Issuu on Google+

Esin Güneş’e yine adalet yok

Kentsel dönüşüm evsiz bırakıyor

24 Ağustos 2010 yılında kocası Güven Güneş ve Beşir Üzüm tarafından uçurumdan atılarak öldürüldüğü iddia edilen Esin Güneş’in davasının 3. duruşması 15 Şubat’ta Siirt Adliyesi’nde görüldü.

Kentsel Dönüşüm Projeleri meselesini İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr Çiğdem Şahin’le irdeledik.

06

09

İtfaiyeciler eylemde

İtfaiyeci olmaya hak kazanan 286 genç, belediye tarafından atamaları yapılmadığı için eylem başlattı.

İzmir Adliyesi’nde 198 kişilik zabit katibi olarak iş için 198 kişilik kadronun belirlenmesi başvuru için yapılan sınava 4 bin 850 kişi başvurdu.

4850

8

www.yarinhaber.net

21 şubat 2012 salı l sayı:20 l 1 tl

Başbakan hasta yatağından kalktı AKP gençlik kollarına seslendi

Yol bilen kervana katılmaz HAKAN ÖZTÜRK AKLIN YOLU

3

Çocuklarımızı mücadeleye emanet edelim SİBEL UZUN UYANIS Ş

4

Krizin nedeni cahillikmiş

Gençlere nasihat halka tehdit “Modern dindar bir gençlik” isteğini belirten Erdoğan’ın gençliğe yönelik şekil verme çabaları bitmek bilmiyor. Erdoğan’ın son açıklamalarına genç akademisyenler de tepki gösterdi. Öte yandan Erzurum’da konuşan bir ilköğretim okulu müdürünün sözleri ile gençlere nasıl yaklaşıldığı kez daha ortaya döküldü.

Kriz üzerine birçok söz söyleniyor. Bunlardan biri de SPK Başkanı Vedat Akgiray’dan geldi. Akgiray, düzenleyici otoritenin veya politika yapıcıların kastını anlayamayacak kadar az eğitimli nüfus bulunduğu taktirde ne kadar düzenleme yapılırsa yapılsın sonuç alınamayacağını bu nedenle “eğitimin şart” olduğunu ifade etti. Ekonomİ 8

HES direnişçisine 9 yıl hapis istemi

Geçtiğimiz gün yine “dindar gençlik” üzerine görüş beyan eden Başbakan Erdoğan bu kez de “Modern dindar ve diline, dinine sahip çıkan bir gençlik” modeli çizdi. Gençliğin esas problemi olan işsizliğe hiç değinmeyen Erdoğan ayrıca “Hiç kimse kriz duasına çıkmasın. Hiç kimse kaos ve çatışma hayalleri kurmasın.” diyerek, dünya çapında devletleri batıran ekonomik krizi yok saymayı sürdürdü. Genç akademisyenler de hazırladıkları video ile Başbakanı sözlerini son derece tehlikeli bulduklarını açıkladılar. Tam da gençliğin şekillendirilmesi tartışmaları sürerken, Erzurum’da bir okul müdürü Mustafa Aydın akıllara zarar bir öneride bulunarak, gen haritası çıkarılarak çocuk doğduktan sonra vatana, millete zararlıysa yürümeden yok edilmesi gerektiğini söyledi. Bir yandan gençlere “biçim verme” tartışmaları sürerken, bir yandan da geleceği için mücadele eden gençlerin Hacettepe Üniversitesi’nde rektörü masaya oturtan mücadeleleri sürüyor. 3

Bir de böyle gençler var Hacettepe’de öğrenciler ve rektör ikinci toplantılarını gerçekleştirdiler. Toplantıda en öne çıkan karar TÜİK’in bir türlü açıklamaktan kaçtığı gençliğin en temel sorunu olan işsizlik konusunda gerçekleri ortaya çıkarmak için üniversite mekanizmalarının harekete geçirilmesi gerektiği kararı alındı. EĞİtİm 10

Havayolları iflasa gidiyor Enerji krizi bahanesiyle, doğanın katledilmesini meşrulaştırmaya çalışan Hükümet’in HES ve termik santrali projelerini, ulusalar arası sözleşmeler doğrultusunda ve “doğanın geri dönüşümsüz tahrip olacağını” ayan beyan ispat eden bilirkişi raporlarıyla reddetmek zorunda kalan yargı, yine kimin yanında yer aldığını gösterdi. TOPLUM 2

ekonomİ 7

Bologna sürecinde miyiz?

“Münferit”: Gizlenenin altını çiziyor Ödüllü seramik sanatçısı ve heykeltıraş Toygan Eren’in “Münferit” adlı sergisi ziyaretçilerine açıldı. IAP projelerinde Demokratik Kitle Örgütleriyle işbirliği yapıyor. Bu sergide artan kadın cinayetleri karşısında net tutum alan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu karşımıza çıkıyor. Sergiden elde edilecek gelirin bir kısmı bu platforma aktarılacak. kültür - sanat 12

0507 ALO 516 YARIN 8535

Kriz sadece bankaları etkilemiyor. Özellikle Avrupa ülkelerini derinden etkileyen krizin yeni gözdesi uçak şirketleri. Hava yolu şirketleri birer birer iflas etmeye devam ediyor.

Abonelik Dağıtım Öneriler

Avrupa’dan sonra Türkiye’de de Bologna süreci uygulanmaya çalışılıyor. Özellikle Yunanistan, Fransa, İtalya gibi ülkelerde kitlesel protestolarla karşılaşan süreç Türkiye’de de denenmeye başlandığı gibi öğrencilerden tepkiler yağdı. eğİTİm 10

Görüntüler gerçeği gösterdi

34 kişinin hayatını kaybettiği Roboski katliamının Heron’lardan çekilen görüntüleri, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından izlendi. güncel 5

Dink cinayetinde devletin hataları sorgulanıyor Devlet Denetleme Kurulu yayınladığı raporda Hrant Dink raporunda kamu görevlilerinin soruşturmalarında hatalar olduğunu tespit etti. Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK), Hrant Dink cinayetine ilişkin raporunda; Hrant Dink’e yönelik bir tehlikenin varlığının emniyet ve jandarma personelince öğrenilmiş olduğu halde Hrant Dink’in korunmasına yönelik istihbarat birimlerinin gerekli çalışmaları yapmadığı ve işbirliğine gitmediği belirtildi. Raporda; idari makamların Hrant Dink’e yönelik oluşan riskleri bilebilecek durumda olmalarına rağmen, her kademedeki sorumluların zincirleme eylemleri sonucunda tehlikeyi önlemek için gereken tedbirlerin alınmadığına işaret edildi. ekonomİ 7

Devrime adanmış bir ömür: İbrahim Sevimli

12 Eylül faşizmi koşullarında Türkiye dışına çıkan ve memleketini bir daha göremeden, sürgünde yaşamını yitiren devrimcilerden İbrahim Sevimli, ölümüanlatıyor nün 10’ncu yıldönümünde yol arkadaşlarından İbrahim Ağırbaş İsviçre’den devam ; “Askeri darbeden sonra bir süre Türkiye’de zor koşullar altında mücadeleye üzere üleden, ancak hareket olanakları daralınca mücadeleyi yurtdışında sürdürmek çeşitli undaki platform Yol ci Devrim sonrası Eylül keden çıkan Sevimli, uzun yıllar 12 leyle mücade ist anti-faş ’deki Türkiye i, direniş örgütlenmelerinde sorumluluklar üstlend 5 Güncel dayanışma amaçlı eylemliliklerin ve aynı zamanda, ...

İspanya’da yüz binler “reform” a karşı İspanya’da yüz binlerce kişi, hükümetin son kemer sıkma önlemlerinin işçi haklarını zedelediği gerekçesiyle sokaklara döküldü. dünya 11


0421EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

HES direnişçisine 9 yıl hapis istemi Enerji krizi bahanesiyle, doğanın katledilmesini meşrulaştırmaya çalışan Hükümet’in HES ve termik santrali projelerini, ulusalar arası sözleşmeler doğrultusunda ve “doğanın geri dönüşümsüz tahrip olacağını” ayan beyan ispat eden bilirkişi raporlarıyla reddetmek zorunda kalan yargı, yine kimin yanında yer aldığını gösterdi.

YARIN TOPLUM ELİF KARAN

Son günlerde, ardı ardına verdiği kararlarla pek çok HES (hidro elktrik santral) ve termik santralin yapımını durduran yargı, bir kez daha direnişçiler aleyhine karar aldı. Daha önce Erzurum’daki direnişi kırmak amacıyla, Tortum köylülerine birbirleriyle görüşmeme cezası veren mahkeme şimdi de 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya’yı 9 yılla yargılıyor. Leyla hakkında “jandarma yaraladığı” iddiasıyla dava açıldı.

“canımızı verir, suyumuzu vermeyiz” Tortum İlçesi’ne bağlı Bağbaşı, Serdarlı ve Pahlivanlı beldeleriyle Dikmen, Uzunkavak köylerinden geçen Ödük Çayı üzerine kurulması planlanan üç ayrı HES’e karşı çıkan köylüler yaklaşık iki yıldır direnişlerini sürdürüyorlar. Özellikle köyün kadınlarının direnişi, uzun süre iş makinelerinin çalışmasına izin vermedi. Ödük Vadisi’nde “Canımızı verir, suyumuzu vermeyiz” diyen köylülere şiddet uygulamaktan yine geri kalınmadı. Sert müdahalelerin bazılarında çocuklar ve

kadınlar baygınlık geçirdi. Direnişin tüm Türkiye’nin gündemi haline gelmesiyle de, bu sefer yargı kararları direnişçiler aleyhine hızla alınmaya başladı. Eylemlere katılan kadın ve erkeklerin bazılarına 250’şer lira para cezası verilmesinin yanı sıra, Leyla Yalçınkaya’ya da mahkeme tarafından, ’HES’in çalışma alanlarında bulunmama ve eylemlere katılanlara görüşmeme’ cezası verildi. 10 Ekimde ilk kepçelerin girdiği vadide, yargı kararlarına rağmen köylüler HES’in yapımını durdurmak için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar.

Kar için “suyu” bile Hükümet, tonlarca suyun denizlere boşu boşuna aktığı gibi çocukların bile inanmayacağı bahanelerle, suyu bile, temiz havayı bile şirketlere peşkeş çekmeye devam ediyor. Ve sırf fabrikaların kar oranları düşmesin, büyük şirketler HES ihaleleriyle karlarına kar katsın diyerek göz göre doğa katlediliyor. Ödük çayı sadece 3 milyon meyve ağacına can veriyor. Ayrıca nesli tükenmekte olan kırmızı benekli alabalıkların yuvası. Bölgede barajın

altında kalacak tarihi eserlerde cabası. Bu sadece Tortum’da yapılacak HES’in kaybettirecekleri üstelik. Türkiye’de şu an neredeyse HES, Termik santral ya da nükleer santral yapılması planlanmayan şehir yok.

Leyla jandarmayı yaralamış Bölgelerinde santral yapılmasına direndikleri için en son Gerze’de köylüler aylarca tutuklu kalmıştı ve hala davaları sürüyor. İddiaya göre Leyla’nın da 5 ağustos günü iş makineleri vadinin yamacına dayandığında, attığı taş jandarmaları yaralamış. Ayrıca Leyla kendisine saldıran kolluk kuvvetlerine hakaret etmiş. Suyu, toprağı elinden alınan, yaşam alanı göz göre yok edilen biri bunu yapsa bile ne kadar suçlu olabilir ki? Tortum Cumhuriyet Başsavcılığı, Leyla Yalçınkaya hakkında Çocuk Mahkemesi sıfatıyla Tortum Sulh Ceza Mahkemesi’nde ’hakaret’, yine Çocuk mahkemesi sıfatıyla Tortum Asliye Ceza Mahkemesi’nde ’hakaret’, ’görevi yaptırmamak için direnme, kasten yaralama’ suçlarından dava açtı. Aynı yargı, hunharca doğayı katleden,

milyonlarca ağacın, kuşun, balığın, bitkinin yok olmasına neden olanlara ne yapıyor peki? Suyu olmayan, ekilemeyen, hayvanlarına otlayacak yer kalmayan bu köylerde binlerce insan nasıl yaşayacak? Neyle geçinecek? Onların zorla yaşadıkları yerlerden koparılıp atılmasının cezası hiç mi yok? Canları için, suları için, havaları için mücadele eden binlerce HES karşıtına, sırf iş makineleri doğayı rahatça yıksın diye atılan onca gaz, onca cop’un yanında, yargılanması gereken yine direnişçiler mi?

“Kargalar bile inanmaz” Leyla’nın avukatı mahkemenin iddiasına karşı “buna kargalar bile inanmaz” dedi. Evet, HES’lerin, termik santrallerin emekçilerin yararına dikildiğine kargalar bile inanmaz. Zaten inanmıyor da. Samsun, Artvin, Erzurum, Malatya demeden, sadece o bölgede yaşayan köylüler değil on binler kapitalizmin bu kıyımının karşısında kendisini siper ediyor, direniyor. Metin Lokumcu gibi gerekirse canını vermeye hazırlar. Ama can sularını vermeye kimsenin niyeti yok.

Ulaştırma Bakanlığı: baz Antalya Çıralı’da direnenler kazandı istasyonlarına kolaylık sağlayın

Antalya’nın Kemer İlçesi’ndeki dünyanın en iyi plajları arasında anılan Çıralı kumsalındaki 1’inci derece doğal sit alanı konumundaki 18 dönümlük alan, 3’üncü Amatör Küme takımlarından Ormanspor’a antrenman yapması için 19 Aralık 2011’de Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun oluruyla tahsis edildi. Orman ve Su İşleri Antalya İl Müdürlüğü bünyesindeki Ormanspor Futbol Kulübü, bu alanı sponsor anlaşması karşılığında 10 yıllığına Çıralı’da otel işleten turizmci Hüseyin Gedik’e ’günübirlik alan’ olarak işletilmek üzere kiraya verdi. Alanı kiralayan şirketin bölgede inşaat çalışmalarına başlaması üzerine Çıralı’da köylüler ve çevreciler, çalışmaların durdurulması ve tahsisin iptali için geçen cumartesi günü eylem başlattı. Çıralı Plajı’nda yatıp kalkan köylüler, konuyu yargıya taşıdı. Artan tepkiler üzerine Vali Ahmet Altıparmak, İdare Mahkemesi’ne yürütmenin durdurulması talebiyle açılan dava sonuçlanıncaya kadar inşaat faaliyetlerinin durdurulmasına karar verdi. Kararı sevinçle karşılayan eylemciler, Çıralı Plajı’ndan ayrıldı.YARIN TOPLUM

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, baz istasyonlarına yönelik 81 il valiliğine bir genelge göndererek baz istasyonu kurlumun da kolaylık sağlamalarını istedi. Genelgede, “Baz istasyonlarının tesisi haberleşme hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, elektronik haberleşme sektörünün gelişimi ve yatırımların aralıksız devam etmesi açısından büyük önem arz etmektedir” denildi. Bakan yıldırım gönderdiği Genelgede, elektronik haberleşmenin, toplumun tamamı tarafından yararlanılan ve vazgeçilmez ihtiyaç haline dönüştüğünü vurgulayarak, baz istasyonlarının kurulması ve işletilmesi

konusunda valiliklerden her türlü kolaylığı sağlamasını istedi. Mobil ürünlerin hızla artması ile haberleşmede baz istasyonlarının vazgeçilmez bir unsuru olduğuna dikkat çekilen genelgede, “Baz istasyonlarının yer seçimi dahil olmak üzere kurulumu, işletilmesi ve benzeri konularda yerel yönetimler tarafından çeşitli nedenlerle sık sık müdahalelerde bulunulduğu, gerek kurulum ve gerekse işletme aşamasında faaliyetlerinin enerjileri kesilerek veya sistemleri yıkılarak durdurulduğu, bir kamu hizmeti niteliğinde olan elektronik haberleşme hizmetlerinde önemli aksamalar oluştuğu konusunda Bakanlığımıza çeşitli bilgiler yansımaktadır” denildi. YARIN TOPLUM

Savcıya ceza kesene, ceza

Trabzon’da ters yöne giren Cumhuriyet Savcısı’na trafiği tehlikeye soktuğu gerekçesiyle 66 TL trafik cezası yazan trafik polisi hakkında açılan ‘hakaret’ davası sonucu polis 2 bin 100 TL adli para cezasına çarptırıldı. Cumhuriyet Savcısı Mesut Atmaca’nın ters yönde gittiği için kesilen ceza öncesinde “Ben Cumhuriyet savcısıyım, sen beni tanıyor musun?” dediği öne sürülüyor. Ardından ikili arasında çıkan tartışma-

da, savcı 66 TL trafik cezası öderken, polis 2 bin 100 TL ödeyecek. Polise verilen cezanın ağırlığı Türkiye’deki adaletsizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’deki kolluk kuvvetleri, pek çok alanda keyfi şiddet uygulamak, orantısız güz kullanmak gibi suçları işlerken, aynı yargı polislerin arkasında yer alıp, çoğu zaman davaları düşürüyor ya da zaman aşımına terk edip cezasız bırakıyor. YARIN TOPLUM

Böbrek yetmezliği olanlar dikkat Kronik Böbrek Yetmezliği; uzun süren, böbrek fonksiyonlarının ilerleyici ve geri dönüşsüz olarak bozulmasıyla ortaya çıkan, sinsi bir hastalıktır. Böbreklerimiz vücudumuzdan artık maddeleri idrarla atma görevini yerine getiremez. Ve zararlı olan üre (proteinin son yıkım ürünü), kreatin gibi atık maddeler kanımızda birikmeye başlar. Sonuçta birçok sistemi hasara uğratan bir hastalık tablosu meydana gelir.

Belirtiler çok geç ortaya çıkar İlk aşamada belirtilerin ortaya çıkması nadirdir. Hastaların çoğunda

böbrek fonksiyonu % 25 altına dü- ilerleme seyrini yavaşlatmak için şene kadar hiçbir belirti görülmez. ilaç, diyaliz, böbrek nakli ve diyet Anormal idrar tahlili, tedavisi uygulanır. yüksek tansiyon, kusma, yorgunluk, baş Beslenme çok önemli ağrısı, idrara çıkmada Kronik böbrek yetmezazalma, kas krampları, liğinde beslenme en cilt renginin sarımtırak önemli unsurdur. Diyeolması, kaşınma baştisyen eşliğinde uylıca belirtileridir. İlk gun bir beslenme ile SAĞLIK iÇiN sinyali genellikle idböbrek yetmezliğini rar tahlilindeki fazla yavaşlatabilir. Bu Hülya Şahin protein miktarı ile nedenle beslenmeverir. Teşhisten hemen de fosfor(süt, yoğurt, sonra tedaviye başlanır. Hastalıkta yağlı tohum, et, balık, sakatatlar…) iyileşme olmaz. Ancak belirtileri ve potasyum(kuru yemiş, kuru bakkontrol altına almak ve hastalığın lagil…) kısıtlaması, sıvı alımının

Bu hafta, Bursa’da hem okuyan, hem bilgisayar teknikerliği yaparak geçimini sağ layan Resul Sönmez’le birlikteyiz. İşte bize mesleğine ve bu mesleği neden seçtiğine dair anlattıkları.

Bilgiye erişim parayla

bahseder misiniz? Bize kısaca kendinizden ve mesleğinizden mimi sağlamak geçi da bura Asıl mesleğim öğrencilik, ama um. Maddi ıyor çalış ak amacıyla bilgisayar teknisyeni olar mak zoçalış için k sıkıntılar nedeniyle, geçimizi sağlama yoruz. düşü zıt ak rundayız. Patronla biraz düşünce olar oldubur a mec Anlaşmadığımız nokta çok. Ama çalışmay da insanlar çok ğumuz için çekiyoruz. Bilgisayar konusun , ayriyeten bizim cahil olduğu için ve işimizi bilmediği için üğü için mesleki halkımız her şeyi de bildiğini düşünd ın çoğu bu işi nlar İnsa anlamda her türlü sıkıntımız var. insan da çok. ık bilmedikleri için ve piyasada böyle uyan a alıp, parça eksik Nasılsa bilmiyorlar diye içinden parç koymak gibi şeyler takmak, iyisini alıp, kötüsünü yerine le tasvip etmeoluyor. Biz yapmıyoruz tabi ki. Kesinlik önemli kademesi diğim bir davranış. Her türlü işin en bir de tecrübedir. eğitimdir. Ama eğitimden de önemli bizim önümüze ela İşte geçirdiğiniz tecrübedir. Burada mes ler geliyor. Farklı her gün farklı tipte sorunlar problem Hiç bilmediğimiz bilgisayarların farklı arızaları çıkıyor. ası oluyor. şeyler. Daha önceki tecrübelerimizin fayd işsizliğe dair ne Gençliğin büyük bir çoğunluğunu bekleyen düşünüyorsunuz? Ben şahsen kimİnsanlar ne istediklerini bilmiyor hayatta. liği yapıyorum. ya öğrencisiyim ama bilgisayar tekniker yapıyorum. İyi iş bir Okumadığım, eğitimini almadığım nların ne istediğini olduğumu da düşünüyorum. Yani insa den, siyasal, sosyal bilmediğinden, artı tabi eğitim sistemin kaynaklanıyor. sıkıntılar da var tabii ki. işsizlik bundan , Kimya’yı bitirdiBen gelecekte bu bölümü bitirdiğimde ela. Bir sürü genci ğimde kesinlikle iş bulmayacağım mes de aynı gelecek bekliyor. orsunuz? Teknolojideki gelişimi nasıl değerlendiriy göre kullandığınız Teknoloji iyi bir şey. Her şeyi amacına eme hızını yavaş da. Ama ben yine de teknolojinin ilerl iz kısıtlı. Bilgi buluyorum Önümüzde bilgiye erişimim sı çok güç bir şey parayla. Para da bulunması, kazanma adığı sürece, herolm gerçekten. Ortak bir bilgi havuzu ne kadar ilerleye kesin bilgiye erişimi olmadığı sürece, biliriz? YARIN BURSA

Hazırlayan Hülya Şahin

28Şubat 1996 24Şubat 2005 24Şubat 2006

ayarlanması (bir gün önceki idrar miktarınıza 500 ml. Sıvı ekleyerek) önemlidir.

Hangi yiyecekleri tercih etmemeliyiz: Tuz ve tuzlu yiyecekler, önerilenden fazla süt, yumurta, et, tavuk, içerisinde ne olduğunu bilmediğimiz kurabiye, kek, pasta, zeytin, konserve, turşu, salamura, sucuk, salam, sosis, sakatatlar, meşrubat, alkollü ve gazlı içecekler, kuruyemiş, kuru baklagiller, kurutulmuş sebze ve meyveler, ıspanak, maydanoz gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, tahin, pekmez, tahin helvası, muz, kavun.

