Hak savunucuları cezaevlerine sığmazken yargıladığı darbeciler bir elin parmaklarını geçmiyor. Çevik Bir’in işkencecisi olduğunu ortaya çıkaran dönemin Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Genel Başkanı Yavuz Önen’le 28 Şubat’ı değerlendirdik. 28 Şubat darbesi kimlere dönük yapıldı? Amacı neydi? Milli Güvenlik Belgesi var, konsept olarak Türkiye’nin stratejik sorunlarını, konularını içeren ve Türkiye’nin RÖPORTAJ adeta siyasi yaşamına melike çınar yön veren bir belge. O belge çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde iki temel sorundan söz ediliyor; birincisi irtica tehlikesi, ikincisi de bölücülük. 28 Şubat sanki, irtica tehlikesine karşı bir hareket olarak tanımlanıyor. Ama 28 Şubat sadece TC tarihinde yaşanan askeri müdahalelerin evresidir. Türk Silahlı Kuvvetleri sivil yaşam üzerinde ve siyasi yaşam üzerinde kesintisiz bir denetim mekanizması oluşturmuştu. 28 Şubat Erbakan’ın liderliğindeki İslami hareketin siyasi yaşamda etkili hale gelmesi ve Erbakan’ın, o dönem TMMOB başkanıydım ben, geçmişte pek duyulmamış söylemleriyle İslami referanslarını açığa vuran ve onlar üzerinden siyaset yapan bir tarz uygulamaya başlamıştı. Yalnız söylemde değil; uygulamada da tarikat şeyhleriyle ilişkilerinde, özellikle Başbakan Yardımcılığı (Çiller ile koalisyon) döneminde hükümet ortağı iken, Başbakanlık konutuna dini liderleri davet edip, görüntüsel olarak da Türkiye’de bir şeylerin değişmekte olduğunu gösteriyordu. 28 Şubat Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işte böyle bir dönemde tanklarıyla bu değişime karşı bir gövde gösterisiydi. Ama bu anlatım şu anlama gelmesin; Çevik Bir’in ağzından dile gelen “balans ayarlarını” kabul etmedik, reddettik ve karşı çıktık. Toplumda nasıl bir etkisi oldu? Çevik Bir’in de iddia ettiği üzere Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan o Batı Çalışma Grubu’na (BÇG) tebliğ edilen görevlerin hepsi MGK kararıyla alındı ve hükümet de bu kararı uygulamak üzere kendi yürütme bünyesinde sirküle etti. Yani siyasi tepki olmadı. Halka gelince, 28 Şubat ile sınırlı olmayan bu askeri müdahalelerin geneline dair bir şey söylemek istiyorum. Bu askeri müdahalelere halkın tepki göstermediğini gördük. 92 yılına kadar özellikle Amerikan kaynaklarında TSK’dan başka itibarlı bir kurum yok dendi. Özellikle darbelere hedef olan kesimin duyduğu duyarlılığı duymuyor halk. Öyle itibarlı bir kurumun TC Devleti’ne yönelik her türlü tehdide ve girişime karşı durması; meşru, haklı ve gerekli olarak görüldü. 28 Şubat darbesi postmodern olarak adlandırılıyor. Nesi postmodern bunun? Postmodern denmesinin nedeni parlamentoya ve hükümete fiilen dokunulmamış olmasından. Yani sistemin kurumlarını dağıtmadan onu değiştirerek, Erbakan’ı istifaya zorlamasıdır. Postmodernliği bu yani. Günün şartlarına uygun olması. Ancak burada şöyle bir duruma dikkat çekmek isterim. Eskiden uzun gözaltı süreleri ve akabinde yoğun işkenceler olurdu. Şu an fiili olarak bu yok ama yoğun tutuklamalar var. 28 Şubat sonrası açılan F tipi cezaevleri var. Tecrit koşulları uzun ve ağır yine! Doğrudan bir müdahale olduğu konusunda bir tartışma yok zaten. O bir müdahaledir. Sistemi dönüştürdü yani Batı Çalışma Grubu’nun bütün çalışmaların programlan-

mış olması, başta sol da tehdit unsuru olarak değerlendirilir. Hem Kürt hareket hem sol hem irtica; bunlara yönelik bir müdahaledir 28 Şubat. F Tipi cezaevleri mücadelesinde ben Türkiye İnsan hakları Vakfı Başkanıydım. O operasyonlarda, cezaevine yönelik uygulamalarda yaşadık bu etkiyi. 10 bin kişilik bir jandarma ve güvenlik ordusuyla saldırıldı. Bu baskı çeşitlerinin değişmesi konusunda da, biliyorsunuz teknoloji önemli bir faktör olarak girdi. Özellikle telefon ve e- mail elektronik ortamlarının denetleniyor olması, ortam dinlemelerinin

AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde geldiği nokta sistemle uzlaşmış ve TSK ile ittifak içinde yapılan genel operasyonlar olduğu kanısındayım. Bu konumdaki siyasi hareketin askeri darbelerle hesaplaşması mümkün değil. olanaklarının gelişmiş olması ve tehdit olarak görülen Sol özellikle, Kürt sorununda şartların çok değişmiş olması, bireylere yönelik işkence ve şiddet uygulamasına gerek yok deniyor artık. “Toplum mühendisliği” olarak değerlendirmelerde bulunuldu 28 Şubat için. Sizce de öyle miydi? Zaten TSK’nın misyonu sadece bir güvenlik misyonuyla sınırlı olmadı. Bu e-muhtırada çok ayrıntılı olarak yazıldığı üzere bir sosyal politik toplum hedefi güttüklerini TSK bünyesinde görmek çok kolay. Toplumu bütün kategorileriyle yeniden tasarlayan ve yakın geleceğe de genellemeye çalışan bir tarz vardır. Üniversiteleri, gençliği, sendikaları, dernekleri, sivil toplumu nasıl görüyorlar yazılıdır. Her türlü muhalefeti ezmeye yönelik ve kararlı olduğunu beyan eden o zamanki açıklamalar çok sertti. Türkiye’de hemen hemen herkesi düşman ilan ediciydi. Türkiye darbelerle hesaplaşıyor mu? AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde geldiği nokta sistemle uzlaşmış ve TSK ile ittifak içinde yapılan genel operasyonlar olduğu kanısındayım. Bu konumdaki siyasi hareketin askeri darbelerle hesaplaşması mümkün değil. Şunu da söylemek isterim. Ergenekon davasından başlayarak, gerçek sorumlular ve suçlu olması ihtimali kuvvetli olan kişilerle ilgili girişimleri karşısında olmanın pek doğru olmadığı kanısındayım. Bu yapılmalı ama gerçek anlamda bir hesaplaşmanın yaşanmadığını da görüyoruz; hala karanlık noktalar, geçmişle ilgili kapatılmış dosyalar var. Bu derin devlet yapılanmasının hala sürmekte olduğuna dair çok somut bir örnek ve aslında bir yüzleşmenin olmadığının da kanıtıdır. Bir hesaplaşmanın olması hali Uludere’deki emir-komutanın hemen açığa çıkmasıyla kendini gösterebilirdi.

sdsdvsdvsdYavuz Önen kimdir? vsdvsdvsdvsdvsdvsdvsdvsdvs

1938’de Midyat’ta doğumlu olan Önen, İTÜ’de mimarlık okudu. 1963’ten beri hepsi mimar olan bir aile ile Ankara’da yaşıyor. Siyasete Aybar’ın TİP’i ile başladı. 12 Mart döneminde THKP-C davasınan ve işkence gören Önen, 1974 affıyla cezaevinden çıktı. Mimarlar Odası başkanlığı, TMMOB başkanlığı, Teknik Elemanlar Sendikası ve sonrasında TÜTED başkanlıği, İHD yöneticiliği yaptı ve TİHV’in Başkanlığını yürüttü.

