Issuu on Google+

Kızları öldürülen aileler hesap sordu

Pozantı Cezaevi’nde yaşananların iç yüzü

Pozantı Cezaevi’nde yaşananları ortaya çıkaran Doktor Didem Gediz Gelegen Yarın’a konuştu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kızları öldürülen ailelerle birlikte önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda sonra da TBMM ’de milletvekilleriyle görüşmedeydi. Peki, aileler ne istedi?

07

AİHM Türkiye’ye Uğur Kaymaz’ı sordu Öldürülen Uğur ve babası için AİHM Türkiye’den savunma istedi. 5

09

1 milyon 239 bin kişi Gelir testinin ilk sonuçlarına göre muayene olabilmek ve ilaç alabilmek için aylık 35 lira prim ödemek zorunda. www.yarinhaber.net

13 mart 2012 salı l sayı:23 l 1 tl

Esenyurt’ta Marmara Park inşaatında yangın çıktı

Yaralı bir sırtlan

HAKAN ÖZTÜRK AKLIN YOLU

3

Katil olanlar

SİBEL UZUN UYANIS Ş

4

Femen mi Feminizm mi?

GÜLSÜM KAV ANA FİKİR

5

TÜİK’e göre mutluymuşuz

Çadırlar yandı 11 işçi öldü Ece Türkiye ve Kayı İnşaat’ın milyon dolarlık yatırımı Marmara Park inşaatında çıkan yangında 11 işçi güvenliksiz ve denetimsiz çalıştırmadan öldü. Sorumlu şirketler 3 kuruş fazla para vermemek için işçileri malzeme konan naylon çadırlarda yatırmış, -3 derecede çamurlu suların içinde elektrik sobalarıyla ısınmaya mahkum bırakmış, devlet ise hiç oralı olmamış.

İşsizlik rakamları konusundaki açıklamalarıyla, gerçekler arasında dağlar kadar fark olan, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bu sefer de Türkiye’nin %62,1’inin mutlu olduğunu söylüyor. Nüfusun ortalama %25’inin işsiz olduğu, her gün 5 kadının öldürüldüğü, gazetecilerin, öğrencilerin tutuklu olduğu bir ülkede %62,1’i mutlu olabilir mi? toplum 2

Eğitimde her gün bir yeni değişiklik Milli Eğitim Gençlik Kültür Spor Komisyonu’nda yarım saatte oylanarak kabul edilen 4+4+4 yasa teklifinde değişikliklerde, tartışmalarda bitmiyor. Okula başlama yaşı pedagogların tüm uyarılarına rağmen aynı kaldı. SBS’nin kaldırılacağı iddialarından sonra yerine yeni bir sınav geleceği söylendi. Lise programındaki değişiklikler de kafaları karıştırdı. eğİtİm 10

İsrail, Gazze’ye saldırdı

Aileler Adli Tıp Kurumu önünde

Esenyurt’ta yanarak hayatını kaybeden 11 işçinin aileleri Adli Tıp Kurumu önünde cenazelerini bekliyor. güncel 3

Kapitalistler insan haklarını korumak adına ama aslında devrimi kontrol etmek ve Orta Doğu’daki petrolü kontrol etmek için askeri müdahaleye niyetleniyor. 7500’den fazla insan Suriye’de ölürken, petrol üreten ülkelerin kontrolü hakkında endişelenen kapitalistler, amaçlarına ulaşmak için değişik meclisleri ellerinde tutuyorlar. dünya 11

Roboski’yi konu eden bir sergi: “Nefes” Sanatçılar son dönemlerde yaptıkları sanatı toplumsallaştırıyor. Devletin, sanatçılar da dahil toplumun neredeyse her kesimine uyguladığı baskı politikalarına sessiz kalmayan sanatçı ve aydınlar da sanatlarıyla ya da yaptıkları açıklamalarla tepkilerini dile getiriyor. Sanatçıların halkın arasından verdikleri bu tepkiler yüzlerini halka döndüklerini gösteriyor. kültür - sanat 12

0507 ALO 516 YARIN 8535

Abonelik Dağıtım Öneriler

Tedbirsizlikten öteye bilinçli olarak kurulmuş bir tuzak görünümünü andıran bu ihmal zincirinin bedelini yine işçiler ödedi. Sorumlu şirketlere yönelttiğimiz tüm sorular ise cevapsız kaldı. ‘Lüks, konfor, rahatlık, güvenlik’ gibi sloganlarla yapılan bu binaların sahiplerinin daha çok kar etmek uğruna işçileri ölüme göndermesine emekçiler tepkili. Daha birkaç gün önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı görüşmelerinde “Yakında taşeronlaşma ilgili öneri getireceğiz bazılarınız üzülecek.” diyerek taşeronu ve taşeronluk düzenini savunmuştu. Anlaşılan o ki her biri birer piramit inşaatı gibi ölümler pahasına güvenliksiz yapılan bu işleri denetleyecek, gerekirse durduracak veya ceza kesecek bir devlet yok. Firavunun işçilere reva gördüğü şey yapılan barajların, dikilen binaların onların kanlarıyla yapılması. İşte hükümetin büyüme diye bahsettiği atılımların bedelleri. Şevket Çavdar’ı öldüren de, 11 işçiyi diri diri yakan da aynı rekabet. Benzerlik dikkat çekici. 3

Meclis’te 4+4+4 kavgası 20 maddenin okunması sırasında yaşanan kavga nedeniyle okunan hiçbir madde duyulmadı ancak tüm maddeler komisyondan geçti. sİyaset 4

Kart aidatınızı geri alabilirsiniz

Nedim Şener ve Ahmet Şık tahliye edildi İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, Oda TV davasının 11. duruşmasında 4 gazeteci hakkında tahliye kararı çıktı. Mahkeme başkanı Ahmet Şık, Nedim Şener, Coşkun Musluk ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi. 375 gündür tutuklu bulunan Nedim Şener’in eşi Vecide Şener, NTV canlı yayınında yaptığı açıklamada çok şaşkın ve heyecanlı olduğunu söyledi. ‘Biz başından beri tahliye bekliyorduk’ diyen Şener, ‘Çok şaşkın ve heyecanlıyım. Ancak bu durum artık bir his olayı değil, özgürlük olayı. Ben boş yere yatan bütün insanların özgür kalması istiyorum’ dedi. güncel 5

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Başkanı Ali Çetin de, bankaların aldıkları kart aidat paralarını geri ödemesi gerektiğini açıkladı. ekonomİ 8

Fakülteler artıyor işsizlik ‘azalıyor’ İşsizlik sorununu fazla mezun olmasına bağlayan hükümetin, şimdi de yeni fakülteler açma kararını Eğitim-Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik Yarın’a değerlendirdi. eğİtİm 10

Gelecek hafta Alain Badiou ile röportajımızı okuyabilirsiniz:

11

Bir şeyler mümkün

Sosyalist genel başkanlar, Kürt halkına yönelik baskı ve tecrit politikasını protesto için süresiz açlık grevine başlayan BDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ı tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde ziyaret etti. Kürk halkına ve önderlerine yönelik baskı ve tecrit politikaları ve KCK adı altında yürütülen operasyonlarla siyasi temsilcilerin tutuklanmasını protesto amacıyla Diyarbakır Cezaevi’nde süresiz açlık grevine başlayan Selma Irmak’ı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yalnız bırakmadılar. güncel 7

Selma Irmak yalnız değildir


0413EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

TÜİK rakamlarına göre mutluymuşuz İşsizlik rakamları konusundaki açıklamalarıyla, gerçekler arasında dağlar kadar fark olan, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bu sefer de Türkiye’nin %62,1’inin mutlu olduğunu söylüyor. Nüfusun ortalama %25’inin işsiz olduğu, her gün 5 kadının öldürüldüğü, gazetecilerin, öğrencilerin tutuklu olduğu bir ülkede %62,1’i mutlu olabilir mi? YARIN TOPLUM ELİF KARAN

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ülkedeki bireylerin yüzde 62,1’i kendisini ‘‘mutlu’’ hissediyor. Yüzde 75,2’si de geleceğe ‘‘umutla’’ bakıyor. TÜİK’in geçtiğimiz yıllarda da yaptığı, ‘‘Yaşam Memnuniyeti Araştırmasının’’ 2011 yılı sonuçları tam 7 bin 368 bireyle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiş. Ancak işsizliğin bu kadar yoğun olduğu, kadın cinayetleri ve nefret cinayetleriyle “yaşam hakkına” bile müdahale edildiği, muhalefet eden herkesin tutuklandığı bir ülkede bu rakamlar gerçekçi olmaktan uzak görünüyor. TÜİK’in işsizlik rakamları konusundaki araştırmalarında da nüfusun büyük bir çoğunluğunu kapsamayarak, işsiz saymayarak işsizlik verilerini açıkladığı düşünülürse, bu verilerle de Türkiye mutludur diyemiyoruz. Yarın Gazetesi olarak “mutlu” oldukları söylenen insanlar bir kez de biz mikrofonumuzu uzattık ve gerçekleri onlardan dinledik.

Dar gelirliler mutlu değil TÜİK, mutluluğu “acı, keder ve ızdırabın yokluğu, hayattan genel olarak memnun olmak hali” diVEDAT KOPTAGEL ye tarifleyerek araştırmasını yaptı. %62,1’lik mutluluk oranı geçen sene %62,2’idi. %9,9 ise kendisini mutsuz olarak tarif etti. Mikrofonumuzu uzattığımız, Bursa’da apartman görevlisi olarak çalışan Vedat Koptagel’e göre herkesin mutluluk algısı ve görüşü farklı. TÜİK’in verileri doğru olabilir de. Ama Vedat Koptagel “ben mutluyum diyemeyeceğim” diyor. Ve sözlerine şöyle devam ediyor: “ Hayat çok zor. Her gün biraz daha zora doğru gidiyor. Mutlu olduğun zamanlarda oluyor ama sıkıntı insanları mutsuzluğa yönlendiriyor. Geçim derdi. Görüyor-

şey kalmadığını söylüyor. On kişiden değil altısını birinin bile mutlu olmadığı söyleyerek, “Zaten evlilik bağı kuramazlar. Kurma durumları yok” diyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: “Niye mutsuz insanlar, işsizlik ön planda. Maddi sıkıntılar. Hele hele şu bankaların çıkardığı krediler aileleri yıkıyor. Kesinlikle mutlu değiliz. “

sunuz, kazalar cinayetler mutlu olmak zor bu ülkede.” Kendisine, ekonomik krizin yaşamını nasıl etkilediğini sorduğumuz da ise, krizin dar gelirlinin hayatında pek bir değişiklik yapmadığını söylüyor. Dar gelirlinin kriz olsun olmasın zaten geçim sıkıntısı içinde, kıt kanaat yaşamını idame ettiğini belirtiyor. Ve ekliyor “dar gelirliler mutlu değil.” TÜİK verileri de tam bu noktada kendini ele veriyor. Ekonomik gelişmelerin yaşamlarına etkisi de sorulan bireylerin %55,7’si daha ucuz ürünler tüketmek zorunda kaldıklarını, %26’sı tasarruflarında düşüş meydana geldiğini belirtmiş.

“bunu kim söylediyse yanlış.” 18 yaşındaki, Ertem Çelik’te net bir şekilde on kişiden altısının mutlu olmasının imkânsızlığını dile getiriyor. ERTEM ÇELİK Çelik sözlerine

şöyle devam ediyor: “ burası Türkiye. Türkiye’de her on kişiden 6 sı mutlu değil. Her on kişiden belki bir tanesi mutlu. O da belki yani. Mutsuz, çünkü ekonomik sıkıntılar, ailelerin geçim sıkıntıları, parasal, halkın fakirliğini sallamamaları... yani bu tarz şeyler. Böyle bir ülkede her on kişiden 6’sı mutlu olamaz.” Çelik kendini örnek veriyor. Çalışmak zorundayım diyor. Hem okumak hem geçim derdinden dolayı çalışmak zorunda olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Açıkçası ben mutlu değilim. On kişinin arasında 6 tane mutlu bulamazsanız. Bunu kim söylediyse, yanlış. İşte AKP’nin şeyleri.” TÜİK evlilerin daha mutlu olduğunu söylediği noktada Abdurrahman Kudar devreye giriyor. Abdurrahman Kudar, 33 yaşında bir lokantada çalışıyor, RAHMAN KUDAR umuda dair bir

Kadınlar daha mutluymuş Mikrofonumuzu uzattığımız kadınların çoğuysa, yine TÜİK’in kadınların daha mutlu olduğuna AYLA ERBİL dair verilerini yalanlar nitelikte. Uludağ Üniversitesi öğrencisi Ayla hayatından memnun olduğunu söylese de kadınların toplusal yaşam içindeki konumlarına değinmeden geçemiyor. “Ne kadar uzun süre boyun eğerseniz. O insanlar o kadar uzun süre üzerinize gelir. Ona göre davranılması gerekiyor. Yani sen insan olduğunu, kadın olduğunu ortaya koymazsan, insanlar senin üzerine gereğinden fazla gelebilir. Kadınların mutsuzluğu erkeklere boyun eğmelerinden bence. “ diyor. Temizlik işçisi 42 yaşındaki Kezban 0ruç ise kadın cinayetlerini hatırlatıyor bize; “Huzursuz oluyoruz. Kim mutlu olur öyle KEZBAN ORUÇ ölümlere. Bilhassa gençlere, kızlarımıza, burada da oldu çok üzülüyoruz. Üzülmemek elde var mı?” Kezban Oruç, veriler doğrudur belki diyor, TÜİK bir devlet kurumu olduğu için inanmak istiyor. Şunu da ekliyor. “Geçim derdin olsun moralin bozuluyor. Çocukların okul masrafı odur budur, geçim derdinden hepimizin beli bükülüyor.”

Aslı için kaydılar Yine civa zehirlenmesi Bir süre önce antren- yaptığı antrenman sırasında man yaparken, geçir- tahta bariyere çarparak yaşadiği kaza sonucu ölen Milli mını yitirmişti. Pistin kar tipi takım sporcusu Aslı Nemutlu nedeniyle kapanmaması için adına kayak turnuvası yapıldı. yapıldığı iddia edilen tahta baErzurum’da düzenlenen “Aslı riyerler, metrelerce sürüklenen Nemutlu Alp DiNemutlu’nun sonu siplini Kayak Şamoldu. Çarpmanın piyonası”, Konaklı şiddetiyle boynu Kayak Merkezi’nde ve çeşitli yerleri kıAslı Nemutlu adırılan Nemutlu kısa na yapılan heykelin süre içinde yaşamını açılışıyla başladı. yitirmişti. Kazanın Nemutlu’nun ailesiardından neden ASLI NEMUTLU nin de katıldığı açılış tahta bariyer yerine törenine hüzün hâkimdi. Ne- ağ kullanılmadığı, ambulansın mutlu ailesi yaptıkları konuş- geç geldiği gibi konular geniş malarda, kayak şampiyonasının tartışma yaratmıştı. Kazanın ve Erzurum’un kızlarına bu ka- ardından kayak pistlerindeki dar çok sahip çıkması nedeniyle önlemler daha da arttırılsa, ihacılarının hafiflediğini belirtti. mal nedeniyle dünya çapında başarılara imza atabilecek bir Aslı ihmal kurbanı mı? sporcu göz göre öldü. 17 yaşındaki Aslı Nemutlu, YARIN TOPLUM

Kilis’te civadan 127 öğrencinin zehirlenmesinin ardından, bir zehirlenme haberi de Osmaniye’den geldi. 28 ilköğretim öğrencisi, civa zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Salih Bahçeli İlköğretim Okulu’nda meydana gelen olayda iddiaya göre, ders esnasında civa dolu tüpün patlamasıyla, buharı soluyan öğrenciler zehirlendi. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yaklaşık 10 gün önce tüm okullara gönderdiği Civa Zehirlenmeleri’ne Karşı Önlemler başlıklı yazıya da istinaden öğrenciler hastaneye götürülerek kan tahlilleri yapıldı. Laboratuar sonuçlarında 28 öğrencinin kanında cıva bulgularına rastlanılması üzerine, hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Türkiye’nin pek çok ilköğretim okulunda benzer zehirlenmelerin yaşanmasının ardından resmi bir açıklama yapmaktan çekinen yetkililer de eleştirilerin hedefi oldu. Sadece zehirlenmelerde yapılması gereken müdahalenin anlatılması, ancak labaratuar techisatlarının kontrolne yönelik bir adım atılmaması ihmalin devam ettiğini göstermeye yetiyor.

İhmal zehirlemeye devam ediyor Geçtiğimiz hafta Kilis’in Musabeyli ilçesinde, 117 öğrenci, Maraş’ta 19 öğrenci, Konya’da öğretmeniyle beraber 30 kişilik sınıf civa zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Basit bir deneyin bile okullardaki malzemelerin eksikliği ve yetersizliğinden kaynaklı, hayati tehlikeler yaratması bu konuda önemli eksiklikler olduğunu ortaya koymaya yetiyor. Yüzlerce öğrenci zehirlenmiş olmasına rağmen hala bir çözüm üretilmedi. Özellikle çocuklarını eğitimleri için okullara emanet eden veliler bu duruma oldukça tepkili.

kaybedilmiştir. İlk başarılı organ labilir. Ancak Akraba dışında binakli ise 3 Kasım 1975 Hacetterinden organ nakledilecekse naklin pe Üniversitesi Hastanesi’nde bir yapılacağı ilde oluşturulan İl sağlık anneden oğluna yapılan Müdürlüğündeki böbrek nakli olmuştur. etik komisyonun Ülkemizde organ ve onayı gerekli. Bir doku alınması, saklankişiden organ ve doması ve nakli ile ilgili haku alınabilmesi için la 1979 tarihindeki yasa 18 yaşını doldurmuş geçerlidir. Daha sonraki olmalıdır. Organ ve yıllarda yönetmelikdokuyu alacak, lerle (01.02.2012) nakledecek heSAĞLIK iÇiN düzenlemeye gidilkimlerin nakil miştir. En az iki yılile ilgili bireylere Hülya Şahin dan beri birlikte yaşabilgi verme ve nanılan eş veya dördüncü kil konusunda araşdereceye kadar kan bağı bulunan tırma yapma yükümlülüğü vardır. kişilerden canlı organ nakli yapıHekimlerin bireylerin yaşamını

sokuyor Kriz depresyona bah seder misiniz?

Bize kendinizden ve mesleğinizden iyatri Ana Bilim 12 yıldır bu mesleği yapıyorum. Psik a kayıtlarını yaphast Dalı’nda sekreterlik yapıyorum. İşim enlemek. Bölümü mak ve bölümle ilgili resmi işleri düz mde çalışmaya ve bölümdeki hocaları seviyorum. Bu bölü şti. Hem sağlığın başladıktan sonra hayata bakış açım deği ayı öğrendim. değerini hem insanlarla iyi iletişim kurm ukları var. Mesela Tabi her meslekte olduğu gibi belli zorl rapor istiyor, istilı fark a fazla rapor yazılıyor ve her hast irim raporları bild m rahat için, özürlü raporu için, duru ucu gibi bir ştur vs. Adli vaka hastaları çok. Tecavüz, uyu etkileniyordum sürü vaka. İlk başlarda bu durumlardan ıyorum onlara. Bir ama alıştık ve artık hasta gözüyle bak hale öyle devam de tek sekreter olarak başladım işe ve ediyor. Zor yani. rli mi? Sizin mesleğiniz ekonomik olarak yete ona göre bir hayat Tabii ki asgari ücretle çalışıyoruz ve ıyor. Yani lüksten standardımız var. Çok lüksümüz olam viteler. Veya öyle kastım tiyatro, sinema gibi sosyal akti anmak zorunda alışveriş yaparken kısıtlı ve hesaplı davr durumu az çok kalıyoruz. Çevreme baktığımda herkesin Hastaneye ger. liyo etki böyle ve kriz gerçekten insanları depresyona den nler len hastaların birçoğu ekonomik etke m ştığı hastanede girmişler ve ciddi etkileri oluyor. Çalı l, ücretleri yarı görüyorum doktorlar bile eskisi gibi deği alamıyorlar ve bu yarıya azalmış durumda, performans Ekonomik durum durum ciddi olarak etkiliyor onları. eği yansıtmıyor. gerç ları kötüye gidiyor bence, işsizlik oran ce. Ülkenin en büyük meselesi bu ben ileri çok, genel Peki, çevrenizde özellikle tıp öğrenc ilgili gözlemleolarak gençlerin gelecek kaygıları ile riniz nelerdir? Benim çocuğum En çok gençler etkileniyor tabi bence. ceği olacak diye gele bir l küçük daha, ama şimdiden nası 4.sınıf öğrencisi yan düşünüyoruz bu durumda. Tıpta oku hasta bakıcı girip bir arkadaşla karşılaşmıştım, KPSS’ye ım geleceğimi öyle olmuştu. Kendimi devlet kapısına atıy alanların iş bulma garantileyebilirim diye. Diğer bölüm ve sek bir sürü işsiz durumunun daha zor olduğunu düşünür ve geleceksiz olan genç var çevremizde. YARIN ESKİŞEHİR

Hazırlayan Halil Altunpolat

YARIN TOPLUM

13Mart 1995 16Mart 1971

Doku ve organ nakli bilmecesi! Organ Nakli( Transplantasyon) , Tedavisi mümkün olmayan hastalıklar nedeniyle görev yapamayacak derecede hasar gören organların yerine, canlı veya ölüden alınan yeni, sağlam organın konularak hastanın tedavi edilmesidir. Ülkemizde böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas ve ince barsak organları ile deri, kalp kapağı, kornea (gözümüzün önünde bulunan saydam tabaka),kemik, kemik iliği dokusu nakilleri yapılmaktadır. Türkiye’de ilk 22 Kasım 1968’de Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde Dr. Kemal BEYAZIT tarafından kalp nakli yapılmış ancak hasta

Bu hafta Osmangazi Üniversitesi Tıp Fabi kültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nda, Tıb Sekreter olan Suzan Demirtaş ile birlikteyiz. İşte bize mesleğine dair anlattıkları

mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak organ ve doku nakillerini yapmaları yasaktır. Ancak Hacettepe Üniversitesinde gerçekleştirilen iki kol ve bacak nakli sonucu Şevket Çavdar’ın 27.02.2012 tarihinde yaşamını yitirmesi ve yüz nakli yapılan Cengiz Gül’ün nakil gerekçelerinin Sağlık Bakanlığı’na yanlış bildirilmesi yasaların işlevselliğini acı bir biçimde gözler önüne seriyor. Cengiz Gül ‘ün burun, ağız ve göz bölgesinde fonksiyonel bir kaybın olmadığı ortaya çıkmıştı. Kapitalist sistemin rekabetçi geleneği, faturayı en ağır biçimde insan yaşamına çıkartmaya devam ediyor.

16Mart 1988 17Mart 1981 18Mart 1871

GAZİ MAHALLESİNDE SALDIRI Gazi mahallesinde 3 kahvehane silahla tarandı. Olayı protesto etmek için yürüyen 13 bin kişinin üzerine polis ateş açtı. 16 Marta kadar süren olaylarda 17 kişi yaşamını kaybederken yüzlerce kişi yaralandı. BEYAZIT KATLİAMI İstanbul üniversitesinden çıkan solcu öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü, 31’i ağır olmak üzere 100’den fazla kişi yaralandı. HALEPÇE KATLİAMI Saddam Hüseyin başkanlığındaki Irak’ın Halepçe kentinde Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin çıkardığı ayaklanmaya kimyasal silahla müdahale edildi. 5binden fazla insan öldü, 7binden fazla insan yaralandı. ERDOST’UN ÖLÜMÜ YARGIDA 7 Kasım 1980’de Mamak Askeri Cezaevi’nde işkenceyle öldürülen İlhan Erdost’un ölümü yargıya taşındı. PARİS KOMÜNÜ KURULDU Fransa- Rusya savaşının, Fransa’nın yenilgisiyle sonlanmasının ardından ayaklanan halk, hükümeti devirdi. Kurulan Paris Komünü 72 gün ayakta kaldı.