27Şubat 2008 23

Şubat 1957

“Harçlara hayır, eğitim haktır” Harçlarına yapılan %100 zammı protesto için Üniversite öğrencileri ilk kez TBMM Genel Kurulunda “Öğrenci Harçlarına hayır” yazılı pankart açtı. 12 üniversite öğrencisi tutuklandı SANSÜRE:TAYYİPLER ALEMİ 8 karikatürist “Tayyipler Alemi” ni çizdi. Açılan tazminat davaları “basın özgürlüğü” kapsamında düştü. İŞLERİ MEZARLARI OLDU Balıkesir Dursunbey’de 4 yıl önce de 17 madenciye mezar olan maden ocağında grizu patlaması sonucu 19 madenci daha yaşamını yitirdi. Madenin, patlamadan 20 gün önce denetlendiği ortaya çıktı. YA SENDİKA YA ÖLÜM İstanbul’da tersane işçileri taşeron ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle ardarda gelen işçi ölümler nedeniyle Tuzla’da grev başladı. Grev sonrasında tersane patronları işçilerin taleplerini kabul etti KÜBA DEVRİMİ BAŞLADI Fidel Castro önderliğinde, Küba’da gerilla şavaşı başladı


21 ŞUBAT 2012 YARIN

Nasıl bir gençlik isterdiniz? Erdoğan’ın başlattığı “dindar gençlik” tartışmaları sürüyor. Geçtiğimiz gün yine bir konuşmasında “Modern dindar bir gençlikten bahsediyorum.” diyen Erdoğan’a bu kez de genç akademisyenler tepki gösterdi. Öte yandan Erzurum’da konuşan bir ilköğretim okulu müdürünün sözleri ile genç kuşağın nasıl şekillendirilmek istendiği bir kez daha ortaya kondu. istanbul sanem deniz kural

Geçtiğimiz gün AKP İstanbul İl Gençlik Kolları’nın 3. Olağan Kongresi’ne geçirdiği operasyon nedeniyle telekonferans yöntemiyle bağlanan Erdoğan buradaki gençliğe hitaben; “Modern dindar bir gençlikten bahsediyorum. Diline, dinine sahip çıkan bir gençlikten bahsediyorum.” dedi. Erdoğan’ın gençliğin esas problemi olan işsizliğe hiç değinmediği konuşmasını dinleyen tüm gençler, tam da Recep Tayyip Erdoğan’ın “tinerci olmayan gençlik” tanımına uyan nitelikteydi. Onları Başbakan’ın tanımına uygun kılan konuştukları değil, ne konuşmadıklarıydı.

“KİMSE KRİZ DUASINA ÇIKMASIN” Erdoğan, “Hiç kimse ellerini ovuşturmasın hiç kimse fitne ve fesat tohumlarının yeşereceği umuduna kapılmasın. Hiç kimse kriz duasına çıkmasın. Hiç kimse kaos ve çatışma hayalleri kurmasın.” dedi. Erdoğan bu sözleriyle, kongrede neler konuşulmadığının ipuçlarını verdi. Tüm dünyayı etkisi altına alan ve büyük kapitalist şirketlerin ve hata ülkelerin birer birer batmasına yol açan ekonomik bunalımı görmezden gelen Erdoğan “Kimse Kriz duasına çıkmasın” diyerek, gençlere krizi ve işsizliği konuşmamalarını öğütlemiş oldu. Öte yandan Erdoğan, “Hiç kimse kaos ve çatışma hayalleri kurmasın” derken adeta “tutuklu gazetecilere, tu-

tuklu sendikacılara ve tutuklu öğrencilere çok takılmayın” anlamına gelen talimatlarını sıraladı. Erdoğan’ın da, Bülent Arınç’ın da kongrede en vurgu yaptıkları nokta gençliğin heyecanı oldu. Böylece gençliğin yalnızca “heyecan arayan” bir kuşak olarak algılandığı bir kez daha belirginleşti.

GENÇ AKADEMİSYENLERDEN BAŞBAKAN’A YANIT Başbakan Erdoğan’ın “dindar nesil yetiştiriyoruz” sözleriyle başlayan ve süregiden bu tartışmaya geçtiğimiz günlerde genç akademisyenler de katıldı. Hazırladıkları video ile Başbakan’a seslenen akademisyenler, “Bu sözleri son derece tehlikeli buluyoruz.” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben kaleme aldıkları mektubu okuyan ve bu görüntüleri YouTube üzerinden kamuoyu ile paylaşan genç akademisyenler, “Bizler; Müslüman, Hristiyan, Yahudi ya da Zerdüsti, Alevi veya Safii, dindar ya da dinsiz, Ateist veya Agnostik, laikliğin gerekliliğine yürekten inanan genç akademisyenler olarak dindar ve muhafazakar bir gençlik yetistirmeye dair son açıklamalarınızı son derece tehlikeli ve ürkütücü buluyoruz.” dedi. Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve 500 öğrencinin siyasi görüşleri nedeniyle tutuklu olarak yargılandığını belirten akademisyenler, yürüttükleri kampanya sonucu topladıkları 3 binden fazla imzaya da videonun son bölümünde yer verdi. ZARARLI ÇOCUKLARI DOĞMADAN YOK EDELİM! Tam da gençliğin şekillendirilmesi tartışmaları sürerken, akıllara durgunluk verici bir öneri de Erzurum’da bir okul müdüründen geldi. Erzurum’da düzenlenen huzur toplantısında kavga, anlaşmazlıkların nedenleri ve bunlarla nasıl

Dink cinayetinde devletin hataları sorgulanıyor

baş edilebileceği konuşuldu. Çocukların şiddete eğilimli olmasının aile ve çevreye bağlı olduğundan bahsedildiği sırada söz alan Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın şöyle konuştu:

“Çocuklar bir defa genellikle hırsız. Bir kere yoğurt bozuksa, mayası bozuktur. Aile ne ise, çocuğu odur. En önemli tespitim, suça meyilli çocukların yüzde 90’ının ailelerinin geçimi sosyal yardımlaşma vakfı tarafından karşılanıyor. Yıllar önce Brezilya’da sokak çocuklarını yok

Devlet Denetleme Kurulu yayınladığı raporda Hrant Dink raporunda kamu görevlilerinin soruşturmalarında hatalar olduğunu tespit etti. 19 Ocak 2007 yılında katledilen Hrant Dink cinayeti davasında devlet görevlilerinin tüm ihmallerine karşın “örgüt olmadığı” yönünde karar verilmişti. Oysa Erhan Tuncel’in cezaevinden çıkmasının ardından yaptığı açıklamaları ihbar niteliği taşıyor ve cinayette örgütün var olduğunu ortaya çıkarıyordu. Şu an davanın Yargıtay aşaması bekleniyor. Ancak Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) önceki gün yayınladığı rapor, kamu görevlilerinin Hrant Dink cinayetindeki ihmalini araştırırken aynı zamanda bir gerçeği daha bir kez daha ortaya koydu: Devlet bu cinayeti önceden biliyordu.

KAMU GÖREVLİLERİ GÖREVLERİNİ YAPMADI DDK’nın Hrant Dink cinayetine ilişkin raporunda; Hrant Dink’e yönelik bir tehlikenin varlığının emniyet ve jandarma personelince öğrenilmiş olduğu halde Hrant Dink’in korunmasına yönelik istihbarat birimlerinin gerekli çalışmaları yapmadığı ve işbirliğine gitmediği belirtildi. Raporda; idari makamların Hrant Dink’e yönelik oluşan riskleri bilebilecek durumda olmalarına rağmen, her

etmek için bir örgüt kurulmuştu. Kusura bakmayın, belki biraz anormal gelebilir ama ben şunu istiyorum: Tıp bu kadar gelişti yüz nakli yapılıyor. Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin.” Aydın’ın Hitler faşizmini aratmayan bu sözleri, genç kuşağın nasıl şekillendirilmesi gerektiği tartışmasında nasıl ileriye gidilebileceğinin son derece manidar bir göstergesi oldu. Bir yandan “gençleri şekillendirme” tartışmaları sürerken, bir yandan da devamlı artan genç işsizliğe ve geleceklerinin çalınmasına karşı mücadele eden gençlerin, Hacettepe Üniversitesi’nde söz haklarını kazanması ve rektörle üniversitenin geleceğini belirleyen toplantılar yapması gibi bir örnek de önümüzde duruyor. Gençlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olduğu örnekler arttıkça, “Nasıl bir gençlik?” konusu daha çok tartışılacak gibi görünüyor.

kademedeki sorumluların zincirleme eylemleri sonucunda tehlikeyi önlemek için gereken tedbirlerin alınmadığına işaret edildi.

GÖREVLİLER SORUŞTURULMADI Raporda, “Gerek Anayasanın 17. maddesinde gerekse iç hukukun bir parçası durumunda olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesinde ifadesini bulan yaşam hakkının korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün yerine getirilmediği ve böylece ağır bir kamu hizmet kusurunun oluşumuna sebebiyet verildiği” belirtildi. Ayrıca, Dink’in ölümünün ardından devlet yetkililerinin veya organlarının sorumluluklarını ortaya koymak açısından gereken soruşturmaların derhal başlatıldığı ifade edildi. Raporda ayrıca; “İdare organlarınca sürdürülen soruşturmalarda yasal olarak öngörülen süreçlere uyulmakla birlikte, gerek kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin mevzuat düzenlemelerinin niteliğinden gerekse kamu görevlilerinin soruşturulması hususunda izlenen yöntemlerdeki hatalar, yanlışlıklar ve diğer eksiklikler sebebiyle yürütülen soruşturmalardan etkin bir sonuç alınamadığı kanaatine ulaşılmıştır.”denildi. yarın güncel

Kadınlar tecavüzcülere indirim değil, ağır ceza istediler Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, platform üyesi kadın arkadaşlarına yönelik tecavüz davasının takipçisi olduklarını belirterek İzmir Bayraklı Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyesi olan genç kadının davasına platform üyeleri sahip çıktı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri 20 Şubat günü İzmir Bayraklı Adliyesi’nde görülen duruşma öncesinde yaptıkları açıklamada, 21 Kasım 2010 tarihinde İzmir Bornova’da Gök-

han Muşmula ve Ali Yavaş’ın tecavüzüne uğrayan üniversite öğrencisi kadın arkadaşlarının uğradığı cinsel saldırının tesadüf olmadığını belirtti.

MÜNFERİT DEĞİL, MÜTEMADİYEN Kadına yönelik şiddetin münferit olaylar olmadığına değinen platform üyeleri, yaptıkları açıklamada verilen ceza indirimlerinin kadın cinayetlerini, taciz ve tecavüzleri adeta teşvik ettiğini belirtti. Platform üyesi arkadaşlarının davasının takipçisi olacaklarını belirten kadınlar erkek şiddetini devletin de meşru kıldı-

Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Yol bilen kervana katılmaz

Türkiye’deki sol anlayışların son dönemde kapıldıkları yeni hastalık, hep birlikte aynı şeyi düşünüyor olmak ve hep birlikte aynı şeyi yapmaya çalışmak. Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyacımızın olduğu şu günlerde, birlik ve beraberliği sağlamaya çalışıyorlar. Bolşevikler Ekim Devrimi’ne doğru yürürlerken, Narodniklerden, Legal Marksistlerden, Bundculardan ve Menşeviklerden kurtulmuşlardı örneğin. Devrimi bu baş belalarından kurtularak ancak yapabildiler. Tarihsel olgular bu birlik-beraberlik teranesini hiç doğrulamıyor. Trend erbabı zevat arasında bir dayanışmacı olmak samimiyetsizliği almış yürümüş durumda. Solcular arasında, dayanışma aşağı, dayanışma yukarı. Efendim Lenin dayanışmayı çok severmiş. Tam Bülent Ersoy’un, Deniz Gezmiş’e şarkı söylemiş olma ihtimali. Sol akımlar arasında ancak baskı aygıtı karşısında bir dayanışma olur. Onun dışında birbirleriyle tartışırlar. Birbirlerini eleştirirler. Birbirleri arasında kıyasıya bir ideolojik mücadele vardır. Lenin bizzat kendi eserlerinde bu rekabeti açıklar. “Senin eski örgütlerin bir melekti yavrum” yapmayalım. Melek de, tonton da değillerdi. Yorulmuş sol boksörler birbirine sarılmış dayanışmacılık yapıyorlar. Dayanışmalarının temeli emin olunuz ki nefeslerinin tükenmiş olmalarıdır. Dayanışmayı geçiniz bazı sol akımlarda şövalyece savaşmanın “ş”si yoktur. Gerçekten savaşacakları anı hiçbir zaman bilemezler. Savaşmak nedir, onu da unuturlar gitgide. İlminde ilerledikleri tek konu sinsiliktir. Dayanışma, dayanışma diye konuşup gözünüze kül üfürürler. Dostlukları da düşmanlıkları da mertçe değildir. Bunları neden anlatıyorum? Bu metafizik uydurmalara prim vermeyelim diye. Demokrasinin olduğu her yerde seçimler vardır örneğin. Seçimlerde ne yaparız? Bir seçim yarışına gireriz. Bize az oy verilir veyahut çok oy verilir. Bu bir sorun olamaz. Demokrasi insanların fikirlerini, emeklerini ve eylemlerini yarıştırır ve bu gayet normaldir. Önderlik pazarlık konusu değildir. Önderlik bir al gülüm ver gülüm ilişkisi değildir. Önderlik işçi sınıfına layık olma yarışıdır. O kadar unutturulmaya çalışılıyor ki bunlar, hatırlatmak için tersten gidiyorum. Artık teori yok trend var. Herkesin düşündüğü şey teorik doğrudur, trend dahilindeki kişilere göre. Başka ne olabilir ki? Peki ya kanıt ne? Trend içindekilerin aynı şeyi düşünmesi. Hiç kafa yormaya, stres yapmaya gerek yok. Eğer bu trend sahipleri 1917 Rusya’sında olsalardı size yemin ediyorum bin yıl boyunca Geçici Hükümet’i desteklerdi hepsi. Mutlu mesut yaşarlardı. Mümkün olsa birbirlerine durmadan e-mail atarlardı. Face’den birbirlerini dürterlerdi. 1917’de sadece Lenin ve ardı sıra Bolşevikler Geçici Hükümet’in gevşek ellerinden düşen iktidarı çekip almayı savundu. Bu görüş başlangıçta, (genç Molotov hariç) herkese karşı Lenin’in tek başına ortaya koyduğu fikirdi. Yol bilen Lenin kervana katılmadı. Bolşevikler Geçici Hükümeti tutuklayarak tarihin düğümünü çözmüşlerdi. Lenin, Nisan Tezleri’ni herkese ilk okuduğunda Bogdonov Hazretleri “Bu bir delinin sayıklamaları” demişti. Goldenberg Lenin’i Bakunin’e benzetti. Steklov ise soyut buldu. Neymiş? Trend her zaman iyi teori olmazmış. İyi teori genel eğilimin dışından çıktı. Günümüzün trend mensupları bence Menşeviklerin ya da Legal Marksistlerin tırnağı bile olamaz. Onlar sadece hatalı politik görüşleri olan insanlardı ama çok çalışkan ve dirayetliydiler. Şimdikiler ancak apolitik ya da nihilist olarak nitelenebilir. Festivallere katılırlar, kampa, pikniğe ve çok solcu şarkıların çalındığı konserlere giderler. Her şey kültürel ve sportiftir onlar için. Eskiden devrimciler bir isyankar gibi yalnızca yıkıcı değil aynı zamanda kurucudur denirdi. Şimdi sıradan bir mağdur olmaktan bir kademe yukarı çıkamıyoruz. Varsa yoksa sonsuz mağdurum, mağdursun, mağdur. Trend mensuplarına göre hep fazla fraksiyon vardır. Bunlar trendi bozucu şeylerdir. Müsaade edilmemelidir. Toplumda farklılık peşinde koşanlar, trendde şiddetle aynılığı savunmaktadır. Yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın dönemini kapattı çok bizim trendciler. Allah onlara değil akıl-fikir ihsan eylesin. hakanozturk1871@gmail.com

HES’çileri halk konuşturmadı ğını belirttiler. Duruşma, sanıkların tutuklu yargılanmasına devam edilerek 10 Mayıs’a ertelendi. Kadın Cinayetlerini Durdu-

racağız Platformu üyeleri 10 Mayıs’ta gerçekleşecek duruşmada yine adliye önünde olacaklarını belirttiler. yarın güncel

Elazığ’ın Kovancılar İlçesi’ne bağlı Yarımca Beldesi’ne kurulmak istenen HES hakkında bilgi vermeye gelen Çevre ve Şehircilik Müdür Yardımcısı’nı ve fabrika görevlilerini belde sakinleri konuşturmadı. Çıkan kavgada 2 kişi yaralandı.


04 SIYASET Sibel Uzun Ş UYANIS

Çocuklarımızı mücadeleye emanet edelim

Her gün öfkemizi katlayan yeni bir konuyla karşı karşıyayız. Bu konular ne bizim ötemizde ne bize dokunmayacak olan yılanlar. Dolana dolan hepimizi sokacak yılanlar. Yaşanan acılar, zorluklar, şiddet, hukuksuzluk. Bu gidişattan herkes kendisini sorumlu görmeli. Evlatlarını da sorumlu olarak yetiştirmekten mesul görmeli. “Ne Yapmalı?” sının peşine düşen bir nesil için. Tutuklamalar, hükümetin siyasi hedefiyle son hızla devam ediyor. Her ayın tutuklama dalgası bir yere saldırıyor. Bu ayki Kürt siyasetine yönelmiş olan tutuklama dalgasının hedefinde 8 Mart, Kadınlar var. Bu nedenle KESK’li kadınları tutukladılar. Uludere’de 34 köylü Kürt oldukları için sınır boylarında askeri uçaklarla naklen öldürülüyor ve suçlularla ilgili somut bir adım yok hala. Bir hareketlilikle yapılan kazılarda insan kemikleri çıkıyor ve hiç bir yargılama süreci işlemiyor. Hatta kaybettiği yakınının bedenine ait kemiklerine ulaşan aileler var. Yargılama yok. Geçmişte uygulanmış faili meçhul cinayetler bir taraftan aklanıyor. Dosyalar, ifadeler, zaman aşımına terk edilmek isteniyor. Bu siyaset biçimi evrile kıvrıla toplumda büyük bir kin ve nefreti pompalıyor. Nereye kadar? Biz durdurana kadar. Yoksa A’dan Z’ye AKP’nin müesses nizamı uygulamalarında hızla yol almaya devam edecek. Yakınmakta bir yere kadar kardeş. Yakına yakına ömür geçer mi? Bir ömür boşa geçeceğine ağlayanlar için geçse fena mı olur? Olmaz çocuklar. Hiç fena olmaz. “Dindar nesil içeri tinerci çocuklar dışarı” nefretini yaratan bakış ve dil tepki gördü. Fakat kendine yol da buldu. Yansımalarını yarattı yaratacağı kadar. Ayrımcılığı hortlatmaya devam etti. Şimdi de okul müdürü olarak karşımıza çıkıyor düşmanca ve nefret dolu bir ağız. Büyüyen çocuğa baskılar işkencelerden de öte yok etmeyi uygun gören bir ağız. “Genlerle araştırması yapılsın ve doğmadan yok edilsin” diyebilen bir ağız. Kundaktaki çocuğu bile yok etmeyi aklından geçiren bir akıl. Çocuklarımızı emanet etmiş olduğumuz okul müdürlerinden sadece biri. AKP Hükümetinin peşinde kümelenen kurumlarının salık verilmiş resmi toplantılarından birinde kendini ifşa ediyor. Okullardaki yaratılmak istenen düşünceye bakınız. Çocuklarımızı uyaralım, donatalım. Çocuklarımızı her yaşında aklın önemini anlatalım. Akıl ve fikrin üstünlüğünlüğüyle yetiştirelim. Sadece dindar nesilden sorumlu olan hükümet yarattığı ayrımcı mekanizmalarla okul müdürünü sarıp sarmalayacaktır. Binlerce okul müdürü bu yolundan şaşmayarak devam edecektir. Çünkü sistematik bir ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Mahkemede tutuklamalarla halk arasında da kardeş kavgasını yaratarak ilerliyor. Bu ayrımcı politikalarla çocuklar sabah okula gittiğinde nasıl yok edeceğini düşünerek seçim yapan bir okul müdürü ile karşılaşacaklar. Siz artık bu okul müdürünün okul koridorlarında törenlerde neler neler salık verdiğini ve nasıl bir düşmanlık yaydığını varın bir düşünün. Van depreminde Kürt Bölgesi olmasını kastederek “hak ettiler” demeye getiren sunucuya bir şey yapmayan bir anlamda takdir edenler aynı anlayışı okul müdürüne de yapacaklar. Kardeş kavgası acıların en acısıdır. Evladını düşünüyorsan kardeşini de düşünmelisin. Toplumda kardeşlik güçlense bu söz dile gelemez. O dil parçalanır. O gülüşmeler boğum boğum olur. Konuşanı da güleni de olduğu yerde boğar. Aman çocuklarımızı doğru yerlere emanet edelim. Çocuklarımızı dünyayı değiştirmenin ilmini ve bilimini öğrenecekleri mücadele hayatına emanet edelim. sibel050104@gmail.com

BDP’li vekiller açlık grevinde Diyarbakır Cezaevi’nde süresiz açlık grevi başlatan BDP milletvekilleri Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız’ın ardından, BDP ve Blok Grubu milletvekilleri parti genel merkezinde 2 günlük açlık grevine başladı.

Siyasi soykırım operasyonlarına karşı BDP’nin resmi internet sitesinde yer alan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak imzalı açıklamada, “AKP Hükümeti’nin aralıksız sürdürdüğü siyasi soykırım operasyonlarını, İmralı Cezaevi’nde giderek ağırlaştırdığı tecrit uygulamalarını ve Kürt sorununda çatışmaları tırmandıran operasyonlarını protesto amacıyla” Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selma Irmak ve diğer siyasi tutukluların süresiz açlık grevine başladığı bildirilmişti. Demirtaş, MİT mensuplarını cezaevine göndermeyi kabul etmiyorsan, sorgulanmalarını kabul etmiyorsan, bu halkın seçilmiş temsilcilerinin, belediye başkanlarının, siyasetçilerin, milletvekillerinin cezaevinde olması da hükümeti artık rahatsız etmelidir.” dedi. yarın siyaset

0421EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012YARIN

MİT yasası Meclis’ten geçti

TBMM Genel Kurulunda, MİT Kanunu’nda değişiklik yapan kanun teklifi kabul edildi. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik yapan teklif, 12,5 saat süren görüşmelerin ardından 63 red oyuna karşı, 266 oyla kabul edilerek yasalaştı. ankara CAN ERSOY

AKP’nin görüşmelerin ardından kabul edilen grup önerisine göre, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik yapan teklif, 48 saat geçmeden, Genel Kurulda ele alındı ve yasanın belli maddelerinde değişiklik kabul edildi.

MİT için 17 saat mesai TBMM Genel Kurulu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması ve 4 MİT’çi hakkında yakalama kararı çıkarılması üzerine tartışılmaya başlayan kanun teklifi için, saat 13.00’da başlayan çalışmasını ertesi gün 05.50’de tamamlayarak, yaklaşık 17 saat mesai yaptı. MİT Kanunu’nda değişiklik yapan teklifin görüşmelerine ise saat 17.30’da başladı. Teklifin kanunlaşmasından sonra Meclisin çalışmamasını içeren Danışma Kurulu önerisi de Genel Kurulda kabul edildi. AKP, muhalefet partilerini ikna etmek için kabul edilen bu madde üzerinde bazı değişiklikler yaptı. AKP’nin verdiği değişiklik önergesi üzerine, teklifin 1. maddesindeki ‘’MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin’’ ifadesi, ‘’MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin’’ şeklinde değiştirildi. MİT, Başbakan’a sorulacak Önerge doğrultusunda kabul edilen madde, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve haklarında yakalama kararı çıkarılan 4 MİT’çiyi doğrudan etkileyecek. Madde aynı zamanda, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerinin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ya da özel yetkili mahkemelerin görev alanlarına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılmasının Başbakan iznine bağlı olmasını içeriyor. Teklifle ilgili değişiklik önergesi üzerine söz alan CHP Aydın Millet-

Rojbaş Sürekli olarak devletten, Kürtçe ile ilgili ‘’eğitim hakkını’’ da içeren bir dizi hak talep edilir ve bunun için mücadele edilir. önder çarkçı Kuşkusuz bu talepler diğer etnik kesimler için de istenir. Bu taleplerin özüne yönelik, devletin ‘’tekçi’’ anlayışı devreye girerken bunun karşısında sol-sosyalist muhaliflerin tavrı ‘’ulusalcı’’ tavır ile ‘’devrimci’’ tavır arasında değişkenlik gösterir. Her ne kadar devrimciler ‘’tekçi’’ anlayışa karşı olduklarını söyleseler de, hala bu konuda Kemalist anlayışı tam olarak terk edememiş, çok dilliliği ve kültürlülüğü içselleştirmiş oldukları söylenemez. 2000’li yılların başına kadar Kürt Demokratik Hareketi (KDH) bile Türkçe merkezli bir dil kullanıyordu. Niyetlerden ziyade, bu tablo asimilasyon sürecinin etkilerinin ne kadar vahim sonuçlar doğurduğunu

vekili Bülent Tezcan, Başbakan’a ciddi boyutta yetkiler verdiği gerekçesiyle teklifi eleştirdi. Tezcan, teklifin telaş ve heyecanla, Meclis’in önceden planlanan çalışma düzenini değiştirerek görüşülmeye çalışıldığını söyledi.

