Page 1

AYLIK S‹YAS‹ GAZETE

Karkerên jin û mêr! Ji xeynî zencîrên we tifltekî we yê wendakirinê tune! Hûn dikanin cîhanekê nu wergirin! Kad›n ve erkek iflçiler! Zincirlerinizden baflka kaybedecek birfleyiniz yok! Kazanaca¤›n›z yeni bir dünya var!

Ekim 2005/9 • F‹YATI 2 YTL KDV DAH‹L • ISSN 1302-692X93


içindekiler - editörden

Editörden... Değerli Okuyucu,

D

ergi büromuz artık Okmeydanı'nda! Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi olarak böylece yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Emekçi halkın ve demokratik kamuoyunun önemli bir potansiyele sahip olduğu Okmeydanı, halkla, kitlelerle bütünleşmek, kaynaşmak için bize büyük olanaklar sunuyor. Artık dergi büromuz, ağırlıklı olarak derginin teknik işlerinin ve dağıtımının organize edildiği bir "dergi bürosu" olmaktan çıkacak, geniş salonuyla, haftasonu etkinlikleri yapmamıza, okurlarımızla "okur günleri" düzenlememize, eğitim toplantıları ve seminerler hazırlamamıza, işçi toplantıları organize etmemize, film göstermemize ve hafta ortası da okurlarımızla buluşup rahat bir ortamda çay kahve eşliğinde sohbet etmemize olanak veren, kitlelerle buluşmamızın mekanı haline gelecek. Artık bizimle görüşmek isteyip de akşamları ve haftasonları kapalı olduğumuz için gelemeyen okurlarımızın bizimle düzenli buluşup etkinliklere faal olarak katılmalarının önündeki en önemli engellerden biri kalkmış durumda. Dergimizi kitlelerle buluşturmak, doğru görüşlerini işçi sınıfı içinde yaygınlaştırmak için okurlarımızın dergi faaliyetlerine daha aktif, daha özverili, daha büyük bir azimle ve daha militanca katılmaları gerekmektedir.

B

u sayımızın "Gündem"inde emperyalist/kapitalist barbarlığın günümüzde yaşanan değişik görüntüleri irdeleniyor: İşte en gelişmiş emperyalist devlet olan ABD'de yaşanan Katrina kasırgasının ezilenler için kabusa dönüşmesi felaketi!... İşte en demokratik haklarını dile getirmek için yapılmak istenen ve

İçindekiler yasaklanan bir basın açıklamasından dönen Kürt halkı üzerinde estirilen faşist linç terörü... İşte 1955 yılında, gayri müslim halklar üzerinde estirilen devlet tertipli terörü konu alan sergiye yapılan faşist saldırılar... Bu sayımızda bir yandan insanlığı yokoluşa sürükleyen kapitalizmin bu barbarlıklarını ele alırken, diğer yandan bu barbarlığın hiç de alternatifsiz olmadığını gösteren yazılara yer verdik: Ekim Devrimi ve sosyalizme ilişkin yazıların dikkatle okunması gerekiyor. Bu sayımızda bir kısmını bizzat ziyaret ettiğimiz işçi direniş ve grevlerine önemli bir yer verdik. Okurlarımızı işçi sınıfının direniş ve grev yerlerini düzenli ziyaret etmeye, az sayıda ve küçük çapta da olsa, mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz. Dostlar, dergimizin önündeki en önemli engellerden birisi ise mahkeme cezaları ile daha da ağırlaştırılan para sıkıntısıdır. Bu konuda tüm okurlarımızı ve çevremizdeki dostlarımızı ellerinden gelen her türlü yardımı yapmaya çağırıyoruz. 03.10.2005, Yeni Dünya İçin ÇAĞRI

İNTER Yayınları'nın kurucusu ve sahibi Ali Yavuz Çengeloğlu işçi sınıfının egemen olduğu, sömürüsüz dünyayı yaşamadan 5 Ekim 2002’de, 60 yaşında ayrıldı aramızdan. O ve onun gibiler yeni dünyada yaptıklarıyla, bıraktıklarıyla yaşamaya devam edecekler. Teşekkürle anılacaklar. Mutlaka.

GÜNDEM Bu bar­bar­lık­la ne­re­ye? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 3 Öl­dü­ren Kat­ri­na de­ğil ka­pi­ta­lizm!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4 YENİ İŞÇİ DÜNYASI Mig­ros’ta pat­ro­nun de­di­ği mi ola­cak, iş­çi­le­rin de­di­ği mi? . . . . . . . . . 6 Migros işçileri greve hazır!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 6 Migros işvereni blöf yapıyor ! Migros işvereni lokavt yapamaz !. . . . . . 7 Koç Hol­ding’e Tüp­raş he­di­ye­si…. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 8 Son dönemde yapılan özelleştirmeler . . . . . . . . . . . . . . . . . . 9 SERNA- SERAL Tekstil Fabrikası işçileri grevlerini kararlılıkla sürdürüyor 10 Mersin Liman işçileri işyerini terk etmeme eylemine ara verdi. . . . . . 10 Liman-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Recep ÖZBEY ile söyleşi . . . . 12 Taşeron işçisi iş bıraktı!.... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 12 Akyıl Tekstil’de işçilerin direnişi başarılı sonlandı . . . . . . . . . . . . 13 Günöz Tekstil Fabrikası işçileri: “Sendika hakkımız, söke söke alırız!” . . . 13 Gönen De­ri iş­çi­le­ri di­re­niş­e devam ediyor. . . . . . . . . . . . . . . . 13 Bor­no­va Be­le­di­ye­si’nde ey­lem var . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13 İleri Deri Fabrikası işçileri direnmeye devam ediyor!. . . . . . . . . . . 14 Çukurova köylüsü isyan ediyor!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14 YENİ KADIN DÜNYASI 2005 DÜNYA KADIN YÜRÜYÜŞÜ “Öz­gür­lük, eşit­lik, da­ya­nış­ma, ada­let ve ba­rış…” Hep­si sos­ya­lizm­de! . . . 15 Kadınlar: “Milli hassasiyet”e inanmıyoruz!. . . . . . . . . . . . . . . . 16 Basına ve Kamuoyuna . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 16 PANORAMA ALMANYA Seçimlerde kazanan Alman tekelci burjuvazisidir!. . . . . . . . . . . . 17 EKVADOR Sa­de­ce mü­ca­de­le eden ka­za­nır! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 17 İSRAİL-FİLİSTİN Ya­hu­di yer­le­şim­ci­ler Gaz­ze Şe­ri­di’nden çı­ka­rıl­dı…. . . . . . . . . . . . 19 Faşist Saldırılar Protesto Edildi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20 12 Eylül Faşizmine Karşı Miting. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20 HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN 6-7 Ey­lül 1955 olay­la­rı­nın 50. yıl­dö­nü­mün­de ta­rih çar­pı­tı­cı­lı­ğı… . . . . . 21 Ekim Devriminin uluslararası karakteri. . . . . . . . . . . . . . . . 22 Gelecek sosyalizmdir! Sosyalizm gelecektir! . . . . . . . . . . . . . . . 23 OKUYUCU MEKTUPLARI BİR İŞKENCE ÖYKÜSÜ ÜZERİNE - II . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 25 BULMACA. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 27

Faşist devletin devrimcileri hücrelerde tecridine . karşı çık, hesap sor!

GELECEK YEN‹ EK‹MLERDE! YEN‹ EK‹MLER GELECEK! 

www.ydicagri.com


gündem

T

Bu bar­bar­lık­la ne­re­ye?

ürk ha­kim sı­nıf­la­rı­nın ırk­çı­lı­ğı ve şo­ve­niz­mi kış­kırt­ma­sı gün­ de­min en önem­li mad­de­si… Du­rum va­him bir hal al­ma­ya baş­la­dı: Türk­ler Kürt­le­re sal­dır­mak için kış­kır­ tı­lı­yor… Bun­da da şim­di­ye ka­dar kıs­ men “ba­şa­rı­lı” so­nuç­lar alı­nı­yor. Öy­le ki Tür­ki­ye’de ki­mi kış­kır­tıl­mış grup­ lar işi linç olay­la­rı­na ka­dar var­dı­rı­yor. Trab­zon, Ada­pa­za­rı, Ay­va­lık, Se­fe­ri­hi­ sar, İz­mir, Mer­sin, De­niz­li gi­bi yer­ler­de linç gi­ri­şim­le­ri ya­şan­dı. Maç­ka’da bir ki­şi linç edil­di. Ar­dın­dan Ab­dul­lah Öca­lan’ın ce­za­evi ko­şul­la­rı­nın dü­zel­ til­me­si­ni is­te­yen Tu­tuk­lu Hü­küm­lü Ai­le­le­ri Hu­kuk Da­ya­nış­ma Der­nek­ le­ri Fe­de­ras­yo­nu’nun (TU­HAD-FED) Gem­lik’te yap­mak is­te­di­ği mi­tin­ge ka­tıl­mak is­te­yen­ler yol gü­zer­gâ­hın­ da­ki ki­mi il­çe­ler­de —Bo­zü­yük, Po­lat­lı vd.– çe­şit­li sal­dı­rı­la­ra ma­ruz kal­dı­lar; oto­büs­le­re sal­dı­rıl­dı, bir­çok in­san ya­ra­ lan­dı, gö­zal­tı­na alın­dı. Her za­man ol­du­ğu gi­bi ha­kim sı­nıf­ la­rın med­ya or­du­su ağ­ız bir­li­ği yap­mış­ ça­sı­na “olay­la­rı bö­lü­cü te­rör ör­gü­tü yan­daş­la­rı­nın çı­kar­dı­ğı”, “bö­lü­cü­le­rin pro­vo­kas­yo­nu” vs. şek­lin­de yan­sı­tı­yor. Bu tav­rıy­la bur­ju­va med­ya kış­kır­tı­lan ırk­çı-şo­ven ke­sim­le­rin yap­tık­la­rı­nı ak­ lı­yor, on­la­rı ko­ru­yor­. Kö­şe ya­zar­la­rı –en “iyi­si” bi­le!– ön­ce Kürt­le­ri he­def gös­te­ri­yor, olay­la­rı “bö­lü­cü ör­güt yan­ daş­la­rı­nın çı­kar­dı­ğın­dan” dem vu­ru­ yor; an­cak bu­nun ar­dın­dan “ga­le­ya­na ge­lin­me­me­si”, “gü­ven­lik güç­le­ri­nin olay­la­ra ha­kim ol­du­ğun­dan” dem vu­ ru­yor­lar. Ka­mu­oyu ta­ra­fın­dan ay­dın bi­li­nen ki­mi­le­ri yap­tık­la­rı de­ğer­len­dir­ me­ler­le “top­lu­mu bir­bi­ri­ne dü­şü­ren­le­ rin bö­lü­cü pro­vo­ka­tör­ler” ol­du­ğu­nu söy­lü­yor; “Kürt öcü­sü” ile kış­kırt­ma­ la­rı hak­lı çı­kar­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar… Ha­kim sı­nıf­la­rın çı­kar­la­rı­nın sa­vu­ nu­cu­su dev­let linç gi­ri­şim­le­ri­ni “pro­vo­ kas­yon” ola­rak ni­te­li­yor; hal­kı gös­ter­ me­lik ola­rak “ga­le­ya­na gel­me­me­ye” ça­ ğı­rı­yor; ama di­ğer yan­dan “bö­lü­cü­lük” de­ma­go­ji­siy­le kit­le­le­ri kış­kırt­ma­ya de­vam edi­yor. Bu­nun­la da kal­mı­yor dev­let: Biz­zat ken­di­si Kürt ulu­su üze­ rin­de­ki bas­kı­la­rı­na ve Kürt il­le­rin­de ope­ras­yon­la­rı­na de­vam edi­yor. Kong­ra Gel’in pa­sif sa­vun­ma­ya geç­ me­sin­den son­ra dev­let güç­le­ri ope­ras­ yon­la­rı yo­ğun­laş­tır­dı. Bat­man’ın Be­şi­ri il­çe­sin­de, Van’ın Baş­ka­le, Di­yar­ba­kır’ın Sil­van ve Li­ce, Hak­ka­ri’nin Yük­se­ko­va, Si­irt’in Eruh il­çe­le­riy­le Şır­nak, Mar­din gi­bi di­ğer Kürt il­le­rin­de yü­rü­tü­len ope­ ras­yon­lar­da on­lar­ca in­san kat­le­dil­di, or­man­lık alan­lar bom­ba­lan­dı, hay­van­

lar te­lef edil­di vb. vb. Dev­let te­rö­rü kar­şı­sın­da Kürt iş­çi ve emek­çi­le­ri özel­lik­le Kürt il­le­rin­de tep­ ki­le­ri­ni or­ta­ya ko­yu­yor, bu tep­ki­ler ha­ kim sı­nıf­lar ve on­la­rın med­ya­sı ta­ra­fın­ dan “iç sa­vaş gö­rün­tü­le­ri”, “Tür­ki­ye’de Fi­lis­tin man­za­ra­la­rı” man­şet­le­riy­le ve­ ri­li­yor; Kürt­le­re kar­şı düş­man­lık bu yol­la da yo­ğun­laş­tı­rıl­ma­ya ça­lı­şı­lı­yor. Kır­sal alan­da yü­rü­tü­len ope­ras­yon­ lar ya­nın­da dev­le­tin şe­hir­ler­de Kürt si­ya­set­çi­le­ri­ne yö­ne­lik sal­dı­rı­la­rı da sü­rü­yor; ki­mi DE­HAP yö­ne­ti­ci­le­ri he­ def gös­te­ri­li­yor. Kürt ba­sın ya­yın ku­ ru­luş­la­rı­na yö­ne­lik sal­dı­rı­lar so­nu­cu Al­man­ya ile iş­bir­li­ği ya­pı­la­rak Öz­gür Po­li­ti­ka ga­ze­te­si, bu ga­ze­te­nin ya­zar­la­ rı­nın ve yö­ne­ti­ci­le­ri­nin ev­le­ri Al­man po­li­sin­ce ba­sıl­ıyor, ga­ze­te ka­pa­tıl­ıyor. Ba­sı­na yö­ne­lik sal­dı­rı­lar çer­çe­ve­sin­de ay­lık ola­rak çı­kan Öz­gür Halk ve Öz­ gür Ba­kış der­gi­le­ri Be­yoğ­lu Cum­hu­ri­ yet Baş­sav­cı­lı­ğı ta­ra­fın­dan ya­sak­la­nı­ yor. Bi­li­nen si­vil fa­şist güç­ler de boş dur­ mu­yor­lar… 6-7 Ey­lül olay­la­rı­nın 50. yıl­dö­nü­mü ol­ma­sı do­la­yı­sıy­la İs­tan­ bul-Be­yoğ­lu’nda “50. Yı­lın­da 6-7 Ey­lül Olay­la­rı” fo­toğ­raf ser­gi­si­ne sal­dı­ran MHP’li ve İP’li­ler fo­toğ­raf­la­rı tah­rip edi­yor­lar, or­ta­lı­ğı yı­kıp dö­kü­yor­lar; çe­ şit­li ulus ve mil­li­yet­le­re kar­şı kin­le­ri­ni bir kez da­ha kus­uyor­lar.

OY­NA­NAN OYUN NA­SIL BİR OYUN?

Irk­çı­lık ve şo­ve­nizm kış­kır­tı­lı­yor… Sal­dı­rı­lar sü­rü­yor… Olay­la­rın ne­re­de bi­te­ce­ği­ni kes­tir­mek güç… Bur­ju­va med­ya­nın ki­mi ka­lem­le­ri, kö­şe­le­rin­de ye­ni oyun­la­rın tez­gâh­lan­dı­ğın­dan bah­ se­di­yor, “Tür­ki­ye’de da­ha bü­yük pro­vo­ kas­yon­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı için uy­gun an­ la­rın kol­lan­dı­ğı; özel­lik­le Ak­de­niz ve ba­tı il­le­rin­de Kürt­le­rin ev­le­ri­nin tes­pit edil­di­ği­ni, kış­kır­tı­lan Türk­le­rin si­lah­ lan­dı­ğı­nı ve kur­şun de­po­la­dık­la­rı­nı”

ya­zı­yor­lar. Olay­lar bü­tün­lük­lü bi­çim­de de­ğer­len­di­ril­di­ğin­de oy­na­nan oyu­nun ve­ha­me­ti­ni gös­ter­me­si ya­nın­da, ırk­çı ve şo­ven kış­kırt­ma­la­rın, Kürt ulu­su­na yö­ne­lik sal­dı­rı­la­rın da­ha da tır­man­dı­ rı­la­ca­ğı­nı; 1990’lı yıl­la­rın ba­şın­da ya­ şa­nan gün­le­re dö­nü­lmek is­ten­di­ği­ni gös­te­ri­yor. Bu olay­lar ve kış­kırt­ma­lar te­sa­dü­fi de­ğil­dir. Son dö­nem­de ya­şa­nan bu tür olay­lar halk­la­rı bir­bir­le­ri­ne kar­şı kış­ kır­ta­rak bu­la­nık su­da ba­lık av­la­mak

is­te­yen ha­kim sı­nıf­la­rın ken­di ara­la­ rın­da­ki da­la­şın bir ürü­nü­dür. Oyu­nun bir baş­ka yö­nü de AB’ye uyum ya­sa­la­rı çer­çe­ve­sin­de kal­dı­rı­lan ki­mi bas­kı ya­sa­la­rı­nın ye­ri­ne ye­ni­le­ri­ nin ko­nul­ma­sı is­ten­me­si­dir. Ye­ni bir “Te­rör­le Mü­ca­de­le Ya­sa­sı Pa­ke­ti” üze­ rin­de ça­lı­şıl­mak­ta, son dö­nem­de tır­ man­dı­rı­lan ırk­çı-şo­ven kış­kırt­ma­lar bu amaç­la kul­la­nıl­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­ dır. Sah­ne­ye ko­nu­lan se­nar­yo bel­li­dir: Ha­kim sı­nıf­lar ara­sın­da yü­rü­yen da­ laş­ta or­du mer­kez­li “la­ik”-ke­ma­list ke­ sim AKP hü­kü­me­ti­ni ala­şa­ğı et­mek is­ te­mek­te­dir. Bu­nu de­mok­ra­tik yol­lar­la yap­ma gü­cün­den an­da yok­sun­dur. Da­ha­sı AKP hü­kü­me­ti “de­mok­ra­si­yi” kul­la­na­rak “de­rin dev­let”in ha­re­ket ala­nı­nı da­ralt­mış­tır. Or­du mer­kez­li “la­ik”-ke­ma­list ke­sim hü­kü­me­ti yıp­rat­ mak ve kö­şe­ye sı­kış­tır­mak için Kürt so­ru­nu­nu kul­lan­mak is­te­mek­te­dir. Bu­ nun so­nu­cu ola­rak PKK ey­lem­le­ri­nin art­ma­sı “as­ke­rin du­ru­ma da­ha faz­la el koy­ma­sı”, aza­lan et­kin­li­ği eli­ne ge­ çir­me­si­ni be­ra­be­rin­de ge­ti­re­cek­tir. So­ ka­ğın/ül­ke­nin ka­rış­ma­sı, olay­la­rın tır­ man­ma­sı AKP hü­kü­me­ti­ni “acz için­de ka­lan” bir hü­kü­met ola­rak yıp­ra­ta­cak, ay­nı za­man­da kış­kır­tı­lan Türk şo­ve­ niz­mi üze­rin­den par­la­men­to dı­şın­da ka­lan MHP, DSP gi­bi par­ti­ler­le, par­la­ men­to­da ol­ma­sı­na rağ­men cı­lız kal­mış ANAP, DYP gi­bi par­ti­ler güç­len­me­ye ça­lı­şa­cak­lar­dır. AKP’nin yıp­ran­ma­sı ve “gü­ven or­ta­mı­nın bo­zul­ma­sı” sü­ re­ci er­ken se­çi­min de da­ha çok dil­len­ di­ril­di­ği bir dö­nem ola­cak­tır. AKP bir er­ken se­çi­me gir­me­yi red­det­ti­ği ko­şul­ lar­da baş­ka yol­lar –CHP’nin si­ne-i mil­ le­te dön­me­si, AKP’nin par­ça­lan­ma­sı ve ye­ni grup­la­rın kop­ma­sı gi­bi– de­ne­ ne­cek­tir. Irk­çı­lı­ğın ve şo­ve­niz­min kış­kır­tıl­ ma­sı oyu­nu teh­li­ke­li bir oyun­dur; ne­ re­de son­la­na­ca­ğı bel­li de­ğil­dir. Son ya­şa­nan olay­la­rın gös­ter­di­ği ger­çek­ler­ den bi­ri­si ha­kim sı­nıf si­ya­set­çi­le­ri­nin ik­ti­dar da­la­şın­da Kürt­le­rin kur­ban se­ çil­di­ği­dir. Kürt­le­rin kur­ban edil­me­si si­ya­se­tin­de de Türk iş­çi ve emek­çi­le­ri araç ola­rak kul­la­nıl­mak; her iki ulus­ tan emek­çi­ler bir­bi­ri­ne dü­şü­rül­mek is­ ten­mek­te­dir. Fil­ler te­pin­mek­te, çi­men­ ler ezil­mek­te­dir. Ha­kim sı­nıf­la­rın ken­di ara­la­rın­da­ki kav­ga­la­rı ob­jek­tif ola­rak iş­çi sı­nı­fı­nın ken­di so­run­la­rın­dan uzak­laş­tı­rıl­ma­sı­ nın bir ara­cı ola­rak da hiz­met gö­rü­yor. İş­çi­ler, emek­çi­ler ha­kim sı­nıf­la­rı­n şu ya da bu ke­si­mi­nin pe­şi­ne ta­kıl­mak,




gündem bir­bir­le­ri­ne dü­şü­rül­mek; böy­le­ce iş­çi sı­nı­fı için­de­ki bö­lün­me ve par­ça­lan­ma­ de­rin­leş­ti­ril­me­k is­te­ni­yor. Irk­çı-şo­ven kış­kırt­ma iş­çi sı­nı­fı­na yö­ne­lik sal­dı­rı­ la­rın üze­ri­ni ör­ten bir per­de iş­le­vi gö­ rü­yor. İş­çi sı­nı­fı­na yö­ne­lik sal­dı­rı­lar yo­ğun­ laş­tı­rı­lı­yor: Özel­leş­ti­ril­me sal­dı­rı­sı bo­ yut­la­nı­yor. İş­siz­lik ar­tı­yor. Re­el üc­ret­ ler dü­şü­rü­lü­yor. Do­lay­lı ve doğ­ru­dan ver­gi­ler ar­tı­rı­lı­yor vb. vb. Bu sal­dı­rı­lar kar­şı­sın­da iş­çi­ler, emek­ çi­ler oy­na­nan oyu­nu gör­me­li; de­rin­leş­ ti­ril­mek is­te­nen sı­nı­fın bö­lün­me­si­ne ve sal­dı­rı­la­ra kar­şı sı­nıf bir­li­ği­ni sağ­la­ ma­lı, ör­güt­len­me­li ve mü­ca­de­le et­me­li­ dir­ler.

Em­per­ya­list bar­bar­lı­ğın bi­ri­cik al­ter­na­ti­fi dev­rim­dir, sos­ya­lizm­dir!

Öl­dü­ren Kat­ri­na de­ğil

k a­ p i­ t a­ l i z m !

için gün­ler­ce kı­lı­nı kı­pır­dat­ma­yan bur­ ju­va­zi­nin ilan et­ti­ği sı­kı­yö­ne­ti­min na­ sıl bar­bar­ca uy­gu­lan­dı­ğı­nı, sor­gu­suz su­al­siz vur em­ri­nin em­per­ya­list bir ül­ke­de na­sıl bu­gün­den ya­rı­na ve­ri­le­bil­ di­ği­ni ve uy­gu­lan­dı­ğı­nı gör­dük. An­la­ mak is­te­ye­ne çok şey an­lat­tı Kat­ri­na is­mi ve­ri­len ka­sır­ga.

AZ­DI­RI­LAN IRK­ÇI­LI­ĞA VE ŞO­VE­NİZ­ME KAR­ŞI GÜÇ­LÜ MÜ­CA­DE­LE!

Olay­lar kar­şı­sın­da sı­nıf bi­linç­li iş­çi­ler baş­ta ol­mak üze­re çe­şit­li ulus ve mil­ li­yet­ler­den iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin yap­ ma­sı ge­re­ken şey, az­dı­rı­lan ırk­çı­lı­ğa ve şo­ve­niz­me kar­şı “halk­la­rın kar­deş­li­ ği­ne” vur­gu ya­pan mü­ca­de­le­yi yük­selt­ mek­tir. Ha­kim sı­nıf­la­rın ken­di ara­la­rın­da­ki da­laş­ta Kürt, Türk, Laz, Çer­kes… tüm çe­şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­den iş­çi­ le­rin, emek­çi­le­rin bir çı­ka­rı yok­tur. Han­gi ke­si­min tem­sil­ci­si olur­sa ol­sun ha­kim sı­nıf­la­rın tü­mü; on­la­rın dev­ le­ti, hü­kü­me­ti iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin düş­ma­nı­dır… On­la­rın halk­la­rı bir­bir­ le­ri­ne kar­şı kış­kırt­ma ve olay­la­rın bir “iç sa­va­şa” dö­nüş­tü­rül­me­si plan­la­rı­nı boz­mak için mil­li­ye­ti, di­li, ulu­sal kim­ li­ği… ne olur­sa ol­sun; tüm ka­dın ve er­kek iş­çi­le­ri, emek­çi­le­ri ha­kim sı­nıf­ la­rın ik­ti­dar da­la­şı­nın bir par­ça­sı ola­ rak sah­ne­ye koy­duk­la­rı bu tür teh­li­ke­li oyun­lar kar­şı­sın­da du­yar­lı ol­ma­ya, bu tür oyun­la­ra kar­şı or­tak mü­ca­de­le cep­he­sin­de, sö­mü­rü­cü dü­ze­ne kar­şı, üc­ret­li kö­le­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le­ye ça­ğı­ rı­yo­ruz. Biz, çe­şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­den iş­çi­ le­rin, emek­çi­le­rin düş­ma­nı bir­dir: Sö­ mü­rü­cü sis­tem! Biz, çe­şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­den iş­çi­ le­rin, emek­çi­le­rin he­de­fi bir­dir: Sö­mü­ rü­cü sis­te­mi yık­mak! Biz, çe­şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­den iş­ çi­le­rin, emek­çi­le­rin mü­ca­de­le­si de bir ol­mak zo­run­da­dır! Çağ­rı­mız; çe­şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­ den iş­çi­le­ri, emek­çi­le­ri sı­nıf kar­deş­li­ğin­ den ko­pa­rıp ken­di ik­ti­dar da­laş­la­rı­na alet eden, ken­di iğ­renç po­li­ti­ka­la­rı­na des­tek ver­me­ye ça­ğı­ran; ken­di kuy­ruk­ la­rı­na tak­tık­la­rı bi­linç­siz iş­çi, emek­çi yı­ğın­la­rı baş­ka bir ulu­sun iş­çi­le­ri­ne, emek­çi­le­ri­ne sal­dır­tan sö­mü­rü­cü sı­nıf­ la­ra, on­la­rın dev­le­ti­ne, sis­te­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le çağ­rı­sı­dır!



Ey­lül 2005 ✓

Ge­li­yo­rum di­yen fe­la­ket, ne­den­le­ri ve bur­ju­va­zi­nin ha­zır­lı­ğı…

H

er yıl ye­ni­den ilan edi­len “yüz­ yıl fe­la­ket­le­ri”ne bir ye­ni­si ek­ len­di. Bu kez fe­la­ket re­sim­le­ri yok­sul bir ül­ke­den de­ğil, dün­ya­nın en zen­gin ül­ke­si, dün­ya he­ge­mon­ya­sı da­la­ şın­da ba­şı çe­ken ABD’den gel­di. Yok­sul ül­ke­ler­den gör­me­ye alı­şık ol­du­ğu­muz aç, su­suz, dok­tor­suz, yar­dım is­te­yen in­ san re­sim­le­ri, so­kak­lar­da su­da yü­zen ölü in­san re­sim­le­ri, çöp ku­tu­la­rın­da yi­ye­cek ara­yan in­san re­sim­le­ri, bu kez ABD’den ya­yın­lan­dı. Can­lı ya­yın­lar­da yi­ye­cek bul­ma pe­şin­de yağ­ma­la­yan in­san re­sim­le­ri, si­lah el­de kü­çük ik­ti­ dar­lar ku­ran çe­te re­sim­le­ri, ev­le­ri­nin üze­ri­ne bü­yük harf­ler­le “Si­lah­lı­yım, gi­ re­ni vu­ru­rum!” ya­zan in­san re­sim­le­ri gör­dük. Ka­sır­ga­nın ya­kıp yık­tı­ğı ev­ler ma­hal­le­ler gör­dük. Dün­ya­nın en zen­ gin ül­ke­sin­de gün­ler­ce elekt­rik­siz, su­ suz ka­lan kent­ler, in­san­lar gör­dük. Bu ara­da dev­le­tin güç gös­te­ri­si­ni, yar­dım

Ka­sır­ga­lar mil­yon­lar­ca yıl­dır ya­şa­nan do­ğal olay­lar. Bun­la­rın na­sıl oluş­tu­ğu ko­nu­sun­da bu­gün ye­te­rin­ce ve­ri ve bil­gi var. Ok­ya­nus­lar­da su yü­ze­yi­nin 26 de­re­ce ve üze­ri­ne çık­ma­sı du­ru­mun­da olu­şan ha­va akım­la­rı­nın sar­mal bir bi­çim­de bir­leş­me­si, iler­le­me­si ve hep ye­ni ha­va akım­la­rı­nı ken­di­ne kat­ma­sı ile olu­şan ka­sır­ga­la­rın bir bö­lü­mü ha­re­ ket­le­rin­de ka­ra­ya va­rıp, yer­le­şim alan­ la­rı­na rast­la­dık­la­rın­da yı­kı­cı güç­le­ri yer­le­şim alan­la­rı­nı vu­ru­yor. 200 km/h ve üze­rin­de bir hız­la esen fır­tı­na­lar önün­de­ki her mad­de­yi vu­ru­yor, he­le­ zo­ni ha­re­ket önü­ne ge­len mad­de­le­ri ye­ rin­den kal­dı­rıp, gö­tü­re­bil­di­ği ye­re ka­ dar ta­şı­yor. Bu ara­da çok­luk­la ka­sır­ga­ lar bü­yük fır­tı­na­lı yağ­mur­lar­la bir­lik­te ge­li­yor. Bi­lim ka­sır­ga­la­rı ha­fif­ten, en ağı­ra doğ­ru 5 ka­te­go­ri­ye ayır­mış. Ok­ ya­nus­lar üze­rin­de olu­şan ka­sır­ga­la­rın han­gi yön­de na­sıl bir hız­la iler­le­ye­ce­ği, ka­ra­ya, yer­le­şim yer­le­ri­ne na­sıl ve ne za­man va­ra­ca­ğı, şid­de­ti­nin ne ola­bi­le­ ce­ği ön­ce­den öngörülebi­li­yor. Ağus­tos ayı so­nun­da ABD’nin gü­ neydo­ğu eya­let­le­ri­ni vu­ran Kat­ri­na adı ve­ri­len ka­sır­ga At­lan­tik ok­ya­nu­su üze­rin­de olu­şup 26 Ağus­tos­’ta Flo­ri­da üze­rin­den geç­ti­ğin­de he­nüz en ha­fif ka­te­go­ri­de (1. Ka­te­go­ri) bir ka­sır­ga idi. Flo­ri­da üze­rin­den ge­çen Kat­ri­na yü­ ze­yi 26 de­re­ce­nin üze­rin­de ısı­ya sa­hip Mek­si­ka kör­fe­zin­de sı­cak-nem­li ha­va kit­le­le­ri­ni eme­rek (Hur­ri­kan/Ura­ğan) gü­cü­nü 3. ka­te­go­ri­de bir ka­sır­ga­ya yük­ sel­te­rek yo­lu­na de­vam et­ti. Bir gün son­ra 28 Ağus­tos­’ta ar­tık en güç­lü ka­te­ go­ri­de bir ka­sır­ga (Hur­ri­kan/Ura­ğan) idi. Ha­re­ket et­ti­ği yön­de Mis­si­si­pi, Lo­ ui­si­ana ve Ala­ba­ma eya­let­le­ri var­dı. Lo­ui­si­ana eya­le­ti­nin ka­sır­ga­lar bağ­la­ mın­da za­ra­ra en faz­la açık kent­le­rin­ den bi­ri New Or­le­ans’­tı. Bu­ra­da bir pa­ran­tez açıp ne­den New

Or­le­ans so­ru­su­na ce­vap ve­re­lim…

New Or­le­ans ve su bas­kı­nı teh­li­ke­si…

New Or­le­ans çok de­ğil bun­dan 300 yıl ka­dar ön­ce in­san­sız ba­tak­lık bir böl­ge idi. 1718'de, Ame­ri­ka­’nın sö­mür­ge­leş­ ti­ril­me­si sü­re­cin­de Fran­sız­lar bu­ra­da bir yer­le­şim mer­ke­zi kur­ma­ya baş­la­dı­ lar. Üç ta­ra­fı su ile çev­ri­li, bir ya­nın­da Pontc­hart­ra­in gö­lü, bir ya­nın­da Mis­si­ si­pi neh­ri del­ta­sı, bir ya­nın­da ise Mek­ si­ka kör­fe­zi olan bir alan­dı bu­ra­sı. Su­lar yük­sel­di­ğin­de al­çak böl­ge­ler su al­tın­da ka­lı­yor­du. İlk yer­le­şim yer­le­ri bu yüz­ den yük­sek yer­ler­de idi. Gi­de­rek şe­hir bü­yü­dü, ba­tak­lık ku­ru­tul­ma­ya, bent­ler ku­ru­la­rak al­çak böl­ge­ler­de yer­le­şim yer­ le­ri açıl­ma­ya baş­lan­dı. So­nuç­ta or­ta­ya do­ğal coğ­ra­fi ya­pı­yı hi­çe sa­yan bir bü­ yük şe­hir çık­tı. Öy­le bir şe­hir ki, tüm yer­le­şim ala­nı­nın % 80’i, ve tüm şe­hir mer­ke­zi de­niz se­vi­ye­si­nin al­tın­da. Şe­ hir mer­ke­zin­de de­rin­lik de­niz se­vi­ye­ si­nin 1,5 met­re ve da­ha faz­la al­tın­da. Şe­hir mer­ke­zi­ni bir ta­raf­ta, Mis­si­si­pi neh­ri­nin her yıl ya­şa­nan su bas­kın­la­ rı­na kar­şı de­niz se­vi­ye­sin­den yük­sek­ li­ği 6,5 met­re­yi bu­lan bir bent, di­ğer ta­raf­ta yü­zey­de de­niz se­vi­ye­sin­den 31 cm yük­sek­te olan Pontc­hart­ra­in gö­ lün­den, de­niz se­vi­ye­sin­den yük­sek­li­ği 4,42 m olan bir bent ayı­rıp, ko­ru­yor. Gö­lün ve neh­­rin su­la­rının yük­sel­me­si ha­lin­de ya­yı­la­bi­le­ce­ği alan yok. Böy­le bir yer­le­şim do­ğa­nın nor­mal dön­gü­sü için­de fe­la­ke­te “gel” di­yen bir yer­le­şim. Fa­kat böl­ge­nin pet­rol böl­ge­si ol­ma­sı, ABD’nin pet­ro­lü­nün ço­ğu­nu ik­mal et­ ti­ği Mek­si­ka Kör­fe­zin­de en bü­yük li­ma­ nın ol­ma­sı böy­le bir yer­le­şi­mi ge­rek­li kı­lı­yor. Kâr, en kı­sa za­man­da aza­mi kâr, “biz her şe­yi ya­pa­rız, do­ğa­ya hük­ me­de­riz” an­la­yı­şı bu gi­bi yer­le­şim si­ ya­set­le­ri­ni gün­de­me ge­ti­ri­yor. So­nuç eğer do­ğa­ya uy­gun yer­le­şim si­ya­se­ti iz­ len­se, in­san­la­ra bel­ki hiç za­rar ver­me­ ye­cek olan do­ğal olay­la­rı, in­san­lar için, en baş­ta da ta­bii yok­sul­lar için, bü­yük fe­la­ket ha­li­ne ge­ti­ri­yor. New Or­le­ans ken­ti­nin ya­şa­dı­ğı ilk “do­ğal fe­la­ket” de­ğil Kat­ri­na ka­sır­ga­sı. 1927’de Mis­si­si­pi ola­ğa­nüs­tü ya­ğış­lar so­nu­cu ya­ta­ğın­dan ta­şı­yor ve New Or­ le­an­s’ın önem­li bö­lü­mü su­lar al­tın­da ka­lı­yor. 700 bin ki­şi ev­siz ka­lı­yor. Kaç ölü ol­du­ğu bi­lin­mi­yor.


gündem 1957’de Aud­rey ka­sır­ga­sı ka­ra­da 40 km iç­le­re ka­dar gi­ri­yor. So­nuç yüz­ler­ce ölü. 1957’de şe­hir Betsy isim­li ka­sır­ga so­ nu­cun­da yi­ne su­la­ra gö­mü­lü­yor. Bü­tün bun­la­rın bil­gi­si­ne sa­hip bi­lim adam­la­rı her önem­li ka­sır­ga­da, eğer ka­sır­ga bu kent yö­nün­de bir yön tut­ tu­ra­cak­sa, ken­tin bo­şal­tıl­ma­sı ge­rek­ ti­ği ko­nu­sun­da uya­rı­yor­lar. En yük­sek de­re­ce­de bir “hur­ri­kan”ın doğ­ru­dan ken­ti vur­ma­sı ha­lin­de ne­ler ola­bi­le­ce­ği ko­nu­sun­da ya­pıl­mış araş­tır­ma­lar, or­ ta­ya kon­muş so­nuç­lar, alın­ma­sı ge­re­ ken ted­bir öne­ri­le­ri var. Pro­jek­si­yon­lar ken­ti ko­ru­yan bent­le­rin 3 şid­de­tin­de bir ka­sır­ga­ya da­ya­na­bi­le­ce­ği­ni, da­ha yük­sek de­re­ce­de bir ka­sır­ga­da bent­le­ rin de­lin­me, yı­kıl­ma ola­sı­lı­ğı­nın ol­ du­ğu­nu ön­gö­rü­yor. Yi­ne araş­tır­ma­lar bir ka­sır­ga du­ru­mun­da ken­ti bo­şalt­ma çağ­rı­sın­da, ken­tin en azın­dan dört­te bi­ri­nin ken­ti terk et­me­ye­ce­ği­ni, ya da terk ede­cek im­kân­la­ra sa­hip ol­ma­dı­ ğı­nı gös­te­ri­yor.