13 MART 2012 YARIN

İş kazası değil, katliam

Milyon dolarlık AVM inşaatında, sağlıksız, güvencesiz, güvenliksiz çalıştırılan işçilerden 11’i gece çadırlarında çıkan yangında hayatlarını kaybettiler. Ölümlerin ardından açıklama yapan Bakan Faruk Çelik ise “çadırlar yanıcı cinsten, şirket mevzuata uymamış” demekle yetindi. Peki bu vahşi sömürüyü denetleyecek hiç mi devlet yok?

istanbul can çoksöyler

İstanbul Esenyurt’ta Ece Türkiye’nin Kayı İnşaat eliyle yaptırdığı AVM inşaatında 11 işçi göz göre göre öldürüldü. Çamurla kaplı bir alanda çadırlarda kalan işçiler yaptıkları açıklamalarda, inşaatın başlangıcından bu yana tek bir denetimin dahi olmadığını söylediler. İşçiler usta başlarına birçok kez, konteynır talebinde bulunmalarına rağmen bu hiçbir zaman dikkate alınmamış.

Çadırların sıkıntısı daha önce de bildirildi Olayın ayrıntılarında ise işçilerin kaldığı çadırlar, 1’er metre aralıklarla şantiyenin çukur kısmında kalan bir bölgede bulunuyor. Çevre şantiyede çalışanlarda çadırların, çukur bölgede kaldığından çamur ve su içerisinde bulunduğunu ifade ediyorlar. Başka bir inşaat işçisi olan Bilal Turhan “İşçi arkadaşlarla görüştüğümüz-

de çadırların durumunu daha önce ifade ettiklerini ancak umursanmadığını dile getirmişlerdi. Bakan buraya geliyormuş ancak burada kimse kalmadı ki. İşçilerin hepsini taşıdılar, kampı boşalttılar bakan gelse ne yapacak.’ Gerekeni yapacağı’ diyecekler ama aynı anda 15 dk. içerisinde 3 çadır yanmış. İşçiler çalışıyor iş elbiselerini dışarı asıyorlar. Zaten tutuşmasını engelleyemiyor. Çadırın etrafı açık değil. Kaçma imkânı yok. Çadırın etrafı olduğu gibi su ve çamur bu da elektrik kaçağını kaçınılmaz kılıyor.” diye görüşlerini ifade ediyor.

Kaçınılmazdı oldu Geçtiğimiz günlerde yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik başkanlığında toplanan Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı uzlaşma komisyonunda konuşmuş ve taşeronu savunmuştu. “Birileri sevinecek, birileri üzülecek” diyen Faruk Çelik iki gün geçmeden kendini doğruladı. Yine işçiler üzüldü hem de

taşeronlaşmanın, denetimsizliğin ve güvencesizliğin sonucu olarak hayatlarından oldular.

Daha önce de yangın çıkmıştı Ölen işçilerden Bayram Ege Pehlivan’ın yakını Cengiz Kaya ise daha öncede benzer şekilde yangın çıktığını ifade etti. “Küçük küçük yangınlardı ve söndürüldü gitti ama hiçbir önlem alınmadı diyen Kaya, kendisi de inşaat çalışanı olarak konteynır olmalıydı. Bu soğukta bu kadar insan nasıl o çadırlarda yatırılır?” diye sordu. Olayın gerçekleştiği yere gelen eski DİSK Genel Başkanı, CHP Milletvekili Süleyman Çelebi, “Türkiye’de gerçekleşmiş en büyük işçi cinayetlerinden biridir, işçi sağlığının ve güvenliğinin nasıl hiçe sayıldığının örneğidir.” dedi. Aynı zamanda İstanbul Tabip Odası başkanı da alana gelerek burada yaptığı açıklama da “Bu katliamın sorumluları derhal bulunmalıdır.” dedi.

İstanbul’a çalışmaya gelmişlerdi Hala 4 işçi ağır yaralı. Yaralı işçilerin tamamı Van depremi ardından çalışmak için buraya gelenler. Çadırlarda kalan işçilerin çoğu başka illerden çalışmak için gelenleri barındırıyor. Ölen işçilerinin 8’i Ordu’dan 3’ü ise Van’dan gelerek çalışanlardı. Van depremi ardından illerini değiştirdiler ama onlara yapılan muamele değişmedi. Havanın -2 dereceye ulaştığı soğuklukta ısınabilmek için elektrik sobası yakan ve sular içerisinde çadırlarda elektrik kaçağından kaynaklı yanarak 15 dakika içerisinde can veren 11 işçi için şu an 6 kişi gözaltına alındı. 2 kişinin de arandığı bilgisi verildi. Çıkan yangın sonucunda ölenlerin kimlikleri ise şöyle; Bayram Ege Pehlivan, Çetin Çoşkun, Seyfettin Topal, Abdurrahman Demir, Sevdin Özen, İsa Topal, Ahmet Yağal, Barış Kıyak, Hakim Alican, Fatih Acun, Ahmet Keskin. Hepsi de sigortasız ve güvencesiz çalışıyorlardı.

ilgili ne dediler? Yanarak ölen Esenyurt işçileriydalebuluşu yor; bu işçiler ölmedi, öldürüldü. İş ci-

Esenyurt’ta yaşanan facianın ardından konuşan birçok kişi özellikle bir nokta konuştuk. Peki, 11 işçiyi 15 dakikada öldüren nayetiyle ilgili olarak ölenlerin yakınları, iş arkadaşları, meslektaşları ve uzmanlarla ihmal ve denetimsizliği nasıl değerlendirdiler? Rüstem Keskin hayatını kaybeden Ahmet Keskin’in yeğeni Bende 2 hafta orada kaldım. İş durumundan dolayı işi bıraktım. Hiçbir önlem yok. Elektrik kabloları var hep kesik, bantlı. Çalıştığımın bir haftası bunları yetkililere anlatmakla geçti. ”Bakacağız, yapacağız” dediler hiçbir şey yapılmadı. Bu çadırdan çıkılmaması mümkün değil çadır 60-70 kişilik bir çadır, izolasyon yokmuş, ‘arada izolasyon olsa yanar kül olur gider’ dedim . İnce bir şey yani. Damlaya damlaya yanar zaten bir anda olacak “Ne gibi bir şey değil bu. Saat akşam 08.00’de ben amcamla konuştum. Amcam z.” ediyoru yapıyorsun?”, ben “Yatıyorum?” dedim. O da “Yatıyorum, muhabbet m dedi. Bir saat önce hepsi oturuyormuş işçilerin. Bu işin peşini bırakmayacağı ben. Gerekirse Adalet Bakanlığı’na gideceğim. Bayram Çeliköz Emekçi Hareket Partisi Parti Meclisi Üyesi işçi “Esenyurt’ta ölen işçilerle aynı şartlarda yaşayan Bayram Çelikgöz ise; “ Ben de Esenyurt’taki işçi kardeşlerim gibi çalıştığım firmanın şantiyesinde çadırda kalıyorum. Bizler de elektrikli ısıtıcılarla ısınıyoruz. Firmalar istese bu çadırları kaldırıp yerine prefabrike kalıcı konutlar getirebilir. Daha önce çalıştığım pek çok şantiyede bu kalıcı konutlarda r, kalıyordum . Ancak Esenyurt’taki firma, benim çalıştığım firma gibi firmala u soruml asıl Burada lar. sayıyor hiçe rını maliyeti düşürmek için işçi hayatla nmezse Denetle mektir. denetle görevi devlettir, hükümettir. Çünkü hükümetin , böyle olur. Hükümet kendisi denetlemediği gibi, sendikalaşmanın önüne geçerek ış, bırakm yoksun dan sendikalaşmayı tamamen bitirerek, işçileri tüm hakların hatta işçi cinayetlerinin tıpkı bugün yaşandığı gibi önünü açmıştır. a 2010 yılında Zonguldak civarında bir madende çalışıyordum. Orada meydan Bakanı ik Güvenl Sosyal ve a Çalışm in gelen bir göçükle ilgili olarak dönem en Ömer Dinçer yaptığı açıklamada; “Ne mutludur ki buradaki işçiler acı çekmed öncebir de tinin zihniye hayatlarını kaybetmiştir” demişti. Şimdi ki bakanın ş. kinden farkı yok. Yaptığı açıklamayı dinledim, işi çözecek tek kelime etmemi işi bu et Çözmeyeceği en başından belli. Eğer hükümet bunu yaparsa, hüküm çözmezse daha çok işçi ölür. Ama hükümetin bugün yaptığı şey, işçinin elinde kalan tek tük haklarını dahi gasp etmek. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlı o a alacaks elinden ı hakların , yacaksa ğı yetkilileri işçilerin güvenliğini sağlama maaşları neden alıyorlar?”

Cengiz Aygür hayatını kaybeden Seyithan Özen’in arkadaşı Seyithan Özen 4 çocuk babasıydı. Ailesinin geçimini sağlamak için bir ay önce Van’dan İstanbul’a gelmişti. Bir buçuk seneden fazladır Taşeron Ece Türk Şirketi’nin Kayın İnşaat Firması’nda çalışıyordu Seyithan. Kayın İnşaat Firması bugün milyon dolarlar kazanan bir şirket ama işçilerini korumuyor. Kaçak elektrik vardı inşaatta ve bazen elektrik kesiliyordu. oldu. Ölümlerden sonra firmanın yaptığı tek şey cenazeler için araç göndermek ardı. yatıyorl rda ranzala Demir u. Kardeşi Eyüp Han Özen kurtuld

Serdar HARP inşaat mühendisleri odası genel başkanı “Eğer siz politikalarınızın temeline insanı değil de karı, parayı koyarsanız işçi ölümleri devam edecek demektir”. 11 İşçinin ölümü öncelikle çok üzücü bir olay, ailelerine sabır diliyorum. Türkiye’de iş kazaları bir gerçeklik ve çok yoğun. Avrupa’da birinciyiz. Bu konuda mevzuatlar çok yetersiz. Mevzuatlar yazboz tahtasına dönüştürüldü. Yönetmeliklerle ’de. işi kurtarmaya çalışıyoruz. Kanunlarda boşluklar var. Ve denetim yok Türkiye iş biri gi herhan en meslekt Örneğin iş güvenliği denetim uzmanı yok. Yani her oluyor. ama mi? güvenliği uzmanı olabilir düşünsenize böyle bir şey olabilir raMevzuattaki yetersizlikleri her yaptığımız sempozyumlarda, hazırladığımız Tüm porlarda bildiriyor ve vurguluyoruz ama şuana kadar değişen bir şey yok. Eğer larda. politika k yanlışlı temel zaman ız işçi ölümlerinin temeline baktığım nız koyarsa parayı ve karı , koymaz ğini siz politikanıza insanı ve insan güvenli ilgi le ölümüy işçinin 11 şlarımız işçi ölümleri devam edecek demektir. Arkada çalışmalarını sürdürüyorlar, rapor hazırlıkları devam ediyor. Ama alığımız bilgiye plasgöre işçilerin kaldığı yer, 40-50 kişilik, çelik konstrüksiyonla yapılmış ve n olmaya tikle kaplanmış. Yani yanıcı maddeyle! ve yangın çıkışı bile yok. Yanıcı maddeyle kaplanması gerekiyordu, ya da işçiler prefabrik yahut konteynırlarda kalmaları gerekiyordu. Türkiye’nin dört bir yanı bu şekilde. Hiç bir sağlık koşulu olmayan şartlarda işçiler yaşıyor. 11 kişinin ölümünde bir kaç mühendis yargılanacak, verilirse göstermelik tazminat verilecek ailelere. Yani hiç bir caydırıcı özelliği olmayan cezalar. Bunun ların önüne geçmek için acilen mevzuattaki yetersizliğin giderilmesi ve politika temeline karı değil insanı koymak gerekiyor.

Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Yaralı bir sırtlan

Çocuk eğitimi üzerine çalışma yapmış bir üniversite hocası konuşuyordu Ahmet Hakan’ın programında. Okul öncesi eğitim verilirse, çocuklar arasında sosyo-ekonomik eşitsizlikten kaynaklanmış olan eşitsizlikler giderilebilir, diyordu. Yani alt gelir gruplarına dahil insanların çocuklarının öğrenme yetenekleri, üst gelir gruplarına dahil insanların çocuklarına yakınlaştırılabilir. Her şeye rağmen güzel? Şu insanlıktan eser kalmamış dünyada hala böyle bir mekanizma yaşıyor! Fakir çocuk, zengin çocuğa yetişecek. Filim gibi. Hoca bu izahatı yaptığında tartışma programında mutluluk rüzgarları esti resmen. Programdakiler içten içe kendilerini çok suçlu hissediyorlardı. O nedenle eğitim sisteminin böyle bir özelliği onları çocuklar gibi sevindirdi. En azından bu vardı işte. Eşitlik imkanı vardı. İnsanlık tamamen ölmemişti. Onlar da o insanlığın parçasıydılar… Ahmet Hakan ve diğerleri, o kadar da kötü bir cemiyet değiliz diye düşündü. - Sosyo-ekonomik eşitsizliklerden kaynaklı eşitsizlikleri gidermek herkesi bu kadar mutlu ediyor mu? - Ediyor. - E o zaman, sosyo-ekonomik eşitsizliklerin ta kendisini ortadan kaldırsak daha fazla mutlu oluruz. Ben Ahmet Hakan gibi insanların her şeye rağmen eşitlik fikrinden ötürü heyecanlanmalarını çok olumlu buluyorum. Sonuç olarak aynı ahlaki prensibi dikkate alıyoruz. O sadece prensibi düşük dozda kullanmaktan yana. *** Bir ahlaki değerin yaşıyor olmasından duyulan heyecanı bir kere de, bir belgeselde gözlemleme imkanım oldu. Hatta heyecanlanan kişi bilakis metni okuyan spikerdi. Spiker kırılmış ama yeniden kaynamış bir hayvan fosilinden bahsediyordu. Hayvan muhtemelen bir sırtlandı. Fosilden anlaşıldığına göre bacağı kırılmış ve yeniden kaynamıştı. Bu durumda bacağı kırılan sırtlan bacağı kırıldıktan sonra da beslenmeye devam edebilmişti. Bu, sürü üyeleri yaralı bir sırtlanı beslemiş demekti. Büyük bir soğukkanlılıkla belgeselin metnini okuyan spiker bile çok takdir ediyordu, yaralı sırtlanı besleyen sırtlanlar sürüsünün uygarlığını. Lakin acı olana şey şuydu: Spikerin sırtlanlar arasında mevcut olması nedeniyle takdir ettiği davranış insanların uygarlığından silinmek üzereydi. Bunu önemsemiyordu spiker. Beni bu üzüyordu işte. Herhalde ben “avlanamayan sırtlanı beslemek iyiyse neden kapitalizme karşı değilsin dost” diye içerliyor durumdayım. İyi şeylerin bir kırıntısından heyecanlanan spikerlerin ya da programcıların sosyalist olmaları gerektiğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Yaralı sırtlanı savunmaya başlarsan sanki dünyadaki bütün yaralıları savunmaya başlarsın gibi geliyor bana. İstiyorum ki, Ahmet Hakan çocukların öğrenme yeteneklerinin eşitlenebileceğini duyması üzerine yaşadığı mutluluğu tamamına erdirsin. Sanki ona yakışan budur, insanlığa yakışan budur gibi geliyor bana. Bir başladın mı sonuna kadar götürürsün… İnsan eşitsizliğin kötü bir şey olduğunu anladıktan sonra, eşitsizliği inine kadar kovalar sanki. *** Minik yavrularımız arasında öğrenme yetenekleri açısından eşitsizlikler oluşmuş! Kaldıralım hemen. Bu durum ana babalarının fakir ya da zengin olmalarından kaynaklıymış. O tatlı bebeklerimizin kaderinin çizilişi olarak ne kadar utanç verici. Düşünebiliyor musunuz? Annesi-babası fakir olduğu için Ayşe’nin küçücük elleriyle çizdiği yan çizgiler ve yuvarlaklar güzel olmayabilir. Ve o buna üzülebilir. Eğer Ayşe üzülecekse, o üzülmesin diye anne-babasının fakir olmasına da karşı çıkamaz mısın Ahmet Abi? Ayşe’nin üzülmeme ihtimalini sevemez misin? Ayşe’nin okul öncesi eğitimde olduğu kadar okulda da eşit olmasını savunamaz mısın? Ah benim Ahmet Abim! Okullardan sonra da bütün insanlar eşit olamazlar mı? hakanozturk1871@gmail.com

“İşçiler ölüyor, Çalışma Bakanlığı seyrediyor”

11 işçinin yanarak öldüğü çadırların bulunduğu bölgede DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği , TMMOB İstanbul İKK, Türk-İş İstanbul 1.Bölge Temsilciliği, İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği İstanbul Meclisi’nin düzenlediği basın açıklaması gerçekleştirildi. Meslek örgütlerinin yanı sıra EHP, BDSP, UİDDER,SODAP, Devirmci Proleterya gibi birçok kurumunda katılımıyla ortak basın açıklamasını, EMO Genel Sekreteri okurken, “İşçiler Ölüyor, Çalışma Bakanlığı Seyrediyor” diyerek, Çalışma Bakanlığı’nın istatistik yayınlamaktan öte hiçbir şey yapmadığını ifade ettiler. YARIN GÜNCEL


04 SIYASET Sibel Uzun Ş UYANIS

Katil olanlar

Katil doğanlar değil, para için kâr için, paraya para kâra kâr katmak için katil olanlar. Elleri kandan çıkmayanlar. Lafımız size, ömrümüzü adadığımız mücadele, sizlerin sonuna. Marmara Park’ın Esenyurt’daki inşaatında 11 işçi öldü. 2012’de yaşanan bir toplu iş cinayeti daha. Planlı, programlı, göz göre göre iş cinayeti. AKP Hükümeti’nin yasaları nedeniyle cesaretlendirilen taşeron sistemi, bugüne kadar yaşanan iş cinayetlerini yargılamayan hukuk sistemi, patronları affeden hakim ve savcılar, sendikasızlaşmayı bir şekilde artıranlar, işçileri olmayacak yerde barındıran, tehlikeli elektiriğe önlem almayan, yangın tüpünü doldurmayı bile çok gören patronlar. AVM’nin bağlı olduğu uluslararası şirket, AVM’nin Türkiye yönetimi, inşaat işini alan büyük inşaat firması, uygulamayı alan taşeron firma, taşeronun taşeronluğunu alan firma... Marmara Park’ı unutmayın. İnşaatı yükselirken 11 can almış bir AVM. İnşaat durmayacak hızla alış veriş saatine kadar yapılmaya devam edecek. Yapı türkü söyler gibi yapılmayacak ama devam edecek. Kapitalist sistem devam ederken inşaat firması, Esenyurt Marmara Park sahipleri zarar edemez. 11 can da gitse 11.000 can da gitse zarar edemez. Tüm insanlık yansa kül olsa da patronlar zarar edemez. Taşeronun taşeronu firmalar, paraları paylaşa paylaşa bir kuruşun hesabını yaparken canlı bedenler cansız bedenlere çevirilir. Taşeronlar iş başlamadan daha çoktan kafa kafaya vermişlerdir. Yasalara ve devlete güvenerek iş cinayeti olsa ne kadar zararda olacaklar? Güvenli bir çalışma ortamı kursalar ne kadar zararda olacaklar? Hepsini çoktan hesaplamış planlamışlardır. Yangın tüpü, konteynır, alarm sistemi, güvenli ısıtma sistemi, güvenli elektrik sistemi patrona kâr ettirtmeyecektir. İş cinayetinin davası yıllarca sürecek, gereken yerlere parayı yedirecek ve devlet onu affedecektir. İşte bu daha daha daha kârlıdır onun için. Bu nedenlerle iş cinayetleri her seferinde yaşansa da çalışma ortamı her seferinde aynı mantıkla kurulur. Bu döngü başta hükümet yetkilileri tarafından planlı, programlı, yasalı, uygulamalı bir şekilde açık açık işletilir. Hiç bir önlem alınmaz, denetim yapılmaz, cezalar verilmez, sendikaya izin çıkmaz, sendikalı olanlar işten atılır. İş cinayetlerinde Avrupa’da birinci dünyada üçüncüyüz. Akıl var izan var vicdanı olan döner kendine bakar. Kendine dönüp bakma gereği görmeyen vicdansızlar! Yükselir yapı yükselir yapı. Kan ter içinde! Göya devlet sözcüleri bilir kişi açıklaması yapıyor: “Allah taksiratını affetsin, önümüzdeki sürece bakalım, güzel öldüler”. Ne taksiratı? Çoluğu çocuğu için memleketinden gurbete gelmiş ekmeğini kazanırken iş cinayetine kurban gitmiş emekçinin ne taksiratı olacak? Onun yeri her zaman diliminde cennettir. Önlem almayan, önlem almayanları affedenlerin taksiratları söz konusu olan. Bu taksiratların hesabının sorulması, söz konusu olan. AVM’lerin tanıtımı için ne paralar dökülür ne reklamlar yapılır. Tanıtımlar tanıtımlar tanıtımlar... Ne yöneticiler birbirini yer. Reklam için fikirler, projeler yarıştırılır. Sermayeler, sermayedarlar yarışır da yarışır. Eller oğuşur da oğuşur. Toplu iş cinayetinden sonrada tanıtın bize kendinizi. Esenyurt Marmara Park’ın yönetimini enine boyuna tanıyalım. Karşımıza çıksınlar, şu patronlara dikkatlice bakalım. Fakat 500 tane haber çıkıyor. Patronlar yok ortada. Nasıl bir anlaşmadır ki bu haberlerde bir kere bile AVM’nin ismi, yanlışlıkla bile geçmiyor. Sendikalaşmanın artması için, devletin iş cinayetlerinin sorumlusu olan tüm kademesinin yargılanması için, patronların cezalandırılması için, yasaların düzenlenmesi için,taşeron sistemine son verilmesi için, işçi kardeşlerimizin ölümlerini durdurmak için, para düzenine son vermek için akıl ve vicdanlara dönmeliyiz. Varsayın yangında kaybettiklerimiz kardeşimizdi, babamız olabilirdi. Bu iş bize bakar, kendi ellerimize bakar. sibel050104@gmail.com

CHP’den kürecik protestosu Tarhan ve beraberindeki milletvekilleri, Malatya-Ankara karayolunun Kürecik mevkisindeki NATO Radar Savunma Sistemi’ne karşı eylem yapan köylülerin çadırını ziyaret etti. “Füze Kalkanına Hayır” yazılı yelekler giyen milletvekilleri, radar sisteminin kurulacağı dağın zirvesine kadar yürüdü. Tarhan, burada yaptığı açıklamada, Türkiye halkı ve Kürecik halkının kendi topraklarında dolaşmak için artık Amerikan askerlerinden izin alması gerektiğini savundu. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenlik hakkını devretmiştir” diyen Tarhan, şöyle devam etti: “Hangi askerler tarafından hangi askerlerin korunduğunu görüyorsunuz. Türkiye halkı, Türk halkı, Kürecik halkı, kendi topraklarına ayak basmak, dolaşmak için Amerikan askerlerinden izin almak zorunda kalıyor. Şuradaki manzara bize bu faciayı gösteriyor. Kürecik kalkanının aslında kimi koruduğunu da gösteriyor. Kürecik kalkanı Türk halkını mı, Amerika’yı mı koruyor? Yoksa arkasındaki başka birilerini mi koruyor? Zaten bu fotoğrafın resmidir. Başka söze gerek yok.” YARIN SİYASET

0413EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

Kürt sorunu çözülecek mi?