Ama öyle bir şey yok. Türkiye askeri darbeler tarihini AKP, bir satranç oyunu gibi piyonlarını oynayarak adım adım hanesine yazmaya açılıyor. Askerlerin tutuklanması Türkiye’de gerçek bir demokrasinin işaretleri olamadı. Olabilirdi ama; henüz olamadı. Çünkü askeri darbelerin getirdiği rejim anayasasıyla, yasaları, hukukuyla ve konseptiyle, anlayışıyla olduğu gibi devam ediyor. Kırmızı çizgiler hala var. İşte %10 barajı. Herkesin bildiğini varsaydığım için ayrıntılara girmiyorum ama bir siyasi ambargoyu belli tehditleri gözeterek koyan askerlerdi. Şimdi de AKP bunu koruyor ve sürdürüyor. Hiç üzerinde durmadığımız bir İller İdaresi Yasası var. Nedir o? Askeri otoriteyi sivillerin denetimine sokan bir yasadır. Bu dönüşüm aslında otoritenin devri girişiminin milli güvenlik kurulunun yeniden dizayn edilmesi aşamasında hukuksal berraklığa kavuşturuldu. Şunu demek istiyorum; sivil otorite, askeri otoriteyi devralan bir süreç yaşatıyor bize. Bu hesaplaşmalar bir bunu pekiştiriyor bize; demokratikleşmeyi değil. Bir otoriterleşmenin işaretidir. Toplumda bir yanılsamadır mı bu sözü geçen demokratikleşme? Toplumun çok önemli bir kesimi görüyor. AKP’nin aldığı oylarla kıyaslarsak yarı yarıya diyebiliriz buna. Ama AKP iktidarının kendi içinde de sorunları olduğu meydanda. Son zamanlarda MİT’in konumuyla ilgili, PKK ile olan görüşmelerle ilgili tartışma sürecinde bunu gördük. Hiçbir iktidar tam olarak ve mutlak bir iktidar kuramıyor. AKP için de bu geçerli ve bunun bir ömrü var. Dünya tarihine de kendi tarihimizde baktığımızda en fazla 15-20 yıl sürdüğünü görü-

Hiçbir iktidar tam olarak ve mutlak bir iktidar kuramıyor. AKP için de bu geçerli ve bunun bir ömrü var. Dünya tarihine de kendi tarihimizde baktığımızda en fazla 15-20 yıl sürdüğünü görüyoruz. Mutlaka tepetaklak olacak ve yerine başka bir şey gelecek. Ben bu hesaplaşma meselesinde işte bu nedenle, bütün bu askeri darbelerin temel hedefi olan Sol’un bütün kesimlerine düşen bir görev olduğunu düşünüyorum.

yoruz. Mutlaka tepetaklak olacak ve yerine başka bir şey gelecek. Ben bu hesaplaşma meselesinde işte bu nedenle, bütün bu askeri darbelerin temel hedefi olan Sol’un bütün kesimlerine düşen bir görev olduğunu düşünüyorum. Bu hesaplaşmanın esas olarak bu mağdurlar tarafından yapılabileceğini düşünüyorum. Çünkü 12 Eylül İslami bir darbedir de aynı zamanda diyoruz, ben mağdurlar arasına tam olarak İslami kesimi doğrusu sokmuyorum. Belli kesimleri baskı altına alınmış olmakla birlikte esas olarak İslami çizgiye hizmet etmiştir askeri darbeler. Bugünkü iktidarın temelini atmıştır diyebiliriz. Ama bu hesaplaşmada Sol’un tarihsel bir konumu ve görevi var. Bu hesaplaşmanın envanterini ancak Sol çıkabilir. 12 Eylül’le hesaplaşma sadece 2 tane komutanla sınırlı olabilir mi? Şunu da belirtmek isterim. Mesela 12 Eylül’de yurtdışına kaçmaya zorlanmış siyasi göçmen ordusundan söz etmiyoruz. 40 bine yakın genç Avrupa’nın değişik ülkelerine çil yavrusu gibi kaçmak zorunda kaldılar. Bunların problemlerini bunların yaşadığı acıları yaşadığı sıkıntıları hiç kimse konuşmuyor. Mesela bu da yeniden açılması gereken bir dosyadır. Peki bu soruşturma kapsamında şu anki 28 Şubat, 12 Eylül yargılaması, darbelerle ilgili. Size göre en önemli süreç ne oldu burada. Ben tabi yani solu hep eleştirdik burada ama 28 Şubatla ilgili bir şey söyleyeceğim. Siyasi sahnede çok etkili parlamenter kurultay yapı içinde etkili olmamakla beraber Sol hep yedektedir. Konumunu hiç terk etmemiştir. Kararlılığını sürdürmüştür küçük olsa da. Çok küçük gruplar benim söylediğim görevlerin önemli bir kısmını yapmıştır. Ve Türkiye’nin sosyal demokrat merkezini de etkilemiştir. AB ilişkisi kuşkusuz yine solun bir kesiminin reddettiği bir ilişki olmakla beraber Türkiye’nin demokratikleşme ve reform sürece doğru gitmesinde bir başka faktör. Arap dünyasında yaşanan gelişmeler, Türkiye’ye biçilen roller vs. Türkiye toplumunu hareketlendirmiştir diye düşünüyorum. Süreci etkilemiştir. Savaşlar çok önemli etki yapmaktadır. Yani toplumda da yavaş yavaş barış ve kardeşlik deneyimleri ve gerçek demokrasinin etkisi deneyiminde bir hareketlilik yaratmıştır. Böyle bir sürecinde başlangıcında bu şeyleri elbette reddetmemek lazım. Bunları olumlamak gerekir diye düşünüyorum. Anayasa tartışmaları devam ediyor aslına bakarsanız. Orada da çeşitli yapılanmalar var. Buna ilişkin sizin fikriniz nedir? Türkiye bir savaş yaşıyor bunu böyle koymak lazım. Bu savaş bitmeden gerçek anlamda bir demokratik ortam, bir tartışma ortamı oluşamıyor. Böyle bir ortamda demokratik anayasa ve bir toplumsal sözleşme yapmak çok zor. Neden? Çünkü toplumda kırılmalar var. 12 Eylül Anayasası sadece hukukuyla ve belgeleriyle değil, anlayışıyla da sürüyor. Bu sadece siyasi bir nedene bağlı değil, bütün askeri darbelerin arkasında ekonominin, kapitalizmin kök salması,

kapitalizmin krizlerinin aşılması, sınırının kuralsız olarak tüm biçimleriyle toplumun bütün kesimlerine, işçi, genç, çocuk işçilerden başlayan bütün kuşakları kapsayan ve bilgilendiren bir ekonomik programın da etkisidir, koruyucusudur bu darbeler. Hep bunu göz ardı ettik biz. Her darbe ve şiddet ortamı bir siyasi durumun, bir vurgunun, bir sömürünün yeniden kurumsallaşması ve kendini yeniden üretmesidir. Siyaset ve ekonomi at başı gider. Türkiye’de bu böyle yaşandı. 12 Eylül’e ne diyorduk, 24 Ocak ekonomik kararlarının zorla uygulanmasıdır. Bir günde para değerinin yüzde 10’arda 15’lerde değer kaybettiği anlar var. Bu ne demektir? Sömürünün her gün o oranda artması demek. Kadına yönelik şiddette, işçi yaşamında iş güvenliğinin sıfır noktalara inmesi, çalışma yaşamının yaşam hakkının artık tam tehdit

Ne zaman bir demokrasi adımı, reform yapılacak olsa ben “eyvah” derim. Elimizdeki demokratik haklar biraz daha gidecek. Yine eyvah diyorum; büyük hırsızlıklar, vurgunlar, soygunlar ve büyük sömürü ortamları doğacak diyorum, hala da diyorum. altında olması, gençliğe yönelik çok ciddi baskıların olması, bütün bunlar bu ekonomik krizin, sosyal yaşamımızda görüntüleridir. Bu Türkiye ile de sınırlı değildir. Avrupa’da yaşanan krizin benzeri Türkiye’de yaşanıyor. Gençlikte işsizlik oranları mesela, İspanya’da Amerika’da yüzde 50’lilerin üstünde. Bir kayıp kuşak dönemini yaşıyoruz, Türkiye’de de öyle. Onun için bu krizin sadece bir siyasi kriz ve askerlerle anılması gereken bir kriz olmadığını bilmemiz lazım. Beni ironik olarak hep söylediğim bir şey var. Ne zaman bir demokrasi adımı, reform yapılacak olsa ben “eyvah” derim. Elimizdeki demokratik hakların biraz daha gidecek. Yine eyvah diyorum büyük hırsızlıklar, vurgunlar, soygunlar ve büyük sömürü ortamları doğacak diyorum hala da diyorum. Şimdi de değişen bir şey yok. Dikkat edin sendikal haklar iyice kuşa çevrildi. Memurlara söz verilmiş haklar var. AB programında öncelikle konular arasındaydı. Nerede? Bir pazarlık formülüyle uyutuluyor insanlar. Bir anayasa olması için ne yapılabilir? Barış için ikna edici adımlar, Kürt sorunu için gerçekçi çözümler bulunması gerekir.