Ken­ti terk edin çağ­rı­sı ve son­ra­sı…

Bü­tün bun­lar or­ta­da iken ve 28 Ağus­ tos’­ta Kat­ri­na 5 gü­cün­de bir ka­sır­ga ha­ li­ne ge­lip, Mis­si­si­pi eya­le­tin­de bü­yük bir yı­kı­ma yol aça­rak, Lo­ui­si­ana eya­ le­tin­de önü­ne ge­le­ni yı­ka­rak New Or­ le­an­s’a doğ­ru iler­ler­ken, ni­ha­yet o za­ man res­mi ağız­lar­dan hal­ka ken­ti terk et­me çağ­rı­sı ya­pı­lı­yor. Çağ­rı ya­pı­lı­yor, ama bu çağ­rı­yı uy­gu­la­mak için dev­le­ tin in­san­la­ra sun­du­ğu en kü­çük bir yar­dım yok. Şeh­rin zen­gin­le­ri za­ten ön­ ce­den uçak­lar­la, he­li­kop­ter­ler­le vb. şe­ hir­den ay­rıl­mış­tır. Çağ­rı üze­ri­ne özel ara­ba­la­ra sa­hip olan­lar, pa­ra­sı olup da pa­nik için­de şeh­ri tren­le, ha­va­yo­luy­la vb. ter­kede­bi­le­cek araç­lar­da terk ede­bi­ len­ler şeh­ri terk edi­yor. Ge­ri­ye ço­ğun­ lu­ğu si­yah olan ça­re­siz yok­sul­lar ka­lı­ yor. Bu bağ­lam­da şun­la­rın bi­lin­me­si ge­rek: Hur­ri­kan ön­ce­si nü­fu­su 462 bin ki­şi olan New Or­le­ans ken­tin­de ya­şa­ yan­la­rın üç­te iki­si Af­ro­ame­ri­kanlardı (si­yah). Bun­la­rın çok önem­li bir bö­lü­ mü­nün şeh­ri terk et­mek için ye­ter­li pa­ra­sı ve­ya özel ara­ba­sı yok­tu. New Or­le­ans nü­fu­su­nun beş­te bi­ri yıl­da 10 bin do­lar­dan az ge­lir­le ge­çin­mek du­ru­ mun­day­dı. 27 bin ai­le res­mi yok­sul­luk sı­nı­rı al­tın­da ya­şı­yor­du. Bu zo­run­lu ola­rak kent­te ka­lan­la­rın bir bö­lü­mü va­li­lik ta­ra­fı­n­dan üze­ri ka­pa­lı bü­yük fut­bol are­na­sı­na sı­ğın­ma­ya çağ­rıl­dı. 60 bi­ne ya­kın ki­şi Su­per­dom adı ve­ri­len üze­ri ka­pa­lı stad­yum­da top­lan­dı. Ege­ men­le­rin bek­len­ti­si, ka­sır­ga­nın bi­raz yı­kın­tı ile ge­çip gi­de­ce­ği, bir­kaç sa­at son­ra­sın­da her­ke­sin evi­ne dö­ne­ce­ği yö­ nün­de idi. Öy­le ol­ma­dı. “Kö­tüm­ser­lik” “her şe­ye ka­ra göz­lük­ler­le bak­mak”la suç­la­nan ki­mi bi­lim adam­la­rı­nın fe­la­ ket se­nar­yo­su ger­çek ol­du. Kor­kunç fır­tı­na­da yük­se­len Mis­si­si­pi, ken­di­ni

diz­gin­le­me­ye ça­lı­şan ben­ti bir­kaç ye­ rin­den del­di. Di­ğer yan­dan Mek­si­ka kör­fe­zin­de yük­se­len su­la­rın da şeh­ri bas­ma­sı ile şe­hir kı­sa sü­re için­de su al­ tın­da kal­dı. Elekt­rik­ler, su­lar ke­sil­di. Bir­kaç sa­at­lik bir “fe­la­ket”e ha­zır­la­nan ege­men­ler ne ya­pa­cak­la­rı­nı şa­şır­dı­lar. Bir­kaç sa­at­lik yi­ye­cek, içe­cek kı­sa sü­ re­de tü­ken­di. Et­ra­fı su­lar­la çev­ri­li, bü­ yük ço­ğun­lu­ğu si­yah, on­bin­ler­ce yok­ sul in­san aç, su­suz, elekt­rik­siz, ilaç­sız, her tür­lü sıh­hi araç­tan yok­sun mah­sur kal­dı. Dün­ya­nın en zen­gin ül­ke­sin­de, bu ül­ke­nin yok­sul­la­rı­nın ger­çek du­ru­

ik­ma­li­nin önem­li bö­lü­mü­nün Mek­si­ka kör­fe­zin­den ya­pıl­dı­ğı­nın bi­lin­cin­de, Kat­ri­na’nın kör­fez­de­ki bir­kaç pet­rol plat­for­mu­na ağır za­rar ver­di­ği­nin bi­ lin­cin­de, pet­rol fi­yat­la­rı­na ye­ni zam­lar bin­dir­di­ler. Ham pet­rol va­ril fi­ya­tı 70 do­lar sı­nı­rı­nı aş­tı. Kat­ri­na bu an­lam­da yok­sul­lar için fe­la­ket olur­ken, ör­ne­ğin pet­rol te­kel­le­ri için kâr­la­rı­nı art­tır­ma­ nın bir ara­cı ol­du. O pet­rol te­ke­lle­ri ki za­ten akıl al­maz kâr­lar­la ça­lı­şı­yor. Ex­ xon Mo­bil’in net kâ­rı 2005 yı­lı­nın ilk 6 ayın­da bir yıl ön­ce­nin ay­nı dö­ne­mi ile kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da % 38 ar­ta­rak 15,

HER YIL “YÜZ­YI­LIN FE­LA­KET­LE­Rİ”NE YE­Nİ­LE­Rİ EK­LE­Nİ­YOR… DÜN­YA­NIN EN ZEN­GİN ÜL­KE­Sİ ABD’DE BİR KA­SIR­GA VE SU BAS­KI­NI BİN­LER­CE EMEK­Çİ­NİN CA­NI­NA MAL OL­DU! DO­ĞA FE­LA­KET­LE­Rİ­NİN İN­SAN­LA­RA BUN­CA ZA­RAR VER­ME­Sİ­NİN SO­RUM­LU­SU AZA­Mİ KÂR DÜR­TÜ­SÜ ÜZE­Rİ­NE KU­RU­LU KA­Pİ­TA­LİZM­DİR! mu­nu bü­tün dün­ya ib­ret­le gör­dü. Yi­ne bü­tün dün­ya bur­ju­va­zi için önem­li ola­ nın ne ol­du­ğu­nu da gör­dü. New Or­le­ ans’a su­suz in­san­la­ra su, aç in­san­la­ra yi­ye­cek gö­tü­rül­me­sin­den ön­ce ör­güt­le­ nen, ola­sı bir is­ya­nın bas­tı­rıl­ma­sı için di­şi­ne tır­na­ğı­na ka­dar si­lah­lı, el­le­ri te­ tik­te ve vur em­ri­ne sa­hip as­ker­ler, özel tim­ler vb. ol­du. New Or­le­ans su al­tın­da kal­dık­tan altı gün son­ra ni­ha­yet mer­ke­zi ola­rak ör­güt­le­nen yar­dım New Or­le­an­s’a ak­ ma­ya baş­la­dı. Bur­ju­va­zi New Or­le­an­s’ı, onu ye­ni­den in­şa et­mek id­di­asıy­la bo­ şalt­ma ka­ra­rı al­dı ve bu­nu uy­gu­la­ma­ya koy­du. Evin­den çık­mak is­te­me­yen­ler yer yer si­lah zo­ruy­la çı­ka­rıl­dı.

Kat­ri­na­nın za­rar bi­lan­ço­su… Şim­di­lik ölü sa­yı­sı­nın ne ol­du­ğu ke­ sin ola­rak bi­lin­mi­yor. 900’e ya­kın ölü sa­yıl­mış du­rum­da. Fa­kat “te­miz­lik” ça­lış­ma­la­rı sü­rü­yor. Tüm Lou­isi­ana eya­le­tin­de 9200 ki­şi için res­mi ka­yıp baş­vu­ru­su var. Ya­ra­lı­lar on­bin­ler­le sa­ yı­lı­yor. Dev­le­tin 2000 yı­lın­da ka­bul et­ti­ği ve ilan et­ti­ği kı­yı böl­ge­le­ri­nin gü­ven­li­ ği­nin sağ­lan­ma­sı için ay­rı­lan pa­radan Lo­u­isia­na eya­leti­ne dü­şen pay 50 yıl­lık bir dö­nem için 14 mil­yar do­lar­dı. Yal­ nız­ca bu ka­sır­ga­da, yal­nız­ca New Or­le­ ans ken­tin­de­ki za­ra­rın 50 mil­yar do­lar ci­va­rın­da ol­du­ğu var sa­yı­lı­yor.

Kat­ri­na­nın kar bi­lan­ço­su… Kat­ri­na ön­ce­lik­le ABD’nin gü­neydo­ğu eya­let­le­rin­de si­yah yok­sul hal­ka da­ha faz­la yok­sul­luk, evi­ni yur­du­nu terk ve ölüm ge­ti­rir­ken, ki­mi­le­ri için kâr­la­rı­nı art­tır­ma­nın bir ara­cı ol­du. Bü­yük pet­rol te­kel­le­ri ABD’nin pet­rol

5 mil­yar do­la­ra var­mış­tı. BP’nin ay­nı dö­nem için net kâ­rı 12, 2 mil­yar do­lar, Ro­yal Dutch Shell’in kâ­rı 11, 9 mil­yar do­lar­dı. Şim­di kuş­ku­suz New Or­le­ans’ın te­ miz­len­me­si, ye­ni­den in­şa­sı da bir di­zi te­ke­lin kâ­rı­na kâr kat­ma­sının bir ara­cı ola­cak. O yüz­den tu­zu ku­ru­wwla­rın do­ğal fe­la­ket­ler kar­şı­sın­da dök­tük­le­ri yaş­lar tim­sah gözyaş­la­rı­dır. On­lar için do­ğal fe­la­ket­ler de as­lın­da ye­ni aza­mi kâr­la­rın çı­kış nok­ta­la­rı­dır. New Or­ le­ans so­mu­tun­da ay­rı­ca bu fe­la­ke­tin şim­di bir çe­şit et­nik te­miz­lik için kul­ la­nıl­ma­sı ola­sı­lı­ğı­na da bir di­zi ay­dın dik­kat çek­mek­te­dir. Si­yah nü­fu­sun bu ka­dar yo­ğun ol­ma­sı bur­ju­va­zi­nin “ge­ nel hu­zur”u açı­sın­dan pek uy­gun bir şey de­ğil­dir. Şim­di bo­şal­tıl­mış olan New Or­le­ans nü­fu­su­nun bir ço­ğu kul­ la­nıl­maz ha­le gel­miş olan es­ki ev­le­ri­ne ye­ni­den ge­ri dön­me­le­ri ve yer­leş­me­le­ri de mut­lak ge­rek­li­lik de­ğil­dir. Bu fe­la­ke­ tle şim­di New Or­le­ans nü­fu­su­nun be­ yaz nü­fus le­hi­ne de­ğiş­ti­ril­me­si müm­ kün­dür.

Ka­sır­ga­la­rın sık­lı­ğı­nın ve şid­de­ti­nin art­ma­sı­nın ne­de­ni glo­bal ısın­ma so­nu­cu ik­lim de­ği­şik­li­ği­dir… Baş­tan söy­le­dik: Her yıl ye­ni­den yüz­yıl fe­la­ke­ti ola­rak ad­lan­dı­rı­lan do­ğal fe­la­ ket ha­ber­le­ri ka­sıp ka­vu­ru­yor or­ta­lı­ğı. Dep­rem­ler, tsu­na­mi­ler, ka­sır­ga­lar, sel bas­kın­la­rı bo­yut­la­rı bü­yü­ye­rek ve sık­ lı­ğı ar­ta­rak ge­li­yor­lar. Yüz­yı­lın ilk beş yı­lın­da birçok yüz­yıl fe­la­ke­ti ya­şan­dı. Ba­tı Si­bir­ya­’da dün­ya­nın en bü­yük bu­ zu­lu eri­yor. Por­te­kiz­’de ku­rak­lık or­man yan­gın­la­rın­da ül­ke or­man­lık ala­nı­nın

bü­yük bö­lü­mü­nün yok ol­ma­sı­na yol açar­ken, Or­ta ve Gü­ney Av­ru­pa­’yı sel­ ler gö­tü­rü­yor. La­tin Ame­ri­ka’­da, Or­ta Ame­ri­ka’­da ka­sır­ga üze­ri­ne ka­sır­ga ya­ şa­nı­yor, bun­la­rın şid­de­ti her ge­çen gün ar­tı­yor. En son ola­rak Kat­ri­na’da bu ge­ liş­me­nin fe­la­ket­li so­nuç­la­rı­nı ABD’de ya­şa­dık. Şim­di ege­men­le­rin bir bö­ lü­mü, ka­der di­yor, do­ğal fe­la­ket di­yor, ka­yıp­la­rın ne­de­ni­ni do­ğal fe­la­ket ola­ rak gös­te­ri­yor, bu so­nu­cun ka­çı­nıl­maz ol­du­ğu­nu söy­lü­yor vb. Yu­kar­da ka­sır­ga­ nın bir do­ğa ola­yı ol­du­ğu­nu ve mil­yon­ lar­ca yıl­dır ka­sır­ga­la­rın ol­du­ğu­nu söy­ le­dik. Bu ol­gu. Bu ol­gu ol­du­ğu ka­dar, ka­sır­ga­la­rın in­san­lar için bu bo­yut­ta fe­la­ket­li so­nuç­la­ra yol aç­ma­sı­nın do­ğa de­ğil in­san işi ol­du­ğu da bir ol­gu. Bu bağ­lam­da ör­ne­ğin yer­le­şim po­li­ti­ka­sı­ nın bun­da oy­na­dı­ğı ro­lü New Or­le­ans so­mu­tun­da yu­kar­da or­ta­ya koy­ma­ya ça­lış­tık. Di­ğer yan­dan ka­sır­ga­la­rın şim­di­ler­de sık­laş­ma­sı ve şid­det­le­ri­nin art­ma­sı da, ay­nı bu­zul­la­rın eri­me­si, bir yan­dan ku­rak­lı­k ar­tar­ken, bir yan­ dan su bas­kın­la­rı­nın sel­le­rin art­ma­sı ve bun­la­rın ağır za­rar ver­me­si de do­ğa de­ğil in­san işi­dir. Bü­tün bu ge­liş­me­le­ rin mad­di te­me­li glo­bal ısın­ma­dır. Son yüz­yıl­da dün­ya­nın or­ta­la­ma ısı­sı yük­ sel­miş­tir, yük­sel­me­ye de­vam et­mek­te­ dir. Bu ısı yük­sel­me­sin­de at­mos­fer­de­ki kar­bon­di­ok­sit ga­zı ar­tı­şı, at­mos­fer­de açı­lan yi­ne in­san, ka­pi­ta­list en­düst­ri ürü­nü ozon de­li­ği vb. çok önem­li rol oy­na­mak­ta­dır. Me­te­oro­lo­ji uz­man­la­rı son 50 yıl için­de ka­sır­ga­la­rın yı­kı­cı et­ ki­si­nin % 50 art­tı­ğı tes­pi­ti­ni ya­pı­yor­lar. Ko­nu uz­ma­nı bi­lim adam­la­rı 60’lı yıl­ la­rın ba­şın­dan be­ri ge­liş­me­le­re dik­kat çek­mek­te­dir. Bu gi­di­şin dur­du­rul­ma­sı için kö­mür ve pet­rol kul­la­nı­mı­nın kı­ sıt­lan­ma­sı la­zım­dır. Ge­liş­me ise ter­si­ yön­de­dir. Ka­pi­ta­list aza­mi kâr dür­tü­sü do­ğa­ya kar­şı, do­ğa ya­sa­la­rı­nı hi­çe sa­yan, en kı­sa sü­re­de en faz­la kâr ge­tir­me üze­ ri­ne ku­ru­lu üre­tim tar­zı ve sis­te­mi ile, in­san­lı­ğın do­ğal ya­şam kay­nak­la­rı­nı ku­ru­tu­yor. ABD de yok­sul in­san­lar için Kat­ri­na’nın bun­ca fe­la­ket­li so­nuç­ la­ra yol aç­ma­sı­nın suç­lu­su ve so­rum­ lu­su ka­pi­ta­lizm­dir. Öl­dü­ren Kat­ri­na de­ğil ka­pi­ta­lizm­dir. Bu­nun kav­ran­ma­sı, ka­pi­ta­liz­min in­san­lı­ğı fe­la­ke­te sü­rük­le­di­ği­nin, ka­ pi­ta­liz­min in­san­lı­ğı bar­bar­lık için­de çö­kü­şe sü­rük­le­di­ği­nin kav­ran­ma­sı ha­ya­ti önem­de­dir. Ge­li­nen yer­de ya ka­ pi­ta­lizm iş­çi sı­nı­fı ön­der­li­ğin­de ta­ri­he gö­mü­le­cek, do­ğa tah­ri­ba­tı­na sos­ya­list bir sis­tem için­de ku­ru­la­cak do­ğay­la uyum için­de üre­tim­le son ve­ri­le­cek­tir ya da her yıl ye­ni­le­ri­ni ya­şa­ya­ca­ğı­mız ye­ni “yüz­yıl do­ğal fe­la­ket­le­ri” ile adım adım bar­bar­lık için­de çö­kü­şe yak­la­şı­la­ cak­tır. Al­ter­na­tif­ler bun­lar­dır. 16 Ey­lül 2005 ✓




yeni işçi dünyası

Mig­ros’ta pat­ro­nun de­di­ği mi ola­cak, iş­çi­le­rin de­di­ği mi?

M

ig­ros Tür­ki­ye’nin ön­de ge­len pe­ra­ken­de ti­ca­ret dev­le­rin­den bi­ri­si. Sa­hi­bi Tür­ki­ye’nin en bü­yük sö­mü­rü­cü­le­rin­ den olan Koç Hol­ding, ya­ni Türk pat­ ron. Mig­ros iş­çi­le­ri (Gi­ma ile bir­lik­te) mü­ca­de­le ile sen­di­ka­laş­ma hak­la­rı­nı pe­ra­ken­de ti­ca­ret sek­tö­rün­de ilk ka­ bul et­ti­ren­le­rin ba­şın­da ge­li­yor. Hat­ta Mig­ros iş­çi­le­ri pat­ron Koç’a kar­şı 12 Ey­lül fa­şiz­mi er­te­sin­de pe­ra­ken­de ti­ca­ ret sek­tö­rün­de en uzun gre­vi ya­pa­rak sen­di­ka­laş­ma hak­kı­na sa­hip çık­mış, en zor­lu dö­nem­de bu hak­kı­nı ko­ru­ muş ve ye­ni hak­lar al­ma­sı­nı bil­miş bir iş­çi kit­le­si. Mig­ros iş­çi­le­ri­nin bu mü­ca­ de­le­ci ge­le­ne­ği­nin do­ğal bir so­nu­cu da ça­lı­şan­la­rın ço­ğun­lu­ğu­nun sen­di­ka­lı ol­ma­sı­dır. Bu du­rum önem­li bir ka­za­nım ve önem­li bir da­ya­nak nok­ta­sı­dır. Fa­kat Mig­ros iş­çi­si­nin hem mü­ca­de­le­ci hem de sen­di­kal açı­dan ör­güt­çü ge­le­ne­ği ne ya­zık ki da­ha ile­ri­ye gö­tü­rül­me­miş, iş­ çi­ler için ye­ni ve da­ha ile­ri ka­za­nım­lar el­de et­mek ama­cı ile bir da­ya­nak nok­ ta­sı ya­pıl­ma­mış­tır. Ör­ne­ğin iş­çi­le­rin sen­di­kal ör­güt­lü­ lü­ğü, Mig­ros’ta yet­ki­li olan Tez-Ko­opİş Sen­di­ka­sı ta­ra­fın­dan özün­de ai­dat

öde­yen üye­ye in­dir­gen­miş, sen­di­ka yö­ne­ti­mi “iş­ve­ren” ile ara­sı­nı faz­la aç­ ma­mak ve boz­ma­mak için her top­lu söz­leş­me gö­rüş­me­sin­de ba­şın­dan en ge­ri üc­ret ve hak ta­lep­le­ri ile ma­sa­ya otur­muş­tur. Ör­ne­ğin da­ha ön­ce­ki im­za­la­nan top­lu söz­leş­me­de Tez-Ko­op-İş Sen­di­ ka­sı, çok uzun yıl­lar­dır ça­lı­şan­la­rın ço­ğun­lu­ğu­nun ör­güt­lü ol­du­ğu böy­le bir iş­ye­rin­de iş­çi­le­ri as­ga­ri üc­re­te mah­ kum eden an­laş­ma­ya im­za at­mış­tır.

2005 TOP­LU SÖZ­LEŞ­ME SÜ­RE­Cİ

Migros işçileri greve hazır!

M

igros Türk T.A.Ş. ile Tez-Koop-İş arasındaki 1 Mayıs 2005 tarihinde başlayan toplu sözleşme görüşmeleri ücret zammı, part-time işçilerin verilmeyen, gaspedilen sosyal hakları, çalışma düzeni ve işverenin performans primi dayatması konularında uyuş­ mazlıkla sonuçlanmıştır. 19 Temmuz 2005’te uyuşmazlık zaptı tutulmuş, girilen arabulucu evresinden de bir sonuç çıkmamıştır. Daha önceki toplu sözleşmelerde ekonomik krizi ve işverenin rekabet şartlarını öne sürerek kazanıl­ mış haklardan taviz veren, işçileri asgari ücretle yaşamayla başbaşa bırakan Tez-Koop-İş genel ve şube yönetimleri şu anda da grev kararı almamakta ve gereğini yapmamakta­ dır. Varlık nedeni üyelerinin ekonomik ve sosyal haklarını insanca yaşayacak seviyeye çıkarmak ve sınıf hareketinin sermaye karşısında daha ileri gitmesi için mücadele etmek olan sendika yönetimi işverenin anlaşmaz tutumu karşı­ sında “GREV”i neden ağzına almamakta ve grevi bir si­ lah olarak kullanmamaktadır? Bunu yapmaması için ya işçilerin grev yapmak istememesi lazım ya da sendikanın varlık nedenini işçiler olarak değil sermaye olarak görmesi gereklidir. Sözleşme sürecinde yapılan temsilci toplantılarında sen­



dika yöneticileri grevi ağzına almazken greve gitmekten bahseden ve bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapalım diyen temsilciler ve Migros’a bağlı işyerlerinde çalışan biz işçiler bunu defalarca söyledik. Ama Tez-Koop-İş’in bu tu­ tumu sendikanın işveren için var olduğunu akla getiriyor. Sermayenin asgari ücreti dahi yüksek bulduğu ve asgari ücretin düşürülmesi için hükümetle saldırı hazırlıklarına giriştiği bu dönemde Tez-Koop-İş yönetimi işbirlikçi, uz­ laşmacı tutumlarında öyle bir noktaya varmıştır ki; ken­ dilerini kurtarmak için efendilerinden üç beş kuruş dahi fazla alamamaktadır. Ve bu öyle bir noktadadır ki; Migros işvereninin işçileri daha az ücretle daha fazla çalıştırma isteklerini (performans) “siz üç beş kuruş verirseniz bunu da kabul ederiz, siz ne istediniz de biz yapmadık” dercesi­ nedir. Biz Migros işçileri uzun bir mücadele de gerektirse bu sendika ağalarını ve onların zihniyetlerini yenecek ve birliğimizi güçlendireceğiz! Biz Migros işçileri greve hazırız!!! Kahrolsun teslimiyetçiler!!! İstanbul’dan Tez-Koop-İş üyesi Migros işçileri ✓

Mig­ros iş­çi­le­ri, ge­nel­de çok uzun yıl­lar­ dır ça­lı­şan­lar da da­hil ol­mak üze­re, al­ dık­la­rı üc­ret­ler­le en te­mel ih­ti­yaç­la­rı­nı bi­le kar­şı­la­ya­ma­mak­ta­dır­lar. Üc­ret­ler ço­ğu kez ya as­ga­ri üc­ret dü­ze­yin­de ya da bi­raz üs­tün­de­dir. Enf­las­yon oran­ la­rı gö­zö­nün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da ger­çek­te Mig­ros iş­çi­le­ri son yıl­lar­da önem­li re­el üc­ret dü­şü­şü ya­şa­mış­lar­ dır. Fa­kat Mig­ros pat­ro­nu her yıl hem ci­ro­su­nu hem de kâ­rı­nı hız­la ar­tır­mak­ ta­dır. Ser­ma­ye­dar Koç Mig­ros iş­çi­si­nin sö­mü­rü­sü­nü de ar­tı­ra­rak zen­gin­li­ği­ne zen­gin­lik kat­mak­ta­dır. Ama sa­hip ol­ du­ğu zen­gin­lik, iş­çi­ler­den yü­rüt­tü­ğü kâr­lar yet­me­mek­te; da­ha faz­la kâr, da­ha faz­la zen­gin­lik bi­ri­ki­mi is­te­mek­ te­dir. Bu yüz­den Mig­ros pat­ro­nu bu yıl­ki top­lu söz­leş­me­ler­de da­ha sert, da­ha yüz­süz ta­lep­ler­le top­lu söz­leş­me ma­sa­sı­na otur­muş­tur. Bir­ baş­ka önem­li fak­tör ise, ül­ke­ miz­de son yıl­lar­da pe­ra­ken­de ti­ca­ret sek­tö­rün­de ar­tan re­ka­bet­tir. Al­man­ Met­ro Gro­up, İn­gi­liz Tes­co (Ki­pa ma­ ğa­za­la­rı sa­hi­bi), Fran­sız Car­re­fo­ur (Sa­ban­cı Hol­ding­le or­tak) gi­bi ya­ban­cı ti­ca­ret dev­le­ri­nin ya­nı­sı­ra Gi­ma gi­bi ge­le­nek­sel yer­li ra­kip­ler ara­sın­da kı­ya­ sı­ya bir re­ka­bet ça­tış­ma­sı ya­şan­mak­ta ve ar­ta­rak de­vam et­mek­te­dir. Pi­ya­sa­ya BİM gi­bi kı­sa dö­nem­de or­ta­ya çı­kan ve hız­la bü­yü­yen ye­ni yer­li ra­kip­le­rin çık­ ma­sı bu re­ka­be­ti da­ha da kı­zış­tır­mış­ tır. Ame­ri­kan Wal­mart gi­bi dün­ya­nın en bü­yük ti­ca­ret de­vi­nin de Tür­ki­ye pa­ za­rı­na gir­me­si de bek­len­me­li­dir. Mig­ros pat­ron­la­rı gi­de­rek ar­tan ve şid­det­le­nen re­ka­bet or­ta­mın­da ba­şa­rı­lı ol­ma­nın ve ga­lip­ler ara­sın­da yer al­ma­ nın te­mel kıs­ta­sı­nın da­ha faz kâr, da­ha faz­la sö­mü­rü ol­du­ğu­nu, şim­di­ki ve ya­kın dö­nem­de pi­ya­sa­ya gi­re­cek ra­kip­ le­rin­den da­ha avan­taj­lı bir ko­num­da ol­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni çok iyi bil­mek­


yeni işçi dünyası te­dir­ler. Bu yüz­den Mig­ros pat­ro­nu 2005 top­lu söz­leş­me gö­rüş­me­le­ri­ne da­ha sert, da­ha yüz­süz ta­lep­ler­le otur­ muş­tur. Yer­li ve ya­ban­cı bü­yük ti­ca­ret dev­le­ ri­nin Tür­ki­ye pa­za­rın­da da ar­tan re­ka­ bet­le­ri­nin ka­çı­nıl­maz bir so­nu­cu ise, tüm top­tan ve ti­ca­ret sek­tö­rün­de hız­lı bir te­kel­leş­me­nin ya­şan­ma­sı, ge­le­nek­ sel ve kü­çük dük­kân, kü­çük çar­şı, kü­ çük ye­rel pa­zar üze­ri­ne otu­ran şim­di­ye ka­dar­ki ti­ca­ret sek­tö­rü­nün gi­de­rek çok hız­lı bir bi­çim­de çok az sa­yı­da bir­kaç bü­yük yer­li ve ya­ban­cı ti­ca­ret im­pa­ra­ tor­lu­ğu­nun kont­ro­lü ve de­ne­ti­mi al­ tı­na alın­ma­sı­dır. Bü­yük ve or­ta bü­yük­ lük­te­ki kent­ler­le, önem­li tu­rizm mer­ kez­le­rin­de­ki pe­ra­ken­de ti­ca­re­ti za­ten şim­di­den önem­li öl­çü­de bu dev­le­rin kont­ro­lü­ne geç­miş­tir. Bu ti­ca­ret dev­ le­ri sek­tör­de kur­duk­la­rı ve hız­la in­şa et­tik­le­ri et­ki ve ege­men­lik­le­ri­ni iş­çi­ler üze­rin­de de da­ha sı­kı bir bi­çim­de pe­

kiş­tir­mek ama­cın­da­dır­lar. Bu ne­den­le ça­lı­şan­lar­ın sen­di­ka­laş­ma hak­kı, sen­ di­ka­la­rın yet­ki­li ol­ma­sı el­de­ki tüm araç­lar kul­la­nı­la­rak en­gel­len­mek­te; ça­lı­şan­la­rın ör­güt­lü ol­duk­la­rı, sen­di­ ka­la­rın yet­ki­li ol­duk­la­rı şir­ket­ler­de ise ya sen­di­ka­nın yet­ki­si dü­şü­rül­me­ye, iş­ çi­ler sen­di­ka­sız­laş­tı­rıl­ma­ya, ya da bu ama­ca eri­şi­le­me­di­ğin­de sen­di­ka­la­rın et­ki­si en aza in­di­ril­me­ye ça­lı­şıl­mak­ta­ dır. Bu ne­den­le Mig­ros pat­ro­nu 2005 top­lu söz­leş­me sü­re­cin­de da­ha sert, da­ha yüz­süz ta­lep­ler­le Tez-Ko­op-İş Sen­dik­ası­nın kar­şı­sı­na otur­muş­tur. Pat­ron­la­rın gi­de­rek ar­tan bir bi­ çim­de kul­lan­dı­ğı araç­lar­dan bi­ri­si de yet­ki­li sen­di­ka­lar içe­ri­sin­de­ki et­ki­li sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri­ni sa­tın al­ma yön­ te­mi­dir. Bu­nun so­mut bir ör­ne­ği yi­ne Tez-Ko­op-İş Sen­di­ka­sı­nın yet­ki­li ol­ du­ğu Gi­ma ma­ğa­za­la­rın­da ya­şan­mış­ tır. Tez-Ko­op-İş Sen­di­ka­sı İs­tan­bul 1 No’­lu Şu­be Baş­ka­nı Gü­r­sel Doğ­ru’nun

Gi­ma pat­ro­nun­dan ta­şe­ron fir­ma­lar ara­cı­lı­ğı ile iş al­dı­ğı ve or­tak­la­şa pat­ron­ luk yap­tık­la­rı, da­ha çok de­ğil 2004 so­ nun­da bel­ge­le­ri ile or­ta­ya kon­muş­tur. Bu­na rağ­men bu ta­şe­ron sendika şu­be baş­ka­nı ge­nel mer­ke­z ve şu­be yö­ne­ti­ci­ le­ri ta­ra­fın­dan gö­rev­de tu­tul­mak­ta ve ko­run­mak­ta­dır. Bu bir sen­di­ka yö­ne­ti­ mi­nin açık­ça iş­çi­le­re iha­net eden­le­re, pat­ron­lar­la sö­mü­rü iliş­ki­si içi­ne gi­ren­ le­re ve böy­le­le­ri­ni­n sa­tın alın­ma­sı­na sa­ hip çık­ma­sı ve des­tek­leme­si de­mek­tir. Ay­nı dö­nem­de Tez-Ko­op-İş Sen­di­ ka­sı içe­ri­sin­de mü­ca­de­le­ci ka­nat ile uz­laş­ma­cı ta­raf ara­sın­da bir mü­ca­de­le ya­şan­dı. Ge­nel Mer­kez yö­ne­ti­min­de ve azın­lık olan ve sen­di­ka içe­ri­sin­de de azın­lık du­rum­da olan mü­ca­de­le­ci ka­nat tü­müy­le sen­di­ka­dan tas­fi­ye edil­ me­ye ça­lı­şıl­dı, ça­lı­şı­lı­yor. Ta­şe­ron şu­be yö­ne­ti­ci­si söz­ko­nu­su ol­ du­ğun­da işi ses­siz­li­ğe bo­ğa­rak ta­şe­ron sen­di­ka­cı­ya sa­hip çı­kan Tez-Ko­op-İş

Ge­nel Mer­ke­zi, mü­ca­de­le­ci şu­be yö­ne­ tim­le­ri ve yö­ne­ti­ci­le­ri ol­du­ğun­da tas­fi­ye et­me­ye ka­dar “çok il­ke­li” dav­ran­mış­tır. Ge­nel Mer­ke­zin mü­ca­de­le­ci ka­na­dı tas­ fi­ye et­me­ye ça­lış­ma­sı ve en açık sı­nıf iş­ bir­lik­çi­si ken­di ta­raf­tar­la­rı­nı ko­ru­ma­ya al­ma­sı­nı ta­bii ki sek­tör­de­ki pat­ron­lar­ da ya­kın­dan ta­kip et­mek­te, sen­di­ka­ya ve onun­la ya­pa­cak­la­rı top­lu söz­leş­me gö­rüş­me­le­rin­de he­sa­ba kat­mak­ta­dır­ lar. On­lar şu­nu çok iyi bil­mek­te­dir­ler ki, bir sen­di­ka içe­ri­sin­de, özel­lik­le yö­ ne­ti­min­de mü­ca­de­le­ci şu­be ve yö­ne­ti­ci say­ısı ne ka­dar az olur­sa top­lu söz­leş­me­ ler­de ken­di ta­lep­le­ri­ni ge­çir­me im­kâ­nı o ka­dar ar­tar. Bu ne­den­le Mig­ros pat­ro­nu 2005 top­lu söz­leş­me sü­re­cin­de masaya da­ha sert ve da­ha yüz­süz ta­lep­ler­le otur­ muş­lar­dır. Tez-Ko­op-İş Sen­di­ka­sı yö­ne­ti­mi­nin açık uz­laş­ma­cı ve mü­ca­de­le­den ka­çan an­la­yı­şı Ge­nel Sek­re­ter Hü­se­yin Ha­ mur­cu’nun açık­la­ma­la­rı ile bir kez

Aşağıda bize e-posta ile ulaşan bir haberi okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. YDİ Çağrı

Migros işvereni blöf yapıyor ! Migros işvereni lokavt yapamaz !

T

ez-Koop-İş Sendikasının Migros ve Şok perakende satış mağazalarında çalışan 6 bin üyesi adına, toplam 416 satış mağazasında, grev kararı almasına karşı, Migros işvereni de bütün bu işyerlerini kapsamak üzere lokavt kararı almıştır. İşçi sendikasının grev kararına karşı işverenin lokavt kararı alması 2822 sayılı yasada işverenlere tanın­ mış bir anti demokratik “hak”tır. Çalışma ve ücret koşullarını iyileş­ tirmek isteyen, bu istekleri yerine getirilmediği için grev kararı alan işçilere lokavt kararı ile yanıt veren işveren, “Siz işçiler olarak grev ya­ parsanız; ben de işveren olarak iş­ yerini ya da işyerlerini kapatırım.” tehdidinde bulunmaktadır. İşçileri, insanlık dışı, çağdışı bir tehditle korkutmaya çalışmaktadır. Migros T.A.Ş’de bu insanlık dışı tehdidi kim yapmaktadır? Yabancı sermaye ile kurduğu ortaklıklarla neredeyse Türkiye’yi satın almaya kalkışan KOÇ Holding yapmakta­ dır. Migros ve Şok mağazalarında çalışan işçilerin sırtından elde et­ tiği karlarla TANSAŞ’ı da satın alan ve Türkiye’nin en büyük perakende satış zincirini oluşturan Migros işve­ reni, bütün bu mağazalarda çalışan ve asgari ücret + prim vahşetine da­ yalı bir ücret sistemine mahkum ol­ mamak için direnen ve de grev kararı

alan işçileri, lokavt uygulamakla tehdit etmektedir. Türkiye’nin en büyük hol­ dinginin en büyük şirketlerinden olan Migros, lafa gelince en çağdaşlık yan­ lısı söylemlerle ortaya çıkmakta ve Koç Grubu olarak AB’deki hak ve özgür­ lüklerden yana olduklarını ileri sür­ mektedirler. Gerçekte ise; tam tersini yapmaktadırlar. 10-15 yıl kıdemi olan ve full-time çalışan ve de ayda 400450 YTL sefalet ücretine razı olmayan işçileri lokavtla korkutmaya ve açlık ücretine razı etmeye çalışmaktadırlar. Part-time işçilerin ise yasal haklarını dahi gasp etmeye devam etmektedirler. Onlara sorarsanız; hemen her işletme­ lerinde işçilerin sendikalı olduklarını, sendikalılaşmaya karşı olmadıklarını söylerler. Ancak; tek ve değişmez şartları var­ dır: Sendika yönetimi onların güdü­ münde olacak. Sendika yönetimi ile “bir aile gibi” olacaklar, fakat ailenin reisi holding yönetimi olacak. Koç Holding şimdi, bu aile reisi ro­ lüne soyunmuştur. “Aile”nin fertlerin­ den bir kaçını oluşturan işbirlikçi ve teslimiyetçi sendikacılarla paslaşarak; bu “kutsal aile”ye isyan eden 6 bin iş­ çiyi yıldırmaya ve teslim almaya çalış­ maktadır. İşte bu nedenle biz diyoruz ki; Koç Holdinge bağlı Migros işvereni lo­ kavt ilan etmekle BLÖF yapmaktadır. Migros’larda ve Şok’larda lokavt uygu­ lanamaz.