KCK adı altında sürdürülen operasyonlarda, bugüne kadar aralarında seçilmiş siyasetçilerinde bulunduğu 6300 aktif BDP üyesinin tutuklu bulunduğu şu günlerden Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Kılıçdaroğlu Kürt sorununun çözeceklerini söyledi. Anayasa çalışmaları bir yandan devam ederken peki Kürtler ne istiyor?

ankara SELÇUK KAYGISIZ

Partisinin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısının açılışında söz alan Erdoğan, konuşmasının önemli bir bölümünü Kürt sorununa ayırdı. “Bizim, Kürt meselesiyle ilgili terör sorununa bakışımız en başından beri bellidir. 2010’da hükümet olarak Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi adı altında, bu meseleyi köklü şekilde çözmek üzere yeni ve kararlı bir süreci başlattık” diyen Erdoğan, bu sürecin 12 Eylül 2010 tarihinde halkoylaması ve 12 Haziran 2011’deki seçimlerde milletten onay aldığını vurguladı.

nız?’’ sorusuna, ‘’Ben siyasi hayatımı bu ülke için feda etmeye hazırım. Her türlü riski alırım. Yeter ki bu ülkenin çıkarları, birliği, bütünlüğü korunsun” cevabını verdi. Kılıçdaroğlu terör sorunun bitirilmesi konusunda iki önerilerinin olduğunu söyleyip, parlamentoda uzlaşma komisyonu kurulması, meclis dışında akademisyen ve kanaat önderlerinden oluşan akil adamlar komisyonu kurulması ve bütün görüşmelerin bu ikinci komisyon aracılığıyla yapılmasını önerdiklerini, ancak iktidarın önerilerini beğenmediğini kaydetti.

BAŞBAKANA GÖRE ÇÖZÜM İSTENMİYOR Yaklaşık 30 yıldır devam eden terörü, birilerinin çıkar sağladığı için destekleyip, büyüttüğünü söyleyen Erdoğan, “Mesele, eli silahlı bir terör örgütüyle mücadele meselesi değildir. Karmaşık bir uluslararası ekonomik ve siyasi boyutu var. Türkiye’de herkes terörün bitmesini, bu meselenin çözülmesini istiyor. Ancak silah tüccarları, uyuşturucu kartelleri istemiyor. Öldürülen teröristlerin, onlarla birlikte şehitlerimizin kanını siyasi istismar aracı olarak kullananlar da çözüm istemiyor. Sırf AK Parti meseleyi çözecek, başarı AK Parti’nin hanesine yazılacak diye, kendi şahsi hırsları uğruna meselenin çözümünü istemeyen kesimler var. MHP, bu süreçte bize destek vermedi. Ya siz şehit cenazelerinden rahatsız değil misiniz? CHP, en başından itibaren

KÜRTLERDEN ORTAK DEKLERASYON Türkiye’deki Kürt parti, oluşum, inanç grupları ve aydınların yer aldığı  “Kolektif Akılla Birlik” toplantısı 12 bu meselenin çözümü için attığımız saatlik görüşmeden sonra Güneydoğu adımların karşısında oldu. Yine aynı Gazeteciler Cemiyeti’nde sonuç dekşekilde BDP de istismar alanı ortadan larasyonunu açıkladı. kalkacağı için, beslendiği bataklık Dicle Fırat Grubu’ndan Muhyetkurutulacağı için bu meselenin çö- tin Batmanlı, TDŞK’den Halim İpek, zümünün tam karşısında oldu” diye ÖSP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, konuştu. BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, HAK-PAR Genel Başkan YardımCHP’DEN İKİ ÖNERİ cısı Hasan Dağtekin, DTK Eş Genel CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçda- Başkanları Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, roğlu, Kürt sorununun, 21. yüzyıl KADEP Genel Başkan Yardımcısı Türkiye’sine yakışmadığını belirtti ve  Lütfi Baksi, Kürt aydını Selahattin “Siyaset kurumu bu sorunu çözmeye Çoban’ın katıldığı toplantıda BDP hazır olmalı. Eğer hazır değilse ikti- Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana darda da olmamalı” ifadesini kullandı. açıklamayı Kürtçe yaptı. CHP lideri, ‘’Kürt meselesinin Bağımsız vekil Zana: Kürt sorunu, çözümünde nereye kadar risk alırsı- Kürdistan coğrafyasında kürtlere idari

Meclis’te kabadayılığın sonu yok

Toplantıya 1 saat kala komisyonda 9 üyesi bulunan AKP’nin 100 milletvekiliyle salona girip bütün koltuklara oturmuşlardı. CHP’li üyelerin geçişine engel olan AKPliler barikat kurdular. CHP’li üyelerin büyük kısmı salonu terk etmek zorunda kaldı.  Maddeler kavga gürültü arasında tek tek oylandı. 20 maddenin okunması sırasında yaşanan kavga nedeniyle okunan hiçbir madde duyulmadı ancak tüm maddeler komisyondan geçti. CHP Grup Başkanvekilleri de salondan çıkmak zorunda kaldı. Uzun boylu ve genç AKP milletvekilleri kürsünün önünü kapatmıştı ve muhalefetin kürsüye yaklaşmasına izin verilmedi.  Çok sayıda sandalyenin parçalandığı salonda çıkan arbedede TV8 kameramanı Ufuk Karagöl ‘ün başından yaralandığı görüldü. Yalanan bir diğer kişi ise CHP milletvekili Nur Serter. Nur Serter’in arbede sırasında ayağı ezilmişti.

“EDEN BULUR” Bülent Arınç, CHP’li vekillerin uzun konuşmalarını kastederek: 4+4+4 önerisinin

Eğitim komisyonundan geçerken yaşanan büyük kavgayla ilgili ‘Men Dakka duka (eden bulur), siz öyle yaparsanız, komisyonun çalışması için de AKP’li milletvekilleri gelirler, söz hakkını alırlar. Hiç şikayet etme durumunda değilsiniz’ dedi.

“11 MART GÜNÜ SİYASİ TARİHİMİZİN UTANÇ SAYFASI” CHP MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkanlığı’nda toplandı ve TBMM MEB Komisyonu’nda yaşanan kavgayı değerlendirdikten sonra bir bildiri yayımladı. Oldukça sert ifadelerin yer aldığı bildiride, “Çocuklarımızın geleceği kindarlara teslim edilmeyecek” denildi. “11 Mart günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında iktidar partisinin zorbaları tarafından Türk demokrasisine, siyasi tarihimize bir utanç sayfası olarak geçecek bir darbe vurulmuştur. Muhalefete mensup milletvekilleri salona alınmamış, kendilerine söz hakkı verilmemiş ve oylamaya katılmaları zorla önlenmiştir.”denildi. YARIN SİYASET

ve siyasi statü verilerek çözülür dedi. Fırat Haber Ajansı’nın haberine göre, Kürdistan’da yaşayan tüm halklar, görüş, inanç, siyaset ve şahsiyetlerin Kürdistan halkının zenginliği olduğu ifade edilen deklerasyonda, farklı fikirlere sahip siyasi parti, grup, oluşum ve şahsiyetlerin varlığının birlik önünde engel değil tersine çoğulcu demokratik toplumsal yapının bir gereği olduğu ifade edildi. Temsilcilerden oluşan heyetin ulusal birlik ve ulusal birlik mekanizmasını oluşturmak için çalışmaya başlayacağı bildirilen deklarasyonda Kürtlere statü ve anadilde eğitim içeren 4 maddelik talebin yeni Anayasaya işlenmesi için milyonlarca imza toplanacağı duyuruldu. Leyla Zana: “Kürdistan’da siyasi nedenlerden dolayı cezaevinde bulunan Kürt halkının hiçbir evladının cezaevinde çürümesine razı olmadığımızı, olmayacağımızı, cezaevinde siyasi nedenlerle tek bir Kürt kaldığı müddetçe kendimizi özgür görmeyeceğimizi deklere ederiz. Bu kapsamda Kürtlere dönük baskı ve tutuklama politikalarına karşı olduğumuzu ve ortak tutum alacağımızı ifade etmek isteriz.” dedi.

Kadınlar yaşam hakkını alacak Emekçi Hareket Partisi Bakanlığı’nda muhataplarıEskişehir EHP’li Ka- mızla görüştük. Bu görüşmedınlar Sorumlusu Çiler Kaya- lerin tamamında öldürülen başı 8 Mart Dünya Kadınlar kadınların aileleri bizimle Günü’nü gazetemize değer- birlikteydi. Televizyonlarda lendirdi. “Bu yıl da, kadın kadınların neden öldürülcinayetleri hala tüm yakıcılığı düğünü tartıştık, öldürülen ile devam ederken kutlanıla- kadınların ailelerinin ‘başka kadınlar öldürülcak bir gün değildi bizim için. 8 Mart’ı mesin’ cümlelerikutlayamıyoruz dene ortak olduk. 8 dik. Çünkü kadın Mart günü medcinayetlerine karşı yanın da 8 Mart’ın yürüttüğümüz mükutlanabilecek bir cadele bize kadınlar gün olmadığını angününün bu dölatmasını sağladık. ÇİLER KAYABAŞI nemde kutlanabilir Bizim için 8 bir gün olmadığını Mart Dünya Kaöğretti. 8 Mart günü dahi iki dınlar günü kadın cinayetlekadın cinayeti yaşanan bu coğ- rini durdurmak için başlattırafyada kadınlar her gün öldü- ğımız mücadelemizin simgesi rülürken, bizler onların aileleri oldu. Kadın cinayetlerini durile birlikte başka ailelerin canı duralım, yaşam hakkımızı alayanmasın diye savaşmaya de- lım şiarıyla; yaşam hakkımızı vam ettik. Kadın Cinayetle- alacağız, istiyoruz diyerek, yarini Durduracağız Platformu şam hakkının en temel hak olile birlikte 8 Mart’ta mecliste duğunu ve en temel hakkımızı ve Aile ve sosyal Politikalar istediğimizi dile getirdik.”

Dinçer: Kürtçe seçmeli olabilir Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Kürtçe’nin seçmeli ders olabileceğini söyledi. Dinçer, zorunlu din dersinin kaldırılabileceğinin sinyalini de verdi. Bakan Ömer Dinçer, TRT’de katıldığı bir programda Kürtçe’nin seçmeli ders olması konusunda yeşil ışık yaktı.“Kürtçe seçmeli ders olabilir. Bu benim şahsi kanaatim” diyen Dinçer, “Esnek bir sistem kuruyorsanız; onun içinde Almanca, İngilizce öğretiyorsanız, kendi ülkenizin vatandaşları olan Kürtlere isteğe bağlı olarak niçin Kürtçe dersi vermeyesiniz?” ifadesini kullandı. YARIN SİYASET


05 “Sivas Katliamı Davası zaman aşımından düşebilir” ankara onur keşt

HSYK Başkanvekili İbrahim Okur, Sivas Katliamı davasını değerlendirdi. Okur, Sivas Katliamı davasının son duruşmasına 4 gün kala zaman aşımının gerçekleşeceğini, tüm modern hukuklarda olduğu gibi bizim hukukumuzda da zaman aşımının olduğunu savundu.

HSYK Başkanvekili İbrahim Okur, Sivas Katliamı davasının son duruşmasına 4 gün kala zaman aşımının gerçekleşeceğini, tüm modern hukuklarda olduğu gibi bizim hukukumuzda da zaman aşımının olduğunu savundu.

Okur Sivas davasını değerlendirdi Okur, “Sivas davasında sorun geciken adalet ve zamanında yakalanmayan suçlular. Yargılamanın uzun sürmesi önemli bir sorundur. Tüm modern hukuklarda olduğu gibi bizim hukukumuzda da zaman aşımı var. Ve 5 sanık için zaman aşımı süresinin sonuna gelinmiş durumda” dedi. 5 sanığa zaman aşımı HSYK Başkanvekili Okur’a göre zaman aşımı son duruşmada 5 sanık için sona gelindiğini savundu. 12 Eylül darbesinin ürünü olan Anayasanın geçici 15. Maddesi varlığını hala

Nedim Şener ve Ahmet Şık tahliye edildi

Oda TV davasında Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu 4 kişi tahliye edildi. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, Oda TV davasının 11. duruşmasında 4 gazeteci hakkında tahliye kararı çıktı. Mahkeme başkanı Ahmet Şık, Nedim Şener, Coşkun Musluk ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi. 375 gündür tutuklu bulunan Nedim Şener’in eşi Vecide Şener, NTV canlı yayınında yaptığı açıklamada çok şaşkın ve heyecanlı olduğunu söyledi. ‘Biz başından beri tahliye bekliyorduk’ diyen Şener, ‘Çok şaşkın ve heyecanlıyım. Ancak bu durum artık bir his olayı değil, özgürlük olayı. Ben boş yere yatan bütün insanların özgür kalması istiyorum’ dedi. 14 sanıklı Oda TV davasında eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun ölmesinin ardından 13 sanık yargılanmaya devam ediyor. Bunlardan son tahliyeler sonrası 6 kişi tutuklu olarak yargılanmaya devam edecek.

“İddianamenin özü örgüt yaratmaktır” Özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, Ahmet Şık’ın avukatı Fikret İlkiz ek savunmasını yaptı. “Şüpheliler gazeteci olmasına rağmen iddianamenin özü örgüt yaratmaktır” diyen İlkiz, iddianamenin suçlu göstermek için özel bir niyetle hazırlandığını savunarak suçlamaların somut olmadığını iddia etti. İlkiz, “Bu dava gazetecilerin yargılandığı davaysa biz de yargılanan gazeteciyiz. Gazeteciler yalan haber yaptıkları için değil gerçekleri yazdıkları için tutuklu olduklarını biliyorlar” dedi. Şık: “Susmam suçsuzluğumdan” Savunmanın ardından tutuklu yargılanan Ahmet Şık kürsüye çağrıldı. Üye hakim Şık’a sorular yöneltti. Şık ise susma hakkını kullandığını belirterek, “Bilin ki susmam suçsuzluğumdan ve haklılığımdan. Tapelerin tamamının okunması lazım. Savcı işine gelen yerleri almış, gelmeyen yerleri almamış. Heyetin bana soru sorması için önce Yalçın Küçük’ün Ergenekon’un lideri ve Soner Yalçın’ın da yönetici olduğunu, Nedim Şener’in de bilerek ve isteyerek yardım ettiğini inandıracak delillerle ortaya koyması gerekir” dedi. YARIN GÜNCEL

sürdürüyor. AKP hükümeti geçici 15. Maddeyi savunurken, demokratik anayasa yapacağız iddiası ne kadar doğru. İnsanlığa karşı işlenen

suçlarda zaman aşımı söz konusuyken, AKP hükümetinin demokratik Anayasa yapacağız iddiasında bulunması inandırıcı değildir.

13 Mart’taki duruşmada zaman aşımı nedeniyle sanıklardan 5’i serbest kalacak. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı sorunu geçici 15. Madde nedeniyle hala gündemde duruyor. Kenan Evren’in yargılanması için dava dosyası açmak isteyen savcı Sacit Kayasu, geçici 15. Madde engeline takılarak görevden ihraç edilmişti.

Sivas katliamı davasında sona gelindi Sivas Katliamı davasında 131 sanık hakkında yargılama yapıldı, 121 sanık ibrahim okur hakkında dava kesinleşti, 10 sanık hakkında dava sürerken, sanıklardan 4’ü hala yakalanabilmiş değil ve 1 sanık tutuklandıktan 4 ay sonra suçun maiyeti nedeniyle serbest bırakıldı. Sanıklardan 5’i için dava süreci 7 yılı geçmek üzere ve dava zaman aşımına uğrayacak.

12 Eylül Davası’nı Celalettin Can ile değerlendirdik

12 Eylül davası Evren ve Şahinkaya’yla sınırlı kalmıyor. Başta Erdal Eren’i yaşını büyütüp asanlar olmak üzere, hakkında şikayet olan tüm görevliler için 47 ilin savcısına ‘Soruşturma açın’ yazısı gitti. Geçici 15.madde kaldırıldıktan sonra yargı sürecinin açılmasıyla suç duyurusunda bulunan 78’liler Vakfı başkanı Celaleddin Can dava sürecini olumlu gördüklerini söyledi. ‘İnsanlığa karşı işlenmiş suç’ lar zaman aşımına uğramaz 12 Eylül mağdurlarının yaptığı suç duyuruları ve yargılama talepleri ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’ ibaresiyle maddeleştirilmiştir. AİHS’de de geçen ve yargılama sürecinde işleyecek olan ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’ lar diğer davalar içinde geçerli olacak. 12 Eylül’de insanlığa karşı yapılan işkence, idam ve fişleme suçları hiçbir şekilde zamanaşımına uğramamalı ve yasalarca buna müsaade edilmemeli. Tabi 30 yıldır 15. Madde yüzünden hiçbir süreç işlememiş oldu.Bu gelişmeler şuan önemlidir ve bu gelişmelerin ışığında davaya gidiliyor olması avantaj sağla-

mış durumdadır.

Sivas’ta insanlık suçudur 78’liler vakfı başkanı Celaleddin Can diğer davalarda da bu sürecin öyle işlemesi gerektiğini savundu. “Sivas katliamında da zamanaşımı söz konusudur şuan. Fakat sanıklar her ne kadar kamu görevlisi olmasa da dönemin başbakanı ve yetkilerinin olayı teşvik edici sözleri mevcut. Ayrıca insanlığa karşı işlenen bu katliamı önlemek için hiçbir önlem ve ya davranışta bulunulmamıştır. Dolayısıyla Sivas davası da bu kapsamda ilerleyip ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’lar kapsamında sonlandırılmalı ve failler cezalandırılmalıdır” dedi. ‘Erdal Eren hukuka aykırı ceza infazı’ Savcı Çetin, görevsizlik kararında dönemin kamu görevlileri ile ilgili “işkence ve kötü muamele, gözaltında veya cezaevinde kaybolma iddiası, işkence sonucu adam öldürme” suçlarının yanı sıra 17 yaşında olduğu halde kemik yaşının 18’den büyük olduğu iddiası ile Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından idam cezası verilerek asılan Erdal Eren’le ilgili olarak da “hukuka aykırı

AİHM Türkiye’ye Uğur Kaymaz’ı sordu

cezanın infazı” suçundan soruşturma açılmasını istedi. ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in öldürülmesini protesto gösterisinde gözaltına alınan 1964 doğumlu Erdal Eren, gösteride çıkan çatışmada er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. Eren sadece bir ay süren dava sonunda, idama mahkum edildi. Erin ölümüne neden olan kurşunun G-3 piyade tüfeğinden çıktığına dair otopsi raporları dikkate alınmadı. MGK tarafından onaylanan karar, 13 Aralık 1980’de infaz edildi.

Darbe davası 4 Nisan’da başlıyor İddianame Özel Yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmişti. Duruşma tarihini 4 Nisan olarak belirleyen mahkeme, Evren ve Şahinkaya’ya yurtdışı çıkış yasağı koymuştu. Evren ve Şahinkaya’nın işlediği suçu görev alanında gören Savcı Çetin, suç duyurularındaki işkence, yargısız infaz ve gözaltında kaybetme iddiaları ile ilgili olarak görevsizlik kararı vererek dosyaları suçun işlendiği 47 ilin başsavcılığına göndermişti. YARIN GÜNCEL

Uğur ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesiyle ilgili davayı kabul eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),Türkiye’ye kritik sorular yönelterek, savunma istedi. AİHM, Türkiye’ye yönelttiği sorularda, Uğur ve babasının öldürülmesinin son çare olup olmadığını, orantılı bir güç kullanıp kullanılmadığını sordu. Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz, 21 Kasım 2004’te Mardin Kızıltepe’deki evlerinin önünde açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. 12 yaşındaki Uğur’a

YARIN 13 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

Gülsüm Kav

ANA FiKiR

Femen mi Feminizm mi?

Marksizm o kadar güçlü bir fikirdir ki, feminist teorinin de ister istemez bu fikirden etkilendiği olmuştur. İster istemez diyorum çünkü bu etkilenme ilişkisinde şöyle bir model işler; bir yandan Marksizm kadınların yaşadığı ezilme biçimini görmemekle, açıkça “kör” olmakla eleştirilirken öte yandan onun yöntemi olduğu gibi alınır, uysa da uymasa da kadın emeği ile ilgili tahlillere yerleştirilir ve bunda hiçbir beis görülmez. Aslında tabiri caizse; Marksist teorinin feminizmin bir akımı tarafından işine geldiği gibi, eklektik bir tarzda tepe tepe kullanılmasıdır bu. Peki bunda ne fenalık var? diyebilirsiniz. Şu var; Marksizmin güçlü yönünü oluşturan fikrin bütünselliğidir ve bu tümüyle görmezden gelinir. Öyle bir noktaya gelinir ki; Marks’tan esinlendiğimizde “dünyanın bütün kadınları” dememiz gerekirken, “her kadının kendi hisleri” bölümüne varılır. Bu sene 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde olan da budur. Kadın kurtuluş hareketi içinde saflar netleşmiş, olması gerekenin açık görüngüleriyle ortaya çıkması iyi de olmuştur. Küçük burjuva feminizmi, şu anda yürüyüşlerinde açık cinsel terimler içeren ifadelerinin, kendilerine ne hissettirdiğini tartışıyor. Elbette bu noktaya hemen gelmedi. Yıllar içinde kendinden ve kendine benzeyen kadınlardan başka hiçbir kadınla- onları temsil edemem diyerek -ilişki kurmayıp, emekçi kadın direnişlerini feminizm gündemlerinden kovarak, yazdığı kitapları kaybettiğimiz kadınlara değil, sadece yakın arkadaşlarına atfederek, tipik bir “ gossip girls” tarzı ilişki kurmaktan hiçbir biçimde rahatsızlık duymadan geçerek geldik bugünlere. Bu sırada bu ülke, öldürülen kadınların ülkesiydi. Türkiye’de günde beş kadın öldürülüyor ve şimdi yine bir kısım feminist kendi hislerini tartışıyor. Aman bir yanlış anlama olmasın, kadın cinayetleri ile ilgili hisleri değil, zaten onlara göre bu kadar kadın da öldürülmüyormuş. Yani sağcı politikacıların dahi kabul ettiğini, verilere karşı çok hassas oldukları için kabul etmiyorlar. Keşke bu kadar hassaslığın en azından yüzde biri, kendilerinden başka kadınlar için olsaydı da, “sebepsiz asilik” bile diyemeyeceğimiz bu kadar tuhaf bir durumda kalmasalardı. Sonuçta kadın hareketinin farklı bileşenlerinin gerçek politik tartışmalar yapabilmesi istenen durumdur. Ama bizde şu anda o da yok. Şu anda, 8 Mart yürüyüşünde bir takım cinsel içerikli ifadeler kullanılmalarının kendilerine nasıl geldiğini tartışıyorlar. Küçük burjuva feminizminin kendi kökleriyle bile bir alakası kalmamış, liberal feminizmin, radikal feminizmin politikliğine kurban olası geliyor insanın. Bu akımların kurucuları, açlık grevlerinde, en üst düzey yönetim binalarının önlerinde, her tür eylem yeri ve söz kürsüsünde ağır bir ciddiyetle ve her zaman kendi bedenlerini, başka kadınların bedenleri için ortaya koyarak yaşadılar. Bizim geldiğimiz noktada ise, kendi politik köklerinden de uzaklaşa uzaklaşa neredeyse “Femen”e yaklaşmış durumdalar. Femen ise eğer kadın bedeninin sömürüsüne dikkat çekmek için, tersinden bir etki alanı kurmaya çalışan, gerçekten bir fikri çaba ile eylem yapsa idi yine de iyiydi. Ama yazık ki iç çamaşırı piyasası ile anıldılar. Elbette Femen’deki kardeşlerimize ve bütün kadınlara çıplaklık nedeniyle yapılan saldırılardan korumak boynumuzun borcudur, bu ayrı. Şu anda bütün bunlar geriye ne bırakıyor? diye soruyoruz. Burada bir 3. dalga feminizm söz konusu ise onun da en azından “Ejderha Dövmeli Kız” a benzemesi gerekirdi. En azından o, her gün kıtır kıtır kesilmeye devam edilen kadınların ülkesindeki en büyük çoğunluk kadına ne bırakacağının derdine düşer, bir intikam planı yapardı. Feminizmin 1., 2., varsa 3. dalgalarının hiçbirinde dayanak bulamayacağımız bütün bunlar, topluma ve kendinden başka kadınlarla ne yapacağının derdine düşmüş, kadın hareketinin toplumsallaşması ve örgütlenip güç kazanması için didinip duran örgütlü kadınlara ne bırakıyor? Marksizmin kadın kurtuluş hareketinin tahlillerinde nasıl kullanıldığıyla başlamıştık. Başladığımız yere dönersek; feministler tarafından “Devrim için savaşmayana devrimci demezler” sözünden hareketle “feminist olmak; feminizm için savaşmaktır” denildiği de olmuştur. 2012 8 mart süreci, ortaya çıkardığı bütün görüngüleriyle işte bu soruyu ortaya koyuyor; feminizm bu mudur? gulsumkav@gmail.com

13 kurşun, baba Ahmet Kaymaz’a ise 8 kurşun isabet etti.