Zana: “MİT’in gazabından korunmaya çalışılıyor” BDP Milletvekili Leyla Zana, birinci madde üzerinde yaptığı konuşmaya, ‘’Halklarımızın değerli vekilleri’’ diye seslenerek başladı. Vekillere Aziz Nesin’in Korkudan Korkmak kitabını okumalarını öneren Zana, herkesin kendi korkusundan korktuğunu vurguladı. Zana sözlerine şöyle devam etti: “Tarihin cilvesine, tanrının işine bakın. Dün toplumu, Kürdü, Türkü, Arap, Çerkez sağ, soluyla MİT gibi bir kurumsal alanın gazabından kendini korumak için olağanüstü çaba içine giriyordu, korkularından bazı geceler gece giysisini giymeden kafasını yastığa koyuyordu. Geldi gitti, şu anda MİT korkudan kendini kurtarmak için özel yasa çıkartma ihtiyacı duyuyor. Ülke ne çektiyse özel ve tüzellerden çekti. Özel, tüzel ne varsa kaldıralım.” bize gösteriyor. Diğer yandan KDH son on yıllık süreçte bu tabloyu büyük oranda değiştirirken, sol-sosyalist cenahtan da çok dillilik ve kültürlülük noktasında kimi samimi kimi popülist gelişmelerin olduğunu görmekte fayda var. Ancak, bu yeterli değildir. AKP’nin ‘’açılım’’ politikası ile birlikte, Türkiye’nin batısında yaşayan Kürtlere yönelik bir linç kampanyası da başlatıldı. Bu noktada Kürtlere yönelik çok ciddi saldırılar yaşanırken Türk milliyetçiliği ırkçılık boyutunda, ‘’halkın hassasiyeti’’ lezzetinde kışkırtıldı. Kürt nüfusunun dünnyadaki en yoğun kenti/metropolü olan İstanbul’da bugün Kürtçe’yi kullanmak artık bir zorunluluktur. 80’li 90’lı yılların ‘’göç’’ ettirme furyasından sadece İstanbul değil neredeyse bütün Türkiye nasibini aldı ve Kürtler Türkiye’nin batısına doğru göç ettirildiler. Bu süreç ‘’Kürtçe konuşan insanların’’ tüm ülkeye yayılmasını sağlarken ‘’yalanlar’’ ile büyüyen ‘’batıdaki halkın’’ tüm ezberlerini de allak bullak etti. Konunun bu yanı ayrı bir araştırma konusudur. Ancak, artık Kürtçe bölgesel değil tüm Türkiye’nin ikinci ulusal boyuttaki yaygın dili haline gelmiştir.

EHP Eskişehir Gençlik Sorumlusu Can Ersoy:

Gençlerin asıl sorunu işsizlik Erdoğan, “Dindar nesil yetiştireceğiz” açıklamasıyla, talihsiz bir şekilde, amaçlarını sade bir dille ortaya koymuştur. Aynı zamanda gençliğin gerçek sorunlarının kenarından bile geçmeden soyut kavramlarla somut koşulları anlamlandırmaya çalışıyor. Fakat AKP, bu açıklamayla, somut sorundan kaçmakla birlikte, geleceksizleştirme politikalarının varlığını ispat-

lamış oldu. AKP, artık marjinalleşmeye başlamıştır. Çünkü gençlerin esas sorunu olan işsizliği türlü oyunlarla yok gibi göstermeye çalışıyorlar. Üniversitelerdeki eğitimi paralılaştırıp, sadece belli bir gelir seviyesindeki ailelerin çocuklarına eğitim hakkı tanıyorlar. Üniversitelerdeki niteliksiz

17 saatlik mesainin ardından TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam, 21 Şubat Salı günü saat 15.00’de toplanmak üzere birleşimi kapattı.

Cumhurbaşkanı Gül de kabul etti Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre Gül, 6278 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderdi.

lere bir an önce son vererek, aklı selimi ve sağduyu hakim kılmanız milletimizin en öncelikli beklentisidir. Başbakan sıfatıyla, Türkiye’yi istikrar içinde yönetme sorumluluğu içinde olduğunuzu ve bunun sonsuz yararlar sağlayacağını görmeniz gerekmektedir. Bu nedenle MİT müsteşarını koruma altına almanıza gerek ve ihtiyaç yoktur. MİT müsteşarı ve diğer görevliler İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına giderek bir an önce ifade vermelidir.” demişti.

MHP: AKP’nin kalleşliğidir AKP hükümetinin MİT görevlilerini korumasını eleştirip MİT’in görevinin sadece, Türkiye’ye yönelik yabancı operasyonları izlemek ve gerektiğinde de etkisiz hale getirmek olduğunu belirten Bahçeli: “Kendi devletine, varlık nedeni olan milletine namlu çeviren, aleyhe çalışan bir istihbarat oluşumuna dünyanın neresinde şahit olunmuştur?” diye sorarak hükümetin bunu açıklığa kavuşturması gerektiğini söylemişti. Başbakan Erdoğan’a tavsiyelerde bulunan Bahçeli, “Var olan çekişme-

CHP, Anayasa mahkemesine götürecek CHP’nin Parti Meclisi toplantısında konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, geçmişte kamu görevlileri tarafından işlenen faili meçhul cinayetleri anımsattı ve bu düzenleme ile kamu görevlilerine faili meçhul cinayet işleme yetkisi verildiğini ileri sürdü. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de, “Cumhurbaşkanı veto etmezse, CHP MİT Kanunu’nu Anayasa Mahkemesi’ne götürecek” dedi.

İstanbul’un çevre semtlerinin (varoşlar) atölyelerinde kahir ekseri çalışanlar Kürt. Kürt işçiye sınıf bilincini götürmenin anahtarı da Kürtçedir. Çünkü Kürtler kendisine kendi dili ile hitap edene güvenirler. Ya da Kürtçe bilmeyene güven duymadıkları gibi yaşanan süreç, iyice bu güvensizliği beslemiştir. Kendisine ilgi gösterenlere en fazla ‘’Tirkén baş.’’ Yani ‘’iyi Türk’’ diyerek gene de ‘’farklılığına’’ vurgu yapar. Bunun nedeni ise Lazca, Arapça ve benzeri diller konuşulunca insanlar saldırıya uğramazken, Kürtlere yapılan saldırıları artık toplumsal olarak kendisine yapıldığını hissetmesi. Zira Kürtçe konuşanlar öldüresiye dövülüyor ve Kürtçe şarkı söylediği için katlediliyor. Ve sosyalistler, dilleri ve kültürleri nedeniyle sürekli horlanan, aşağılanan ve ötekileştirilen Kürtlerin nezdinde artık ‘’iyi Türk’’ olmayı aşmak zorundadırlar. Türkiye sosyalistleri ‘’Türk solu’’ kavramını reddetmeli. Bunu da pratiklerinde göstermeli. Bu anlamda diğer etnik diller-kültürlerden farklı olarak Kürtçe’nin, Türkçe’nin yanı sıra, ulusal bazda, sosyalistler tarafından kullanılması ve doğallaştırılması zorunlu hale gelmiştir.

Kürtçe açısından ‘’örgütsel ihtiyaçlar’’ bahanesi artık geçerliliğini yitirmiştir. Kürtçe’ye yönelik tahammülsüzlüğe karşı en iyi cevap bu olacağı gibi, Kürt halkının ‘’duygusal kopuşuna’’ da engel olmanın en iyi yolu budur. Kürtçe yazmak-çizmek, politika yapmak sadece ulusalcı Kürtlerin vazifesiymiş gibi algılanmamalıdır. ‘’Halkların kardeşliği’’ şiarının altını sosyalistler doldurmalıdır. Sosyalistler ulusal bazda TürkçeKürtçe ve diğer yerel dilleri kullanarak çok dilliliği kendinde somutlamalı. Kısacası, devletten isterken bir taraftan da sen yap yapacağını!.. Sizce bunun zamanı gelmedi mi? Devletin onayını mı beklemeliyiz?! Mahir’i, Fatsa’yı, Direniş Komitelerini, TARİŞ’i, 16 Haziran’ı vb. Kürtçe anlatma vakti gelmedi mi? Eğer vaktidir, gökkuşağının bütün renkleri ile konuşmanın zamanı diyorsak, ilk yapılacak iş ‘’Rojbaş’’ demektir. -Biji Biratiya Gelan! -Yaşasın Halkların Kardeşliği! -Biji Parti ya Tevgera Kedkaran! -Yaşasın Emekçi Hareket Partisi! Önder çarkçı ehp üyesi 1 No’lu F Tipi Hapishane Kocaeli

eğitim karşısında ve kapitalizmde kaderimiz olan işsizlik karşısında bizlere meydanlara çıkmaktan, söz hakkımızı almaktan başka bir seçenek bırakmıyorlar. Fakat Başbakan aynı cüretle sokaklarda ve üniversitelerinde söz hakları için mücadele veren gençlere diğer bir seçenek olarak, dindar olmayı öneriyor. Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamaları yapması kendi ideolojisine göre doğru. Zaten bizim temelde karşı

çıktığımız da Erdoğan’ın ideolojisidir. Onların ideolojisine karşı olduğumuzu söyleyecek bir alan bırakmamaları, yetiştirmek istedikleri genç kuşağın temelini oluşturuyor. Bizler, onların yasakladıkları siyaseti, yapmaya devam edeceğiz. Egemenlerin sunduğu seçenekleri elemek yerine kendi seçeneğimizi yaratacağız. Tek tip bir gençlik modeli öneren, bu modelden farklı düşünen her kesimi tutuklayarak yok etmeye çalışan Başbakan’a Yunanistan ve İspanya gibi ülkeleri hatırlatmakta bir sakınca görmüyorum.


05

YARIN 21 2012YARIN 03 ŞUBAT OCAK 2012

Gülsüm Kav

ANA FiKiR

Yazarımız seyahatinden dolayı yazılarına kısa bir süre için ara vermiştir. Okurlarımızdan özür dileriz.

Şerzan Kurt davasında yine adalet yok

Görüntüler hükümeti ele veriyor

34 kişinin hayatını kaybettiği Roboski katliamının Heron’lardan çekilen görüntüleri, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından izlendi. Görüntüleri izleyen komisyon üyesi milletvekillerinden her biri farklı yorumlar yaptı. Görüntülere dair belirlemelere her partiden farklı yorumlar geldi.

ankara can çoksöyler

Görüntülere yorum getiren Ayhan Sefer Üstün, “Uzmanlara sorarak ‘bu insandır, bu hayvandır’ diyebileceğimiz görüntüler var. Şimdi insan ile hayvan yan yana geldiğinde ayrılamıyor. Bunlar biraz daha aralıklarla yürüdüğünde ‘bu insana ya da hayvana benziyor’ diyebileceğimiz görüntüler var. İnsanla hayvanı zor ayırırken bunun köylü mü kaçakçı mı başka bir şey olduğunu söylemek hakikaten yanlış bir değerlendirme olur” şeklinde konuştu. Üstün, “İhmal var mı” sorusuna ise, “İhmal, kasıt var mı değerlendirmesi yapmak yanlış olur. Bu raporun sonucunda değerlendireceğimiz bir şey. Bunu yaparsak o zaman dükkanı kapatalım arkadaşlar” yanıtı verdi. 

“Her şey ortada” CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, olayın 3’ncü gününde Uludere’ye gittiklerini hatırlatarak, “Köylülerin bize anlattığı bütün olaylar görüntülerle uyumlu” dedi. Aygün şunları söyledi: “İlginç olan şu 18.23’te ilk olarak kafilelerin Türkiye tarafından Haftanin ve Kutalma derelerinin birleştiği geniş

ovaya geldiği, orada bir saat boyunca, -8 kamyon saydık biz-, katırlara yükleme yapıldığı 19.16’da grubun köye doğru hareket etmeye başladığını izledik. 21.40’ta da ilk bombardıman oldu. Grubun yarısı sanırım o bombardımanda yaşamını yitirdi. 18.23’ten 21.40’a kadar olan Heron görüntülerini izleyenler bunu yukarıya nasıl değerlendirdi? Yukarı görüntü izleme merkezine ne sordu? Uzman olmayan biz dahi köyden çıkıp geri dönmelerini görerek bunun sivil bir kaçakçı grup olduğunu anladık, uzmanlar niye anlayamadı. Nasıl aktarıldı görüntüler yukarı? Yukarı neler sordu görüntülerle ilgili? Bu aradaki diyaloglarda neler tartışıldı? Bence kamuoyu bunu öğrenmeli. Bizim izlediğimiz 3.5 saatlik hızlandırılmış görüntü bunun bir sivil kafile olduğunu kanıtlamaya yetiyor.” 

Sonuç: Gözler farklı Bilindiği kadarıyla hem komisyon toplantısında hem de sonrasında milletvekilleri arasında tartışma yaratan görüntüler, hangi partinin izlediğine göre farklı yorumlandı. Tartışmanın şimdiki hali dahi İnsan Hakları Komisyonu’na güveni oldukça sarstı. Uzun süre bir

türlü kurulamayan komisyon en sonunda Roboski’ye gitmiş, orada kalarak tanıklardan gözlem almış, olay yerini incelemişti. Saha incelemesinin ardından Heronlardan çekilen görüntüleri izleyen komisyon üyeleri çeşitli yorumlar yaptı, mensubu oldukları partilerin konuya dair arzularının doğrultusunda olayı ya gördüler ya görmediler ya da çekimser kaldılar.

Peki, ya şimdi? Her adımları medyada yer alan komisyon son icraatında aynı görüntüde farklı şeyler görerek güvenilmezliğini bir kez daha kanıtladı. Her adımlarında çelişkili açıklamalar yapan komisyonun bundan sonraki adımı belli değil. Komisyon adına açıklama yapan Sefer Üstün, 1.5-2 aya kadar raporu oluşturacaklarını söylerken, akıllarda sonra ne olacak sorusu kaldı. Bilindiği gibi TBMM İnsan Hakları Komisyonu bir insanlık suçunu devlet nezdinde belgelese de onunla ilgili bir yaptırımda bulunmaya biliyor. Bu da komisyonun bıraktığı güvensizliği derinleştiriyor. Cemil Kırbayır’ın failleri serbest Daha önce de 13 Eylül 1980’de gözal-

tına alınıp kaybedilen, Cemil Kırbayır için toplanan komisyon, kapsamlı bir rapor hazırlayarak, Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü belgelemişti. İşkencecilerden dahi alınan ‘görüşlerin’ yer aldığı rapor sonucunda kesin kanaat belirtilmiş ve Kırbayır’ın devlet tarafından öldürüldüğü kabul edilmişti. Ancak sonraki süreçte ailesi ve mücadele arkadaşları tarafından beklenen olmadı ve herhangi bir soruşturma başlatılmadı. İşkencecilerin belli olmasına ve 380 sayfalık TBMM raporunun bulunmasına rağmen savcılık en azından bir soruşturma dahi başlatmadı. Kimsenin ifadeye çağrılmadığı gibi Cemil Kırbayır’ın hala bir mezarı yok.

34 köylünün de mezarları yok Roboski’de katledilen köylülerin de hiçbir hakkı iade edilmiş değil. Yakınlarının defalarca açıkladığı gibi konunun gerçekten aydınlatılması ve sorumluların yargılanmasından başka bir beklentileri yokken komisyon şu haliyle umut vermiyor. Diğer taraftan devletin ‘şefkat elini’ reddeden köylülere göre talepleri yerine gelmedikçe 34 köylü de aynen Cemil gibi mezarsız kalmış olacak.

Devrime adanmış bir ömür: İbrahim Sevimli 12 Eylül faşizmi koşullarında Türkiye dışına çıkan ve memleketini bir daha göremeden, sürgünde yaşamını yitiren devrimcilerden İbrahim Sevimli, ölümünün 10’ncu yıldönümünde anılıyor.

Yol arkadaşlarından İbrahim Ağırbaş İsviçre’den anlatıyor; “Askeri darbeden sonra bir süre Türkiye’de zor koşullar altında mücadeleye devam eden, ancak hareket olanakları daralınca mücadeleyi yurtdışında sürdürmek üzere ülkeden çıkan Sevimli, uzun yıllar 12 Eylül sonrası Devrimci Yol platformundaki çeşitli direniş örgütlenmelerinde sorumluluklar üstlendi, Türkiye’deki anti-faşist mücadeleyle dayanışma amaçlı eylemliliklerin ve aynı zamanda Avrupa’daki Türkiye kökenli göçmenlerin bulundukları ülkelerdeki eşitlik mücadelelerinin örgütlenmesinde en önde yer aldı, yazılarıyla, kitaplarıyla bu eylemliliklere, direnişlere teorik – siyasi düzlemde de önderlik etti. Türkiye’deyken de genç yaşlarda katıldığı devrimci mücadelenin hep ön saflarında yer almış, önemli sorumluluklar üstlenmişti. Darbe olduğunda Türkiye’de demokrat-devrimci kesimlerin saygın gazetesi Demokrat’ın yönetiminde yer alıyordu. İbrahim Sevimli. 1981’de ayrıldığı memleketini bir daha görememiş, ancak çok ileri bir aşamasına geldiğinde kendini belli eden kansere beş aylık bir direniş sonunda, 10 Şubat 2002’de yenik düştüğünde 52 yaşındaydı. Türkiye’den ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinden büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze törenin ardından, Hannover’de anti-faşistlerin mezarlarının bulunduğu Seelhorst Mezarlığı’na defnedildiğinde, Türkiye Devrimci Hareketi tarihinde unutulmayacak bir komünist olarak yerini almıştı. 52 yıllık kısa yaşamının 35 yılını sosyalist bir devrimci olarak geçiren, devrimci harekette, faşizme karşı direnişte, sonunda büyük bir yenilgi alan sol hareketi yeniden ayağa kaldırmayı hedefleyen arayışlarda hep ön saflarda yer alan Sevimli’nin yaşam öyküsünü ha-

tırlamak için sözü kendisine bırakalım: “1950 yılında Konya´da doğdum. Belli bir süre Kuran kursuna gittim.1960 yılında 27 Mayıs darbesinden sonra kuran kursu mezunlarının imam olamayacağı kararı çıkması üzerine babam beni ilkokula gönderdi. İki senede ilkokulu bitirdim, daha sonra öğretmen okuluna gittim, Konya-İvriz öğretmen okuluna... 1968´de orayı bitirdim, Cihanbeyli´ nin bir köyüne tayinim çıktı. Fakat aynı yıl üniversite sınavlarına da girmiştim. Gazi Eğitim Enstitüsü, Edebiyat bölümü sınavlarını kazandım. 1968-69 öğretim yılından itibaren edebiyat bölümünde öğrenciliğe başladım. Öğretmen okulundayken sol fikirlere eğilim duyuyordum. Gazi’de iken bu eğilimim iyice güçlendi. Ve o sırada zaten dünya çapında bir gençlik hareketi söz konusuydu. Yükselen bir gençlik hareketi vardı. Türkiye´de de böyle bir hareket söz konusuydu. Ve bu hareketin içerisinde yer aldım. Okulun öğrenci derneği başkanlığını yaptım. Dev-Genç üyeliği yaptım. Tabii bizim gibi ülkelerde bu tür mücadelelerde yer almanın belli bedelleri de var. Bu bedellerden yüzlerce insan gibi ben de nasibimi aldım. 1971´deki askeri muhtıradan sonra, Demirel´in, şimdiki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in Başbakanlıktan düşürüldüğü muhtıradan sonra, yüzlerce devrimci, solcu, demokrat insan gibi ben de gözaltına alındım, daha sonra hapishanede yattım. 10 yıla yakın ceza aldım, 4 yıla yakın hapishanede yattım. 1974´de Ecevit-Erbakan Hükümetinin çıkardığı aftan sonra cezamızı yatmış sayıldık. Daha sonra ben yine kaldığımız yerden devrimci mücadeleye devam etmeye çalıştım. Öğretmen örgütlenmesinde yer aldım. Bunun dışında belli grup örgütlenmeleri içerisinde yer aldım... Darbeden önce Türkiye´de o güne kadar ilk defa başarılabilen bir proje vardı: Bütün sola ve demokrat kesime hitap eden, herhangi bir grubun yayını değil, bütün sola ve demokrat kesime hitap eden bir

Şerzan Kurt davasında 12. duruşması görüldü. 12 Mayıs 2010’da polis kurşunuyla öldürülen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un duruşmasında yine ceza çıkmadı. Önceki duruşmalarda da olduğu gibi EHP, BDP, ÖDP, ESP, BDSP ve Halkevleri gibi siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri Eskişehir Adliye Sarayı’nın önünde nöbet tuttular. Şerzan Kurt’un babası  ve Avukat Mustafa Rolas mahkeme çıkısında duruşmayı değerlendirdiler. Rolas “Bu gençler bu ülkenin kaynaklarıdır. Ama birileri hoyratçasına öldürebiliyorlar. Sonra da bir şekilde mahkeme de karartmalar yaptırıyorlar. Şerzan bir öğrenciydi. Kalemi ve defterinden başka bir şeyi yoktu. Onu öldüren şahıslar bu ülkenin geleceği için bir an önce cezasını alsınlar.” dedi. Şerzan Kurt’un ailesinin avukatı konuşmasında, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’na da değindi. “ Bu kanun polislere ölçüsüz silah kullanma yetkisi veriyor. İnsanların yaşam hakkı ellerinden alınıyor.” dedi. Dava 6 Nisan’a ertelendi. YARIN GÜNCEL

