Issuu on Google+

AYLIK S‹YAS‹ GAZETE

Karkerên jin û mêr! Ji xeynî zencîrên we tifltekî we yê wendakirinê tune! Hûn dikanin cîhanekê nu wergirin! Kad›n ve erkek iflçiler! Zincirlerinizden baflka kaybedecek birfleyiniz yok! Kazanaca¤›n›z yeni bir dünya var!

Aral›k 2005/11 • F‹YATI 2 YTL KDV DAH‹L • ISSN 1302-692X95


içindekiler - editörden

Editörden... Değerli Okuyucu, Şemdinli olayı "derin devlet"in tüm Avrupa Birliği gürültüsüne rağmen devam ettiğini gösterdi. Kemalist iktidar ile dinci AKP hükümeti arasındaki tepişme kızıştıkça "karanlık" saldırıların boyutunda da artış görülüyor. Başyazımızı devletin suçüstü yakalandığı Şemdinli Olayı'na ayırdık. *** Bu sayımızın yaklaşık yarısı doğrudan işçi yazılarından oluşuyor. Yeni Dünya İçin Çağrı'da süreci değerlendiren güncel yorum yazılarının yanısıra gittikçe daha fazla işçi yazılarına yer veriyoruz. Okurlarımızdan bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelerini ve bize daha fazla güncel, somut işçi yazıları göndermelerini bekliyoruz. Bu konuda hiç bir okurumuz "ben yazı yazamam" gerekçesinin arkasına sığınmasın, istenirse oluyor, bu sayımız bunun örnekleri ile doludur. *** Migros'ta greve çıkılmasına ramak kala (bir önceki gecesi) TİS'in imzalanması, büyük tepkilere yol açtı ve yürüyen hararetli tartışmaların en olumlu yanlarından birisi, sendikal mücadelede iki temel anlayışın olduğu - anda egemen olan uzlaşmacı reformist anlayış ile ona karşı mücadele içinde olan sınıf mücadelecisi anlayış bunlar arasındaki mücadelenin hangi yöntemlerle yürütülmesi gerektiği üzerine de yoğun tartışılmış olmasıdır. Bu tartışma esas olarak sanal internet

İçindekiler ortamında yürütülmüştür ve ne yazık ki bu tartışmanın çok yararlı gördüğümüz belgelerini yer nedeniyle dergimizde yayınlayamıyoruz (İsteyen okurlarımız İnternet sitemiz üzerinden bu tartışmanın belgelerini takip edebilir). Fakat tüm okurlarımıza bu tartışmayı takip etmelerini tavsiye ediyoruz, bunlardan öğrenecek çok şey var.

GÜNDEM Kaza de­ğil, su­çüs­tü!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 3 Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu ra­po­run­dan…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4 YENİ İŞÇİ DÜNYASI MİGROS’ta sendika yönetiminin ayak oyunları . . . . . . . . . . . . . . 6 Tez-Koop-İş İstanbul 2 Nolu’da örgütlü mağdur işçiler Türk-İş’e seslendi

7

İşçi sınıfı içindeki şoven “Koç”­ başları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . 8 Bu sayımızda maalesef hem "İbretliklere" hem de "Karikatürlü"ye yer veremiyoruz. Tüm okurlarımızdan bu konuda özür dileriz. "Bulmaca" ise bu sayımızdan itibaren artık olmayacaktır. Bulmacayı severek okuyan okurlarımızın bizi bağışlamalarını istiyoruz. *** Bir yandan devlet dergimize astronomik para cezaları yağdırmaya devam ederek sesimizi susturmaya çalışırken, biz de boş durmuyoruz ve tüm hızımızla dergimizi okurlarımızın her türlü desteği ile güçlendirmeye çalışıyoruz. Egemenler şunu bilsinler ki işçilerin ve emekçilerin sesi Yeni Dünya İçin Çağrı'yı hiçbir güç susturamaz, boşuna uğraşıyorlar! *** Bu arada bu sayımız bu yılın son sayısı, bir dahaki sayımızla yeni yılda okurlarımızla tekrar buluşacağız. Okurlarımızı sürekli açık tuttuğumuz yeni mekanımızı daha sık ziyaret etmeye çağırıyoruz. Yeni Dünya İçin ÇAĞRI, 04 Aralık 2005

Ulus­la­ra­ra­sı sen­di­kal üst bir­lik UNI . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 10 Akdeniz Belediyesi’nde işçi ve çevre kıyımı!. . . . . . . . . . . . . . . 11 Eğitimcilerin büyük yürüyüşü…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 12 Eğitim’deki kadrolaşmaya karşı eylem! . . . . . . . . . . . . . . . . . 12 NEFA Tekstil Fabrikasında sendikalaşmak için örgütlenen işçiler işsiz bırakıldılar... . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13 NEFA Tekstil işçilerinden... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13 Direnen SCT Filtre işçisi kazandı!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14 Kotçular Sanayisinde bir grup işçi.... . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14 Özelleştirme Manzaraları!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15 İleri ve Birsinler Deri Fabrikalarındaki Direnişler Sürüyor!. . . . . . . . . 15 Mensa işçisi hakkını istiyor!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15 Çocuk işçilerin emeğinin sömürülmesi.... . . . . . . . . . . . . . . . 15 Sendikalaşan konut işçileriyle söyleşi… . . . . . . . . . . . . . . . . . 16 YENİ KADIN DÜNYASI “Şiddete Karşı Yürüyoruz”! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 17 Güney Kültür Merkezinde 25 Kasım Toplantısı.... . . . . . . . . . . . . 17 GÜNCEL “Devrimci ve demokratik yapılar arasında şiddete karşı çözüm deklarasyonu” üzerine 18 Sol-içi şiddet sürüyor! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18 Sol İçi Şiddete Karşı Platform Girişimi’ne eleştirilerimiz ve ayrılma gerekçelerimiz 19 PANORAMA FRANSA: Irk­çı­lık ka­pi­ta­liz­min yol arkadaşıdır, ırk­çı­lı­ğa kar­şı is­yan hak­lı­dır! 20 AZERBAYCAN: "Tu­run­cu dev­rim" bek­len­ti­si şim­di­lik tut­ma­dı . . . . . . . 23 ARJANTİN: “4. Ame­ri­ka Zir­ve­si” ya­pıl­dı…. . . . . . . . . . . . . . . . 24 HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN Maç ulu­sal, so­run ulus­la­ra­ra­sı…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 25 KLASİKLERİMİZDEN ÖĞRENELİM Le­nin’den gün­cel bir yo­rum . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 26

GELECEK YEN‹ EK‹MLERDE! YEN‹ EK‹MLER GELECEK! 

Faşist devletin devrimcileri hücrelerde tecridine karşı çık, hesap sor!


gündem

Kaza de­ğil, su­çüs­tü! “

Su­sur­luk” söz­cü­ğü, bir il­çe­nin adı ol­ma­sı­nın öte­sin­de fark­lı an­lam­lar ta­şı­yan bir özel­li­ğe sa­hip ol­du. Do­ kuz yıl ön­ce, 3 Ka­sım 1996’da bir ara­ba­ nın Su­sur­luk ya­kın­la­rın­da bir kam­yo­nun al­tı­na gir­me­si so­nu­cu “maf­ya-dev­let-aşi­ ret” iliş­ki­si göz­ler önü­ne se­ril­miş; “de­rin dev­let”in ka­ran­lık iliş­ki­ler zin­ci­ri­nin bir hal­ka­sı Su­sur­luk ka­za­sı ile kı­rıl­mış­tı. Su­sur­luk ka­za­sı son­ra­sın­da dev­le­tin sa­ hip­le­ri ağır­lık­lı ola­rak “bu işin üze­ri­ne gi­di­le­ce­ğin­den” dem vur­du­lar, “git­ti­ler de”… Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu ku­rul­du, bin­ler­ce say­fa tu­ta­rın­da ifa­de­ler alın­dı, yar­gı ça­lış­tı… So­nuç? Ola­yın bo­yut­la­rı ile kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da ko­ca bir hiç! Araş­ tır­ma­lar, yar­gı­la­ma­lar ola­yın ka­pa­tıl­ma­ sı­na hiz­met et­ti. Su­sur­luk ola­yı hu­ku­ki ola­rak esas­ta ka­pa­tıl­dı an­cak biz­zat ka­za­ nın ken­di­si kıs­men de ol­sa de­rin dev­le­tin ka­ran­lık iliş­ki­ler zin­ci­ri­nin gö­rül­me­si­ne hiz­met et­ti… Evet Su­sur­luk, de­rin dev­le­tin iliş­ki­le­ ri­ni açı­ğa çı­ka­ran bir ka­zay­dı… Su­sur­luk’tan do­kuz yıl son­ra Şem­din­ li’de bir pro­vo­kas­yon de­rin dev­le­tin yü­zü­ nün açık­ça gö­rül­me­si­ni sağ­la­dı. “De­rin dev­let” su­çüs­tü ya­ka­lan­dı…

ŞEM­DİN­Lİ PRO­VO­KAS­YO­NU… Su­sur­luk ka­za­sı­nın or­ta­ya çık­ma­sı ne “de­ rin dev­let” ya­pı­lan­ma­sı­nı de­ğiş­tir­di, ne de “hu­kuk dev­le­ti­ne ya­kış­ma­yan” iliş­ki­ le­rin çö­zül­me­si­ni sağ­la­dı. “De­rin dev­let” iş­le­ri­ni sür­dür­dü. Fa­il-i meç­hul­ler, pro­vo­ kas­yon­lar, kış­kırt­ma kam­pan­ya­la­rı… “ge­ rek­ti­ğin­de” uy­gu­la­ma­ya ko­nul­du. “De­rin dev­let” Su­sur­luk ka­za­sın­dan do­kuz yıl son­ra Şem­din­li’de baş­ka bir “ka­za”ya uğ­ra­ya­rak su­çüs­tü ya­ka­lan­dı! Olay 9 Ka­sım gü­nü Şem­din­li’de Umut Ki­ta­be­vi’ne bom­ba atıl­ma­sıy­la baş­la­dı. Olay­da bir ki­şi ya­şa­mı­nı yi­tir­di. Bom­ ba­cı Vey­sel Ateş bir oto­ya bi­nip kaç­ma­ya kal­kı­şır­ken çev­re­de top­la­nan halk ta­ ra­fın­dan ya­ka­lan­dı. An­cak PKK iti­raf­ çı­sı­nın bin­me­ye ça­lış­tı­ğı oto­da iki ki­şi da­ha var­dı: İki “gö­rev­li” ast­su­bay! Halk

ta­ra­fın­dan “su­çüs­tü” ya­ka­la­nan­lar olay ye­ri­ne ge­len “dev­let güç­le­ri­ne” tes­lim edil­di. İti­raf­çı Ateş gö­zal­tı­na alı­nır­ken oto­mo­bil­de bu­lu­nan iki “gö­rev­li” ast­su­ ba­yın jan­dar­ma­nın hi­ma­ye­sin­de “gü­ven­ lik­li bir ye­re” gö­tü­rül­dü­ğü bil­gi­si ba­sı­na yan­sı­dı. Araç­ta üç ka­leş­ni­kof tü­fek, 11 şar­jör, MKE ya­pı­mı iki el bom­ba­sı, kro­ki­ler, isim lis­te­le­ri ile jan­dar­ma­ya ait çe­şit­li araç ve ge­reç­ler bu­lun­du. Şem­din­li Sav­cı­sı’nın olay ye­rin­de ke­şif yap­ma­sı sı­ra­sın­da ka­la­ba­lı­ğın üze­ri­ne ateş açıl­dı. De­lil­le­rin araş­tı­rıl­ma­sı­nı ön­le­ mek için ya­pı­ldı­ğı var­sa­yı­lan sal­dı­rı­da iki ki­şi ya­şa­mı­nı yi­tir­di. Ateş açı­lan ara­cın bir uz­man ça­vu­şa ait ol­du­ğu be­lir­til­di. Şem­din­li pro­vo­kas­yo­nu­nun er­te­sin­de Şem­din­li hal­kı tep­ki­si­ni gös­ter­mek için so­ka­ğa çık­tı, es­naf ke­penk ka­pat­tı, halk ço­ cuk­la­rı­nı oku­la gön­der­me­me ka­ra­rı al­dı. Hak­ka­ri ve Yük­se­ko­va’da pro­tes­to gös­te­ ri­le­ri ya­pıl­dı. Yük­se­ko­va’da­ki gös­te­ri­ye 40 bin ka­dar in­san ka­tıl­dı. Açık­la­ma ya­pan kit­le yü­rü­yü­şe geç­mek is­te­di. Po­li­sin izin ver­me­me­si so­nu­cu ça­tış­ma çık­tı. İki pan­ zer dev­ril­di. Tep­ki­si­ni di­le ge­ti­ren hal­kın üze­ri­ne açı­lan ateş so­nu­cu üç ki­şi ya­şa­mı­nı yi­tir­di. Şem­din­li ola­yı­na tep­ki­ler baş­ka il ve il­çe­ler­de de sür­dü. Hak­ka­ri’de Şem­din­li ola­yı­nın üze­ri­ne gi­dil­me­si­ni ta­lep eden ka­ la­ba­lı­ğın üze­ri­ne po­lis pan­ze­rin­den açı­lan ateş so­nu­cu bir ki­şi da­ha ya­şa­mı­nı yi­tir­di. Yük­se­ko­va’da kat­le­di­len­le­rin ce­na­ze tö­re­ni ilk gös­te­ri­den çok da­ha bü­yük bir kit­le­sel ka­tı­lım­la ya­pıl­dı.

“İYİ ÇO­CUK­LAR” İŞ BA­ŞIN­DA… Şem­din­li ola­yı­nın araş­tı­rıl­ma­sı sı­ra­sın­da il­ginç şey­ler çık­tı, çı­kı­yor. Ya­ka­la­nan PKK iti­raf­çı­sı jan­dar­may­la ça­lış­tı­ğı­nı açık­la­dı. Ya­ka­la­nan ast­su­bay­lar “te­sa­dü­ fen” ora­da ol­duk­la­rı­nı id­dia et­ti­ler. Bu ast­su­bay­lar­dan Ali Ka­ya için Ka­ra Kuv­ vet­le­ri Ko­mu­ta­nı Or­ge­ne­ral Ya­şar Bü­yü­ ka­nıt “iyi ço­cuk” de­ğer­len­dir­me­si yap­tı. “İyi ço­cuk” Ali Ka­ya’nın ama si­ci­li­nin pek de iyi ol­ma­dı­ğı ba­sı­na yan­sı­dı: “Mut­

ki­li Ali” la­kap­lı Ali Ka­ya’nın bom­ba­la­ma, köy yak­ma, iş­ken­ce gi­bi bir­çok ola­yın fa­il­ le­rin­den bi­ri­si ol­du­ğu be­lir­til­di. Ama ne gam! Şem­din­li bom­ba­la­ma­sı­ nın he­men er­te­sin­de Şem­din­li hal­kı ta­ra­ fın­dan ya­ka­la­nan “gö­rev­li” “iyi ço­cuk” Ali Ka­ya ile di­ğer ast­su­bay jan­dar­ma­nın ko­ru­ma­sı al­tın­da, “gü­ven­li bir yer­de” tu­ tu­lu­yor… Sa­de­ce PKK iti­raf­çı­sı Vey­sel Ateş ile Tan­ju “Ça­vuş” tu­tuk­lan­dı. Olay­la­rın er­te­sin­de AKP hü­kü­me­ti ka­na­dı olay­la­rın so­nu­na ka­dar araş­tı­rı­ la­ca­ğı me­sa­jı­nı ver­di. Bu­nun için ne ya­ pıl­ma­sı ge­re­ki­yor­sa ya­pı­la­ca­ğı­nı, ola­yın ört­bas edil­me­si­ne fır­sat ve­ril­me­ye­ce­ği­ni, fa­il­le­rin ada­let önün­de he­sap ve­re­ce­ği­ni­ söy­lediler. Ge­nel­kur­may sus­kun­ca; Ka­ra Kuv­vet­ le­ri Ko­mu­ta­nı’nın, ya­ka­la­nıp ser­best bı­ ra­kı­lan­la­rın ken­di emir-ko­mu­ta zin­ci­ri al­tın­da olan “iyi ço­cuk­la­rı” ol­duk­la­rı­nı be­lirt­me ya­nın­da “de­rin dev­let”in su­ çüs­tü du­ru­mu­nu ört­bas et­mek is­ti­yor. Pro­vo­kas­yo­nu bir “ad­li va­ka” ola­rak gös­ ter­mek, bir-iki ki­şi­yi gös­ter­me­lik ola­rak “yar­gı­la­yıp” ger­çek suç­lu­la­rı ve olay­la­rın ar­dın­da­ki so­rum­lu­la­rı giz­le­mek is­ti­yor. Bu ara­da dev­let, çe­şit­li şe­hir­ler­de so­ ka­ğa çı­ka­rak ger­çek suç­lu­la­rın ya­ka­lan­ ma­sı­nı, ola­yın de­rin­li­ği­ne araş­tı­rıl­ma­ sı­nı is­te­yen on­bin­le­rin üze­ri­ne “gü­ven­ lik güç­le­riy­le” sal­dı­rı­yor. Yük­se­ko­va’da so­ka­ğa çı­kan ve tep­ki­si­ni di­le ge­ti­ren kit­le üze­ri­ne sa­vaş uçak­la­rı yap­tık­la­rı al­çak uçuş­lar­la dev­le­tin “gü­cü­nü gös­te­ri­ yor”! Ki­mi kö­şe ya­zar­la­rı ge­liş­me­ler kar­ şı­sın­da so­ka­ğa çı­ka­rak olay­la­rı pro­tes­to eden ve olay­la­rın de­rin­li­ği­ne araş­tı­rıl­ma­ sı­nı ta­lep eden­le­re “had­le­ri­ni bil­dir­me” çağ­rı­sın­da bu­lu­nu­yor­lar.

YA­NIT­LAR İK­Tİ­DAR DA­LA­ŞIN­DA GİZ­Lİ… Evet, böl­ge­de bir­şey­ler olu­yor… “İkin­ci Su­sur­luk” ola­rak ad­lan­dı­rı­la­bi­le­cek Şem­ din­li pro­vo­kas­yo­nu “de­rin dev­let”in “iş­ ba­şın­da” ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Pe­ki ne için? He­def ne, ne­ler ya­pıl­mak is­te­ni­yor? Tüm bu so­ru­la­rın ya­nı­tı bu­gü­nün Tür­

ki­ye’sin­de dev­le­tin üst ke­si­min­de yü­rü­yen ik­ti­dar da­la­şın­dan ba­ğım­sız ve­ri­le­mez. Evet, Tür­ki­ye’de bu­gün bir ik­ti­dar da­ la­şı yü­rü­yor… İk­ti­dar da­la­şı­nın bir ya­nın­da AKP hü­kü­me­ti var. AKP hü­kü­me­ti esas­ta li­ be­ral bü­yük bur­ju­va­zi­si­nin ta­lep­le­ri­nin sa­vu­nu­cu­su bir hü­kü­met. Li­be­ral bü­yük bur­ju­va­zi mev­cut dev­let ya­pı­sıy­la ve uy­ gu­la­nan sta­tü­ko­cu si­ya­set­le faz­la iler­le­ ye­me­ye­ce­ği­nin bi­lin­cin­de ve bu yüz­den Ke­ma­list sta­tü­ko­cu si­ya­set­ten uzak­laş­ ma­yı ta­lep edi­yor. Bur­ju­va­zi­nin bu ke­ si­mi ağır­lık­lı ola­rak Özal hü­kü­met­le­ri dö­ne­min­de baş­la­dı­ğı yer­le­şik sta­tü­ko­cu si­ya­set­ten uzak­laş­ma, ta­bu sa­yı­lan ko­ nu­la­ra do­kun­ma (ör­ne­ğin Kürt so­ru­nu­ nun var­lı­ğı­nı alt­tan ge­len ha­re­ke­tin de et­ki­siy­le ka­bul et­ti­ler) adım­la­rı­nı bu­gün AKP hü­kü­me­ti ile sür­dü­rü­yor. Li­be­ral bü­yük bur­ju­va­zi da­ha da ge­li­şip güç­len­ mek, dün­ya em­per­ya­list sis­te­miy­le da­ha faz­la bü­tün­leş­mek is­ti­yor. Bu­nun için Tür­ki­ye’nin AB’ye üye­li­ği­ için gö­rüş­me sü­re­ci­ni önem­li bir aşa­ma ola­rak de­ğer­ len­di­ri­yor. Üye­lik yö­nün­de adım­la­rın atıl­ma­sı sü­re­cin­de AB Tür­ki­ye bur­ju­va­zi­ si­nin önü­ne dev­let­te 82 yıl­lık ik­ti­dar te­ ke­li­ni elin­de bu­lun­du­ran bü­rok­rat bur­ju­ va­zi­nin sü­reç için­de tas­fi­ye­si­ni ön­gö­ren gö­rev­ler koy­du. Dev­le­tin kü­çül­tül­me­si ya­nın­da, Kürt so­ru­nu­nun ba­rış­çıl bir bi­ çim­de çö­zül­me­si, di­ğer ulu­sal ve din­sel azın­lık­la­ra hak­la­rın ta­nın­ma­sı gi­bi ta­lep­ ler de ödev­ler ara­sın­day­dı. Li­be­ral bü­yük bur­ju­va­zi bü­tün bu gö­rev­le­rin ye­ri­ne ge­ti­ ril­me­si ve ama­ca va­rıl­ma­sı ama­cıy­la ül­ke­ nin “de­mok­ra­tik­leş­ti­ril­me­si” te­me­lin­de adım atı­yor. Bur­ju­va çer­çe­ve­de de ol­sa “de­mok­ra­tik­leş­me” 82 yıl­lık Ke­ma­list fa­ şist re­ji­min sor­gu­lan­ma­sı­nı ve gi­de­rek çö­ zül­me­si­ni gün­de­me ge­ti­ri­yor. Bü­rok­rat dev­let bur­ju­va­zi­si­nin bu çö­ zül­me sü­re­ci­ne gir­me­si ik­ti­dar da­la­şı­nın di­ğer ya­nın­da­ki Ke­ma­list­le­ri, en baş­ta da or­du­yu ra­hat­sız edi­yor. Evet, ik­ti­dar da­la­şı­nın di­ğer ya­nın­da an­da ik­ti­da­rı elin­de bu­lun­du­ran Ke­




gündem ma­list dev­let bur­ju­va­zi­si var. Or­du bu ik­ti­da­rın te­mel gü­cü. Ke­ma­list dev­let bur­ju­va­zi­si ik­ti­da­rı­na göz di­ken li­be­ral bü­yük bur­ju­va­zi­nin des­tek ver­di­ği AKP hü­kü­me­ti­ni ala­şa­ğı et­mek is­ti­yor. Bu­nun için çe­şit­li yol ve yön­tem­ler­le hü­kü­me­ti sı­kış­tır­ma­ya, hal­kın hü­kü­me­te ver­di­ği des­te­ği or­ta­dan kal­dır­ma­ya, ken­di kit­le ta­ba­nı­nın güç­len­dir­me­ye ça­lı­şı­yor. Bu amaç­la di­ğer şey­le­rin ya­nın­da “de­ rin dev­let”in giz­li ka­pak­lı ope­ras­yon­la­rı, pro­vo­kas­yon­la­rı da dev­re­ye so­ku­lu­yor. Bu­gü­ne ka­dar son on­yıl­lar­da hü­kü­met­ le­rin yıp­ran­ma­sın­da önem­li bir rol oy­ na­yan PKK ön­der­li­ğin­de yü­rü­yen Kürt ulu­sal mü­ca­de­le­si­nin iv­me ka­zan­ma­sı, iç sa­va­şın ge­liş­me­si için bi­linç­li ve plan­lı bir kam­pan­ya sür­dü­rü­lü­yor. Bir yan­dan böl­ge­de Kürt yı­ğın­la­rı­nın des­te­ği­ni alan PKK yay­gın si­lah­lı mü­ca­de­le içi­ne çe­ kil­me­ye ça­lı­şı­lı­yor, Gü­ney Kür­dis­tan’a se­fer ha­zır­lık­la­rı ya­pı­lı­yor; di­ğer yan­ dan bu­nun kar­şı­sın­da ırk­çı­lık ve Türk şo­ve­niz­mi kö­rük­le­ni­yor. PKK’nin si­lah­lı ey­lem­le­ri yük­selt­me­si de­mek ay­nı za­ man­da as­ke­rin böl­ge­de et­kin­li­ği­ni ar­tır­ ma­sı da de­mek. PKK’nin si­lah­lı mü­ca­de­ le­yi yük­selt­me­si so­nu­cu hü­kü­me­tin “acz içi­ne düş­tü­ğü”, “yö­ne­te­me­di­ği” söy­le­mi ile hü­kü­me­tin yıp­ran­ma­sı, ye­ni­den sı­kı­ yö­ne­tim­le­r, ola­ğa­nüs­tü hal­ler dö­ne­mi­ne ge­çil­me­si; or­du­nun “anar­şi ve bö­lü­cü­

lü­ğe kar­şı kur­ta­rı­cı” ola­rak gös­te­ril­me­si he­def­len­mek­te­dir. He­def­le­nen Ke­ma­list ik­ti­da­rın ik­ti­dar te­ke­li­ni elin­de tut­ma­sı­ nın bir yo­lu ola­rak Türk ve Kürt halk­la­ rı­nın kar­şı kar­şı­ya ge­ti­ril­me­si­dir. He­def­ le­nen ça­tış­ma­la­rı kö­rük­le­mek, içi­ne gi­ ril­miş olan “de­mok­ra­tik­leş­me” sü­re­ci­ni dur­dur­mak, ge­ri çe­vir­mek­tir. He­sap­lar bu çer­çe­ve­de… Son dö­nem­

ler­de ya­pı­lan­lar bu plan­la­ra uy­gun ha­re­ ket edil­di­ği­nin en önem­li gös­ter­ge­le­ri. Mer­sin pro­vo­kas­yo­nu, Gem­lik’te Kürt­ le­re yö­ne­lik linç gi­ri­şi­mi, bom­ba­la­ma olay­la­rı­nda art­ış, fa­il-i meç­hul­le­rin tek­ rar baş­la­ma­sı, son ola­rak Şem­din­li’de­ki bom­ba­la­ma ola­yı… vb. vb. uy­gu­la­ma­nın

bo­yut­la­rı­nı gös­ter­mek­te­dir. Ke­ma­list ke­si­min bu he­sap­la­rı/uy­gu­la­ ma­la­rı kar­şı­sın­da AKP hü­kü­me­ti “de­mok­ ra­si­yi” sa­vu­nur gö­rün­mek­te­dir. An­cak on­la­rın sa­vun­du­ğu de­mok­ra­si ger­çek bir de­mok­ra­si ol­mak­tan hay­li uzak­tır. Her ne ka­dar AKP’nin sa­vun­du­ğu de­mok­ra­si “de­rin dev­let”in fa­şiz­mi­ne gö­re “iyi” ol­sa da uf­ku AB stan­dart­la­rın­da bir de­mok­ra­

si­den öte­ye geç­me­yen AKP’nin de­mok­ra­ si­si­nin de iş­çi­le­r, emek­çi­le­r açı­sın­dan is­te­ nen, öz­le­nen ger­çek de­mok­ra­si ol­ma­dı­ğı açık. Da­ha­sı AB de­mok­ra­si­si­nin de ne me­nem bir de­mok­ra­si ol­du­ğu son Fran­sa ey­lem­le­rin­de bir kez da­ha gö­rül­müş­tür. Irk­çı­lık te­me­lin­de dış­lan­mış genç­le­rin

hak­lı öf­ke­si­ne Fran­sız ha­kim sı­nıf­la­rı­ ola­ğa­nüs­tü hal ile, dev­let te­rö­rü ile, fa­şist ted­bir­ler­le ya­nıt ver­di­ler. AKP hü­kü­me­ti­ nin im­ren­di­ği Av­ru­pa de­mok­ra­si­si­nin sı­ nır­la­rı fa­şiz­me/fa­şist ted­bir­le­re ka­dar çok ko­lay uza­na­bi­li­yor… ÇÖ­ZÜM İŞ­Çİ­LE­RİN, EMEK­Çİ­LE­RİN HA­RE­KE­TİN­DE! Şem­din­li bom­ba­la­ma­sı Su­sur­luk’un ben­ ze­ri bir olay ola­rak Türk ha­kim sı­nıf­la­ rı­nın “de­rin dev­let”ini­n ha­ne­si­ne ya­zıl­ mış­tır. Su­sur­luk’ta “de­rin dev­let” bir ka­za yap­mış­tı, ay­nı dev­let Şem­din­li’de su­çüs­tü ya­ka­lan­mış­tır! Şem­din­li ola­yı açık bir pro­vo­kas­yon­dur, dev­le­tin ör­tü­lü ope­ras­yon­la­rın­dan bi­ri­si­dir, dev­le­tin “iyi ço­cuk­la­rı­nın” “kö­tü” bir ey­le­mi­dir. Bom­ba atan­la­rın kaç­ma­ya ça­lış­tı­ğı oto­ mo­bil­de ele ge­çen plan, lis­te ve kro­ki­ler­ den an­la­şıl­dı­ğı üze­re “de­rin dev­let”in sal­ dı­rı­la­rı/ör­tü­lü ope­ras­yon­la­rı sü­re­cek gi­bi gö­rün­mek­te­dir. Bir­çok ey­lem plan­lan­mış­ tır. Umut Ki­ta­be­vi’nin bom­ba­lan­ma­sı zin­ cir­le­me sal­dı­rı­la­rın bir hal­ka­sı­dır. Ha­kim sı­nıf­la­rın he­men her ke­si­min­ den ge­len “olay­la­rın üze­ri­ne gi­dil­me­si ge­rek­ti­ği” yön­lü açık­la­ma­la­ra rağ­men he­men her ör­tü­lü ope­ras­yon­da/pro­vo­ kas­yon­da ol­du­ğu gi­bi ola­yın üze­ri ör­tü­le­ cek­tir, ör­tül­mek is­te­ne­cek­tir. Söz­de araş­ tır­ma­lar­la, yar­gı­la­ma­lar­la ki­mi ma­şa­lar

Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu ra­po­run­dan… Aşa­ğı­da Şem­din­li olay­la­rı­nı araş­tır­mak ama­cıy­la in­san hak­la­rı der­nek­le­ri­nin, ki­mi sen­di­ka­la­rın ve si­vil top­lum ör­güt­le­ri­nin oluş­tur­du­ğu ko­mis­yo­nun ha­zır­la­ dı­ğı ra­po­run son bö­lü­mü­nü ya­yın­lı­yo­ruz… — Ye­ni Dün­ya İçin ÇAĞRI—

“… HE­YE­Tİ­Mİ­ZİN YAP­MIŞ OL­DU­ĞU TESPİTLER: He­ye­ti­miz yap­mış bu­lun­du­ğu ay­rın­tı­lı araş­tır­ma ve in­ce­le­me so­nu­cun­da aşa­ğı­da be­lir­ti­len tespitlere ulaş­ mış­tır. Şem­din­li’de 9 ka­sım gü­nü mey­da­na ge­len olay­lar­da; 3 ay­rı olay­da ölüm ve ya­ra­lan­ma mey­da­na gel­miş­tir. İl­kin; pa­saj için­de­ki ki­ta­be­vi­ne ya­pı­lan bom­ba­lı sal­ dı­rı ola­yın­da bir ki­şi öl­müş, bir ki­şi de ya­ra­lan­mış­tır. İkin­ci ola­rak; Araç­ta ya­ka­la­nan şa­hıs­la­rın em­ni­ye­te gö­tü­rül­me­si son­ra­sı em­ni­yet önün­de top­la­nan hal­kın üze­ri­ne ateş açıl­ma­sı so­nu­cu iki ki­şi ya­ra­lan­mış­tır. Üçün­cü ola­rak; sav­cı ta­ra­fın­dan ya­pı­lan olay ye­ri in­ce­ le­me­si es­na­sın­da hız­la hal­kın üze­ri­ne ara­cı­nı sü­ren ve Tan­ju ÇA­VUŞ isim­li uz­man ça­vuş ol­du­ğu id­dia edi­len ki­şi­nin si­lah­lı sal­dı­rı­sı so­nu­cu 4 ki­şi ya­ra­lan­mış, bir ki­şi de öl­müş­tür. Sav­cı­nın be­ya­nı­na gö­re; 30.AK.933 pla­ka­lı araç Jan­dar­ma ta­ra­fın­dan kul­la­nı­lan bir araç olup bu araç­ta bu­lu­nan ve şüp­he­li ko­nu­mun­da olan üç ki­şi ise JİT gö­rev­li­si­dir. Son­ra­dan hal­kın üze­ri­ne ateş açan şah­sın kim ol­ du­ğu halk ta­ra­fın­dan is­men, ev ad­re­si ve res­mi ün­ va­nı ile bir­lik­te bi­lin­me­si­ne rağ­men sav­cı bu ki­şi­nin



kim­li­ği­ni bil­me­di­ği­ni be­yan et­miş­tir. An­cak sav­cı­nın bu ko­nu­da­ki çe­liş­ki­li be­yan­la­rı he­ye­tin dik­ka­tin­den kaç­ma­mış­tır. Her iki ola­yın hiç­bir şüp­he­li­si­nin ifa­de­si­ni sav­cı ala­ ma­mış­tır. Şem­din­li hal­kı olay­lar aka­bin­de gü­ven­lik güç­le­ ri­nin sa­nık­la­rı ser­best bı­rak­ma­sı ve ya­ka­la­ma­ma­sı üze­ri­ne ka­mu oto­ri­te­si­ne olan gü­ve­ni­ni yi­tir­miş olup in­fi­al ha­lin­de­dir.

AY­DIN­LA­TIL­MA­SI GE­RE­KEN HU­SUS­LAR: « Araç­ta ya­ka­la­nan ve JİT gö­rev­li­si ol­du­ğu id­dia edi­len bu ki­şi­ler ken­di ira­de­le­riy­le mi Şem­din­li’ye git­ miş­ler­dir? Araç ve jan­dar­ma per­so­ne­li han­gi amaç­la Şem­din­li’ye gön­de­ril­miş­tir? Kaç ki­şi gö­rev­len­di­ril­miş­ tir? Gö­rev­len­dir­me­yi kim yap­mış­tır? Bir ör­ne­ği de tes­bit­te ha­zır bu­lu­nan bir avu­ka­ta ve­ ri­len ‘araç tes­bit tu­ta­na­ğı’na ge­çi­ril­di­ği gi­bi ba­gaj­da sal­dı­rı dü­zen­le­nen iş­ye­ri­nin kro­ki­si han­gi amaç­la bu JİT gö­rev­li­le­ri ta­ra­fın­dan kul­la­nıl­mış­tır? « Ay­nı şe­kil­de Se­fe­ri YIL­MAZ’ın yarg­lan­dı­ğı es­ki dos­ya­sı ile fo­toğ­raf­la­rı­nın araç ba­ga­jın­da bu­lun­ma­sı­ nın se­be­bi ne­dir? Ma­dem ki bu üç şa­hıs sa­de­ce ora­ dan ge­çi­yor idiy­se­ler ne­den araç­la­rın­da bom­ba­la­nan iş­ye­ri­nin kro­ki­si­ni, Se­fe­ri YIL­MAZ’ın ön­den ar­ka­dan ve yan­dan çe­kil­miş fo­toğ­raf­la­rı­nı ve es­ki dos­ya­sı­nı ta­ şı­yor­lar­dı? « De­lil ka­rart­ma ih­ti­ma­li kuv­vet­le muh­te­mel bu­lun­ ma­sı­na rağ­men sav­cı ne­den şüp­he­li­le­ri der­hal din­le­

me­miş­tir? Sav­cı­nın bu şüp­he­li­le­ri der­dest et­me­si­ne en­gel ne­den­ler var mı­dır? As­ke­ri güç­le­rin sav­cı­ya şüp­ he­li­le­ri tes­lim et­me­di­ği id­di­ala­rı doğ­ru mu­dur? « İs­mi biz­de sak­lı olan şah­sa da­ya­na­rak al­mış ol­du­ ğu­muz bil­gi­le­re gö­re; sav­cı ta­ra­fın­dan tu­tu­lan Araç Ara­ma Tespit Tu­ta­na­ğı’nda yer alan, bay­ram­dan bir gün ön­ce mey­da­na ge­len ve 67 iş­ye­ri­nin tah­ri­bi ile çok sa­yı­da ki­şi­nin ya­ra­lan­ma­sı­na yol açan bom­ba­lı ey­le­min ya­pıl­dı­ğı ye­rin kro­ki­si ile son bom­ba­la­ma ola­yı­nın ger­çek­leş­ti­ği iş­ye­ri­nin kro­ki­si­nin ay­nı araç­ta yer al­ma­sı ta­ma­men bir te­sa­düf ese­ri mi­dir? Bu­nun iza­hı ne­dir? « Araç­ta ya­ka­la­nan iki ki­şi ile son­ra­dan hal­kın üze­ ri­ne ateş aç­tı­ğı id­dia edi­len ki­şi ne­den he­nüz göz al­ tı­na alın­ma­mış­tır? Olay­lar ne­de­niy­le ne­re­dey­se tüm gü­ven­lik güç­le­ri ve sav­cı olay ye­rin­de iken ne­den ateş eden bu ki­şi der­hal ya­ka­lan­ma­mış, ta­kip edil­me­miş kim ol­du­ğu bu­gü­ne ka­dar tespit edil­me­miş ve­ya sav­ cı­ya bil­di­ril­me­miş­tir? « Bay­ram­dan bir gün ön­ce mey­da­na ge­len çok şid­ det­li pat­la­ma­yı da mı ay­nı ki­şi ya da ki­şi­ler ger­çek­leş­ tir­miş­tir? Bu­nun ya­nın­da uzun sü­re­den be­ri mey­da­na ge­len ben­zer pat­la­ma­lar­da mı ay­nı ki­şi ya da ki­şi­ler­ce ger­çek­leş­ti­ril­miş­tir? « Bom­ba­yı at­tı­ğı id­dia edi­len ki­şi­nin kay­ma­kam ta­ra­fın­dan Hak­ka­ri ili nü­fu­su­na ka­yıt­lı bir şa­hıs ol­ du­ğu id­dia edil­miş­tir. Bu şah­sın ay­rı­ca iti­raf­çı ol­du­ğu yö­nün­de ba­sın­da ha­ber­ler yer al­mış­tır. Bu hu­sus doğ­ru mu­dur? Doğ­ruy­sa bu şa­hıs böy­le iş­ler için kul­


gündem kur­ban edi­le­cek, ola­yın ger­çek so­rum­lu­ la­rı, ola­yın ger­çek ama­cı göz­ler­den giz­ len­me­ye ça­lı­şı­la­cak­tır. Pe­ki ya­pıl­ma­sı ge­re­ken ne? “De­rin dev­ let”in su­çüs­tü ya­ka­lan­ma­sı ve ola­sı ye­ni pro­ vo­kas­yon­la­rı kar­şı­sın­da ne yap­mak ge­rek­li? Ya­pıl­ma­sı ge­re­ken en te­mel şey bu tür sal­dı­rı­la­rın ki­me, ne­ye hiz­met et­ti­ği­nin bi­lin­me­si­dir. Sal­dı­rı­lar ik­ti­dar da­la­şı­nın bir ürü­nü­dür ve bu te­mel et­ra­fın­da bur­ ju­va­zi­nin bir ke­si­mi Kürt si­ya­sal ha­re­ke­ ti­ni –çok yön­lü bir bi­çim­de– kul­lan­mak is­te­mek­te; Kürt ve Türk halk­la­rı­nı kar­şı kar­şı­ya ge­tir­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Bu­na kar­şı Türk ve Kürt iş­çi­le­ri ve emek­çi­le­ ri­ne dü­şen gö­rev oy­na­nan oyu­nu bo­şa çı­kar­mak; halk­la­rı bir­bi­ri­ne dü­şür­me­ye ça­lı­şan­la­ra kar­şı mü­ca­de­le et­mek­tir. Bu tür bir mü­ca­de­le­de ama dik­kat edil­me­si ge­re­ken bir yan var­dır: “De­rin dev­let”in sal­dı­rı­la­rı kar­şı­sın­da onun ik­ ti­da­rı­na göz di­ken bur­ju­va­zi­nin li­be­ral ke­si­mi de si­ya­si has­mı­nı teş­hir et­mek için bu tür ey­lem­le­re kar­şı çı­kar gö­rün­ mek­te­dir. On­lar ken­di­le­ri­ni “de­mok­ra­si sa­vu­nu­cu­su” gö­rüp gös­ter­mek­te, kit­le­ le­ri si­ya­si ha­sım­la­rı­na kar­şı ken­di saf­ la­rın­da top­lan­ma­ya ça­ğır­mak­ta­dır­lar. Ger­çek­te iş iş­çi­le­re, emek­çi­le­re sal­dı­rı­ya gel­di­ğin­de an­da­ki dev­let ik­ti­da­rın­dan pek de fark­lı dav­ran­ma­ya­cak olan AKP hü­kü­me­ti şah­sın­da bur­ju­va­zi­nin bu ke­

si­mi­nin pe­şi­ne ta­kıl­mak ger­çek de­mok­ ra­si ve öz­gür­lük is­te­yen­le­rin işi de­ğil­dir, ol­ma­ma­lı­dır. Bur­ju­va­zi­nin bir ke­si­mi­ne kar­şı di­ğer ke­si­min kuy­ru­ğu­na ta­kıl­mak ve on­lar­dan olay­la­rın izi­ni so­nu­na ka­ dar sür­me­le­ri­ni bek­le­mek ha­yal­ci­lik­tir. Çün­kü dev­let on­la­rın da dev­le­ti­dir ve on­lar ken­di ara­la­rın­da­ki da­la­şa rağ­men dev­le­tin yıp­ran­ma­sı­nı uzun va­de­li çı­kar­

me­yen, Kürt ve Türk emek­çi­le­ri­ni kar­şı kar­şı­ya ge­tir­me­yen ey­lem­le­re ağır­lık ver­ mek­tir. Şem­din­li ve Yük­se­ko­va hal­kı ya­pıl­ ma­sı ge­re­ke­ni pra­tik­te gös­ter­miş­tir. Her iki il­çe­de de halk kor­ku sı­nı­rı­nı aş­mış, dev­le­tin si­vil-res­mi güç­le­ri­nin, on­la­rın sal­dı­rı­la­rı­nın kar­şı­sı­na kit­le­sel ey­le­miy­le çık­mış­tir.

la­rı açı­sın­dan is­te­mez­ler. İş­çi­ler, emek­çi­ler ken­di güç­le­ri­ne gü­ ven­me­li­dir­ler! Bu­gün ya­pıl­ma­sı ge­re­ken, bu­gün­kü or­tam­da ve an­da­ki güç­ler iliş­ki­si için­de sa­vaş or­ta­mı­nı de­rin­leş­tir­me ça­ba­la­rı­na kar­şı çık­mak, si­lah­lı ça­tış­ma­la­rı kö­rük­le­

Şem­din­li ve Yük­se­ko­va’da ya­pı­lan kit­ le­sel ey­lem­ler bir kez da­ha iş­çi­ler, emek­ çi­ler ha­re­ke­te ge­çti­ğin­de, kor­ku­ du­va­rı­nı aş­tı­ğın­da güç­lü gö­rü­ne­nin as­lın­da güç­ süz ol­du­ğu­nu, ger­çek gü­cün bir­leş­miş, ör­güt­len­miş hal­kın gü­cü ol­du­ğu­nu gös­ ter­miş­tir.

la­nıl­mak­ta mı­dır? Bun­dan ön­ce baş­ka­ca ey­lem­ler­de de kul­la­nıl­mış mı­dır? « Gör­gü ta­nık­la­rı­nın he­men ta­ma­mı­nın ben­zer an­la­tım­la­rın­da geç­ti­ği üze­re pat­la­ma­nın ar­dın­dan halk­tan in­san­lar pat­la­ma­nın ol­du­ğu ye­re yö­ne­lir­ken ka­mu gö­rev­li­si olan bu ki­şi­ler ne­den olay ye­rin­den uzak­laş­ma­ya ça­lış­mış­lar­dır? Bu ve ben­ze­ri olay­lar kar­şı­sın­da ka­mu gö­rev­li­sin­den bek­le­nen tu­tum bu mu­dur? Hal­kın ya­ka­la­yıp po­li­se tes­lim et­ti­ği bu üç ki­şi­den iki­si na­sıl ve ne şe­kil­de po­li­sin elin­den kur­tul­muş­tur? Bu ki­şi­le­rin JİT ele­ma­nı ol­ma­sı po­li­sin on­la­rı ser­best bı­rak­ma­sı­nı bir şe­kil­de et­ki­le­miş mi­dir? Po­li­sin bu ki­ şi­le­ri sav­cı­ya gö­tür­me­den ser­best bı­rak­ma yet­ki­si var mı­dır? Yok­sa bu yet­ki­yi sav­cı­dan mı al­mış­tır? « Araç ba­ga­jın­da bu­lu­nan el bom­ba­la­rı ve uzun nam­lu­lu si­lah­lar JİT en­van­te­rin­de ka­yıt­lı mı­dır? Bu ki­şi­le­re tes­lim edil­di­ği zim­met def­ter­le­rin­de ka­yıt­lı mı­dır?