Oybirliği ile beraat Olayla ilgili 4 polis hakkında Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Ancak dava güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e alındı. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi de “meşru müdafaada bulundukları” gerekçesiyle tüm polislerin beraatına karar verdi. Kararın temyiz incelemesi iseYargıtay 1. Ceza Dairesi’nde yapıldı ve yerel mahkemenin kararı oy

birliğiyle onandı. Böylece Kaymaz ailesi açısından iç hukuk yolları tükendi. Bunun üzerine aile, Uğur ve babasının yaşam hakkının ihlal edildiği ve etkin yargılama sürecinin işletilmediği gerekçeleriyle AİHM’ye başvurdu. Kaymaz ailesinin açtığı davayı görüşen AİHM 2. Dairesi başvuruyu kabul edilebilir bularak yargı sürecini başlattı. Daire, ilk işlem olarak Türkiye’ye Uğur ve Ahmet Kaymaz’ın ölümü ve sonrasındaki yargılama sürecine ilişkin sorular yöneltti. YARIN GÜNCEL


05 EMEK 06

YARIN 04 13 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

Yeni sendika yasasına karşı DİSK sokağa çıktı

Sol Köşe

“Özgür Beytepe” faşizme karşı yürüdü

DİSK, yeni sendikal düzenlemelerin, işçilerin örgütlenmesinin önünü tıkayacağını ve temel sendikal hakların gaspına sebep olacağını söyleyerek 8 Mart Perşembe günü saat 17:00’da ILO (Uluslar Arası Çalışma Örgütü) Ankara Örgütü binası önünde eylem yaptı. Öte yandan eylemciler İLO binasının önüne çadır kurdu. adana CAN ERSOY

Hacettepe Üniversitesi’nde sol görüşlü öğrencilere gerçekleştirilen saldırılar protesto edildi. Özgür Beytepe Platformu’nun gerçekleştirdiği basın açıklamasında söz hakları için mücadele eden öğrencilere tahammül edilemedi��i dile getirildi. Gençler Meydana İnisiyatifi Sözcüsü Ayşen Kavas’ın okuduğu basın metninde şunlara yer verildi: “Özerk, bilimsel, demokratik üniversitede faşizme yer yoktur. Bizler insanlık onurunun gereği olarak halkların kardeşliği için mücadele etmeye devam edeceğiz. Özgür düşünceyi savunmaya devam edeceğiz. Kendisinden farklı her şeyi yok etmek için gerçekleştirilen faşist saldırılara izin vermeyeceğiz.”

DİSK Başkanlar Kurulu, Çalışma Bakanlığı önünde “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı”nı protesto eyleminin ardından gittiği ILO Türkiye Ofisi önünden ayrılmayacaklarını duyurdular ve çadır kurdular. DİSK, yaptığı açıklamada, dünya genelinde sendikal hak ihlallerinin en çok yaşandığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, AKP hükümetinin yıllardır uluslararası baskılara, Türkiye’nin ILO’nun kara listesi sayılan uygulama komitesinde yer almasına karşı, barajsız, grev yasaklarının noter şartının olmadığı özgürlükçü bir sendikalar yasasını çıkarmaya yanaşmadığına dikkat çekti.

“Toplu İş İlişkileri” nasıl işler? Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı, Yüzde 10 olan işkolu barajının, yüzde 3’e düşürülmesini öngörüyor. İşletme barajı yüzde 40, işyeri barajı ise yüzde 50 olarak düzenleniyor. İşkollarını azaltan tasarı, işkolu tespitinde yetki uyuşmazlıklarının ‘’bekletici mesele’’ yapılmasını kaldırıyor. İşçi sendikalarına üyelikte ve üyelikten ayrılmada noter koşulu da kaldırılıyor. Grup toplu iş sözleşmesi de tasarıyla tanımlandı. Böylece, bir işkolunda birden fazla tarafla toplu iş sözleşmesi bağıtlanabilecek. Tasarı, grev ve lovavt yasaklarını hayati nitelik gösteren temel kamu hizmetleri ile sınırlıyor. Kabine’de neler konuşulmuştu? Sendikaların tepkileri üzerine ve %10 barajıyla birlikte toplu sözleşme hakları

“Tuncer: Onlar Benim Misafirlerim” 28 şubat çarşamba günü Hacettepe Üniversitesi önünde dışarıdan gelen 100 kişilik bir grup ellerinde sopalarla öğrencilere saldırmış daha sonra okulun kendi servisleriyle dışarı çıkarılmışlardı. Hacettepe Üniversitesi rektörü Murat Tuncer de gelenlerin Azeri misafirler olduğunu öne sürdü. YARIN EMEK

kalmayacak sendikaların fazla olması dolayısıyla tasarı tekrar görüşülmüştü. “2012 zorlu geçecek. İşçilik maliyetleri yükselir.” diyerek yasaya karşı çıkan ekonomiden sorumlu bakanlar, tasarının işveren için yeni sorunlar doğuracağını savunmuşlardı. Başta Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, sendikaların toplu sözleşme yetkisinin kalmaması tehlikesine karşı değiştirilen yasaya karşı çıkmıştı. Kabine’de “2012’nin zor bir yıl olacağı, böyle bir dönemde bir de sendikalar yasasıyla işçi örgütlerinin güçlendirilmesi ve toplu sözleşme haklarının artırılması-

Beyanname yeni, kuyruklar eski

e mekMaliye Bakanlığı’nın 1,2 milyon kişiy beyakira line tup göndererek başlattığı “on rnet İnte şti. nı” sistemi yine eski usullerle gerçekle tup mek ada üzerinden yapılması öngörülen uygulam i verg vatandaşı içeriklerinde çok sayıda yanlış olması dairelerine taşıdı. t 2011 itiMaliye Bakanı Mehmet Şimşek 1 Mar uygulasi” ame ann bariyle başlatılan “Online Kira Bey mükelolan i ması ile ilgili olarak 1.2 milyon kira gelir lamış açık ini lefe bilgilendirme mektubu gönderildiğ at Fak demişti. ve “370 bin yeni mükellef tespit ettik” rdi. uygulama sorunları da beraberinde geti

Yeni sistemle birlikte gelenler ayrıntı göze Yeni beyanname incelendiğinde birçok ce kira gelisade , çarpıyor. Ticari bir faaliyetiniz yok 2 bin 800 ise da riniz var ve bu da 9 bin TL’nin altın son 5 üzü TL indirim uygulanıyor. Gayrimenkulün e yüzd elinin yıl içinde aldıysanız irat veya tadilat bed tarı i faiz mik 5’i, krediyle aldıysanız son 1 yıl içindek eğitim ve en elen Belg or. yine bu bedelden düşülüy sorluk spon r, ımla yard sağlık harcamaları, bağış ve liyor. lebi düşü iden harcamalarının belli yüzdesi verg tubu mek da ya Eğer online sistemi kullanamıyorsanız ar sıral n uzu nuzda hata varsa işiniz vergi dairelerinde beklemeye kalıyor. Sistem nasıl çalışıyor? ne kayıt ve 2011 ve sonrasını kira beyanları için onli est meslek serb veya i ödeme yapılabiliyor. Ticari, zira yor. Mekamı rlan kazancı olanlar bu sistemden yara doğru ise iler tupla yapılan bildirimde sunulan bilg n sonra sisgib.gov.tr’den kişisel bilgilerinizi girdikte önce mükellef temden ödeme yapabiliyorsunuz. Daha hatalı olanolmayanlar, sistemdeki bilgileri eksik veya . YARIN EMEK lar ise vergi dairesine başvurmak zorunda

nın doğru olmadığı, böyle bir dönemde işverenin daha fazla sorun yaşamasına neden olacağı ve işçilik maliyetlerini yükseltmenin yanlış olacağı” dile getirilmişti.

“Utanç listesine girmekten artık biz utandık” DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, Türkiye’nin yandaş ve güdümlü sendika konusunda dünyada çok ender ülkelerden biri olduğunu ileri sürerek, bu durumdan utandıklarını söyledi. Ekici, yasa tasarısıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Yasakçı, darbeci bir algılama ile önümüze yeniden sürülen grev yasaklı, barajlı sendikalar yasasını kabul etme-

yeceğiz. Barajsız, notersiz, grev yasaksız, taşeronsuz bir yasa mümkün. Bunun için ILO normları ortada. ILO’nun içinde ve dışında sürdürdüğümüz eylem bu anlamda özgürlükçü bir sendikalar yasası için atılan çığlıktır. AKP hükümeti eğer Türkiye’nin ILO standartlarına ulaşması için gerekli adımları atmaz, sendikalar yasasını Türkiye işçi sınıfının ve çalışanların hak ettiği şekilde demokratikleştirmez, işçi sınıfının sabrı zorlanırsa, üretimden gelen gücümüzü kullanmamız dahil, demokratik ve meşru eylem hakkımızı kullanmaktan çekinmeyeceğiz.”

Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi’nde binler buluştu Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi otuz sekiz ildeki il sağlık hakkı meclislerinin katılımı ile bugün Ankara Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda toplandı. Türk Tabipler Birliği ve Sağlık Emekçileri Sendikası’nın öncülüğünde, çeşitli illerdeki siyasal partilerin, derneklerin, farklı kurum ve kuruluşların tek çatı altında birleşimiyle Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi yaklaşık 2 bin kişinin katılımı ile gerçekleştirildi. Türkiye Sağlık Hakkı Meclisinde farklı illerden il sağlık hakkı meclisi temsilcileri önergeler sunarak sözlerini kullandılar. Önergelerde şuan ki iktidarın sağlık hakkını ticarileştirerek insani bir hak olmaktan çıkardığı dile getirildi.

“Sağlık doğuştan, yaşamla başlayan bir haktır” Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi’ni Yarın’a değerlendiren Eriş, bu sürecin bir başlangıç olduğunu vurgularken, “Günümüzde ne yazık ki sağlık piya-

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Bakırköy Kadın Cezaevi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını okuyan Av. Zeycan Balcı Şimşek, “Uzun süredir kanser hastası olan hükümlü Hediye Aksoy ve bir süredir tutuklu olan ve çok ciddi sağlık sorunları olan Yasemin Karadağ da ezilen ve sömürülen en geniş kitlelerin mutluluğu uğruna mücadele edildikleri için tutsak düşen kadınlardır. Ve katliamcı zihniyet bu nedenle onları gerektiği gibi tedavi göremeyecekleri hapishane koşullarında tutarak, yasalardaki açık hükümlere rağmen ölüme terk ediyor. Halen yargılanan Yasemin Karadağ, ağır sağlık sorunları doktor raporlarıyla sabit olmasına rağmen 28 Şubat’taki duruşmada da tahliye edilmedi.” dedi. Açıklamanın ardından avukatlar, Yasemin Karadağ ve Hediye Aksoy’la görüşmek üzere cezaevine girdiler. YARIN EMEK

Demokratik Yurtsever Gençlik’ten açlık grevi salaştırılıyor, ticarileştiriliyor buna en önemli karşı koyabilecek kurum sağlık hakkı meclisidir.” dedi. ANKARA oNUR KEŞT

TGS Başkanı açlık grevinde Anadolu Ajansı’ndaki (AA) yönetim değişikliğinden sonra çalışanların sendikadan istifaya zorlandığı gerekçesiyle, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Ercan İpekçi, AA Genel Müdürlüğü’nün önünde açlık grevine başladı. 100’ü aşkın çalışanın emekliliğe zorlandığı ve 200 ajans çalışanının Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan istifa ettirildiğini iddia eden İpekçi, Anadolu Ajansı’nda yaşananları “büyük baskı ve mezalim” olarak nitelendirdi. İpekçi, “atanmışlarla

ÇHD “hasta tutsaklara özgürlük” dedi

seçilmişlerin ittifak yaparak AA’da diktatörlük yaptığını” ileri sürdü. Açlık grevini gündüz AA’nın önünde akşam saatlerinde ise TGS Ankara Şubesi’nde sürdüreceğini dile getiren İpekçi, şekerli su alarak cumartesi, pazar greve devam edeceğini pazartesi günü ODA TV duruşmasını takip etmek için İstanbul’da olacağını Salı günü TGS Yönetim Kurulu’na başkanlık edeceğini ve Çarşamba günü tekrar AA’nın önünde olacağını açıkladı. YARIN EMEK

Demokratik Yurtsever Gençlik 8 Mart Pazartesi günü İstanbul Üniversitesi’nde bir basın açıklaması yaparak iki gün boyunca sürecek olan açlık grevine girdi. KCK operasyonları adı altında yapılan zulümlerden, binlerce anne, çocuk, akademisyen, öğrenci ve avukatın zindanlara atılmasından, Kürt sorununun kanla çözülmeye çalışılmasının bir ilke olarak benimsenmiş olmasından bahsedildi. Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde açlık grevine başlamış olan tutsaklara destek olmak adına İstanbul Üniversitesi içerisinde iki gün boyunca sürecek olan açlık grevine başlayacaklarını ifade ettiler. YARIN EMEK

13 MART 2012 salı

editörler

Çiftçiye destek var yapısal önlem yok Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, AKP hükümeti döneminde uyguladıkları politikalarla ve aldıkları önlemlerle tarımsal üretimde verim ve kalitede artış sağladıklarını söyledi. Bakan Eker, çiftçiye 43 milyar destek verdiklerini açıkladı. Eker, müjdeyi verdi ve “2012 yılında yeni destekler başlatıyoruz. Sözleşmeli üretime, bölgesel meyveciliğe yeni destekler vereceğiz. Organik tarımla ilgili desteklerde farklılığa gideceğiz. Ayrıca, kurulacak olan organize tarım bölgeleriyle de tarım, hayvancılık ve seracılığa hibe vereceğiz” dedi. Ziraat Mühendisleri Odası’ndan Bakan Eker’e cevap gecikmedi. ZMO yapılan açıklamada 2006 yılından 2012 yılına kadar yapılan tarımsal destek

milli gelirin yüzde 0,7’sini geçmediği vurgulandı. 2007 yılından beri 28 milyar tarımsal destek alacağı biriken çiftçiye sadece 7,2 milyar TL’lik destek yapılacağı açıklandı.

Tarımsal İşsizlik Artıyor Bakan Eker, 2012 yılında tarımsal desteklerine devam edecekleri müjdesini verdi. Fakat tarım işsizliğinin nedenlerini ve tarımsal istihdamı arttıracak yöntemleri açıklamadı. 2001 yılında tarım işçiliği yapanların sayısı 8,1 milyon kişi olurken, işgücüne oranı yüzde 35; 2009 yılında tarım işçiliği yapanları sayısı 5,5 milyon kişi ve işgücüne oranı yüzde 21 olarak gerçekleşti. ANKARA ceyhun gökçe

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ Can ersoy MELİKE ÇINAR aslıhan pehlivan RIFAT ÇAPAR çiler kayabaşı ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ KAAN ARSLAN osman erdem

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

sayı: 23

imtiyaz sahibi

fadik temizyürek

sorumlu yazı işleri müdürü

emre öztürk

adres

basıldığı yer

rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 507 516 85 35 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 05

YARIN 13 2012YARIN 03 MART OCAK 2012

Selma Irmak yalnız değildir

8 Mart’ı kutlayamayan kadınlar var 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bu sene kutlayamayan kadınlar var. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 8 Mart günü boyunca, kızları öldürülen ailelerle birlikte önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda sonra da TBMM’de milletvekilleriyle görüşmedeydi. Peki, bu görüşmeler hakkında aileler ne düşünüyor? ankara sanem deniz kural

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bu sene kutlayamayan kadınlar var. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 8 Mart günü boyunca, kızları öldürülen ailelerle birlikte önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda sonra da TBMM’de milletvekilleriyle görüşmedeydi. Peki, bu görüşmeler hakkında aileler ne düşünüyor? Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınların yaşam haklarını almak için Bakanlık’a gitti. İzmir’de öldürülen kadınlardan Ferdane Çöl’ün annesi Suna Maviş, Ayşe Selen Ayla’nın ailesi Hatice ve Serter Ayla, Esra Yaşar’ın ablası Tuba Yaşar, İstanbul’da öldürülen kadınlardan Gülay Yaşar’ın ablası Esra Yaşar ve babası Duran Yaşar, Zeynep Yılmaz’ın kardeşi Güllü Yılmaz ve Siirt’te öldürülen Esin Güneş’in ailesi ve annesi Fahriye Işık Bakanlık önündelerdi.

Bakanlık’ta adalet istediler Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcisi Berna Görgülü Bakanlık önünde yaptığı konuşmada şunları belirtti. “Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Ancak buradaki hiç kimse kutlama yapamıyor. Burada kızlarını, ablalarını, kız kardeşlerini kaybeden aileler adalet istiyor. Bizimle birlikte onlar da “adaletin sesini susturamayacağız” diye haykırıyor. Çünkü onlar; kızları öldürülmeden önce koruma talep etti, verilmedi; defalarca polise şikayet etti, dikkate

alınmadı. Kızlarının davaları boyunca bu kez yargının çürümüşlüğüne karşı savaş verdiler, halen de veriyorlar. Onlar kızlarının hesabını soruyorlar. Kızlarını korumayan devletten hesap soruyorlar. Başkalarının da canı yanmasın, başkalarının kızları öldürülmesin diye mücadele ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki; kadın cinayetleri devam ediyor. Sabah yine öldürülen bir kadının haberlerini okuduk. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bir kadın sokak ortasında başından vurularak öldürüldü. İşte bizler bu yüzden 8 Mart’ı kutlayamıyoruz. Her an bir kız kardeşimizin öldürüldüğü haberi geldiği için bugün burada hesap soruyoruz.” Görüşmelere katılan ailelerin hepsinin derdi ortak. Görüşme sonrasında da aşağı yukarı benzer şeyleri söylüyorlar, hepsi artık çoktan gecikmiş de olsa adalet istiyorlar. Öldürülen yakınlarının hesabını korumayan devletten soruyorlar. Hem kızları, hem de tüm kadınlar için yasaların düzenlenmesini ve artık uzun mücadeleler sonucu yasalaşmış olan kazanımların uygulanmasını istiyorlar. Yarın’a konuşan Duran Yaşar meclisteki görüşmelerle ilgili düşüncelerini bizlerle paylaştı. Yaşar artık çözüm istiyoruz diyor ve ekliyor; “randevu almak bile çok zor. Kabul etmelerini lütuf gibi gösteriyorlar. Suçlular korunuyor. Biz adalet istiyoruz. Caydırıcı cezalar verilsin ve artık cinayetler dursun. Binlerce kadın katledildi. Şimdi çözüm istiyoruz. Gerekli yerlere, gerekli bilgilerin gönderileceği sözü verildi. Süreç hızlandırılmalı, cezalar verilmeli, mağdurlar korunmalı. Kadın

Kadınlar yasa yazdı, AKP tekzip yaptı

Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddeti Önleme Yasası 8 Mart’ta Meclis’ten geçti. Peki, bu yasa bu noktaya nasıl geldi ve kadın örgütleri bu düzenlemeyi nasıl buluyorlar? Yaklaşık bir sene kadar önce Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu şimdiki adıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bir yasa taslağı sunmuş ve o etaptan beri bu taslağın yasalaşması için mücadele ediyordu. En son Bakan Fatma Şahin öncülüğünde yapılan toplantılarda bir fiil yer

alan platform birçok gelişkin düzenlemenin yasaya geçmesini sağlarken, mecliste tartışılan ve yasalaşan haliyle AKP hükümeti de bir dizi tekzip yapmış bazı iyilikleri törpülemiş bazılarını ise direk olarak çıkartmış durumda.