04 24 EKiM 2011 YARIN NİSAN 2012 YARIN

23 Nisan’ı çalınan çocuklar 23 Nisan Çocuk Bayramı, ama hangi çocukların bayramı? İmkansızlıklarla büyüyen pek çok geleceksiz çocuğun mu? Baklava çaldığı için 9 yıl cezaevinde kalan çocukların mı? Çocuk gelinlerin mi? Pozantı cezaevinde her gün işkence ve cinsel istismara uğrayanların mı? Bebeğiyle 23 Nisan’a Türkiye’de hala çocuk gelinler meselesine gereken önemin verilmediği düşünülüyor. Devlet hala bunun için gerekli önlemleri almadığından, evliliklerin %14’ü çocuk yaşta gerçekleşiyor. Avrupa’da ikinci sırada olduğumuz, utancımızdan bir diğeri olan çocuk gelinler konusunda, devlet gerekli önlemleri almazsa kız çocuklarının Çocuk Bayramı ellerinden alınmaya devam edeceğe benziyor.

ankara aslıhan pehlivan

23 Nisan’nın her yıl bayram havasında neşe ve sevinç içinde kutladığını görüyoruz. Ancak çocukların gerçek sorunlarıyla ilgilenen, çocukların maruz kaldığı sistemde yaşadığı zorlukları çözmeye çalışan, en önemsizi de geleceksizliklerini çözmeye yönelik bir adım atılmış durumda değil. Pozantı cezaevinde yaşananların gün yüzüne çıkmasından sonra çocukların tutuklanmasının yanlışlığı tartışılırken ocak ayından şubata tutuklu çocuk sayısı 49 çocuk artmıştır. Ocak ayında 2 bin 260 çocuk cezaevlerinde iken, şubat ayında ise cezaevlerinde bulunan çocuk sayısı artış göstererek 2 bin 309 oldu.

Adaletin böylesi 15 yıl önce üç çocuk baklava alamadığı için Gaziantep’te bir dükkandan sadece kendi yiyecekleri kadar baklava ve fıstık çalmışlardı. Bu çocuklara baklava çalmaktan dokuzar yıl hapis cezası verilmişti. Şimdi ise sahte bal üretip milyonlarca lira para kazanan firmalara ise sadece 800 lira para ve teşhir cezası

Ogün ‘de Cem’de çocukmuş Hrant Dink’i vuran Ogün Samast ve Münevver Karabulut’un katili Cem Garipoğlu çocuk yaşta olduklarından, Pozantı’daki çocuklar, çocuk gelinler yerine 23Nisan’ı kutlayabilecekler. İkisinin de suçlu olduğu kanıtlandı ancak, adli tıp yaşlarını küçük göstererek ceza indirimi almalarını sağladı. Böylece onlar bile çocuk olurken, asıl 23 Nisan’ı hak eden çocuklarımız cezaevlerinde ya da kendileri gibi ellerinde bebeklerle 23 Nisan geçirecekleri gözleniyor.

çocuklara 23 Nisan kutlayabilecekler mi sorusunu akıllara geliyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan skandallarla iyice gündeme gelen Pozantı Cezaevindeki çocuklar cinsel istismara uğradıkları yönünde şikayette bulunmuşlardı. verildiği öğrenildi. Bir tarafta baklava Pozantı’da işkence ve cinsel istismara yemek isteyip alamayan çocuklar diğer uğradığını anlatan pek çok çocuğun, 23 tarafta halkı kandıran , zehirleyen ve bu Nisan’ı kutlaması ne derece mümkün işten milyonlar kazanan sermayedarlar. olacaktır? Ülkede çok sayıda tutuklu Bir tarafa verilen ceza üç çocuğun haya- çocuk bulunması bile büyük soruntının çürüyüp gitmesine sebep olurken, lar doğururken, bir de bu çocukların sermayedarların neredeyse bir kaybı bile cezaevinde işkence ve cinsel istismara N.Ç.’de çocuktu yok. uğradığı ortaya çıktığı görülüyor Cem Garipoğlu ve Ogün Samast çocuk değilken yararladıkları çocuk hakların20 TL çocukluğundan 9 yıl götürdü Yürüyüşe katıldılar 30 yıl dan henüz 13 yaşında N.Ç.’nin neden Geçtiğimiz günlerde, gece evden kaçıp hapis istendi yararlanamadığı anlaşılamıyor. Daha üşüdüğü için daha önce çalıştığı kafeye Geçtiğimiz günlerde çocukların maruz 13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne camdan giren B.A.’nın kafede bulunan kaldığı uygulamaların bir benzeri de uğrayan N. Ç.’nin davası sekiz yıldır salam ve kaşarı yediği ve gazozodan iç- Adana’da yaşandı. Bir gösteriye katıl- devam ediyor. Devlet N.Ç.’nin tecatiği için 9 yıla kadar hapsi isteniyor. 15 dıkları iddiasıyla tutuklanan 4 çocuk vüzcülerini mahkum etmeyerek başka yıl önce baklava çalan çocuklara verilen için savcı, “ izinsiz gösteri yapmak yü- akranlarının da benzer istismarlara macezadan hiç pay çıkarılmadığı düşünü- rüyüşe katılmak”, “genel güvenliği teh- ruz kalmasının önünü açıyor. Daha 13 likeye sokmak” tan 30’ar yıl hapis cezası yaşında bir çocukken yaşadığı bu olay, lüyor. istedi. Ceza kesinleştiğinde çocuklar 23 onu 23 Nisan’lardan alıkoydu. N.Ç. daPozantı’da 23 Nisan kutlanacak mı? Nisan’ı kutlamak bir yana hapisten çık- ha çocukluğunu yaşaması gerekirken 26 Taş attıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp tıklarında yaşlanmış olacaklar. kişi tarafından 23 Nisan’ı elinden alındı. tutuklanıp Pozantı cezaevine gönderilen

Öznur davasında “adaletin sesi” kazandı

4 Eylül 2010’da Eskişehir’de öldürülen 11 yaşındaki Öznur Uluişden’in katilinin ağır ceza alması için bir buçuk yılı aşkın zamandır mücadele ediliyor. Aralarında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyelerinin de bulunduğu kadın örgütleri, Eskişehir Demokratik Kadın Platformu olarak yürütülen mücadeleyi dün kazandı.