KA­NA­AT: He­ye­ti­miz yap­mış bu­lun­du­ğu in­ce­le­me, araş­tır­ma ve et­raf­lı gö­rüş­me­ler so­nu­cun­da aşa­ğı­da­ki ka­na­at­le­re ulaş­mış­tır : Şem­din­li il­çe­sin­de 9 Ka­sım 2005 gü­nü mey­da­na ge­len pat­la­ma son­ra­sı JİT gö­rev­li­le­ri­nin olay ye­ri­ne git­me­le­ri ge­re­kir­ken olay ye­rin­den kaç­ma­ya ça­lış­ma­ la­rı, gör­gü ta­nık­la­rı Se­fe­ri YIL­MAZ, Mu­har­rem TE­ KİN, Zey­dan ÖZEL ve Ta­hir ER­BAŞ’ın bir­bi­ri­ni ta­ mam­la­yan be­yan­la­rı, araç ba­ga­jın­da el bom­ba­sı, bol mik­tar­da mer­mi ve üç adet ka­leş­ni­kof bu­lun­ma­sı, şüp­he­li­ler­den bi­ri­nin po­lis ile bir­lik­te git­mek ye­ri­ne kaç­ma­yı ter­cih et­me­si, iş­ye­ri­ne sal­dı­rı dü­zen­le­nen ki­

şi­nin PKK üye­li­ğin­den ha­pis yat­mış bi­ri ol­ma­sı, sav­cı ta­ra­fın­dan tu­tu­lan araç tespit tu­ta­na­ğı­na ge­çi­ril­di­ği gi­bi ba­gaj­da Se­fe­ri YIL­MAZ’ın iş­ye­ri­nin kro­ki­si­nin bu­lun­ma­sı bü­tün şüp­he­le­ri bu üç gö­rev­li üze­rin­de yo­ ğun­laş­tır­mak­ta­dır. Araç Tes­bit tu­ta­na­ğı­na da ge­çi­ril­di­ği gi­bi; araç­ta bay­ram­dan bir gün ön­ce mey­da­na ge­len ve 67 iş­ye­ ri­nin ta­ma­men tah­rip ol­ma­sı ve çok sa­yı­da ki­şi­nin ya­ra­lan­ma­sı ile so­nuç­la­nan bom­ba­la­ma ey­le­mi­nin ger­çek­leş­ti­ği ye­rin kro­ki­si­nin de çık­ma­sı bu ey­le­min de ay­nı ki­şi ya da ki­şi­ler ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ril­di­ği yö­nün­de cid­di an­lam­da kuş­ku ya­rat­mış bu­lun­mak­ta­ dır. Bu olay dev­let için­de hu­kuk dı­şı ha­re­ket eden bir gru­bun ha­len ak­tif ol­du­ğu ka­na­ati­ni do­ğur­muş­tur. JİT gö­rev­li­le­ri bu tür fa­ali­yet­le­rin­de da­ha ön­ce su­ça ka­rış­mış iti­raf­çı ta­bir edi­len şa­hıs­la­rı ha­len kul­lan­ mak­ta­dır­lar.

SO­NUÇ: He­ye­ti­miz si­vil­le­re ya­pı­lan sal­dı­rı so­nu­cu mey­da­na ge­len olay­lar­da ya­şam hak­kı’nın ih­lal edil­di­ği, vü­cut bü­tün­lü­ğü­ne sal­dı­rı­la­rın ol­du­ğu, mül­ki­yet hak­kı­nın za­rar gör­dü­ğü so­nu­cu­na var­mış­tır. Şem­din­li hal­kı olay­lar aka­bin­de gü­ven­lik güç­le­ ri­nin sa­nık­la­rı ser­best bı­rak­ma­sı ve ya­ka­la­ma­ma­sı üze­ri­ne ka­mu oto­ri­te­si­ne olan gü­ve­ni­ni yi­tir­miş olup in­fi­al ha­lin­de­dir. Bu­nun gi­de­ri­mi ve gü­ve­nin ye­ni­den te­si­si için müm­kün olan me­ka­niz­ma­lar ive­di­lik­le ha­ re­ke­te ge­çi­ril­me­li­dir. Bu se­bep­le he­ye­ti­miz ra­po­run so­nuç kıs­mın­da iki önem­li çağ­rı yap­ma­yı uy­gun bul­muş­tur: Bu ola­yı araş­tır­mak­la il­gi­li ola­rak TBMM ta­ra­fın­

Gö­rev, de­rin dev­le­te ve onun pro­vo­kas­ yon­la­rı­na kar­şı so­ka­ğa çık­mak; dev­le­tin te­rö­rü­ne kar­şı öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lık ta­le­bi­ni ve mü­ca­de­le­si­ni yük­selt­mek­tir! İşçi arkadaş! Şem­din­li pro­vo­kas­yo­nu gi­bi dev­let te­rö­rü­ne kar­şı çık­mak, halk­ la­rın bir­bir­le­ri­ne dü­şü­rül­me­le­ri­nin kar­ şı­sın­da dur­mak… en az üc­ret ar­tı­şı, özel­ leş­tir­me, iş gü­ven­ce­si vb. vb. so­run­lar ka­dar se­nin so­ru­nun­dur. İş gü­ven­cen de ol­sa, çok iyi bir üc­re­tin de ol­sa pro­vo­kas­ yon­lar­la se­ni sı­nıf kar­de­şi­ne kar­şı kış­kır­ tan bir dev­le­tin ida­re­sin­de ya­şı­yor­sun… Halk­la­rı bir­bi­ri­ne kış­kır­tan, böy­le­ce ik­ti­dar öm­rü­nü uzat­mak is­te­yen bir dev­ let bu dev­let! Öz­gür­lük­le­ri çiğ­ne­yen bir dev­let hü­küm sü­ren dev­let! Ba­ğım­sız­lık is­te­ği­ni on­yıl­lar­dır bas­kıy­la, te­rör­le ezen bir dev­let bu! Bü­tün bun­la­ra kar­şı çık­mak iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin en te­mel gö­rev­le­rin­den bi­ri­ si­dir. Unut­ma­mak ge­re­kir ki, halk­la­rın kar­deş­li­ği an­cak ve an­cak hem “de­rin dev­let”e, hem de on­la­rın ik­ti­da­rı­na göz ko­yan söz­de “de­mok­ra­si” sa­vu­nu­cu­la­rı­ nın hü­küm­ran­lı­ğı­na son ve­ri­le­rek ka­za­ nı­la­bi­lir. Ve halk­la­rın kar­deş­li­ği, ba­ğım­sız­lık ve öz­gür­lük er ya da geç dev­rim­le ka­za­nı­la­ cak­tır! 20 Ka­sım 200 5 ✓

dan der­hal bir Mec­lis Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu oluş­tu­ rul­ma­lı­dır. Ak­si tak­tir­de ola­yın ni­te­li­ği iti­ba­riy­le de­ lil­le­rin ka­rar­tıl­ma­sı ih­ti­ma­li ol­duk­ça yük­sek gö­rün­ mek­te­dir. Şem­din­li C. Baş­sav­cı­sı­nın tek ba­şı­na bu ola­yın üs­ te­sin­den ge­le­me­ye­ce­ği ka­na­ati ha­sıl ol­du­ğun­dan Ada­ let Ba­kan­lı­ğı­nın bu olay­la il­gi­li ay­rı bir sav­cı gö­rev­len­ dir­me­si öne­ri­lir. Baş­ba­kan, Ada­let Ba­ka­nı, İçiş­le­ri Ba­ka­nı ve Ge­nel Kur­may Baş­ka­nı’nın ola­yın cid­di şe­kil­de araş­tı­rı­la­ ca­ğı yön­lü ka­mu­oyu­nu tat­min edi­ci açık­la­ma­lar yap­ ma­sı ge­rek­mek­te­dir.

— İHD Ge­nel Yö­ne­tim Ku­ru­lu Üye­si Av. Ab­dul­va­ hap ER­TAN, — MAZ­LUM­DER Ge­nel Yö­ne­tim Ku­ru­lu Üye­si ve Van Şu­be Baş­ka­nı Av. Ab­dul­ba­sit BİL­Dİ­Rİ­Cİ, — İN­SAN-DER Baş­ka­nı M. Ya­sin HAS­KAN­LI, — Çağ­daş Hu­kuk­çu­lar Der­ne­ği Van Şu­be Baş­ka­nı Av. Mu­rat Tİ­MUR, — Hak­ka­ri Es­naf ve Sa­nat­kar­lar Oda­la­rı Bir­li­ği Baş­ ka­nı Arif KO­PA­RAN, — İHD Van Şu­be Baş­ka­nı Av. Cü­neyt CAN, — MAZ­LUM­DER Van Şu­be­si Baş­kan Yar­dım­cı­sı Abi­din EN­GİN, — İHD Hak­ka­ri Şu­be Baş­ka­nı Ne­ci­be GÜ­NEŞ, — KESK Şu­be­ler Plat­for­mu adı­na SES Şu­be Baş­ ka­nı Ah­met EDİ, — ME­MUR-SEN Hak­ka­ri İl Baş­ka­nı Ab­dul­ceb­bar YA­KAR ve — Hak­ka­ri ÖV­DER Baş­ka­nı Übey­dul­lah DÜN­ DAN” ✓




yeni işçi dünyası

MİGROS’ta sendika

M



yönetiminin ayak oyunları

igros’ta resmi toplu sözleşme süreci bitirildi. Sendika Genel Merkezi Migros pat­ ronu ile anlaşarak toplu sözleşmeyi imzaladı. İmzalanan toplu sözleşmenin işçi­ lere ne getirip getirmediğinden daha çok tartışılan sorun ve nokta, Migros marketlerinde yetkili Tez-Koop-İş Sendikasının toplu sözleşme süresince ortaya koyduğu tavır ve siyaset oldu. Tez-Koop-İş Genel Merkezi, Migros patronu ile toplu sözleşme görüşmeleri­ nin başladığı andan itibaren üyelerinin taleplerini ve Genel Merkez’in tabanın haklı isteklerinin daha gerisinde olan patrona sunduğu talepleri kabul ettir­ mek için bir mücadele çizgisi izlemedi. Tersine, daha toplu sözleşme görüşme­ lerinin başında, Migros patronunun uzlaşmaz tavrı görülmesine, üstüne üstlük patronun “performans primi” gibi yeni dayatmalarla görüşme ma­ sasına oturduğu bilinmesine rağmen, Migros patronunun “sağduyusuna” güvenerek hareket edildi. Tez-Koopİş Genel Başkanı Sadık Özben’in “28 Ekim’de Migros T.A.Ş İşyerinde Greve Çıkıyoruz” tarihli basın açıklamasında çok açık ortaya konduğu gibi, “... buna rağmen Migros işvereni uzlaşmaz tav­ rını sürdürdü.” Bu gerçeği kendisi bile tespit etme­ sine rağmen Tez-Koop-İş yönetimi üye­ lerini harekete geçirerek, yasal hakkı olan ve işçilerin önemli bir kesimi ta­ rafından da aktif olarak talep edilen grev silahını kullanarak, sendikanın taleplerini mücadele ederek kabul et­ tirme yoluna girmedi. Patronun uzlaş­ maz tavrı sonucunda mecbur kalarak 16 Eylül 2005 tarihinde ilan ettiği grev kararını bile savunmayan tavrında ıs­ rar etti. Bu anlayış grev kararının du­ yurulduğu basın açıklamasında, ”Oysa biz Tez-Koop-İş Sendikası Yönetimi olarak uzun yıllar örgütlü olduğumuz Migros işyerlerinde çalışma barışını ve huzurunu savunduk. Verimliliği hiçbir zaman gözardı etmedik. Tüm üyelerimizi, sendikaları ve duyarlı vatandaşlarımızı örgütlü olduğumuz marketlerden alışveriş yapmaya yön­ lendirdik. Yaşanan tüm sorunları aile içi sorunlar olarak algıladık ve dışarıya yansıtmamaya çalıştık. Görüşmelerin tıkandığı ve gerildiği zamanlarda bile her zaman sorunların masa başında çözülmesi için gayret gösterdik.” diye ortaya kondu. Tez-Koop-İş yönetiminin toplu söz­ leşme görüşmelerinde tüm tavrına, at­ tığı adımlara yön veren anlayış işte bu temel anlayış olmuştur. O, işçiyi sömüren, en ağır şartlarda çalışmaya mahkum eden, Tez-Koopİş yönetiminin kendisinin aynı basın açıklamasında itiraf ettiği gibi, 10 yıl­

dan fazla çalışan full-time bir işçinin “açlık sınırında” bir ücrete mahkum edildiği, part-time işçilerin “hiçbir sosyal hakkının” bulunmadığı sömürü ortamını “aile içi” sorunların bulun­ duğu bir durum olarak görmekte, bu “aile” içinde sendikanın görevini var olan ağır sömürü sistemini, “çalışma barışını ve huzurunu savunma” diye kavramakta ve hatta patrona daha büyük karlar aktarmanın ifadesi olan “verimliliği” hiçbir zaman gözardı etmediklerini belirtmektedir. Bir de, üyelerinin açlık sınırında ücretlere mahkum edildiği Migros mağazala­ rından alışveriş yapılmasının rekla­ mını yapmakla övünmektedir. Bu yüzden Tez-Koop-İş yönetimi başından itibaren işçilerin ve sendika­ nın taleplerini patrona kabul ettirmek için kullanması gereken en önemli mücadele aracı olan grev aracını kul­ lanmayı hiç arzu etmemiştir. Sendika

üyesi işçileri grev kararından vazgeçi­ rememiş, bunun üzerine bu toplantı­ daki işçilere “greve çıkılacak” sözünü vermek zorunda kalmıştır. Bu toplantıdan çıkan aynı Genel Merkez yöneticileri aynı akşam, iş­ çilerin ve şubelerin haberi olmadan Migros patronu ile gizlice bir araya ge­ lip anlaşmaya imzasını atmış, objektif olarak işçilerin çıkarlarını ve taleple­ rini bir kez daha satmıştır. Tez-Koop-İş Genel Başkanı Sadık Özben’in 1 Kasım 2005 tarihli basın açıklamasında anlattığına göre Migros patronu ile gizli görüşme ve sendika yönetiminin toplu sözleşmeyi imzala­ ması şöyle gelişmiştir: “ 27 Ekim Perşembe gecesi Türk-İş Başkanı Sayın Salih KILIÇ’ın da devreye girmesiyle, işveren (altını biz çizdik) yeniden sendikamız ile görüşme tale­ binde bulunmuş, yapılan müzakereler sonucunda işveren % 10 zam talebimize

Yönetimi, kendi deyimi ile patronun görüşmelerdeki “uzlaşmaz tutumu” nedeni ile grev kararı almaya mecbur kalmıştır. Sendikanın “grev kararı almaya mecbur kaldığı”nın altı çizilmelidir. Zira toplu sözleşme görüşmelerinin yasal süresi dolduktan sonra yasanın hükmü gereğince sendikanın ya pat­ ronun dayattığı taleplere imza atması ya da grev kararı alması zorunludur. Yoksa yetkili sendikanın yetkisi düş­ mektedir. İşte Tez-Koop-İş Sendikası yönetimini 16 Eylül 2005 tarihinde grev kararı almaya iten en önemli etken bu yetki düşme korkusu olmuştur (bkz. TİSGLK, Madde 23, 27 ve 28), gerçek­ ten grev mücadelesi ile taleplerini pat­ rona kabul ettirme, grev mücadelesini gerçekten örgütleme anlayışı değil. Grev kararının alındığı 16 Eylül tari­ hinden sonra da Tez-Koop-İş yönetimi grev mücadelesinin başarılı bir biçimde uygulanması amacı ile ciddi hiçbir ha­ zırlık yapmamış, tersine yönetimin kararını ciddiye alan ve grev kararına uygun olarak hazırlık yapmaya çalışan sendika şubesini ve bağlı üyelerini grev kararının uygulanmasından vazgeç­ meleri için ikna etmeye çabalamıştır. Bu yüzden greve çıkılacağı günün bir önceki akşamı (27 Ekim akşamı), grev kararı konusunda en tutarlı tavır takı­ nan İstanbul 4 Nolu şube yönetimini ve üyesi işçileri grevden vazgeçirmek amacı ile bir toplantıya katılan Genel Merkez yöneticileri 4 Nolu şubeyi ve

evet demiş, 7 yıl ve üzerindeki işçilere her yıl 1 milyonluk kıdem zammı ya­ pılmasını, satış priminin yıllık ortala­ masının (3 0 - 4 0 milyon) sözleş­ menin 1. yıl sü­ re si nc e h e r ay ga ra nt i para olarak verilmesini kabul etmiştir. İstanbul için ek bir zam konusunda ise, tüm çabalarımıza rağmen uzlaşma sağlanamamıştır. İstanbul dışındaki tüm şubelerimi­ zin (12 şube) ve temsilcilerimizin söz­ leşmenin bu şekilde imzalanması yö­ nündeki talepleri de dikkate alınarak Migros Toplu İş Sözleşmesi bu şekilde imzalanmıştır.” Tez-Koop-İş Genel Başkanı, imza­ ladığı Toplu İş Sözleşmesinin gelişimi konusunda yaptığının arkasında du­ ramamakta, gerçekleri çarpıtma yo­ luna girmektedir. Tabanın sıkıştırması sonucunda bu toplantıda greve “evet” demek zorunda kalmıştır. Basın açık­ lamasında, bu tavrını yokmuş, söylen­ memiş gibi gösterip, üzerini örtmeye çalışmaktadır. Genel Merkez’in işçileri grevden vazgeçirme çabalarının boşa çıktığını ve Genel Başkan’ın greve “evet” demek zorunda kalmasını Migros yönetimi hemen haber alıyor. Aylardır yürü­

tülen toplu sözleşmelerde uzlaşmaya yanaşmayan, yeni teklif getirmeyen Migros patronu, işçi toplantısından grev kararı çıkınca, bu kez kendisi zora düşüyor ve aynı akşam Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç’ı devreye sokup Tez-Koop-İş ile uzlaşma yolu aramak zorunda kalıyor ve “aman gelin görü­ şelim” diyor. Yani işveren kesinlikle greve çıkılmasını istemiyor ve greve çıkıldığında daha çok zarar göreceğini tespit ediyor. Tez-Koop-İş yönetimi, işverenin en geç bu andan itibaren aslında kesin­ likle işyerlerinde grev istemediğini, greve çıkıldığında patronun daha da köşeye sıkışacağını kavrayıp, grev sila­ hının örgütlenmesine daha fazla önem verme yolunu seçeceğine, görüşelim teklifine cankurtarana sarılır gibi sarı­ lıyor. Aynı akşam işçilerin, birkaç saat önce toplantı yaptığı İstanbul 4 Nolu şube yönetiminin haberi olmadan, ka­ palı kapılar ardında yapılan kısa bir görüşme sonucunda anlaşmaya imza­ sını atıyor. Gerçeğin üzerini örtmeye çalışan Tez-Koop-İş yönetimi, “İstanbul dı­ şındaki tüm şubelerimizin (12 şube) ve temsilcilerimizin sözleşmenin bu şe­ kilde imzalanması yönündeki talepleri de dikkate alınarak Migros Toplu İş Sözleşmesi bu şekilde imzalanmıştır” diye iddia etmektedir. “ 2 8 E k i m’ d e M i g r o s T. A . Ş . İşyerlerinde Greve Çıkıyoruz!” baş­ lıklı basın açıklamasında çok açık bir biçimde, hiçbir şube ayrımı yapmadan sendikanın genel tavrı olarak, talepler kabul edilene kadar greve çıkma kara­ rına varıldığı belirtilirken, anlaşmaya imza attıktan sonra grev kararına as­ lında “İstanbul dışında tüm şubeleri­ mizin ve temsilcilerimizin” anlaşmayı onayladığı ve grevden vazgeçme görü­ şüne sahip olduğunu iddia etmektedir. Üstelik Genel Başkan aynı akşam bir­ kaç saat içerisinde 12 şube yönetiminin ve tüm işçi temsilcilerinin görüşünü ve onayını aldığını iddia etmesi, en hafif deyimle “yalana kılıf geçirmek”tir. Aslında imzalanan anlaşmayı, kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya ka­ tılan yöneticiler dışında başka kimse­ nin görme, denetleme imkanı yoktur. Bir işçi haklı olarak tepkisini şöyle dile getirmektedir: ”Benim ve arka­ daşlarımın tepkisi sözleşmenin sonu­ cundan çok kandırılmış olmaktadır. Dürüstçe bir tutum değil. Sonuçtan çok bu tutuma tepkidir. Günlerce bu­ rada toplantılar yapıldı, sonunda greve çıkma kararı alındı. Biz Bolu’dan dö­ nüp sözleşmeyi imzalamasına tepki gösteriyoruz.” (Evrensel, 31.10.05) İşte Tez-Koop-İş Yönetiminin an­ lamadığı ve anlamak istemediği esas sorun da budur, Sendika Yönetimin işçiye güven duymaması, tabana değil, “aile içinde” gördüğü işverenin sağdu­ yusuna güvenmesidir.

İMZALANAN TOPLU SÖZLEŞME KAZANIM MI OLMUŞTUR

Gizli kapaklı görüşme sonucunda im­ zalanan Toplu İş Sözleşme anlaşması ile tam olarak ne elde edildiği hak­


yeni işçi dünyası kında belgelere dayanan bir bilgimiz şu an yok. Tez-Koop-İş yönetiminin verdiği bilgilere göre, “en düşük işçi ücreti 580 milyona yükselmiştir. Yılda 4 ikramiye, her ay 90 milyon TL gıda yardımı ve yılda toplam 680 milyona ulaşan sosyal yardımlar dikkate alın­ dığında Migros işçisi adına iyi bir söz­ leşme imzalanmıştır.” Tez-Koop-İş yönetimi imzalanan anlaşma ile elde edilenlerin değerlen­ dirilmesinde de yine tutarlı bir tavır takınmamakta ve elde edileni kendi­ sinin görüşmelerde talep ettiği ücret zamları ile karşılaştırmaktan kaçın­ maktadır. Genel olarak elde ettiğini idia ettiği artışları aktarıp arkasından bu sözleşmenin “iyi bir sözleşme” ol­ duğunu savunmaktadır. Somut bir toplu sözleşme görüşmelerinde elde edilenin “iyi bir sözleşme” olup olma­ dığını değerlendirmede, başka şeylerin yanısıra, öne çıkartılması gereken iki

temel kriter vardır: 1. Görüşmelerde işçilerin talep ettiği ücret artışlarının esası patrona kabul ettirilmiş midir ettirilmemiş midir? Tez-Koop-İş in toplu sözleşme görüş­ meleri içerisinde en başta gelen talebi, sendika yönetiminin de basın açıkla­ masında ifade ettiği gibi “açlık sını­ rında” olan ücretlerin seyyanen, her iş­ çiye uygulanacak biçimde 120 milyon artırılması idi. Sendika yönetimi daha sonra bu talebi 100 milyona indirdi. Buna rağmen Migros patronu bu talebi kabul etmeye yanaşmadı. İmzalanan anlaşmada da bu talep elde edilmedi. “Açlık sınırında” olan ücretleri biraz olsun açlık sınırı üzerine çekmek için talep edilen temel ücret artışının kabul edilmediği şartlarda, nasıl olurda im­ zalan anlaşma “iyi bir sözleşme”olarak değerlendirilebilir? Kaldı ki, Migros çalışanları içeri­ sinde çok önemli bir bölümü oluştu­

ran ve ücretleri “açlık sınırı”nında çok çok altında olan part-time çalışanla­ rın ücretlerinde imzalanan anlaşma ile ne elde edildiği, hangi taleplerden vaz geçildiği konusunda da tek laf yok. Son basın açıklamasında “en düşük işçi ücreti 580 milyona yükselmiştir” dedikleri ücret full-tam işçi ücretidir, part-time çalışanlarının ücreti değil. Anlaşılan o ki, part-time çalışanlar bu anlaşma ile “açlık sınırı” altındaki üc­ retlerle çalışmaya devam etmeye mah­ kum edilmişlerdir. 2. İmzalanan toplu sözleşme an­ laşmasının “iyi bir sözlşme” olup ol­ madığı konusunda dikkate alınması gereken diğer önemli bir faktör, aynı dönemde diğer sendikaların, özel­ likle Tez-Koop-İş’inde üyesi olduğu TÜRK-İş’in imzaladığı, kabul ettiği sözleşmelerin çerçevesinin ne oldu­ ğudur. TÜRK-İş diğer tüm sendikalı işçilerin toplu sözleşme anlaşmalarına

Tez-Koop-İş İstanbul 2 Nolu’da örgütlü mağdur işçiler Türk-İş’e seslendi

T

e z-K o o p -İ ş S e n d i k a s ı İstanbul 2 Nolu Şube’ye (Mecidiyeköy) bağlı yakla­ şık 50 işçi Taksim AKM önünde toplanara k Türk İş 1. Bölge Temsilciliği önüne doğru yürüdü­ ler. Burada biraraya gelen işçiler adına yapılan basın açıklamasında Tez-Koop-İş Sendikası İst. 2 No’lu Şube’de örgütlü olan işçilerin so­ runları ve Migros sözleşmesini protesto eden 6 işçinin işten atıl­ ması sorunu dile getirildi, yaşanan sorunlara karşı sessizliği tercih eden Türk-İş yönetimi duyarlı ol­ maya çağrıldı. Basın Açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Biz, Türk-İş’e bağlı Tez-Koopİş Sendikasının üyesi işçileriz. Bu Basın Açıklamasını, sendikal hareketin içinde bulunduğu ibret verici durumu, kamuoyuna ve işçi sınıfından umudunu kesmemiş duyarlı çevrelere duyurmak için yapıyoruz. Sendikal hareketi, hızla yok oluş noktasına sürükleyenleri uyarmak için yapıyoruz. Devlet ve işveren güdümlü, işbirlikçi ve teslimiyetçi sözde sendikacılar, işçi düşmanı, çarpık sendikal anlayışlarını egemen kılmak için; sendika içi demokrasiyi yok etmektedirler. Her türlü baskıcı ve anti demokratik uygulamalar ile işçileri, sendikalarından uzaklaştırmaktadırlar. Sendikalara olan güveni yok etmektedirler.” Basın Açıklamasını Faruk Üstün ve Abdurrahman Tetik (TezKoop-İş Sendikası, İst. 2nolu Şube Başkanı) birlikte yaptılar. Yapılan konuşmalarda yaşanan şu sorunlara dikkat çekildi:

Faruk Üstün

Yaklaşık iki buçuk yıldan beri İstanbul 2 Nolu Şube’ye karşı Genel Merkez tarafından idari ve mali ambargolar dahil değişik baskılar uygulanmıştır, Türk İş Yönetimi ise bunlara sessiz kalmıştır. Bir başka sorun, İstanbul ve Marmara Üniversiteleri başta ol­ mak üzere 3000’e yakın işçiyi kapsayan işyerlerinde, TİS’in ya­ pılamaması ve bunun sonucunda buralarda çalışan işçilerin birbu­ çuk yıldan beri zamsız çalışmaları sorunudur. TİS’in yapılamaması­ nın nedeni ise yine Türk-İş’e bağlı olan Sağlık-İş Sendikasının yapmış olduğu itirazlardır. Yani ikisi de Türk-İş bünyesinde bulunan sen­ dikalardan biri diğerine itiraz edi­ yor. Türk-İş bu duruma da sessiz kalmıştır. Basın Açıklamasında Migros işyerlerinde imzalanan TİS, “şike grev kararı” sonucu yapılan “sahte” sözleşme olarak eleştirildi, Sadık Özben’in Türk-İş Başkanı Salih Kılıç’ı suç ortağı olarak gösterdiği, Türk-İş Başkanının ise bunu ya­ lanlamadığı dile getirilerek, bu ko­

nuda açıklama yapması istendi. Basın Açıklamasında Türk-İş’in sessiz kalmakla eleştirildiği bir di­ ğer konu ise TİS’in dayattığı açlık ücretine direndiği için işten atılan 6 Migros işçisi oldu. Basın Açıklamasının sonunda şunlar söylendi: “Biz bu suskunlukların son bulmasını, sendikaların işçilerin mücadele örgütü olarak yeniden yapılanmasını ve patronların her türlü saldırılarına karşı; sınıfı örgütlü ve bilinçli bir biçimde ayağa kaldırmasını istiyoruz.” Konuştuğumuz işçiler bu duru­ mun böyle sürmeyeceğini, sorun­ larının bir an önce çözülmesini istediklerini, yaşanan sendikal so­ runlardan mağdur olanların işçiler olduğunu dile getirdiler. Faruk Üstün sorunların çözü­ münün sendikalara egemen olan işbirlikçi kesimi alaşağı etmek için tabandan sınıf mücadelesi anlayışı ile mücadelenin örgütlenmesi ge­ rektiğini söyledi. 4 Kasım 2005 ✓

yön veren bir protokol, kamu işvereni ile imzaladığı “Çerçeve Protokolü”dür. Bu çerçeve protokolünde en başta ka­ bul edilen ücret zammı talebi, işçilere çıplak ücrette seyyanen 120 milyon üc­ ret artışı verilmesidir. Tez-Koop-İş’in kamu işçilerinden çok daha düşük ücret aldığı Migros işyerinde bu talebi görüşmelerin başında getirmesine rağ­ men, direnmemiş, sonunda bu talepten tümüyle vaz geçmiştir. Bu nedenle TezKoop-İş yönetiminin Migros’ta imza­ ladığı ücret artışı, Türk-İş görüşme masasında kamu işvereni ile anlaştığı ücret artışının bile gerisinde kalmıştır. Bu açık gerçeğe rağmen, imzalanan sözleşmeye “iyi bir sözleşme” demek, objektif olarak işçileri ve kamuoyunu kandırmaya çalışmak demektir. Migros toplu sözleşme süreci içeri­ sinde yeniden parmak basmak istedi­ ğimiz iki nokta olacaktır: - Her toplu sözleşme sürecinin ve hazırlığının başından itibaren kopmaz bir parçası greve hazırlık olmalıdır. Bir toplu sözleşme mücadelesinde hangi tarafın –işçilerin mi patronun mu- ta­ leplerinin haklı ve bu nedenle kabul edilmesi gereken talepler olduğunu belirleyen nokta yalnızca ve yalnızca güçler ilişkisidir. Eğer işçiler bir toplu sözleşme sürecinin başından itibaren taleplerini patrona kabul ettirmeleri­ nin ne kadar örgütlü, mücadeleye ne kadar hazırlıklı olduklarına bağlı oldu­ ğunu bilerek hareket ederlerse, örgütlü güçlerini pekiştirirlerse, o kadar daha çok patronu baskı altına alabilir, ta­ leplerini gerektiği andan itibaren grev başta gelmek üzere diğer meşru kitlesel mücadele biçimleri ile kabul ettirebilir­ ler. İşte ancak o zaman işbirlikçi, tesli­ miyetçi sendika yönetimlerinin grevi engelleme ve kapalı kapılar arkasında toplu sözleşme imzalama oyunlarını boşa çıkarabilirler. Bu hazırlık yapıl­ mazsa o zaman Tez-Koop-İş yönetimi gibi sendikalar, önlerinde duran diğer toplu sözleşme süreçlerinde (örneğin Gima ve Real’de) aynı oyunu oyna­ maya devam edeceklerdir. - Diğer bir önemli nokta, sendika yönetimlerinin patronlarla yürüttüğü toplu sözleşme sürecinin başından iti­ baren açıklık ilkesine göre yapılmasını ıs rarla diretmektir. Bu ilkenin uygu­ lanması yönünde a) toplu sözleşme görüşmelerine işyeri işçi temsilcileri­ nin en az önemli bir bölümünün ka­ tılmasını, b)her toplu sözleşme görüş­ mesi hakkında yönetimin işçilere bilgi vermesini ve c) sendika yönetimi bir sonuca geldi ise bunun o işyerindeki örgütlü işçilerin onayına sunması (re­ ferandum) talebi getirilmelidir (bunun gerçekten uygulanmasının mümkün olmadığı özel durumlarda en azından işyeri işçi temsilcilerinin onayına su­ nulmalıdır). (Migros Grevi üzerine yürüyen tartışmalar hakkında geniş bilgi için sendika. org sitesinin "Emeğin Kürsüsü" bölümündeki tartışmalara (http://sendika. org/forum/list.php?19) ve YDİ Çağrı'nın ilgili sayfasına (http://www.ydicagri. com/haberler/migros_tartismalari. htm) bakılmalıdır. YDİ Çağrı) ✓




yeni işçi dünyası

İşçi sınıfı içindeki şoven “Koç”­ başları

T



ür­ki­ye’de ulu­sal çı­kar­lar, an­ ti­em­per­ya­lizm tar­tış­ma­la­rı Tür­ki­ye’nin Av­ru­pa Bir­li­ği’ne (AB) tam üye ola­rak gir­me­si ama­cıy­la yü­rüt­tü­ğü aday­lık gi­ri­şim­le­ri­nin hız­ lan­ma­sı ile da­ha da yo­ğun­laş­tı. Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın tam üye­lik gö­rüş­ me­le­ri­ne baş­lan­ma­sı için bas­tır­ma­ la­rı ve 17 Ara­lık 2004’te gö­rüş­me ta­ ri­hi al­ma­sı üze­ri­ne AB’yi Tür­ki­ye’nin yal­nız­ca dış po­li­ti­ka­sın­da de­ğil, iç po­ li­ti­ka­sın­da da çok önem­li, hat­ta bir çok si­ya­si ve hu­ku­ki re­form­la­rın yü­ rü­tül­me­sin­de be­lir­le­yi­ci bir et­men, ak­tör ha­li­ne ge­tir­di. AB, Tür­ki­ye’nin şim­di­ye ka­dar AB’ye üye ada­yı ola­rak ka­bul edil­ me­si, üye aday­lı­ğı­nın res­men onay­ lan­dı­ğı Ekim 2005’ten son­ra da üye­ li­ğe ka­bu­lü için T.C.’nin eko­no­mi­sin­ den si­ya­se­ti­ne, yar­gı­dan yü­rüt­me­ye ka­dar­ki he­men her alan­da yap­ma­sı ge­re­ken “ev ödev­le­ri­ni” dik­te et­ti, edi­ yor. Bu nok­ta­da Türk ha­kim sı­nıf­la­rı esas ola­rak iki kam­pa ay­rıl­dı­lar: 1. Şim­di­ye ka­dar­ki dev­let si­ya­se­ ti­nin be­lir­len­me­sin­de ege­men güç olan ve özel­lik­le dev­let bü­rok­ra­si­si­ni elin­de bu­lun­du­ran ke­ma­list bü­rok­ra­ tik bur­ju­va­zi bir yan­dan, 2. Di­ğer yan­dan uzun yıl­lar dev­let des­te­ği ile ge­li­şip güç­le­nen ve gel­di­ği yer­de da­ha güç­lü ko­num­da em­per­ya­ list dün­ya, bu­nun içe­ri­sin­de de AB ile da­ha sı­kı bü­tün­le­şe­rek si­ya­si ik­ti­ dar­da be­lir­le­yi­ci ol­mak is­te­yen özel ser­ma­ye sa­hi­bi li­be­ral bur­ju­va­zi. İki ke­sim ara­sın­da­ki fark­lı­lık AB’ye gir­me, AB ile da­ha sı­kı bü­tün­le­şip bü­ tün­leş­me­me ko­nu­su de­ğil. Her iki ke­sim­ de bu nok­ta­da AB’­ci. Ara­la­ rın­da­ki fark­lı­lık, AB’ye gir­me­nin ön ko­şul­la­rın­da ne­re­ye ka­dar ta­viz ve­ri­ le­ce­ği, Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın ken­di dev­let si­ya­set­le­ri­nin be­lir­len­me­sin­de ne ka­dar AB’nin di­rek­tif­le­ri­ne uyup uy­ma­ya­ca­ğı nok­ta­sın­da. Türk ha­kim sı­nıf­la­rı içe­ri­sin­de­ki ke­ma­list bü­rok­ rat ke­sim, AB’nin di­rek­tif­le­ri­ne ol­ du­ğu gi­bi uyul­du­ğun­da, za­ten gi­de­rek ge­ri­le­yen rol­le­ri­nin çok da­ha bü­yük oran­da ge­ri­le­ye­ce­ği­ni gör­dü­ğün­den, AB’nin ver­di­ği bir çok “ev öde­vi”nin uy­gu­lan­ma­sı­na kar­şı çık­mak­ta, gü­ya “onur­lu bir ulu­sal po­li­ti­ka” ta­lep et­ mek­te­dir. Li­be­ral bur­ju­va ke­si­mi ise çı­kar­la­rı­nın hem em­per­ya­list dün­ya hem de AB ile da­ha sı­kı bü­tün­leş­ mek­ten geç­ti­ği­ni ve “tu­tar­lı” AB’­ci si­

ya­se­ti ile ay­nı za­man­da dev­let için­de esas ege­men olan ke­ma­list ke­si­mi iyi­ce ge­ri­le­te­bi­le­ce­ği­ni ve ken­di­si­nin ik­ti­da­ra da­ha iyi yer­le­şe­bi­le­ce­ği­ni he­ sap et­ti­ğin­den ve­ri­len “ev ödev­le­ri”ne sı­kı sı­kı­ya uyul­ma­sı­nı is­te­mek­te­dir. AB po­li­ti­ka­sı ko­nu­sun­da da iki ke­sim ara­sın­da sü­ren kav­ga­nın, tar­ tış­ma­nın özü ge­nel ola­rak ger­çek­ten em­per­ya­liz­me kar­şı ta­vır ta­kın­ma nok­ta­sın­da de­ğil. Tar­tış­ma­nın yü­rü­ tül­dü­ğü alan em­per­ya­lizm­le sür­dü­rü­ len iş­bir­li­ği­nin ne­re­ye ka­dar gö­tü­rü­le­ ce­ği nok­ta­sın­da­dır. Ha­kim sı­nıf­la­rın iki­ ke­si­mi ara­sın­ da­ki tar­tış­ma ve kav­ga çe­şit­li med­ya or­gan­la­rı ara­sın­da, hat­ta ay­nı ga­ze­ te­nin çe­şit­li ya­zar­la­rı ara­sın­da, hü­ k��­met­le yar­gı, or­du or­gan­la­rı, YÖK ara­sın­da vb. yü­rü­mek­te, ki­mi za­man bir­bir­le­ri­nin aya­ğı­nı kay­dı­rıp ke­lep­çe tak­ma­ya ka­dar git­mek­te­dir. Ha­kim sı­nıf­la­rın iki fark­lı ke­si­mi ara­sın­da­ki ik­ti­dar da­la­şı, bu­na bağ­lı ola­rak ki­mi fark­lı AB po­li­ti­ka­sı top­lu­mun her ke­ si­mi ve ku­ru­mu­na yan­sı­dı­ğı gi­bi iş­çi ve sen­di­ka ha­re­ke­ti ala­nı­na da yan­sı­ mış­tır. İş­çi ve sen­di­ka ha­re­ke­tin­de de ha­ kim sı­nıf­la­rın bu iki ke­si­mi ara­sın­da yü­rü­yen tar­tış­ma ve kav­ga­nın ben­ ze­ri yü­rü­mek­te­dir. İş­çi ve sen­di­ka ha­ re­ke­tin­de de AB po­li­ti­ka­sı ko­nu­sun­da iki fark­lı ha­kim sı­nıf yak­la­şı­mı ken­ di­si­ni çok açık gös­ter­mek­te­dir. İş­çi ha­re­ke­ti­nin ör­güt­lü ol­ma­sın­dan do­ la­yı tav­rı­nın en açık ve be­lir­gin olan ke­si­mi sen­di­ka­lar­da bir­leş­miş olan ke­si­mi, bu­nun için­de de sen­di­ka­la­ra ha­kim olan sen­di­ka bü­rok­ra­si­si ve onun en ya­kın des­tek­çi­si im­ti­yaz­lı uz­ man­lar­dır. Sen­di­ka bü­rok­ra­si­si­nin han­gi ke­ si­mi olur­sa ol­sun AB po­li­ti­ka­sı, bu­na bağ­lı ola­rak “ulu­sal çı­kar”, “sı­nıf çı­ ka­rı” ala­nın­da ta­vır ta­kı­nır­lar­ken, sa­ vun­duk­la­rı si­ya­se­tin ne­den iş­çi­ler ve sen­di­ka­lar için doğ­ru olan si­ya­set ol­ du­ğu­nu açık­la­mak ve ge­rek­çe­len­dir­ mek için da­ha in­ce, da­ha so­mut, da­ha kur­naz­ca for­mü­le edil­miş söy­lem­le­re da­yan­ma­la­rı­nı ge­rek­li kıl­mak­ta­dır. Sen­di­ka ha­re­ke­ti için­de AB­’ci olan ke­si­min esas ge­rek­çe­si, “çağ­daş de­ mok­ra­si­nin be­şi­ği” ola­rak gös­ter­dik­ le­ri AB’nin hem ül­ke­de ge­nel ola­rak de­mok­ra­tik re­form sü­re­ci­ni hem de özel ola­rak iş­çi ve sen­di­ka hak­la­rı ala­ nın­da “de­mok­ra­tik­leş­tir­me­yi” ge­ti­re­

ce­ği id­di­ala­rı­ dır. Bun­lar, ni­te­lik­le­ri ge­ re­ği hak mü­ ca­de­le­sin­de, de­mok­ra­tik­ leş­me­de iş­çi sı­nı­fı­nın ey­ lem­li­li­ği­ne, Yıldırım Koç, m ü­ c a­ d e­ l e ­ Yol İş Sendikası si­ne de­ğil şu Eğitim Daire Başkanı ya da bu em­ per­ya­list gü­cün ini­si­ya­ti­fi­ne, da­ha doğ­ru­su in­sa­fı­na, ha­kim sı­nıf­la­rın şu ya da bu ke­sim­le­ri­nin “da­ha de­ mok­ra­tik” po­li­ti­ka­sı­na bel bağ­la­mak­ ta­dır­lar. Sen­di­ka bü­rok­ra­si­si için­de­ki ikin­ci ke­sim da­ha “iş­çi­ci”, da­ha “an­ti­em­per­ ya­list” bir söy­le­me sa­rıl­dı­ğın­dan bu ke­si­min AB po­li­ti­ka­sı, “ulu­sal çı­kar” ve sı­nıf çı­kar­la­rı tez­le­ri­ne da­ha et­ raf­lı ola­rak ta­vır ta­kın­ma­yı ge­rek­tir­ mek­te­dir. Ke­ma­list bü­rok­rat bur­ju­va­zi­nin sen­di­ka ha­re­ke­ti için­de en “yet­ki­li”, en “ra­di­kal” an­ti-AB’­ci uz­man­la­rı­nın ba­şın­da Yıl­dı­rım Koç gel­mek­te­dir. Yıl­dı­rım Koç, bu ko­nu­da yaz­dı­ğı bir çok de­ğer­len­dir­me ve ma­ka­le­le­ri ile, sen­di­ka ha­re­ke­ti içe­ri­sin­de­ki ro­lü ile an­ti­AB’­ci ve “ulu­sal­cı” sen­di­ka si­ya­se­ ti­nin de “koç­”baş­la­rın­dan bi­ri­si­dir. Bu ne­den­le Yıl­dı­rım Koç’un ki­mi tez­le­ri ile he­sap­laş­mak önem­li ve ge­ rek­li­dir.