Demokratik Anayasa Hareketi Paneli gerçekleşti

Demokratik Anayasa Hareketi’nin bir bileşeni olan Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu; ‘Anayasa Yapım Süreci ve Nasıl Bir Anayasa?’ başlığı altında, bugün İstanbul-Fındıkzade’de Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde panel-forum gerçekleştirdi. EHP Siyasi Büro Üyesi Hakan Öztürk ve EHP İstanbul İl Başkanı İlke Acar da katılım gösterdiler. Panel başlamadan önce EHP Siyasi Büro Üyesi Hakan Öztürk açılıştan önce; birçok gazeteci, avukat, sendikacı, kadın, demokratik parti üyesi ve öğrencinin tutuklu olması sebebiyle Demokratik Anayasa Hareketi’nin içinde bulunamadığını söyledi. Öztürk, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine omuz veren ve tutuklananlara en sıcak selamlarını yolladığını ifade etti. DGD Platformu’ndan Abdülhakim Daş, yazar Enver Sezgin, yazar Ayhan Bilgen, Özgürlükçü Anayasa’dan Gencay Gürsoy, BDP eski yöneticisi Hamit Geylani ve Demokratik Anayasa Hareketi’nden Seydi Fırat’ın konuşmacı olarak bulunduğu panelde ağırlıklı olarak hükümetin son dönem tutuklama politikaları şimdiki yasal olanakları ışığında değerlendirildi. Forumda söz alan EHP İstanbul İl Başkanı İlke Acar da açıklamalarda bulundu. Acar, Demokratik Anayasa Süreci’nin takip edildiğini ve farklı kesimlerden birçok insanın panele katılım gösterdiğini söyledi. Önceden de tahmin edildiği üzere AKP iktidarının, yeni anayasa konusunda son derece ikiyüzlü bir politika izlediğini söyledi. YARIN GÜNCEL

9 KESK yöneticisi kadın tutuklandı

gazete projesi vardı. Bu gazetenin gerçekleştirilmesi için koşturdum. Yaklaşık 9 ay bu gazetenin çıkarılmasında hem yazar olarak, hem gazetenin örgütleyicilerinden birisi olarak çalıştım. Adı Demokrat idi bu gazetenin. Hakikaten Türkiye sol tarihinde önemli bir platform olarak her zaman anılır bu gazete... Tabii bu gazete de bütün sol dergiler, demokrat dergiler-gazeteler gibi 1980 12 Eylül faşist cuntası sırasında kapatıldı... Darbeden sonra Türkiye´de kalmaya çalıştım. Fakat hem içinde yer aldığım hareket, hem genel olarak bütün sol hareket ağır darbeler yemişti. Bizim gibi insanların Türkiye´de barınma şansı giderek azalıyordu. Benim hakkımda da çeşitli davalardan dolayı tutuklama kararı vardı. Türkiye´de barınma şansım kalmayınca, 1981´de Almanya´ya geldim. Almanya´ya kaçıp gelmek zorunda kaldım. O tarihten bu yana da Almanya´da yaşıyorum...“ Yaşamını devrime, sosyalizme adayan Sevimli, toprağa verilirken, defin işlemleri için memleketinden alınan nüfus kayıt belgesinde hala “jandarma tarafından aranmaktadır” notu yer alıyordu. (Yazının devamını www.yarinhaber.net adresinden okuyabilirsiniz)

KCK operasyonları kapsamında 13 Şubat’ta gözaltına alınan ve savcılık işlemlerinin ardından akşam saatlerinde tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilen KESK yöneticisi ve üyesi 14 kadın sendikacıdan 9’u tutuklandı. KCK operasyonları kapsamında  13 Şubat günü KESK, SES ve Tüm Bel-Sen Genel Merkezi’ne yapılan baskın ile gözaltına alınan kadın sendikacılardan 9’u çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı. Yaklaşık 9 saatlik savcılık ifadesinin ardından tutuklama istemi ile mahkemeye sevk edilen kadın sendikacıların mahkeme işlemleri geç saatlere kadar devam etti. Şu dakikalarda sonuçlanan mahkemeye göre 14 kadın sendikacıdan 9’u tutuklanırken, sadece 5 kadın sendikacı serbest bırakıldı. Tutuklananların arasında KESK Kadın Sekreteri ve MYK üyesi Canan Aşan Çalağan da bulunuyor. Serbest bırakılanlar: KESK eski Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, Eğitim Sen Ankara Şube üyesi Nezahat Aslan, Eğitim Sen Ankara Şube Üyesi Meral Hız, SES Eğitim Sen 2 Nolu Şube üyesi Şefika Şimşek ve BES üyesi Leman Kiraz tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gözaltıları protesto etmek için  Ankara Adliye Sarayı önünde bir araya gelen KESK üyelerinin bekleyişi tutuklama kararlarının ardından yerini tepkiye bıraktı. YARIN GÜNCEL


06 05

YARIN 04 21 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 ŞUBAT OCAK 2012

Esin Güneş davasında yine adalet yok 24 Ağustos 2010 yılında kocası Güven Güneş ve Beşir Üzüm tarafından uçurumdan atılarak öldürüldüğü iddia edilen Esin Güneş’in davasının 3. duruşması 15 Şubat’ta Siirt Adliyesi’nde görüldü. Duruşmada Esin Güneş’in ailesini ülkenin dört bir yanından gelen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ve EHP Genel Başkanı Sibel Uzun yalnız bırakmadı. SİİRT SILA GEMİCİOĞLU

Duruşma boyunca platform üyeleri geciktirilen adalet için eylem yaptılar. Esin Güneş’in öldürülmesinin üzerinden ancak 1,5 yıl sonra başlayan davanın 3. duruşmasında yine adalet gelmedi. Dava 28 Mart 2012 tarihine ertelendi. Sık sık kocasının şiddetine maruz kalan Esin öğretmen, yerleştiği ailesinin evinden kocasının ısrarı üzerine ayrılarak geri dönmüştü. Esin “Kale” denilen mevkiide uçurumdan yuvarlanarak ölü bulunduğu gün kocası Güven Güneş ve Beşir Üzüm onun yanındaydı.

Adalet geciktiriliyor, adaletsizlik devam ediyor Güven Güneş ve Beşir Üzüm polise verdikleri ifadede Esin’in “kaza sonucu” yuvarlandığını söylediler. Esin’in ailesi buna inanmadı. Birçok kanıt aileyi destekliyordu. Ancak tüm kanıtlara ve şüphelere rağmen iki şüpheli Güneş ve Üzüm hakkında ailenin yürüttüğü hukuk mücadelesi ile ve tam 1 buçuk yıl sonra dava açılabildi. Bugün Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan şüpheli sanıklar tutuksuz yargılanıyor. Saat 14.30’da başlayan duruşmadan tutuklama kararı çıkmazken, duruşmaya Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Batman Barosu Kadın Komisyonu avukatları da olmak üzere altı avukat katıldı. Bir önceki duruşmada reddedilen olay yeri keşfi ve Esin Güneş’in tırnak arasından çıkan DNA örnekleriyle karşılaştırılmak üzere alının Güven Güneş ve Beşir Üzüm’ün DNA örneklerinin tekrardan alınması talepleri, bu duruşmada avukatların savunmaları sonucunda hakim tarafından kabul edil-

di. Sanıkların tutuklu yargılanma talebi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcilerinin davaya müdahillik talebi ise reddedildi. Mahkemede konuşan bir tanık ise Esin Güneş’in kocası tarafından şiddet gördüğüne dair konuşmaların daha önce geçtiğini söyledi.

“Bu kadar delili neden dikkate alıp incelemiyorlar?” Duruşma sonrasında Yarın’a konuşan Avukat Gökçesu Özgül, platformun davaya müdahil olma taleplerinin reddedildiğini belirtirken, “Batman Barosu Kadın Komisyonundan avukat arkadaşlarımız da davada bulundu.” dedi. Duruşma öncesinde konuşan Esin Güneş’in annesi Fahriye Işık, davadan somut bir sonuç çıkmamasına tepki göstererek, “3. duruşmaya gelindi. Bu duruşmada ilerleme olmasını bekliyoruz. Olmazsa da ömrüm

yettiğince kızımın ölümünün aydınlanması için uğraşacağım, gerekirse yeniden mezarının açılmasını sağlayacağım ancak yine de peşini bırakmayacağım. Siirt küçük yer görgü tanığının olduğunu da duyduk. Görgü tanığı her kimse çıkıp gelsin her şeyi anlatsın istiyorum. Bu mahkemede hakime de savcıya da soracağım. Olay yerini neden incelemiyorlar? Neyin üstünü kapatıyorlar? Bu kadar delili neden dikkate alıp incelemiyorlar?” dedi.

EHP Genel Başkanı Sibel Uzun Siirt’teydi:

Mücadelemiz tüm illerde Esin Güneş davasının takipçisi olan Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sibel Uzun duruşmayı Yarın Gazetesi’ne değerlendirdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak bütün illerde, başkaca kadın cinayetlerinin davalarında olduğu gibi bugün de Esin Güsibel uzun neş için Siirt’teydik. Bu mücadelemiz bu şekilde tüm illerde ve davalar da devam ediyor, diyen Uzun sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten kaybettiğimiz kadın arkadaşlarımızın ailelerinden yeni dosyalar yeni davalar geliyor. Şu anda Batman’da yeni

bir dava var. Yine intihar süsü verilmiş bir kadın cinayeti davası. Onun da şimdi yeniden takibine başlamış bulunuyoruz. Esin Güneş davası daha önce herhangi bir incelemesi savcılık tarafından yapılmayıp kapanmıştı. Şimdi ise bizlerin mücadelesi, ailesinin ısrarları sayesinde ve tabi ki Esin Güneş’in avukatı ve gönüllü olarak davayı takibe gelmiş kalabalık bir avukat grubunun basıncı ile yeniden açtırdık ve çok ciddi anlamda bir ilerleme kat ettik. Bunlardan biri DNA örneklerinin yeniden incelenmesi ve eşi ve eşinin yakın arkadaşı ile karşılaştırılması vardı. Bunu hiçbir şekilde düzgün ele almayan savcılık makamına kararı yeniden kabul ettirmiş olduk. Bunun dışında Esin’in hayatını kaybettiği o uçurum, kaza olamayacak bir uçurum. Bu kadar korkunç bir yer de kadın cinayeti olmuş olmasına rağmen olay yeri hiçbir şekilde incelenmemişti. Olay yerinin incelenmesi kararı aldırmamız da çok büyük başarı oldu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yine adliye önündeydi Platform üyeleri Türkiye’nin dört bir yanından gelerek davanın 3. duruşmasının görüldüğü 15 Şubat 2012 günü Siirt Adliyesi önünde eylem yaptı ve davaya müdahale talebinde bulundu. Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı ve platform üyesi Sibel Uzun’un da içinde bulunduğu temsilci heyeti Esin Güneş’in ailesinin yanında mahkeme salonuna girdi ve davayı içeride takip etti. Diğer platform üyeleri de Siirt Adliyesi önünde eylem yaparak “Kadın cinayetlerini durduracağız” diye haykırdı. Sabah Siirt Adliyesi önünde bekleyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyesi kadınlar, 12.30’da bir basın açıklaması yaptılar. Basın açıklamasını okuyan platform temsilcisi Berna Görgülü, “Buradan hakime, hükümete, kadın katillerini koruyan devletin tüm kurumlarına bir kez daha sesleniyoruz: Adaletin Türkiye’de işlemediği şu günlerde Esin Güneş’in davasını katil zanlıları en ağır cezaları alana dek takip edeceğiz.” dedi. Duruşmayı içeride de takip eden Görgülü, duruşma sonrasında yaptığı açıklamada, “Duruşma esnasında karşı tarafın avukatı, maddi olgularla konuşulmasını istedi. Biz biliyoruz ki Türkiye’nin en yegane maddi olgularından biri kadınların sistematik bir şekilde ezilmesi ve hergün 5 kadının öldürülmesidir. Biz kadın cinayetlerini durdurmaya kararlıyız. Esin’in ailesi başları dimdik mücadele ediyorlar. Biz de sonuna kadar onlarla omuz omuza olacağız.” diye konuştu. Basın açıklamasına Berfin Kadın Dayanışma Merkezi, BDP Kadın Meclisi, Kamer Kadın Vakfı, Barış Anneleri İnisiyatifi ve HDK Kadın Komisyonu da destek verdi.

“Her davada söz hakkımızın peşinde olacağız” Bir diğer mesele bütün uluslararası sözleşmelerde geçmesine rağmen bizim müdahillik talebimiz kabul edilmedi. Yani hâkim de savcı da kadınların doğrudan mağdur olmadıklarını ifade ediyorlar. Ama biz biliyoruz ki her gün 5 kadın öldürülmeye devam ediyor. Her gün en az 3 -4 tane kadın cinayetiyle biz karşı karşıyayız ve görüyoruz ki toplumun farklı kesimlerinden kadınlar olarak cinayetle karşı karşıyayız. O nedenle platformun bütün mahkemelerde söz hakkı vardır. Biz zaten bunu bakanlıkta da yasaya geçirmeye çalışıyoruz. Bunun çalışmasını yapıyoruz. Bunun her davada peşinde olacağız. Yasasını da yazacağız. Ayrıca takipçisi de olacağız. “Kadın cinayetleri en önemli maddi olgudur” Ayrıca, kadın cinayetleri şu anda katillerin, avukatların bahsettiği gibi manevi değildir. Büyük bir maddi olgudur. İşte bu davada da bugün dile getirildi. Kadın ölümleriyle ilgili ifade ettiğimiz veriler manevi gibi gösteriliyor. Fakat bu Türkiye’nin en önemli maddi olgularından bir tanesidir. Biz de bu maddi olgunun değiştiricisi olan kadınlarız. Yani kadınların artık yaşam hakkını elde edecek düzeye getirene kadar takipçileriyiz. Bu mücadeleyi kazanacak öncüleriyiz.”

“Yeni yönetimin ilk işi taşeronlaşmayla mücadele olmalı ” DİSK Genel-İş Sendikası İstanul Anadolu Yakası 1 Nolu Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Tuncer Arın ile geçtiğimiz hafta seçilen DİSK’in yeni yönetim kurulunu konuştuk.

DİSK’ te yeni yönetim seçildi. Öncelikle yeni yönetimi nasıl değerlendiriyorsunuz ? Genel İş Başkanı aynı zamanda DİSK Genel Başkanı Erol Ekici oldu. Siyasi ideoloji olan devrimci kökenden gelen başkan sınıf adına iyi şeylerin olabileceğini düşünüyorum. DİSK yönetimine başarılar diliyorum. Yeni yönetim DİSK’ in geçen 20 yılda emekçi kesimler nezdinde kaybettiği itibarı ve güç erimesinin önüne geçebilecek mi ? Şu anda konuşulan %10 iş kolu barajını DİSK ve HAK-İŞ aşamıyor. Bunu aşmanın yolu taşeron işçisinin örgütlenmesinden geçer. 12 Eylül öncesi ne sendikacılık ne de işçi sınıfı önümüzde durmuyor. Yeni yönetim işçi sınıfını tekrar kucaklayacak mı ? Yeni DİSK Yönetiminin işçi sınıfını kucaklayacağını düşünüyorum. Yapılacak olan yeni anayasanın işçi sınıfı üstünde kazanımlarını bekliyorum. Yeni yasaların hazırlanması ve taşeron işçilerinin sendikal örgütlülüğünün kesinlikle önünün açılması gerekmektedir. Sendika içi bürokrasi çok tartışılıyor. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Genel merkez ağırlıklı listelerin kazanıldığı görülüyor. Maalesef sendikaların arka bahçesi siyasi partiler olmuştur. Bunun için atama değil kesinlikle seçimle iş başına gelinmelidir. Sizce şu an işçi sınıfının en büyük sorunları nelerdir ? İşçi sınıfının en büyük sorunu iş kolu barajını %10’ dan geri çekilmesidir. Taşeron işçini sendikalı olması, yasaların daha demokratik olması gerekmektedir. Taşeronların önü açılmalıdır. Bir yeri örgütlemeye gittiğimizde önümüze yasal düzenlemeler çıkmaktadır. Şirketleri taşeronların farklı yerlerde ihale almaları işçilerin örgütlenmesinde engel teşkil etmektedir. Yeni yönetimden neler bekliyorsunuz? Yönetim nereden başlamalı? Kesinlikle yeni yönetim taşeronlar ile başlamalı, yasal düzenlemeler yaptırarak, ihalelere şartname koyularak hayata geçirilmelidir. Yoksa bütün sendikaların kapısına kilit vurulacaktır. Taşeron işçilerinin taşeron sisteminin dayattığı kölece çalışma koşulları karşısında örgütlenmek sendikalı olmak isteğimizi ve insanca çalışma, yaşam koşulları talep ettiğimizi her yere haykırıyoruz. istanbul osman erdem

420 işçi işten çıkarıldı Türkiye’nin en büyük tekstil üreticilerinden biri olan Hey Tekstil’de 420 işçi çıkarıldı. Hiçbir açıklama yapılmadan işten çıkartılan işçilerin ayrıca kıdem tazminatları ve maaşları da verilmedi. Bunun üzerine direnişe geçen içler 11 gündür fabrika önünde haklarını arıyor. İstanbul Mahmutbey’de kurulu bulunan Hey Tekstil işçileri ücretleri verilmeden işten atılmalarına karşı kapı önünde direnmeye devam ediyor. 420 işçi, dört aydır şirketin “krizdeyiz” gerekçesiyle maaşlarını alamadı. Bir hafta önce de sözlü biçimde işten çıkarıldı. yarın güncel

“Katillerin tamamı yargılansın” Ankara’da OSTİM ve İvedik bölgesinde geçen yıl 20 kişinin hayatını kaybettiği ve birçok işçinin de yaralandığı patlamaya ilişkin davanın 5. duruşması bugün Ankara Adliye Sarayı’nda görüldü. Patlamanın  üzerinden  bir sene geçmesine rağmen dava yine ertelendi. Hayatını kaybeden işçilerin yakınları ise duruşmadan önce “OSTİM’İ, İvedik’i unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart ile basın açıklaması yaptılar.

“Adalet İstiyoruz” Ankara Adliyesi’nin önünde yaptıkları basın açıklamasında “adalet istiyoruz, eksiksiz bütün sorumlular yargılansın” diyen yakınlar, bu davanın takipçisi olduklarını belirttiler. Patlamanın yıldönümünde  OSTİM’e anma yapacaklarını duyuru için gittiklerinde güvenlik görevlilerini engellemek için yolladıklarını söyleyen yakınlar, anmamıza dahi taham-

mülleri yok diyor. Adaletin sağlanması için taleplerini “Sorumlu kamu kurumları ve temsilcileri için tefrik edilerek soruşturması devam eden dosyanın neticelendirilmesini ve birleştirilmesini istiyoruz. Patlamanın yaşandığı işyerlerinin sahipleri ve diğer yetkilileri de tutuklanmalıdır.” Diyerek dile getirdiler.

“Kamu Kuruluşları Yargılansın” 5. duruşması bugün görülen OSTİM davasında tutuklu olan sanıkların Avukatları’ nın birbirleri ile gerginlik yaşadığı gözlemlenirken hayatını kaybeden işçilerin Avukatı “ Firmalar sürekli birbirine suç atıyorlar. Ancak tamamı suçludur. Belgeler ile kanıtlandı.” Dedikten sonra “ 11 senede 12.000 işçi hayatını kaybetti bu sistematik olan sorunun çözülmesi için bu firmaları denetlemeyen Kamu kuruluşlarının da incelenmesi gerekmektedir.” Diyerek Belediyelerin, Bakanlıkların da

21 ŞUBAT 2012 salı

editörler

tasarım

dağıtım

sorumlu tutulmasını talep etti. Mahkeme ise bu talebi kabul etti. Bir daha ki duruşmaya kadar Bakanlıklar ve Belediyeler incelenecek. 6. Duruşma 13 Nisan tarihinde görülecek.

“Katillerin Tamamı Yargılansın” OSTİM’ de ihmal sonucu yaşanan patlamada hayatını kaybeden Dilek Gürer’in

yakınları “Ersoy şirketi suçludur. Ancak Kamu Kurumları’nın da yargılanmasını istiyoruz.  Biz yandık, sorumlular da yansın, Adalet yerini bulsun istiyoruz” dedi. Avukatlar ise mahkemenin Belediyeleri, Bakanlıkları da inceleme kararını kazanım olarak gördüklerini ve bu davanın emsal teşkil edeceğini söyledi. YARIN EMEK

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ BERNA GÖRGÜLÜ MELİKE ÇINAR aslıhan pehlivan RIFAT ÇAPAR DENİZ ADIBELLİ ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ KAAN ARSLAN osman erdem

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

sayı: 20

imtiyaz sahibi

fadik temizyürek

sorumlu yazı işleri müdürü

emre öztürk

adres

basıldığı yer

rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 507 516 85 35 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 EKONOMi

21 ŞUBAT 2012 YARIN

Havayolları iflasa gidiyor

Sol Köşe

Cihana özgürlük

Kriz sadece bankaları etkilemiyor. Özellikle Avrupa ülkelerini derinden etkileyen krizin yeni gözdesi uçak şirketleri. Hava yolu şirketleri birer birer iflas etmeye devam ediyor. Spainair, Macar Hava Yolları (Malev) ve American Airlines’ın sahibi AMR’nin ardından, Air Australia da iflas ettiğini açıkladı. Şirketin yolcuları gittikleri uzak mesafe noktalarda mahsur kaldı. İSTANBUL ibrahim keskin

Air Australia’nın iflas koruma başvurusunu kabul eden gönüllü yönetim, şirketin mali sorunlarını çözmek için devreye girecek. Şirket, iflas korumasına girmesinin ardından filosundaki beş uçağını acil olarak indirdi. Air Australia’dan yapılan açıklamada, bütün uçuşların iptal edildiği ve faturalarını ödeyemediği gerekçesiyle yeni rezervasyonların alınmayacağını da açıkladı.

BİR GECEDE İFLAS ETTİ Havayolu şirketinden yapılan açıklamada, “Şu anda, işletme maliyetlerini ödeyebileceğimiz finansmana sahip değiliz. Bu yüzden de uçuşları acil olarak durdurduk” ifadesine yer verildi. Daha önceden seyahat kartları ya da kredi kartlarıyla bilet alan yolcuların parasının geri ödeneceğini de açıklandı. Avustralya’daki gönüllü yönetimden Mark Korda, şu anda Air Australia biletiyle seyahat eden 4 bin kişinin olduğunu, bunlardan bazılarının Honolulu, Phuket ve Tayland’da mahsur kaldıklarını belirtti. Korda, Avustralya’daki bir radyoya yaptığı açıklamada, “Bir gecede şirket Phuket’teki uçaklarını yakıt masraflarını

ödeyemeyecek hale geldi. Yetkililer görevlendirildi ve geceden beri bu zor sorunun üstesinden gelmeye çalışıyor” dedi. Avustralyalı diğer havayolu şirketleri Qantas’ın CEO’su Alan Joyce, diğer bir havayolu şirketi Jetstar ile birlikte, mahsur kalan yolcuları evlerine döndürmek için ek seferler koymayı planladıklarını açıkladı. Joyce, mahsur kalan yolculara Air Australia bileti için verdikleri parayla aynı rakamda bilet satacaklarını söyledi. Air Australia’nın filosu Airbus A330-200 ve A320-200’den oluşuyor ve düzenli olarak Bali, Phuket, Honolulu ve Avustralya içindeki şehirlere uçuyordu.

DİĞERLERİNE EKLENDİ Air Australia’ya gönüllü koruma yönetimine girmesiyle birlikte, havacılık sektöründe son dönemde iflas eden şirket sayısı 4’e yükseldi. Macar Havayolları (Malev), Şubat ayının başında iflas etmiş ve çalışanlarının yüzde 30’nu işten çıkaracağını açıklamıştı. 200 milyon euro borcu olan şirket AB’den de yardım talep etmiş ancak talebi olumsuz karşılanmıştı. Macar devletinin de yardım etmemesi, Malev’in iflasını kaçınılmaz hale getirdi. Malev’den önce Spainair de mali sıkıntılardan dolayı operasyonlarına

Terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Cihan Kırmızıgül için Galatasaray Üniversitesi’nden Beşiktaş Adliyesine yürüyüş gerçekleştirildi.

devam edemeyeceğini açıklamış ve yaklaşık 2 bin kişinin işsiz kalmasına neden olmuştu.