Kadınların mücadelesiyle adli tıptan sağlam raporu geldi Öznur öldürüldükten 6 ay sonra başlayabilen dava, yaklaşık 10 aydır, adli tıp ali h. körmeçli raporu beklendiği için bitirilmiyordu. Öznur Uluişden’in katili tüm diğer katiller gibi ceza indiriminden yararlanmaya çalıştı. Katil önce suçu kabul etmedi, ardından da akli dengesinin yerinde olmadığını iddia etti ve bu yönde rapor aldı. Ancak Öznur’un katiline ağır ceza verilmesi için yapılan eylemler sonuç verdi ve mahkeme tekrar değerlendirilme yapılmasını istedi. Gerçekte akli dengesi yerinde olan katil için nihayet “akli dengesi yerindedir” raporu geldi. Kadınların

bu davayı ısrarla takip etmesi sonucu gelebilen bu raporun ardından, katil Ali Haydar Körmeçli’ye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Kadınlar takip etti ve kazandı 11 yaşındaki Öznur Uluişden’in katilinin ağır ceza alması için Eskişehir Demokratik Kadın Platformu bir buçuk yıl mücadele verdi. Her duruşmada adliye önünde toplanan kadınlar, Öznur davasında adalet istediler. Öznur’un katilinin ağır ceza alması ile ilgili açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, daha düne kadar kadın katillerine farklı gerekçelere dayandırarak ceza indirimleri verilirken, şimdi yürüttükleri mücadele sonucu kadın katilleri birer birer ağır ceza aldığının altını çiziyor. Bu cezaları hakimlerin kendiliğinden vermediğini ifade eden platform, kadın cinayetlerine karşı yürütülen mücadelenin artık toplumsallaştığını söylüyor. Henüz 11 yaşındayken katledilen Öznur’un katilinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almasının da, mücadelenin sonucu olduğunu belirten platform; katledilen kadınların aileleri ile birlikte yürüttükleri, katillerden ve tüm sorumlulardan hesap soran mücadeleyi ilerletmeye kararlı olduğunu belirtiyor. YARIN GÜNCEL

ESOGÜ’de kadın cinayetleri tartışıldı

Eskişehir Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Osmangazi Üniversitesi Bademlik Kampüsü’nde öğretim üyeleri ve öğrencilerin katılımıyla kadın cinayetlerini tartıştı. Panelde kadın mücadelesi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun geçmişten bugüne neler yaptığı ve önüne koyduğu çalışmaları anlatan platform temsilcisi Çiler Kayabaşı şunları söyledi: “Biz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nu 2 yıl önce Münevver Karabulut öldürüldüğünde adliye önünde, alanlarda kurduk. O günden

beri kadın cinayetlerini takip etmeye adliye önlerinde alanlarda olmaya devam ediyoruz.” dedi. Kayabaşı’nın panelde değindiği bir diğer konu ise devletin kadınları korumaması oldu. Defalarca polise sığındığı, koruma talebi olduğu halde öldürülen kadınlardan örnekler verdi. Ayrıca Kayabaşı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırlamış olduğu yasa tasarısına da değindi. Panelde, platformun hazırladığı kısa filmler gösterildi. Karşılıklı söyleşi halinde devam eden panele öğrenci ve öğretim üyeleri öneri ve sorularıyla katkı sağladılar. YARIN GÜNCEL

Pippa Bacca’nın katiline ceza indirimi

Bir kadın katiline daha “hafifletici sebepler” öne sürülerek indirim verildi. Bacca’nın katilinin aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, 30 yıla indirildi ve karar Yargıtay’ca da onandı. Ailesi katlin indirim aldığını avukattan değil gazetelerden duydu. Annesi, “Ben bir anneyim ve kızımı kaybettim. Katilinin en ağır şekilde cezalandırılmasını istemek hakkım. Ama kendi avukatım tarafından dahi yeterince bilgilendirilme-

den bunu nasıl başarabilirim. Bana ilk kararın bilgisi verildi. İndirim kararından da Yargıtay sürecinde de gerektiği şekilde bilgilendirilmedim. ya birkaç yıl sonra yine indirim gerekçeleri gösterilip katil serbest bırakılırsa diye endişeleniyoruz. Avukatımıza hala ulaşamadık. Onunla konuşup, tüm detayları öğrendikten sonra yönümüzü belirleyeceğiz” dedi. YARIN GÜNCEL

YGS’den 50 bin 805 öğrenci sıfır aldı YGS sonuçları dün açıklandı. Sınava 1 milyon 837 bin 344 öğrenci girdi. Her yıl sınavda sıfır alan öğrencilerin sayısı düzenli olarak artıyor. Bu yıl geçen seneye göre yaklaşık 12bin kişi arttı. Geçen sene 38bin 347 olan öğrenci sayısı bu yıl 50 bin 805 öğrenci oldu.

Sıfır çeken adayların çoğunluğu meslek liseli Sınavda başarısız olan öğrencilerin çoğunluğu meslek lisesi öğrencileri. Hükümet tüm öğrencilere eşit şartlarda imkan sağladıklarını açıklarken, meslek lisesi öğrencileri staj adı altında düşük ücretlerle sınava girdikleri sene çalıştırılıyorlar. Ucuz iş gücü olarak çalıştırılan bu öğrenciler hayatlarını şekillendirecek çok önemli bir konuda geri plana itiliyorlar. Pek çok öğrenci üniversite tercihlerinde dahi kararlarını veremezken bu gençler liseye girmeden önce yaklaşık 14 yaşındayken yaptıkları tercihlere göre hareket ettiriliyor. Meslek lisesi öğrencileri durumdan şikayetçi Sınavda sıfır alan öğrenciler sınavda başarısız olma nedenlerini, 3 gün staja gidip, 2 gün okula gitmeleri olarak gösteriyorlar. Ayrıca öğrenciler diğer bir sebebin de 2 yıldır yapılan sınavdan 1 ay önce verilen izinin bu sene kaldırılmasının, kendilerine hazırlanmak için vakit bırakmadığını belirtiyorlar. Sınavı geçmek de çözüm değil Sınavda bu kadar çok sıfır alan öğrencinin yanı sıra sınavı geçerli sayılan öğrencilerin durumu da iç açıcı değil. Sınava giren öğrencilerin iyi bir gelecek uğruna girdikleri üniversitelerden mezun olduktan sonra işsizlik tehlikesi yaşıyorlar. Üniversitelerden mezun olduktan sonra iş bulsalar dahi bu gençler alanları dışında çalışmaya mecbur tutuluyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in ataması yapılmayan 500 bin öğretmenle ilgili açıklamaları da bunu doğrular nitelikte. Dinçer, “Bu kadar öğretmene ihtiyacımız yok, yeteneklerine uygun başka mesleklere yönelsinler” demişti. YARIN EĞİTİM

Adım adım geleceksizliğe

Gençler Meydana İnisiyatifi İstanbul, Eskişehir ve Bursa’da “Adım adım geleceksizlik” adlı panel gerçekleştirdiler. İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde gerçekleşen panelde Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Profesörü Rıfat Okçabol ve MYK üyesi Fidan Ataselim’in katılımıyla 4+4+4 ile birlikte adım adım geleceksizlik konuşuldu. Okçabol, ‘’Gençler özgür değil, eğitimin amacı özgürleştirmek olmalıdır.’’ dedi. Ardından Gençler Meydana MYK Üyesi Fidan Ataselim sistemin üniversite öğrencilerini de bilimsellikten uzaklaştırdığını söyledi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İİBF kantininde buluşan gençler “Adım adım işsizliği” tartıştı. Panelde ilk konuşmayı Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı yaptı. Şanlı; hükümetin 4+4+4 eğitim sitemi değişikliğini köy enstitülerine benzetmesini eleştirdi. Sonra söz alan Gençler Meydana MYK Üyesi Can Ersoy emeği sömürülecek, sigortasız çalıştırılacak çocuklardan bahsetti. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde gerçekleşen panel, Eğitim Bilimleri bölümü Doç. Dr. Sedat Yüksel’in konuşması ile başladı. Sonra söz alan Gençler Meydana MYK Üyesi Eda Toper, üniversitelerin YÖK’ün, YÖK’ün de sermayenin elinde olmasından bahsetti. YARIN EĞİTİM

Anadolu Üniversitesi’nde kantin boykotları yayılıyor

Geçen hafta Mühendislik Fakültesi’nde başlayan katin boykotuna bu hafta İletişim Fakültesi öğrencileri katıldı. Fakülte öğrenciler, fiyatlarda indirim istiyorlar. Fiyatların öğrenciler için makul seviyeye çekilmesi talebinde bulunuyorlar. Sağlıksız gıdaların satışının durdurulmasını isteyen öğrencilerin bir diğer talebi de yoğurt, meyve gibi sağlıklı gıdaların kantinde bulundurulması. . İletişim Fakültesi öğrencileri evlerinden getirdikleri yiyeceklerle boykotu ayakta tutuyorlar. Öğrenciler bu boykotun diğer fakülte kantinlerine sıçraması gerektiğini vurguluyorlar.

YARIN EĞİTİM


24 NİSAN 2012 YARIN

Krizin merkezinden bildiriyoruz

Fransa’nın en çok okunan gazetesi Le Monde 20 Nisan Cuma günü Alman ve Belçikalı gazetecilerin ortak hazırladığı bir yazı yayınladı. Yazının başlığı “Avrupa’da kemer sıkma politikaları” idi. Yazıda birçok ekonomistin fikri alınmış. Burjuva basınının alarm zillerini çalmaya başlamasının bir nedeni var elbette.