AB’NİN Nİ­TE­Lİ­Ğİ BEL­Lİ DE TÜR­Kİ­YE’NİN Nİ­TE­Lİ­Ğİ NE? Bu so­ru­nun bi­rin­ci bö­lü­mü­ne Yol-İş Eğitim Daire Başkanı Koç’un ver­di­ği ya­nıt şöy­le­dir: “Av­ru­pa Bir­li­ği, gü­nü­müz­de 25 ül­ke­ den olu­şan ve dün­ya öl­çe­ğin­de al­ter­na­ tif bir güç oda­ğı oluş­tur­ma­ya ça­lı­şan em­per­ya­list bir ya­pı­lan­ma­dır. Av­ru­pa Bir­li­ği’nde­ki sis­tem ka­pi­ta­lizm­dir.” (Y. Koç, “AB Em­per­ya­liz­mi ve İş­çi Sı­ nı­fı”, Sağ­lık İş­çi­le­ri Sen­di­ka­sı Eği­tim Ya­yı­nı, Ocak 2004, s. 24, ay­rı kay­nak ve­ril­me­di­ği sü­re­ce bun­dan son­ra­ki bü­ tün alın­tı­lar ay­nı kay­nak­tan­dır) “Av­ru­pa Bir­li­ği, em­per­ya­list bir güç mer­ke­zi­dir.” (s. 25) Av­ru­pa Bir­li­ği ko­nu­sun­da onun ka­pi­ta­list ve em­per­ya­list ni­te­li­ği­ni tes­pit eden bir de­ğer­len­dir­me­den, oku­yu­cu man­tı­ki ola­rak in­ce­le­me­nin ko­nu­su olan ikin­ci ül­ke­nin, Tür­ki­

ye’nin eko­no­mik ve si­ya­si ni­te­li­ği­nin de de­ğer­len­di­ril­me­si­ni bek­le­ye­cek­tir. Uz­ma­nı­mız sa­yın Koç’un uz­man­lı­ğı Tür­ki­ye’de­ki eko­no­mik ve si­ya­si ya­ pı­nın, dev­le­tin ni­te­li­ği­ni tes­pit et­me nok­ta­sın­da bit­mek­te, uz­ma­nı­mız bu ko­nu­da de­ğer­len­dir­me yap­mak­tan özen­le ka­çın­mak­ta­dır. Bu­nun ye­ri­ne Tür­ki­ye’de­ki eko­no­ mik ve si­ya­si si­ste­min, bu sis­te­m ü­ze­ rin­de yük­se­len dev­le­tin ni­te­li­ği ko­nu­ sun­da de­ğer­len­dir­me­ye gir­me­den, ge­nel ola­rak “Tür­ki­ye”, “Tür­ki­ye’nin çı­kar­la­rı”, “ulu­sal çı­kar­lar” kav­ram­ la­rı­nın ar­dı­na giz­len­mek­te­dir. Ör­ ne­ğin kitapçığın he­men “Gi­riş”in­de uz­ma­nı­mız, “Av­ru­pa Bir­li­ği’nin Tür­ki­ ye’yi­ ken­di içi­ne al­ma­dan Tür­ki­ye’ye yap­tır­mak is­te­dik­le­ri, Tür­ki­ye’nin ve ulu­su­mu­zun bü­tün­lü­ğü açı­sın­dan son de­re­ce teh­li­ke­li uy­gu­la­ma­lar­dır.” (s. 9) de­mek­te, ar­dı­na giz­len­di­ği “Tür­ ki­ye”, “ulu­su­muz” kav­ram­la­rı­nın da­ yan­dı­ğı eko­no­mik ve si­ya­si sis­te­me hiç de­ğin­me­­mek­te­dir. Si­ya­set­te bu tür oyun­lar sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ve on­la­rın sö­mü­rü sis­te­mi­ nin ni­te­li­ği­ni ide­olo­jik ola­rak giz­le­ me­ye ça­lı­şan ide­olog­la­rı­nın uz­man­ lık ala­nı­na gi­rer, ger­çe­ğin ol­du­ğu gi­bi ve tüm be­lir­le­yi­ci un­sur­la­rı ile bir­lik­te or­ta­ya ko­nul­ma­sı­nı sa­vu­nan­ la­rın de­ğil. AB’nin eko­no­mik ve si­ya­si ni­te­ li­ği­ni or­ta­ya ko­yan uz­ma­nı­mı­zın, Tür­ki­ye’nin da­yan­dı­ğı ek­ono­mik ve si­ya­si sis­te­min de­ğer­len­dir­me­sin­de sus­ma­sı­nın, bu­nu ge­çiş­tir­me­si­nin ne­ de­ni, Tür­ki­ye bağ­la­mın­da AB tar­tış­ ma­sı­nı sı­nıf­sal ba­kış açı­sın­dan çı­ka­ rıp “ulu­sal çı­kar” ola­rak ad­lan­dır­dı­ğı Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın çı­kar­la­rı­na bağ­la­ma ça­ba­sı­dır. Tür­ki­ye’de­ki eko­ no­mik ve si­ya­si si­ste­min özü or­ta­ya ko­nul­du­ğun­da, o za­man is­ter is­te­ mez, “ulus” içe­ri­sin­de­ki fark­lı sı­nıf­ la­rın bir­bi­rin­den ta­ban ta­ba­na zıt fark­lı çı­kar­la­rı gün­de­me ge­le­cek ve o za­man iş­çi sı­nı­fı­nın ulus içe­ri­sin­de­ki ege­me­n sı­nı­f olan sö­mü­rü­cü sı­nı­fın po­li­ti­ka­la­rı­nın pe­şi­ne ta­kıl­ma­sı zor­ la­şa­cak­tır. Uz­ma­nı­mız Yıl­dı­rım Koç’un da­ha baş­tan AB’nin da­yan­dı­ğı eko­no­mik ve si­ya­si sis­te­min ni­te­li­ği hak­kın­da açık ta­vır ta­kın­ma­sı, Tür­ki­ye’ye ge­ lin­ce bu yön­te­mi terk et­me­si onun “ken­di” ka­pi­ta­liz­mi­nin, “ken­di” ka­ pi­ta­list dev­le­ti­nin çı­kar­la­rı yö­nün­de ta­raf tut­tu­ğu­nu gös­te­ren açık bir işa­ ret­tir. De­ğer­len­dir­me­si­nin de­va­mın­da da Koç şöy­le de­mek­te­dir: “Gü­nü­müz­de kar­şı­la­şı­lan iki­lem şu­dur: (a) Em­per­ya­liz­me umut bağ­ la­yan, ba­ğım­sız­lı­ğı ve ulu­sal ege­men­ li­ği göz ar­dı ede­rek de­mok­ra­si­den ve


yeni işçi dünyası iş­çi hak­la­rın­dan söz eden tes­li­mi­yet­çi çiz­gi; (b) va­ta­nı­mı­za (bu “va­tan”ın han­gi eko­no­mik ve si­ya­si si­ste­me da­yan­dı­ğı ve bu “va­tan”ın ger­çek sa­ hi­bi­nin han­gi sı­nıf ol­du­ğu­na bi­linç­li ola­rak hiç de­ği­nil­mi­yor. BN.) yö­ne­lik sal­dı­rı­la­ra kar­şı en ge­niş an­ti­em­per­ya­ list ve ulu­sal­cı bir cep­he­nin oluş­tu­rul­ ma­sı­na ça­lı­şı­lan, de­mok­ra­si­nin ve iş­çi hak­la­rı­nın ön şar­tı olan ba­ğım­sız­lı­ğı ve ulu­sal ege­men­li­ği ko­ru­ma­yı te­mel ka­bul eden, va­ta­nın bü­tün­lü­ğü­nü ve Cum­hu­ri­ye­tin ka­za­nım­la­rı­nı iş­çi hak­ la­rı ve sen­di­kal hak ve öz­gür­lük­ler­le bü­tün­lük için­de sa­vu­nan mü­ca­de­le­ci bir çiz­gi.” (s. 12, al­tı­nı biz çiz­dik) Bir baş­ka yer­de ise Koç şun­la­rı söy­ le­mek­te­dir: “Av­ru­pa Bir­li­ği’nin ta­lep­le­ri, ül­ke­yi za­yıf­lat­ma­yı ve ulu­su­mu­zu ay­rış­tır­ ma­yı ve bir­bi­ri­ne kar­şı saf­laş­tır­ma­yı he­def­le­mek­te­dir. Av­ru­pa Bir­li­ği’nin ama­cı Tür­ki­ye’yi yal­nız­ca AB ka­pı­ sın­da bek­le­te­rek eko­no­mik ola­rak sö­ mür­mek de­ğil­dir; ABD em­per­ya­liz­mi ile bir­lik­te Tür­ki­ye’yi par­ça­la­mak­tır. AB’nin ta­lep­le­ri, hem ulu­su­mu­za, hem ­de iş­çi sı­nı­fı­mı­za sal­dı­rı ni­te­li­ğin­ de­dir.” (s. 85) “Av­ru­pa Bir­li­ği’nin bir grup ta­le­bi, Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’ni ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler­de za­yıf­la­ta­cak, Tür­ki­ye’nin böl­ge­sel bir güç ol­ma­sı­nı en­gel­le­ye­cek, Tür­ki­ye’nin ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de iti­ba­ rı­nı ze­de­le­ye­cek­tir.” (ay­nı yer) (abç) Gö­rül­dü­ğü gi­bi Y. Koç’un iş­çi sı­nı­ fı­na gös­ter­di­ği iki al­ter­na­tif var: Ya açık AB’ci olu­na­cak, ya da Tür­ki­ye’de ege­men olan ka­pi­ta­list sö­mü­rü sis­te­ mi­nin, de­mok­ra­si kı­rın­tı­la­rı ile yü­zü giz­len­me­ye ça­lı­şı­lan fa­şist si­ya­sal sis­ te­min ya­pı­sın­da önem­li bir de­ği­şik­ lik yap­ma­dan em­per­ya­liz­me ba­ğım­ lı­lık iliş­ki­si­nin de­va­mı­nı sa­vu­nan ha­ kim sı­nıf ke­sim­le­ri ve on­la­rın te­mel da­ya­na­ğı, dü­zen bek­çi­si dev­let­le “en ge­niş” “ulu­sal­cı bir cep­he” kur­mak. Bu “en ge­niş ulu­sal­cı cep­he”de iş­çi sı­ nı­fı “iş­çi hak­la­rı ve sen­di­kal hak­la­rı” öne çı­kar­ma­ya­cak­lar, çün­kü uz­ma­ nı­mı­za gö­re, “de­mok­ra­si­nin ve iş­çi hak­la­rı­nın ön şar­tı” “ba­ğım­sız­lık ve ulu­sal ege­men­lik”tir. “Ulu­sal çı­kar­lar” adı­na de­mok­ra­si ve iş­çi hak­la­rı mü­ca­de­le­sin­den bi­le vaz ge­çi­ril­me­ye ça­lı­şı­lan iş­çi sı­nı­fı pe­ki ne için mü­ca­de­le ede­cek: Bu­na da uz­ma­nı­mı­zın ya­nı­tı ha­zır ve açık: “Tür­ki­ye’nin böl­ge­sel bir güç ol­ma­sı­nı en­gel­le­ye­cek” güç­le­re kar­şı “ halk­la dev­let ara­sın­da­ki çı­kar bü­tün­leş­me­ si­ni” (s. 86) sa­vun­mak… AB em­per­ya­list ve “Tür­ki­ye’nin ulu­sal çı­kar­la­rı”na kar­şı olan bir güç ol­du­ğun­dan iş­çi­ler iş­çi hak­la­rı için mü­ca­de­le­de AB’ye umu­du­nu bağ­ la­ya­ma­ya­ca­ğı­na gö­re, ne­re­ye umut

bağ­la­ya­cak­lar­dır? Bu­na uz­ma­nı­mı­ zın ver­di­ği ya­nıt ge­nel yak­la­şı­mı ile uyum­lu­dur. “Tür­ki­ye İş­çi Sı­nı­fı ve Sen­di­ka­cı­lık Ha­re­ke­ti, ça­lış­ma mev­zu­atı­mı­zın de­ mok­ra­tik­leş­ti­ril­me­si ve ge­liş­ti­ril­me­si ko­nu­sun­da umu­du­nu Av­ru­pa Bir­li­ ği’ne de­ğil, ILO’ya ve Türk yar­gı­sı­na bağ­la­ma­lı­dır.” (s. 45) İş­çi sı­nı­fı­nın sı­nıf ba­kış açı­sı­na de­ğil­ de, iş­çi­le­ri sö­mü­ren ve bas­kı al­ tı­na alan, iş­çi sı­nı­fı­nı en ge­ri­ci iş ve sen­di­ka hak­la­rı ile ağır bir men­ge­ne içi­ne al­mış olan ha­kim sı­nıf­la­rın çı­ kar­la­rı­nı çı­kış nok­ta­sı alan uz­ma­nı­ mız, iş­çi sı­nı­fı­na ve onun sen­di­kal ör­güt­le­ri­ne de­mok­ra­tik­leş­me ve hak ara­ma ça­ba­sın­da, umu­du­nu sı­nı­fın ba­ğım­sız, güç­lü, ka­rar­lı, kit­le­sel ey­ lem­le­ri­nin ge­liş­ti­ril­me­si­ne de­ğil, em­per­ya­list­le­rin bir baş­ka ku­ru­lu­şu olan Ulus­la­ra­ra­sı Ça­lış­ma Ör­gü­tü’ne (ILO) ve ül­ke­de­ki sö­mü­rü­cü sı­nıf ege­ men­li­ği­ni ko­ru­ma­nın iş­çi­le­ri ve sen­ di­ka­la­rı bas­kı al­tın­da tut­ma­nın en baş­ta ge­len or­gan­la­rın­dan bi­ri olan “Türk yar­gı­sı­na” bağ­lan­ma­sı­nı tav­ si­ye et­mek­te­dir. Uz­ma­nı­mız ne de tu­tar­lı an­ti­em­ per­ya­list­tir! AB em­per­ya­liz­mi­ne kar­ şı­dır ama ILO gi­bi em­per­ya­liz­min bir baş­ka ku­ru­mu­na bel bağ­la­ma­yı sa­vun­mak­ta­dır! Uz­ma­nı­mız çok tu­tar­lı an­ti­em­per­ ya­list­tir! Bir yan­dan baş­ka bü­yük em­ per­ya­list­le­rin bü­yük güç po­li­ti­ka­sı­na ta­vır ta­kı­nıl­ma­sı­nı ta­lep et­mek­te, ken­di dev­le­ti­nin “böl­ge­sel güç” ol­ma, ya­ni da­ha kü­çük çap­ta­ki ken­di em­per­ ya­liz­mi­nin ya­yıl­ma­cı­lı­ğı­na des­tek ve­ ril­me­si­ni ta­lep et­mek­te­dir. Uz­ma­nı­mız çok tu­tar­lı iş­çi ve sen­ di­ka hak­la­rı ta­raf­ta­rı­dır! Bu ne­den­le iş­çi­le­rin ve sen­di­ka­la­rın hak ara­ma mü­ca­de­le­si­nin en­gel­len­me­si­nin ve bas­kı al­tı­na alın­ma­sı­nın en önem­li or­gan­la­rın­dan bi­ri­ne “Türk yar­gı­ sı­na” umu­du­nu bağ­la­ma­sı­nı sa­vun­ mak­ta­dır. Yıl­dı­rım Koç gi­bi “ulu­sal cep­he­ci­ ler”in sa­vun­du­ğu si­ya­se­tin an­ti­em­ per­ya­lizm­le hiç­bir ger­çek ba­ğı yok­ tur. Tu­tar­lı bir an­ti­em­per­ya­list ola­bil­ mek için; a) Ül­ke için­de iş­çi sı­nı­fı ve di­ğer emek­çi­le­ri­n “ken­di” sö­mü­rü­cü­le­ri­ne, “ken­di” sö­mü­rü­cü sı­nıf dev­le­ti­ne kar­şı açık, ba­ğım­sız ve mü­ca­de­le­ci bir ta­vır ta­kın­ma­sı ge­rek­li­dir. Baş­düş­ ma­nın ken­di ül­ke­sin­de ol­du­ğu açık ve berr­ak ola­rak tes­pit edil­me­li­dir. b) Ül­ke dı­şı­na yö­ne­lik ola­rak ise yal­nız­ca şu ya da bu em­per­ya­list gü­ce ya da şu ya da bu em­per­ya­list si­ya­se­te kar­şı de­ğil, tüm em­per­yal­ist si­ste­me ve her tür­den em­per­ya­li­st po­li­ti­ka­ la­ra kar­şı ol­mak ve mü­ca­de­le et­mek

ge­rek­li­dir. So­ru­nu böy­le koy­ma­yan­lar ve bu bi­çim­de ha­re­ket et­me­yen­ler –ni­yet­le­ rin­den ba­ğım­sız ola­rak- ka­çı­nıl­maz bir bi­çim­de ken­di ha­kim sı­nıf­la­rı­nın po­li­ti­ka­la­rı­nın pe­şi­ne ta­kı­la­cak­lar, on­la­rın si­ya­set­le­ri­nin bir par­ça­sı ha­ li­ne ge­le­cek­ler­dir.

ULU­SAL­CI ŞO­VE­NİZM İş­çi sı­nı­fı­nın de­ğil­ de ha­kim sı­nıf­la­rın çı­kar­la­rı­nı çı­kış nok­ta­sı al­an uz­ma­nı­ mız Yıl­dı­rım Koç’un ül­ke için­de­ki ulu­ sal so­ru­na yak­la­şı­mı­nın da tü­müy­le Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın çı­kar­la­rı­na uy­gun ol­du­ğu or­ta­ya çı­kı­yor. Uz­ma­nı­mı­zın Tür­ki­ye bağ­la­mın­da ka­bul et­ti­ği tek ulu­sal so­run, Türk ulu­su ile ba­zı em­per­ya­list bü­yük güç­ ler ara­sın­da­ki eşit­siz iliş­ki­ler­den kay­ nak­la­nı­yor. Biz­zat ül­ke için­de Türk ulu­su­nun ve Türk ha­kim sı­nıf­la­rın ken­di­si­nin Türk ol­ma­yan ulus ve mil­ li­yet­le­re uy­gu­la­dı­ğı ulu­sal bas­kı­yı red­ det­mek­le kal­mı­yor, Tür­ki­ye’de baş­ka ulus­la­rın var­lı­ğı­nı ve baş­ka ulus­la­rın ulu­sal hak­la­rı­nı da red­de­di­yor. Uz­ma­nı­mı­zın bu ko­nu­da is­te­di­ği gi­bi ko­nuş­ma ve şo­ven mil­li­yet­çi tez­le­ri­ni is­te­di­ği öl­çü­de sa­vun­ma öz­ gür­lü­ğü ve im­ti­ya­zı var, çün­kü onun sa­vun­du­ğu Türk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın ulu­sal bas­kı si­ya­se­ti ile tam ola­rak ör­ tü­şü­yor. Ül­ke için­de so­ru­nu, ger­çek ol­gu­la­rı or­ta­ya ko­ya­rak tar­tış­ma­ya ça­ba­la­yan­la­rın ya da res­mi gö­rü­şün dı­şı­na çı­kan­la­rın bu öz­gür­lü­ğü yok. Ak­si tak­dir­de on­la­rı, uz­ma­nı­mı­zın umut bağ­lan­ma­sı­nı is­te­di­ği “Türk yar­gı­sı”nın ağır ce­za­la­rı bek­li­yor. Bu nok­ta­da biz bu ne­den­le bu­ra­da kıs­mi bir ta­vır­la, uz­ma­nı­mı­zın be­lir­ gin çe­liş­ki­le­ri­ne de­ğin­mek­le ken­di­ mi­zi sı­nır­la­mak zo­run­da­yız. “İş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti için­de sı­nıf ve ulus kim­li­ği­ni red­de­de­rek ‘üm­met’ kim­li­ği­ni öne çı­ka­ran­lar, ‘din öz­gür­ lü­ğü’nü sa­vu­nan AB em­per­ya­liz­mi­ne ya­naş­tı.” (s. 107) di­ye tes­pit ya­pan uz­ ma­nı­mız, “sı­nıf kim­li­ği”ni bir ke­na­ra bı­ra­ka­nın ken­di­si ol­du­ğu­nu unut­tur­ ma­ya ça­lı­şa­rak, as­lın­da üm­met­çi­le­rin “ulus kim­li­ği”ne sa­rıl­ma­ma­sı­na bo­ zuk ça­lı­yor. Bu­ra­da da uz­ma­nı­mı­zın “ulu­sal kim­li­ği”ne sa­hip çı­kıl­ma­sı­nı is­te­di­ği tek ulus Türk ulu­su. Biz­zat Türk ulu­su (da­ha tam ifa­de ile Türk ha­kim sı­nıf­ la­rı) ta­ra­fın­dan ulu­sal kim­li­ği red­de­di­len Kürt ulu­sun­dan ve di­ğer mil­li­yet­ler­den in­san­la­rın, iş­çi­le­rin ve di­ğer emek­çi­le­rin ken­di “ulu­sal kim­li­ği”ne sa­hip çık­ma­sı­nı red­de­di­yor, bu yön­de­ki ça­ba­la­rı “et­ nik kim­li­ği öne çı­ka­ran­lar” (s. 107) di­ye ge­ri çe­vi­ri­yor. Ay­nı ki­tap­çı­ğın, “Azın­lık­lar so­ ru­nu-Bö­lü­cü­lük” alt baş­lı­ğı al­tın­da

ko­nu­yu ele alan uz­ma­nı­mız şun­la­rı söy­lü­yor: “Av­ru­pa bir­li­ği, fark­lı et­nik kö­ken­ ler­den olu­şan ulu­su­mu­zu ve iş­çi sı­nı­ fı­mı­zı, et­nik kö­ken­le­re gö­re böl­me ve par­ça­la­ma ça­ba­sı için­de­dir. ‘İn­san hak­la­rı’ ve ‘de­mok­ra­si’ adı­na ya­pı­lan bu gi­ri­şim, te­rör ör­güt­le­ri­ni teş­vik et­me ve des­tek­le­me nok­ta­sı­na ka­dar gel­miş­tir. Ara­la­rın­da Av­ru­pa Bir­li­ği ül­ke­le­ri­nin de bu­lun­du­ğu ül­ke­ler­ce im­za­la­nan Lo­zan Ant­laş­ma­sı’nda, Tür­ki­ye’de yal­nız­ca Er­me­ni, Rum ve Mu­se­vi­le­rin ‘azın­lık’ ol­du­ğu açık­ca be­ lirt­mek­le bir­lik­te, Av­ru­pa Bir­li­ği, ulu­ su­mu­zu ve iş­çi sı­nı­fı­mı­zı oluş­tu­ran çe­şit­li et­ni­si­te­le­ri ‘azın­lık’ baş­lı­ğı al­ tın­da de­ğer­len­dir­mek­te ve bö­lü­cü­le­re des­tek ver­mek­te­dir. Av­ru­pa Par­la­men­ to­su’nun cü­ret­kar­lı­ğı, Gü­ney Do­ğu Ana­do­lu’ya ‘Kür­dis­tan’ di­ye­bi­le­cek ka­dar faz­la­dır. Av­ru­pa Bir­li­ği’nin bu ça­ba­la­rı, iş­çi sı­nı­fı­mı­zı da et­nik kö­ke­ne gö­re böl­me ve saf­laş­tır­ma so­nu­cu­nu do­ğu­ra­cak, ba­ğım­sız­lık ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­ si­nin te­mel da­ya­na­ğı olan iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­ni za­yıf­la­ta­cak­tır.” (s. 94-95, al­tı­nı biz çiz­dik) Uz­ma­nı­mız bu gö­rüş­le­ri ile bir de­mok­rat ol­ma­nın bi­le te­mel kıs­tas­ la­rın­dan bi­ri­si olan, ulu­sal hak eşit­li­ ği­ni ıs­rar­la red­det­mek­le, ül­ke­miz­de var olan ve ulu­sal hak eşit­siz­li­ği üze­ri­ne yük­se­len si­ya­si sis­te­mi bağ­ naz­ca sa­vun­mak­ta­dır. O bu ko­nu­mu ile ül­ke­miz­de­ki en ge­ri­ci ke­sim­le­rin sa­fın­da­dır. Biz bağ­naz­ca bir ulu­sun di­ğer ulus­lar üze­rin­de­ki im­ti­ya­zı­nı sa­vu­nan­la­ra, ken­di ulu­su­nun di­ğer ulus ve mil­li­yet­le­re uy­gu­la­dı­ğı ulu­sal bas­kı­yı sa­vu­nan­la­ra kar­şı şu il­ke­de ıs­rar ede­riz ve bu­nun tu­tar­lı sa­vu­nu­ cu­lu­ğu­nu ya­pa­rız: “Baş­ka bir ulu­su ezen bir ulus öz­gür ola­maz!” İş­çi sı­nı­fı, özel­lik­le de Türk ulu­sun­ dan iş­çi­ler bas­kı al­tın­da­ki di­ğer ulus­ la­rın ve bu ulus­lar­dan sı­nıf kar­deş­le­ri­ nin ulu­sal hak­la­rı­nı sa­vun­duk­la­rı öl­ çü­de ve yer­de güç­lü bir sı­nıf ha­re­ke­ti ge­liş­ti­re­bi­le­cek, de­mok­ra­si mü­ca­de­le­ si­nin çok yön­lü bir sa­vaşç­ı­sı ha­li­ne ge­le­cek­tir. Çe­şit­li em­per­ya­list güç­le­rin Tür­ ki­ye için­de ulu­sal so­ru­nu ve çe­liş­ki­ le­ri kul­la­na­rak po­li­ti­ka yap­ma im­ ka­nı ve­ren, Türk ha­kim sı­nıf­la­rı ta­ra­ fın­dan bağ­naz­ca ko­ru­nan ulu­sal hak eşit­siz­li­ği ve ulu­sal bas­kı re­ji­mi­dir. Ken­di­le­ri ül­ke için­de ulu­sal bas­kı­ nın, ulu­sal hak eşit­siz­li­ği­nin sa­vu­ nu­cu­su olan­la­rın, baş­ka em­per­ya­li­ st­le­rin ve dev­let­le­rin var olan ulu­sal so­ru­nu kul­lan­ma­sı­na bo­zuk çal­ma­ya hak­kı yok de­me­ye­ce­ğiz, ama yay­ga­ra ko­par­ma­ya hiç hak­kı yok­tur. Ka­sım 2005 ✓




yeni işçi dünyası

Ulus­la­ra­ra­sı sen­di­kal üst bir­lik UNI - Te­mel amaç­la­rı ve fonk­si­yo­nu -

B

10

u­gün Tür­ki­ye sen­di­kal ha­re­ ke­ti içe­ri­sin­de, hem an­la­yış hem de pra­tik ta­vır ba­kı­mın­ dan ül­ke­de­ki sen­di­kal ha­re­ke­tin ulus­ la­ra­ra­sı bo­yu­tu ve ulus­la­ra­ra­sı sen­di­ kal iliş­ki­le­rin öne­mi ger­çek­ten kav­ ran­ma­mış­tır. Çok az sa­yı­da sen­di­ka yö­ne­ti­ci­si­nin ve yi­ne çok kü­çük bir ke­sim uz­ma­nın dı­şın­da sen­di­ka­la­rın ço­ğun­da yay­gın olan ba­kış açı­sı şöy­le özet­le­ne­bi­lir: – Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­re he­men he­ men hiç önem ver­me­yen­ler, bu so­ ru­na laf dü­ze­yin­de bi­le de­ğin­me­yen­ ler. – Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­ri yal­nız­ca ken­di sen­di­ka­sı için ulus­la­ra­ra­sı da­ ya­nış­ma­ya ih­ti­yaç du­yul­du­ğun­da ya­ rar­la­nı­la­cak, da­ha doğ­ru­su kul­la­nı­la­ cak bir araç ola­rak gö­ren­ler. – Di­ğer ül­ke­ler­den sen­di­ka­la­rı ve ulus­la­ra­ra­sı sen­di­kal ha­re­ke­ti “Türk” sen­di­ka­cı­lık ha­re­ke­ti­nin düş­ ma­nı ola­rak gö­rüp “Tür­kün Türk­ten baş­ka dos­tu yok­tur” ha­kim sı­nıf ide­ olo­ji­si­ni açık­tan sen­di­kal ha­re­ket içe­ ri­sin­de tem­sil eden­ler. – Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­r­den, Tür­ki­ ye’de­ki sen­di­kal ha­re­ket içe­ri­sin­de “mo­dern” bir sos­yal re­for­mist çiz­gi­ nin yer­leş­me­si ve ül­ke­de­ki açık ve ka­ba an­ti de­mok­ra­tik ya­sa­la­rın kalk­ ma­sı ama­cı ile yar­dım uman­lar. – Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­ri za­ten ka­ba­ rık olan ma­aşı­nı da­ha da ar­tır­mak için bir fır­sat ola­rak de­ğer­len­di­ren ve ül­ke dı­şın­da­ki sen­di­kal zi­ya­ret­le­ri gez­mek, eğ­len­mek (özel­lik­le ku­mar­ ha­ne­le­re ve ge­ne­lev­le­re git­mek için) önem­li bir fır­sat ola­rak gö­ren­ler (ya da al­dık­la­rı bol har­cı­rah­lar­la va­liz­ler do­lu­su alış­ve­riş yap­ma­yı se­ven­ler). Ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­re ba­kış açı­la­rı fark­lı olan azın­lık bir ke­sim ise (ara­ la­rın­da­ki çok önem­li fark­lı­lık­la­ra rağ­men) di­ğer­le­rin­den fark­lı ola­rak ka­pi­ta­list dün­ya­da, özel­lik­le ulus­la­ ra­ra­sı te­kel­le­rin dün­ya­da­ki fa­ali­yet­le­ ri­nin bü­yük bir hız­la ya­yıl­dı­ğı za­ma­

nı­mız­da Tür­ki­ye’de­ki sen­di­ka­cı­lık ha­re­ke­ti­nin ka­de­ri­nin ulus­la­ra­ra­sı alan­da­ki iş­çi ve sen­di­kal ha­re­ke­te da­ha faz­la ba­ğım­lı ol­du­ğu­nu kav­ra­ yan, dün­ya ça­pın­da ser­ma­ye­ye kar­şı sen­di­kal ha­re­ke­tin da­ha güç­lü ve ni­ te­lik­li bir bir­lik içe­ri­sin­de ge­liş­me­si­ni sa­vu­nan bir ke­sim­dir. Özel­lik­le son yıl­lar­da­ki özel­leş­tir­ me­ler­de ve sen­di­kal hak mü­ca­de­le­ le­rin­de gi­de­rek çok faz­la sa­yı­da çok ulus­lu şir­ke­tin iş­çi­le­rin ve sen­di­ka­ la­rın kar­şı­sı­na çık­ma­sı, ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­re önem ve­ren bu kü­çük azın­ lı­ğın dü­şün­ce­le­ri­nin yay­gın­laş­ma­sı için da­ha faz­la ola­nak ya­rat­mış­tır. Ulus­la­ra­ra­sı iş­çi ve sen­di­kal ha­re­ ke­tin ya­kın iliş­ki­le­ri­nin öne­mi­ni ve ulus­la­ra­ra­sı da­ya­nış­ma­nın ro­lü­nü kav­ra­yan bu ke­sim içe­ri­sin­de de, bu iliş­ki­nin te­me­li ve amaç­la­rı hak­ kın­da sağ­lam bir gö­rüş bir­li­ği yok­tur. Bu­nun en baş­ta ge­len ne­den­le­rin­den bi­ri­si bu alan hak­kın­da il­ke­li bir tar­ tış­ma­nın ve gö­rüş alış-ve­ri­şi­nin ya­pıl­ ma­mış ol­ma­sı­dır. Biz bu ya­zı­mız­da so­mut bir ulus­la­ ra­ra­sı üst bir­lik olan UNI’nin (Uni­on Net­work In­ter­na­ti­onal= U luslararası İşbirliği Ağı) son ya­pı­lan dün­ya kong­ re­si­ni, te­mel ba­zı il­ke­le­ri ve amaç­la­rı ba­kı­mın­dan ele ala­rak bu tar­tış­ma­yı ge­liş­tir­mek is­ti­yo­ruz.

DÜN­YA ÇA­PIN­DA SOS­YAL Dİ­YA­LOG VE SOS­YAL OR­TAK­LIK ARA­CI OLA­RAK UNI Uni­on Net­work In­ter­na­ti­onal (UNI) hiz­met iş ko­lun­da fa­ali­yet gös­te­ren sen­di­ka­la­rın dün­ya ça­pın­da­ki sen­di­ kal üst bir­li­ği­dir. Tek tek ül­ke­ler­de fa­ali­yet bu iş­ko­lun­da fa­ali­yet yü­rü­ten 1.000’e ya­kın sen­di­ka­yı ve (ken­di in­ ter­net si­te­sin­de ver­di­ği bil­gi­ye gö­re) 15 mil­yo­na ya­kın sen­di­ka­lı iş­çi­yi tem­sil eden UNI, üye ör­güt­le­ri­nin ve üye iş­çi­si­nin say­ısı ba­kı­mın­dan ger­çek­ten de ulus­la­ra­ra­sı bir gü­ce sa­ hip olan bir üst ör­güt. UNI içe­ri­

sin­de bir­ di­zi ­sek­tör, ge­nel hiz­met iş ko­lu için­de top­lan­mış du­rum­da. Bun­ la­rın içi­n­de ti­ca­ret, ma­li iş­ler, pos­ta, te­le­kom, en­düst­ri ve iş­let­me­ci­lik mes­ lek­le­ri, gra­fik, ba­kım ve gü­ven­lik, med­ya ve eğ­len­ce, ku­mar­ha­ne­ler, elekt­rik iş­let­me­si ça­lı­şan­la­rı, ber­ber­ ler ve koz­me­tik hiz­met­le­ri, sos­yal si­ gor­ta iş­çi­le­ri, sağ­lık ve tu­rizm ça­lı­şan­ la­rı bu­lun­mak­ta­dır. Tür­ki­ye’den UNI üye­si sen­di­ka­ lar ola­rak BASS, BA­Sİ­SEN, TÜRKKoop-İş ve Tez-Koop-İş var. Bu dört sen­di­ka­nın hep­si TÜRK-İş üye­si. DİSK’e ve HAK-İş’e üye sen­di­ka­la­rın UNI içe­ri­sin­de yer al­ma­ma­sı bun­la­ rın laf dü­ze­yin­de ken­di ara­la­rın­da­ki sen­di­kal an­la­yış fark­lı­lık­la­rı­na rağ­ men ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler ala­nın­da­ki or­tak yan­la­rı­na işa­ret et­mek­te­dir. TÜRK-İş’ten UNI üye­si 4 sen­di­ka içe­ ri­sin­de ger­çek­ten UNI çer­çe­ve­sin­de ak­tif fa­ali­yet yü­rü­ten tek sen­di­ka ola­ rak Tez-Koop-İş Sendikası­nın öne çık­tı­ğı göz­lem­len­mek­te­dir. Di­ğer üç sen­di­ka­nın pra­tik ça­lış­ma­sı içe­ ri­sin­de ne ge­nel ola­rak ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­re, ne de UNI içe­ri­sin­de ver­me­

le­ri ge­re­ken önem gö­rül­me­mek­te­dir. Tez-Koop-İş Sendikası Tür­ki­ye’de fa­ali­yet yü­rüt­tü­ğü iş ko­lu içe­ri­sin­de MET­RO, CAR­RE­FO­UR, TES­CO gi­bi ulus­la­ra­ra­sı ti­ca­ret dev­le­ri­nin mar­ket­le­rin­de ör­güt­len­me­ye sis­tem­li ola­rak gi­ri­şen, bu alan­da önem­li adım­lar atan ve UNI ile da­ha sı­kı, or­ tak bir ça­lış­ma­nın öne­mi­ni kav­ra­yan bir sen­di­ka ola­rak öne çık­mak­ta­dır. UNI’nin in­ter­net say­fa­sı içe­ri­sin­de (uni­on-net­work.org) Tür­ki­ye’den fa­ali­yet­le­ri ve ulus­la­ra­ra­sı ti­ca­ret şir­ ket­le­ri­ne kar­şı ör­güt­le­me ça­ba­la­rı ile sık sık hak­kın­da bil­gi ve­ri­len ve da­ya­ nış­ma­ya çağ­rı­lan tek sen­di­ka da TezKoop-İş’tir. Tez-Koop-İş’in UNI içe­ri­sin­de ak­ tif ola­rak fa­ali­yet yü­rüt­me­si, ulus­la­ra­ ra­sı iliş­ki­le­re pra­tik­te önem ver­me­si, özel­lik­le üye­si iş­çi­ler ara­sın­da ulus­ la­ra­ra­sı da­ya­nış­ma bi­lin­ci­nin ge­liş­ me­si­ne kat­kı sağ­la­dı­ğın­dan olum­lu bir ta­vır­dır. Fa­kat bu olum­lu yön ol­ duk­ça sı­nır­lı kal­mak­ta­dır. Bu­nun ne­ de­ni, Tez-Koop-İş’in UNI üye­si sen­ di­ka­la­rın ezi­ci ço­ğun­lu­ğu­nun sa­hip

ol­du­ğu ve UNI’nin ka­rar­la­rı­na çok açık yan­sı­yan ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­rin te­me­li­ne ve amaç­la­rı­na yak­la­şı­mın­da yat­mak­ta­dır. UNI’nin 22-25 Ağus­tos 2005 ta­rih­ le­ri ara­sın­da ABD’nin Chi­ca­go ken­ tin­de ya­pı­lan dün­ya kong­re­si bel­ge ve ka­rar­la­rın­da UNI ken­di­si­ni “glo­bal sen­di­ka” ola­rak de­ğer­len­dir­mek­te ve bu de­ğer­len­dir­me­ye bağ­lı ola­rak önü­ne gö­rev­ler koy­mak­ta­dır. “Glo­bal sen­di­ka UNI” baş­lık­lı bir bro­şür­de UNI dün­ya ça­pın­da sen­ di­ka ha­re­ke­ti­nin önün­de du­ran gün­ cel te­mel so­run­la­rı ve gö­rev­le­ri şu şe­ kil­de de­ğer­len­dir­mek­te­dir: “Dö­viz pa­zar­la­rın­da iş­lem gö­ren gün­lük ti­ca­ri bo­yut 1,900 mil­yar Do­ lar’dır. İş­let­me­ler, his­se se­net­le­ri­nin de­ğe­ri­ni en yük­se­ğe çı­kar­mak ama­cı ile çe­şit­li iş­le­ri ya ya­kın böl­ge­de­ki baş­ka yer­le­re, ya da yurt dı­şı­na ta­şı­ mak­ta ve bin­ler­ce iş­ye­ri­ni yo­ket­mek­te­ dir. İş­let­me­ler için es­nek­lik pro­pa­gan­ da­sı ya­pan ve özel iş­let­me­le­ri ka­mu iş­let­me­le­rine tercih eden hü­kü­met­ler, en bü­yük iş­let­me­le­rin müş­te­ri­si ha­ li­ne ge­ti­ril­mek­te­dir­ler. Tek tek sa­na­yi­ ler­de, gi­de­rek da­ha güç­lü bir bi­çim­de, eko­no­mik önem­le­ri ço­ğun­luk­la fa­ali­ yet yü­rüt­tük­le­ri ül­ke­le­rin­kin­den da­ha yük­sek olan çok ulus­lu az sa­yı­da­ki te­ kel ege­men­lik kur­muş­lar­dır. UNI’nin bu­na ya­nı­tı, in­san­cıl ni­te­ lik­li glo­bal­leş­me­yi müm­kün kı­la­cak glo­bal bir sen­di­ka ajan­da­sı­dır (prog­ra­ mı­dır BN.). Bu ajan­da­nın te­mel par­ça­ la­rı glo­bal ör­güt­len­me, ça­lı­şan­la­rın ve sen­di­ka­la­rın hak­la­rı, in­san onu­ru­na ya­kı­şır iş ve ulus­la­ra­ra­sı iş­let­me­ler­de ça­lı­şan üye­le­ri tem­sil eden sen­di­ka­lar ara­sın­da it­ti­fak­lar­dır. Biz, öde­ne­bi­lir sağ­lık hiz­met­le­ri ve fırsat eşit­li­ği­ni ga­ ran­ti altına alan bir dün­ya, in­sa­nın odak nok­ta­da dur­du­ğu bir dün­ya is­ti­ yo­ruz.” Eğer te­kel­le­rin fa­ali­ye­ti­ne yön ve­ ren il­ke, his­se se­net­le­ri­nin de­ğe­ri­ni en yük­se­ğe çı­kar­mak ise, ay­nı te­kel­ ler hü­kü­met­le­ri bi­le ken­di müş­te­ri­si ha­li­ne ge­tir­miş­se, bun­lar bin­ler­ce işi yok edi­yor­lar­sa, te­kel­le­rin gü­cü ço­ğu kez fa­ali­yet yü­rüt­tük­le­ri ül­ke­le­rin eko­no­mik gü­cü­nü bi­le aşı­yor­sa (ki bun­lar ol­gu­dur!), o za­man bu tes­pit­ler­ den çı­ka­rı­lan so­nuç ve or­ta­ya ko­nan prog­ram, ça­lı­şan sı­nı­fın, ya­ni iş­çi sı­ nı­fı­nın çı­kar­la­rı­nı mer­ke­ze ko­yan, iş­ çi­le­rin ser­ma­ye sı­nı­fı­na, öze­lik­le ulus­ la­ra­ra­sı te­kel­le­re kar­şı sı­nıf mü­ca­de­le­ si­ni ge­liş­ti­ren bir prog­ra­m ol­ma­lı­dır. UNI yu­kar­da­ki tes­pit­ler­den böy­le bir so­nuç çı­kar­mı­yor ve prog­ra­mı da böy­le bir prog­ram de­ğil. As­lın­da UNI iş­çi sı­nı­fı ile ser­ma­ye sı­nı­fı ara­sın­da­ki giz­len­me­si müm­ kün ol­ma­yan çı­kar zıt­lı­ğı­nı ka­bul


yeni işçi dünyası eder­ken, bu zıt­lı­ğı aş­ma­nın bi­ri­cik yo­lu olan sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni ka­bul et­me­yi ve sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni ör­güt­le­ me­yi de­ğil, tam ter­si­ne sı­nıf­lar ara­sı iş­bir­li­ği­ni ör­güt­le­me­yi amaç­la­mak­ ta­dır. Bu ama­cı bir çok res­mi bel­ge­ sin­de açık­ça da ifa­de edil­mek­te­dir. “Ken­di içe­ri­si­ne hem bir so­nuç hem de di­ğer he­def­le­rin ger­çek­leş­ti­ril­me­si olan sos­yal di­ya­log, hü­kü­met­le­rin ve sos­yal or­tak­la­rın de­ği­şi­mi ve eko­ no­mik ve sos­yal ge­liş­me ile baş ede­ bil­me­le­ri­ni müm­kün kı­lan es­nek bir araç­tır. Mo­dern top­lu­mun kar­şı­laş­tı­ğı çe­şit­li ta­lep­ler bir di­zi di­ğer grup­la­rı da ha­re­ke­te ge­çir­mek­te­dir. Kü­re­sel si­ vil top­lum, tü­ke­ti­ci grup­la­rı, ka­dın ör­ güt­le­ri, çev­re ko­ru­yu­cu­lar vb. Bun­lar sos­yal di­ya­lo­ğu şe­kil­len­dir­mek­te­dir ve sen­di­ka­lar bun­la­ra yö­ne­lik öl­çü­lü bir iliş­ki kur­ma­lı ve ge­le­nek­sel or­tak­la­rı (iş­ve­ren­ler ve hü­kü­met­ler) ye­ni iliş­ki­ ler ya­rat­ma­lı­dır­lar ve ka­dın­la­rın ro­lü ve ye­ri ba­kı­mın­dan bu iliş­ki­ler­de ye­ni bi­çim­ler ge­liş­tir­me­li­dir­ler.” “UNI Ey­lem Pla­nı” baş­lık­lı ka­rar­da dört “stra­te­jik he­def” be­lir­len­mek­te­ dir: İs­tih­da­mın ge­liş­ti­ril­me­si, iş­ye­ rin­de hak­lar, sos­yal gü­ven­lik ve sos­ yal di­ya­log. UNI’nin tüm fa­ali­yet­le­ri­nin te­me­li iki prog­ra­ma­tik dü­şün­ce­de yat­mak­ta­ dır: Sos­yal di­ya­log ve sos­yal or­tak­lık.