ABD DEVİ DE BATTI Mali sıkıntılar, sektörün devlerini de vurdu. ABD’nin en büyük havayolu

şirketlerinden American Airlines, Kasım 2011’de iflas koruma başvurusunda başvurdu. Şirket 2001’den bu yana yaklaşık 11 milyar dolardan fazla zarar etmişti. Dünyanın dördüncü büyük havayolu şirketi American Airlines’ın iflası, 13 bin kişiyi işsiz bıraktı.

Asgari geçim İşsizin işi şansa kaldı 3 bin 299 lira Türkiye Kamu-Sen, “2012 Ocak ayında, 4 kişilik bir ailenin asgari geçim haddini, 3 bin 299 lira olarak belirlediğini” bildirdi. Türkiye Kamu-Sen’den yapılan açıklamada, konfederasyonun Araştırma Geliştirme Merkezinin yaptığı 2012 Ocak ayına ait asgari geçim endeksi sonuçlarına göre, çalışan tek kişinin yoksulluk sınırının yüzde 1,75 oranında artarak, bin 635 lira 33 kuruş olarak hesaplandığı belirtildi. Dört kişilik ailenin asgari geçim haddinin ise yüzde 2,33 oranında artarak, 3 bin 299 lira 40 kuruş olarak tespit edildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Çalışan tek kişinin açlık sınırı bir önceki aya göre yüzde 2 oranında arttı ve bin 257 lira 60 kuruş oldu. Yapılan araştırmada bir memur ortalama maaşının yüzde 74,48’ini yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı. Ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için Ocak 2012 maaşından geriye yalnızca 440 lira 26 kuruş kaldı.” Açıklamada, görüşlerine yer verilen Türkiye KamuSen Genel Başkanı İsmail Koncuk, memur maaşlarına yapılan artışların gerçek enflasyonu karşılamadığını öne sürdü. Koncuk, “2002’den beri enflasyon yüzde 133,89 oranında artarken vatandaşlarımızın tüketmek zorunda olduğu ürünlerin fiyatı yüzde 164,64 oranında artış gösterdi. 9 yılda maaşlarının üçte birini kaybeden kamu çalışanları 2012 yılı için henüz zam alamamışlardır. Memurlarımız aylık 440 liraya geçinmek zorunda kalmaktadırlar” görüşünü savundu. yarın ekonomi

Piyasadaki para miktarı azaldı

Piyasadaki kağıt para miktarını gösteren emisyon hacmi dün, önceki güne göre 85 milyon 925,91 bin lira azalarak, 52 milyar 404 milyon 488,58 bin lira olarak gerçekleşti. Merkez Bankası verilerine göre emisyon hacmi 15 Şubat Çarşamba günü 52 milyar 490 milyon 414,49 bin lira düzeyindeydi. Dün interbank işlemleriyle 85 milyon 654 bin lira, açık piyasa işlemleriyle de 2 milyar 903 milyon 517 bin lira piyasadan çekildi. yarın ekonomi

Türkiye Kamu-Sen, “2012 Ocak ayında, 4 kişilik bir ailenin asgari geçim haddini, 3 bin 299 lira olarak belirlediğini” bildirdi. Türkiye Kamu-Sen’den yapılan açıklamada, konfederasyonun Araştırma Geliştirme Merkezinin yaptığı 2012 Ocak ayına ait asgari geçim endeksi sonuçlarına göre, çalışan tek kişinin yoksulluk sınırının yüzde 1,75 oranında artarak, bin 635 lira 33 kuruş olarak hesaplandığı belirtildi. Dört kişilik ailenin asgari geçim haddinin ise yüzde 2,33 oranında artarak, 3 bin 299 lira 40 kuruş olarak tespit edildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Çalışan tek kişinin açlık sınırı bir önceki aya göre yüzde 2 oranında arttı ve bin 257 lira 60 kuruş oldu. Yapılan araştırmada bir memur ortalama maaşının yüzde 74,48’ini yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak

zorunda kaldı. Ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için Ocak 2012 maaşından geriye yalnızca 440 lira 26 kuruş kaldı.” Açıklamada, görüşlerine yer verilen Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, memur maaşlarına yapılan artışların gerçek enflasyonu karşılamadığını öne sürdü. Koncuk, “2002’den beri enflasyon yüzde 133,89 oranında artarken vatandaşlarımızın tüketmek zorunda olduğu ürünlerin fiyatı yüzde 164,64 oranında artış gösterdi. 9 yılda maaşlarının üçte birini kaybeden kamu çalışanları 2012 yılı için henüz zam alamamışlardır. Memurlarımız aylık 440 liraya geçinmek zorunda kalmaktadırlar” görüşünü savundu. yarın ekonomi

Roma olimpiyatlardan krizden kaynaklı çekildi

tısında konuşan Başbakan Monti, yarıştan çekilme nedenlerini, “Bu hükümet, acil bir durumdan dolayı göreve getirildi. İtalyan halkının çoğundan büyük fedakarlıklar istemek zorunda kaldık. Bu durumda onlardan beklediğimiz fedakarlığı riske atamazdık” dedi. Hükümetin bu görevi yüklenmeyi hissetmediğini söyleyen Monti, “Acı bir karar ama bu büyük bir iş ve İtalya ekonomisine ağır gelebilir” diye konuştu. Monti, “Biz zor bir durumdan kurtulmayı başardık ama piyasadaki karmaşa başka türlü bir karar almamıza izin vermiyor” diye ekledi. Mario Pescante ise İtalya’nın çok büyük bir fırsatı kaçırdığını söyleyerek, “Projemiz gayet ölçülüydü. Büyük bir sıkıntı yaşanırken bu kararı kabul etmemiz gerekir” dedi. Roma’nın çekilmesiyle adaylık yarışında, İstanbul, Madrid, Tokyo, Bakü ve Doha kalmış oldu. 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapacak olan şehir, 7 Eylül 2013’te Buenos Aires’te açıklanacak. Aralarında, Francesco Totti, Gianluigi Buffon gibi futbolcuların da bulunduğu 60 kadar İtalyan sporcu, Başbakan Monti’ye mektup yazarak, oyunlara katılım için onay vermesini istemişti.

İtalya’yı büyük bir oranda etkileyen ve Berlusconi’yi koltuğunda eden kriz, olimpiyatları da vurdu. Aday şehirlerin hükümetlerinden aldıkları garanti mektupları ile adaylık dosyalarını, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne (IOC) teslim etmelerine 1 gün kala, Roma çekildiğini açıkladı. İtalya Olimpiyat Komitesi Başkanı Giovanni Petrucci, Roma Olimpiyatları Organizasyon Komitesi Başkanı Mario Pescante ve Roma Belediye Başkanı Gianni Alemanno, garanti mektubu almak üzere Başbakan Mario Monti’nin kapısını çaldı. Günlerdir ülkede Roma’nın aday olamayacağı beklentisi boş çıkmadı. Başbakan Monti, ekonomik nedenlerden dolayı güven mektubunu onaylamadı. Mario Monti’nin, mali değerlendirmeleri ve getireceği avantajları titizlikle incelediği ve bu büyük projenin bütçe açısından riskler içerdiğini düşündüğü iddiası, İtalyan basınında daha önce yer almıştı.

MONTİ: RİSKE ATAMAZDIK Buluşma sonrası ortak düzenlenen basın toplan-

Moody’s altı Avrupa ülkesinin notunu indirdi Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları kredi notlarını düşürmeye devam ediyor. Moody’s aralarında İtalya, İspanya ve Portekiz’in de bulunduğu altı Avrupa ülkesinin notunu indirirken,

Fransa, İngiltere ve Avusturya’nın ise not görünümünü negatife çevirdi. S&P ise 15 İspanyol bankasının kredi notunu düşürdü. Karar sonrası euro, dolar karşısında güç kaybederek 1.32’nin altına geldi. Dolar içeride de 1.7750 TL seviyesine çıktı. Moody’s, İspanya’nın notunu A1’den A3’e, İtalya’nın notunu A2’den A3’e, Portekiz’in notunu ise Ba2’den Ba3’e çekti. Kurum ayrıca Slovakya, Slovenya ve Malta’nın da notlarını indirdi. Not indirimleri sonrası Euro, dolar karşısında zayıflayarak 1.32 seviyesinin altına sarktı. Buna paralel olarak dolar içeride TL karşısında değer kazanarak 1.77’nin üzerine çıktı. Euro ise 2.33 seviyelerinden işlem görüyor.

15 İspanyol bankasının kredi notu düştü Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard

yarın ekonomi

and Poor’s (S and P), aralarında Santander, BBVA, Bankia ve CaixaBank’ın da yer aldığı 15 İspanyol bankasının kredi notunu düşürdü. Kuruluş yaptığı açıklamada, kararın, İspanya’nın geçen ay uzun vadeli kredi notunun indirilmesinin sonucu olduğuna dikkati çekerek, yüksek kredi provizyonları nedeniyle İspanyol bankalarının karlılığının orta vadede ortalamanın altında kalabileceği uyarısında bulundu. S and P, 10 bankanın kredi notunu bir basamak, 5 bankanın notunu ise 2 basamak düşürürken, İspanya’nın en büyük bankası Santander’in kredi notunu “AA-”den “A “ya, ikinci büyük bankası BBVA’nın notunu ise “A “dan “A”ya çekti. Kuruluş, her iki bankanın not görünümünü de “negatif ” olarak belirledi. S and P, 13 Ocak’ta İspanya’nın uzun vadeli kredi notunu iki basamak düşürerek “AA-”den “A”ya indirmiş, kredi not görünümünü de “negatif ” olarak belirlemişti. yarın ekonomi

Savcı Neden Değişti? Burada, grup adına yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ‘’Cihan Kırmızıgül, 2 yıldır tutuklu. Tutuklu bulunduğu 2 yıl içerisinde arkadaşımız, sadece 7 kez hakim karşısına çıkabildi. Gizli tanık ifadelerine göre özgürlüğü elinden alınan, tutuklanan Cihan hakkındaki en önemli delil, taktığı puşiydi. Ancak bu gizli tanık, davanın 3. celsesinde, gördüğü şahsın Cihan olmadığını belirtti. Arkadaşımız buna rağmen hala tutuklu. Savcı Mustafa Çavuşoğlu’nun 5’nci duruşmada Cihan’ın beraatını istedi, ancak mahkeme verdiği ara kararda Cihan hakkındaki ‘kuvvetli suç şüphesinin’ devam ettiğini belirterek, savcının beraat talebini reddetti. Davanın 6’ıncı duruşmasında ise savcı değişti. Yerine Hikmet Usta görev aldı. Savcı neden değişti? Yeni savcı eski savcının görüşüne neden katılmadı? Soruyoruz’’.

Engin Çeber davası tekrar başladı

Yargıtay’ın, 2008’de Metris Cezaevi’nde işkenceyle öldürülen Engin Çeber’e ilişkin açılan davayı bozmasıyla birlikte, ilk duruşma bugün İstanbul-Bakırköy Adliyesi’nde başladı.

Duruşma öncesinde basın açıklamaları yapıldı Duruşma başlamadan önce saat 12.30’da Çağdaş Hukukçular Derneği, Bakırköy Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasının ardından DİSK Genel Başkanı Erol Ekici de açıklama yaptı. ÇHD’nin ardından Halk Cephesi de saat 13.00’da bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında, 2008’de Yürüyüş dergisi dağıtırken gözaltına alınarak ardından işkencede katledilen Çeber için verilen mücadeleyle birlikte katillerinin tutuklandığı ve 4 tanesinin müebbet hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi. Açıklamada, Yargıtay’a giden dosyanın uzun süre bekletildiği ardından ‘karar tarihinin yanlış yazılması, bazı sanıkların aynı avukat tarafından temsil edilmesi’ gerekçeleriyle kararın bozulduğu ve mahkemenin kararını 6 ay içinde vermemesi durumunda katillerin tahliye olacağı ifade edildi. Basın açıklamasının son kısmında bütün halk adalet istemek için mücadele etmeye çağırıldı.

KESK’in eylemine polis saldırdı

Mersin’de KESK Mersin Şubeler Platformu’nun eylemine polis saldırdı. KESK kadın yöneticilerinin tutuklanmasını protesto etmek için bugün Mersin KESK Şubeler Platformu’nun eylemine gerçekleştirilen eyleme gerçekleşen polis saldırısının ardından 34 kişi gözaltına alındı. KESK binası önünden büyükşehir belediyesi binası önüne yürünecek olan güzergah, daha önceki eylemlerde yürüyüşün olduğu alan olmasına rağmen bu eylemde yürüme izni verilmedi. Polisin sert müdahalesiyle gözaltına alınanlar arasında SES Şube Başkanı Selma Günbat, BES Şube Başkanı Kemal Göçmen, Haber-Sen Şube Başkanı Karaman Oğuz, Eğitim-Sen Hukuk Sekreteri Ahmet Karakuş, Eğitim-Sen Örgütlenme Sekreteri İsmail Usluoğlu da var. Gözaltına alınan 34 kişi sağlık kontrolü için hastaneye götürülürken, eylemde gözaltına alınmayanlar Mersin Adliyesi önünde gözaltına alınanların getirilmesini bekliyor. Demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerinde destek verdiği eyleme gerçekleşen saldırı ile ilgili Emekçi Hareket Partisi Mersin İl Başkanı Kadir Alkır’ın görüşlerini aldık. Alkır: ‘’Daha önceki eylemlerde yürüyebildiğimiz bu alanda şimdi yürütülmedik. AKP Hükümeti’nin son dönemde iyice arttırdığı tutuklamaları yetmiyormuş gibi şimdi de sokaklarda olma hakkımızı almak istiyor. Bu uygulamalar hukuksuz uygulamalardır. Demokrasi söylemlerinin ne derece ikiyüzlü söylemler olduğunu göstermektedir.’’ dedi. mersin kadir can alkır


08 EKONOMi

0421EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

Hani işsizlik düşüyordu?

Krizin nedeni cahillikmiş

İzmir Adliyesi’nde zabit katibi olarak 85’i kadrolu, 113’ü sözleşmeli toplam 198 kişilik kadronun belirlenmesi için yapılan sözlü ve uygulamalı sınava 4 bin 850 kişi başvurdu.

Kriz üzerine birçok söz söyleniyor. Bunlardan biri de SPK Başkanı Vedat Akgiray’dan geldi. Akgiray, düzenleyici otoritenin veya politika yapıcıların kastını anlayamayacak kadar az eğitimli nüfus bulunduğu taktirde ne kadar düzenleme yapılırsa yapılsın sonuç alınamayacağını bu nedenle “eğitimin şart” olduğunu ifade etti. İSTANBUL İBRAHİM KESKİN

Dünya kocaman bir ekonomik kriz ile çalkalanıyor iken, dev şirketler bir bir iflas ediyor iken, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Akgiray, yaşanan ekonomik sorunların nedenini cahillik olarak açıklıyor. Akgiray, “Finans sektöründe ve piyasalarında akademik olarak en ideal en süper düzenlemeler kümesini bir araya koyalım orada iş yapan tüccarlar, yatırımcılar cahil ise sonuç almak mümkün değil. Bu sektörde piyasa oyuncuları ne kadar bilgili, yetenekli ve akıllı olursa o kadar iyi” ifadelerini kullandı. Alın-verin ekonomiye can verin döneminin ardından, yepyeni bir açılım daha çıktı ortaya.

Ekonomi kimlerin harcıdır? Bilindiği üzere yakın bir dönemde ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönemde kamu kurumları ve özel kuruluşlar işlem hacminin artışıyla çözüm olacağı umuduyla, “alın-verin, ekonomiye can verin” kampanyası başlatmış, fakat sonuçları pek de beklenen şekilde olmamıştı. Ekonomik krizlerin çıkış noktalarını kapitalizmin kendisinde değil de, sistemi yönetenlerde değil de, yatırımcılarda veya vatandaşta aranmaya çalışılmakta. “Fakat düzenleyici otoritenin veya politika yapıcıların kastını anlayamayacak kadar az eğitimli nüfusu ne kadar düzenlerseniz düzenleyin sonuç alamasınız” diyen SPK Başkanı, düzenleyici otoritenin veya politika yapıcılarının işi çok iyi yürüttüğü ama “cahil” halkımızın

yüzünden bir türlü istenen sonucun alınamadığını belirtiyor. Yatırım yapmayı bilmeyen yatırımcı, ekonomiden anlamayan halk. Ekonomi söz konusu olduğunda bilgisiz, cahil olarak nitelendirilenler seçim zamanı hiç de öyle görülmemekte. Cahil yatırımcı veya halk ne derece doğru bir tercih yapar yada seçtiği kişilerin hepsi mi ekonomi uzmanıdır da mı seçilmişlerdir?

Yerli marka otomobil için kabul edilen fiyat düzeyi 22 bin lira olurken, yerli marka otomobili destekleme nedenleri ağırlıklı olarak duygusal faktörlere dayanıyor Varan’ın satın alınması sonrasında tüm operasyonların başına Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy geçiyor. Ekonomik kriz nedeniyle zor günler yaşayan Yunan halkına, Kıbrıs Rum kesiminden yardım gitmeye başladı. Bazı Rum belediyeler, muhtaç kişilere gıda yardımında bulunuyor.

İflas eden banka ve hava yolları da mı cahil? 2008 yılında Amerika’da Mortgage kredileri ile tetiklenen kriz sürecinde Lehmann Brothers’in iflas etmesi ve ardından iflaslar serüveni son dönem krizinde de devam etti. Avrupa’nın birçok ülkesinde iflasın eşiğine gelen bankalar, dünya devi şirketler(Kodak, American Air, vs..), Akgiray’ın analizine göre cehaletten kaynaklı. Madem bu şirket sahibi yatırımcılar da cahildi, bu zamana kadar nasıl yürüttüler? Her türlü departmana teknik-teorik danışmana sahip olan bu dünya devi şirketlerin batmasını nasıl açıklayacağız peki? Eğitimliler de işsiz Eğitimin çok önemli olduğunu söyleyen Akgiray, eğitimlilerin durumu hakkında ise bir şey söylemedi. Üniversite mezunları işsizlik rakamlarının önemli aktörlerinden biri konumunda. Türkiye’de, üniversite mezunu 300 bin öğretmen atama bekliyor, işsiz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, kişi başına düşen aylık geliri asgari ücretin üçte birinin yani 295 lira 50 kuruşun altında olan 1 milyon 492 bin 204 kişinin priminin devlet tarafından ödeneceğini bildirdi. Avrupa Birliği (AB), borç krizinin başlangıcından itibaren hiçbir taahhüdünü yerine getirmeyen Yunanistan’a 130 milyar Euro’luk ikinci kurtarma paketini beklemeye aldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 187 bini 4-B’li olan 198 bin 38 sözleşmeli personelin memur kadrosuna atandığını bildirdi.

78 ilin bütçesi açık verdi Cehalet değil kriz İflas eden yada iflasın eşiğine gelen şirketler gayet alanında uzman kapitalistler tarafından yönetilmekteydi. Fakat kriz ortamının zorlukları ve artan rekabet koşullarının etkisiyle bu duruma geldiler.

Politika yapıcıların dışında kalan kesim de, politikadan ve ekonomiden anlayabilir. Oy veren, fikir yürüten, ekonominin gidişatını gören, yatırım yapmak isteyen yada iş umuduyla yatırım yapılmasını bekleyen tüm bu halk cahil değildir.

286 atanamayan itfaiyeci eylemde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan sınavı vererek itfaiyeci olmaya hak kazanan 286 genç, belediye tarafından atamaları yapılmadığı için eylem başlattı. Kendilerine söz verildiği gibi atamalarının yapılması gerektiğini söyleyen gençlerin sözcülerinden Arzu Akar yaşadıklarını Yarın’a anlattı: 286 atanamayan itfaiyeciyiz. 2 Kasım 2011’de İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan ve 5000 kişinin başvurduğu sınavı 286 kişi olarak kazandık ve itfaiyeci olma hakkı elde ettik. Ancak 17 Kasım 2011 tarihinde Danıştay itfaiye sınavlarında sözlü mülakat yapılması ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı aldı ve bu mülakat kaldırıldı. Ancak Türkiye genelinde 63 ilde itfaiyeci atamaları normal seyrinde yapılırken, İzmir’de Danıştay’ın bu kararı bahane edilerek atamalarımız yapılmadı. Hepimiz itfaiyeci olarak atamamızın yapılacağı garantisi ile işimizi gücümüzü bırakarak İzmir’e geldik.

Ancak bize 6 Ocak 2012 bildirilen bu kararla atamamızın yapılmayacağını öğrendik. Danıştay’ın bu kararını kaldırması, belediyenin taleplerimizi dikkate alarak bizim atamalarımızı yapması için burada gece gündüz oturma eylemi yapma kararımız var.

Atanamayan itfaiyecilerden Uğur Tepe yola çıkış öykülerini ve taleplerini anlattı: Danıştay aslında 2006’da almış bu kararı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaptığımız görüşmede bize İçişleri Bakanlığı’ndan olumlu yanıt gelmesi halinde atama yapacaklarını söyledi. Bakanlıktan olumlu yanıt geldi ama atamamız yapılmadı. İzmir Büyükşehir Belediyesi işleri aksatıyor, evraklarımızı göndermiyor. Taleplerimiz; 1. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin evrakları göndermesi 2. Danıştay’ın kararı geri çekmesi

3. Grup olarak atığımız davaların sonuçlanması Önce taleplerimiz doğrultusunda Tüm-Bel Sen’de toplanıyorduk. Basın açıklamaları yaptık. Sonuç alamayınca oturma eylemine karar verdik. Sendikalar da bize destek veriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ve CHP MYK’sı ile görüşmeler yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi kendisine yapılan operasyon

Yunanistan’a Euro’dan çıkma öngörüleri Yunanistan hükümeti, gece geç saatlerde, bütçesinde 325 milyon avroluk ek tasarruf yapılmasını kabul etti. Alınan karara göre, ek tasarrufun 100 milyar avrosu savunma alanından, 90 milyar avrosu maaş indirimlerinden, 135 milyar avrosu da sağlık, içişleri ve çalışma bakanlıklarının bütçelerinden sağlanacak. Kararı protesto eden öğrenciler, Atina’da parlamento binası önünde polisle çatıştı. Avrupa Birliği maliye bakanları, pazartesi günü toplanarak 130 milyar avroluk ikinci yardım paketini karara bağlayacak.