“Mücadele devam edecek” Yasanın özellikle uygulama boyutuyla ilgili önemli kaygılar belirten Avukat Elif Uysal Erkol konuyla ilgili olarak Yarın’a konuştu. Erkol’da yasayı önceki 4320 sayılı kanundan ileri buluyor ve ekliyor; “Yasalar ise evli kadınlara yönelik düzenleniyor. Yasa şuan için öncekinden daha ileri. Ancak uygulanmasını takip Av. Elif uysal erkol etmemiz gerekiyor. Eksik bırakılan yerleri ile ilgili mücadele etmemiz gerekiyor. Eski yasaya göre kadının şiddet gördüğünü belgelerde ispatlaması gerekiyordu. Artık şiddet ihtimali korumak için yeterli görülecek. Elektronik kelepçe, panik butonu gibi uygulamalar ise tamamen magazinsel boyutu. Avrupa’da var. Bizde getirdik demek için. Bunlar çok teknik kalıyor. Konu bütünsel. Bu yüzden bütünsel bakmak gerekir. Kadın örgütleri bu süreçte çok mücadele verdi ve gündeme taşıdı. Şimdi ise yasaların uygulanması için mücadele etmemiz gerekiyor.” YARIN güncel

Yasa neler getiriyor? Öncelikle yasayla gelen bir dizi önemli kazanım var. Bunların en başında yasanın bütün kadınları koruması geliyor. 4320 sayılı kanun (önceki düzenleme) sadece aile içindeki kadını koruyor ve ona dahi koruma tedbiri vermeyi ve bunun denetlenmesini neredeyse imkansız kılıyordu. Bir ikinci önemli düzenle ise koruma kararını ihlal durumlarında artık suç-

Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ na teşekkür ediyoruz. Yargı değil, bize onlar sahip çıkıyor. Karakoldaki polislerin ciddiyetsiz tavırlarını kınıyoruz. Sadece dilemek değil, olayların üzerine gitmek gerekir.” Ayşe Selen Ayla’nın annesi Hatice Ayla ise adalet istediğini tekrar tekrar vurguluyor. “Sesimizi duyurduğumuzu düşünüyorum. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu sayesinde fırsat yakaladık. Israrcı olmamız ve medyanın desteğini almamız görüşebilmemizi sağladı. Üzüntülerimizi paylaştık. Onları devlet olarak gördük. Suçlu hakları fazla, mağdurlar ise sessiz, yalnız kaldı. Devlet mağdurları unutuyor, sahip çıkmıyor. Bizler adalet istiyoruz.” Ankara’da evinde katledilen Sevgi Arslan’ın kızı, annesinin katilinin devlet tarafından korunduğunu söylüyor ve ekliyor; “mecliste görüşmeler olduğunu duyunca fırladık geldik, bireysel olarak bir şey yapamıyoruz bundan sonraki süreçte artık beraber çabalayacağız. Bizde T.C vatandaşıyız, bizde oy verdik, bizde zenginlerin verdiği vergiyi verdik, suçumuz ne peki. Devlet fakir olduğumuz için yüzümüze bakmıyor. Zenginlerin çocukları ölse yer yerinden oynuyor. Başbakanın da iki tane kızı var, kendisini bizim yerimize koysun, onun kızları ölse ne yapardı acaba? Hükümet 15 bin katili sokaklara bıraktı rahat rahat dolaşıyorlar. Devlet ölenlerin değil katillerin yanında varsın şimdilik meydanlar katillere kalsın göreceğiz bakalım.”

luya direk hapis cezası verilebilecek. İlk seferinde 7 güne kadarken tutuklama süre ikinci kez tekrarlanma durumunda 6 aya kadar çıkabilecek. Bu kazanım önemli bulunurken kadınlar süreleri az buluyorlar çünkü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun da önayak olduğu toplantıların sonucunda bakanlığın elinde daha gelişmiş haklar bulunan bir yasa önerisi mevcuttu.

“Kadınların öldürülmediği 8 Martlara ulaşacağız” 8 Mart Kadın Platformu’nun gerçekleştirdiği Dünya Kadınlar Günü mitingi için Kadıköy’de buluşan binlerce kadın, kadın ölümleri son bulsun dedi. Bu sene 8 Mart mitingine “kadın cinayetleri ve Kürt halkına yönelik baskı ve tecrit politikası” damgasını vurdu. Mitinge birçok şehirden gelen kadınlar, kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete ve sömürüye karşı sloganlar attılar, Kadın Bakanlığı istediklerine dair pankartlar taşıdılar.

“Kadın cinayetleri politiktir” Mitingin ana konuşmasını İstanbul LGBTT Dayan ışma Derneği üyesi Eylem Çağdaş yapİlke acar tı. Okunan metinde müzakere sürecinin başlaması ve savaşın sona erdirilmesi gerektiği söylendi. Erkek ve devlet şiddetinin sona erdirilmesini isteyen Çağdaş, kadın cinayetlerinin politik olduğunu söyledi. EHP Genel Başkanı Sibel Uzun da katıldığı miting hakkında EHP İstanbul İl Başkanı İlke Acar Yarın’a, “Bizler 8 Mart Dünya Kadınlar ünü’nü kutlayamıyoruz. Çünkü ellerimizde gördüğünüz bu yüzler bu sene kaybettiğimiz kadınların yüzlercesinden sadece bir kaç tanesi. Sizler bu kadınları korumayarak, aileyi koruyan politikalar üreterek öldürülen tüm kadınların vebalini artık daha fazla taşıyorsunuz.” dedi. YARIN güncel

Sosyalist genel başkanlar, Kürt halkına yönelik baskı ve tecrit politikasını protesto için süresiz açlık grevine başlayan Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ı tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde ziyaret etti. Kürk halkına ve önderlerine yönelik baskı ve tecrit politikaları ve KCK adı altında yürütülen operasyonlarla siyasi temsilcilerin tutuklanmasını protesto amacıyla tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde süresiz açlık grevine başlayan BDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yalnız bırakmadılar. EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ve TKP MYK Üyesi Hüseyin Karabulut, Diyarbakır E Tipi Cezaevinde açlık grevine giren Şırnak Milletvekili Selma Irmak ve açlık grevinde bulunan diğer tutuklu kadınları ziyaret etti.

“Müzakere süreci tekrar başlasın” Görüşmede taleplerini tekrar ileten Selma Irmak, bir barış ortamının oluşabilmesi için öncelikle baskıların son bulmasının ve tecridin kaldırılmasının şart olduğunu söyledi. Genel başkanlardan en büyük isteğinin açlık grevinin duyurulması ve taleplerin anlatılması olduğunu söyleyen Irmak, “Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecrit kalmalı ve müzakere süreci yeniden başlamalı” dedi. Ziyaretçilerin vesilesiyle tüm kadınların 8 Mart’ını kutladığını belirten Selma Irmak’ın moralinin ve azminin yerinde olduğu gözlendi. Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sibel Uzun, konuyla ilgili Yarın’a değerlendirmelerde bulundu. Uzun, Kürt halkının taleplerinin dinlenmesi ve bu baskı politikasının hemen durdurulması gerektiğini söylerken tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü Kürt kadın tutsaklar nezdinde kutladı. Sibel Uzun, “Türkiye’nin en yakıcı sorunu olan Kürt sorununun bir an önce çözüme kavuşması için demokratik fırsatların yakalanması için önlerinin açılmasını talep ediyorlar. Ana dil haklarını talep ediyorlar. Seçilmişlerin, siyasetçilerin siyasetlerinin devam etmesi için serbest bırakılmaları lazım. Mutlak suretle Türkiye’de Kürt sorunu çözümünün sağlanması gerekiyor. Bunun içinde derhal müzakere ve diyalog yolunun kesintisiz ve sürekli bir şekilde kurulması gerekiyor. Yapılmadığı müddetçe de beklenen baharın gelmesi işten bile değil.” dedi. YARIN güncel

Kadınlar yaşam hakkını almak için yürüdü

Kadınlar, yürüyüşte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü öldürülen kadınlara ithaf ettiklerini vurguladılar. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, saat 19.30’da Taksim Tramvay Durağı’ndan Galatasaray Meydanı’na doğru yürümeye başladı. Kadınlar, ‘’Kadın cinayetlerini durduracağız’’, ‘’Asla yalnız yürümeyeceksin’’, ‘’Adalet biziz susmayacağız’’, ‘’Kadın katillerine indirim değil ağır ceza’’, ‘’Kadın katillerinden hesap soracağız’’, ‘’Yaşam hakkımızı alacağız’’ ve ‘’Yaşasın kadın dayanışması’’ sloganlarıyla Demirören AVM’ye kadar yürüyerek burada oturdu. Platform kadınları, otururken ‘’Haksız tahrik, gelecek indirimi, iyi hal indirimi, tüm ceza indirimleri son bulacak’’,’’Şiddete karşı, tecavüze karşı, tacize karşı susma’’ ve ‘’Kendi hayatına dair karar vermek için, özgürlüğün için, yaşam hakkın için örgütlen’’ şeklinde sloganlar atarak eyleme devam etti.

8 Mart’ı öldürülen kadınlara ithaf ettiler Yürüyüş sırasında devletin katillere ağır ceza vermediğinden, kadınların güvenceli yaşamak istediğinden bahsedildi. ‘’Pippa Bacca, Güldünya Tören, Münevver Karabulut, Ayşe Paşalı, Esin Güneş, Ferdane Çöl, Gülay Yaşar, Sema Karakoca, Zeynep Yılmaz gibi katledilen kadınlar için yürüyoruz.’’ şeklinde slogan atıldı. Kadınlar, Ayşe Paşalı ve Münevver Karabulut davalarını kazandıkları gibi bütün davaları kazanabileceklerini ve bunun için ailerle birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini ifade ettiler. Mit ve şike yasalarının bir gecede çıkarılabilirken, kadın yasası çıkarılana kadar 250 kadının öldürüldüğüne vurgu yapıldı. YARIN güncel

Yasa neler götürüyor? Daha başta yasanın ismi “Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesine dair kanun” iken kabul görmüş halinde ‘aile’ başa geçmiş durumda. Zaten öldürülenlerin neredeyse hepsinin aile içinde öldürüldüğünü söyleyen kadınlar özellikle bu konuda ısrarcı olmuşlarsa da mecliste yasa bu isimle kabul gördü. Her ne kadar yasa tüm kadınları koruyor gözükse de ismi aile içindeki kadını öncelediğini gösteriyor. Diğer

taraftan tazminatla ilgili hükümler yasanın son halinde daraltıldı. Diğer önemli husus ise “toplumsal cinsiyet” kavramı yasada inatla geçirtilmiyor. Uluslararası sözleşmelerde her defasında bu kavram geçiyor olmasına rağmen hükümet bunun yerine “kadın erkek eşitliği” kavramını yasaya geçirdi. Olmayanlardan bir diğeri belki de en önemli bulunan eksik ise kadın örgütlerinin davalara müdahilliğine bir düzenleme getirilmedi.


08 EKONOMi

0413EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

Enflasyon Şubat’ta da yükseldi Enflasyon yükselmeye devam ediyor. Tüketici enflasyonu yüzde 0.56 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 10.43 oldu. Üretici fiyatları yüzde 0.09 oranında düştü ve son 12 ayda yüzde 9.15 olarak gerçekleşti. Enflasyondaki en dikkat çekici nokta, halkın enflasyonu dediğimiz gıda ve içecek fiyatlarındaki yükseliş oldu.

Türkiye iller bazında şubat ayı enflasyon oranları

İstanbul İbrahim keskin

Enflasyon yükselmeye devam ediyor. Tüketici enflasyonu yüzde 0.56 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 10.43 oldu. Üretici fiyatları yüzde 0.09 oranında düştü ve son 12 ayda yüzde 9.15 olarak gerçekleşti. Enflasyondaki en dikkat çekici nokta, halkın enflasyonu dediğimiz gıda ve içecek fiyatlarındaki yükseliş oldu. Gıda ve içecek fiyatları şubat ayında yüzde 2.08 oranında yükseldi. Yani aylık enflasyonu neredeyse dörde katladı. Yıllık enflasyonun çok az da olsa gerilemesi, Merkez Bankası’nın enflasyonda düşüş sürecinin başladığı açıklamasını destekledi. Merkez Bankası, Türkiye’nin mayıs ayından itibaren yeniden tek haneli enflasyona döneceğini düşünüyor. Bankanın şubat ayı ikinci dönem beklenti anketinde şubat ayı TÜFE beklentisi yüzde 0,62, yıl sonu yıllık TÜFE beklentisi ise yüzde 7,26 olarak belirlenmişti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2012 Şubat ayında aylık bazda enflasyon TÜFE’de 0,56 artış, ÜFE’de ise yüzde 0,09 azalış gösterdi. TÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına

göre yüzde 10,43, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 7,48 artış meydana geldi. Bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE’de en yüksek artış yüzde 18,51 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti. Çeşitli mal ve hizmetler yüzde 17,10, ev eşyası yüzde 11,79, ulaştırma yüzde 11,30, gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 11,17 ile en yüksek artışın gözlendiği harcama grupları oldu.

ÜRETİCİ FİYATLARI DÜŞTÜ 2012 yılı Şubat ayında ÜFE’de aylık bazda yüzde 0,09 düşüş, yıllık bazda yüzde 9,15 ve on iki aylık ortalamalara göre de yüzde 10,96 artış meydana geldi. Fakat üretici fiyatlarındaki düşüşe rağmen enflasyondaki yükseliş, üreticiyi rahatlatarak daha çok kar etmelerini yaradı. Fakat halka yansıyan durum ise yine yükseldi. Tarım sektörü endeksinde aylık bazda yüzde 1,85, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,13 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 4,58 artış kaydedildi. Sanayi sektörü endeksinde ise aylık bazda yüzde 0,50 düşüş gerçekleşti. Sanayi sektörü endeksinde bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,37, on iki aylık ortalamalara göre yüzde 12,36 artış meydana geldi. ÜFE’de şubatta endekste yer alan

toplam 791 maddeden 117’sinin ortalama fiyatlarında değişim olmadı, 316 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 358 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.

ÖZEL KAPSAMLI TÜFE GÖSTERGELERİ Şubat ayına ilişkin özel kapsamlı tüketici fiyatları endeksi göstergelerine bakıldığında, “çekirdek enflasyon” yerine açıklanan TÜFE göstergeleri geçen ay, mevsimlik ürünler hariç yüzde 0,53, işlenmemiş gıda ürünleri hariç ise yüzde 0,13 arttı. Fiyatlar, enerji hariç yüzde 0,52 artış gösterdi. Fiyatlar işlenmemiş gıda ürünleri ve enerji hariç değişim olmadı. Enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç fiyatlar yüzde 0,56, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve fiyatları yönetilen/yönlendirilen diğer ürünler, dolaylı vergiler hariç fiyatlar da yüzde 0,58 arttı. Enerji hariç ve alkollü içkiler ve tütün ürünleri hariç ve fiyatları yönetilen/ yönlendirilen diğer ürünler, dolaylı vergiler hariç ve işlenmemiş gıda ürünleri hariç fiyatlar yüzde 0,03 gerilerken, işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler, tütün ürünleri ve altın hariç

Kredi kartı aidatınızı geri alabilirsiniz Bankalar kredi kartı aidatlarını ödememekte direnirken, hukuk tam tersini söylüyor. TÜDEF Başkanı Ali Çetin, “Kart aidatları yasal değil. Mahkeme kararları tüketici lehine. Hakkınızı mutlaka arayın” diyor. Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Başkanı Ali Çetin de, bankaların aldıkları kart aidat paralarını geri ödemesi gerektiğini açıkladı.

“Sözleşme haksız” Takvim’e konuşan Çetin, bankaların son 1 yılda tüketiciden 3.2 milyar lira kart aidatı tahsil ettiğini belirterek, “Aidatların geri alınamayacağı iddia eden bankalar yalan söylüyor. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin son kararıyla, 10 yıl geriye doğru aidatları alma imkanı doğmuştur. Kanunda zaman aşımı 10 yıldır” dedi. Kararın eski kartlar için de geçerli olduğunu ifade eden Çetin, “Kartını daha önce iptal ettirmiş vatandaş, geçmişe dönük ekstrelerini isteyebilir. Eğer banka direnirse banka memuru hakkında yasal işlem yapılır. Çünkü bu suçtur. Tüketici eksterisiyle hakem heyetlerine giderek dilekçe vermeli” diye konuştu. Hakem heyetlerindeki davaların 1-3 ay arasında sonuçlandığını söyleyen Çetin, çoğunlukla da tüketici lehine karar

çıktığını belirtti. Bankaların sözleşmeleri gerekçe gösterdiğini hatırlattığımız Çetin, şöyle konuştu: “Yüksek yargı kararlarında, kanunda haksız şart olmasından dolayı sözleşmenin altına atılan hiçbir imza tüketiciyi zorlayamayacağı belirtiliyor. Çünkü kartı alabilmeniz için size o imzayı attırıyor. Yani şartlı imzalıyorsunuz.” yarın ekonomi

Kurumlar cari açıkta anlaşamıyor Merkez Bankası’nın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’nin cari işlemler hesabı açığı, 2012 Ocak ayında

ölçümlerde kullandıkları verilerin farklı olmasından kaynaklanıyor. İki kurumda uluslararası istatistik kurumlardan farklı olarak kendi belirledikleri kriterlere uygun yöntemler uygulamakta. Doğal olarak bu da açıklanan rakamların farklı olmasına neden oluyor. Hizmetler dengesi kalemi altındaki turizm gelirleri, bir önceki yılın ilk ayına göre 39 milyon dolar artarak 972 milyon dolara ulaşırken, turizm giderleri 93 milyon dolar azalarak 272 milyon dolar oldu. Bir kurum arttı diye açıklama yaparken, bir diğeri azaldı diyebiliyor. Sonuç ise, iki kurumunda güvenilirliğinin azalması anlamına geliyor. Ekonomi üzerine yabancı kurumların

AYLIK 0,56 0,65 0,30 0,68 0,46 0,38 0,57 0,45 0,21 0,74 0,46 0,39 0,41 0,47 1,02 0,74 0,81 0,73 0,23 0,57

0,55 1,04 0,46 0,32 0,31 0,30 0,35

fiyatlarda değişim olmadı. Enerji hariç, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç fiyatlarda ise yüzde 0,18 gerileme gözlendi.

FİYATLARIN EN FAZLA ARTTIĞI BÖLGE İÇ ANADOLU Yıllık bazda en yüksek artışın gözlendiği bölgeler yüzde 12,66 ile “Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir”, yüzde 12,02 ile “Kastamonu, Çankırı, Sinop” ve yüzde 11,95 ile “Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye” bölgeleri oldu. Yıllık olarak en düşük fiyat artışların yaşandığı bölge ise yüzde 9,73 ile “Antalya, Isparta, Burdur” oldu. Bu bölgeyi yüzde 9,83 ile “İstanbul” izledi. Başkent Ankara’da yıllık bazda TÜFE artışı yüzde 10,10, İzmir’de ise yüzde 10,18 oldu. Aylık bazda TÜFE’nin en fazla arttığı bölge yüzde 1,04 ile “Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan” oldu. Bu bölgeyi 1,02 ile “Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir” bölgesi izledi. TÜFE’nin aylık bazda en az artış gösterdiği bölge ise yüzde 0,21 ile “Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova” oldu. Şubatta, fiyatların düştüğü bir bölge olmadı.

kart aidatını almak için İzlenecek yol belli 1- Bankanızın müşteri hizmetlerini arayarak, kesilen kart aidatını ödemek istemediğinizi ve bunun geri verilmesini talep edin. Eğer kabul ederlerse sorun yok. Etmezlerse ikinci maddeye geçin. 2- Bu kez bankanın hem genel müdürlüğüne, hem de şubenize yanda gördüğünüz dilekçeyi gönderin. Dilekçeyi iadeli taahhütlü gönderirseniz alan kişinin imzası da elinize gelecektir. 3- Dilekçeye rağmen hâlâ aidatınız ödenmemişse hukuk yolunu ya da bankayla görüşme yolunu seçeceksiniz. Bankanızı yeniden arayarak, “aidatı ödemezlerse kartı iptal edeceğinizi” söyleyebilirsiniz. Bu, genellikle sorunu çözüyor. Bankalar ya aidatı veriyor ya da sizinle pazarlığa başlıyor. 4- Bütün bunlara rağmen aidatınızı hâlâ alamadınız ve sizden kesilmeye devam ediyorsa, bu kez bulunduğunuz ilçedeki kaymakamlığın içindeki hakem heyetlerine gidebilirsiniz. Burada, hazır dilekçelere ekstrenizi de ekleyerek ücretsiz şikayetçi olun. 5- Hakem heyetlerindeki aidat davalarının çoğunu tüketiciler kazanıyor. Banka, itirazını tüketici mahkemelerine yapıyor. Buradan da genellikle tüketiciler lehine karar çıkıyor. 6- Eğer kredi kartınız eski ve 10 yıllık kadarsa, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin son kararı gereğince geriye dönük tüm aidatlarınızı isteme hakkınız da var. Birden çok kredi kartınız için aynı işlemleri yapabilir ve hepsinin aidatını geri alabilirsiniz.

Daha çok özelleştirme, daha çok vergi

Krizin varlığı, yokluğu üzerine yürütülen tartışma süreçlerinin ve yaşananan gelişmelerin ardından, hükümet şimdi de ileriye yönelik öngörülerinde güllük gülistanlık tablolar çizmeye başladı. Bu konuyu Ekonomist Mustafa Sönmez ile görüştük. “2012-2013 yılının ekonomik olarak iyi bir yıl olacağı” üzerine yapılan açıklamaların ardında yatan ne? Türkiye küresel krizden nasibini 2009’da yüzde 5’lik daralma ile aldı. Ama 2010’u yüzde 9, 2011’i de yüzde 8(en az) büyüme ile kapadı. 2012 için, başta IMF olmak üzere dış otoriteler, Türkiye’ye en fazla yüzde 2 dolayında büyüme şansı veriyorlardı. AKP iktidarı ise kısa adı OVP olan Orta Vadeli Plan’a hedefi yüzde 4 olarak yazmıştı. 2012’nin ilk 2 ayında, ekonomide pek de önemli tempo düşüşü yaşanmadı. Dahası, hem ABD’de, hem AB’de atılan parasal genişleme adımları, Türkiye’nin bu yıl , sırtındaki yüzde 10’u aşan cari açık kamburuna rağmen, yüzde 5 dolayında büyüyebileceğine dair güçlü işaretler vermeye başladı. Nedir dışarıdaki gelişmeler ?

Cari açığın en kötüsü bizde “Yükselen ülke” olarak tanımlanan ülkelerden 7’sini analiz ettiğimizde, cari açığı milli gelirinin yüzde 10’unu aşmış Türkiye’ye en yakın G.Afrika’nın bile oranı, yüzde 4’ü bulmamaktadır. Rusya, Arjantin, Endonezya, hatta neredeyse Meksika , cari fazla vererek büyüyen ülkelerdir. Buna karşılık, bu ülkeler arasında Türkiye’yi ayrı yere koyan düşük bütçe açığıdır. Bir tek Endonezya’nın bütçe performansı Türkiye’ninkine yakındır. Sıcak parayı çekmede bütçe önemli bir göstergedir. Avrupa, kendi koyduğu, milli gelirin yüzde 3’ünün üstünde bütçe açığı verilmemesi kriterine uyamıyor. Yine AB’de milli gelirin yüzde 60’ı olan kamu borç yükü kriteri çoktan aşılırken Türkiye, milli gelirin yüzde 1,5’u açık, yüzde 35 kamu borç yükü ile “güçlü maliyesi olan ülke” güveni veriyor … Bu cazibenin nasıl yaratıldığına ise özellikle muhalefet partileri pek kafa yormuyor, oyun bozamıyor. Formülün 3 ayağı var: 1- Üçte iki ağırlığa sahip halka bindirilmiş dolaylı vergiyi sürdürüp, üstüne yeni vergiler eklemek, 2- Özelleştirmeleri doludizgin sürdürmek, para eder ne kamu varlığı varsa, satmak, 3- Kamu yatırımlarını azaltıp, kamu sosyal harcamalarını budamak. Bunlara karşı etkili bir muhalefet olmadığına göre, “Durmak yok, yola devam…” Bu formülle AKP, 2012’yi de kurtarmıştır, bilginize…

Neler oluyor? Merakla beklenen yeni teşvik sistemini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan haftaya açıklayacak. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, paketin son rötüşlerinin yapılarak Erdoğan’a sunulduğunu açıkladı. Çağlayan, “Sistem cari açığın panzehiri olacak” dedi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, telefon tarifelerinde abonelerin kafasını karıştıran uygulamaların sona ermesi yönünde adım attı. Kurul, Avea, Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone’un internet sitelerinin, tarifeleri karşılaştıracak bir sisteme uyumlu hale getirilmesini kararlaştırdı. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, Euro Bölgesi’nde ekonominin istikrara kavuşmaya başladığına dair sinyaller olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, emekliler arasındaki maaş farkını gideren yasayı onayladı. Yasayla 1.9 milyon kişinin aylığına 50-399 lira arasında zam yapılacak.