Her gün için milyonlarca YTL nakit girişi sağlayan bu mağazaların bir gün dahi kapalı kalmasının işverene mali­ yeti çok ağır olacağı gibi, müşterilerin diğer marketlere yönelmesi daha da ağır bir darbe olacaktır. Ayrıca Migros işvereni lokavt teh­ didi ile, yani mağazaları kapatmakla kimi korkutuyor ya da kandırıyor. Sen Migros işvereni olarak mağazalarını kapatırsan, diğer büyük market zin­ cirleri de yeni mağazalar açarlar ve senin boşalttığın alanı fazlasıyla dol­ dururlar. Market işçileri de; “Bizim, Migros’lardan başka yerde çalışmamız yasak değildir ve yeni açılacak mar­ ketlerde çalışmamıza da bir engel bu­ lunmamaktadır.” diyerek, yeni açıla­ cak marketlerde çalışırlar. Dolayısıyla bu boşuna yapılan, sahte bir tehdittir. Özcesi: Sen kapatırsan, başkaları açar. Sen de Migros olarak bitersin! Ancak, Migros işvereni şunu da ak­ lından çıkarmasın ki; Migros işçileri yalnız değildir. Her şeyden önce 51 yıldır hizmet ettikleri müşteriler Migros işçilerinin yanındadır. Bütün sendikal ve demokratik örgütler işçile­ rin yanındadır. İşveren “kutsal aile”nin içinde yer alan işbirlikçi ve teslimiyetçi kimi sözde sendikacılara ve onların verdik­ leri sahte sözlere güveniyorsa aldanı­ yordur. Onların geçmişte verdikleri sözlerin, önce anlaşma tutanaklarına sonra da sahte grev kararlarına attık­

ları imzaların ne denli sahte oldu­ ğunu da görmesine rağmen; bu sah­ tekarlara güvenerek, dayatmalarını sürdürdüğü takdirde; önümüzdeki günlerde “müşteriler”, 3 M mağa­ zalarda “kasa kilitleme” eylemlerini başlatacak ve bu mağazalar greve ge­ rek kalmaksızın işletilemez duruma getirilecektir. Migros işvereni, bu işbirlikçi, teslimiyetçilere dönüp “Siz bana ne söz verdiniz, ne yapıyorsu­ nuz?” diye sorduğunda; Sadık Özben, “Ben başlatmadım. İşçiler başlattı. Ben korkumdan karşı koyamadım. Ne olur beni affedin.” diyecektir. Türkiye’nin en büyük iktisadi iş­ letmelerini almaya başlayan, yurt içinde ve dışında hızla büyüyen ve bunu da çalıştırdığı işçilerin sırtın­ dan kazanan Koç Holding, Migros ve Şok işçilerinin haklı taleplerini kabul etmeli, greve gerek kalmadan anlaşma yolunu seçmelidir. Geçmişte yaşanan 134 günlük grevin nelere mal olduğunu hatırlayarak, işçileri asgari ücret + prim kıskacına mah­ kum etmek ve yasal haklarını gasp etmeye devam etmek sevdasından vazgeçmelidir. Migros işçilerinin talepleri, haklı taleplerdir. Yasal ve insani talepler­ dir. Bu taleplere karşı insanlık dışı tavırlar sergilemenin hiçbir anlamı yoktur. Levent Koç ✓




yeni işçi dünyası da­ha gö­rül­mek­te­dir. Ha­mur­cu, “iş­ve­re­nin enf­las­yon ora­ nın­da zam ve yüz­de 1-2 o­ra­nın­da iyi­ leş­tir­me tek­lif et­ti­ği­ni, ken­di­le­ri­nin ise 120 mil­yon sey­ya­nen zam is­te­dik­ le­ri­ni” be­lir­ti­yor. (Alın­tı­lar Ev­ren­sel, 2 Ey­lül 2005’den…) Yi­ne Ge­nel Sek­ re­ter Ha­mur­cu, “per­for­mans pri­mi uy­gu­la­ma­sı­na kar­şı ol­ma­dık­la­rı­nı da belirtiyor, an­cak ön­ce üc­ret­le­re bi­rin­ci yıl 120 mil­yon sey­ya­nen ar­tış ya­pıl­ma­ sı­nı, ikin­ci yıl­da yüz­de 5 zam ta­lep et­ tik­le­ri­ni” de ekleyerek ta­lep­le­ri­ni bi­raz da­ha açı­yor. As­lın­da H. Ha­mur­cu’nun söy­le­dik­le­ rin­den çı­kan so­nuç şu­dur: — İş­ve­re­nin en te­mel ve en ön­de da­ yat­tı­ğı per­for­mans zam­mı ko­nu­sun­da sen­di­ka yö­ne­ti­mi baş­tan bo­yun eğ­miş­ tir. İş­ve­re­nin bu ta­le­bi ka­bul edil­miş­tir. — Üc­ret zam­mı ko­nu­sun­da da önem­li bir fark­lı­lık yok­tur. Pat­ron % 1-2 de­mek­te, send­ika yö­ne­ti­mi de % 5 de­mek­te­dir. Bu iki­si ara­sın­da­ki fark ay­lık dü­zey­de bir gün­lük bak­kal pa­ra­sı dü­ze­yin­de bi­le de­ğil­dir. — Tek önem­li fark bi­rin­ci yıl için is­ te­nen 120 mil­yon­luk sey­ya­nen ar­tış­tır. Bu ko­nu­da da sen­di­ka­nın baş­tan açık uz­laş­ma­cı tav­rı ile –is­te­di­ği­ni ka­bul et­tir­me­si im­kân­sız ol­ma­sa bi­le– pek müm­kün de­ğil­dir ve bu ko­nu­da da as­ lın­da Tez-Ko­op-İş yö­ne­ti­mi uz­laş­ma ara­mak­ta­dır.

le­ri­nin za­rar­ına, Mig­ros pat­ro­nu­nun ya­ra­rı­na ola­cak­tır. İş­çi­le­rin ta­lep­le­ri­ni pat­ro­na ka­bul et­tir­me­si­nin bi­ri­cik yo­lu doğ­ru­dan mü­ ca­de­le­ye atıl­mak, ya­ni grev si­la­hı­nı kul­ lan­ma­yı di­ret­mek ol­ma­lı­dır.

İş­çi­ler sen­di­ka yö­ne­ti­mi­nin ka­pa­lı ka­pı­lar ar­ka­sın­da Mig­ros pat­ro­nu ile yap­tı­ğı an­laş­ma yö­n­te­mi­ne kar­şı va­rı­ lan uz­laş­ma hak­kın­da iş­ye­rin­de re­fe­ ran­dum ya­pıl­ma­sı­nı da­yat­ma­la­rı ge­ rek­li­dir.

Bu yön­de mü­ca­de­le­ci bir ça­ba­nın ürü­nü ola­rak Tez-Ko­op-İş İs­tan­bul 2 No’­lu Şu­be’nin ko­nu ile il­gi­li sa­vun­du­ğu gö­rüş­le­ri dik­ka­te al­mak ge­rek­li­dir. 15 Eylül 2005 ✓

Koç Hol­ding’e Tüp­raş he­di­ye­si…

GRE­VE HA­ZIR­LIK YA­PI­LI­YOR MU?



Ba­şın­dan pat­ron­la, onun ka­bul ede­bi­le­ ce­ği­ni tah­min et­ti­ği dü­zey­de uz­laş­ma ta­lep­le­ri ile gel­mek as­lın­da iş­ve­re­ne ini­si­ya­ti­fi ter­ket­mek, onun be­lir­le­di­ği sı­nır­lar içe­ri­sin­de ha­re­ket et­mek­tir. Bu top­lu söz­leş­me gö­rüş­me­le­rin­de Mig­ros pat­ro­nu ini­si­ya­tif­li dav­ran­mış ve sen­di­ ka­nın önü­ne ken­di ta­lep­le­ri­ni koy­muş­ tur. Sa­vun­ma du­ru­mun­da olan ve kö­ şe­ye sı­kı­şan sen­di­ka yö­ne­ti­mi­dir. Ay­nı sı­nıf uz­laş­ma­cı­lı­ğı ne­de­ni ile sen­di­ka yö­ne­ti­mi Mig­ros iş­yer­le­rin­de da­ha top­lu söz­leş­me gö­rüş­me­le­ri baş­la­ ma­dan ön­ce ola­sı bir grev yö­nün­de hiç ­bir cid­di ha­zır­lık yap­ma­m­ış, gö­rüş­me­ le­rin tı­kan­dı­ğı aşa­ma­ya ka­dar da bu yön­de­ki pa­sif­li­ği­ni sür­dür­müş­tür. Patr­ o­nun sen­di­ka yö­ne­ti­mi­nin sun­du­ğu çok ge­ri ta­lep­le­ri bi­le ka­bul et­me­me­si ve ken­di ta­lep­le­ri­ni da­yat­ma­sı so­nu­ cun­da, pro­se­dü­rün bir so­nu­cu ola­rak grev yap­ma zo­run­lu­lu­ğu gün­de­me gir­ miş­tir. Ge­li­nen yer­de Tez-Ko­op-İş yö­ne­ti­mi iş­çi­le­ri gre­ve çı­kar­ma­mak, pat­ron­la bu dü­zey­de bir uz­laş­maz­lı­ğa gir­me­mek için elin­den ge­len her ça­ba­yı gös­te­re­ cek ve gö­rüş­me­ler­de bir uz­laş­ma ze­mi­ ni­ni zor­la­ya­cak­tır. Bu ze­min her du­rum­da Mig­ros iş­çi­

İ

kin­ci Tüp­raş iha­le­si bi­ti­ril­di ve Tüp­raş’ın % 51 his­se­si 4,14 mil­yar do­la­ra Koç Hol­ding-Shell or­tak­lı­ ğı­na sa­tıl­dı. İha­le­ye gi­ren­ler içe­ri­sin­de bu he­di­ye­nin ken­di­si­ne düş­me­me­si­ne kı­zan­lar bo­zul­sa­lar bi­le, ser­ma­ye dev­le­ ti­nin ve onun bu­gün­kü AKP hü­kü­me­ ti­nin ser­ma­ye­ye he­di­ye da­ğıt­ma ko­nu­ sun­da­ki ka­rar­lı­lı­ğı­na çok se­vin­di­ler, med­ya­da ola­yı bir bay­ram ha­va­sın­da kut­la­dı­lar. Açık­la­nan ra­kam­la­ra gö­re 4,14 mil­ yar do­la­ra ger­çek­le­şen iha­le ra­ka­mı bo­ya­lı ba­sı­na gö­re umu­lan­dan da da­ha iyi bir ra­kam ol­muş­tur. Ha­tır­la­na­ca­ğı gi­bi ilk ya­pı­lan iha­le­de Tüp­raş Zor­lu Hol­ding’in için­de bu­lun­du­ğu Ef­ra­mof gru­bu­na 1 mil­yar 302 mil­yon do­la­ra he­di­ye edil­mek is­te­ni­yor­du. O za­man da ser­ma­ye med­ya­sı ikin­ci ger­çek­le­şen iha­le­den çok da­ha dü­şük bir ra­kam­la ya­pıl­mak is­te­nen he­di­ye­nin “iyi bir fi­yat” ol­du­ğu­nu va­az edi­yor, iha­le­ye kar­şı mü­ca­de­le eden iş­çi­le­ri, en baş­ta Tüp­raş’ta yet­ki­li olan Pet­rol-İş Sen­di­ ka­sı’nı iha­le­nin ip­tal edil­me­si ça­ba­la­ rın­dan ge­ri çe­vir­me­ye ça­lı­şı­yor­du.

İş­çi­le­rin ve Pet­rol-İş Sen­di­ka­sı’nın ça­ba­la­rı ile çok da­ha ucu­za gi­de­cek he­di­ye­yi ka­mu­oyu­na yut­tur­ma ça­ba­ la­rı­nı ser­ma­ye med­ya­sı şim­di unut­tur­ ma­ya ça­lı­şı­yor ve şim­di­ki fi­ya­tın çok uy­gun ol­du­ğu ya­lan­la­rı­nı va­az edi­yor. Hü­kü­met çev­re­le­ri ay­nı yüz­süz­lü­ğe sa­hip çı­kı­yor­lar. Pe­ki ama Tüp­raş’ta ça­lı­şan­lar baş­ta ol­mak üze­re mü­ca­de­le et­me­se­ler­di, Pet­rol-İş Sen­di­ka­sı iha­ le­nin ip­ta­li için Yar­gı­tay’a baş­vu­rup yü­rüt­me­yi dur­dur­ma ka­ra­rı çı­kar­ma­ say­dı ser­ma­ye ba­sı­nı ve ser­ma­ye hü­kü­ me­ti bu­gün­kü fi­yat­tan çok dü­şük bir ra­kam­la Tüp­raş’ın sa­tı­şı­nı bir ol­dubit­ti­ye ge­ti­rip bi­tir­me­ye­cek miy­di? En ba­sit hu­kuk kural­la­rı çer­çe­ve­sin­de bi­le bu ya­pı­la­nın si­ya­si ve hu­ku­ki so­rum­lu­ lu­ğu ol­ma­ya­cak mı­dır? As­lın­da ser­ma­ye­nin ken­di sı­nıf çı­ kar­la­rı açı­sın­dan sa­vun­du­ğu ve yap­tı­ğı ta­ma­men doğ­ru ve man­tık­lı: “Ma­dem bu dü­zen ser­ma­ye dü­ze­ni, ma­dem bu dev­let ve onun hü­kü­me­ti be­nim çı­kar­ la­rı­mın sa­vu­nu­cu­su o za­man be­nim çı­kar­la­rı­ma en uy­gun ne ise onu yap­ ma­lı­dır!” di­yor. Bu yüz­den de özel­leş­

tir­me­de özel ser­ma­ye­nin çı­kar­la­rı­na en uy­gun olan uy­gu­la­ma­nın ya­pıl­ma­ sı­nı, dev­le­tin mül­ki­ye­ti al­tın­da­ki mal ve mülk­le­rin özel ser­ma­ye­ye hız­la he­ di­ye ola­rak da­ğı­tıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Ser­ma­ye dev­le­ti ve onun bu­gün­kü hü­kü­me­ti bu­na uy­gun dav­ra­nı­yor. Şim­di­den bir di­zi dev­let ma­lı­nın sa­ tı­şı bi­ti­ril­di. Sa­tı­şı bi­ti­ri­len­le­rin top­lam de­ğe­ri 1 mil­yar 348 mil­yon 115 bin do­ la­ra ulaş­mış du­rum­da. İha­le­si bit­miş ve onay bek­le­yen dev­let iş­let­me­le­ri­nin top­lam de­ğe­ri 16 mil­yar 894 mil­yon 891 mil­yon do­lar. İha­le­si bit­miş ve onay bek­le­yen­le­rin içe­ri­sin­de Tüp­raş dı­şın­da Türk Te­le­kom, Hil­ton Ote­li, Araç Mu­aye­ne İs­tas­yo­na­la­rı, Mer­sin Li­ma­nı, Te­kel İkiz Ku­le­ler ve Ata­türk Ha­va Li­ma­nı var. Bun­lar­dan bel­ki bir kıs­mı­nın özel­leş­ti­ril­me­sin­de ge­çi­ci prob­lem­ler çı­ka­bi­lir fa­kat yol ve amaç bel­li. Bu yön­de ser­ma­ye ve onun dev­ le­ti yü­rü­mek­te ka­rar­lı. Hiç­bir hu­kuk ku­ra­lı, hiç­bir yürüt­me zor­lu­ğu şu an için bu gi­di­şin yö­nü­nü ters çe­vi­re­mez. Bu gi­di­şe dur di­ye­cek güç ser­ma­ye hu­ku­kun­da ve hu­kuk or­gan­la­rın­da


yeni işçi dünyası de­ğil, iş­çi­ler­de, on­la­rın mü­ca­de­le­sin­de bu­lun­mak­ta­dır.

İŞ­Çİ­LE­RİN KA­ZI­ĞA KAR­ŞI MÜ­CA­DE­LE­Sİ En baş­ta Tüp­raş iş­çi­le­ri ol­mak üze­re, iha­le­si ta­mam­lan­mış bir çok di­ğer iş­let­ me­ler­de ça­lı­şan iş­çi­ler özel­leş­tir­me ka­ rar­la­rı­na ve Tüp­ra­ş’ın ye­ni­den iha­le­ye çı­kar­tıl­ma­sı­na kar­şı çe­şit­li mü­ca­de­le­ ler yü­rüt­tü­ler. İş­çi­ler za­man za­man Tüp­raş’ta işi dur­dur­du­lar, bir­çok yer­de ça­dır­lar ku­rup “mem­le­ket nö­be­ti” tut­ tu­lar, yü­rü­yüş­ler yap­tı­lar. An­ka­ra’da ol­du­ğu gi­bi sen­di­ka şu­be plat­for­mun­da­ki çe­şit­li sen­di­ka­la­ra üye iş­çi­ler ve sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri Tüp­raş iş­ çi­le­ri­nin mü­ca­de­le­si­ne des­tek ver­di­ler, da­ya­nış­ma gös­ter­di­ler. Bu da­ya­nış­ma ve des­tek­ler ne ya­zık ki çok sı­nır­lı kal­dı, ge­niş iş­çi ke­sim­le­ri­ni kap­sa­ma­dı, sen­di­ka­lar­da ör­güt­lü iş­çi­le­rin or­tak bir ey­lem bir­li­ği­ne gö­tü­rül­me­di. İş­çi­le­rin ve sen­di­ka­la­rın özel­leş­tir­me sal­dır­ısı­na kar­şı bir bir­li­ği­nin, ey­lem cep­he­si­nin ku­ru­la­ma­ma­sı­nın en baş­ta ge­len so­rum­lu­su Türk-İş ağa­la­rı­dır. İş­çi­le­rin ve özel­leş­tir­me­den en faz­la et­ki­le­nen ba­zı sen­di­ka yö­ne­tim­le­ri­nin zor­la­ma­sı ile bir­lik­te Baş­kan­lar Ku­ru­ lu’nu top­la­yan Türk-İş yö­ne­ti­mi “özel­ leş­tir­me­yi bu bo­yut­ta ka­bul ede­me­yiz” tü­rün­den laf­lar edip, pra­tik­te özel­leş­ tir­me mü­ca­de­le­si­ni laf­la boğ­ma yo­lu­na gir­di­ler ve bu yol­da de­vam edi­yor­lar. Özel­leş­tir­me, özel­lik­le Tüp­raş özel­ leş­tir­me mü­ca­de­le­sin­de en bü­yük ro­lü oy­na­yan sen­di­ka Petrol-İş Sendikası ol­du. Pet­rol-İş yö­ne­ti­mi Tüp­raş’ta iş­çi­ le­ri ha­re­ke­te ge­çir­di. Ki­mi yer­de ça­dır kur­ma, yü­rü­yüş ve mi­ting­ler yap­ma gi­bi ey­lem­ler dü­zen­le­di. Fa­kat Pet­rolİş’in ey­le­mi de mü­ca­de­le­nin ta­lep­le­ri­ni kar­şı­la­mak­tan, ona uy­gun ol­mak­tan çok uzak­tı: — Özel­leştir­me mü­ca­de­le­sin­de­ki en önem­li yan­lış mü­ca­de­le­nin içe­ri­ği ve te­mel ta­le­bi ile il­gi­li­dir. İs­ter Tüp­raş’ta yet­ki­li Pet­rol-İş Sen­di­ka­sı ol­sun is­ter­se de ge­nelde özel­leştir­me­ye karşı ta­vır ta­kı­nan sen­di­ka­la­rın ge­ne­li açı­sın­dan ol­sun mü­ca­de­le var olan işlet­me­le­rin dev­let mül­ki­ye­tin­de kal­ma­sı çer­çe­ve­ sin­de ve bu he­def­le yü­rü­tü­lü­yor. Bu ta­vır yan­lış… Bu mü­ca­de­le pers­pek­ti­fi özel­leştir­me­ye karşı doğru bir mü­ca­de­ le­nin önü­nü ka­rar­tan bir an­la­yış. Bu dev­let ki­min dev­le­ti? Dev­let mal­la­rı han­gi sı­nı­fın çı­kar­la­rı için kul­la­nılı­ yor? Dev­let işlet­me­lerin­de­ki işçi­le­r ni­ te­lik ola­rak ay­nı ka­pi­ta­list sö­mü­rü ve bas­kı yok mu? Bu dev­let, her bur­ju­va dev­let gi­bi ser­ ma­ye sı­nı­fı­nın dev­le­ti. Bu dev­let tüm ku­rum ve ku­ru­luşla­rı ile ser­may­e sı­ nı­fı­nın çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, ser­ma­ye sı­nı­fı­nın or­tak çı­kar­la­rı için işçi­le­rin

sö­mü­rül­me­si­ni ör­güt­le­yen ve yü­rü­ten bir dev­let. Dev­let işlet­me­le­rinde de işçi ile pat­ron uz­laşmaz çe­lişki­si tü­müy­le or­ta­da. Dev­let işlet­me­le­ri ile özel işlet­ me­ler ara­sın­da bun­la­ra han­gi sı­nı­fın elin­de sö­mü­rü ara­cı ol­duk­la­rı ba­kı­mın­ dan hiç bir ni­te­lik far­kı yok. Ni­te­lik­le­ri ay­nı olan­lar ara­sın­da ni­te­lik far­kı ya­ rat­mak ve dev­let işlet­me­le­ri­ni “mil­le­ tin, hal­kın ma­lı” ilan et­mek tü­müy­le yan­lış bir ta­vır­dır. Özel­leş­tir­me­ye kar­şı mü­ca­de­le yan­lış bir bi­linç­le yü­rü­tül­dü, dev­let ma­lı­nın “mil­let malı, halkın ma­lı” ol­du­ğu “mil­ le­tin, hal­kın ma­lı­nın sa­tı­la­ma­ya­ca­ğı” gi­bi ser­ma­ye dev­le­ti hak­kın­da iş­çi­le­rin bi­lin­ci kö­rel­til­di. İş­çi­ler iki sö­mü­rü­cü ara­sın­da, “be­ni sö­mü­ren ser­ma­ye dev­ le­ti mi ol­ma­ya de­vam et­sin yok­sa özel ka­pi­ta­list mi ol­sun” iki­le­mi­ne so­kul­du. Bu yüz­den özel­leş­tir­me­ye kar­şı mü­ca­ de­le var ola­nın sa­vu­nu­su te­me­lin­de sür­ dü­rül­dü. Ya­pıl­ma­sı ve sa­vu­nul­ma­sı ge­ re­ken özel­leş­tir­me­ye kar­şı çık­mak ama

ay­nı za­man­da “ne dev­let ka­pi­ta­liz­mi ne ne özel ka­pi­ta­lizm” an­la­yı­şı ol­ma­sı ge­re­ki­yor­du, ge­re­ki­yor. Bu çı­kış nok­ta­sı ile özel­leştir­me­ye karşı çık­mak doğ­ru ve ge­rek­li­dir. Zi­ra özel­leştir­me dev­let işlet­me­le­rin­de ça­ lışan işçi­ler başta gel­mek üze­re tüm işçi ve di­ğer emek­çi­le­rin du­ru­mu­nu, yaşam şart­la­rı­nı hız­la da­ha da kö­ tü­leştirme­ye yol aç­mak­ta­dır. Özel­ leştir­me işçi­ler üze­rin­de ser­ma­ye­nin bu­gün da­ha ağır bir bo­yun­du­ruk kur­ ma­sı­nı sağ­la­mak­ta­dır. Bu pers­pek­tif­le ve dev­let işlet­me­le­ri üze­rin­de yan­lış ha­yal­ler yay­ma­dan, he­de­fi yan­lış koy­ ma­dan özel­leştir­me­ye karşı güç­lü bir mü­ca­de­le he­de­fi ör­güt­le­ne­bi­lir. — Hü­kü­me­tin Tüp­ra­ş’ı özel­leş­tir­me ka­rar­lı­lı­ğı ke­sin­lik­le bel­li ol­ma­sı­na rağ­men, bi­rin­ci iha­le­nin yar­gı­tay­dan dön­me­si üze­ri­ne iş­çi­le­rin ey­lem­li­li­ği öne çı­kar­tı­la­ca­ğı­na bur­ju­va yar­gı or­ gan­la­rı­na gü­ven tak­ti­ği te­mel alın­dı ve iş­çi ey­lem­li­li­ği bir yan un­sur ola­rak

gö­rül­dü. — Bu ne­den­le hem Pet­rol-İş üye­si iş­ çi­le­rinin hem de özel­leş­tir­me­den doğ­ ru­dan et­ki­le­nen di­ğer sen­di­ka­la­ra üye işç­iler baş­ta ol­mak üze­re en ge­niş iş­çi ke­si­mi­nin özel­leş­tir­me­le­re kar­şı bir ey­lem cep­he­si ku­rul­ma­sı­na özel bir önem ve­ri­lip uğ­ra­şıl­ma­dı. Bu­nun ye­ ri­ne ol­ma­ya­cak iş­le uğ­ra­şı­lıp Türk-İş yö­ne­ti­mi­ özel­leş­tir­me­ye kar­şı mü­ca­de­ le­ye çe­kil­me­ye zor­lan­dı. Ser­ma­ye­nin özel­leş­tir­me sal­dı­rı­sı­nın hı­zı de­vam ede­cek. Şim­di sı­ra­da Er­de­ mir iş­let­me­leri­nin iha­le­si var. Eğer şim­ di­ye ka­dar­ki iş­çi ve sen­di­ka mü­ca­de­le­si­ nin ek­sik­lik ve ha­ta­la­rın­dan arı­nı­lır­sa bun­dan son­ra­ki mü­ca­de­le­nin da­ha ba­ şa­rı­lı ol­ma­sı­nın şan­sı an­cak o za­man ar­ta­bi­lir. So­run bu im­kâ­nın ger­çek­ten kul­la­ nıl­ma­sı­na bağ­lı­dır. Eylül 2005 ✓

Son dönemde yapılan özelleştirmeler Kamu Sektörü Satılan Şirket

Alan Şirket

Satış Değeri - Durumu

Türk-Telekom Saudi Oger (Lübnan) Atatürk Hava Limanı İşletmesi Tepe-Akfen Venture (Türk.-Avus.) Mersin Limanı Akfen - PSA (Türkiye-Singapur) Tüpraş Koç Holding - Shell (Türk. - İng./Hol.) Seydişehir Alüminyum Cengiz İnşaat (Türkiye) Petkim Halka arz (Türkiye) İstanbul Hilton Ortadoğu Otomotiv (Türkiye) Tekel İkiz Kuleler TOBB (Türkiye) Kuşadası Tatil Köyü Boğaziçi Yatırım Holding (Türkiye) THY’deki KTHY payı Ada Havacılık (KKTC)

6 milyar 550 milyon dolar (Satış için iptal davaları var) 3 milyar dolar (15.5 yıllık işletme hakkı devri) 755 milyon dolar (36 yıllığına kiralandı) 4,14 mil­yar do­la­r 305 milyon dolar (Devir gerçekleşti KİGEM’in açtığı dava sürüyor) 267 milyon dolar 255.5 milyon dolar 100 milyon dolar 34.5 milyon dolar 33 milyon dolar

Özel Sektör Satılan Şirket

Satılan Pay

Alan Şirket

Satış Değeri

Garanti Bankası Yapı Kredi Bankası Dışbank Tansaş Türk Ekonomi Bank. (TEB) Gima ve Endi Havaş Swissotel Şekerbank

% 25.5 % 57.4 % 89.3 % 70.7 % 42.1 % 60 % 60 % 100 % 35.5

GE Consumer Finance (ABD) Koç / UniCredito (Türkiye-İtalya) Fortis Bank (Belçika) Koç Grubu - Migros Türk (Türkiye) BNP Paribas (Fransa) CarrefourSA (Türkiye-Fransa) TAV (Türkiye) Fiba Grubu Rabobank (Hollanda)

1 milyar 556 milyon dolar 1 milyar 427 milyon dolar 1 milyar 280 milyon dolar 387 milyon dolar 266.6 milyon dolar 132.8 milyon dolar 105 milyon dolar 100 milyon dolar 90 milyon dolar 


yeni işçi dünyası

SERNA- SERAL Tekstil Fabrikası işçileri grevlerini kararlılıkla sürdürüyor

S

10

E R N A- S E R A L F a b r i k a s ı , İstanbul- Bostancı Oto Sanayi Bölgesinde kurulu penyelik kumaş üreten ve ürettiği kumaşın çoğunu ihraç eden 20 yıllık bir tekstil fabrikası. Grevin 4. gününde ziyaret ettiğimiz işçilerin ve İşyeri İşçi Temsilcisi Suzan GÜNDÜZ’ün (12 yıllık işçi) verdikleri bilgiye göre; fabrikada 20’ye yakını idari personel olmak üzere toplam 130 işçi çalışmaktadır. 1,5 yıldır yürüttükleri sendikal örgütlülük mücadelesinin neticesinde çoğu kadın olan işçilerden 72’si Türk- İş’e bağlı TEKSİF Sendikası’na üye olmuşlar. 2005’in Nisan ayında TİS görüşmeleri başlamış. TİS’in çoğu maddelerinde anlaşma sağlanmış fakat ücret zamlarında anlaşamamaları üzerine patron lokavt (toplu işten çıkarma) ilan etmiş ve bunun üzerine işçiler greve çıkmışlar. Suzan GÜNDÜZ, greve çıkmadan önce kendisiyle birlikte üç işçiyi işten atan patrona karşı fabrikanın önünde direnmiş ve içerde sendika üyesi işçi arkadaşlarının 4 günlük direnmeleri sonucu patron kendilerini tekrar işe almak zorunda kalmış. Greve böyle bir kazanımın moraliyle başlamışlar. Talepleri arasında lokavtın kaldırılması, ücretlerin yükseltilmesi, ikramiye sayısının arttırılması, sürekli mesai yapmanın kaldırılması, izin sürelerinin arttırılması v.b. var. İşçilerin en kıdemlisi 15, en kıdemsizi ise 3 yıllıkmış. İşçilerin anlatımına göre bu işyerinde, yıllardır düşük ücretle (ayda 350- 450 milyon arası) çocuk ve sigortasız işçi çalıştırılmaktadır; işçiler haftalarca 2- 3 saat masalar üzerinde uyunan uykularla çalıştırılmaktadır, kadın işçiler -erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen- erkeklere göre %30 düşük ücretle çalıştırılmaktadır. Cinsel tacizlere ve benzeri saldırılara kadar ücretli kölelik düzeninin her türlü barbarlığının en katmerli şekilde yaşandığı bu işyerine hiçbir devlet görevlisi gelmemiş, oysa şu an hak aramaya çıktıklarında köpekli çevik kuvvet polislerince etrafları sarılmış. Görüşmeyi yaptığımız sırada yüzlerce çevik kuvvet polisi fabrikanın önünden geçen caddenin karşı kaldırımına küçük bir grev çadırı açtırmamak için uğraşıyordu.

Grevin 8. gününde ikinci kez ziyaret ettiğimiz işçilerin ilk günkünden daha büyük bir kararlılık ve coşku içinde grevi sürdürdüklerini gördük. Gittiğimiz saatlerde greve çıkacak MİGROS işçilerinden bir grup işçi de grev ziyaretine gelmişlerdi. Ziyaretçileri “Yaşasın Sınıf Dayanışması” sloganıyla karşılayan iş-

çalıştıklarını, greve çıktıktan sonra da tüm ailelerin beklenilenden daha güçlü ve kararlı bir şekilde kendilerini desteklediklerini söylediler. Grevci işçilerin yarıdan fazlası kadın. Grevci kadın işçilerden Fadime DUMAN (8 yıllık işçi) erkek işçi arkadaşıyla aynı tezgahta aynı işi yap-

çiler, saatlerce süren sohbetlerde sendikalarda hakları için örgütlenmemiş işçilerin bırakın insan onuruna yaraşır çalışma koşullarına sahip olmayı insan yerine konulmadığını yaşadıkları somut canlı örneklerle anlattılar. Örgütlenme aşamasında kendilerine ailelerin pek desteği olmadığını belirten işçiler, greve çıkmadan önce aileleri tek tek ziyaret edip ikna etmeye

masına rağmen, erkek işçi 400 milyon alırken kendisinin 370 milyon aldığını ifade ederek, eşit işe eşit ücret ödenmediğinden, kadın ücretlerinin düşük olduğundan bahsetti. Sendikalaşmadan önce işyerinde patronlar ve şefler tarafından cinsel tacize uğradıklarını, bilinçl enip sendikada örgütlendikten sonra hiçbir patron veya şefin böyle davranışlarda

bulunamadıklarını belirtti. Grevci kadın olarak fabrikanın önünde grev gömlekleriyle erkek işçi arkadaşlarıyla omuz omuza direnmeyi ilk başlarda bazı ailelerin sıcak karşılamadığını; grup halinde ev ziyaretlerinde anlatımların ve grev yerine ailelerin bizzat gelerek aynı amaç etrafında birleşmiş kavga dostluğunun nasıl içten, güvenilir ve samimi bir dostluk ve iyi bir ortam olduğunu görerek ikna olduklarını söyledi Çevre fabrikalara bildiri dağıttıklarını, çevre fabrikalardaki işçilerden az da olsa dayanışma ve destek gördüklerini fakat bunun istenildiği düzeyde olmadığını, bunun nedenlerinden birinin grevde olduklarının henüz kamuoyunda yeterince duyurulamadığını, önümüzdeki günlerde destek talep eden geniş tanıtım kampanyaları yürüteceklerini söylediler. SERNA işçilerini grevlerinin 17. gününde (2 Ekim) ziyaret ettiğimizde artık grev çadırları yoktu. İşçilerin grev çadırı patron-devlet işbirliği ile, çevik kuvvet güçleri tarafından işçilerin az sayıda bulunmaları nedeniyle bir geceyarısı operasyonuyla - işçiler buna “Şafak Operasyonu” diyorlar - dağıtılmış. Aynı zamanda direnişin sembolü de olan çadırdan yoksun kalan işçiler ziyaret ettiğimiz gün yağmurun altında nöbet tutuyor ve yemeklerini yerde taşların üzerinde oturarak yağmur altında soğuk havada yiyorlardı. Öğlen yemeği sonrasında işçiler ve ziyaretçileri sloganlar ve alkışlar eşliğinde yürüyüş halinde kültürel etkinliğin düzenleneceği Tez-Koop-İş 2. Şube’nin toplantı salonuna gidildi. Burada düzenlenen ve coşkulu geçen şiirli, korolu ve tiyatrolu etkinliğe 100 kişilik bir katılım oldu. Tüm ziyaretçilerini, “Güle Güle Dostlar, Yine Bekleriz!” sloganları ve alkışlarla uğurlayan grevci işçi arkadaşlardan, candan ilgiye ve sohbete doymadan, başka zaman görüşmek üzere ayrıldık. YDİ ÇAĞRI Gazetesi olarak tüm sınıf bilinçli işçileri ve duyarlı kamuoyunu son yıllarda pek fazla yaşanmayan grev mücadelelerinden biri olan SERNA- SERAL işçilerinin grevini ziyaret ederek dayanışmada bulunmaya ve desteklemeye çağırıyoruz. Eylül 2005 ✓


yeni işçi dünyası

Mersin Liman işçileri işyerini terk etmeme eylemine ara verdi

L

imanların özelleştirilmesine karşı 76 günden bu yana iş yerini terk etmeme eylemi sürdüren Mersin Limanı işçilerinin eylemine 26 Eylül 05 tarihinde Liman-İş Genel Merkezinde, Genel Mali Sekreter Önder Avcı’nın yaptığı basın açıklaması ile ara verildi. Av c ı y a p t ı ğ ı a ç ı k l a m a d a “Özelleştirme belası, emeği tehdit etmeye emekçileri işsiz ve örgütsüz bırakmaya, ülke değerlerini yabancı sermayeye peşkeş çekmeye devam ediyor” diyerek tepkisini dile getirdi. Konuşması sık sık “Vur vur inlesin, Erdoğan dinlesin”, “Limanları, Telekomu, Tüpraş’ı, Erdemir’i, THY’i sattırmayacağız” … sloganları ile kesilen Avcı, “Bir avuç yerli sermayedarın, uluslararası sermayenin komisyoncusu ve piyonu durumuna düştüğü, emek karşıtı pazarlamacıların söz sahibi olduğu bir ülkede yaşamak ve nefes al-

mak çok zorlaştı.” diyerek “vahametin” farkında olmayan sessiz çoğunluğun artık uyanması gerektiğini belirtti. 76 gün süren işyerini terk etmeme eylemlerinin, 24.08.2005 tarihinde Mersin İdare Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı ile haklılığını pekiştirerek güçlendirdiğini, yargının bağımsızlığına ve üst mahkemenin de

aynı temelde karar alacağına inandıklarını belirten Avcı; kendilerini vatan bekçileri olarak gördüklerini, bugün bu talancıların da yarın Yüce Divan’da yargılanacaklarını söyledi. Konuşmasını “Mücadelemizin sonucunu alıncaya kadar, direnişimiz farklı yöntemlerle devam edecektir. KAZANMAK ZORUNDAYIZ!” diye-

rek bitirdi. Mersin Liman işçileri 76 gün kararlı bir biçimde mücadele yürüttü. Bu mücadelenin Mersin İdare Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararında belli ölçüde etkili olduğu da söylenebilir. Şu unutulmamalıdır ki, bu ülkede yargının bağımsızlığından söz etmemek için çok neden vardır. Çok önemli kararlarda siyaset her zaman yargının önünde olmuş ve ona müdahale etmiştir. Kapitalist sistemin egemen olduğu ve belli ölçüde burjuva demokrasisinin işlediği ülkelerde dahi sisteme karşı gelişen önemli kararlara siyasiler yani sistemin savunucuları müdahale etmişlerdir. Bu ülkemizde daha fazla olmaktadır. Sorun sistemin kendisidir. Kapitalist sistemi yıkmadan bu beladan nihai olarak kurtulmak mümkün değildir. 26 Eylül 2005 Mersin’den bir YDİ Çağrı Okuru ✓

AKP hükümeti özelleştirme saldırılarında pervasızlığını sürdürüyor. Mersin limanının da özelleştirilmeye çalışılması nedeniyle liman işçileri 13 Temmuz 2005 tarihinden itibaren işyerini terk etmeyerek saldırılara karşı direnişe geçmişlerdi. Aşağıda geçen sayımızda yer nedeniyle yayınlayamadığımız ve henüz eyleme ara verilmediği bir dönemde Liman-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Recep ÖZBEY ile özelleştirme saldırıları ve direnişleri hakkında yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. YDİ Çağrı