Uzmanlar Yunan ekonomisinin düze çıkmaması halinde ülkenin Avro bölgesinden çıkarılacağını söylüyor. Yunanistan’ın Avro bölgesinden çıkması ise sadece ülkenin geleceğini değil Avrupa’nın zor durumdaki diğer ekonomilerini de tehdit ediyor. Yunanistan nefesini tutmuş Avrupa Birliği’nin kurtarma paketini bekliyor, ancak Almanya başta olmak üzere Avrupa’da Yunanistan’a daha fazla yardım yapılmaması görüşü giderek ağırlık kazanıyor. YARIN EKONOMİ

Kriz nedeniyle bazı İrlandalıların AB’ye bakışının olumsuz yönde değiştiğini kaydeden Burton, Almanya ve Fransa arasındaki ittifakın zaman zaman borç buhranını derinleştirdiğini de ifade etti. İrlanda Sosyal Koruma Bakanı Joan Burton, daha önce yaptığı açıklamalarda, AB ve IMF ile 2010 sonunda 85 milyar avroluk kredi paketi üzerinde anlaşan ülkesinin ikinci bir yardıma ihtiyaç duyabileceğini söylemiş, bu görüşü Başbakan Enda Kenny ve Maliye Bakanı Michael Noonan’dan destek görmemişti. YARIN EKONOM

yüzünden üzerlerinde baskı olduğunu söylüyorlar. Aslında bu sorun her alanda var. Mesela adliyeye başvuran 5 bin kişi arasından 193 kişi işe alınıyor. Ekonomik krizle birlikte işsizlik de arttı. Ancak bizim hak arama mücadelemiz sürdükçe abalarımızın başarılı olacağına inanıyorum. YARIN EKONOMİ

Şirketler kapanmaya devam ediyor Türkiye genelinde kurulan şirket sayısı 2012 yılı Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12.13 azalarak 5 bin 257 düzeyinde gerçekleşti. Ocak ayında kapanan şirket sayısı ise yüzde 12.57 artarak 2 bin 105’e yükseldi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 2012 Yılı Ocak Ayına Ait Kurulan ve Kapanan Şirket İstatistikleri Bülteni’ne göre; Ocak ayında kurulan şirket sayısında bir önceki aya göre yüzde 19.56, gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 21.71 ve kooperatif sayısında yüzde 1.43’lük artış oldu. Kapanan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 21.82, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 12.43 ve kooperatif sayısında yüzde 28.84 oranında bir artış yaşandı. 2012 yılı Ocak ayında, 2011 yılı Ocak ayına göre kurulan şirket sayısında yüzde 12.13 oranında, kurulan kooperatif sayısında yüzde 33.64 oranında azalış olurken, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısında ise yüzde 24.99 oranında bir artış gerçekleşti. Ocak ayında, kapanan şirket sayısı 2011 yılının aynı ayına göre yüzde 12.57, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 12.98 ve kapanan kooperatif sayısı da yüzde 42.74 oranında azaldı. YARIN EKONOM

Bütçenin 1.7 milyar TL fazla verdiği 2012 Ocak’ta, 13 ilin bütçesi fazla, 68 ilin bütçesi açık verdi. Bütçe açığı sıralamasında ardı ardına depremlerin vurduğu Van 230.2 milyon TL açıkla ilk sırada yer aldı. Bütçe fazlasında ise 9.8 milyar TL ile İstanbul birinci oldu. Bütçenin 1.7 milyar TL fazla verdiği 2012 yılı Ocak ayında, 13 ilin bütçesi fazla, 68 ilin bütçesi açık verdi. Bütçe açığı sıralamasında ardı ardına depremlerin vurduğu Van 230.2 milyon TL açık ile ilk sırada yer aldı. Maliye Bakanlığı, Ocak ayında tahakkuk eden 76.9 milyar TL’lik verginin 23.5 milyar TL’sini tahsil etti. İstanbul 10.3 milyar TL vergi tahsilatıyla ilk sırada yer alırken, İstanbul’u 2.7 milyar TL ile Kocaeli, 2.5 milyar TL ile İzmir, 2.4 milyar TL ile Ankara izledi. Maliye Bakanlığı verilerinden yapılan hesaplamalara göre, 2012 yılı Ocak ayında vergi gelirleri tahakkuku bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 20.6 artışla 76 milyar 911.6 milyon TL olurken, vergi geliri tahsilatı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18.7 artışla 23 milyar 460 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde tahakkuk eden vergi gelirlerinin yüzde 30.5’i tahsil edildi. Tahsil edilemeyen vergi tutarı 53 milyar 451.8 milyon TL oldu. 2010 yılı Ocak ayında ise tahakkuk eden 63 milyar 749.2 milyon TL’lik verginin, 19 milyar 765 milyon TL’si tahsil edilmişti. 2010’da vergi tahsilatı oranı yüzde 31 düzeyinde gerçekleşmişti.

Her 100 TL’lik verginin 76 TL’si 4 büyük ilden 2012 yılı Ocak ayında en çok verginin tahsil edildiği il İstanbul, vergi tahsilatı oranının en yüksek olduğu il ise Kocaeli oldu. 2012 yılı Ocak ayında İstanbul’da 29 milyar 695 milyon TL’lik vergi tahakkuk ederken, vergi tahsilatı 10 milyar 346.6 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Tahsilat oranı yüzde 34.8 oldu. 5 milyar 148.8 milyon TL verginin tahakkuk ettiği Kocaeli’nin vergi gelirleri tahsilatı 2 milyar 474.1 milyon TL’ye ulaştı. Tahsilat oranı ise yüzde 51.7 düzeyine ulaştı. İzmir’de tahakkuk eden 6 milyar 412.3 milyon TL’lik verginin 2 milyar 474.1 milyon TL’lik kısmı tahsil edildi. Ankara’nın vergi tahakkuku 10 milyar 741 milyon TL düzeyinde gerçekleşirken, tahsilat 2 milyar 419.4 milyon TL oldu. İstanbul, Kocaeli, Ankara ve İzmir’in vergi gelirleri tahsilatı toplamı 17 milyar 899.6 milyon TL’ye ulaştı. Türkiye genelinde tahsil edilen her 100 TL’lik verginin 44 TL’si tek başına İstanbul’dan, 76 TL’si ise İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Ankara’dan toplanmış oldu. İstanbul’un bütçesi 9.8 milyar TL fazla verdi Merkezi Yönetim bütçesinin 1.7 milyar TL fazla verdiği 2012 yılı Ocak ayında tahsil edilen bütçe geliri bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 19.5 oranında artarak 28 milyar 87.5 milyon TL oldu. İstanbul 11 milyar 24.5 milyon TL gelirle toplam bütçe gelirlerinin yüzde 39.3’ünü tek başına karşıladı. 2012 yılı Ocak ayında İstanbul’un bütçe harcamaları 1 milyar 245.8 milyon TL olarak gerçekleşirken, İstanbul’un bütçesi 9 milyar 779 milyon TL fazla verdi. YARIN EKONOMİ

SÖZLÜKÇE

?

Avrupa Merkez Bankası krizden sorumlu

İrlanda Sosyal Koruma Bakanı Joan Burton, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) İrlanda’daki ekonomik krizde rolü olduğunu kabul etmesini istedi. İrlanda basınında çıkan haberlere göre Burton, Brüksel’de verdiği konferansta, krizinin sorumluluğunun öncelikle İrlanda’da olduğunu, bununla birlikte Avrupa kurumlarının da krizde rol oynadığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. “Eğer krizin üstesinden gelecek ve yeni bir krizi önleyeceksek, ECB dahil herkes özeleştiri yapmalı” diyen Burton, ECB’nin para politikalarının krizin patlak vermesinde oynadığı rolün “tarihsel bir gerçeklik” olduğunu belirtti.

Neler oluyor?

ARTI DEĞER: Marx’a göre, kapitalist ekonominin temel düzenleyici ilkesi, “emek-değer yasası”dır; bunun anlamı ise, toplumun temelini oluşturan ögenin canlı emek gücü olmasıdır. Artı-değer burada, başkaları tarafından el konulmak üzere, emek gücünün gerekli-zorunlu-ürünün ötesinde, belirli bir ücret ile satın alınarak fazla üretim yapmasıdır. İşçi, belli bir ücret karşılığında, emek gücünü satabiliyor olmak için, artı-ürün ya da artı-değer üretmek durumundadır.


09

21 ŞUBAT 2012 YARIN

fotoğraf: osman erdem

Kentsel dönüşüm evsiz bırakıyor

Neoliberal politikaların hayatımıza yansıdığı başka bir alan olan evlerimiz, yaşam alanlarımız değiştirilmek isteniyor. Bununla ilgili yasal düzenlemeler bile yapılıyor. Çünkü yenilik denen bu illeti istemiyor halk. bundan hayır gelmeyeceğini her dönem uzaklaştırıldıkları kent merkezlerinden anlamış durumdalar. Kentsel Dönüşüm Projeleri meselesini Yrd. Doç. Dr Çiğdem Şahin’le irdeledik. ‘Kentsel Dönüşüm’ olgusunun günümüz sistemdeki karşılığı nedir? Günümüz sisteminde kentsel dönüşümün ya da kentlerin ekonominin gerçek dinamiğini olduğu söyleniyor, neden? Birçok kuramcının da dile getirdiği gibi günümüzde ‘Kentsel Dönüşüm’ Neo-liberal Sistem’in kentsel RÖPORTAJ ideolojisidir; yani ideolojik bir olmelike çınar gudur. Bu yüzden kentsel dönüşüm eleştirisi yapılırken bunun kapitalist sermaye birikim süreçleri ile bağlantısı kurulmalı ve eleştirilerin de bu yönde yapılması gerekir. Kapitalizm dinamik bir olgudur ve kendisi dönüşürken bütün dünyayı dönüştürür; çevreyi, doğayı, insanı, mekanı, uzamı, tüm bu saydığımız olguları sermaye birikim sürecinde üretim ilişkilerine katar ve artı-değere dönüştürmek üzere yeniden ve yeniden üretir. Bu anlamda kent de bir mekan olarak ele alındığında, kapitalizmin sermaye birikim sürecinde müdahale edebildiği, dönüştürebildiği bir olgu olarak her yeni sermaye birikim rejiminde ya da kapitalist safhada üretim ilişkilerinin değişen koşullarına göre yeniden üretilir ve farklı formlar alır. Bu anlamda sanayi kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılayan kentle neoliberal, küresel kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılayan kent aynı kent değildir. Üretim ilişkilerinin değişen nesnel koşulları üretim sürecindeki diğer nesneler gibi kenti de değiştirmiştir.

sürülerek, varsılların, zenginlerin yaşamına değmeyecek şekilde tecrit edilmekte, eskisinden daha kötü koşullarda, sağlıksız, alt yapısı yetersiz mekanlarda yaşamaya mahkum edilmektedir. Kapitalist sermaye birikiminde ne değişti de yeni bir kent modeline gerek duyuldu? Bu kentleri talep edenler kimlerdir; bu kentlerin günümüz kapitalizmindeki rolü nedir? Günümüz neo-liberal sisteminin kentleri ‘Küresel Kentler’dir. Günümüz sermaye birikimi artık mekan üzerinden, yani kentin bizzat kendisinin meta haline gelmesi ve içinde taşıdığı soyut, somut bütün değerlerin pazarlanması yoluyla gerçekleşmektedir. Kentini en iyi değerlendiren, en iyi pazarlayan, her karışından en verimli şekilde yararlanan ekonomiler günümüz sisteminin en güçlü ekonomileridir. Bu en’leri sağlayan kentler ise ortalama kentlerden biraz daha farklı özelliklere sahip, bütün dünya değerlerini içinde barındıran, dünya vatandaşlarının zevk ve ihtiyaçlarına hitap edebilecek, onların her türlü talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek donanım ve koşullara sahip, alt yapısı eksiksiz, uluslararası standartlarda hizmet sunabilecek tesis ve olanakları olan, küresel pazarda dolaşan müşterileri kendisine çekecek tarih gibi kültür gibi artı değerleri bulunan ve bu değerlerin de alınır satılır bir meta haline dönüştürüldüğü, vizyonu, misyonu farklı olan marka kentlerdir. Günümüzde küresel pazara eklemlenmenin yolu güçlü Küresel Kentlere sahip olmaktan geçmektedir. Bu yüzden her ülke kendisine bir Küresel Kent yaratma çabasındadır ve kent ne kadar cilalanır, görünümü parlatılırsa, ne kadar güçlü bir imaj sergiler ne kadar büyük bir marka haline gelirse o kadar çok müşteri çeker ve sermayeyi o kadar palazlandırır, o kadar semirtir, o kadar zenginleşme olanakları sunar.

Peki günümüzdeki kentlerin eskisine nazaran farklılığı nedir? Dünden bugüne neler değişmiştir? Sanayi kapitalizminde, sanayi esas olarak kentlerde yoğunlaştığı ve sanayide çalışan işçi kesiminin de fabrikalara yakın kent çeperlerinde yaşıyor olduğu için kent yeniden şekillenirken işçi sınıfının bu dönüşümü belirleyen önemli Küresel kentin inşası ekonobir unsur haline geldiği görülmiye başlı başına bir dinamizm müştür. Özellikle kent genişlekazandıracağına göre inşaat dikçe işçilerin yaşadığı yerler kent sektörünün bu durumda küresel merkezine dönüşmeye başladıkça ekonominin motor gücünü oluşişçiler artık kentin asıl kullanıcıları turduğunu söyleyebiliriz değil mi? haline gelmiştir. Bu arada FordizBaşta da belirttiğim gibi kamin temel dayanağının istihdam musal alan ağırlıklı, kentin en güzel yerlerinde kamu ve alım gücünü arttırıcı politikalar olması nedeniyle, yani eksik talep kuruluşları ve tesislerinin yer krizi olarak ortaya çıkan 1929 aldığı, kent kaynak ve olanakDünya krizinin işçi istihdamını ve larının herkesin kullanımına Bu süreç büyük kitlelerin işçilerin alım gücünü arttırıcı poaçık ve parasız olduğu bir işçi kenti olarak fordizmin litikaları gerektirmesi yüzünden, yoksullaşması, işsizleşmesi kenti bugünün sermaye bialım gücünü aşındıracak barınma ve evsiz bırakılması pahasına harcamaları, eğitim, sağlık gibi gerçekleşmektedir. Bu insanlar kent rikim koşullarına ve sermaye harcamalar devlet eliyle karşılansınıfının çıkarlarına hitap etçeperlerine sürülerek, varsılların, mış, bu hizmetler halka kamusal memektedir. Onlar kente ait hizmetler olarak ücretsiz ya da çok zenginlerin yaşamına değmeyecek hiçbir yerin ya da binanın cüzi ücretlerle sunulmuştur. Bunu şekilde tecrit edilmekte, eskisinden kamu mülkiyetinde kalmasıgerçekleştirmek üzere önemli bir daha kötü koşullarda, sağlıksız, nı, kamu hizmeti için kullasosyal güvenlik ağı oluşturulmuş- alt yapısı yetersiz mekanlarda nılmasını istememektedirler. Yoksullarla birlikte yaşamak tur. Aynı şekilde kent planlanırken yaşamaya mahkum edilmektedir. onlarla aynı mekanları payyine işçi sınıfının ihtiyaçlarının oldukça belirleyici olduğu, kenlaşmak da istememektedirler. tin bütün bileşenlerinin bir bedel Hatta mümkünse yoksullar ödemeden ya da az bir bedelle kohiç karşılarına çıkmasın, gözlayca erişebileceği, işçi sınıfının birbirleriyle karşılaşıp den ırak gönülden ırak olsunlar istemektedirler. Mütedayanışma ilişkileri geliştirebileceği, sosyalleşebileceği vazi, orta halli fordist yaşam standardını değil, ultra lüks, kamusal alanlar mümkün olduğunca çoğaltılmış, bugün rüya ötesi yaşamlar, standartlar hayal etmektedirler. Bu içi boşaltılan bir kavram haline gelen ‘kamusal çıkar’ özel hayallerinin gerçekleşmesi öncelikle fordizmin bütün çıkardan üstün tutulmuştur. Kent, mekan ve alanlarına kalıntılarının kentten sökülüp atılması sonra da kentin müdahalede kamusal çıkar en önemli koşul olarak kabul kendi arzuları doğrultusunda yeniden inşa edilmesi ile edilmiş, başka kapsamdaki müdahaleler meşru sayıl- gerçekleşecektir. Neo-liberalizmin hayallerini süsleyen mamıştır. Fordizmin kenti bugünün kentine göre çok bu kenti inşa edecek sektör inşaat sektörü olduğu için daha mütevazi, eşitlikçi, kent kaynak ve olanaklarının ve sermaye birikimi bizzat inşaat sektörünün ekonomiadil paylaşımına dayalı daha sosyal, daha demokratik bir ye kazandırdığı ivme ile sağlandığı için, inşaat sektörü kenttir. Parklar, lojmanlar, devlet okulları, devlet hasta- günümüz ekonomisinin adeta prensi haline gelmiştir. neleri, devlet eliyle sunulan hizmetler, sanat faaliyetleri, Bütün sistem bu prense hizmet edecek, neo-liberal kent tiyatrolar Fordist kenti belirleyen başlıca unsurlardır. politikaları onun önündeki engelleri kaldırmaya yönelik Kısaca Fordist kent iddiasız ama insancıl bir kenttir. düzenlemeler yapacak, onun faaliyetini meşrulaştıracak Bugün inşa edilmeye çalışan kentlere bakıyoruz, süper yasal gerekçeleri bulacak, gerekirse hukuku bu uğurlüks villalar, post-modern refah ötesi yaşam standartları da araçsallaştıracaktır. Yani hukuk bu süreçte insanlara sunan mekanlar, konutlar, sınırsız eğlence ve rekreasyon adalet sağlayan bir mekanizma olmaktan çıkacak ve alanları ve spor tesisleri, lüks oteller, dev alış veriş mer- inşaat sektörünün çıkarlarını gerçekleştirmek için kulkezleri, iş ve kongre sarayları, uluslararası sermayenin lanılan bir araç haline dönüşecektir. Bu arada bütün bu rahat dolaşımını sağlayacak otobanlar, havaalanlarının uygulamalar neo-liberal kent politikaları çerçevesinde bugünün kentinin başlıca özelliklerini oluşturduğunu gerçekleştirilecektir. görüyoruz. Ama bu imkanlar sadece küçük bir azınlığın hizmetine sunulmuştur; bütün kent kaynaklarına Neo-liberal kent politikalarına gelmişken, neo-liberal kent sermaye sınıfı el koymakta, sermaye birikimini kentten politikalarının yarattığı mağduriyetlerden, olumsuz sonuçsağlanan bu rant oluşturmaktadır. Bu süreç büyük kit- larından biraz bahseder misiniz? lelerin yoksullaşması, işsizleşmesi ve evsiz bırakılması Kentin yeni talipleri yoksulları kenti kirleten, kentin pahasına gerçekleşmektedir. Bu insanlar kent çeperlerine görüntüsünü bozan bir atık, bir çöp olarak görmek-

Çiğdem Şahin kimdir?

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. olarak görev yürüten Çiğdem Şahin aynı zamanda, Fener-BalatAyvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma Derneği (FEBAYDER) Genel Sekreteri, İstanbul S.O.S Oluşumu Kurucu Üyesi’dir. “Kent Hareketleri” adlı demokratik kitle örgütünde kentsel dönüşümle ilgili çalışmalara katılmaktadır.

tedirler. Yeni yaratılmak istenen küresel kentte işçilere, yoksullara, emekçilere yer yoktur; bugün işçi sınıfı fordizmin değer yaratan üretici sınıfı olarak değil, atıl kalmış, kenti çirkinleştiren, pazarlık şansını azaltan unsurlar olarak görülmektedir. Sistem silahını artık dışarıdaki düşmana değil, kendi vatandaşına doğrultmaktadır. Sorunuza dönersek, bugün neo-liberal kent politikaları, yoksullaştıran, issizleştiren, evsizleştiren, yerinden eden, toplumu ayrıştırarak cephelere bölen, ötekileştiren çok ciddi sorunlara yol açan uygulamalarla hayata geçirilmektedir. Özelleştirmeler ve sanayinin tasfiye edilmesi işsizliği arttırmıştır; kentsel dönüşüm sürecinde kent rantından kentin şu an yaşayan halkına pay verilmediği gibi ellerinde olanın da pul değerine alınmak istenmesi, sahip olduklarına zorla el konulması, ellerinden evlerinin alınmasına karşılık ancak borçlanmak suretiyle yeniden tapu sahibi olabilecekleri bir mekanizma yaratılması yoksulların ve evsizlerin sayısını arttırmıştır. Çünkü insanlar evleri varken bir şekilde karınlarını doyurup yarı aç yarı tok geçinebilmekteydiler; oysa kaybettikleri evleri karşısında borçlu olarak gönderildikleri yeni evlerin taksitlerini, zaten işsizliğin olduğu, sigortalı, kalıcı iş bulmanın zorlaştığı bir sistemde düzenli ödemeleri mümkün olmamaktadır ve bir süre sonra sürüldükleri yeni evleri de kaybederek savunmasız ve güvencesiz halde sokaklara düşmektedirler ve diğer işsiz ve evsizlerle beraber sistemin atık insanları haline gelmektedirler.

Her anlamda çok kötü bir süreç ve hala İstanbul’da yaşamayı sürdüren emekçi kesime, yoksullara çok büyük bir sorumluluk düşüyor bu süreçte. Bu konuda muhalif güçler ya da kent hareketleri nasıl bir strateji izleyeceklerdir; çözüm nedir? Yukarıda, şimdiye kadar anlattığımız şeyler şüphesiz sermayenin planları; kapitalizmin gerçekleştirmek istediği hedefler; ama gerçek dünyada halk ot değildir, ağaç değildir; ormanı imara açmak için ağaçları keserek önünüzdeki engelleri kaldırabilirsiniz ama insanları bir ağaç gibi kesip bir kenara atamazsınız; insanlar direnebilirler; güce karşı akıllarını ve birlikteliklerini kullanarak karşı güç yaratabilirler; birbirleriyle dayanışarak tek başına mücadele edemeyecekleri güçleri bir araya gelerek, birlik oluşturarak, örgütlenerek alt etmeyi başarabilirler. Daha da önemlisi hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilseler bile, insanlar ölümü göze almak pahasına isyan edebilirler; gerektiğinde kendisini çiğnemek isteyen çizmenin altında kalan çimden farklı olarak çizmeyi giyenin başını ayaklar altına alacak aklı bile icat edebilirler. Hele başka çareleri yoksa; isyan etmekten, baş kaldırmaktan, karşı çıkmaktan, direnmekten başka çareleri yoksa; bu safhaya gelindiğinde halkların birleşmesi ve harekete geçmesi için gerekli nesnel koşullar oluşmuş olur artık; çığ gibi büyüyen, sel gibi akan o gücün karşısında hiçbir kuvvet duramaz. Sermaye bencilliğinden, açgözlülüğünden, kibirliğinden insanların bu noktaya gelene kadar çektiği azabı, acıyı, yoksulluğu, Bütün bu söyledikleriniz çerçevesefilliği görmez, görmek istesinde, İstanbul’da artık can yakıcı mez; gördüğü zaman ise iş işten bir sorun haline gelen ‘kentsel dögeçmiş olur. Dilerim ülkemizde nüşüm’ sürecini nasıl değerlendive dünyada insanca yaşamanın riyorsunuz? bedelleri bu kadar ağır olmaz; Şüphesiz Türkiye’nin bu küresel her insanın onuruyla insanca kent yarışından geri kalması, küyaşayabileceği bir dünyaya ulaşresel pazardan payını almak için mak üzere verilecek mücadelede gereğini yapmaması düşünülekaybettiklerimizi kuşaklar boyu mez… Doğal olarak bu konuda onaramayacağımız derecede en güçlü aday İstanbul olduğu büyük yaralar açılmasına sebep olmaz. Umarım küresel kapitaiçin, Türkiye’nin küresel kenti lizmin krizi sermayeyi iflaslarla, İstanbul olacaktır. Düşünsenize Bugün inşa edilmeye çalışan bütün dünyanın imrendiği bir kentlere bakıyoruz, süper lüks ekonomik çöküşle dize getirir coğrafi konum ve tabiat güzelli- villalar, post-modern refah ve emekçiler, yoksullar, işsizler ği yetmiyormuş gibi, bir de yine ötesi yaşam standartları sunan kendi ödedikleri bedelin arttığı bütün dünyayı kıskandıracak bir ölçüde bedel ödetmeye kalkamekanlar, konutlar, sınırsız eğlence cakları kanlı sahnelerin öznesi tarih ve medeniyet zenginliği… İş sadece bu hazinenin pazar- ve rekreasyon alanları ve spor olmaz; umarım hiçbirimiz böyle lanması ve küresel müşterilerin tesisleri, lüks oteller, dev alış bir sürece şahit olmak zorunda (sermayenin) İstanbul’a çekil- veriş merkezleri, iş ve kongre kalmayız. Özlediğimiz insani mesi için gerekli yatırımların sisteme daha yumuşak bir geçişle, kitlelerin bilinçlenmesi yapılmasına ve İstanbul’un kül- sarayları, uluslararası sermayenin lerinden doğarcasına yeniden rahat dolaşımını sağlayacak ve haklı talepleriyle demokratik inşa edilmesine kalmaktadır otobanlar, havaalanlarının bugünün yollardan kavuşmamız mümkün artık. Böyle düşünüldüğünde kentinin başlıca özelliklerini olabilir. Ben eminim ki insani sermayenin şu an İstanbul’a bir dünyanın peşinde olan hiçbir oluşturduğunu görüyoruz. bakıp gördüğü şey hiç hoşuna insan hiçbir akıl kan akıtılsın, gitmemektedir; Fordizmin mükitlesel ölümler olsun istemez; tevazi, kamusal alanları yoğun daha fazla zülüm, daha fazla şidolan, en güzel yerlerinin kamuya ayrılmış olduğu yeni det görmek istemez; ben de istemiyorum; böylesi bir İstanbul’un yaratılmasına engel olacak her türlü uygula- mücadelenin içinde yer almayı asla tercih etmiyorum. ma, kanun, kurum, kurul ortadan kaldırılmalı, gerekirse Ama adaletsiz bir dünyada bu şekilde eşitsiz ve ötekileşsadece bu amaca hizmet edecek ‘özel bir hukuk alanı’ tirilerek de yaşamak istemiyorum… Çözüm her koşulda oluşturulmalıdır. Bu süreçte İstanbul’un eski sahiple- örgütlü mücadele ve birlikte hareket etme kabiliyetine ri kentten sürülmeli, onların sahip olduğu yerler yeni sahip olmaktan geçmektedir. Biz kent hakkına sahip sahiplerine yani küresel sermayeye peşkeş çekilmelidir. çıkan, yaşam alanlarını savunmak ve birlikte olmanın, İstanbul yeni sahiplerini mutlu edecek şekilde yeniden kenti barış içinde birlikte paylaşmanın, birlikte dönüşinşa edilmelidir. Bu arada inşaat sektörüne arsa sağla- türmenin yollarını arayan bütün kent platformları, mamak için İstanbul’un canım yeşil alanları binalaşacak, halle dernekleri, sendikalar ve meslek odaları bu amaçla ormanları talan edilecek, tarihi ve kültürel mirası tahrip birleşerek KENT HAREKETLERİ’ni oluşturduk ve edilip yıkılmak istenecektir. mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.


