Page 1

Gazeteniz Yarın Fransa’da düşünür Alain Badiou ile söyleşi gerçekleştirdi

Politik bilinç gerekli İstihdamın istikrarsızlığına karşı yalnızca öfkelenmemeli, bu öfke öncelikle kapitalizm karşıtlığına dönüştürülmeli ve politik bilinçle birleştirilmeli.

Politik öznenin özü örgütlü olmak, prensipler ve akılcı eylemler çevresinde toplanmaktır. Çağımızda var olan örgüt karşıtı teori özünde politika karşıtıdır.

Gençler hem hareket halinde bir güçtür hem de tüm toplumun semptomlarının ifadesidirler. Bu nedenle hem hareketli hem de kördürler. Çünkü durumun ifadesidirler.

Eğer insanlığın evrensel kurtuluşundan bahsediyorsak, buna bir isim vermemiz gerekir. Bu sadece sizin öznel haliniz değil bütün insanlığın gerçek kurtuluşudur.

09

127

Şu öğretmenler olmasa

Özel sektörün 2004’te 36 milyar 852,3 milyar dolar milyon dolar düz lunan uzun vade eyinde buli kredi borcu, 2011 yılında 127 m milyon dolara ulaş ilyar 212,8 tı. 8

Dinçer, atanmayan öğretmenlerin ulusal çıkarları ve değerlerinin farkında olmadıklarını iddia ederek eleştiride bulundu. Eğİtİm 10

www.yarinhaber.net

27 mart 2012 salı l sayı:25 l 1 tl

Sayın ve saygı gösterin HAKAN ÖZTÜRK AKLIN YOLU Pozantı çocuk zulmü ilk değil SİBEL UZUN UYANIS Ş

Başbakan: “Artık dershane yok özel okul var.”

3

4

Hangi aile?

GÜLSÜM KAV ANA FİKİR

5

Eğitimdeki dert belli oldu

Hükümet eğitimi piyasalaştırmaya kararlı. 4+4+4 eğitim modeli gündeminin temel gerekçesinin eğitimin paralılaştırılması görüşüne inanmayanlar için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan açıkladı; dershaneler özel okul olacak, öğrenciler sınava girmeden üniversiteye yerleşebilecek. Başbakan’ın eğitim sistemiyle ilgili yaptığı son açıklama ile AKP’nin neden 4+4+4’te bu kadar ısrarcı olduğu belli oldu. Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak için uçağa binen Başbakan Tayyip Erdoğan bir şeyler ‘müjdelediğini’ iddia ederek, aslında eğitimde bir devrin bitişine işaret etti. Plandan anlaşıldığı üzere eğitim de diğer alanlarda olduğu gibi özelleştiriliyor. Dershaneler kolej, devlet okulları tarih olacak. Sınavsız üniversiteye gidecek öğrenciler eğer iyi yerlere gitmek istiyorlarsa özel okul olan dershanelere gitmek durumunda kalacak. 3

UİS taslağı işsizliği azaltmayacak

arınç kılıç

“Dershanelerin kapatılması ve üniversite girişlerinin sınavsız olması için yeterli bir alt fadik temizyürek yapı yok.”

Hükümetin işsizliği ve kayıt dışılığı azaltmak için üzerinde çalıştığı Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) Taslağı, Şubat ayında taraflara sunuldu. Ayrıntıları netleşmeye başlayan UİS taslak belgesi, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi konusunda önemli adımlar içeriyor. Belge, 2023 yılına kadar çalışma ilişkilerini esnek ve güvencesiz hale getirecek düzenlemelerden oluşuyor. güncel 6

Nakil yarışı ruhsatından etti

Bilimsel bir operasyon olmaktan çıkıp, bir şova dönüşen nakiller Hacettepe Üniversitesi’nin ruhsatını iptal ettirdi. Akdeniz Üniversitesi‘ne de uyarı cezası verildi. Sağlıkta dönüşüm politikaları yeni yeni uygulanmaya başlamışken, Türkiye’nin en önemli Tıp fakültelerinin insan hayatları pahasına rekabete girmeleri, gerçekleri bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor. toplum 2

mehmet bozgeyik

Gençler Meydana konferansı toplandı

“İşsizlik ve YÖK’e Karşı Gençler Meydana” diyerek çeşitli illerden Ankara’ya gelen Gençler Meydana İnisiyatifi, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde 1. Genel Konferansı gerçekleştirdi.

Mizahın günümüz siyasetine bakışı Birgün gazetesi kültür sanat editörü olan Ali Şimşek aynı zamanda İstanbul Üniversitesi iletişim Fakültesi’nde hocalık sanat alanlarında devam ediyor. Mizahın siyaset yapması için Türkiye’de çok büyük bir alanının olduğunu belirten Şimşek, mizahın siyasete ivme kazandıracağını söylüyor. kültür - sanat 12

“Yeni eğitim sistemi eğitimi daha da niteliksizleştirecek.” Hükümetin söylemini samimi olduğuna inanmıyoruz.”

10

“Bu dershaneler üzerinden yaratılmak istenen polemik arka planında özelleştirme yatıyor.”

Kürt sorununda yeni savaş planı Son dönemde KCK dı altında yapılan tutuklamaları, Newroz’un yasaklanması ve ardından yaşanan saldırılar, baharın gelmesiyle çatışmaların ve ölümlerin yoğunlaşması ile birlikte “AKP’nin yeni Kürt açılımı” konusu tartışılmaya başlandı. BDP Şırnak Milletvekili ve Grup Başkanvekili Hasip Kaplan yeni Kürt açılımı konusunu Yarın gazetesine değerlendirdi. güncel 5

Kadınlar il il adalet arıyor Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 26 Mart’ta Esra Yaşar’ın davası için İzmir Adliyesi önündeydi. 28 Mart’ta Esin Güneş Davası’nın 4. Duruşmasını takip etmek için Siirt Adliyesi’nde olacak. 29 Mart’ta ise Eskişehir’de görülen Öznur Uluişden duruşmasının 10 duruşmadır takip eden Eskişehir Demokratik Kadın Platformu 11. Kez adliye önünde olarak, Öznur’un katiline ağır ceza isteyecek. güncel 6

12 Eylül ile hesaplaşılacak mı? 4 Nisan’da Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya darbe suçu ile yargılanmaya başlanacak. Açılan dava yalnızca onlarla mı sınırlı kalacak? Yoksa 12 Eylül’ün tüm sorumlularını da kapsayacak mı? Davanın ilk duruşmasına günler kala Evren ve Şahinkaya’nın mahkemeye itirazı kabul edilecek mi? Bu soruların cevaplarını hukukçularla konuştuk. güncel 5


0427EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

Nakil yarışı ruhsatından etti

Bilimsel bir operasyon olmaktan çıkıp, bir şova dönüşen nakiller Hacettepe Üniversitesi’nin ruhsatını iptal ettirdi. Akdeniz Üniversitesi‘ne de uyarı cezası verildi. Sağlıkta dönüşüm politikaları yeni yeni uygulanmaya başlamışken, Türkiye’nin en önemli Tıp fakültelerinin insan hayatları pahasına rekabete girmeleri, gerçekleri bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.

Bu hafta, benzin zamlarıyla pek çok sürücünün ayağını pedalından çektiği ara baların, düzgün çalışmasını sağlayan oto tamircisi Mehmet Oygur ile birlikteyiz. İşte bize anlattıkları.

Çırak bulmak zor

Hacettepe Üniversitesi’nde çift aralarında gördük. Şevket Çandar’ın kol ve bacak nakli yapılan Şev- ölümüyle, sağlığın git gide piyasalaşket Çavdar’ın ölümünün masıyla insan hayatı pahaardından, aylardır kamuosına, bilimsel rekabete bir yunun gündeminden düşkez daha şahit olduk. meyen organ nakilleri ile ilgili gerçekler gün yüzüne Hacettepe’nin ruhsatı çıktı. Sağlıkta dönüşüm poiptal edildi litikalarından muaf olarak Kompozit Doku Nakli Binitelendirilemeyecek, aylarlim Kurulu, üniversitenin şevket çavdar dır meslek örgütlerinin uyaKompozit Doku Nakli rılarını yaptığı gerçekleri bu kez de “sağ- Ruhsatı’nı iptal etti. Sağlık Bakanlığınlıkta büyük atılım” manşetlerinin satır dan yapılan açıklamada Hacettepe’de

Trafikte de kıyak CHP’li Milletvekili Kemal Anadol’un 2010 yılında kendisine kesilen “kırmızı ışık ihlali” cezasına karşı açtığı davada dokunulmazlık kararı çıkması ardından, pek çok mahkemeden benzer kararlar çıkıyor. Mahkeme kararları ardından, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne milletvekillerinin araçlarına ceza kesilmemesi uyarısı yapıldı. Ancak özellikle seçim döneminde, plakaları takip edemeyen polislerin kestiği cezalar nedeniyle vekiller tekrar itiraz edince, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, gönderdiği genelge ile milletvekilliği dokunulmazlığı-

nı tekrar hatırlattı. Genelgede “Suç işlediği öne sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça tutuklanamayacağı, sorgulanamayacağı ve yargılanamayacağı, ancak ağır cezalık suçüstü durumlarında bunun geçerli olmayacağı, bu durumda da Meclis’e hemen bilgi verilmesi gerektiği” belirtildi. Trafik cezası “Kabahatler kanunu” çerçevesinde suç sayıldığı için hukuken dokunulmazlık kapsamında olduğu iddia ediliyor. Başta kıyak emeklilik olmak üzere birçok imtiyaza sahip vekiller, bu genelgeyle birlikte artık trafik kurallarına da uymayabilecek. YARIN TOPLUM

yapılan yüz naklinin uygun olmadığı, Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bacak naklinin de yönetmeliğe aykırı olduğu belirtildi, Gazi Üniversitesi tarafından yapılan yüz naklinin uygun bulunduğu belirtildi.   

ardı edilmiş olabileceği kuşkusu da dile getirilmektedir. Bu kuşkunun doğmuş olması bile çok önemli bir sorundur.” Nisan ayında TTB’den Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleşen çift kol çift bacak nakli ameliyatı sonucu ölen Şevket Çavdar ile ilgili gelecek rapor, Çavdar aile“Abimi kobay gibi kullanERİŞ BİLALOĞLU dılar” sinin üniversite hakkındaki Komisyon kararının açıklanmasının ar- suç duyurusu, bu konunun kapatılamadından, Şevket Çavdar’ın ailesi savcılığa yacağını bir kez daha gösteriyor. Kaysuç duyurusunda bulundu. Çavdar’ın gıyla sağlıkta dönüşüm adı altında, pikardeşi Radikal’e, kararın sevindirici yasalaşan sağlık sisteminin, hastalarının olduğunu ancak içlerini rahatlatma- “yaşam hakkını” hiçe sayarak ilerleyişini ya yetmediğini ifade etti. Kendilerine gözlemlemeye devam ediyoruz. operasyon öncesi yeterli açıklamanın yapılmadığını, sağlık bakanlığı nereriskleri bilselerdi ameliyatı deydi? kabul etmeyeceklerini ifade Konu ile ilgili Yarın gazetesi eden Ümit çavdar, “abimi köşe yazarımız Gülsüm Kav kobay gibi kullandılar” dedi. ise görüşlerini şöyle belirtti: “Burada demokratik ve TTB kendi raporunu açıketik sorun, ilgili tarafların, gülsüm kav layacak nakillerde sorumluluğu buKonuyla ilgili Yarın Gazetesi olarak gö- lunanların baştan bilimsel etik değerlere rüşlerini sorduğumuz TTB Genel Baş- bağlı davranmamalarıdır. Nakillerle ilkanı Eriş Bilaloğlu ise, “Konuyla ilgili gili evrensel etik değerlere gore nakiller kurduğumuz grup raporunu Nisan ayı belli bir süre izlenip, hasta haklarını içerisinde tamamlayacak ve takiben ilgi- ihlal etmeden magaziner değil bilimsel li odalar inceleme/soruşturma süreçleri- sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıydı. ni başlatacaklar. Bütünlüklü bir raporla Sağlık Bakanlığı sanki kendini Dışişbu “hassas” konuda görüşlerimizipay- leri Bakanlığı vb. bir başka bakanlık laşmayı benimsediğimiz için bugüne gibi görme halinde. Şöyle ki; acı fatura kadar görünür olmamaya çalıştık. Ama Hacettepe’ye çıkarıldı, tamam. Aslında 29.02.2012 tarihinde yaptığımız açık- endikasyon dışı nakil yapan bir merkelamada olduğu gibi mutlaka net, sade zin Kompozit Doku Nakli Yönergesine bir görüş açıklayacağız. Şimdilik başka göre önce uyarılması, ikinci kez aynı bir şey söylemememizi anlayışla karşı- hatayı yaparsa ruhsat iptali gerekirken, layacağınızı umuyorum.” dedi. doğrudan ruhsat iptalinin haklı bir nedeni var; naklin bir tür sahte beyanla Birinci öncelik insan yaşamıdır bildirilmiş olması. Bu açıdan tamam TTB Şevket Çavdar’ın ölümü ardın- da, işin başından beri içinde olan Sağdan yaptığı basın açıklamasında şunları lık Bakanlığı’nın baştan süreci tezaifade etmişti: “ Tıbbın temel önceliği, hüratlarla karşılarken şimdi dışardan insan yaşamının biricikliğini bilerek, konuşması tam bir tutarsızlık ve kendi tek tek bireylerin ve bir bütün olarak sorumluluğunu almama anlamına getoplumun sağlığını korumak, geliştir- liyor.” Burada hukuksal olarak Bakanmektir. Hiçbir başka gerekçe bunun lığın kendi yazdığı mevzuatın kendinin önüne geçemez, geçmemelidir. Ne var de içinde olduğu bir şekilde delinmesi ki nakil işlemlerine yönelik kamuoyun- sözkonusu, hukuksal hatalar açık. da süren tartışmalarda bu önceliğin göz

Günümüzün korkulu rüyası: Bel fıtığı Omurlarımız arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan kıkırdağın yerinden kayarak sinirlere ve omuriliğe baskı yapmasıyla oluşur. Yavaş yavaş gelişen yaygın, batıcı, hareketle artan, istirahatla azalan, belde ve et-

kilenen sinire uygun olarak bacağa na fiziksel güçten kar bakış açısı ile yayılan bir ağrı vardır. Öne eğilme bakılmakta, çalışma koşulları düveya arkaya dönme gibi ters bir ha- zenlenmemektedir. Ara vermeden reket sonrası ani olarak başlayabilir; sürekli çalışmak, devamlı ayakta en küçük bir hareketle şiddetlenip, durmak, hiç oturmamak, ağır yük kilitlenme veya bel taşımak hastalığa yakatutulmasına yol açar. lanma riskini arttırır. Ağrı oturmakla, ayakta Tedavisi istirahat, fizik durmakla, öksürmektedavi yöntemleri, mele, ıkınmakla, araba dikal ve cerrahidir. kullanmakla artar. İleri Basit Önlemlerle evre bel fıtığında bel Hastalıktan Kurtuağrısı azalır, bastığı lun! SAĞLIK iÇiN sinir köküne bağlı 1-Yerden cismi olarak topuk ağrısı, alırken dizlerinizi Hülya Şahin bacakta uyuşma, kakırın ve çömelerek rıncalanma, güçsüzlük alın, belden eğilmeyin. gibi şikâyetler belirgin hale gelir. 2-Yüksek topuklu ayakkabı giymeKuvvet kusurlarına bağlı bu gibi yin. 3-Herhangi bir bel rahatsızlığı bulgularla belirti verdiğinden gü- geçirdiyseniz jimnastik, futbol, basnümüzün sosyo- ekonomik önemli ketbol vs. sporlardan uzak durun. sorunlarından biridir. Çünkü insa- Bunların yerine yürüme ya da yüzme

gibi sporları tercih edin. 4-Yüksek bir yere bir eşya koyarken, alırken ayağınızın altına yükseltici koyun, uzanmayın. 5-Aşırı kilo almaktan kaçının. 6- Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin. 7- Kalça ve dizler hafifçe bükülü, karna çekilmiş olacak şekilde yan pozisyonda yatarak uyumakla bele binen yükü en aza indirirsiniz. 8-Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli olmalıdır. Ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı, ayaklarınızı altına bir basamak ile desteklenmelidir. 9-Herhangi bir bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri yapın. Egzersiz sonrasında 15 dakikadan fazla süren ağrı ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

mayınca babamın 1986 senesinde sanayiye girdim, oku 12 senedir dükkân sayesinde. İyi bir mesleğe yöneldik işte. İster istemez sanaişletiyoruz. Gayette iyi memnunum. ımız bayağı geniş. yinin bir zorluğu var. Uzmanlık alan an sonra ustalarıTabi ister istemez okuluna gittik. Ond o zaman bu teknomızla, kalfalarla bu işleri yaptık. Tabi yoktu arabalarla avat loji yoktu. Zamanında takım takl oloji de var. tekn uğraşıyorduk. Şimdi arabalar var, ama anmak lazım. İyi Şimdi çok güzel bir teknoloji var. İyi kull bulamaz olduk iş bir şey. Arabalar elektronikleştikçe usta eri çözemiyoruz. arkadaşlarımızın çoğu kapattı. Çoğu şeyl Ama sonuçta işimize devam ediyoruz.

Mesleğiniz zorlu yanları neler? . Yani işi iyi olEn çok müşterilerimizden zorlanıyoruz i zammı çok verg , mayan işinden olur, enflasyondan olur riyo geti r memnun etkiliyor. Yeni arabası olan var sanayiye ca bizimde sıkıntıkalıyor kalmıyor onun sıkıntısı var. Ayrı cebinde parası var mız var. Adam işini yaptırıyor, adamın acaba ödeyecek mı yok mu, işi yapmaktan vazgeçtik, adam ödeyecek, söan zam ne mi mi ödemeyecek mi, ödemedi dert. çünkü için m bizi zünde duracak mı durmayacak mı, kişileri de ak alac küçük esnafın hepsine bakarsak öyle ük esnafın küç ta çoktur. Alıp da ödemeyenler çoktur. Hat o kadar güzel olur sıkıntısı odur. Her müşteri dürüst olsa mın evi kiradır, ki. Esnafında sıkıntıları vardır tabi. Ada kuru, işçisi derken dükkânı kiradır, ay sonu geldi mi bağ zorlanır yani. inin olması sizin Büyük araba üreticilerinin kendi servisler işleriniz nasıl etkiliyor? e garantisi devam Müşteri arabasını aldığında ilk senelerd iyi ustaları seeder. Ama müşteri hesabını kitabını bilip ister istemez gider çerse karlı olur. Adam da yeni arabayla a iyi ustalarımız servise, sanayiye getirmez. Sanayide dah var. ası oluyor mu? Mesleki eğitim sizin işiniz açısından fayd iyor. Ama mesela Meslek liseleri bizim için çırak yetiştirm ü üç günü çalışır. Okurken stajyer olarak haftanın iki gün di de öğrenmez. Onun da hiçbir ustaya faydası yoktur, ken yetişmiyor. Ustalar Zaten 8 yıllık eğitim çıktı çıkalı çırak okumayacağım hep yalnız kaldı. Haylazın biri gelirde . YARIN BURSA artık zor ak derse ancak öyle olur. Çırak bulm

Hazırlayan Halil Altunpolat

27Mart 1972 27Mart 1991 1941 28Mart

1972 30Mart

02Nisan 1930

İngilizler kaçırıldı THKP-C önderi Mahir Çayan ve arkadaşları Ünye Radar Üssü’nden 3 İngiliz’i, Deniz Gezmişlerin idamını durdurmak için kaçırdı. Memura sendika yok İstanbul Valiliği memur sendikalarını mühürletti. 2000 memurun protestosu güç kullanılarak engellenmek istendi. 6 kişi yaralandı. Virginia Woolf öldü Kitaplarıyla kadınların toplum içindeki yerine dikkat çeken Virginia Woolf evinin yakınında kendisini Ouse Irmağı’na atarak intihar etti. Mahir Çayan Katledildi THKP-C ve THKO üyeleri, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna, THKP-C üyeleri Nihat Yılmaz, Sinan Kazım Özüdoğru, Saffet Alp, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Sabahattin Kurt Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde öldürüldüler. Ertuğrul Kürkçü çatışmadan sağ olarak kurtuldu. Kadınlara oy hakkı Yeni belediye yasasıyla kadınların, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kabul edildi.


27 MART 2012 YARIN

Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Sayın ve saygı gösterin

AKP eğitimde yarattığı değişimle neyi amaçlıyor? 4+4+4’ün içeriği açıldıkça daha da tehlikeli boyutlar alıyor. Başbakan Erdoğan yeni projelerini açıklarken satır aralarında kalanlar eğitimin geleceği konusunda kaygı verici. TBMM Eğitim Komisyonu’ndaki tartışmalar ve hükümetin ‘anlam verilemeyen’ inadı ve saldırganlığının kaybettirdiği prestiji geri kazanmak için müjdelenen yeni uygulama beraberinde binlerce özel okulu da getirecek. istanbul can çoksöyler

Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak için Güney Kore’nin başkenti Seul’a giden Başbakan Erdoğan, uçakta 4+4+4 yasa tasarısı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Tasarının imam hatiplerin önünün açılması, kız çocuklarının eve hapsedilmesi, çıraklık yaşının düşürülmesi ve eğitimin özelleştirilmesi boyutlarının olduğunu bir kez daha ortaya koyan Erdoğan’ın dershaneler ve üniversiteye giriş sınavları ile ilgili sözleri özellikle dikkat çekti. Erdoğan “Üniversite giriş sınavlarını da üniversite hazırlık kurslarını ortadan kaldırıyoruz. Bu dershaneler ya liseye dönecekler ya da kapanacaklar” dedi.