Bu iki kav­ram son yıl­lar­da ül­ke­mi­ zin sen­di­ka­cı­lık ha­re­ke­ti içe­ri­sin­de de iyi­ce yer­leş­miş­tir. Bir çok sen­di­ka­ nın ve fe­de­ras­yo­nun açık­la­ma­la­rın­da ve bel­ge­le­rin­de sık sık bu kav­ram­lar, ken­di içe­rik­le­ri ile yer al­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin DİSK Ge­nel Baş­ka­nı Sü­ ley­man Çe­le­bi, ül­ke­mi­zin ön­de ge­len ser­ma­ye ku­ru­luş­la­rın­dan MESS’in

Ulus­la­ra­ra­sı sen­di­ka­cı­lık ha­re­ke­ tin­de “sos­yal di­ya­log” ve “sos­yal or­tak­lık” kav­ram­la­rı ta­ri­hi ola­rak sos­yal­de­mok­ra­si­nin ege­men­ler­le uz­ laş­ma si­ya­se­ti­nin sen­di­ka­cı­lık ala­ nın­da­ki yan­sı­ma­sı ol­muş, sı­nıf sen­ di­ka­cı­lı­ğı­na kar­şı olan an­la­yı­şı­nın içe­ri­ği­ni özet­le­yen kav­ram­lar ola­rak or­ta­ya çık­mış­lar­dır. Bir yan­da, ser­

der­gi­si MER­CEK’e gön­der­di­ği 21 Ha­ zi­ran 2005 ta­rih­li, “Sos­yal di­ya­log­da te­mel öl­çüt sa­mi­mi­yet ve hak­la­ra say­ gı­dır” baş­lık­lı ya­zı­sın­da, “sos­yal di­ya­ log son yıl­lar­da öne çı­kan bir kav­ram­ dır. DİSK ola­rak sos­yal di­ya­lo­ğu, iş­çi, iş­ve­ren ve hü­kü­met tem­sil­ci­le­ri­nin, ko­nu­la­rı öz­gür­ce tar­tış­mak ve mü­za­ ke­re et­mek, fark­lı yak­la­şım­la­rı or­ta­ya koy­mak ve müm­kün­se or­tak çö­züm­ le­re ulaş­mak ama­cıy­la ça­lış­ma ha­ya­ tı­nın her dü­ze­yin­de or­tak plat­form­lar oluş­tur­ma­la­rı ola­rak ta­nım­lı­yo­ruz.” de­mek­te­dir.

ma­ye­ye ve ser­ma­ye hü­kü­met­le­ri­ne (da­ha doğ­ru­su ser­ma­ye dev­let­le­ri­ne kar­şı) sı­nıf sen­di­ka­cı­lı­ğı­nı sa­vu­nan ve ser­ma­ye sı­nı­fı­nı ve onun si­ya­si ku­rum­la­rı­nı sı­nıf düş­man­la­rı ola­rak gö­ren ko­mü­nist ve dev­rim­ci sen­di­ka­ cı­lık an­la­yı­şı, di­ğer yan­dan ise ser­ma­ ye­yi ve onun hü­kü­met­le­ri­ni iş­çi sı­nı­fı ile ara­sın­da­ki ki­mi fark­lı­lık­la­rı­na rağ­men çı­kar or­ta­ğı ola­rak gö­ren, bu ne­den­le ara­la­rın­da­ki iliş­ki­yi or­tak­lar ara­sın­da iliş­ki ola­rak de­ğer­len­di­ren sı­nıf uz­laş­ma­cı­sı sos­yal­de­mok­rat sen­di­ka­cı­lık an­la­yı­şı. Sı­nıf sen­di­ka­

Akdeniz Belediyesi’nde işçi ve çevre kıyımı!

M

ersin Akdeniz Belediyesi’nin uygulamaları kafa­ larda bir sürü soru işareti bırakacak cinsten. 31.12.2004 tarihinde belediyenin temizlik işle­ rini yürüten taşeron firma Ceysan A.Ş. tarafından 69 işçinin işine son verilmiş. İşten çıkarılan işçilerin açtıkları davalar so­ nucunda ise işe iade edilmelerine karar verilmiş. Ancak bele­ diyenin ve taşeronun işçileri işe almaması sonucunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kararı gereğinde işçilerin alacağı olan 300 milyar lira için icra takibi başlatılmış. Bu tazminatların ise işçileri işten çıkaran taşeron firma tarafından değil, Akdeniz Belediyesi tarafından ödenmesi gerekiyor. Yani Ceysan A.Ş. işçileri atıyor, işçilerin hakları olan tazminatları ise yine işçi ve emekçilerin sırtından geçinen belediye ödüyor? Konu ile ilgili görüştüğümüz Belediye Meclisinin (DEHAP’lı, seçim ittifakı dolayısıyla) SHP’li üyesi Hasan ARIK belediye başkanı ile birçok kez görüşmelerine, olayı basına duyurmak için çaba sarf etmelerine rağmen bir so­ nuç alamadıklarını belirtiyor. Hasan Arık 110 işçinin mağ­ dur edildiğini, bu işçilerin hak ve alacaklarının faizleri ile birlikte yaklaşık 1 trilyonu bulduğunu ve bu paranın yine halkın sırtından karşılanacağını ifade etti. İşten atılan işçiler ise Genel-İş Sendikasına üye. Genel-İş Sendikası yöneticileri işçilerin hakları ile ilgili yasal işlem yap­ tıklarını ve şu anda belediyeden alacaklarını taksitler halinde tahsil ettiklerini belirtiyor. Tüm bunlar belediye ile taşeron firma arasında çıkar ilişkile­ rinin bulunduğunu, bu durumdan yine işçilerin ve emekçilerin zararlı çıktığını gösteriyor. Ancak olanlar bununla da bitmiyor. Karaduvar Mahallesinde Opet’e ait bir Akaryakıt Dolum

Tesisi bulunuyor. Belediye meclisi 21.06.2002 tarihinde 143 sayılı karar ile tesisin bulunduğu alanın “güneyinde en fazla 45, en az 40 m; kuzeyinde en az 35, en fazla 70 m; doğusunda 70 m; batısında en az 55, en fazla 70 m” Sağlık Kuruma Bandı bulunması gerektiğini kabul ediyor. Koruma bandının içerisinde ağaç ve çiçek dışında hiçbir şey bulun­ maması, yapı veya tesis kurulmaması gerekiyor. Opet’in başvurusu üzerine yapılan incelemede ise tesisin Sağlık Koruma Bandı olarak ayrılan alanı üzerinde bir idari bina­ nın, trafonun, bazı yapıların ve üç su tankının bulunduğu tespit ediliyor. Bu nedenle belediyenin Planlama-İmar ve Fen İşleri Komisyonu başvuruya 07.02.2005 tarihinde red kararı veriyor. Ancak aynı belediye meclisi, 5 üyenin muhalefetine rağ­ men üzerinde idari binanın, trafonun ve su tanklarının bu­ lunduğu Sağlık Koruma Bandını onaylıyor. 04.10.2005 tari­ hinde onaylanan koruma bandının Büyükşehir Belediyesi tarafından da onaylanması gerekiyor. Akdeniz Belediyesi Meclisi 31 üyeden oluşuyor. Seçimlerde meclise 15 CHP’li, 6 AKP’li ve 10 SHP’li üye seçiliyor. Bilindiği gibi DEHAP, EMEP ve SHP seçim ittifakı yaparak SHP çatısı altında seçime katılmışlardı. Bu nedenle meclise seçilen 10 SHP’li üyenin 6’sı DEHAP’lı. Ancak seçimler son­ rasında 4 SHP’li üyeden 3’ü istifa ederek CHP’ye geçiyor. Halkın sağlığını korumakla görevli belediye “belli ol­ mayan” nedenlerle anlamsız uygulamalara imza atıyor. Kapitalist çürümenin ve çıkar ilişkilerinin hüküm sürdüğü sistemden başka bir şey de beklenemez zaten! 10.11.2005, YDİ Çağrı/Mersin ✓

cı­lı­ğı­nı de­ğil­ de sı­nıf uz­laş­ma­cı­lı­ ğı­nı sa­vu­nan sos­yal di­ya­log an­la­yı­şı, iş­çi sı­nı­fı­nın en ge­niş ke­sim­ler­inin çı­kar­la­rı­na tü­müy­le ters bir an­la­yış­ tır. Zi­ra bu an­la­yı­şı sa­vu­nan­la­rın ve ge­rek­çe­len­dir­me­ye ça­lı­şan­la­rın tüm ça­ba­la­rı­na rağ­men, iş­çi sı­nı­fı ile ser­ ma­ye­dar­la­rın ve or­tak­la­rı ara­sın­da çı­kar bir­li­ği­nin ne­re­de yat­tı­ğı­nı is­pat ede­me­­miş­ler­dir. Ede­me­ye­cek­ler­dir­ de. Çün­kü böy­le bir çı­kar bir­li­ği yok­ tur ve eş­ya­nın ta­bi­atı­na uy­gun ola­rak böy­le bir çı­kar bir­li­ği ola­maz da. Sen­di­kal mü­ca­de­le­de iş­çi­le­rin çı­ kar­la­rı­nı sa­vun­ma adı­na öne sü­rü­len “sos­yal di­ya­log” ve “sos­yal or­tak­lık” kav­ram­la­rı ile ifa­de edi­len ve sa­vu­ nu­lan çı­kar bir­li­ği, ger­çek­te ser­ma­ye ve onun hü­kü­met­le­ri­nin, sis­te­min ege­men­le­ri­nin çı­kar­ bir­li­ği­dir. Ay­nı za­man­da ya­şam tarz­la­rı, ge­lir­le­ri, dü­ şün­ce bi­çim­le­ri ile iş­çi ve sen­di­ka ha­ re­ke­ti­nin kü­çük ve im­ti­yaz­lı ta­ba­ka­sı olan ve tü­müy­le bur­ju­va­laş­mış olan iş­çi aris­tok­ra­si­si ve sen­di­ka bü­rok­ra­ si­si­nin ger­çek­ten­ de ser­ma­ye ve o­nun hü­kü­met­le­ri ara­sın­da sos­yal te­me­li olan bir çı­kar bir­li­ği de var­dır. Ay­nı ser­ma­ye ve onun hü­kü­met­le­ri ile bir­ lik­te iş­çi sı­nı­fı­nın en ge­niş ke­sim­le­ri­ nin en yay­gın bi­çim­de sö­mü­rül­me­si ve bas­kı al­tı­na alın­ma­sı ile iş­çi aris­ tok­ra­si­si­nin ve sen­di­ka bü­rok­ra­si­si­ nin yük­sek ge­lir­le­ri, ar­pa­lık­la­rı ve bur­ju­va ya­şam bi­çi­mi ga­ran­ti al­tı­na alın­mak­ta­dır. İş­te bu bur­ju­va­laş­mış iş­çi ta­ba­ka­la­rı­nın te­mel or­tak çı­kar­ lar çer­çe­ve­sin­de ser­ma­ye­ye ve onun hü­kü­met­le­ri­ne yö­ne­lik po­li­ti­ka­sı­nı “sos­yal or­tak­lık” ve “sos­yal di­ya­log” ola­rak ifa­de et­me­si ken­di çı­kar­la­rı­na ta­ma­men denk dü­şen kav­ram­lar­dır. UNI ve üye­si sen­di­ka­la­rın ve di­ğer ulus­la­ra­ra­sı sen­di­kal üst ku­ru­luş­la­ rın ön­der­li­ği­ni iş­çi aris­tok­ra­si­si ve sen­di­ka bü­rok­ra­si­si oluş­tur­du­ğun­ dan, bun­la­rın te­mel prog­ra­ma­tik he­ def­le­ri­nin sos­yal di­ya­log ve sos­yal or­ tak­lık ola­rak ko­nul­ma­sı da an­la­şı­lır bir ide­olo­jik ba­kış açı­sı­dır. Bu­gün ulus­la­ra­ra­sı sen­di­ka­cı­lık ha­ re­ke­tin­de ve ül­ke­miz­de yay­gın olan sı­nıf iş­bir­lik­çi­si, sos­yal di­ya­log­cu an­ la­yış­la­ra kar­şı ör­güt­lü, çok yön­lü ve tu­tar­lı bir mü­ca­de­le yü­rüt­mek sı­nıf sen­di­ka­cı­lı­ğı­nı tu­tar­lı ola­rak sa­vu­ nan sı­nıf bi­linç­li iş­çi­le­rin ve mü­ca­de­ le­ci sen­di­ka­cı­la­rın önün­de gö­rev ola­ rak dur­mak­ta­dır. Ül­ke­miz­de­ki sı­nıf bi­linç­li iş­çi­le­rin ve mü­ca­de­le­ci sen­di­ ka­la­rın sı­nıf sen­di­ka­cı­lı­ğı yö­nün­de­ki ça­ba­la­rı ulus­la­ra­ra­sı plat­form­la­ra da ta­şın­ma­lı ve sı­nıf uz­laş­ma­cı­sı sen­di­ ka­cı­lık an­la­yı­şı­na kar­şı sı­nıf sen­di­ka­ cı­lı­ğı an­la­yı­şı için ulus­la­ra­ra­sı mü­ca­ de­le bay­ra­ğı yük­sel­til­me­li­dir. Ka­sım 2005 ✓

11


yeni işçi dünyası

Eğitimcilerin büyük yürüyüşü…

K

E SK ’e b a ğ l ı , E ğ it i m ve Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim Sen’li emekçilerin, “Parasız, nitelikli eğitim, insanca yaşam ve demokratik Türkiye” şiarla­ rıyla Öğretmenler Günü 24 Kasım’da İstanbul’da ve değişik illerde başlattığı “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” 26 Kasım Pazar günü Ankara’da sona erdi. Eğitim emekçilerinin üç günlük yü­ rüyüşlerinde öne çıkardıkları talepleri şunlardı: • İkili eğitimden tekli eğitime geçilmelidir; • Sınıf mevcutları 60 değil, 24 kişilik olma­ lıdır; • Tüm anaokulu ve ilköğretim öğrencile­ rine ücretsiz süt verilmelidir; • Tüm çocukların yılda iki kez sağlık tara­ masından geçirilmesi; • Eğitimde kadrolaşma değil, demokratik yönetim anlayışı benimsenmelidir; • Eğitimde hazırlık ödeneği tüm eğitim ve bilim emekçilerine ödenmelidir; • Hizmetli ve memurlar için özel hizmet tazminatı ödenmelidir; • Ek ders ücretleri günün şartlarına uygun olarak belirlenmelidir; • Tüm eğitim ve bilim emekçilerine yaka­ cak parası verilmelidir; • 4688 sayılı kamu çalışanları sendika ya­ sası grevli toplu iş sözleşmesi olarak yeni­ den düzenlenmelidir.

12

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik eğitim emekçilerinin yürüyüşünü en başından itibaren gayri meşru ilan ederek, polisin emekçilere yönelik ba­ rikat kurmasına, panzerli, coplu ve gaz bombalı saldırısına yeşil ışık yaktı. Milli Eğitim Bakanının ve Ankara Valiliğinin bütün tehditlerine rağmen eğitim emekçileri kararlı tutumların­ dan taviz vermediler. Öğretmenler Günü 24 Kasım’da İstanbul İstiklal Caddesinde yaklaşık bin eğitim emekçisi, Tünel’den Taksim Meydanı’na kadar yürüdü. Yürüyüş sı­ rasında atılan sloganlarda parasız, ni­ telikli eğitim, insanca yaşam talepleri dile getirilirken, Şemdinli’de yaşanan olaylara da tepki gösterildi. 26 Kasım Cumartesi günü İstanbul, İzmit, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Karabük, Zonguldak, Bartın, Bolu, Sakarya, Düzce, Balıkesir, Bursa ve Yalova’dan 8000’e yakın öğretmen Ankara’ya doğru otobüslerle yola çıktı. Kamu emekçilerinin Ankara’ya girişi Jandarma barikatıyla engellenmeye çalışıldı. Bu sırada İstanbul-Ankara otoyolunu trafiğe kapatan bir gruba Jandarmanın saldırması sonucu 18 ey­

lemci yaralandı. Aynı gün Ankara’da “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” için bir araya gelen EğitimSen’li emekçiler de polis barikatıyla karşılaştı. Yaklaşık 2000 Eğitim-Sen’li emekçi polis barikatlarını aşarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne yürüdü. Eylemcilerin Atatürk Caddesi’ni trafiğe

E

kapatması üzerine polisin saldırısında 4 Eğitim-Sen’li emekçi yaralandı. Bu emekçilerin bir kısmı halen çe­ şitli hastanelerde tedavi altındadır. Bu saldırılar ile ilgili olarak Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer 27 Kasım’da bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında:

Eğitim’deki kadrolaşmaya karşı eylem!

ğitim-Sen Adana Şubesi 22.10.2005 tarihinde, eği­ tim ve sağlıktaki kadrolaşma ve özelleştirme politikalarını protesto yürüyüşü düzenlendi. Saat 12:30’da Eğitim-Sen Adana Şubesi önünde toplanan yaklaşık 400 eğitim emek­ çisi, buradan istasyon meydanına sloganlar eşliğinde yürüdü. İstasyon Meydanı’nda yapılan basın açıkla­ masında AKP hükümetinin sık sık

dile getirdiği eğitim sistemindeki sorunları çözeceğine ilişkin açıkla­ malarına rağmen “eğitim ve sağlık sisteminde kadrolaşma”ya gidildiği, “paralı eğitimi özendirmek için özel okullara mali kolaylıklar sağlan­ dığı” belirtildi. Eylem basın açıklamasının okun­ masından sonra sona erdirildi. Ydi Çağrı / Adana ✓

Yıllardır eğitim ve bilim emekçile­ rinin sorunlarını görmezden gelenle­ rin, taleplerine kulaklarını tıkayanla­ rın, dün olduğu gibi bugün de çözüm üretmek yerine, haklarını arayanları suçlamayı, üzerlerine panzerlerle gide­ rek saldırmayı tercih ettiklerini, Milli Eğitim Bakanı’nın Türkiye’nin dört bir tarafında, en ücra köşelerde, fedakarca çalışan öğretmenleri aşağılarcasına “öğretmenler sadece iki gün çalışıyor!” deme cesaretini gösterdiğini, ardından Bakanlık tarafından okullara genelge gönderilerek, eğitim emekçilerinin sendikal haklarını kullanması baskı ve yıldırma ile engellenmeye çalışıldığını dile getirdi. Tüm bu baskı ve tehditlere rağmen taleplerinin takipçisi olarak Ankara’ya gelen on binin üzerindeki eğitim emekçisinin üzerine panzerler ve gaz bombaları ile gidildiğini be­ lirten Dinçer, Avrupa’ya her gittikle­ rinde, demokratikleşiyoruz havaları atanlar, Eğitim Sen’in parasız, nitelikli eğitim, insanca yaşam ve demokratik Türkiye için başlattığı büyük yürüyüşe bile tahammül edemeyerek ne kadar demokratik olduklarını gösterdikle­ rini vurguladı. Ya ş a n a n s a l d ı r ı l a r ı n , A K P Hükümeti’nin eğitim emekçilerinin taleplerinden ve bu talepler üzerinden yürüttükleri mücadeleden ne kadar ra­ hatsız olduklarını gösterdiğini, bütün bu yaşananlardan Milli Eğitim Bakanı ve Ankara Valisinin sorumlu olduğunu söyleyerek emekçileri tehdit eden Milli Eğitim Bakanının derhal istifa etme­ sini ve Ankara Valisinin de görevden alınmasını talep ettiklerini belirtti. Ayrıca Eğitim Sen’li emekçiler, Ankara Valisi, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Ankara İl Jandarma Komutanlığı’na kamu davası açılması isteğiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunarak yapılan pervasızca saldırı­ lara karşı sessiz kalmayacaklarını gös­ terdiler. Kamu emekçilerinin demokratik ta­ leplerine yönelik bu saldırılar sadece bu hükümetin ve bakanlarının değil, şimdiye kadarki bütün hükümetlerin uygulayageldikleri, kapitalist faşist sis­ temin saldırılarıdır. Hangi hükümet gelirse gelsin azami kar üzerine kurulu kapitalist sistem var olduğu sürece ezi­ lenler en ufak hakları için çetin müca­ deleler vermek zorunda kalacaklardır. Bu nedenle bütün işçi ve emekçiler, demokratik haklar ve insanca yaşam için yürüttükleri mücadeleyi emekçi düşmanı kapitalist sisteme karşı, sos­ yalizm mücadelesi ile birleştirmek zo­ rundadırlar. Bu bilinçle verilecek bir mücadele ancak zafere ulaşacaktır. Yaşasın Eğitim Sen’li emekçilerin haklı mücadelesi! ✓


yeni işçi dünyası

B

NEFA Tekstil Fabrikasında sendikalaşmak için örgütlenen işçiler işsiz bırakıldılar...

üyükçekmece bölgesinde penye üretimi yapan tekstil işçilerin­ den 19 tanesi işveren tarafından kapı önüne koyuldu. Daha önce çeşitli gerekçelerle üç işçiyi kapının önüne koyan işveren, aldığı duyumlar üzerine örgütlenmeye yatkın olan işçilerden ve diğer işçilerden 19 kişiyi çıkardı. Bir süredir, sendikalaşmak için örgüt­ lenen işçiler belli sayıda üyeyi örgütle­ mişlerdi. Fabrikada yaklaşık olarak 130 işçi çalışmaktaydı. Patron 25.11.2005 tarihinde çoğu sendikaya üye işçi ve öncüleri gruplar halinde tazminatla­ rını ve iki maaş fazlasını vererek işten attı. İşçilerin çok hazırlıklı olmadık­ ları bu durumda; NEFA patronu SABA Tekstil işvereninin desteğini de alarak planlı bir şekilde işçilerin iş akitlerine son verdi. Patron işçilerin sendikal faa­ liyette bulunduklarını belirterek, gere­

kirse fabrikayı boşaltacağını ama sen­ dikalaşmayı kabul etmeyeceğini açıkça belirtti. İlk çıkarılan işçiler çıkışlarını im­ zaladıkları için diğer işçiler de direniş göstermeden çıkışlarını alarak ayrıldı­ lar. Bizim örgütlülüğümüzde öne çıkan kimi derslerin olduğunun bilincine var­ dığımız için bunu paylaşmak istedik: 1.

2.

3.

Öncülük yapan işçiler çıkışlarını aldıktan sonra bir direniş gösterme şansımız kalmadı. Her ne kadar sendika bizi dire­ niş koyma noktasında uyardıysa da, biz buna uygun davranmadık. İşverenin ani saldırısına hazır ol­ madığımızdan sendikayla yeterli dayanışma sağlayamadık. Kötü iş koşulları işçilerin çoğunlu­ ğunda işyerinden ayrılmak isteme­

NEFA Tekstil işçilerinden...

Adım Ayşegül, NEFA Tekstil’de 11 yıl çalıştım, küçüklüğüm ve gençliğim bu işyerinde geçti. İşverenimiz Ahmet Erkan Över, penye işi yapmaktaydım ve kalite-kontrolcu olarak çalışmaktaydım. İşyerimizde çalışma koşulları bir dizi işyeriyle aynı, sigortamız var ve yemek ve servis dışında yılda bir kez işverenin verdiği ücret artışına talim etmekteyiz. Çıktığımda 430 YTL al­ maktaydım, mesailerle bu 600-650 YTL olmaktaydı. Kalite-kontrolcular olarak gün aşırı ayakta çalışmakta ve olduğunuz yerde sabit durmaktası­ nız, böylece artık varislerimiz oluş­ muş, bacaklarımızın ağrıları olağan bir durum haline gelmiştir. Şeflerin bağırtıları ve hakaretleri de yine ola­ ğan bir durum halini almıştı. Kadın olarak güçsüzlük, acizlik ve ezilmişlik -buna artık ne derseniz deyin- ifade etmekte zorlandığım bu durumu ya­ şamaktaydım. Örgütlenme denen birlikte hareket de, dayatmalara karşı artık bir şeyler yapmanın en son nok­ tasında öğrendiğimiz durumdu. Bunlarla da bitmiyor, işyerindeki sömürüyü de kabaca örneklendi­ reyim: Çalışma saatlerimiz resmen 8.30-18.30 arası olmasına karşın, fiilen her gün 22.00’ye kadar sürü­ yor. Şimdi bir muhasebe yapalım. Hergün üçbuçuk saat mesai, haftada

17 buçuk saat yapar, buna Cumartesi 7 buçuk saat daha eklersek, toplam 25 saat mesai ediyor. Üç ayda bir 5 hafta var, biz ayı 4 hafta olarak ala­ lım. 100 saat mesai ediyor. Pazar ça­ lışmaları da olmakta, bunu hesaba katmıyorum. Ayda kaldığım mesai 60-70 saat olarak hesaplanır, buradan çaldıkları bu kadar açık. Hafta içi ve Cumartesi çalışmalarını %50 olarak hesaplayarak ayrıca bir kazanç elde etmektedirler. Ayda 240 saat çalıştı­ ğım halde, ücret hesaplamalarını 30 gün üzerinden günlük hesapladıkla­ rından, yine kağıt üzerinden 30 gün üzerinden günlük 14.33 YTL yapar, ama 240 saat üzerinden günlük üc­ ret 17.92 YTL olacaktır, bu durumda hesaplamalarla kazancımızdan yine çalmaktadırlar. Yemekler kötü ve aç kalmaktaydık, bunu ifade ettiğimizde bize hakaret edilerek kapılar gösteril­ mekte. Kadir ustanın vb. bizi çalışan makineden daha değersiz gördüğü, hiç bir isteğimizin karşılanmadığı bir durumla karşı karşıya bırakıyor­ lardı. Korkumuzdan çalışma arka­ daşımızdan iş dahi isteyemiyorduk. İşveren sigortalı olan işyerinde si­ gorta şirketlerinden para almak için, yağışlı olan 2004 Ocak ayında işleri bizlere ıslattırarak sigorta­ dan yüklü miktarda paralar aldı. Ya da kendisi çelik para kasasını kır­

4. 5.

leri fikrini oluşturdu. Örgütlülüğü daha da pekiştirerek, iş koşulla­ rımızı bu örgütlülük üzerinden düzeltme şansımız varken, kolay olanı, yani direniş koymamayı ter­ cih ettik. Kazanımsa; ilk kez bu işyerinde kı­ dem ve ihbar tazminatı aldık. NEFA Tekstil işçileri olarak müca­ dele yolunu seçmeyerek diğer üye arkadaşlarımızı yalnız bıraktık.

Örgütlü olan işveren bize tim­ sah gözyaşları dökerek ve aldatma­ calara başvurarak bizi zayıf düşür­ müştür. Bu olaydan öğrendik. İleride daha iyi örgütlenerek hatalarımızdan da öğrenerek başarıyı yakalayacağız. Yaşasın işçi sınıfının örgütlü mücadelesi! Bir grup NEFA tekstil işçisi ✓

dırtarak sigortadan paralar aldı. Bugün geldiğim noktada, işveren­ lere bir cennet kurulmuş olduğunu, bizi de kendi cennetlerinin ücretli köleleri olarak çalıştırmakta olduk­ larını görüyorum. En ufak hak is­ teğimize, örneğin yasal olan sen­ dika hakkımıza tahammül göster­ memektedirler. Bundan böyle hak alma mücadelesinde benim için ör­ gütlülük esastır. En büyük güçtür.”

Ben Mehmet Emin, 7 aydır NEFA Tekstil’de çalışmakta­ yım, çeşitli direnişler yaşadım. Sendikalı işyerinde çalıştım. 13 yıldır çalışmaktayım. İşyerlerinin hemen hepsinde zor koşulların olduğunu biliyorum ama mücadeleyle sendika­ laştırılan işyerlerinde yasal haklarını kullanma şansın vardır. Evli ve bir çocuk babasıyım, eşim de çalışmakta. Örgütsüz işyerlerinin örgütlenmesi için çabalarım var ve o yüzden işsiz kalmaktayım. Bu bir mücadele hattı­ dır, emeğime sahip çıkmam gerekti­ ğini düşünüyorum ve bunun çabasını veriyorum. Bu işyerinde örgütlülü­ ğün bir ucundan tuttum, yanlışları­ mız da oldu, yanılarak yeniden öğ­ renmem gerekti. Birlik çok önemli. İşyerinde çalışma koşulları çok ağır ve tabiri caizse ayakta uyumaktayız. Emek cephesindeki çabalarınız için siz YDİ Çağrı çalışanlarına teşekkür ederim.” ✓

“Bu bir mücadele hattıdır, emeğime sahip çıkmam gerektiğini düşünüyorum ve bunun çabasını veri­ yorum. Bu işyerinde örgütlülüğün bir ucun­ dan tuttum, yanlışları­ mız da oldu, yanılarak yeniden öğrenmem gerekti. Birlik çok önemli. İşyerinde çalışma koşulları çok ağır ve tabiri caizse ayakta uyumaktayız. Emek cephesindeki çabaları­ nız için siz YDİ Çağrı çalışanlarına teşekkür ederim.”

13


yeni işçi dünyası

M

14

Direnen SCT Filtre işçisi kazandı!

ersin-Tarsus yolu üzerinde faaliyette bulunan SCT Filtre işçilerinin karşılaş­ tığı oyunlar son buldu. Temmuz ayında işçileri zora başvu­ rarak kendi çıkarları açısından DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikasına üye yapan SCT Filtre yöneticilerinin bir bölümü daha sonra işçileri sendi­ kadan istifaya zorlamışlardır. SCT Filtre işyerinin müdürü ve iş­ yerindeki ustalar yabancı patronla aralarındaki sorunları çözmek için işçilerin DİSK’e bağlı Birleşik-Metalİş sendikasına üye olmasını hem teş­ vik etmiş, üye olmak istemeyenleri ise “işinize son veririm” tehdidiyle (işçile­ rin bir bölümünün verdiği bilgi tamı tamına budur) sendikaya üye olmaya zorlamıştır. Fabrika müdürü bu işi ba­ şardıktan sonra yabancı patrona ken­ disini pazarlamış ve tekrar fabrikanın başına müdür olarak dönmüştür. Bu süreçte sendika bakanlıktan yetki almış ve patronla toplu sözleşme masa­ sına oturmuştur. Sendikanın işçiler için öne sürdüğü haklı talepleri fazla bulan fabrika mü­ dürü ve ustabaşılar kendi emirlerine boyun eğmeyen bu sendikadan kurtul­ mak için 14 Kasım tarihinden itibaren istifaları gündeme getirmiş; bu sefer de “ya sendikadan istifa edersiniz, ya da iş durumunuzu gözden geçiririz” mi­ sali tehditlerle işçilerin bir bölümünün sendikadan istifa etmesinde başarılı olmuşlardır. Birleşik Metal İş Sendikasının Genel Merkezi ve şubesinin kararlı ve tutarlı karşı tepkisiyle istifalar durdurulmuş, istifa eden bir bölüm işçi tekrar sendi­ kaya üye olmuşlardır. Bu süreçte sekiz işçi işten atıldı. Bunun üzerine harekete geçen işçiler 23 Kasım’da vardiya değişimi sırasında bir eylem gerçekleştirdiler. “Sendika hakkımız engellenemez”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” sloganla­ rını atan işçilere fabrika yönetimi jan­ darmayı çağırarak müdahale etmeye çalışmıştır. Fabrika yönetimi ayrıca ustabaşılardan eyleme katılan işçilerin isimlerini isteyerek tehditler savur­ muştur. Ancak sendika yetkilileri ile fabrika müdürünün bir gün sonra gö­ rüşmesinin kararlaştırılması ve işçileri taşıyan servislerin hareket etmesine izin verilmesi üzerine 70-80 işçinin katıldığı eylem sona erdirilmiştir. Daha sonra işçiler sendikada top­ lanarak neler yapılacağını tartıştılar. Birleşik Metal-İş uzmanlarının, bir

merkez yöneticisinin, şube başkanının ve sendika avukatının da bulunduğu toplantıda işçiler kararlı olduklarını, sendikasızlaştırmaya karşı direnecek­ lerini ifade ettiler. Yaklaşık 50 işçinin katıldığı toplantıda konuşmalar sık sık “Ölümüne sendika, ölümüne DİSK” sloganları ile kesildi. Sendika yöneticileri de bundan sonra “mücadelenin seyrine göre hare­ ket edeceklerini”, “işten atılanlar geri alınana” kadar işyerinde mücadeleyi sürdüreceklerini, kendilerinin de so­ nuna kadar işçilerin yanında oldukla­ rını söylediler. İşten atılan işçiler de işe iade davası açarak yasal takip başlatacaklarını söylediler. İşten atılan sekiz işçi 28 Kasım Pazartesi gününden itibaren fabrika önünde oturma eylemine başlattılar. İşçiler kendilerini işten çıkaran fabrika müdürünün aksine patronun çözüm sağlayacağını ümit ediyorlardı. Alman vatandaşı olan fabrika sahibi o anda yurtdışında bulunuyordu. Patronun müdür Kenan Beyaz’dan farklı bir tutum takınacağını düşünen işçiler patronun döneceği güne kadar ses­ siz bekleyişlerini sürdürdüler. Ayrıca Birleşik Metal-İş Sendikası ile fabrika müdürü arasında görüşülen toplu söz­ leşme de patronun dönmesi ile birlikte imzalanacaktı. Toplu sözleşmenin im­ zalanmasından sonra atılan işçilerin işe alınmaması ve baskıların devam etmesi halinde eylemler sürecekti. Direnişin ikinci gününde ziyaret et­ tiğimiz işçiler kararlı olduklarını, ken­ dilerinin tekrar işe alınmasalar dahi fabrikada sendikanın sağlamlaşaca­ ğını ve daha sonra yapılacak toplu söz­ leşmelerin işçiler adına daha kazançlı

olacağını belirtiyorlardı. Buna rağmen işe alınana kadar direnişlerini farklı biçimlerde sürdüreceklerdi. İşten atılan 8 işçi patronun yurtdı­ şından dönmesiyle birlikte işe tekrar alındılar. İşçileri direnişin 5. gününde fabrika önünde bekledikleri yerde zi­ yaret eden SCT patronu, işçilerin işten atıldıklarını bilmediğini ve sendikaya karşı olmadığını açıklayarak işçilerin tekrar işe başlamalarını istedi.

Saat 15:30’daki vardiya değişiminde ziyaret ettiğimiz direnişteki işçileri çalışan arkadaşları tebrik etti. İşe alın­ dıkları için mutlu olan işçiler 3 Aralık Cumartesi günü işe başlayacaklardı. Her ne kadar işçilerin işten atılması ve tekrar işe alınmaları müdür ve pat­ ron arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı olsa da, işçiler bu şartlar altında sendikalaşmak için mücadele etme ve direnme kararlılığını gösterdiler. İşçiler bu zor sınavı başarı ile geçtiler. Birleşik Metal-İş Sendikası birçok işyerine göre SCT Turbo’da çok rahat şartlar altında örgütlülüğü sağlamıştı; ancak bu örgütlülüğü baskılar altında korumak, geliştirmek ve sağlamlaş­ tırmak için çok çaba gösterdi. İşçilere yönelik baskılar arttığında ve işten at­ malar başladığında sendika yönetimi ve uzmanları çok kısa bir sürede mü­ dahale ettiler. Direnişteki işçileri yal­ nız bırakmadılar. İşyerinde toplu iş sözleşmesi görüş­ meleri devam ediyor. Sözleşmenin yakın bir zamanda imzalanması bek­ leniyor. Ydi Çağrı/Mersin, 03.12.2005 ✓

Kotçular Sanayisinde bir grup işçi...

B

izler kotçular sanayi sitesinde çalışan işçileriz. Sizlere çalıştığımız iş yerinden yazmak istedik. Çalışma koşullarımız şöyle: akşam 23.00- sa­ bah 11.00 olarak çalışmaktayız. Eskiden cumartesi tam gün iken şimdi cumartesi yarım gün olarak çalışmaktayız. Bizim iş verenimiz demokrat oldu­ ğundan diğer iş yerlerine oranla daha iyi koşullarda çalışıyoruz. Yine bizde de eksiklikler var. Koşulların düzelmesiyle bizim durumumuz da düzelecektir. Yaptığımız iş kot ağartma işi olduğundan kimyasal maddeler kullanmakta­ yız. Diğer iş yerlerinde kot yıkama ve kum rodio ve traş işleri yapılmaktadır. Bizim işyerinde orta halli maskelerimiz var ama diğer iş yerlerinde bu yoktur. Çalışanların çoğunluğu genç ve mevsimlik çalışmaktadır. Kullanılan kimyasal maddeler tedavisi zor hastalıklara yol açan riski çok yüksek olan kimyasal­ lardır. Kotçular sitesinde su ısıtmak için kullanılan kok kömürü ve mazotlu dev kazanların patlama riski çok yüksek. Buna karşı iş verenin aldığı herhangi bir önlem yok. Bu kazanların yanında çalışmaktayız. Bu sitelerde patlayan ka­ zanlardan ölen işçi arkadaşlarımız olmaktadır veya sakat kalanlar da oluyor. Sigortasız çalışmakta olduğumuzdan tedavimizi yaptıramıyoruz. Usta başılarının diğer işçilere ettiği hakaretler göz ardı edilemez. Çalışanların büyük çoğunluğu vasıfsız ve gurbetçi olduğundan asgari ücretle çalıştırılmak­ tadırlar. Biz de az da olsa işçi arkadaşlarımızı bilinçlendirme çabasındayız. Bizim uğradığımız bir kültür merkezi var, onlarla dayanışma içindeyiz ve on­ ların yardımlarıyla biz de işçi hakları konusunda duyarlı oluyoruz. Sanayi si­ tesindeki rezaleti dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık, aslında koşulların nasıl değişeceğini yeni yeni öğreniyoruz. Kotçular sanayi sitesinde çalışan işçi­ lerin birlikte hareket etmesiyle daha iyi koşullarda çalışacağımızı biliyoruz. YAŞASIN İŞÇİLERİ BİRLİĞİ! YAZANLAR: İŞÇİ ARKADAŞLAR


yeni işçi dünyası

B

Özelleştirme Manzaraları!

ilindiği üzere Mersin Limanı 12.08.2005 tarihinde, 36 yıllığına işletme hakkının devri usulüyle Singapur-Türk ortak girişimine peşkeş çekildi. 24.08.2005 tarihinde ise Mersin İdare Mahkemesi ihale konusunda yü­ rütmeyi durdurma kararı verdi. Bu kez ise 28.09.2005’te Adana İdare Mahkemesi “Rekabet Kurulunun gerekçesinin daha sonra bildirileceği” gerekçesiyle yürüt­ meyi durdurma kararını kaldırdı. Bu ge­ rekçe ile verilen kararın siyasi bir karar olduğu son derece açık! Mersin İdare Mahkemesi, Rekabet Kurulu’nun 06.05.2005 tarihli raporunda Mersin Limanının “ayrı bir paket olarak iki farklı teşebbüs ve/veya teşebbüs bir­ liğinin işletmesine verilmek üzere özel­ leştirilmesine” karar vermiş olmasına rağmen tek bir firmaya devredilmesini gerekçe göstererek yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Rekabet Kurulu ise daha önce kendi verdiği 2 parça halinde satış kararına bakmaksızın Mersin Limanının tek bir firmaya devrini onayladı! Adana İdare Mahkemesi ise Rekabet Kurulunun bu onayına dayanarak ve “Rekabet Kurulunun onay gerekçesinin daha sonra mahkemeye bildirileceği” gerekçesini öne sürerek Limanın devrinde usulsüz bir du­ rum olmadığına karar verdi. Tüm bunların yanı sıra Mersin Limanını devralan firma yetkilileri ise Emniyet Müdürlüğü’ne başvurarak 18 Ekim’de limanı “ziyaret” edeceklerini bil­

dirmiş ve güvenlik önlemi alınmasını is­ temişler. Emniyet Müdürlüğü ise durumu Liman-İş Sendikasına bildirerek gerekli tüm önlemleri alacaklarını ve bu nedenle bir olay yaşanmamasını istemiş. İşçiler bunun üzerine Limanın A ka­ pısında toplanarak firma yetkililerini limana sokmayacaklarını bildirdiler. Ancak firma yetkilileri “ziyarete” gelme­ diler. İşçiler ise bir süre sonra dağıldılar. Ekim ayı içerisinde daha önce de buna benzer şeyler yaşandığını aktaran Şube Başkanı Recep Özbey ihale sürecinin he­ nüz tamamlanmadığını ve gerekli tüm girişimlerde bulunacaklarını bildirdi. Recep Özbey daha önce de Denizcilik İşletmelerine bağlı limanların özelleşti­ rilmesi sırasında tüm mahkeme kararla­ rının sendika lehinde olmasına rağmen bu kararların uygulanmadığını ve bu nedenle Liman-İş Sendikasının örgüt­ lenme hakkının ihlal edildiğini söyledi. Bu nedenle sendika olarak AİHM’nde dava açtıklarını bildirdi. Mersin Limanı önümüzdeki günlerde de hareketliliğini sürdürecek. İşçilerin özelleştirme saldırısından, yoksulluk ve işsizlik tehlikesinden tek kurtuluşları, birleşik bir örgütlenmeyi sağlamaları ve sermayeye karşı topyekün mücadele etmeleri ile olacaktır. İşçi sını­ fının gerçek kurtuluşu; işsizliğin, yok­ sulluğun ve tüm sömürü biçimlerinin yok edileceği devrimde, sosyalizmdedir. Ydi Çağrı / Mersin ✓

İleri ve Birsinler Deri Fabrikalarındaki Direnişler Sürüyor!

H

er iki fabrikadaki işçiler Türk-İş’e bağlı Deri-İş Sendikası’na üye ol­ dukları için işten atılmışlardı. Direnişlerinin 230. gününde bir kez daha ziyaret ettiğimiz İleri Deri fabri­ kası işçilerini, defalarca polis tarafından yıkılmış/yakılmış derme çatma naylon çadırlarında soğuğa ve yağmura rağ­ men büyük bir kararlılıkla mücadelele­ rini sürdürdüklerini gördük. İşçiler hem işe iade hem de sendika yetki davasını kazanmış olmalarına rağmen, patronun TİS görüşmelerine gelmediğini fakat mutlaka geleceklerini söylediler. İşçiler ayrıca, her zaman patronla­ rın başvurduğu yöntemlerden biri olan direnişin süresini uzatarak böylelikle işçileri usandırıp mücadeleden vazgeç­ melerini sağlamaya çalıştıklarını, fakat 34 kişiyle başladıkları direnişlerini ka­ zanana kadar sürdüreceklerini belirtti­ ler. Desteğin zayıf da olsa devam etti­ ğini, iki gün sonra İstanbul’da ilerici ve

demokrat fotoğraf sanatçılarının ken­ dilerini ziyarete geleceğini söylediler. Aynı şekilde çadırları defalarca yıkı­ lan fakat her defasında eskisinden daha iyi yapılan çadırlarında 130. gününde Birsinler Deri Fabrikasının 17 direnişçi işçisini ziyaret ettik. İşçiler devlet ve patronlara rağmen direnişlerini büyük bir disiplinle sürdürüyorlar. Her iki fabrikadaki işçilere verdiği­ miz YDİ ÇAĞRI gazetemizden kendi­ leri ile ilgili yaptığımız haberi ilk ola­ rak okumak için sabırsızlanıyorlardı. Direnişteki bu işçilerin tek isteği kendi­ leri ile daha fazla dayanışma gösterilmesi. Biz de YDİ ÇAĞRI olarak İstanbul ve çevre illerinde kalan tüm sınıf dostla­ rını anda süren grev ve direnişlerle da­ yanışmaya çağırıyoruz. Unutmayalım: BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ ! Ekim 2005 ✓

A

Mensa işçisi hakkını istiyor!

dana’da kurulu bulunan Mensa Mensucat A.Ş.’nde çalışan yak­ laşık 1000 işçi maaşlarını ala­ madıkları için yaklaşık 2 haftadır iş bı­ rakma eylemindeler. Yetkili olan DİSK-Tekstil Sendikası MENSA Şubesinde ve yetkisiz diğer sen­ dikalarda örgütlü bulunan, 170’i taşeron firmada, yaklaşık 1000 MENSA işçisi 27.10.2005 Perşembe günü saat:16:30’dan beri üretimden gelen gücünü kullanıyor. Ancak Ramazan bayramının araya girme­ sini fırsat bilen Mensa patronu, resmi tatil olmayan günlerde de işçileri yıllık izne göndererek eylemi kırmaya, işçilerin ken­ diliğinden gelişen birlikteliğini bölmeye ve böylece zaman kazanmaya çalıştı. Patronun bir buçuk yıldır ücretleri za­ manında ödemediğini, vergi iadelerini ve ikramiyelerini alamadıklarını belir­ ten işçiler, Eylül ayı maaşlarının sadece %25’ini, bir günlük iş bırakma eylemin­ den sonra ise %50’sini alabildiklerini açıkladılar. İşçiler Ekim maaşlarının da hala verilmediğini, taşeron ESPA firma­ sında çalışan 170 işçinin ise 4 maaş ve vergi iadesi alacaklarının bulunduğunu belirttiler. Tüm bunlar olurken Mensa Patronu medyaya, hiç bir işçinin alacağı olma­ dığı, işçilerin eyleminin provokasyon olduğu ve ülke ekonomisine zarar ver­ diği yalanını söyledi. Daha sonra Mensa patronu Mehmet Ulutaş işçilere alacak­ larına karşılık Çetinkaya Mağazasında geçerli alışveriş çeki verip, diğer ücret alacaklarını uzun bir takvime bağla­ maya çalıştı. Ancak işçiler tüm bunlara karşı koyuyor ve alacaklarının en azın­ dan 2005 sonuna kadar ödenmesini ta­

lep ediyorlar. Patron bu anlaşmaya dahi yanaşmıyor. Taleplerinin sadece alacaklarının ödenmesi, maaş ve sosyal haklarının günü gününe verilmesi olduğunu söyle­ yen işçiler, aksi takdirde ne kadar sürerse sürsün iş bırakma eylemlerine kararlı­ lıkla devam edeceklerini ifade ettiler. Ancak sonraki günlerde patronla ya­ pılan anlaşmayla eylem sona erdirildi. Ekim ayı maaşlarının 25 Kasım’da ödenmesi şartı ile çalışmaya devam eden işçilerin bir kısmı yapılan anlaşmadan memnun değil. Bazı işçiler eylemin bir süre daha devam ettirilmiş olması ha­ linde haklarının tamamını alabilecekle­ rini düşünüyor. Şüphesiz ki direnişi sür­ dürmeye yönelik bu düşünce doğrudur. İşçilerin birliği ve kararlılığı karşısında patron geri adım atmak zorunda kala­ cak ve işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalacaktı. Bizler Ydi Çağrı gazetesi okurları olarak işçilerin haklı mücadelesini gü­ cümüz oranında sonuna kadar destek­ liyoruz. Bir bütün olarak kapitalizmde sermaye sahipleri işçilerin sırtından yüksek karlar elde etmekte ve karları ile yeni yatırımlar yaparak daha fazla iş­ çiyi sömürmektedir. Bizlerin sermayeye karşı, sömürülmemize karşı birleşerek ve örgütlü mücadelemizi yükseltmemiz, insanın insan tarafından sömürüsünün son bulduğu sosyalizm için mücadele et­ memiz gerekmektedir. Aksi halde bizler yoksulluk içerisinde sömürülmeye mah­ kûm kalacağız. İşçilerin birliği sermayeyi yenecek! Yaşasın örgütlü, birleşik mücadelemiz! 26.11.2005, Ydi Çağrı / Adana ✓

Çocuk işçilerin emeğinin sömürülmesi...