YDİ Çağrı : Recep Bey bizlere gelişmeler hakkında bilgi verir misiniz? Bugüne nasıl gelindi? R. Özbey : 31.12.2004 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulu tebliğinin 06.01.2005’te Resmi Gazetede yayınlanması ile birlikte Devlet Demir Yollarına ait 6 limanın 2005 yılında özelleştirme programına alınmasıyla başlayan süreç bugüne kadar devam ediyor. Bu nedenle 1 Şubat’ta 1 saatlik ve 3 Mart’ta 2 saatlik iş bırakma eylemi yaptık. 13 Temmuz 2005’ten itibaren ise işyerini terk etmeme eylemimiz başladı. İş yerini terk etmeme eylemi, son dönemlerde işçi ve emekçilerin kendilerine dayatılan özelleştirme saldırılarına karşı geliştirmiş olduğu farklı bir yöntem. İlk örneğini SEKA’da, ikinci örneğini Seydişehir’de gördük. Hem üretirken hem işyerini korumak, işyerine sahip çıkmak anlamına gelen pasif bir direniştir. 11 Ağustos 2005 tarihinde ise 3 vardiya yani 24 saat üretimden gelen gücün kullanılması, 12 Ağustos 2005 tarihinde Özelleştirme İdaresinin Mersin Limanının 36 yıllığına işletme hakkının devri yöntemiyle satılmasına

ilişkin pazarlığın yapılacağı günün öncesinde ciddi bir ihtardır. Bugüne kadar Liman-İş Sendikasının Özelleştirme sonucu uğramış olduğu bir yığın saldırı vardır. T. Denizcilik İşletmeleri Antalya, Trabzon, Hopa, Tekirdağ ve Giresun limanlarında, Liman-İş Sendikasının özelleştirme kararlarının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açmış olduğu davaların tamamında yargıdan olumlu kararlar çıkarmıştır. Buna rağmen o günkü ve daha sonraki siyasi erk yargı kararlarını hayata geçirmeyerek bu konuda sabıka işlemiştir. Ve büyük ihtimalle, 17 Ocak’ta Liman-İş Sendikası Genel Merkezinin Ankara İdare Mahkemesine açmış olduğu dava, 6 Temmuz’da ise Mersin İdare Mahkemesine bizim açmış olduğumuz davaların da neticesi lehimize çıkacaktır. Dolayısıyla net olarak ifade ediyoruz; AKP Hükümetine yargı kararlarını uygulamama şansını tanıyamayacağız Mersin Limanında. YDİ Çağrı : Peki işyerini terk etmeme ve bir günlük iş bırakma eyleminizde gördüğünüz destek ne durumda,

yeterli mi? Bu konuda sıkıntılarınız oluyor mu? R. Özbey : Mersin’in demokratik yapısını göz önünde tuttuğumuzda belki diğer birçok il ve ilçeden farklı bir yapısı olduğunu görürüz. Çok değişik kültürlerin bir arada yaşadığı bir kent olması münasebetiyle bir araya geliş refleksi son derece gelişmiş. Demokratik kitle örgütlerinden, sendikalardan ve emeğin örgütlülüğüne sıcak bakan siyasi partilerden arzu edilen desteği aldığımız söylenebilir. Bu desteğin Mersin kamuoyundan başlayarak Türkiye kamuoyuna mal edilmesinde olağanüstü olumlu etkileri oldu. Bu anlamıyla destek veren tüm kurumlara sizin vasıtanızla teşekkür ediyoruz. Ancak en büyük sıkıntı sembolik olarak gerçekleştirilen ziyaretlerin mutlak surette tabana doğru yayılmasına daha fazla çaba harcanması, tabanın bu işe yeterince sahip çıkmasıdır. Mersin’den ve Mersin dışı bir çok emek kurumundan, siyasi partilerden destek aldığımızı söyleyebiliriz. Bir şekilde Liman işçisinin haklı ve onurlu mücadelesinin Mersin’den başlayarak

Türkiye kamuoyuna mal edilmesinde çok büyük katkıları olmuştur. Ama bunun mutlak surette kitlesel bir harekete dönüşmesi lazım. Lokal anlamda tek tek eylemlerin, dün SEKA işçisinin, SEYDİŞEHİR işçisinin, ERDEMİR’in, TELEKOM’un ve TEKEL işçisinin

11


yeni işçi dünyası haklı mücadeleleri yalnız bırakıldığında bunların maalesef boğulduğuna şahit olduk. Bugün Liman işçisinin yapmış olduğu bu mücadele, eğer özellikle emek kurumları başta olmak üzere toplumsal muhalefetin tüm dinamiklerini harekete geçiremezse başarı şansı maalesef çok düşüktür. A K P Hü k ü me t i n i n 3 K a s ı m 2002’den bu yana iktidarını şöyle bir gözden geçirdiğimizde belki de iktidar döneminin en zayıf günlerini yaşıyor. 17 Aralık’taki AB rüzgarı çoktan etkisini yitirdi. ABD ile münasebetler eskisinden çok daha kötü. Meclisin içerisinde veya dışında muhalefet partileri ağız birliği etmişçesine topyekün AKP’ye saldırıyor. Sadece işçinin değil, memurun, işsizin, esnafın, köylünün, çiftçinin, üreticinin kısacası emeği ile geçinen bütün halk kesimlerinin durumu dünden daha iyi değil. Çok ciddi anlamda toplumsal muhalefete ihtiyaç var ama maalesef bizim de üst kuruluşumuz olan TÜRK-İŞ başta olmak üzere emek kurumlarının bu anlamda üzerine düşeni yapmadıklarını çok rahat söyleyebiliriz. DİSK, ya da HAKİŞ için, ya da Memur Sendikaları için fazla bir şey söyleme hakkımız olmayabilir. Ancak özellikle üst kuruluşumuz olan TÜRK-İŞ için açık açık şunu söyleyebiliyoruz. Sayın genel başkanımız TÜRK-İŞ’ten bahsederken, genel başkanlığını yaptığı kurumdan bahsederken; “TÜRK-İŞ Türkiye’nin en büyük işçi teşekkülüdür” diyor. Ama büyüklük sadece üye sayısıyla büyük olmakta değil. Türkiye’nin bütün ekonomik, demokratik, sosyal ve kültürel sorunlarına ciddi anlamda çare bulmak, projeler üretmektir.

ganın içerisinde yer aldıklarını söyleyebiliriz. Özellikle Liman tel örgüleri içerisinde çalışan, Mersin limanından ekmek yiyen ve özelleştirme sonrası bizim kadar Mersin limanının dışına itilerek, açlığa ve sefalete sürüklenecek olan, nakliyecilerin, şoför arkadaşlarımızın, acente ya da mal sahibi mükellef olarak ifade ettiğimiz kesimler dışındaki bütün çalışan kesimlerin olaya bizden farklı bakmadığını görüyoruz ve ilk defa böylesine kitlesel bir gücü yakaladığımız söylenebilir. YDİ Çağrı : Özelleştirme karşısındaki talepleriniz neler, açıklayabilir misiniz? R. Özbey : Liman-İş Sendikası liman işçileri olarak, özelleştirmeye karşı duruşumuz kamusal alandaki sorunların, hatta verimsizliğin ve hantallığın olmadığı biçiminde anlaşılmasın. Bu tür sorunların olduğunu işçilik hayatımızda da, özellikle sendikacılık hayatımızda arkadaşlarımızla paylaşarak gördük. Kamusal alandan bahsettiğimizde, kamusal yararın ön planda tutularak, çalışanlar tarafından öncelikli olarak

ifade edilmesi ve bu şekilde hayata geçirilmesinde fayda var. Örnek aldığımız SEKA işçisinin 51 gün boyunca eylemini destekledik, yüreğimiz onlarla birlikte attı. Ancak 52. günden sonraki duruşlarına ve özellikle üst kuruluşumuz olan TÜRK-İŞ’in tutumuna, SEKA işçilerinin İzmit Büyükşehir Belediyesi’nde istihdam edilmesine karşı tepkimiz var. Basından İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin 4.5 milyar dolar gibi korkunç bir borcunun olduğunu öğrendik. 600’den fazla SEKA işçisinin hiç üretmeden İzmit Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilerek orada istihdam edilmesi, her ay 1 trilyonun üzerinde bir paranın İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin zarar hanesine yazılması anlamına geliyor. Bizim Mersin liman işçisi ve Liman-İş Sendikası olarak özelleştirmeye karşı çıkışımız sadece Mersin Limanında işçi olarak sahip olduğumuz hakların elimizden alınması değil. Burada çalışarak, üreterek, kazandırarak ve kazanarak sahip olduğumuz değerleri bu rada tekrar aynı şekilde devam ettirme inadımız olacaktır. Değilse; benzer hakların, yakın hakların bir başka

Taşeron işçisi iş bıraktı!...

YDİ Çağrı : Liman işçileri arasında kararlılık ne düzeyde ve işçilerin eylemlere katılımı nasıl?

12

R. Özbey : Liman-İş Sendikasına bağlı 7 şube içerisinde, Mersin Liman işçisinin ve Liman-İş Mersin şubesinin özel bir yeri vardır. İşçinin bir kesimine ya da tamamına uygulanmak istenen herhangi bir baskı ya da şiddet söz konusu olduğunda geçmişindeki o mücadeleci geleneğine uygun olarak direniş gösteriyor. İki gün önce yapmış olduğumuz 24 saatlik bir fiil işin durdurulmasında da katılım %100’dü. Bundan sonraki benzer eylemliliklerde de mutlak surette Mersin Liman işçisinin kendi meselesine sahip çıkması konusunda herhangi bir tereddüdümüz yok. Burada sadece Mersin Liman işçilerinden bahsetmemek gerekir. Mersin limanında çalışan memur arkadaşlarımızdan da aynı şekilde destek aldığımız, destek almanın ötesinde bu kav-

İ

zmir Büyükşehir Belediyesi’nin park ve bahçelerin bakımı için anlaştığı taşeron Bostancı Şirketi’nde çalışan yaklaşık 300 işçi Ağustos ayından bu yana maaşlarını alamadıkları için geçtiğimiz Cuma günü iş bıraktılar. İş bırakan işçiler Konak’ta bulunan şirket merkezi önünde beş günden bu yana bekliyorlar. Eylemlerinin beşinci gününde ziyaret ettiğimiz işçiler; daha önce farklı bir taşeronda çalıştıklarını, bu süre zarfında herhangi bir sorun yaşamadıklarını, Ağustos ayında Taşeron Bostancı Şirketini’nin işleri devralmasının ardından bugüne dek herhangi bir ödemenin yapılmadığını, sigortalarının eksik gösterildiğini, yağmurlu havalarda çalışamadıklarında yevmiyelerinin kesildiğini söylediler. İşçilerle görüşürken eylemlerinin sonuç verdiğini ve bugün taşeronun ödemelere başladığını öğreniyoruz. İşçiler beşer beşer yukarıya çıkıp birikmiş maaşlarını alıyorlardı. Bu arada gelen işçi temsilcisi maaşını alan işçilerin şirketin önünden ayrılmamasını, son işçi maaşını alana kadar burada bekleyeceklerini hatırlatıyor ve işçiler de hep beraber bunu onaylıyorlar. Biz de bu esnada eylemci arkadaşlara başarılar diyerek yanlarından ayrılıyoruz. 27.09.2005, İzmir’den bir YDİ Çağrı okuru ✓

işyerinde ya da işletmede çalışmadan, üretmeden, kazandırmadan bu ülke ve bu ülke insanları için artı-değer yaratılmadan sunulması halinde dahi Liman işçisi valizini toplayıp Mersin Limanını terk edecek yapıya sahip bir işçi değildir. Burada tutunabilme konusunda sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çünkü özelleştirmenin genel mantığı olan zarar eden kurumların rehabilite edilerek daha verimli hale getirilmeleri her ne kadar 20 yıldır bu ülkede anlatılıyorsa da Mersin Limanının zaten kâr eden bir kurum olduğunu burayı özelleştirmek isteyen insanlar dahi ifade ediyorlar. Biz burada zarar eden bir kurum değiliz. Demir Yollarının ise bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de zarar ettiğini biliyoruz. Zarar eden bir kuruma sadece maaşlı bankamatik çalışanı olarak gitmek gibi bir düşüncemiz söz konusu olmayacaktır. Bizim amacımızın bu olduğunu da net olarak söylüyoruz. Sahip olduğumuz imkanlar özelleştirmeye karşı duruş için sebeplerimizden sadece bir tanesidir. YDİ Çağrı : Bundan sonraki süreç hakkında bilgi verir misiniz, ne tür eylemler yapmayı düşünüyorsunuz? R. Özbey : 12 Ağustos’ta Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 3 teklifi değerlendirerek %60’ı yerli, %40’ı yabancı iki ortaklı bir şirkete Mersin Limanının 36 yıllığına işletme hakkının devri sözleşmesini imzaladı. Bundan sonra yasal süreç olarak Özelleştirme İdaresinin yapması gerekenler, özelleştirme kararını rekabet kurulundan geçirmek, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından Bakanlar Kuruluna göndermek ve en son Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlatmak biçiminde bir prosedür olacak. Bunlar tabi kendi işlerini yapmış olacaklar. 32 gün boyunca söylediğimiz bir şey var. Hükümet, Maliye Bakanı, yerliyabancı sermaye, Özelleştirme İdaresi kendi işini yapıyor. Ancak burada önemli olan Mersin Liman işçilerinin, Mersin Liman-İş Sendikasının kendi işi olan bu konuda direnmek, sonuna kadar mücadele etmektir. Yapacağımız eylemler konusunda önümüzdeki günlerde Mersin Liman-İş Sendikasının kendi üyeleri içerisinde yapacağı değerlendirme büyük oranda belirleyici olacaktır. Bizden sonra özelleştirme ihalesine çıkacak olan İskenderun Limanı başta olmak üzere, diğer 6 limanımızın ve Genel Merkezimizin de bu konudaki önderlik rolü küçümsenmeden gelişmelere göre Liman işçisi tavır koyacaktır. 13.08.2005 ✓


yeni işçi dünyası

D

Akyıl Tekstil’de işçilerin direnişi başarılı sonlandı

iya rba k ı r’ da ü ret i m i ni sürdüren A k y ı l Tekstil Fabrikası işçileri düzenli olarak alamadıkları ücretlerini al­ mak için iş bırakma eylemine gittiler. İşverenin baskılarına, rağmen istek­ leri kabul edilene kadar direnişlerini sürdürme kararlılığı gösteren işçiler, direnerek haklarını elde ettiler. Sözleşmeye göre: İşveren, işçilerin maaşlarından kalan alacaklarının ya­ rısını işbaşı yaptıklarında, diğer yarı­ sını ise Kurban Bayramı öncesinde ödeyecek. Fazla mesailer de Kurban

Bayramı’na kadar ödenecek. Eylem nedeniyle hiçbir işçi işten atılmayacak. Bundan böyle maaşlar düzenli olarak ödenecek. İşçilerin si­ gortaları yarım değil, tam yatırılacak. Bütün fabrika işçileri aynı haklardan yararlanacak. Akyıl Tekstil işçileri, kararlı tutum ve birlikte mücadelenin sonunda ne­ ler kazanacaklarının örneğini her­ kese kanıtladılar. Sırada anlaşmaya göre işverenin ne kadar sözünde du­ racağının takibinde... 30.09.2005 ✓

Günöz Tekstil Fabrikası işçileri haykırdı: “Sendika hakkımız, söke söke alırız!”

T

ekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde kurulu GÜNÖZ Tekstil fabri­ kasında çalışan 300 işçi, varo­ lan hakları gaspeden ve işçilere 12 saat çalışmaya karşılık asgari ücretten biraz fazla ödemeyi şart koşan bir sözleşme dayatma şeklindeki patronun saldırı­ larına karşı birleşerek 10 gün gibi kısa süre içinde önemli bir bölümü DİSK/ Tekstil Sendikası’nda örgütleniyorlar. Bunu duyan patron elebaşı olarak bil­ diği 26 işçiyi 25 Temmuz 2005 günü tazminatsız olarak işten attı.

Bunun üzerine DİSK/Tekstil Sendikası 27 Temmuz 2005 günü bu saldırıyı protesto eden ve patronu işçilerin Anayasal hakları olan sendikallaşma hakkına saygılı olmaya atılan işçilerin işe tekrar alınmadan görüş­ melere oturmayacağını belirten bir Basın Açıklaması yaptı.Sendikalaştıkları için iş­ ten atılan ve direnişte olan Çorlu’daki İleri Deri ile Birsin Deri fabrikalarındaki işçiler, Türk-İş’e bağlı Deri-İş Sendikası ve DİSK/ Birleşik Metal-İş Sendikalarının Çorlu Temsilciliklerinin destek verdiği açıklama 50’ye yakın kişinin katılımıyla Günöz

Tekstil Fabrikası’nın önünüde yapıldı. İş ten at ı la n 26 i ş ç i n i n Ba sı n Açıklaması sırasında coşkulu ve hiç dur­ madan; sık sık “Sendika Hakkımız Söke Söke alırız”,”İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”, “Susma ,Susutukça sıra sana gelecek ”, “işte Sendika işte DİSK”, “Direne direne Kazanacağız” v.b. slo­ ganlarla oratalığı inlettiler. Vardiye değişimi olduğu sırada devam eden bu direngen tavıra içerde çalışan işçiler de alkışlarla destek veriyorlardı. Yarım saattan fazla süren bu açıkla­ maya patronun şikayeti üzerine gelen jandarmanın tahamülsüzlüğü “Hemen bitirin yoksa dağıtırız” şeklindeki tavır­ larında açık görülüyordu. Jandarmanın bu tavrı aynı zamanda devlet güçlerinin

Gönen De­ri iş­çi­le­ri di­re­niş­e devam ediyor

G

e­çen sa­yı­mız­da da be­lirt­ti­ği­ miz gi­bi, Ba­lı­ke­sir’in Gö­nen il­ çe­sin­de­ki de­ri iş­let­me­le­rin­de, iş­çi­le­rin sen­di­kal ör­güt­len­me yap­ma­ la­rı­nı ba­ha­ne eden iş­ve­ren­ler, ba­zı iş­ çi­le­ri iş­ten at­mış­lar­dı. Bu iş­yer­le­rin­de iş­çi­le­ri­n sen­di­ka­laş­ma mü­ca­de­le­le­ri de­vam edi­yor. 500’den faz­la iş­çi­nin sen­di­ka üye­si ol­du­ğu Gö­nen de­ri fab­ri­ ka­la­rın­da, iş­ve­ren­le­rin, iş­çi­le­re yö­ne­lik yıl­dır­ma ve di­re­ni­şi kır­ma gi­ri­şim­le­ri de de­vam edi­yor. Ağus­tos ayı­nın son gün­le­rin­de bir de­ri fab­ri­ka­sı­nın önün­de mey­da­na ge­len olay­da iş­ve­ren ko­ru­ma­la­rı ve dı­ şa­rı­dan ey­lem kı­rı­cı ola­rak tu­tu­lan sal­ dır­gan­la­rın mü­da­ha­le­si so­nu­cu iki iş­çi ya­ra­lan­dı. Ay­nı ak­şam de­ri iş­çi­le­ri­nin yo­ğun ola­rak ikâ­met et­ti­ği ma­hal­le­de de bir iş­çi si­lah­la vu­ru­la­rak ya­ra­lan­dı. De­ri-İş Sen­di­ka­sı Ge­nel Baş­ka­nı Mu­sa Ser­vi’nin ifa­de­si­ne gö­re: “31 Ağus­ tos gü­nü Ço­la­koğ­lu De­ri Fab­ri­ka­sı’nın önün­de bek­le­yen iş­çi­le­re pat­ro­nun ko­

ru­ma­la­rı sal­dır­dı. Bu sal­dı­rı so­nu­cu bir iş­çi ka­fa­sın­dan ya­ra­la­nır­ken, bir di­ğer iş­çi­ni­n de ko­lu kı­rıl­dı. Bu­ra­da ya­şa­nan ola­yın ar­dın­dan ak­şam sa­at­le­rin­de iş­çi­le­rin yo­ğun ola­rak otur­du­ğu Kar­ şı­ya­ka Ma­hal­le­si’nde Ço­la­koğ­lu De­ri pat­ron­la­rı­nın ki­ra­la­dık­la­rı ki­şi­ler, di­re­ niş­te­ki iş­çi­ler­den H. Kök­çü’yü si­lah­la vur­du­lar. Sal­dır­gan­la­rın be­lir­len­di­ği­ni ve gö­zal­tı­na alı­nıp, da­ha son­ra ser­best bı­ra­kıl­dı­ğı­nı söy­le­yen Ser­vi, ya­ra­la­nan iş­çi­nin sağ­lık du­ru­mu­nun da iyi ol­du­ ğu­nu ifa­de et­ti. Sal­dı­rı­la­rı pro­tes­to eden Gö­nen Or­ga­ ni­ze De­ri Sa­na­yi Böl­ge iş­çi­le­ri­nin 1 Ey­ lül’de bir gün­lük iş bı­rak­ma ey­le­mi ger­ çek­leş­tir­di­ği­ni söy­le­yen Ser­vi, iş­ve­ren­ ler­le yap­tık­la­rı gö­rüş­me­ler so­nu­cun­da ise, iş­ten atı­lan iş­çi­le­rin pey­der­pey iş­ba­şı ya­pa­cak­la­rı­nı bil­dir­di. Ser­vi’nin ifa­de­si­ne gö­re şim­di­lik 4 iş­ye­rin­de yet­ki bel­ge­si alın­dı. Gö­nen’de­ki sal­dı­rı­la­rı pro­tes­to için İs­tan­bul Zey­tin­bur­nu’nda da bir ba­sın

ne kadar “tarafsız” olduklarını göster­ diği gibi, bu durum işçileri Anayasal haklarını kullandıkları için işten atarak açlığa mahküm eden patronun Anayasa ve yasaları çiğnediği için devlet tarafın­ dan ödüllendirildiğinin de resmiydi. Devletin temel kurumu ordunun iç güvenlikten sorumlu olan jandarmaya göre işçilerin sendikalaşmasına izin ver­ meyen, işçileri işten atan patron kamu düzenini bozmuş olmuyordu! Onu bo­ zan, bu haksızlığı fabrikanın bahçe ka­ pısı dışında kamuoyuna bildiren 26 işçi ve dostları oluyordu. Patronlar ve dev­ letine sonsöz olarak bir halk deyimi ile yanıtımızı verelim: “Zülmünüz artsınki çabuk zeval bulasınız!” 30 Temmuz 2005 ✓

Bor­no­va Be­le­di­ye­si’nde ey­lem var

açık­la­ma­sı ya­pıl­dı. Zey­tin­bur­nu’nda bu­ lu­nan Ço­la­koğ­lu De­ri Ma­ğa­za­sı önün­de top­la­nan ba­zı sen­di­ka şu­be yö­ne­ti­ci­le­ri, adı ge­çen ma­ğa­za­dan çı­kan ki­şi­ler­ce si­ lah­lı sal­dı­rı­ya uğ­ra­dı. Ba­sın açık­la­ma­sı yap­mak is­te­yen sen­di­ka­cı­la­ra sal­dı­ran­ lar iş­çi­ler­ce et­ki­siz du­ru­ma ge­ti­ril­di. Di­ğer yan­dan, Çor­lu De­ri Or­ga­ni­ze Sa­na­yi Böl­ge­si’nde sen­di­ka­lı ol­duk­la­rı için iş­ten atı­lan Bir­sin­ler ve İle­ri De­ri iş­çi­le­ri­nin di­re­niş ça­dır­la­rı yı­kıl­dı. Ge­ liş­me­le­ri de­ğer­len­di­ren De­ri-İş Şu­be Baş­ka­nı Ali Bay­ram; “Po­li­sin ve iş­ve­ ren­le­rin bas­kı­sı so­nu­cu di­re­niş­te­ki de­ri iş­çi­le­ri po­tan­si­yel suç­lu gi­bi gös­te­ ril­mek­te… Oy­sa ama­cı­mız bu iş­yer­le­ rin­de sen­di­ka­nın ku­rum­sal­laş­ma­sı­nı sağ­la­mak­tır. Önü­müz­de­ki en bü­yük en­gel iş­yer­le­rin­de si­gor­ta­sız ve kim­lik­ siz iş­çi­le­rin ça­lış­tı­rı­lma­sı­dır. Ba­kan­lı­ğa bu­nun için şi­ka­yet­te bu­lun­duk” di­ye ko­ nuş­tu.

or­no­va Be­le­di­ye­si’in­de ça­lı­şan te­miz­lik iş­çi­le­ri çe­şit­li ba­ha­ne­ ler­le iş­le­rin­den atıl­dı. Yıl­lar­dır be­le­di­ye bün­ye­sin­de te­miz­lik iş­çi­li­ği ya­pan iş­çi­ler, ta­şe­ron fir­ma­la­ra geç­me­ dik­le­ri ve sen­di­ka­ya üye ol­duk­la­rı için iş­ten atıl­dık­la­rı­nı ifa­de edi­yor­lar. İş­ten atıl­ma­la­rı­nı pro­tes­to eden iş­çi­ler, İz­mir Va­li­li­ği’nin ver­di­ği üç ay­lık vi­ze ile tek­ rar iş­ba­şı yapmalarına rağ­men bu sü­re ta­mam­lan­ma­dan Be­le­di­ye yö­ne­ti­mi ta­ra­fın­dan tek­rar ka­pı dı­şa­rı edi­ldi­ler. 12 Ey­lül’den be­ri Bor­no­va Be­le­di­ye­si önün­de otur­ma ey­le­mle­ri­ni sür­dü­ren 250 iş­çi­nin ama­cı sa­de­ce iş­le­ri­ne ge­ri dö­ne­bil­mek. Ge­li­nen aşa­ma­da iş­çi­ler tek­rar iş­ba­şı ya­pa­na ka­dar ey­lem­le­ri­ni sür­dür­mek­te ka­rar­lı­lık­la­rı­nı di­le ge­ti­ri­yor­lar.

24.09.2005 ✓

28.09.2005 ✓

B

13


yeni işçi dünyası

İleri Deri Fabrikası işçileri direnmeye devam ediyor!

S

endikalaştıkları için işten atılan Çorlu (Tekirdağ) Deri Organize Sanayi’de bulunan İleri Deri işçileri; patronun ve devletin saldırılarına rağmen 8 aydır dişe diş direniyor. Geçtiğimiz ay arabasını fabrika önünde bekleyen direnişçi işçilerin üzerine sürerek iki işçinin yaralanmasına neden olan patronu karakola götürüp ifadesini dahi almayan polis, bu ay da bu saldırgan patronun “Organize Deri Sanayi Bölgesi’nde çalışan tüm işçileri korkutuyorlar, bu teröristlerden işçiler korkup huzursuz oluyorlar, rahat çalışamıyorlar.” şeklindeki bir ihbarıyla, o an direniş çadırında bulunan 17 işçiyi gözaltına alıyor. Gözaltına alınan işçilerden 10’u 3-4 saat sonra bırakılıyor, diğer 7 kişi de TMŞ (Terörle Mücadele Şubesi) polislerince sorgulanıyor ve içerde zorunlu ihtiyaçları bile karşılanmadan 24 saat gözaltında tutuluyorlar. Gözaltında tutulan işçilerden Ali Bayram, Hasan Kılıç, Hasan Saka, Sevim Şener, Tekin Köz, Mürüvvet Coşkun ve Nuran Gülenç savcılığa çı-

karıldıktan sonra serbest bırakılmalarının ardından, bir gün önceden gelmiş olan Deri- İş Sendikası Genel Başkanı Yener Kaya ve Genel Başkan Yardımcısı Musa Servi ile Çorlu şehir merkezinde bir Basın Açıklamasıyla bu haksızlığı teşhir ederek İlçe Emniyet Müdürü ve kaymakamın hukuksuzluğunu ve patronlar yanlısı tutumunu kınadılar. Ayrıca hem sendika yetki davasını hem de işten attığı işçilerle ilgili işe iade davasını kaybetmiş olan İleri Deri patronundan aylardır kapı önünde masumca bekleyen işçilerin işe alınıp TİS görüşmelerine gelmesi istendi. İleri Deri ve Birsinler Deri fabrikalarının direnişteki işçilerin aileleriyle katıldığı bu Basın Açıklamasında “Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “İleri Deri İşçisi Yalnız Değildir”, “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek” v.b. sloganlar coşkulu bir şekilde atıldı. Aynı anda işçilere yapılan bu saldırıyı kınayan ikinci bir Basın Açıklaması da ÇORLU EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU (bu platformun kimler-

Çukurova köylüsü isyan ediyor!

C

eyhan Ziraat Odası tarafından 16.09.2005 tarihinde düzenlenen mitinge yaklaşık 500 çiftçi katıldı. Tabut içinde buğday ve mısırın cenaze namazını kılan köylüler ürünlerini uçakla Ceyhan Nehrine döktüler. Adana ve ilçeleri Seyhan, Feke, Kozan,

14

Karataş, Yumurtalık ile Osmaniye Ziraat Odalarının destek verdiği eyleme birçok köyden traktörleri ile katılan köylüler “Hükümet istifa”, “Vur vur inlesin hükümet dinlesin” sloganlarını attılar. “IMF’ye Hayır” pankartlarının taşındığı eylemde konuşan Ceyhan

den oluşturulduğunu yazarsınız) tarafından yapıldı. Savcının gözaltındaki deri işçilerini sorguladığı saatlerde aynı Deri Organize Sanayiinde bulunan 24 işçinin çalıştığı PERK Deri Fabrikası’nda adına “iş kazası” denilen, aslında bir iş cinayetinde Cahit Ay isminde 35 yaşında bir işçinin yaşamını yitirdiği, bir işçinin de yaralandığı haberi geldi. Ülke genelinde olduğu gibi Çorlu’da da sadece Organize Deri Sanayi Bölgesi’nde çalışan 5 bine yakın işçinin % 80’i sigortasız ve asgari ücretle her türlü iş güvencesinden yoksun olduğu gibi, can emniyetinin olmadığı çalışma koşullarında üretim yapıyorlar. Patronlar için bir sömürü cenneti

olan ama işçiler için zalimce ve amansızca sömürüldükleri bir cehennem olan bu düzende işçilerin sendikalarda örgütlenmesine hem patronlar hem de devletin etkili ve yetkili kademelerindekiler rıza göstermezler çünkü gasp edilen emekten pay alıyorlar. Ama tüm bu patron yanlısı yasalara ve baskılara rağmen biz işçiler örgütlenir, birleşir ve diğer ezilen ve sömürülenlerin de desteğini kazanır ve direnirsek mutlaka kazanırız. Sınıfımızın tarihindeki zaferler bunun kanıtıdır. Yeter ki biz tüm ezilenler patronların ve onun devletinin saldırılarına karşı direnen sınıf kardeşlerimizi yalnız bırakmayalım.

Ziraat Odası başkanı Yavuz Tezcan üreticilerin maliyetlerinin artmasına rağmen ürünlerin fiyatlarının geçen yılın fiyatlarının dahi altında olmasından bahsetti. Mısırın geçen yılki fiyatı 300 bin liranın üzerinde iken, bu yıl Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO) 260 bin liradan alım yapıyor. Bu fiyat, sermaye sahibi tüccarların elinde daha da düşüyor. TMO’nun iki taksitte (ilk taksitte çok az bir kısmını, kalanını yaklaşık 1,5 ay sonra) ödediği ürün bedelini tüccarlar, peşin vererek veya TMO’nun alım yapmadığı sıralarda yani çiftçi zor durumdayken alarak, fiyatları daha da düşürüyor. Bu yüzden birçok çiftçi borçlarından dolayı zor durumda kalarak, tarlalarını, aletlerini satmak zorunda kalıyor. Ellerinde Türk bayrakları ile Ceyhan nehrinin kıyısında toplanan çiftçilerin, eyleme karayolunu trafiğe kapatarak devam etmek istemelerini polis engelledi. Yapılan eylem hükümet tarafından dikkate alınmazsa, çiftçiler eylemlerini Ankara’ya taşıyacaklarını belirttiler. Geçmiş hükümetler döneminde çiftçilerin durumunun pek farklı olmadığını unutan CHP milletvekilleri de köylünün alınterini AKP’ye karşı oya

dönüştürme hesaplarıyla eyleme destek verdiler. Bugüne kadarki hiçbir hükümet işçi ve köylülerin hükümeti olmamıştır. AKP ve alternatif olduğunu iddia eden diğer sermaye partilerinin köylüler çıkarına yapacağı hiç bir şey yoktur. Onlar sadece temsilcisi oldukları zengin sınıfların, sermayenin çıkarlarına uygun olarak IMF ve Dünya Bankası ile “iyi ilişkilerini” geliştirmeye, işçi ve köylüleri sermayeye, emperyalistlere kul-köle yapmaya çalışmışlardır, çalışacaklardır. “Köylü milletin efendisidir” ninnileri ile köylüleri uyutanların, köylülere bu ülkede yoksulluk, eğitimsizlik ve sağlıksız koşullar altında üretim yaptırarak tüccarların, faizcilerin, kısacası sermayenin kölesi olması dışında bir şey vermemişlerdir Köylünün bugün daha da yoksullaşmasının nedeni, şu veya bu hükümet politikasının yanlışlığında değil, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak IMF ve Dünya Bankasının dayattığı tarım politikalarında aranmalıdır. Köylülerin tek gerçek alternatifi; işçi sınıfıyla birlikte sermayenin köylüleri daha da yoksullaştıran tarım politikalarına karşı örgütlü mücadelesidir.

Eylül 2005 ✓

16.09.2005, YDİ Çağrı/Adana ✓


yeni kadın dünyası

2005 DÜNYA KADIN YÜRÜYÜŞÜ

“Öz­gür­lük, eşit­lik, da­ya­nış­ma, ada­let ve ba­rış…”

Hep­si sos­ya­lizm­de! 17 Ekim’de An­ka­ra’da “2005 Ka­dın Yü­rü­yü­şü” dü­zen­le­ ni­yor. Bu ey­lem, “İn­san­lık İçin Kü­re­sel Ka­dın Şar­tı”nı ka­bul eden dün­ya­nın çe­şit­li ül­ke­le­rin­de­ki ka­dın ör­ güt­le­ri­nin or­tak ey­le­mi. Tür­ki­ye ağı­nı oluş­tu­ran­lar, “17 Ekim ta­ri­hin­de, hü­ kü­me­te ve Mec­li­se ‘Ta­lep­le­ri­miz için, biz ka­dın­lar için ne yap­tı­nız?’ di­ye so­ ra­ca­ğız” di­yor­lar. Şart, dün­ya­nın “öz­gür­lük, eşit­lik, da­ ya­nış­ma, ada­let ve ba­rış” üze­rin­de ku­ ru­la­bil­me­si­ni he­def­le­di­ği­ni söy­lü­yor. Ve şöy­le de­vam edi­yor­lar: “Biz ka­dın­lar, * Bi­ze da­ya­tı­lan yok­sul­lu­ğu ve şid­ de­ti “do­ğal” ka­bul et­me­yen; * Ada­let­siz­li­ğe, bas­kı­la­ra, sa­va­şa, iş­ ga­le ve sö­mü­rü­ye bo­yun eğ­me­yen; * İkin­ci sı­nıf gö­rül­me­ye, cin­si­yet ay­rım­cı­lı­ğı­na, fark­lı­lık­la­rı­mı­zın yok sa­yıl­ma­sı­na kar­şı çı­kan bir an­la­yış­la yü­rü­ye­ce­ğiz. * Biz Tür­ki­ye­li ka­dın­lar, dün­ya­da­ki di­ğer bü­tün ka­dın­lar­la bir­lik­te ay­nı ka­ rar­lı­lı­ğı ifa­de edi­yo­ruz: “Ge­ri dö­nü­şü ol­ma­yan bir yol­cu­lu­ğa çık­tık. Adil, eşit, öz­gür, da­ya­nış­ma­cı ve ba­rış için­de ya­şa­ya­ca­ğı­mız bir dün­ya­yı ya­rat­mak için el­le­ri­mi­zi bir­leş­tir­dik.” Bu söy­le­nen­ler ga­yet gü­zel, hoş! An­ cak yü­rü­yü­şü dü­zen­le­yen­ler yi­ne de yan­lış yol­da­lar. Çün­kü “Kü­re­sel Ka­dın Şar­tı”nın bü­tün çı­kış nok­ta­sı Bir­leş­miş Mil­let­ler’in ve onun üze­rin­den de tek tek dev­let­le­rin ‘yok­sul­lu­ğu ve ka­dın­

la­ra yö­ne­lik şid­de­ti’ yo­ket­me­ye zor­la­ na­bi­le­ce­ği yö­nün­de­dir. Bu yak­la­şım, em­per­ya­liz­mden ve em­per­ya­listlerin ör­gü­tü olan Bir­leş­miş Mil­let­ler’den me­det uman bir yak­la­şı­mın ürü­nü­dür. Bir­leş­miş Mil­let­ler, bu­gün dün­ya ça­pın­ da­ki yok­sul­lu­ğun, ka­dın­lar üze­rin­de­ki er­kek ege­men­li­ği­nin ve şid­de­tin sür­ me­sin­den so­rum­lu em­per­ya­list-ka­pi­ta­ list ve ge­ri­ci dev­let­le­rin bir örgütüdür, esasta da emperyalist büyük güçlerin bir örgütüdür. Bun­lar­dan zen­gin ile yok­sul, ka­dın ile er­kek ara­sın­da­ki eşit­ siz­li­ği ber­ta­raf et­me­le­ri­ni ta­lep et­mek, sö­mü­rü­cü­ler­den sö­mü­rü sis­te­min­den vaz­geç­me­le­ri­ni ta­lep et­mek de­mek­tir ve ol­ma­ya­cak bir iş­tir.

Ka­dın­la­rın kur­tu­lu­şunu Bir­leş­miş Mil­let­ler, IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı getire­mez!