İlk bakışta güzel AKP’nin yasa önerilerine birçok kesim artık alıştı. Sadece başlığa baktığınızda gerçekten demokratik, ilerici bir öneri yapıyor gibi gözükürken, satır aralarında tam tezat oluşturacak önemli notlar yer alıyor. Özellikle sosyalistlerin partilerin eğitimle alakalı programlarında yer alan sınav sisteminin kaldırılması gerekliliğini Başbakan Erdoğan’da söyledi. Ancak arada önemli bir fark var. Bir taraf nitelikli ve parasız kamuya ait okullarda öğrenim gören gençlerin yetenek ve yönelimlerine göre üniversitelere gitmesiyken, AKP’nin formülüne göre bu parasına ve okuyabildiği özel okula göre sınıflandırılacak gibi gözüküyor. Dershaneler mutlu Bu görüşler ara ara yine dillendirilmiş ancak her defasında “dershaneciler bu konuya ne diyecek?” sorusu akıllara gelmişti. Şimdi ise görüldü ki dershaneler bu değişiklik için oldukça istekli. Erdoğan’ın açıklamasına göre yakında bizleri dershane binalarında devşirme özel okullar, ardı ardına özelleşen devlet okulları

ve aynı liseler gibi birer binadan ibaret üniversiteler bekliyor. Başbakan ise bu konuyu şöyle müjdeliyor; “Ancak özel okullara yeni imkânlar doğacak. ‘4+4+4’ sistemi nedeniyle yeni binalara ihtiyaç olacak. Okul yapma konusunda büyük bir fatura var. Özel okullardan hizmet alma noktasındayız. Danıştay bozmuştu. Yeniden çalışma yürütüyoruz. Bunu da ilk kez açıklıyorum. Üniversite giriş sınavlarını da, üniversite hazırlık kurslarını da ortadan kaldırıyoruz. Bu dershaneler ya liseye dönecekler ya da kapanacaklar. Çünkü insanların ellerindeki son imkânları bu alanda kullanmalarını istemiyoruz. Ben bazı büyük dershanelerle konuştum. Kendileri “Biz de bu yola girmeyi düşünüyoruz” dediler”

İmaj tazeleme Başbakan’ın bu çıkışı ise bir taraftan da bir imaj tazeleme hamlesi olarak değerlendirildi. 4+4+4 tartışmalarında toplum nezdinde desteğini yitirme aşamasına gelen Başbakan sınavların kalkacağı ve herkesin üniversitelere gireceği açıklaması durumu toparlamaya çalıştığı şeklinde okundu. Kısa vadede gerçekleşme imkanının çok zayıf olduğu da yapılan değerlendirmeler arasında. Dinçer’i üzen hususlar var Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Eğitim Fakültesi dekanlarıyla yaptığı toplantıda ataması yapılmayan öğretmenlerden yakındı. Kendisine mesaj attıklarını söyleyen Dinçer “sadece ne zaman atanacaklarını soruyorlar, başka konularla ilgilenmiyorlar” dedi. Sayıları 350 bine yaklaşan ataması yapılmayan öğretmenlerin hiç gidemedikleri okulların eğitim modellerine değil de ne zaman çalışmaya başlayacaklarına dair mesaj atmalarına üzülen Dinçer’in başka ne beklediği ise belli değil.

ABD’den ‘savaş vizesi’ Nükleer Güvenlik Zirvesi önceki Erdoğan Obama ile görüştü. Görüşmenin esas konusu Suriye oldu. Görüşme sonrası açıklama yapan Erdoğan ABD ile Suriye konusunda ‘seyirci kalınmayacağı’ konusunda anlaştıklarını söyledi. ABD ile olan askeri ve ticari ortaklığın gelişmesini mutlulukla karşıladığını ifade eden Başbakan, bu ortaklığın ayrıntıları hakkında bir bilgi vermedi. Erdoğan’ın açıklamalarına göre bir savaş çıkması durumunda ABD Türkiye’nin yanında yer alacak. Başbakan; “Şu anda en önemli göç merkezi haline gelmiş durumdayız. Helikopterlerle bombalamak suretiyle de bugünlerde ölüm sayıları sürekli artıyor. Buna tabii seyirci kalmak, mümkün değil. Bu konuda düşüncelerimizin geneli itibariyle örtüştüğünü görmek bizleri ayrıca memnun etmiştir.” dedi. Savaş vizesinin karşılığında ne gibi tavizler verildiği ise açıklanmadı. YARIN GÜNCEL

arınç kılıç liseliler meydana inisiyatifi sözcüsü Yeni eğitim sistemi eğitimi daha da niteliksizleştirecek. Dershaneyi kaldırıyoruz demeleri bir şeyi değiştirmez, çünkü bu kez de özel okullar haline getirecekler. Bu yüzden biz Liseliler Meydana İnisiyatifi olarak hükümetin bu konuda samimi olduğuna inanmıyoruz. Eğer hükümetin amacı gerçekten sınavları kaldırmak, eşit, adil ve nitelikli bir eğitim sunmaksa önce somut adımlar atması gerekir.”

mehmet bozgeyik eğitim-sen genel sekreteri Hem yasada zaten Kamu Ortaklığı Kanunu ile birlikte, 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bunun altyapısı oluşturuldu. Özellikle kamusal eğitimden vazgeçilmesi, eğitimin paralı hale getirilmesi, meslek liseleri ve diğer okullarında özellikle süreç içerisinde devredilmesi gibi birçok yönelim var. Bu dershaneler üzerinden yaratılmak istenen polemik ve manipülasyonun arka planında özelleştirme yatıyor.

fadik temizyürek emekçi hareket partisi merkez komite üyesi Dershanelerin kapatılması ve eğitim sistemine bağlı olarak üniversite girişlerinin sınavsız olması için yeterli bir alt yapı yok. Bu daha çok önümüzdeki yıllarda yapılacak olan belediye seçimleri ve genel seçimlere hazırlık amaçlı yapılıyor. AKP’nin bunu yapabilecek kudrette olabilmesi için nesnel olarak eğitim sisteminin ona uygun olması lazım. Şu sıralar yürüyen 4+4+4tartışmasından edindiğim izlenime göre konu ne AKP’nin dediği, ne CHP’nin dediği gibi görünmüyor. Yani bence sorun daha çok kız çocuklarının okula devam etmemesi, imam hatiplerinin önünün açılması anlamına geliyor.

Özgür Gündem gazetesine sansür

stanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem Gazetesi hakkında haber, yorum ve fotoğraflarla “örgüt propagandası” yapıldığı iddiasıyla 1 ay kapatma kararı verdi. KCK adı altında ne kadar Kürt siyasetçisi, yazar, öğrenci, aydın varsa tutuklatan hükümet şimdi de Kürtlerin gazetesini ‘tutukladı’.

Newroz üstü olması tesadüf mü? Newroz yasakları ve saldırılarının ardından gelen bu karar birçok kesim tarafından hükümetin öc alması olarak da nitelendirildi. Son iki senedir özellikle artan yasak ve tutuklamalara bakıldığında hiç de şaşırtıcı olmayan bu karar birçok ilde yapılan eylemler ve açıklamalarla kınandı. 1 aylık kapatma kararının duyulmasıyla birlikte sokağa dökülen yüzlerce kişi İstiklal caddesinde sloganlarla yürüdü. Gazeteci, yazar, milletvekili birçok kişinin katıldığı yürüyüşte hükümetin bu saldırgan politikaları protesto edildi. Karara tepki gösteren meslek örgütleri ve gazeteciler, “1990’lı yıllarda gazeteler bombalanıyor, gazeteciler öldürülüyordu. Şimdi ise gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor. İktidarlar değişecek ama Özgür Gündem kalacak” diyerek tepkilerini dile getirdi. YARIN GÜNCEL

Televizyon programlarındaki tartışmalarda bazı şahsiyetler sürekli Kürt hareketinin şiddetten uzak durması gerektiğini anlatıyor. Kürtler dağlara çıkmasın diyor. Gerilim çıkartmasın diyor. Fakat aynı zevat Özgür Gündem gazetesine 1 aylık yayın yasağı getirildiğinde ağzını bile açmıyor. Yahu hani demokratik alanda mücadele verilmesi gerekirdi. Hani en güzeli ovada siyaset yapmaktı. Ne oldu? İnsanlar gazete bile çıkaramayacaksa, nasıl derdini anlatacak? *** Newroz’un 21 Mart’tan önce kutlanması yasaklandı. Efendim, PKK ayaklanma çıkaracakmış. Bu ayaklanma ancak Newroz’dan birkaç gün önceki tatil günün de mi çıkarılabiliyor acaba? Bu nasıl bir siyaset konuşmaktır? Bu kadar akıllara ziyan bir iddia nasıl ortaya atılabiliyor? Yok, konu ayaklanma da değilmiş de, tatil günlerinde kutlanan Newroz’da Kürt halkının milyonlar düzeyinde katılma ihtimali varmış. Şanlı AKP hükümeti bu nedenle yasaklıyormuş hafta sonu gerçekleştirilmek istenen mitingleri. Şu AKP sağcılığının hak gasp etmekten rahatsız olmayan fütursuzluğuna bakınız. Sayın AKP hükümeti, siz her boy gösterdiğiniz yerde milyonların oyunu almaktan bahsediyorsunuz ya. Bir kere bırakın da sizin dışınızdaki toplumsal kesimler kendini saydırsın. Sakin sakin oturun hafta sonu. Histeri krizi geçirmeden, celallenmeden haberleri izleyin. Newroz’a katılmış milyonları sayın. Hep kendinizi saydırmayın. Bir kere de Kürt halkını siz sayın ve saygı gösterin. Şu gerçeğe de varın. Milyonlar iş olsun torba dolsun diye meydanları doldurmazlar. Newroz meydanındaki milyonları sayın ve sorunun kaç milyon büyüklükte olduğunu anlayın. Bu ülkede sizden başka milyonlar olduğunu öğrenin. Siz o milyonların tek tek sayılacağı bir bayramı yasaklayamazsınız. Kimse sizin her seçimlere girerek tek tek sayılmanızı nasıl engellemiyorsa, siz de insanların bayramlarda sayılmasını engelleyemezsiniz. Çok değil şundan üç beş yıl öncesine kadar, kendinizin sayılmama tehlikesine (darbe tehlikesine) karşı çır çır çırpınıyordunuz. Şimdi durum değişti, ahlakınız da mı değişti? Demirel’den pek hoşlanmıyorsunuz ama onun “dün dündür bugün bugündür” meşrebini hemen benimsemiş durumdasınız. Bakın AKP’liler! Her oyunun bazı kuralları vardır. O kuralları bozamazsınız. Kendini saydırıyorsan, başkasını da sayacaksın. Bir mitinge ister yüz, ister bin, isterse milyon sayıda insan gider. Siz bunu engelleyemezsiniz. Bir mitingde hiçbir şekilde suç teşkil etmeyen şey, olabildiğince fazla insanın mitinge katılmasıdır. Mitinglere toplumsal-siyasal anlamını veren zaten budur. Tarih ve gerçekler AKP hükümetinin keyfine göre değiştirilemez. *** Gazete çıkartılamıyor. Newroz mitingine gidilemiyor. Yasal partide faaliyet yürütülemiyor. Seçilmiş olunmasına rağmen, milletvekili olunamıyor. “A” denilse savcılar dava açıyor. Tutuklanmış küçücük çocuklarımıza tecavüz ediliyor. Köylünün tepesinde F16’dan atılan bombalar patlıyor. İnsanların Kürtçe konuşmaları çevrilip suç sayılabiliyorken, Kürtçe konuşmaları çevrilip savunma sayılamıyor. Sonra da televizyonlara çıkanlar ovadaki siyasetten bahsedebiliyor. Eğer iyi olan ovada siyaset yapmaksa bu ovanın halinin ne olduğunu sorabilen var mı? Ovanın bu hale gelmesine karşı susanların, ovadan vazgeçenlere karşı konuşma hakkı olamayacak. hakanozturk1871@gmail.com

Erdal Eren’in ağabeyinden 12 Eylül başvurusu Evren ve Şahinkaya hakkında açılan ve ilk duruşması 4 Nisan 2012’de özel yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davaya müdahillik talepleri sürüyor. 12 Eylül döneminde idam edilen Erdal Eren’in ağabeyi Erkan Uğur Eren, 29 Ocak 1983’te İzmit’te idam edilen Ramazan Yukarıgöz’ün kardeşi Yılmaz Yukarıgöz, 13 Mart 1982’de İzmir’de idam edilen Necati Vardar’ın kardeşi Serdar Vardar, 20 Ağustos 1981’de Adana’da idam edilen Mustafa Özenç’in kardeşi Fatih Özenç ile darbe sonrasında “işkence” sonucu öldürüldükleri bildirilen Zeynel Abidin Ceylan’ın kardeşi Endercan Ceylan ve Behçet Dinlerer’in kardeşi Selami Dinlerer, avukatları İlyas Danyeli aracılığıyla davaya katılma talebinde bulundu. YARIN GÜNCEL


04 SIYASET Sibel Uzun Ş UYANIS

Pozantı çocuk zulmü ilk değil

Pozantı Cezaevi’nde yaşananlarla ilgili Başbakan tek kelime etmedi. Bu sorunu kabul ettiğinin, uygulamanın süreceğinin bir göstergesi. Biliyorsunuz gençler işsizliğe, harç zamlarına karşı çıktığında, faşizme karşı direndiğinde Başbakan havalara zıplıyor. 12 Eylül darbesinden sonra çekilen, cezaevleri gerçeğini anlatan, Yılmaz Güney’in Duvar filminin bir sahnesinde çocuklar cezaevi koşulları ile ilgili dilekçe verirler, dilekçeleri gaddar bir aşağılamayla çöpe atılır. Oysaki orada çocukların haklı talepleri, şikayetleri yer alır. Çocuklara uygulanan zulmün sonu yok gibidir. Bir sahnede de gözüne kestirdiği bir çocuğu gardiyan gece gelir ve tecavüz etmek üzere götürür. Tüm çocuklar uyumaz, görür ama çıtını çıkaramaz. Çocukların hepsi biriken acılarının yarattığı bilenmeyle keskin bir kılıca dönerler. Filmin bir çok sahnesi bugün karşımıza çıkan tablo ile aynıdır. Resmiyette 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın yaklaştığı şu günlerde hükümet, Türkiye cezaevlerinde çocuk politikasının aslını ortaya seriyor. Sözünden çıkmayan çocuklara bayram, beğenmediği nesile cezaevlerinde her türden kötü uygulama. Kadın cinayetleri, tutuklu gazetecilerden sonra tutuklu çocuklarda da dünyada üst sıralardayız. Çocuklar, dindar nesil, 4+4+4 kesintili eğitim politikasından sonra şimdi de bu tehditle karşı karşıya. Pozantı zulmü ortaya çıkalı bir kaç sene olmuş aslında. Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 2009 yılında Adalet Bakanlığı izniyle Pozantı’da çocuk tutuklularla görüşmüş ve bir rapor hazırlamış bu rapor bakanlığa sunulmuş. 2009’da eziyet sonucu öldürülen Yasin Akyüz’ün davasında ihmal gerekçesiyle yargılanan 7 infaz koruma memuru hemen beraat ettirilmiş. Yıllardır bilinen gerçeklere göz yumulmuş, geçit verilmiş, onaylanmış. Sorumlulara “Yürü ya koçlarım!” denmiş. Haziran 2011’de Akdeniz Belediyesi Kadın Danışmanlık Merkezi’nde Hekim olarak çalışan Didem Gediz Gelegen Türkmen gazetemize bu konu ile ilgili şunları ifade etmiş “Örneğin çocuklardan bir tanesi, çok küçük yaştaki bir çocuğun koğuş sorumlusu tarafından zorla yatağına alındığını, onun çığlıklarını duymamak için kulaklarını kapattığını anlattı. Bunların hepsi ruhlarında derin yaralar bırakacak olaylardı ve çocukların hem birbirileriyle ilişkilerini hem de dünya ile ilişkilerini derinden yaralayan meselelerdi”. Bunların hepsi bir suç. Pozantı Cezaevi’nde yaşananları haber yapan DİHA muhabiri Özlem Ağuş ve haber yaptığı T.T. hemen sonrasında tutuklandı. Ve yaşananların bir ilk olmadığını açıkladı. BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuna göre Sincan Cezaevi’ne atanan aynı müdürün tehditleri, diğer yetkililerin terfi alması eziyetin burada da devam edeceğini gösteriyor. Çocukların Ankara’ya nakledilmesiyle çocukların ailelerine yakın olması engellendi. Davalarından uzak bir diyarda olması, nakil araçlarındaki bitmek bilmeyen eziyet de anlamına geliyor. Türkiye güya Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza atmış bir ülke. Bu sözleşmeye göre bu yapılanlar ağır hak ihlali. Fakat devletin bir sözleşmeye imza atması işten bile değil. Türkiye’de kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi için büyük yaptırımlar getiren İstanbul Sözleşmesi’ne de imza atmış bir ülke fakat uygulamanın sözleşme ile alâkası yok. Hala katillere indirim verilebiliyor. Kadınlar korunmuyor, ölmeye devam ediyor. Zarfın her yanına imzayı gözü kapalı atan devlet mazrufta kılını kıpırdatmıyor. Devlet katında Hrant Dink’in eli kanlı katili Ogün Samast da Münevver Karabulut’u vahşice öldüren Cem Garipoğlu da çocuk görüldü. Mahkeme günlerinde toplumun gözüne sokulurcasına cezaevinde yemekten ve bakımdan sürekli irileştiği gösterildi. “İçerde katillere iyi bakıyoruz ha!” Katillere devletin çocuk uygulaması da Pozantı Cezaevi’ndeki Kürt siyasi çocuklara devletin çocuk uygulaması da suçtur. Asıl yargılama burdan başlayacak. sibel050104@gmail.com

İlker Başbuğ’un Yüce Divan talebine ret

İrtica ile Mücadele Eylem Planı davasıyla birleştirilen İnternet Andıcı davasındaki 57. duruşmada emekli Orgeneral İlker Başbuğ ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme, görevsizlik kararı verilerek dosyanın Yüce Divan’a gönderilmesi talebini reddetti. Duruşmada sanık İlker Başbuğ hakkında hazırlanan 39 sayfalık iddianeme duruşma savcıları Murat Dalkuş ve Mehmet Ali Pekgüzel tarafından dönüşümlü olarak okunuyor. İnternet Andıcı davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi verilen aranın ardından Başbuğ’un avukatının talebine ilişkin alınan ara kararını açıkladı. Mahkeme heyeti kararında, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu dikkate alındığında, devlet aleyhine işlenen suçların terör suçu olarak sayıldığını, bunların askeri suç olarak kabul edilemeyeceğini belirtti.

dosyalar arasında fiili ve hukuki irtibat Mahkeme kararında, terör suçlarına CMK 250. maddesiyle görevli mahkemelerin baktığının altını çizerek, görevsizlik kararı verilerek dosyanın Yüce Divan’a gönderilmesi talebinin reddine karar verdi. Dosyalar arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğunu belirten mahkeme heyeti, yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Ankara’daki 250. maddeyle görevli mahkemeye gönderilmesi talebini de reddetti. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, İlker Başbuğ hakkında hazırlanan iddianamenin okunacağını belirtti. YARIN SİYASET

0427EKiM YARIN MART2011 2012 YARIN

Başbakana göre suçlu Kürtler ve gazeteciler

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AKP meclis grup toplantısında, Newroz’da yaşananların sorumluluğunu Kürtler’e yıkarken, İstanbul’da yaşamını yitiren Hacı Zengin ve yaralanan yüzlerce insan için bir şey demedi. Başbakan’ın hedefinde her zaman olduğu gibi muhalif gazeteciler vardı. ankara SELÇUK KAYGISIZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AKP meclis grup toplantısında söze Newroz’da yaşanan olayları değerlendirmekle başladı. Erdoğan yaşanan şiddetin nedenini , “işte terörist liderlerinden bir tanesinin “kan gölüne çevireceğiz” diye yaptığı açıklamayı duymuyor musunuz?” diyerek açıkladı. Newroz’da olaylar İçişleri Bakanlığı bayramların sadece var olan günlerinde kutlanabileceğini tarihinin değişmeyeceğini açıklamıştı. Newroz’un da ancak 21 Mart’ta kutlanabileceğini dayatmıştı. Fakat Son 10 senedir Newrozlar’da olay çıkmıyor, kitlesel kutlamalar yapılıyordu. Yüksekova’da 3, Cizre’de 2 polisin yaralandığını ve 1 polisin hayatını kaybettiğini söyleyen Erdoğan. Pazar günü İstanbul’da polis saldırısı sonucu yaşamını yitiren Hacı Zengin ve polis saldırısı sonucu yaralanan yüzlerce sivilden hiç bahsetmedi. ERDOĞAN YİNE GAZETECİLERE ÇATTI Başbakan, devletin Newroz dayatmasını eleştiren gazetecilere yüklendi ve yaşanan şiddeti şöyle yorumladı: “Efendim neden işte Pazar günü talep edilen bu törenlere müsaade edilmedi, neden işte bu üç gün dört gün olsun müsaadesi verilmedi. Hatta hatta kenar köşelerine kadar yansıtan beyefendilere de sesleniyorum. Sizlerin alamadığınız haberleri niçin bizim alabileceğimizi düşünmüyorsunuz? Bizi ister istemez daha temkinli hareket etmeye sevk etmektedir. İşte terörist liderlerinden bir tanesinin ‘kan gölüne çevireceğiz’ diye yaptığı açıklamayı duymuyor musunuz? Kulağınız var sağır mısınız? Şurada Pazar günü yapılanları görmediniz mi? Huzurlu bir ülkeyi, huzursuz bir ülke haline çevirme gayreti içinde olanlarla beraber ne zamana kadar hareket edeceksiniz? Beyefendiler tabiî ki

köşelerinizde rahatsınız. Çünkü size dağdan davet geliyor, adadan davet geliyor. Bundan dolayı mı bu yazıları yazıyorsunuz?” BAŞBAKAN BDP’Yİ SUÇLADI Erdoğan, olaylarla ilgili doğrudan BDP’yi de suçlayarak, “BDP bir kez daha en iyi yaptığı şeyi yapmış, kitleleri tahrik ederek şehirlerimizi savaş alanlarına çevirmenin provasını yapmıştır. BDP bir kez daha Kandil’den aldığı talimatla nevruzu gövde gösterisine çevirmek istemiş ama bunu sağlayamamıştır. Terör örgütü bahar bayramını zehirleyerek istismara kalkışmıştır. Terör örgütünün aylardır yaptığı çağrılar, nevruzu bir başkaldırıya dönüktür. BDP de artık buna alet olmuş demeyeceğim, o da görevini ifa ediyor. Bu nevruzda da BDP barıştan huzurdan kardeşlikten yana değil. Çatışmadan kandan gözyaşından yana olduğunu açık ve net şekilde ortaya koymuştur” dedi.