Dünya Turu

Esad: “Mısır’la ciddi sorunlarımız var”

Fransa fikriye yılmaz

Bu düzenden ekmeğini yiyen ekonomistler dahi “bu düzen böyle devam etmez” demeye başladı. Finans bankası Natixis’in baş ekonomisti ve Politeknik Okulu’nda öğretim görevlisi olan Patrick Artus “Sona yaklaşıyoruz. Şimdi uçurumun ucundayız.” diyor.

Yunanistan: ölen işçiler toplumsal bir semboldür. Yunanistan’da yaklaşık bin şirket her hafta iflas ediyor. Üstelik bu rakamı açıklayan Avrupa Komisyonu. Yunanistan’da işsizlik her iki kişiden birini vururken, ekonominin kötüye gidişi AB’yi de alarma geçirdi. 2008 yılından bu yana uygulanan kemer sıkma politikaları açıkça başarısızlığa uğramış durumda. Yunanistan’daki bu küçük şirketler toplam işin %85’ini oluşturuyor. Ekonomik kriz ise sosyal krizi ortaya çıkarıyor. 7 Nisan’da, işsiz eczacının kendini yakarak intihar etmesinden sonra binlerce insan anısına bir toplantı düzenledi. Adedy Sendikası’nın Başkanı Giorgos Gavrilis anma toplantısında şöyle konuştu: “İçinde bulunduğumuz şartlar, emekçilerin katlanmak zorunda olduğu bir güvensizlik hali yaratıyor. Bu şartlarda, kolektif reaksiyonlar şiddetli olabilir; bir birey söz konusuyken bu bir vatandaşın seçimidir. Ancak sembolük değeri çok önemlidir: eylemin ve öfkenin sembolü.” Belçika: “Süt ineği değilim” 2011 yılında 11,3 milyar euroluk bütçe kesintisiyle övünen Belçika hükümeti geçtiğimiz Mart ayında yeni bir kemer sıkma paketini kamuoyuna sundu. Kemer sıkma politikalarına gösterilen gerekçe bütün Avrupa ülkelerinde aynı: kamu borcunu azaltmak. Bu borç nereden geliyor acaba? 2012 yılında bütçe açığını %2,8’e indirmek için Belçika hükümeti de diğerleri gibi kemer sıkma politikası uygulamaya karar verdi. 11 Mart’ta yapılan açıklamaya göre 1,82 milyar Euro daha tasarrufa gidilecek. Belçika Avrupaki krizden söz açıldığında en çok konuşulan ülke değil. Bir nevi AB modelinin işlediği ülkelerden biri olarak gösteriliyor. Ancak emekçi halk aynı fikirde değil. OCDE istatistik kurumuna göre işsizlik oranı 2010 yılında %8,3 idi 2 Aralık 2011 günü FGTB sendikasının eylem çağrısıyla 80bin kişi sokaklara döküldü. Büyük şirketlerin yalnızca %1 oranında vergi ödediği

yunanistan

belçika

portekiz

fransa

Belçika’da ortalama bir maaş kazanan emekçi % 55,4 oranında vergi ödüyor. Doğalgaz ve elektriğe gelen zamların ardından Belçika Emekçi Partisi (PTB) geçtiğimiz günlerde yeni bir kampanya başlattı. Kampanyanın adı “süt ineği değiliz”. Krizi sorumlularına değil de emekçilere ödeten hükümete karşı isyan ediyorlar. PTB’nin sitesinde kampanyanın içeriği şöyle açıklanıyor: “Emeklilerin ayda 180-200 euro daha az parayla geçinmesi kabuk edilemez. İşsizlerin

krizin sorumluları haline getirilmesi kabul edilemez. Avrupa’nın endekslerimizi silmesi kabul edilemez. Bu antisosyal Avrupa’yı daha fazla istemiyoruz. Ve yalnız değiliz. Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de, İrlanda’da halk öfkesini haykırıyor. Artık gerçek sorumluların ödeme zamanı geldi: büyük bankalar, spekülatörler ve milyonerler. 1 milyon kadar bastığımız bildirimizin mesajı şudur: Fazlasıyla bıktık! Krizi ödeyecek olan bizler değiliz. Yeter!”

Portekiz: İkinci Yunanistan olmayı reddediyoruz, BASTA! Krizdeki Portekiz AB ve İMF politikalarının 2009’dan beri kurbanı durumda. 2009’da varılan anlaşmaya göre 78 milyar euroluk yardım paketine karşılık hükümet birçok kemer sıkma paketini kabul etmek zorunda. Bunların arasında esneklilik yaşının yükseltilmesi, kamu hizmetlerini özelleştirilmesi, sosyal yardımların azaltılması var 11 Şubat’ta Portekiz’de kitlesel bir eylem düzenlenmiş ve eyleme 300bin kişi katılmıştı. 22 Mart günü ise Portekiz’de oldukça başarılı geçen genel grev örgütlendi. CGT-P Sendikası’nın çağrısıyla gerçekleştirilen greve ulaşım, eğitim, hastane gibi kamu sektörünün yok edilmeye çalışıldığı sektörlerden yoğun katılım oldu. Portekiz 2011 yılında 70’leri hatırlatan dış göç dalgasıyla karşılaştı. 150bin insan iş bulmak için ülkeyi terk etti. Portekiz’de işsizlik oranı OCDE’ye göre işsizlik oranı %12 ancak uzun süreli işsizliği de hesaba kattığımızda bu rakam %52,3’e çıkıyor. Bu demek oluyor ki bugün Portekiz’de iki kişiden biri işsiz. Portekiz Komünist Partisi (PCP)

Bahreyn’de halk isyanda Bir yıldan uzun bir süredir isyan ateşiyle yanan Bahreyn’de düzenlenen yönetim karşıtı protestolar devam ediyor. Dünyanın en popüler otomobil yarışı Formula 1’in Bahreyn’deki Grand Prix’si, tüm protestolara rağmen sıralama turlarıyla başladı. Ancak bu seferki yarışlar sadece, “Lewis Hamilton mı, yoksa Jenson Button mı kazanacak” sorusunun yanıtını merak edenlerin değil, bu ülkedeki muhaliflerin ve hatta uluslararası diplomasinin de gündeminde. Bahreyn’de geçtiğimiz yıl Şubat ayında başlayan ve bugüne dek en az 50 kişinin ölümüyle

sonuçlanan isyan nedeniyle Formula 1, 2011’deki Bahreyn Grand Prix’sini

Breivik, katliamı anlattı Breivik, başkent Oslo’da devam eden duruşmanın 5’nci gününde savcı ve avukatların, Utöya Adası’nda 69 gencin katliamıyla ilgili sorularına ayrıntılı yanıtlar verdi Norveç’te 77 kişiyi öldüren aşırı sağcı terörist Breivik, adada karşısına çıkanların ölmemek için kendisine yalvardığını ancak hepsinin de kafalarına ateş ettiğini söyledi.

Konuşmaya başlamadan önce salondakileri uyardı Breivik, Oslo’da hükümet binası yakınındaki bombalı eylemi gerçekleştirdikten sonra gemiyle Utöya Adası’na gittiğini, üzerinde polis kıyafeti olduğu için kendisini polis olarak tanıttığını anlattı. Breivik, saldırıya ilişkin sorulara yanıt vermeden önce salondakileri

iptal etmişti. Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh

uyararak, “Şu andan itibaren adadaki saldırı ile ilgili bütün detayları anlatacağım. Anlattıklarımı duymak istemeyen varsa şimdi dışarı çıksın” dedi. Silahı eline aldığı andan itibaren karşısında duran gençlerin vücutlarının sarsıldığını ve hep bir ağızdan, “yapma, yapma” diye bağırdıklarını anlatan Breivik, “Bir an düşündüm. Ya şimdi yapacaktım ya da asla. Başlarına ateş etmeye başladım” dedi. Breivik, “İnsani duygularımı bir

krizin sorumluları arasında AB’yi gösteriyor. “Avrupa Birliği, demokrasi haini” adlı yazılarında şöyle açıklıyorlar: “AB entegrasyon süreci ilerledikçe, acı çeken halklar, Avrupa’nın kapitalist ve antidemokratik karakterini anlıyor...”. “Dünya derin bir değişim içinde” başlıklı yazılarında ise şu analizi yapıyorlar: “Dünya’da tek bir yer, tek bir ülke yok ki kapitalizmin derinleşen krizinden korunmuş olsun...Birçok yerde sosyal, emek ve örgütlenme hakkına karşılık saldırılar oldu. Bunlar kapitalist merkezlerden emperyalist bir strateji olarak ortaya çıkıyor...”