Ç

alıştığım fabrika altın işleme­ ciliği yapmakta. Fabrikada 200 işçi çalışmakta, bunla­ rın yarısından biraz fazlası “meslek” edinme adı altında düşük ücretle ça­ lışmaktadır. Aldıkları ücret 200-260 YTL ara­ sında değişmektedir. Çıraklık si­ gortası adı altında sigortaları düşük ödenmekte. Günlük çalışma saat­ leri 8.15-18.45 arasında (çoğunlukla 19.30’u bulmakta). Bu durum bununla sınırlı değil, mesai olarak çalışma dayatılmakta­ dır. Böyle durumlarda genel olarak 23.00- 24.00 saatini bulmakta. Bu me­ sailer sabahlamalar şeklinde devam etmekte, işlerin yoğunluğunu söyleye­ rek ertesi gün de evine gitmesi gere­ kirken çalıştırılmakta. Gün içinde paydos saatimiz yarım

saat yemek ve iki 15 dakika çay pay­ dosları olmasına rağmen, çay paydos­ larını yapamamaktayız, çaylarımız işbaşında dağıtılmakta, böylece işe devam etmekteyiz. Günboyu altına şekil vererek insan­ ların beğenisine sunmaktayız. Altın işlemeciliği çok ince ve dikkat gerek­ tirdiğinden gözlerimizi bozmakta, ba­ zen gözlük almak durumunda kalan arkadaşlarımız olmakta. Yaptığım işle ve gördüğüm kada­ rıyla benim ve çalışan arkadaşlarımın emeğinin ne kadar çok sömürüldü­ ğünü anladım. Bir işçi olarak gazete­ nizi detaylı okumadım. Dostlarımın aracılığıyla işçi haberlerine önem ver­ diğinizi düşünerek yazımın tarafınız­ dan yayınlanacağını düşünüyorum. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. 19-11-2005, İstanbul’dan bir işçi ✓

15


yeni işçi dünyası

Sendikalaşan konut işçileriyle söyleşi…

16

YDİ ÇAĞRI: Kendini tanıtırmısın? Ramazan: İsmim Ramazan Turan. Mardin Nusaybin doğ umluy um. Buraya çalışmaya geldim. Beş tane çocuğum var. Buraya geldikten sonra onları da getirdim. Sendikalı olmak istedim. Öyle bir hakkım olduğunu duydum. YDİ ÇAĞRI: Nereden duydun? Ramazan: Arkadaşlarımdan duy­ dum. Bu hakkım olduğunu duyduk­ tan sonra çok sıkı takip ettim. Peşini bırakmadım. YDİ ÇAĞRI: Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydun? Ramazan: Çünkü biliyorsun mem­ leket günden güne kötüye gidiyor. Özelleştirmeler var. Büyük patronlar bu ücrete çalış ya da terk et diyorlar. İnsanlar örgütlendiği zaman, sendi­ kalı oldukları zaman haklarını alabi­ liyorlar. İşe başladığımda asgari ücret alıyordum. Şu anda 560 lira alıyorum. Burada toplam 7 blok var. Buraya iki arkadaş bakıyoruz. Bir arkadaş bu­ ranın muhasebe işlerine bakıyor. Sendikalı olan üç kişiyiz. Buranın çöpü olsun, havuzu olsun, bahçesinin gübrelenmesi olsun vs. yani buranın genel işleri bizden sorulur. Mesela elektrikler kesiliyor, eğer yapabilirsek yapıyoruz, yapamazsak elektrikçi ça­ ğırıyoruz. Toplam altı dönüm arazisi var. Tüm işleri biz yapıyoruz. YDİ ÇAĞRI: Günde kaç saat çalışı­ yorsunuz? Ramazan: Sendikalı olduktan sonra sabah saat 8 ile akşam 17’ye kadar ça­ lışıyoruz. Fakat diyelim acil bir durum oldu, mesela biri asansörde kaldı, ya da su patladı, ister saat gece oniki olsun, isterse bir olsun yardıma koşuyoruz. YDİ ÇAĞRI: Nerede kalıyorsun? Ramazan: Evim burada, sitenin kendi dairesi olduğu için kira vermi­ yorum. YDİ ÇAĞRI: Yani bu anlamda gü­ nün 24 saati işe hazır bulunuyorsun? Ramazan: Evet öyle. YDİ ÇAĞRI: Buradaki insanlar size nasıl yaklaşıyorlar, nasıl davranıyorlar? Ramazan: Bazıları sendikalı olma­ mıza pek hoş bakmıyorlar. Bilmiyorum neden. Kendileri de genellikle sendika­ lıdır. Fakat bizim sendikalı olmamızı istemiyorlar. YDİ ÇAĞRI: Şimdi sendikalı oldun. Sendika ne yapıyor sence? Ramazan: Şu anda bizi arayıp soru­

yorlar. Bir sıkıntınız olursa, yasalar ne diyorsa size yardımcı olalım diyorlar. Mesela diyelim işten çıkarma vs. ol­ duğunda geliriz, işverenle konuşuruz, halederiz diyorlar. Fakat şu an bu ko­ nuda bir sıkıntımız olmadı. YDİ ÇAĞRI: Peki sendikalı olma­ dan önceki iş koşulları ile karşılaştır­ dığında durumunuzda bir değişme oldu mu? Ramazan: Ekonomik olarak belli katkıları oldu. Mesela izin döneminde eskiden sorun yaratıyorlardı. Ya da iş saatlerinde saat 7’de de çalışmaya baş­ lasan adam neredesin diyordu. Ama şimdi diyemiyorlar. Biz de diyoruz ki, bizim belli bir iş zamanımız var. Tabii ki acil bir iş olduğunda gidip yaparız. Acil olmayınca kalsın diyoruz. Yani adam bize zorla yaptıramıyor. Sendika geldiğinden beri kendimizi daha gü­ vende hisediyoruz. YDİ ÇAĞRI: Şu anda patronunuz kim? Ramazan: Her sene burada seçim olur ve site başkanı seçilir. Şu anda site başkanı Uğur Yavuz. Yönetim Kurulu üç kişiden oluşuyor. Tabi bunları de­ netleyen insanlar da var. YDİ ÇAĞRI: Onların size karşı sendi­ kalaşma konusunda bir baskısı oldu mu? Ramazan: Bazıları karşı çıktı. Sonra görüşüldü vs. sonunda razı oldular. YDİ ÇAĞRI: Çocukların ne yapıyor? Ramazan: En kücüğü hariç hepsi oku­ yorlar. Amacım hepsini okutmak. Zaten tek amacım, burada çalışmamın nedeni, bu çocukları bir türlü okutmak. YDİ ÇAĞRI: Türkçe okuyorlar. Sen onların Kürtçe de okumasını istiyor musun? Ramazan: Evet. Eğer öyle bir imkan olursa okutmak isterim. Biz zaten ço­ cukların annesi Türkçe bilmediği için evde hep Kürtçe konuşuyoruz. Onun için bizim çocuklar hem Türkçe, hem de Kürtçe biliyorlar, konuşuyorlar.

YDİ ÇAĞRI: Sen de kendini kısaca tanıtırmısın? Berna: Adım Berna. Burada muha­ sebe işlerine bakıyorum. Tahsilat ya­ pıyorum. Dersim’liyim. Arkadaşlarla birlikte sendikalı olmaya karar verdik. Ben arkadaşın anlatmadığı yerleri an­ latayım isterseniz. Ben arakadaşlardan çok sonra girdim işe, üç yıldır çalışı­ yorum. Araştırma yaptık. Bize ilk önce üç kişi ile sendikalı olamayacağımızı

söylediler. Araştırırken, Genel-İş’e konut işçileri olarak müracaat edebi­ leceğimizi öğrendik. Sendika temsil­ cileriyle, yöneticileriyle, yani yetkili insanlarla görüştük. Müracaat ettik. Sendikalı olduk. Fakat bizim için sa­ dece sendikalı olmak pek bir şey değiş­ tirmiyordu. Bunun için TİS’e başvur­ duk. Belli bir süre geçti. TİS’de kendi taleplerimizi dile getirdik. Yönetim geldi, sendika temsilcileri geldi ve Toplu İş Sözleşmesine oturduk. Yani istense de istenmese de biz bir şekilde sendikalı olduk. TİS imzaladık. TİS’li sendikalı olmamız çok iyi oldu. Bizim için belli bir örgüte bağlı olmak çok iyi bir avantaj. Şu anda üçümüz de birbi­ rimize danışmadan bir şey yapmıyo­ ruz. Birbirimize bağlıyız. Her konuda birlikte karar alıyoruz. Sendika bir anlamda bizim yaşam tarzımızı ve yaşam seviyemizi değiştirdi. Daha bi­ linçli bakıyoruz. Şu anda Esekent’teki işçi arkadaşlara da yardımcı oluyoruz. Yeri geldiğinde onlarla oturup sohbet ediyoruz. Sendikayı anlatıyoruz, iş kanununu anlatıyoruz. Sadece kendi­ mizin değil diğer insanlarında örgüt­ lenmesini istiyoruz. Çünkü gerçekten Esenkent’te çalışan bir sürü kapıcı ar­ kadaşımız var. Bunlar çok zor koşul­ larda çalışıyorlar. Bunlara haklarını anlatıyoruz ve biz anlattıkça onlar da örgütlenme yoluna gidiyorlar. Ben sendikaya biraz farklı bakıyo­ rum. Benim gerçekten çok uğraşmak istediğim bir alan. İnsanların yanında olmak, insanları örgütlemek benim için çok önemli. İnsanlar hakları ko­ nusunda çok bilinçsizler, biz de an­ latmaya çalışıyoruz. Mesela çıkış taz­ minatımızı aldığımız zaman 40 gün üzerinden alacağız. Normalde 30 gün üzerinden hesaplanıyor. Ya da izinlere çıktığımızda bir ile beş yıl arası 15 gün ise, biz yirmi gün izin kullanıyoruz. Ya da hastalık, ölüm vs. durumlarında da bize faydası oluyor. Ben ileriki süreçte sendikada çalışıp bu alanda uzmanlaş­ mak istiyorum. İnsanlara bu alanda yardımcı olmak istiyorum. Şunun da altını çizmek istiyorum. Bu sitede oturanlar arasında EğitimSen’de sendikalı olup ta bizim sendi­ kalı olmamıza tepki gösteren öğret­ menler oldu. Bizim sendikalı olmamızı bir türlü sindiremediler. YDİ ÇAĞRI: Eğitim-Sen ile ilişki ne? Berna: Buradakilerin çoğu öğret­ men ve bunlar Eğitim-Sen’de örgütlü­ dür. Bunlarla sıkıntı yaşıyoruz. YDİ ÇAĞRI: Peki bunların gerek­ çesi ne? Berna: Siz burada iyi koşullarda çalışıyordunuz, biz size hiçbir şekilde sıkıntı vermiyorduk, sizi kendimizden ayırmıyorduk, ama siz neden kalkıp sendikalı oldunuz, diyerek bunu prob­ lem yapıyorlar. Biz de onlara şunu söy­ lüyoruz; biz size karşı örgütlenmedik, bu sisteme karşı örgütlendik. Çünkü

bu sistemde örgütlü olmak gerekiyor. Biz de bunun mücadelesini veriyoruz. Buradaki insanlara karşı değil, örgüt­ lenmemiz gerektiği için örgütlendik. Biz Esenkent genelinde sadece üç insan olarak değil, çoğunluk olarak örgüt­ lenmek istedik. Bunu bir türlü anlata­ madık. Fakat sonuçta birlikte hareket ettiğimiz için, birlik olduğumuz için, bunun üstesinden rahatlıkla gelebili­ yoruz. Sıkıntı yaşadığımızda ise sen­ dikaya müracaat ediyoruz. YDİ ÇAĞRI: Sendikaya rahat gidip gelebiliyor musunuz? Berna: Sendikaya genellikle biz git­ miyoruz. Sendika başkanımız geliyor. Yanında sekreter ile birlikte. Görüşmek istediğimiz zaman telefon açıyoruz. Onlar gelip burada bizimle görüşüyor­ lar. Takıldığımız yerlerde danışıyoruz. Kitaba ihtiyacımız olduğu zaman ge­ tiriyorlar. Zaten temsilci arkadaşımız haftada bir gidip sendika ile görüşü­ yor. Ondan sonra gelip bize anlatıyor. Biz de diğer arkadaşlara anlatıyoruz. Bu şekilde iletişim kuruyoruz. YDİ ÇAĞRI: Kadın işçi olarak söy­ lemek istediğin bir şey var mı? Berna: Kadın olarak tabii ki şunu söyleyebiliriz: biz kadınlar Türkiye ça­ pında şu ya da bu şekilde sorun yaşıyo­ ruz, eziliyoruz. Kadın olduğumuz için bu toplumda her zaman eziliyoruz. Bu nedenle kadınların daha çok örgüt­ lenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar artık evlerde kalmamalı, daha çok alanlara dökülmeli, sendika­ laşmalı. Çünkü biz kadınlar artık her alandayız. Örneğin, konfeksiyonlarda, tekstil alanında, boya fabrikalarında, bürolardayız. Sedece çalışmak adına değil, başka şeyler de yapabilmek için çalışmalı. Kadınlar erkeklerin kölesi değil. Bu sistemde kendilerini ezdir­ memelidirler diye düşünüyorum. YDİ ÇAĞRI: Bu kadar küçük bir iş­ yerinde grev hakkınız da var mı? Berna: Grev hakkımız var. Biz bu­ rada üç kişiyiz. Fakat üç kişinin yaptığı iş çok fazla. Bir gün kapıcı arkadaşla­ rımız çöpü almasalar ya da ejanjörlere (ısı dağıtım aleti) bakmasalar çok kötü olur. Örneğin bir gün ejanjörlere bak­ masalar milyarlarca paranın yok ol­ ması anlamına geliyor, çünkü ejanjör çok pahalı bir şey. Ya da bir su patlasa ve bu onarılmasa, bu onlar için çok dezavantajlı bir durum olur. Ben de burada para topluyorum örneğin. Ben bunu yapmasam ne kadar iş yapabile­ cekler. Biz üç kişiyiz ama siteyi tama­ men çeviren biziz. Yönetenlerimiz sa­ dece talimat vermek için buradalar. ✓


yeni kadın dünyası

25

“Şiddete Karşı Yürüyoruz”!

Kasım Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününün çıkışı 1960 yılına dayanır. 25 Kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyetinde, General Trujillo faşist diktatörlüğüne karşı mücadele eden Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşler kontrage­ rilla tarafından işkenceyle katledilir ve ölümlerine kaza süsü verilmeye çalı­ şılır. Bu katliama karşı özellikle Latin Amerikalı kadınlar harekete geçerek seslerini tüm dünyaya duyururlar. 1981 yılından itibaren 25 Kasım, kadınlara yönelen şiddete karşı uluslararası mü­ cadele günü ilan edilir. Bu yıl bir kez daha Türkiye’nin çe­ şitli illerinde biraraya gelen kadınlar, 25 Kasım’da sokağa çıkarak kadınlara yönelen her türlü şiddete hayır dediler. Bu eylemlerden birisi de onaltı tane kurumdan kadınların eylembirliği ile İstanbul’da gerçekleştirildi. Kadınlar, Taksim Tramvay dura­ ğından Galatasaray Lisesi önüne ka­ dar kısa bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Yürüyüşe yaklaşık 80 kadın katılmıştı. Bu eylem birliğine Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinden kadınlar olarak biz­ ler de katıldık. Bu yılki 25 Kasım’da uzun zamandan bu yana ilk defa, ey­ lem birliğinde yer alan her kurum kendi imzası ve dövizi ile eyleme ka­ tıldı. Bizler de bu eyleme YDİ Çağrı

imzalı dövizlerle katıldık. Yürüyüş akşam saatle­ rinde ve yağmurun yoğun bir şekilde yağdığı bir za­ manda gerçekleştirildi. Yoğun yağmura rağmen eyleme katılan kadınlar çoşkularından birşey kay­ betmediler. Eylembirliği adına üzerinde “Kadınlar Şiddete Karşı Yürüyor” yazılı bir pan­ kart taşındı. Yürüyüş boyunca ortak

atılan sloganlar şunlardı: “Evde, işte sokakta şiddete son”, “cinsel, ulusal,

KADINLAR “ŞİDDETE HAYIR” DEDİ

25

Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ol­ ması nedeniyle 25.11.2005 tarihinde kadınlar bir eylem gerçekleştirdi. Yaklaşık 80 kadının katıldığı eylem, İnönü Parkı’nda saat 18:00’de başladı. Meşaleler ve coşkun sloganlar eşliğinde Ahmet Kalfa Kültür Sokağı’na yürüyen kadınlar, burada bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamada 25 Kasım’ın doğuşundan bahsedildikten sonra, bugüne kadar geçen 45 yıl süresince kadına yönelik şiddetin farklı biçimlerde kendini gösterdiği ifade edilerek, Türkiye ve Dünya’da kadına yönelik şiddetten örnekler verildi. Kadınlar, hayatlarını yaşanır hale getirecekleri ve kendilerini geliştirip daha çok söz sahibi olacakları sosyal ve siyasal hak talebinde bulundular. Daha sonra eylem, “Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son”, “Jin jiyan azadi”, “Kadınlar yürüyor, dayanışma bü­ yüyor”, “Tacize tecavüze hayır”, “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Kimsenin namusu olmayacağız”, “MİT, JİTEM, Kontrgerilla dağıtılsın” sloganlarıyla son buldu. Eyleme İHD, EKB, DÖKH, AMARGİ, DKH, EMEP, ÖDP, İşçi Mücadelesi, AKSM, SES, EĞİTİM-SEN ve YDİ ÇAĞRI katıldı. 25.11.2005, Ydi Çağrı/Adana ✓

sınıfsal sömürüye son”, “Yaşasın ka­ dın dayanışması”, Jin jiyan azadi”, Biji yekitiya Jinan”, “Şemdinli’li kadınlar yalnız değildir”, “Yaşasın örgütlü mü­ cadelemiz”, “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet gelsin cop, inadına isyan inadına isyan, inadına özgürlük!” Bizler hazırladığımız dövizlerde şu sloganlara yer verdik. “Erkek ege­ men düzene vur gitsin, bu çile bitsin”, “Evde, işte sokakta, kahrolsun erkek egemenliği”, “Erkek egemen düzenin alternatifi: Sosyalizm”, “Yeni bir dünye bizim ellerimizde”, “Görünmeyen emek sesini yükselt”, “Ucuz işgücü ol­ maya hayır”. Galatasaray Lisesi’nin önünde eylem birliği adına hazırlanan basın metni okundu. Basın metninde kısaca 25 Kasım’ın tarihçesi anlatıldıktan sonra kadınların gerek ev içinde, gerek işye­ rinde gerekse devlet tarafından kadın­ lara yönelen şiddet teşhir edildi. Basın metninin okunmasının ardından beş kadın arkadaş yüzlerine geçirdikleri beyaz maskelerle, şiddete, tacize ve te­ cavüze uğramış kadınların kendi dil­ lerinden kısacık öykülerini okudular. Bu gösteri oldukça ilgi topladı. Yaklaşık yarım saat süren eylemin ardından kadınlar, attıkları slogan­ larla eylem yerinden ayrıldılar. Kasım 2005 ✓

Güney Kültür Merkezinde 25 Kasım Toplantısı...

27

Kasım Pazar günü, Güney Kültür Merkezi Kadın Komisyonu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayı­ sıyla bir toplantı düzenledi. Toplantı salonu son bir yıllık dönem içerisinde kadınlara yönelik yaşanan şiddetin so­ mut örneklerinin yer aldığı gazete kü­ pürleri ile ve üzerinde “Erkek egemen düzeni orakla biç, çekiçle ez” yazılı bir pankartla donatılmıştı. Toplantıya, 25 Kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyetinde katledilen Mirabel kardeşler ve genel olarak dev­ rim mücadelesinde düşenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlandı. İlk olarak iki bayan arkadaş yaklaşık 40 dakikalık bir giriş konuşması yaptı­

lar. Konuşmanın başında 25 Kasım’ın tarihçesini kısaca anlattıktan sonra, esas olarak kadınlar üzerindeki ulusal, sınıfsal ve cinsel baskıya değindiler. Verilen canlı örneklerle konuşma daha da zenginleştirildi. Bu konuların yanı­ sıra Avrupa Birliği’nin işçi ve emekçi kadınlar açısından bugün ne anlama geldiği üzerinde de kısaca duruldu. Yapılan sunumun ardından tartışma bölümüne geçildi. Bu bölümde bazı kadın arkadaşlar somut olarak yaşa­ dıkları şiddet olaylarını paylaştılar ve kadınların kendilerini ezdirmemeleri gerektiğini vurguladılar. Ayrıca bazı kadın arkadaşlar, çocukların büyütül­ mesinde bugün halen esas öneme sahip olan annelerin çocuklarına cinsiyetçi eğitim vermemeleri gerektiğini ve bu konuda çok bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirttiler. Toplantıda yürütülen tartışmanın esasını “bireysel kurtuluş mu, toplum­ sal kurtuluş mu?” meselesi oluşturdu. Tartışmayı özetleyecek olursak, ka­ dınlar içinde yaşadıkları çevrede (aile,

akraba vs.) şu ya da bu şekilde şiddet görüyorlarsa buna karşı mutlaka baş kaldırmalıdırlar ve bu şiddet ortamın­ dan kurtulmalıdırlar. Çevremizde olan bu tür kadınlara yardım edilmelidir. Bu yönde propaganda edilmelidir. Bu atılacak ilk adımdır. Fakat kadınların bir bütün olarak, şiddetten, baskıdan vs. kurtulmaları yaşadığımız erkek egemen kapitalist toplumda mümkün değildir. Azami kar üzerine kurulu olan bu kapitalist sistem kadınların hem ulusal, hem sınıfsal, hem de cin­ sel baskı altında olmalarının temelini yaratıyor. Bu nedenle kadınların tam kurtuluşu ancak kapitalist sistemin yokoluşu ile mümkündür. Kapitalizmi yıkıp kuracağımız yeni toplum, sos­ yalist toplum, kadın-erkek eşitliğinin tek garantisidir. Bu toplum için daha şimdiden mücadele edilmeli, örgütlü mücadelede yer alınmalıdır. Tartışmaların ardından iki ka­ dın arkadaş slayt gösterisi eşliğinde “Sosyalistlerden kadınlara çağrı” şiirini okudular. İlgi ile izlenen bu bölümün

ardından yine Güney Kültür Merkezi çatısı altında tiyatro faaliyeti yürüten kadın arkadaşların oynadığı “7 bölge 1 evrensel” oyunu sergilendi. Oyun, ka­ dınların ulusundan, dininden, sosyal konumundan kaynaklı olarak yaşadığı şiddeti teşhir eden ve kadınları başkal­ dırıya çağıran bir oyun idi. Yaklaşık 35 kadın arkadaşın katıldığı etkinlik tiyatro oyunu ile sona erdi. Bir kültür kurumu olan Güney Kültür Merkezi’nin kendisini sadece kültür sorunu ile sınırlamaması, ka­ dın sorununda da duyarlı olması ve bu konuda üzerine düşeni yapması örnek bir tavırdır. Kendisini sadece kültürel faaliyetlerle sınırlayan ve geniş işçi ve emekçi kadınların sorunları ile ilgilen­ meyi esas olarak siyasi örgütlere havale eden kültür kurumlarının bu konuda öğrenecekleri çok şey olduğunu düşü­ nüyoruz. Güney Kültür Merkezine önümüz­ deki dönem çalışmalarında da başarı­ lar diliyoruz. Yeni Dünya İçin ÇAĞRI okuru ✓

17


gündem

“Devrimci ve demokratik yapılar arasında şiddete karşı çözüm deklarasyonu” üzerine

2005

18

’in Ocak ayında “ Yu r t s e v e r Gençli k ” i le HÖC arasında yaşanan sorun üze­ rine, bu sorunu çözmek amacıyla bir platform oluşturulmuştu. Bu plat­ form sorunun çözümünden sonra da, genel olarak devrimci ve demokratik yapılar arasındaki şiddete karşı bir platforma dönüştürüldü. Bu süreçte platformdan ayrılanlar olduğu gibi platforma yeni katılanlar da oldu. Platformun deklarasyonu Ekim ayı içerisinde, içinde yer alan kurumlar tarafından yayınlandı. “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Şiddete Karşı Çözüm Deklarasyonu” şu kurumlar tarafından imzalan­ mıştır: HÖC, DEHAP İstanbul İl Örgütü, BDSP, DHP, Kaldıraç, TKP, Sosyalist Barikat, EHP, Devrim, Devrimci Hareket, SODAP, SDP, Proleter Devrimci Duruş, TÖP, ÖDP, İşçi Mücadelesi, SEH, ODAK. Biz Yeni Dünya İçin Çağrı olarak, Platformun başlarında platforma katıldık. Platformda da yaptığımız açıklamada, bizim için konunun önemini dile getirdik ve gerekirse bazı pozisyonlarımızdan tavizler de vererek, ilkesel olarak sol içi şiddeti reddeden bir platformda yer almak istediğimizi belirttik. Platforma katı­ lırken, böylesi bir platformun sorunu tümden çözebileceği hayallerine hiç kapılmadık, ancak ileriye doğru atıl­ mış olumlu bir adım olabileceği ko­ nusundaki ümidimizi de koruduk. (Bazı gruplar bu platformun sol içi şiddete karşı kalıcı bir platforma dönüştürülmesine olumlu bakma­ dıkları için platformdan ayrıldılar. Örneğin Partizan platformun başla­ rında, her kurumun kendi geçmişiyle bir hesaplaşması olmadan böyle bir platformun sorunu çözemeyeceği ge­ rekçesiyle platformdan ayrılmıştır). Platformda yer aldığımız süre içeri­ sinde, platformun olumlu yönde ilerle­ yebilmesi için gayret gösteren gruplar­ dan biri olduk. Bazı grupların rahatsız­ lığı pahasına belli konularda (örneğin yakın geçmişte yaşanmış sol içi şiddet konularında) dobra dobra konuşmayı seçmiş olsak da, hep yapıcı ve dostane bir tutum içerisinde olduk. Biz platform toplantılarının sonla­ rına doğru belli bir aşamasında ay­ rılma gerekçelerimizi yazılı olarak tüm bileşenlere dağıtarak platform­ dan ayrıldık. (Bu belgeyi aşağıda ol­ duğu gibi yayınlıyoruz.) Bizim platformdan ayrılmamıza üzülenler olduğu gibi, sevinenler de oldu. Sevinenler içerisinde galiba en

çok sevinen HÖC oldu. HÖC süreci değerlendiren “OLUMSUZLUKLARI OLUMLULUĞA DÖNÜŞTÜRME GELENEĞİ BİZİMDİR! “ başlıklı bir yazı yayınladı. Bu yazıda sadece bi­ zimle ilgili söylenenlere tavır takına­ cağız, yanlış bulduğumuz tüm değer­ lendirmelere tavır takınmayacağız. Orada şöyle deniyor: “ÇAĞRI ise platforma daha sonra katılmış, ancak katıldığı günden itibaren hep bozgunculuk yapmaya çalışmış, platform toplantılarında darbecilerin borazanlığına soyunmuştur. Bu konuda çok sert tartışmalar yaşanmış, HÖC tarafından ÇAĞRI’ın platformdan atılması talep edilmiştir.

D

ÇAĞRI, tartışmaların sonuçlanmasına yakın bir dönemde, tamamen suni ve subjektif bir tutumla o güne kadar onayladığı tüm maddelere itiraz ederek platformdan ayrılmıştır. Gözlemci olarak platformda kalma talebi ise platform tarafından haklı olarak reddedilmiştir.” ÇAĞRI’nın (YDİ ÇAĞRI’nın) ka­ tıldığı günden itibaren bozgunculuk yaptığı değerlendirmesi gerçekler­ den uzak, olguları tamamen tersyüz eden bir değerlendirmedir. Yazıda “bozgunculuk ”tan neyin anlaşıl­ dığı ise cümlenin hemen devamında “darbecilerin borazanlığına soyun­ muştur” biçiminde açıklanmakta­

Sol-içi şiddet sürüyor!

evrimci-demokrat güçler ara­ sında yaşanan şiddet olayları azalmak bilmiyor. Sol-içi şid­ det dar-grupçu anlayışların, demokrasi bilincinin kavranmadığının en açık göstergesi. Bir zamanlar “yoldaş”lık ilişkisi ile birbirlerine bağlı olanların kısa bir zaman içerisinde birbirlerini yok edecek, şiddet uygulayabilecek bir konuma düşmeleri, kendilerini “ko­ münist” olarak gösterenlerin aslında “devrimci yaşamı” anlayamamaları­ nın bir örneği. Türkiye devrimci hare­ keti bu hatanın bedelini çok ağır ödedi ve halen ödüyor. Bu konuda yaşanan son olay ise ESP içerisinde. ESP içerisinden ayrılan bir gruba yönelik “hain”lik, “ajan”lık suçlama­ ları, ayrılanlara yönelik sorgulamaya, alıkoymaya ve şiddete kadar vardı. Nisan/2005 sonrasında ayrılan grup ayrılığını ve gerekçelerini Mayıs ayı içerisinde açıkladı. ESP’den aldığımız bilgiler sonu­ cunda ESP’ye; ayrılanlarla, kendi­ lerine şiddet uygulandığını iddia edenlerle görüşeceğimizi, olayı bir de onlardan dinleyeceğimizi belirttik. ESP’liler ise “doğru bilgiyi” sadece kendilerinin verdiklerini, ayrılanlarla görüşmemize gerek olmadığını, yine de görüşmemiz halinde bize ve gö­ rüşen diğer devrimci gruplara karşı tavır alacaklarını belirttiler. Biz buna rağmen her iki tarafı da dinlememiz gerektiğini, dinleyeceğimizi ve ya­ şanan şiddete karşı tavır alacağımızı ifade ettik. Ayrılanlar ile yaptığımız görüş­ melerde ayrılığın ideolojik olduğu ve ESP’den ayrı olarak devrimci müca­ deleyi sürdürecekleri açıklandı. ESP taraftarları ise ayrılanları hain, ajan olarak nitelendiriyor, onları gördük­ leri yerde “yüzlerine tükürecekleri”ni ifade ediyorlar.

ESP’liler tarafından, ayrılan grup­ tan bazıları alıkonulmuş, baskı uy­ gulanmış, kapılar kilitlenerek evden çıkmaları engellenmiş, tartaklanmış, bir kadın ve bir erkek sokak ortasında dövülmüş, tabana gitmemeleri konu­ sunda uyarılmış. ESP ise şiddet uy­ gulandığını inkar etmiyor, ancak bu olayların önceden planlanmadığını iddia ediyor. ESP şiddetin gerekçesi olarak ayrılanların elinde bazı mal­ zemelerin olduğunu ve bunları iade etmemelerini gösteriyor. Gerekçeler arasında ayrılanların ESP tabanı ile görüşmeleri de gösteriliyor. Ayrılan arkadaşlar ise ellerinde malzeme olduğunu ve bu malzeme­ lerin kendilerine gerekli olduğunu, tabanlarına da açıklama yapmayı ge­ rekli gördüklerini belirtiyorlar. ESP’lilerin ayrılanlara karşı dev­ rimci pratiğe uymayan davranışları, ESP’den ayrılanlara gördükleri yerde takındıkları tavırları bizim tarafımız­ dan da gözlemlendi. Gruplar arasında kimin haklı, ki­ min haksız olduğuna ilerleyen dö­ nemdeki tartışmalarda devrimci-de­ mokrat kamuoyu karar verecektir. Devrimci örgütler arasındaki tüm sorunlar açık-ideolojik mücadele yön­ temleri ile çözülmelidir. Bu tür sorun­ ları, bir dizi gerekçe göstererek şiddet yolu ile çözmeye çalışmak devrimci harekete zarar vermekten başka bir işe yaramamaktadır. Bizler sol-içi şiddetin devrimci ha­ rekete yeterince zarar verdiğini, ar­ tık bu hatadan dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda taraf lara sol-içi şiddeti mahkum eden sağlıklı bir tartışma ortamını sağlamaya ve sorunu devrimcilere yaraşır bir şekilde demokratik yöntemlerle çözmeye çağı­ rıyoruz. Bir kez daha Sol-içi şiddete HAYIR! Ydi Çağrı Adana

dır. HÖC’e göre Devrimci Çözüm’ü karşı-devrimci değerlendirmemek, ona karşı şiddet uygulanmasını eleş­ tirmek “darbecilerin borazanlığını” yapmak oluyor. Biz YDİ Çağrı olarak, devrimci hareketin bütününe karşı duyduğumuz sorumluluk gereği, toplantıların başında sorunun genel tartışıldığı yerde, yakın geçmişte sol içi şiddetin kimi örneklerinden de bahsetmiş, tutarlılık açısından tüm kurumların geçmişin muhasebesi­ nin son derece önemli olduğunu sa­ vunmuş ve fakat bu talebimizi plat­ forma kıstas olarak dayatmayacağı­ mızı söylemiştik. İşte bu çerçevede söylenenleri HÖC “bozgunculuk” ve “darbecilerin borazanlığı” olarak de­ ğerlendirmiş ve tüm platform süreci boyunca her fırsatta YDİ Çağrı’ya çamur atarak, saldırgan bir tutumla bizi platformdan dıştalamaya çalış­ mışlardır. (Platformun diğer bileşen­ lerinin bir çoğunun tavrı ne yazık ki hiç de devrimci gruplardan beklenen sorumluluk çerçevesinde olmamıştır, en iyi halde ne şiş yansın ne kebap tavrı olmuş ama çoğunlukla HÖC’ü kızdırmama adına birçok durumda ya susulmuş ya da HÖC desteklen­ miştir. En hafif deyimle buna fayda­ cılık denir ancak.) Bütün bu olumsuz tavırlara rağ­ men, YDİ Çağrı platformu terket­ memiş ve doğru görüşlerinin savu­ nusunu yapmaya devam etmiştir. Ayrılma gerekçelerimiz arasında da HÖC’ün bu tavrı yoktur. ÇAĞRI’nın tavrını “bozgunculuk” olarak değerlendiren HÖC’ün kimi tavırlarına değinmek istiyoruz. HÖC daha toplantıların başlarında değişik gerekçelerle ÖMP’nin platformdan atılmasına öncülük etmiş; TKP’nin atılmasını talep etmiş ve bunun için platformu özel toplantıya çağırmış­ tır (bizim de karşı çıkmamız sonucu TKP platformda kalmıştır); bizim atılmamız için ise sonuna kadar uğ­ raşmış fakat başarılı olamamıştır. “Olumsuzlukları olumluluğa dö­ nüştürme geleneği”ne tek başına sa­ hip olduğunu iddia eden HÖC, daha platform toplantılarının devam ettiği bir süreçte, yaşanan bir dizi siyaset yasakçılığı, tehdit ve şiddet olayları ile ilişkilendirilmiştir. Sosyalist Barikat dergisi platforma dağıttığı iki sayfa­ lık bir yazıda, HÖC’ün 1 Mayıs hazır­ lıkları sırasında Çayan Mahallesinde Barikat’ın masa açmasına yasak koyduğunu ve bir kitapevlerinde Devrimci Çözüm’ün bir kitabını sattıkları için tehdit aldıklarını eleş­ tirmişti. Yine Devrimci Demokrasi gazetesinin Okmeydanı’nda yapmak


gündem istediği bir basın açıklamasına HÖC çevresinden yasak konmuştur. Metin Kahraman’a Grup Yorum dinleyicisi olduğunu söyleyen bir grubun şiddet uygulaması sahiplenilmiştir. vb. Platform tartışmaları sürecinde önemli gördüğümüz bir kaç noktaya burada tavır takınmak istiyoruz. ESP’nin platformdan ayrılmasına ilişkin HÖC değerlendirmesinde şun­ lar söyleniyor: “ESP ise adeta kendisine “gerekçe” yaratmaya çalışmış, hukukun bağlayıcılığından kaçmak için “Devrimci 1 Mayıs Platformu”nda yaşanan bir sorunu öne sürerek ve ÇAĞRI Dergisi’ni gerekçe göstererek ayrılmıştır.” Buradan ESP’nin ÇAĞRI dergisi yüzünden platformdan ayrıldığı imajı yaratılıyor, yine olgular çarpıtılıyor ve üstü örtülü bir çamur atmayla konu geçiştirilmeye çalışılıyor. Ciddiyetten uzak bir yak laşım. Olgular ne? “Devrimci 1 Mayıs Platformu”nun bir toplantısına hem Devrimci Halkın Birliği hem de ESP çağrılmıştır. ESP, 1 Mayıs Platformunu terketmesine, ken­ disinin çağrıldığı bir toplantıya onun karşı devrimci vb. olarak değerlen­

dirdiği Devrimci Halkın Birliği’nin de çağrılmış olmasını gerekçe gös­ termiştir. Peki bunun devrimci ve demokratik kurumlar arası şiddete karşı platformla alakası ne? Alakası şu: Her iki platformda da aşağı yukarı aynı gruplar yer almaktadır, ESP’ye göre, nasıl olur da “kendine kocaman örgüt diyenler” orada tavırsız kalmış­ lardır ve Devrimci Halkın Birliği’ni o platformdan dışlamamışlardır! YDİ Çağrı’yla alakası ise şu: DHB’yi top­ lantıya YDİ Çağrı çağırmıştır. (Bu konuda şunu da belirtelim, 1 Mayıs Platformu oluşum aşamasındadır, genişleme kararı almıştır ve şu veya bu kurum çağrılamaz gibi bir kararı da yoktur.) ESP devrimci ve demok­ ratik kurumlar arası şiddete karşı platformda yer alan kurumlardan 1 Mayıs Platformundaki durumdan dolayı özeleştiri vermesini talep et­ miştir, platform bu konuda tartışmayı ve özeleştiri vermeyi haklı olarak red­ dedince (özeleştiriyi reddenlerden bi­ risi de HÖC’tür) ESP bu platformu da terk etmiştir. Kasım 2005 ✓

Aşağıda platforma dağıttığımız yazılı ayrılma gerekçelerimizi bir belge olarak olduğu gibi yayınlıyoruz:

Sol İçi Şiddete Karşı Platform Girişimi’ne eleştirilerimiz ve ayrılma gerekçelerimiz

Y

eni Dünya İçin Çağrı olarak, BAGEH ve HÖC arasında yaşa­ nan sorunun çözümü için oluş­ turulan çözüm platformunu olumlu bir adım olarak değerlendirdik ve başın­ dan beri içinde aktif olarak yer aldık. Sorunun taraflar arasında diyalog yo­ luyla çözülmesi sonrasında platformu kalıcılaştırma konusunda atılan adım­ ları da olumlu değerlendirdik, bu amaç için oluşturulmaya çalışılan “Sol İçi Şiddete Karşı Çözüm Deklarasyonu” taslağı üzerinde yürütülen tartışmalara katılarak görüşlerimiz doğrultusunda bu belgenin en iyi şekilde çıkması için çaba sarf ettik. Bunun için tartışmala­ rın tıkanmaması için gerektiğinde çok önemli gördüğümüz noktalarda taviz­ ler de verdik. Ne yazık ki gelinen yerde pratikte çok fazla işe yaramayacağını düşündüğümüz, altına imza atamaya­ cağımız derecede çok zaaflar ve yanlış­ lar barındıran bir belge ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz. Bu belgede neleri eleştirdiğimizi ve neden bu plat­ formdan ayrıldığımızı gerekçeleriyle ortaya koymaya çalışacağız. En başta bir konuda özeleştiri ver­ mek istiyoruz. Toplantılara başlangıçta katılan Alınterimiz gazetesinden ar­ kadaşlar, bir yazıda kullanılan üslup nedeniyle eleştirilmiş ve kendilerinden bu konuda özeleştiri yapmaları talep edilmiştir. Özeleştiri yapmadıklarında ise bu gruptan platformu terketmesi is­ tenmiştir. Bu grubun gözlemci olarak platformda kalma talebi de reddedile­ rek grup platformdan çıkarılmıştır. Biz Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi olarak

platformun bu yanlış tutumunu eleşti­ recek ve karşı duracak yerde bu kararı onaylayan bir tavır takındık, yanlış yap­ tık ve bu nedenle özeleştiri veriyoruz. Bu platformun görevi sol içi şiddete ta­ vır takınmaktır, yoksa ideolojik tartış­ manın bastırılmasının bir aracı olarak da kullanılabilecek bir yöntemle dil ve üslubu sorun haline getirip bu konuda kararlar almak değildir. Biz daha toplantıların başından beri, grupların samimiyetinin ve ciddiyeti­ nin bir göstergesi olarak geçmişleriyle hesaplaşmaları ve özeleştiri vermeleri koşulunun taslakta yer almasını savun­ duk, bu konunun genel kabul görme­ mesi üzerine toplantıları tıkamaması için, bu talebimizi kıstas haline getir­ medik. Ancak bu konunun taslakta yer almaması büyük bir eksikliktir. Bölüm A- 2-)’de formülasyona “... il­ kesel olarak şiddeti reddederler...” bölü­ münün girmesi tartışmalar sonrasında platform tarafından ortak karar altına alınmasına karşın, taslağın yeniden kaleme alınmasında eski formülasyon olduğu gibi bırakılmıştır, daha sonra bu hatırlatıldığında iki formülasyon arasında o kadar büyük fark olmadığı gerekçesi getirilmiştir. Bu yöntemi red­ dediyoruz, ortak karar altına alınan bir şeyin sonradan yeniden kaleme alınır­ ken hangi mantığa dayanarak eski bi­ çimde bırakıldığını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bölüm A- 3-)’de “Ancak bu kimseye diğer siyasi yapının kurum, etkinlik ve eylemlerini bozucu, provoke edici davranış içine girme hakkını vermez.