Dün­ya­yı kök­ten de­ğiş­tir­me­yi he­def­le­ di­ği id­di­asıy­la or­ta­ya çı­kan “Kü­re­sel Ka­dın Şar­tı”nda bir di­zi re­form ta­le­bi al­tal­ta sı­ra­lan­mak­ta­dır. Bu ta­lep­le­rin bir ço­ğu hak­lı ta­lep­ler­dir de... Fa­kat so­ run bu­nu tes­pit et­mek­le or­ta­dan kalk­ mı­yor. Çün­kü “Kü­re­sel Ka­dın Şar­tı”, “po­li­tik ka­rar alı­cı­la­rı” bu ta­lep­le­ri uy­ gu­la­ma­ya zor­la­ya­bi­le­cek­le­ri­ni ve böy­le­ lik­le de dün­ya­yı de­ğiş­ti­re­bi­le­cek­le­ri­ni id­dia et­mek­te­dir­ler. Ya­ni “Kü­re­sel Ka­ dın Şar­tı” Bir­leş­miş Mil­let­ler, IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı’nın bu ta­lep­le­ri kar­şı­la­ ma­ya zor­la­na­bi­le­ce­ği­ni ve bu şe­kil­de de dün­ya­nın yok­sul­luk, ka­dın­la­ra yö­ne­lik şid­det ve sa­vaş­tan arın­dı­ra­bi­le­ce­ği ha­

ya­li­ni yay­mak­ta­dır. Bu boş bir ha­yal­ dir. Bir­leş­miş Mil­let­ler’e üye dev­let­ler bir­çok kez ka­dın­la­rın ya­sal ve top­lum­ sal eşit­li­ği­ni sağ­la­mak için ted­bir­ler ala­cak­la­rı­nı ilan et­miş­ler­dir. Dü­zen­le­ nen on­lar­ca ulus­la­ra­ra­sı top­lan­tı, im­za­ la­nan say­fa­lar­ca ulus­la­ra­ra­sı an­laş­ma­ var­dır. Bü­tün bun­lar ama, em­per­ya­list­ le­rin ve ge­ri­ci dev­let­le­rin bu dün­ya­nın ezi­len­le­ri­ni uyut­ma ça­ba­sın­dan baş­ka bir­şey de­ğil­dir. Dün­ya­yı de­ğiş­tir­mek, em­per­ya­list ör­güt­ler­den “sö­zü­nü­zü tu­ tun” çağ­rı­la­rıy­la ola­maz. Dün­ya­yı de­ ğiş­tir­mek dün­ya ezi­len­le­ri­nin, iş­çi ve emek­çi ka­dın­la­rın em­per­ya­list sis­te­me kar­şı mü­ca­de­le­siy­le ola­cak­tır. Kısmi talepleri elde etmenin tek doğru yolu da sisteme karşı mücadele temelinde hareket etmektir. Eşit­siz­li­ği, bas­kı ve sö­mü­rü­yü ya­ra­ tan özel mül­ki­yet sis­te­mi­dir! Dün­ya­yı de­ğiş­tir­mek, an­cak özel mül­ki­yet sis­te­ mi­ne kar­şı tu­tar­lı mü­ca­de­ley­le müm­ kün­dür. Dev­rim mü­ca­de­le­siy­le müm­ kün­dür. Yürütülecek reform mücade­ lesi bu bilinci karartmayacak biçimde yürütülmelidir.

Türk dev­le­ti, ka­dın­la­rın öz­gür­leş­me­si­nin önün­de­ki te­mel en­gel­dir! Bir­leş­miş Mil­let­ler’in “Ka­dın­la­ra kar­şı ay­rım­cı­lı­ğa kar­şı” söz­leş­me­si­ne im­za atan dev­let­ler­den bi­ri de fa­şist Türk dev­le­ti­dir. 20 yıl ön­ce im­za­la­nan bu söz­leş­me bağ­la­mın­da çok az yol ka­te­ dil­miş­tir. Bü­tün ya­pı­lan ya­sa­lar­da­ki ki­mi eşit­siz­lik­le­ri kal­dır­mak­tır. Bun­ la­rın da tü­mü şu son bir-iki yıl için­de Av­ru­pa Bir­li­ği “uyum ya­sa­la­rı”na bağ­lı ola­rak ger­çek­leş­miş­tir. Ya­sa­lar­da­ki bu de­ği­şik­lik­ler, ül­ke­miz­de ka­dın­la­rın bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nu oluş­tu­ran iş­çi ve emek­çi ka­dın­lar açı­sın­dan faz­la bir şey ifa­de et­me­mek­te­dir. Ül­ke­miz­de iş­çi ve emek­çi ka­dın­la­rın ya­şa­mı­nı be­lir­le­yen bü­yük eko­no­mik zor­luk­lar­dır. Ka­dın­la­rın bü­yük ço­ ğun­lu­ğu eko­no­mik ola­rak ai­le­le­ri­ne, ko­ca­la­rı­na ba­ğım­lı bir ya­şam sür­dür­ mek­te­dir. Ezi­len ka­dın­la­rın önem­li bir bö­lü­mü üc­ret­siz ai­le iş­çi­si ko­nu­ mun­day­ken, üc­ret kar­şı­lı­ğın­da ça­lı­

şan­la­rın da so­run­la­rı dağ­lar ka­dar­dır. Si­gor­ta­sız-sos­yal gü­ven­ce­siz iş, ağır ça­lış­ma ko­şul­la­rı, uzun iş gü­nü, dü­şük üc­ret­ler, kreş ve ço­cuk yu­va­la­rı­nın ye­ ter­siz­li­ği bu so­run­la­rın en ba­şın­da gel­ mek­te­dir. Dev­let, ka­dın­la­rın ça­lış­ma ko­şul­la­rı­nın iyi­leş­ti­ril­me­si için hiç­bir ön­lem al­maz­ken, “özel­leş­tir­me”yle bir­ lik­te za­ten sı­nır­lı olan ka­dın is­tih­da­mı da­ha da da­ral­mak­ta­dır. Ka­dın­la­ra yö­ne­lik şid­det, ta­ciz ve te­ca­vüz bu dev­le­tin gö­zal­tın­da, ce­za­ ev­le­rin­de, iş­ken­ce­ha­ne­le­rin­de sis­tem­li bir bi­çim­de uy­gu­la­nan sin­dir­me ve yo­ ket­me po­li­ti­ka­sı­dır. Fa­şist Türk dev­le­ti özel­lik­le ulu­sal hak­la­rı için mü­ca­de­le eden Kürt ka­dın­la­rı­na kar­şı te­rör ve sin­dir­me yön­tem­le­ri­ne baş­vur­mak­ta­ dır. Fa­şiz­min şid­det ve te­rör po­li­ti­ka­sıy­la bi­çim­len­miş bu top­lum­da ka­dın­la­ra ve ço­cuk­la­ra şid­det gün­lük ya­şa­mın “ola­ ğan” bir par­ça­sı­dır. Bü­tün bun­la­rın kay­na­ğı, so­rum­lu­su ha­kim sı­nıf­la­rın er­kek ege­men fa­şist dev­le­ti­dir. Bu dev­le­te su­nu­la­cak “ta­lep ka­ta­log­la­rıy­la”, "ka­dın­lar için ne yap­tı­ nız?" şi­kâ­yet­len­me­siy­le, sis­tem içi yü­rü­ tü­le­cek “lo­bi” ça­lış­ma­la­rıy­la yok­sul­lu­ ğun ve ka­dın­la­ra yö­ne­lik şid­de­tin son bul­ma­sı bek­le­ne­mez! Bur­ju­va ka­dın ha­re­ke­ti­nin yay­dı­ğı boş ha­yal­le­rin kar­şı­sı­na biz şu ger­çe­ği ko­yu­yo­ruz: Dün­ya­yı de­ğiş­tir­mek için tek ça­re iş­çi ve emek­çi ka­dın­la­rın ken­di mü­ca­ de­le­le­ri­ni ken­di el­le­ri­ne al­ma­sın­da­dır. Öz­gür­lü­ğü­müz ve ger­çek kur­tu­lu­şu­ muz için fa­şiz­me ve erkek ege­men­li­ ği­ne kar­şı ör­güt­len­mek ge­rek­tir. Bi­zim da­ya­nış­ma­mız ka­dın­la­rın ezil­ miş­li­ği­ne kar­şı mü­ca­de­le­yi an­tiem­per­ ya­list-antikapitalist ve dev­rim­ci tarzda yü­rü­ten dün­ya ka­dın­la­rıy­la­dır. Yer­yü­zün­den yok­sul­lu­ğu, sa­va­şı, ırk­çı­lı­ğı, şid­de­ti, ta­ci­zi, te­ca­vü­zü si­lip at­mak için, dün­ya­yı de­ğiş­tir­mek için dev­rim mü­ca­de­lesine omuz ver­mek gerekir! Yaşasın em­per­yaliz­me, faşiz­me, er­ kek egemen­liğine kar­şı dev­rim­ci mü­ cadele! 16 Ey­lül 2005✓

15


yeni kadın dünyası

Kadınlar: “Milli hassasiyet”e inanmıyoruz!

2005

Newroz kutlamalarından bu yana devletin bilinçli olarak kışkırttığı Türk şovenizmi ve bunun ardından Kürt ulusuna yönelik linç girişimleri bugün de etkisini biraz yitirmiş olarak devam ediyor. Kışkırtılan bu milliyetçiliğe karşı bütün devrimci demokrat çevrelerden tepkiler yükseldi. Bu tepkiler çeşitli etkinliklerle ve açıklamalarla dile getirildi, getiriliyor. Devlet eliyle Kürt ulusu üzerinde estirilen teröre dur demek ve Kürt ulusunun haklı taleplerini dile getirmek amacıyla içinde YDİ Çağrı dergisi kadın okurları olarak bizlerin de yer aldığı çeşitli kadın grupları ve sendikalardan kadınlar bir araya gelerek, “Halkların Kardeşliği İçin Kadın İnisiyatifi”ni kurdular. Kadın inisiyatifi etkinliklerini uzun bir zamana yayarak, kampanya tarzında bir çalışma yürütmeyi hedefliyor. Bu etkinliklerin ikisi geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi.

İlk olarak hem platformu tanıtmak, hem de yaşanan olaylara tepkiyi dile getirmek amacıyla 22 Eylül’de İstanbul İnsan Hakları Şubesinde bir basın açıklaması yapıldı. Burjuva medyanın hemen hemen hiç ilgi göstermediği açıklamaya devrimci- demokrat basından katılım oldu. Kadınların yo-

ğun olarak katıldığı etkinlikte basına okunan bir basın metninin yanı sıra, Newroz olaylarından bu yana yaşanan süreç, çeşitli generallerin yaptıkları hedef gösteren açıklamalar, Baykal, Muhsin Yazıcıoğlu vs.nin yaptıkları kışkırtıcı açıklamaların yer aldığı bir CD hazırlanarak basına gösterildi.

Bu özellikle katılan kadın arkadaşların büyük ilgisini çekti. Gösterilen bu belgeselin ardından platform adına hazırlanan aşağıdaki basın açıklaması okundu. Platform ikinci eylemini 29 Eylül’de Beşiktaş İskelesinde gerçekleştirdi. Saat 19.00’da başlayan mumlu eyleme yaklaşık 50 kadar kadın katıldı. Taşınan dövizlerin yanı sıra halklar arasındaki kardeşliği simgeleyen ve çeşitli renklerden oluşan büyük bez parçaları birbirine bağlanarak taşındı. Beşiktaş Barbaros Parkı'nda yapılan basın açıklamasından sonra İskeleye gidilerek yakılan mumlar denize bırakıldı. Eylem boyunca sık sık ‘yaşasın halkların kardeşliği’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son’, ‘yaşasın kadın dayanışması’ sloganları atıldı. Çevik kuvvetin olağanüstü yığınak yaptığı eylemde kadınlar zılgıt ve alkışlar eşliğinde dağıldılar. Eylül 2005✓

Basına ve Kamuoyuna

B

iz aşağıda imzası bulunan kadın örgütleri ve karma kurumlardaki kadınlar, son dönemde resmi ve gayrı-resmi ağızlardan kışkırtılan linç kültürüne, operasyonlara, infazlara, yükselen ırkçılığa ve şovenizme, bunların ayrılmaz bir parçası olan cinsiyetçiliğe karşı bir araya geldik. Kitleleri farklı bir kimliğe karşı şiddete yönelten hiçbir gerekçeye, hiçbir “milli hassasiyet"e inanmıyoruz, bunların hepsini reddediyoruz ve bütün kadınları bizimle birlikte farklı kimlikleri düşmanlaştırmaya, şiddet içeren çağrılara karşı çıkmaya çağırıyoruz. Newroz’da başlayan, Trabzon Maçka’da, İzmir Seferihisar’da, Bozüyük’te meydana gelen linç girişimleri yaşandı. 6-7 Eylül 1955’de gayrimüslim vatandaşlarımıza dönük düzenlenen örgütlü saldırıların yıldönümünü belgeleyen sergiye sözkonusu güçler saldırıda bulunarak insanları tehdit ettiler, fotoğrafları yağmaladılar. Dün ise, Çorum-Maraş-Sivas-Dersim’de yapılanlar hiçbir zaman mahkum edilmedi, hatta gündeme getirenlere karşı aynı saldırgan tarz tekrarlanmaya devam ediyor. Yönetenler linç girişimlerinde bulunanları ‘halk’ olarak tanımlarken, mağdurlar yasal soruşturmaya uğramakta, düşman ve hain olarak gösterilmektedir. Bu coğrafyada biz kadınlar bu oyunun asla bir parçası olmayacağız. Yükselen ırkçı ve şovenist söylemler medya tarafından da meşrulaştırılırken, kimi medya organları da bu linç kültürünü halkın doğal tepkisi olarak lanse etmekte ve linç güruhlarından ‘ülkücü vatandaşlarımız!’ diye söz etmektedir. Genelkurmay Başkanlığının hiç yetkisi olmadığı halde basını, sivil toplum örgütlerini, muhalif kesimleri hedef alan açıklamaları ile birlikte Kürtlere "sözde vatandaş" derken, Başbakan Erdoğan "Kürt sorunu vardır" demekten öteye gitmemektedir. Muhalefet partilerinden CHP lideri Baykal demokratik haklarını isteyen Kürtlerin varlığını yok sayarken, BBP Başkanı Yazıcıoğlu ise linç gi-

16

rişimlerini halkın kendi hak arayışı olarak değerlendirmekte, iç savaş çağrısı yapmaktadır. Bu tür açıklamalar halkları etkiliyor ve kışkırtıyor. Siyasi iktidarı hiç vakit kaybetmeden şoven, ırkçı saldırılara ve söylemlere karşı önlem almaya davet ediyoruz. Bu coğrafyada linç kültürü hiç eksik olmadı. Bugün de milli hassasiyeti uyandıran her konuda devam ediyor. Biz kadınlar linç kültürünün bütün bileşenlerini, en başta militarizmi, ırkçılığı, şovenizmi, nefret söyleminin her türlüsünü reddediyoruz. Binlerce yıldır bu coğrafyada çok kültürlülük içinde yaşarken, halklar sürekli kışkırtılmaya çalışılıyor. Biz farklı etnik ve dinsel kökenden kadınlar, milliyet ve dini farklılıklarımızın bizi birbirimize düşman etmesine izin vermeyeceğiz. Bunun için biz kadınlar; Operasyonlara karşıyız, Savaşa karşıyız, Linçlere karşıyız, İnfazlara karşıyız, Militarizme karşıyız, Faşizme karşıyız, Cinsiyetçiliğe karşıyız, Kürt ve Türk halklarının karşı karşıya getirilmesine karşıyız. Halkların kardeşliği için sen de bir el ver. Halkların Kardeşliği İçin Kadın İnisiyatifi Bileşenleri: Amargi, İHD’li kadınlar, EHP’li kadınlar, Lambda İstanbul Eşcinsel Sivil Toplum Girişiminden Kadınlar, Eğitim-Sen 2-3-4-5-6-8 Nolu şubelerden kadınlar, SDP’li kadınlar, EMEP’li kadınlar, Gökkuşağı Kadın Derneği, EKB, Özgür Kadın, Halkevlerinden kadınlar, Göç-Der’li kadınlar, MKM’li kadınlar, Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinden kadınlar, Demokratik Özgür Kadın Hareketi, Yakay-Der’den kadınlar, Genel İş’den kadınlar, Gökkuşağı Kadın Derneği


panorama

ALMANYA

Seçimlerde kazanan Alman tekelci burjuvazisidir!

Tra­fik lam­ba­sı ko­alis­yo­nu” mu ola­ cak yok­sa “Ja­ma­ika ko­alis­yo­nu” mu? Bel­ki “Bü­yük ko­alis­yon”, bel­ki “kır­mı­zı-ye­şil-kır­mı­zı” renk­li bir ko­alis­yon? Evet, Al­man­ya si­ya­se­ti 18 Ey­lül’de ta­ri­hin­de Al­man­ya’da Mec­lis se­çim­le­ Par­ti is­mi

şı­dı. Se­çim­ler ön­ce­sin­de oluş­tu­ru­lan Sol Par­ti (ki bu par­ti de kır­mı­zı renk­le anı­lı­yor!) ilk kez ka­tıl­dı­ğı se­çim­ler­de ön­cü­lü PDS’in oy­la­rı­nı ar­tı­ra­rak Mec­ lis’e gir­me­yi ba­şar­dı. Se­çim so­nuç­la­rı şöy­le:

Al­dı­ğı oy ora­nı

Ka­zan­dı­ğı mil­let­ve­ki­li sa­yı­sı

CDU/CSU (Hris­ti­yan De­mok­rat Bir­li­ği)

35,2

225

SPD (Sos­yal De­mok­rat Par­ti)

34,3

222

FDP (Hür De­mok­rat Par­ti)

9,8

61

Sol Par­ti

8,7

54

Bir­lik 90/Ye­şil­ler

8,1

51

Di­ğer

3,9

rin­de seç­me­nin bir par­ti­ye ya da se­çim sı­ra­sın­da ko­alis­yon ku­ra­cak­la­rı­nı ilan eden ve seç­men­den bu ko­alis­yon­lar için oy is­te­yen iki it­ti­fa­ka da (bi­ri şim­ di­ye ka­dar hü­kü­met eden SPD-Bir­lik 90/Ye­şil­ler; di­ğe­ri hü­kü­met kur­ma­ya ta­lip olan Hris­ti­yan De­mok­rat-Li­be­ral­ ler) yet­ki­ ver­me­me­si so­nu­cu “renk­le­ni­ yor”; han­gi par­ti­nin han­gi par­ti ya da par­ti­ler­le yan­ya­na ge­le­ce­ği; han­gi par­ti­ le­rin ko­alis­yo­na gi­re­ce­ği­ni tar­tı­şı­yor. 18 Ey­lül’de ya­pı­lan se­çim­ler­de seç­ men ne es­ki SPD (kır­mı­zı renk­le anı­ lı­yor bu par­ti!) - Bir­lik 90/Ye­şil­ler ko­ alis­yon hü­kü­me­ti­ne; ne de CDU/CSU (Hris­ti­yan De­mok­rat Bir­li­ği – bu par­ ti­ler si­yah renk­ler­le anı­lı­yor­lar) ön­der­ li­ğin­de, FDP’nin (Hür De­mok­rat Par­ti – bu par­ti de sa­rı renk­le anı­lı­yor) ka­ tı­la­bi­le­ce­ği bir ço­ğun­lu­ğu Mec­lis’e ta­

Se­çim so­nuç­la­rı­nın bir­çok ko­alis­yon ola­sı­lı­ğı­nı or­ta­ya çı­kar­ma­sı so­nu­cu par­ ti­ler ara­sın­da hü­kü­met tra­fi­ği yo­ğun­la­ şı­yor. Arit­me­tik ola­rak üç­lü ko­alis­yon­ lar­da anah­tar po­zis­yo­nun­da bu­lu­nan FDP ve Bir­lik 90/Ye­şil­ler’in ka­pı­la­rı ça­lı­nı­yor… Ko­alis­yon ara­yış­la­rı sü­ rer­ken si­yah-sa­rı-ye­şil renk­li Ja­ma­ika bay­ra­ğı­na atıf­ta bu­lu­nu­la­rak “Ja­ma­ika ko­alis­yo­nu”ndan, “tra­fik lam­ba­sı” (kır­ mı­zı-sa­rı-ye­şil) ko­alis­yo­nun­dan sö­ze­di­ li­yor; ki­mi­le­ri bü­yük ko­alis­yo­nu dil­len­ di­ri­yor… An­cak şu ana ka­dar ya­pı­lan gö­rüş­ me­ler çer­çe­ve­sin­de bu ko­alis­yon ola­sı­ lık­la­rı gün­dem­den dü­şü­yor­lar: Kır­mı­zı-ye­şil-kır­mı­zı ko­alis­yon hü­ kü­me­ti ola­sı­lı­ğı, SPD dı­şın­da­ki ikin­ci kır­mı­zı Sol Par­ti’nin ko­alis­yon hü­kü­ met­le­ri­ne ka­tıl­ma­yı red­det­me­le­ri so­

nu­cu se­çim­le­rin he­men er­te­sin­de or­ta­ dan kalk­mış­tı. Bir­lik 90/Ye­şil­ler’in CDU/CSU ile yap­tı­ğı gö­rüş­me­ler­de “çok fark­lı an­la­ yış­la­ra sa­hip ol­duk­la­rı­nı” açık­la­ma­la­rı üze­ri­ne ola­sı “Ja­ma­ika ko­alis­yo­nu”nun üze­ri­ne bir çi­zik atıl­dı. Bir baş­ka ko­alis­yon ola­sı­lı­ğı olan “tra­fik lam­ba­sı ko­alis­yo­nu”; ya­ni SPDFDP-Bir­lik 90/Ye­şil­ler’in bi­ra­ra­ya ge­le­c ek­le­ri ko­alis­yon pla­nı da FDP’nin SPD ile yan­ya­na gel­mek is­te­me­me­si üze­ri­ne üze­ri­ne çi­zik atı­lan bir baş­ka ko­alis­yon pla­nı ol­du… Ge­ri­ye bü­yük ko­alis­yon, ya­ni kır­ mı­zı-si­yah ko­alis­yon ola­sı­lı­ğı ka­lı­yor… SPD-CDU/CSU’nun yan­ya­na ge­le­rek oluş­tu­ra­cak­la­rı bü­yük ko­alis­yon Al­ man bur­ju­va­zi­si­nin is­te­di­ği bir ko­alis­ yon­dur. SPD-Bir­lik 90/Ye­şil­ler ko­alis­ yon hü­kü­me­ti dö­ne­min­de iş­çi sı­nı­fı­ nın ka­za­nıl­mış hak­la­rı­nın bu­dan­ma­sı te­me­lin­de yük­se­len “re­form” ha­re­ke­ti­ nin de­rin­leş­ti­ri­le­rek sür­dü­rül­me­si ve Al­man em­per­ya­liz­mi­nin dün­ya pa­zar da­la­şın­da da­ha et­kin ha­le ge­ti­ril­me­si plan­la­rı­nın sür­dü­rül­me­si güç­lü bir hü­ kü­met­le ola­bi­le­cek­tir. Yi­ne böy­le bir hü­kü­met Av­ru­pa Bir­li­ği için­de Al­man­ ya’nın et­kin­li­ği­nin sür­dü­rül­me­si­nin de bir an­lam­da ga­ran­ti­si ola­cak­tır. Bu ya­zı ya­zıl­dı­ğın­da he­nüz ola­sı “bü­yük ko­alis­yon” par­ti­le­ri ara­sın­da gö­rüş­me­ler baş­la­ma­mış­tı. 28 Ey­lül’de SPD-CDU/CSU par­ti­le­ri ara­sın­da ko­ alis­yon gö­rüş­me­le­ri­nin baş­la­ma­sı plan­ lan­mış­tı. Gö­rü­nen o ki, Al­man te­kel­ci bur­ju­va­ zi­si­nin is­tek­le­ri te­me­lin­de “bü­yük ko­

alis­yon” zor­la­na­cak­tır. Eğer böy­le bir hü­kü­met ku­ru­lur­sa te­kel­ci bur­ju­va­zi faz­la­sıy­la mem­nun ola­cak­tır. Şim­di­lik bu ko­alis­yo­nun önün­de­ki en bü­yük en­gel baş­ba­ka­nın han­gi par­ ti­den çı­ka­ca­ğı so­ru­su­dur. Hem SPD, hem de CDU baş­ba­ka­nın ken­di­le­rin­ den ol­ma­sı için ıs­rar­lı­dır. Bu so­run aşıl­ dı­ğın­da bir SPD-CDU/CSU ko­alis­yon hü­kü­me­ti gün­dem­de­dir. As­lın­da han­gi ko­alis­yon ku­ru­lur­sa ku­rul­sun ge­len hü­kü­met Al­man bur­ ju­va­zi­si­nin is­tek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me ko­nu­sun­da üze­ri­ne dü­şe­ni ya­pa­cak­tır. Bu an­lam­da han­gi ko­alis­yon ku­ru­lur­sa ku­rul­sun se­çim­ler­de ka­za­nan Al­man te­kel­ci bur­ju­va­zi­si­dir. Han­gi ko­alis­yon hü­kü­me­ti ku­ru­lur­sa ku­rul­sun iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin hak­la­rı­ nın bu­dan­ma­sı te­me­lin­de yük­se­len ve “re­form” adı ve­ri­len sal­dı­rı­la­rı sür­dü­re­ cek­tir. Bu an­lam­da Al­man­ya iş­çi­le­ri, emek­çi­le­ri se­çim­le­rin mağ­lu­bu­dur… Se­çim­le­rin Al­man­ya iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­le­ri­ne bir­şey ka­zan­dır­ma­ya­ca­ğı bel­li­dir. Ka­za­nıl­mış hak­la­rın bu­dan­ ma­sı­na, yük­se­len iş­siz­li­ğe, ar­tan yok­ sul­lu­ğa, iç fa­şist­leş­me­ye… kar­şı se­çim­ le­rin ça­re ol­ma­dı­ğı, ol­ma­ya­ca­ğı açık­ tır. Çün­kü so­run se­çim­ler­le aşı­la­cak bir so­run de­ğil­dir; biz­zat ka­pi­ta­list/em­ per­ya­list sis­te­min ken­di­si so­run­dur. Sis­te­mi aş­mak ise sı­nıf mü­ca­de­le­siy­le, dev­rim­le müm­kün­dür. Al­man­ya iş­çi­ le­ri, emek­çi­le­ri bu amaç­la ken­di sı­nıf­ sal çı­kar­la­rı te­me­lin­de mü­ca­de­le­yi yük­ selt­me­li­dir­ler. Tek ger­çek çö­züm bu­dur! 25 Ey­lül 2005 ✓

EKVADOR

Sa­de­ce mü­ca­de­le eden ka­za­nır!

E

k­va­dor, pet­rol, ka­kao, muz, kah­ve vb. mal­la­rı ih­raç eden bir ül­ke ol­sa da La­tin Ame­ri­ka ül­ ke­le­ri­nin fa­kir ül­ke­le­rin­den bi­ri­dir. En bü­yük ge­lir kay­na­ğı pet­rol. Fa­kat pet­ ro­lü de esas ola­rak baş­ta ABD em­per­ ya­liz­mi ol­mak üze­re baş­ka ül­ke­le­rin te­kel­le­ri­nin elin­de. Söz­ko­nu­su te­kel­le­ rin kâr­la­rı mil­yar­lar­ca do­lar­la he­sap­la­ nır­ken, yer­li hal­ka iş­siz­lik, yok­sul­luk ve özel­lik­le de çev­re­nin kir­le­til­me­si so­nu­cu has­ta­lık ve ölüm­ler kal­mak­ta­ dır. Bu­na bir de İn­di­gen hal­kın üze­ rin­de­ki ırk­çı, şo­ven bas­kı­lar ek­le­nin­ce Ek­va­dor halk­la­rı­nın için­de bu­lun­du­ğu

du­ru­mun ka­ba bir gö­rün­tü­sü or­ta­ya çık­mak­ta­dır. İk­ti­da­rı elin­de tu­tan­la­rın si­ya­si tem­ sil­ci­le­ri, yö­ne­ti­me gel­me­den hal­ka, hal­kın is­te­dik­le­ri te­mel­de bir si­ya­set –ül­ke­nin ve yer­li halk­la­rın eko­no­mik ve sos­yal du­ru­mu­nu iyi­leş­tir­me te­me­ lin­de bir si­ya­set– yü­rü­te­cek­le­ri va­adi­ni ve­ri­yor­lar… Fa­kat yö­ne­ti­me ge­lin­ce, so­

17


panorama nuç­ta em­per­ya­list güç­le­rin çal­dı­ğı mü­ zik­le dan­se­di­yor; IMF, Dün­ya Ban­ka­sı gi­bi em­per­ya­list­le­rin ku­rum­la­rı­nın dik­te et­ti­ği si­ya­se­ti uy­gu­lu­yor­lar. Ör­ne­ğin, bu si­ya­se­tin doğ­ru­dan bir so­nu­cu ola­rak 2000 yı­lı­nın ba­şın­da Ek­va­dor pa­ra bi­ri­mi olan ‘suc­re’nin ye­ri­ne, yüz­bin­ler­ce in­sa­nın pro­tes­to­ su­na ve Ja­mil Ma­hu­ad’ın baş­kan­lık­tan edil­me­si­ne rağ­men ‘do­lar’ ge­ti­ril­di. Bu de­ği­şik­lik La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­rin­de ger­çek­leş­ti­ril­mek is­te­nen “do­la­ri­ze et­ me”nin bir adı­mıy­dı. Ge­nel­de em­per­ya­list­ler­le iş­bir­li­ği ya­ pan, baş­ta da ABD em­per­ya­liz­mi­nin gü­dü­mün­de ha­re­ket eden si­ya­set­çi­le­re, so­mut ola­rak da baş­kan­la­ra kar­şı mü­ca­ de­le, Ek­va­dor halk­la­rı­nın da mü­ca­de­le­ si­nin önem­li bir par­ça­sı. Ege­men­ler sal­dı­rı­la­rı­nı sür­dü­rür­ken, bu bas­kı­la­ra, hak­sız, sö­mü­rü­cü sis­te­ min so­mut gö­rün­gü­le­ri­ne kar­şı mü­ca­ de­le de de­ği­şik dü­zey­ler­de de ol­sa sü­ rek­li ya­şan­dı, ya­şa­nı­yor. La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­ri­nin bü­yük bö­ lü­mün­de mü­ca­de­le­de ya­şa­nan ben­zer­ lik­le­rin ba­şın­da, bu mü­ca­de­le­ler için­de İndigen halk­la­rın yer al­ma­sı ve evet yer yer de mü­ca­de­le­nin ön­cü­lü­ğü­nü yap­ma­

18

çek ya­şam­da faz­la ha­yat bul­mu­yor… Bu yıl, Ey­lül ayı­na ge­le­ne ka­dar Ek­ va­dor’da öne çı­kan mü­ca­de­le­ler Ni­san ve Ağus­tos ay­la­rın­da ya­şan­dı. Ni­san ayın­da bir baş­kan da­ha kol­tu­ğun­dan edi­lir­ken, Ağus­tos’ta pet­rol ku­yu­la­rı­nı, iki ha­vaala­nı­nı iş­gal eden ve bir­çok yo­lu blo­ke eden grev ve ça­tış­ma­lar gün­ de­mi be­lir­le­di.

BAŞ­KA­NIN KOL­TUK­TAN EDİL­ME­Sİ… Ni­san ayın­da kit­le­sel pro­tes­to ha­re­ke­ti­ ne yol açan, ya da mü­ca­de­le­yi ateş­le­yen ge­liş­me Ara­lık 2004’de Baş­kan Gu­ti­ er­rez’in Yük­sek Mah­ke­me’nin ha­kim­ le­ri­nin bü­yük bö­lü­mü­nü gö­rev­den alıp ken­di­sin­den ya­na olan ha­kim­le­ri gö­re­ve ge­tir­me­si ol­du. Bu adım­la Gu­iter­rez, ken­di­si­nin gö­

Devrik Başkan Gutierrez...

İndigen halklar ...

Yeni Başkan Alfredo Palacio...

sı­dır. Ek­va­dor’da­ki mü­ca­de­le­ler, hem eko­no­mik, hem ge­nel­de sos­yal so­run­la­ rın, hem de so­mut ola­rak İndigen halk­ la­rı bağ­la­mın­da ulu­sal/et­nik so­ru­nu gi­bi so­run­la­rın içi­çe geç­ti­ği mü­ca­de­le­ ler du­ru­mun­da­dır. Mü­ca­de­le­le­rin çe­şit­li­li­ği gi­bi, mü­ca­ de­le eden­ler de çe­şit­li… çok renk­li. Ya­ni de­ği­şik ke­sim­ler­den olu­şu­yor. Bu mü­ca­de­le­le­rin önem­li bö­lü­mü kit­le­sel mü­ca­de­le­ler. Nor­mal ko­şul­lar­da beş yıl­da bir ül­ke­nin baş­ka­nı se­çil­me­si ge­ re­kir­ken, 1997’den bu ya­na al­tı de­ği­şik baş­kan baş­kan­lık gö­re­vi­ne gel­di, ge­ti­ ril­di. Gi­den baş­kan­lar, kit­le­sel mü­ca­de­ le­le­rin doğ­ru­dan et­ki­siy­le ya ken­di­le­ri is­ti­fa et­miş ya da par­la­men­to ta­ra­fın­ dan gö­re­vin­den alın­mış­tır. İn­di­gen halk­la­rın mü­ca­de­le­si so­nu­cu da 1998’de ki­mi azın­lık hak­la­rı el­de edil­di. Ör­ne­ğin iki dil­de –İs­pan­yol­ca ve İn­di­gen halk­la­rın di­lin­de– eği­tim, ulu­sal/et­nik kim­li­ğin ka­bu­lü vb. hak­ lar ana­ya­sal hak ola­rak el­de edil­miş­tir. Ge­nel­de bur­ju­va­zi­nin ik­ti­dar­da ol­du­ğu ül­ke­ler­de ya­sa­lar­la ger­çek­lik ara­sın­da­ki çe­liş­ki Ek­va­dor’da da ya­şan­mak­ta­dır. Ka­ğıt üze­rin­de el­de edi­len hak­lar, ger­

rev­den alın­ma­sı­na yö­ne­lik ola­sı bir da­ va­yı en­gel­le­mek is­ti­yor­du. Fa­kat böy­le­si bir de­ği­şik­lik ana­ya­sa­ya ay­kı­rıy­dı. Ana­ya­sa­ya ay­kı­rı bir de­ği­şik­li­ği ger­ çek­leş­ti­re­bil­mek için de Gu­iter­rez par­ la­men­to­da, şim­di Pa­na­ma’da bu­lu­nan es­ki Baş­kan­lar­dan Ab­da­la Bu­ca­ram yan­ lı­sı par­ti­nin des­te­ği­ni al­ma­ya ça­lış­tı. Bu­ca­ram hak­kın­da, rüş­vet­çi­lik­ten do­la­yı da­va açıl­mış ve ta­ki­bat ka­ra­rı ve­ ril­miş­ti. Bu yüz­den de Bu­ca­ram ül­ke­yi ter­ket­miş­ti. 2004 Ara­lık ayın­da­ki de­ği­ şik­lik­le Bu­ca­ram yan­lı­sı Cas­tor Da­gar Yük­sek Mah­ke­me Baş­kan­lı­ğı­na atan­dı ve mah­ke­me Bu­ca­ram hak­kın­da­ki ta­ki­ bat ka­ra­rı­nı kal­dır­dı. Gu­iter­rez’in bu yap­tı­rım­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le gi­de­rek sert­leş­ti. Ni­san ayı­ nın or­ta­la­rı­na ge­lin­di­ğin­de kit­le­sel mü­ ca­de­le Baş­kan Gu­iter­rez’in kol­tu­ğu­nu sars­ma­ya baş­la­dı. Baş­kent Qu­ito’da ger­ çek­leş­ti­ri­len so­kak­la­rın blo­ke edil­me­si, pro­tes­to yü­rü­yüş­le­ri­ne bir gün­lük ge­ nel grev ey­le­mi de ek­len­di. Bu ey­lem­le­re kar­şı Baş­kan’ın ver­di­ği ce­vap sı­kı­yö­ne­tim ila­nı ol­du. As­ker ve po­lis gü­cüy­le pro­tes­to ey­lem­le­rin­de­ki kit­le ara­sın­da ça­tış­ma­lar ya­şan­dı. Sı­

kı­yö­ne­ti­me rağ­men ey­lem­ler sür­dü ve kit­le Gu­iter­rez’in is­ti­fa­sı­nı is­te­di­ği gi­bi “hep­si git­me­li” slo­ga­nı­nı ata­rak par­la­ men­to­nun fes­he­dil­me­si­ni de ta­lep et­ti. Sı­kı­yö­ne­ti­me rağ­men ey­lem­le­rin sür­ me­si ve or­du­nun Baş­kan Gu­iter­rez’in is­te­ği­nin ter­si­ne ey­lem­ci­le­re kar­şı sal­ dır­gan tav­rı­nı ey­lem­ci­le­re sal­dır­ma­ma bi­çi­min­de de­ğiş­tir­me­si Gu­iter­rez’in ka­ de­ri­ni be­lir­le­di. 20 Ni­san’a ge­lin­di­ğin­de ay­lar­ca sü­ren pro­tes­to ha­re­ke­ti Baş­kan Gu­iter­rez’i kol­ tu­ğun­dan et­me ama­cı­na ulaş­tı. 20 Ni­ san’da par­la­men­toda ya­pı­lan oy­la­ma­da 40’a kar­şı 60 oy­la Gu­iter­rez’in gö­re­vi­ne son ve­ril­di. (Ek­va­dor par­la­men­to­sun­da top­lam 100 mil­let­ve­ki­li var.) Böy­le­ce pro­tes­to ha­re­ke­ti mü­ca­de­le so­nu­cun­da baş­ka­nı kol­tu­ğun­dan et­me ama­cı­na ulaş­tı, kü­çük de ol­sa bir za­fer el­de et­ti. Gu­iter­rez’e kar­şı mü­ca­de­le­yi Yük­sek Mah­ke­me ha­kim­le­ri­ni ve baş­ ka­nı­nı de­ğiş­tir­mek ateş­le­se de, mü­ca­ de­le­de esas ola­rak onun ABD em­per­ya­ liz­mi ta­raf­lı si­ya­se­te yö­nel­miş olması, Ko­lom­bi­ya’da­ki pa­rami­li­ter güç­ler­le iliş­ki­le­r içinde bulunduğu, bu güç­le­ri des­tek­le­di­ği yön­lü id­di­alar be­lir­le­yi­ci rol oy­na­dı. Kuş­ku­suz ki so­ru­nun bir ya­nı, mü­ca­ de­le edil­di­ğin­de ve mü­ca­de­le ama­ca ula­ şa­na ka­dar sür­dü­rül­mek is­ten­di­ğin­de so­nuç­ta mü­ca­de­le­nin ka­za­nı­la­ca­ğı­dır. Bu bağ­lam­da Ek­va­dor’da mü­ca­de­le eden­ler bu­nu bir kez da­ha gös­ter­di. So­ru­nun di­ğer ya­nı ise, mü­ca­de­le­nin ama­cı­nın, uf­ku­nun ne ile sı­nır­lı ol­du­ ğu­dur. Kit­le par­la­men­to­nun da­ğı­tıl­ma­sı ta­le­bi­ni yük­selt­se de, ger­çek­te mü­ca­de­le­ nin ama­cı sö­mü­rü sis­te­mi­ni or­ta­dan kal­ dır­ma, iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin ken­di ken­ di­ni yö­net­me vb. de­ğil­dir. So­run sis­tem içi mü­ca­de­le ile sı­nır­lı ele alın­mak­ta­dır. Ay­lar­ca sü­ren pro­tes­to ey­lem­le­ri Gu­ iter­rez’i kol­tu­ğun­dan et­ti ama öz­de bir şey de­ğiş­me­di. Gu­iter­rez’in ye­ri­ne, şim­ di­ye ka­dar baş­kan­lık yar­dım­cı­lı­ğı gö­ re­vi­ni ya­pan Alf­re­do Pa­la­cio ge­ti­ril­di. Pa­la­cio baş­kan­lık kol­tu­ğu­na otur­du­ ğun­da, ken­di­si­nin se­çil­me­si­ni “ana­ya­ sal yö­ne­ti­me ge­ri dö­nüş” ve “cum­hu­ri­ ye­tin ye­ni­den ku­ru­lu­şu” için bir te­mel ta­şın atıl­ma­sı ola­rak de­ğer­len­dir­di ve ya­kın za­man­da bir ku­ru­cu mec­li­sin oluş­ma­sı­nı he­def­le­di­ği­ni açık­la­dı. O bu açık­la­ma­yı ya­par­ken pro­tes­to ey­lem­le­ri de­vam edi­yor­du ve ül­ke­de­ki si­ya­si ve eko­no­mik du­rum da Pa­la­cio’nun işi­nin zor ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor­du.