İlk turu Hollande kazandı Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun sonuçları belli oldu. Merkez sol partisi Sosyalist Parti’den aday olan F. Hollande %28,6 oranında oy alarak ilk turdan kazanan olarak çıktı. Sol Cephe’den aday olan Melenchon ise %10,8 oy aldı. Melenchon, “Şu an sonucun Sol Cephe’nin elinde” olduğunu açıkladı. Sol Cephe adına kampanya boyunca ter döken Fransa Komünist Partisi üyelerinden bazılarıyla görüştük: Nicolas Malaquin, “Sonuçlar birçok şeyi açıklıyor. Artık iki kutup var: sol ve sağ yani bir tarafta üretenler öte tarafta sömürenler. Sol Cephe’nin sonucu ise bizim arkamızda kitlesel bir desteğin olduğunun göstergesidir.” Kuzey bölgesi Komünist Gençlik sorumlusu Edouard Hayaume, “ Bizim sonucumuz iyi. Sol Cephe’nin oranını bir başarı olarak değerlendirebiliriz. Bu bizim başarılı hareketimizin meyvesidir.”

Halit bin Ahmet el Halife de, “Buraya kanlı çatışma izlemeye gelen varsa, Suriye’ye gitsin. Bizim burada keyif alacağımız bir yarış var. Ayrıca Sudan’da da devam eden bir savaş var” dedi. Bahreyn nüfusunun yüzde 70’ini oluşturan Şiiler, Sünni hanedana karşı eylemlerini sürdürüyor. Eylemler sırasında kaybolan Selah Abbas Habib (37) adlı bir muhalifin cesedi bir çatıda bulundu. Muhalefetteki Vifak partisi, Habib’in polis tarafından dövülerek öldürüldüğünü öne sürdü. Son bir haftada 100’ü aşkın tutuklu, onlarca yaralı olduğu bildiriliyor. Hapisteki Abdülhadi el Havace’nin açlık grevi ise sürüyor. YARIN DÜNYA

kenara bırakmamış olsaydım, bu eylemi yapamazdım. Korkunç bir olaydı” yorumunda bulundu. Yarın dünya

Londra’da yayınlanan Darulhayat gazetesine röportaj veren Suriye Devlet Başkanı Esad Mısır’a çattı. Esad, “Mısır’la ciddi sorunlarımız var” dedi ve Suriye’deki problemlerin bitmesi için gerçek anlamda Mısır’ın da katılması gerekiyor” dedi. 5 yıldır üst düzey bir Mısırlı’yı ülkesinde görmemekten yakınan Esad Mısır’ı ziyaret edebilmesi için resmi bir siyasi davetin olması gerektiğinin altını çizdi ve iki ülke arasındaki anlaşmazlığın yeni olmadığını dile getirdi. 1979 tarihli Camp David Anlaşması’na halen karşı olduklarını ifade eden Esad, şu anda da pek çok ihtilaf konusu bulunduğunu, ancak bunu kendilerinin problem yapmadığını, belki Mısır’da bazılarının bunu problem olarak gördüğünü söylüyor. Arap-İsrail arasındaki savaşların her dördünde de ittifak eden Mısır, özellikle 2005 senesinde Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesiyle beraber kopma noktasına gelmiştir. Lübnan ve Filistin konularının mı iki ülke ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönündeki soruya da Esad şu şekilde cevap veriyor: ‘Biz Suriye olarak problemin ne olduğunu bilmiyoruz. Söylediğim gibi Mısır’dan hiçbir şey istemiyorum. Sadece şunu soruyorum: Suriye’den ne istiyorsunuz?” SURİYE Mehdi Shomali

Milyonlar yeniden Tahrir’de

Başkent Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda toplanan binlerce kişi, mevcut askeri yönetime karşı protesto eyleminde bulundu. Protestoya aralarında İslamcıların, liberallerin ve sol güçlerin de bulunduğu farklı siyasi gruplar katıldı. Eylemciler arasında, seçim kurulunun iptal ettiği 10 adayın destekçileri de yer aldı. Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra iktidara gelen askeri yönetim, verdiği reform sözlerini tutmamakla suçlanıyor. İslamcılar geçen yıl yapılan parlamento seçimlerinde çoğunluğu ele geçirmişti. Mısır’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu yıl iki tur halinde Mayıs ve Haziran aylarında yapılacak. Şubat 2011’de yönetimden indirilen Hüsnü Mübarek ise askeri bir hastanede gözaltında tutularak yolsuzluk ve cinayet suclamalariyla yargilanmayi bekliyor. YARIN DÜNYA

Suriye’ye 300 gözlemci

BM Güvenlik Konseyi, Suriye’de 300 kişilik gözlemci heyetinin gönderilmesine yönelik karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti. BM Güvenlik Konseyi, Suriye’de 300 kişilik gözlemci misyonu (UNSMIS) kurulmasını öngören karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Karara göre, Genel Sekreter Ban’ın, ‘’Suriye’de şiddetin durması halinin devamı da dahil olmak üzere, arazideki tüm gelişmelerle ilgili değerlendirmesine tabii olmak kaydıyla’’, 90 günlük bir ilk dönem için en fazla 300 silahsız askeri gözlemcinin Suriye’ye acilen gönderilmesi istendi. YARIN DÜNYA

İsrail – İran savaşı kapıda

İran’ın nükleer programına şüpheyle bakan İsrail hükümeti askeri operasyona hazırlanırken, operasyon hazırlıklarının ayrıntıları televizyonlarda yayınlanmaya başlandı. İsrail televizyonu Chanel 10, ordu yetkilileri ile sürdürdüğü uzun görüşmeler sonunda nükleer müzakerelerden sonuç çıkmaması halinde İsrail’in İran’a karşı başlatacağı saldırının detaylarını yayınladı. Kanalın savunma muhabiri Alon Ben David’e göre İsrail 23 Mayıs’ta Bağdat’da gerçekleşecek İstanbul görüşmelerinin devamı olan Bağdat müzakerelerinin sonuçsuz kalması halinde hükümet orduya İran nükleer tesislerine saldırı emri verecek. Operasyonda düzinelerce saldırı uçağı, eskort jetleri, hava ikmal tanker uçakları, elektronik tarayıcı awacs uçakları, arama kurtarma helikopterleri yer alacak. Bu arada, İsrail Hava Kuvvetleri İran’ın tüm nükleer programını yok edebilecek kapasite olup olmadığı bilinmiyor, ancak saldırının kısa, kesin ve profesyonelce olması planlanıyor. İsrail daha önce, 1981 yılında Irak’ta başkent Bağdat yakınlarında bulunan Osirak nükleer reaktörünü, 2007 yılının Eylül ayında ise Suriye’de nükleer reaktör olduğuna inandığı bir noktayı vurmuştu. YARIN DÜNYA


Yarın’dan Ayla Algas’a selam

HEY Tekstil’de yıllarca çalıştıktan sonra tazminatları ödenmeden işten çıkarılan kadın işçilerden biri olan Ayla Algas, bu yıl ilk defa 1 Mayıs’a katılacak. Yaşadıklarından çok şey öğrendiğini belirten Algas; “Herkesle konuşup onları sendikalı yapacağım, ben

Büyükşehir tiyatroları engelleniyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sanatçıların iradesine el koyan yeni yönetmeliğe tepki gösteren Genel Sanat Yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun istifasının ardından, yönetim kurulunun 6 üyesi de istifa ederek sanata el konulamayacağını gösterdi. Yeni yönetmeliğe toplumun her kesiminden tepkiler gelmeye devam ediyor.