TAŞERONLUK YAPIYORSUNUZ DEMEK, ZAVALLILIKMIŞ Afganistan’da askeri helikopterin düşmesi sonucu 12 askerin yaşamını yitirmesine Erdoğan, “Afganistan’daki askerler bizim gururumuz dedi.” Erdoğan Afganistan’da ne işimiz var eleştirilerine şöyle cevap verdi: “Türk askerine, Türkiye devletine taşeronluk yakıştırması yapanlar, bu ülkeyi tanımayan zavallılardır.”

Kayıtları var. Partinin sorumlu bir insanı konumunda olanın, bant tankını komisyon başkanına fırlatacak kadar edepten adaptan uzak ve bu insan politika yapacak. Bu nasıl bir edeptir, anlayıştır? Buna yönelik medya ne yaptı? Ne söyledi?

BAŞBAKAN 4+4+4 KAVGASINI SAVUNDU Erdoğan, muhalefet vekillerinin salona girmelerinin engellendiği, tartaklandığı ve kürsü önüne kurulan barikatın arkasında komisyon başkanının hızlı hızlı maddeleri okumasıyla 4+4+4 yasa tasarısının onaylandığı komisyon toplantısında ise muhalefeti suçladı: “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış. Ana muhalefet ve yanındaki bazı destek kıtaları bir gayret içindeler. Bunlar bizi salona sokmadılar dediler.

‘SİVİL ŞEHİT YASASI’NI AÇIKLADI Erdoğan, konuşmasında “şehitlik” ile ilgili yeni bir düzenleme yapacaklarını da duyurdu. Erdoğan, “Terör eylemlerinde hayatını kaybeden sivilleri şehit kategorisine alıyoruz. Terör sebebiyle hayatını kaybeden ya da malul olan sivillere ve yakınlarına tazminatın yanında aylık bağlıyoruz. Örneğin Batman’da şehit edilen Mizgin, Bingöl’de şehit edilen Hatice artık kanunen de şehit sayılacak” dedi.

4+4+4 Meclis’e geliyor misyon başkanı bizim yaptığımız doğrudur sizin de yetkiniz yoktur diyor. Bunun karar bağlanacağı yer Genel Kurul’dur” dedi.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek zorunlu eğitimi kesintili olarak 12 yıla çıkaran ‘4+4+4’ teklifini TBMM Genel Kurulu’na gönderdi. ‘Genç Anayasa Çalıştayı’nın açılışına katılan TBMM Başkanı Cemil Çiçek konuyla ilgili açıklamalarda da bulundu. Hükümlerin farklı yorumlanması halinde nihai kararın

bağlanacağı en yetkili organın Genel Kurul olarak gözüktüğünü belirten Cemil Çiçek, “Geçmişte böyle olmuştur. Bir kısım içtüzük hükümlerine uyulmadığı söz konusu olduğunu da komisyona sorulmuştur. Komisyon benim yaptığım doğrudur diyorsa Meclis Başkanı, raporu Genel Kurul’a göndermekten başka bugüne kadar bir işlem yapmamıştır. Ko-

CHP TOPLANTILARA KATILMAYACAK CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun teklifiyle ilgili Meclis Başkanı’na yaptıkları başvuruyu hatırlattı. Hamzaçebi, “O da hukuksuzluğun mimarı olan Komisyon Başkanı’na havale ediyor. Meclis Başkanı’ndan akil adam konumunda olmasını istedik. Sayın Başkan bugün itibariyle akil adam konumunda olmayacağını, aciz adam konumunda olacağını kamuoyuna ilan etmiştir” dedi. Ayrıca CHP Salı günü gerçekleşen grup toplantılarını Tandoğan meydanında yapacaklarını açıkladı. YARIN SİYASET

Kılıçdaroğlu’nun içine devrim ateşi düştü Sosyalist Enternasyonal Arap Dünyası Özel Komite Toplantısı, İstanbul’da yapıldı. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar meğer CHP’nin “sermayeyle, kapitalizmle” bağı yokmuş dedirtirdi. Kemal Kılıçdaroğlu, Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmaları hak ve özgürlük mücadelesi olarak değerlendirdi. Bölgede yaşanan ayak-

lanmanın temel nedeni olan işsizliğe ve krize hiç değinmedi. Kılıçdaroğlu “Batı’dan Doğu’ya doğru esen, devrim rüzgarı bir yandan içimizi ısıtıyor, ama bir yandan da değişimin yaratabileceği belirsizlikler bizi endişelendiriyor”dedi. CHP lideri tutuklu öğrenciler hakkında konuşurken, şuan milletvekili olan geçmişte Üniversite rek-

törü olan ve döneminde başörtüsüne karşı ikna odaları kuran ve devrimci öğrencileri okuldan atan Nur Serter akıllara geldi. YARIN SİYASET

“İnkara devam” Emekçi Hareket Partisi Ankara İl Başkanı Halil Altunpolat Kürt Sorunu’nda gelinen noktayı Yarın’a değerlendirdi: Kürt Sorunu’nda bugün geldiğimiz nokta hiç de iç açıcı görünmüyor. halil altunpolat AKP Hükümeti’nin “ileri demokrasi” söylemlerinin altından çıkanların bugün ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. KCK soruşturmaları kapsamında tutuklanan binlerce Kürt siyasetçi var. Benzer bir tutuklama terörü sosyalistler, devrimciler, sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler ve buna benzer bir çok muhalif kesimin üzerinde de sürüyor. Uludere’de 34 Kürt vatandaşımızın katledilmesi, Newroz Bayramı’nın kutlanmasına dönük yasaklamalar ve kutlamalara yapılan saldırılar daha hafızalardan çıkmamışken daha iki gün önce Özgür Gündem gazetesinin 1 ay süreyle kapatılması, AKP’nin Kürt Sorunu’da 90’lı yıllara koşar adımlarla geri döndüğünün en açık göstergesi. Zaten Başbakan’da geçen hafta yaptığı açıklamalarda bu tablonun sinyallerini vermişti. Aslında biz bundan farklı bir tablo da bekliyor değildik. Sonuçta Başbakan, Sivas Katliamı’nın zaman aşımına uğratılmasını “milletimize hayırlı olsun” diyecek kadar pişkinlikle karşılayabilmis bir zat. Dolayısıyla kendisi de partisi de Kürt Halkı’nın özgürlük talebine cevap üretebilecek bir noktada değil. Ancak göremedikleri bir gerçek var ki o da en ağır koşullarada, binlerce ölüme, gözaltında kayıba inat, Kürt Halkı’nın özgürlük mücadelesinin büyüyerek bugünlere gediği gerçeği. Unutulmaması gereken bir başka önemli nokta da Kürt Sorunu bir güvenlik sorunu değildir. AKP tekrar bu paradigmayıı üretmeye çalışıyor. Başarısızlığı kanıtlanmış bu yaklaşım tekrar başarısız olmaya mahkumdur. Çözüm Kürt Halkı’nın siyasi temsilcilerinin söylediklerine ve taleplerine kayıtsızşartsız kulak vermekten geçer. Barış, ancak o zaman net bir biçimde sağlanabilir.


05

YARIN 27 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

12 Eylül ile hesaplaşılacak mı?

4 Nisan’da Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya darbe suçu ile yargılanmaya başlanacak. Açılan dava yalnızca onlarla mı sınırlı kalacak? Yoksa 12 Eylül’ün tüm sorumlularını da kapsayacak mı? Davanın ilk duruşmasına günler kala Evren ve Şahinkaya’nın mahkemeye itirazı kabul edilecek mi? Bu soruların cevaplarını hukukçularla konuştuk. ankara SANEM DENİZ KURAL

ren ve Tahsin Şahinkaya’nın mahkeme huzuruna getirilmeyerek görüntü ile evlerinden ifadelerinin alınmasının söz konusu olduğu da tartışmalar arasında.

MURAT YILMAZ: “DAVA GENİŞLETİLMELİ” Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı Avukat Murat Yılmaz konu ile ilgili görüşlerini Yarın’a aktardı: İTİRAZ ETTİLER “Kenan Evren’in avukaDavanın başlamasına satının verdiği dilekçe içerik yılı günler kala Evren ve olarak doğru bir dilekçeŞahinkaya’nın avukatları dadir. Dilekçede deniyor ki, vanın yetkisizlik gerekçesiyle 12 Eylül’de askeri bir dardüşürülmesi talep etti. İtiraz be oldu ve bütün yasalar dilekçesinde “Kurucu meclis kurumlar bu darbeye göre murat yılmaz üyelerini yargılamaya kalkışdüzenlendi. Dolayısıyla, mak bir ihtilalcinin başka “Siz kendi kurduğunuz ve bir ihtilalci tarafından yargılanması an- halen devam eden sisteminizi mi yarlamına gelir” denildi. Davanın yetkisiz- gılıyorsunuz?” diyorlar. Biz de zaten lik sebebiyle yok hükmünde sayılarak bunu diyoruz. 12 Eylül döneminde düşürülmesini istedi. Ceza kanununda pek çok işkenceler, faili meçhuller, gödarbenin değil darbe girişiminin suç zaltında kayıplar, katliamlar yaşandı. sayıldığının belirtildiği itirazda kurucu 12 Eylül’ün tek sorumluları Kenan meclis üyelerinin yargılanmasına ilişkin Evren ve Tahsin Şahinkaya değildir. bir hükmün bulunmadığı vurgulandı. O dönemde görev yapan tüm kamu Ayrıca 90 yaşını geçen Kenan Ev- görevlileri yargılanmalıdır. Yoksa bu

dava göstermelik bir dava olarak ka- VEYSEL OK: “GERÇEK YÜZLEŞME ŞART” lacaktır. Çünkü 12 Eylül düzeni hala Avukatı Veysel Ok ise davayı şöyle yodevam etmektedir. Devrimciler, sol- rumladı: “Davanın açılması gerekliydi. Anacular, Kürtler, tüm muhalif kesimler halen susturulmaya çalışılıyor. En ufak yasa referandumu sonucu nedeniyle bir basın açıklamasına dahi yıllarca ce- davanın açılmasının hukuken uygun zalar veriliyor. 90 yaşındaki iki kişiyi olduğu fikrindeyim. Ancak bu dava yargılamakla bu davanın bitirilmeye sembolik bir dava. Eğer mahkeme çalışılmasını biz tam bir tiyatro oyunu heyeti bu davayı genişletirse, o dönemin askeri hakimlerini, olarak değerlendiriyoruz. bakanlarını, diğer sorumİşkence gören, hak kaybına lularını da yargılarsa o zauğrayanlarla ilgili davalar man gerçek bir dava olur. açılmalıdır ve bu dava genişletilmelidir. Bu talepler dikkate alınırsa Aralık 2012’de Adalet bir yargılamaya gidilirse bir Bakanlığı tarafından yayınanlamı olur. Sadece Evren veysel ok lanan bir genelge ile ses ve ve Şahinkaya’nın üzerine görüntü ile ifade alabilme gidilmesi sembolik olarak getirildi. Ancak bu yönetmelik Ceza kalacaktır. Muhakemesi Kanunu’na aykırıdır. ÇünYasada sanıkların farklı şekillerkü yargılamanın yüz yüze yapılması ge- de ifade verme hükümleri var. Ancak rekir. Tümden sakat olan bu yargılama bu olayda Kenan Evren ve Tahsin sistemi belki de ilk kez bu dava ile uy- Şahinkaya’ya jest yapıldı. Bu kişiler gulanmaya başlanacak. Oysa, Evren ve davada mağdurlarla karşı karşıya getirilTahsin Şahinkaya’nın göstermelik olarak mezlerse, darbe ile gerçek bir yüzleşme değil gerçekten yargılanması isteniyorsa olmayacaktır.” mahkemeye getirilmeleri gerekir.”

Kürt sorununda yeni savaş planı

şımından giderek uzaklaştığını ortaya koyuyor. BDP’yi kastederek, “Terör örgütünün parlamento çatısı altındaki uzantıları” ile görüşmeye hazır olduklarını söylüyor. Ama şartını açıklamaktan da geri durmuyor: “Dürüst davrandıkları sürece konuşuruz. Kendi ağızlarıyla değil de, İmralı’nın Kandil’in ağzı ile konuşurlarsa onlarla da konuşmayız.”

Son dönemde KCK tutuklamaları, Newroz’un yasaklanması ve ardından yaşanan saldırılar, baharın gelmesiyle çatışmaların ve ölümlerin yoğunlaşması ile birlikte “AKP’nin yeni Kürt açılımı” tartışılmaya başlandı. Operasyonlarla pek çok BDP’li yönetici ve üye tutuklanıyor. Hükümet Newroz’un 21 Mart dışında kutlanmamasını dayatarak can kayıplarına neden oluyor.

İMHA POLİTİKASINA DÖNÜŞ AKP “Kürt sorununu çözdük, güvenlik konsepti başarılı olmuştur. Bu saatten sonra konuşulacak bir şey yok. Güvenlik politikalarını uygulayacağız” diyerek, artık askeri operasyonlara ağırlık vereceğini anlatıyor. Başbakan “Terör örgütü ile sonuna kadar mücadele, uzantısı ile de müzakere.” diyor. Erdoğan’ın son açıklamaları Kürt sorununun diyalogla çözülebileceği yakla-

“DİRENİŞTEN BAŞKA ÇARE YOK” BDP Şırnak milletvekili ve Grup Başkanvekili Hasip Kaplan yeni Kürt açılımı konusunu Yarın’a hasip kaplan değerlendirdi: “Öyle bir açılımları yoktur. Biz bu söylemlerini ciddiye almıyoruz. Hükümet şu an yangına körükle gidiyor. Askeri ve siyasi operasyonları sürdürüyor. Biz bunun karşısında BDP’li milletvekilleri olarak parlamentoda muhalefetimi sürdüreceğiz. Halkımız da sokaklarda her gün direniyor. Başka da çareleri yoktur. Direnmekten başka bir çözüm yolu yoktur.” yarın güncel

Hrant Dink için yeni talep Hrant Dink’in ailesinin avukatlarınca, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne sunulan dilekçede, cinayete ilişkin DDK tarafından hazırlanan raporda yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan tespitlere dikkat çekilerek, sürdürülen soruşturmanın genişletilmesi talep edildi.

profesyonel örgüt olduğu açık DDK raporunun en önemli tespitlerinden birinin de Hrant Dink cinayetine ilişkin yapılan araştırma ve inceleme yöntemine ilişkin olduğu belirtilen dilekçede, Trabzon Jandarma Komutanlığı personelinin işlediği suçlarla ilgili olarak yapılan soruşturmada, sadece bu kurumdan gelen bilgi ve belgelerle yetinildiği belirtildi. “Hrant Dink cinayetinin, içerisinde kamu görevlilerinin de olduğu profesyonel bir örgüt tarafından işlendiğinin bugün artık tartışılamayacak bir gerçeklik olarak ortaya çıktığı” savunuldu. yarın güncel

Ceza hukukunda zamanaşımı Ceza kanunlarında dava zaman aşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki türlü zamanaşımı kabul edilmiştir. Kanunlarda belirlenmiş olan süreler geçtikten sonra, kamu davası açılamaz; açılmış olsa dahi dava zamanaşımı gerçekleşmişse artık o davaya devam edilemez.Zira burada, dava zamanaşımının gerçekleşmiş olması engel neden oluşturmaktadır. Kesinleşmiş bir karar, kanunda belirlenmiş olan süre geçtikten sonra yerine getirilemez. Ceza zamanaşımı, kararın yerine getirilmesine engeldir. Zamanaşımı, kamu düzenindendir ve bu yüzden re’sen uygulanır. Sanık veya hükümlü tarafından zamanaşı-

ANA FiKiR

Hangi aile?

Toplumda derin yaralar açan 12 Eylül darbesinin ardından geçen 30 yılı aşkın zamanın ardından darbenin esas kişileri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya 4 Nisan günü ilk kez hakim karşısına çıkıyor. İşkence, katliam, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplarla birlikte anılan ve Türkiye’de halen süregelen yeni bir düzen kurulmasına yol açan 12 Eylül darbesini ardından, darbecilerle bugüne kadar hesaplaşılmadı ve darbe sonucu yaşanan mağduriyetlerin giderilmedi.

TÜM SORUMLULAR YARGILANSIN 4 Nisan günü ilk duruşması görülecek olan dava için 12 Eylül’den zarar gören pek çok kurum ve kişi müdahillik talebinde bulundu. Her kesimden müdahillik talebinde bulunanların ortak görüşü ise; yargılamanın yalnızca Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile sınırlandırılmaması ve darbenin tüm sorumlularının yargılanacağı şekilde davanın genişletilmesi.

Gülsüm Kav

mından vazgeçilemez. Hakim veya hâller dışında kamu davası; a) AğırCumhuriyet savcısı zamanaşımını laştırılmış müebbet hapis cezasını kendiliğinden dikkate gerektiren suçlarda otuz alıp uygular. Zamanaşıyıl, b) Müebbet hapis cemı, devletin yargılama zasını gerektiren suçlarda hakkının sona ermesi yirmi beş yıl, c) Yirmi sonucunu doğurur. Dava yıldan aşağı olmamak ve ceza zamanaşımlarıüzere hapis cezasını genın işleyişleri farklıdır. rektiren suçlarda yirmi Verilen bir karar keHAKLARIMIZI yıl, d) Beş yıldan fazla sinleşip hüküm halini ve yirmi yıldan az haBİLELİM alıncaya kadar, dava pis cezasını gerektiren Av. Gökçesu zamanaşımı gerçeklesuçlarda on beş yıl, e) Özgül şir. Ceza zamanaşımı ise Beş yıldan fazla olmakarar kesinleşip hüküm mak üzere hapis veya halini aldıktan sonra işlemeye baslar. adlî para cezasını gerektiren suçlarKanunda başka türlü yazılmış olan da sekiz yıl, geçmesiyle düşer. Ceza

zamanaşımı ise hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır. Ceza zamanaşımı kanunda “Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez: a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl. b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl. c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmi dört yıl. d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl. e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl” olarak öngörülmüştür.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’unu da çıkardık peki neden durmuyor kadın cinayetleri? Bugün üç kadın cinayeti haberi aldık. Bu duyabildiğimiz kadarı. Erkek şiddetinin en üst biçimi; yaşam hakkı ihlali olarak kadın cinayetlerini durdurmak, Türkiye’de kadın mücadelesinin en önemli meselesi olmaya devam ederken, bugün 8 aylık hamile Suzan Yıldırım’ın ayrılmaya çalıştığı kocası tarafından vurularak öldürüldüğünü, bebeğin de kurtarılamadığı haberini okuduk. Şimdi karşımızda hiç kavuşamadığı yaşam hakkını kaybetmiş bir de bebek var. İşte size, korunması gereken “kadın” iken ısrarla onu görünmez kılıp yerine korumaya çalıştığınız “aile”. İşte başbakanın çok çağrısını yaptığı, Obama görüşmesinde bile hiç ihmal etmeden 3 torun haberi verdiği bebekler dünyası. Başbakanın torunları ve anneleri hayatta ama başbakanın zihniyetinin kesip tırpanladığı; Kadını değil Aileyi Koruma Yasası haline getirdiği yasa çalışmıyor, kadınlar bebekleriyle birlikte ölmeye devam ediyor. Çok tuhaf bir paradoks gibi görünüyor ama gerçek şu ki; o yasanın adını “aile” koyduğunuz için kadınlarla beraber bebekleri de yani ailecek ölümler başladı. En son da böyle cesaret verdiğiniz bütün erkeklere çünkü. Bundan önce Başbakan; “Kadınlarımıza tavsiyem en az üç çocuk doğurun!” , “Kadın da olsa çocuk da olsa, gereği yapılacaktır!”, “Kadın mıdır kız mıdır bilemem” gibi sözleriyle basında önemli yer tuttu, Eski İstanbul Emniyet Amiri Celalattin Cerrah, Münevver Karabulut cinayeti için “kızını dövmeyen dizini döver“ dedi, Bir ilahiyat profesörü “dekolte giyenin tecavüze uğraması beklenmedik bir şey değildir” diye açıkladı, Öte yandan Fatma Şahin, şiddet uygulayan erkeğin hak ettiği cezayı alması için çözüm üretmek yerine erkeğin işlediği suçu bir hastalık olarak gösterip tedavi etme, zorunlu eğitim verme fikri ile düzenlemeler gündeme getirdi. Halen hâkimler ve savcılar iş yüklerini azaltabilmek için kadının tecavüzcüsüyle evlendirilmesini konuşabiliyor ve kerelerce tecavüz edilen çocuklarda utanmadan “rıza” dan sözediliyor. Bugün 8 aylık bebeğiyle öldürüldü Suzan Yıldırım. Ve bugün Fatma Şahin sanki yasayı –üstelik tehlikeli sonuçları olabilecek şekilde tırpanlanmış haliyle – çıkarmış olmakla kadın cinayetleri sorunu çözülmüş gibi, en birinci işi olması gereken konuyu bırakıp, sivillerin şehit sayılması, asker marşları gibi düzenlemelere adadı kendini, militarizm estiriyor. Neymiş “Yaylalar” marşı “Her Türk asker doğar” la değişecekmiş. Vay be, ne büyük değişiklik. Böylelikle askerlik yapan her erkek, Türk ve Erkek olmayan herkese şiddet uygulama hakkına daha da çok kavuşsun ne güzel. Erkekler için ne süper bir başbakan. Ne güzel bir “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı” . Söylendiğine göre, bakanlıktan “Kadın” adının çıkarılması, erkek egemen TBMM tersini kabul etmez diyeymiş. Yani erkekler, “Kadın Bakanlığı” ve “Kadını Şiddetten Koruma” yasasını kendilerine karşı bir ayrımcılık olarak algılayabilirlermiş de o yüzden böyle olamamış. Şu çarpıtmaya bakar mısınız? Her gün çatır çatır kadın öldürmeyi kendine hak gören ezen cins erkeğe ayrımcılık olursa diye tedirgin oluyorlar. Neredeyse erkeği mağdur ilan edecekler. Lütfen utanın biraz . Bir de yine aslında ben istiyorum da, elimi tutuyorlar teranesi AKP’nin. Bu sefer de meclisteki erkekler kendilerini kötü hissedecekler, el tutacaklarmış. Buna kim inanır? Her gün kadınlar, çoğunda ağır eziyetler ile ölüyor. Doğrudan ölüyor, ötesi var mı? Varsın biraz kötü hissetsin bakalım erkekler. Her gün kadın öldürülürken, doğrudan onu;kadını koruyacağım dememenin vebali çok büyük. Meclisteki başta erkeklerin ve kadınların üzerinde bu vebal. Hiç gecikmeden doğrudan kadını koruyacak ve kadın cinayetlerinde caydırıcı cezalar verilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. İşte AKP’nin çok özendirdiği bebekler de ölüyor şimdi. O zaman hangi aileyi koruyorsunuz siz bir açıklar mısınız? Madem aileyi bu kadar önemsiyorsunuz; içinde doğmamış çocukların öldüğü, doğan çocukların ensestle tanışıp yaşarken öldüğü, kadınların parçalara ayrıldığı aile mi bu? gulsumkav@gmail.com