AĞUS­TOS AYIN­DA­Kİ GREV VE İŞ­GAL EY­LE­Mİ… Mü­ca­de­le ve so­run­la­rın çe­şit­li­li­ği ken­di­ si­ni Tem­muz ayı son­la­rın­da ve Ağus­tos ayın­da pet­rol ku­yu­la­rı­nın iş­gal edil­di­ği ey­lem bi­çi­min­de gös­ter­di. Bu ey­lem­de grev ve iş­ga­lin içi­çe geç­ti­ği bir du­rum

ya­şan­dı. Bu grev ve iş­gal ey­le­mi­nin per­de ar­ ka­sın­da yer­li hal­kın böl­ge­de da­ha faz­la is­tih­dam ya­ra­tıl­ma­sı ve pet­rol ge­lir­le­ ri­nin “adil da­ğı­lı­mı” ve böl­ge­de­ki alt­ ya­pı­ya da­ha faz­la ya­tı­rım ya­pıl­ma­sı ve pet­rol üre­ti­min­de do­ğa­ya ve in­san­la­ra ve­ri­len za­rar­la­ra kar­şı mü­ca­de­le yön­lü ta­lep­ler var­dı. Bu ta­lep­le­rin di­le ge­ti­ril­di­ği ey­lem­ ler­de so­mut ola­rak 14 Ağus­tos’ta Orel­ la­na ve Su­cum­bi­os’ta böl­ge hal­kı dev­let­ ten ve özel pet­rol şir­ket­le­rin­den “yer­li halk” için da­ha faz­la iş ye­ri ve böl­ge­le­ri için alt­ya­pı­ya da­ha faz­la ya­tı­rım ya­pıl­ ma­sı ta­le­bi­ni di­le ge­tir­di­ler. Orel­la­na ve Su­cum­bi­os, Ama­zo­na böl­ ge­sin­de yer al­mak­ta­dır. Dev­le­tin büt­çe­ si­nin ge­li­ri­nin %40’ı bu böl­ge­de, pet­rol­ den el­de edil­me­si­ne rağ­men, böl­ge­de­ki nü­fu­sun % 85’i fa­kir. 14 Ağus­tos’ta­ki ey­lem­de yer alan­la­ rın Ni­san ayın­da kol­tu­ğun­dan edi­len Baş­kan Gu­iter­rez’in kış­kırt­ma­sıy­la ha­ re­ket et­tik­le­ri suç­la­ma­sı ey­lem­le­rin ra­ di­kal­leş­me­si­ni be­ra­be­rin­de ge­tir­di.

Ey­lem­ci­ler 200’den faz­la pet­rol ku­yu­ su­nu, böl­ge­de­ki iki ha­vaala­nı­nı iş­gal et­ti, bir­çok yo­lu da blo­ke et­ti. Bu iş­gal ile pet­rol üre­ti­mi he­men he­men sı­fır­ lan­dı. Gün­lük nor­mal üre­ti­min 200 bin va­ril ol­du­ğu, iş­gal ile bu­nun 10 bin va­ri­le düş­tü­ğü bil­gi­si ve­ril­di med­ya üze­ rin­den. Bu­nun doğ­ru­dan so­nu­cu pet­rol ih­ra­cı­nın dur­du­rul­ma­sı ol­du. Pet­rol ih­ra­cı­nın bü­yük bö­lü­mü ABD’ye ya­pıl­ mak­ta­dır. İh­ra­cın dur­du­rul­ma­sı he­men pet­rol fi­yat­la­rı­na yan­sı­tıl­dı… Baş­kan Pa­la­cio pet­rol ku­yu­la­rı­nın iş­gal edil­me­si ey­le­mi­ne ola­ğa­nüs­tü hal ila­nıy­la kar­şı­lık ver­di. Gu­iter­rez’in kol­ tu­ğun­dan edil­me­si­nin he­men er­te­sin­de kal­dı­rı­lan sı­kı­yö­ne­tim, Pa­la­cio ön­der­li­ ğin­de da­ha da ka­tı bi­çim­de gün­de­me ge­ti­ril­di. Ola­ğa­nüs­tü ha­lin ya­sak­la­rı ara­sın­da şu ya­sak­lar da var­dı: Her tür med­ya­da dü­şün­ce­si­ni açık­la­ma­nın her bi­çi­mi ya­ sak. Ba­rış­çıl amaç­lar için de ol­sa top­lan­tı yap­mak ya­sak. Orel­la­na ve Su­cum­bi­os eya­let­le­rin­de do­laş­mak ya­sak vb. vs. Bu ila­nın do­ğal so­nu­cu or­du­nun ve po­li­sin iş­gal ey­le­mi­ni ger­çek­leş­ti­ren­ le­re kar­şı sal­dır­gan­lı­ğı ol­du. Ça­tış­ma­ lar ya­şan­dı, için­de ka­dın ve ço­cuk­la­rın da ol­du­ğu on­lar­ca in­san ya­ra­lan­dı ve on­lar­ca in­san tu­tuk­lan­dı. Bu ara­da Sa­


panorama vun­ma Ba­ka­nı So­lon Es­pi­no­sa, Baş­kan Pa­la­cio’nun gre­vi­ci­le­re kar­şı yan­lış ta­ vır için­de ol­du­ğu suç­la­ma­sı ne­de­niy­le is­ti­fa et­ti. Ye­ri­ne ge­ti­ri­len emek­li ge­ne­ral olan Jar­rin ise grev­ci­le­re kar­şı ge­rek­ti­ğin­de da­ha sert ta­vır ta­kı­nı­la­ca­ğı­nı ilan et­ti. On gün sü­ren ey­lem, ey­lem­ci­le­rin pa­ zar­lı­ğa ha­zır ol­du­ğu­nu açık­la­ma­sıy­la ve dev­le­tin ve pet­rol şir­ket­le­ri­nin tem­ sil­ci­le­riy­le pa­zar­lık­la­ra otur­ma­sıy­la da­ha faz­la şid­det­len­me­den so­na er­di. Ola­ğa­nüs­tü ha­le de şim­di­lik son ve­ ril­di. Ey­lül ayı ba­şı­na ge­lin­di­ğin­de pa­zar­ lık­lar­da, so­nuç­ta pet­rol şir­ket­le­ri­nin ge­lir­le­ri­nin %16’sı­nın böl­ge­le­re dev­re­ di­le­ce­ği ve üç yıl için­de top­lam 260 ki­ lo­met­re­lik yo­lun as­falt­lan­ma­sı­nı üzer­ len­me­si hak­kın­da an­la­şıl­dı. Pet­rol te­kel­le­ri işe alım­lar­da bun­dan böy­le böl­ge­de­ki iş­çi­le­re da­ha faz­la yer ver­me­yi gö­zö­nü­ne al­ma ko­nu­sun­da da gö­rüş­bir­li­ği­ne var­dık­la­rı­nı açık­la­dı­lar. Bu kı­sa sü­re­li grev-iş­gal ey­le­mi de esas ola­rak ama­cı­na ulaş­tı. Bu da mü­ ca­de­le eden­le­rin ka­za­na­bi­le­ce­ği­ni gös­ ter­di. Fa­kat bu ka­za­nım da Ek­va­dor hal­kı­nın, özel­lik­le de söz­ko­nu­su böl­ ge­de­ki hal­kın so­run­la­rı­nı ger­çek an­ lam­da çö­ze­cek bir ka­za­nım de­ğil­dir. So­mut ola­rak ey­le­min ya­pıl­dı­ğı iki eya­let­te­ki hal­kın du­ru­mun­dan bir­kaç ör­nek ve­ri­lir­se du­rum şöy­le­dir: Ço­cuk­la­rın ye­ter­siz bes­len­me­si % 43. Pet­rol üre­ti­mi ol­ma­yan böl­ge­ler­de bu oran % 21.5. Pet­rol üre­ti­len böl­ge­ler­de cilt has­ta­lık­la­rı di­ğer böl­ge­le­re gö­re üç kat da­ha faz­la. Ve­rem ve ben­ze­ri bu­la­ şı­cı has­ta­lık­lar ise iki kat da­ha faz­la. Pet­rol üre­ti­mi ala­nı­na ya­kın ya­şa­yan ka­dın­la­rın di­ğer böl­ge­ler­de­ki ka­dın­ la­ra gö­re ço­cuk dü­şür­me ya da sa­kat do­ğur­ma ora­nı % 147’dir. Ge­nel ölüm ora­nı ise pet­rol üre­ti­mi ol­ma­yan böl­ge­ le­rin iki ka­tı. Bu­nun esas ne­de­ni de iş ka­za­la­rı ve kan­ser gi­bi has­ta­lık­lar. Böl­ge­de do­ğa­nın ta­la­nı, çev­re­nin kir­ le­til­me­si cilt has­ta­lık­la­rı, kan­ser gi­bi has­ta­lık­la­rın ya­nı­sı­ra ne­fes al­ma zor­ luk­la­rı, ha­zım­sız­lık so­ru­nu, göz­le­rin ze­de­len­me­si vb. so­run ve has­ta­lık­la­rı da be­ra­be­rin­de ge­tir­mek­te­dir. Bu du­ru­ma kı­sa­ca ba­kıl­dı­ğın­da bi­le, mü­ ca­de­le­nin bu soy­gun dü­ze­ni­ne kar­şı yü­rü­ tül­me­si ge­rek­ti­ği or­ta­ya çık­mak­ta­dır. El­de edi­len ka­za­nı­mın da as­lın­da bu du­ru­mu de­ğiş­tir­mek bağ­la­mın­da faz­la bir öneme sahip ol­madığı da or­taya çık­ mak­tadır. Yazının baş­lığın­da da söy­lediğimiz gibi, sadece mücadele eden kazanır. İşin esas yanı da mücadelenin doğ­ru bir içerik­le ve doğ­ru bir amaç için yürütül­mesidir. 18 Ey­lül 2005 ✓

İSRAİL-FİLİSTİN

Ya­hu­di yer­le­şim­ci­ler Gaz­ze Şe­ri­di’nden çı­ka­rıl­dı…

İ

s­ra­il ile Fi­lis­tin yö­ne­ti­mi ara­sın­da­ki so­run­lar­da son dö­ne­me dam­ga­sı­nı vu­ran esas ge­liş­me İs­ra­il’in Gaz­ze Şe­ri­di’nde­ki Ya­hu­di yer­le­şim alan­la­rı­nı bo­şalt­ma­sı ol­du. Ara­fat’ın ölü­müy­le Fi­lis­tin Baş­kan­lı­ ğı­na se­çi­len Ab­bas yö­ne­ti­miy­le pa­zar­ lık­lar­da gü­ven­lik so­ru­nu esas so­run olur­ken, Şa­ron Gaz­ze’den çe­kil­me so­ru­ nu­nu da gün­de­me ge­tir­di. Şa­ron’un bu pla­nı­na esas mu­ha­le­fet baş­ta yer­le­şim­ci­ler ol­mak üze­re İs­ra­ il’in ken­di için­den gel­di. Özel­lik­le yer­le­ şim­ci­ler ara­sın­da­ki Or­to­doks din­ci ke­ sim Şa­ron’un bu pla­nı­nı red­de­di­yor­du. Bu pla­nı par­la­men­to­da red­de­den bir ke­sim de söz­ko­nu­su din­ci ke­si­min Kne­set’te­ki tem­sil­ci­le­riy­di. Bu yüz­den de Kne­set’te­ki di­ğer si­ya­set­çi­ler de Şa­ ron’un pla­nı­na onay ve­rip ver­me­me ko­nu­sun­da ka­rar ver­me­de epey­ce zor­ lan­dı­lar. So­nuç­ta Şa­ron’un pla­nı ço­ğun­ luk­la onay­lan­dı. Bu pla­nın onay­lan­ma­sı aşa­ma­sın­da es­ki baş­ba­kan­lar­dan ve an­ da­ki Ma­li­ye Ba­ka­nı Ne­tan­ya­hu Gaz­ze Şe­ri­di’nde çe­kil­me ka­ra­rı­nı onay­la­ma­dı ve “bu­nun ve­ba­li­ne kat­la­na­mam” di­ye­ rek is­ti­fa et­ti. İs­ra­il hü­kü­me­ti Şa­ron’un pla­nı­nı 5’e kar­şı 17 oy­la onay­la­ya­rak

Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­kil­me­yi ka­rar­laş­ tır­dı. Ka­ra­ra gö­re Gaz­ze Şe­ri­di’nde­ki 21 yer­le­şim ala­nı­nın tü­mü ve Ba­tı Şe­ria’da ise 4 yer­le­şim ala­nı bo­şal­tı­la­ cak­tı. Ge­rek­ti­ğin­de yer­le­şim alan­la­rı­nı bo­şalt­mak için şid­det de kul­la­nı­la­cak­tı. Top­lam 25 yer­le­şim ala­nın­da 9000 ci­va­ rın­da yer­le­şim­ci­nin iş­gal böl­ge­sin­den çe­kil­me­si söz­ko­nu­suy­du. Ya­hu­di yer­le­şim­ci­le­rin hü­kü­me­tin yer­le­şim alan­la­rı­nı bo­şalt­ma ka­ra­rı­nı uy­gu­la­ma­ya kar­şı di­re­ne­bi­le­ce­ği, hat­ta şid­det­li ça­tış­ma­la­rın ya­şa­na­bi­le­ce­ği he­ sap­la­rıy­la, yer­le­şim­ci­le­rin elin­de­ki si­ lah­lar top­lan­ma­ya baş­lan­dı. 16 Ağus­tos’ta yer­le­şim­ci­le­re ya­şa­dık­ la­rı yer­le­ri ter­ket­me­le­ri için 48 sa­at ta­nın­dı­ğı açık­lan­dı. 18 Ağus­tos’ta bin­ ler­ce İs­ra­il as­ke­ri si­lah­sız bi­çim­de yer­le­ şim­ci­le­ri, yer­le­şim alan­la­rın­dan tah­li­ye et­me­ye baş­la­dı. Bu tah­li­ye sı­ra­sın­da ço­ğu yer­de di­re­ niş­ler ya­şan­sa da, di­re­niş­ler esas iti­ba­ riy­le bek­le­nen­den çok da­ha az­dı. Ki­mi sür­tüş­me­ler­de ya­ra­la­nan­la­rın sa­yı­sı on­lar­ca ol­sa da, yer­le­şim alan­la­rı bek­ le­nen­den çok da­ha hız­lı ve so­run­suz bo­şal­tıl­dı. Bun­da rol oy­na­yan önem­li bir nok­ta da, yer­le­şim­ci­le­rin ve bun­

lar için­de­ki ra­di­kal ke­si­min sa­yı­sı­nın az­lı­ğı­dır. Ör­ne­ğin Ba­tı Şe­ria’nın bo­şal­ tıl­ma­sı –İs­ra­il yö­ne­ti­mi bu­nu is­te­se bi­le– Gaz­ze Şe­ri­di’nden çok da­ha so­ run­lu ola­cak­tır. Gaz­ze Şe­ri­di’nde­ki Ya­hu­di yer­le­şim­ ci­le­rin tah­li­ye edil­me­si adı­mıy­la İs­ra­il, 1967’den bu ya­na ilk kez iş­gal et­ti­ği top­rak­la­rın bir bö­lü­mün­den çe­kil­me adı­mı­nı at­mış­tır. İşin bu ya­nı­na ba­kıl­ dı­ğın­da bu adım Fi­lis­tin Arap hal­kı açı­ sın­dan önem­li bir adım­dır. Bu adım­la yer­le­şim alan­la­rı­nın, is­ten­di­ğin­de bo­ şal­tı­la­bi­le­ce­ği de is­pat­lan­mış­tır. Fa­kat bu adı­mın İs­ra­il-Fi­lis­tin so­ru­nu­nu ger­çek­te çöz­mek için atı­lan bir adım ol­du­ğu söy­le­ne­mez. İs­ra­il Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­kil­me plan­la­rı­nı ya­par­ken ve bu yön­de adım­ lar atar­ken bi­le Şa­ron açık­ça Ba­tı Şe­ ria’da­ki yer­le­şim bi­rim­le­ri, Do­ğu Ku­ düs ve Fi­lis­tin­li mül­te­ci­ler ko­nu­sun­da ta­viz ver­me­ye­ce­ği­ni ilan edi­yor­du. Ay­nı za­man­da “Yer­le­şim bi­rim­le­ri top­rak­sal ola­rak İs­ra­il dev­le­tiy­le bağ­lan­tı­sı­nı sür­ dü­re­cek” açık­la­ma­sı­nı ya­pı­yor­du. Bu açık­la­ma­la­ra gö­re İs­ra­il, Gaz­ze Şe­ ri­di’nden çe­kil­se de esas ola­rak iş­gal et­ ti­ği top­rak­lar­dan çe­kil­me­yi red­det­me; iş­gal et­ti­ği top­rak­lar üze­rin­de­ki, özel­ lik­le Ba­tı Şe­ria ve Do­ğu Ku­düs’te­ki Ya­ hu­di yer­le­şim alan­la­rı­nı bo­şalt­ma­ma; Ku­düs so­ru­nu­nun iki dev­let­li ol­ma an­ la­yı­şıy­la çö­zü­mü­ne yak­laş­ma­ma ve sür­ gün­de­ki Fi­lis­tin­li­le­rin ge­ri dön­me hak­ kı­nı ta­nı­ma­ma si­ya­se­ti­ni sür­dür­mek­ te­dir. Bu ise, esas­ta so­ru­nun var­lı­ğı­nı sür­dü­re­ce­ği­ne işa­ret et­mek­te ve evet ça­tış­ma­la­rın ye­ni­den sert­leş­me­si­nin te­ me­li­ni de için­de ba­rın­dır­mak­ta­dır. Di­ğer ki­mi nok­ta­la­rı bir ke­na­ra bı­rak­ sak bi­le, bu ko­nu­lar­da­ki çö­züm­süz­lük so­ru­nun da­ha uzun yıl­lar sü­re­ce­ği­nin ga­ran­ti­si­dir.

ÇE­KİL­ME­NİN PER­DE AR­KA­SIN­DA NE VAR? Her şey­den ön­ce Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­ kil­me tar­tış­ma­la­rı ve bu yön­de ka­rar al­ma sü­re­ciy­le ka­ra­rı uy­gu­la­ma, bel­li bir dö­nem da­ha bu ko­nu­da­ki ge­liş­me­ ler üze­ri­ne tar­tış­mak­la, dik­kat­ler bu yö­ne çe­kil­miş ola­cak­tır. Böy­le­ce İs­ra­ il’in Fi­lis­tin’i açık ce­za­evi­ne çe­vi­ren, çe­vi­re­cek olan du­va­rın in­şa­sı tar­tış­ma­ la­rı göl­ge­de bı­ra­kıl­mış ve bu ara­da du­ va­rın ya­pı­mı­na de­vam edil­miş ola­cak­ tır. Da­ha ön­ce­ki sa­yı­la­rı­mız­da da dik­kat çek­ti­ği­miz gi­bi, du­va­rın in­şa­sıy­la da Fi­lis­ tin­li­le­rin top­rak­la­rı iş­gal edil­mek­te­dir. Bu­nun Gaz­ze Şe­ri­di so­mu­tun­da­ki yan­sı­ma­sı ise, İs­ra­il’in Gaz­ze’yi ke­li­me­ nin ger­çek an­la­mın­da ha­va­da, ka­ra­da, de­niz­de kont­rol et­me­si­dir. Yer­le­şim alan­la­rı­nın bo­şa­tıl­ma­sı bu ger­çe­ği or­ ta­dan kal­dır­ma­mak­ta­dır. Gaz­ze Şe­ri­

19


panorama di’ne git­mek bi­le İs­ra­il’in kont­ro­lün­de. Yi­ye­cek, ham mad­de, su ve ya­kıt gi­bi te­mel ih­ti­yaç­la­rın gi­de­ril­me­si yo­lu da İs­ra­il’in kont­ro­lün­de ol­ma­ya de­vam ede­cek. İs­ra­il, yer­le­şim alan­la­rı­nı ayak­ta tut­ mak ve ora­da ya­şa­yan Ya­hu­di­le­ri ko­ru­ mak için hem bü­yük oran­da pa­ra har­ ca­ma, hem de bu­nun için önem­li sa­yı­da in­san gü­cü­nü –da­ha doğ­ru­su ko­ru­ma, kol­luk gü­cü­nü– bu böl­ge­ye bağ­la­ma du­ru­mun­day­dı. Gaz­ze’nin çev­re­si­ne örü­len du­var­la, ya da çi­zi­len sı­nır­la gü­ ven­li­ği­ni da­ha az in­san gü­cüy­le ve da­ha az pa­ra har­ca­may­la sağ­la­mak­la eko­no­ mik bir so­run­dan da kur­tul­ma du­ru­ mun­da. Bu bağ­lam­da ge­ri çe­kil­mey­le İs­ra­il, or­du gü­cü ve pa­ra­dan ta­sar­ruf ede­cek­tir. Bu adım­la İs­ra­il, Gaz­ze’de 1.5 mil­yon ci­va­rın­da­ki Arap nü­fu­sun­dan ken­di­si­ne yö­ne­lik ola­sı mü­ca­de­le­le­re, sal­dı­rı­la­ra

20

kar­şı gü­ven­li­ği­ni de Fi­lis­tin yönetimine dev­ret­mek­te­dir. Bi­lin­di­ği gi­bi Gaz­ze Şe­ri­di İs­ra­il’in bas­kı­la­rı­na kar­şı mü­ca­ de­le­de önem­li rol oy­na­yan, İn­ti­fa­da’nın kı­vıl­cı­mı­nı ateş­le­yen ve mü­ca­de­le­yi be­lir­ le­yen bir ko­nu­ma sa­hip. Böy­le­si bir böl­ge­de İs­ra­il, en ufak bir ey­le­me, ha­re­ke­te kar­şı tan­kıy­la, to­ puy­la, bom­ba­sıy­la sal­dı­rı­da bu­lun­muş ve in­san­la­rı kat­let­me­yi de ken­di gü­ven­ li­ği­ni sağ­la­ma adı­na sa­vu­na­gel­miş­tir. Şim­di Ya­hu­di yer­le­şim alan­la­rı­nın bo­ şal­tıl­ma­sıy­la ve İs­ra­il as­ke­ri­nin Gaz­ze Şe­ri­di’nden ge­ri çe­kil­me­siy­le, şim­di­ye ka­dar İs­ra­il as­ke­ri­nin yap­tı­ğı iş Fi­lis­tin Gü­ven­lik Güç­le­ri’ne dev­re­dil­miş­tir. Bu ise, esas ola­rak Fi­lis­tin­li­ler ara­sın­da bir iç ça­tış­ma­nın, sa­va­şın te­me­li­ni oluş­tu­ ran önem­li bir fak­tör­dür. Fi­lis­tin Gü­ ven­lik Güç­le­ri Gaz­ze Şe­ri­di’nde İs­ra­il’e yö­ne­lik sal­dı­rı ey­lem­le­ri­ni en­gel­le­me gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­rir­ken, Fi­lis­tin­li­ ler­le kar­şı kar­şı­ya gel­me du­ru­mun­da ola­cak­tır. Fi­lis­tin yö­ne­ti­minin İs­ra­il’in gü­ven­li­ği­ni sağ­la­ya­ma­dı­ğı yer­de ise İs­ra­il yi­ne Gaz­ze Şe­ri­di’nde­ki Fi­lis­tin Arap hal­kı­na sal­dır­ma hak­kı­nı sak­lı tut­mak­ta­dır. Yu­ka­rı­da Şa­ron’dan ak­tar­dı­ğı­mız ta­ vı­ra bak­tı­ğı­mız­da, Ba­tı Şe­ria’da­ki Ya­ hu­di yer­le­şim alan­la­rı­nın bo­şal­tıl­ma­sı­ nın söz­ko­nu­su ol­ma­dı­ğı açık. Gaz­ze’den çe­kil­me­nin per­de ar­ka­sın­da ya­tan bir he­ sap ya da plan da, esas ola­rak bu iş­gal alan­la­rı­nın bo­şal­tıl­ma­sı tar­tış­ma­sı­nın

er­te­len­me­si­dir. Bu ara­da da bu alan­la­rın da­ha da sı­kı bi­çim­de ko­run­ma­sı, ki­mi alan­la­rın ise İs­ra­il top­rak­la­rı­nın doğ­ru­ dan bir par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­ril­me­si he­sap ve plan­la­rı ya­pıl­mak­ta­dır. Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­kil­mek ay­nı za­ man­da açık ce­za­evi du­ru­mun­da olan bu böl­ge­de ya­şa­yan 1.5 mil­yon ci­va­rın­ da­ki Fi­lis­tin­li­nin so­run­la­rı­nın so­rum­ lu­lu­ğun­dan kur­tul­ma, so­ru­nu Fi­lis­tin yö­ne­ti­mi­ne dev­ret­mek­tir. Gaz­ze, dün­ ya­nın en yük­sek nü­fus yo­ğun­lu­ğu­na sa­hip yer­le­rin­den bi­ri­dir ve bu­ra­da ya­ şa­yan Fi­lis­tin­li­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu gün­de iki do­lar­dan az bir pa­ray­la ya­şa­ mak zo­run­da. İş­siz­lik ora­nı ise %5060’lar­da… İs­ra­il Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­kil­mek­le ken­di­si­ni “ba­rış yan­lı­sı” gös­ter­me “so­ ru­nu çöz­mek­ten ya­na ol­du­ğu” vb. gö­ rün­tü­sü ver­me­ye de ça­lış­mak­ta­dır. Bu sah­te­kar­lı­ğın en us­ta­ca oy­nan­dı­ğı alan­ dan bi­ri de Ya­hu­di yer­le­şim­ci­le­rin yer­le­ şim alan­la­rın­dan çı­ka­rıl­ma­sıy­dı. Şöy­le ki, ba­sı­na yan­sı­yan ha­ber­ler­de dün­ya ka­mu­oyu­na yan­sı­tı­lan esas şey, yer­le­ şim­ci­le­rin yer­le­rin­den edil­me­si, mağ­ dur olan in­san­lar ola­rak gös­te­ril­me­si, yer yer de as­ker­ler­le yer­le­şim­ci­le­rin bir­ lik­te göz­yaş­la­rı dök­me­siy­di… Bu, ger­çek­te İs­ra­il’in, evet so­mut ola­ rak yer­le­şim­ci­le­rin iş­gal­ci ol­duk­la­rı ger­ çe­ği­nin üze­ri­ni ört­mek için kul­la­nıl­dı, kul­la­nı­lı­yor. Şa­ron Gaz­ze Şe­ri­di’nden çe­kil­mek­le da­ha şim­di­den hem İs­ra­il için­de hem de ulus­la­ra­ra­sı alan­da bir za­fer ilan et­ miş du­rum­da… Şa­ron’un ve hü­kü­met­te yer alan ki­mi tem­sil­ci­le­rin açık­la­ma­la­rı­na bak­tı­ğı­ mız­da, ya­kın za­man için­de bu adı­mı iz­le­ye­cek önem­li bir iler­le­me gö­zük­me­ mek­te­dir. Bu du­rum­da eğer Gaz­ze’den çe­kil­me adı­mı­nı, Fi­lis­tin yönetimi ile pa­zar­lık­lar­da ye­ni adım­lar iz­le­mez­se ye­ni bir in­ti­fa­da­nın gün­de­me gel­me­si, ya­şan­ma­sı da müm­kün­dür. Gaz­ze’de da­ha şim­di­den baş gös­te­ren “za­fe­ri ken­di­ne ma­let­me” ve böl­ge­de­ki yö­ne­tim için ik­ti­dar da­la­şı da gö­zö­nü­ne alın­dı­ğın­da hem Fi­lis­tin­li­ler ara­sın­da iç ça­tış­ma­la­rın, hem de Fi­lis­tin-İs­ra­il ara­ sın­da­ki ça­tış­ma­la­rın ye­ni­den kı­zı­şa­rak gün­de­me gel­me­si­nin mad­di te­me­li­nin or­ta­dan kalk­ma­dı­ğı açık­tır. Açık olan di­ğer bir şey ise, İs­ra­il’in Fi­lis­tin yö­ne­ti­mine şim­di­ye ka­dar olan an­laş­ma­lar­dan çok da­ha ge­ri dü­zey­de­ki an­laş­ma­lar da­yat­tı­ğı ve kı­sa va­de­de iki ta­raf ara­sın­da ya­pı­la­cak an­laş­ma­la­rın Fi­lis­tin ta­ra­fı açı­sın­dan her­ha­lü­kar­da şim­di­ye ka­dar olan­lar­dan daha geri düzey­de an­laş­malar olacağıdır. Görünen bu… Bunun somut olarak nasıl gelişece­ ğini de göreceğiz. 16 Ey­lül 2005 ✓

Faşist Saldırılar Protesto Edildi

M

ersin’ de başlay ıp, Trabzon’da sürdürülen ve Bozüyük’te doruğa ulaşan faşist saldırılar, Adana’da bir araya ge­ len sendikalar, demokratik kitle örgüt­ leri ve devrimci çevreler tarafından bir basın açıklaması ile protesto edildi. Yapılan açıklamada linç girişimlerini, Kürtlere yönelen saldırıları meşru gö­ ren medyanın tutumu kınanırken, sal­ dırganların hiçbir engellemeye maruz kalmadan ve hatta “duyarlı vatandaş­ lar” olarak lanse edilmesi, ceza yasa­ larının uygulanmaması, buna rağmen saldırıya uğrayanların provokatörlükle

suçlanması teşhir edildi. Açıklama Türk, Kürt, Arap emekçile­ rini; faşist, şovenist kışkırtmalara karşı halkların kardeşliğini yükseltme, hak ve özgürlükler için birlikte mücadele etme çağrısıyla son buldu. Protesto eylemi sı k sı k at ı la n “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” sloganları ile sonlandırıldı. Bizler de Ydi Çağrı okurları ola­ rak eyleme destek verdik ve “Şovenist Kışkırtmalara Son Verilsin” yazılı bir dövizle yer aldık. 09.09.2005, Ydi Çağrı/Adana ✓

12 Eylül Faşizmine Karşı Miting

12

E y l ü l A s k e r i F a ş i st Darbenin 25. yıldönümü bu yıl 78’liler tarafından İstanbul, İzmir, Ankara ve Mersin’de mitinglerle protesto edildi. Saat 11’de Mersin Devlet Hastanesi önünde bir araya gelen kitle polisin engellemeleri ile ancak 12:15’te yürü­ yüşe geçebildi. Metropol alanına doğru yürüyüş sırasında sık sık ‘Darbeciler halka hesap verecek’, ‘Yaşasın devrim ve sosyalizm’, ‘Kahrolsun faşizm tek yol devrim’, ‘Yaşasın halkların kardeşliği’

sloganları atıldı. Faşist darbenin sorumlularını lanet­ leyen konuşmaların ardından eylem sona erdi. Yaklaşık 1500 kişinin katıldığı ey­ lemde bir grup MHP’li faşistin Türk bayrakları ile eylemi provoke girişimi başarısız kaldı. Polis keskin nişancıları, özel timleri ile tüm yürüyüş güzerga­ hını ve eylem alanını çok yoğun bir bi­ çimde ablukaya almıştı. 11.09.2005, Ydi Çağrı/Mersin ✓


halkların kardeşliği için

HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

6-7 Ey­lül 1955 olay­la­rı­nın 50. yıl­dö­nü­mün­de ta­rih çar­pı­tı­cı­lı­ğı… 1955 6-7 Ey­lül sal­dırılarının ar­kasın­daki gücün dev­letin ken­disi ol­duğu ger­çeğinin üzeri de ör­tül­meye çalışıl­mak­tadır. “Yeni tanık­lık­lar” adına detay­lara boğarak üzeri ör­tül­meye çalışılan ger­çek, Türk dev­letinin ulusal azın­lık­lara yönelik siyasetinin sis­tem­li bir ulusal bas­kı ve zulüm siyaseti ol­duğu ger­çeğidir.

6-7

Ey­lül 1955 olay­la­rı­nın 50. yıl­dö­nü­mün­de “ta­ rih­le yüz­leş­mek” adı­na olay­lar­la il­gi­li bir­çok ga­ze­te­de ya­zı­lar ya­yın­lan­dı, “ta­nık­lar” ko­nuş­tu­rul­du… Ko­nu hak­kın­da ta­vır ta­kı­nan ve anı­la­ rı­nı okur­la­ra ak­ta­ran kö­şe ya­zar­la­rı da ge­nel­de olay­la­rın ne ka­dar “uta­nı­la­cak” olay­lar ol­du­ğu yön­lü ta­vır­lar ta­kın­dı­lar. Ki­mi kö­şe ya­zar­la­rı böy­le­si olay­la­rın iyi ha­tır­lan­ma­sı ve bi­lin­me­si­nin ben­ze­ri olay­la­rın bir da­ha ya­şan­ma­ma­sı için ge­ rek­li ol­du­ğu­nu da vur­gu­la­dı­lar. Ege­men­le­rin ya­zı­lı med­ya­sın­da­ki ta­ vır­la­ra ba­kıl­dı­ğın­da or­ta­ya esas ola­rak şu görüntü çık­mak­ta­dır. Medyada tavır takınanların bir ke­si­mi, olay­la­rın dev­let için­de olan bir ke­si­min, “de­rin dev­let’in oyu­nu ol­du­ğu­nu tes­pit ede­rek bu­gün­le ba­ğı­nı kur­mak­ta ve “de­rin dev­let”e kar­şı li­be­ral bur­ju­va­zi­nin si­ya­se­ti­ni sa­ vun­mak­ta­dır. Bu ko­nu­da ya­zı­lan­la­ra ba­kıl­dı­ğın­da, 50 yıl son­ra da ol­sa, söz­ko­nu­su olay­la­ rın yan­lış­lı­ğı­nın, bu olay­la­rın ar­ka­sın­ da­ki gü­cün “de­rin dev­let” ol­du­ğu­nun ki­mi­le­ri ta­ra­fın­dan or­ta­ya kon­ma­sı­nın olum­lu bir ge­liş­me ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Tavır takınanların bir ke­simi ise böy­ le­si olay­la­rın dev­le­tin ve mil­le­tin ana­ne­ si­ne ters, ona za­rar ve­ren olay­lar ol­du­ ğu­nu sa­vun­mak­ta­dır. Bu konudaki tavırlara bir de 6-7 Eylül ile ilgili resim sergisine MHP ve İP taraftarları olduğu söylenen bir kesimin saldırıları ve bu saldırıları kınama yönlü tavırlar eklendi. Sonuç olarak öne çıkan esas şey, yapılanların, yaşananların Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk toplumunun geleneğine ters olaylar olduğu düşüncesiydi. Böylece tarih çarpıtıcılığı yapılıp Türk devleti, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nun kirli sayfaları temize çıkarılmaya çalışıldı, çalışılıyor.

yu­yor. So­ru­nu Türk dev­le­ti­nin ve top­lu­ mu­nun ana­ne­si­ni ze­de­le­yen bir çıl­gın­ lık ve “bin yıl­lık Türk ha­ki­mi­ye­ti­nin ta­nı­ma­dı­ğı, bil­me­di­ği” bir ter­tip ola­rak gös­te­ri­yor. En iyi hal­de bu olay­lar “im­ pa­ra­tor­lu­ğun bı­rak­tı­ğı mi­ras üs­tün­de bir le­ke” ola­rak de­ğer­len­di­ri­li­yor. Tam da bu nok­ta­da “ta­rih­le yüz­leş­ mek” adı­na ta­rih çar­pı­tıl­mak­ta­dır. “Ye­ni ta­nık­lık­lar” adı­na ki­mi olay­lar or­ta­ya çı­ka­rı­lır­ken, bu olay­lar ta­ri­hin çar­pı­tı­la­rak ye­ni­den ya­zıl­ma­sı için kul­la­nıl­mak­ta­dır. İl­ber Or­tay­lı’ya göre böylesi olaylar Türk devletinin ananesini zedeliyormuş! Türk devletinin ve toplumunun ananesinin 6-7 Eylül olayları gibi olayları tanımadığı yönlü düşüncenin gerçekleri çarpıttığını göstermek için geçmişe kısaca bakmak yetmektedir.

ANANE VE MİRASTA NE VAR?