Bir devrimci ve demokratik yapı, başka devrimci ve demokratik yapıların ku­ rumlarına ve tüm, etkinliklerine ancak o devrimci ve demokratik yapının izin vermesi durumunda ve izin verdiği öl­ çüde katılabilir kendi etkinliklerini gerçekleştirebilir. Tersi durumlar ya­ şandığında sorun diyalog yoluyla ya da platforma taşınarak çözülür.” bölümü uzun tartışmalar sonrasında taslağa sokulmuştur. Bu formülasyonun ‘si­ yaset yasağını’ (‘siyaset yasağı’= bazı kurumların ‘burası benim faaliyet alanım, bana sormadan burada faali­ yet yürütemezsiniz’ gibi açıklamalarla başka kurumlara faaliyet yasağı koy­ maları pratiğine verilen kısa ad) haklı çıkarabileceği gerekçesiyle platform çoğunluğu uzun bir süre bu ekin yapıl­ masına karşı çıktı. Biz de aynı gerek­ çeyle bu formülasyonu yanlış bulduk, buluyoruz. Ancak bir grubun diretme­ siyle bu formülasyon biraz değiştirile­ rek bu haliyle taslağa sokuldu. (İlginç olan bir gelişme, daha bu tartışmalar sırasında Barikat dergisinin platforma dağıttığı iki sayfalık bir yazısında, ‘si­ yaset yasağının’ yaşandığına ilişkin somut yaşanan örnekler verilmesine rağmen, bu konu üzerine platform git­ mediği gibi, bu sorunun yaşanmasına rağmen bu madde platform tarafından kabul edilerek taslağa alınmıştır.) Bölüm A- 4-)’te dil ve üslup sorunu tartışılmaktadır. Tartışmalarda savun­ duğumuz görüşlerde de dile getirdi­ ğimiz gibi, sol içi şiddetin temel konu olduğu böyle bir belgede dil ve üslupla uğraşan böyle bir formülasyona gerek yoktur. Bunun da ötesinde bu formü­ lasyonun burada yer alması en azından iki açıdan yanlıştır da. 1. Açık ideolojik mücadeleyi engelleyici bir yana sahip. 2. Şiddete karşı formüle edilen tavırları zayıflatan bir yana sahip. Bölüm B- 3-)’teki ���Platformun so­ rumluluk kapsamı, kuşkusuz kendi bileşenleri arasındaki sorunlara iliş­ kindir.” tespiti yanlıştır, böyle bir plat­ formun hiç bir sol içi şiddete kayıtsız kalamayacağı hiçbir yanlış anlamaya yol açmayacak biçimde açıkça belirtil­ melidir. Bölüm B- 4-)’te “Ancak platformun özgün amacından ötürü “gözlemci” statüsü kabul edilemez.” tespiti genişle­ meyi amaçlaması gereken bu platforma getirilen yanlış bir sınırlamadır ve “öz­ gün amaçtan” neyin kastedildiği de belli değildir. Böyle bir platform sınır­ lamasız her türlü gözlemci statüsünü kabul etmelidir. Bölüm C- 1-)’de “Platform toplantı­ ları açık tartışma yöntemiyle yürütü­ lür; kararlarda ikna yöntemi esastır.” tespiti her ne kadar yeni taslakta ar­ kasından gelen “Çözümsüzlük duru­ munda 5/4’lük nitelikli oy çokluğuyla karar alınır.” tespitiyle düzeltilmeye çalışılsa da, o biçimiyle yanlıştır ve çı­ karılmalıdır. Doğrusu basit çoğunluk, veya nitelikli çoğunluk vb. çoğunluk kararının esas alınmasıdır. İkna yön­ teminin esas alınması ya platformu iş­ levsizleştiren, ya da işlerini zora sokan bir rol oynar. Bölüm D- 3-)’te öncelikle şiddete ma­ ruz kalan taraftan sorunu diyalog yo­

luyla çözmesi beklenmektedir. Şiddeti uygulayanların çoğunlukla kendilerini haklı gördükleri bilindiğinde burada çözüm önerisinin yanlışlığı da ortaya çıkmaktadır. Doğrusu platformun doğrudan tavır takınmasıdır. Sol içi şiddete karşı olduğunu söy­ leyen bir platformun her şeyden önce karşı çıktığı şeyi tanımlaması gerekir, bu somutta sol içi şiddetin karşı dev­ rimci bir edim olduğu, sol içi şiddeti gündeme getirenlerin karşı devrimci bir pozisyonda durdukları açıkça tespit edilmeli. Böyle bir tespit taslağın hiçbir yerinde yapılmamaktadır. Sol içi şiddet karşı devrimci bir edim olarak mah­ kum edilmemektedir. Yaptırımların tartışıldığı Bölüm E‘de ise yaptırımların özgün duruma göre “sorunun ağırlığına göre; tarafla­ rın durum ve yaklaşımına, samimiye­ tine vb. bakılarak platform tarafından karar altına” alınacağı söylenmektedir. Oysa yaptırım böyle bir platformun en önemli yanlarından birini oluşturur. Yaptırım konusunun bu kadar muğlak formüle edilmesi yanlıştır. Doğrusu şiddeti uygulayanlara karşı teşhir ve tecridin asgari yaptırımlar olarak ka­ rar altına alınmasıdır. Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi ola­ rak platformda başından beri yer al­ dık, tartışmalara yapıcı bir biçimde, toplantının tıkanmaması için gerekti­ ğinde önemli tavizler de vererek aktif olarak katıldık. Platformun, Türkiye Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin en önemli kanayan yaralarından birisi olan ‘sol içi şiddet’ konusunda kesin bir çözüm değilse de, önemli bir adım olması konusundaki umudumuzu ko­ ruya geldik verdiğimiz önemli tavizlere rağmen kabul edilebilir bir belgenin çıkması için uğraştık. Toplantılarda görüşlerini en dobra dobra söyleyen, bazı grupların hoşuna gitmeyen şeyleri söyleyen bir grup olarak yer yer ciddi tepkilerle karşılaşmamıza rağmen ya­ pıcılığımızı koruduk. Bir sürü emek vererek buraya kadar getirdiğimiz toplantılardan ayrılma­ mızın esas nedeni, platform taslağını ‘sol içi şiddet’ konusunda çözüm ola­ bilecek bir belge değil de, tam tersine sorunun esas sorumlularının işini ko­ laylaştıracak bir sürü yanlışları içinde barındıran bir belge olarak görmemiz­ dir. Gelinen yerde dönüp yanlışları düzeltmenin imkanının kalmadığı, belgenin sonuna şerh koyma imkanı­ mızın da olmadığı bir durumda, yan­ lışlara ortak olmak yerine platform­ dan ayrılmayı ve bu konudaki doğru görüşlerimizin mücadelesini platform dışında sürdürmeyi doğru buluyoruz. Bu ileride somut durumlarda doğru gördüğümüz konularda hiçbir şekilde platformla birlikte bir iş yapmayacağı­ mız anlamına gelmiyor. 01-08-2005, Yeni Dünya İçin Çağrı ✓ (Ayrıca bu konuya ilişkin Şubat 2005' de YDİ Çağrı Sayı 87' de yayınladığımız "Sol içi şiddete hayır" ve 1 Mart 2005 tarihli "Sol İçi Şiddete Karşı Mücadele Platformu’na Platform Taslağımızdır: Sol İçi Şiddeti Ret Ve Mahkum Edelim!" başlıklı yazılarımıza da bakılmalıdır.)

19


panorama

PANOR AMA

Irk­çı­lık ka­pi­ta­liz­min yol arkadaşıdır, ırk­çı­lı­ğa kar­şı is­yan hak­lı­dır! FRANSA

K

20

a­sım ayı baş­la­rın­dan be­ri Av­ ru­pa med­ya­sı­nın gün­de­mi­ni iş­gal eden olay­lar­dan bi­ri Fran­sa’da ya­şa­nan olay­lar­dı. Araç kun­dak­la­ma, yak­ma; iş­yer­le­ri ve­ya okul, kreş gi­bi yer­le­ri ya­kıp-yık­ma vb. bi­çi­min­de ken­di­si­ni gös­te­ren ey­lem­ le­ri ger­çek­leş­ti­ren­ler hak­kın­da ne­ler söy­len­me­di ki? İçiş­le­ri Ba­ka­nı Sarkozy on­la­rı “ayak ta­kı­mı” ola­rak ad­lan­dır­ mış ve “pis­lik­le­ri so­kak­lar­dan te­miz­ le­ye­ce­ğim” teh­di­din­de bu­lun­muş­tu… Bu­nun için de ön­ce 12 gün­lük Ola­ğa­ nüs­tü Hal, sı­kı­yö­ne­tim ilan edil­di, ar­ dın­dan da 3 ay­lık bir sü­re için 1955’te Ce­za­yir’de­ki sa­vaş­ta gün­de­me ge­ti­ri­ len ya­sa, ye­ni­den uy­gu­lan­ma­ya kon­du, OHAL üç ay uza­tıl­dı. İs­yan­cı­la­rın ey­lem­le­ri şim­di­lik din­ miş ol­sa da, yak­la­şık üç haf­ta­lık sü­reç­te or­ta­ya, 9000 ci­va­rın­da ara­cın kun­dak­ lan­dı­ğı, bir ölü ve 126 kol­luk gü­cü­nün ya­ra­lan­dı­ğı (si­vil­ler­den ne ka­dar ya­ra­lı ol­du­ğu ko­nu­sun­da bil­gi yok) ve 3000 ci­va­rın­da asi­nin gö­zal­tı­na alın­dı­ğı bir

bi­lan­ço çık­tı. Olay­lar şim­di­lik din­miş du­rum­da. Ama so­ka­ğa çık­ma ya­sa­ğı­na, sı­kı­yö­ne­ ti­me ya da OHAL’e rağ­men ey­lem­le­ri­ni yak­la­şık üç haf­ta sür­dü­ren­ler kim­di? Ne­den is­yan et­miş­ler­di? So­ru­nun çö­ zü­mü ne­dir? vb. so­ru­lar so­rul­du ve bu so­run­lar üze­ri­ne tar­tış­ma yü­rü­dü, yü­rü­yor. Her ke­sim ken­di­si­ne gö­re doğ­ru-yan­lış bir­şey­ler söy­lü­yor… Ege­men­le­rin tem­sil­ci­le­ri dik­kat­le­ri “ya­ban­cı” ol­ma­ya, “İs­lam di­ni­ne ait” ol­ma­ya, “ye­te­ri ka­dar Fran­sız­laş­tı­rıl­ ma­ma­ya” vb. yön­le­re çe­ke­rek so­ru­nu esas ola­rak “gü­ven­lik” ve zo­ra da­ya­ nan asi­mi­las­yon te­me­lin­de ele al­ma ko­nu­sun­da bir­leş­mek­te­dir. İs­yan­cı­la­ rın ya­şa­dı­ğı ban­li­yö­ler­de­ki so­run­la­ra ce­vap ara­na­ca­ğı­na, söz­ko­nu­su ban­li­yö­ ler “so­run­lu ban­li­yö­ler” ola­rak gös­te­ri­ li­yor. Bun­la­rın sa­yı­sı­nın yüz­ler­le ifa­de edil­di­ği de bi­linç­le­re çı­ka­rıl­dı­ğın­da “so­ run­lu ban­li­yö­ler” me­se­le­si­nin öne­mi or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Tıp­kı ege­men­ler yok­sul­lu­ğa kar­şı mü­

ca­de­le ye­ri­ne na­sıl ki yok­sul­la­ra kar­şı mü­ca­de­le edi­yor­lar­sa, söz­ko­nu­su ban­li­ yö­ler­de ya­şa­yan­la­rın so­run­la­rı­na kar­şı de­ğil, ora­lar­da ya­şa­yan­la­ra kar­şı ön­ lem­ler almak­ta­dır­lar. Söz­ko­nu­su ban­li­ yö­ler­de ya­şa­yan­la­rın bü­yük ço­ğun­lu­ğu ise göç­men. Göç­men kö­ken­li ol­ma­yan­ lar ise yok­sul Fran­sız hal­kı. Ege­men­ler için hep­si de “ayak­ta­kı­mı”…

OLAY­LA­RI TE­TİK­LE­YEN GE­LİŞ­ME NE­DİR? Med­ya­ya yan­sı­dı­ğı ka­da­rıy­la olay­la­ rın baş­la­ma­sı için bar­da­ğı ta­şı­ran son dam­la 27 Ekim 2005 ta­ri­hin­de ya­şa­ nan ve iki göç­men ai­le kö­ken­li gen­cin ölü­müy­le so­nuç­la­nan olay­dı. Söz­ko­nu­su olay, Pa­ris’in va­roş­la­rın­ dan bi­ri sa­yı­lan Clichy-So­us-Bo­is ban­ li­yö­sün­de ya­şan­dı. Top oy­na­dık­tan son­ra eve git­me­ye ça­lı­şan ve po­li­sin kim­lik kont­ro­lün­den kur­tul­mak için (kim­lik­le­ri­ni ev­de bı­rak­tık­la­rı için ve ka­ra­ko­la gö­tü­rül­mek­ten kur­tul­mak için de) po­lis­ten ka­çan iki genç tra­

fo­ya sak­lan­ma­ya ça­lı­şır­ken elekt­rik çarp­ma­sı so­nu­cu ya­şa­mı­nı yi­tir­di ve bir genç de ya­ra­lan­dı. Söz­ko­nu­su genç­ le­rin ölüm ha­be­ri­ni ve bu ölü­mün po­ li­sin bas­kı­sın­dan, ta­ki­bin­den kay­nak­ lan­dı­ğı­nı du­yan­lar ar­tık ye­ter di­ye­rek ey­lem­le­re baş­la­dı­lar. Po­li­sin bir ca­mi­ye göz­ya­şar­tı­cı bom­ba at­ma­sı ise tep­ki­le­ri da­ha da yo­ğun­laş­tır­ma ro­lü­nü oy­na­dı. İki gen­cin öl­me­si ve ca­mi­ye göz­ya­şar­ tı­cı bom­ba at­ma­sı ola­yı ger­çek­te sa­de­ce bar­da­ğı ta­şı­ran bir rol oy­na­mış­tır. Bar­ dak ön­ce­den dol­muş­tur as­lın­da! Bu­nun per­de ar­ka­sın­da, Fran­sız em­ per­ya­liz­mi­nin Fran­sa’da­ki göç­men­ le­re, göç­men­le­rin ar­tık Fran­sız olan ço­cuk­la­rı­na ve evet ikin­ci sı­nıf Fran­sız ola­rak gör­dü­ğü yok­sul­la­ra kar­şı ırk­çı si­ya­se­ti ger­çe­ği yat­mak­ta­dır. Ey­lem­ci­le­re kar­şı dev­let yet­ki­li­le­ri­ nin ta­kın­dı­ğı ta­vır­lar gi­bi ki­mi si­ya­si par­ti tem­sil­ci­le­ri­nin ta­kın­dı­ğı ta­vır­lar da Fran­sız şo­ve­niz­mi­ni, ırk­çı­lı­ğı­nı, “be­ yaz”la­rın ege­men­li­ği­ni or­ta­ya ko­yan ta­ vır­lar­dı. Dik­kat­ler Sarkozy’nin “ayak


panorama ta­kı­mı” vb. açık­la­ma­la­rı­na yö­nel­til­se de, ger­çek­te ırk­çı­lık sa­de­ce Sarkozy’nin tav­rıy­la sı­nır­lı de­ğil. Irk­çı­lık bir bü­tün ola­rak Fran­sız em­per­ya­liz­mi­nin, dev­le­ ti­nin te­mel si­ya­set­le­rin­den bi­ri­dir. Bu si­ya­se­te gö­re ya Fran­sız­sı­nız, “Grand Na­ti­on”un (Bü­yük Ulus) bir fer­di­si­niz, o za­man da Fran­sız­la­ra uy­ gun dav­ra­nış­lar için­de ola­cak­sı­nız. Ya da Fran­sız­la­ra uy­gun dav­ra­nış­lar (ki bun­la­rı da ege­men­ler be­lir­le­mek­te­dir) için­de de­ğil­si­niz, o za­man da o top­ lu­ma ait de­ğil­si­niz­dir. Ne iş ya­şa­mın­da, ne eği­tim ala­nın­da ne de di­ğer sos­yal alan­lar­da si­ze yer yok­tur. Son dö­nem­de Tür­ki­ye’de çok­ça tar­tı­şı­lan “üst kim­ lik” Fran­sa’da ger­çek­te Fran­sız ulu­su dı­şın­da­ki et­nik azın­lık­la­rın ulu­sal kim­ li­ği­nin red­di üze­ri­ne ku­ru­lu­dur. Bu si­ya­set fa­kat göç­men ai­le­le­rin Fran­sa’da do­ğan, Fran­sız kim­li­ği­ne sa­hip ve evet ken­di­ni Fran­sız ola­rak gö­ren­le­ri ikin­ci sı­nıf in­san gör­me­si­ni dış­ta­la­mı­yor, ter­si­ne. Bu si­ya­set tam da ırk­çı­lık üze­ri­ne ku­rul­du­ğu için “be­yaz” Fran­sız ege­men dü­şün­ce­siy­le ren­gi si­yah, ya da “ori­ji­nal” Fran­sız ol­ ma­yan bir ren­gi olan in­san­la­rı ikin­ci sı­nıf Fran­sız ola­rak gör­mek­te­dir. Bu­ nun en açık öl­çe­ği kö­ke­ni­nin göç­men ol­ma­sı­dır. Ara­ya sı­nıf­la­ma kon­duk­tan son­ra da bi­rin­ci sı­nıf Fran­sız­la­rın ikin­ci sı­nıf Fran­sız­la­ra kar­şı ege­men­li­ği, yö­net­ me­si ve on­la­ra ha­kim ol­ma­sı da do­ğal bir so­nuç ola­rak gö­rül­mek­te ve bu­na uy­gun da dav­ra­nıl­mak­ta­dır. Sı­nıf­la­ ma­da ki­mi yer­ler­de en yok­sul Fran­sız emek­çi­le­ri­nin de ikin­ci sı­nıf Fran­sız ola­rak gö­rül­me­si ger­çe­ği ama esas ay­ rı­mın et­nik kö­ken te­me­lin­de ya­pıl­dı­ğı ger­çe­ği­ni or­ta­dan kal­dır­ma­mak­ta­dır. Irk­çı­lı­ğın söz­ko­nu­su ban­li­yö­ler­de­ki gö­rün­tü­sü­nün ba­şın­da sı­kı ve yo­ğun po­lis de­ne­ti­mi gel­mek­te­dir. Söz­ko­nu­su göç­men kö­ken­li­le­rin yo­ğun ol­du­ğu ban­ li­yö­ler­de ya­şa­yan­la­ra po­tan­si­yel suç­lu gö­züy­le ba­kıl­mak­ta­dır. Po­li­sin key­fi dav­ra­nı­şı, ki­mi za­man gün­de bir­çok kez kim­lik kontrolünden geç­me­yi ge­rek­tir­ mek­te­dir. Ya­nın­da kim­li­ği ol­ma­yan­lar, özel­lik­le de genç­ler ön­ce ka­ra­ko­la gö­tü­ rül­mek­te, bu ara­da po­lis­le­rin ge­rek­li bul­duk­la­rın­da “iş­ken­ce” ka­te­go­ri­si­ne so­kul­ma­yan da­yak at­ma ey­lem­le­ri­ne ma­ruz ka­l­mak­ta­dır­lar. 18 yaş al­tı genç­ ler ise an­cak an­ne-ba­ba­la­rı­nın on­la­rı ka­ra­kol­da al­ma­ya gel­me­le­rin­den son­ra ser­best bı­ra­kıl­mak­ta­dır­lar. Bu bas­kı­la­rın, dev­let te­rö­rü­nün sü­ rek­li­li­ği gö­zö­nü­ne alın­dı­ğın­da ve genç­ le­rin po­li­sin bas­kı­la­rın­dan son­ra ai­le­ le­ri­nin bas­kı­la­rıy­la da kar­şı­laş­ma­mak için po­li­sin kont­ro­lün­den kaç­ma­sı da an­la­şı­lır ol­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin bir­lik­te top oy­na­yıp ve po­lis­ten ka­çan gen­cin bi­ri, ar­ka­da­şı­na “Po­li­se ya­ka­la­nır­sam

ba­bam be­ni Ce­za­yir’de­ki kö­yü­ne gön­ de­re­cek.” di­ye kor­ku­su­nu di­le ge­tir­ me­si de bu­nun bir gös­ter­ge­si­dir. 27 Ekim’de so­nu ölüm­le­riy­le bi­ten genç­le­rin po­lis­ten ka­çı­şı­nın per­de ar­ ka­sın­da da, ka­ra­ko­la gö­tü­rül­mek­ten ve ebe­veyn­le­ri­nin fır­ça­la­rın­dan kur­ tul­mak is­te­mi var­dır. Bu ger­çek­le­re ba­kıl­dı­ğın­da söz­ko­nu­su genç­le­rin ölü­ mün­den Fran­sız dev­le­ti­nin ve so­mut­ta da po­li­si­nin so­rum­lu ve suç­lu ol­du­ğu açık­tır.

Ban­li­yö­ler­de get­to­laş­tır­ma da esas ola­rak Fran­sız dev­le­ti­nin bi­linç­li ola­ rak ırk­çı­lık te­me­lin­de yü­rüt­tü­ğü si­ya­ se­tin bir so­nu­cu­dur. Da­ha 1960’lı ve 1970’li yıl­lar­da özel­lik­le Af­ri­ka kö­ken­li göç­men­le­rin ço­cuk­la­rı­nın mes­lek eği­ti­ min­den ve iş ye­ri bul­mak­tan mah­rum bı­ra­kıl­ma­sı, in­san onu­ru­na ters ko­şul­ lar­da­ki ev­ler­de ika­met et­ti­ril­me­le­ri vb. si­ya­se­ti, ge­li­nen yer­de mey­ve­si­ni ver­ mek­te­dir. En­teg­ras­yon adı­na ger­çek­te yü­rü­tü­len zo­ra­ki asi­mi­las­yon si­ya­se­ti ko­nu­sun­da şim­di­ye ka­dar “Fran­sız usu­

İS­YAN EDEN­LER KİM?

lü”nün met­hi­ye­si ya­pı­lır­dı. Ama so­mut ya­şa­nan is­yan ey­lem­le­ri, bu­nun hiç de met­he­dil­di­ği ka­dar “iyi ve ba­şa­rı­lı” ol­ ma­dı­ğı­nı or­ta­ya çı­kar­dı. Bu olay­lar, dev­le­tin ırk­çı­lık te­me­ lin­de yük­se­len “en­teg­ras­yon” ger­çek­te ise zor­la asi­mi­las­yon si­ya­se­ti­nin yan­lış ol­du­ğu­nu gös­te­rir­ken, ege­men­le­rin çö­ züm ara­yış­la­rı da­ha çok han­gi yol ve yön­tem­ler­le asi­mi­le edi­le­ce­ği yö­nün­de olu­yor. Fran­sa’da genç­ler ara­sın­da­ki iş­siz­ lik ora­nı %21.3’tür. Bu oran İtal­ya’dan son­ra Av­ru­pa’da­ki ikin­ci en bü­yük genç­ler ara­sın­da­ki iş­siz­lik ora­nı­dır. Bu oran ama özel­lik­le göç­men kö­ken­ li­le­rin ya­şa­dı­ğı ban­li­yö­ler­de %50 ci­va­ rın­da­dır. Yi­ne OECD ve­ri­le­ri­ne gö­re tüm Fran­sa ça­pın­da 20-24 yaş­la­rı ara­sın­da­ki genç­le­rin %14.4’ü, okul, iş ya­şa­mın­dan dış­lan­mış­tır. Bun­lar doğ­ ru­dan dev­le­tin iş-eği­tim ve ge­nel­de sos­ yal alan­da­ki si­ya­se­ti­nin kur­ban­la­rı­dır. Ve bu ol­gu­la­ra ek­len­me­si ge­re­ken bir di­ğer ger­çek ise, bu genç­le­rin bü­yük ço­ ğun­lu­ğu­nun göç­men kö­ken­li genç­ler ol­du­ğu­dur. Bir kez da­ha vur­gu­lan­ma­sı ge­re­kir­se, is­yan eden genç­ler, dev­le­tin ırk­çı si­ya­se­ ti­nin de bir so­nu­cu ola­rak top­lum­dan dış­ta­la­dı­ğı, po­lis ve ge­nel kol­luk güç­ le­riy­le sü­rek­li ta­ciz ve te­rö­ri­ze et­ti­ği genç­ler­dir. Tür­ki­ye’de­ki kav­ra­mıy­la ko­nu­şu­lur­sa is­yan, va­roş genç­le­ri­nin dev­le­tin ırk­çı si­ya­se­ti­ne kar­şı bir is­ya­ nı­dır ve bu is­yan hak­lı­dır.

Her şey­den ön­ce vur­gu­lan­ma­sı ve bi­ lin­ce çı­ka­rıl­ma­sı ge­re­ken şey, is­yan eden­le­rin esas ola­rak genç­ler ol­du­ğu ol­ gu­su­dur. 10 ile 25 yaş ara­sı olan genç­ler ey­lem­ler­de yer al­sa da, bun­la­rın esa­sı­ nın yaş or­ta­la­ma­sı 14-16’dır. Bu genç­ler göç­men kö­ken­li ai­le­le­rin ço­cuk­la­rı ol­du­ğu için, bur­ju­va med­ya­ nın önem­li bö­lü­mü, ta­bii ki ön­ce­lik­le de Fran­sız ege­men­le­ri, bun­la­rı he­men “ya­ban­cı” ka­te­go­ri­si­ne sok­ma­ya ça­lış­tı. Ki­mi de “ya­ban­cı” ka­te­go­ri­si ye­ri­ne da­ha ılım­lı olan ifa­de ile “göç­men” ka­ te­go­ri­si­ne sok­tu bun­la­rı. İşin ger­çe­ği ise, bun­la­rın ne “ya­ ban­cı” ne de “göç­men” ol­du­ğu­dur. Bu genç­ler göç­men kö­ken­li ol­ma­sı­na rağ­men Fran­sız’dır. Doğ­duk­la­rı yer Fran­sa, kim­lik­le­ri Fran­sız, ko­nuş­tuk­ la­rı dil Fran­sız­ca, ya­şa­dık­la­rı ül­ke de Fran­sa… vb. Ki­mi­le­ri ai­le­le­ri­nin gel­di­ği ül­ke­ler­de ko­nu­şu­lan ve bu an­ lam­da “ana­di­li” olan di­li Fran­sız­ca­dan son­ra öğ­ren­miş­tir, ki­mi de hiç öğ­ren­ me­miş­tir. İs­yan eden genç­ler esas ola­rak göç­ men kö­ken­li ol­ma­la­rı ne­de­niy­le dev­let ta­ra­fın­dan dış­ta­la­nan, ırk­çı si­ya­se­te tep­ki gös­te­ren, dev­le­tin ırk­çı­lı­ğı­nın he­ de­fi olan; ay­nı za­man­da eko­no­mik ve sos­yal ola­rak da top­lum­dan dış­la­nan genç­ler­dir. Bu ger­çe­ği di­le ge­tir­mek için ki­mi si­ya­set­çi­ler açık­ça “sos­yal Apart­he­id”tan bah­set­mek­te­dir­ler ve bu tes­pit ol­gu­la­rı di­le ge­tir­mek­te­dir.

DEV­LE­TİN İS­YA­NA YA­NI­TI: DA­HA ÇOK BAS­KI-TE­RÖR VE OHAL… Fran­sa, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin be­ şi­ği olan bir ül­ke. 1789 Bur­ju­va Dev­ ri­mi’nin te­mel slo­gan­la­rı “öz­gür­lük, eşit­lik, kar­deş­lik”ti. Ne de gü­zel­di öz­ gür­lü­ğün, eşit­li­ğin ve kar­deş­li­ğin sa­vu­ nul­ma­sı! Bur­ju­va­zi fe­oda­liz­me kar­şı mü­ca­de­le­de ken­di ik­ti­da­rı­nı sağ­la­mak için mü­ca­de­le edi­yor­du ve o za­man bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin sa­vu­nu­cu­lu­ğu top­lu­mun ge­liş­me­si bağ­la­mın­da ile­ri­ci bir rol oy­nu­yor­du. Hal­kı­mı­zın bir de­yi­miy­le ifa­de eder­ sek iki asır­dan faz­la bir sü­re­de “köp­ rü­ler al­tın­da çok su­lar geç­ti”. Ser­best re­ka­bet­çi ka­pi­ta­lizm dö­ne­min­den te­ kel­ci ka­pi­ta­lizm (em­per­ya­lizm) dö­ne­ mi­ne geç­mek­le bir­lik­te bur­ju­va­zi ve bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin sa­vu­nu­cu­lu­ğu ile­ri­ci rol oy­na­ma ka­rak­te­ri­ni yi­tir­di. Ge­liş­me­ler, Le­nin’in bur­ju­va de­mok­ra­ si­si­nin bir çiz­gi bo­yun­ca ge­ri­ci­lik ol­du­ ğu­nu hep ye­ni­den onay­la­mak­ta­dır. Fran­sa’da­ki ge­liş­me­ler bir kez da­ha, ça­ğı­mız­da bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin fa­ şist ön­lem­le­re baş­vur­ma­dan, uy­gu­la­ ma­dan ya­şa­ya­ma­ya­ca­ğı­nı göz­ler önü­ne ser­mek­te­dir. Evet, bur­ju­va­zi­nin ik­ti­dar bi­çim­le­rin­den iki­si olan bur­ju­va de­mok­ ra­si­si ile fa­şizm ara­sın­da çok önem­li fark­lı­lık­lar ol­sa da, bu ger­çek­lik, bur­ ju­va de­mok­ra­si­si ile fa­şiz­min içi­çe geç­ me­si­ni, ara­la­rın­da­ki sı­nır­la­rın gi­de­rek in­cel­me­si­ni dış­ta­la­mı­yor. Bur­ju­va de­mok­ra­si­si bir bü­tün çiz­gi ola­rak ge­ri­ci­leş­miş­tir. Fran­sa bur­ju­va de­ mok­ra­si­si­nin ege­men ol­du­ğu bir ül­ke. Al­man­ya ile bir­lik­te AB pro­je­si­nin ba­ şı­nı çe­ken bü­yük em­per­ya­list güç­ler­den bi­ri. AB pro­je­si ise Tür­ki­ye’de, özel­lik­le AB’ci ke­sim ta­ra­fın­dan “de­mok­ra­si­nin, in­san hak­la­rı­nın” sa­ğ­la­na­ca­ğı bir pro­je olarak gös­te­ril­mek­te­dir. Fran­sa ya da bur­ju­va de­mok­ra­si­si­ nin ol­du­ğu Av­ru­pa ül­ke­le­rin­de­ki du­ ru­mun, Tür­ki­ye’de hâ­lâ ege­men olan fa­şist ik­ti­dar yö­ne­ti­min­den, du­ru­mun­ dan da­ha iyi ol­du­ğu doğ­ru­dur. Fa­kat, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin de iş­çi­ler, emek­çi­ler için ger­çek kur­tu­luş ol­ma­ dı­ğı, ola­ma­ya­ca­ğı ger­çe­ği­nin üze­ri hep ör­tül­me­ye ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Fran­sa’da ya­şa­nan­la­ra ba­kıl­dı­ğın­da, bur­ju­va de­ mok­ra­si­si­nin iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin kur­tu­lu­şu­nu sağ­la­ya­ma­ya­ca­ğı ger­çe­ği açık­ça or­ta­da­dır. Dev­le­tin ırk­çı, get­to­laş­tır­ma, sos­yal Apart­he­id si­ya­se­ti­ne kar­şı is­yan eden bir­kaç bin genç. Bun­lar esas ola­rak ön­ce­den ör­güt­len­miş, bir­lik­te ha­re­ket et­me­yi plan­la­mış de­ğil. “Ar­tık ye­ter” de­yip ken­di­li­ğin­den ge­li­şen bir is­yan söz­ko­nu­su. Bu is­yan, ilk baş­lar­da sa­de­ce Pa­ris’in “ke­nar böl­ge­le­ri”nden ba­zı­la­rın­da ya­

21


panorama

22

şan­mak­ta­dır. An­cak bir haf­ta son­ra is­ yan, da­ha doğ­ru­su ara­ba kun­dak­la­ma ey­lem­le­ri Pa­ris’in mer­ke­zi­ne, da­ha son­ra da baş­ka şe­hir­le­re sıç­ra­ma du­ru­ mun­da­dır. Dev­le­tin ik­ti­dar sa­hip­le­ri ger­çek bir teh­dit al­tın­da de­ğil. Ya­ni söz­ ko­nu­su olan an­da va­ro­lan ik­ti­da­rı de­ vi­rip ye­ri­ne baş­ka bir ik­ti­dar kur­mak için ve­ri­len mü­ca­de­le de de­ğil. Bu­na rağ­men ama dev­let tüm güç­ le­riy­le sal­dı­rı­ya geç­mek­te­dir. Ge­ce so­ka­ğa çık­ma ya­sa­ğı yet­mi­yor, 12 gün­

– Yet­ki­li­ler, ti­yat­ro, si­ne­ma, bar ve tüm bu­luş­ma me­kan­la­rı­nı ge­çi­ci ola­ rak ka­pa­ta­bi­li­yor. – Dü­ze­ni boz­ma­sı ola­sı top­lan­tı­lar ya­ sak­la­na­bi­li­yor. (Ta­bii ki dü­ze­ni boz­ma ola­sı­lı­ğı olup ol­ma­dı­ğı­nı da ege­men­le­ rin ken­di­le­ri be­lir­li­yor. BN) – Si­lah bu­lun­du­ğun­dan şüp­he­le­ni­len ev­le­re ge­ce ya da gün­düz bas­kın dü­zen­ le­ne­bi­li­yor. (Bu bağ­lam­da da ne­yin si­ lah ol­du­ğu so­ru­su önem­li. Ör­ne­ğin ara­ ba­la­rı yak­mak için kul­la­nı­lan ben­zin,

lük ola­ğa­nüs­tü hal, ya da sı­kı­yö­ne­tim yet­mi­yor, 3 ay­lık bir OHAL gün­de­me ge­ti­ri­li­yor. Po­li­se ve evet as­ke­ri güç­le­re “so­run­lu ban­li­yö­le­re” kar­şı bas­kı­da sı­ nır­sız yet­ki ta­nı­nı­yor. Bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin ol­du­ğu bir ül­ke­de sa­vaş dö­ne­mi için ha­zır­la­nan ya­sa­lar uy­gu­la­ma­ya ko­nu­yor. Gö­zal­ tı­na alı­nan­la­ra kar­şı ne­re­dey­se sa­vaş suç­lu­su gi­bi dav­ra­nı­lı­yor ve jet hı­zıy­la mah­ke­me­ye çı­ka­rı­lıp tu­tuk­la­ma ka­ra­rı ve­ri­li­yor. 3 Ni­san 1955’te Ce­za­yir’de­ki sa­va­şa kar­şı ha­zır­la­nan ya­sa, Ce­za­yir sa­va­şın­ dan baş­ka 1984 yı­lın­da Fran­sız sö­mür­ ge­ci­li­ği­ne kar­şı mü­ca­de­le eden Ye­ni Ka­le­don­ya’da uy­gu­lan­dı. Üçün­cü kez uy­gu­la­nı­şı ise şim­di Fran­sa’da ger­çek­ le­şi­yor. Bu ya­sa­nın esas ola­rak sö­mür­ge­ci si­ya­set te­me­lin­de or­ta­ya kon­ma­sı ger­ çe­ği ama, bu­nun iç­te kul­la­nıl­ma­sı­nı dış­ta­la­mı­yor. Bu­na gö­re yö­ne­ti­ci­le­re ve­ri­len ki­mi yet­ki­ler şöy­le­dir. – Ka­mu dü­ze­ni­nin cid­di teh­dit al­ tın­da ol­ma­sı ha­lin­de yer­le­şim böl­ge­le­ rin­de, Ce­za­yir ve de­niz aşı­rı böl­ge­ler­de kıs­mi ya da tam ola­ğa­nüs­tü hal ilan edi­le­bi­li­yor. (Şim­di bu, ka­mu dü­ze­ni ger­çek­ten teh­dit al­tın­da ol­ma­dı­ğı hal­de uy­gu­lan­mak­ta­dır. BN) – Ye­rel tem­sil­ci­ler (dev­le­ti tem­sil eden va­li­ler), in­san ya da araç ha­re­ket­ le­ri­ne sı­nır­la­ma ge­ti­re­bi­li­yor. – Ka­mu güç­le­ri­nin ey­lem­le­ri­ne na­sıl olur­sa ol­sun en­gel ol­ma­ya ça­lı­şan her­ han­gi bir ki­şi böl­ge­den uzak­laş­tı­rı­la­bi­ li­yor. – İçiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı, ka­mu gü­ven­li­ği ve dü­ze­ni için ey­lem­le­ri teh­dit oluş­tu­ran ki­şi­ler için ev hap­si em­ri ve­re­bi­li­yor.

mo­lo­tof vb. de si­lah ola­rak gö­rül­dü­ğün­ den, tüm “so­run­lu ban­li­yö­ler”de­ki ev­le­ rin her an ba­sıl­ma­sı­nın önün­de en­gel yok­tur. BN) Bu ge­liş­me­ler, za­ten da­ha ön­ce de özel­ lik­le göç­men kö­ken­li­le­rin ve göç­men kö­ ken­li Fran­sız­la­rın ika­met et­ti­ği ban­li­yö­ ler­de va­ro­lan yo­ğun dev­let bas­kı­sı­nın, te­rö­rü­nün üze­ri­ne OHAL’in ek­len­me­ siy­le de bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya ko­yan ge­liş­me­ler­dir. Ege­ men­ler so­ru­na ken­di gü­ven­lik­le­ri so­ ru­nu ola­rak yak­laş­mak­ta­dır. Ezi­len­le­re kar­şı sa­vaş ha­lin­de­dir­ler.

Kİ­Mİ SAH­TE­KÂR­LIK­LAR… Ege­men­le­rin sah­te­kâr­lık­la­rı­nın ba­şın­da ge­len bir ko­nu, ken­di­le­ri­nin tüm im­kân­ la­rı­nı kul­la­na­rak sa­hip ol­duk­la­rı si­lah­ lar­la her tür­lü şid­de­te, te­rö­re baş­vur­duk­ la­rı hal­de, ırk­çı­lı­ğa, bu ırk­çı si­ya­se­tin uy­ gu­la­yı­cı­sı dev­let güç­le­ri­ne kar­şı is­yan­da kul­la­nı­lan şid­de­te kar­şı ol­mak­tır. Bu nok­ta­da ay­rım­sız tüm bur­ju­va ik­ti­da­rı­ nın sa­vu­nu­cu­la­rı bir­leş­mek­te­dir­ler. Ne bü­yük sah­te­kâr­lık ama? Biz ezi­len­le­rin tav­rı bu ko­nu­da açık­ tır: Irk­çı­lı­ğa, hak­sız­lı­ğa kar­şı is­yan hak­lı­dır, meş­ru­dur. Ka­pi­ta­list sis­te­me kar­şı mü­ca­de­le­de şid­de­ti red­det­mek, sis­te­me bo­yun eğ­me­nin si­ya­se­ti­dir. Ege­men­ler sis­te­me bo­yun eğ­me­mi­zi is­ te­dik­le­ri için, ezi­len­le­rin şid­det ey­lem­ le­ri­ne kar­şı çık­mak­ta­dır­lar. Ken­di­le­ri ama tüm si­lah­la­rıy­la şid­de­te, te­rö­re baş­vur­mak­tan ge­ri kal­mı­yor­lar. Ezi­ len­ler için be­lir­le­yi­ci olan şid­de­te baş­ vu­ru­lup baş­vu­rul­ma­dı­ğı de­ğil, tak­tik ola­rak şid­de­tin han­gi bi­çi­mi­nin uy­gun olup ol­ma­dı­ğı­dır. Bir di­ğer sah­te­kâr­lık­la­rı ise en­teg­ras­

yon ile il­gi­li­dir. En­teg­ras­yon­dan bah­set­ tik­le­rin­de ege­men­le­rin ger­çek­te kas­tet­ tik­le­ri zo­ra da­ya­nan asi­mi­las­yon­dur. Genç­le­rin ikin­ci sı­nıf va­tan­daş ola­ rak gö­rül­me­ye, ırk­çı te­mel­de dış­ta­lan­ ma­ya kar­şı is­ya­nı hak­lı gö­rü­le­ce­ği­ne, dev­le­tin ve sis­te­min ırk­çı si­ya­se­ti he­ de­fe ko­na­ca­ğı­na, zor­la asi­mi­le et­me­nin ye­ni yol ve yön­tem­le­ri­nin üze­ri­ne ka­fa yo­rul­mak­ta­dır. Ye­te­ri ka­dar asi­mi­le et­ me­dik­le­rin­den ya­kın­mak­ta­dır­lar. Irk­çı­lı­ğın ken­di­si çok açık gös­ter­di­ği sah­te­kâr­lık­lar­dan bi­ri ise, genç­le­rin “ya­ban­cı” ya da “göç­men” ola­rak gös­ te­ril­me­si ve bun­la­rın Fran­sız va­tan­daş­ lı­ğı­nın el­le­rin­den alı­nıp sı­nır­dı­şı edil­ me­si yön­lü tar­tış­ma­lar ve ta­lep­ler­dir. Yu­ka­rı­da da açık­la­dı­ğı­mız gi­bi, olay­la­ra ka­rı­şan­la­rın or­ta­la­ma yaş­la­rı 14-16’dır. 25 yaş­la­rın­da olan­la­rın da ol­ma­sı bu ger­çe­ği de­ğiş­tir­me­mek­te­dir. Bun­la­rın he­men he­men hep­si, göç­men kö­ken­li ai­le­le­rin ço­cuk­la­rı ol­sa da Fran­sa’da doğ­muş, Fran­sız va­tan­daş­lı­ ğı­na sa­hip, Fran­sız­ca ko­nu­şan ve evet bu­nun da öte­sin­de ken­di­si­ni Fran­sız ola­rak gö­ren in­san­lar­dır. Bun­la­rın Fran­sız ol­ma va­tan­daş­lık hak­kı­nın el­le­rin­den alın­ma­sı dü­şün­ ce­si hu­ku­ken ne ka­dar saç­ma ol­sa da, esas ola­rak ırk­çı ka­fa­nın bir ürü­nü­dür. Çün­kü bun­lar “saf” ya da “be­yaz” Fran­ sız de­ğil. Kö­ken­le­ri göç­men in­san­la­ra da­ya­nı­yor. Sür­gün edil­me­si is­te­nen in­san­la­rın doğ­du­ğu yer, ül­ke Fran­sa, ama bu­na rağ­men “ül­ke­le­ri­ne sür­gün” edil­me­si dü­şün­ce­si öne sü­rü­le­bi­li­yor. Ya­ni de­de­si ya da ba­ba­sı­nın, ni­ne­si ya da an­ne­si­nin gel­di­ği ül­ke ile, kö­ke­ni dı­ şın­da hiç­bir ba­ğı ol­ma­yan in­san­lar, ger­ çek­te ken­di ül­ke­le­rin­den, an­ne­si­ninba­ba­sı­nın ül­ke­si­ne sür­gün edil­mek is­te­ni­yor. Dik­kat­le­ri baş­ka yö­ne çek­me ko­nu­ sun­da­ki sah­te­kâr­lık ise, ya­şa­nan so­

ti­fa et­me­si ta­le­bi de ken­di ba­şı­na ele alın­dı­ğın­da doğ­ru­dur. Fa­kat ya­şa­nan so­run­la­rın Sarkozy’nin is­ti­fa­sıy­la çö­zü­ le­bi­le­ce­ği­ni sa­vun­mak bü­yük bir sah­te­ kâr­lık­tır. Bu­gün Fran­sa’da ya­şa­nan so­run­lar, da­ha doğ­ru­su genç­le­rin is­ya­nı­nın ger­ çek ne­de­ni, kay­na­ğı, Fran­sız dev­le­ti ve onun ırk­çı si­ya­se­ti­dir. Sarkozy ye­ri­ne bir baş­ka­sı gel­se de uy­gu­la­nan ırk­çı si­ ya­set sü­re­cek­tir. Bel­ki da­ha iyi kı­lı­fı­na uy­du­rul­muş ola­cak­tır ama öz­de bir şey de­ğiş­me­ye­cek­tir. Dev­le­tin al­ma­ya ça­lış­tı­ğı ön­lem­ler bi­le onun ırk­çı­lı­ğı­nı or­ta­ya koy­ma­ya ye­ti­yor as­lın­da. İşin kö­tü­sü Fran­sa hal­kı­nın “be­yaz” Fran­sız ke­si­mi­nin önem­li bö­lü­mü­nün dev­le­tin bu sah­te­kâr­lık­la­rı­nı des­tek­le­ me­si, OHAL’e ve evet olay­la­ra ka­rı­şan­ la­rın sür­gün edil­me­si si­ya­se­ti­ne onay ver­me­si­dir. So­nuç­ta söy­le­ne­cek şey, Av­ru­pa met­ ro­pol­le­rin­de ya­şan­mak­ta olan ırk­çı­lık, ırk­çı­lık te­me­lin­de­ki dış­ta­lan­mış­lık va­ rol­du­ğu sü­re­ce, bu ırk­çı­lı­ğa kar­şı mü­ ca­de­le­nin de va­ro­la­ca­ğı­dır. Bu­gün özel­ lik­le Fran­sa / Pa­ris’te ya­şa­nan olay­la­rın baş­ka bi­çim­ler­de ve baş­ka em­per­ya­list met­ro­pol­ler­de ya­şan­ma­sı­nın mad­di te­ me­li var­dır ve ya­şa­na­cak­tır da. Irk­çı­lı­ğın ka­pi­ta­liz­min yo­lar­ka­da­şı ol­du­ğu ger­çe­ği kav­ran­dı­ğın­da, ırk­çı­lı­ğa kar­şı mü­ca­de­le­nin de ka­pi­ta­liz­min kök­ le­ri­ni ku­rut­ma­ya yö­ne­lik ve­ril­me­si ge­ rek­ti­ği ger­çe­ği gü­nı­şı­ğı­na çık­mak­ta­dır. Öz­gür­lük, eşit­lik ve kar­deş­li­ğin ger­ çek­leş­ti­ril­me­si gö­re­vi, ulus­la­ra­ra­sı pro­ le­tar­ya­nın ve ezi­len halk­la­rın omuz­la­ rı­na bin­miş­tir. So­run bu ger­çe­ğin de­ği­şik ulus ve mil­li­yet­ler­den iş­çi ve emek­çi­le­rin bi­ lin­ci­ne ka­zın­ma­sı ve ka­pi­ta­list sis­te­me kar­şı sos­ya­lizm için, in­sa­nın in­san ta­ ra­fın­dan sö­mü­rül­me­si­ne son ve­ril­di­ği,

run­la­rın so­rum­lu­su ve suç­lu­su ola­rak sa­de­ce İçiş­le­ri Ba­ka­nı Sarkozy ola­rak gös­te­ril­me­si ve onun is­ti­fa et­me­siy­le so­ru­nun çö­zü­le­bi­le­ce­ği­nin sa­vu­nul­ma­ sı­dır. Kuş­ku­suz ki Sarkozy ta­kın­dı­ğı ta­ vır­la­rıy­la açık­ça ırk­çı bir si­ya­se­tin sa­vu­nu­cu­su ko­nu­mun­da­dır. Onun is­

sı­nıf­la­rın or­ta­dan kalk­tı­ğı, her­ke­sin ye­ te­ne­ği­ne gö­re top­lu­ma kat­kı sun­du­ğu ve ih­ti­ya­cı­na gö­re tü­ket­ti­ği ko­mü­nist top­lu­ma var­mak için mü­ca­de­le­ye ka­za­ nıl­ma­sı so­ru­nu­dur. İş­te o za­man ger­çek­te öz­gür­lük, eşit­ lik ve kar­deş­lik ya­şa­na­cak­tır. 22 Ka­sım 2005 ✓


panorama

"Tu­run­cu dev­rim" bek­len­ti­si şim­di­lik tut­ma­dı AZERBAYCAN

"