Çocuklar Pozantı’yı anlattı

BDP üyeleri ve avukatlardan oluşan bir ekip, Pozantı Çocuk cezaevinden Ankara Sincan cezaevine nakledilen çocuk mahkumlardan 16’sı ile yapılan görüşmelere ilişkin rapor hazırladı. BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, BDP’li üyeler ve avukatlardan oluşan heyetin, 17-21 Mart günleri arasında 16 çocukla birebir görüşme yaptıklarını ifade etti. Çocukların anlatımlarında, Sincan’a gelen 60-70 siyasi suçlu çocuğun

söylediğini aktaran Beştaş, ayrıca, “Sincan’a nakledildikten sonra 3 gün yaşananları protesto etmek için açlık grevi yaptıklarını, gardiyanların kendilerini sürekli adli suçluların yanına vermekle tehdit ettiğini, Sincan’da yapılan duruşmalarda yanlarında avukat olmadan telekonferans sistemi ile ifadelerinin alındığını, eşyalarının kendilerine verilmediğini, paralarının da olmaması nedeniyle ihtiyaçlarını alamadıklarını” anlattığını kaydetti. yarın güncel


06 05

YARIN 04 27 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

Ulusal İstihdam Stratejisi işsizliği azaltmayacak

Sol Köşe

Milyonlar adalet istiyor

Hükümetin işsizliği ve kayıt dışılığı azaltmak için üzerinde çalıştığı Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) Taslağı, Şubat ayında taraflara sunuldu. Ayrıntıları netleşmeye başlayan UİS taslak belgesi, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi konusunda önemli adımlar içeriyor. Belge, 2023 yılına kadar çalışma ilişkilerini esnek ve güvencesiz hale getirecek düzenlemelerden oluşuyor. ANKARA ECEM YAZICI

Özel yetkili mahkemeler ve Terörle Mücadele kanunuyla yürütülen gözaltı, tutuklama operasyonlarına karşı oluşturulan Milyonlar Adalet İstiyor platformunun ilk eylemi Beşiktaş Meydanı’nda gerçekleşti. AKP’nin terörle mücadele kanunu ve özel yetkili mahkemeler eliyle yürüttüğü gözaltı, tutuklama operasyonlarına karşı sendikalar, meslek örgütleri, siyasi partiler Milyonlar Adalet İstiyor çatısı altında bir araya geldi. Beşiktaş Meydanı’nda ilk eylemini gerçekleştiren platform, imza kampanyaları, eylemler, etkinliklerle faaliyetlerine devam edecek. YARIN güncel

UİS’te açıklanan somut hedefler ana başlıklarını ise esnek çalışma ve geçici işçilik konuları oluşturuyor. Ayrıca taşeron sistemindeki bazı kısıtlamaların da ortadan kaldırılmasıyla taşeronların çalışma hayatının her alanına sokulması planlanıyor. Özel istihdam bürolarının önü açılarak, iş arayanların da müşteri olması gibi konular da strateji planında somut hale bürünüyor. Ayrıca gençlere girişimcilik dersleri verilmesini hedefleyen plan dahilinde genç işsizlik konusu sadece geçiştirilmiş bir konumda duruyor. Aynı zamanda kıdem tazminatı fonunun da kaldırılmasını içeren plana sendikalardan büyük tepkiler gelmişti.

Türk-İş: “İşverenin maliyetleri düşürülecek” UİS, mevcut çalışma yasalarında yer alan kimi koruyucu düzenlemelerin esnetmesinin yanı sıra, yeni esnek çalışma biçimlerinin de yasal hale getirilmesini hedeflemektedir. Taslak metninin hazırlanması sürecinde, sendikaların görüşleri dikkate alınmamıştır. Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı’na ilişkin değerlendirmesini rapor halinde Devlet Bakanlığı’na sunan Türkİş sunulan strateji planıyla ilgili istihdamı artıran düzenlemeler değil, iş gücü maliyetini düşürmeye yönelik uygulamalar olduğunu savundu. DİSK: “Bütünlüklü bir saldırı” DİSK ise, Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı’na dair “Amaçlanan, kayıt dışı

DHF üyelerine toplam 56 yıl hapis cezası

sektörlerdeki kuralsızlığın, sömürünün da, esnek çalışma biçimlerinin yaygınve güvencesizliğin, yasal çerçeveye kavuş- laştırılması da, taşeron uygulamalarının turularak çalışma yaşamının bütününe kolaylaştırılması, özel istihdam bürolarıyayılmasıdır. Belge, bütünlükna geçici iş ilişkisi kurulması lü bir saldırı olarak görülmekda bu başlığın altında yerini tedir.” diyerek değerlendirdi. almaktadır.” DİSK’in değerlendirme yazıKani Beko: “Bu süreç bizi gesında şunlar yer aldı: “Bütün nel greve sürükler” kötülüklerin sorumlusu haliUlusal İstihdam Stratejisi’ni ne getirilen kıdem tazminatı Yarın’a anlatan Genel-İş Senhakkının gaspı başlıklardan dikası Genel Sekreteri Kani KANİ BEKO yalnızca biridir. Esneklik bu Beko, strateji planını çağ dıbütünlüklü saldırının üst başlığıdır. Kı- şılık olarak nitelendirirken, özel istihdam dem tazminatının fona devir yoluyla kal- bürolarını da ortaçağda yaşayan köle dırılmasının altyapısının oluşturulması zihniyetinin ürünü olarak değerlendir-

di. Bölgesel asgari ücret uygulamasının emeğin ve işçilerin bölünmesine sebep olacağına vurgu yapan Kani Beko, “Ulusal İstihdam Stratejisiyle birlikte kıdem tazminatının fona dönüştürülmesi, bölgesel asgari ücret, esnek çalışma yöntemlerinin geliştirilmesi, özel istihdam büroları gibi uygulamalar hayata geçirilerek AKP Hükümeti’nin seçimlerden sonra başlattığı saldırılar netlik kazanıyor. Son kale diye baktığımız kıdem tazminatı hakkımızın elimizden alınması, bizim için süreci genel greve kadar sürükleyebilecek bir durumdur.” dedi.

TMMOB, Esenyurt raporunu açıkladı İş cinayetleri

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Esenyurt’ta 11 işçinin ölmesine sebep olan yangınla ilgili hazırladığı raporunu 21 Mart’ta açıkladı. Rapordan “kar hırsı” ve “denetimsizlik” çıktı.

YANAN 11 İŞÇİ KÂR HIRSININ VE DENETİMSİZLİĞİN KURBANIDIR Esenyurt‘ta 11 Mart 2012 tarihinde 11 insanımızı şantiye kamp alanında çıkan yangın sonucunda kaybetmiş bulunuyoruz. Acımız büyüktür. Bu facianın sorumlularının ortaya çıkarılması, benzer facialar yaşanmaması ve işçilerin sağlıklı ve güvenli şartlarda barınmasının sağlanabilmesi için aşağıdaki raporu kamuoyuyla paylaşmayı görev biliyoruz. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu olarak 12 Mart 2012 tarihinde Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Mimarlar Odası Trakya Büyükkent Bölge Temsilciliğinden bir inceleme grubu oluşturulmuştur. Heyetin inceleme yapabilmesi için 12 Mart günü savcılığa dilekçe verilmiştir. Sözlü

olarak savcılıktan ‘inceleme yapılabileceği‘ cevabı alınması üzerine olay yerine hareket edilmiştir. Ancak söz konusu inceleme 14 Mart tarihine kadar çeşitli gerekçelerle engellenmiş, bu tarihten sonra yapılabilmiştir. İnşaat sektörü, tüm kenti bir şantiye alanına dönüştüren bir sektördür. Dağınık çalışma alanı ve esnek çalışma biçimleri ile denetimin güçlükle gerçekleştiği bir yapı arz etmektedir.

İşçilerin önemli bir kısmı taşeron firmaların günlük ya da belirli süreyle çalıştırdığı bireylerden oluşmaktadır. Göçmen işçilerin de sıkça rastlandığı bir alandır. İşçilerin çalışma yerleri ile barındıkları yerler aynı derecede korunaksız ve çoğu zaman iç içe geçmiştir. Yangının yaşandığı kamp alanında da 20-30 işçinin aynı anda ranza sistemiyle barınması, söz konusu sistemin tipik bir örneğidir. İşçilerin ücretleri ise genellikle günlük çalışmalarının bedeli olarak yevmiye şeklinde ödenmektedir. Sigortaları ise sektörün esnek emek sürecinden beslenen bir yapının doğal sonucu olarak oldukça belirsizdir. Söz konusu olayda da örneği görülen işçilerin kaza sonrasında sigortalanması yine oldukça tipik bir durumdur. 11 işçinin yaşamını yitirmesi ders olmalı, yaşanan bu “iş cinayeti” son olmalı, hükümet ve yerel yönetimler acilen önlem almalı, meslek örgütleri ve sendikalarla tüm süreç paylaşılmalı yeni bir yasal düzenleme tüm tarafları içine alacak şekilde ele alınmalıdır. YARIN güncel

Kadınlar il il adalet arıyor 2010 Nisan ayında İzmir’de öldürülen Esra Yaşar, Ayşe Selen Ayla ve Azra’nın davasında adalet için Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 26 Mart Pazartesi günü adliye önündeydi. 9. duruşması görülen davada katil Hamdi Ayri’nin yargılanmasına devam edildi. Duruşma, katil Hamdi Ayri’nin akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair raporun İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan gelmemesi sebebiyle 22 Haziran 2012 tarihine ertelendi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Siyah Pembe Üçgen LGBTT Derneği duruşma öncesinde ortak bir basın açıklaması yaptı. Kadın

katillerine indirim değil ağır ceza verilmesi gerektiğine değinilen açıklamada, ayrıca kadın cinayetlerindeki artıştan devletin sorumlu olduğu da vurgulandı.

Kadınlar davaların takipçisi olacak Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 28 Mart’ta Esin Güneş davasının 4. Duruşmasını takip etmek için Siirt adliyesinde olacak. 29 Mart’ta ise Eskişehir’de görülen Öznur Uluişden duruşmasının 10 duruşmadır takip eden Eskişehir Demokratik Kadın Platformu 11. Kez adliye önünde olarak, Öznur’un katiline ağır ceza isteyecek. YARIN güncel

altı can daha aldı

İşçilerin güvencesiz ortamlarda çalıştırılması sonucu hayatını kaybedenle rin sayısı her geçen gün artıyor. Gökdere ve Esenyurt’la birlikte tekrar gündeme gelen işçi cinayetleri artarak devam ediyor. Son olarak Perşembe, Cuma ve Cumartesi günü 4 işçinin ölüm haberi geldi. Antep’in Nizip ilçesinde bir inşaatta çalı şan 60 yaşındaki Cezmi Albayrak, iskeleden düşerek hayatını kaybetti. Bir hafta önce işe başlayan Albayrak, güvenlik kemeri takarak çalışması gereken iskelenin 1. katından düştü. Muğla’nın Milas ilçesinde ise Cuma günü meydana gelen olay da 3 katlı inşaata iskele kurmak için demir boru çeken Hüseyin Akgün, borunun elektrik tellerine temas etmesi sonucu elektrik akımına kapılarak can verdi. Denizli’de de reklam afişi asmak için taşıdıkları merdivenin yüksek gerilim hattına değmesiyle elektrik akımına kapılan 6 işçiden 2’si olay anında ölürken 4 işçi de yaralandı. Pazartesi günü Gaziantep’in Nizip İlçesi’nde, Nizip Çayı üzerinde kurulu Hancağız Barajı’ndaki su pompalama ünitesinde metan gazı sıkışması sonucu patlama oldu, 2 işçi enkaz altında kaldı. YARIN güncel

Demokratik Haklar Federasyonu, 5 Aralık 2011 tarihinde gözaltına alınan ve tutuklu yargılanan DHF temsilcisi Evrim Konak ve DHF üyeleri Murat Kur, Deniz Kırbağ, Hıdır Yıldız ve Tuğçe Özgül’e Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında toplanda 56 yıl ceza çıktı. Basın açıklamasında ise “ileri demokrasi” şampiyonu olmakla övünen AKP’nin, saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “En küçük demokratik hak mücadelesinin dahi “illegal örgüt üyesi olmakla” ve “örgüt propagandası yapmakla” karşılaması sömürü düzeninin gerçek yüzünü göstermekten başka bir şeye yaramamaktadır.” YARIN güncel

TAYAD, Karadağ için oturma eylemine başladı

TAYAD’lı aileler, hasta tutuklu Yasemin Karadağ’ın tedavi gördüğü Samatya Hastanesi önünde oturma eylemi başlattı. Cumartesi günü başlayan ve yoğun güvenlik önleminin alındığı oturma eylemi, Yasemin Karadağ serbest bırakılana kadar sürecek. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) üyeleri, Bakırköy Cezaevi’nde tutulurken rahatsızlanarak Samatya Hastanesi’ne kaldırılan böbrek hastası Yasemin Karadağ için oturma eylemi başlattı. AKP Hükümeti’nin, Güler Zere’yi ölümün kıyısında tahliye ettiğini belirten Karadağ, “Güler Zere, hastalığının ilerleme aşamasını Balcalı Hastanesi’nin tutsaklar için ayrılmış hücresinde yaşamıştı. Orada gün gün ölüme terk edildi. O zaman Güler Zere’nin serbest bırakılmasını istemiştik. Fakat, AKP iktidarı sağlıklı bir tedavi süreci yaşadığı yalanını aktarmıştı kamuoyuna. Sonunda ölümün kıyısında tahliye etmişti onu” dedi. YARIN güncel 27 MART 2012 salı

editörler

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ Can ersoy MELİKE ÇINAR aslıhan pehlivan RIFAT ÇAPAR çiler kayabaşı ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ rasim araz osman erdem

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

sayı: 25

imtiyaz sahibi

fadik temizyürek

sorumlu yazı işleri müdürü

emre öztürk

adres

basıldığı yer

rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 507 516 85 35 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 05

YARIN 27 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

Yunanistan satılığa çıktı Yunanistan IMF’ye ‘verdiği söz’ çerçevesinde mallarını satılığa çıkardı. 2012 sonuna kadar 50 milyar avroluk özelleştirme yapmayı planlıyor. Adının kendisini özetlediği “Yunanistan’da özelleştirme, satın alma ve iş fırsatları” toplantısı İstanbul’da yapıldı. Toplantı salonu ise hınca hınç sermayedarlarla doluydu. istnbul ibrahim keskin

Özelleştirmenin tadını bilen sermayedarlar Türkiye deneyimlerinden de hareketle Yunanistan’ın köşe bucak her noktasına talip oldular. Yunanistan yetkilileri özelleştirmenin duyurulmasının ardından 1.5 ay içerisinde 15 Türk sermayedarın talip olduğunu söylüyor. Türkiye’deki özelleştirmelerde aslan payını kaçıran sermayedarlar Yunanistan’ı talan etmeye kararlı gözüküyor.

“ATİNA’YI SATIYORUM” Yunanistan dünya çapındaki ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerden biri konumunda bulunuyor. Neredeyse AB ülkelerinin tamamına, IMF ve Dünya Bankasına büyük miktarda borçları var. İşsizliğin büyük seviyelere çıkmış olmasının yanı sıra, büyüme oranları son krizden bu yana eksiyi gösteriyor. Yeni dönemde %4,5 küçülmesi beklenen Yunanistan’a özelleştirme basıncı IMF’den geliyor. Son olarak verilen ‘kurtarma paketi’ ciddi şartlarla verildi ve Yunan hükümeti IMF’ye nereleri satabileceği, ne gibi sosyal hakları ortadan kaldırabileceğine dair bir sunum yapmak durumunda kaldı. Gelinen noktada ise planlanan satış politikasını adım adım izliyor durumda. DEİK/Türk Yunan İş Konseyi ev sahipliğinde dün “Yunanistan’da özelleştirme, satın alma ve iş fırsatları” başlıklı toplantı düzenlendi. Toplantı salonunu

tıklım tıklım dolduran Türk işadamlarının yanı sıra Yunanistan’daki fırsatları Türk ortakla değerlendirmek isteyen Yunanlılar da İstanbul’daydı. İş dünyası temsilcileri Yunanistan’a “fırsatçılık” duygusuyla bakmadığını ancak dünyanın diğer bölgelerine göre daha uygun fiyatla istedikleri ihalelere katılabilecekleri düşüncesinde. Toplantının en popüler konusu ise adalar! Gazeteciler de iş dünyası da adaların ve oradaki varlıkların ne zaman ihale edileceğinin peşinde. İlk etapta Korfu ve Rodos adalarındaki büyük varlıklar satışa çıktı. Rodos’taki turistik arazi toplam 1 milyon 858 metrekare. Arazide 1 milyon 527 bin metrekarelik bir de golf sahası bulunuyor. İhale 22 Mayıs’ta. Yunanistan 50 milyar avroya ulaşana kadar ne bulursa satacak. 2015 itibariyle programın 19 milyar avroluk nakit üreteceği tahmin ediliyor. 1-2 yıl içinde özelleştirme tamamlanacak. İhaleler şimdiden açıldı. 2011’de 1.8 milyar avro özelleştirmeden geldi. 30 Mart’ta Atina Havalimanı ihalesi var. Üzerinde çalışılan ihaleler ise 3 şans oyunu lisansı, gaz şirketi ile ülke televizyonu ve Kassiopi’deki mülkler.

TÜRKLERİ ENERJİ VE ALTYAPIYA BEKLİYORUZ Yunanistan Özelleştirme Ajansı Özelleştirme Programları Koordinatörü Panos Protopsaltis “Türk iş dünyasının enerji, altyapı, emlak ve gayrimenkul geliştirmede daha etkin olacağını düşünüyoruz” dedi. Protopsaltis, programın 50 bin yeni

olarak SGK’ya resen tescil edildiklerine dair durumlarını internetten öğrenebilecekler. Vatandaşlar, belirtilen internet adresine girdiğinde ekrana gelen ‘GSS tescil sorgulama’ menüsünde genel sağlık sigortası tescil bilgileri görüntüleyebilecek. Böylece, vatandaşlar prim ödeme yükümlüsü olup olmadıklarını anında öğrenebilecek.”

6 MİLYON 40 BİN 676 KİŞİ GELİR TESTİ YAPTIRDI SGK Başkanı Acar, bugüne kadar 6 milyon 40 bin 676 kişinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurarak gelir testi yaptırdığını söyledi ve ekledi: “Yapılan gelir testi sonucuna göre, geliri asgari ücretin üçte birinden az olduğu belirlenen 4 milyon 37 bin 430 kişinin primleri devlet tarafından ödenecek. Geliri, asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında olan yaklaşık 1 milyon 789 bin 742 kişi 35,46 lira, geliri asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında olan yaklaşık 218 bin 274 kişi 106,38 lira ve geliri asgari ücretin iki katından daha fazla olan yaklaşık 46 bin 356 kişi de 212,76 lira prim ödeyecek.” YARIN ekonomi

İtalyan otomotiv üreticisi Fiat grev yüzünden iki fabrikasını geçici olarak kapatıyor. Türkiye’de son 12 yıl içinde ziynet ve meskük (Ata) olmak üzere 168 milyon 793 bin 69 adet Cumhuriyet altını piyasaya verilirken, ekonomik krizin olduğu 2001 ve 2009 yıllarında piyasaya verilen altın miktarının azaldığı görüldü.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi Euro bölgesinin krizin en kötü dönemini atlattığını söylüyor. İl ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarınca belirlenerek valiliklere bildirilecek fakir ailelere, müracaatları üzerine asgari 500 kilogram bedelsiz kömür verilecek. Merkez Bankası, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranlarında değişiklik yapılmadığını duyurdu.

Memura zamda emekli krizi iş yaratmasını beklediklerini söyledi.