SÖZLÜKÇE

?

bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 0,41 azalarak, 5 milyar 998 milyon dolara geriledi. Daha önce TÜİK açığın yükseldiği yönünde açıklama yapmıştı. Merkez Bankası tarafından açıklanan, 2012 Ocak ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerine göre, 2011 yılının Ocak ayında 6 milyar 23 milyon dolar açık veren cari işlemler hesabında, bu yılın aynı ayında yüzde 0,41 azalışla 5 milyar 998 milyon dolar açık meydana geldi. TÜİK’in farklı Merkez Bankası’nın farklı açıklamaları daha önce de meydana gelmişti. Devlet kurumlarının farklı rakamlar açıklıyor olmalarındaki en büyük etken

Yüzde TÜRKİYE (İstanbul) (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) (Balıkesir, Çanakkale) (İzmir) (Aydın, Denizli, Muğla) (Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak) (Bursa, Eskişehir, Bilecik) (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova ) (Ankara) (Konya, Karaman) (Antalya, Isparta, Burdur) (Adana, Mersin) (Hatay, K.Maraş, Osmaniye) (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) (Kayseri, Sivas, Yozgat) (Zonguldak, Karabük, Bartın) (Kastamonu, Çankırı, Sinop) (Samsun, Tokat, Çorum, Amasya) (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin , Gümüşhane) (Erzurum, Erzincan, Bayburt) (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) (Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli) (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) (Gaziantep, Adıyaman, Kilis) (Şanlıurfa, Diyarbakır) (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt)

İşte kriz

BÜTÇE AÇIĞI:

açıklamalarından farklı analizlerin yapılması durumuna daha alışık olduğumuz aşikâr. Fakat iki devlet kurumunun bu pozisyonda bulunması, ekonomi üzerine kaygıların daha da artmasına neden oluyor. yarın ekonomi

Giderlerinin gelirlerden büyük olması durumu. Bütçe açıkları, dönem içinde ortaya çıkan beklenmedik harcama artışlarından kaynaklanabileceği gibi, dönem başında da açıkla bağlanmış olabilirler. Keynes’e göre, ekonominin bir duraksama içerisinde bulunduğu yani, işsizliğin arttığı, millî gelirin düştüğü dönemlerde hükümetlerin açık bütçe politikası izleyerek toplam harcamaları arttırmaları gerekir.


09 Didem Gediz Gelegen kimdir?

1966 Mersin doğumlu. 1989 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Yüksek lisans derecesini 2001’de ODTÜ Kadın Çalışmaları Anabilim Dalından “Tıp Mesleğinde Toplumsal Cinsiyet İklimi: Ankara’da Kadın Hekimler Üzerine Bir Çalışma” başlıklı çalışmasıyla aldı. 1995’de Türkiye İnsan Hakları Vakfında başlayan insan hakları alanındaki çalışmalarına, 1996’da cezaevlerindeki açlık grevleri sırasında Ankara Tabip Odası, yine aynı yıl İranlı mültecilerin açlık grevleri sırasında Türk Tabipleri Birliği adına izleme çalışmalarıyla devam etti. Son yıllarda kadına yönelik şiddet ve kadın-çocuk sığınakları üzerine çalıştı. Kadın Sığınağı Kolektifi kurucu üyesidir. Şu anda Mersin’de Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nde kadına ve çocuğa yönelik aile içi şiddet, toplumsal travma, çocuk ihmali ve istismarı alanlarında çalışıyor.Pozantı cezaevinden çıkan çocuklarla travmayla baş etme ve travma onarımı çalışmaları yürütüyorlar.

fotoğraf: özgür çarkçı

13 MART 2012 YARIN

Kamuoyunda “Taş atan çocuklar” olarak tanıdık onları. Dillerini doğru düzgün konuşamayan, yaşadıkları toplumda hep dışlanan, ayrımcılığa uğrayan ve ezelden gelen ezilmişliklerin yeni kuşakları onlar. Her an tutuklanma korkusu yaşayan ve evlerinden çıkamayan, küçücük yaşlarında gaz bombalarıyla ve polis coplarıyla tanışmış olan çocuklar bunlar. Pozantı Cezaevi’nde yaşadıklarını daha fazla içlerinde barındıramayan çocuklar. Küçücük yaşta büyümek zorunda bırakılan bu çocukların hikayesini onları yakından tanıma fırsatı bulan Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi Doktoru Didem Gediz Gelegen’le görüştük.

Pozantı Cezaevi’nin iç yüzü

Daha önce bu çocukların maruz kaldığı cinsel istismarı biliyor muydunuz? Evet. Onu öğrenince başladık. Cinsel istismar ağır bir travma. Kaldırılması kolay bir şey değil. Ama çocukRÖPORTAJ ların anlattıkları tüm melike çınar baskı ve yaşadıkları ayrımcılık, hepsi ağırdı. Aslında cinsel istismar; Cezaevindeki şiddet baskı ortamıydı. Buraya bir destek sunmamız gerektiğini düşündük.

“Taş atan çocuklar” adıyla anılan bu çocuklar esasen kimler? Mersin, 90’lardan itibaren zorunlu Kürt göçünü alan illerden biri. Bu çocuklar da gözleyebildiğim kadarıyla göçün ikinci kuşağı. 90’larda köyde doğup da zorunlu göçle Mersin’e ilk gelen ve sokaklarda çalışan çocuklar şimdi büyümüşler ve Kürt hareketi içinde yer alan aktivistler olmuşlar. Bu çocuklar da onların çocukları. Onlar Mersin’de doğmuşlar. O yüzden köye dair geçmişleri, anıları, aidiyetleri yok. Türkçe’nin de yoğun olarak konuşulduğu bir yerde büyüdükleri için, her iki dile de hakim olmakta zorlukları var. 90’lardaki, ilk kuşaktan farklı olarak sokaklarda çalışmaları gerekmiyor artık. Çünkü oturmuş, gettolaşmış Kürt mahalleleri var ve oralarda mobilyacılarda ve fırınlarda çalışıyorlar. Sokak çatışmalarında, basın açıklamalarında, mitinglerde yer alıyorlar. Anladığımız kadarıyla Pozantı’da çocukların maruz kaldığı taciz ve tecavüz yeni bir durum değil; ancak hiç gündeme gelmemişti. Sizin bu çocuklarla tanışmanız nasıl oldu? Çocuklarla yaz aylarında tanıştım. Birlikte travmayla baş etme, güçlendirme çalışmaları yaptık. Cezaevinde çocuklara uygulanan baskı ve cinsel suçlar ise 2 hafta önce tahliye olan 3 çocuğun yaşadıklarını anlatmaya karar vermesiyle gündeme geldi. Çocukların anlatmaya başlamasıyla, ben de konuşmaya karar verdim. Bilmediğimiz bir şey değildi. Türkiye’de pek çok cezaevinde benzer sıkıntıların yaşandığını da biliyorduk. Bu olayda çocuklar sorunlarını gündeme kendileri taşıdılar. Taciz ve tecavüz çocukların hepsinde tespit edildi mi? Hayır. Bizim yaptığımız çalışmada travmatik deneyimlerini konuşmadık. Bilgi Üniversite’sinin “Pusula” adında bir İnsan Hakları Eğitimi kılavuzu var. Kitaptaki temalar üzerinden bir farkındalık, duyguların ve düşüncelerin paylaşımını kolaylaştırma, güçlendirme çalışması yapmaya ve bir paylaşım grubu oluşturmaya çalıştık. Ne kadar sürdü bu çalışma? Toplamda 8 hafta. Tüm düzenleme çabalarımıza rağmen çalışma ortamımız kaotikti. İlk 3 hafta tam katılımlı toplandık. Çocukların desteklenmeye çok ihtiyaçları olduğunu fark ettik. Düşüncelerini organize etmekte, duygularını ifade etmekte zorlanıyorlardı. Politik düzeyleri akranlarından yüksekti. 4. haftaki buluşmaya gittiğimizde polisin biraz önce oralarda gözaltı yaptığını, çocukları kovaladığını öğrendik ve gelmedi çocuklar. Bir sonraki hafta gittiğimizde, polisin

mahalledeki internet kafeyi bastığını, yine gözaltılar olduğunu; bu nedenle gelen olmayacağını söylediler. Yani çalışma 3 hafta kadar kesintiye uğradı. Bunun ne kadarının gerçek olduğunu sorguluyorduk biz de. Mesela: “Polis bugün çok dolaştı ortalıklarda. Kimse evinden dışarı çıkmaz bugün, boşuna beklemeyin” diyorlardı bize. Bu arada sokak çatışmalarından birinde çocuklardan biri çok ağır bir şekilde yaralandı. Burnuna bir gaz bombası isabet etti, beyin kanaması geçirdi, hastaneye kaldırıldı. Aralarından birinin bunu yaşıyor olması da bence etkiledi çocukları. 3 hafta çalıştık, 3 hafta boşluk oldu, 4. hafta buluştuğumuzda da bir huzursuzluk olduğunu fark ettik. Grup dinamikleri değişmişti. Bu çalışmayla eş zamanlı olarak TİHV Adana temsilciliğiyle birlikte bir psiko-sosyal destek çalışması yürütüyorduk. Gözaltına alınma ya da cezaevine girme nedeniyle eğitimleri yarıda kalmış çocuklara destek veren bu çalışma daha dar bir grupla yürütüldüğü için çocuklarla daha fazla yakınlaşma olanağı doğdu ve bize birbirlerine güvenmediklerini, aralarında ajan olduğunu düşündüklerini, birbirlerinin üzerine ifade verenler olduğunu, polislerin de “Akşam seni gelip alacağız, arkadaşın yine senin üstüne ifade verdi” diyerek korkuttuğunu anlattılar. Kısacası bir süre sonra grup içi güven ilişkisi bozuldu, grup dağıldı. Polislerle ilgili kaygıları realiteden mi kaynaklanıyor yoksa Travma Sonrası Stres Bozukluğu nedeniyle mi kaygı düzeyleri bu kadar yüksek bunu ayırt etmekte zorlanıyorduk. Yaklaşık 1,5 ay gibi bir sürenin sonunda çocukların teker teker gözaltına alındıklarını, tutuklandıklarını öğrendik. Çocukların korktukları şeyler başlarına geldi. Arada cezaevinden çıkıp, tutuklanıp tekrar girenler oldu. İşte böyle çocuklar onlar: sürekli gözaltına alınan, tutuklanan, cezaevine girip çıkan, çıktıklarında da kendilerine ait bir varlık alanı bulamayıp tek varlık alanı olarak isyanı, karakola taş atmayı gören. İki yaşından itibaren mahalledeki en temel ve yaygın çocuk aktivitesi bu.

Yani çocuklara “şimdi gidip karakola taş at” diyen birileri yok diyebilir miyiz? Kesinlikle diyebiliriz. Çocukları öne sürmek bir yana, frenleyememek gibi bir sorun var. Çocuklar BDP yöneticilerini reformist, uzlaşmacı buluyorlar. Diyelim ki, BDP bir basın açıklaması yapıyor ve çocuklar da oralardalar. Yetişkinler eylemi sessiz bir şekilde kapatacak ve dağılacakken, çocuklar taş atmaya başlıyorlar. Hakim olamıyorlar yani. Çocuklar Kürt siyasi hareketinin otonom ve kaotik bir halle yer alıyorlar. Çocukların karakola karşı tutumlarını konuştuk. Peki polislerin çocuklara karşı tutumlarını nasıl tarif edebilir misiniz? Eğitimlere giderken bazen şöyle sahneler görüyorum: Bir köşede kaldırımın üstünde polisler oturmuş nefes nefese. Köşeyi dönüyorsunuz, çocuklar oturmuş, onlar da nefes nefese. Her iki grup da birbiriyle cebelleşmekten yorgun, bitkin. Çalışma sırasında şöyle bir olay oldu. 5 yaşında bir kız çocuğunu getirdiler. Yakındaki karakoldaki polislerden biri sapanla gözüne cam bilye fırlatmış. Gözü morarmış, şişmişti. İlk müdahaleyi bile yapamadan ailesi gelip eve

götürdü. Şikayetçi olmayı, hastaneye götürmeyi falan düşünmediler. O kadar kanıksamışlar ve korkuyorlar. O sapan ve bilye çocuğun elinde, onun oyuncakları olmalıydı. Bu oyuncaklar nasıl silaha dönüşmüş? Bunlar çocukların aletleri, polisin elinde ne işi var? Bir yetişkin neden bilyeyle, sapanla, çocuklarla bir mücadele içinde? Ne kadar absürd.

Ailelerin tepkisi nasıl? Bence ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Çocukların büyük çoğunluğu okulu bırakmış. Hem maddi zorlukları, hem de okulda gördükleri baskı, ayrımcılık, dışlanma var. Hele hele cezaevine girmiş çıkmışsa o çocuğun okulda diğer öğrencilerle, öğretmenlerle iyi bir ilişki kurması mümkün olmuyor, “terörist” gözüyle bakılmaya başlanıyor. Okula gitmeyen, eve gelmeyen, sürekli taş atan, tutuklanan çocuklarla ilgili aileleri gördüğüm kadarıyla çıkmazdalar. Çocuklarını kontrol altına almak istiyorlar fakat bunun ortamı yok, vakti geçmiş. Ailelerin kendileri de çocuklardan belki daha ağır travmalar yaşayarak gelmişler oraya. Köyleri yakılmış, yakınları öldürülmüş, bir kısmı çok kötü işkenceler görmüş. O yüzden çocuklara sundukları dünya, kendi yaralı dünyaları. Çocuklarının isyanına, kimlik arayışına sunabilecekleri pek fazla kaynakları yok. Çok üzgünler. Bu son olaylar duyulmaya başlandığından bu yana kendi çocuklarının da tecavüze uğrayıp uğramadığını düşünüp çok tedirgin oluyorlar. Burada önemli olan nokta şu: çocuklarına cezaevinde tecavüz edilmediyse bile, 5 yaşındaki çocuklarını gözünden yaralayarak, her akşam akreplerle-tomalarla sokak aralarında kovalayarak, evlerin içine biber gazı sıkarak, onlara okulsuz, işsiz bir yaşam sunarak, köylerini-köklerini ellerinden alarak zaten umutları ve yaşam sevinçleri yok ediliyor.

kesilecek diye kaygılanıyorum. Ülkemizdeki cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerini düşününce, fiziki koşullarının çok iyi olduğu söylenen Sincan cezaevinin çocuklara iyi bir ortam sunacağı konusunda da güvensizlik taşıyorum.

Bir yetişkin neden bilyeyle, sapanla, çocuklarla bir mücadele içinde? Bu çocuk doktora bile gitmeye korkuyordu, dışarı çıkarsa gözaltına alınmaktan korkuyordu. Çünkü polis onu sürekli o şekilde tehdit ediyor.

Böyle sürekli gözaltına alınan, sürekli tutuklanan, sürekli o cezaevine girip çıkan, çıktıklarında da kendilerine ait bir varlık alanı bulamayıp tek varlık alanı olarak karakola taş atmayı gören çocuklar bunlar.

Çocuklar yaşadıkları maruz kaldıkları bu kötü muamele için ne diyorlar? Nasıl tanımlıyorlar? “Siyasi olduğumuz için bize terörist muamelesi yapıyorlar. Biz sadece taş attık, terörist değiliz” diyorlar. Ayrıca cezaevindeki çocuk ve yetişkin tüm siyasi tutuklular için “esir” kavramını kullanıyorlar. Pozantı’da bu mesele tartışılırken, Adalet Bakanlığı’nın cezaevi yöneticilerini terfi ettirdiği öne sürüldü. Bu terfi konusunda siz ne düşünüyorsunuz? Temmuz ayında İHD Mersin Şubesi çocukların şikâyeti üzerine Pozantı Cumhuriyet Savcılığı’na başvuruda bulundu. Bunun üzerine o dönemin Pozantı Cezaevi yöneticilerinin başka illere yine yönetici pozisyonlarda atamaları çıktı. Buna terfi denemez belki ama o şikâyetler üzerine idari soruşturma başlatılmamış olması, savcılık soruşturmasının da 8 aydır herhangi bir ilerleme kaydedilmeden sürüyor olması tam bir skandal. Pozantı küçücük bir belde; savcının ne kadar yoğun işi olabilir ki, beldenin tek cezaevindeki soruşturması 8 ay sürebiliyor. Çocuklar Sincan Cezaevi’ne sevk edildi. Bu konu hala tartışma konusu, siz neler söylemek istersiniz? Bu sevk bir çözüm getirecek mi? Durum baştan sona adalet sistemi içerisinde çocukların kötü muamele gördük-

Bizim çalışma yaptığımız o grup içinde bir güvensizlik başladı. Çünkü birbirleri üzerine ifade verdikleri için birbirinin ajanı olduğunu düşünüyorlardı. Polisler de onları; “Akşam seni gelip alacağız, arkadaşın yine senin üstüne ifade verdi” diyerek korkutuyorlar. lerini gösteriyor. Bunun çözüm yolu da bence çocukları kapalı infaz kurumlarına koymak değil. Çocukların ailelerinin yaşadığı yerden uzak bir yere sevk edilmeleri büyük sorun. Zaten yoksulluk sınırını altında, zor koşullarda yaşayan ve çocuklarını Pozantı’da ziyaret etmek için bile çok zorlanan ailelerle çocukların bağı tamamen

Adalet Bakanlığı bu konu hakkında soruşturma yürütüyor. Soruşturmadan umutlu musunuz? Adalet Bakanlığı kontrolörü beni de aradı. TİHV’nın ve İştar’ın yaptığı çalışmaların raporlarını göndermemizi talep etti. Bu olumlu bir adımdı. Cesur ve dürüst devlet görevlilerinden kötü ve karanlık işler yapan devlet görevlilerine tepki olduğunu düşünüyorum. Ama ne yalan söylemeli, şimdiye kadar ülkemizde örneğini pek görmediğimiz için olsa gerek, soruşturmanın sonucunda gerçek suçluların ve sorumluların ortaya çıkacağına inanmıyorum. Bundan sonra neler olacağını düşünüyorsunuz? Nasıl bir gelecek var? Bundan sonra öncelikle çocukları şiddetten korumak ve maruz kaldıkları şiddetin etkilerini gidermek için çalışmalar yapılmalı. Bildiğim kadarıyla Şubat ayı içinde Adalet Bakanlığı “Çocuklar için Adalet” başlıklı bir AB projesi için kabarık bütçeli bir fon aldı. Bu fonun nasıl değerlendirileceğini doğrusu merak ediyorum. Umarım öncelikle çocuk suçluluğunu önlemeye yönelik çalışmalar yapılır. Çocuk ceza sistemi, çocuk hakları temelinde yeniden yapılandırılır. Çocukların kendilerine uygun olmayan kapalı infaz kurumlarında kalmaması için gerekli düzenlemeler yapılır. Çocukların yeri ev, okul park, kütüphane, spor salonu olmalı; cezaevi değil. Anadiliyle, etnik kimliğiyle var olma imkânı bulamayan, doğdukları topraklardan koparılmış, geldikleri yerlerde ayrımcılıkla karşılanan ve insanca yaşam koşulları sunulmayan çocukların isyanının süreceğini sanıyorum. Anadil yüreğin kapısıdır. Dünya araştırmaları çocukluk dönemindeki zihinsel ve ruhsal gelişim açısından anadilin hayati önemde olduğunu gösteriyor. Çalışmalarımız sırasında çocukların hem Kürtçeyi hem Türkçeyi iyi konuşamadıklarını fark ettik. Bu çok kritik bir nokta. Çocukları kimliksizleştirmek, dilsizleştirmek çok acı sonuçlar doğurabilir. Gelecek kuşaklarını, öz evlatlarını böyle yetiştiren memleketimin gidişatından kaygılıyım. İki kızım var; onları nasıl bir gelecek bekliyor sorusu hep kafamı kurcalıyor. Belki bizimkiler taş atmıyor ama gelecekte taş atanlara aşık olacaklar, aynı yerde okuyacaklar, aynı havayı soluyacaklar. Dolayısıyla bu öteleyebileceğimiz bir mesele değil. Bu çocuklar hepimizin çocukları Son olarak şunu söylemek isterim, “taş atan çocuklar” ne kadar öfkeli olurlarsa olsunlar, dinleyen bir kulak, uzatılan bir el varsa kendilerini ifade etmeye açıklar. Bu anlamda yine taşları yerlerinden oynatıyorlar. “Barış yapacaksanız bizimle yapın, bizden sonraki kuşaklar konuşamayacağınız kadar öfkeli” diyen büyüklerine inat, karşılarında samimiyet, iyi niyet varsa diyaloga girmekte istekliler. Gelecek hakkında konuşunca hemen Ritsos’un şiiri gelir aklıma “Çocuğun gördüğü düştür barış” der ya. Umarım düşleri gerçek olur…


04 13EKiM 2011 YARIN MART 2012 YARIN

Eğitimde her gün bir yeni değişiklik Milli Eğitim Gençlik Kültür Spor Komisyonu’nda yarım saatte oylanarak kabul edilen 4+4+4 yasa teklifinde değişikliklerde, tartışmalarda bitmiyor. Okula başlama yaşı pedagogların tüm uyarılarına rağmen aynı kaldı. SBS’nin kaldırılacağı iddialarından sonra yerine yeni bir sınav geleceği söylendi. Lise programındaki değişiklikler de kafaları karıştırdı.

ankara aslıhan pehlivan

Her geçen gün 4+4+4 ile ilgili yeni gelişmeler ortaya atılıyor, görüşülüyor hatta bazen mecliste kavgaya bile neden olabiliyor. Ortaya atılan her yeni madde ise, üzerinde pek konuşulmayan eğitim sisteminin niteliğinde bir gelişme olacak mı sorusunu akıllara getiriyor.

Hükümet kimseyi dinlemiyor Yeni yasa tasarısında neredeyse her gün değişiklikler yapılıyor. Üstelik tekme ve yumrukla gelen değişiklikler. Okula başlama yaşındaki değişiklik maddesi, birçok kesimin tepkisine yol açmıştı. Özellikle de pedagoglar çocukların henüz altı yaşlarını doldurmadan ilköğretime hazır olamayacaklarını dile getirdiler. Ancak hükümet hazırlarken dahi eğitimcilerin bile görüşünü almadığı yasa taslağında, itiraz eden pedagogları da dinlemedi. İlk yılda oyunla eğitim verileceği iddia ediliyor. Ancak

halkın bu konuya ikna olup olmadığı hala şüpheli.