Tarih çarpıtıcılığının en açık görüldüğü tavırlardan biri özel­lik­le son yıl­ lar­da Türk dev­le­ti­nin “ta­rih da­nış­man­ la­rın­dan” bi­ri olan İl­ber Or­tay­lı’nın 4 Ey­lül ta­rih­li Mil­li­yet ga­ze­te­sin­de­ki ya­zı­ sıdır. Ta­kı­nı­lan ta­vır şöy­le­dir: “…1955 yı­lı 6-7 Ey­lül olay­la­rı Tür­ki­ ye’nin dı­şa­rı­da­ki adı­na çok za­ra­rı do­ku­ nan, aleyh­te abar­tı­lan bir pro­pa­gan­da­yı da­ima bes­le­yen yüz ka­ra­sı bir ter­tip ve kont­rol­süz­lük de­mek­tir. Ana­do­lu’da­ki ve Ru­me­li’de­ki bin yıl­lık Türk ha­ki­mi­ ye­ti­nin ta­nı­ma­dı­ğı, bil­me­di­ği bu saç­ma ter­tip; im­pa­ra­tor­lu­ğun bı­rak­tı­ğı mi­ras üs­tün­de bir le­ke­dir. II. Dün­ya Sa­va­şı sı­

ra­sın­da ko­nu­lan Var­lık Ver­gi­si gi­bi an­ lam­sız ve is­tis­ma­ra açık uy­gu­la­may­la bir­lik­te ye­ni ne­sil­le­rin ba­şı­na bir be­la ola­ rak kal­mış­tır. (…) Bu top­lu­mun bu gi­bi olay­la­rı tek­rar ede­ce­ği­ni hiç san­mı­yo­ruz ama olay­la­rı da unut­mak de­ğil, iyi öğ­ ren­mek ge­re­kir. 6-7 Ey­lül olay­la­rı ba­zı­la­ rı­nın de­di­ği gi­bi 1938 Ka­sım’ın Al­man­ya ve Avus­tur­ya’sın­da­ki Kris­tal Ge­ce­si gi­bi de­ğil­di; 1950’le­rin ka­buk de­ğiş­tir­me­ye baş­la­yan ve de­ne­ti­min el­den çık­tı­ğı ve mut­la­ka kö­tü yö­ne­ti­len İs­tan­bul’un­da dev­let ve top­lum ana­ne­mi­zi ze­de­le­yen bir çıl­gın­lık­tı.” (Mil­li­yet, 4 Ey­lül 2005) İl­ber Or­tay­lı so­ru­nu böy­le or­ta­ya ko­

6-7 Ey­lül 1955 sal­dı­rı­la­rın­da za­rar gö­ren­ ler esas ola­rak Rum ulu­sal azın­lı­ğı ol­sa da, Er­me­ni­ler ve kıs­men Ya­hu­di’ler de za­rar gör­müş­tür. Bu bağ­lam­da he­defin gay­ri­müs­lim azın­lık­lar ol­du­ğu açık­tır. İl­ber Or­tay­lı’nın bah­set­ti­ği Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun bı­rak­tı­ğı mi­ras­ta, sa­de­ce 1890’lı yıl­lar­dan 1922’ye ka­dar­ki ke­si­mi­ne bak­tı­ğı­mız­da bi­le kar­şı­mı­za çok da­ha bü­yük “ka­ra le­ke­ler” çık­mak­ ta­dır. Evet “ter­tip” bi­çi­min­de­ki­le­ri de! Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu­nun ta­ri­hin­de de, Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ta­ri­hin­de de böy­le­si oyun­lar, ter­tip­ler bu­ra­da sa­yı­ la­ma­ya­cak ka­dar çok­tur. “Os­man­lı­da oyun çok” de­yi­mi boş ye­re söy­len­me­ miş­tir… Oyun­lar ter­tip­ler bir ya­na, Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun bı­rak­tı­ğı mi­ras­ta, ya­şa­nan kat­li­am­lar ve soy­kı­rı­mın iz­le­ri gü­nü­mü­ze ka­dar gel­miş­tir. Er­me­ni­le­re yö­ne­lik ya­şa­nan soy­kı­rım­da Rum­lar da, Sür­ya­ni­ler-Kel­da­ni­ler (Asur­lar) de pa­ yı­nı al­mış­lar­dır. Yüz­bin­ler­ce­si ye­rin­den

21


halkların kardeşliği için yur­dun­dan edil­miş, bü­yük bö­lü­mü kat­ le­dil­miş­tir. Or­tay­lı gi­bi­le­ri­nin ta­vır­la­rı en baş­ta bu ta­ri­hi ger­çek­lik­le­rin üze­ri­ni ört­me­ye ça­lı­şan ve “im­pa­ra­tor­lu­ğun mi­ra­sı”nı te­mi­ze çı­kar­ma ve ta­ri­hi çar­ pıt­ma ta­vır­la­rı­dır. Bu ve ben­ze­ri ta­vır­lar as­lın­da Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ta­ri­hin­de Kürt ulu­su­na ve ulu­sal azın­lık­la­ra yö­ne­lik bas­kı­la­rın, ulu­ sal zul­mün üze­ri­ni de ör­ten ta­vır­lar­dır. Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti dev­le­ti Lo­zan An­laş­ma­sı’yla var­lı­ğı­nı ka­bul et­ti­ği di­ni azın­lık­la­rın bu an­laş­ma­ya gö­re sa­hip ol­ ma­la­rı ge­re­ken hak­la­rı bi­le ver­me­miş ve sü­rek­li bir bas­kı uy­gu­la­mış­tır. Rum, Er­me­ni ve Ya­hu­di­ler (Mu­se­vi­ler) di­ni azın­lık ola­rak ka­bul edi­lir­ken gay­ri­müs­ lim ol­du­ğu hal­de Sür­ya­ni­ler-Kel­da­ni­ler di­ni azın­lık ola­rak bi­le ka­bul edil­me­ miş­tir. Bun­la­rın ulu­sal azın­lık ola­rak var­lı­ğı ise hâ­lâ ka­bul edil­miş de­ğil­dir. Gay­ri­müs­lim azın­lık­la­ra kar­şı sal­dı­ rı­lar, bas­kı­lar Lo­zan An­laş­ma­sı son­ra­ sın­da ku­ru­lan Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de sü­rek­li va­ro­la­gel­miş­tir. Bu bas­kı­lar doğ­ ru­dan dev­let ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ril­ miş­tir. Özel­lik­le Er­me­ni ve Rum azın­lı­ğı si­ ya­si ve be­lir­le­yi­ci eko­no­mik alan­lar­dan ke­li­me­nin ger­çek an­la­mın­da te­miz­len­ me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. 1942 yı­lın­da ka­rar al­tı­na alı­nan Var­

22

lık Ver­gi­si esas ola­rak azın­lık­la­ra kar­şı alı­nan bir ön­lem­di. Kamuoyuna bu kararın gerekçesi ve amacı başka türlü yansıtılsa da, gerçek amaç “Ticareti Türklere vermek”ti. Ticaret işindeki gayrimüslimleri safdışı etmek de bu­ nun doğal bir sonucuydu. Böylece eko­ nomik alandaki saldırı, özellikle Rum ve Er­me­ni azın­lı­ğı­na men­sup bin­ler­ce in­sa­nın sür­gün edil­me­si ve sür­gün edi­ len­le­rin önem­li bö­lü­mü­nün kat­le­dil­me­ si­ni de be­ra­be­rin­de ge­tir­miş­tir. 1955’te­ki ta­lan gi­ri­şim­le­ri, sal­dı­rı­la­rı da eko­no­mik alan­da Var­lık Ver­gi­si’nin bir de­va­mı ni­te­li­ğin­de­dir. Var­lık Ver­ gi­si, İl­ber Or­tay­lı’nın an­lat­ma­ya ça­lış­ tı­ğı gi­bi “an­lam­sız ve is­tis­ma­ra açık uy­ gu­la­ma” de­ğil, bi­linç­li ola­rak ka­rar­laş­ tı­rı­lan ve is­ten­di­ği gi­bi uy­gu­la­nan bir ka­rar ve uy­gu­la­ma­dır. Bu uy­gu­la­may­la ve 1955 yı­lı 6-7 Ey­lül sal­dı­rı­la­rıy­la Türk dev­le­ti el­de et­mek is­te­di­ği­ni esas ola­rak el­de et­miş­tir. Rum azın­lı­ğı­nın Tür­ki­ye’yi ter­ket­ me­si ama­cı da Rum­la­ra yö­ne­lik bas­kı­

la­rın per­de ar­ka­sın­da­ki ol­gu­lar­dan bi­ ri­dir. Tüm bas­kı­la­ra rağ­men Tür­ki­ye’yi ter­ ket­me­yen Rum­lar ise da­ha son­ra çı­ka­ rı­lan ya­sa(lar) ile Tür­ki­ye’yi ter­ket­meye zor­lan­mış­lar­dır, ke­li­me­nin ger­çek an­ la­mın­da sür­gün edil­miş­ler­dir. 1964 yı­lın­da Türk dev­le­ti açık­ça Rum­la­rı “sı­nır­dı­şı et­me” ka­ra­rı çı­ka­rıp uy­gu­la­ mış­tır. Tüm bu uy­gu­la­ma­lar so­nu­cun­da Tür­ ki­ye’de ya­şa­yan Rum­la­rın sa­yı­sı sı­fır­ lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Az sa­yı­da Rum in­sa­nının anda Tür­ki­ye’de ya­şı­yor ol­ ma­sı bu ger­çe­ği de­ğiş­tir­me­mek­te­dir. Bu, Lo­zan An­laş­ma­sı son­ra­sın­da Tür­ ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti sı­nır­la­rı için­de ya­şa­ yan Rum­la­rın sa­yı­sıy­la kar­şı­laş­tı­rı­la­rak gös­te­ri­le­bi­lir bir ger­çek­lik­tir. Ve­ri­le­re gö­re Lo­zan An­laş­ma­sı dö­ne­ min­de 370 bin Rum var­dır. Türk dev­le­ti­ nin ki­mi ent­ri­ka­la­rıy­la bu sa­yı 200 bi­ne dü­şü­rül­müş­tür. Da­ha son­ra­ki yıl­lar­da da Rum azın­lı­ğın nü­fu­su gi­de­rek azal­ mak­ta­dır. Ki­mi ve­ri­le­re gö­re 1955-1962 yıl­la­rı dö­ne­min­de Tür­ki­ye’yi terk eden Rum­la­rın sa­yı­sı 70 bin ci­va­rın­da­dır. 1964’te­ki “sı­nır­dı­şı et­me” ka­ra­rı son­ ra­sın­da ne ka­da­rı­nın sı­nır­dı­şı, sür­gün edil­di­ği ise be­lir­siz… Türk dev­le­ti­nin Rum azın­lı­ğı üze­rin­ de­ki bas­kı­la­rı ve Rum düş­man­lı­ğı de­ği­ şik bi­çim­ler­de de ol­sa gü­nü­müz­de de sür­mek­te­dir. Bu­nun en açık gö­rül­dü­ğü alan Fe­ner Rum Pat­rik­ha­ne­si’ne, Pat­rik Bart­ho­lo­me­os’a ve Rum Ruh­ban Oku­ lu’nun açıl­ma­sı ta­le­bi­ne kar­şı ta­vır­lar­ dır. Bi­lin­di­ği gi­bi Hey­be­li Ada­sı’nda­ki Rum Ruh­ban Oku­lu, dev­le­tin Rum­la­ra yö­nelik bas­kılarının bir par­çası olarak kapatıl­mış­tı. Kısaca ak­tar­dığımız bu ol­gular Os­ man­lı İm­parator­luğu’nun bırak­tığı mi­ rasın da, Tür­kiye Cum­huriyeti tarihi­ nin de kara lekeler­le dolu ol­duğunu; bu kara lekelerin “dev­let ve top­lum anane­ mizi zedeleyen bir çıl­gın­lık” ol­manın ötesin­de, dev­letin ananesi ol­duğunu or­ taya koy­mak­tadır. Hiç­bir çar­pıt­ma bu ger­çek­lerin üzerini ör­temez. 1955 6-7 Ey­lül sal­dırılarının ar­kasın­ daki gücün dev­letin ken­disi ol­duğu ger­ çeğinin üzeri de ör­tül­meye çalışıl­mak­ tadır. “Yeni tanık­lık­lar” adına detay­lara boğarak üzeri ör­tül­meye çalışılan ger­ çek, Türk dev­letinin ulusal azın­lık­lara yönelik siyasetinin sis­tem­li bir ulu­ sal bas­kı ve zulüm siyaseti ol­duğu ger­ çeğidir. 50. yıl­dönümü vesilesiy­le yayın­lanan yazılar­da bu ger­çeği or­taya koy­mak ve dev­letin siyasetini teş­hir et­mek için de epey mal­zeme, veri var­dır. Tüm sınıf bilinç­li iş­çilerin görevi, bu ger­çeği kit­lelerin bilin­cine yer­leş­ tir­meye çalış­ması, Türk şoveniz­mine kar­şı aman­sız bir mücadele ver­mesidir. Ey­lül 2005 ✓

KLASİKLERİMİZDEN ÖĞRENELİM

Ekim Devriminin uluslararası karakteri Ekim’ in onuncu yıldönümü dolayısıyla

J. V. STALİN

“Ekim Devrimi salt “ulusal çerçevede” bir devrim de­ ğildir. O herşeyden önce uluslararası çapta, dünya ça­ pında öneme sahip bir devrimdir, çünkü o dünya in­ sanlık tarihinde eski kapitalist dünyadan yeni sosyalist dünyaya doğru temel bir dönemeç demektir. Eskiden devrimler genellikle devletin dümenindeki bir sömürücüler grubunun yerini bir başka sömürü­ cüler grubunun almasıyla sonuçlanırdı. Sömürücüler değişirdi, sömürü kalırdı. Kölelerin kurtuluş hare­ ketleri döneminde böyle oldu. İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da bilinen “büyük ” devrimler döneminde böyle oldu. Proletaryanın, tarihi kapitalizme karşı çe­ virmek amacını taşıyan onurlu, kahraman ama yine de başarısız kalan ilk girişimi olan Paris Komününden sözetmiyorum. Ekim Devrimi bu devrimlerden ilkesinde ayrılmak­ tadır. O kendine amaç olarak, bir sömürü biçiminin yerine bir başka sömürü biçimini, bir sömürücüler grubunun yerine bir başka sömürücüler grubunu ge­ çirmeyi değil, insanın insan tarafından her türlü sömü­ rülmesini ortadan kaldırmayı, kim olursa olsun bütün sömürücü grupları ortadan kaldırmayı, proletaryanın diktatörlüğünü kurmayı, bugüne dek var olan bütün ezilen sınıf lar arasında en devrimci sınıfın iktidarını kurmayı, yeni bir toplum, sınıfsız, sosyalist toplumu örgütlemeyi almaktadır. İşte bu yüzden Ekim Devriminin zaferi, insanlık ta­ rihinde köklü bir dönemeci, dünya kapitalizminin ta­ rihsel kaderinde köklü bir dönemeci, bütün dünyanın sömürülen yığınlarının mücadele yöntemlerinde ve ör­ gütlenme biçimlerinde, yaşam tarzı ve geleneklerinde, kültür ve ideolojisinde köklü bir dönemeci kaydetmek­ tedir. Ekim Devriminin uluslararası çapta, dünya çapında öneme sahip bir devrim olmasının nedeni budur. Bütün ülkelerin ezilen sınıf larının, kendisinde kur­ tuluşlarının güvencesini gördükleri Ekim Devrimine karşı besledikleri derin sempatinin kaynağı burada ya­ tar.” J. V. Stalin, Eserler Cilt 10; İnter Yayınları


gündem

Gelecek sosyalizmdir! Sosyalizm gelecektir!

D

ev­rim… Sos­ya­lizm… Bu iki söz­cük­le sık­lık­la kar­şı­la­şı­yor, kul­la­nı­yo­ruz. Çi­vi­si iyi­ce çık­ mış bu sö­mü­rü­cü sis­tem­den kur­tul­mak is­ti­yo­ruz; onun için dev­rim ge­rek­li di­ yo­ruz. Bu bar­bar ve kan emi­ci sis­te­min al­ter­na­ti­fi var­dır di­yo­ruz; sos­ya­liz­mi işa­ret edi­yo­ruz… Pe­ki bu bir­bi­ri­ne bağ­la­dı­ğı­mız iki söz­ cük ne­yin kar­şı­lı­ğı? Ha­yır, öy­le de­rin te­ ori­ler yap­mak­sı­zın; bu sis­tem­den ya­ka sil­ken in­san­lar için al­ter­na­tif ola­rak ile­ri sür­dü­ğü­müz şe­yin pra­tik kar­şı­lı­ğı ne ola­cak? Ne­yi de­ğiş­ti­re­cek sos­ya­lizm? Bu­gü­ne ka­dar dev­ri­me iliş­kin ya­pı­lan ko­nuş­ma­lar­da, ya­zı­lan ya­zı­lar­da ço­ğun­ luk­la bü­yük de­ği­şim­den sö­ze­dil­di… Ge­ nel ola­rak dev­rim­le sö­mü­rü, sö­mü­rü­cü sı­nıf­lar or­ta­dan kal­dı­rı­la­cak, ye­ri­ne iş­ çi­le­rin, emek­çi­le­rin dev­le­ti ku­ru­la­cak. Sos­ya­lizm in­şa edil­me­ye baş­la­na­cak; “her­kes top­lu­ma yap­tı­ğı kat­kı öl­çü­ sün­de ka­za­na­cak­tır”. Sos­ya­lizm, da­ha da ge­li­şe­rek ko­mü­niz­me va­ra­cak; ko­mü­ nist top­lum­da “her­kes ye­te­ne­ği­ne gö­re top­lu­ma kat­kı­da bu­lu­na­cak ve ih­ti­ya­cı ka­dar ala­cak­tır.” Bu bir hayal mi? Bir sos­ya­lizm de­ne­yi ya­şan­dı… Sov­ yet­ler Bir­li­ği 1917’den 1950’le­rin or­ta­ la­rı­na ka­dar sos­ya­liz­mi in­şa­ et­ti, bu te­mel­de iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin ya­şam ko­şul­la­rı­nın iyi­leş­ti­ril­me­si açı­sın­dan bir çok ka­za­nım el­de edil­di. Ya­şa­nan bu kı­sa de­ne­yim bi­le sos­ya­liz­min ha­ yal de­ğil ger­çek ola­bi­le­ce­ği­ni; iş­çi­le­rin, emek­çi­le­rin sosyalizmde bir­çok şey ka­ za­na­bi­le­ce­ği­ni gös­ter­di. Sos­ya­list top­ lum­da sö­mü­rü­cü sı­nıf­ la­rın or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sıy­la ya­ra­tı­lan zen­gin­li­ğin iş­çi­le­re, emek­çi­le­re da­ğı­tıl­ma­sı so­nu­cu ya­şam se­vi­ye­si­nin na­sıl yük­sel­di­ği, na­ sıl bir re­fah top­lu­mu­nun oluş­tu­ğu­ ya­şa­ nan de­ne­yim­le gö­rül­dü.

İŞ, İŞ­Çİ VE SOS­YA­LİZM! Ekim Dev­ri­mi’­nin en bü­yük özel­li­ği sö­ mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ik­ti­da­rı­nın yı­kıl­ma­sı ve onun ye­ri­ne iş­çi sı­nı­fı­nın ik­ti­da­rı­nın ku­rul­ma­sı­dır. Bu dev­rim in­sa­nın in­san üze­rin­de­ki sö­mü­rü­sü­nün kay­na­ğı özel mül­ki­yet sis­te­mi­nin yok edil­me­si­nin yo­lu­nu aç­mış­tır. Bol­şe­vik­le­rin ön­der­li­ğin­de ku­ru­lan sos­ya­lizm­de eme­ğin ka­rak­te­ri, eme­ğin top­lum­sal ör­güt­len­me­si, üc­ret­len­di­ril­ me­si, ye­ni­den üre­tim bir bü­tün ola­rak ye­ni­den dü­zen­len­miş ve yep­ye­ni bir ka­ rak­ter al­mış­tır.

kal­dı­rıl­ma­sı an­cak ve an­cak sos­ya­lizm ko­şul­la­rın­da müm­kün­dür. Bu­nun için sos­ya­lizm di­yo­ruz… Bu­nun için sos­ya­ liz­mi ger­çek­lik ha­li­ne ge­ti­re­cek dev­rim­ den sö­ze­di­yo­ruz…

“Her­ke­se ye­te­ne­ği­ne gö­re, her­kes­ten kat­kı­sı­na gö­re”

Sos­ya­lizm dün­ya üze­rin­de ilk kez bir il­ke­yi ger­çek­leş­tir­miş­tir: 1936 Sov­yet Ana­ya­sa­sı’n­da iş hak­kı te­mel ana­ya­sa il­ke­si ol­muş­tur. Bu ça­lı­şa­bi­lir yaş­ta­ki her­ke­se iş hak­kı an­la­mı­na gel­mek­te­dir. “Her­ke­se iş” hak­kı­nın ger­çek­leş­me­si iş­siz­li­ğin top­lum­sal ola­rak yo­ke­dil­me­ sin­den baş­ka bir­şey de­ğil­dir. Ka­pi­ta­ lizm şart­la­rın­da müm­kün ol­ma­yan

Sos­ya­lizm bir “asa­lak­lar” top­lu­mu de­ğil; top­lum re­fa­hı için ça­lış­ma­nın gö­rev sa­ yıl­dı­ğı bir top­lum­dur. Ana­ya­sa­sın­da “ça­ lış­ma­ya­na yemek de yok” il­ke­si­nin ya­zıl­ dı­ğı bir top­lum­dur. Sos­ya­list sis­tem­de ge­çer­li olan; “her­ke­se ye­te­ne­ği­ne gö­re, her­kes­ten kat­kı­sı­na gö­re” il­ke­si­dir. Sos­ya­lizm­de, top­lu­mun bü­tün üye­le­ ri­nin ça­lış­ma yü­küm­lü­lü­ğü var­dır. Bu ay­nı za­man­da eme­ğe ve ça­lış­ma­ya kar­şı yak­la­şı­mın de­ğiş­me­si an­la­mı­na ge­lir. Ka­pi­ta­list top­lu­mun in­san­la­rı zen­gin

sos­ya­lizm­de ger­çek­leş­miş­tir: İş­siz­li­ğin yo­ke­dil­me­si ka­pi­ta­lizm­de müm­kün ol­ ma­yan bir­şey­dir; çün­kü ka­pi­ta­list­ler iş­gü­cü­nü da­ha ucu­za sa­tın al­mak ve müm­kün olan en bü­yük kâ­rı el­de et­mek için her za­man ye­dek iş­siz­ler or­du­su­na ih­ti­yaç du­yar­lar. Sos­ya­lizm­de üre­ti­min ama­cı ka­pi­ta­list sis­tem­de ol­du­ğu gi­bi kâr de­ğil, top­lum re­fa­hı ol­du­ğun­dan, sos­ya­list sa­na­yi­leş­me­ye bağ­lı ola­rak iş­ siz­li­ğe kar­şı tu­tar­lı bir mü­ca­de­le yü­rüt­ mek ola­nak­lı­dır. Res­mi ra­kam­la­ra gö­re % 10’lar­da do­la­şan, res­mi ol­ma­yan ra­kam­la­ra gö­re ise % 20’le­rin üze­rin­de sey­ret­ti­ği bi­li­nen Tür­ki­ye’de iş­siz­li­ğin or­ta­dan

ol­mak, ça­lış­ma­dan ya­şa­mak ha­yal­le­ri pe­şin­de ko­şar­ken, sos­ya­list top­lum­da ça­lı­şa­rak, top­lu­ma kat­kı­da bu­lu­na­rak ya­şa­mak onur­lu bir gö­rev sa­yı­lır. Ça­lış­ mak an­gar­ya de­ğil, top­lum­sal ya­şa­mın bir ge­rek­li­li­ği­dir. Ça­lış­ma­dan zen­gin ol­ma­nın özen­ di­ril­di­ği, umut­la­rın mil­li pi­yan­go­ya, to­to­ya, “top­çu­lu­ğa-pop­çu­lu­ğa” bağ­ lan­dı­ğı; bir avuç zen­gi­nin ya­şa­mı­nın çe­ki­ci ha­le ge­ti­ri­le­rek top­lu­mun in­san­ la­rı­nın bu­na özen­di­ril­di­ği, “ha­va­da bu­lup ta­va­da ye­me”nin, vur­gu­nun, üç ka­ğı­dın, kap­ka­çın, ran­ti­ye­ci­li­ğin, rüş­ ve­tin… vs. vb. ge­çer ak­çe ol­du­ğu Tür­ ki­ye top­lu­mun­da bu çü­rü­müş­lü­ğün ve

Kâr için de­ğil, top­lu­mun re­fa­hı için üre­tim!

ge­le­cek­siz­li­ğin al­ter­na­ti­fi­nin adı­dır sos­ ya­lizm. Sos­ya­list bir Tür­ki­ye’de her­kes top­lu­mun da­ha zen­gin­leş­me­si için ça­lı­ şa­cak­tır. Ça­lış­tı­ğı oran­da ya­ra­tı­lan zen­ gin­lik­ten pa­yı­nı ala­cak­tır. Sos­ya­lizm­de her bi­rey ka­pi­ta­list top­lu­mun ak­si­ne ken­di ge­le­ce­ği­ni top­lu­mun ge­le­ce­ğiy­le öz­deş­leş­ti­re­cek ve bi­rey­sel kur­tu­lu­şun ye­ri­ni top­lum­sal kur­tu­luş ala­cak­tır. Bu­nun için sos­ya­lizm di­yo­ruz…

Ka­dın­la­rın üre­ti­me ve top­lum­sal ya­şa­ma çe­kil­me­si…

Ekim Dev­ri­mi­’nin en bü­yük özel­lik­le­ rin­den bi­ri Çar­lık Rus­ya­sı dö­ne­min­de ikin­ci, üçün­cü sı­nıf va­tan­daş gö­rü­len ka­dın­la­ra hu­kuk­sal ve sos­yal eşit­li­ğin sağ­lan­ma­sı­nın yo­lu­nu aç­mış ol­ma­sı­dır. Sos­ya­lizm­de ka­dın­lar kit­le­ler ha­lin­de top­lum­sal üre­ti­ci ça­lış­ma­ya çe­kil­miş­tir.

Ka­dın­la­rın üre­ti­ci ça­lış­ma­ya çe­kil­me­si, iş­çi ço­cuk­la­rı­nın ba­kı­mı ve eği­ti­mi­nin top­lum­sal ola­rak çö­zül­me­si te­me­lin­de ol­muş­tur. Kreş ve ço­cuk yu­va­la­rı, ta­til okul­la­rı; top­lum­sal bes­len­me­yi sağ­la­ yan kol­ek­tif mut­fak­lar... açıl­mış; bu alan­da bü­yük atı­lım­lar ya­pıl­mış­tır. Bu­gün sı­nıf­sal, ulu­sal, cin­sel üç­lü bas­ kı­ al­tın­da ya­şa­yan Tür­ki­ye top­lu­mun­ da­ki emek­çi ka­dı­nın kur­tu­lu­şu­nun yo­lu dev­rim­de­dir; dev­rim son­ra­sı ku­ru­ la­cak sos­ya­lizm­de­dir. İş­çi ka­dın­lar sos­ ya­list top­lum­da söz­ko­nu­su bas­kı­lar­dan kur­tul­muş öz­gür bi­rey­ler ola­rak top­ lum­sal ge­liş­me­ye er­kek iş­çi­ler­le bir­lik­te eşit ola­rak ka­tı­la­cak­lar­dır. İş­çi ka­dın­lar

23


gündem açı­sın­dan sos­ya­lizm sa­de­ce iş ya­şa­mı açı­sın­dan de­ğil, top­lum­sal ya­şa­mın her ala­nın­da bir öz­gür­leş­me ve kur­tu­lu­şun adı­dır.

Sos­ya­list top­lum­da iş­çi ve emek­çi yı­ğın­la­rın ça­lış­ma ko­şul­la­rı sü­rek­li iyi­le­şe­cek­tir.

24

İn­sa­nın in­san üze­rin­de­ki sö­mü­rü­ sü­nü or­ta­dan kal­dır­ma­yı ve in­san­ca ya­şa­ma­yı he­def­le­yen sos­ya­lizm iş­çi ve emek­çi kit­le­le­rin ça­lış­ma ko­şul­la­rı­nın sü­rek­li iyi­leş­ti­ril­me­si­ni bay­ra­ğı­na ya­ zan bir top­lum­dur. Ka­pi­ta­list­le­rin bü­ tün kay­gı­sı, “na­sıl olur da iş­çi­le­ri da­ha faz­la sö­mü­rü­rüz”dür. Sos­ya­list dev­le­tin çı­kış nok­ta­sı ama “iş­çi­le­ri na­sıl olur­ da da­ha iyi ko­şul­lar­da ya­şa­tı­rız”dır. Çar­ lık Rus­ya­sın­da iş­çi­ler gün­lük 10-12 sa­at ça­lı­şır­ken sos­ya­lizm ko­şul­la­rın­da iş sa­ ati ge­nel­de 7 sa­at, ba­zı iş­kol­la­rın­da ise 6 ve­ya 5 sa­at ola­rak uy­gu­lan­dı. Sos­ya­lizm ko­şul­la­rın­da üc­ret­ler sü­ rek­li bir ar­tış ha­lin­dey­di; her beş yıl­lık kal­kın­ma pla­nın­da bu ar­tış tes­pit edi­li­ yor­du. “Eşit işe eşit üc­ret” ta­le­bi sos­ya­lizm­de ger­çek­leş­ti­ril­miş­tir. Ka­pi­ta­lizm­de ka­fa eme­ği­nin tem­sil­ci­ le­ri­nin önem­li bir bö­lü­mü kol eme­ği ile ça­lı­şan­la­rı sö­mür­mek için kul­la­nıl­mak­ ta­dır. Sos­ya­liz­min za­fe­riy­le ka­fa eme­ği ile kol eme­ği ara­sın­da­ki kar­şıt­lığının çö­zül­mesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. Sos­ya­list iş­let­me­ler­de iş­çi­ler ka­pi­ta­ list pat­ron için de­ğil, ken­di­le­ri için üret­ mek­te­dir­ler. Ve “üre­ten bi­ziz yö­ne­ten de bi­ziz” il­ke­si ger­çek­leş­miş­tir. Sos­ya­lizm­de iş­çi ve emek­çi­le­rin ko­ nut so­ru­nu çö­zül­müş­tür. Bu ko­nu­da ka­pi­ta­list top­lum­da ya­şa­nan olum­suz ko­şul­lar sos­ya­list top­lum­da özel ön­ lem­ler­le de or­ta­dan kal­dı­rıl­mış; top­lu ko­nut ya­pı­mıy­la so­ru­nun üs­te­sin­den ge­lin­miş­tir. Sos­ya­lizm­de iş­çi ve emek­çi­le­re din­ len­me hak­kı ta­nın­mak­ta­dır. Se­kiz sa­ at­lik iş­gü­nü ana­ya­sal bir mad­de­dir ve ama iş­gü­nü­nün gi­de­rek kı­sal­tıl­ma­sı he­de­fi söz­ko­nu­su­dur. Din­len­me hak­kı­ nın bir par­ça­sı da üc­ret­li yıl­lık izin­dir. İş­çi­le­rin sağ­lık ve sos­yal ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­mak üze­re sa­na­tor­yum­lar, ta­til ve kür alan­la­rı, spor alan­la­rı… ola­nak­ la­rı ya­ra­tıl­dı. Has­ta­lan­ma ve iş­gü­cü­nü kay­bet­me du­ru­mun­da dev­let iş­çi­nin tüm sağ­ lık mas­raf­la­rı­nı kar­şı­la­mak­ta (sos­yal si­gor­ta), emek­li­lik hak­kı­nı ga­ran­ti­le­ mek­te­dir. Eği­tim hak­kı ve eme­ğin ka­li­ fi­ye­leş­ti­ril­me­si iş­çi­ye dev­let­çe ta­nı­nan hak­lar ara­sın­da­dır. Ka­pi­ta­lizm­de üre­tim tek­ni­ği­nin ge­ liş­ti­ril­me­si sa­de­ce ve sa­de­ce da­ha faz­la sö­mü­rü va­adet­ti­ğin­de gün­de­me gel­mek­ te­dir. Dik­ka­ti­nin mer­ke­zin­de “in­san” olan sos­ya­lizm­de iş­çi sağ­lı­ğı­nı ve iş­çi­ nin ça­lış­ma ko­şul­la­rı­nı iyi­leş­tir­mek mer­

kez­de dur­du­ğun­dan üre­tim tek­ni­ği­nin ye­ni­leş­ti­ril­me­si sü­rek­li gün­dem­de­dir. Üre­ti­min mo­dern­leş­ti­ril­me­si so­nu­cu iş ko­şul­la­rı­nın iyi­leş­ti­ril­me­si, bu­nun­la ba­ ğın­tı için­de iş ka­za­la­rın­da dü­şüş sos­ya­ liz­min ka­za­nım­la­rı ara­sın­da­dır. Yu­ka­rı­da sos­ya­list ik­ti­dar­la iş­çi­le­rin ya­şam ko­şul­la­rı açı­sın­dan ka­zan­dık­la­ rın­dan sa­de­ce ba­zı­la­rı­nı ak­tar­dık. Şüp­ he­siz bu ör­nek­ler da­ha da ço­ğal­tı­la­bi­lir. Bu ya­şa­nan de­ne­yim­ler ışı­ğın­da çe­ şit­li ulus ve mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye iş­çi­le­ri açı­sın­dan sos­ya­list top­lum dü­ ze­niy­le ka­zan­cın ne­ler ola­bi­le­ce­ği­ni tah­min et­mek zor ol­ma­sa ge­rek… Ka­pi­ ta­list bo­yun­du­ruk al­tın­da üc­ret­li kö­le­ ler ola­rak pat­ro­nun da­ha faz­la kâ­rı, en faz­la kâ­rı için gün­de en az se­kiz sa­at, ço­ğun­luk­la çok dü­şük üc­ret­ler­le 10-12 sa­at ça­lı­şan, me­sai adı al­tın­da ek bir ça­lış­may­la da­ha faz­la sö­mü­rü­len bir ül­ ke­nin in­san­la­rı­yız. Ay­nı işi yap­tı­ğı­mız hal­de ay­nı işe fark­lı üc­ret­ler al­dı­ğı­mız, ba­zen bu yüz­den kız­gın­lı­ğı­mı­zı bu işi ya­pan pat­ron­la­ra de­ğil bir­bi­ri­mi­ze kar­şı gös­ter­di­ği­miz iş ko­şul­la­rı­na sa­

var­sa otur te­le­viz­yon sey­ret! Böy­le­ce ka­ pi­ta­list top­lum se­nin eme­ği­ni sö­mür­me ya­nın­da bi­lin­ci­ni de esir al­sın! Üre­ten­ le­rin yö­net­me­si mi? Ge­rek yok! Pat­ron­ la­rın çı­kar­la­rı­nı, on­la­rın dü­zen­le­ri­ni sa­vu­nan si­ya­set­çi­ler du­rur­ken “ayak ta­ kı­mı­nın” yö­ne­tim­de söz sa­hi­bi ol­ma­sı da ney­miş? En iyi hal­de bu top­lum­da iş­çi­le­re, emek­çi­le­re yö­ne­tim bâ­bın­dan bi­çi­len gö­rev, se­çim dö­nem­le­rin­de san­ dık ba­şı­na git­mek ve va­ro­lan dü­zen par­ ti­le­ri­ne oy ver­mek­tir… Bu­nun adı da de­mok­ra­si olu­yor!!! Ka­pi­ta­list top­lu­mun Tür­ki­ye iş­çi­le­ ri­ne sun­du­ğu ka­ba­ca bun­lar! Geç­ti­ği­miz yıl­lar­da­ki yay­gın de­yi­ miy­le “iki ay­rı Tür­ki­ye”de ya­şı­yo­ruz… Yok­lu­ğun, yok­sul­lu­ğun, aç­lı­ğın ve se­fa­ le­tin kol gez­di­ği ezi­len­le­rin Tür­ki­ye­si… Di­ğer yan­da ezi­len­le­rin ha­yal bi­le ede­ me­di­ği ko­şul­lar­da, zevk ve se­fa için­de, şa­ta­fat için­de ya­şa­yan­la­rın Tür­ki­ye­si… Böy­le iki fark­lı Tür­ki­ye’den ezi­len­le­ rin ya­ra­rı­na kur­tu­lu­şun yo­lu­nun adı­ dır dev­rim… Devrim yeni bir düzenin, sosyalizmin yolunu açacaktır.

li­li­ği­nin art­tı­rıl­ma­sı eme­ğin kor­kunç sö­mü­rü­sü te­me­lin­de ger­çek­le­şir. Sos­ ya­lizm­de üre­ti­min ve­rim­li­li­ği­nin art­ tı­rıl­ma­sı ken­di­si için ça­lış­tı­ğı­nın bi­lin­ cin­de, öz­gür in­san­la­rın kol­ek­tif ça­ba­la­ rı­nın ürü­nü­dür. İş­let­me kolek­tif­le­rin­de iş­çi­ler, ak­tif ola­rak sos­ya­list üre­ti­min plan­la­ma­sı­na, he­def­le­rine ve uy­gu­lan­ ma­sı­na ka­tıl­mak­ta­dır­lar. Bu­gün Tür­ki­ye’de iş­çi, tüm ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de ol­du­ğu gi­bi ma­ki­na­nın bir uzan­tı­sı ha­li­ne ge­ti­ril­miş­tir. Pat­ron­la­rın iş­çi­den is­te­di­ği on­la­rın öz­gür dü­şün­ce­ den, ko­lek­tif ya­ra­tı­cı­lık­tan uzak, uy­sal kö­le­ler ha­lin­de ça­lış­ma­sı­dır. Ka­pi­ta­list top­lum iş­çi­nin ken­di­si­ne, ken­di ger­çek­li­ ği­ne ya­ban­cı kal­ma­sı­nı sağ­lar… Sos­ya­list bir Tür­ki­ye’de bu du­rum ter­ si­ne dö­ne­cek­tir… İş­çi ken­di dev­le­ti­nin, ken­di dü­ze­ni­nin çı­ka­rı­nın bi­lin­cin­de, ko­lek­tif ça­lış­ma için­de sos­ya­liz­min ge­ liş­ti­ril­me­si için, ken­di top­lu­mu­nun ge­ liş­me­si için ça­lı­şa­cak­tır. Ken­di ger­çek­li­ ği­nin, gü­cü­nün far­kı­na var­ma­sıy­la iş­çi sö­mü­rü­den uzak, kâr için de­ğil, top­lu­ mun çı­ka­rı için, öz­gür ira­de­siy­le ça­lı­şa­ cak­tır…

Sos­ya­list top­lum­ iş­çi­le­rin kül­tü­rel se­vi­ye­si­nin sü­rek­li yük­sel­me­si­nin mad­di ko­şul­la­rı­nı sağ­lar

Enternasyonal

hi­biz. İş bu­la­bil­di­ği­miz için se­vin­di­ği­ miz­den ço­ğun­luk­la “eşit işe eşit üc­re­t”i dü­şü­ne­ni­miz bi­le çok az… Pat­ron­ların da­ha faz­la kâ­rı için ço­ğun­luk­la si­gor­ta­ sız ça­lış­tı­rı­lı­yo­ruz… Pe­ki kö­le gi­bi ça­lış­ma­mı­zın kar­şı­lı­ğı ne? Çok az bir üc­ret; yük­sek ki­ra öde­di­ ği­miz iz­be ev­ler, has­ta­lan­dı­ğı­mız­da en iyi hal­de “ye­şil kart” kar­şı­lı­ğın­da has­ ta­ne ka­pı­sın­da sü­rün­mek, öl­mek; kö­tü iş ko­şul­la­rın­da bir iş ka­za­sı so­nu­cu sa­kat­lı­ğa ve aç­lı­ğa mah­ku­mi­yet… vb. vb. Din­len­me hak­kı, sos­yal, kül­tü­rel, sa­nat­sal ola­nak­lar­dan ya­rar­lan­mak da ne de­mek? Bir tu­rizm ül­ke­si olan Tür­ki­ye’de ta­til bir iş­çi açı­sın­dan lüks! Sa­na­ta, sos­yal et­kin­lik­le­re ka­tıl­mak, iş­ çi­nin ken­di­si­ni yet­kin­leş­tir­me­si vs. ne de­mek? Ge­rek­siz! Eğer er­te­si gü­nü işe git­me di­ye bir der­din yok­sa, yor­gun­luk­ tan ayak­ta du­ra­bi­le­cek ka­dar me­ca­lin