BU YASALAR ZOR GEÇER Yunanistan’ın ise şimdiye kadar bu tip yasaları geçirmemesinin asıl nedeni aklına gelmemesi ya da ilkesel olarak özelleştirmeye karşı olması değil, halkın bu politikalara karşı koymasıydı. Birkaç defa yapılan genel grevler sonucu adliyeler dahi çalışmazken bakanlar arka arkaya pes

ettiklerini duyurdular. Başbakan dahil bu krizin çözümünü bulamadığını söylerken artık vekiller muhalif vekillere gelin siz çözün o zaman demeye dahi başladılar. Şimdiki tek plan ise baskı ve zorla bu yasaları Yunan halkına kabul ettirmek. Ancak yeni grevler ve işgallerin kapıda olduğunu söylemek mümkün.

belirtti. Bernanke, “Tüketici harcamaları iyileşmedi. Kriz öncesine göre hala göreceli olarak zayıf seyrediyor. Ekonomideki büyümeyi sağlayacak talep kaynağından mahrumuz” dedi. FED’in düşük faiz oranlarının konut sektöründeki talep patlamasına katkıda bulunduğunu düşünmediğini söyleyen Bernanke, FED’in, bankaların hatalı mortgage kredileri olanağı sağlamasında rol oynayan denetim

ve düzenlemede yanlışlar yaptığına inandığını kaydetti. Bernanke, “Birçok banka aldıkları riskleri anlayacak kapasiteye sahip değildi. FED ve diğer banka denetçilerinin bu konuda yeterli baskıyı yapmadığını ve bunun ciddi sorun yarattığını düşünüyorum” dedi. FED, yüzde 0-yüzde 0,25 aralığındaki gösterge faiz oranını 2014 yılının son çeyreğine kadar aynı seviyede tutacağını açıklamıştı. YARIN ekonomi

SGK primlerimizi BDDK: “Kart aidatı nasıl öğrenebiliriz? vermeyebilirsiniz”

SGK Başkanı Fatih Acar, “Gelir testi yaptıranlar, TC kimlik numarası ve kimlik bilgilerini girerek https://esgm.sgk.gov.tr/Esgm/ adresinden genel sağlık sigortası tescil bilgilerine ulaşabilecek. Böylece, vatandaşlar prim ödeme yükümlüsü olup olmadıklarını anında öğrenebilecek” dedi. Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 12.maddesinde öngörülen geçiş süresinin 1 Ocak’ta sona erdiğini ve bu tarih itibarıyla herhangi bir sosyal güvencesi olmayanların 5510 sayılı kanunun 60. maddesinin birinci fıkrasının g bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olarak tescil edildiğini belirtti. Bu kapsamda genel sağlık sigortalısı sayılan kişilere SGK’nın PTT ile yaptığı protokol çerçevesinde gelir testine müracaat etmeleri hususunda tebligat gönderildiğini anlatan Acar, şunları söyledi: “Gelir testi yaptıranlar, TC kimlik numarası ve kimlik bilgilerini girerek https://esgm.sgk.gov.tr/Esgm/ adresinden genel sağlık sigortası tescil bilgilerine ulaşabilecek. Gelir testine müracaat etmeyenler ise genel sağlık sigortalısı

ABD Başkanı Barack Obama, Dünya Bankası başkanlığı için Dartmouth Koleji Başkanı Jim Yong Kim’i aday gösterdi.

Fransa Ekonomi ve Maliye Bakanı François Baroin, bu yıl için ekonomik büyüme tahminlerini yüzde 0,7’ye yükselttiklerini bildirdi.

FED: “Ekonomi hala zayıf” ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke, ekonomideki toparlanmayı devam ettirmek için hala yeterli harcama ve yatırım olmadığını söyledi. George Washington Üniversitesi’nde öğrencilere yaptığı konuşmada, tüketici harcamalarının küresel finansal kriz öncesindeki seviyeyle karşılaştırıldığında göreli olarak zayıf olduğunu, ekonomik büyümeye katkı veren borçlanma ve ticaretin düştüğünü

Ekonomide neler oluyor?

Bankalar ile kredi kartı kullanıcıları arasında aidat tartışması sürerken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Tevfik Bilgin’den kart aidatının ödenmemesi konusunda ilginç bir tavsiye geldi. BDDK Başkanı Bilgin, “Kredi kartı sözleşmesine el yazınızla ‘aidatı ödemeyeceğim’ yazın ve ödemeyin” dedi. tevfik bilgin Habere göre; Finans Derneği’nin Ankara’daki yemeğinde konuşan Bilgin, şunları söyledi: “Cuma günü benzin almak için girdiğim istasyonda pompacı, kredi kartı aidatını ödemediğini söyledi. ‘Nasıl ödemiyorsun’ diye sorduğumda, ‘Sözleşme geldiğinde arkasına aidatı ödemeyeceğim diye not düşüp öyle imzaladım’ dedi. Bu kadar basit. Bankacı kredi kartı için geldiğinde bu notu ekleme şartı koyun. İzin vermiyorsa başka bankaya gidersiniz.” Yargıtay kredi kartlarından alınan ücretin yasal olmadığı yönünde bir karar almıştı. Bankalar Birliği ise tüketicinin altında imzası bulunan sözleşmelere istinaden ücretlerin tahsil edildiğine dikkat çekerek, ‘yasal bir işlem yapıyoruz’ demişti. Bu açıklamayı tüketici derneklerinin ‘tepki olarak kart kullanmayın’ çağrısı izlemişti. Bilgin, “Gelişmeleri biz de yakından izliyoruz” diye konuştu. Bilgin, bugünlerde en acil konulardan birinin de uzun, en az 2 - 3 yıl vadeli finansman ve kaynak bulma sorunu olduğunu söyledi. YARIN ekonomi

5 milyon kişinin maaşı incelenecek SGK, kayıtlı gözüken ücretlerde yaşanan kayıpların peşine düşecek. Yüksek maaş ödediği halde çalışanının maaşını düşük beyan eden şirketler için çalışma başlatılacak. Düşük maaş alan çalışan sayısının 5 milyondan fazla olduğu öngörülüyor. Hükümet sosyal güvenlikteki kara deliği kapatmak için yeni bir adım atıyor. Hedef, kayıtlı gibi görünen ma-

aşlardaki kayıt dışı işlemleri önlemek. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), çalışanlarının maaşlarını düşük beyan eden işyerlerini yakın takibe alacak. Türkiye’de devlet memurları dışında kalan 11 milyon sigortalı çalışanın yarısına yakınının düşük ücretli gösterildiği tahmin ediliyor. YARIN ekonomi

Memura toplu sözleşme yapma yetkisi veren Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu tasarısı üzerinde ‘emekli pazarlığı’ yaşanıyor. Toplu sözleşme yasa tasarısı görüşülürken emekli memurun zammı krize yol açtı. Memur emeklilerini yasa dışında tutup zammın yönetmelikle uygulanması düşünülüyor. Sendikalar karşı çıktı, pazarlık başladı. Bugün’ün haberine göre, Anayasa’da yapılan son değişiklikle memurların yapacağı toplu sözleşme hükümlerinden memur emeklilerinin de yararlanacağı hükme bağlandı. Ancak bu hükmün uygulamaya girebilmesi için yasal düzenlemenin bu şekilde çıkarılması gerekiyordu. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu tasarısına, anayasal hükmü de içerecek şekilde, emeklilerin toplu sözleşmeden yararlanmasının yönetmelikle düzenleneceği ifadesi eklendi. Ancak, tasarının ilk haline eklenen emeklilerle ilgili ifade daha sonra tasarıdan çıkarıldı. Edinilen bilgilere göre ekonomi yönetimi, bunun nedenini soran memur sendikalarına “Emeklileri tasarıya yazmaya gerek yok. Yönetmelikle zam oranı aynen emekliye yansıtılacak” cevabını verdiler. Memur sendikaları tasarının bu haliyle yasalaşması halinde emeklilerin zam ve sosyal hakları konusunda yasal boşluk oluşacağı düşünüyor. Emeklilerin tasarıdan çıkarılmasının arka planında “çalışmayan eş ile çocuk yardımı” yatıyor.

141 LİRA PAZARLIĞI Memurlar, çalıştıkları sürece çocuk ve çalışmayan eş yardımı alıyorlar. Bu yardım çocuk başına 15-30 TL, çalışmayan eş içinse 141 TL düzeyinde bulunuyor. Memur emekli olunca bu iki yardım da kesiliyor. Ekonomi yönetiminin, emeklilere ilişkin hükmü tasarıya koymayıp, yıllık zammı tebliğle düzenleyerek emeklilerin masada görüşülmesini otomatik olarak ortadan kaldırmayı planladığı ifade ediliyor. EMEKLİ MASADA OLSUN Memur sendikaları ise emeklilere ilişkin hükmün tasarıda yer alması için hükümet nezdinde girişimlere başladı. Sendikaların planına göre tasarıda emeklilerin yer almasıyla birlikte, pazarlık masasında bu yardımın emekliler için de uygulanması gündeme gelecek. Sendikalar, “Yardım neden emekli olunca kesiliyor. Yasal dayanağı yok. Biz emekli olunca çalışmayan eşimiz işe mi giriyor ki yardım bitiyor?” eleştirisiyle durumu hükümete ilettiler 1 MİLYAR LİRALIK MALİYET Yapılan tespitlere göre, memur emeklilerinin yaklaşık 600 bin ila 700 bininin eşi çalışmıyor. Buna göre söz konusu 141 liralık yardımın emeklilikten sonra da devam etmesi halinde 700 bine yakın emeklinin maaşında 141 liralık artış olacak. Bunun bütçeye getireceği ilave yük ise 1 milyar lirayı bulacak. YARIN ekonomi

Üçüncü köprüye ‘KDV’ ertelemesi

Üçüncü köprü ihalesi KDV istisnasından yararlanılabilmesi için 20 Nisan’a ertelendi. İstanbul üçüncü köprü dahil Kuzey Marmara otoyolu ihalesinde daha önce 5 Nisan olarak belirlenen teklif verme tarihi, TBMM’de görüşmeleri devam eden ve önümüzdeki hafta yasalaşması beklenen Yap-İşlet-Devret (YİD) projelerine KDV istisnası tanınmasını öngören düzenlemenin getireceği katkıdan da yararlanılması amacıyla 20 Nisan’a ertelendi. Reuters’a konu ile ilgili bilgi veren üst düzey bir Karayolları Genel Müdürlüğü yetkilisi, “YİD projelerinde KDV istisnası getiren teklifin Meclis’te görüşmeleri devam ediyor. Bu düzenleme nedeniyle ihale 20 Nisan’a ertelendi. KDV ile ilgili değişiklik ilgiyi de artıracaktır” dedi. Resmi adı Kuzey Marmara Otoyol İhalesi olan İstanbul’a üçüncü köprü ve bağlantı yolları ihalesi için, Ocak ayında şartname alan 18 firmanın hiç birinden teklif gelmemesi üzerine ihale iptal edilmiş, Başbakan Tayyip Erdoğan gerekirse köprünün milli bütçeyle yapılabileceğini kaydetmişti. Projenin etap etap ihale edilmesine karar verilerek, Ocak ayı sonunda yayımlanan yeni ihale ilanında, bir önceki ihalenin kapsadığı bağlantı yollarında değişikliğe gidilmiş, ihale üçüncü köprünün de dahil olduğu Odayeri-Paşaköy kesiminin yapım, işletim ve devir işi olarak belirlenmişti. YARIN ekonomi


08 EKONOMi

0427EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

İşte kriz Kriz uzun sürecek

Özel sektörün dış borcu artıyor

Kriz sadece devletleri değil, özel kurumları da borçlandırmaya devam ediyor. Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu son 8 yılda yüzde 245,2 arttı. Sektörün 2004 yılında 36 milyar 852,3 milyon dolar düzeyinde bulunan uzun vadeli kredi borcu, 2011 yılında 127 milyar 212,8 milyon dolara ulaştı.

istnbul ibrahim keskin

Küresel krizin atlatıldığı yönünde yapılan birkaç açıklamanın ardından, Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşanan gelişmeler çelişiyordu. Ülkemizdeki durumları Prof. Dr. Erinç Yeldan’a sorduk.

“özel alacaklılar”dan temin edilmişken, 8,4 milyar doları diğer alacaklılardan alınmış, hükümet kuruluşları ve uluslararası kuruluşlardan oluşan “resmi alacaklılar”dan borçlanmaya gidilmemişti. 2011 yılı itibariyle ise özel sektörün yurtdışından sağladığı kısa vadeli kredi borcunun 226,8 milyon doları resmi alacaklılardan, 26,9 milyar doları ise özel alacaklılardan alınan kredilerden oluştu. Bu dönemde yabancı ticari bankalar 23,8 milyar dolarlık kısa vadeli borçlanmayla özel alacaklılar arasında başı çekti. Özel sektör kısa vadeli borçlanmada da İngiltere’yi tercih etti. Özel sektörün bu yılın ocak ayı itibariyle İngiltere’ye 9,6 milyar dolar, Hollanda’ya 3,7 milyar dolar, Lüksemburg’a 2,5 milyar dolar ve ABD’ye 1,4 milyar dolar kısa vadeli kredi borcu bulunuyor.

Kriz bizi yine teğet mi geçecek? Küresel krizin Türkiye’ye etkilerinin en can alıcı halini alma aşamasına geliyoruz. Türkiye’nin küresel krizden etkileniş biçiminin daha önceki krizlerden farklı olacağını düşünmekteyim. Türkiye’nin küresel krizi bankacılık sistemi üzerinden değil, finans dışı şirketlerin üretim, ithalat finansmanı ve işsizlik sorunları aracılığıyla yaşaması olasılığı yüksektir. Zira 2003 sonrası dönemde Türkiye’nin uluslararası ekonomiyle olan ilişkilerinin ana aktörleri “bankacılık kesimi”nden ziyade, “reel üretici şirketler ve hanehalkları” olmuştur. Bu süreç içerisinde finans dışı şirketlerin ve hanehalklarının dış borçlarının hızla artmakta oluşu; ve bu kesimlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmek için aşırı derecede ithalat ve dış borçlanma bağımlılığı içine sürüklenmesi, ulusal ekonomik dengelerde önemli bir kırılganlık kaynağı oluşturmuştu.

Enflasyon beklentisi yükseldi

lecek 12 ay sonundaki dolar kuru beklentisi de 1,8027 liradan, 1,8087 liraya yükseldi.

DOLAR KURU BEKLENTİSİ Ankete göre, bankalar arası döviz piyasası cari ay sonu dolar kuru beklentisi 1,8006 lira oldu. Beklenti, Mart ayının birinci dönem anketinde 1,7763 lira idi. Yılsonu dolar kuru beklentisi de 1,8036 lira oldu. Mart ayının birinci anketinde bu oran 1,7938 lira düzeyindeydi. Ge-

CARİ AÇIK VE BÜYÜME Ankette, bu yılsonu yıllık cari işlemler dengesi beklentisi 63 milyar 940 milyon dolara yükseldi. Cari açık beklentisi Mart ayının birinci dönem anketinde 63 milyar 135,2 milyon dolar düzeyindeydi. Gelecek yılsonu yıllık cari işlemler dengesi beklentisi ise 62 milyar 629 milyon dolardan 63 milyar 876,5 milyon dolara çıktı. Bu yılın sonundaki yıllık GSYH büyüme beklentisi ise yüzde 3,6 seviyesiyle aynı kaldı. yarın ekonomi

Öngörü çalışmalarından, krizin Türkiye’ye yansımalarının 2001 ve 1994 krizlerinde olduğu üzere “bir defalık” ve “spektaküler bir çöküş” biçiminde değil, “zamana yayılmış ve uzun süreli bir durgunluk” şeklinde tezahür edeceği anlaşılmaktadır. Bu süreçte, Türkiye’de reel sektör şirketlerinde iflasların artması, işsizlik sorununun daha da kronikleşmesi ve yaşanan durgunluğa bağlı olarak ithalat hacminin daralması ana beklentilerdir.

Merkez Bankası verilerinden yapılan hesaplamalara göre, bu dönemde finansal kuruluşlara olan borçlar 8,6 milyar dolardan 41,5 milyar dolara, finansal olmayan kuruluşlardan sağlanan borçlar ise 28,3 milyar dolardan 85,7 milyar dolara çıktı. Özel sektörün yurtdışından gerçekleştirdiği borçlanmalarda en fazla artış 2005-2006 döneminde oldu. 2005 yılında yurtdışından 50 milyar 710,6 milyon dolar borçlanan sektörün dış borcu 2006 yılına gelindiğinde yüzde 62,9’luk artışla 82 milyar 595 milyon dolara ulaştı. 2009 ve 2010 yılları ise özel sektörün yurtdışından sağladığı kredi borcunun gerilediği yıllar oldu. Bu yıllarda borç tutarı sırasıyla 129,2 milyar dolar ve 119,9 milyar dolar olarak hesaplandı. Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu bu yılın ocak ayı itibariyle

Merkez Bankası mart ayı 2. dönem beklenti anketinde, yılsonu yıllık TÜFE beklentisi yüzde 7,22’ye yükseldi. Mart ayı 1. dönem anketinde beklenti, yüzde 7,20 düzeyindeydi. Merkez Bankası mart ayının birinci dönem beklenti anketinde 1,7763 lira olan cari ay sonu dolar kuru beklentisi, Mart ayı ikinci dönem anketinde 1,8006 liraya yükseldi. Merkez Bankası’nın, mali ve reel sektörde karar alıcı ve uzman kişilerle profesyonellerin beklentilerini saptamaya yönelik her ay iki kez düzen-

de 127 milyar 795,9 milyon dolar olarak belirlendi.

EN ÇOK BORÇLANMA İNGİLTERE’DEN Özel sektör bu dönemde, borçlanmak için en çok İngiltere’yi tercih etti. 2004 yılı itibariyle Avrupa ülkelerinden temin edilen borçlarda yaklaşık 5,7 milyar lira ile İngiltere başta gelirken, bu ülkeyi 5,2 milyar dolarla Almanya, 3 milyar dolarla Hollanda, 2 milyar dolarla Malta ve 1,9 milyar dolarla Fransa izledi. 2004 itibariyle özel sektörün ABD’den temin ettiği 5,4 milyar dolar, Bahreyn’den temin ettiği 4,5 milyar dolar borcu bulunuyordu. 2011 yılında da tablo fazla değişmedi. Özel sektörün geçen yıl itibariyle İngiltere’ye 25,7 milyar dolar, Hollanda’ya 12,4 milyar dolar, Almanya’ya 11,6 milyar dolar ve Lüksemburg’a 10,5 milyar dolar tutarında kredi borcu vardı. Geçen yıl itibariyle ABD’den temin edilen uzun vadeli kre-

lediği beklenti anketinin mart ayı ikinci dönem sonuçları açıklandı. Ankete göre, cari ayın tüketici fiyat endeksi (TÜFE) beklentisi yüzde 0,57’den yüzde 0,59’a yükseldi. Gelecek ayın TÜFE beklentisi ise yüzde 0,64’den yüzde 0,66’ya yükseldi. Ankette iki ay sonrasının TÜFE beklentisi de yüzde 0,68 olarak öngörüldü. Mart ayı 2. dönem anketinde yılsonu yıllık TÜFE beklentisi yüzde 7,22 oldu. Mart ayının birinci dönem anketinde söz konusu beklenti yüzde 7,20 düzeyindeydi.

di borcu 17,4 milyar dolar, Bahreyn’den sağlanan borç tutarı da 11,6 milyar dolar düzeyindeydi.

KISA VADELİ BORÇLAR Özel sektörün yurtdışından temin ettiği kısa vadeli kredi borcu da 2004-2011 döneminde yüzde 166,1’lik artışla 10 milyar 184,7 milyon dolardan 27 milyar 103,9 milyon dolara çıktı. 2011 itibariyle kısa vadeli borçların 24,9 milyar doları finansal kuruluşlardan 2,2 milyar doları ise finansal olmayan kuruluşlardan sağlandı. Bu rakamlar 2004 yılında sırasıyla 8,8 milyar dolar ve 1,4 milyar dolar düzeyindeydi. Bu borçların alacaklıya göre dağılımı incelendiğinde; 2004’teki 10,2 milyar dolarlık kısa vadeli borcun 1,8 milyar doları, yabancı ticari bankalar, yerleşik bankaların yurtdışı şube ve iştirakleri, bankacılık dışı finansal kuruluşlar ve finansal olmayan kuruluşlardan, yani

12 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi yüzde 6,78’den yüzde 6,84’e, 24 ay sonrasının yıllık TÜFE beklentisi de yüzde 6,32’den yüzde 6,42’ye yükseldi.

İlaçta KDV düşürüldü Enerjiyi satın alıyoruz 20. sıralarında değişiklik yapıldı. Buna göre yüzde 8 KDV’nin uygulandığı Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan veya ithaline izin verilen beşeri tıbbi ürünlerin kapsamı genişletilerek, bu ürünlerin terkibinde bulunan etkin maddeler ve etkin madde üretiminde kullanılan hammaddeler de bu kapsama sokuldu.