Seçmeli dersler İkinci dört yıllık kademede, öğrenciler bazı dersleri seçmeli olarak alabilecek. Spor, müzik, yabancı dil ve dini eğitim seçmeli dersler kapsamında olacak. Ayrıca zorunlu olarak verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi devam ederken, din dersinin yalnızca Sünnilere yönelik olmayacağı iddia ediliyor.İkinci kademedeki şeçmeli derslerin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenmesine karar verildi. Ancak bu seçmeli programların nasıl uygulanacağı ve alt yapısı hakkında henüz bir açıklama yapılmamış durumda. “Demokratik Türkiye” seçmeli Kürtçe “Türkiyeyi böyle demokratikleştiriyorsanız ve sisteminizi esnek hale getiriyorsanız Kürtçenin seçimlik ders olmasının ne mahsuru var? diyen Dinçer, Talim

“Eşit işe, eşit haklar”

Ataması yapılmayan bir grup ücretli öğretmen, İETT’nin indirimli paso hakkından yararlanmak için eylem yaptı. Bazı ücretli öğretmenlerin kazandığı mahkeme kararını emsal gösteren eylemciler, paso başvurularının bir an önce kabul edilmesini istedi. Atamaları yapılmadığı için paso hakkından yararlanamayan bir grup ücretli öğretmen, Karaköy Tünel girişinde toplandı. “Eşit işe eşit haklar”, “aday değil, öğretmeniz”, “paso bizim de hakkımız” yazılı pankart açan eylemciler, paso müracaatı için hazırladıkları dilekçeleri İETT yetkililerine vermek istedi. Şube Müdürlüğü önünde İETT görevlileri öğretmenlerine sorun yaşattılar. Yapılan görüşmelerin ardından öğretmenleri temsilen bir grup içeri girdi. Grup adına açıklama yapan Duygu Semiz, kadrolu öğretmenlerle eşit iş yapmalarına rağmen eşit haklardan yararlanamadıklarını söyledi. Semiz, “Başta iş güvencesi olmak üzere sigorta primlerimizin eksik yatırılması, ücretin yarı yarıya olması gibi pek çok hayati meselenin yanında sosyal haklardan da yararlanamıyoruz. Bunların başında indirimli ulaşım hakkı geliyor.” dedi.

BU DAVA DAHA ÖNCE KAZANILMIŞ Defalarca başvurmalarına rağmen indirimli öğretmen pasosunu alamadıklarını kaydeden Semiz, Nisan ayında bir ücretli öğretmen ile dershane öğretmeninin İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne karşı açtıkları paso davasında ücretli öğretmenin mahkemeyi kazandığını, dershane öğretmeninin davasının ise hala devam ettiğini söyledi. Açılan dava ve sonucuyla ilgili bilgiler veren Semiz, alınan kararın tüm öğretmenlere uygulanması için bugün İETT Genel Müdürlüğü’ne taleplerini içeren dilekçe vereceklerini ifade etti. Yetkililere seslenen Semiz, “Eşit iş yapıyoruz ve eşit haklardan yararlanmak istiyoruz. Bakanlığın bu eşitsizliği gidermesini istiyoruz.” şeklinde konuştu. Grup, basın açıklamasının ardından dilekçelerini vermek üzere Tünel Meydanı’nda bulunan İETT Genel Müdürlüğü’ne gitti. Yarın Eğitim

ve Terbiye Kurulu’nun hükümetin politikalarını göz önüne alarak bu konuya karar vereceğini ve halkın endişe etmemesini söyledi. Bakan Dinçer, halka özelliklede eğitimcilere sormadan eğitim sisteminin değişebileceğinin sinyalini de vermiş oldu.

tirilip yapılabilir.” dedi. Sınav etkisini azaltmak amacıyla şimdi de öğrenciler üzerinde farklı bir sınav türü denenecek. Çeşitli laf cambazlıklarıyla “seçim” değil “tespit” yapılacak denilse de öğrenciler yine bir sınav kıstas alınarak liselere yerleştirilecek.

Seçme değil, “tespit” 4+4+4 eğitim sistemi kapsamında olan değişikliklerden biri de SBS yerine öğrencinin durumunu “tespit” için bir sınav yapılması. ‘Tespit sınavı’nın yanı sıra ‘notu’, ‘öğretmen görüşü’, ‘rehberlik yönlendirmesi’ ve ‘ailelerin görüşü’ de etkin olacağı söyleniyor. Böylece sınavın etkisinin azaltılacağı iddia ediliyor.

Lise programı kafaları karıştırdı Yeni yasa da ilkokul-ortaokul, ortaokul- lise öğrencilerinin aynı binalarda eğitim görebileceği maddesi yer alıyor. Yani genel lise de aynı zamanda meslek lisesi, imam hatip lisesi ve ya bir ortaokul programı yer alabilecek. Eğer taslak yasalaşırsa düz lise içinde kendi müfredatını görürken, düz lisenin içinde açılan imam hatip bölümü de kendi “Sınavı kaldıracağımız müfredatını görebilecek. Milli Eğitim anlamına gelmez” Bakanlığı, Eğitim Kampüsleri dediği Dinçer, “Öğrenci seçme esasına dayalı bu projeyle, bir bahçe içinde iki farklı bir sistem yapmak istemiyoruz. Sınav okul türü ya da tek bir binada farklı ‘seçme’ değil durumunu ‘tespit’ için okul türleriyle eğitim vermeyi amaçlıolacak. Sınav kaldıracağımız anlamına yor. Bunun öğrencileri nasıl etkileyecegelmez. Mevcut sınavların tarzı değiş- ği bilinmez ama şaşırtacağı kesin.

Fakülteler artıyor işsizlik ‘azalıyor’

ğümüzde çoğu öğrenci mezun olduğunda işsizlikle karşı karşıya kalıyor. Öğrenci öğrenim gördüğü bu süre içerisindede Türkiye’de ki işsizlik oranına yansıtılmıyor.Şu anda Türkiye’de var olan üniversitelerdeki yükseBirçok üniversitede yeni fakül- köğretimdeki öğrenci sayısını işsizlik oranına teler kurulması için karar Resmi dahil etmedikleriiçin ülkenin öteden beri var Gazete’de yayımlandı. Milli Eğitim Bakanı olan işsizlik rakamlarında kısmen sanki bir Ömer Dinçer geçtiğimiz günlerde, öğret- düşüş varmış gibi gösteriliyor. menlerin bir türlü atamasının yapılmamasını, fazla eğitim fakültesi olmasına bundan dolayı fazla mezun verilmesine bağlamıştı. Çözümü ise eğitim fakültelerini kapatmakta bulmuştu. İşsizlik sorununun sadece ataması yapılmayan öğretmenlere ait olmadığı, birçok üniversite mezununun işsizlikle karşı karşıya kaldığı biliniyor. İşsizlik sorununu çözmek için fakülte kapatılmasını gündeme getiren hükümet şimdi yeni fakülteler açıyor. “Her ile bir üniversite İşte açılan fakültelerden bazıları; İlahiyat her ilçeye bir yüksekokul” Fakültesi, Teknoloji Fakültesi, Biz Eğitim-Sen olarak başından beri Uzay Bilimleri Fakültesi, Eğibu YÖK sistemi özellikle YÖK’ün tim Bilimleri Enstitüsü, İktisadi oluşturmuş olduğu üniversite pove idari Bilimler Fakültesi. litikaları, her ile bir üniversite her Birçok üniversitede açılan ilçeye bir yüksekokul mantığına bu yeni bölümler sayesinde karşı çıkıyoruz. Üniversitelerin birpek çok öğrenci daha üniversiçoğunda profesör, doçent, yardımteye yerleşebilecek. Üniversitecı doçent sayısı yeterli değil.Doğal ye yerleşen öğrenciler çalışmak olarak bu üniversitelerde niteliksiz mehmet bozgeyik istese ve iş bulamasa dahi işsiz bir eğitim ortaya çıkar ve bu da olsayılmayacak. Bu da hükümedukça problemli bir durum. Bizce tin işsizlik rakamlarını bir süre daha düşük AKP nasıl ki kamuda, ilköğretim de her alanı göstermesine yardımcı olacak. Üniversite nasıl kadrolaşma alanı olarak görüyorsa, üniokuduğu sırada işsiz kategorisinde sayılma- versitelere de aynı şekilde yaklaşıyor. yan öğrenciler, bir iş sahibi oldukları zaman çalışıyor sayılıyorlar ve iş gücüne katılıyorlar. “AKP YÖK’ü eleştiriyordu” İşsizlik sorununu fazla mezun olmasına bağ- İktidara gelmeden önce AKP’nin “YÖK layan hükümetin, şimdi de yeni fakülteler kaldırılsın” eleştirisi vardı. Ancak iktidara açma kararını Eğitim-Sen Genel Sekreteri geldikten sonraki tutumlarına baktığımızda Mehmet Bozgeyik şöyle değerlendirdi: tamamen birbiriyle çelişkili. Şu anda YÖK’te oluşturmuş olduğu kadrolaşma da bunun bir “Öğrenciler işsiz sayılmıyor” nedeni.Tüm bunlardan nedenle üniversite Yükseköğretimde yaşanan sorunlar öteden programlarının köklü bir değişime ihtiyacı beri var. Özellikle YÖK’ün oluşmasıyla bir- vardır. Ancak hükümetin 4+4+4 kesintili eğilikte planlı politika oluşturulamadı. Üni- tim programında izlediği politikalarla değil. versiteye gidip de mezun olanların çoğu isHükümet şu an üniversitelere herhangi tihdam ediliyormuş gibi bir değerlendirme bir eğitim politikası değil, daha çok üniveryapılıyor. Hem üniversitelere giden öğrenci siteleri özelleştirme mantığıyla gitmektedir. sayısı hem açıköğretime giden öğrenci sayısı Yeni açılan fakülteler, sermayenin yönlendiraçısından da düşündümesi ve isteği doğrultusunda davranmaktadır. Yarın Eğitim

Dershane sektörü bir araya geliyor Dershane sektöründekilerin katılım göstereceği bu yıl dördüncüsü düzenlenecek konferansta “Dünyadaki dershanecilik gerçeği” tartışılacak. TÖDER’in ev sahipliğini yapacağı toplantı “Dünyadaki Dershanecilik Gerçeği” konferansı İstanbul’da düzenlenecek. Avrupa Dershaneciler Birliği (ENESCO)‘nun yapacağı toplantıda, eğitim sistemindeki boşluktan dolayı ortaya çıkan dershanecilik sektörünün bugün aldığı yol ve geleceğinin masaya yatırılacağı söyleniyor. Eğitimi devlet elinden alarak, özelleştirmede çok önemli bir merdiven haline gelen dershanelerin aldığı yol ve geleceğinin konuşulacağı toplantıya İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ve Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük de katılacak. Konferansta, dershanelerin bir zorunluluk haline geldiğine değinilecek ve eğitim sektöründe nasıl bir yol izleyeceğine dair bir karar verilecek. Türkiye’de mevcut işsizlik sorununa karşı, gelecekleri için sınavları ve bunun için de dershaneleri bir zorunluluk olarak gören öğrenciler için; dershanelerin sadece bundan ibaret görülmemesi için bu algının kamuoyunda nasıl yayılması gerektiğinin tartışılacağı söyleniyor. Yani dershaneler prestijlerini daha artırma çabası içindeler. Ancak bu durumun asıl sebebi devletin okullarındaki eğitime gereken önemi vermemesi, giderek ağırlaştırdığı sınavlar ve özelleştirmeye çalıştığı eğitim sistemiyle dershanelerin önünü sürekli açmasıdır. Yarın Eğitim

Yusuf Devran yine soruşturma açtı

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran bu kez araştırma görevlisi Uraz Utku Aydın’ın Eğitim-Sen yöneticisine gönderdiği bir e-mail nedeniyle soruşturma açtırdı. Prof. Dr. Yusuf Devran, bu kez de Eğitim-Sen üyelerinin e-mail grubuna girerek kendisi hakkında yazılar yazan EğitimSen İşyeri temsilcisi Dr. Uraz Utku Aydın hakkında, disiplin ve ceza soruşturması açtı. Eğitim-Sen yaptığı yazılı açıklamada, yarın Devran hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Dekan Devran daha önce de ekşi sözlük de eleştirel yorum yazan öğrencisi Mikail Boz’a uzaklaştırma cezası vermiş, öğrencilerin facebook’ta oluşturdukları grubu da izlemeye alarak orada yazılanları kendi açtığı sayfada suç gibi teşhir etmişti.

Selam da suç Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Uraz Utku Aydın ile Dekan Yusuf Devran arasındaki ilk gerginlik, Aydın’ın geçen yıl haziran ayında öğrenciler arası bir kavgada kafasından yaralanan öğrenciyi hastaneye götürmesiyle başladı. Aydın, iddialara göre, 24 Haziran 2011’de Dekan Devran tarafından çağrılıp ihtar edildi. İkinci olay ise kasımda yaşandı. PKK’nın gençlik yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında İletişim Fakültesi’nde bir öğrenci tutuklandı. Sınavlara cezaevinde giren öğrenci, sınav gözetmeni olan araştırma görevlisine, “Uraz Hoca’ya selam söyle” dedi. Bu selam da araştırma görevlisi Aydın’ın başına iş açtı. Devran, bu olayla ilgili tutanak tutulmasını istedi. Bütün bu gerilimlerin üzerine son olarak Aydın hakkında hem idari hem de cezai soruşturma açıldı. Gerekçe ise EğitimSen’in İşyeri Temsilcisi olan Aydın, 20 Haziran 2011’de, yalnızca okuldaki sendika üyelerinin yer aldığı “MarmaraEğitimSen” adlı e-mail grubuna bir e-mail attı. ‘Marmara İletişim’de Olanlar Hakkında’ başlıklı e-mail’de, dekanın kendisine yönelik tutumunu anlattı. Bu yazıdan yedi ay sonra Aydın hakkında ‘ayrımcılık’ savıyla disiplin ve ceza soruşturması başlatıldı. Aydın ise, yarın Devran aleyhinde ‘haberleşmenin gizliliğini ihlal’ iddiasıyla suç duyurusunda bulunacak. Yarın Eğitim

Kaymakamlık liselere ırkçı kitap dağıttı Kartal Kaymakamlığı’nın ilçedeki liselere ücretsiz olarak dağıttığı ve içeriğinde ırkçı söylemler bulunan kitapla ilgili inceleme başlatıldı. İstanbul Kartal’da liselere içinde ırkçı söylemler bulunan “Bu Dosyayı Kaldırıyorum” adlı Yunus Zeyrek’in kitabı dağıtıldı. Gelen şikayetler üzerine Milli Eğitim Bakanlığı kitabın dağıtımını durdurdu ve kitapla ilgili inceleme başlatıldı.

“Bu Dosyayı Kaldırıyorum” adlı kitap 1981 ve 1984 yıllarında Kültür Bakanlığı, 2001 yılında da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan kitabi Yunus Zeyrek kaleme aldı. 2007 yılında birinci baskısı, 18 Nisan 2011 tarihinde ikinci baskısı yapılan kitap Kartal Kaymakamlığınca ilçedeki okullara dağıtıldığı belirtlidi. Ermeni soykırımıyla ilgili ırkçı söylemler ve Orhan Pamuk, Ece Temelkuran, Can Dündar gibi yazarlar hedef gösterilerek haklarında ağır ifadeler kullanması tepki çekti. Yarın Eğitim


13 MART 2012 YARIN

Esad: ‘Terör’ bitmeden asla!

Kofi Annan, bir yıldır süren ve binlerce kişinin yaşamına mal olan isyan hareketinin sona erdirilmesi için geldiği Şam’da, Esad’la görüştü. Görüşmede politik çözüm bulunamamasının nedenini “terörist gruplar”a bağlayan Esad, krize çözüm için “her dürüst çabaya destek vereceklerini” belirterek askeri müdahaleye prim vermeyeceğini gösterdi. SURİYE PEYMAN BASHİRİ

BM Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile başkent Şam’da bir araya geldi. Annan, Suriye halkının iradesinin hakim kılınması ve ülkede istikrarın sağlanması yolundaki siyasi süreç için diplomatik diyalog konusunda Suriye hükümetiyle çalışmak istediğini söyledi. Beşşar Esad ise bölge ülkeleri ve diğer yabancı ülkelerin Suriye’de gerçekten olanları değil de hayali bir fotoğrafı ortaya koyduğunu belirtti. Esad, alanda gerçekten neler olduğunun incelenmesinden sonra çözüm için gösterilecek ciddi çabalara açık olduğunu ifade etti. Muhalifler diyalog istemiyor Annan, Şam’a hareket etmeden önce BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil el Arabi ile değerlendirmelerde bulundu. Ban, New York’ta yaptığı açıklamada, “Annan’a en kısa zamanda ateşkes sağlanması konusunda taleplerimi ilettim” dedi ve ateşkes sağlanmasının ardından “kapsamlı politik çözümlerin” hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Annan, bugün Esad ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, yarın Suriye’yi terk etmeden muhaliflerle de bir araya gelmeyi planlıyor. Annan, muhaliflere politik çözüm çağrısı yapaken, muhalifler Esad güçlerinin şiddetli baskısı altında böyle bir seçeneğin mümkün olmadığını savunuyor. Fransa, BM kararını kabul etmedi Fransa, Suriye’de yaşanan şiddetin sorumluluğunu Esad hükümetiyle muhalefetler arasında eşit olarak paylaştıracak bir BM kararını kabul etmeyeceğini

Yarın gazetesi muhabiri Fikriye Yılmaz, Fransız ünlü Marksist Filozof Alain Badiou ile Arap ülkelerindeki ayaklanmaları ve isyanları konu edindiği “Tarihin Uyanışı” kitabı üzerine röportaj gerçekleştirdi. “Sonsuz Düşünce”, “Felsefe İçin Manifesto”, “Bir Başka Estetik” gibi Türkçeye de çevrilen eserlerin yazarı olan Badiou, halen Fransa’da ENS’de hocalık yapmaya devam ediyor. Gençliğinden bu yana çeşitli örgütlerde militanlık yapıyor. “Bugün demokrasi kapitalizmin propaganda aracından başka bir şey değildir” diyen Badiou Fransa’daki en önemli komünizm savunucularından. Haftaya yayınlayacağımız röportajımızda; Badiou, ekonomik kriz, savaş, emperyalizm ve bugünün baskın olan politik görüşlerini ve gençlik konularını Yarın’a değerlendirdi. açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, Rusya’nın, Batı ülkelerinin Suriye’de askeri oprasyon başlatmak istedikleri düşüncesine karşı çıkarak, “Askeri bir müdahale seçeneği masada değil” dedi. Suriye’ye gelecek hafta içinde bir elçi gönderecek olan Çin ise Ortadoğu’da ve Fransa’da temaslarda bulunacağını açıkladı. Pekin, Annan’dan, “tüm yönlerden baskı yaparak şiddetin sonlandırılması ve barış görüşmelerinr başlanmasını” istedi.

BM’den askeri müdahalede geri adım Birleşmiş Milletler, bu görüşmesiyle askeri müdahaleden vazgeçtiğini, çözümü diyalogta bulduğunu göstermiş oldu. Batı’nın bu görüşmelere başlaması Rusya ve Çin’in katkısıyla oldu. Böylece Birleşmiş Milletler, Suriye’ye askeri müdahele konusunda şimdilik geri adım atmış oldu. BM’nin çözümü diyalogta bulmasına ise, en çok Suriyeli Muhalifler tepki gösterdi. Birleşmiş Milletler ve NATO ülkeleri, kapitalizmi sürdürmek adına, kendi menfaatleri doğrultusunda

Ortadoğu’da siyasi emellerinden vazgeçmemektedir. Suriye’nin içişlerine bu kadar müdahale edilmesi, Batı’nın barışçıl olmasından kaynaklanmıyor. Bundan önce Ortadoğu’da yaşanan, Libya’da olduğu gibi, ayaklanmalara karşı Batı, her zaman politik ve ekonomik çıkarlarını gözetti. Örneğin, Libya’da ayaklanmalarda bin küsür kişi öldürüldü ve Batı’dan müdahele geldi. 8 bin muhalifin öldürüldüğü Suriye’yi, öncekilerden farklı olarak bu kez diyaloglarla, görüşmelerle kontrol altına almaya çalışıyorlar.

Avrupa’da kriz, işsizliği ve grevleri getiriyor

İngiltere’de siyahilerin yarısı işsiz The Guardian gazetesinin haberine göre henüz kamuoyuna sunulmamış olan devlet istatistik kurumunun rakamları siyahi gençlerin yarısının işsiz olduğunu ortaya koyuyor. 2008 yılında başlayan ekonomik durgunlukla beraber siyahi gençlerin işsizlik oranı ikiye katlandı. 2008’de %28,8 olan işsizlik oranı 2011 yılında %55,9’a çıkmış bulunuyor. Etnik kökene dayalı istatistiki araştırmalar çok nadir yapılıyor, örneğin siyahi gençlerin işsizlik oranı Şubat 2011’den bu yana kamuoyuna sunulmadı. Aynı şekilde genel genç işsizlik oranı da İngiltere’deki en yüksek işsizlik oranı. Üstelik öğrenciler işgücü kategorisine kabul edilmedikleri halde 5 gençten biri işsiz.

(CCOO) sendikaları 9 Mart günü sorumlu olduğunu bulmak. Geir Ha“istihdam reformlarına karşı ve kamu arde 2 yıllık hapis cezası ile yargılahizmetinin korunması için” genel nıyor, ancak asıl sorumlunun finans greve çağı yaptı. Çağrı 2012 yılının ekonomisi yoluyla daha fazla kar pebütçesinin açıklanmasının ardından şinde koşanlar olduğu açık. Nitekim geldi. Sağcı hükümet 11 Şubat’ta Geir Haarde’nin suçu politik olarak işten çıkarılmaları kolaylaştıran ve kapitalistlerin istediklerini elde etmegençlerin iş bulmasını zorlaştıran lerini sağlamak oldu. İzlanda’da 2008 yeni bir istihdam reformu kabul et- yılında kriz patladığında bankalar ülmişti. 19 Şubat’ta iş pazarının esnek- kenin yıllık gelirinin 11 katı kadar leştirilmesine ve işsizliğe fazla borç yapmıştı. karşı yüz binlerce insan sokaklara çıkıp eylem Almanya’da kamu yapmışken, sendikalar emekçileri grev yaptı genel greve gideceklerini 7 Mart günü duyurmuştu. 1978’den Almanya’da 70 bu yana yalnızca 5 gebin kamu emekçinel grevin örgütlendisi grevdeydi. Grev AVRUPA ği İspanya’da son genel çağrısında buluGÜNLÜĞÜ grev 29 Eylül 2010’da nan Verdi ve DBB Fikriye Yılmaz yapılmıştı. Ancak kesendikaları kamu mer sıkma politikaemekçilerinin maları sonucu iki gençten aşlarının yükseltilbirinin işsiz, binlerce insanın evsiz mesini istiyor. İki milyon civarında olduğu İspanya halkları daha fazla kamu emekçisinin maaşlarında aylık susmak istemiyor. 200 euro zam talep ediyorlar.