İSTANBUL ÇİLER KAYABAŞI

maktan çıkar.

98 yıllık bir kurum olan İstanbul Şehir Tiyatroları, eski adıyla Darülbedayi kuruluşunun 100. yılına az bir zaman kala yok edilmeye çalışılıyor. Repertuarda programa alınacak tüm sanatsal kararlar bürokratların eline veriliyor. Yönetim kurulunda önceden sanatçılar tarafından seçilmiş üyeler bulunurken şimdiki yönetmelikte yönetim kurulunu tamamen müdürlük belirliyor. Doktor olamayan biri nasıl ameliyat yapamazsa tiyatroyu da tiyatrocu olmayanlar yönetemez. Sanat hiçbir yönetimin boyunduruğuna girmemelidir. Sanatın işlevi değişen hükümetlerin ötesindedir. Sanat durduğu yer itibariyle muhaliftir. Sanat hakimiyet altına alındığında sanat ol-

Tiyatro tarihine darbe vuruluyor Şehir Tiyatroları olmayan bir İstanbul düşünülemez. Bir süredir şehir tiyatrolarına yapılan muhafazakar saldırıların sebebi bellidir. Son derece politik bir oyun olan “Günlük Müstehcen Sırlar” müstehcenlikle suçlanmıştır. Sanata büyük bir saldırı yapılmaktadır. Osmanlı döneminde dahi darülbedaisi tiyatrocularla yönetilirken Cumhuriyetin 89. yılında sanatçıların elinden bu hakkın alınması tiyatro tarihine vurulmuş çok ciddi bir darbedir.

18SORU SEDAT DEMİRTAŞ

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

İşçi - ANKARA

1. En sevdiğiniz erdem? Sabırlı olmak. 2. Başlıca özelliğiniz? Agresif olmak. 3. Mutluluk nedir? Huzur. 4. Mutsuzluk nedir? Huzursuzluk. 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Yok. 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Yalan söylenmesi. 7. En sevmediğiniz şey? İkiyüzlülük. 8. En sevmediğiniz kişiler? Kapitalistler. 9. En sevdiğiniz iş? Halkla ilişkiler. 10. En sevdiğiniz şair? Nazım Hikmet Ran. 11. En sevdiğiniz yazar? Beatrice Saubin. 12. Kahramanınız? Teoman. 13. Kadın kahramanınız? Annem. 14. En sevdiğiniz çiçek? Papatya. 15. En sevdiğiniz renk? Siyah ve kırmızı. 16. En sevdiğiniz yemek? Musakka. 17. En sevdiğiniz düstur? Azimli olmak. 18. En sevdiğiniz söz? Bu da geçer.

Mehmet Ali Şahin ilk sinyali vermişti Sanata yapılan saldırıların devam edeceğinin sinyalleri Mehmet Ali Şahin’in “resim yaparak, yazı yazarak terörün arka bahçesi oluşturuluyor” açıklamasıyla

verilmişti. Ardından sahnelenen oyunlara gelen tepkilerle “sanatı sanatçının yapmasına izin verilmeyeceği” gösterilmişti.

dan 6 yönetim kurulu üyesinin ve Kadir Topbaş’ın danışmanı Kenan Işık’ın da istifa etmesiyle birlikte doğan tartışmalara Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay cephesinden uzun sure sonra Sanatçılar “sanat halkINDIR” demişti bir açıklama geldi. Günay açıklamaBütün bu saldırıların devamının gelece- sında; sanat için özerklik ve özgürlük ğini bilen sanatçılar “sanat halk içindir, kavramlarının önemli olduğuna inasanatıma dokunma” diyerek bu saldı- nıyorum. Bu konuda bir düzenleme rıları protesto etmişti. Şimdi gelinen yapılırken bu iki özelliğinin zedelenmenoktada ise devlet Büyükşehir Bele- mesini umuyorum, ummak istiyorum. diyesi aracılığıyla Şehir Tiyatroları’nı Eğer yönetimin ikisi belediyeden beşi tahakkümü altına almaya çalışıyor. tiyatro dünyasındansa bu mümkün Oyunun repertuvarını belirleyecek olabilir. Ancak bu yeni yapı sanatçıları kurulda 2 bürokrat bulunuyor. Sanat- dışlıyorsa doğru değil.” şeklinde konuşçıların halka seslenecekleri sanatı seçme tu. Bakan Günay Şehir Tiyatroları’nda hakları ellerinden alınıyor. gelişen tüm bu durumların kendi iradesi dışında meydana geldiğini belirtir GÜNAY: “Sanat özgür olmalı” nitelikteki bu açıklamasıyla, konuyu Genel Sanat Yönetmeni Ayşe Nil çözmeye niyetlerinin olmadığını gösŞamlıoğlu’nun isitfa etmesinin ardın- termiş oldu.

de bu yaştan sonra da olsa örgütleneceğim. Bizim gözümüz bu zamana kadar kapalıymış” diyor. 1 04 EKiM 2011 YARIN Mayıs’ın artık benim için başka bir anlamı var diyen Ayla Algas’a Yarın Gazetesi çalışanları olarak selamlarımızı yolluyoruz. yarın İSTANBUL

Pulitzer ve internet medyası Dünyanın en prestijli politika izleyen bazı yayınların ödüllerinden biri olan internet aracılığı ile tercih ediPulitzer; bu sene ilk defa bir lebilmesi de bu eleştiri serbestinternet yayınına ödül verdi. liğinden ileri geliyor. 2005’te kurulan ve sadece internet üzerinden yayın yapan ‘Yalnızlaşma’ ya rağmen Huffington Post, ordu muhabi- dürüst kalabilme ri David Wood’un sekiz ay sü- Yaşadığı yere ve değerlere bağlı ren ve savaşta ağır yaralanan ga- olan kişiler, bu sosyal ağın geziler ve ailelerinin hikâyelerini tirdiği etkiyi bir yalnızlaştırma anlattığı 10 bölümlük “Beyond olarak algılayabilir, özellikle the Battlefield” (Cephenin Türkiye gibi lokalizasyonun Ötesi) başlıklı yazı dizisi ile önemli olduğu bir yerde. ödülü almaya hak Kimine göre kazandı. globalin ve yereÖdül, liberal lin yan yana olgörüşlü bir haber ması bir kültürel zenginlik fakat bloguna verilse de her şeyden önce denetlenemeyen, bu durum; Puüst üste bir bilgi yığını haline litzer gibi bir SANSÜRSÜZ kurulun intergelen bu ağ gün geçtikçe net medyacılıİlder Onal ğını kabul etdaha kaotik ve mesi açısından bir karmaşık bir hal dönüm noktası. Ayrıca internet alıyor. medyası ve haberciliğinin duÖrneğin; ‘Arap Baharı’ sürumunu da akla getiriyor. recinde -tabii ki çıkış noktası Bütün dünyada olduğu gi- ve örgütlenme nedenleri değil bi Türkiye’de de -sosyal altyapı ama- sosyal medyanın etkisi eksikliğine rağmen- her yeni kaçınılmaz oldu. Sonuç olarak, yalnızlaştırgelişmenin ithal edilmesi ile sosyal hayat ve buna bağlı med- ma ve güvensizlik politikasına ya hızlı yaşanıyor ve tüketiliyor. rağmen internet medyası hızla Ama geleneksel medya geleneksel medyanın hatta yageleneği karşısında internet zılı basının yerini alıyor. Bunun haberciliğinin gelişmesinin en kültürel ve küresel etkilerini büyük nedenleri belki de eleş- şimdiden görmek mümkün. tirebilme ve katılım özgürlüğü. Fakat şu an herkesin ilgisini Türkiye’de güçlü bir eleştiri çeken sektör, piyasa şartlarına geleneğinin olmaması nedeniy- rağmen dürüst ve etkili kalabile, eleştiri üzerine kurulu sosyal len haber kanallarına sahip olamedya; insanlara bir çeşit siya- bildiği sürece -gerçek anlamdasal ortam sunabiliyor. ‘Yandaş’ bir siyasi ortam yaratabilir.