Mecliste verilen soru önergesine karşılık Türkiye’nin yıllara göre enerji üretimini açıkladı. Buna göre Türkiye petrol tüketiminin ortalama yüzde 7-9’unu, yerli doğalgaz üretiminin ise toplam doğalgaz tüketiminin yüzde 2’sini karşılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye’de geçen yıl 16 milyon 407 bin 42 varil ham petrol, 793 milyon 571 metreküp doğalgaz üretildiğini bildirdi. Yıldız, MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun yazılı soru önergesine verdiği yanıtta, yerli ham petrol üretiminin, yıllara göre değişim göstermekle beraber, toplam petrol tüketiminin ortalama yüzde 7-9’unu, yerli doğalgaz üretiminin ise toplam doğalgaz tüketiminin yüzde 2’sini karşıladığını belirtti. Bakan Yıldız, 1954 yılında çıkarılan Petrol Kanunu ile 58 yıldır arama yapıldığını anımsatarak, şunları kaydetti: “1954 yılından 2011 yılı sonuna kadar yapılan arama faaliyetleri sonucunda 4 bin 103 arama ve üretim kuyusu açılmıştır. Bu kuyuların bin 802’si petrollü, 402’si gazlı, 42’si ise petrol ve gazlı kuyu olarak tamamlanmıştır. Açılan bu kuyular sonucunda 117 ham petrol, 49 doğalgaz sahası keşfedilmiştir. 2011 yılı sonu itibarıyla bin 180 kuyudan 16 milyon 407 bin 42 varil ham petrol, 283 kuyudan ise 793 milyon 397 bin 571 metreküp doğalgaz üretimi gerçekleştirilmiştir.” yarın ekonomi

Yüksek vergiden rahatsızım

Batman’da pazar günü düzenlenecek Uluslararası Dağ Bisikleti Şampiyonası dolayısıyla katıldığı bir programda konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “yüksek özel iletişim vergisinden rahatsızım” dedi. Beklenmeyen bir şok yaşanmadıkça Türkiye için öngörülen yüzde 4’lük büyümenin makul olduğunu ve bu doğrultuda bir gelişme yaşanacağına inandığını ifade eden Şimşek, ancak yine de ilk ayları bir tedirginlikle izlediklerini, harcamaları daha temkinli götürdüklerini ve bu sayede gelir performansını görmek istediklerini aktardı.

5-10 YILDA CARİ AÇIĞI KAPATABİLİRİZ Cari açığın, ciddi bir yapısal sorun olduğunu kaydeden Şimşek, şunları kaydetti: “Yani konjonktürel boyutları, dış talepteki nispi zayıflık var ama bu, rekabet gücüyle, katma değer zincirindeki konumumuzla ilgili bir sorun. Cari açık sadece enerjiyle veya başka bir şeyle anlatılacak sorun değil. Burada iç talebi daha makul düzeye çekme, onun dışında belki finansman ayağında bir çalışma içerisine girmemiz gerekiyor. Nitekim mütekabiliyeti esnekleştiriyoruz. Özellikle bize Körfez’den veya Kazakistan’dan olsun, aklınıza gelecek birçok ülkeden yoğun talep geliyor. Tabii yatırım ortamını iyileştirerek, Türkiye’yi biraz daha çekici hale getirerek, doğrudan yatırımları da çekmemiz çok önemli. Bu konuda arzulanan noktada değiliz. Büyük bir potansiyele ve pazara sahip, çevresiyle beraber ele aldığımızda çok dinamik bir bölge olan Türkiye’ye baktığımız zaman bu ülkenin yılda çok rahat bir şekilde 20-30 hatta daha fazla milyar dolar çekebilmesi gerekiyor. yarın ekonomi

SÖZLÜKÇE

?

İlaç üretiminde kullanılan etkin madde ve etkin madde üretiminde kullanılan hammaddelere uygulanan KDV oranı yüzde 8’e oranı indirildi. İlaç üretiminde kullanılan etkin madde ve etkin madde üretiminde kullanılan hammaddelere uygulanan Katma Değer Vergisi (KDV) oranı yüzde 18’den yüzde 8’e indirildi. Buna göre Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan veya ithaline izin verilen beşeri tıbbi ürünler ile bu ürünlerin terkibinde bulunan etkin maddeler ve etkin madde üretiminde kullanılan hammaddelerin KDV’si yarından itibaren yüzde 8 olarak uygulanacak. 24 Aralık 2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine ilişkin Kararın eki (II) sayılı listenin “Diğer Mal Ve Hizmetler” bölümünün 18., 19. ve

KARAR YÜRÜRLÜĞE GİRDİ Kararla ayrıca 18 Aralık 2007 tarihli ve 2007/13007 sayılı Kararnamenin eki İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 0106.90.00.90.14 pozisyonunda yer alan biyolojik mücadelede kullanılan parazit vepredatörler ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından zirai mücadelede kullanılmak üzere ruhsatlandırılan bitki koruma ürünleri, bu ürünlerin terkibinde bulunan aktif maddeler ve aktif madde üretiminde kullanılan hammaddelerden yüzde 8 KDV alınacak. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan veteriner ispençiyari ve tıbbi müstahzarlar (veteriner kozmetikleri hariç), bu ürünlerin terkibinde bulunan etkin maddeler ve bu etkin maddelerin üretiminde kullanılan hammaddelerine yüzde 8 KDV uygulanacak. Karar yarından itibaren yürürlüğe girecek. yarın ekonomi

2011’de durgunluk içine sürüklenen dünya ekonomisi ve uluslararası finansman girişlerinin daralmasıyla bu kırılganlıkların su yüzeyine çıkacağına yönelik kaygılar, IMF de dahil olmak üzere birçok kesimde dile getirilmektedir. Aşağıdaki tablo, çeşitli kuruluşların “son” öngörüleri altında Türkiye ekonomisinin 2012’de yaşaması olası büyüme hızına ilişkin “eski” ve “revize” edilmiş tahminlerini özetlemektedir.

DEVALÜASYON: Paranın satın alma değerinin azaltılması. Ulusal para değerinin yabancı paralar cinsinden düşürülmesi anlamındadır. Yabancı paraların gerçek değerleri resmi kurların üstüne çıktığında devalüasyon yapılır ve böylelikle ithal malların ulusal para cinsinden fiyatları yükseltilir, buna karşı ihraç mallarının yabancı para cinsinden fiyatları düşürülür.


09

27 MART 2012 YARIN

Politik bilinç ve örgütlü mücadele gerekli

Alain Badiou kimdir ?

1937 doğumlu olan Alain Badiou Paris’teki Uluslararası Felsefe Okulu’nda ve École Normale Supérieure’de (ENS) dersler veriyor. Akademik kariyerinin yanı sıra siyasal alandaki militan kişiliğiyle de tanınıyor. Uzun bir süre Fransız Genç Komünistler Birliği’nin önde gelen üyelerinden biri olan Badiou, halen L’organisation Politique içinde siyasal mücadelesini sürdürmektedir. Birçok roman, oyun ve denemeleri vardır. Alain Badiou kitapları: Tarihin Uyanışı, Sonlu ve Sonsuz, Heidegger, Nazizm, Kadınlar, Felsefe, Felsefe ile Politika Arasındaki Gizemli İlişki, Komünist Hipotez, Yüzyıl, Aşka Övgü, Bir İdea Olarak Komünizm, Başka Bir Estetik, Sonsuz Düşünce, Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme.

Geçtiğimiz hafta yayımladığımız Alain Badiou ile söyleşinin ikinci bölümünü bu hafta yayımlıyoruz. Bu hafta Ortadoğu dışında Avrupa’daki ayaklanmaların nasıl ele alındığını ve aralarındaki farklara değinirken isyan ateşini başlatan gençlik hareketine dair sorularımıza yanıt aradık. Ekonomik krizlerin neden olduğu dünya savaşlarından söz ederek başladığımız söyleşide, dünya çapında meydana RÖPORTAJ gelen ve dalga fikriye yılmaz dalga yayılan isyanlara değindik. Badiou bu isyanları önemserken akılcı hareket edilmemesini eleştirmiş politik düşünce, politik kararlılık ve politik katılım zayıflığının olmadığından bahsetmişti. Kapitalizmin aklın dışılığına karşı devrimci sosyalist perspektifin akla uygun olduğunu söyledi ve kapitalizmin akli prensipten yoksun, haydut bir rejim olduğunu öne sürmüştü. Dünyada yaşanan ayaklanmaların sınıf mücadelesinin dünya çapında gelişmesinin muhtemel yollarından birini çizdiğini ve bir şeylerin mümkün olduğunu anlatmıştı. Çağdaş kapitalizm karşısında konumu bakımından Negri’den kendinizi ayırıyorsunuz. Aslına bakılırsa somut tarihsel olguların da “İmparatorluk” ve “Çokluk” tezlerini doğrulamadığı günümüzde, onun bu tezleri konusunda ne diyorsunuz? Negri’de çifte bir hatanın olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kapitalizmin hemen radikal değişimlere neden olacak bir özne ürettiği konusunda yanılıyor. Bu “çoğunluk” teorisidir. Bence diğer hata da tek bir hareketin olduğu fikri. Sanki kapitalizmin tarihi hareketi kendiliğinden komünizmin hareketiymiş gibi. Ancak bu diyalektik değil, hatta anti-diyalektik bir düşünce. Bu yaşam ve hareket kategorisini, çelişki ve diyalektik analiz kategorisinin üstünde tutmaktır. Yani bizim akılcılığımızın bir yanı da diyalektik düşünceyi yeniden hayata getirmektir. Çelişkiler ve kopuşlar yoluyla düşünmek, nicel değerin nitel değere dönüşmesi vb. bunlar Marks’ın düşüncesinin temelleridir. Bunun tarihsel süreçte çok önemli olduğunu biliyoruz. Bir şeyle büyür sonra da başka şeylere dönüşür. Bence günümüz kapitalizmin yeni karakterinin fazla abartılması da söz konusu. Bizim akılcılığımızın bir kısmı kapitalizmin evrimleştiğini ve emperyalizmin geliştiğini göstermek ama bu evrim kapitalizmin dönüşmesi değildir. Tam tersi krizler yoluyla klasik unsurları görüyoruz. Hatta bugünkü durumun 19.yy’ye, Ekim Devrimi’nin sonrasındaki durumdan daha çok benzediğini söyleyebilirim. Bu nedenle ilerlemek için bir adım geriye atmak gerektiğini düşünüyorum. Yani çağdaş tarihin evrim yasalarının, kapitalizmin yasaları olduğu fikrine geri dönmemiz gerekiyor. “Komünizmin büyük hareketi” ve “gizli öznesi” varsa eğer örgütlenmeye gerek yok. Politik öznenin özü örgütlü olmak, prensipler ve akılcı eylemler çevresinde toplanmaktır. Çağımızda var olan örgüt karşıtı teori özünde politika karşıtıdır.

Avrupa’daki “öfkeliler” hareketi radikal bir şeye neden olmadı örneğin. Ne yazık ki! Örgütlenme sorunu aynı zamanda red ve olumlama, eleştiri ve öneri arasındaki subjektif bağdır. Bu bence çok önemli bir nokta. Çünkü öfkeli olmak anlamı gereği olumsuzdur, “kapital defol, bankalar defol“ diyoruz ama reddetmenin esas hareketi olumlamayı da gerektirir. Yani bu da akıl yanlısı başka bir fikri önermeniz gerektiği anlamına gelir ki eğer örgütlenme yoksa buna sahip olamazsınız. Örgüt yalnızca eleştirel bir gücün taşıyıcısı değildir. Belki bir anlamda isyan daha güçlü bir eleştirellik içerir. Ama eleştiri ancak başka bir görüşün olumlanması halinde bir geleceğe sahiptir. İşte “öfkeliler” hareketinin zayıf noktası da budur. Zaten birçok öfkeli insan yok mu? Ancak Yunanistan’da politik durum biraz daha karmaşık. Yani revizyonist ve eskimiş komünist hareketler

Politik öznenin özü örgütlü olmak, prensipler ve akılcı eylemler çevresinde toplanmaktır. Çağımızda var olan örgüt karşıtı teori özünde politika karşıtıdır.

var, anarşist hareketler var. Gerçi kriz Yunanistan’da daha önce başladı. Yunanistan’da krizden önce de isyanlar olduğunu unutmayalım. Aslında, yıllardan beri süregelen ciddi bir politik kriz var ve bu politik kriz, kriz ile daha da ciddileşti. Yunanistan’da ne olacağı biraz belirsiz. Rejimin derinlerden sarsılması söz konusu ki bu durum aşırı sağcı bir takım girişimleri de beraberinde getirecektir. Yunanistan’da faşistler güçlüdür. Tarihsel olarak biliyoruz ki kriz ortamında yalnızca öfke varsa bu öfke solcu olabileceği gibi aşırı sağcı da olabilir. 30’lu yılların faşist döneminde çıkarılacak ders budur. İnsanlar umutsuzlardı, işsizlerdi ama komünistler güçsüzdü. Politikanın, demin de söylediğimiz gibi, büyük tehlikesi kimliklerdir. Faşizm kimlik politikasıdır… Yunanistan’daki durum biraz 30’lu yılları hatırlatmakta. Ayaklanmaları bir “Amerikan oyunu” görerek olumsuzlayan görüşlere dair neler söylemek istersiniz? Nerede konumlandırıyorsunuz? Bana kalırsa bunu söyleyen insanlar esasında isyanların değerini düşürmeye çalışıyor. Onlara esasında her şeyden önce neden isyanlara karşı

olduklarını sormalıyız. İşte gerçek bir soru. Öte yandan tarihsel önemi olan bir şey olduğunda tüm dünya ona göre bir pozisyon alıyor. Elbette ABD de pasif kalmıyor. Mübarek’i korumaya ya da onun yerine yeni birini getirmeye çalıştılar. Ama ABD’nin isyanları çıkardığını söyleyen bu insanlar açıkça bu isyana da karşılardır. Ben bir isyana karşı olmak için yeterli bir neden göremiyorum. Kötü örgütlenmiş olduğunu vs. gibi eleştirilerde bulunabiliriz. Marks Paris Komünü zamanında bunun en iyi örneğini verdi. Bu isyanın başarısızlığa uğrayacağını biliyordu, devrimci güçler yeterince gelişmemişti. Ama ben onlarla birlikteyim dedi. Bence yapmamız gereken budur. İçeriden eleştirimizi yapabiliriz, zaten büyük bir hareket karmaşık bir şeydir. Ama bunu ABD’nin yaptığını söylemeyi doğru bulmuyorum, bunda art niyet olduğunu düşünüyorum. Hareketlerin zayıflığı konusu bizim tartıştığımız bir şey, onların değil, bu bizim sorunumuz. Öncelikle değerlendirmelerinizde “fikir” kavramının öne çıktığını görüyoruz. Bu kavramla neyi vurgulamak istediğinizi biraz anlatır mısınız? Bu kavramla kastettiğim şey oldukça basit aslında. Belli sayıdaki analizler üzerinde hemfikir oldukları için insanların toplanıp örgütlenmelerini sağlayan inanç. Burada iki şey var; öncelikle belli sayıdaki analizde anlaşıyorlar, akıl vb. ve aynı zamanda örgütlenme ve eylem yolları konusunda da hemfikirler. Ama genel yönelim konusunda da hemfikir olmaları gerekiyor ki bu da ideolojik boyuttur. Bunlar fikirlerdir. Yani fikirden kastım başarılı bir politik sürecin aynı zamanda genel bir yönelim hakkında da birlik olmasıdır. Eğer insanlığın evrensel kurtuluşundan bahsediyorsak, buna bir isim vermemiz gerekir. Bu sadece sizin öznel haliniz değil bütün insanlığın gerçek kurtuluşudur. Marks’ın dediği gibi proletaryanın kurtuluşu insanlığın kurtuluşudur. Bir yerlerde bunu betimlemek, işte komünist fikirden kastım bu. Bir örgüt coşkusuz olamaz. Disiplin önemlidir ama çoşku da öyle. Bize coşkulu bir disiplin gerekiyor.

Eğer insanlığın evrensel kurtuluşundan bahsediyorsak, buna bir isim vermemiz gerekir. Bu sadece sizin öznel haliniz değil bütün insanlığın gerçek kurtuluşudur. Marks’ın dediği gibi proletaryanın kurtuluşu insanlığın kurtuluşudur.

Bir yanda Arap halkları diğer yanda Avrupa’da ve Amerika’da gerçekleşen ayaklanmaları nasıl karşılaştırabiliriz? Benzer ve farklı yönleri neler olabilir? Bence Arap ülkelerinde ve Batı ülkelerinde olan olaylar arasındaki en önemli fark ülkelerin konumlarıdır, yani sözkonusu topluluklar sistemde aynı yere sahip değiller. Avrupa ve ABD önemli emperyalist güçler olmaya devam ediyor. Bahsettiğimiz bölgelerde de özellikle aktifler. Mübarek’in ABD’nin en önemli müşterisi olduğunu unutmayalım. “Mübarek defol” şiarı sonrasında ne olacağını belirsiz bırakıyor. İspanya’daki, ABD’deki hareketlere geldiğimizde ise onlar Arap ülkelerinde olanlardan farkılar, her ne kadar aynı anda meydana gelseler de. Bu da bir isyan ve bir çoğunda olduğu gibi gençlik önemli bir rol oynadı. Ama bu hareketler de kördü, fakat bu başka bir körlük, imkanlara sahip olmadan kapitalizmi devirmeye çalışma körlüğü. Bunların yeni sınıf mücadelelerinin kör bir evresi olduğunu söyleyebiliriz. Hem homojenler, çünkü kriz nedeniyle ortaya çıktılar ama hem de farklılar çünkü birinde körlük politik gücün asıl doğasına ilişkin, diktatörü devirerek radikal şeyler yapabileceklerine inandılar ama radikal bir değişim olmadan

diktatörü kovdular. Diğer durumda ise kapitalizmi yalnız ideolojik yöntemlerle onun kötü olduğunu söyleyerek yıkabileceğimize inanıyoruz. Wall Street hareketinde asıl çarpıcı olan, örneğin, politikadan çok ahlaki şiarların kullanılması oldu. Kapitalizm iyi değil falan dediler. Bu da doğru ama ahlak politikayla uyuşmuyor. Ama buna karşılık genel sisteme yönelik neredeyse hiçbir şey söylenmedi. Ama bunların hepsine bir başlangıç olarak bakmak lazım. Tunus’ta genç bir işsiz, İspanya’da, Yunanistan’da, İngiltere’de, ABD’de düzene karşı ayaklanan gençlerin ön plana çıktığını gözlemliyoruz. Gençliğin düzenle olan ilişkisini nasıl değerledirmeliyiz? Öncelikle iki uyarıda bulunmak gerektiğini düşünüyorum, öncelikle bir isyanla karşı karşıya olduğumuzda ayaklananlar hep gençlerdir. Bu eskiden beri böyledir. Yaşlıların ilk sırada olduğu bir isyan hiç görmedik. Örneğin Fransız devrimini ele alın, Robespierre 25 yaşındaydı. Ama ikinci neden ise Lenin’in dediği gibi gençler toplumsal sınıfların fotoğrafı gibidir. Gençler hem

mutlaka korunması gerektiğini söylüyordu aslında. Gençlik isyanlarının spontan karakterinden

İstihdamın istikrarsızlığına karşı yalnızca öfkelenmemeli, kapital yıllardan beri iş koşullarını esnekleştirmek için çalışıyor. Yani sonuçta bu öfkeyi öncelikle kapitalizm karşıtlığına dönüştürmeli ardından da bu kapitalizm karşıtığını politik bir görüşe dönüştürmeliyiz. Burada iki etap vardır. İsyanın gücünün, politik bilinçle birleştirilmesi gerekiyor.

onları akıl dışılığa mahkum edeceğimiz anlamı çıkartılmamalı. Bence gençlik hareketlerinin daha az kör olmasını sağlamak temel bir sorun.

Gençler hem hareket halinde bir güçtür hem de tüm toplumun semptomlarının ifadesidirler. Bu nedenle hem hareketli hem de kördürler. Çünkü durumun ifadesidirler. hareket halinde bir güçtür hem de tüm toplumun semptomlarının ifadesidirler. Bu nedenle hem hareketli hem de kördürler. Çünkü durumun ifadesidirler. Lenin bunu söylediğinde gençlerle bağlantının

Sonuçta işsizlikten, kötü yaşama koşullarından ve geleceksizlikten en çok etkilenen gençlerdir. Bu vazgeçilmez bir güçtür, ama bunların hepsinin biraz kör olduğunu kabul etmek gerekiyor. Gençlerin ayaklanmasının en büyük nedenlerinden biri istikrarsız iş koşullarıdır, buna karşı ayaklanmakta kesinlikle haklılar. Ama bu neden böyle? İstihdamın istikrarsızlığına karşı yalnızca öfkelenmemeli, kapital yıllardan beri iş koşullarını esnekleştirmek için çalışıyor. Yani sonuçta bu öfkeyi öncelikle kapitalizm karşıtlığına dönüştürmeli ardından da bu kapitalizm karşıtığını politik bir görüşe dönüştürmeliyiz. Burada iki etap vardır. İsyanın gücünün, politik bilinçle birleştirilmesi gerekiyor.


0427EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

Gençler Meydana YÖK ile görüştü Y Ö K Başkanı Gökhan Çetinsaya ile görüştürülmeyen Gençler Meydana İnisiyatifi sözcüleri, YÖK tarafından oluşturulan heyete, YÖK’e dair analizlerinden ve üniversitelere dair taleplerinden oluşan dosyayı sundular.

Gençler konferansta geleceği tartıştı

“İşsizlik ve YÖK’e Karşı Gençler Meydana” diyerek çeşitli illerden Ankara’ya gelen Gençler Meydana İnisiyatifi, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde 1. Genel Konferansı gerçekleştirdi. Konferansta gençler arka arkaya söz alarak, gençlerin siyaseti meydanlara taşımaya ne kadar hazır olduğunu gösterdi. ANKARA SEÇKİN ERDOĞAN

İstanbul, Eskişehir, Ankara, Bursa, Hatay illerinden birçok genç 25 Mart pazar günü Hacettepe Üniversitesi’nde buluştu. 15 kadar üniversiteden ve birçok liseden konferansa katılan gençler, üniversite, lise öğrencisi ve işsiz gençlerin mevcut durumu ve ortaya koyması gereken mücadeleyi tartıştı.

değerlendiren Gençler Meydana İnisiyatifi üyeleri, duvar gazetesi, aylık Gençler Meydana gazetesi gibi araçları geliştirerek siyaseti kampüslere geri sokma kararı aldı.