0421EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

Geride Kalanlar

Katil nasıl öldürdüğünü anlattı

Geçen yıl Ankara’nın Sincan İlçesinde kaybolan 15 yaşındaki Melike Toyguncu’nun katili Muharrem Aytekin kaldığı cezaevinde cinayeti nasıl işlediğini anlattı. Muharrem Aytekin’in koğuş arkadaşı Sedat Turunç savcılığa verdiği dilekçede, Aytekin’’in Melike’yi 2 arkadaşının da yardımıyla tabancayla öldürüp mezarlığa gömdüklerini kendisine anlattığını dile getirdi. Melike’yi kaçırarak bir evde alıkoydukları ve ardından öldürdükleri şüphesiyle, daha önce cinayet suçundan 4 yıl cezaevinde yatan Muharrem Aytekin ile arkadaşları Cevat Yıldız ve Oğuzhan Mahmutoğlu 7 ay önce tutuklanmıştı. Dilekçe üzerine, Cimşit Mezarlığı’nda 15 ayrı mezar kazılarak alınan kemik örneklerinin Melike’ye ait olup olmadığının belirlenmesi için DNA testi yapılıyor.

Adana’da seyyar satıcılara zabıta saldırısı

Gençler kararların peşinde

Hacettepe’de öğrenciler ve Rektör ikinci toplantıyı 18 Şubat Salı günü, Sıhhiye Kampüsü’nde Yeşil Salonda gerçekleştirdi. Önceki toplantıya göre katılımın çok daha fazla olması dikkat çekti. Öğrenciler uzun zamandır beklenen bu demokratik ortamdan sonuna kadar yararlanarak pek çok söz aldı, bu sayede birçok başlık, sorun, tartışılmış oldu. ankara aslıhan pehlivan

Ankara’da Gençler Meydana İnisiyatifi’nden Ayşen Ece Kavas öğrencilere ve rektöre düzenlenecek etkinliklerde uyulacak kurallara ilişkin yönerge sundu. Yönerge öğrenciler ve rektör tarafından alkışlandı ve tebrik edildi. Yönergeye son hali verilmesi için web sitesi üzerinden yayınlanması kararı alınırken, öğrencilerin yönergeye yönelik katkıları istendi.

Üniversitede genç işsizliğe dair bilimsel çalışma Toplantıda Gençler Meydana İnisiyatifi’nden söz alan Ayşen Ece Kavas, gençliğin en temel sorunu olan, genç işsizliğe dikkat çekti. TUİK’in bu konudaki raporlarının gerçek işsizlik rakamlarını yansıtmadığını dile getiren Kavas, hiçbir üniversitenin bu konuda bilimsel bir çalışmasının olmadığını belirterek, üniversitenin bu konuda topluma bir açıklama yapması gerektiğini söyledi. Gençliğin en temel sorunu olan işsizlik konusunda gerçekleri ortaya çıkarmak, ayrıca bilimsel çalışma yürütmek için üniversite mekanizmalarının harekete geçirilmesi gerektiği vurguladı. Gençler Meydana İnisiyatifi’nden Ayşen Ece Kavas hazırlanacak genç işsizlik raporunu, Sosyoloji Bölümü’yle birlikte yapmak istediğini dile getirdi. Öğrencilerin talepleri doğrultusunda alınan kararlar Toplantıda yapılan konuşmaların ardından birçok karar da alındı. Bunların

içinden en fazla öne çıkanı gençliğin en Söz alan öğrencilerin birçoğu temel sorunu olan genç işsizlik üzerine SGK’larının olmadığını ver bu yüzden hazırlanacak rapor oldu. Hazırlanacak üniversitenin sağlık hizmetlerinden raporda, gerçek genç işsizlik rakamyararlanamadıklarını dile getirdiler. larına ulaşabilmek ve çözümü üzeriÖğrenciler SKG tarafından mağdur edildiklerini ve üniversite yönetimi ne bilimsel araştırma yürütmek için tarafından bu konuya somut çözüm üniversite mekanizmalarından yararlanmasına karar verildi. Bu bulunmasını istediler. sayede TUİK’in bir Burs olanaktürlü açıklamaktan larının azlığından üniversite Genç kaçtığı gerçek şikayet eden öğişsizliği araştırılacak genç işsizlik renciler, üniverGeçler Meydana İnisiyatifi’nden sitenin burs rakamları orAyşen Ece Kavas, gençliğin en temel taya çıkmış olanaklarının sorunu olan, genç işsizliğe dikkat çekti. o l a c a k t ı r. arttırılması TÜİK’in bu konudaki raporlarının gerçek Genç İşsizkonusuna da işsizlik rakamlarını yansıtmadığını dile gelik hakkında değindiler. tirildi. Gençliğin en temel sorunu olan hazırlanacak Ayrıca burs, işsizlik konusunda gerçekleri ortaya rapor için kredi alımınçıkarmak için üniversite mekanizöneriyi getiren da uzayan gemalarının harekete geçirilmesi Ayşen Ece Kavas reksiz bürokratik gerektiği kararı alındı. görev aldı. işlemlerin kısaltılKadına yöneması istendi. lik şiddet, taciz, tecavüz Sıhhiye Yerleşkesi’nde olaylarının da konuşulduğu topkantin fiyatlarının da düşürülmelantıda bu konuda da olumlu adımlar si öğrencilerin talepleri arasındaydı. atıldı. Kadına yönelik şiddet, taciz, teÜniversite yemekhanesindeki ficavüz olaylarına karışanların üniversite yatın 1 tl’ye düşürülmesi istendi ve yönetimi tarafından cezalandırılması Üniversite Yönetimi tarafından kabul kararlaştırıldı ve bu kararın derhal üniedildi. Bunun üzerine öğrenciler taraversite yönetmeliğinde yer almasının fından yemekhanede öğlen ve sabah gerekliliği vurgulandı. yemeklerin farklı çıkması da önerildi. Öğrenci evleri ve öğrenci yurtları Öğrenciler hazırladıkları projeler arasındaki eşitsizliklerin konuşulduğu ve uluslar arası düzeyde gerçekleşen etkinlikler için Üniversite Yönetimi’nden toplantıda öğrenci yurtlarının olanakmaddi destek istediler. Ayrıca etkinliklarının iyileştirilmesi kararı alındı. lere katılan konuşmacıların da barınma Öğrencilerin hazırlayacağı bilimsel ve ulaşım ihtiyaçlarının karşılanması ve sosyal projelere destek için, bilimsel ve sosyal destek merkezi kurulmasına gerekliliği vurgulandı. Geçen toplantıda konuşulan ve karar verildi.

karara bağlanan ulaşım sorunun hala çözülmediğini dile getiren öğrenciler bu konunun artık çözüme kovuşması gerektiğini söylediler. Öğrenciler sözlerinde üniversite’nin yaptığı anayasa çalışmasına da değindiler. Anayasa çalışmasında öğrencilerinin de söz hakkı olduğunu ve konuya kendilerinin de dahil olmak istediklerini belirttiler Tıp fakültesi öğrencileri staj olanaklarının azlığından şikayet etti ve yönetimden staj olanaklarının arttrılması istendi.

Meslek Yüksek Okulları’ndan talepler de şöyleydi; Meslek Yüksek Okullarındaki öğrencilerde toplantıda birçok talepte bulundu. Öğrenciler ders ve mola saatlerine düzenleme getirilmesini istediler. Başka okullarda benzer toplular olduğundan kendi okullarında topluluk kuramadıklarından yakınan öğrenciler, bu kuralın kaldırılmasını ve kendi okullarında da topluluk kurmayı istediklerini söylediler. Meslek Yüksek Okulları’ndaki kadınların da talepleri oldu. Okul çıkışlarında güvenliklerinin olmadığını değinerek ve bu konu hakkında da Üniversite Yönetimi’nden çözüm istediler. Toplantıda konuşulan konulardan biride bilgisayar yetersizliği oldu. Üniversite Yönetimi bu konunun çözüleceğini, ihtiyacın karşılanacağını söyledi. Toplantıda lavaboların hijyenikliğine kadar sorunların birçoğuna değinilmiş oldu.

Adana’da seyyar satıcılık yapan esnafa zabıta ekipleri saldırdı. Kaldırımı işgal ettikleri gerekçesiyle tezgahları ve malları ellerinden alınmaya çalışılan seyyar satıcılar ise zabıtaya direndi. Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri tavuk, ördek, hindi, güvercin ve muhabbet kuşu satan kişilerin seyyar kafes ve kümeslerini kaldırmak istedi. Geçtiğimiz haftalarda yine Adana’da meydana gelen olayda pazar tezgahını elinden almaya çalışan zabıta ekiplerine karşı direnen Mehmet Oğuz kendini ateşe vermişti.

Onun 68 yıldır kimliği yok

Iğdır merkeze bağlı Yukarı Çarıkcı Köyü’nde tek başına yaşayan ve soyadını dahi bilmeyen Yemirhan adlı çoban, 68 yıldır kimliksiz yaşıyor. Köyde iki odalı baraka bir evde kalan, çobanlık yaparak geçimini sağlayan Yemirhan, hastalanınca nüfus cüzdanına ihtiyaç duydu. Köy Muhtarı Mustafa Ağgün, yıllardır köylerinde çobanlık yapan Yemirhan’a nüfus cüzdanı çıkarmak için Iğdır’daki Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü’ne müracaat etti. Yemirhan’ın yapılan yaş tespitinde 65 ila 68 arasında olduğu bildirildi. Bırakın nüfus cüzdanı, bir soyadı bile olmadığını belirten Yemirhan kendisini bildi bileli çobanlık yaptığını belirtti.

1023 çocuk tutuklu

Bologna sürecinde miyiz? Avrupa’dan sonra Türkiye’de de Bologna süreci uygulanmaya çalışılıyor. Özellikle Yunanistan, Fransa, İtalya gibi ülkelerde kitlesel protestolarla karşılaşan süreç Türkiye’de de denenmeye başlandığı gibi öğrencilerden tepkiler yağdı.

Ege Üniversitesi’nde Bologna etkisi Ege Üniversitesi’nde Bologna sürecine uyumluluk çalışmalarında öncelikli olarak not sisteminde değişiklikler yapıldı. Öğrenciler, durumu “Bir sabah uyandım, not ortalamam 3.54’den 3.03’e düşmüştü” diyerek anlatıyorlar. Rektörlük “Notlarınız sizin kazanılmış hakkınız değil.Bu sistem ve sizin notlarınızdaki değişim YÖK tarafından onaylandı. Bu bir adaptasyon süreci, zaman içinde tüm üniversitelerde uygulanmaya başlanacak, yapılacak bir şey yok” şeklinde karşılık verdi. Ancak tepkilerin artması

üzerine bir gün içerisinde eski not sistemine geri dönülürken, okuldan bu problemin tekrar yaşanmayacağına dair bir açıklama henüz gelmedi.

Kocaeli ve İstanbul Aydın Üniversiteleri’nden de tepki Avrupa Birliğine üyelik kapsamında, yüksek öğretimde kaliteyi arttırmak için başlatıldığı söylenen Bologna süreci Kocaeli Üniversitesi’nde de birçok öğrenciyi mağdur etti. Öğrenciler okulu uzattıklarını, hatta bazı arkadaşlarının okulu bırakma aşamasına geldiğini bile söyledi. Kocaeli Üniversitesi’nde uygulamaya konulan Bologna süreci öncesinde ders geçme notu 50 iken, artık 65’e İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ise 70’e çıkarıldı Peki, Bologna süreci nedir? Bologna şimdiki İtalya’da bulunan tari-

Sözleşmeli öğretmenlik sayılmıyor Fen, Sosyal Bilimler, Anadolu liseleri öğretmen atamaları için Milli Eğitim Bakanlığı sitesinde e-klavuz yayınlandı. Klavuzda en çok dikkat çeken ise sözleşmeli öğretmenlerle ilgili madde oldu. Milli Eğitim

Bakanlığı’na bağlı Fen Liseleri, sosyal Bilimler Liseleri ve Güzel Sanatlar ve Spor Liselerinin Beden Eğitimi, Müzik ve Görsel Sanatlar/Resim öğretmenlerinin Seçimi ve Atamalarına Dair Yönetmelik hükümleri uyarın-

hin ilk üniversitelerinden birinin adıdır. Döneminde kilisenin önayak olmasıyla, bilimle dinin kaynaşması amacıyla kurulmuşken, bugün daha çok piyasaüniversite kaynaşması amacıyla oluşturduğu programıyla biliniyor. Bologna süreci denilen ise kabul edilen programın adım adım uygulanması anlamına geliyor. Geçtiğimiz sene uygulanmaya konan, kredi başına harç uygulaması, sektör tarafından ihtiyaç olunmayan bölümlerin kapatılabileceği gibi politikalar

hep Bologna sürecinin birer getirileri. Benzer şekilde bir dönem önce birkaç üniversitede birden politik faaliyetlerin yasaklanması ardından da eylem alanı, afiş alanı gibi bölgelerin rektörlük tarafından sunulması, bir özgürlük genişlemesi şeklinde medya da yer bulduysa da Bologna sürecinin bir diğer uygulaması olarak sayılabilir. Bu program ise temel olarak eğitim ve bilimin standartlaşması ve buna bağlı olarak sınıflandırılması anlamına geliyor. Yarın Eğitim

ca, sınava başvuracak adaylar için en az üç yıl öğretmenlik yapmış olmak koşulu vardır. Ancak sözleşmeli öğretmenlik yaparken, KPSS puanıyla kadroya alınan öğretmenlerin sözleşmeli öğretmenlik yaptığı süre sayılmamaktadır. Yani sözleşmeli çalışıyorsan maddi bütün olanaklardan mahrum

olduğun gibi, devlet senin çalıştığın süreyi görmüyor, o yılları dikkate almıyor bile. Devletin bu uygulamasının, hukuka aykırı olduğu yönünde birçok mahkeme kararı olmasına karşı yayınlanan klavuz hala bu maddeyi içeriyor. Yarın Eğitim

Adalet Bakanı Sadullah Ergin 2005’te siyasi davalardan mahkûm olan çocuk sayısı 17 iken bu rakamın 2009’da bin 105, 2010’da ise bin 23’e yükseldiğini söyledi. Bakan Ergin’in verdiği bilgiye göre 2005 yılından 2010 yılına kadar mahkûm olan çocuk sayısı neredeyse yüzde 900’lere dayandı. Çocuklar hakkında açılan davalarda 2005’te 17 çocuk mahkûm, 78 çocuk beraat, 2006’da 14 mahkûmiyet 67 beraat, 2007’de 47 mahkûmiyet 97 beraat, 2008 yılında 36 mahkûmiyet, 122 beraat, 2009’da bin 105 mahkûmiyet 1144 beraat, 2010’da 1023 mahkûmiyet 857 beraatla sonuçlandı.

Hopa Davası AİHM’de

31 Mayıs’ta Hopa mitinginde polis şiddeti, emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun öldürülmesi, uzun tutukluluk ve yargılama süreci 400 avukat tarafından AİHM’e taşınıyor. AİHM’e götürülecek davayla ilgili hazırlanan ortak raporda, Lokumcu’nun ölümü, Hopa’da 17, Ankara’da tutuklanan 22 kişinin yargılanma süreçleri yer alıyor.


21 ŞUBAT 2012 YARIN

İspanya’da yüz binler “reform” a karşı İspanya’da yüz binlerce kişi, hükümetin son kemer sıkma önlemlerinin işçi haklarını zedelediği gerekçesiyle sokaklara döküldü. Geçtiğimiz Pazar günü İspanya’da yüz binlerce insan, işten çıkarılmalarını ve toplu sözleşmelerden men edilmelerini kolaylaştıracak yeni istihdam reformuna karşı öfkelerini gösterdi.

Dünya Turu

Yarım milyar çocuk aç

ispanya rıfat çapar

İspanya’nın başlıca sendikaları, 57 ilde yürüyüşler düzeledi. Cordoba’da eylem kuşluk vaktinde başladı. Daha geç saatte örgütlenen protesto eylemlerinden bazıları, Doğu Valencia’da olduğu gibi, toplanan kalabalık nedeniyle daha erken saate yapıldı. Örgütleyen sendikalar öğleden sonra yaklaşık 1 milyon insanın yürüyüşe katıldığını duyurdu, ancak resmi rakamlar açıklanmadı. Başbakan Mariano Rajoy’un hükümeti 9 gün önce reform paketini, Avrupa’nın en katı olduğu düşünülen iş pazarına ve yaklaşık %23 işsizlik oranına sahip bir ülkede onaylattı.

İşsizlik oranı tırmanıyor Kasım ayında seçilen hükümet, umutsuzca kabarık bütçe açığına ve 20-29 yaş arasındakiler için %39’luk işsizlik oranına karşı savaşmaya çalışıyor. İlk attığı adım 3 Şubat’ta vergileri arttırarak ve harcamaları kısarak 15 bin Euroluk tasarruf planı Kabul etmek oldu, bu da iş pazarını sarstı. Rajoy geçen ayda yapılan bir AB zirvesinde uygulamaya sokmak istediği reformların kendisine “genel greve mal olacağını” söylüyordu. Pazar günü Halk Partisi’nin senelik kongresinde Rajoy “İspanya’da istihdamı arttırmak ve İspanya’nın büyümesini istiyorsak, yaptığımız şeyi yapmak zorundaydık.”dedi. İşten çıkarmalar daha ucuza patlayacak Hükümetin silip süpüren değişiklikleri İspanyol şirketlere, azalan bütçelerine karşı toplu sözleşmeleri bitirme, çalışanların saatlerinde, görevlerinde,

Çocuklara yardım örgütü Save the Children, yetersiz beslenmeyle mücadele için daha fazla çaba harcanmazsa dünya genelinde yarım milyar çocuğun gelişimlerini tamamlayamayacaklarını açıkladı. Yapılan bir araştırma Hindistan, Pakistan, Nijerya, Bangladeş ve Peru’da çok sayıda kişinin et, süt ve sebze gibi besleyici gıdaları satın alabilecek mali güçlerinin olmadığını söylediğine işaret ediyor. Save the Children, iki yaş altı çocukların en fazla yardıma muhtaç yaş grubu olduklarını, bu yaşlarda vücut ve beynin çok hızlı geliştiğini kaydediyor. Hindistan’da çocukların üçte biri yetersiz beslenme, dörtte üçü de kansızlık sorunu yaşıyor. Save the Children’ın görüştüğü yetişkin katılımcıların yarısından fazlası en büyük kaygılarının gıda fiyatlarındaki artış olduğunu, her dört aileden birinin çocuklarının bazen bütün gün olmak üzere çoğunlukla günün belli bölümlerini aç geçirdiklerini söylüyor. Yeni Delhi’nin en yoksul gecekondu semtlerinden Bhagwanpura’da Nesrin Hatun adlı bir kadın gecekondusunun içinde bulunduğu koşullardan çok çocuklarının beslenmesi konusunda kaygılı. 24 yaşındaki kadın iki çocuğunu yetersiz beslenme yüzünden kaybettiğini, her ikisinin de iki yaşında hayatlarını kaybettiklerini anlatıyor. Nesrin Hatun, kız çocuğunun önce hayatını kaybettiğini belirtirken, ‘’Yetersiz beslenmeden öldü, kurumuş görünüyordu, bir deri bir de kemik kalmıştı’’ dedi. YARIN DÜNYA

zeltmezse, daha da büyük bir hareketle devam edeceğiz.” dedi. Birçok protestocu üstlerinde büyük makaslar olan şapkalar giyerek “haklarımız kesmeyin” diye sloganlar attı, bazıları da üstlerinde “Uzlaşma, Toplu sözleşme, Kesildi” yazan tabut şeklinde kartonlar taşıdı.

maaşlarında daha esnek olabilme ve işten çıkartmayı daha ucuza getirme imkanını sunuyor. Genel işçi sendikası sözcüsü Candido Mendez “Eğer hükümet bunu dü-

İşsizler için iş bulmak daha zorlaşacak Ofis çalışanı Mauela Silvela,58, hükümetin önlemlerinin İspanya’nın içine düştüğü belirsizliği çözümlemediğini söyledi. “İş bulabilmiş olan işçiler, işlerini kaybetmelerini kolaylaştıracak olan bu reformlar yüzünden endişeliler ve günümüz şartlarında işsiz olanlar iş bulmak için daha da zorlanacaklar.” dedi. Madrid’de protesto eylemine katı-

İtalya halkı güvenceli gelecek istiyor lan 27 yaşındaki üniverisitede araştırmacı Nacho Foche, “Onlar ancak geleceğe Brüksel’den dayatılan kesintileri ile önümüzdeki seçime bakıyorlar.” dedi.