Ka­pi­ta­list­le­rin el koy­du­ğu zen­gin­li­ ğin hak­ça da­ğı­tıl­ma­sı, top­lu­mun bir bü­tün ola­rak zen­gin­lik­ten pay al­ma­sı­ nın adı­dır sos­ya­lizm! Sos­ya­list bir Tür­ ki­ye’de iş­çi­le­rin ya­şam ko­şul­la­rı­nın kı­sa sü­re­de bu­gün­kü­nün bir­kaç mis­li yük­sel­me­si müm­kün­dür. Salt iş gü­nü açı­sın­dan bi­le bu­gün­kü top­lum­dan fark­lı ola­cak­tır sos­ya­lizm. Zen­gin­ler için bu­gün “nor­mal” olan, fa­kir­ler için bir “ha­yal” sa­yı­la­bi­le­cek sağ­lık, eği­tim, ula­şım, din­len­me vb. vb. ko­şul­lar hız­la dü­zel­ti­le­bi­lir şey­ler­dir. Ama sos­ya­ lizm­de! Sa­de­ce ya­şam ko­şul­la­rı mı­dır sos­ya­lizm­le dü­ze­le­cek olan? Ha­yır, el­ bet­te de­ğil! Sos­ya­list top­lum­da iş­çi­dir yö­ne­te­cek olan… İş­çi­dir yö­ne­te­ni de­ net­le­ye­bi­le­cek olan… Şef­faf olan top­lu­ mun adı­dır sos­ya­lizm…

Üre­tim ve­rim­li­li­ği­nin art­tı­rıl­ma­sı Ka­pi­ta­list top­lum­lar­da üre­tim ve­rim­

Sos­ya­lizm­de üre­ti­min ve­rim­li­li­ği­nin art­ta­rıl­ma­sı doğ­ru­dan iş­çi­le­rin kül­tü­ rel se­vi­ye­si­nin art­ma­sıy­la iliş­ki­li­dir. Her top­lum ken­di iş di­sip­li­ni­ni ya­ra­tır. Kö­le­ci top­lum­da kö­le sa­hip­le­ri kır­baç­la in­san­la­rı ça­lış­ma­ya zor­lu­yor­lar­dı. Ka­ pi­ta­list top­lum­da aç­lık ve iş­siz­lik kor­ ku­su üc­ret­li ça­lış­ma di­sip­li­ni­ni zor­la da­yat­mak­ta­dır. Sos­ya­list top­lum­da ise ça­lış­ma di­sip­li­ni in­san­la­rın top­lum için ça­lış­ma ge­rek­li­li­ği­ni kav­ra­ma­sı, in­san onu­ru­na say­gı ve ki­şi­sel çı­kar­la­rın ko­ lek­tif çı­kar­la­ra bağ­lı ola­rak ele alın­ma­sı üze­rin­de yük­se­lir. Kül­tür ve bi­linç se­vi­ye­le­ri­nin sü­rek­li ar­tı­şı­nı te­mel alan sos­ya­list top­lum­da iş­çi­ler ma­ki­na­nın bir par­ça­sı ol­mak­tan çı­kar­lar. On­lar ar­tık üre­ti­min gö­zet­le­ yi­ci­si ve de­net­le­yi­ci­si­dir. Ka­li­fi­ye­li­leş­tir­ me­nin sü­rek­li­li­ği­nin sağ­lan­dı­ğı ko­şul­ lar­da ka­pi­ta­list top­lum­da ege­men olan ör­ne­ğin tek­nis­yen ve ba­sit bant iş­çi­si ara­sın­da­ki ay­rım da or­ta­dan kal­kar, tek­nik bil­gi­ye sa­hip iş­çi­ler, biz­zat üre­ tim tek­ni­ği­nin ye­ni­le­yi­ci­si olur­lar. Tür­ki­yeli iş­çi­ler de sos­ya­lizm ko­şul­la­ rın­da tüm bu ola­nak­la­ra sa­hip ola­cak­ lar­dır. Tüm bu söy­le­nen­ler ol­ma­ya­cak şey­ ler de­ğil­dir; hayal değil­dir… Ger­çek­ leşebilir olan, ger­çek­leşecek olan şey­ler­ dir… Ve üc­ret­li köleliğin or­tadan kal­ dırıl­ması için, in­san­ca bir yaşam için mut­laka ger­çek­leş­tirilecek­tir! İş­çiler için gelecek sos­yalizm­dedir! Sos­yalizm gelecek­tir! 16 Ey­lül 2005 ✓


okuyucu mektubu

BİR İŞKENCE ÖYKÜSÜ ÜZERİNE - II

Ö

ğlen saatlerinde bir genç geliyor. Hücrenin kapısını açıyor. Konuşmak istediğini söylüyor ve nezarethane polisine yalnız konuşmak istediğini söylüyor. Kim olduğunu soruyorum. Burada çalıştığını ve avukat olmadığını söylüyor. Bana bilgisayarı nasıl kullandığımı soruyor. Ben bilgisayarı fazla bilmediğimi, sadece yazabilecek kadar bir bilgimin olduğunu söylüyorum. Bir ihtiyacın olursa, benimle konuşabilirsin diyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde gel diye sesleniyorlar. Gözlerim bağlandıktan sonra, nezarethane polislerinin odasına götürülüyorum. Biri bana enigma programının şifresini soruyor. Bilmiyorum cevabından sonra, ‘ulan yavşak ben internetten şifre programını indirir çözerim’ diyor. Amacının fazla uğraşmak olmadığını da ekliyor. Şifreyi bilmediğimi ve bilgisayardan da anlamadığımı söyledikten sonra, hücreye geri dönüyorum. Öğ len sonu Yeşi ly ur t Devlet Hastanesi’ne kontrole götürüyorlar. Dayanılmaz acılar yaşıyorum. Başımda korkunç bir ağrı var. Yürümede zorlanıyorum. Muayene eden doktor sadece sırt ve göğüs bölümüne bakıyor. Bu işlem bir dakika bile sürmüyor. Doktor şikayetin var mı diye soruyor. Olanları kısaca anlatıyorum. Başımın çok ağrıdığını ve kendi paramla bir ağrı kesici almak istediğimi söylüyorum. Biz ilaç veremeyiz, eczaneden alırsın diyor. Durumu polislere anlatıyorum. Eczaneden bir ağrı kesici almak istediğimi söylüyorum. Nezarethane polisinden alırsın diyorlar. Sonuçta ilaç alamıyorum. Ağrılarımla baş başa kalıyorum. 12 Temmuz 2002: Günlerden Cuma olduğunu biliyorum. Bugün savcılığa, çıkarabileceklerini düşünüyorum. Ama bir türlü gelen olmuyor. Öğlen sonu hücreden alınıyorum. Nereye gideceğimi soruyorum. Polis “parmak izi alınacak” şeklinde yanıt veriyor. Alt katlardan birine iniyoruz. Önce parmak izi alınıyor, resim çekiliyor ve kamera kaydı yapılıyor. İşlemler tamamlandıktan sonra geri hücreye dönüyorum. Cuma günü sorguya götürmüyorlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde, hücrenin kapısı açılıyor. Bir polisin elinde kağıt ve kalem var. “Bunu imzala” diye sesleniyor. Okumadan i m z a la mayac a ğ ı m ı söylüyor u m. Kağıdı okuyorum. Hakkımda yazılan düzmece bir ifade tutanağı olduğunu anlıyorum. İmzalamayacağımı

“İmzalayacaksın” diye bağırıyor. Kolunu kaldırıyor, vuracakmış gibi yapıyor. İmzalamayacağımı söylüyorum. O esnada nezarethane görevlisi geliyor. Polise gel diye sesleniyor. Adam hücreden çıkıyor, kapının önünde nezarethane görevlisine, “yahu bunda ne var, bunu bile imzalamıyor” diye sitem ediyor. söylüyorum. “İmzalayacaksın” diye bağırıyor. Kolunu kaldırıyor, vuracakmış gibi yapıyor. İmzalamayacağımı söylüyorum. O esnada nezarethane görevlisi geliyor. Polise gel diye sesleniyor. Adam hücreden çıkıyor, kapının önünde nezarethane görevlisine, “yahu bunda ne var, bunu bile imzalamıyor” diye sitem ediyor. 13.07.2002: Günlerden Cumartesi. Bugün DGM’ye çıkarılacağımızı düşünemiyorum. Bir polis çağırıyor. Fotoğrafımı çektikten sonra, yeniden hücreye dönüyorum. Saat 11’e doğru hücreden çıkarılıyorum. Mahkemeye çıkarılacağımız söyleniyor. Eşyalarım geri veriliyor. Eşyaları geri aldığıma dair imza atıyorum. Beni yeniden hücreden alıyorlar, mahkemeye çıkarılacağımız söyleniyor. Polisler bir koşturma içerisinde bulunuyorlar. Şube Müdürü polislere emir veriyor. Her ekibin bir numarası var. O numaralarla birbirlerine hitap ediyorlar. Gözaltındaki insanları sıraya diziyorlar. Aralarında iletişimin olmaması için özel bir çaba harcıyorlar. İlk önde ben duruyorum. 2. ve 3. sırada iki kadın arkadaş yer alıyor. 3. sırada yer alan kadın arkadaş çok bitkin görünüyor. Bu arada polisler, üstünde polis yazılı yelekler giyiyor. Koluma iki polis giriyor, merdivenlerden aşağı iniyoruz. Kapı önünde televizyon kameraları bir sıra oluşturmuş, dışarı çıkmamla birlikte Şube Müdürü, beni çekmeleri için işaret ediyor. Yüzümü kapatmaya çalışıyorum, ama her yönden çekim yapılıyor ve flaşlar patlıyor. Minibüse biniyoruz. Minibüsün kapısına geliyor kameralar. Mehmet Bey ne diyorsunuz? diye soruyorlar. Konuşacak bir şeyimin olmadığını söylüyorum. Bir şey hemen dikkatimi çekiyor. Gazeteciler ismimi biliyor. Demek ki polisler ismimi daha önce gazetecilere vermiş. Sıraya göre şubeden çıkan kişilerin kim olduğunu gazeteciler biliyor. Bindiğim arabaya

iki kadın arkadaş da bindiriliyor. Araba hareket ediyor. Yeşilyurt Devlet Hastanesine geliyoruz. 10 kişinin doktor muayenesine girip çıkması 13 dakika sürüyor. İçeri girdiğimde doktor, tişörtü kaldır diyor. Sırt ve göğüs bölümüne bakıyor. ‘Darp ve cebir izi yoktur’ yazısını rapora yazıyor. Hastaneden sonra DGM’ye doğru yola çıkıyoruz. DGM’ye geldiğimizde arabadan iniyoruz. Duvarın ön cephesinde sarmaşıklardan oluşan bir yeşillik var. Ekip başı bana ‘bak ne güzel bir yeşillik’ diye sesleniyor. Evet öyledir diyorum. DGM’ye çıkıyoruz. 10 kişi yuvarlak bir daire şeklinde oturtuluyor. Kimisi bankta, kimisi yerde oturuyor. İki kişinin arasına bir sivil polis oturuyor. Hiç kimsenin bir biri ile konuşmaması için uyarıyorlar. Göz temasının sağlanmasını bile istemiyorlar. Sigara içenlere, sırayla sigara içmelerine izin veriyorlar. Polisler, döner almak için bir polisi görevlendiriyorlar. Bizler için de, para verilirse alabileceklerini söylüyorlar. Bütün arkadaşlar paralarını vererek, döner ısmarlıyorlar. Sırasıyla iki savcı ifade alıyor. Sırası gelen bir üst kata çıkıyor. Sıram geldiğinde ben de savcıya çıkıyorum. “Bolşevik Parti (Kuzey Kürdistan/ Türkiye)” örgütü ile hiç bir ilgimin olmadığını, hakkımda öne sürülen iddiaları reddettiğimi ve ‘Terörle Mücadele Şubesi’nde susma hakkımı kullandığımı belirttikten sonra, ifadeyi imzalıyorum. İfadeler alınmaya devam ediliyor. Bulunduğumuz salonun kapısında aniden, avukat olduğunu söyleyen ve müvekkili ile görüşmek istediğini belirten bir bayan görünüyor. Polisler önce şaşırıyor, sonra hayır görüşemezsin şeklinde tavır takınıyorlar. Bayan avukat ile birlikte başka avukatların da olduğunu farkediyoruz. Polisler kendi aralarında, bunlar nerden geldi, nasıl haberleri oldu şeklinde konuşuyorlar.

Polislerin amiri olduğu belli olan biri, ‘Cumhurbaşkanı gelse bile görüştürmem’ diyor. Daha sonra bayan avukat müvekkili ile kısa bir görüşme yapıyor. Bu kısa görüşme, polislerin tacizi altında gerçekleşiyor. Görüşme odasından dışarıya çıkıldığında, ben avukat arkadaşa; Salı gününden beri gözaltında olduğumu, işkence gördüğümü, aileme haber verilmediğini ve avukat isteğimin yerine getirilmediğini belirterek, hukuki yardım talebinde bulundum. Ailemin telefonunu vererek, haber verilmesini rica ettim. Avukat arkadaş ile konuşmak isteyen diğer sanıklar polisler tarafından engellendiler. İfadelerin alınmasından sonra dört arkadaş serbest bırakıldı. Ben ve diğer beş arkadaş, DGM yedek hakimi izinli olduğundan, tutuklanma talebi ile 3. Sulh Ceza Hakimliğine sevkedildik. Konak Adliye binasına geldiğimizde, avukatların da geldiğini gördük. İzmir Barosu’nun görevlendirdiği dört avukat (Çetin Bingölbalı, Metin Erçağlar, Muammer Kopaç, Ayşe Kuru) hakime, dosyanın içeriğini bilmediklerini, sorgu öncesi sanıklar ile konuşmak istediklerini belirttiler. Hakim uzun sürmemesi kaydıyla, avukatların sanıklar ile görüşmelerine izin verdi. İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgu sırasında bana yapılan işkence ve kötü muameleyi anlattım. Sorguda bulunan İzmir Barosu’nun görevlendirdiği avukatlar yapılan işkence ve kötü muamelenin tespiti için Adli Tıbba sevkimi talep ettiler. Ayrıca ‘Terörle Mücadele Şubesi’ görevlileri hakkında da mahkemece suç duyurusunda bulunulmasını talep ettiler. Ancak 3. Sulh Ceza Hakimliği ileri sürülen bu talepler için, “DGM Savcılığınca değerlendirilmesi” gerektiğini belirterek, adli tıbba sevk ve suç duyurusu taleplerini reddetti. ‘Terörle Mücadele Şubesi’nde olanları bir kez daha özetlemek gerekirse: Ben dört gün boyunca İzmir Bozyaka ‘Terörle Mücadele Şubesi’nde fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldım. Kuvvetli bir ışık altında havasız bir hücrede tutuldum. Aç ve uykusuz bırakıldım. Belli aralıklarla gözlerim bağlanarak sorgu odasına götürüldüm. Sorgu odasında dayak yedim. Göğsüme, sırtıma ve kafama darbeler aldım. Bin bir çeşit küfür ve hakarete uğradım. Çırılçıplak soyularak hayalarım sıkıldı. Beni zorla domaltarak tecavüz girişiminde bulundu-

25


✉ okuyucu mektubu

26

lar. Kaybetme tehdidinde bulundular. ‘Terörle Mücadele Şubesi’, “Bolşevik Parti –Kuzey Kürdistan/Türkiye-“ adlı örgütün üyesi olduğumu kabul etmemi, bir takım eylem ve sorumlulukları üstlenmemi istiyordu. Böyle bir örgütle ilgim ve alakam yoktu. Bundan dolayı da bana yöneltilen suçlamaları kabul etmem söz konusu olamazdı. Bu yüzden işkencecilerin bana yönelttikleri tüm suçlamaları geri çevirdim, ifade vermeyi reddettim. Gözaltına alındığımda yasal haklarımın ne olduğu, neden gözaltına alındığımı bana söylemediler. Aileme haber verme isteğim reddedildi. Avukat ile görüşme talebime olumsuz cevap verildi. Alman vatandaşı olmama rağmen, Alman Konsolosluğuna haber verme isteğim yerine getirilmedi. İfadelerin alınmasından sonra üç kişi daha serbest bırakıldı. Ben, Maksut Karadağ ve Hüseyin Habib Taşkın tutuklandık. Serbest bırakılan arkadaşlar ile vedalaştıktan sonra, polisler eşliğinde Buca Cezaevine doğru yol alıyoruz... Cezaevine girerken, iyice arandıktan sonra, giriş bölümünde kayıtlarımızın yapılması için bekliyoruz. Müdür odası hemen karşı tarafta yer alıyor. Bizi getiren ekibin şefi müdür ile konuşuyor. Bir sorun olduğu belli oluyor. Müdür bizi Buca Cezaevine almak istemiyor. Polisler de bizi teslim edip, bir an önce gitmek istiyorlar. İki jandarma da kayıt defterine kaydımızı yapmaya çalışıyor. Sarışın bir jandarma, diğerine diyor ki; bunların mesleğini ‘vatan haini’ diye yazalım! Bu jandarma bize hakaret etmeye başlıyor. “Sizin siyasi görüşünüz nedir?” diye soruyor. Siyasi görüşümün olmadığını söylüyorum. Müdürle yapılan konuşmalar ertesinde, Buca Cezaevine alınmayacağımız netleşiyor. Kırıklar F-Tipi cezaevini arıyorlar. Oradan gelen olumlu yanıt üzerine, tekrar yola çıkıyoruz. Dolmuşu kullanan polis sürekli konuşuyor. Güya bize nasihat veriyor! Nasıl bir avukat tutmamız gerektiğini anlatıyor! Siyasi davalara bakan avukatların paracı olduğunu, ideolojik görüşlü avukat tutmamamız gerektiğini, normal bir avukat tutmanın bizim yararımıza olacağını söylüyor. Takriben saat 22.00. Yol güzergahında insanların piknik yaptığını, eğlendiğini görüyoruz. Aynı kişi şimdi ‘buralarda rakı içmek varken, cezaevine gitmenin doğru olamayacağını’ söylüyor. Habib Taşkın’a; “Habib, koğuşun ağası sen olursun” diyor. Peşinden “yok yok koğuşun ağası Mehmet olur” diyor. Ben koğuş ağası olmak istemediğimi söyledikten sonra, polis söylemek istediği esas şeyi söylüyor. “Yahu” diyor, “Mehmet sen hala inkar ediyorsun, biz senin kim olduğunu ve ne iş yaptığını

biliyoruz”. F Tipi cezaevinin önüne geliyoruz. Polis bana “Mehmet pişman mısın?” diye soruyor. Ben pişmanlık duyacak hiç bir şey yapmadığımı söylüyorum. Polis, “bak geldik cezaevine gireceksin, hala inkar ediyorsun” diyor. Aynı şeyleri söylüyorum: Pişmanlık duyacak hiç bir şey yapmadığımı ve örgüt vb. şeylerle ilgimin olmadığını söyledikten sonra arabadan iniyoruz. İçeri giriyoruz. Önce jandarmada kaydımız yapılıyor. Daha sonra cezaevi yönetim odasına alınıyorum. Soy undurara k arama yapıyorlar. Üzerimizde var olan eşyaların tutanağını tutuyorlar. Bizi getiren ekipten bir şikayetimizin olup olmadığını soruyorlar. Bir şikayetimin olmadığını belirttikten sonra, tecrit denilen bir odaya alıyorlar. Pazartesiye kadar burada kalacaksın diyorlar. Diğer iki arkadaş da ayrı bir hücreye alınıyor. Tecrit denilen hücrede dört tane ranza ve yatak var. Başka hiç bir şey yok. Battaniye ve nevresim veriyorlar. Pazartesi günü parmak izi alınıyor. Resim çekiliyor ve sosyal hizmet uzmanları ile görüşme yapıldıktan sonra, koğuşlara çıkarılacağımız söyleniyor. Diğer iki arkadaşla birlikte kalıp kalmayacağımı soruyorlar. Birlikte kalacağımı belirtiyorum. 15.07.2002 tarihinde koğuş dedikleri, aslında hücre olan C Bloka çıkarılıyoruz. Kantin listesi veriyorlar, alışveriş yapabileceğimizi söylüyorlar. İlk anda ihtiyaçlarımız olan eşyaları ısmarlıyoruz. Dışardan hiç bir şeyin alınmasına izin verilmediği için, kantinden alınması gerekenleri alıyoruz. Hücremizi kontrol ediyoruz. Temizlik yapmaya başlıyoruz. Tıraş olmaya başlıyorum. Birden kapı çalıyor. Avukat geldi diyorlar. Tıraşı yarım bırakarak hücreden çıkıyorum. Ziyarete Çetin Bingölbalı, Muhammer Kopaç ve Ayşe Kuru’nun geldiğini görüyorum. Avukatlarla görüştükten sonra hücreye dönüp, yarım kalan işleri tamamlamaya çalışıyorum. 16 Temmuz 2002: Gardiyanlar sürekli gelip, çifte vatandaş olup olmadığımı soruyor. Ben çifte vatandaş olmadığımı, Alman vatandaşı olduğumu söylüyorum. Anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlar. Türk kimliğimin olup olmadığını soruyorlar. Türk kimliğimin olmadığını, Alman kimliğinin de kendilerinde olduğunu belirtiyorum. Kapı açılıyor, gel diyorlar. Müdür yardımcısı olduğunu tahmin ettiğim birisi ile konuşuyorum. Ona Alman vatandaşı olduğumu söylüyorum. “O zaman” diyor, “seni ayrı odaya alacağız”. Nedenini soruyorum. Cezaevi tüzüğüne göre; yabancıların ayrı kalması gerektiğini, cezaevinde başka yabancı olmadığı için de yalnız bir odada kalacağımı belirti-

yor. İtirazlarım üzerine, “O zaman bir dilekçe yaz” diyor. Bir dilekçe yazıyorum. Alman vatandaşı olmama rağmen, Türk kökenli olduğumu, Türkçe bildiğimi, uyumlu bir insan olduğumu ve arkadaşlarla kalmak istediğimi yazıyorum. 17.07.2002 tarihinde, dilekçenin cevabının olumsuz olduğu belirtilerek, dört ay yalnız kalacağım ayrı bir hücreye alınıyorum. Olayın perde arkasını daha sonra öğreniyorum. DGM savcılığında, yakınlarıma haber vermesi için Av. Ayşe Kuru’ya telefon numarasını vermiştim. Olayı öğrenen kardeşim Baki Desde apar topar İzmir’e geliyor. İlk olarak Alman Konsolosluğuna gidip durumu anlatıyor. F-Tipi cezaevinde olduğumu söylüyor. Bunun üzerine Alman Konsolosluğu, F-Tipi Cezaevini arayarak, bilgi istiyor. Cezaevi yetkilileri, Alman vatandaşı bir kişinin cezaevinde olmadığını söylüyorlar. Alman Konsolosluğunun Cezaevine yazılı başvurusu sonucu, Alman vatandaşı olan bendenizin orada olduğumu kabul ediyorlar. F-Tipi denilen ve bu ülkenin Adalet Bakanı tarafından ‘lüks otel’ olarak adlandırılan bir cezaevinde yedi ay kaldım. Bunun dört ayını, yalnız başına bir hücrede geçirdim. Siz hücrede yaşamı bilir misiniz? Günlerce değil, aylarca değil, yıllarca gri duvarlara bakıp yaşayacaksınız. İradeniz dışında her zaman bir mazgaldan gözetleneceksiniz! İstediğiniz kitabı okuyamayacaksınız! Paranız yoksa veya izin verilmiyorsa bir televizyon seyredemezsiniz! Buzdolabı alamazsınız! Aydınlanma yerine bir denetim aracına dönüştürülen ampulünüze bile hükmedemezsiniz! Arkadaşlarınızla görüşemezsiniz! Havalandırmaya tek başınıza çıkmayı veya her an birilerinin gelip sizi böyle yapayalnızken alıp götürme veya karşınıza dikilip sizden belli taleplerde bulunabilme olasılığı ile yaşarsınız. 13.7.2002 tarihinde tutuklanarak, Kırıklar F Tipi hapishanesine konuldum. 15.07.2002 tarihinde cezaevinde avukatım Ayşe Kuru ile yaptığım görüşmede işkence ve kötü muamele ile ilgili şikayetlerimi tekrarlayarak, gerekli işlemlerin yapılmasını istedim. Adli Tıpa sevkimin sağlanması için de yazılı başvuru yaptım. Avukatım Ayşe Kuru 18.07.2002 t a r i h l i bi r d i lekçe i le C ez aev i Savcılığından işkence iddiaları ile ilgili olarak bir üniversite hastanesine sevkimin yapılmasını istedi. Ancak hastaneye sevk talebi yerine getirilmedi. İşkence iddiaları ile ilgili olarak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 2002/29808 hazırlık nolu bir soruşturmayı resen başlattı. Ancak bu soruşturma sonucunda sadece benim

ifadem alınarak ve başka hiçbir işlem yapılmaksızın 09.09.2002 tarihinde takipsizlik kararı verildi. Avukatım Çetin Bingölbalı’nın yaptığı 2. Suç duyurusuna da 2002/33336 hazırlık nolu suç duyurusu hakkında takipsizlik kararı verildi. Açılan iki tane soruşturma dosyasında sanık polislerin ifadeleri alınmadı ve soruşturma derinleştirilmedi. Tüm girişimlere rağmen işkence izlerinin tespiti için tam teşekküllü bir hastaneye sevkim yapılmadı. Bir üst mahkeme olan Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, takipsizlik kararlarına itirazlarımızı reddetti. Bu sebeple iç hukukta gidilecek başka yol kalmadığından AİHM’ne başvuru yapıldı. Ben Alman vatandaşıy ım. Gözaltında gördüğüm işkence ve kötü muamele ile ilgili olarak, İzmir Federal Almanya Başkonsolosluğu’na bilgi verdim. Bana yapılan işkence ve kötü muamele için başkonsolosluğun girişimlerde bulunmasını talep ettim. Alman Başkonsolosluğu 22.10.2002 tarihinde faksla, İzmir 1 Nolu F Tipi Cezaevi Müdürlüğü’nden işkence ve kötü muamele görüp görmediğimin tarafsız bir kuruluş tarafından, örneğin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından tıbbi muayenemin yapılarak bu konudaki kuşkuların giderilmesini talep etti. Başkonsolosluğun bu isteği karşısında Cezaevi Müdürlüğünce “tarafsız bir kuruluş tarafından tıbbi muayenesi konusu kurumumuz yetkisinde olmadığından” denilmek suretiyle 23.10.2002 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na söz konusu talep hakkında bilgi verilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 5 . 10 . 2 0 0 2 t a r i h i n d e A d a l e t Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ’ne başvurarak, Başkonsolosluğun tarafsız bir kuruluş tarafından tıbbi muayenemin yapılması talebi karşısında bunun mümkün olup olmadığı konusunda “tereddüt edildiği” bildirilerek ve ne şekilde hareket etmeleri gerektiği konusunda bilgi istenildi. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına 30.10.2002 tarihli yazı ile Almanya Başkonsolosluğunun söz konusu faksının suç ihbarı niteliği taşımakta olduğu belirtilerek “... suç ihbarları hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınızca ne şekilde işlem yapılıyor ise aynı şekilde işlem yapılması konusunda gereğinin yapılması” bildirildi. Bunun üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.10.2002 tarih, 2002/43882 hazırlık numarasıyla 3. hazırlık soruşturması başlatıldı. 15.08.2005, MEHMET DESDE ✓ (Devam Edecek)


bulmaca

1 SOLDAN SA⁄A: 1– Mihayliç Vasiliyeviç … Rus bilgini ve yazar›. 1711’de Arhangels’te do¤du, 1765’te Denisovka’da yaflam›n› yitirdi. Bir bal›kç›n›n o¤luydu. 1730’da evden kaçarak Moskova’ya gitti. Bir kefliflin yard›m›yla Slav-Yunan-Latin akademisine kabul edildi. Ö¤renimini sürdürmesi için Almanya’ya gönderildi. Orada filozof ve matematikçi Wolff ile tan›flt›. Ama profesörlerden birisiyle münakafla ederek kaçt›. Zorla Prusya ordusuna al›nmak istedi, hapse at›ld›, oradan da kaçt›. 1741’de Petersburg’a döndü, üniversiteye fizik ve kimya profesörü olarak atand›, bu tarihten itibaren verimli bir bilim adam› ve yazar oldu. Y›ld›r›m, havan›n tabiat›, elektrik, maddenin yap›s› üstüne önemli kuramsal çal›flmalar yapt›. M›srada vurgulu heceyi kullanarak Rus fliirine yenilik getirdi ve edebiyat dilini kilise dilinden kesin olarak ay›rd›. Rus Grameri isimli eseri bu türdeki ilk yap›tt›. Kilise Kitaplar›n›n Faydalar› Üstüne Önsöz, Belâgat adl› eserleri Rus edebiyat› için büyük kazançt›r. ‹lk modern fliirleri yazd› (Hotin’in Zapt› Üstüne Od). Yelizevata Petrovna zaman›nda saray flairi oldu. Çeflitli konularda odlar ve manzum mektuplar (Cam›n Faydalar› Üzerine) ve iki trajedi (Tamire ve Selim ile Demophon) yazd›. Bielinski’ye göre “edebiyaton büyük Petro’su” olan flair, Puflkin’in dedi¤i gibi Ruslar için “ilk üniversite” oldu. Moskova Üniversitesi bu flair ve bilginin giriflimiyle kuruldu; Tersi küçük bitki; 2– Büyüklük; Hayvanlar›n s›rt›na konulan, oturmak ve yük ba¤lamak için kullan›lan, iskeletli a¤açtan yap›lan bir çeflit yast›k; 3– Bir peynir türü; Erimifl bir parçan›n yüzeyini etkileyen pürüzlülük tipi; Eski dilde ay; 4– Genifllik; Bir tepe veya bir kayal›k içine do¤ru uzanan kovuk; Su; 5– Gümüfl; Bir nota; Eski dilde naz›mda “gibi” anlam›nda kullan›lan bir söz; 6– Yabanc›; Gökle ilgili; Uzunçalar simgesi; 7– Gerekli olan duruma karfl›t; 8– Erginlik; Teori; 9– ‹nmifl olan; Tersi, Mu¤la’n›n bir ilçesi; 10– Tersi, gençli¤i veya tazeli¤i, körpeli¤i kalmam›fl; 11– Eski bir uygarl›k; Eski dilde yemek; 12– ‹van Sergeyeviç … Rus yazar›. 1818-1883 y›llar› aras›nda yaflad›. Toprak sahibi bir ailenin o¤luydu. Çocuklu¤unda köleli¤in kötü sonuçlar›n› gördü. ‹lkö¤renimini evinde gördükten sonra Petersburg

Üniversitesi’ne girdi, Berlin’de yüksek ö¤renimini tamamlad›. Rusya’ya dönünce devlet memurlu¤u yapt›. Annesinin ölümü üzerine büyük bir mirasa kondu, topraklar›ndaki bütün köleleri azletti. Memuriyetten çekildi, kendisini edebiyata verdi. Bir süre Bat› Avrupa’da yaflad›. Yap›tlar›nda Rus toplumunu yans›tt›. ‹ki Dost, Han, ‹lk Aflk, Rudin, Bir As›lzade, Babalar ve O¤ullar, , Duman, S›¤›nt›, Avc›n›n Notlar› eserlerinden baz›lar›d›r. YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1– Osmanl› tarihinde 1818-1830 aras›ndaki döneme verilen ad. Bir dizi yenilik girifliminin de yap›ld›¤› dönemin esas özelli¤ini saray ve varl›kl› kesimin sürdürdükleri e¤lence dolu yaflant›y› uç noktalara götürmeleri oluflturur. Dönem, Patrona Halil önderli¤indeki isyanla kapanm›flt›r; Bir müzik aleti; 2– A¤›r kokulu bir gaz; Nam, flan; Yüz, çehre; 3– Y›lan; Aleni; 4– Kemiklerin toparlak ucu; Güzel kokulu bir madde; Tak›m›n k›sa yaz›l›fl›; Tersi, bir a¤›rl›k ölçüsü; 5– Piflmanl›k; Bir cetvel türü; 6– Padiflah çad›r›; Kuzu sesi; Ö¤ütülmüfl tah›l; 7– Uzaya sald›¤› dalgalar›n bir cisme çarp›p yans›mas›n› alarak o cismin yerini bulan, genelde uçak ve gemilerde kullan›lan alet; 8– Nikolay Aleksayeviç … 1905-1936 y›llar› aras›nda yaflam›fl olan Sovyet yazar. Güç koflullar alt›nda geçen çocukluk döneminden sonra, serüven dolu bir hayat yaflad›, iç savafla kat›ld› ve Polonya’da yaraland›. Sonra Komünist Gençlik Örgütü’ne (Komsomol) girdi. Kör ve sakat olmas›na karfl›n bu örgütün manevi lideri oldu. Ve Çeli¤e Su Verildi roman› çok büyük bir baflar› kazand› ve ikiyüz bask›s› yap›ld›. Daha sonra F›rt›nan›n Yarat›klar› adl› bir romana bafllad›ysa da bitiremeden öldü; Tersi, bir besin maddesi; 10– Milimetre; Tarihte Bat› Anadolu’da Tralles (Ayd›n) kenti yak›nlar›nda bir yerleflim merkezi; 11– Eskiden beri yap›lagelen; Akdeniz bölgesinde bir akarsu; 12– Günümüz romanc›lar›ndan. 1952’de ‹stanbul’da do¤du. Ortaö¤renimini Robert Kolej’de bitirdi. ‹stanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Karanl›k ve Ifl›k adl› roman›yla 1979 Milliyet Roman Yar›flmas›’nda birincilik ödülünü Mehmet Ero¤lu ile paylaflt›. Daha sonra Cevdet Bey ve O¤ullar› ile Orhan Ke-

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 mal Roman Arma¤an›’n›, Sessiz Ev ile 1984 Madaral› Roman Ödülü’nü kazand›. Bunu Siyah Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Gizli Yüz, Benim Ad›m K›rm›z›, Kar romanlar› büyük ilgi toplad›. Bir ‹sviçre gazete-

sinde yapt›¤› röportajda “Türklerin Ermeni ve Kürtleri katletti¤i” yönündeki sözleri dolay›s›yla hakk›nda dava aç›lmas› sonucu AB görüflmelerinin ön gününde ad› s›k s›k tart›fl›lan yazar…(Resim)

92. SAYIDAK‹ BULMACANIN ÇÖZÜMÜ

SOLDAN SA⁄A: 1– MONA L‹SA, BAB, 2– OPAL, KR‹KO, 3– ZET, TAKAS, RT, 4– ACUN, DAR, BOT, 5– RED‹F, P‹, 6– ‹FADE, OC, 7– LALE, LE, 8– S‹NEMA, ‹L, 9– SAZ, S‹NEK, SL, 10– ARMA, ROB, 11– AY, VA, EK, ‹M, 12– TAY, RÖNESANS YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1– MOZA, ‹L, SAAT, 2– OPEC, FASARYA, 3– NATURAL‹ZM, 4– AL, NEDEN, AV, 5– DE, ES, AR, 6– ‹RAD‹, AM‹K, 7– KAFA, AN, EN, 8– AKAR, ERKE, 9– RS, KO, 10– B‹, B‹A, 11– AKROPOL‹S, MN, 12– BOTT‹CELL‹

YAYIN TÜRÜ: YEREL SÜREL‹ YAYIN

‹flçinin, emekçinin, ezilenlerin sesidir! Bu sese güç ver! Abone ol, abone bul!

ABONE FORMU Aboneli¤in bafllat›labilmesi için seçilen abonelik süresine ba¤l› olarak abonelik ücreti yurtiçi ise: ÇA⁄RI Bas›n Yay›n Ltd. fiti.’nin Türkiye ‹fl Bankas› Galatasaray fiubesi 1022 0 738654 numaral› hesab›na, yurtd›fl› ise: Garanti Bankas›, Galatasaray - ‹stanbul fiubesi, Hesap-No: 9006021-1 EURO (068023875) hebab›na yat›r›l›p, ödemenin yap›ld›¤›na dair makbuzla abonelik formunun dergimize fakslanmas› veya mektupla gönderilmesi gerekmektedir.

Ad›

: .....................................................................................................................................................................................

Soyad›

: .....................................................................................................................................................................................

Adresi

: ..................................................................................................................................................................................... ......................................................................................................................................................................................

Tel.No.

: .....................................................................................................................................................................................

6 Ayl›k 1 Y›ll›k

Yurtiçi: 18 YTL Yurtiçi: 30 YTL

Yurtd›fl›: 20 Euro Yurtd›fl›: 40 Euro

...........................................................................................................................................................................................................................

Tarih ve abonenin imzas›

ÇA⁄RI Bas›n Yay›n Ltd. fiti Ad›na Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Aziz Özer º Yönetim Yeri ve Adresi: Mahmutpafla Mah., ‹mranl› Sk. No: 8, Okmeydan›/ fiiflli - ‹stanbul Tel.: (0212) 235 35 70 Fax: (0212) 253 19 27 e-mail: mail@ydicagri.com www.ydicagri.com º Banka Hesap No: Türkiye ‹fl Bankas› Galatasaray-‹stanbul Hesap No: 1022 0 738654 º Yurtd›fl› Temsilcili¤i: Güney Kitabevi Frohlinder Strasse 60 44577 Castrop-Rauxel Tel.: (02305) 542846 Fax: (02305) 542845 º SAYI: 93 · EK‹M’2005 ISSN 1301-692X93 º Türkiye: 2 YTL (KDV DAH‹L) 2,50 Euro º Bask›: Senfoni Matbaas› (493 37 60)

27


Çağrı - 93  

Ekim2005/9• F‹YATI 2YTLKDV DAH‹L • ISSN 1302-692X93 Karkerên jin û mêr! Jixeynî zencîrên we tifltekî weyêwendakirinê tune! Hûn dikanin cîhane...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you