“Bu yolda kılavuzumuz Marksizm’dir” Devrim şehitleri ve ortaya koydukları mücadele için yapılan saygı duruşunun ardından konferansın açılış konuşmasını Işıl Kurt yaptı. Kurt konuşmasında “Taksim Meydanı’nı direniş alanına Gençler meydanlara çıkacak çevirdiğimiz günlerde kurulduk. Bizler Gençler Meydana Manifestosu sunumu- buraya harç zamları sürecini kazananun ardından metinde öne çıkartılması rak, Dolmabahçe, Erzurum yollarında gereken yerler konuşulurken baskıya karşı söz hakkımız genç işsizlerin örgütlenmeiçin mücadele ederek gelsi vurgusu yapıldı. Bunun dik. Gençler Meydana’yı bu başarıldığı taktirde kapitabirikimimiz üzerine kuruyolizmin girdiği krizin, onun ruz. Bu yolda kılavuzumuz son krizi olacağı vurgulanMarksizm’dir, bilimdir, akdı. Örgütün politik hattının lımızdır. Biz kapitalizmin ışıl kurt çerçevesinin oluşturulduğu sonunu getirecek günler manifesto, alınan sözlerle için mücadele ediyoruz. Bu geliştirilmesinin ardından oybirliğiyle krizin kapitalizmin son krizi olması için kabul edildi. Gençler Meydana’nın so- elimizden geleni yapacağız.” dedi. kakta kurulduğunu vurgulayan gençler Ardından Liseliler Meydana Sözcükonferans boyunca eylemli bir süreç sü Arınç Kılıç kürsüye geçti. Liseliler geçireceklerini söylediler. Meydana sözcüsü “Bugün sorgulamayan bir gençlik yetiştirilmeye çalışılıyor. Bizler, sorgulayan ve düşünen gençler Üniversiteyi siyasallaştıracaklar Özellikle 12 Eylül faşist darbesi sonrası olarak bize dayatılan sınavlara ve ezberci neredeyse tüm alanlardan olduğu gibi eğitime karşı mücadelemizi yükselteceüniversitelerden de siyasetin uzaklaştı- ğiz.” dedi. rıldığını konuşan gençler amfileri tekrar siyasallaştırmakta kararlı. Her hafta “Gençlik umuttur” oldukları tüm üniversitelerde yaptıkları Konferansa konuk olarak katılanlardan siyasal gündem tartışmalarını başarılı Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi öğre-

Sınav sistemi bir can daha aldı

YGS sınavına bir hafta kala üniversite sınavını kazanamama korkusu yüzünden, Tuğba Kuyucu canına kıydı. Çarpık tuğba kuyucu eğitim sistemi bir öğrencinin daha ölmesine neden oldu. Merkez Yüreğir İlçesi’nin Levent Mahallesi’nde oturan Tuğba Kuyucu, 3 kez denemesine rağmen kazanamadığı üniversiteye giriş sınavına son kez hazırlanmaya başladı. Babası Kemal Kuyucu’nun ‘Kızım bu sene son olsun, artık dershaneye verecek param yok. Kazandın kazandın, kazanamazsan bir daha da sınava girmene izin vermem” demesi üzerine strese giren Tuğba Kuyucu, akşam saatlerinde ders çalışmak için odasına girdi ve uzun süre dışarı çıkmadı. Kızını merak eden baba Kemal Kuyucu, odasına girdiğinde elektrik kablosuyla, tavandaki salıncak halkasına asılı halde buldu. Kabloyu söken Kemal Kuyucu, kızını otomobille Adana Devlet Hastanesi’ne götürdü. Doktorların acil servisteki müdahalesine rağmen, Tuğba Kuyucu kurtarılamadı. Genç kızın cenazesi hastana morguna kaldırıldı. Kızının öldüğünü öğrenen baba Kemal Kuyucu, sinir krizleri geçirdi. Yarın Eğitim

tim üyesi Prof. Dr. Aziz Konukman “Siyaseti gençliğin yürüteceğini biliyoruz. Gençlik umuttur, Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin mücadeleye kattıkları ortadadır... Türkiye’de ve dünyada istihdam yaratmayan bir büyüme var. Burjuva iktisatçıları dahi bunu kabul ediyor. Bu sistem bir yandan da yoksulluk ürettiği için kapitalizmin savunucuları yoksulluğu yönetmeye kalkıyor. Ayrıca Türkiye’de eğitim düzeyi arttıkça genç işsizlik oranları da artıyor. Bugünün “istihdam” koşullarında gençlik en kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan kesimdir. Buradan geleceğe dönük olarak her kesimin umudunu çoğaltacak çalışmalar yapılmasını bekliyorum.” dedi. “4+4+4 yeni bir öneri değil” Öğrenci velileri adına konuşan Hüseyin Ülger ise “4+4+4 sisteminin amaçladığı, her şeyden önce ucuz iş gücü sağlanmaya çalışmaktır.” dedi. Bu yasanın temellerinin 12 Eylül’de atıldığını söyleyen Ülger, ana hedefin eğitimi piyasalaştırmak olduğunun altını çizdi. Çıraklık yaşını düşürerek çocuk işçiliğin de önünün açılacağını vurgulayan Hüseyin Ülger, hali hazırdaki sistemin sorunlarına değinirken yeni yasanın geçmesi durumunda devlet okulu diye bir şeyin kalmayacağı konusunda uyardı. Gençler Meydana sokakta doğdu, sokakta kuruldu Daha önce 8-9-10 Haziran’da Taksim Meydanı’nda yaptıkları üç gün-

“Toplumun ihtiyacı karşılanmıyor” İlk olarak söz alan inisiyatif sözcüsü Işıl Kurt, öncelikle YÖK’ün kapatılması gerektiğinin altını çizdi. YÖK ile ideolojik olarak taban tabana zıt olduklarını belirtti. Ardından üniversitelerin bilimsellikten uzaklaştığının altını çizerek konuşmasına başladı. Üniversitelerin toplumun ihtiyaçlarına bilimsel olarak yetişemediğini vurgulayan Kurt, son dönemde gündeme gelen eğitim sisteminde uygulanmaya çalışılan 4+4+4 sisteminin yanlış olduğunu vurgulayan beş üniversitenin açıklamalarının dikkate alınmadığını söyledi. YÖK: “TÜSİAD YÖK’ün doğal bileşeni” Şirketlerle yapılan anlaşmalarda herhangi bir sakınca görmediklerini de söyleyen Genel Sekreter, Gençler Meydana sözcülerinin TÜSİAD’ın eğitim üzerinde nasıl bu kadar söz hakkı olduğunu sorması üzerine, “Sabancı, KOÇ gibi şirketler, vakıf üniversiteleri dolayımıyla YÖK’ün içindeler” diye cevap verdi. Gençlerin dosyasında bulunan öncelikli talepler Toplantıda tekrarlanan talepler ise bilimselliğin önünün açılması için üniversitelerin sermaye ile ittifakına son verilmesi, üniversite kontenjanlarının genç işsizlik oranlarına göre belirlenmesi ve üniversitelerin işsizlik gerçeği hakkında araştırma yapmaya teşvik edilmesi, parasız eğitim hakkının sağlanması, üniversitelerde siyaset yapma hakkının tanınması. Yarın Eğitim

KESK 28-29 Mart’ta Ankara’da olacak lük oturma eylemiyle aslında sokakta kurulan Gençler Meydana İnisiyatifi, konferansın ardından yaptığı yürüyüşle kuruluşunu sokakta ilan etti. İzmir Caddesi’nden YKM önüne yürüyüş yapan gençler bu sürede yolu trafiğe kapattılar. YKM önüne geldiklerindeyse bir saat kadar oturma eylemi yapan gençlere Ankaralılardan destek büyük oldu. Gençlerin etrafında adeta bir çember oluşturan kalabalık alkışlarla destek verdi. Ayrıca çevrede bulunan gençlerden yapılan çağrıları haklı bulup eyleme katılanlar da oldu.

a s a lm o r le n e m t e r ğ ö u Ş

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, zorunlu eğitimi kesintili hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile sendikal alana ilişkin yeni saldırılar içeren yasa tasarısına karşı, 28-29 Mart’ta Ankara’da olacaklarını açıkladı. “Eğitimin sorunları daha da derinleşecek” Hükümetin 4+4+4 düzenlemesinin eğitimde yaşanan sorunları çözmek yerine daha da derinleştireceği uyarısında bulunan Özgen, “Halkın büyük bir bölümünün ve bilim insanlarının kaygılarının giderilmediği bir ortamda, tamamen ‘rövanş alma’ zihniyeti üzerinden yapılacak bir yasal düzenlemenin başta çocuklarımız olmak üzere bu topluma yarar sağlamayacağı açıktır” dedi. “Mücadeleci sendikalar susturulmak isteniyor” Hükümetin tüm toplumu baskı altında tutma amacında olduğuna dikkat çeken Özgen, Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı ve 4688 Sayılı yasada değişiklikler öngören yasa tasarısının da aynı amaçla gündeme getirildiğini ve mücadeleci sendikaları hedeflediğini belirtti. Yarın Eğitim

MEB sahte rapor alacakları uyardı

Bakanlık, Seviye Belirleme Sınavı veya Yükseköğretime Geçiş Sınavına katılacak olan öğrencilerin sahte rapor alması durumunda tedbir alınacağını açıkladı. Açıklamada, “Resmi ve özel sağlık kuruluşlarında çalışan doktorlara sağlık raporu talebinde bulunulduğuna ilişkin bakanlığımıza çok sayıda şikayet başvurusu yapılmıştır” denildi. Başkanı Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ve YÖK rıyla bir anla dek ltesi Gökhan Çetinsaya eğitim fakü Eğitim ede ştirm araya gelerek “Nitelikli Öğretmen Yeti antı topl bir adlı Fakültelerinin İşlevi ve Yeni Yaklaşımlar” gerçekleştirdi. erin nasıl seçiToplantıda eğitim fakültelerine öğrencil olacağı konuşuldu. leceği, öğrenci seçim standartlarının ne değil fakültelerin da usun Yani öğrenciler istekleri doğrult . kler istekleri doğrultusunda yerleşebilece yapılmayan Toplantının yapılma amacında ataması tme öğre nleri yeöğretmen sorununu niteliğe bağlamak, rsizliğin gündeme ni seçim süreçlerine tabi tutarak, yete getirilmesi yattığı düşünülüyor. Öğretmenleri çıkarcılıkla eleştirdi retmenler bana Dinçer, eğitim fakültesi dekanlarına, “Öğ

orlar. Öğretmenlesadece atamaları sormak için mesaj atıy an çok genel ve rimizin aslında biraz daha kişisel çıkarlard farketmelerini u ğun ulusal çıkar ve hedeflerin önemli oldu i çıkarcılıkla nler özellikle rica ediyorum.” diyerek öğretme eleştirdi. Öğretmenler 3. sırada den, birçok alt Dinçer “Eğitim sistemi birçok değişken okullar, derslik cisi birin sistemden oluşuyor. Bunlardan olojik ve bilgi tekn ı, sayıları; ikincisi okulların donanım im sistemineğit altyapısı; üçüncüsü öğretmenler.” diyerek . İhtiyaç oldu ermiş de öğretmenleri koyduğu yeri de göst in tmenler eğitim olduğu halde ataması yapılmayan öğre la giderek düşsistemindeki yeri yeni eğitim politikalarıy tüğü gözlenmektedir. Yarın Eğitim

Öğrenciler neden rapor alıyor? 8 yıl boyunca eğitim almış ilköğretim öğrencilerinin ve 12 yıl boyunca eğitim almış lise öğrencilerinin neden rapor aldıklarına değinmeyen bakanlık, bu davranışlarda bulunanlara ceza verileceğini açıkladı. Bir öğrencinin devletin eğitim kurumundan vazgeçip özel sektöre bu kadar bağlanmış olması eğitim sistemimiz için büyük bir problem olarak durduğu gözleniyor. Öğrenciler zorunlu olduğu için okula gittiklerini ve çoğu zaman eksiklerini dershanelerde tamamladıklarını dile getiriyor. Ceza değil çözüm Eğitimin bu derece eşitlikten uzak, paralı hale getirilmiş olmasının sorgulanması bu konuya bir çözüm bulunması gerekirken Milli Eğitim Bakanlığı bunu görmezden geldiği düşünülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın asıl problemi es geçerek aldığı bu ceza kararının öğrencileri ve dershaneleri nasıl etkileyeceği bilinmez ancak tartışma konusu olacağa benziyor. Yarın Eğitim


27 MART 2012 YARIN

Şili’de halkın öfkesi dinmiyor

Şili’de bir ayı aşkın süredir protesto eylemleri sonucunda, hükümet geri adım attı. Hükümet, bölgelerine yatırım yapılmasını ve işsizliğin azaltılmasını isteyen halkla görüşmeyi kabul etti. Hareketin liderleri, hükümete içinde yüksek petrol fiyatları için yardımın ve vergisiz bir yiyecek alanının yaratılmasını içeren 11 talepten oluşan bir liste sundu.

Dünya Turu

Gerekirse yeniden devrim yaparız

ŞİLİ RIFAT ÇAPAR

Güney Amerika ülkesi Şili’de, Aysen bölgesi sakinleri 1 aydır sokakta... Bölgeye yatırım yapılması ve işsizliğin azaltılması için eylem düzenleyen halkın son eylemine polisin müdahalesi sert oldu... Çıkan olaylarda 19 kişi yaralandı... Şilili öğrenciler de Aysen bölgesinde protesto gösterisi yapan işçilere destek verince, başkent Santiago’da sokakları da savaş alanına döndü. Maaş dışında her şeyin fiyatı artıyor! Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem) Ulusal İlişkiler Komisyonu, bir ay süren eylemleri şu şekilde değerlendirdi. “Senin sorunun benim sorunumdur, diyen Aysen bölgesindeki toplumsal hareket, yakıt fiyatında indirim ve yüksek maliyetler nedeniyle bölgede yaşamakta zorlandıkları asgari ücretin artırılmasını talep ediyor. Ne kadarlık bir artırma? Bu sosyal harekete katılan Balıkçılar Sendikası yöneticisi Henry Angulo, ülkenin geri kalanındakinden daha fazla diye yanıtlıyor. Sıradan yiyeceklerin fiyatları korkunç; bir kilo ekmek 1 dolar 400 cent ve domates 2 dolar. Yazın karpuz gibi hoş tatları bile 3 dolarla 3,5 dolar arasında değişiyor. Aysen’deki ANEF’in genel sekreteri Hernaldo Saldivia da, “Bölge için çok temel bir ihtiyaç maddesi olan kereste harcaması her ay için 90 dolara maloluyor” diye belirtiyor.Talepler, çok sıradan olmasına rağmen reddedildi: Bunlar, Şili’nin en güney köşesinde yaşayabilmek için gerekli olan şeylerdir. Fakat tekellerin girişimcileri ve onların politik temsilcileri, işçilerin cebinden spekülasyon yoluyla sürekli olarak para hortumlamaktadır. Fakat ne halk ne de işçiler kör değil. Şili Komünist Partisi olarak Aysen Liman işçilerinin büyük bir cesaret ve onurla yürüttükleri mücadeleyi destekliyoruz. Onların mücadelesi Şili’nin geleceğini aydınlatacak bir fener gibidir; güçlenerek büyüyecek ve bu eşitsiz, baskıcı ve vurguncu düzeni sarsacak, taşları yerinden oynatacaktır. Çünkü bu müca-

Mısır’da Müslüman Kardeşler’le ülkede iktidarda bulunan Yüksek Askeri Konsey arasında başlayan gerginlik karşılıklı açıklamalarla sertleşti. Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu olan Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Yüksek Askeri Konsey tarafından atanan Kemal Genzuri hükümetinin istifa etmesini istemesi ve hükümet hakkında gensoru önergesi vermeye hazırlanmasıyla başlayan gerginlik, karşılıklı açıklamalar ile yeni bir boyut kazandı. Yüksek Askeri Konsey tarafından atanan Kemal Genzuri hükümetinin gensoruyla düşürülmesi halinde Halk Meclisi’ni fesih edeceği yönünde tehditte bulunduğunu ileri süren Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu olan Hürriyet ve Adalet Partisi, resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada ‘’Gerekirse yeniden devrim yaparız’’ açıklamasında bulundu. Yüksek Askeri Konsey’in belirtilen süre içerisinde yetkilerini sivillere devretmesi gerektiği de söz konusu açıklamada yer aldı. Müslüman Kardeşler daha önce yaptıkları açıklamalarda, ağırlıklı olarak Kemal Genzuri hükümetinin istifa etmesi gerektiğini ve ülkede bir birlik hükümeti kurulmasına imkan tanınması görüşünü savunuyordu. Kemal Genzuri hükümetinin kötü bir yönetim gösterdiği, planlamalar yapamadığı ve birçok olayda aciz kaldığını ileri süren Müslüman Kardeşler, Mübarek’in istifasını verdiği 11 Şubat 2011 tarihinden itibaren sorumluluklarının bilincinde bir hareket tarzını benimsediklerini belirtiyor. YARIN DÜNYA

deleyi kendi elleriyle inşa ettiler ve onu sonuna kadar savunacaklar. Sonunda biz kazanacağız!” Şili’de öğrenciler sokaktaydı Geçtiğimiz haftalarda ise, ücretsiz ve nitelikli eğitim için mücadele eden liseli öğrenciler başkent Santiago’da yürüyüş yaptı. Yüzlerce öğrencinin katıldığı yürüyüşe polis saldırdı. Şili’de geçtiğimiz yıldan bu yana eğitimin parasız ve nitelikli olması talebiyle sokaklarda olan lise ve üniversite öğrencileri pek çok kazanım elde etmiş, ancak eğitimin parasız olmasını sağlayamamışlardı. Öğrenciler, yeniden Şili sokaklarına çıkmaya başladı. Eğitim reformunun taleplerini tam olarak karşılamadığını ve geçen seneki eylemlerde 100 öğrencinin okullarından atıldığını söyleyen lise öğrencileri başkent Santiago’da eylemdeydi. Parasız eğitimi alana kadar mücadele edeceklerini söyleyen liseliler Eğitim Bakanlığı’na yaptıkları yürüyüşle eylemlerini tamamladılar.

Şili hükümeti protestocularla görüşmeye başladı Associated Press’ten Federico Quilodran’ın haberine göre, Şili hükümeti Aysen bölgesinde süren 40 günlük çatışmanın ardından protestocularla görüşmeyi kabul etti. Aysen bölgesinde hayat pahalılığından yılan insanlar yolları bloke etmiş ve polisle çatışmıştı. Gelecek hafta Santiago’da yapılacak görüşmeler için iki taraf da Cuma günü anlaşmaya vardı. Hareketin liderleri içinde yüksek petrol fiyatları için yardımın ve vergisiz bir yiyecek alanının

yaratılmasını içeren 11 talepten oluşan bir liste sundu. Şili’de güney bölgelerde herşey başkentin 1,700 km uzaklığındaki yerlerden çok daha pahalı. Sebastian Pinera’nın başkanlığındaki hükümet polisi geri çekmeyi kabul etti. 21 Mart’ta Şilili eylemciler Santiago’nun merkezinde , polise karşı ve Aysen bölgesinde süren eylemleri desteklemek için barikatlar kurdu. Şili’nin güneyinde Aysen bölgesinde oturan binlerce kişi yemek ve gaz kısıntısından dolayı yakıt fiyatlerının da artmasıyla yolları bloke etmişti.

Avrupa halkları meydanları terk etmiyor İrlanda’da da krizden kaçamadı 2011 yılında 0,7% oranında büyüyen İrlanda ekonomisi son dönemde %0,2 oranında küçüldü.

IMF, ithalat sayesinde Mart ayında da İrlanda’nın ekonomisinde büyümenin devam edeceğini öngörmüştü, ancak ekonomi durgunluk dönemine girdi. 2010 yılında İMF İrlanda’ya 83 milyar euro yardımda bulunmuş ve buna karşılık İrlanda’ya sıkı bir kemer sıkma politikası uygulatmıştı. Portekiz: Avrupa’nın bir sonraki Yunanistan’ı Portekiz’deki yılın ilk genel grevi çok başarılı geçti. Özellikle ulaşım yollarının etkilendiği greve kamu sektöründen katılım yoğun oldu. Havaalanlarından hiç bir uçuş yapılmazken, trenlerin üçte dördü iptal edildi. Lizbon’da metro kapatıldı. Portekiz Emekçileri Genel Konfederasyonu’nun (CGTP) Genel Sekreteri Armenio Carlos, 22 Mart’ta yoğun katılımlı genel grevin ardından direnişin dozunu arttırmak istiyor. Humanite gazetesine röportaj

veren Carlos, 22 Mart’ta CGTP’nin hükümetini protesto etti. Pazar günkü protesto eylemi 29 çağrısıyla yapılan genel grevle ilgili “Bu üç eksen çevresinde oluşturul- Mart’taki genel grev için bir hazırlık muş bir mücadele günüdür. Birincisi olarak algılandı. 10 Şubat’ta kabul : istihdamla ilgili işten çıkarılmaları edilen reform işten çıkarılmayı kokolaylaştırmayı ve iş gülaylaştırıyor. CCOO vencesini azaltmayı önsendikasının Genel gören yeni reform projeSekreteri “Bu dayasidir...İkincisi : devletin tılan reform, sınırsız toplumsal işlevlerine ve bir şekilde patronun kamu sektörüne olan isteğine bırakarak saldırılardır. 22 Mart çalışma hakkına bir son veriyor...Toplu aynı zamanda halkın AVRUPA sözleşmeleri çöker%25 oranında olan GÜNLÜĞÜ fakirliğine karşı da bir tiyor ve ilk defa mücadele günüdür...” kamuda işten çıFikriye Yılmaz dedi. Portekiz’in dayakartmanın yolunu tılan politikalar nedeniyle açıyor.” diye konuştu. borçlarının arttığını ve ekonominin UGT sendikasının genel sekretebüyüyemediğini ifade eden Carlos ri Candido Mendez ise “derin top“2010 yılındaki birinci istihdam lumsal saldırılara” karşı bir hareketin reformunun sonucu olarak, işsiz- olması gerektiğini düşünüyor. “Her lik oranı yükselmeye devam edyor. şeye son vermek pahasına ekonomik (%14,8)” diye konuştu. krizin, etik olmayan şekilde kullanılmasına hoşgörü göstermeyeceğiz.” diyor.