Tu­run­cu dev­rim" kav­ra­mı özel­lik­le Uk­ray­na’da­ki yö­ne­tim de­ği­şik­li­ği son­ra­sın­da çok­ça kul­la­nı­lan bir kav­ ram. Gür­cis­tan’da yö­ne­tim de­ği­şik­li­ği­ nin adı "gül" ya da "ka­di­fe" iken Uk­ray­ na’­da "tu­run­cu" ya da "kes­ta­ne" ol­du. Kır­ gı­zis­tan’da da ben­ze­ri bi­çim­de "li­mon"i bir yö­ne­tim de­ği­şik­li­ği ya­şan­dı. Ba­tı­lı em­per­ya­list güç­ler, sı­ra­nın Be­la­rus­ya ve Mol­dov­ya’ya gel­di­ği­ni açık­ça di­le ge­tir­se­ ler de, söz­ko­nu­su ül­ke­ler­de bek­len­ti­le­ri şim­di­lik bo­şa çık­tı. Bu yö­ne­tim de­ği­şik­lik­le­rin­de baş­vu­ru­ lan yön­tem, yol he­men he­men ay­nı. Se­çim­ ler ya­pıl­mak­ta, mu­ha­le­fet se­çim so­nuç­la­ rı­nı, se­çim sah­te­kâr­lı­ğı ya­pıl­dı id­di­asıy­la red­det­mek­te, ha­re­ke­te ge­çi­re­bil­di­ği kit­ley­le ey­lem­le­re baş­la­mak­ta ve se­çim so­nuç­la­rı ip­tal edi­lip se­çim ye­ni­le­ne­ne, ya da se­çi­mi ka­za­nan­lar mu­ha­le­fet ta­ra­fın­dan yö­ne­tim­ den in­di­ri­le­ne ka­dar da ey­lem­ler sür­dü­rül­ mek­te­dir. Kuş­ku­suz bu ben­zer­li­ğin ya­nı­ sı­ra, ül­ke­den ül­ke­ye fark­lı­lık­lar da var. İç güç­ler den­ge­si, dış güç­ler­le iliş­ki­le­rin fark­lı­ lı­ğı vb. yö­ne­ti­min de­ği­şip de­ğiş­me­me­sin­de rol oy­na­mak­ta­dır. De­ğiş­me­yen esas şey, söz­ko­nu­su mu­ha­lif güç­le­rin, ha­re­ket­le­rin des­tek­le­yi­ci gü­cü­nün si­vil top­lum ör­gü­tü adı al­tın­da, esas ola­rak ABD em­per­ya­liz­ mi­nin fi­nan­sör­le­ri­nin, spon­sor­la­rı­nın yer al­ma­sı ger­çe­ği­dir. Bu yö­ne­tim de­ği­şik­lik­le­rin­de ben­zer olan bir yan da, esas ola­rak SSCB dö­ne­ min­de kö­şe baş­la­rı­nı tu­tan bü­rok­rat bur­ ju­va­zi­nin –Do­ğu B­lo­ku’nun da­ğıl­ma­sı son­ra­sı dö­nem­de de ik­ti­da­rı elin­de tu­tan ve ba­tı­lı em­per­ya­list­le­rin is­te­ği­ne tam ce­ vap ver­me­yen, da­ha çok Rus­ya ile iliş­ki­ le­ri sür­dü­ren bur­ju­va ke­si­min– ik­ti­da­rı­ nın, li­be­ral ve Ba­tı yan­lı­sı bur­ju­va­zi­nin eli­ne geç­me­si bi­çi­min­de ol­ma­sı­dır. 6 Ka­sım ta­ri­hin­de Azer­bay­can’da par­ la­men­to se­çim­le­ri­nin gün­dem­de ol­ma­sı ve mu­ha­le­fe­tin "tu­run­cu dev­rim"den bah­ set­me­si gi­bi ol­gu­lar, dik­kat­le­ri Azer­bay­ can’­da ya­pı­la­cak se­çim­le­re çe­vir­di. Se­çim­ ler ön­ce­sin­de Azer­bay­can Baş­ka­nı Ali­yev ken­din­den çok emin bi­çim­de "Tu­run­cu dev­rim id­di­ala­rı­na gü­lü­yo­rum" di­ye­rek

açık­la­ma­sı­nı da şöy­le ya­pı­yor­du: "Çün­kü in­san­la­rı so­kak­la­ra top­la­ma ola­yı Azer­ bay­can’da bit­ti ve hiç­bir za­man tek­rar­lan­ ma­ya­cak." (Za­man, 31 Ekim 2005) Bu­na kar­şı mu­ha­le­fe­tin ön­de ge­len ve do­lan­dı­rı­cı­lık­tan do­la­yı Azer­bay­can’dan ka­çan, ABD’de sür­gün­de ya­şa­dı­ğı söy­le­ nen Re­sul Gu­li­yev’in "dı­şar­dan ga­zel" oku­ya­rak "tu­run­cu dev­rim"den bah­set­ me­si, se­çim­ler ön­ce­sin­de­ki tar­tış­ma­la­rı kı­zış­tı­ran bir rol oy­na­dı. Se­çim­le­rin "de­mok­ra­tik bir or­tam­da" ger­çek­leş­me­si için Azer­bay­can yö­ne­ti­ mi­ne bas­kı uy­gu­la­ma gö­re­vi­ni ön­ce­lik­le Av­ru­pa Kon­se­yi Par­la­men­ter­ler Mec­li­si (AKPM), Av­ru­pa Gü­ven­lik ve İş­bir­li­ği Teş­ki­la­tı (AGİT) gi­bi em­per­ya­list ku­ rum ve ku­ru­luş­lar üzer­len­miş­ti. Bu­nun so­nu­cu ola­rak da Azer­bay­can yö­ne­ti­mi, mu­ha­le­fe­te ge­ti­ri­len gös­te­ri ya­sa­ğı ve ki­mi mu­ha­lif si­ya­set­çi­le­rin gö­zal­tı­na alın­ma­sı ne­de­niy­le eleş­ti­ril­di. ABD em­ per­ya­liz­mi ise Ba­kü’­de­ki Bü­yü­kel­çi­si ara­cı­lı­ğıy­la ya­kın ta­kip­te bu­lu­nur­ken "PA Con­sul­ting Gro­up" ad­lı ku­ru­lu­şu ara­cı­lı­ğıy­la "san­dık çı­kış an­ke­ti" ya­pa­rak se­çim­ler­de sah­te­kâr­lık ya­pı­lıp ya­pıl­ma­dı­ ğı­nı kont­rol et­me gö­re­vi­ni üzer­len­miş­ti. Bir ba­kı­ma se­çim­ler Azer­bay­can’da­ki re­ ji­min ABD’nin ve Av­ru­pa­lı­la­rın "de­mok­ ra­tik" öl­çü­le­ri­ne ne ka­dar uyup uy­ma­dı­ ğı­nın bir öl­çü­sü ola­cak­tı. Se­çim ön­ce­si "üst dü­zey yet­ki­li­le­rin ka­ rış­tı­ğı bir dar­be gi­ri­şi­mi­nin or­ta­ya çı­ka­ rıl­dı­ğı­nı" öne sü­ren yö­ne­tim, tu­tuk­la­nan­ la­rın se­çim­ler için Ba­kü’­ye dön­mek is­te­ yen mu­ha­le­fet li­de­ri Gu­li­ye­v’in adam­la­rı ol­du­ğu­nu açık­la­dı. Böy­le­ce esas teh­dit ola­rak gö­rü­len mu­ha­le­fet li­de­ri­nin adam­ la­rı­nın saf­dı­şı bı­ra­kıl­dı­ğı bir du­rum oluş­tu­rul­du. Gu­li­yev ise Azer­bay­can­’a bı­ ra­kıl­ma­dı. Yö­ne­tim bir yan­dan bun­la­rı ya­par­ken, ay­nı za­man­da ABD ve AB’­nin bas­kı­la­rı kar­şı­sın­da ki­mi ge­ri adım­lar da at­tı. Se­çim­ler­de doğ­ru­dan tem­sil sis­te­mi ge­çer­li kı­lın­dı. Se­çim ba­ra­jı kon­ma­dı. Oy kul­la­na­cak seç­men­le­rin par­mak­la­rı­ nın bo­yan­ma­sı ka­bul edil­di vb. Ay­rı­ca de­ği­şik ül­ke­ler­den göz­lem­ci­le­rin se­çi­mi

göz­le­me­si­ne de izin ve­ril­di. 125 kol­tuk­lu mec­li­se se­çil­mek için 2000 ci­va­rın­da aday is­mi­ni ka­yıt et­ti. Fa­kat ge­rek yö­ne­ti­min bas­kı­la­rıy­la, ge­ rek­se de de­ği­şik ge­rek­çe­ler ile­ri sü­ren aday­la­rın ge­ri çe­kil­me­si so­nu­cu, 1500 ci­va­rın­da aday ya­rış­tı. Par­la­men­to­da ço­ğun­lu­ğu Ali­yev’in par­ti­si Ye­ni Azer­ bay­can Par­ti­si (YAP) elin­de tu­tu­yor­du. Ya­rı­şın esas ola­rak YAP ile üç mu­ha­le­fet par­ti­si­nin oluş­tur­du­ğu "Azat­lık” blo­ku ara­sın­da geç­me­si bek­le­ni­yor­du. Di­ğer­le­ ri­nin gü­cü­nün ço­ğun­lu­ğu el­de ede­ce­ği bek­len­mi­yor­du. Se­çim­le­rin ge­çer­li ol­ ma­sı için ise ka­tı­lım ora­nın­da bir ta­ban ora­nı kon­ma­dı. Ya­ni ka­tı­lım ne ka­dar olur­sa ol­sun, se­çim­ler ge­çer­li ola­cak­tı. Bu du­rum­da bü­yük öl­çü­de se­çim sah­te­ kâr­lı­ğı ya­pıl­ma­dı­ğı ko­şul­lar­da se­çim­le­ rin ye­ni­len­me­si, ya da yi­ne­len­me­si müm­ kün de­ğil­di. Se­çim­ler 1500 ci­va­rın­da ada­yın ya­rış­ tı­ğı, 4,6 mil­yon ka­yıt­lı seç­me­nin ol­du­ğu, yak­la­şık 5 bin se­çim san­dı­ğı­nın ku­ru­l­ du­ğu ve1326 göz­lem­ci ile 260 ci­va­rın­da ga­ze­te­ci­nin iz­le­di­ği bir se­çim ol­du. Se­çi­me ka­tı­lı­mın ise % 40 ci­va­rın­da ol­ du­ğu açık­lan­dı. Ke­sin sa­yı­lar ve­ril­me­se de 125 mil­let­ve­ki­li­nin ço­ğun­lu­ğu­nun YAP ta­ra­fın­dan ka­za­nıl­dı­ğı bil­gi­si ba­ sı­na yan­sı­dı. Se­çim ön­ce­sin­de "se­çim­ler­de bü­yük sah­te­ kâr­lık ya­pıl­maz­sa, so­nuç­la­rı ka­bul ede­riz” bi­çi­min­de açık­la­ma ya­pan "Azat­lık Blo­ku”, se­çim san­dık­la­rı­nın ka­pan­ma­sın­dan ön­ce so­nuç­la­rı ta­nı­ma­ya­cak­la­rı­nı açık­la­dı. ABD Bü­yü­kel­çi­si se­çim­le­re hi­le ka­rış­tı­ğı id­di­ası­ nın ace­le­ci bir ta­vır ol­du­ğu­nu açık­lar­ken Rus­ya göz­lem­ci gru­bu­nun baş­ka­nı Vla­di­ mir Ru­şay­lo ise, ki­mi sı­kın­tı­la­ra kar­şın se­ çim­le­rin adil ve öz­gür geç­ti­ği­ni açık­la­dı. Bun­la­rın bu açık­la­ma­la­rı­nın kar­şı­sın­da ise AGİT tem­sil­ci­le­ri se­çim­le­rin adil ol­ma­dı­ğı de­ğer­len­dir­me­si­ni yap­tı. So­nuç­ta, se­çim ko­mis­yo­nu ki­mi böl­ ge­ler­de ye­ni­den sa­yım ya­pıl­ma­sı­na ka­ rar ver­di ve sa­yım ya­pıl­dı. Mu­ha­le­fet bu ara­da gös­te­ri­ler yap­ma­ya ça­lış­sa da önem­li öl­çü­de bir kit­le­yi ha­re­ke­te ge­çi­ re­me­di. “Tu­run­cu dev­rim” şim­di­lik tut­ ma­dı Azer­bay­can’da. Fa­kat ik­ti­dar da­ la­şı bit­miş de­ğil ta­bii ki! BİLİNÇTE TUTULMASI GEREKEN BİRKAÇ NOKTA Si­ya­si ola­rak par­la­men­to se­çim­le­ri, ger­ çek­te ik­ti­da­ra gel­mek için pek önem­li de­ ğil. Ger­çek ik­ti­dar Baş­kan’da. Kim se­çi­ lir­se se­çil­sin, baş­ba­kan ve ba­kan­lar Baş­ kan’ın ken­di ter­ci­hi­ne bağ­lı ola­rak atan­ mak­ta­dır. Pra­tik­te Baş­kan’ın is­te­me­di­ği hiç­bir ya­sa­nın ka­bul edil­me­si müm­kün de­ğil. Ka­ğıt üze­rin­de­ki ya­sa­ma yet­ki­si ger­çek­te par­la­men­to­nun elin­de de­ğil. Par­la­men­to se­çi­mi esas ola­rak hal­kın si­ ya­si eği­li­mi­ni be­lir­le­me, par­ti­le­rin göv­de gös­te­ri­si yap­ma açı­sın­dan önem­li gö­rü­lü­

yor. Mu­ha­le­fe­tin he­sap­la­rın­dan bi­ri, çok sa­yı­da kol­tuk sa­hi­bi ol­ma­sı du­ru­mun­da Ali­yev­’i er­ken ba­şkan­lık se­çim­le­ri­ne zor­la­mak­tır. Kı­sa­ca­sı ik­ti­dar da­la­şı esas ola­rak baş­kan­lık se­çim­le­rin­de ya­şan­dı­ğı için par­la­men­to se­çim­le­ri esas ola­rak bir ha­zır­lık ola­rak gö­rü­le­bi­lir. An­da Ali­yev­’e kar­şı olan mu­ha­le­fet kit­ le­le­rin önem­li bö­lü­mü­nü ha­re­ke­te ge­çi­re­ bi­le­cek güç­te de­ğil. Ali­yev­’in si­ya­se­ti­ne al­ter­na­tif bir si­ya­se­te de sa­hip de­ğil­ler. Du­rum böy­le ol­du­ğu için de Ali­yev "tu­ run­cu dev­rim id­di­ala­rı­na" gül­dü­ğü­nü ra­hat­lık­la söy­le­ye­bi­li­yor. İç güç­ler den­ge­si­nin böy­le ol­du­ğu bir or­tam­da "dış" güç­le­rin de ki­me oy­na­ya­ ca­ğı ko­nu­sun­da iyi dü­şün­me­si ge­re­ki­yor. Bu bağ­lam­da da şu ger­çek­lik bi­lin­ce çı­ ka­rıl­ma­lı­dır: Do­ğu Blo­ku’­nun da­ğıl­ma­ sın­dan son­ra Azer­bay­can yö­ne­ti­mi ABD ve ge­nel­de batılı em­per­ya­list­le­re en hız­lı bi­çim­de yö­ne­len­ler­den. Rus­ya ile iliş­ki­ le­ri bel­li bir dü­zey­de ko­ru­ma te­me­lin­de de ol­sa esas ola­rak ABD em­per­ya­liz­mi­ne ka­pı­la­rı­nı aç­mış­tır. Kuş­ku­suz ki sa­de­ce ABD em­per­ya­liz­mi­ne ka­pı­la­rı aç­ma­mış­ tır. Ge­nel­de ya­ban­cı ser­ma­ye­nin ül­ke­ye gir­me­si­nin, ya­tı­rım­la­rın ya­pıl­ma­sı­nın önü açıl­mış­tır. Ya­ban­cı ser­ma­ye­nin ya­tı­ rım ala­nı ise esas ola­rak pet­rol ve do­ğal­ gaz alan­la­rın­da ol­muş­tur. Ba­ba Ali­yev­ ’in at­tı­ğı adım­lar oğul Ali­yev ta­ra­fın­dan ko­run­mak­ta­dır. İç güç­ler den­ge­si­nin Ali­yev­’in le­hi­ne ol­du­ğu ve an­da em­per­ya­list­le­rin is­tek­ le­ri­ne da­ha uy­gun ce­vap ve­re­bi­le­cek güç­lü bir mu­ha­le­fe­tin ol­ma­ma­sı vb. du­ ru­mu, özel­lik­le ABD em­per­ya­liz­mi­nin Azer­bay­can’­da­ki is­tik­ra­rı boz­ma­ma yö­nün­de ta­vır ta­kın­ma­sı­na yo­laç­mak­ta­ dır. An­da­ki yö­ne­tim esas ola­rak za­ten ken­di­le­riy­le iş­bir­li­ği yap­mak­ta­dır. On­lar da­ha faz­la is­te­mek­te ama, bu­nu ve­re­cek kim­se yok… Ya­ni kı­sa­ca söy­le­nir­se, "tu­ run­cu dev­ri­min" tut­ma­ma­sı­nın bir ne­ de­ni de em­per­ya­list­le­rin, baş­ta da ABD em­per­ya­liz­mi­nin an­da­ki çı­kar­la­rı­nı kay­bet­me­me, ri­zi­ko­ya gir­me­me he­sa­bı­ dır. ABD em­per­ya­liz­mi mu­ha­le­fe­ti bir ke­nar­da tut­mak­ta, ge­le­cek için ha­zır­la­ mak­ta­dır. Rus­ya ve AB’­nin ba­şı­nı çe­ken bü­yük em­per­ya­list­le­rin, özel­lik­le Al­man em­per­ya­liz­mi­nin de da­laş için­de ol­du­ğu bi­lin­di­ğin­de, Azer­bay­can’­da son sö­zün söy­len­me­di­ği or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Azer­bay­can bağ­la­mın­da em­per­ya­list­ ler da­laş için­de. Bu da­laş ge­liş­me­le­ri önem­li öl­çü­de be­lir­le­mek­te­dir. Yer­li si­ ya­si par­ti­ler de ken­di ara­la­rın­da ik­ti­dar da­la­şı için­de. Bu da­laş­lar­da ara­da ka­lıp ezi­len­ler ise Azer­bay­can hal­kı, halk­la­rı olu­yor. Ezi­len­le­rin ken­di du­rum­la­rı­nın bi­lin­ci­ne var­ma­la­rı ve Ali­yev­’e "in­san­ la­rı so­kak­la­ra top­la­ma ola­yı­nın” bit­me­ di­ği­ni pra­tik­te gös­te­re­ce­ği gün­ler ge­le­ cek­tir mut­la­ka. 19 Ka­sım 2005 ✓

23


panorama

“4. Ame­ri­ka Zir­ve­si” ya­pıl­dı… ARJANTİN

"

24

4. Ame­ri­ka Zir­ve­si" 4-5 Ka­sım 2005 ta­ri­hin­de, Ar­jan­tin­’in Mar del Pla­ta ken­tin­de ger­çek­leş­ti. Kı­ sa­ca özet­le­mek ge­re­kir­se, "Ame­ri­ka Zir­ ve­si" esas ola­rak ABD em­per­ya­liz­mi­ nin tüm Ame­ri­ka kı­ta­sı­nı ege­men­li­ği al­tı­na al­ma he­de­fiy­le, Ba­ba Bush ta­ra­ fın­dan 1994’te Mi­ami/Flo­ri­da’­da oluş­ tu­ru­lan bir zir­ve top­lan­tı­lar sis­te­mi. Bu­nun he­de­fi tüm Ame­ri­ka’­y ı kap­ sa­yan bir ser­best ti­ca­ret ala­nı oluş­tur­ mak. Ta­bii ki ABD em­per­ya­liz­mi­nin ön­der­li­ğin­de dü­şü­nü­len bir pro­je. Söz­ ko­nu­su "Zir­ve­le­rin" ama­cı da bu he­de­fe var­mak için bu ko­nu­da Ame­ri­ka ül­ke­ le­ri­nin li­der­le­ri­nin bi­ra­ra­ya ge­ti­ril­me­si ve gö­rüş­me­ler yü­r��t­me­si­dir. Kü­ba li­de­ri Cast­ro bu zir­ve­le­re da­vet edil­me­yen tek Ame­ri­ka­lı li­der. Top­lam 34 ül­ke­nin li­de­ri bu yıl­ki zir­ve­ye da­vet edil­di ve ka­tıl­dı. Söz­ko­nu­su zir­ve­ler her dört se­ne­de bir ya­pıl­ıyor. 2. Zir­ve 1998’de San­ti­ago’­da (Şi­li), 3. Zir­ve ise 2001’de Qu­ebec’­te (Ka­na­da) ger­çek­ leş­ti. Qu­ebec’­te ya­pı­lan 3. Zir­ve­de bek­ len­ti "Pa­na­me­ri­ka" ser­best ti­ca­ret böl­ ge­si he­de­fi­ne 2005’te va­rıl­ma­sıy­dı ve söz­ko­nu­su an­laş­ma­nın –FTAA (İs­pan­ yol­ca­sı AL­CA)– 34 Ame­ri­ka ül­ke­si ta­ ra­fın­dan im­za­lan­mış ola­rak yü­rür­lü­ğe gir­me­siy­di. Bu he­de­fe va­rıl­ma­dı­ğı 4. Zir­ve ön­ce­ sin­de bel­liy­di ta­bii ki. ABD em­per­ya­liz­ mi­nin ya­yıl­ma­cı si­ya­se­ti­ne kar­şı La­tin Ame­ri­ka’­nın ki­mi ül­ke­le­rin­de ge­li­şen mü­ca­de­le­­ler ve AL­CA pro­je­si­ne kar­şı ta­vır­lar bu he­de­fe va­rıl­ma­sı­nı en­gel­le­ mek­te­dir. Zir­ve­ye ka­tı­lan 34 ül­ke ara­sın­da esas ola­rak üç fark­lı eği­lim var. Bi­ri ABD em­per­ya­liz­mi ve onu des­tek­le­yen­ler, ikin­ci­si AL­CA üze­ri­ne gö­rüş­me­ler­ den ya­na olan, ama bu­nun ABD em­ per­ya­liz­mi ile Ka­na­da’­nın çı­kar­la­rıy­la esas­ta sı­nır­lan­dı­rıl­ma­sı­nı yan­lış bu­lan ke­sim, üçün­cü­sü ise AL­CA’ya kar­şı olan, bu­nun ye­ri­ne da­ha dar böl­ge­sel bir­lik­ten ve laf­ta da ol­sa kar­şı­lık­lı­ da­ya­ nış­ma­dan ya­na olan ke­sim. AL­CA’­ya kar­şı ol­ma tav­rı­nın ba­şı­nı an­da esas ola­rak Ve­ne­zü­el­la çek­mek­te­dir. Bre­ zil­ya, Ar­jan­tin, Uru­gu­ay ve Pa­ra­gu­ay Ve­ne­zü­el­la ka­dar açık ol­ma­sa da AL­ CA’­ya kar­şı olan ül­ke­ler. Bu dört ül­ ke­nin ken­di ara­la­rın­da or­tak ha­re­ket et­me­le­ri du­ru­mu ve an­laş­ma­la­rı var. Bu an­laş­ma­ya at­fen bun­la­ra "Mer­co­ sur-Dev­let­le­ri” adı ve­ril­mek­te­dir. Bu

dev­let­ler­le AB ara­sın­da iyi iliş­ki­ler var. AB bu iliş­ki­ler üze­rin­den ABD’nin nü­ fuz alan­la­rı­na gir­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Ve­ne­zü­el­la da bun­la­ra ka­tıl­ma­ya ha­zır ol­du­ğu­nu açık­la­mış du­rum­da. “Ame­ri­ka Zir­ve­si”ne pa­ra­lel ve al­ ter­na­tif ola­rak 1998’de oluş­tu­ru­lan “Halk­lar Zir­ve­si” ise esas ola­rak “Neo Li­be­ra­liz­me” kar­şı olan ve bu te­mel­de de ABD em­per­ya­liz­mi­nin La­tin Ame­ ri­ka’ya yö­ne­lik ya­yıl­ma­cı si­ya­se­ti­ne kar­şı çı­kan bir ko­num­da­dır. Bu zir­ve “Ali­an­za So­ci­al Con­ti­nen­tal” (Sos­yal Kı­ta Bir­li­ği) ta­ra­fın­dan ör­güt­len­mek­te ve için­de de­ği­şik si­vil top­lum ör­güt­ le­ri, sos­yal ha­re­ket­ler yer al­mak­ta­dır. Her­ha­lü­kâr­da bun­lar hem AL­CA’­n ın hem de NAF­TA’­nın halk­la­rın çı­kar­la­ rı­na ol­ma­dı­ğı­nı, bi­la­kis bun­la­rın ABD em­per­ya­liz­mi ile Ka­na­da’­n ın em­per­ ya­list bur­ju­va­zi­si­nin çı­kar­la­rı­na gel­di­ ği­nin bi­lin­cin­de­ler ve bu em­per­ya­list pro­je­le­re sis­tem içi de ol­sa kar­şı­dır­lar. 4. Ame­ri­ka Zir­ve­si’­ne pa­ra­lel ola­rak Halk­lar Zir­ve­si de ger­çek­leş­ti. Ame­ri­ka Zir­ve­si’­ne ABD Baş­ka­nı Bush­’un ka­tıl­ma­sı pro­tes­to edil­di. Pro­ tes­to ey­lem­le­ri­nin ba­şı­nı ise ulus­la­ra­ ra­sı ta­nın­mış ki­şi­ler çek­ti. Di­ego Ma­

ra­do­na, Emir Kus­tu­ri­ca, Bo­liv­ya’­n ın ta­nın­mış si­ma­la­rın­dan ve Ara­lık ayın­ da­ki Baş­kan­lık se­çim­le­ri­nin ada­yı Evo Mo­ra­les, ABD’­li sa­vaş kar­şı­tı Cindy She­ehan gi­bi­le­ri. Ve­ne­zü­el­la Baş­ka­nı Cha­vez ise hem Ame­ri­ka Zir­ve­si’­ne ka­tı­lıp ABD’­nin AL­CA pro­je­si­ne kar­şı ta­vır ta­kın­dı, hem de Halk­lar Zir­ve­ si’­ne ka­tı­lıp uzun­ca bir ko­nuş­ma yap­tı. AL­CA ko­nu­sun­da Ame­ri­ka Zir­ve­si’n­de an­laş­ma­nın çık­ma­ma­sı­nı Cha­vez, "AL­ CA’yı göm­dük, şim­di sı­ra ka­pi­ta­liz­mi göm­me­de” bi­çi­min­de de pro­pa­gan­da edip ken­di­si­ni sos­ya­list ola­rak gös­ter­ mek­ten de ge­ri kal­ma­dı. Halk­lar Zir­ve­si’­nin ka­tı­lım­cı­la­rı­nın yap­tı­ğı pro­tes­to ey­le­mi­ne 50.000 ci­va­ rın­da in­san ka­tıl­dı. Bir yan­dan “Bir baş­ka Ame­ri­ka müm­kün­dür” slo­gan­ la­rı atı­lır­ken, di­ğer yan­dan da “Fa­şist Bush, te­rö­rist sen­sin” vb. slo­gan­lar atı­ lı­yor­du. Ki­mi Ar­jan­tin­li si­ya­set­çi­ler ise zir­ve ön­ce­sin­de Bush­’a Ar­jan­tin­’e gel­me­me­si için mek­tup yol­lu­yor­ ve Bush’un La­tin Ame­ri­ka’­da de­mok­ra­ si­ye kar­şı bir teh­dit oluş­tur­du­ğu­nu söy­lü­yor­lar­dı. Ulus­la­ra­ra­sı ma­li ku­ru­ luş­la­rın da ba­ğım­sız ol­ma­dı­ğı, ter­si­ne ABD’­nin si­ya­se­ti­ne bağ­lı ol­duk­la­rı­nın

al­tı­nı çi­zi­yor­lar­dı. Ege­men­ler, pro­tes­to ey­lem­le­rin­den kork­tuk­la­rı için 600.000 nü­fus­lu şe­ hir­de iki gün sı­kı­yö­ne­tim uy­gu­la­dı­lar. Dört de­ği­şik gü­ven­lik böl­ge­si oluş­ tu­rul­du. 10.000 ka­dar po­lis ve as­ker Ame­ri­ka Zir­ve­si’­n in ya­pı­la­ca­ğı ala­nı ko­ru­du. AL­CA pro­je­si he­de­fi­ne var­mak bu zir­ve­de de ger­çek­leş­me­di. 29 ül­ke­nin li­der­le­ri gö­rüş­me­le­rin ge­le­cek­te de sür­ dü­rül­me­sin­den ya­na. ABD em­per­ya­liz­mi bir bü­tün ola­rak Ame­ri­ka’­nın ser­best ti­ca­ret ala­nı ol­ma­ sı­nı şim­di­lik sağ­la­ya­ma­sa da, ül­ke­le­rin ço­ğun­lu­ğuy­la tek tek özel an­laş­ma­lar ya­pa­rak bu ko­nu­da önem­li öl­çü­de nü­ fu­zu­nu ge­niş­let­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Bu bağ­lam­da da so­nuç­ta söy­le­ne­cek şey AL­CA’nın baş­ta­ki bi­çi­miy­le he­de­fe var­ma­sı işi yat­mış­tır. Tüm 34 ül­ke­nin or­tak­la­şa üze­rin­de an­la­şa­ca­ğı bir nok­ ta­da bu­lu­şul­ma­dı­ğı yer­de, he­de­fe var­ ma­nın yol­la­rı da de­ğiş­mek­te­dir. Yu­ka­rı­da AL­CA’ya kar­şı olan ve adı­nı ver­di­ği­miz beş ül­ke Ara­lık ayı or­ta­la­rın­da Hong­kong’da ya­pı­la­cak Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü’­nün (WTO) top­ lan­tı­sı­nı bek­le­mek­te­dir­ler. Ken­di ara­la­ rın­da­ki bir­li­ği ora­da­ki ge­liş­me­le­re ba­ ka­rak da iler­le­tip iler­let­me­ye­cek­le­ri­ne ka­rar ve­re­cek­ler. Ame­ri­ka Zir­ve­si’n­de­ki da­laş ve pa­ zar­lık­lar WTO’­nun top­lan­tı­sı­na ve ge­le­cek se­ne­nin baş­la­rın­da ya­pı­la­cak "Da­vos Zir­ve­si" ya da G8 top­lan­tı­la­rı gi­bi em­per­ya­list­le­rin zir­ve­le­rin­de de sü­re­cek. La­tin Ame­ri­ka’­da­ki ge­liş­me­ ler bağ­la­mın­da önem­li olan bir şey de yak­la­şık bir se­ne­lik sü­reç için­de 11 ül­ ke­de baş­kan­lık se­çim­le­ri­nin ya­pı­la­ca­ğı ol­gu­su­dur. Eğer se­çim­ler­de ABD em­ per­ya­liz­mi­ne kar­şı olan­lar ka­za­nır­sa, o za­man ABD em­per­ya­liz­mi­nin işi da­ha da zor­la­şa­cak­tır. Kuş­ku­suz ki esas me­se­le sa­de­ce em­ per­ya­list­le­rin işi­ni zor­laş­tır­mak de­ğil, em­per­ya­liz­mi kö­kün­den ku­rut­mak­tır. Bu ise dün­ya halk­la­rı­nın sis­tem içi mü­ ca­de­le­den ko­pup bir bü­tün ola­rak em­ per­ya­liz­me, em­per­ya­list sis­te­me kar­şı mü­ca­de­le ver­me­siy­le müm­kün ola­cak­ tır. Bu da ör­ne­ğin so­mut­ta sol­cu, sos­ ya­list gö­rü­nen, ama ger­çek­te kit­le­le­ri sis­tem içi mü­ca­de­le­ye bağ­la­yan Cha­vez gi­bi si­ya­set­çi­le­rin pe­şin­den git­mek­ten kur­tul­ma­yı, bun­la­ra kar­şı da mü­ca­de­le et­me­yi ge­rek­ti­rir. 20 Ka­sım 2005 ✓


halkların kardeşliği için

HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

G

Maç ulu­sal, so­run ulus­la­ra­ra­sı…

e­nel­de spor, özel­de de ta­kım­la­ rın maç­la­rı hak­kın­da ko­nu­şul­ du­ğun­da, spo­run de­ği­şik halk­ lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri sağ­la­yan bir araç ol­du­ğu ya da ol­ma­sı ge­rek­ti­ği dü­şün­ce­si di­le ge­ti­ri­lir. Bu, sa­de­ce ger­çek­ten spo­ru halklar arası iliş­ki­le­ri ge­liş­tir­me­nin ara­cı ola­rak gö­ren­ler ta­ra­fın­dan de­ğil, mil­li­ yet­çi yak­la­şım­la­ra sa­hip ki­şi­ler ta­ra­fın­ dan da laf dü­ze­yin­de sa­vu­nul­mak­ta­dır. Ger­çek du­rum ise bu sa­vu­nu­nun ter­ si­ni or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Spor halklar arası iliş­ki­le­ri sağ­la­ma­nın bir ara­cı ola­ rak de­ğil, de­ği­şik ulus­la­rın kar­şı­lık­lı re­ ka­be­ti­nin, bu re­ka­bet­te mil­li­yet­çi­li­ğin, şo­ve­niz­min yay­gın­laş­tı­rıl­dı­ğı bir araç ola­rak ele alın­mak­ta­dır. Spor­da mil­li­yet­çi­li­ğin, şo­ve­niz­min yay­ gın­laş­tı­rıl­dı­ğı dal­la­rın ba­şın­da fut­bol da­lı ge­li­yor. Tri­bün­le­r­de ami­go­la­rın kış­ kırt­tı­ğı ve se­yir­ci­le­rin eş­lik et­ti­ği ırk­çı ta­vır­lar, söz­ko­nu­su ma­ça ba­kan­la­rın çıp­ lak göz­le gö­re­bi­le­ce­ği ta­vır­lar­dır. Maç ön­ ce­si, sı­ra­sı ve­ya son­ra­sın­da­ki ho­li­gan­la­ rın ça­tış­ma­la­rı da per­de ar­ka­sın­da ya­tan mil­li­yet­çi fa­na­tiz­min bi­rer yan­sı­ma­sı. Irk­çı­lık, şo­ve­nizm ve­ya mil­li­yet­çi­lik ama tri­bün­ler­de­ki fa­na­tik se­yir­ci­nin, ho­ li­gan­la­rın tav­rıy­la sı­nır­lı de­ğil. Bu ta­vır ku­lüp yö­ne­ti­ci­le­rin­den, ant­re­nör­le­re ka­ dar, var­sa o ül­ke­de­ki spor ba­kan­lı­ğı­na ka­ dar uzan­mak­ta­dır. Ya­ni spor, so­mut­ta da fut­bol halk­la­ra­ra­sı iliş­ki­le­rin ge­liş­ti­ril­me­ si­nin bir ara­cı ola­rak de­ğil, re­ka­be­tin, şo­ ve­niz­min yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı­nın bir ara­cı ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­dır. Her şe­yin me­ta ola­rak gö­rül­dü­ğü, alı­nırsa­tı­lır ol­du­ğu dü­şü­nül­dü­ğü ve iliş­ki­le­rin aza­mi kâr üze­ri­ne ku­ru­lu ol­du­ğu ka­pi­ta­listem­per­ya­list sis­tem­de, spo­run böy­le kul­la­nıl­ ma­sı “nor­mal” bir so­nuç­tur. Bu “nor­mal” so­nuç­lar­dan bi­ri de spo­ run bir eğ­len­ce, dost­ça ya­rış ola­rak al­gı­ lan­ma­sı de­ğil de pa­ra, ge­lir, kâr kay­na­ğı ola­rak gö­rül­me­si­dir. Spor ala­nı, spe­kü­la­ tif ka­zanç­la­rın en yük­sek ol­du­ğu, ka­ra pa­ra­la­rın en çok ak­lan­dı­ğı alan­lar­dan bi­ri ol­ma du­ru­mun­da­dır. Fut­bol ise bu alan­lar için­de öne çı­kan dal­lar­dan bi­ri­dir. Öy­le bir du­ru­ma gel­miş ki fut­bol, ar­tık he­men he­men her ku­lü­bün ar­ka­sın­da bir maf­ya bu­lu­nu­yor. Bir ba­kı­ma ta­kım­la­rın mü­ca­de­le­si de söz­ko­nu­su maf­ya­lar ara­sı mü­ca­de­le olu­yor… Fut­bol da­lın­da sa­de­ce se­yir­ci­le­rin ırk­çı ol­ma­dı­ğı­nı, ırk­çı­lı­ğın, şo­ve­niz­min yö­ne­ ti­ci­le­re, ant­rö­ner­le­re ve med­ya­ya ka­dar uzan­dı­ğı­nı so­nun­da Bir­leş­miş Mil­let­ler Ör­gü­tü (BMÖ) de keş­fet­ti. BM İn­san Hak­la­rı Ko­mis­yo­nu’nun BM Ge­nel Ku­ru­lu için ha­zır­la­dı­ğı “ya­ban­cı düş­man­lı­ğı” üze­ri­ne ra­po­run­da, ge­nel­de spor­da, ama özel­de de fut­bol da­lın­da ırk­ çı­lı­ğın yük­se­liş gös­ter­di­ği, ırk­çı­lık te­me­ lin­de­ki ça­tış­ma­la­rın, şid­de­tin art­tı­ğı ve ırk­çı te­mel­de­ki sal­dı­rı­la­rı kü­çüm­se­yen med­ya­nın da ırk­çı­lık­tan na­si­bi­ni al­dı­ğı ifa­de edi­li­yor. Irk­çı­lı­ğın var­lı­ğı­na ör­nek ola­rak gös­te­ ri­len mil­li ta­kım Fran­sız mil­li ta­kı­mı­dır. 1998’de dün­ya şam­pi­yo­nu, 2000 yı­lın­da da Av­ru­pa şam­pi­yo­nu olan Fran­sız mil­li

ta­kı­mın­da yer alan oyun­cu­la­rın önem­li bö­lü­mü­nün göç­men kö­ken­li ol­ma­sı du­ ru­mu, Fran­sa’nın “çok­kül­tür­lü en­teg­ras­ yon” si­ya­se­ti­nin ba­şa­rı­sı ola­rak gös­te­ril­di. Ama ger­çek­te Fran­sa’da ya­şa­nan­la­rın bu gö­rün­tü­ye uy­gun ol­ma­dı­ğı; ör­ne­ğin söz­ko­nu­su göç­men kö­ken­li fut­bol­cu­la­ra “Fran­sız­ca bil­me­yen ve ulu­sal mar­şı bi­le söy­le­ye­me­yen ya­ban­cı pa­ra­lı as­ker­ler” ola­ rak kü­für edil­di­ği or­ta­ya kon­mak­ta­dır. Bu tür so­run­la­ra kar­şı ta­vır ta­kın­ma­ya ça­lı­şan BM, Ekim ayın­da al­dı­ğı bir ka­ rar­la spo­ru “kal­kın­ma­nın ve ba­rı­şın bir ara­cı” ola­rak kul­lan­ma çağ­rı­sın­da bu­ lun­du. Bu­na pa­ra­lel ola­rak ya­pı­lan bir çağ­rı da, Al­man­ya’da ya­pı­la­cak olan 2006 yı­lı Dün­ya Şam­pi­yo­na­sı’nda “Irk ay­rım­cı­ lı­ğın­dan, ırk­çı­lık­tan arı bir spor dün­ya­sı oluş­tur­ma” yö­nün­de­dir. Evet bu­ra­ya ka­dar ak­tar­dık­la­rı­mız­dan çı­kan so­nuç as­lın­da baş­lık­ta ifa­de edi­len dü­şün­ce­dir. Maç­lar ulu­sal ama so­run ulus­ la­ra­ra­sı­dır. Özel­lik­le fut­bol da­lın­da ırk­çı­ lık, ay­rım­cı­lık, şo­ve­niz­min var­lı­ğı, yay­gın­ laş­tı­rıl­ma­sı ulus­la­ra­ra­sı bir so­run­dur. Bu so­ru­na bi­raz ya­kın­dan ba­kar­sak, Tür­ki­ye’de de fut­bol­da­ki şo­ve­niz­min bo­ yut­la­rı­nı bi­raz da ol­sun gö­re­bi­li­riz. Bu­ nun için Tür­ki­ye’nin ge­nel fut­bol ta­ri­hi­ne bak­ma­mı­za ge­rek yok­tur. Sa­de­ce 2006 Dün­ya Ku­pa­sı’na ka­tıl­mak için İs­viç­re ile oy­na­nan iki ma­ça bak­mak ye­ti­yor.