İspanya’da genel grev var

İspanya’da sendikalar 29 Mart’ta genel grev yapacak. Genel Emekçi Sendikası (UGT) ile İşçi Komiteleri

Gelecek hafta Alain Badiou röportajımızı okuyabilirsiniz: “Bir şeyler mümkün”

İzlanda eski başbakanını yargılıyor İzlanda’da, ekonominin battığı 2008 yılında Geir Haarde İzlanda başbakanıydı. İzlanda halkı onun başını çekmiş olduğu neo-liberal politikaların faturasını ağır ödedi. Şimdi sorumlularının ödeme vakti geldi. Geir Haarde, İzlanda kültür müzesinde Yüksek Adalet Mahkemesi tarafından yargılanıyor. 60 farklı tanığın dahil olduğu yargılama sürecinin asıl amacı İzlanda’nın çöküşünden kimin

Rusya muhalefeti sokakta 4 Mart günü yapılan seçimlerden Putin’in galip çıkmasına karşı Rusya halkı protsto eylemlerine devam ediyor. 6 Mart günü yüze yakın kişinin gözaltına alınması ile bastırılmaya çalışılan eylem dalgası 10 Mart günü de devam etti. 10 Mart’ta düzenlenen eyleme çağrı demokrat parti labloko,muhalefet hareketi solidernost ve Komünist Parti’den geldi. Moskova’da örgütleyen kurumların rakamına göre 30 bin insan yürüyüşe katıldı. Birçok muhalefet partisinin kortejiyle katıldıkları protesto eylemi, Rusya’nın güçlü adamı Putin’e karşı güçlü bir cephenin oluştuğunu gösterdi. Uluslararası gözlemciler de seçimlerin Putin lehine değiştirildiğini öne sürüyor. Avrupa Birliği, seçimleri kazanan Putin’i kutlasa da seçimlere hile karıştırıld��ğı iddialarının araştırılmasını istiyor. Eyleme katılanlara seslenen muhalif Sergei Udaltsov seçimleri geçerli saymadıklarını söyledi:

Dünya Turu

ABD, Afgan sivilleri öldürüyor

Afganistan’da bir ABD askeri rastgele Afgan sivillerin üzerine rastgele ateş ederek 16 kişiyi yaralayan bir Amerikan askeri gözaltına alındı. Kandahar eyaletinde meydana gelen olayda, görev yaptığı üsten çıkan Amerikan askeri, çevrede bulunan sivillerin üzerine ateş açtı. Can kaybının yaşandığı olayda ölenler arasında kadın ve çocukların da olduğu belirtiliyor. Yaralıların önemli bir bölümünün ise durumunun ağır olduğu aktarılıyor. Asker daha sonra ABD askeri makamlarına teslim oldu. Amerikan ordusundan yapılan açıklamada, üzücü olayın ardından askerin gözaltına alındığı belirtildi. NATO yetkilileri olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Kandahar valisi Tooryalai Wesa ise kaç kişinin öldüğü ve yaralandığı hakkında henüz tam olarak bir sayı veremeyeceğini ifade etti. Yerel halkın, saldırıyı protesto etmek amacıyla askeri üssün önünde toplandığı ifade ediliyor. Geçtiğimiz ay da bir Amerikan üssünde Kur’an-ı Kerim’in yakıldığının ortaya çıkmasıyla, ülkede düzenlenen protesto gösterilerine gerçekleştirilen saldırılar sonucu yaklaşık 30 Afgan öldürülmüştü. YARIN DÜNYA

İsrail, Gazze’ye saldırdı “Sizce bu yapılan seçim miydi? Böyle seçim olur mu? Seçimlerden sonra timsah gözyaşları döken Putin’e devlet başkanı diyebilir miyiz? Bizler ya 6 yıl daha böyle devam edeceğiz ya da buna karşı mücadele edeceğiz. Ben mücadeleden yanayım. Peki ya siz?”

Yunanistan patlayacak Bankaların çoğu Yunan borçlarının bir kısmını silmeyi kabul etti. Bunun nedeni, yunan halklarının sömürüye daha fazla katlanamayacaklarını anlamış olmaları. Yapılan anlaşmalarla azalmış gibi görünen borç, yüksek borç faizi oranı nedeniyle kısa sürede yeniden eski halini alabilir. Avrupa bankaları Yunanistan’da radikal bir değişim olmasından korkuyor. Yunanistan’da krizin sonuçlarını göstermesinden bu yana sol oldukça güç kazandı. Komünist partiler, yapılan bir ankete göre halkın %40’ı tarafından destekleniyor.

İsrail’in Gazze’de başlattığı hava saldırılarında 18 Filistinli hayatını kaybetti. Filistinli militanlar, Halk Direniş Komiteleri’nin Genel Sektreteri Züheyr el Keysi’nin de öldüğü saldırılara İsrail topraklarına 100 kadar roket fırlatarak karşılık verdi. İsrail sözcüsüne göre, roket saldırılarında biri ağır dört kişi yaralandı. Roketlerden bazıları İsrail’in füze kalkanı sistemiyle havada imha edildi. İsrail, Keysi’nin saldırı hazırlığında olduğu için hedef alındığını savundu. Gazze’de yönetimi elinde bulunduran Hamas’la bağlantılı olan Halk Direniş Komiteleri’nin zaman zaman İsrail’e bağımsız eylemler düzenlediği belirtiliyor. Halk Direniş Komiteleri’nin eski lideri Kemal El Neyrab da geçen yıl öldürülmüştü. Gazze’de ölenlerin cenazeleri yüzlerce kişinin katıldığı törenlerle kaldırıldı. Törenlerde intikam çağrıları yapıldı. İslami Cihad örgütü, İsrail’in saldırılarda askeri kolu Kudüs Tugayları’na mensup 10 kişinin öldüğünü duyurdu.YARIN DÜNYA

Bahreyn demokratik reform istiyor

Bahreyn’in başkenti Manama’da hükümetten demokratik reformlar talep eden eyleme, 250 bin kişi katıldı. Eylemlerde büyük bir olay çıkmadığı kaydedilirken, geçtiğimiz yıl demokrasi için yapılan protestolara ev sahipliği yapan İnci Meydanı’na yürümek isteyen bir grup aktivistin polis tarafından gözyaşartıcı gaz kullanılarak dağıtıldığı belirtildi. Şii din adamı Ayetullah İsa Kasım, rejim karşıtı eylemlere ilk kez katıldı, ancaktopluluğa konuşma yapmayı reddetti. Eylem, geçtiğimiz günlerde muhaliflerin “bir avuç” olduğunu iddia eden Bahreyn Kralı’na kitlesel bir yanıt oldu. Bahreyn’de Arap Baharı’yla birlikte geçtiğimiz yıl yapılan eylemler, Suudi Arabistan askerlerinin de yardımıyla şiddet kullanılarak bastırılmıştı. YARIN DÜNYA


Yarın’dan Özlem Ağuş’a selam

Pozantı Cezaevi’nde uygulanan cinsel tacizi kamuoyuna duyuran DİHA muhabiri Özlem Ağuş tutuklandı. Özlem Ağuş ile birlikte tutuklu gazeteci sayısı 106’ya yükseldi. Adana’da KCK operasyonları adı altında gözaltına alınan gazeteci Özlem Ağuş, Türkiye’de 2012

Roboski’yi konu edinen bir sergi: “Nefes” Burhan Yıldırım: ”Sanatçının duruş anlamında muhalif ve duyarlı olması gerekiyor, böyle bir gerçeklik var. Sanat, iktidar zırhına büründüğü zaman kendi araçlarına yabancılaşıyor. Koç’un, Sabancı’nın sponsorluk yaptığı çalışmalar bu anlamda politik. Benim duruşumun da bu çalışmaların karşı cephesinde duran bir politikliği var.” İSTANBUL ÇAĞDAŞ sinan dağ

Burhan Yıldırım’ın 26. kişisel sergisi ‘Nefes’, 19 Şubat’ta Karşı Sanat’ta sergilenmeye başladı. Ölüm oruçlarının ve Roboski Katliamı’nın işlendiği serginin sahibi Yıldırım ile ‘Nefes’ üzerine konuştuk. ‘Nefes’te Roboski Katliamı gibi toplumu derinden etkileyen bir konu üzerine çalışma yaptınız. Bu konuyu ele alışınızın çıkış noktası nedir? Bu serginin çıkış noktası ölüm oruçları ve 4 senelik çalışmanın ürünü. 200 resim arasından 42 tanesini sergiledik. Resimlerin altında yer alan numaralar, ölüm orucunun kaçıncı gününde olduğunu gösteriyor. Sergide, ölüme iradi olarak yatmış kişinin duruşu üzerinden meseleye yaklaştım, incelikli biçimde bunun resimsel dilini ortaya koymaya çalıştım. Dolayısıyla ölüm oruçlarından yola çıkarak ölüm, yaşam üzerine sorgulamalar yaptım. Yaptığım resimlerden hareketle savaşın önemli bir unsur, ölümün en acı topu olduğunu söyleyebilirim. Savaş, Türkiye’de düşük yoğunluklu olarak nitelenen, Ortadoğu’da hep süren bir şey. Savaş meselesinin insani bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Dağda her gün genç insanlar ölüyor, bu insanlık açısından endişeli bir durum. Savaş ve ölüme yatmak insani meseleler. Bu meseleler Roboski’de somutlaşan bir hal aldı. Bunun yanında ‘Vurulmuşum’ resimleri de iradi olarak dışarıdan ateş edilen, savaşın kendisi olarak da düşünebileceğimiz, bir durumu anlatıyor. Toplumsal duyarlılığı olan biri olduğum için böyle bir sergi hazır-

18SORU DAMLA KAYA

öğrenci - eskişehir

ladım ve bu sergiyi halka açtım.

‘Nefes’te ölüm oruçlarından yola çıkarak, Roboski katliamını işlediniz. Gelecekte yine toplumsal konuları merkeze alan sergiler kurmayı düşünüyor musunuz? Bundan sonraki sergim kafamda netleşmiş gibi duruyor. Plastik bir sorgulama olacak. Nesnel insanı sanattan dışlayan bir süreçten geçiyoruz. Görsel olarak insanda tinsel ve nesnel insan yok. Bu sergiden yola çıkarak, savaşın trajik boyutunun sanattan nasıl dışlandığını gösteren bir çizgiyi güncelleştirerek resmetmek istiyorum. Savaşın trajik ve tinsel boyutunu kapatarak, sanatsal hesaplaşma içeren bir sergi hazırlamak gibi bir projem var. Sistem insanın metalaşması üzerinden yürüyor. Bunu eleştiren ve resimsel dil üzerinden yürüyen bir sergi olacak.

Önceki sergilerinizde bu tür toplumsal konuları işlemiş miydiniz? Sergi hakkında gelen eleştiriler ve tepkiler ne yönde? Ben 1985’te Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumdan bu yana resim yapıyorum. Uğur Mumcu öldürüldüğünde onunla ilgili resim yaptım. 12 Eylül darbesiyle ilgili resimler yaptım. Önceki sergilerimde işlediğim ‘Ferman’ kavramı aslında iktidarla ilgili bir sorunu içeriyor. Zaman zaman iktidarı sorgulayan çalışmalar yapıyorum. Gösterilmeyen şeyi gösteriyorum. Başlı başına toplumu ilgilendiren bir konuyu ele aldığım sergi bu sergi oldu. Daha önce de dostluk ve barış vurgusu olan güvercinlerle ilgili resimler yapıyordum. Şimdiye kadar gerek resimsel dil Sizce Türkiye’de sanatçıların bu tür topanlamında gerekse düşünsel anlamda lumsal konulara bakışı nasıl? Bu konular hep olumlu eleştiriler aldım. Olumsuz çalışmalarda yeterince yer bulabiliyor mu? bir eleştiri gelmedi. Herkes kendi duyarlılığı noktasında

sanat yapıyor. Toplumsal konulara duyarlı sanatçılar bu tür çalışmalara yöneliyorlar. Sanatın insansızlaştırılması gibi bir proje var. Sistemin kendisi, insanı duyarsızlaştırmak üzere kurulmuş durumda ve insan üzerinden yürümüyor. İnsan, sadece görüp geçtiğimiz nesnelere ve şeylere dönüşüyor. Dolayısıyla trajik boyut sanattan dışlanmış oluyor. Diziler ve filmler de aynı şekilde işleniyor. İnsanın insan olan yanı, görüp geçmeye indirgeniyor. İnsan, günlük tüketim nesnesine dönüştürülüyor. İnsanların ve sanatçıların büyük bir kısmı da meseleye böyle yaklaşıyor. Sanatçının duruş anlamında muhalif ve duyarlı olması gerekiyor, böyle bir gerçeklik var. Sanat, iktidar zırhına büründüğü zaman kendi araçlarına yabancılaşıyor. Koç’un, Sabancı’nın sponsorluk yaptığı çalışmalar bu anlamda politik. Benim duruşumun da bu çalışmaların karşı cephesinde duran bir politikliği var.

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

Sevinç Eratalay tekrar dinleyiciyle 1. En sevdiğiniz erdem? Dürüstlük. 2. Başlıca özelliğiniz? Bazen kendimle dalga geçiyor olmam. 3. Mutluluk nedir? Sevdiklerinle olmak. 4. Mutsuzluk nedir? İnsanların beni anlamaması. 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Randevuya gelmemek. 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Karşındakini salak yerine koymak. 7. En sevmediğiniz şey? Uyandırılmak. 8. En sevmediğiniz kişiler? Kendini beğenmiş insanlar. 9. En sevdiğiniz iş? Tiyatro. 10. En sevdiğiniz şair? Nazım Hikmet Ran. 11. En sevdiğiniz yazar? Atilla İlhan. 12. Kahramanınız? Yok. 13. Kadın kahramanınız? Annem. 14. En sevdiğiniz çiçek? Papatya. 15. En sevdiğiniz renk? Kahverengi. 16. En sevdiğiniz yemek? Yayla çorbası. 17. En sevdiğiniz düstur? Bir yol bulunur elbet. 18. En sevdiğiniz söz? Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır.

Sevinç Eratalay’ın 10. albümü uzun bir aradan sonra dinleyicileriyle buluştu. ‘Aşk Dolu Devrim Dolu Kalbin Nerde?’ diye soran sanatçının; Bandista, İlkay Akkaya, Ahmet Aslan, Metin Kahraman gibi isimlerin seslerinden destek alarak çıkardığı albümü dinleyenleriyle buluştu. Halk ve protest müziğin önemli isimlerinden Sevinç Eratalay 10. albümü ‘Kalbin Nerde?’ ile müzikseverleri selamlıyor. Ada Müzik imzalı ‘Kalbin Nerde?’ iki yıllık bir çalışmanın ürünü

ve içerisinde doğanın ve yaşamın tüm renkleri yer alıyor. Eratalay, 2009 yılında ‘Devrim Türküleri’ isimli albümünü yayınlamıştı. Bu albüm sanat hayatının 25. yılına giren Sevinç Eratalay’ın elinde bağlaması ile topluluklarla buluşmasının 35. Yılında olma özelliğini taşıyor. Protest müziğin tanınan lirik sesi ve güçlü bestecisi Eratalay bu albümünde Bandista, İlkay Akkaya, Ahmet Aslan, Metin Kahraman gibi sanatçılarla kendi bestelerini seslendirdi. Yarın SANAT

“Aşklar ve kuşlar azalırken” Benim kuşağım veya yaşı 50’yi aşkın insanların aşk duygusunun insanın ruhsal dünyasına etkilerini uğrağıdır sahaflar. Yeni kuşak nadiren görünü- derinlemesine irdeliyor. yor.” diyor bir sahaf arkadaşım. 2. el kitap nispeten “Aşık insan, aşık olduğu kişiyi sahiplenme durumunu ucuz artık. Sanırım meraklısının azalması veya değişen, insanın beyninde kurguladığı bir fantezisi olduğunu, bu zorlaşan yaşam koşulları ucuz kitap satma karşısında fantezisinin gerçeğe dönüşüp ilişki yaşandığında, kutsal sahafları da zorluyor galiba. Gözüme ilişen “Aşklar ve nesnesini tanımaya başladığında büyüsünü yitirdiğini Kuşlar Azalırken” adlı kitabın yazarı Erol Anar. Aral Aşk bir anlık büyüden kaynaklanır süregen değildir.” Yayınları’ndan 1997’de yayımlanmış. Bir kaç gün ön- Sözüyle anlatıyor. ce bir gazete haberinde tarım ilaçlarının Yazara göre imaj çağında yabancılaşmayı en ağır etkisini kuşlar üzerinde yaptığını duyguların törpülenmesi ve içi boş birer ve yüzlerce kuş türünün yok olmak üzere imgeye dönüştürme çabalarının sonucu olduğunu okumuştum. Haberin kaynağı olarak görüyor. Ve şöyle diyor “Kuşlar yok Trakya Üniversitesi Ziraat Fakültesi araştıroluyorsa, azalıyorsa dostluk da sevgi de aşk ma verileri. Aşklar ve Kuşlar Azalırken da yitiriliyor demektir. Yalnızca hüzün adlı kitabı seçişimde o kitabın büyük mü geriye kalan? Çoğunlukla, evet. Geçetkisi var sanırım. mişin sevinci bugünün hüznüne dönüSevda Yılmaz İnsani değerlerin çağlar boyunca zorşüyor. Anılar her seferinde beyazlatan bir lu mücadeleler sonucu kabul gördüğünü ırmak. Bense nostalji kayığında hüzün düşününce günümüzde insan ‘özne’likten ırmaklarında acemi bir anı avcısıyım.” nesne’liğe döüşmüş durumda. Vahşi kapitalizmin kaçıYeni bir dünya hayallerimizde uğraşlarımız sonucu nılmaz sonucu olarak. Kapitalizm için bırakın insanın kainata insanın insana, insanın doğaya, farklılıklara nesneleşmesini, her türden yozlaşmayı, doğanın bile farklı kültürleri inançlara, inançsızlara saygısız bir yahızla yok olmasına ‘kar’ hırsı nedeniyle gözlerini kapa- şam özlüyorsak Aşklar ve Kuşlar Azalırken’i insanlık ve maktadır bilindiği gibi. doğa ilişkisindeki saptamalardan dolayı okunmalı diye Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm ‘aşk’a düşünüyorum. dair, ikinici bölüm ‘yaşamaya dair’. Yazar Erol Anar,

AKILDA KALAN

yılında hala cezaevlerinde çocukların taciz ve tecavüze uğradığı gerçeğini bir kez daha Şu 04herkese EKiMgöstermişti. 2011 YARIN anda Karataş Kadın Kapalı cezaevinde bulunan Özlem Ağuş’a Yarın gazetesi çalışanları olarak selamlarımızı yolluyoruz. ADANA YARIN

Okan Bayülgen’i neden izlemeliyiz? Bir dönem tiyatro manda her programında çağıryönetmenliği, radyo dığı ‘tahrik edici’ bir konukla programcılığı yaptıktan sonra cinsiyetçi tutumunu göstermesi televizyonculuğa ‘Gece Ku- gibi. Seyircisiyle arasında büyük şu’ ile başlayan Bayülgen; asıl yükselişini ‘late night show’ bir çekim olan ve kişiler arası formatını uyguladığı ‘Televiz- ilişkilerini büyük bir sinerji ile yon Çocuğu’ ile başlattı. programa yaysa da, asıl eleştiKendine özgü agresif tavır- rilmesi gereken tavrı saldırdığı ları ilk başta tepki toplamasına kişiler değil. Dünya’da birçok rağmen zamanla bu tavırlar, sıkıntı ve üzerinde konuşulacak yerleşik egemen sınıfa ve med- şey var izlenimini veren fakat yaya karşı şeklinde bu konularda hiçalgılandı ve izlebir mücadeleyi yiciler tarafından meşru görmeyen, desteklendi. Karşı hatta genele hitap tarafı kışkırtma etmemesi durukonusunda güçmunda denenmiş lü bir yeteneği her şeyi komeolan ama budi unsuru yanu gösterme pan ve dayatan SANSÜRSÜZ bir anlayış. konusunda en İlder Onal belirgin özelliKendisi hiçbir şey yapği, sesini yükselmayıp, burjuva terek rakip gibi gördüğü karşı tarafa oynayan duyarlılığından kopmamış ve bir sunucu. yalnızca kendisine doğrultulOkan Bayülgen’i buraya muş kısıtlamalara tepki göskadar sadece bu açıdan değer- teren bir tutum. Halka üstten lendirecek olursak, bir medya bakan asla halkın yanında yer harikası olarak görebiliriz. Tam almayan bu tavrını; hiçbir zaanlamıyla bir ‘televizyon çocu- man bir konunun öznelerini, ğu’, kendi kendini – ve başka mücadelecilerini ve aktivisther şeyi – eleştirerek oyunu lerini programa çıkarmayıp kendine ve halka karşı oynayan reyting yapabilecek kişilere yer bir ajitatör. verdiğinde gösteriyor. Kendi Duyarlılığını sadece televiz- ilgilendiği konularda yaptığı yon karşısında oturup tartışma tartışmaları bir entelektüellik programı izleyerek gösteren bir olarak verip, medeni insanın izleyici için, ‘tartışma’ adı altın- yapması gereken tek şeyin rada magazinsel olan bir program hatsız edici her şeyden izole bir yalnızca, işgücüne katılan bir apolitik olma durumunu ifade orta sınıfın ‘vakit bulamadığı ediyor. için’ bu ‘duyarlılığı’ tatmin etBu apolitik tavrından dotiği bir araca dönüşür. Günlük layı, herhangi bir siyasi görüş yaşantımızda rastlamadığımız belirtmese de liberal bir tutum birçok konu hakkında bilgi izlediği aşikâr olduğu için busahibi olabilir ya da sıkıldığı- nu daha da parlatarak ‘kültümız tv formatından farklı bir rel solculuk’ u dayatıp ve bunu şey sunduğu için kendimizi vatandaş olarak çoğumuzun daha ‘farklı’ hissedebiliriz. Bi- şahsi sorumluluğu gibi göszim magazinsel arayışlarımızın termekte. Fakat “sisteme karşı üstten bakan bir boyutudur sistem için” duruşuyla yayın yalnızca bu tutum, yani benzer ilkesinden ödün vermeyen bir bir programın adını kullanırsak kişi, değişen koşullara uyduğu “Kral Çıplak” oynamaktır. sürece ayakta kalabilir; sistemin Bayülgen, bu formatı uzun dayattığı egemen, ayrımcı ve süredir kullanıyor. Bir prog- cinsiyetçi anlayış kendini gösramında, hem kadın hakları termek için başka bir format savunucularını çağırıp aynı za- bulana kadar.

Haftanın ajandası Sunuma Gidelim Kapital Sunumu EHP Siyasi Büro üyesi Gülsüm Kav’ın sunumuyla yapılan Kapital okumalarının 9. Oturumu 14 Mart Çarşamba günü saat 20:00’da EHP İstanbul İl Örgütü’nden canlı yayınla gerçekleştiriliyor. Tam 8 haftadır devam eden Kapital sunumları, Kapitalizme mikroskopla bakmaya devam ediyor. Her hafta Kapital’in 1. Cilt’inden bir bölümün sunumunun yapıldığı okumalarda, bu hafta 6. Bölüme yer verilecek. Bu çok ince elenip sık dokunmuş tarihi eseri, daha iyi anlamak, tartışmak, soru sormak için önemli bir fırsat…

Panele Gidelim “Kadın Cinayetlerini Durduracağız” Paneli “Erkekler kadınları öldürüyor, devlet ise kadın cinayetlerinin ortağı oluyor” diyen platform üyesi kadınlar, kadın cinayetlerine karşı yürüttükleri mücadeleyi konuşacak. 13 Mart Salı günü saat 18:00’da Derviş Oğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan panelin konuşmacıları ise şu şekilde: Berna Görgülü – Platform Temsilcisi, Sibel Uzun – Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı, Güllü Yılmaz – Öldürülen Zeynep Yılmaz’ın ablası, Duran Yaşar – Öldürülen Gülay Yaşar’ın babası, Av. Gökçesu Özgül – Hukukçu…

Sergiye Gidelim “Yalnızlığı Seçmek - Bir Retrospektif: 1946-2006” Sergisi Santralistanbul, Paris’te yaşayan Kürt ressam Remzi Raşa’nın ‘Yalnızlığı Seçmek - Bir Retrospektif: 1946-2006’ başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Raşa’nın figüratif çizimlerinden oluşan sergisi 15 Mart’a kadar açık kalacak. Karamsar, karanlık, içine kapanık resimleriyle tanınan Remzi Raşa, ikinci ‘Paris okulu’nun yaşayan son ressamlarından. Raşa’nın Türkiye’deki ilk ve tek kişisel sergisi ise 1956’da İstanbul Şehir Galerisi’nde açıldı.


Yarin23