İspanya’da protesto eylemleri devam ediyor Bu ay ikinci defa yeni istihdam reformuna karşı İspanyollar sokağa çıktı. Geçtiğimiz Pazar günü bir milyondan fazla insan sağcı Mariano Rajoy

29 Mart’taki genel grevden bir gün sonra Mariano Rajoy’un 2012 bütçesini sunacak. Sendikalar derinleşen toplumsal

krizin farkındalar. Kriz ve işsizlik İspanyolların hayatlarının en küçük alanına dahi nüfuz etmiş durumda. Örneğin, 15 Mart Perşembe günü yayınlanan bir araştırmaya göre bugün İspanya’daki 6-12 yaş arası çocukların en çok duyduğu kelime “kriz”. Yunanistan’da doğru politikayı uygulamadık!

Tibetli genç Çin’e karşı kendini yaktı Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bir Tibetli, Çin Devlet Başkanı’nın ülkeye yapacağı ziyareti protesto etmek için kendini yaktı. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun bu hafta düzenleyeceği Hindistan gezisi öncesinde Yeni Delhi sokakları Çin’in Tibet politikalarının eleştirildiği bir protestoya sahne oldu. Eylemin en dramatik bölümü ise bir Tibetlinin kendisini ateşe verdiği dakikalardı. Jamya Yeşi adlı Tibetli, kendini yaktıktan sonra yaklaşık 50 metre boyunca alevler içinde koştu. Çevredekiler tarafından söndürülen adamın, daha sonra hastaneye kaldırıldığı ve durumunun ciddi olduğu açıklandı. Tibetliler, 60 yıldan fazla bir süredir Çin’den bağımsızlıklarını kazanmak için mücadele veriyor. Çin’in 1950’de Tibet’i işgal etmesinin ardından, Tibetliler’in ruhani lideri Dalay Lama, Hindistan’a göç ederek burada Sürgündeki Tibet Hükümetini kurdu. Bugüne kadar 30’dan fazla Tibetli, işgali protesto için kendini yaktı. YARIN DÜNYA

İsrail halkı İran’la savaşa karşı

Eurogrup AB üyesi ülkelerin ekonomi bakanlarında oluşan danışma kuruludur. Eurogrup’un Başkanı Jean-Claude Juncker 18 Mart günü, Yunanistan’daki Kathimerini gazetesine verdiği röportajda dayatılan kemer sıkma politikalarının Yunanistan’ın büyümesine karşı olduğunu kabul etti. “Finansın canlanması için çok sert davrandık ama diğer önemli parametre olan büyüme kariısında çok zayıf davrandık.” diyerek “Yunanlıların durumunun kötüye gitmesine” çok üzüldüğünü belirtti. Yunanistan Merkez Bankası, ekonomik resesyonun bu yıl yüzde 4,5 daralma ile beklenenden kötü olabileceği uyarısında bulundu.

İsrail’de yüzlerce savaş karşıtı, nükleer enerji programını bahane ederek İran’a saldırma niyetindeki Netanyahu hükümetini, bundan vazgeçmesi için uyardı. Ülkede yapılan bir araştırmaya göre ise halkın %58’i İran’la olası bir savaşa karşı çıkıyor. Gerçekleştirilen savaş karşıtı eylemde eylemciler, İran üzerindeki artan baskının sonuçları telafi edilemez bir bölgesel savaşa dönüşebileceği endişelerini dile getirdiler. Yüzlerce kişinin katıldığı eylemde “İran’la savaşa hayır”, “Bomba değil müzakere” sloganları atıldı, “İranlılar, ülkenizi hiçbir zaman bombalamayacağız, sizi seviyoruz” dövizleri taşındı. Savaşa Son Koalisyonu Başkanı Jeremy Corbyn “İran’ı yalnızlaştırma ve İsrail’in tehditlerine devam etmesini izin verme, çok tehlikeli gelişmelere gebe olacak” şeklinde konuştu. Corbyn, insanları İran’a muhtemel bir saldırının yaratacağı sonuçları düşünmeye davet ederek, bunun hem dünya ekonomisini son derece kötü etkileyeceğini hem de tassavvur edilemez bir beşeri kayba yol açacağını vurguladı. Corbyn “Eğer savaş köpeklerinin tasmalarını elimizden kaçırırsak, hepimiz pişman olacağız” diyerek sözlerini noktaladı. Aybaşında İsrail’deki Haaretz gazetesinin, Tel Aviv üniversitesi ile işbirliği içinde hazırladığı araştırmaya göre İsrail vatandaşlarının yüzde 58’i İsrail’in İran’a saldırmasına karşı çıkıyor. YARIN DÜNYA


Yarın’dan Zeynep Özel’e selam

8 Eylül 2011 tarihinde Kahramanmaraş 5. Zırhlı Tugay 1.Mekanize Taburu’nda nöbette intihar ettiği açıklanan Eren Özel’in annesi Zeynep Özel, oğlunun cenazesinde Türk askerinin verdiği bayrağı geri iade etmişti. Zeynep Özel yazdığı mektupla ‘’vatan sağolsun

Mizahın siyasete bakışı

Birgün gazetesi kültür sanat editörü olan Ali Şimşek aynı zamanda İstanbul Üniversitesi iletişim Fakültesi’nde hocalık sanat alanlarında devam ediyor. Mizahın siyaset yapması için Türkiye’de çok büyük bir alanının olduğunu belirten Şimşek, mizahın siyasete ivme kazandıracağını söylüyor. istanbul berna dülger

Ali Şimşek siyaset için sadece siyasetin yeterli olabileceğini, mizahın ya da herhangi başka bir alanın sadece siyasete ivme kazandırabileceğini söyleyerek başlıyor sözlerine. Ancak Türkiye’de 70’lerde Gır gır dergisiyle başlayan mizah, 2000’lere geldiğimizde Penguen, Uykusuz, Leman gibi dergilerle devam ettiğini belirten Şimşek, bu dergilerin lise ve üniversite öğrencilerinin siyaset yapmasında önemli ölçüde etkisinin olduğunu söylüyor. Şimşek ayrıca, Türkiye’nin dünya genelinde en çok mizah dergisi okunan ülkelerden biri olduğunu vurguluyor. Türkiye’de bir vapura bindiğinizde dahi mizah dergisi okuyan birini görmenin mümkün olduğunu söyleyen Ali Şimşek, ‘’Elbette ki bu dergiler sayılarında siyasete yer veriyor” diyor. Ancak dergileri siyasetten çok bu konuları kişilerin kendilerini var etme çabası gibi ele aldıklarını, örneğin kadın sorunlarını kadın-erkek ilişkilerinden ibaret yansıttıklarını söyleyen Şimşek, siyasete asıl bakışın bundan farklı olması gerektiğini savunuyor.

“Alt sınıfa bakış değişti” Özellikle 90’lı yıllarda Leman dergisiyle birlikte mizah dergilerinin sınıflar arası çelişkileri görmezden gelerek, alt sınıfa üstten bir bakış açısıyla yer verdiğini söyeleyn Şimşek, 2000’lerde bu durumun bir derece değiştiğini ve alt sınıfı daha sahiplenen bir yerden mizahçılık anlayışını sürdürdüklerini anlatıyor. “Örneğin günümüzde mizah dergisinde yer alan çizgili pijamalı ‘Fırat’ karakteriyle dalga geçilmiyor.” Diyor. Bunun sebebini ekonomik krizin

18SORU ezgi solmaz

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

öğrenci - eskişehir

1. En sevdiğiniz erdem? Hoşgörülü olmak. 2. Başlıca özelliğiniz? Enerjik oluşum. 3. Mutluluk nedir? Hayalleri gerçekleştirmek. 4. Mutsuzluk nedir? Umudunu yitirmek. 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Mükemmelliyetçilik. 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Takıntılı olmak. 7. En sevmediğiniz şey? Yanlış anlaşılmak. 8. En sevmediğiniz kişiler? Bencil insanlar. 9. En sevdiğiniz iş? Spor yapmak. 10. En sevdiğiniz şair? Can Yücel. 11. En sevdiğiniz yazar? Paulo Coelho. 12. Kahramanınız? Rosa Luxemburg. 13. Kadın kahramanınız? Nergis. 14. En sevdiğiniz çiçek? Mavi. 15. En sevdiğiniz renk? Toprak rengi. 16. En sevdiğiniz yemek? Yoğurt. 17. En sevdiğiniz düstur? Pire için yorgan yakma. 18. En sevdiğiniz söz? Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun.

bir getirisi olarak gören Şimşek, bu dö90’lı yılların mizahının üst sınıfı görüldüğünü belirtiyor. Son derece ponüşümü ‘mahalleye bir dönüş’ şeklinde da değil, daha çok alt sınıfı ihbar eden litik dergiler olmamasına rağmen, bir okuyor. Politikanın da ancak mahal- bir mizah olduğunu söyleyen Şimşek, şekilde sol bir duyuya yer verdiklerini lelerden çıkabileceğini anlatarak, bu “Kaldı ki bu sadece mizah dergileriyle söyleyerek, bunun son derece önemli değişimin son derece önemli olduğu- kalmamış, Okan Bayülgen, Serdar Tur- olduğunu vurguluyor. nu vurguluyor. Artık mizah dergileri gut gibi isimler türemiştir. Bu isimler sadece üniversite gençliği tarafından bugün türediyse 80 sonrası mizah diliokunmuyor diyen Şimşek, halkın mi- nin bir sonucu olarak türemiştir” diyor. zah dergilerinde kendisinden bir şeyler bulduğunu, bu yüzden de Yeni mizah tam politik değil ancak daha mahalleye bu dergileri okumayı tercih dönük ettiğini söylüyor. Ayrıca günümüz miBugün var olan mizahın da zahçılarında önemli bir kıolması gereken politiklikrılmanın olduğunu söyleyen te olmadığını belirten Ali Ali Şimşek, Umut Sarıkaya Şimşek, en azından bugün ali şimşek gibi mizahçıların orta sınıf ihbar niteliği taşımıyor ya ailelerde yetişmiş çocuklar da Okan Bayülgen ağzınolmasına rağmen, toplumda var olan dan daha uzak diyor. Bugün yüzünün kırılmayı çok iyi gördüklerini ve ken- daha halka dönük olduğunu da ekleyen dilerinin de bu kırılmanın birer parçası Şimşek, bu halinin alt sınıfla barışık ololduklarını belirtiyor. 90’lı yıllarda ya- duğunu vurguluyor. ratılan entelektüel mizahçı profilinden uzaklaşarak halka yaklaşmanın önemi- Politik gençlik mizah dergilerinin ni vurgulayarak, bugünün mizahçıla- konusunu da belirliyor rının çok da entelektüel olmamaların- Günümüz gençliğinin 10 yıl öncesinin dan duyduğu memnuniyeti anlatıyor. gençliğiyle kıyaslandığında son dere“Çünkü fazla entelektüel olmak politika ce politik olduğunu belirten Şimşek, yapmayı engelleyen bir şey olur” diyor. 902ların enkazıyla yeni yeni hesaplaşıBütün bunların sonucu olarak da 90’la- lıyor ve yepyeni politik bir kuşak uyanırın mizahı ile bugünün mizahını karşı- yor diyor. Çıkan mizah dergilerinin de laştırdığımda, bugün daha adlandıran ona göre şekilleniyor. Penguen, Uykuve daha sıfatlara bürünmüş bir mizah suz gibi dergilerin tutuklu gazetecilergördüğünü hatta daha az ihbar eden bir den, AKP’nin türlü politikalarını teşhir mizah gördüğünü belirtiyor. etme gibi konuları kapak ettiğininin

demiyorum’’ dedi. Benim oğlumun sol yanı yoktu, parçalanmıştı diyen Özel, oğlunun sordu. YARIN Oğlu 04 hesabını EKiM 2011 askerde öldürülen, intihar süsü vermek isteyenlere karşı mücadeleyi bırakmayan Zeynep Özel’e Yarın çalışanları olarak selamlarımızı yolluyoruz. MALATYA YARIN

Medyatik ‘duyarlılık’ Medya sektöründe bir cefakâr Türk polisi- ni bilinç‘sanatçı’ olarak var ol- li bir şekilde yüceltmesi de manın başlıca şartlarından biri izleyiciler üzerinde kurulmak ‘duyarlı’ olmak ya da öyle gö- istenen tahakkümün araçlarırünmektir. dır. Van depreminde yüzlerKapitalist mantığa göre bir ce kişinin ölümü haberinden şirketin ayakta kalabilmesi için sonra, Türk halkının bu faciayı sosyal sorumluluğunun farkın- ‘ilahi adalet(!)’ olarak görmesi, da olması gerekir. Aynı şekilde medya tarafından körüklenen yaptığı işin ticari boyutunu kör faşizmin sonucudur. düşünen biri için de, medya sektöründe ayakta kalma yolu Peki, bu duyarsızlığa kim dur yine bu duyarlılıktan geçer. demeli? Söz konusu duyarlılık, en Bu konuda birinci dereceden genel anlamıyla insanlara ken- sorumlu Bakan Fatma Şahin, dini beğendirme çabası olarak bir şey yapmak bir yana medyadaki kadına yögösterilmeye çalışılır. Bu bir sistem nelik duyarsızlık ya da olayın eleştikarşısında sıradan risi değil yalnızca bir televizyon izbunu teşhir etme leyicisi olarak kalçabasıdır. mayı tercih ediMedyanın yor. Anlı’nın tutumu çözüm da sıkı bir taSANSÜRSÜZ üretmek bir kipçisi olan Şahin, daha önce yana, sistemin İlder Onal sorunlarına ilprogramı bilgigiyi arttırarak onu lendirici bulduğumeşrulaştırır. nu belirtmişti. Kutsal ailenin ve Bunu görmek için birkaç özel mülkiyetin bakanı Şahin örneğe bakmak yeterlidir. en klasik cevap olarak “Hukuki Habertürk gazetesinin, Ma- süreci takip ediyoruz” yanıtını nisalı iki çocuk annesi 38 yaşın- veriyor her defasında. daki Şefika E.’nin sırtında bir Bu karamsar tablo dışında ekmek bıçağı ile kanlar içinde bir de sanatçı duyarlılığı mesürmanşette yer vermesi bile bu selesi var. Günümüzde halka “duyarlılık”ın bariz bir örneği. üstten bakmanın bir çeşidi olan Her zaman kadına şiddet ko- bu duruş, göstermelik kampannusunda hassasiyetini dile ge- yalar ve toplum çalışmaları ile tiren medya, bu durumu tiraj kendini gösteriyor. yapmak adına insani değerleri Bu dayatmayı apolitik buhiçe sayarak kullanıyor. lamayız. Bize verilen mesaj Yine aynı gazetenin geçen apolitik olun uyarısı olsa da, ay gündeme gelen “utanç söz- sistemin yapmaya çalıştığı şeleşmesi” haberinde Antalya’da yi -onların çıkarına uyacak bir tecavüze uğrayan genç kız ile biçimde- politik bulmalıyız. Bu ilgili olarak, haberin içeriğini bilinçli bir siyasetin ürünüdür saptıran ifadeler kullanması, sonuçta. habercilik mantığını gösteriyor. Kitleleri toplumsal sınıfBasın tarafı bir yana, tele- larına göre ayrıştıranlar, bu vizyon ekranlarında yargıçlığa mesafeli duruşlarını içi boş soyunan Müge Anlı gibi ör- entelektüellik çerçevesine sığdınekler var. Türkiye’de gündem rıyorlar. Herhangi bir konuda olan çoğu kadın meselesini hassasiyet göstermenin mutlak program malzemesi olarak kul- sonucu bunun için bir mücadelanan biri Anlı. Aşırı milliyetçi le vermekse eğer, medyanın isve muhafazakâr tutumu; onun ter basın yoluyla ister şahıslarla sistemi eleştirmeyi, teşhir etme- vermeye çalıştığı cevap gerçek yi değil sistemi korumasını ge- anlamıyla “duyarsızlık” tır. tiriyor. Mağdurları aşağı görüp, -yüce Türk adaleti ve fedakâr

Haftanın ajandası Sunuma Gidelim

Hem tanıdık, hem yepyeni 2008’de çektiği “Ölümcül maya başlıyor. Sonrası ise, işi teklif Takip” ile psikopat bir katilin eden ‘patron’ başta olmak üzere iyiyle anatomisini çizerken karşısına koy- kötünün birbirine karıştığı, entrikalı, duğu ‘iyi’ polisin de yeri geldiğinde bol kanlı ve kaçıp-kovalamacalı bir psikopatlaşabileceğini gösteren Na aksiyon. Hong-Jin, bunu yaparken seyirci Meşhur şarkı sözündeki gibi ‘hem olarak bizim de ‘intikam’, ‘öç’ gibi tanıdık, hem yepyeni’ bir aksiyon duygular karşısında ne var karşımızda. Hikatür bir katarsis yaşayenin tanıdık gelmesi, dığımızı sorgulatmışsıradan bir adamın tetikçiye dönüşmesinden, tı. İkinci filmi “Ölüm Denizi”nde ise yine suç caddelerdeki amansız ve ölüm temaları etrafıntakip sahnelerinden, da dolaşıyor. şiddetin tüm çıpHikaye tam bir ‘kaylaklığıyla ve grafik FİLMİ OKUMAK beden’ sayılabilecek olarak gösterilmesinGu-Nam’ın başından den kaynaklanıyor. Onur Toper geçiyor. Kuzey KoreYenilik ise, tüm bu Çin-Rusya arasındaki saydıklarımızın bilinçtampon bölgede yaşayan, bu anlam- li, ince ince hesaplanmış bir sinema da hiçbir yere ait olmayan taksi şöfö- anlayışıyla servis edilmesi… Öykü rü Gu-Nam, karısı Kore’ye çalışmaya anlatımı, oyuncu yönetimi, atmosfer gidip ortadan kaybolduktan sonra yaratma, gerilim yükseltme ve de en kendini tümden bırakıyor. Küçük mühimi ‘kurgu’ konusunda en ufak kızına babaannesi bakarken, kendi bir sıkıntısı olmayan yönetmen, tür de kumarla, uykusuzlukla ve borçlar- sinemasına da bu açıdan sağlam bir la cebelleşiyor. Derken Kore’de tanı- katkıda bulunuyor. madığı bir adamı öldürmesi karşılığı Henüz iki film yönetmiş olmasına yüklü miktarda para teklif edilince karşın Hong-jin’in bundan sonraki yola koyuluyor ve cinayeti tasarla- işlerinin de benzer çizgide olacağını,

Kapital Sunumu EHP Siyasi Büro üyesi Gülsüm Kav’ın sunumuyla yapılan Kapital okumalarının 10. Oturumu 29 Mart Perşembe günü saat 20:00’da EHP İstanbul İl Örgütü’nden canlı yayınla gerçekleştiriliyor. Tam 9 haftadır devam eden Kapital sunumları, Kapitalizme mikroskopla bakmaya devam ediyor. Her hafta Kapital’in 1. Cilt’inden bir bölümün sunumunun yapıldığı okumalarda, bu hafta 6. Bölüme yer verilecek. Bu çok ince elenip sık dokunmuş tarihi eseri, daha iyi anlamak, tartışmak, soru sormak için önemli bir fırsat…

Festivale Gidelim 31. İstanbul Uluslarası Film Festivali

halktan, alt sınıftan portreler çizerken politik anlamda arka planı hakkıyla dolduracağını kestirebiliyoruz az çok. Oyun içinde oyun şeklinde ilerleyen, iyi-kötü ayrımını keskin çizgilerle belirlemek yerine ‘denge’yi tercih eden ve dingin ama hoş bir finalle sona eren “Ölüm Denizi”, ‘iyi’ bir aksiyon izlemek isteyenleri tatmin edecek güçte bir yapıt.

31. İstanbul Uluslar Arası Film Festivali bu yıl 31 Mart - 15 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor ve sinemaseverleri iki hafta süresince birbirinden iyi filmleri kovalayacakları yorucu ama zevkli bir maraton bekliyor. 31 yıldır çizgisini hiç bozmayıp, günümüze dek çıtayı hep yükselten ve İstanbullulara sinema coşkusunu yaşatan organizasyon, 31 Mart Cumartesi günü start alacak. Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nın yanında, kısa filmler, belgeseller, toplu gösterimlere de yer veren, klasiklerin yanında dünya sinemasının da en yeni örneklerini de seyirciyle buluşturan İstanbul Film Festivali, yoğun bir programa sahip…

Sergiye Gidelim ‘Anne Frank- Günümüz İçin Bir Tarih’ Sergisi Kadir Has Üniversitesi, Türk- Hollanda dostluğunun 400. yılı kapsamında, Yahudilere yapılan soykırımın bir sembolü haline gelen Anne Frank’ı hayatını anlatan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Açılışı özellikle Irkçılığa Dayalı Ayrımcılığın Yok Edilmesi Günü olan 21 Mart’e denk getirilen ‘Anne Frank-Günümüz İçin Bir Tarih’ adlı sergi soykırımı küçük bir kızın gözünden anlatıyor. Yarın yaşanabilecek benzeri ırkçı vakaların önüne geçmeyi amaçlayan etkinlik, üniversitenin Cibali kampüsünde 6 Nisan’a kadar açık kalacak.

Yarin25  

10 Şu öğretmenler olmasa Gazeteniz Yarın Fransa’da düşünür Alain Badiou ile söyleşi gerçekleştirdi Özel sektörün 2004’te 36 milyar 852,3 mil...