Haftanın ajandası

Edebiyatta gençlik üzerine Egemenlik psikoloji ve gençlik sosyolojisi yüzyılımızın başlarında ortaya çıkmış bilim dallarıdır bilindiği gibi. Ergen ve gençlik dönemlerini konu alan kitap 1950’lerden sonra ağırlık kazanmıştır araştırmalara göre. Araştırma edebiyatçıları gençlik hareketleri ve kuşaklar arası çatışmalar ve alt kültür gençliğinin daha ilginç geldiğini gösteriyor. Gençliğin ve ergenliğin edebiyatta işlenmesi çok eski tabii ki. Fakat kahraman olarak işlenmeleri “Romantik edebiyat” akımıyla yoğunlaştı. Manon Lescaut’da Abbe Prevost ergenlerin gençlerin dünyayı nasıl gördüklerini, sonsuz hayallerini, tutkularını ölümsüzleştirir. Rousseau edebiyatta gençliğin ruhsal profilini, farklı algılayışlarını alabildiğince incelikle irdeler.” Ergenin biyolojik değişimi onda her şeyi radikal bir değişiklik isteğini körükler” der. Figaro’nun Düğünü’nde Beaumarchais ergenlerin bu doğal değiştirme dürtüsünü anlatır. Benjamin Constant “Kırmızı Defter” de gençliğin bu yanını incelikle sorgular. Ernest Fischer “Çağlar Boyunca gençlik “araştırma, inceleme kitabında gençliğin insanlığa yakışır biçimde yaşama arzusu için rejim değişikliği mücadelesini anlatır. Gençler yaşlılar arasında neredeyse kanıksanmış olan çatışma ve kopukluğu, iletişimsizliği Roman Rolland “Bilgilenelim, kendimizi yenilemeye çalışalım, eğer yapamıyorsak gençler gurur duyalım ve onların önünü açalım” der. İkinci Dünya Savaşı’nda sonra Avrupa’nın sanayi toplumuna dönüşmesi maddi zenginliği beraberinde getirdi. Fakat bu refah gençleri mutlu etmeye yetmemiştir. Manevi doyumdan yoksun “savrulan” bir gençliğin oluşmasına da neden olmuştur. “Yitik gençlik” de denilen bu grupların içinden edebiyatta pek olmasa da

Sinemaya Gidelim “Mar” Filmi

dahi denilebilecek gruplar, isimler çıkmıştır (Bkz. Rock ölüler Kitabı, imge yayınları.)

ce Kanat Güner’le gençlik üzerine bir söyleşi yapmıştım. O söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Çıkarsamalar yapılabilecek bir eser olduğunu düTÜRK EDEBİYA- şünüyorum. TINDA GENÇLİK Cumhuriyetin KANAT GÜNER VE GENÇLİK kurulmasından Kanat “Eroin Güncesini” İstiklal sonra değer ve Caddesi’nde satmaya çalışıyordu. Sokavram karga- ğuk bir Beyoğlu gününde “Kibritçi şası yaşanmış Kız” anımsattı ilk bakışta. O havaya alabildiğince, aldırış etmeden kitabını satıyordu. SEVDA YILMAZ Kemalizmin Üzerinde ince kıyafetler vardı. Söytepeden inme yöntemi derin ve ağır leşiyi bir iş hanının girişinde yaptık. sancılara neden olmuştur. Cumhuri- O söyleşinin bir bölümünü sizlere yetin idealist öğretmeni Aliye’nin din naklediyorum: fanatiklerine karşı verdiği mücadele Sevda Yılmaz: Kendini gençlik katego“Vurun Kahpeye” de Halide Edip risinde nereye ait hissediyorsun? Adıvar büyük bir ustalıkla bu konuya Kanat Güner: Fiziksel olarak genç olaneğilir. Peyami Safa, “Dokuzuncu Ha- lar var. Bir aktarım olarak hep genç riciye Koğuşu”nun da sakatlığından takılanlar var. Yedi yaşında para kadolayı duygusallığın zirvelerindeki zanmak için hayatın yükünü taşıyanbir delikanlının yaşamının analizini lar o insanların gelmemiş gençliğinin dahice bize aktarır. içine edilmiştir zaten. Bir de senin Sosyal gerçekçilik denildiğinde gibi .... yaşında olup hala adölesan Yaşar Kemal “İnce Memet”le en iyi takıntılarda kalanlar var. Klasik bir örnektir. Vedat Türkali “Bir gün tek laf vardır. Yaşlı olmaktan değil ihtiyar başına” da bir solukta okuma isteği olmaktan korkmak lazım. uyandıran bu kitap, sol görüşlü üni- Sevda Yılmaz: Alt kültür gençliği nasıl versite gençliğinin dünyasına, müca- bir kategori yani marjinallik? delelerine ışık tutar. Aynı kuşaktan Kanat Güner: Marjinallik yanlış kulolan Ferit Edgü, Kürt sorunu sayıla- lanılan ve içi boşaltılan bir sözcük. bilecek “Hakkari’de Bir Mevsim” de Benim anladığım marjinallik çok az bu konuya eğilen ilklerdendir bildi- insanı kapsıyor. Bir toplumsal stağim kadarıyla. tüyü ona eriştikten sonra reddedip Gençlik üzerine eser veren çok çoğunluğun yaşama biçimine bir sayıda yazar var kuşkusuz. Bu arada başkaldırı. Kuru kafa figürlerle bezeedebi değeri olup olmadığını bilmek li, küpeli uzun saçlı rocker geçinen istemediğim “Uzaydan Gelen Ero- gençler. Aynı gençler özgür takınan inman” adlı kitabımda gözlemleme, gençler “orospu” gözüyle bakabifarklı boyutlara, algılara yolculuk sa- liyor. Rock barlar böyle züppelerle yılabilecek madde bağımlısı gençlerin dolu. Tabii genellemek istemiyorum. anlatmaya çalıştım. Sevda Yılmaz: Peki diyelim çoğunluk Tıp öğrencisi Kanat Güner Be- marjinal takılmaya başladı. O zaman yoğlu Sineması tuvaletinde ölü bu- marjinal “emek en yüce değerdir” dilunmadan önce “Eroin Güncesi” ki- yenler mi olacak? tabını yazarak bizzat kendi yaşamını Kanat Güner: İşte ben o zaman kesingözler önüne seren çarpıcı eserini likle Marksist olurdum. yazdı. Ölümünden kısa bir süre ön-

Caner Erzincan’ın deprem sebebiyle galasını ertelediği Mar Filmi’nin galası Van’da gerçekleşti. 20 Nisan’dan itibaren gösterimde olacak olan film izleyicilerini bekliyor.

Sergiye Gidelim Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi Hollanda Rijksmuseum ve Sabancı Müzesi işbirliği ile düzenlenen Rembrandt ve çağdaşlarına ait eserler 10 Haziran 2012 tarihine kadar Sabancı Müzesi’nde ziyaretçilerini bekliyor.

Kapitalizme karşı Kapital Kapital Okumaları her Perşembe saat 20:00’da EHP Siyasi Büro Üyesi Gülsüm Kav’ın sunumu ile EHP İstanbul İl Örgütü’nden canlı yayınlanıyor. Karl Marks tarafından yazılmış olan bir eser ve aynı zamanda dünya işçi sınıfı tarihinde önemli bir yer edinmiş bir eserdir Kapital. Yazılışından 150 yıl sonra, Kapitalizmi mercek altına alıp tüm çıplaklığıyla önümüze seren bu eser halen güncelliğini korumakta ve burjuvaziye karşı savaşımında işçi sınıfının umudu olmaya devam etmektedir. Sadece işçi sınıfının hikayesini anlatmıyor, aynı zamanda Kapitalist üretim ilişkilerini ve sürecini de gözler önüne seriyor. Kapital, özellikle dünya işçi sınıfı tarihinin bir dönemeci olan 1 Mayıs’a günler kala tüm gerçekliğiyle, bilimselliğiyle, güncelliğiyle karşımızda duruyor. Marks, Kapital’in yazılış amacının da “modern toplumun ekonomik hareket yasasını ortaya çıkarmak” olduğunu da açıklık getiriyor.

Ayrıntılı bilgi için www.ehp.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


Yarin29