Peygamber’i eleştirmekten Honduras’ta hapishanede katliam: 355 ölü idamlık oldu Malezya Hükümeti, Suudi Arabistan’ın talebi üzerine 23 yaşındaki Hamza Kaşgari’nin tutuklandığını açıkladı. Gazeteci Kaşgari, 3 Şubat’ta, Hz. Muhammed’in doğum gününde, Twitter hesabına yazdığı mesajlardan sonra ölüm tehditleri almaya başlayınca ülkesinden gizlice kaçmak zorunda kalmıştı. Kaşgari, Twitter üzerinden gönderdiği mesajlardan birinde, her yerde Hz. Muhammet’i gördüğünü ancak bazı taraflarını sevmekle birlikte bazı taraflarını sevmediğini yazmıştı. Genç Suudi, başka bir twitter mesajında, Hz. Muhammet’e dua etmeyeceğini ve elini öpmeyeceğini ona eşit bir insan gibi davranacağını belirtmişti. Genç gazeteci daha sonra özür dilemesine rağmen aralarında önemli görevlerde çok nüfuzlu ünlü din adamlarının de bulunduğu binlerce kişi idam edilmesi için kampanya başlattı. Malezya hükümeti, Suudi Arabistan’ın Kaşgari hakkında İnterpol’den tutuklama kararı çıkarttığı için ülkeye giriş yaptığı havaalanında gözaltına alındığını duyurdu. İki ülkenin de Müslüman olmasına rağmen Hz. Muhammet’i eleştir-

mek Malezya’da ağır suç değil; Suudi Arabistan’da ise idamlık suç. Şeyh Nasır el Ömer adlı bir din adamı televizyondan Kral’a, Veliaht Prense ve Baş Müftü’ye seslenerek Kaşgari’nin şeriat mahkemesinde yargılanmasını istedi. Hz. Muhammed’in eleştirilmesine tahammül edemediği için gözyaşlarını tutamadığını belirten Şeyh Ömer, Kaşgari özür dilese de bir anlamı olmayacağını ve şeriat yasalarına göre derhal başının vurulması gerektiğini savundu. Genç gazetecinin linç edilmemek için önce Ürdün’e, oradan Birleşik Arap Emirlikleri’ne oradan da Malezya’ya kaçtığı öğrenildi. Malezya hükümetinin Kaşgari’yi Suudi Arabistan’a iade edip etmeyeceği bilinmiyor. yarın peyman bashiri

Haiti Cumhurbaşkanı’na protesto Haiti Cumhurbaşkanı Michel Martelly başkent Part Au Prince’in merkezinde düzenlenen bir karnaval töreninde yürüdüğü sırada protesto edildi. Haiti Üniversitesi’nin arka tarafından Martelly ile kendisine eşlik eden araç konvoyunun geçtiği sırada protesto eylemi yapanlara, polis havaya ateş açarak karşılık verdi. Martelly’nin olaydan bir saat sonra Ulusal Saray’dan ayrıldığı ve Cumhurbaşkanlığı konutuna gelmeden önce büyük bir polis koruması altında bir süre yürüyüş yaptığı görüldü. Haiti Üniversitesi’nin duvarlarını yıkarak okula giren Martelly taraftarları eylemci öğrencilere saldırdı. Üniversi-

te öğrencileri, Martelly taraftarlarının üniversitesi bahçesinde park etmiş durumdaki araçların camlarını kırdıklarını belirtti. Aynı zamanda ABD vatandaşı olduğu ileri sürülen Martelly’nin, çifte tabiyeti bulunan kişilerin cumhurbaşkanı olmasını yasaklayan Haiti anayasasını ihlal ettiği iddiaları Haiti’deki bazı senatörlerce dile getiriliyor. Haiti’de bir süreden beri, Martelly’den seyahat belgelerini göstererek hukuki durumunun cumhurbaşkanı seçilmeye uygun olduğunu kanıtlaması talebiyle eylemler düzenleniyor. Martelly ise evraklarını göstermek gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığını belirterek bu istekleri geri çeviriyor. YARIN DÜNYA

Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gece, Honduras’ta bir cezaevinde çıkan yangın sonucu resmi rakamlara göre 355 tutuklu yanarak hayatını kaybetti. Başkente 90 km uzaklıkta bulunan Comayagua hapishanesinde 14 Şubat akşamı yangın çıktı. Çıkan yangın yüzlerce tutuklunun ölmesine neden oldu. Yangın esnasında hiçbir kurtarma çalışması yapılmadı. Yangının sönmesinin ardından olay yerine gelen polisler ve askerler kalkerleşmiş ölü bedenlerden bir yığın yaptı. Askerlerden biri “Bedenler birbirinin üstüne yapışmış, bazılarını portakalı soyar gibi ayırmak zorunda kaldık.” dedi. Yangın haberini alan tutuklu yakınları hapishaneye gelirken, yüzlercesi yakınlarının ölü bedeni bulamadan geri dönmek zorunda kaldı. 59 yaşındaki tarım işçisi Octava Aguilara “Oğlumun bedenini gömebilmek için bulmaya geldim. Onsuz buradan ayrılmayacağım.” diyerek yangın ye-

rinden ayrılmayanlar arasındaydı. Comayagua hapishanesi kapasitesinin iki katı kadar tutukluyla doldurulmuştu. Normalde 500 tutukludan fazlasını barındırmaması gereken hapishanede 900’e yakın tutuklu bulunuyordu. Tutukluların yarısı yanarak öldü. Yangından kurtulan tutuklulardan biri olan Antonio Valladaras yerel bir radyoya “ Gardiyanlara, “yanacağız, öleceğiz hücrelerin kapılarını açın” diye bağırıyorduk. Ancak onlar bize yardım etmediler. Bizi ölüme terk ettiler.” diye açıkladı. Aileler yangından devleti sorumlu tutuyorlar. Hapishanenin önünde toplanan tutuklu yakınları “katil devlet” diye sloganlar atarak eylem yaptı. Hapishanedeki yaşam koşullarının insani olmadığını ve devletin yangında yüzlerce insanın ölmesinden sorumlu olduğunu ifade ettiler. Honduras’ta 2004 yılında da bir hapishane yangını olmuş ve toplam yüz kadar insan hayatını kaybetmişti. yarın FİKRİYE YILMAZ

İtalya hükümeti, çalışanları sebepsiz yere işten çıkartılmaktan koruyan 18.maddenin, geçmişte güvencesiz çalışanlar için uygulanmamasını istiyor. İtalya devletinin başkanı Mario Monti’nin, teknokrat yönü mizah anlayışından daha güçlü. Ocak ayının sonunda, uygulamaya koymak istediği proje ile ilgili gayet açık konuştu. “Gençler hayatları boyunca düzenli bir işe sahip olmayacakları fikrine alışmalılar.” diye uyarmış, “yani bu da ne tekdüzeliktir!” diye ekleyerek iyi bir şey yaptığını düşünmüştü. İtalyan ulusal birlik hükümetinin hedefleri arasında çalışanların statüsüne dair 18. madde de bulunuyor. Bu madde, 15ten fazla işçi çalıştıran şirketlerde sebepsiz yere işten atılan işçilerin yeniden işe alınmasını zorunlu kılıyor. Elbette ki, 18. maddenin uygulanması bir sorun yaratıyor, ama ilkesi değil. 2002 yılında bu maddenin revize edilmesine karşı direnişi yönetenlerden CGIL sendikasının eski başkanı Sergio Cofferati “Bazen, işçinin şikâyet başvurusu ile kararın alınması arasında üç dört yıllık saçma bir süre geçebiliyor.” diyor. Cofferati “dava süresinin kısaltılması” gerektiğini savunuyor ancak “madde olduğu gibi” korunmalı. Bugün her şeyi kaybetmek korkusuyla CGIL’nin şu anki yönetimi hükümetin önerisini kabul edecek gibi görünüyor. Fiom-CGIL’dan maden işçileri ise Parlemanto’da konunun tartışılacağı 9 Mart’ta greve hazırlanıyor. (Çv. Not) KAYNAK: HUMANİTE GAEL DE SANTIS

İsrail- İran gerginliği sürüyor!

İngiltere ve ABD, İsrail ile İran arasındaki uzlaşmazlığı çözmeye soyundu. İngiltere İsrail’den İran’a saldırmamasını isterken, ABD ulusal güvenlik danışmanı Tom Donilon’u İsrail’e gönderdi. ABD Başkanı Barack Obama’nın ulusal güvenlik danışmanı Tom Donilon’un amacı İsrail’in tek başına karar alarak İran’a saldırmasını engellemek. Özellikle İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak İran’a saldırılmasından yana. İsrail, Tahran yönetimin nükleer silah ürettiğini ileri sürüyor. Ehud Barak hafta sonu Tokyo ziyaretinde İran’ın nükleer programının tehlike oluşturduğunu bir kez daha vurguladı. İsrail Savunma Bakanı, Kuzey Kore’nin ölen lideri Kim Jong İl’i örnek göstererek, aşırı dinci bir rejimin nükleer silahlara sahip olması halinde “devrilmeye karşı bağışıklık kazanacağını” söyledi. ABD ise İsrail’i frenlemeye çalışıyor. Washington İsrail’in önce İran’a yaptırımların nasıl sonuç vereceğini beklemesini istiyor. ABD İran’ın Mali sistemini boykot ederken, Avrupa Birliği de temmuz ayından itibaren petrol ambargosu uygulama kararı aldı. İran yönetimi kendiliğinden Fransa ve İngiltere’ye petrol satışını durdursa da ABD yaptırımların sonuçlarını beklemek istiyor. Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (Uaek) uzmanları nükleer krize çözüm arıyor. YARIN DÜNYA


Yarın’dan Mehmet Can’a selam

Manisa’da Dericiler Sitesi’ndeki bir arıtma tesisinde çalışan Mehmet Can, kan kanseri olan oğlu Aykut Can’ın tedavisi için kullandığı kredi kartının borcunu ödeyemeyince hapse girdi. 5 bin liralık borcun özgürlüğünden ettiği Mehmet Can şimdi oğlunun yanında

dahi olamıyor. Hastalığı boyunca oğlunun en büyük destekçisi olan ve devletin karşılamadığı sağlık mas04 EKiM 2011 YARIN raflarını karşılayabilmek için girdiği borçlar yüzünden şimdi hapiste olan Mehmet Can’a Yarın çalışanları olarak selamlarımızı gönderiyoruz. MANİSA YARIN

“Münferit”: Gizlenenin altını çiziyor

Ödüllü seramik sanatçısı ve heykeltıraş Toygan Eren’in “Münferit” adlı sergisi ziyaretçilerine açıldı. IAP projelerinde Demokratik Kitle Örgütleriyle işbirliği yapıyor. Bu sergide artan kadın cinayetleri karşısında net tutum alan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu karşımıza çıkıyor. Sergiden elde edilecek gelirin bir kısmı bu platforma aktarılacak.

Haftanın ajandası Sunuma Gidelim Kapital sunumu EHP Siyasi Büro üyesi Gülsüm Kav’ın sunumuyla yapılan Kapital okumalarının 8. Oturumu 22 Şubat Çarşamba günü saat 20:00’da EHP İstanbul İl Örgütü’nden canlı yayınla gerçekleştiriliyor. Her hafta Kapital’in 1. Cilt’inden bir bölümün sunumunun yapıldığı okumalarda, bu hafta 5. Bölüme yer verilecek. Bu çok ince elenip sık dokunmuş tarihi eseri, anlamak ve tartışmak için önemli bir fırsat…

Toygan Eren kimdir? 1974 yılında İzmir’de doğan Toygan Eren 1998 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden, 2002 yılında da aynı okulun Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Yüksek Heykeltıraş olarak mezun oldu. ESKİŞEHİR ÇİLER KAYABAŞI

İstanbul Art Platform’un ev sahipliği yaptığı sergi 9 Mart 2012 tarihine kadar açık olacak. IAP projelerinde Demokratik Kitle Örgütleriyle işbirliği yapıyor. Bu sergide artan kadın cinayetleri karşısında net tutum alan ve sistematik sokak eylemlilikleri düzenleyen, bunun yanı sıra “Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Yönelik Kanun Tasarısı” çalışmalarında etkin bir şekilde rol alan, öldürülen kadınların aileleriyle birlikte kadın cinayeti davalarını takip eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu karşımıza çıkıyor. Sergiden elde edilecek gelirin bir kısmı bu platforma aktarılacak. “Bireysel hareketlerin kaideyi bozabileceğine inandığım için bazı çalışmalar yapmaya başladım.” diyen

18SORU MERVE KAYABAŞI

ÖĞRENCİ - BALIKESİR

Eren, insanların gruplaştırılmasının öngörüldüğünü düşünüyor.

Sistematik olaylar yalanlanıyor Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir kelime olan “münferit”, sistematik bir şekilde süren olaylarda yetkililerin sorumlu olduklarını reddetmekte kullandıkları bir kelim edir. Sergisine “Münferit” adını vermesinin nedenini de tam olarak buna bağlıyor sanatçı. “Bir olay olduğu zaman mesela, polis basının karşısına çıkıp bu olay münferittir. Ne yapabilirdik ki? Vah vah” şeklinde ağıt yakıyorlar. Esasen bu münferit değil, toplumsal bir olaydır” diyerek dikkatleri bu noktaya çekmek istiyor. “Bunu yaparken de geleneksel formların üzerine modern dekorlar uygulamaya çalıştım ki; insanların genellikle bu olaylarla ilgili algıladıkları şiddet, kan, negatif duygular. Ben pozitif duygulardan yola çıkarak insanların bir şekilde beğenilerini kazanıp bu olaylarda biraz görmezden geldikleri şeylerin altını çizmeye çalıştım” diye açıklıyor.

hizmet etmesini isteyen bir sanatçı. Bu nedenle de ilk başta seçtiği konunun bireysellik olduğunu söylüyor. İnsanların bireyselliği kötü bir şey olarak algıladıklarını söylüyor. “Bireysel davranma, topluma uy. Bana göre davran. Böyle davranırsan insanlar seni beğenmez. Ve egolarımızı pohpohlayarak güçlü olana yakın durmaya çalışması. Ama aslında bizi biz yapan şeyler bu egolarımızın bize önerdiği davranış modelleri değil. Bizi biz yapan şeyler yan yana durduğumuzda birbirimizden olan farklarımız ve farklı olaylarda benzer davranışlar içerisinde bulunmamamız. Bu yüzden böyle şeyler yapmaya çalışıyorum.”

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

Farklı pişirme teknikleri kullanıyor Çağdaş seramik sanatının en yalın ör-

Sadece kadınlarla olmaz Kadınlarla ilgili çalışmalara devam etmek istediğini dile getiren Toygan Eren,

Bir amacı olmalı Toygan Eren, yaptığı işlerin bir amaca kadın cinayetlerini Türkiye’de kanayan bir yara olarak görüyor. “Gelişmemiş bir ülke olmamızdan kaynaklı değil sadece hükümetimiz ve toplumumuzun ataerkil yapısından dolayı bu konunun düzeltilmesi için bir çaba gösterilmediğini” belirtirken, sanatçıların da bunun için bir şeylerin yapmak zorunda

1. En sevdiğiniz erdem? Dürüstlük. 2. Başlıca özelliğiniz? Eğlenceli olmak. 3. Mutluluk nedir? Sıcak bir ev. 4. Mutsuzluk nedir? Erken saatte ders. 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Küçük yalanlar. 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Bencillik. 7. En sevmediğiniz şey? Samimiyetsizlik. 8. En sevmediğiniz kişiler? Polisler. 9. En sevdiğiniz iş? Oyun oynamak. 10. En sevdiğiniz şair? Ümit Yaşar Oğuzcan. 11. En sevdiğiniz yazar? Elif Şafak. 12. Kahramanınız? Barney Stinson. 13. Kadın kahramanınız? Hürrem Sultan. 14. En sevdiğiniz çiçek? Lilyum. 15. En sevdiğiniz renk? Yeşil. 16. En sevdiğiniz yemek? Dolma. 17. En sevdiğiniz düstur? Vakit var daha. 18. En sevdiğiniz söz? İyi olan kazansın.

olduğunu, sadece kadınların bir şey yapmasının yeterli olmadığını söylüyor. “Erkeklerin de bir şekilde konuya dahil olup bir şeyler yapması gerekir. Ben de içimden geleni yapmaya çalıştım.” Platformun kanunları değiştirmek gibi hayalci olmayan çalışmalar yapmasının önemine dikkat çekiyor.

neklerinin görülebileceği “Münferit” sergisinden Toygan Eren, konularını kapalı ve kapanabilen formlarla ifade etmeyi tercih ediyor. Sanatçı bunu, formların taşıdıkları duyguların izleyicideki merakı tetiklemesi ve çevre dayatmalarından korunma hissini güçlendirmek amacıyla kullanıyor. Yarı açık olarak düzenlemeyi tercih ettiği mekik ve disk benzeri formların kalkana benzerliği ile buna bağlı olarak yarattıkları güvenlik hissi de diğer çalışmalarını oluşturma amacıyla paralellikler taşıyor. Eren, çalışmalarında Türkiye’de çok rastlanmayan farklı pişirme teknikleri kullanmasıyla dikkat çekiyor.

Kahraman Osmanlı “ahlaksız’’ Bizans’a karşı Tüm Dünya’da olduğu gi- rad öldükten sonra tahta geçmesi ve bi Türkiye’de de epik-savaş diğer tüm imparatorlukların alaycı filmlerinin ne kadar tavırlarıyla devam edisevildiği malum… yor film. Tabii FSM bu Özellikle ‘Cesuryürek’, alaylarla ilgilenmeyerek, ‘Gladyatör’, ‘Yüzüklerin Konstantinopoliyye’ye Efendisi’ gibi bu türün odaklanıyor ve fetih başarılı filmleri, genç sürecini başlatıyor. neslin en sevdikleri Senelerce uğraşıarasında… Bu sevlıp fethedilemeyen, giye bağlı olarak da, fethedilmesiyle bir FİLMİ OKUMAK genç nesil tarafından çağı değiştiren bu taTürkiye veya Osrihi olayın, stratejik Onur Toper manlı tarihini anlahamlelerden uzak, tan bir epik-savaş filmi filmin başından da anlabekleniyordu haliyle. ‘Fetih 1453’ün şıldığı gibi bu fethi sadece uhreviliğe bu talebi karşılamak için oluşturul- ya da yürekten gelen güçlü bir inanca duğu belli, ancak sadece talebi göze- bağlayan, ahlaka bağlayan bir şekilde terek çekilmiş, içerikten uzak, görsel anlatılması filmin ne kadar içerikefektlere yoğunlaşmış, klişe sahneler- ten uzak olduğunun bir göstergesi… le ilerleyen yüzeysel bir film olduğu İmparatorluklar arasındaki siyasi da ortada… hamlelerle hiç ilgilenilmemiş bile. Film Hz. Muhammed’in Öyle ki Bizans İmparatorluğu’nun “Konstantinapolis’i fetheden kuman- kaybetme sebebi tamamen ahlaksızdan ne güzel kumandan, fetheden lık, korkaklık, doğasında var olan askerleri ne güzel askerler” sözünü kötülük olarak gösteriliyor. Diğer alıntılayarak başlıyor ve Fatih Sultan tarafta da karşımızda dindar, duyMehmet’in gençlik yıllarına gidiyo- gusal, cesur ve net bir kahraman var ruz. FSM’in babası Sultan 2. Mu- tabi. Kahraman tanımında bir sıkıntı

Sergiye Gidelim La La La İnsan Adımları La La La İnsan Adımları, Hollanda’nın dünyaca tanınmış müzesi Boijmans Van Beuningen Müzesi koleksiyonundan bir seçki sunuyor. 1849 yılında Rotterdam’da kurulan müze XVI. Yüzyıldan bugüne resim sanatı, baskı ve çizimleri de kapsayan geniş bir koleksiyona sahip. Sergi, bugünün dünyasında insan ilişkilerine odaklanıyor. Sergi, 16 Şubat-6 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern’ de gösterilecek.

Sergiye Gidelim Eski Diyarbakır’da Kültürel Çeşitlilik Küratörlüğünü Birzamanlar Yayıncılık’tan Osman Köker’in yaptığı “Eski Diyarbakır’da Kültürel Çeşitlilik” başlıklı sergi, çoğunluğu 20. yüzyıl başına ait 200’den fazla fotoğraf aracılığıyla, Diyarbakır’ın kaybolan halklarının hikâyesini anlatıyor. Fotoğraflarda şehrin mimarisinin yanı sıra gündelik hayatından da görüntüler yer alıyor. Sergi, 10 Mart 2012’ye kadar Tophane’de olacak.

Konsere Gidelim Grup Yorum Konseri Yıllardır devrim türküleriyle adını onurlu bir şekilde tarihe kazımış olan Grup Yorum, 24 Şubat 2012, Cuma günü Yalova Belediyesi Raif Dinçkök Kültür Merkezi’nde saat 20:00’da bir konser verecek. Özellikle Biletix’in Grup Yorum’un konser biletlerini satmadığı geçen haftadan sonra, kalabalık bir Yalova konseri böyle adaletsizliklere karşı iyi bir cevap olacaktır.

Uçan süpürgeler sahiplerini buldu Bu yıl “Size baba diyebilirmiyim?“ temasıyla gerçekleşecek olan Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali ödüllerini alacak kadın oyuncular belli oldu. 2003’ten beri Türkiye sinemasının en üretken kadın yönetmenlerinden Bilge Olgaç’ın anısına verilen Başarı Ödülleri’ni bu yıl Füsun Demirel ve Serra Yılmaz alacak. Onur Ödülü ise Hale Soygazi’ye verilecek. Uçan Süpürge, 10 Mayıs gecesi Ankara’da Devlet Opera ve Balesi’nde yapılacak açılış töreninde sahiplerine sunulacak ödüllerin gerekçesini şöyle açıklıyor:

Füsun Demirel için “Dramlarda da komedilerde de en zor rollerin üstesinden geldi. Başarısı popülerliğinden değil çalışkanlığındandı. Tiyatro sahnesinden sinema perdesine uzanan oyunculuk yaşamında özgün rollerle yeteneğini taçlandırdı. Oyun çevirilerinden televizyon dizilerine dek birçok alana emek verdi. 15. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, tiyatro ve sinemanın en üretken oyuncularından Füsun Demirel’i ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne değer buldu.”

yok ancak tamamen duygusal hareket eden, fetih sırasında depresyona giren, savaş planını bile göremediğimiz bir kahraman değil kastımız. Filmin en itici olan kısmı da burası zaten… Ortada herhangi bir tarihi araştırma, belgelerle ilerleme gibi bir durum söz konusu değil, güçlü bir duygu sömürüsü söz konusu olan… Yani neresinden bakarsak bakalım elle tutulur yanı olmayan bir film var karşımızda.

Serra Yılmaz için “80’lerden bugüne beyazperdede unutulmaz karakterlere imza attı. Tiyatroyla başladığı kariyerini, sinemamızın en iyi örneklerinden pek çok filmde rol alarak sürdürdü. Oyunculuğun yanında çevirmenlik, televizyon programcılığı da yaptı, kültür ve sanat alanına birikimini taşıdı. 15. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, kendine has oyun gücüyle genç sanatçılara örnek olan Serra Yılmaz’ı ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne değer buldu.” Hale Soygazi için “Başkaldırıyı bir rozet gibi yakasında değil bir hücre gibi varoluşunda taşıyan kadınları ustalıkla canlandırdı. 1970’lerde başlayan sinema kariyerinde 50’ye yakın filmde rol aldı. Toplumsal olaylardan, ülke gerçeklerinden, dünya meselelerinden uzaklaşmadan da yıldız olunabileceğini kanıtladı. 15. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl sinemada 40. yılını kutlayan Hale Soygazi’yi ‘Onur Ödülü’ne değer buldu.” yarın KÜLTÜR


Yarin20