TÜR­Kİ­YE-İS­VİÇ­RE MAÇ­LA­RI­NIN YO­RUM­LA­RIN­DAN…

Tür­ki­ye fut­bol mil­li ta­kı­mı, 2006 yı­lın­da Al­man­ya’da ya­pı­la­cak Dün­ya Ku­pa­sı’na ka­tıl­mak için grup maç­la­rı­nı bi­tir­di ve ikin­ci ol­du. Bu so­nuç­la bir baş­ka grup­ta ikin­ci olan bir ta­kım­la oy­na­ma­sı, ka­zan­ dı­ğın­da ise dün­ya ku­pa­sı­na ka­tıl­ma im­ kâ­nı doğ­du. Söz­ko­nu­su ta­kım çe­ki­len ku­ra so­nu­cu İs­viç­re mil­li ta­kı­mıy­dı. İlk maç İs­viç­re’nin Bern ken­tin­de oy­ nan­dı. Tür­ki­ye mil­li ta­kı­mı 2-0 ye­nil­di. Göz­ler İs­tan­bul’da ya­pı­la­cak rö­vanş ma­ çı­na çev­ril­di. Rö­vanş ma­çı­nı Tür­ki­ye 4-2 ka­zan­dı ama bu sonuç onun Dün­ya

Ku­pa­sı’na ka­tıl­ma­sına yetmedi. Dünya Kupası’na İs­viç­re katılacak… Tüm bun­la­rı ta­bii ki bi­li­yor­su­nuz­dur. Ama­cı­mız da za­ten “90+1”, “Üçüncü Devre” türünden pro­gra­mlar yapmak de­ ğil. Fut­bol ma­çı ye­ri­ne sa­va­şa gi­der gi­bi dav­ra­nan­la­ra getireceğiz sözü… İs­viç­re’de­ki ma­çın sko­ru açık­tı. Yet­ki­ li­ler, ye­nil­gi­yi, “kö­tü oy­na­dık, ye­nil­dik” di­ye ka­bul et­me ye­ri­ne, fa­tu­rayı hakeme çı­kar­dılar (zaten her yenilgide hakem yenilen takım için biraz “taraflı davran­ mıştır”!) ve rö­vanş için hem fut­bol­cu­la­rı, hem de se­yir­ci­le­ri in­ti­kam duy­gu­la­rıy­la yük­le­mek için el­le­rin­den geleni ard­la­ rı­na koy­ma­dı­lar. Efen­dim, bi­zim kut­sal ulu­sal mar­şı­ mı­zı söy­le­di­ği­miz­de tri­bün­ler­de­ki ıs­lık­ la­ma­lar da ney­di? Bir ulu­sa böy­le ha­ka­ ret edi­lir miy­di? Fut­bol­cu­la­rı­mı­zın ge­ce uy­ku­la­rı kaç­tı­ğın­da uyu­ya­ma­ma­sı­nın so­rum­lusu ve suç­lu­su İs­viç­re­li­ler de­ğil miy­di ya­ni? Bir gel­sin­ler de Tür­ki­ye’nin kaç bu­cak ol­du­ğu­nu on­la­ra gös­te­re­lim… vb. vb. Tüm bun­la­rı fut­bol­cu­la­ra em­ po­ze et­mek için de ta­kım ça­lış­ma­la­rı­na bir psi­ko­log gö­tü­rül­dü ve ga­ze­te­le­rin ak­ tar­dı­ğı­na gö­re sözkonusu psikolog “eki­ bi­mi­zin ma­ça tam ola­rak ha­zır du­ru­ma gel­me­si için se­fer­ber” ol­du… Ta­raf­sız Türk kö­ken­li göz­lem­ci­le­rin yaz­dık­la­rı­na gö­re, İs­viç­re’de “olum­suz” ola­rak gö­rü­len tek ta­vır, ulu­sal mar­şın söy­len­me­si anın­da ki­mi se­yir­ci­le­rin ıs­ lık çal­ma ola­yı ol­muş­tur. Ama ulu­sal gu­ ru­ru ze­de­le­nen ve ge­ce­le­ri uy­ku­su ka­çan­ la­rın se­yir­ci­le­ri kış­kırt­mak için ha­va­yı ze­hir­le­me­si ge­re­ki­yor­du, ze­hir­le­di­ler de. Mil­li­yet­çi­lik içlerine iş­le­miş­ti iyi­ce… Türk ta­ra­fı/medyası bu­nu ya­par­ ken İs­viç ­ re ba­sı­nı da işin gır­gı­rın­da, Av­ru­pa mer­kez­ci ba­kış­la Tür­ki­ye ile alay ediyor­du. Blick ga­ze­te­si ilk maç ön­ce­sin­de ya­yın­la­dı­ğı bir ha­ber­de Türk­le­ri sev­me­nin 33 ne­de­ni­ni okur­la­ rı­na sun­du… Bun­lar­dan bir­ka­çı şöy­le: Çün­kü: “Tür­ki­ye bu ak­şam oy­na­na­cak kar­şı­laş­ma­yı kay­be­de­rek Dün­ya Ku­pa­sı

fi­nal­le­ri­nin ka­pı­sı­nı İs­viç­re’ye aça­cak.” “TC, Lo­zan’da­ki an­laş­may­la ku­rul­du; dün­ya­ya gö­bek dan­sı­nı, la­le­yi, Türk kah­ ve­si­ni, bak­la­va­yı he­di­ye et­ti­ler.” “Or­han Pa­muk gi­bi ya­zar­la­rı var; bay­rak­la­rı bi­ zim gi­bi kır­mı­zı-be­yaz; bi­zim gi­bi faz­la bi­lin­me­yen bir baş­kent­le­ri var; bi­ze Ku­ bi­lay ve Ya­kın kar­deş­le­ri ka­zan­dır­dı­lar; yo­ğur­du bul­du­lar; As­ya’ya köp­rü kur­du­ lar…” vb. İs­viç­re ile oy­na­nan ilk maç son­ra­sın­da Türk yet­ki­li­le­rin kış­kır­tı­cı ta­vır­la­rı­na dik­ kat çe­ken Mil­li­yet ga­ze­te­si spor yo­rum­cu­ la­rın­dan Meh­met De­mir­kol ikin­ci maç ön­ce­sin­de şun­la­rı da yaz­dı: “Ta­kım top oy­na­ma­mış, he­de­fi sap­tır, ra­ki­bi düş­man yap, or­ta­lı­ğı ger. Oh ne ra­hat! Bu ül­ke za­ten 10 yıl­lar­dır böy­le yö­ne­til­mi­yor mu? Eko­no­mi, si­ya­set, kül­ tür, sa­nat ve spor. İşi be­ce­re­me­yin­ce, ya­rat bir düş­man, hal­kı ger, çıl­dırt, sür düş­ma­nın üs­tü­ne. Oh ne gü­zel. Yıl­lar­ca Eu­ro­viz­yon’dan, Av­ru­pa İn­san Hak­la­rı Mah­ke­me­si ka­rar­la­rı­na ka­dar her alan­da ay­nı tak­tik­le ger­me­di­ler mi bi­zi?” (Mil­li­ yet, 15 Ka­sım 2005) Ay­ne böy­le! Ül­ke için­de bir­şey­ler ters yü­rü­yor­sa so­rum­lu­su suç­lu­su “dı­şar­ dan” ara­nır… Dev­le­te-mil­le­te uy­ma­yan her şe­yin kö­kü dı­şar­da­dır… Böy­le­ce bir yan­dan ger­çek so­run­la­rın gö­rül­me­ si­nin en­gel­len­me­si­ne, dik­kat­le­rin baş­ka yön­le­re çe­kil­me­si­ne ça­lı­şı­lır­ken, Türk ol­ma­yan mil­let­le­re kar­şı da düş­man­lık ya­pıl­mak­ta, Türk şo­ve­niz­mi yay­gın­laş­tı­ rıl­mak­ta­dır. Mil­li­yet ga­ze­te­si adı­na ya­pı­lan açık­la­ ma­da da hem İs­viç­re­li­le­re kar­şı pro­pa­ gan­da ya­pıl­mak­ta hem de ama Tür­ki­ ye’nin ko­nu­mu­nu zo­ra sok­ma­mak için “sü­ku­ne­te” çağ­rı ya­pıl­mak­ta­dır. “Öf­ke, şid­det ve in­ti­kam duy­gu­la­rı bi­ze sa­de­ce utanç ge­ti­rir, unut­ma­ya­lım…” bi­çi­min­de bi­ti­ri­len çağ­rı­da, öf­ke­nin ya da in­ti­kam duy­gu­la­rı­nın var­lı­ğı tes­lim edil­mek­te­ dir. Bi­raz da ol­sa in­cel­til­miş mil­li­yet­çi­lik gös­te­ri­si ya­pıl­mak­ta­dır. İş­te sü­ku­ne­te çağ­rı ya­pı­lan ya­zı­nın bir pa­rag­ra­fı: “İs­viç­re uy­gar gö­rün­tü­sü­nün al­tın­da tıp­kı ban­ka­la­rın­da sak­la­dı­ğı ‘ka­ra pa­ra­ lar’ gi­bi komp­leks­le­ri­ni, ay­rım­cı­lı­ğı­nı, or­ta çağ­dan kal­ma il­kel­lik­le­ri­ni ta­şı­ yor. Bu­na şa­şır­ma­mak ge­rek­li. Er­me­ni kı­yı­mı id­di­ala­rı ile il­gi­li ya­sa­lar ve Tür­ ki­ye kar­şı­sın­da­ki ne­ga­tif ta­vır­la­rı da ak­ lı­mız­da…” (ay­nı yer­den) Eh, on­la­rın Tür­ki­ye’ye kar­şı ne­ga­tif tav­rı olur ve bu­nu ak­lı­mız­da tu­tu­yor­sak, kim­se bi­ze la­des di­ye­mez! Biz sa­de­ce ve sa­de­ce Tür­ki­ye’nin yü­zü-gö­zü ça­mu­ra bu­laş­ma­sın di­ye oyun­cu­la­rı ve se­yir­ci­ le­ri sü­ku­ne­te da­vet edi­yo­ruz. Yok­sa… gös­te­ri­riz on­la­ra “bir Türk’ün kaç İs­viç­ re’ye be­del” ol­du­ğu­nu… Fut­bol­cu­la­rın psi­ko­lo­jik yük­len­mey­le ikin­ci ma­ça ha­zır­lan­dı­ğı dö­nem­de, özel ola­rak ami­go­la­rın ör­güt­len­di­ği bil­gi­si de ba­sı­na yan­sı­dı. Tür­ki­ye çok yön­lü bir ha­ zır­lık için­dey­di. İs­viç­re ta­kı­mı İs­tan­bul’a ge­lip Ata­türk Ha­va­li­ma­nı’na in­di­ğin­de, ilk zor­luk pa­ sa­port kont­ro­lün­de çı­ka­rıl­dı ve Tür­ki­

25


halkların kardeşliği için

26

ye’nin mi­sa­fir­per­ver­li­ği­nin ne de­mek ol­du­ğu­nu gös­ter­di­ler. Baş­ka ta­kım­la­ra uy­gu­la­nan özel pa­sa­port kont­rol nok­ta­ sın­da ge­çiş prosedürü, İs­viç­re­li­le­re uy­ gu­lan­ma­dı. Bi­linç­li ola­rak 100 ki­şi­den faz­la olan sı­ra­ya ek­len­di­ler… İki sa­ate ya­kın bir sü­re pa­sa­port kont­ro­lü ve eş­ya kont­ro­lü ya­pıl­dı. Bu­nu ya­pan­lar stad­yum­lar­da­ki ami­go­ lar ya da ho­li­gan­lar de­ğil­di. Ha­yır, dev­le­ tin res­mi me­mur­la­rıy­dı bu­nu ya­pan­lar. Ha­va­ala­nın­da­ki sürp­riz sa­de­ce bu de­ ğil­di. Ki­mi ha­va­ala­nı ça­lı­şa­nı –bun­la­rın sa­yı­sı 100 ci­va­rın­da–, İs­viç­re ta­kı­mı­nı “Ce­hen­ne­me hoş­gel­di­niz 5-0” gi­bi pan­ kart­lar­la kar­şı­la­yıp pro­tes­to et­ti. İs­tik­ lal mar­şı eş­li­ğin­de “Bu­ra­dan çı­kış yok” slo­ga­nı da atıl­dı. Hem suç­lu hem güç­lü de­yi­mi­ne uy­gun ola­rak “öf­ke­le­nen ta­ raf­tar­lar” ta­kı­mı ote­le gö­tü­ren oto­bü­se yu­mur­ta ve pet şi­şe at­tı­lar. İs­viç­re­li­ler da­ha Tür­ki­ye’ye ayak bas­ma­dan kor­ku­ tul­mak, sin­di­ril­mek is­ten­miş­ti. On­la­ra, ulu­sal mar­şı­mı­zın söy­len­di­ği sı­ra­da ıs­ lık­la­ma­nın ne ol­du­ğu­nu gös­ter­me­ye baş­ la­mış­lar­dı ve ar­dı ar­ka­sı da ge­le­cek­ti… Ma­çın so­nu­cu­nu bi­li­yo­ruz: 4-2. Maç sı­ ra­sın­da se­yir­ci­nin mem­le­ket aş­kı, fut­bol fe­de­ras­yo­nu so­rum­lu­la­rı­nın her san­dal­ ye­ye/kol­tu­ğa bı­rak­tı­ğı bir Türk bay­ra­ğı­ nın el­ler­de sal­lan­ma­sıy­la do­ru­ğu­na ulaş­ mış­tı. 40 bin ci­va­rın­da bay­rak sal­lan­dı o gün Şük­rü Sa­ra­çoğ­lu Stadı’nda… Bu da ney­di ki… İs­viç­re­li­le­re on­la­rın ulu­sal mar­şı söy­len­di­ğin­de ıs­lık ça­la­rak, “anaav­rat” kü­für ede­rek bir kez ders­le­ri ve­ ril­di. Sa­haya “ya­ban­cı mad­de” atıl­dı vb. İs­viç­re­li­ler ise ön­ce­den söz­leş­miş gi­bi –ta­bii ki kar­şı­laş­tık­la­rı at­mos­fer on­la­rı bu­na zor­la­mış­tır, kim­bi­lir?– ha­ke­min ma­çı bi­ti­ren dü­dü­ğü çal­ma­sıy­la so­ yun­ma oda­sı­na koş­tu. Ne ol­duy­sa bun­dan son­ra ol­du! Ki­min baş­lat­tı­ğı tam bel­li ol­ma­yan bir tek­me to­kat, bir­bi­ri­ne gi­riş­me­ler… Sa­ha­da­ki maç bit­miş, sı­ra sa­ha­dı­şı mü­ca­de­le­ye gel­ miş­ti. İs­viç­re­li­le­rin de Türk­ler­den aşa­ğı ka­lır ya­nı yok­tu ya­ni. İs­viç­re­li FI­FA baş­ka­nı Sepp Blat­ter’in Tür­ki­ye’ye yö­ne­lik sert açık­la­ma­sı ise Tür­ ki­ye’nin ağır ce­za­la­ra ma­ruz ka­la­bi­le­ce­ği yön­lü tar­tış­ma­la­ra yol aç­tı. Söz­ko­nu­su tar­ tış­ma­lar bir yan­dan Blat­ter’e kar­şı onun, da­ha ra­por­lar eli­ne geç­me­den, ta­raf­la­rı din­le­me­den Tür­ki­ye’ye teh­dit sa­vur­ma­sı yönlü tavrı hak­lı ola­rak eleş­ti­ri­lir­ken, so­ run yi­ne Türk­lük, Tür­ki­ye’nin res­mi­nin “dı­şar­dan” kir­len­me­me­si te­me­lin­de ele alın­dı. Av­ru­pa ba­sı­nı Av­ru­pa mer­kez­ci ta­vır­lar­la Tür­ki­ye’ye kar­şı ta­vır ta­kı­nır­ ken, Türk ta­ra­fı da “kö­kü dı­şar­da” yak­la­ şı­mı­na uy­gun ola­rak her­ke­si düş­man ilan et­me­ye ça­lış­tı. Hat­ta ki­mi­le­ri ha­kem­le­rin Al­man­ya’da ya­pı­la­cak Dün­ya Ku­pa­sı maç­la­rın­da ha­kem­lik gö­re­vi ala­bil­mek için Tür­ki­ye’yi sat­tık­la­rı yön­lü komp­lo te­ ori­le­ri de üre­til­di. Tar­tış­ma­lar sa­de­ce spor say­fa­la­rın­da ya­pı­lan yo­rum­lar­la sı­nır­lı kal­ma­dı. Ne de ol­sa ulu­sal me­se­le de­ğil mi? O za­man tüm Tür­ki­ye’nin me­se­le­si ola­rak so­run ele alın­ma­lıy­dı… Bu ara­da Şem­din­li’de pat­la­yan bom­ba, ya­ka­la­nan te­tik­çi­ler, Yük­se­ko­va’da pro­tes­to­cu­la­rın kur­şun­lan­ ma­sı ve ben­ze­ri so­run­la­rın üs­tü­nün ör­tül­ me­si için de bu maç bi­re­bir­di… Hür­ri­yet ga­ze­te­si­ne mek­tup ya­zan Ko­ray C. isimli bir okur şun­la­rı söy­le­mek­te­dir: “Fut­bol, fut­bol, fut­bol. Yet­ti be!! Mil­li ta­kım da ku­lüp ta­kım­la­rı da sağ­lam bir ce­za al­sın da Tür­ki­ye’nin ger­çek so­run­

la­rıy­la il­gi­le­nil­sin ar­tık. Tür­ki­ye’de gü­ ven­lik so­ru­nu var. Hır­sı­zı, ka­ti­li kol ge­zi­ yor.” (Hür­ri­yet, 21 Ka­sım 2005) Tür­ki­ye’nin fut­bol ma­çı ne­de­niy­le ala­ca­ğı ce­za­nın AB’ye üye­lik gö­rüş­me­le­ rin­de olum­suz rol oy­na­ya­ca­ğı, fut­bo­lun po­pü­ler kül­tü­rün bir par­ça­sı ola­rak AB ana­ya­sa­sı­nı oy­la­ma­da re­fe­ran­du­mu et­ki­ le­ye­bi­le­ce­ği vb. dü­şün­ce­ler de di­le ge­ti­ ril­di. Va­tan ga­ze­te­sin­den Ne­ca­ti Doğ­ru’nun tav­rı ise, bi­ze “1 Türk’ün dün­ya­ya be­ del” ol­ma­dı­ğı­nı, “1 İs­viç­re­li­nin 14 Türk” et­ti­ği­ni öğ­ret­ti. He­sa­bı şöy­le ya­pı­yor: “14 Türk bi­ra­ra­ya ge­li­yor, ça­lı­şı­yor ça­ba­lı­yor; işi­ni bü­yü­tü­yor an­cak 1 İs­viç­re­li ka­dar mal hiz­met üre­te­bi­li­yor­du. 14 Türk… 1 İs­viç­re­li edi­yor­du.” Fut­bol ma­çı­na, spo­ra de­ğil de sa­va­şa ha­zır­la­nır gi­bi ha­zır­la­nan fut­bol­cu­lar ve ta­raf­tar­la­rın bu “mü­ca­de­le­ci” ya­nı­nı or­ ta­ya ko­yan ki­mi yo­rum­lar ise şöy­le­dir: “Ama sa­ha­da oy­na­yan her fut­bol­cu diş­le­riy­le mü­ca­de­le et­ti. Her dam­la akıt­ tık­la­rı ter he­lal ter­di. Bir fut­bol sa­va­şı, an­cak bu ka­dar olur. Mo­haç mı de­sek, Ma­laz­girt mi de­sek, Ça­nak­ka­le mi de­ sek. İş­te öy­le bir şey.” (Mil­li­yet, 18 Ka­ sım, Ha­lil Özer) “Se­yir­ci­miz, Ka­dı­köy’ü İs­viç­re için ade­ta ce­hen­ne­me çe­vi­rip, mil­li ta­kı­ma müt­hiş bir des­tek ver­di. (ay­nı ga­ze­te­den) “Ha­kan’ın maç­tan son­ra­ki ‘he­lal­leş­ tik’ söz­le­rin­den de an­la­şı­lı­yor ki, sa­va­şa gi­der­ce­si­ne sa­haya çık­mış fut­bol­cu­lar.” (ay­nı ga­ze­te­den, Der­ya Sa­zak) “Bu maç­tan son­ra ar­tık ger­çek­ler­le kar­şı kar­şı­ya­yız. Al­man­ya’da biz yo­kuz. Psi­ko­lo­jik sa­va­şı ka­za­na­ma­dık.” (Os­man Şen­her, Pos­ta) Bu ka­dar ye­ter! Ma­çı sa­vaş ola­rak gö­ren zih­ni­ye­tin, di­ğer ta­kı­mı düş­man gör­me­ me­si ve bu­na uy­gun dav­ran­ma­ma­sı bek­ le­ne­mez. Bun­la­rın yük­len­di­ği psi­ko­lo­ji, sa­va­şa gö­re­dir. Bu fa­na­tizm o ka­dar ile­ri gi­di­yor ki, ki­mi ılım­lı Türk mil­li­yet­çi­le­ ri­ni bi­le ra­hat­sız edi­yor. Ör­ne­ğin Mil­li­yet ga­ze­te­si spor ya­zar­la­rın­dan Atil­la Gök­çe, “Türk mil­li ta­kı­mı he­pi­mi­zin­dir, he­pi­miz sa­hip çı­ka­lım”, “ya­pı­lan­lar bi­ze za­rar ve­ri­ yor” dü­şün­ce­siy­le şu çağ­rı­yı ya­pı­yor: “Ve ne olur de­ği­şe­lim. Fut­bol­da ge­cik­ ti­ği­miz kül­tür dev­ri­mi­ni ya­pa­lım. Ne olur sa­de­ce fut­bol oy­na­ya­lım. İn­san­la­rın ulu­sal duy­gu­la­rıy­la de­ğil, po­pü­lizm­le, de­ ma­go­jiy­le, duy­gu sö­mü­rü­süy­le de­ğil…” (Mil­li­yet, 18 Ka­sım 2005, Atil­la Gök­çe) Olur­sa iyi olur ta­bii ki. Ama Türk şo­ ve­niz­miy­le yük­lü yö­ne­ti­ci­le­rin, fut­bol­cu­ la­rın ve ta­raf­tar­la­rı­nın, kısacası bilimum “erkek takımının” bu “kül­tür dev­ri­mi”ni ko­lay ko­lay ya­pa­ma­ya­ca­ğı­nı söy­le­mek için ka­hin ol­ma­ya ge­rek yok­tur. İs­viç­re­li­le­ri gön­de­rir­ken, Tür­ki­ye’ye ve­ri­le­bi­le­cek ce­za­la­rı in­dir­mek he­sa­bıy­la ol­sa ge­rek, bu kez özel po­lis kor­do­nun­dan olu­şan kon­voy­la ha­va­ala­nı­na gö­tü­rüp özel açı­lan ban­ko­dan pa­sa­port kon­rol­le­ri ya­pı­lıp bek­le­til­me­den gön­de­ril­di­ler. Ki­ bar­lık gös­te­ri­si ge­cik­miş­ti… “Ya­ban­cı” ba­sın­dan seç­me ha­ber­ler­ den bi­ri şöy­le­dir: “Tek­nik di­rek­tör Te­rim ise fut­bol­cu­la­ rı­nı ‘Mil­le­ti­miz siz­den on­la­ra he­sap sor­ ma­nı­zı is­ti­yor. Tür­ki­ye’nin şe­re­fi için oy­ na­yın’ di­ye mo­ti­ve edi­yor. Türk­le­rin aşı­rı mil­li gu­ru­ru­nun al­tın­da as­lın­da aşa­ğı­lık komp­lek­si ya­tı­yor.” (akt. Hür­ri­yet, 19 Ka­ sım 2005, Süd­de­utsc­he Ze­itung) “Kö­kü dı­şar­da” bir doğ­ru ana­liz yap­ mış ga­ze­te…

Tar­tış­ma­lar, maç­lar­da na­sıl ta­vır ta­kı­ nıl­ma­sı ge­rek­ti­ğin­den çok Tür­ki­ye’nin na­ sıl bir ce­za ala­bi­le­ce­ği ve bu ce­za­nın Türk ta­ra­fın­ca na­sıl en aza in­di­ri­le­bi­le­ce­ği te­ me­lin­de yü­rü­yor. Maç sonunda soyunma odalarına giderken İsviçreli futbolculara çelme taktığı fotoğraflarla belgeli milli takım antrenörlerinden Meh­met Öz­di­lek is­ti­fa et­ti. Fe­de­ras­yon­da ki­mi yet­ki­li­ler de is­ti­fa et­tik­le­ri­ni açık­la­dı. Hatta ki­ mileri federasyon yönetiminin tümden istifa etmesi gerektiğini filan da söyledi. Bütün bunlarla “Türk tarafının daha az ceza alması” amaçlanıyor… Son ola­rak Sepp Blat­ter’in mil­li maç­ lar­da, mil­li mar­şın ça­lın­ma­ma­sı yö­nün­ de­ki öne­ri­si­nin ka­bul edi­lir bir öne­ri ol­du­ğu­nu söy­le­ye­lim. FI­FA Sepp’in bu öne­ri­si­ni gö­rüş­me­li ve tüm za­man­lar için maç­lar­dan ön­ce mil­li marş ça­lın­

ma­sı ku­ra­lı­nı ya­sak­la­ma­lı­dır. Bu, hem ıs­ lık­lan­dı­ğın­da “ulu­sal gu­ru­ru” ze­de­le­nen fa­na­tik­le­rin az­ma­sı­nı ön­le­mek için, hem de “ulu­sal” marş eş­li­ğin­de mil­li­yet­çi­li­ğin yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı­na kar­şı olan­la­rın si­nir­ le­ri­nin bo­zul­ma­ma­sı için işe ya­rar bir ka­ rar ola­cak­tır. Ancak bu tür şeyler yapılsa bile futbol bir bütün olarak ırkçılıktan, şovenizm­ den, milliyetçilikten, holiganizmden, maçoluktan… arınmış olmayacaktır. Hayır; ırk­çı­lı­ğın, şo­ve­niz­min kay­na­ğı­nın sö­mürü sis­temi ol­duğu bilin­diğin­de, bu sis­tem var­lığını sür­dür­dük­çe de sporun ırk­çılık­tan, şovenizm­den arın­ması müm­ kün değil­dir. Halk­ların spor alanın­da da kar­deş­liğini sağ­lamak, sömürü sis­temine kar­şı mücadeley­le müm­kün­dür. 23 Kasım 2005 ✓

KLASİKLERİMİZDEN ÖĞRENELİM “Ulu­sal so­ru­nun çö­zü­mü ne­dir? Na­sıl olur?” ko­nu­sun­da

Le­nin’den gün­cel bir yo­rum

Ulus­la­rın ken­di ka­de­ri­ni ta­yin hak­kı, yal­nız­ca, si­ya­sal an­lam­da ba­ğım­sız­lık hak­kı, ezen ulus­tan si­ya­sal ba­kım­dan ay­ rıl­ma öz­gür­lü­ğü hak­kı de­mek­tir. Si­ya­sal de­ mok­ra­si­nin bu ta­le­bi so­mut ola­rak, ay­rıl­ma için tam aji­tas­yon öz­gür­lü­ğü ve ay­rıl­ma so­ ru­nu­nun il­gi­li, ya­ni ezi­len ulu­sun re­fe­ran­du­ muy­la çö­zül­me­si de­mek­tir, ki bu is­tem, ay­ rıl­ma, par­ça­lan­ma, kü­çük dev­let­ler kur­ma ta­le­biy­le eşit de­ğil­dir. Bu yal­nız­ca, her tür­lü ulu­sal bo­yun­du­ru­ğa kar­şı sa­va­şı­mın man­ tı­ki ifa­de­si­dir. Dev­le­tin de­mok­ra­tik ör­güt­len­me­si tam ay­rıl­ma öz­ gür­lü­ğü­ne ne ka­dar ya­kın­sa, ay­rıl­ma öz­le­mi pra­tik­te o öl­çü­de da­ha sey­rek ve za­yıf olur, çün­kü bü­yük dev­let­le­rin üs­tün­lü­ğü, hem ik­ ti­sa­di iler­le­me ba­kı­mın­dan, hem yı­ğın­la­rın çı­kar­la­rı ba­kı­mın­dan tar­tış­ma­sız­dır, ve bu üs­tün­lük­ler, ka­pi­ta­liz­min ge­liş­me­siy­le ar­tar. Ken­di ka­de­ri­ni ta­yin hak­kı­nın ta­nın­ma­sı, fe­de­ras­yon il­ke­si­nin ta­ nın­ma­sıy­la ay­nı an­la­ma gel­mez. Bir kim­se bu il­ke­ye ke­sin ola­rak kar­şı olup, de­mok­ra­tik mer­ke­zi­yet­çi­lik yan­lı­sı ola­bi­lir, ama tam de­mok­ra­tik mer­ke­zi­yet­çi­li­ğe va­ran bi­ri­cik yol ola­rak, yi­ne de, fe­de­ ras­yo­nu, ulu­sal hak eşit­siz­li­ği­ne yeğ tu­ta­bi­lir. İş­te tam da bu ba­kış açı­sıy­la­dır ki, mer­ke­zi­yet­çi Marx, İr­lan­da ile İn­gil­te­re’nin fe­de­ras­yo­nu­nu, İr­lan­da’nın İn­gi­liz­ler ta­ra­fın­dan zor­la bo­yun­du­ruk al­tın­da tu­tul­ma­sı­na yeğ tut­muş­tur. Sos­ya­liz­min ama­cı yal­nız­ca kü­çük dev­let­le­re (bö­lün­me­nin – ÇN) ve ulus­la­rın her tür­lü tec­ri­di­nin kal­dı­rıl­ma­sı de­ğil, sa­de­ce ulus­la­ rın ya­kın­laş­tı­rıl­ma­sı de­ğil, ay­nı za­man­da on­la­rın kay­naş­tı­rıl­ma­sı­ dır da. Ve tam­ da bu ama­ca ulaş­mak için biz, bir yan­dan kit­le­le­ri, Ren­ner ve Ot­to Ba­uer’in fik­ri­nin («ulu­sal kül­tü­rel özerk­lik» de­ ni­len şey) ge­ri­ci ka­rek­te­ri ko­nu­sun­da ay­dın­la­tır­ken, öte yan­dan, ezi­len ulus­la­rın kur­tu­lu­şu­nu, ge­nel boş söz­ler­le, içi boş la­fe­be­lik­le­ riy­le, sos­ya­lizm­le avu­ta­rak de­ğil, bi­la­kis ber­rak ve tam bir şe­kil­de for­mü­le edil­miş si­ya­si bir prog­ram­da, hem de ezen ulus­la­rın sos­ya­ list­le­ri­nin iki yüz­lü­lü­ğü ve kor­kak­lı­ğı üze­rin­de özel­lik­le du­ra­rak ta­lep et­me­li­yiz. Na­sıl ki in­san­lık, sı­nı­f­la­rın or­ta­dan kalk­ma­sı­na an­cak ezi­len sı­nı­fın dik­ta­tör­lü­ğü­nün ge­çiş dö­ne­miy­le ula­şa­bi­lir­se, ulus­la­rın ka­çı­nıl­maz kay­naş­ma­sı­na da an­cak tam kur­tu­lu­şun, ya­ni tüm ezi­len ulus­la­rın ay­rıl­ma öz­gür­lü­ğü­nün ge­çiş dö­ne­miy­le varabilir…” (Lenin, Leninizm Dizisi, Def­ter 6, say­fa 74-75, İn­ter Yayın­ları)


Yeni Dünya İçin Çağrı yayın hayatını tüm güçlüklere, sermayenin devletinin baskılarına ve maddi zorluklara rağmen sürdürmektedir… Bu sesten sermayenin güçleri, sermayenin devleti, polisi, yargı organları korkmaktadır. Yeni Dünya İçin Çağrı’nın güçlenmemesi için bu güçler ellerinden gelen her çabayı gösteriyorlar. Bu yüzden gazetemize ağır para cezaları yağdırıyorlar. Bizi böyle yıldıracaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar! Yeni Dünya İçin Çağrı haklı mücadelesinde kararlıdır. Aşağıda Yeni Dünya İçin Çağrı'yı susturmak için açılan davaların ve cezaların bir listesini yayınlıyoruz: Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde açılan davalar: İstanbul 5 Nolu DGM . 2001 / 145 Esas, ÇAĞRINisan 2001- 46. Özel Sayı: “1 Mayıs’ ta Devrimci Saflara“ başlıklı yazı. TCK. nun 312/2-son Maddesi., KARAR Aziz ÖZER: 2.871.000.000 TL. sı Ağ. Para Cezası Karar Yargıtay tarafından ONANADI. *** ( AİHM. ne Başvuru Yapıldı) (Para cezası Ödeniyor) İstanbul 4 Nolu DGM . 2001 / 102 Esas, ÇAĞRI -Mart 2001- 42. Özel Sayı: Sayfa 17: “Ulusal Baskılara Son“ başlıklı yazı. TCK. nun 312/2son Maddesi., KARAR Aziz ÖZER: 2.871.000.000 TL. sı Ağ. Para Cezası Karar Yargıtay tarafından ONANDI. *** (AİHM. ne Başvuru Yapıldı) (Para cezası Ödeniyor) İstanbul 2 Nolu DGM. 2002/ 190 Esas, ÇAĞRI- Haziran 2002- 6. Sayı: Sayfa 5-6-7: “15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi..” Sayfa 17: “Halkımıza” başlıklı yazılar., 3713 sayılı yasanın 6/2son mad. 5680 sayılı Yas. Ek 2/1. mad., KARAR Aziz ÖZER: 218.103.000 TL. sı Ağır Para Cezası (15 Gün Kapatma) Karar Yargıtay tarafından ONANDI. *** (AİHM. ne Başvuru Yapıldı) (Para cezası Ödeniyor) İstanbul 2 Nolu DGM. 2003/ 285 Esas ÇAĞRI- Ekim 2003 / 9. Sayı: Sayfa 3-5: “80 Yıl Türkiye Cumhuriyeti, 80 Yıl Faşizm..” başlıklı yazı., TCK. nun 312/2-son maddesi 5680 sayılı Yas. Ek 2/1. mad. Son durum: Dosya İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ ne gönderildi. Yargılama bu Mahkemede 2004 / 1197 Esas sayılı dosya üzerinden yapılıyor. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ( 3 Nolu

Y

DGM.) 2005/ 40 Esas, ÇAĞRI- Ocak 2005- 1. Sayı: Arka kapak “Cezaevlerindeki Tecritle İlgili Devrimci Tutsakların Basın Açıklaması” başlıklı yazı. 3713 sayılı yasanın 6/2-son mad. Görevsizlik kararı verildi. Dosya İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi) Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi: Dosya No: 2004/ 305 Esas ÇAĞRI- Şubat 2001-42. Özel Sayı: Sayfa 13-16: “Operasyonland” ve ”Cezaevlerine Devlet Saldırısı“ başlıklı yazılar. Sanık: Aziz ÖZER TCK. nun 159/1. maddesi, Aziz ÖZER hakkında, TCK. nun 159/1. maddesi gereğince 1 Yıl Ağır Hapis cezası Yargıtay’ ca bozuldu. Yeniden yapılan yargılama sonucu – Aziz ÖZER- 854 Milyon Tl. sı Ağır Para cezasına mahkum edildi. Karar-Temyiz edildi. Dosya Yargıtay’ da. Dosya No: 2004/ 269 Esas ÇAĞRI- Ekim 1999- 27. Sayı: Sayfa 17: “Cezaevinde Yargısız İnfaz…“ başlıklı yazı. ÇAĞRIOcak 2000- 30. Sayı: Sayfa 29: “ Bu Kadarı da Olmaz” başlıklı yazı. Sanık: Aziz ÖZER - TCK. nun 159/1. maddesi. Son durum: Aziz ÖZER hakkında TCK. nun 159/1. maddesi gereğince 2 Yıl hapis cezası Yargıtay’ ca bozuldu. Yeniden yapılan yargılama sonucu – Aziz ÖZER- 907 Milyon Tl. sı Ağır Para cezasına mahkum edildi. Karar-Temyiz edildi. Dosya Yargıtay’ da. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi: Dosya No: 2002 / 375 Esas ÇAĞRI- Haziran 2002- 57. Sayı: Sayfa 18-26 “Şövenist Çenelerini tutmayı Bilmeyen…” ve “ABD nin Taşeronu, TC. Ordusu” başlıklı yazılar. Sanık: Aziz ÖZER - Sevk maddesi: TCK. nun 159/1. maddesi Son durum: Yargılama devam ediyor.

Dosya No: 2002 / 204 Esas ÇAĞRI- Şubat 2002- 53 Sayı: Sayfa 12 “Susma, Devrimci tutsakların Taleplerini sahiplen“ başlıklı yazı. TCK. nun 159/1. maddesi , KARAR Aziz ÖZER: 6 Ay Hapis Cezasına mahkum edildi. Karar Temyiz edildi. Dosya Yargıtay’ da BOZULDU. Yeni Dosya No: 2005 / 420 Esas *** Tuzla Sulh Ceza Mahkemesi 2003 / 671 Esas ( Afiş davası ) Sanık: Aziz ÖZER: TCK. 536. maddesi. Karar: Para cezasına Mahkumiyet-tecil. (Yargıtay’ da bozuldu) İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi: Dosya No: 2003 / 938 Esas , ÇAĞRI- Temmuz 2003- 7. Sayı Sayfa 12: “Gülbahar’ a Saldırı Hepimizedir “ başlıklı yazı.. Dosya No: 2003 / 1192 Esas, ÇAĞRI- Eylül 2003- 70. Sayı Sayfa 12: “ Tecavüzü Yapana Değil,Yazana dava “ başlıklı yazı.. Karar: Aziz ÖZER hakkında …Para cezasına mahkumiyet kararı verildi. Dosya No: 2004 / 64 Esas, ÇAĞRI- Ekim 200371.Sayı: Sayfa 3-5 “80 Yıl Türkiye Cumhuriyeti, 80 Yıl Faşizm “ başlıklı yazı.. TCK. nun 159. maddesi Dosya No: 2004 / 65 Esas, ÇAĞRI- Kasım 200372.Sayı: Sayfa 3-5 “Irak’ta İşgal Ortaklığına Hayır“ başlıklı yazı. TCK. nun 159. maddesi Dosya No: 2004 / 162 Esas , ÇAĞRI-Aralık2003-.Sayı: Sayfa 4-5 “AKP. nin Ampulü Kimin için yanıyor” ve Sayfa 8 “ 19 Aralık katliamını Unutmadık, unutmayacağız“ başlıklı yazılar. TCK. nun 159. maddesi Yazarlar: Mustafa DURMAZ – Ali Kamber KARAAĞAÇ

Dosya No: 2004 / 1197 Esas , ÇAĞRI- Ekim 2003 / 9. Sayı: Sayfa 3-5: “80 Yıl Türkiye Cumhuriyeti, 80 Yıl Faşizm.” başlıklı yazı. (İstanbul 2 Nolu DGM. den gelen 2003 / 285 esas sayılı dosya) TCK. nun 312/2-son maddesi Dosya No: 2004 / 1271 Esas, ÇAĞRI-Haziran2004-.79.Sayı- Sf. 10 “Enternasyonalizm Bayrağı İle Alanlara” başlıklı yazı. TCK. nun 159. maddesi Dosya No: 2004 / 1563 Esas (Çağrı- 2004 Eylül Sayısı) 5187 sayılı Basın Kanunun 4. ve 15. maddesini ihlal. Karar: Aziz ÖZER: 500 Milyon TL. para cezası. Dosya No: 2004 / 1570 Esas (Çağrı- 2004 Kasım Sayısı) 5187 sayılı Basın Kanunun 4. ve 15. maddesini ihlal. Karar: Aziz ÖZER: 500 Milyon TL. para cezası. Dosya No: 2005 / 24 Esas 5187 sayılı Basın Kanunun 4. ve 15. maddesini ihlal. Karar: 500 Milyon TL. sı Para cezası verildi. Dosya No: 2005 / 164 Esas, ÇAĞRI- Nisan2005-.Sayı:Sayfa 3-5 “Tarihle Yüzleşme Zamanı: Unutma mı? İnkar mı? Yazar olarak bildirilen ERKAN AKAY hakkında dava açıldı Dosya No: 2005 / 350 Esas, ÇAĞRI- Ocak 20051. Sayı: Arka kapak “ Cezaevlerindeki Tecritle İlgili Devrimci Tutsakların Basın Açıklaması” başlıklı yazı. 3713 sayılı yasanın 6/2-son mad. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ( 3 Nolu DGM.) 2005/ 40 Esas Görevsizlikle bu Mahkemeye geldi)

Yeni Dünya İçin Çağrı’yı destekle!

eni Dünya İçin Çağrı siyasi bir gazete. Ülkemizde si­ yasi gazete çok sayıda var. Özellikle sermaye medyasının elinde bir çok gazete bulunmakta. Bunların hepsinin ortak özelliği var olan sö­ mürü ve baskı düzenini savunmak onu hoş göstermektir. Sermaye basını işçilerin, emekçi gençlerin, emekçi kadınların ve emekçi köylülerin so­ runlarının dile getirilmesi, onların çıkarına bir siyasi çizginin izlenmesi için değil, yalnızca ve yalnızca ser­ mayenin çıkarları için uğraşıyorlar. Sermaye basının arkasında büyük paralar, büyük sermayedarlar var. Bu yüzden onların maddi açıdan işçi­ lerin ve diğer emekçilerin desteğine pek ihtiyacı yok. Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi ser­ maye basının tam tersine işçilerin ve emekçilerin haklı mücadelesinin bir sesi, onların davalarının bir bayrağı. Yeni Dünya İçin Çağrı işyerlerinde her gün patron baskısı altında sınıf bilinci kinlenen, grev ve diğer dire­ nişlerde onurlu mücadeleye atılan, sendikal örgütlülüğüne sahip çıkan, sendikal mücadelenin demokratik ve devrimci bir seviyeye yükseltilmesini savunan işçilerin sesidir.

Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi, emperyalist barbarlığın tek alterna­ tifi olan sosyalizmi kurma ve yeni bir dünya yaratma çağrısıdır! Yeni Dünya İçin Çağrı demokratik bir lise eğitimi, demokratik, özerk ve bilimsel ilkeleri temel alan bir yüksek eğitim mücadelesi veren üniversite gençliğinin basındaki temsilcisidir. Yeni Dünya İçin Çağrı yaşam te­ mellerini her gün daha fazla kâr dür­ tüsü ile büyük oranda yok eden, işçi ve diğer emekçilerin beslenme araç­ larını kimyasal zehir deposu haline getiren, işçilerin ve diğer emekçilerin sağlığını ancak ticaret aracı olarak gören kapitalist sömürü düzeninin reddidir. Yeni Dünya İçin Çağrı insanın in­ sanca yaşayacağı, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratma çağrısıdır! Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi, işçi ve diğer emekçi kadınlar üzerinde estirilen cinsiyet baskısına, onun aşağılanmasına karşı mücadelenin, işçi ve emekçi kadınların hayatın her alanında eşit haklara sahip olması­ nın tutarlı bir savunucusudur. Yeni Dünya İçin Çağrı her türden milli ve dinsel baskının, imtiyazların tutarlı bir düşmanıdır. O, her türden

milliyetlere ve dine bağımlı insanla­ rın birarada, kardeşçe ve eşit haklara sahip özgür bir dünyada yaşamaları­ nın taraftarıdır. Yeni Dünya İçin Çağrımız bu amaçları doğrultusunda yayın haya­ tını tüm güçlüklere, sermayenin dev­ letinin baskılarına ve maddi zorluk­ lara rağmen sürdürmektedir… Bu sesten sermayenin güçleri, ser­ mayenin devleti, polisi, yargı organ­ ları korkmaktadır. Yeni Dünya İçin Çağrı’nın güçlenmemesi için bu güç­ ler ellerinden gelen her çabayı göste­ riyorlar. Bu yüzden gazetemize ağır para cezaları yağdırıyorlar. Bizi böyle yıldıracaklarını sanıyorlarsa yanılı­ yorlar! Yeni Dünya İçin Çağrı haklı mücadelesinde kararlıdır. Çağrımız sana işçi arkadaş! Bu bayrağın, bu sesin daha da güç­ lendirilmesi gereklidir. Yeni Dünya İçin Çağrı senin gazeten, senin da­ van, senin mücadelendir. O’nu des­ tekle, O’na bağış ver! Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi se­ nin desteğinle, senin bağışın ve maddi yardımınla sermaye basının karşısına daha gür bir sesle çıkacaktır. Bağış kampanyasına katıl!

Yayın Türü: Yerel Süreli º ÇAĞRI Basın Yayın Ltd. Şti Adına Sahibi ve Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer º Yönetim Yeri ve Adresi: Mahmut Şevket Paşa Mah., İmranlı Sk. No: 8, Okmeydanı/ Şişli - İstanbul Tel.: (0212) 235 35 70 Fax: (0212) 253 19 27 e-mail: mail@ydicagri.com www.ydicagri.com º Banka Hesap No: Türkiye İş Bankası Galatasaray-İstanbul Hesap No: 1022 0 738654 º Yurtdışı Temsilciliği: Güney Kitabevi Frohlinder Strasse 60 44577 Castrop-Rauxel Tel.: (02305) 542846 Fax: (02305) 542845 º SAYI: 95 · ARALIK’2005 ISSN 1301-692X95 º Türkiye: 2 YTL (KDV DAHİL) Türkiye Dışı: 2,50 Euro º Baskı: Maya Matbaası (501 22 99)

27



Çağrı - 95